Uluslararası hukukta iç savaşın düzenleme altına alınması
2023
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Akif Emre Öktem
Abstract (TR)
21. yüzyılda uluslararası ilişkileri gerekçelendiren başlıca ahlâkî, felsefî ve siyâsî önermelerin üzerine inşa edildiği normatif zemin, namı diğer uluslararası hukuk, aşırılıklar çağının ilk yarısında vuku bulan iki büyük topyekûn savaş felaketi üzerine erişilen uluslararası uzlaşıdan mirastır. Yarım yüzyıl boyunca savaşın tahakkümü altında tecrübe edilen akıl almaz yıkımın ertesinde, 25 Nisan 1945 tarihinde toplanan San Fransisko Konferansı'na katılan devletlerin öncülüğünde akdedilen 26 Haziran 1945 tarihli Birleşmiş Milletler Şartı dâhilinde tescil bulan bu uzlaşı, her ne pahasına olursa olsun, uluslararası ilişkilerde savaşın engellenmesi ve önlenmesi gerekliliğini savunan idealist düşünce temelinde inşa edilmiştir. Bu üstün ideali hayata geçirebilmek için, Şart'a taraf devletler, uluslararası uyuşmazlıklarını barışçıl yollarla çözüme kavuşturmayı taahhüt etmekle kalmamış, ayrıca, o güne değin devlet egemenliği ile sıkı sıkıya bağlı görülen uluslararası ilişkilerinde askerî kuvvete başvuru yetkilerinin sınırlandırılmasını kabul etmiştir. Daha önemlisi, taraf devletlerce altına girilen bu yükümlülükleri teminât altına almak maksadıyla, Şart dâhilinde ifade bulan temel ilke ve kurallar ışığında vücût bulan Birleşmiş Milletler Örgütünün organları uluslararası barış ve güvenliğin tesisi ve temini işlevi, sorumluluğu ve yetkisiyle donatılmıştır. Bu suretle, ulusal siyasetin bir aracı olarak askerî kuvvete başvuruyu devletin münhâsır yetkisinde yer alan, uluslararası ilişkilerin olağan bir müessesesi sayan Avrupa devletler hukuku [klâsik uluslararası hukuk] düzeninin sona erdiği ve aslî işlevleri hukukun üstünlüğü temelinde uluslararası ilişkilerde sürdürülebilir barış ve güvenlik üzerinden tanımlanan modern uluslararası hukuk düzenine geçişin gerçekleştiği kabul edilmektedir. Uluslararası ilişkiler düzleminde gerçekleştirdiği yapısal dönüşüm itibariyle kendisine kurucu nitelik atfedilen 1945 Birleşmiş Milletler Şartı'yla birlikte, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, karşılıklı ilişkilerinde ortak kurum ve kuralları benimseyen ve aralarında gündeme gelen ihtilâfları barışçıl yollarla, olabildiğince hukuk usûlleri dairesince çözüme kavuşturmaya yönelen devletlerden mütevellit bir uluslararası toplum kurgusunun hayata geçirilebildiği gözlemlenmiştir. Bu sayede, filhakika, binlerce yıl boyunca sayısız acıya sebebiyet veren devletlerarası savaşlar modern uluslararası ilişkilerde nadiren gündeme gelmiştir ve günümüzde açıkça istisnaî birer durum telâkkî edilmektedir. Ancak veriye dayalı araştırmalar kapsamında reddi güç biçimde teyit edilen mevcût görüntü itibariyle, günümüzde savaşı tanımlayan paradigmanın değiştiğini savunmak mümkün hale gelmiştir. Nitekim, literatürde devletlerin silâhlı kuvvetlerini cephede karşı karşıya getiren konvansiyonel savaş paradigmasının yerini iç savaş paradigmasına bıraktığı açıkça ifade edilmekte ve bu sebeple, modern dünyada iç savaşların kolektif siyâsî şiddet olgusunun aslî şekline evrildiği önermesi genel kabul görmektedir. Özet olarak, yaklaşık son üç yüz yıldır uluslararası ilişkileri nitelendiren devletlerarası savaş çağı sona ermiştir ve ne kadar süreceği belirsiz, yanıp tutuşan bir iç savaş çağına geçiş gerçekleşmiştir. Modern