International law

196 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Deniz üstü rüzgâr enerjisi faaliyetlerinin hukuki boyutu

Bu tez çalışması, deniz üstü rüzgâr enerjisi faaliyetlerini uluslararası deniz hukuku kuralları çerçevesinde inceleyerek kıyı devletlerinin deniz yetki alanları üzerindeki egemen hakları ile bu faaliyetlerin hukuki olarak nasıl düzenlenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Çalışmanın özgün katkısı, Türkiye'de henüz sınırlı bir literatüre sahip olan Deniz Mekânsal Planlaması (DMP) ile deniz üstü rüzgâr enerjisi arasındaki ilişkiyi Türk hukuku bağlamında ayrıntılı biçimde ele alması ve 2025 yılında ilan edilen Türkiye DMP haritasının hukuki boyutunu değerlendirmesidir. Tez kapsamında öncelikle deniz üstü rüzgâr enerjisinin tarihsel gelişimi ve teknik yapısı açıklanmış, ardından bu faaliyetlerin iç sular, karasuları, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge ve açık denizler gibi farklı deniz yetki alanlarında doğurduğu hak ve yükümlülükler hukuki açıdan analiz edilmiştir. Çalışmada ayrıca deniz üstü rüzgâr enerjisi projelerinin sürdürülebilirlik, çevresel koruma ve deniz kullanım çatışmalarını önleme açısından DMP ile nasıl entegre edilebileceği incelenmiş; bu bağlamda Çin, Birleşik Krallık, Almanya ve Türkiye'nin DMP uygulamaları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Son bölümde Türkiye'nin deniz yetki alanlarında deniz üstü rüzgâr enerjisi faaliyetlerini düzenleyecek hukuki altyapının geliştirilmesine yönelik somut öneriler sunulmuştur. Çalışma kapsamında yapılan araştırma faaliyeti; doküman inceleme ve karşılaştırmalı analiz yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir.

Açık denizAçık deniz platformlarıEnerji hukuku+5
Emre Önsöz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukukta insanlığa karşı suçlar

Bir daha asla… Bu söylem hem uluslararası hukukun vahşet karşısındaki çaresizliğinin ifadesi hem de uluslararası hukukun aslında tek çare olduğunun ifadesidir. İnsanlık 20. yüzyılı ölümden önce gelen vahşetin kokusu ile hatırlayacaktı. İşte "insanlığa karşı suçlar" bu dönemde ismi sonradan konulan vahşetin kağıtlardaki adı olmuştur. Tarihsel kullanımı çok daha eskiye gitse de Nazi Almanya'sının hem kendi halkına hem de işgal ettiği yerlerin halklarına yaptığı eziyetler Nürnberg Statüsüne, ilk defa kullanılan bir suç tipi olan, "insanlığa karşı suçlar" olarak geçecekti. Bir yıl sonra İkinci Dünya Savaşı'nın Japon sorumlularının yargılanacağı suçları belirleyen Tokyo Şartı'nda da "insanlığa karşı suçlar" yer almakta idi. Dünya kamuoyunun bu suç tipine karşı aldığı tavır yıllar içinde daha da keskinleşecekti. 1950 tarihinden 1993 tarihine kadar insanlığa karşı suçlar kavramı bir savaş suçları yargılamasında kullanılmadı. Ancak bu süreçte insanlığa karşı suçlar kavramı bir olgunlaşma dönemi geçirdi. 20. yüzyılın sonlarında Eski Yugoslavya ve Ruanda'da işlenen suçlar için oluşturulan Statülerde "insanlığa karşı suçlar" geçmiş dönem tecrübeleri ile daha da kapsamlı değerlendirildi. Devamında ise kavram, nihai kullanımı olan Roma Statüsündeki şeklini aldı. Uluslararası savaş olaylarının azalması ile güncelliğini yitiren savaş suçları ve barışa karşı suçlar, yerini devletlerin veya grupların kendi nüfuslarına karşı da işleyebildikleri insanlığa karşı suçlara bıraktı. Bugün işlenen ve yarın maalesef işlenecek olan insanlığa karşı suçları anlamak için bu kavramın geçmişine, tarihsel kökenlerine inilmesi gerekir. Mevcut çalışmamızda insanlığa karşı suçların hem kavramsal hem de normatif şekli irdelenerek, geçmişi, bugünkü durumu ve gelecekte alabileceği yeni haller tartışıldı.

SuçUluslararası hukukUluslararası suçlar+1
Ersan Arslan
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yabancılar ve uluslararası koruma hukukunda kalıcı bir çözüm olarak yerel entegrasyon

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Hukukunda Kalıcı Bir Çözüm Olarak Yerel Entegrasyon başlığını taşıyan çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Bu konuyu seçmemizin başlıca nedeni, 2014 yılında yürürlüğe giren Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile birlikte Türk hukukuna ilk kez "uyum" düzenlemesinin getirilmesi ve bu konuda henüz yazılmış bir monografinin olmamasıdır. Çalışmamızın giriş kısmında uluslararası korumanın tanımı ve uluslararası hukuktaki temelleri ile kalıcı çözüm türleri incelenmiştir. Çalışmamızın birinci bölümünde, uyum düzenlemesi ile benzerlik taşıyan yerel entegrasyon kalıcı çözüm türünün kapsamı ve bünyesinde barındırdığı hakların uluslararası hukuk ve ulusal hukuklarda nasıl düzenlendiği ele alınmıştır. Yeri geldiği ölçüde özel olarak hakların farklı devletlerde nasıl ele alındığı açıklanmıştır. Çalışmamızın ikinci ve son bölümünde ise Türk hukukundaki kalıcı çözüm türleri ve uyum düzenlemesi ile uluslararası hukukta düzenlenen hakların Türk hukukunda nasıl ele alındığı açıklanmış ve bazı öneriler getirilmiştir.

