DoctorateOpen Access

Uluslararası hukukta iklim değişikliğinin denizler üzerindeki etkileri

2023
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Akif Emre Öktem

Abstract (TR)

"Uluslararası Hukukta İklim Değişikliğinin Denizler Üzerindeki Etkileri" başlıklı bu tezin içeriğinde iklim değişikliğinin denizler üzerindeki etkilerine ve bu etkiler sonucunda ortaya çıkan sonuçlara hangi uluslararası hukuk kurallarının ne şekilde uygulanabileceği ve mevcut uluslararası hukuk kurallarının yeterli olup olmadığı ele alınmıştır. Bu amaçla üçe bölünen çalışmada iklim değişikliği rejimi, uluslararası deniz hukuku ve uluslararası hukukun diğer ilgili alanları incelenerek bazı sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde iklim değişikliği-uluslararası hukuk ilişkisinin daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle "İklim değişikliği nedir ve uluslararası hukuk içerisine nasıl dahil olmuştur?" sorusu kapsamında iklim değişikliği kavramı tanımlandıktan sonra iklim değişikliği kavramının uluslararası çevre hukuku olarak belirleyebileceğimiz kurallara ne şekilde yansıdığı ortaya koyulmuştur. İklim değişikliğinin uluslararası hukuk için önem arz eden yönünün insan kaynaklı olarak atmosferde sera gazlarının birikimine neden olan yönü olduğu tespit edilerek bunun tüm devletleri ilgilendiren küresel bir çevre sorununa yol açtığının bilimsel tespitinin yapılma süreci ortaya koyulmuş; bu çevre sorunuyla mücadele edebilmek için sera gazı salımlarına karşı mücadelenin uluslararası hukuk düzenine konu olmasına ilişkin tarihsel sürecin uluslararası çevre hukukunun tarihsel gelişim süreciyle nasıl etkileşimde bulunduğu görülmüştür. Geçmiş dönemde uluslararası çevre hukukunun iklim değişikliğiyle mücadele konusunda yetersiz kalması, kuramsal olarak iklim değişikliğine neden olan sera gazlarının olumsuz etkilerinin yansıdığı atmosferin korunması konusuna bağlı tartışmalar sırasında, bağımsız bir iklim sistemini koruma rejiminin oluşması ile sonlanmıştır. Böylece iklim değişikliğinin uluslararası hukukta neden atmosferin korunmasından ayrı bir rejim olarak yer bulduğu görülmüş; "Uluslararası hukuk içerisinde çevrenin korunması açısından başlı başına bir iklim sistemi rejimi mi yoksa atmosferi bütünsel olarak ele alan bir hukuk düzeni mi bulunmaktadır?" sorusu cevaplanmıştır. Aslında bu durum iklim değişikliği konusunda çevrede mekânsal korumaya yönelik bakış açısını içerecek atmosferin korunması konusundaki bir genel çerçeve yerine yararcı bir yaklaşımla çevre sorununun bizatihi kendisini hedef alan bir hukuki rejim oluşturma yönünde tercih yapıldığını; iklim değişikliğinin doğurduğu çözüm arayışının bir sonucu olarak uluslararası hukuk kuramlarında ortaya çıkan ve doğrudan sorunu odak alan korumacı "insanlığın ortak kaygısı" kavramının, daha mekânsal bir kavram olan "insanlığın ortak mirası" kavramıyla nasıl bir ilişki içerisinde olduğunu da göstermektedir. 