İç savaş
121 theses under this subject heading
Suriye haberlerinin Türkiye basınında çerçevelenişi
Haber çerçeveleri, bireysel çerçeveleri etkileyen oluşturan ilk basamak olarak görülmektedir. Yapılan araştırmalarda savaşın, çatışmaların ve toplumsal olayların basına yansıdığı dönemlerde, haber çerçevelerinin daha belirgin hale gelebildiği görülmüştür. Haberlerde kullanılan gizli yaftalar, saklı göndermeler, neden sonuç muhakemesi sağlayıcıları gibi unsurlar, bireysel çerçeveleri aynı yönde etkileyebilmektedir. Yakın tarihin en büyük toplumsal olaylarından biri olan Suriye İç Savaşı, Türkiye gündemini yoğun şekilde belirlemiş, aynı paralelde tartışmalar yaratmıştır. Bu dönemde Türkiye basınındaki haber çerçevelerini ve gazetelerin genel yayın politikalarına göre belirlediği çizgiyi araştırmak, okuyucu çerçevelerine etkinin öngörülebilmesi açısından önemlidir. Bu çalışma, Suriye haberlerinin belirlenen tarih dönemlerinde Türkiye basınında nasıl çerçevelendiğini incelemeye yöneliktir. Bu kapsamda Türkiye'de yayımlanan Hürriyet, Sözcü ve Zaman gazeteleri içerik ve çerçeveleme analizi ile değerlendirilmiştir.
Arabuluculuğun zamanlaması: Suriye iç savaşı'nda karşılıklı zarar veren çıkmaz ve ötesi
Bu çalışmanın amacı, Suriye İç Savaşı'nı, Olgunluk ve Karşılıklı Acı Veren Çıkmaz teorileri bağlamında ele almaktır. Söz konusu teoriler, literatürde uzun süren iç savaşları açıklamak için kullanılmaktadır. Bu tez, teorik nosyonları Suriye İç Savaşı ile test ederek bir vaka çalışması sunmaktadır. Çalışma ana hatlarıyla 4 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Olgunluk ve Karşılıklı Acı Veren Çıkmaz kavramlarının teorik çerçevesi çizilmiştir. İkinci bölümde, Suriye İç Savaşı tarihsel bağlamda incelenmiş ve güncel durum aktarılmıştır. Üçüncü bölümde, barış adına yapılan girişimler ve görüşmeler incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise savaş, teoriler bağlamında ele alınmış ve çözüm önerileri sunulmuştur. Sonuç olarak çatışmanın, tarafları karşılıklı olarak acı veren bir çıkmaza sürükleyerek olgun bir ana ulaştığı görülmektedir. Çalışma, bu sonucu teorik nosyonlar ile ispatlamıştır. Literatürde Suriye İç Savaşı barış çalışmaları kapsamında ele alınsa da, söz konusu teoriler ile alakalı bir vaka çalışması bulunmamaktadır. Çalışma, literatürdeki bu açığı azaltmayı ummaktadır.
Suriye iç savaşı çerçevesinde Rusya'nın hibrit savaş stratejilerinin analizi
Bu çalışma, Rusya'nın Suriye'deki hibrit savaş uygulamalarını geniş bir perspektifte incelemektedir. Araştırma, "Rusya'nın Suriye'deki faaliyetleri hibrit savaş uygulaması mıdır?" ana sorusu üzerine inşa edilmiştir. Bu bağlamda araştırmanın temel argümanı, Rusya'nın Suriye'de başarılı bir hibrit savaş icra ettiğidir. Çalışmanın amacına ve önemine uygun olarak nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve elde edilen veriler analiz edilerek yorumlanmıştır. Çalışmada hibrit savaş olgusu, uluslararası ilişkiler teorilerinden biri olan ofansif realizm teorisi ölçüt alınarak örnek olay (case study) olarak seçilen Suriye krizi perspektifinde analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, Rusya Suriye'de hibrit savaş bileşenleri olan enformasyon harbi, propaganda, siber-elektronik harp, gayrinizami harekât ve konvansiyonel harekâtı koordineli bir şekilde uygulayarak başarılı bir hibrit savaş icra etmiştir. Çalışma, anarşik uluslararası sistemde güç dengesini değiştirmeye çalışan Rusya'nın ofansif realizmin temel varsayımlarına göre hareket ettiğini ortaya koymaktadır. Güç dengesini kendi lehine değiştirmek isteyen Rusya, bunun için güç kullanmaktan çekinmemiş ve Suriye iç savaşına müdahil olarak Soğuk Savaş sonrası Orta Doğu'da kaybettiği etki alanını tekrar kazanmak istemiştir. Bu doğrultuda Rusya'nın ortaya koyduğu stratejiler, Rusya'nın hibrit savaşın özelliklerini karşıladığını ve ofansif realist paradigmayla uyumlu olduğunu göstermiştir.