BütünleşmeTürk hukukuUluslararası hukuk+3
Cansu Kaya
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Orta Asya uluslararası akarsu sorununun Uluslararası Hukuk bakımından değerlendirilmesi

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği döneminde Orta Asya ülkeleri planlı ekonomik ve siyasi bir yapı içinde merkezden yönetiliyordu. Birlik içindeki ülkelerin tamamı birliğin ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılandırılmıştı. 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte bağımsızlıklarını kazanan Orta Asya Cumhuriyetleri arasında bölge kaynaklarının paylaşımı ile ilgili sorunlar yaşanmaya başladı. Bu sorunlardan en önemlisi, birlik dağıldıktan sonra uluslararası akarsu niteliği kazanan su kaynaklarının kullanımı ve paylaşımı sorunudur. Bağımsızlığını kazanan Orta Asya Cumhuriyetleri'nin suya olan ihtiyaçlarının artması, su kaynaklarının ulaşım dışı amaçlar için kullanılmaya başlanması ve faydalanabilecekleri su kaynaklarının başka ülkelerin sınırları içinde yer alması su kaynaklarının kullanımı ve paylaşımı sorununa sebep olmuştur. Bu tezde Orta Asya'daki uluslararası akarsuların ulaşım dışı amaçlar için kullanımı sorunu uluslararası hukukun kaynaklarından yararlanılarak çözülmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda öncelikli olarak birinci bölümde uluslararası akarsu kavramının uluslararası hukuktaki yeri ele alınmıştır. Daha sonra uluslararası akarsular sorununun çözümü için kaynak oluşturabilecek, uluslararası antlaşmalar, uluslararası teamüller, uluslararası akarsular ile ilgili temel ilkeler, doktrinler ve örnek mahkeme kararları incelenmiştir. Orta Asya uluslararası akarsu sorununun detaylı olarak ele alındığı ikinci bölümde; bölgedeki uluslararası akarsular hakkında bilgi verilerek, aşağı kıyıdaş- yukarı kıyıdaş ülkeler açısından su sorunu ve kıyıdaş ülkelerin soruna yaklaşımları değerlendirilmiştir. 1997 yılında Birleşmiş Milletler tarafından imzalanarak kabul edilen Uluslararası Akarsuların Ulaşım-dışı Kullanımı Hukukuna İlişkin Sözleşme, bu tezin temel kaynağı olarak ele alınıp, bu çerçevede Orta Asya uluslararası akarsu sorunu uluslararası hukuk bakımından değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası hukuk, Uluslararası akarsular, Orta Asya.

AkarsularOrta AsyaSu sorunu+2
Damla Ersoy
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası sivil toplum kuruluşlarının insan haklarının korunmasındaki rolü

Küreselleşme ve çeşitli alanlarda meydana gelen uluslararası gelişmeler, uluslararası sistemde büyük değişikliklere yol açmıştır. Uluslararası forumlarda sivil toplum, insan hakları ve kamuoyu gibi bazı kavramlar büyük önem kazanmıştır. Devletin geleneksel rolü azalmış ve devletler, artık küresel politikaların belirlenmesinde ve tanımlanmasındaki tek temel unsur değildir. Yeni dünya düzeninin dünyadaki sorunların çözümüne etkin bir şekilde katkıda bulunabilecek yeni uluslararası unsurlara ihtiyacı vardır. Uluslararası sivil toplum kuruluşları, en önemli yeni aktörlerden biridir ve uluslararası karar alma sürecinde önemli bir etkiye sahiptir. Uluslararası sivil toplum kuruluşlarının her düzeyde artan öneminin bir sonucu olarak Birleşmiş Milletler, rolünü uluslararası ilişkilerde önemli ve temel bir ortak olarak kabul etmiştir. Bu kuruluşların yaptığı katkılar, zamanla artarak dünyada üçüncü otorite haline gelmiştir. Bu kuruluşlar, sahip oldukları büyük yetenekler ve uyguladıkları çeşitli mekanizmalar nedeniyle dünyadaki insan haklarını koruma sürecinde, önemli bir unsur olarak kabul edilmektedir. Sivil toplum kuruluşları, uluslararası insan hakları sözleşmeleri geliştirmeye ve uygulamaya çalışmakta ve uluslararası insan hakları hukukunun kurallarına uymanın bir garantisi haline gelmektedir. Dünyadaki temel hak ve özgürlüklerin durumunu da izlemekte ve insan hakları ihlallerini tespit etmek için çalışmaktadır. Ayrıca bu kuruluşlar, uluslararası toplumdaki insan hakları ihlalleri ile mücadele etmek için uluslararası yargı organları nezdinde büyük çabalar sarf etmektedir. Bu çalışma, uluslararası sivil toplum kuruluşlarının insan haklarının korunması ve geliştirilmesi alanındaki katkılarını ve uluslararası düzeyde insan hakları standartları ve antlaşmaları süreçlerindeki rollerini incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca bu kuruluşların, dünyada insan haklarını garanti altına almak için izledikleri çeşitli mekanizmalara da ışık tutmaya çalışmaktadır. Anahtar kelimeler: Uluslararası sivil toplum kuruluşları, Uluslararası sözleşmeler, İnsan hakları, Uluslararası insan hakları hukuku

Sivil toplum örgütleriUluslararası hukukUluslararası sözleşmeler+2
Muhammed Muhammed
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Examining the legitimacy of the sanctions imposed on Zimbabwe regarding international law

The use of sanctions is not a new phenomenon in the discipline of International relations. However, with the disappearance of the Cold War, Western countries increasingly started to adopt sanctions as the means to attain their foreign policy interests. The main objective of this research is to examine the sanctions imposed on Zimbabwe by the European Union (EU) and the United States of America (USA) in the context of international law. The USA crafted its first batch of sanctions on Zimbabwe in 2001 through the Zimbabwe Democracy and Economic Recovery Act (ZIDERA) and the Presidential Executive Order, which derives its legal basis from the USA statutory instrument (International Economic Emergency Powers Act (IEEPA) in 2003. On the other hand, the EU introduced sanctions on Zimbabwe utilising the Cotonou Agreement as its legal basis. In addition, the EU used the Treaty of European Union, which advocates for the Common Foreign and Security Policy (CFSP). Therefore, the focus of this research lies on highlighting the legitimacy of such sanctions on Zimbabwe, which is a member of the United Nations (UN), and yet the UN did not take any sanction measures to address such grievances as laid down by the EU and the USA. The thesis argued that unilateral sanctions imposed on Zimbabwe are illegitimate based on the principle of non-interference in the internal affairs of another state, equality of sovereign states and the International Law Commission on the Responsibility of States for Internationally Wrongful Act. The sanctions are negatively affecting Zimbabwe to carry out its duties and obligations as a sovereign state. On the same note, International Law Commission drafts are regarded as non-binding in international law.