1992 yılında iklim değişikliği konusunda ilk uluslararası andlaşma olarak BMİDÇS akdedilmiş; bu çerçeve andlaşmanın etrafına zamanın koşullarına göre iklim değişikliği ile mücadeleyi güçlendirmek için yeni uluslararası andlaşmalar olarak KP ve PA eklenmiştir. "İklim değişikliğini ilgilendiren uluslararası hukuk düzenlemeleri nelerdir?" sorusunun cevabı da bu üç uluslararası andlaşmanın düzenlemeleriyle birlikte bu düzenlemelerin yörüngesinde şekillenen uluslararası hukukun diğer kaynakları olmaktadır. İklim değişikliği rejimi olarak adlandırdığımız bu düzenin zaman içerisinde gösterdiği gelişim, yalnızca olumlu okunmamalı; tersinden yorumlanınca, iklim değişikliği rejiminin en başta oluşturulan çerçevesinin aslında güçsüz ve yetersiz olduğunu da ortaya çıkarmaktadır. Ancak rejimin gelişiminin zamana yayılması rejimdeki andlaşmalara taraf olan devlet sayısını arttırmış; fikir birliğini olumsuz etkileyen kimi tartışmalara rağmen rejim kapsamındaki eylemlerin hukuki meşruiyetini arttırmıştır. "İklim değişikliği ile ilgili düzenlemeler iklim değişikliği ile mücadelede yeterli midir yoksa bunların eksik yanları var mıdır?" sorusu tam da bu kapsamda devreye girmektedir. Evet, iklim değişikliği ile ilgili düzenlemelerin eksik yanları vardır; bu nedenle ilgili düzenlemeler sürekli geliştirilmeye çalışılmaktadır. "İklim değişikliği ile ilgili düzenlemelerin sınırları nelerdir? Denizlerle bağlantısı var mıdır?" sorusu bu gelişimler kapsamında düşünüldüğünde ilginç bir paradoks ortaya çıkmaktadır. Doğrudan iklim değişikliğini hedef alarak bu çevre sorununa odaklanmaya yönelerek mekânsal bir yaklaşımı tercih etmeyen ve sorun çerçevesinde daha yararcı olmayı amaçlayan iklim değişikliği rejimi, dengesini korumayı amaçladığı iklim sisteminin mekânsal yaygınlığına erişememiş; özellikle denizlere ilişkin hükümler konusunda zayıf kalmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, uluslararası deniz hukuku ve denizlerin iklim değişikliği ve iklim değişikliği rejimiyle bağlantısı incelenmiştir. Denizler iklim sisteminin bir parçası olarak gezegenin gaz, ışınım ve ısı döngüsünde önemli bir yere sahiptir. Bilimsel araştırmalar sonucunda iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin atmosferin yanı sıra denizler üzerinde de pek çok etkisi bulunduğu keşfedilmiştir. Peki "İklim değişikliğinin denizlere etkileri nelerdir?" sorusunun cevabı da olacak bu etkiler nelerdir? İklim değişikliği konusunda uluslararası siyasi ve hukuki organlara yol gösterici bilimsel kuruluş HİDP'e göre bunlar deniz sıcaklıklarının artması, denizlerdeki oksijenin azalması, denizlerin asitlenmesi, deniz buzu boyutlarının azalması ve deniz seviyesinin değişmesi olarak sayılmıştır. Denizlerde meydana gelen tüm bu değişimler denizler üzerinde iklim değişikliğine karşı koruma tedbirlerinin alınabilmesi açısından "Uluslararası deniz hukukunda iklim değişikliği ne şekilde yer bulmuştur?" sorusunu doğurmuştur. Uluslararası deniz hukukunun tarihsel oluşum süreci ve yapısı incelendiğinde iklim değişikliğinin uluslararası deniz hukukunda uzun süre yer bulmadığı hatta uluslararası deniz hukuku geliştirilirken ve böyle bir olasılığın varlığının farkında olunmasına rağmen tümüyle dikkate alınmadığı görülmüştür. İklim değişikliğinin denizler açısından tümüyle dikkate değer kabul edilmesi 1980'li yılların sonuna denk gelmekte; bu yıllarda özellikle deniz seviyesinin değişmesi kapsamındaki deniz seviyesinin yükselmesi sorununun konu olarak BM Genel Kurulu önüne geldiği görülmektedir. Bu yıllar uluslararası deniz hukukunun en temel düzenlemesi ve denizlerin anayasası olarak da adlandırılan BMDHS'nin hükümlerinin belirlendiği tarihin sonrasına rastlamaktadır. Bu nedenle iklim değişikliği ile uluslararası deniz hukuku arasındaki bağlantıyı belirlerken öncelikle daha başlangıç noktalarını içerecek lafzi, teleolojik ve