Dini referanslı radikalleşme örüntüleri: Suriye örneği
Radikalleşme bir olgu olarak karmaşık ve katmanlı bir süreci ifade etmektedir. Yürütülen çalışma dini motivasyonlu radikalleşme üzerine odaklanmakta ve Suriye sahasını incelemektedir. Araştırmanın konusu Türk vatandaşlarının Suriye'de gerçekleşen iç savaşa hicret veya cihat amacıyla katılım gösterme nedenleri ve radikalleşme örüntüleridir. Bu kapsamda yeni medya ve sosyal ağlar sağladığı imkânların da göz ardı edilemeyeceği açıktır. Araştırma bireysel, grupsal veya kitlesel nedenlerden beslenen ortak süreç ögelerinin ortaya çıkarılması radikalleşme olgusunun daha net tanımlanmasına ve buna karşı yürütülecek politikanın da dinamiğinin belirlenmesine katkı sağlayacaktır. Araştırma kapsamında nitel bir yaklaşım benimsenmiştir. Çalışma, radikalleşmiş bireyler ile radikalleşme hikâyeleri ve süreçleri üzerine gerçekleştirilmiş vaka incelemeleridir. Aynı zamanda akademik bir amaca yönelik, bilimsel topluluğa hitap eden temel bir araştırmadır. Araştırma açıklayıcı bir çalışma olmakla birlikte zaman açısından ise kesitsel bir yaklaşıma sahiptir. Araştırma bulgularına bakıldığında medeni durumun radikalleşme ve cihada katılma yönünden fark yarattığı belirlenmiştir. Katılımcıların hiçbirinin orta öğretim üzerinde bir eğitim almaması dikkat çekici olmakla birlikte bu durum uluslararası literatürde ki çalışmalardan ayrılan bir bulgu olmaktadır. Katılımcılarda toplumsal uyuşmazlık ve aidiyet hissedememe durumları görülmektedir. Bazı katılımcıların geçmişlerinde uyuşturucu madde kullanımı, suç ve hapis cezası aldıkları görülmekte bu da çalışma içerisinde arınma diskuru olarak bahsedilen durumu desteklemektedir. Kişilerin sosyo-ekonomik durumunun orta sınıfın ağırlıklı olmasına karşın alt sınıflarda yoğun bir yığılma göze çarpmamaktadır. Bu durum farklı çalışma verileri ile de uyum göstermektedir. Katılımcılardan sadece birinde daha önce farklı bir cihat sahasında deneyimi bulunmaktadır. Kişilerin radikalleşmesinde en önemli hızlandırıcının sosyalizasyon ve farklı bir çevre edinimi ile olduğu görülürken sosyal medya v ve internet bilgi kaynaklarına ulaşmayı kolaylaştırmıştır. Katılımcılar özledikleri çeşitli şeyler olduğunu belirtmekle birlikte geri dönmeyi düşünmemektedir. . Katılımcıların kendi yaşadıklarını ve deneyimlerini aktarmış olmaları sürecin resmini çizebilmek açısından önemli olmuştur. Çalışmanın literatürde hem radikalleşme örüntüleri bağlamında katkı sağlayacağı hem de de-radikalizasyon için önemli bulgular sağlayacağı düşünülmektedir.
Suriye iç savaşının bölge halkına etkileri ve çözüm önerileri (Suriye'de Arap Baharı)
Ortadoğu'nun gidişatını tüm yönleriyle değiştiren bir kriz olarak tanımlanan Arap Baharı, 2011 yılından itibaren Arap ülkelerinde halkın ayaklanmalarına neden olarak ülkedeki birçok liderin ve yönetimin devrilmesine neden olmuştur. Halkın başlatmış olduğu bu ayaklanmalar büyüyerek devam ederek iç isyanlara dönüşmüştür. 7 yıldır bir türlü sonlandırılamayan iç isyanların en kanlı sahneleri ise Suriye'de yaşanmıştır. Ortadoğu'da tüm ezberleri bozan Suriye iç savaşı, bölgedeki terör örgütlerinin durumdan istifade ederek bölgedeki toprakları işgal etmelerine neden olmuştur. 2013 yılından itibaren Suriye iç savaşına dâhil olan terör örgütleri arasında Irak Şam İslam Devleti (İŞİD) ve Ad-Dawlah Al- İslamiyah Fil Irak Wa Ash-Sham (DEAŞ) gibi gruplar yer almaktadır. İŞİD terör örgütü bölgede kısa sürede yükselişe geçerek, jeopolitik olarak öneme sahip olan bölgeleri hâkimiyeti altına almayı başarmıştır. İŞİD terör örgütünün önemli liderlerinden olan Ebu Bekir El Bağdadi, 2014 yılında İslam Devleti'nin kurulduğunu açıklayarak halifeliğini ilan etmiştir. İŞİD'in hâkimiyetinde olan bölgelerde zamanla toplumsal sorunlar yaşanmakta olup, terör örgütünün yapmış olduğu şiddetsel yönetimle sonucunda yaklaşık 14 milyon insan bölgeden göç etmek zorunda kalmıştır. Anahtar Sözcükler: İŞİD, Ortadoğu, Suriye, Terörizm, Türkiye
The political economy of citizen journalism at war conditions: an ethnographic research on the exploitation by media institutions of citizen journalists in Syria
What motivated amateur civilians to become citizen journalists during the Syrian War, and how did the media institutions rob them of their rights? In this research we examined the political economy context of the practice of citizen journalism as a profession, which has been changed by the conditions of war together with the possibilities of new media technologies, with the ethnographic method. In the research, phenomenological design, which is one of the qualitative research methods, was used. Within the scope of the research, Citizen Journalists and representatives of media institutions were interviewed. Data were collected through interviews with twenty-seven participants within the scope of the research. Participants were included in the research voluntarily. An interview form with 9 questions developed by the researcher was used as a data collection tool in the research. Qualitative data analysis methods were used in the analysis of the research data. In this context, data were analysed by content analysis. In addition, it was stated in the research that the most important reasons for the emergence of citizen journalists in Syria were that the regime did not report the events and that the international press was prevented from entering such events, and that the civilians were reporting the events to the world. In this context, citizen journalists define themselves as activists who document violations and learn journalism over time and through the events they experience. Then these people cooperated with international media institutions, but these media institutions did not give them all their due rights.
Sudan's revolution 2018 and impact on foreign relations
This study examines the impact of the 2018 Sudanese Revolution on Sudan's international relations and foreign policy. Utilizing a neoclassical realism framework, it highlights national interests and power dynamics as key factors. A mixed-methods approach combines primary data, documentary analyses, and expert insights to assess historical context and changes in foreign policy. The findings reveal two main outcomes. First, Sudan's removal from the U.S. list of state sponsors of terrorism in 2020 significantly improved its international standing, creating opportunities for foreign investment and economic collaboration with Western nations. Second, the revolution transformed Sudan's relationships with neighboring countries, Western powers, and Arab allies, enhancing its image in the international community. However, these gains are fragile. The initial improvements were short-lived due to a return to civil war, driven by various domestic and international interests. This regression highlights the complex interplay between internal political dynamics and external factors in shaping foreign policy. The research enhances understanding of how revolutionary movements can influence a nation's foreign policy and global standing, stressing the need to consider both internal changes and external pressures. Additionally, it addresses the challenges faced by transitioning states in maintaining diplomatic gains amid instability.