United States of AmericaEuropean UnionUnited Nations+5
Matora Hupıle
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sivil havacılık düzeni ve Uluslararası Hava Hukuku

Uluslararası sivil havacılık sektörü günümüzün en çok büyüyen ve üzerine düşünülen alanlarından biri olarak görülmektedir. Bu alan üzerine ortaya konulan egemenlik teorilerinin yanı sıra günümüze kadar birçok uluslararası sözleşme, protokol hayata geçirilmiş ya da alana özgü eser kaleme alınmıştır. Bu anlamda hava hukukunun, 21. yüzyılda gelişen teknolojiye paralel olarak ilgili alanı kontrol etme çabası içerisinde olduğu ifade edilmektedir. Uluslararası sivil havacılık faaliyetlerinin düzenlenmesi adına çok çeşitli sözleşmelerin, anlaşmaların ve protokollerin ortaya konulduğu bir ortamda, ilgili tüm düzenlemelerin hangilerinin uluslararası hava kamu, hangilerinin uluslararası hava özel hukukuna ilişkin olduğunun ortaya konulması, diğer yandan hava hukukunun tanımının, özelliklerinin ve kapsamının geniş bir şekilde irdelenmesi, ayrıca hava sahası üzerine ortaya atılan egemenlik teorilerinin neler olduğunun açık bir şekilde ifade edilmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Çalışmanın veri kaynaklarını, sivil havacılığı düzenleyen tüm uluslararası sözleşmeler, anlaşmalar, protokoller ile bu hususta kaleme alınmış eserler oluşturmaktadır. Çalışmanın sonucunda, sivil havacılık faaliyetlerinin düzenlenmesinde etkisi olan tüm uluslararası hava hukuku düzenlemeleri dikkate alınarak, hangilerinin uluslararası hava kamu hukukuna, hangilerinin uluslararası hava özel hukukuna ilişkin olduğunu gösteren bir tablo ortaya konulmuştur.

Hava hukukuSivil havacılıkTicari havacılık+1
Eser Gemici
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukukta deniz haydutluğu: Aden körfezi

Deniz haydutluğu, deniz yolu ulaşımı ve ticareti için hep tehdit oluşturmuştur. 21. yüzyılda bu tehdidin varlığı devam etmiştir. Özellikle Somali açıklarıyla Aden Körfezi'ndeki deniz haydutluğu eylemlerinin artması, uluslararası toplumun da dikkatini çekmiş ve Somalili deniz haydutlarına karşı mücadele faaliyetlerinin başlamasına yol açmıştır. Bu bağlamda dünyadaki deniz yollarıyla yapılan ticaretin yaklaşık beşte birlik bölümünün gerçekleştirildiği Aden Körfezi'nde yoğun bir şekilde eylemlerini gerçekleştiren Somalili deniz haydutlarına karşı önlem alınması için uluslararası toplum tarafından harekete geçilmiştir. Bu çerçevede Somalili deniz haydutlarına yönelik mücadeleyi teşvik etmek amacıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde birtakım kararlar alınmış ve Somali açıklarıyla Aden Körfezi'nde deniz haydutluğu eylemlerinin engellenmesi için bölgeye askerî donanmalar gönderilerek çok uluslu operasyonlar gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda tezin çalışılmasındaki amaç, önce uluslararası hukukta deniz haydutluğu tanımının tarihsel süreç içinde gelişimini ortaya koymak, deniz haydutluğunun önlenmesi yöntemlerini belirlemek, Somali açıklarıyla Aden Körfezi'ndeki deniz haydutluğunun ortaya çıkış nedenlerini tespit ederek bölgedeki eylemlerin uluslararası topluma etkisinin boyutunu analiz etmek ve uluslararası hukuk çerçevesinde deniz haydutluğu eylemlerinin Aden Körfezi'nde önlenmesini incelemektir. Sonuçta Somalili deniz haydutlarına karşı yürütülen mücadele çok hassas ve önemli bir konudur. Bu hassas konuya dair yapılacak tüm çalışmaların her adımının oldukça detaylı biçimde planlanması ve ardından pratikte uygulanması gereklidir. Ayrıca uluslararası toplumun, Somali'deki durumun daha da kötüye gitmemesi bakımından da deniz haydutluğu faaliyetlerine karşı oldukça dikkatli bir tavır sergilemesi büyük önem taşımaktadır.