sistematik bağlantı üzerinden bir inceleme yapılmak zorunda kalınmıştır. Böylece uluslararası deniz hukukunun normları, terimleri, kavramları ve amacıyla iklim değişikliği rejimindeki normların, terimlerin, kavramların ve amacının sistematik bir bütünlük içerisinde yorumlanma açısından birbirilerine ne derece geçişken olduğunun tespiti yapılmış; bu noktalarda bulunabilecek sorunların yalnızca düzenlemelerin içerikleri özelinde olabileceğinden hareketle uluslararası deniz hukukunun iklim değişikliğiyle ilgili düzenlemelerinin daha derinlemesine analizi aşamasına geçilmiştir. "Uluslararası deniz hukukunun hangi konuları iklim değişikliği ile mücadeleyi ve iklim değişikliği rejiminden doğan yükümlülükleri ilgilendirmektedir?" sorusunu uluslararası deniz hukuk açısından analiz ederken BMDHS'de yer alan kısımlar üzerinden düşünülerek iklim değişikliğinin denizlerde neden olduğu değişikliklerin sorun yaratacağı konular olan doğal kaynaklar ve deniz çevresinin korunması ile deniz çevresinde yaşanan coğrafi değişimler sonucunda etkilenen esas çizgiler ve deniz yetki alanları konuları iklim değişikliği açısından ele alınarak uluslararası deniz hukukunun bu konulardaki güncel tartışmaları kapsamında detaylandırılmıştır. Böylece "Denizlerdeki değişimlerin yol açtığı sorunların bir bütün olarak deniz alanlarının belirlenmesi ve deniz çevresinin korunması gibi konulara etkisi nedir?" sorusu da cevaplanabilmiştir. Denizlerdeki doğal kaynakların ve deniz çevresinin korunması kapsamında kirlilik, deniz canlı kaynaklarının korunması, biyolojik çeşitliliğin korunması ve tüm bu konuların kutuplar özelinde bir kez daha ele alınması üzerinden bir başlıklandırma yapılmıştır. Bundan sonra ortaya çıkan soru "Uluslararası deniz hukuku bahsedilen konularda iklim değişikliği ile mücadeleye ve iklim değişikliği rejimi kapsamında getirilen yükümlülüklere uygun mu düzenlenmiştir?" sorusu olmuştur. Kirlilik kaynakları açısından bakıldığında atmosfer aracılığıyla kirlilik konuyla doğrudan ilgili olmakla birlikte iklim değişikliği rejiminin temel amaçları olan iklim değişikliğini azaltma ve iklim değişikliğine uyum kapsamında en çok gelişim gösteren alanın UDÖ düzenlemeleri aracılığıyla gemi kaynaklı kirlilik olduğu görülmüş; deniz yatağı faaliyetlerden kaynaklanan ve denizlere boşaltım yapılması yoluyla kirlilik alanlarında da bazı gelişmelerin ve deniz jeomühendisliğiyle ilgili yeni tartışmaların bulunduğu görülmüştür. İlginç olan husus iklim değişikliğine neden olan temel faaliyetler karalarda gerçekleşmesine rağmen kara kökenli kirlilik düzenlemeleri konusundaki gelişimin en geriden gelmesidir. Deniz canlı kaynakları konusunda ise konu biraz daha bölgesel balıkçılık yönetimlerinin ilgisi dahilindedir. Deniz biyolojik çeşitliliğinin korunması konusu ise 2023 yılıyla birlikte yeni bir andlaşma metninin oluşturulduğu ve gelişmelerin bulunduğu bir alandır. Kutup bölgelerinde Güney Kutup Bölgesi'nde Antarktika'daki egemenlik iddialarının dondurulması nedeniyle çevreyi korumada uluslararası yönetimin; Kuzey Kutup Bölgesi'nde ise kıyı devletlerinin iş birliğine dayanan bir anlayış içerinde, deniz çevresinin korunmasında iklim değişikliğini de hesaba katan girişimlerinin bulunduğu görülmüştür. Doğal kaynakların ve deniz çevresinin korunması tüm devletlerin ortak çıkarı olduğundan bu konuda bazı küçük sorunlar dışında iklim değişikliğinin uluslararası