Suriye iç savaşının Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerine etkisi
Suriye'nin içinde bulunduğu kriz hali, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'nin ikili ilişkilerinin başka bir boyuta geçmesine, neden olmuştur. Çalışma, Suriye iç savaşı ekseninde Türkiye ve ABD ilişkilerinin gelişimini ve geleceğini çözümlemek amacıyla yazılmıştır. Tez çalışmasının temel araştırma sorusu, Suriye iç savaşının Türk-Amerikan ilişkilerini ne boyutta etkilediğini, ileriki yıllarda iki ülkenin ilişkilerinin seyrinin nasıl olacağı ve bunun Türkiye ekonomisi üzerinde yarattığı etkinin analiz edilmesidir. Bu doğrultuda, Suriye iç savaşı nedeni ile inişli çıkışlı bir hal alan Türkiye-ABD ilişkilerinin, kısa ve orta vade de istikrarsız bir seyir izleyeceği ve Suriye krizi kapsamında Türkiye ekonomisinin büyük tahribat aldığı önermesi savunulacaktır. Bu doğrultuda söz konusu hususlar reelpolitik bir bakış açısıyla ele alınacaktır. Tez çalışmasında araştırmanın amacı ve varsayımları bağlamında nitel bir araştırma yöntemi olarak literatür taraması uygulanmıştır. Tez çalışmasında birincil kaynaklar olan, resmî belgelerle birlikte devlet adamlarının yaptığı beyanların analizine özel olarak önem gösterilmiştir. Konu kapsamında uluslararası çeşitli düşünce kuruluşlarının analizlerinden ikincil kaynaklar olarak yararlanılmıştır.
Suriye'deki iç savaş'ın Şii jeopolitiği bağlamında değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, Arap halk hareketlerinin Suriye'de sekteye uğramasına sebep olan en büyük faktörün, Suriye Ordusu'yla birlikte rejim muhaliflerine karşı savaşan İran ve Hizbullah unsurlarının verdiği siyasi, askeri ve ekonomik destek olduğunu ve bu desteğin Şii jeopolitiği bağlamında gerçekleştirildiğini ispatlamaya çalışmak olacaktır. Bu kapsamda, öncelikle Suriye'nin nasıl bir yapıda ülke olduğunun bilinmesi amacıyla Suriye'nin tarihi ve coğrafik özellikleri, sosyo-ekonomik yapısı ve siyasi yönetimi hakkında temel bilgiler verilmiştir. Ayrıca, Arap baharı denilen sürecin tam olarak ne olduğu, hangi sebeplerden ötürü meydana geldiği ve diğer Arap ülkelerinde sorun yaşamadan ilerleyen sürecin neden Suriye'de bir anda duraksamaya başladığı konusu üzerinde durulmuştur. Bununla beraber, İran ve Lübnan Hizbullahı hakkında tanıtıcı bilgilere yer verilmiş, anılan güçlerin Suriye krizine uluslararası toplumun aleyhinde hareket etmesinde Şii Hilali yada Şii jeopolitiğinin neden olduğu hususlarına değinilmiştir.
Yeni Dünya düzeni bağlamında terör, vekâlet savaşları ve Türkiye
Değişen koşullar neticesinde vekâlet savaşları kavramı yeni yüzyılın yeni savaş stratejisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde terör örgütleri başta olmak üzere farklı devlet ve devlet dışı aktörlerle yürütülen Vekâlet Savaşları özellikle Ortadoğu coğrafyasında sıkça yaşanmaktadır. Yeni Dünya Düzeni bağlamında ve değişen koşullar çerçevesinde Vekâlet Savaşlarının bugün olduğu gibi gelecekte de en çok tercih edilen savaş stratejisi olacağı tahmin edilmektedir.Bu tez çalışması sonuç hariç üç bölüm olarak ele alınmıştır. İlk bölümde ABD ve Batılı müttefikleri tarafından oluşturulmaya çalışılan Yeni Dünya Düzeni ve bu düzenin bir yansıması olarak günümüzde tüm dünyayı saran Terör ve Terörizm kavramları ele alınmıştır. İkinci bölümde günümüzde devlet ve devlet dışı aktörlerin yeni savaş stratejisi haline gelen Vekâlet Savaşlarının ne olduğu, neden ortaya çıktığı, nasıl yürütüldüğü ve aktörlerinin kimler olduğu başlıklar halinde örneklerle açıklanmıştır. Üçüncü ve sonuç bölümünde Türkiye'nin zorlaşan konumuyla beraber vekâlet savaş stratejisini hayata geçirmesinin gerekliliği anlatılmıştır. Ayrıca Türkiye'nin Suriye iç savaşında doktrine etmeye çalıştığı vekâlet savaş stratejisi, bu stratejide yapılan hatalar ve çıkarılması gereken dersler ele alınmıştır.