Birleşmiş Milletler Güvenlik KonseyiDeniz korsanlığıKorsanlar+3
Hamdya Omar Waberı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası azınlık hakları bağlamında Ahıska Türklerinin durumu (Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan örneği)

Stratejik önemi olan Ahıska ve çevresinin Rus Çarlığı tarafından işgali sonrası Ermeni nüfusun bölgeye yerleştirilmesi, Ahıska Türkleri için o dönem başlayıp günümüze kadar devam eden çeşitli sorunlara neden olmuştur. Bölgeyi iyice egemenliğine alan Ruslar, bu kez Sovyetler döneminde 14 Kasım 1944'te, Ahıska Türklerini yaşadıkları yurtlarından, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'a sürgüne göndererek onları azınlık durumuna düşürmüştür. 1956'da başlattıkları haklarını geri kazanma mücadeleleri arzu ettikleri şekilde sonlanmasa da bugün yaklaşık 10 farklı ülke de hayatlarını devam ettiren Ahıskalıların durumu uluslararası bir boyut kazanmıştır. Bilindiği gibi son yıllarda azınlık, göç ve sürgün kavramları uluslararası siyasetin ve uluslararası hukukun gündeminde çokça yer almaktadır. Günümüzde azınlık durumunda yaşayan Ahıska Türkleri hem Sovyetler Dönemi öncesi hem de sonrası sayısız ayrımcılıkları yaşamış ve en temel insani haklardan faydalanamamışlardır. Bu çalışmada sürgüne uğrayan Ahıska Türklerinin günümüzde yaşadıkları Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan örnekleri üzerinden bu ülkelerdeki uluslararası azınlık haklar çerçevesinde güncel konumları değerlendirilmiştir. Ahıska Türkleri bugün azınlık olarak yaşadıkları Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan'da sosyal hayatlarıyla ilgili eğitim, demografik yapı/nüfus, din/inanç durumu, ekonomi, sosyal yaşam ve siyaset gibi konular ışığında değerlendirildiğinde bu ülke vatandaşlarının sahip olduğu hakların büyük çoğunluğuna sahip oldukları anlaşılmıştır. Ahıska Türklerinin 76 yıl önce yaşamış oldukları sürgünün bugün uluslararası bir niteliğe bürünmesi ve azınlık olarak bazı hakları elde etmiş olmalarına rağmen yaşadıkları bu ülkelerdeki ekonomik, sosyal, kültürel ve eğitimle ilgili sıkıntıları devam etmektedir.

Ahıska TürkleriAzerbaycanAzınlık hakları+5
Gevher Nesibe Kariptaş
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Müzmin bir kriz olarak Filistin-İsrail krizi: Tarihsel, politik ve hukuksal bir değerlendirme

Filistinli Müslüman halk ile Yahudi toplumu arasında 19. yüzyılın son dönemlerinde başlayan ve İsrail Devleti'nin kurulması ile birlikte Filistin-İsrail krizine dönüşen sorun, çözüme ulaşamamış olması nedeniyle içinde bulunduğumuz 21. yüzyılın ilk çeyreğinde hala devam etmektedir. Konu üzerine yıllar boyunca birçok çalışma yapılmış olması, Filistin-İsrail krizinin standart bir konu olduğu anlamına gelmemekte; bunun tam aksine sorun ortadan kalkıncaya kadar daha fazla akademik çalışma ile eksik kalan kısımların incelenmesi gerekliliğini göstermektedir. Taraflar arasındaki krizin günümüze kadar artarak devam etmesi, uluslararası hukukun sorgulanmasına ve uygulamadaki eksikliklerine dikkat çekmektedir. Filistin ve İsrail'in yaşadığı bu durum yalnızca iki aktörü ilgilendiren bir kriz olmaktan çıkmış, Orta Doğu coğrafyasında bulunan komşu Arap devletlerinin yanı sıra uluslararası arenada yer alan büyük güçlerin de dâhil olduğu bir soruna dönüşmüştür. Özellikle son yıllarda hazırlanan akademik çalışmalarda Filistin-İsrail krizinin çözüme ulaşamamasının sebebi, Filistin yönetimi içinde ortaya çıkan eksiklikler olarak aktarılmaktadır. Yetmiş yılı aşkın süredir devam eden bu krizin çözümlenmediği her geçen yıl içinde yeni sorunları doğurabileceği, buna bağlı olarak da sınırları belli olmayan ve mülteci konumunda yaşayan Filistinli halkın birçok iç karışıklıkla mücadele ettiği unutulmaktadır. İsrail Devleti'nin kurulmadan önce veya kurulduktan sonra gerçekleştirdiği uluslararası hukuka karşı olan tutumları alışılagelmiş bir şekilde sadece tekrar edilmektedir. Birleşmiş Milletler (BM) kurulduğu tarihten itibaren Filistin ile İsrail arasındaki krizi barış içinde sonlandırmak adına önemli çabalar sarf etmiştir. Fakat BM Örgütü'nün işleyişi belirlenirken Güvenlik Konseyi'nin nihai kararlarının beş daimi üyeye bağlı olması, kurumun işleyişini verimsiz hale getirmesi ve kesin olarak doğru görünen kararların dahi veto aracılığıyla alınamamasına sebebiyet vermesi, Filistin-İsrail krizi üzerinde de olumsuz etkiler yaratmıştır. BM kurumunun konu üzerine çözüm getirmeyi istemesine rağmen veto yetkisi, Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanamamasında kendi engeline takıldığı kilit nokta olmaktadır. Bu tezin amacı uluslararası toplumun inandığı uluslararası hukukun, Filistin-İsrail krizine yönelik taraflar arasında yeterince eşit bir yol izleyip izlemediğinin incelenmesi ve süreç boyunca elde edilen bulgular ile aktörlerin çözüm süreci aşamasında sahip oldukları eksikliklerin ele alınmasıdır. Filistin-İsrail krizinde uluslararası hukuka yönelik bir araştırma yapabilmek için öncelikle tarafların günümüze kadar geçirdiği tarihi sürece hâkim olmak gerekir. Bu tez çalışmasının birinci bölümünde tarafların içinde bulunduğu "Kriz Kavramı"nın tanımı yapılmakta ve bir sorunun müzmin krize nasıl dönüştüğü aktarılmaktadır. İkinci bölümde müzmin bir krize örnek olan Filistin ve İsrail'in tarihinin geçmişine bakılmaktadır. Üçüncü bölümde İsrail Devleti'nin kurulmasından günümüze kadar olan yakın tarihteki gelişmeler incelenmektedir. Son bölümde ise uluslararası hukukun ve uygulama aracı olarak bulunan Birleşmiş Milletler Örgütü'nün krize yönelik gerçekleştirdiği girişimler, aldığı kararlar ve bu kararların uygulanabilirliğin sadece büyük güçlere bağlı olup olmadığı sorgulanmaktadır. Elde edilen sonuçlar ile uluslararası toplumun birlik olduğunda büyük bir güce dönüştüğü ve bu düzen içinde her zaman güçlülerin hukukunun geçerli olmadığı kanaatine varılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Filistin-İsrail, Müzmin Kriz, Uluslararası Hukuk