devletin ülkesel coğrafya üzerinde meşrû şiddet tekelini elinde bulunduran siyâsî otorite olarak tanımlanması, devletler sistemi dâhilinde icra edilen uluslararası ilişkiler düzleminde savaşa yüklenen anlamın yüzlerce yıl boyunca safi devleti esas alır mahiyette şekillenmesinin arkasında yatandır. Tarihi süreçte, devletin tahkim aşamaları dâhilinde, şiddetin en karmaşık şekline karşılık gelen savaşın devlet tekeli dışına taşırılmasını beklemek anlamsızdır. Buna bağlı olarak, en erken dönem uluslararası hukuk düşüncesiyle birlikte, savaşa ilişkin her tür kavram ve kurum merkezinde sadece devletin yer aldığı bir fikrî zemin üzerine inşa edilmiştir. Bu zemin itibariyle, uluslararası hukuk düşüncesinde, savaş sadece devletlerin yasal olarak başvurabileceği bir eylemi, yalnızca devletlerarası ilişkiler düzleminde gündeme gelen bir olguyu ve ancak devletler arasında vuku bulduğunda uluslararası hukuk düzenini ilgilendiren bir hukukî statüyü tanımlar mahiyette ele alınmıştır. Buna karşın, devleti oluşturan farklı kesimler arasında vuku bulan ve kimi zaman devletlerarası savaşları aratmayacak derecede şiddetli biçimlerde seyredebilen iç savaşlar ise, bu tür savaşları gerçek anlamda bir savaş saymayan Batı düşünce geleneğine paralel, uluslararası hukuk öğretisinde esas alınan savaş kuramından dışlanmıştır. Usûlî boyutta iç savaş konusu ile uluslararası hukuk öğretisi arasındaki mesafe uluslararası hukuk düzeninin varlığını gerekçelendirmek için modern sosyal bilimler dâhilinde kabul gören yöntemler temelinde benimsenen uluslararası hukuk usûlüyle alâkalıdır. 19. yüzyıldan itibaren uluslararası hukukun öğretide düalist-pozitivist içtihât temelinde gerekçelendirilmesi neticesinde, iç savaş sorunu muhâkeme edilmesi güç bir meseleye evrilmiştir. Hukukî muhâkemeden her tür doğal hukuk referansının silinmesi ve esasa ilişkin olarak, benzeri şekilde, her tür meta-fizik önermenin reddi anlamına gelen bu içtihât, uluslararası hukukun varlığını salt egemen devlet iradesine dayandırmak suretiyle, uluslararası hukuk düzenine ilişkin kuramsal zemini şeklî hukuk tartışmalarına indirgemiş ve uluslararası hukuk ile ulus hukuk düzenleri arasına sıkı bir egemenlik perdesi çekmiştir. Bu perdenin hangi durumlarda ve ne ölçüde aralanacağı ise bir bütün olarak devlete emanet edilmiştir. Buna bağlı olarak, uluslararası andlaşmalar veya uluslararası teâmül hukuku gibi devletler tarafından kabul gören uluslararası hukukun şeklî kaynakları kapsamında düzenleme altına alınmayan herhangi bir konuda devletlerin hareket serbestisi esas alınmıştır. Başka bir ifadeyle, şeklî uluslararası hukuk kapsamında düzenlenmemiş meselelere karşı uluslararası hukukun tarafsızlığı karinesi geliştirilmiştir. Ancak, uluslararası hukuk düzeni hiçbir zaman sadece ilke ve kurallar toplamından ibaret olmamıştır; bu düzen uluslararası ilişkilerin siyâsî gerçekliğine hukukî zemin sağlayan bir sistem tasarımıdır ki bu sebeple uluslararası hukuk asla maddî gerçekliğin bütünsel reddî üzerine kurgulanmamıştır. Belirli bir dönemde benimsenen hukukî varsayımlar her ne olursa olsun, nihâyetinde iç savaşlar maddî bir gerçekliktir, belirgin bir ciddiyet seviyesine eriştiği noktada uluslararası ilişkileri doğrudan etkileyen. Devletler mağdur veya üçüncü devlet sıfatıyla artan oranda bu tür savaşlar ile muhatap olmak durumunda kaldıkça, özellikle de menfaatleri olumsuz yönde etkilendikçe, hukukî