50 yıllık iç savaştan barış görüşmelerine giden mücadele: FARC ve Kolombiya örneği
Terörizmle mücadele içerisinde olan devletler, Soğuk Savaş döneminin bitimine kadar mücadele yöntemi olarak çoğunlukla askeri unsurlara odaklanmışlardır ve terörizme etki eden diğer unsurları görmezden gelmişlerdir. Bu nedenle terörizmle mücadele konusunda başarıya ulaşmada zorlanmışlardır. Diğer bir ifadeyle, terörizmle mücadelede başarıya ulaşılabilmesi için halk-askeri mücadele-siyasi iradenin birlikte uyum içerisinde çalışması gerektiğinin göz ardı edilmesi Kolombiya örneğinde olduğu gibi diğer pek çok ülkede de terör sorunun yıllarca sonlandırılamamasına neden olmuştur. Bu çalışma içerisinde öncelikle savaş ve güvenlik kavramları tanımsal olarak ele alındıktan sonra tezin teorik yapısını oluşturmak adına kuramsal olarak savaşın değişen yapısı, özellikle Soğuk Savaş dönemi ve sonrası dönem içerisinde değişen güvenlik ve tehdit algısı incelenecektir. Daha sonra ise terör, gerilla, azınlık konularına yönelik genel bir çerçeve çizilecek olup, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri(FARC) ve Kolombiya örneğinde yaklaşık 50 yıldır süren iç çatışma sürecini ve Kolombiya'nın bu örgütle olan mücadelesine odaklanılarak hem çatışma sürecini hem de son dönemde başlayan barış görüşmelerini etkileyen faktörler incelenecektir. Bu çerçevede, hem devlet başkanlarının rolü gibi iç faktörlerin hem de uluslararası örgütler ve diğer devletler gibi dış faktörlerin Kolombiya ve FARC arasında süren bu çatışmaya ve son dönem barış görüşmelerine ne derece etki ettiği konusu incelenecektir. Kolombiya'da 1600'lü yıllarda ortaya çıkan ayrımcılık, ötekileştirme sorununun 1900'lere gelindiğinde öncelikle siyasi yaşamın sonrasında ise sosyal ve ekonomik hayatın istikrarsız bir hal almasına ve bunların neticesinde terör sorunun ortaya çıkmasına ortam hazırladığı fakat bu sorunun çözüm süreçlerinde hem iç hem de dış faktörlerin önemli rol oynadığı savunulabilir. İç faktör olarak, yönetime gelen devlet adamlarının çatışma sürecinin sonlandırılması adına ilk başlarda izlediği sadece askeri unsurlarla ülke içindeki sorunları sonlandırma çalışmaları FARC'ın ortaya çıkmasına neden olduğu gibi, son dönemde çatışma sürecini sonlandırma adına anayasal çalışmalar gibi daha demokratik çözüm yollarının devlet adamlarınca tercih edilmesi bugünkü barış görüşmelerine gelinmesi hususunda önemli katkı sağlamıştır. Dış faktör olarak ise, küreselleşen dünya nedeniyle hem çatışma sürecinin ortaya çıkması ve devam etmesi hem de çözüm sürecinin başarılı şekilde devamı için sadece uluslararası sisteme egemen olan devletler değil aynı zamanda bölge devletleri de bu sorunun çözümünde önemli unsur oluşturmaktadır. Buna ek olarak uluslararası örgütler ve devletler Soğuk Savaş sonrası değişen güvenlik algısı ve yeni tehdit unsurları karşısında, var olan çatışma sürecinin sonlanmasına ve barış görüşmeleri sürecinin kesintisiz olarak devamında ve de kalıcı barışın oluşması adına önemli bir unsur olarak görülmektedir.
Göçün güvenlikleştirilmesi: Suriye krizi ve Avrupa Birliği
Göç ve güvenlik, Soğuk Savaş sonrası dönemde uluslararası sistemde yaşanan değişimlerin etkilediği en önemli alanlar arasında yer almaktadır. Özellikle 1990 sonrası dönemde derinleşen-genişleyen boyutlara ulaşan güvenlik ve iç savaşlar sonucu yaşanan yoğun göç akışı bu iki konuyu ön plana çıkarmıştır. Bu tez çalışması da bu iki alanı Avrupa Birliği (AB) kapsamında ele almaktadır. Çalışmanın amacı, temel olarak AB kurumlarının göç yaklaşımlarının güvenlik ile ilişkisini incelemektir. Bu kapsamdaki çalışma, Kopenhag Okulu kuramı ile AB tarafından "mülteci krizi" olarak ele alınan dönem olan 2011 Suriye krizi çerçevesinde AB kurumlarının göç yaklaşım benzerliklerini ve farklılıklarını incelemektedir. Dolayısıyla çalışma, Birliğin ortak göç politikasını tanıtırken Avrupa Komisyonu, Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu'nun göç söylem haritasını çizmektedir. Çalışmada ele alınan Suriye krizi, 2011 yılı öncesi 22 milyona sahip nüfusundan yaklaşık olarak 12 milyon kişinin ülke içinde ve dışında yerinden edilmesine neden olan bir vakadır. Aynı zamanda mülteci krizi dönemi, göçün AB'nin gündemine yoğun bir şekilde yerleşmesi açısından önemlidir. Böylece bu örneklem, AB kurumlarının Avrupa'ya yönelen yoğun göç akışı karşında göçü nasıl ele aldığını araştırma imkanı sağlamaktadır. Bu kapsamdaki çalışma, AB kurumlarının göçü güvenlikleştirdiğini ve bu kurumların söylemlerinde ekonomik, kültürel ve iç güvenlik temaları kapsamında benzeşen ve farklılıklaşan yaklaşımların bulunduğunu savunmaktadır. Anahtar kelimeler: AB, AB kurumları, ortak göç politikası, mülteci krizi, güvenlikleştirme
Suriye iç savaşının Türkiye'nin Orta Doğu politikaları üzerine etkileri (2011-2016)
Arap Baharı ile Suriye'de olayların baş göstermesi üzerine Türkiye, başlangıçta Esad rejimi ile farklı düzeylerde birçok defa temasa geçmiş ve reform çağrılarında bulunmuştur. Ancak Türkiye Cumhuriyeti, Esad rejiminin reformlar konusunda yavaş davranması ve halkına karşı uyguladığı şiddeti artırması sonucunda, iyi ilişkiler kurduğu Esad rejimini karşısına alarak, Suriye halkının yanında olmayı tercih etmiştir. Bu aşamadan sonra iki ülke arasındaki ilişkiler kopmuştur. Türkiye'nin, Suriye'de yaşanan olaylar karşısında politikalarını muhaliflerden yana değiştirmesinin en büyük nedeni Arap Baharı'ndan etkilenen diğer ülkelerde olduğu gibi Suriye'de de rejimin kısa süre içerisinde değişeceği beklentisi olmuştur. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD) Suriye politikalarının başlangıçta benzer çizgide olmasına rağmen, Suriye iç savaşının ilerleyen dönemlerinde iki ülke arasında farklı bakış açıları geliştiği görülmektedir. ABD'nin askeri ve diplomatik olarak, Türkiye'nin güvenlik kaygılarına cevap verecek şekilde Suriye krizine müdahil olmaması hatta tam tersine"Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) ile mücadele" adı altında terör örgütü PKK'nın Suriye uzantısı Halkçı Koruma Birliklerine (YPG) silah ve mühimmat yardımı yapıp binlerce militanını eğitmesi gibi konular Türkiye'nin radikal kararlar almasına neden olmuştur. Suriye iç savaşın başlangıcında Türkiye ve Rusya farklı noktalarda bulunmuşlardır. Türk hava sahasını ihlal eden Rus savaş uçağının Türk jetleri tarafından düşürülmesi, iki ülke arasındaki ilişkilerin tamamen kopmasına neden olmuştur. Ancak ABD'nin değişen Suriye politikaları ve YPG'yi desteklemesi, bozulan Türkiye-Rusya ilişkilerinin de hızlı bir şekilde düzelmesine zemin hazırlamıştır. Bu süreçte Türkiye'nin ve İran ile ilişkileri, her ne kadar karşı kutuplarda yer alsalar da, hiçbir zaman kopma noktasına gelmemiştir. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin yanı sıra barındırdıkları Kürt nüfus nedeniyle bölgedeki Kürt devleti oluşumuna karşı tavırları da benzerlik göstermektedir. Sonuç olarak, Suriye'de devam eden krizden ekonomik, siyasi ve güvenlik açısından en çok etkilenen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Suriye iç düzenindeki istikrarsızlığa paralel olarak, Türkiye de Suriye ile ilişkilerinde inişli ve çıkışlı, farklılıklar gösteren bir politika takip etmek durumunda kalmıştır. Türkiye'nin Suriye konusundaki bu faklı tutumları, Suriye krizine müdahil olan devletlerle ilişkilerine de etki etmiştir.
The effects of the Syrian Ciwil War on Turkey's border security
Starting in Tunisia in 2010, the Arab Spring uprisings spread across the Arabic world and affected Syria as well as Egypt, Libya, and Yemen. The Assad regime was insensitive to the demands of the people seeking reforms and attempted to suppress the street demonstrations by violence, causing a civil war in the country. The major impact of the civil war in Syria on Turkey was the emergence of such non-state armed actors as PYD / YPG and ISIS, benefiting from the power vacuum in Syria. They found plenty of freedom for illegal activities in the region in a short time. The escalating tensions and conflicts in the country led to the administrative and military structuring of the PYD / YPG, the Syrian branch of the PKK, in the north of Syria. The atmosphere of pressure and violence caused by PYD / YPG and ISIS in the region forced local people to leave their homes and thousands of Syrian civilians had to migrate to Turkey. The existence of these terrorist elements along Turkey's southern borders was also a threat to Turkey. This study investigated the impact of terrorist organizations such as PYD / YPG and ISIS in the north of Syria on Turkey's border security management and the measures taken by Turkey against this threat.
Suriye iç savaşında etkisi olan faktörler ve İran'ın Suriye politikası'nın etkisi
Orta Doğu hiçbir zaman savaş, çatışma, savaş ve değişimden özgür olmamıştır. Bu çalışma, kurulduğu günden bu yana kapsamını genişleten Suriye İç Savaşı'na odaklanacaktır. Suriye'ye komşu olan ülkeler mevzilerini almışlardır ve konuyla ilgili özel politikalar belirlemişlerdir. İran'ın Suriye'ye yönelik dış politikası bu bağlamda incelenecektir. Suriye'nin İran'a değeri, İran'ın Suriye'deki eylemlerinin gelişigüzel olmadığını göstermek için analiz edilecektir. Ayrıca, bu çalışma, geçmiş çatışmaları ve huzursuz savaşları sürdürme perspektifinde tarihsel arka planı mevcut durumla kapatmaya çalışacaktır. Kriz sonrası iç savaş, Sünni-Şii çatışmasına sebep olurken, dünyada genelinde demokratikleşme akımlarına katılan aktörlerle otoriter rejimleri destekleyen ülkeler arasında ciddi çekişmeye sebep olmuştur.Rusya, ABD küresel güçlerinin yanında İran yerelde yerleştirdiği Şii milislerinin varlığı ve Suriye'ye yaptığı sınırsız her türlü destek ve direniş söylemiyle söz sahibi olmuştur.İddia olunan Şii Hilali görünür olmuştur.Bu savaş insan hakları ihlalleriyle gündemdedir.Suriye karmaşık bir ittifaklar ağı oluşmuştur. Suriye'nin mutlak egemenliğini savunan Şii söylemiyle direniş anlayışı dış müdahalelere karşı çıkmaktadır. İran-Suriye ittifakı giderek pekişmektedir.Suriye savaşın sonlandırılması gerekmektedir. Çözüm savaşta değil demokrasidedir. Anahtar Sözcükler: Suriye-İran İttifakı, İç Savaş, Direniş, Şii Milisler, Dış Aktörler
Feminist güvenlik çalışmaları perspektifinden çatışma ve savaşlarda toplumsal cinsiyet kimliğinin yeniden inşası: Suriye örneği
Toplumsal cinsiyet rolleri, hayatımızın anlatısını oluşturan en temel yapıtaşlarından biridir. Ancak, bu roller sosyal bazı değişikliklerle ya da dönüm noktalarıyla birlikte değişmeye veya dönüşmeye mahkumdur. Bu dönüm noktalarından olan çatışmalar ve savaşlar, toplumsal cinsiyet kimliklerini yeniden inşa etmek, değiştirmek ve dönüştürmek, bazen de pekiştirmek için olanaklar sunmaktadır. Bağlama ve kültüre göre bu koşullar yeni kurallar koymakta ve hem kadın hem de erkek için yeni roller belirlemektedir. Geleneksel olarak vatanın ve kadının koruyucusu olan güçlü ve cesur erkekten çatışma ve savaş koşullarında bu roller üzerinden erkekliğinin kanıtlanması istenmektedir. Başarılı bir şekilde erkekliğini kanıtlayanlar, rolünün gereğini yerine getirerek toplumsal cinsiyet kimliğini pekiştirmekte ve meşruiyet kazandırmaktadır. Çatışma ve savaş da başarı ve başarısızlık üzerinden yürütülmekte ve düşmanın toplumsal cinsiyet rollerini yerine getirmedeki başarısızlığı üzerinden kurgulanmaktadır. Diğer yandan, kadın, bu koşullarda, geleneksel rolünün gereği olarak özel alanda yani evinde kurgulanmakta ve gerekmediği takdirde erkek işi olarak görülen savaşa ve çatışmaya katılması hoş karşılanmamaktadır. Kültür ve şartlar göz önüne alınarak öncelikler belirlenmekte ve toplumsal cinsiyet rolleri ve buna bağlı olarak toplumsal cinsiyet kimlikleri yeniden kurgulanmaktadır. Bu bağlamda, tezin vaka çalışması kısmında, savaş ve çatışma ortamında toplumsal cinsiyet kimliklerinin yeniden nasıl kurgulandığı Suriye İç Savaşı'ndan örneklerle ortaya koyulmaktadır.