Filistin-İsrail ilişkileriFilistin-İsrail sorunuKriz+4
Cüneyt Yalçın
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin 2015-2020 yılları arasında Suriye'nin kuzeyine gerçekleştirdiği askeri operasyonların kuvvet kullanma hukuku bağlamında değerlendirilmesi

Küreselleşen dünyada birçok yeni tehdit ortaya çıkarken eski tehditler de etkisini artırarak devletler için bir sorun olmaya devam etmektedir. Güncel dünya düzeninin ve uluslararası siyasetin en sarsıcı tehditlerinden olan uluslararası terörizm, hem devletler hem de bireyler için tehdit düzeyini giderek artıran bir sorundur. Devletler, uluslararası örgütler ve diğer aktörler uluslararası terörizmle etkin yollar aracılığıyla mücadele etmektedir. Özellikle devletler, hem tek başlarına bir aktör olarak hem de uluslararası örgütler aracılığıyla uluslararası terörizmle birlikte mücadele etmektedirler. Terörizm kavramının ortak bir tanımı dahi yapılamamışken terörizmle mücadele konusunda aktörlerin de doğal olarak farklı fikirleri mevcuttur. Devletler uluslararası terörizmle mücadelede egemenliklerini, vatandaşlarını ve topraklarını korumak için askeri operasyonlar gerçekleştirmekte ve bunu hukuki gerekçelere dayandırmaktadırlar. Zira bir devletin uluslararası arenada gerçekleştirdiği tüm faaliyetlerin temelinde hukuka uygunluk yatmaktadır. Bu bağlamda kuvvet kullanma hukukunun tartışmalı doğası da incelenmesi gereken diğer bir önemli konu olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle devletlerin gerçekleştirdiği sınır ötesi askeri operasyonların hukuki zeminleri de kuvvet kullanma hukuku bağlamında incelenmelidir. Bu hususta terörizmle mücadele kapsamında askeri harekât gerçekleştiren ülkelerden biri olan Türkiye, Suriye'nin kuzeyine beş askeri operasyon gerçekleştirmiştir. Bu kapsamda Türkiye'nin, Suriye'nin kuzeyine gerçekleştirdiği beş askeri operasyonun hukuki zeminlerinin araştırılması bu tezin temelini oluşturmaktadır. Tezin Türkiye'nin gerçekleştirdiği bu beş askeri operasyonun hukuki zeminine katkı sunması amaçlanmaktadır. Gerçekleştirilen bu beş operasyonun kuvvet kullanma hukuku bağlamında değerlendirilmesi ve operasyonların hukuki zeminlerinin araştırılması Türkiye'nin gelecekte uluslararası arenadaki faaliyetlerine de katkı sağlayacaktır.

Askeri harekatlarKuvvet kullanmaKuzey Suriye+7
Simay Sultan Doğan
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukukta misilleme

Misilleme kavramını uluslararası hukuk hudutları dâhilinde incelemek, bu çalışmanın esas gayesini teşkil etmektedir. Uluslararası hukuk kurallarına dayanılarak; tarihsel gelişim içerisinde devletler, toplumsal menfaatlerini koruma ve karşı önlem olarak misilleme yöntemlerine başvurma olanağına haizdirler. Bu yöntemlerin, savaşa varmayacak şekilde uluslararası hukuk sınırları içerisinde kullanılması gerekmektedir. Devletlerin, ilişkilerinden kaynaklanan sosyal, ekonomik, teknolojik birçok alanda anlaşmaları mevcuttur. Karşı önlem olarak başvurulan misilleme yöntemlerine, ikili ilişkilere dayalı anlaşmaları da etkileme riski göz önüne alınarak basiretli şekilde başvurulmalıdır. Misilleme yöntemleri, sınırlı şekilde sayılmış değildir. Bu sebeple uluslararası hukukun yasaklamadığı davranışların, misilleme yapmada kullanılabilmesi mümkün olacaktır. Bu çalışmada uluslararası hukuk yaptırımlarına genel hatlarıyla değinilmiş. Bir uluslararası hukuk yaptırım biçimi olan misillemenin, uygulanma şekilleri olan, devletler tarafından uygulanarak kabul gören misilleme yöntemleri incelemeye tabi tutulmuştur. Anahtar kelimeler: uluslararası hukukta yaptırımlar, misilleme, savaşa varmayan zorlama yolları

KısasSavaşa varmayan zorlama yollarıUluslararası hukuk+1
Muhammed Can Tepedelen
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ekonomik hukukun kurumsal yapısı ve temel kuramları

Günümüzde küreselleşmeyle beraber pek çok alanda önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Ortaya çıkan en büyük değişiklik ise ekonomi alanında yaşanmıştır. Ticari sınırların ortadan kalkması, ülkeler arasında finansal hareketliliğin artması bu konuda uluslar üstü bir takım hukuki düzenlemelerin yapılmasını zorunlu hale getirmiştir. Uluslararası ekonomi hukukunun konusunu oluşturan küresel düzeyli ekonomik ilişkiler küreselleşmeyle beraber yaygınlaşmıştır. Uluslararası Para Fonu, Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya Bankası gibi tüm dünyada etkin olan kuruluşlar uluslararası ekonomik ilişkilerin düzenlenmesinde söz sahibidirler. Diğer taraftan bu kuruluşlara göre daha bölgesel düzeyli olan kuruluşlar da uluslararası ekonomik hukukun düzenleyicileri arasında yer almaktadır. Bu kapsamda, çalışmanın ilk bölümünde küreselleşme ve ekonomik küreselleşmenin boyutları incelenmiş ve uluslararası ekonomi hukukuna değinilmiştir. İkinci bölümde ise küresel düzeyli, uluslararası ekonomik hukukun düzenleyici kurumlarının oluşumları ve işleyişleri detaylandırılmıştır. Son bölümde ise yine uluslararası düzeyli ancak daha dar kapsamlı olan bölgesel kuruluşların yapıları incelenmiştir.