deniz hukuku sistemiyle bütünleştirilmesi yolunda yoğun çabaların bulunduğu söylenebilir. İklim değişikliğinin daha büyük sorunlara yol açacağı konu ise deniz çevresindeki değişimler sonucunda esas çizgilerin ve deniz yetki alanlarının değişmesidir. Bu konuda devletlerin çıkarları farklılaşmakta ve mevcut deniz alanı hesaplama ve sınırlandırma sistemi çok ince bir dengede bulunduğundan öğretideki tartışmaların ve UHK'nin yaptığı çalışmaların ötesine geçilememiştir. Bu kapsamda yapılan incelemede ana karalar, deniz alanları, adalar, kıyı devletinin hakları ve buzla kaplı bölgeler üzerine bir başlıklandırma yapılmış; her başlığı ilgilendiren sorunların kara-deniz alanlarının belirlenmesi üzerinden esas çizgiler kaynaklı olduğu görülmüştür. İlgili başlıklar içerisinde uluslararası deniz hukukunun konuyla ilgili hükümlerinin deniz seviyesinin yükselmesinden mağdur olan devletler lehine veya aleyhine kullanılabilecek olanları tartılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde iklim değişikliği ile mücadele konusundaki hakların ve yükümlülüklerin uluslararası deniz hukukundan doğan haklar ve yükümlülüklerle beraber incelenmesi sonucunda ortaya çıkan sorunlara yönelik uluslararası hukukun farklı konularıyla bağlantılı olarak ortaya koyulan çözüm önerileri incelenmiştir. Bölüm içerisinde iklim değişikliğinin denizler üzerindeki etkilerinin doğurduğu sorunlar uluslararası çevre hukuku, iklim değişikliği rejimi ve uluslararası deniz hukuku kurallarıyla bağlantılı olarak devlet olma kuramları, kişilerin korunmasına ilişkin kurallar, uluslararası hukukun kaynakları, uluslararası hukukta sorumluluğa ilişkin kurallarla uluslararası yargı organları ve uyuşmazlık çözüm mekanizmaları kapsamında ele alınmıştır. Bu şekilde bir inceleme yapılmasının nedeni iklim değişikliğinin denizler üzerindeki olumsuz etkilerinden doğan sonuçların yalnızca uluslararası çevre hukuku, iklim değişikliği rejimi ve uluslararası deniz hukuku açısından ele alınmasının yetersiz olacağından hareketle özellikle esas çizgiler ve deniz alanlarındaki değişimlere bağlı olarak bazı devletlerin varlıklarının ve unsurlarının kısmen veya tamamen tehlike altına girmesi nedeniyle bağlantılı konuların da ele alınması gereğinin ortaya çıkmasıdır. Böylece devlet olma kuramları açısından "İklim değişikliğinin denizlerde meydana getirdiği değişiklikler sonucunda devlet unsurlarında kayba uğrama durumunda devlet olma niteliği veya devletin unsurları nasıl korunabilir?" sorusu öncelikli olarak gündeme gelmiştir. Deniz seviyesinin yükselmesinin devleti oluşturan belirli bir toprak parçası unsurunu etkilediği durumlarda devletin varlığının tehlikeye girmesinin temel sebebi uluslararası hukukta devletin bir unsurunu oluşturan "ülke"nin varlığının tamamen kara ülkesine yani toprak varlığına bağlanmış olmasıdır. Kara ülkesi olmayan devletin veya hükümetin devamı mümkün olsa da bunun diğer devletlerin insafına kalmış olması; kara ülkesinin korunması için kullanılabilecek kendi kaderini tayin hakkı ve neye sahipsen ona sahip kal (uti posssidetis) ilkesi gibi kuramların hem değişen coğrafi koşullar sonrası nasıl uygulanacağının belli olmaması hem de bağlayıcı bir karar için başvurulması son derece güç olan uluslararası yargı organları ve uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının kararları üzerinden yaptırıma bağlanabilecek olması göz önüne alındığında