Terörle mücadele bağlamında barış anlaşması ve askeri güç kullanımı çözümleri analizi: FARC-LTTE örnekleri
Terörizm, genel itibariyle devletlerin iç güvenliğini tehdit eden bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Terör sorunu ile karşı kaşıya kalan ülkeler, bu sorunu öncelikle askeri yöntemlerle çözmeye çalışmaktadırlar. Askeri yöntemlerin yanında terör sorununu çözmek için müzakere yöntemini uygulayan ülkelerde kullanılmaktadır. Terörle mücadeledeki en önemli kırılma noktası 11 Eylül terör saldırılarıdır. 11 Eylül, terörle mücadelede dünyada terör karşıtı bir yapının oluşmasına neden olmuştur. Kolombiya ve Sri Lanka devletleri, terörle mücadelede kendi çözüm yöntemlerini uygulamış iki devlet olarak ön plana çıkmaktadır. İki ülkede öncelikli olarak terör sorununu çözmek için müzakere yöntemini denemişlerdir. Fakat müzakere yöntemi iki ülke için aynı sonucu vermemiştir. İki ülkenin şartları ve sürece etki eden faktörler bu ülkeleri farklı yöntemlere yöneltmiştir. Kolombiya ve FARC müzakereler sonunda barış anlaşması imzalamıştır. Anlaşma ile FARC silah bırakmış ve siyasal hayata katılmıştır. Barış anlaşması aynı sorunu yaşayan ülkeler için barış adına umut olmuştur. Sri Lanka hükümeti, Tamil Kaplanlarını silahlı mücadele sonunda tasfiye etmiştir. "Sri Lanka Modeli" olarak adlandıran bu model terörle mücadelede örnek oluşturmuştur. Sri Lanka Modeli beraberinde insan hakları ihlalleri tartışmalarını da getirmiştir. Tamil Kaplanları sona ermiş fakat Tamil sorunu çözülememiştir. Terörizmle mücadelede kalıcı barış için sorunun kaynağı bilinmelidir. Sorunun kaynağı ortadan kaldırılmazsa terörün tekrarlanma olasılığı bulunmaktadır. Bu tez, seçilen vakaların karşılaştırmalı analizini yapmaktadır. Ayrıca Tamil Kaplanları ve FARC sorununun çözüm metotları ve sonuçlarına odaklanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Terörizm, Savaş, Barış, FARC, LTTE, Etnik Çatışma
Cobweb of proxy war in Syria: Iranian case
This paper will discuss how the proxy War served multiple purposes for several actors in Syria as a battlefield and how the proxy war was used as a tool for the main actors fighting in this country. We will be focusing mainly on Iran as a case of study and how the Iranian regime in Tehran used its militias to achieve its goal in Syria. However, on the other hand, how the other actors in Syria, including Russia and the Syrian Regime, used Iran and its militias to achieve their goals. In the first chapter, I will discuss how Iran established several local and foreign militias under its control and how Iran used these militias and the Syrian army to achieve its goals in Syria. The second chapter will illustrate how the Syrian regime used the Iranian intervention to serve its own goals and, most importantly, to stay in power in Syria. The third chapter will discuss the Russian strategy after its intervention in the Syrian war, how Russia used the pro-Iranian militias to maximize its benefits from the war, and what are the main militias that Russia began to support in the Syrian war. Keywords: Syria, Iran, Russia, Proxy
The role of the Syrian non-governmental organizations in rebuilding health system in Syrian opposition-held areas during the conflict
The health system and its public policies in Syria before the Syrian uprising in March 2011 was not an ideal system that would meet the aspirations of the Syrian citizens or satisfy them, and its services were not equitably distributed in accordance with international public health policies, standards, and regulations, rather, it was politicized in favor of the Syrian government, and subject to its centralized policies that serve the parochial interests of the ruling family in Syria. There were also many restrictions on the work of Syrian non-governmental organizations (SNGOs) and societies, although their number was scarce and all their activities were under the control and guidance of government agencies. With the start of the Syrian uprising in March 2011, and its turning into an armed conflict due to the excessive use of violence by the Syrian regime against civilians, The health system was one of the tools of war as the Syrian regime used it as a weapon in its war against its opponents in areas that became out of its control, which led to the collapse of the health system there. This prompted health sector activists to start establishing and rebuilding a health system and new public health policies in those areas to fill the gap that had occurred in the health sector, through alternative health bodies providing health services to the needy, and paving the way for the entry of NGOs in general and Syrian organizations in particular to intervene in the humanitarian crisis in Syria, especially in relation to the health system and the exchange of roles between them. The research aims to show the main reasons that led to the collapse of the health system and its public policies in Syrian opposition-held areas (OHAs) during the conflict from 2011 to 2021, to highlight the main players in rebuilding and forming its new policies, and to show the role that Syrian health bodies and Syrian humanitarian non-governmental organizations have mainly played in this field during the past decade of the conflict in Syria, and the main challenges and difficulties facing the implementation of public health policies, and hinder their development, in addition to exploring the most appropriate form of the health system from participant perspective through which health policies can be implemented and developed in the remaining Syrian OHAs. The research has found that the Syrian regime has played the biggest role in the collapse of the health system by giving up its role in supporting the health sector, and depriving areas that got out of its control of any medical supplies, and the imposition of blockade on them, and using violence against the health sector, using it as a tool of war. The research shows that the health bodies established in the beginning of the Syrian uprising played an important role in rebuilding and establishing the health system and its health policies, and the role of non-governmental humanitarian organizations (NGOs) came to complement this role and support it by providing funding and technical and cognitive support to them, especially through alliances formed between a number of Syrian NGOs for this role and to achieve its goals. The research shows the main challenges and difficulties facing the implementation and development of the health policies, which were manifested in the continued violence used by the Syrian regime, the destruction of the health infrastructure by the Syrian regime, changes in control, donor agendas, and other reasons. This research was based on the qualitative approach of studies through in-depth individual interviews by using open-ended questions with decision makers and key informants (KII) in the health sector through direct contact, in line with the procedures followed with regard to the outbreak of COVID-19, in addition reviewing previous studies, research, academic articles and reports of humanitarian and human rights organizations, and United Nations (UN) organizations. This research will help local and international decision makers identify the main challenges that hinder the building of the health system and the implementation and development of its policies, in addition to being an important reference for rebuilding the health system and its policies in the stabilization and recovery phase in Syria.