Ekonomi hukukuKurumsal yapıKüreselleşme+2
Muhammed Şamil Aygen
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Private power regulation: The legal status of private militaryand security companies in armed conflicts

This research focused on defining the Private Military and Security Companies (PMSCs), their history, activities, the aspects of the services it provides to the contracting states or parties. Considering the increase in restoring to the PMSCs, the study highlighted several legal aspects, including the legal framework of those companies, the international efforts in regulating its work, and the international documents and agreements that tried to provide a clear definition of its staff, activities, and to limit the violation of human rights. The study took Iraq and as a case study to shed light on the PMSCs' activities, regulation, and human rights violations in addition to the United Nations Working group in these regards. The study presented examples of the practices of the employees of the private military and security companies, and it was found that the perpetrators were not held accountable for various reasons, including the immunities granted to them by the parties that employ them and the weakness of the sanctions and deterrence system of the state and the companies themselves. The study reached multiple conclusions, including the fact that the International legal agreements and documents do not imply any direct civil or criminal liability for private military and security companies. There is an absence of international mechanisms that acknowledge companies and persons' corporate and moral liability for their violations of human rights rules. The responsibility of the employees of PMSCs depends on defining their legal status precisely in international documents and agreements and ending the ambiguity surrounding them.

Legal statusArmed conflictsLaw of Armed Conflicts+4
Tahseen Ayyash
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası insancıl hukuk bakımından silahlı çatışmalarda sivillerin, objelerin ve çevrenin korunması

Savaşların ve silahlı çatışmaların getirdiği yıkım geçmişten günümüze uluslararası camianın ortak sorunu olmuştur. Ancak yine de uluslararası toplum yaşadıklarından ders çıkaramamış olacak ki günümüzde dahi silahlı çatışmalar devam etmektedir. Bunun sonucunda da silahlı çatışma mahallindeki siviller hayatını kaybetmekte, kullanılan çeşitli silahların yarattığı etkiler sebebiyle sakat kalmakta ve hastalanmaktadır. Bunun yanında silahlı çatışma hali sivillerin yaşaması için vazgeçilmez olan kaynakları da tüketmekte veya yok etmektedir. Siviller silahlı çatışma sırasında hem sağlıklarını hem de mallarını kaybetmektedir. Silahlı çatışma hali yalnızca sivillere değil aynı zamanda kültürel varlıklara, yapılara, tarihi eserlere ve daha da vahimi doğal çevreye de tamiri imkânsız zararlar vermektedir. İnsanoğlu silahlı çatışmaların bu yıkıcı etkilerini önlemek ya da en azından azaltmak için çeşitli uluslararası anlaşmalar akdetmektedir. İnsancıl hukuk işte bu noktada devreye girmekte, silahlı çatışmalara belirli kurallar getirerek insani seviyeye çıkarmaya uğraşmaktadır.

ObjeSilahlı çatışmaSilahlı çatışmalar hukuku+4
Simge Denli
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 salgınının ticari sözleşmeler açısından mücbir sebep değerlendirmesi

COVID-19 salgınının ticari sözleşmeler kapsamında mücbir sebep kavramının sorumlunun kusurunu ortadan kaldırıp kaldırmadığı konusu önem arz etmektedir. Salgın beklenmeyen hal olmasıyla birlikte mücbir sebep teşkil edip etmediği hala tartışma konusudur. COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirler ve önemlerle ticari faaliyetleri ne yönde etkilediği, edimin ifası geçici/kalıcı olarak imkansızlaşması veya askıya alınabilmesi temerrüt hükümlerinin ne derecede uygulanıp uygulanmayacağı (uygulanamayacağı) sorusunu gündeme getirmektedir. Bu çalışma, edimin ifası imkansızlaşması/ geçici olarak imkansızlaşması COVID-19 salgını ile bir nedensellik ilişkisinin varlığı incelenmesi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, literatür taraması ile 14 Mart 2020 tarihinden bu yana Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilen COVID-19 salgını neticesinde Türkiye tarafından yürürlüğe koyulan genelge, yönerge, yönetmelik, geçici madde ve kanunlar irdelenmiştir. Mücbir sebep nispi bir kavram olmasında kaynaklı olsa gerek, ispatı önem arz etmektedir. Bu anlamda, edimin ifası imkansızlaşması/kısmen imkansızlaşması veya aşırı ifa güçlüğü COVID-19 salgını ile ilişkili olduğunu ispat etmenin yanı sıra mücbir sebebin tüm karakteristiklerini taşıdığını ayrıca ispatı gerekmektedir. Bu bağlamda, peşinen COVID-19 salgınının mücbir sebep teşkil ettiği söylenemez. Oluşabilecek uyuşmazlıkları önleme adına Fransa'nın 2016 yılında yürürlüğe koymuş olduğu «öngörülemeyen durumlarda sözleşmelerin revize edilmesi» yönetmeliğin bir benzeri Kanun yapıcı tarafından ele alınması önerilmektedir. Uluslararası ticari faaliyetlerde bulunan Türk firmalarına, Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı olan Uluslararası ticaretin teşviki için Konseyi'nin sunmuş olduğu mücbir sebep sertifikasına benzer bir belge Ticaret Bakanlığı veya Ticaret Odaları tarafından düzenlenmesi Hukuki uyuşmazlıklarına çözüm olabileceğine kanaat getirilmiştir.