uluslararası hukukun devlet olma kuramları doğrultusunda kara kaybına uğrayacak devletler açısından sınırlı bir mücadele alanı içerdiğini göstermektedir. Bu durum kara ülkesinde kayıp yaşayan devletlerin uluslararası hukuk içerisindeki bağlayıcı olmayacak tavsiye niteliğindeki kararlara ve uluslararası toplumun kamuoyunu çekebilecek yöntemlere yönelmesine neden olduğu gibi bu devletlerin kara ülkelerini korumak için kendilerinin tedbirler almasına neden olmakta, ancak iklim değişikliğine uyum kapsamında da değerlendirilebilecek bu tedbirlerin masrafı ilgili devletlerin gücünü aşmaktadır. Kara ülkesinin korunamadığı durumlarda devletin diğer unsurlarının ve öncelikli olarak o kara ülkesi üzerinde yaşam süren kişilerin korunması gerekecektir. Böylece kişilerin korunmasına ilişkin kurallar kapsamında "Yerinden edilme, göç, sığınma, mülteci ve vatandaşlık hukukunun veya insan hakları hukukunun bir rolü olabilir mi?" sorusu değer kazanmaktadır. Yapılan incelemeler sonunda yerinden edilme kapsamında en korunaklı hukuki statüyü mülteci statüsünün içerdiği görülse de kara kaybına uğrayacak özellikle ada devletlerinde yaşayan insanların mülteci statüsünü mevcut durumlarına göre statü kaybı olarak gördüğü; bu nedenle devletlerinin kara ülkesinin varlığı üzerinden vatandaşlıklarının korunmasını talep ettikleri görülmektedir. Devletin kara ülkesinin varlığının sağlanamayacağı durumlarda ortaya koyulan bir başka ve belki de ehveni şer çözüm yolu nüfusun mültecilik statüsü yerine bir başka devletin vatandaşlığına geçiş yapması gibi görünse de bu olasılıkta kara ülkesi kaybolan devletin nüfusu kalmayacağından doğal kaynaklar üzerinde hak iddiasında bulunmasının da zorlaşacağı; hatta kara ülkesi kaybolan devletten kalan alanların vatandaşlığına geçilen ülkenin taleplerine konu olabileceği üzerinde durulmuştur. Devlet olma kuramlarındaki sıkışmayı aşmanın bir yolu konuyu ilgilendiren uluslararası hukuk kaynaklarında bazı uyarlamalar yapmak ya da kaynak oluşturma yöntemleri üzerinden yeni çözüm önerileri ortaya koymak olmaktadır. Bu kapsamda uluslararası andlaşmalar açısından "Mevcut uluslararası andlaşmalar iklim değişikliği nedeniyle denizlerde yaşanan değişimlere nasıl uyarlanabilir veya uyarlanamama durumunda andlaşma askıya alınabilir ya da andlaşmadan çekilinebilir mi?" sorusunun cevabı düşünülmüştür. İklim değişikliği rejiminde veya uluslararası deniz hukukunda bir uyarlama veya değişiklik yapılması fikri yıllardır mümkün olmamış; iklim değişikliği rejiminde yeni uluslararası andlaşma yapma yoluna başvurulurken, uluslararası deniz hukukunda BMDHS'deki değişimden uzak durularak ek andlaşmalar ve güncel duruma göre yorumlar yapılarak sorunlar çözülmeye çalışılmıştır. Andlaşmalardan çekilme veya andlaşmaların sona ermesi açısından iklim değişikliğinin neden olduğu deniz seviyesini yükselmesinin şartların esaslı değişimine yol açtığı yönünde bir iddiada da ilgili iddiada bulunan devletlerin tek başına hareket etme imkânı bulunmamaktadır. Bu yolla andlaşmalarda kara ülkesi kaybolan devletler "Bu konuda, uluslararası teamül hukukuna giden yeni devlet uygulamalarının oluşması mümkün müdür?" sorusu üzerinden BMDHS'ye aykırı görünen devlet uygulamaları yoluyla haklarını korumaya çalışıp uluslararası teamül oluşturma yolunu deneyebilecekse de yaptıkları uygulamaların ne kadar destek alacağı ve yaygın uygulama oluşturup