Hibrit savaşta infodemik sosyal medyanın meydan okuması: Libya iç savaşı örneği
İstihbarat geçmişten günümüze devletlerin en önemli araçlarından ve kurumlarından biri olmuştur. İstihbarat disiplini birden fazla tekniğin kullanılarak elde edilen bilginin, ilgili makamlarca o konuyla alakalı politika ve eylem planı oluşturulmasının ilk adımıdır. Büyük savaşların, insan gücünün, kitlesel silahların yapabileceği etki, elde edilecek olan bir istihbarat ile diğer yöntemlere nazaran çok daha maliyetsiz, yıkımsız ve kayıpsız çok daha küçük bir bilgi ile yapılabilir. İstihbarat teşkilatları günümüzde dijital mecraların ve teknolojik imkânların gelişmesi, sosyal medya kullanımının yayılmasıyla birlikte yeni bir faaliyet alanı bulmuştur. Bu faaliyet alanı da başta sosyal medya olmak üzere farklı aparatların kullanımına yol açmıştır. Bir ülke hakkında, seçilen bir konu üzerine istihbarat çalışması yapılırken, sosyal medya kullanıcıları üzerinden okumalar yapmak, o konuyla alakalı toplumun vereceği genel tepkileri saptamak mümkündür. Akabinde o konuya dair nasıl yönlendirme yapılacağı ve hatta toplumun hassas noktaları üzerine gidilerek nasıl provoke edileceği konusunda ciddi bilgiler edinilebilir. Ülkemizde ve dünyada yaşanan birçok olayda, sosyal medyanın olayları yönlendirme veya provoke etme gücüne eriştiğini görülmektedir. Bu bağlamdan yola çıkılarak sosyal medyanın toplumların yönlendirilmesi ve eğilimlere erişim bağlamında başat bir istihbarat yöntemi olduğu, elde edilen veriler ve cereyan eden hadiseler ışığında ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma kapsamında bu konu Libya İç Savaşı özelinde derinlemesine anlatılacaktır. Anahtar Kelimeler: İstihbarat, Sosyal Medya, Dijital İstihbarat, Libya, Trablus, Bingazi, 17 Şubat, Kaddafi, Halife Hafter.
The psychosocial, political, economic, sociocultural and educational impacts of migration on Syrian migrants and host communities
This study had been conducted in order to give information about the Syrian War, its development, chronological events and its psychosocial, political, economic, sociocultural, and educational impacts of Migration on Syrian Migrants and Host Communities. There are several components of the Migration process and those had been explained and discussed specifically. It had been examined important concepts which are relevant to the topic and the theory of the Theorist Ravenstein had been explained with examples for being able to comprehend this movement more efficiently. He studied the laws of migration; "migration and distance", "migration and steps", "diffusion and absorption", "migration chains", "direct migration", "the difference between rural- and city-settlers" and "the difference between male and female". As Ravenstein analyzed and studied on the main components of migration, it is strongly intertwined with this study and the method. The main reason for conducting this study was the lack of studies and information of several impacts, especially psychosocial and sociocultural impacts of migration on Turks and Syrians. The importance of this study is that analyzing and comprehending these impacts provides a ground for solving problems and ensuring a peaceful environment for everyone. Moreover, it had been shared a detailed survey which had been translated to English, Turkish and Arabic and the results of the survey had been discussed one by one efficiently. Many Turks and Syrians from different backgrounds had shared their feedbacks about several statements about the past and current situation, thoughts and expectations for Syrians and Turks who are living together in Turkey. These feedbacks are beneficial to comprehend, analyze and find solutions regarding the general process. The results showed that both societies had been affected by this migration process and especially the integration process should be developed in order to ensure a more prosperous and peaceful standard of living.
İslam'da savaş anlayışı: İslamiyet'in doğuşundan Emevilerin sonuna kadar
Bu tezde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)döneminden Emeviler?in Sonuna kadar yaşanan savaşların arka planını ortaya koymak amaçlanmıştır. Hz. Peygamber, peygamberlik duyurusundan sonra içinde yaşadığı toplumun ciddi bir tepkisiyle karşılaşmıştır. Kabile yaşantısına alternatif olarak teşekkül eden yeni toplumsal yapı güçlendikçe, müşrik grupların baskıları artmış ve Risalet dönemi savaşlarının meşruiyet kazanmasına zemin hazırlamıştır. Yurdundan yuvasından olan Müslümanlar kendilerine karşı ilan edilen savaşta artık aktif bir taraf olmayı hicretle birlikte seçmişlerdir. Ahlakilik ilkesinin getirildiği bu savaşlar, oluşum sürecini tamamlama gayreti içinde olan yeni bir yapının kendini koruma ve var etme mücadelesi olarak yorumlanabilir. Dört Halife dönemi ve Emeviler Döneminde meydana gelen savaşlar Hz. Peygamber?in Temelini attığı binanın tamamlanması şeklinde yorumlanabilir. Hz. Osman?ın öldürülmesinden İslam dünyasında her ne kadar üzücü hadiseler ve iç savaşlar meydana gelse de Emeviler Döneminin sonuna kadar bu binanın tamamlanması için gayret gösteren yöneticilerin olduğunu görmekteyiz. Bu tezde söz konusu sürecin ayrıntıları, Savaşlarda ki strateji ve taktikler kapsamında ele alınmıştır.