COVID 19Hukuki uyuşmazlıklarMücbir sebepler+7
Lamiha Öztürk
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sözleşme hukukunda koşul

Eski ve köklü bir hukuki kavram olan koşul, gelecekte gerçekleşmesi belirsiz olayların hukuki işlemin sonuçlarına tesir etmesini sağlar. Koşulun geleceğe ilişkin olmasının sonucu olan belirsizlik, kavrama hususi yapısını kazandırır. Koşul, doğurduğu hukuki sonuçlar bakımından geciktirici ve bozucu koşul ayrımına tâbi tutulur. Taraf iradeleriyle geciktirici koşul olarak belirlenen olayın gerçekleşmesi, hukuki işlemin hüküm doğurmaya başlaması sonucunu ortaya çıkarır. Taraf iradeleriyle bozucu koşul olarak belirlenen olayın gerçekleşmesi ise hukuki işlemin etkisinin sona ermesine sebep olur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uyarınca, kural olarak koşulun gerçekleşmesi ileriye etkilidir. Bozucu koşulun gerçekleşmesi, iade yükümlülüklerinin doğmasına neden olabilir. Koşulun gerçekleşmesinden önceki dönem, koşulun gerçekleşmesi ve gerçekleşmenin hukuki sonuçları, farklı hukuk sistemlerinde değişik şekillerde yorumlanmıştır. Bu yorumlar, farklı hukuki uygulamaların ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Çalışmamızda sözleşme hukukunda koşul, koşul kurumunun tarihi gelişim süreciyle birlikte, Türk/İsviçre hukukunda ve uluslararası hukuk uyumlaştırma metinlerinde (PICC, PECL ve DCFR) ele alınma şekilleri bakımından incelenmiştir.

Karşılaştırmalı hukukSözleşmelerTürk Borçlar Kanunu+4
Mehmet Ömer Kesilmiş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası vergi ve bilgi değişim anlaşmaları çerçevesinde Türkiye'nin güncel durumunun değerlendirilmesi

Artan küreselleşmenin etkisiyle meydana gelen uluslararası ticaret hacmindeki büyüme devletlerin vergisel işlemlerini de çeşitlendirmiştir. Farklı vergi türleri ortaya çıkarken aynı zamanda vergi kayıp ve kaçağını önlemeye yönelik yeni tedbirlere de ihtiyaç duyulmuştur. Devletler bu noktada iş birliğinin önemini anlayarak karşılıklı olarak pek çok iki taraflı vergi anlaşması imzalamışlardır. Ancak zamanla şirketler iki taraflı vergi anlaşmalarındaki boşluklardan yararlanarak vergiden kaçınmanın da yolunu bulabilmektedirler. Dünya üzerinde iki taraflı anlaşmaların sayılarının 3000'in üzerinde olması OECD'yi bu konuda tek ve genel geçer bir çok taraflı sözleşme hazırlamaya yöneltmiştir. OECD çok taraflı vergi anlaşmasını hazırlayarak hem iki taraflı vergi anlaşmalarındaki eksik yönleri kapatmış hem de problemlere daha hızlı ve etkin çözümler üreterek uluslararası vergi sorunlarına çözüm bulmaya çalışmıştır. Tez konumuz üç farklı başlık altında incelenmiş olup öncelikle vergi ve bilgi anlaşmalarıyla giriş yapılarak sonrasında çok taraflı vergi anlaşması maddeleri ve etkilerinden bahsedilmiştir. Ülke örnekleri açıklamasıyla da sonuçlandırılmıştır.

Mali hukukOECD ülkeleriTürk vergi hukuku+7
Çağla Keşkekoğlu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 aşılarının zorunlu olarak uygulanabilirliğinin hukuki yönüyle değerlendirilmesi

COVID-19 pandemisi, sağlık, ekonomi ve siyaset gibi bireyi ve toplumu kapsayan birçok alanda olumsuz anlamda önemli ölçüde etkilemiştir. Söz konusu etkilerin önemli bir kısmı halen devam etmekte olup bu etkiler, değişerek ve gelişerek güncelliğini korumaktadır. 19. yüzyılın başından itibaren birçok hastalığın tedavisi için geliştirilen aşılar, hastalıklar neticesinde ortaya çıkan olumsuz etkilerin giderilmesinde önemli rol oynamıştır. Bu bağlamda bazı hastalıklar özelinde birçok ülke, söz konusu hastalıklarla mücadelede aşı uygulamasını zorunlu kılmıştır. Ülkeler aşı uygulamalarını, hastalığın türü, aşılanacak kişinin yaşı veya aşılanacak kişinin mesleği gibi birçok farklı kriteri göz önünde bulundurarak zorunlu kılmaktadır. Aşının zorunlu olarak uygulanması, aşılanmayan kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması veya bu kişilere para cezası uygulanması gibi adli ve idari yaptırımlar yöntemlerle gerçekleştirilmektedir. Bu çalışmada, uluslararası hukuki düzenlemeler, uluslararası mahkeme kararları, iç hukukumuzda yer alan düzenlemeler, mahkeme kararları, Dünya Hekimler Birliği (WMA) metinleri, Türk Tabipler Birliği (TBB) metinleri, Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) metinleri ve sağlık hukuku literatüründe yer alan bilimsel yayınlar incelenerek, COVID-19 pandemisi bağlamında geliştirilen aşıların zorunlu olarak uygulanabilirliği ele alınacaktır. COVID-19 aşılarının kişiler üzerinde zorunlu olarak uygulanmasının hukuka uygunluğunun belirlenmesinin amaçlandığı bu çalışma ile COVID-19 pandemisiyle mücadelede karşılaşılan hukuki sorunların çözümüne katkı sağlanayacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: COVID-19 Pandemisi, zorunlu aşı, uluslararası hukuk, insan hakları, sağlık hukuku.