oluşturmayacağı belirsizdir. Toprak kaybının bu kadar gündemde olduğu mevcut durum BM'nin de dikkatini çekmiş; BM Genel Kurulu'nun yıllardır aldığı kararlara ek olarak BM Güvenlik Konseyi kararlarında da sıklıkla iklim değişikliği ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin yer bulduğu görülmüştür. Bunun yanı sıra BM Güvenlik Konseyi iklim değişikliğini kara ülkelerinde neden olduğu zararlar kapsamında öncelikle Afrika'daki çatışmalar üzerinden bir uluslararası güvenlik sorunu olarak belirlemeye çabalasa da 2021 yılında bu yöndeki kararın alınması Rusya vetosuyla reddedilmiştir. Bu nedenle "Uluslararası örgütlerin ve özellikle BM'nin verdiği ve vereceği kararlarla rolü ne olacaktır?" sorusu hala masada durmaktadır. İklim değişikliğinin denizler üzerindeki olumsuz etkilerinin yukarıda belirtildiği şekilde çözülemediği durumda devletlerin sorumluluğu ve yargı yollarıyla uyuşmazlık çözüm yollarının kullanımı gündeme gelecektir. Uluslararası hukukta sorumlulukla ilgili kuralların iklim değişikliği konusuna uygulanabilirliği "İklim değişikliği nedeniyle denizlerde meydana gelen değişimlerden kaynaklanan zararlı etkiler için uluslararası sorumluluk mekanizmaları devreye girebilir mi?" sorusunun karşılığıdır. Bu noktada "Uluslararası çevre hukukunda, iklim değişikliği rejiminde ve uluslararası deniz hukukunda sorumluluk neye göre belirlenmektedir? Bu alanlardaki yükümlülükler kapsamındaki ihlallerden doğan zararların giderilmesi için onarımın sağlanabilmesi mümkün müdür?" sorusuna cevap vermek gerekirse iklim değişikliği rejiminde sorumluluğa ilişkin düzenlemelerin yalnızca ortak ama farklılaştırılmış sorumluluklar üzerinden olduğu ve devletin sorumluluğuna ilişkin geleneksel kurallara doğrudan yer verilmediği görülmektedir. Uluslararası çevre hukukunda ise daha çok zarar vermeme yükümlülüğü üzerinden uluslararası teamüle bağlı bir sorumluluk yapısı bulunmaktadır. Uluslararası deniz hukukunda ise sorumluluğun her alanıyla ilgili yöntemlerin bağlantılı olduğu konuya göre kullanılabileceği görülmektedir. Bu durumda iklim değişikliği rejimine dönülerek rejimdeki yükümlülüklerden kimin sorumlu olduğunun tespiti yapıldığında, devletler herkese karşı sorumlu olduğundan, devletin sorumluluğu mekanizması devreye girecektir. Bu kapsamda öncelikle uluslararası hukuka aykırı bir eylemin; sonrasında bu eylem devlete atfedilirken arada bir nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Dolayısıyla öncelikle devletin eylemi hukuka aykırı olmalıdır. Ancak iklim değişikliği rejiminde planlanmış sınırlar içinde yer alan belli miktar sera gazı salımı yapmanın hala hukuka uygun olduğu görülmektedir. Devlete atfetme açısından önleme yükümlülüğü ve beklenen özeni gösterme devreye girebilse de iklim değişikliğinde sorumluluğun uygulanmasında en temel sorun nedensellik bağının kurulması olmakta; iklim değişikliğine neden olan faaliyetler ile iklim değişikliği nedeniyle denizlerde ortaya çıkan değişimlerin birbirilerine bağlanması önem kazanmaktadır. Sera gazı salımları hem her devletin gerçekleştirdiği hem de her devletin zarar gördüğü süreklilik içeren bir eylem olduğundan bu noktada bilimsel hesaplamalarla hangi devletin hangi devlete ne kadar zarar verdiğinin; denizlerde ne kadar olumsuz etkiye neden olduğunun tespit edilmesi gerekecektir. Ancak bu yöndeki hesaplamaların kesin ve net olarak yapılması son derece zordur. Zararın