Bosna Hersek Savaşı ve TSK'nin barışı destekleme harekatındaki rolü
Çalışmanın temel amacı, Bosna Hersek'te 1990'lı yılların başında cereyan etmiş olan savaşın sebep ? sonuç ilişkisi içinde incelenmesiyle beraber, savaş esnası ve sonrasında Türkiye Cumhuriyeti'nin izlediği dış politika kapsamında, TSK'nin Barışı Destekleme Harekâtı kapsamında, icra ettiği uygulamaların incelenmesidir.Yapılan çalışmanın ilk bölümünde ?Boşnakların Kimliği? ile Bosna Hersek olarak adlandırılan toprakların tarihi süreç içinde incelenmesi yapılmıştır. Birinci bölümde 1941 yılından 1991 yılına kadar süren ve Yugoslavya'nın parçalanmasına yol açtığı değerlendirilen etkenler incelenirken, savaşın gelişimi ve Dayton Barış Antlaşması süreci de irdelenmiştir. Yine aynı bölümde, Uluslararası Örgütlerin savaşa müdahaleleri gözler önüne serilmeye çalışılmıştır. Savaş ve savaş sonrası dönemde Türkiye Cumhuriyeti'nin Bosna Hersek ve diğer devletler ile Uluslararası Örgütlerle olan ilişkilerine ise çalışmanın ikinci bölümünde yer verilmiştir.Son bölümde ise Barışı Destekleme Harekâtı'nın tanımı ve özellikleri anlatılırken, TSK'nin yurt dışı görevlerinin yasal dayanakları ile Türk Birliğinin Bosna-Hersek'e gönderilme süreci incelenmiştir. Müteakiben de TSK'nin Bosna-Hersek'te Barışı Destekleme Harekâtı'na katkıları anlatılmıştır. Son bölümde ise varılan sonuç ortaya konmuştur.
Libya'daki gelişmelerin Türk dış politikasına etkisi (2011-2022)
11 Eylül Saldırıları/ABD'nin Irak İşgali/2008 Ekonomik Krizi ile başlayan/devam eden ABD'nin uluslararası alandaki gerileyişi, Arap Baharı süreciyle birlikte bölgesel ve küresel alanda daha fazla hissedilmektedir. ABD'nin bu gerileyişi nedeniyle Ortadoğu, Akdeniz, Basra Körfezi, Kızıldeniz ve Afrika Kıtası'nda meydana gelen güç boşluğunun ikinci bir aktör tarafından doldurulamaması, küresel ve bölgesel güç olma hedefinde olan aktörlerin bölgeye ilgisini artırmaktadır. 2011'de NATO Müdahalesi sonrasında Libya'da Kaddafi'nin devrilmesiyle ortaya çıkan siyasi istikrarsızlık, bu ilginin Libya üzerinde yoğunlaşmasına zemin hazırlamış ve Libya ABD, Fransa, Rusya, Türkiye, Mısır, Suudi - BAE İttifakı'nın doğrudan Avrupa Birliği (AB), İsrail, Yunanistan ve Kuzey Afrika Devletleri'nin ise dolaylı olarak varlık gösterdiği bir çatışma alanına dönüşmüştür. Doğu Akdeniz'deki MEB Anlaşmazlıkları, Ekonomik Kalkınma Hedefleri, Enerji Güvenliği, İdeolojik Yayılma, Rejim Güvenliği'nin Korunması; Ortadoğu, Akdeniz ve Afrika Kıtası'ndaki siyasi, ekonomik ve askeri güç dengelerini koruma/değiştirme hedefleriyle Libya İç Savaşı'na taraf olan bu aktörlerin, sahada vekalet savaşlarıyla birbirlerine üstünlük kuramaması, bu aktörler arasında askeri çatışma olasılığını güçlendirerek Libya İç Savaşı'nı bölgesel bir rekabet/kriz alanından çıkartarak uluslararası bir rekabet/kriz halini almasıyla sonuçlanmıştır. Bu noktada Türkiye, yeniden yapılanma aşamasında olan küresel ve bölgesel statükoyu kendi lehine değiştirmek, ABD, Rusya ve AB gibi küresel güçlerin küresel ve bölgesel politikalarını kendi ulusal güvenlik ve çıkarlarına aykırı bir şekilde konumlandırmasını önlemek, Yunanistan, Mısır, İsrail ve Suudi - BAE İttifakı gibi bölgesel güçlerle yaşadığı sorunlar karşısında Ortadoğu, Akdeniz ve Afrika Kıtası'nda jeopolitik, ekonomik, ideolojik, siyasi ve askeri kazanımlar elde ederek bölgesel güç olmayı hedeflemektedir. Ancak küresel ve bölgesel anarşinin artmasıyla birlikte yukarıda isimleri geçen devletlerin güçleri oranında küresel ve bölgesel hegemonya kurma girişimlerinde bulunmaları ve bu amaçla Libya İç Savaşı'nda farklı gerekçelerle etkinlik göstermeleri, Libya'yı çok zor/karmaşık bir satranç tahtası haline getirmektedir. ANAHTAR KELİMELER:Libya İç Savaşı, Türk Dış Politikası, Bölgesel Güç Dengeleri, Doğu Akdeniz, Ortadoğu, Münhasır Ekonomik Bölge, Enerji Güvenliği.