boyutta iç savaşların görmezden gelinme ihtimâli ortadan kalkmıştır. Devletlerin iç savaşlara doğrudan uygulanabilir nitelikte akdî veya teâmülî bir uluslararası hukuk oluşturmaya yanaşmaması karşısında, ilk aşamada, bu tür savaşlardan kaynaklı hukukî sorunların çözümüne yönelik uluslararası hukukun teâmülî müesseselerinden tanıma işlemi üzerinden yaratıcı bir ara formül türetilmiştir. İç savaşa taraf ve bir isyan şeklinde nitelendirilen devlet dışı örgütlü silâhlı gruplara, önce, geleneksel olarak devletlerarası savaşlarda gündeme gelen muhâriplik statüsünün tanınması, sonra da bu usûle ayaklanma statüsünün de eklenmesiyle hayata geçirilen bu ara formül temelinde devlet dışı unsurlara geçici ve işlevsel bir hukuk kişiliği kazandırılmış ve devletlerarası savaşlara özgülenmiş ilke ve kuralların kısmen de olsa kıyas yoluyla iç savaşlara uzatılması sağlanmıştır. Böylece, iç savaşlara doğrudan uygulanabilir ilke ve kurallar oluşturmak yerine, kimi iç savaş örnekleri, en azından süregittikleri müddetçe, devletlerarası savaşlara benzeri bir kapsamda ele alınmış ve bu iç savaşlar sırasında üçüncü devletlerin uluslararası hak ve menfaatlerinin korunmasına yönelik tarafsızlık hukukuna sığınmasına imkân sağlanmıştır. Ancak 19. yüzyıl boyunca bu konudaki devlet uygulamalarının doğal olarak menfaat odaklı şekillenmesi, dolayısıyla da yeknesaklık arz etmemesi sebebiyle, öğretide iç savaşların tanıma usûlüyle dışsallaştırılması konusunda tutarlı bir kuramsal zeminin kurgulanması mümkün olmamıştır. 20. yüzyılın ilk yarısında kısmen de olsa sürdürülen bu ara formül 1945 Birleşmiş Milletler Şartı'nın kabulü ertesinde terk edilmiştir. Uluslararası hukukta iç savaş konusunda gerçekleşen en önemli gelişme, 1949 Cenevre Sözleşmeleri'nin kabulüyle birlikte, tarihi süreçte silâhlı çatışmalar hukuku / uluslararası insancıl hukuk adını alacak olan savaşın hukuku ve teâmülleri kapsamında gerçekleşmiştir. Sözleşmelerin hazırlık sürecinde devletler, ilk defa, iç savaşlara doğrudan uygulanabilir nitelikte ilke ve kuralların oluşumuna yeşil ışık yakmıştır. Böylece, herhangi bir tanıma usûlüne başvuruya ihtiyaç duyulmaksızın, iç savaşların silâhlı çatışmalar hukuku kapsamında ele alınmasına yönelik bir normatif vücûdun oluşumunun önü açılmıştır. Sözleşmeler çerçevesinde ihdâs edilen uluslararası silâhlı çatışma ve uluslararası nitelikte olmayan silâhlı çatışma statüleriyle birlikte ve bu sonuncusuna özgülenmiş her dört Sözleşme'ye ortak Madde 3 uyarınca, uluslararası hukukun akdî kaynakları altında iç savaşlar sırasında geçerli kimi asgarî davranış kuralları hayat bulmuştur. Uluslararası hukukta iç savaşın hukukunun oluşumunun ilk adımına tekâbül eden bu radikal gelişme, 1977 yılında akdedilen 1949 Cenevre Sözleşmeleri'ne Ek Protokol I ve Ek Protokol II'nin kabulüyle desteklenmiştir ki Ek Protokol II hâlihazırda bir bütün olarak iç savaşlara adanmış olan ilk ve tek uluslararası andlaşmaya karşılık gelmektedir. Soğuk Savaş sonrası dönemde iç savaşlara yönelik uluslararası hukukun gelişimi hızla tekil devlet iradelerinden bağımsızlaşmıştır. 