tespitinin zorluğu zararların onarımını da zorlaştırmaktadır. Onarım için sıralı ve kademeli olarak eski hale getirme, tazminat ve manevi tatmin yolları bulunsa da örneğin kutuplardaki buzların erimesi gibi bazı durumlarda eski hale getirme veya tazminat hesaplama mümkün olmamakta; anlamsız kalmaktadır. Aslında iklim değişikliği rejiminde gelişmiş ülkelere yüklenen mali destek yükümlülükleri bu bağlamda gelişmiş devletlerin tarihsel sorumluluğuna bağlı a priori bir tazminat sistemi gibi işlemektedir. PA'da öngörülen Kayıp ve Zarar Mekanizması'nın da sorumluluk ve tazminat konularının kapsamı dışında tutulmaya çalışıldığı düşünüldüğünde, bu mekanizmanın da uyum konusundaki mali yükün giderilmesinde bir rolü olmalıdır. Ancak buradaki sorun daha önce de belirtildiği üzere uyumun zorlaşmasıyla masrafların da artacağı ve bunun karşılanıp karşılanamayacağı üzerine odaklanmaktadır. Uluslararası yargı organları ve uyuşmazlık çözüm mekanizmaları açısından "Tüm bu meselelerin ele alınmasında uluslararası deniz hukukunun, uluslararası çevre hukukunun ve iklim değişikliği rejiminin uyuşmazlıkların çözülmesine ilişkin kısımları yeterli midir? Yoksa uyuşmazlıkların çözülmesinde başka mekanizmalara mı ihtiyaç duyulacaktır? Örneğin bir uluslararası çevre hukuku mahkemesine gerek duyulmakta mıdır? Yoksa genel nitelikli bir yargı organı olan UAD'ın yanı sıra hakemlik kurumu ile iklim değişikliği denetim ve uzlaştırma mekanizmaları veya UDHM'nin etkin rol alması mümkün müdür? Eğer mümkünse bu çözüm yolları yeterli olacak mıdır yoksa diğer olasılıklara mı başvurulması gerekecektir?" gibi sorulara yanıt olarak uluslararası çevre hukukunun kendine özgü yargı yolu veya uyuşmazlık çözüm mekanizması bulunmamakla birlikte iklim değişikliği rejiminde ve uluslararası deniz hukukunda çeşitli yargı yollarının ve uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının mevcut olduğu belirtilebilir. Bunlardan iklim değişikliği rejiminin uzlaştırma mekanizması henüz çalıştırılamamış; uyuşmazlıkların çözüm yolu UAD veya tahkim üzerinde yoğunlaşmıştır. Uluslararası deniz hukukunun ise çözüm yollarını daha serbest bıraktığı görülse de yine UAD veya tahkimin yanı sıra UDHM veya özel tahkime de yer verdiği görülmektedir. Bu noktada temel sorun devletlerin bağlayıcı karar alacak yargı organı veya mekanizmalara bu konu dahilinde başvurmak için rıza ve yarışan yargı yetkisi engeline takılma ihtimalidir. Nitekim bu ihtimaller öngörüldüğünden henüz bu ihtimaller gündeme gelmeden şimdiden öncelikle UAD ve UDHM'den danışma görüşü isteme yoluna başvurulmuş bulunulmaktadır. Mevcut durumda iklim değişikliği ve iklim değişikliğinin denizler üzerindeki etkileri konusunda uluslararası toplumun uluslararası hukuk düzeninin geleceği için bu iki danışma görüşüne bel bağladığı görülmektedir. Ancak gerek UAD gerekse UDHM tarafından verilecek danışma görüşleri tavsiye nitelikleri nedeniyle genellikle uluslararası andlaşma düzenlemelerinin hâkim olduğu bu konuda uluslararası hukukun ve andlaşmaların yorumundan öteye gidemeyecek gibi görünse de az da olsa yeni bir yol haritası oluşturma ihtimali de bulunmaktadır.

Author

Dr. Uğur Kaynakçıoğlu

How to Cite

Uğur Kaynakçıoğlu (Doktora Tezi). Uluslararası hukukta iklim değişikliğinin denizler üzerindeki etkileri, 2023, Galatasaray University.

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Galatasaray University