1990'lı yılların başından itibaren görülen iç savaşların uluslararası ilişkiler düzleminde doğurduğu sorunlar karşısında ve artan uluslararası kamuoyu desteğiyle, iç savaşlara yönelik düzenlemelerin oluşumunda devletlerden ziyâde kurumsal yapılar ön plana çıkmaya başlamıştır. Özellikle Yugoslavya Mahkemesi, Ruanda hakkındaki Uluslararası Ceza Mahkemesi ve daîmî Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi silâhlı çatışmalar hukukunun ihlâllerini yargılamakla yetkili kurumlar, uluslararası insan hakları hukuku sözleşmelerinden doğan denetim organları ve kimi ulusal yargı yerleri, verdikleri kararlar çerçevesinde iç savaşa ilişkin uluslararası hukuk normlarının gelişimi işlevini üstlenmiştir Çalışmamız, uluslararası hukuk düzeninin tarihi gelişimi sürecinde gerek devletlerce benimsenen hukuk siyasetini gerekse de uluslararası hukuk düzeninin temel niteliklerinde tecrübe edilen dönüşümü dikkate almak suretiyle, iç savaş sorununun düzenleme altına alınmasına yönelik temel usûllere ve 21. yüzyılda bu usûllerde gözlemlenen değişime odaklanmıştır. Çalışma, uluslararası hukukta iç savaş sorununa normativist bir perspektiften yaklaşmak veya hâlihazırdaki düzenlemelerin esasına odaklanmak yerine – zira bu konuda yeterli uluslararası kaynak mevcuttur – nadiren gündeme getirilen, normu yaratan usûlün gelişiminin sebebine ve meta-hukuk düzleminde normun yaratılma sürecine yoğunlaşmaktadır. İnancımız odur ki normun esasından ziyade oluşum usulüne odaklanmak suretiyle, uluslararası hukukta iç savaşlara ilişkin ilke ve kuralların oluşumunun hangi gerekçelerle gündeme geldiği ve nereye doğru evrildiğini zamana yayılmış bir düzlemde konumlandırmak mümkün olacaktır. Böylece, Türk uluslararası hukuk literatüründe esasa ilişkin gerçekleştirilmesini umduğumuz müteâkip çalışmalara usule ilişkin bir kaynak ortaya konacaktır. Beyan edilen bu amaç doğrultusunda ve Aristo'nun herhangi bir şeyi anlamak istiyorsan, başlangıcını ve gelişimini gözlemle deyişinden hareketle, ilk aşamada, klâsik uluslararası hukuk döneminde devletlerin uluslararası hukuk uygulamalarında iç savaş sorununa ilişkin benimsedikleri yaklaşımlar ve bu yaklaşımlar çerçevesinde şekillenen uluslararası hukuk müesseseleri ortaya konacaktır. Bu kapsamda, tanıma usûlüyle iç savaşların düzenleme altına alınmasına yönelik uygulamalar ile iç savaşları doğrudan uluslararası hukuk kapsamında düzenleme altına almaya yönelik girişimler üzerinde durulacaktır. İkinci aşamada ise iç savaşın doğrudan uluslararası hukuk düzeni dâhilinde düzenleme altına alınması anlamına gelen 1949 Cenevre Sözleşmeleri'nin kabulüyle birlikte ihdâs edilen uluslararası nitelikte olmayan silâhlı çatışma statüsünün oluşum ve gelişim süreçleri tartışılacaktır. Bu kapsamda, 1949 Cenevre Sözleşmeleri'ne Ortak Madde 3 ve 1977 Ek Protokol II kapsamında bu statüye ilişkin tarihi detaylandırılacaktır. Son aşamada ise 21. yüzyılda uluslararası nitelikte olmayan silâhlı çatışma statüsünün akdî uluslararası hukuk zemininden bağımsızlaşmasına yol açan dönüşüm değerlendirilecektir. Başta uluslararası ceza mahkemelerinin içtihadı temelinde gelişen bu süreç neticesindedir ki modern uluslararası hukuk düzeninde iç savaşlara doğrudan uygulanabilir nitelikteki ilke ve kurallar genişletilmiş ve etkinleştirilmiştir. Ve daha önemlisi, uluslararası nitelikte silâhlı çatışma statüsünün bağımsızlaşması uluslararası hukuk düzeninin bu tür savaşları kapsayıcı vücudunun da genleşmesine imkân tanımıştır.
Author
Dr. Mehmet Cengiz Uzun
Institution
How to Cite
Mehmet Cengiz Uzun (Doktora Tezi). Uluslararası hukukta iç savaşın düzenleme altına alınması, 2023, Galatasaray University.
Keywords
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