AşılarCOVID 19Pandemiler+3
Muhammet Mert Türkmen
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The status of Bayt al-Maqdis in international law: A studyof the selected UN resolutions

This study has dealt with a distinguished territory, Bayt al-Maqdis, a place at the heart of the world, with the intersection of Africa, Asia, and Europe. It is a prophetic geography for Muslims, Christians, and Jews. Given the importance of the geo-strategic position of Bayt al-Maqdis, where it is at the centre of world power politics, there is no doubt that it would hold the key to war and peace today, tomorrow, and always. After 400 hundred years of relatively steady position during the Ottoman era, the Palestinians' tragedy commenced at the hands of colonial powers at the turn of the 20th Century. They had been 'out of place' in their land. The British pledge to turn Palestine into the homeland of the Jews created great tension in the region. Since the British handed over the question of Palestine to the United Nations in 1946, the issue of the status of Bayt al-Maqdis has been a matter of great controversy. From the very beginning, the United Nations General Assembly and Security Council have adopted numerous resolutions to establish the peace and security in the region. In this study, it has been examined the most significant resolutions and documents in a comprehensive way as part of a more legally informed approach in line with historical methodology.

IslamicjerusalemUnited NationsPalestine+6
İlayda Helvacı
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Freedom of religion and belief in Beytulmakdis

Today, there are scholars who argue that the concept of human rights has come to an end and has been eviscerated, while there are also those who argue that the concept of human rights is in constant development and still has the potential to produce solutions to the problems in this field. The author of this research, which was prepared within the discipline of international relations, has conducted a research limited to freedom of religion and conscience as a jurist and with the support of human rights theory. Undoubtedly, the dynamics of international relations and the dynamics of law are different. However, since the subject focuses on the extent to which international relations mechanisms can produce solutions in the exercise and protection of a fundamental right, the information obtained was interpreted at the intersection of the two fields of science. People need international conventions and organizations for more effective protection of fundamental rights, given their founding objectives. Freedom of religion and conscience, which has an important place under the umbrella of human rights, has presented different views throughout the world in the last century. Starting from the premise that human rights should be universally recognized and protected and following the deductive method, this study firstly examines the concept and development of human rights and secondly the scope and components of freedom of religion and conscience. The main research question of this study, on the other hand, focuses on what has happened from the past to the present with regard to freedom of religion and conscience in the land of Beytulmakdis (Islamicjerusalem), with its people consisting of Jewish, Christian and Muslim individuals. With its ancient history and historical background, this region, which is sacred to the members of three religions and strategically located, has gone through very turbulent times. Historical sources confirm that this region was peaceful when it was governed by Muslim rulers. However, despite all the mechanisms of international law, it is a fact that even the most basic human rights such as the right to life, right to liberty and security have been repeatedly violated in these occupied territories in the last hundred years. Within the scope of this research, it has been evaluated that the mechanisms that exist for the protection of fundamental rights at the regional level have not yet been able to provide a solution to the voice rising from these occupied territories in the field of freedom of religion and belief. Every human being in the world is precious, has fundamental rights and freedoms, and it is the responsibility of all human beings to protect and uphold these rights. As a result of this research, it is suggested that international law and international protection mechanisms should work more effectively in order for this region, where people of different faiths have the experience of living together in peace, to regain the peaceful atmosphere of the historical good days.

IslamicjerusalemReligious freedomInternational law+3
Akif Tögel
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni bir uluslararası hukuk süjesi olarak çevre

Çevre kavramının, insanlık medeniyetinin gelişmesi ve modern toplumların oluşmasıyla eş zamanlı olarak uluslararası hukukun gündeminde yer bulduğu söylenebilir. Sanayi toplumlarının bireyci yaklaşımı, insanlığı öncelikle bireysel olarak sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama düşüncesine götürmüş; iç hukukta çevre, bir insan hakkı olarak tezahür etmiştir. Sonrasında, devletlerin sınır aşan zararlardan sorumlu olması anlamında, uluslararası bir yükümlülük olarak çevrenin korunması gündeme gelmiştir. Dijitalleşen ve teknolojik gelişmelerin eskisine kıyasla çok daha hızlı yaşandığı bugünün dünyasında da çevre kavramının, bu anlamda dünyanın değişen koşullarından etkilenmesi kaçınılmaz olmuştur. Bugün küresel iklim değişikliği ile mücadele başlığı altında gündemde olan çevrenin, zamanın dairesel döngüsü içerisinde, insanlığın "ilkel" dönemlerindeki bilincine varılarak haklara ehil bir süje şeklinde kabulünün, uluslararası hukuk bakımından da kaçınılmaz olduğu değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, öncelikle hukuki kişilik kavramının ulusal ve uluslararası hukuk bağlamında karşılaştırması ile uluslararası hukukun kişileri incelenmiş ve yapılan tasnifte yeni bir öneri olarak "Aktör-Süje" ayrımı ortaya konulmuştur. İkinci olarak; bir uluslararası hukuk süjesi olarak çevrenin ortaya çıkışında geçirdiği evrim sürecine kısaca değinilmiş ve buna ilişkin hukuk metinleri incelenmiştir. İnsan hakkı olarak kabul edilen çevrenin, doğaya haklar tanıyan dünya örnekleri incelendiğinde, insanlığın "ilkel" dönemlerindeki bilincine varılarak haklara ehil bir süje şeklinde ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Son olarak; doğal kaynaklar üzerindeki devlet egemenliğinin, klasik uluslararası hukuk öğretisindeki anlamının zaman içerisinde yaşadığı değişim, ulusal yargı sınırlarının ötesine ve diğer devletlerin çevrelerine zarar vermeme yükümlülüğü, paylaşılan doğal kaynaklar, ortak mülkiyet, küresel ortak alanlar ve insanlığın ortak mirası kavramları irdelenmiştir. Sonuç olarak çevrenin uluslararası hukukun süjesi olarak kabul edilmesi gerektiği tespit edilmiştir.

EgemenlikUluslararası hukukÇevre+3
Ege Çağrı Yıldız
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk hakları bağlamında çocuğun üstün yararı ilkesi

Çocuğun üstün yararı ilkesi denildiğinde onun velayet, evlat edinme, soy bağı kurulması gibi medeni hukuk konularındaki yeri akla gelmiştir ve ilke hep bu çerçevede incelenmiştir. Ancak ilke yalnızca bu konularla sınırlı olarak değil; çocuğu ilgilendiren her türlü iş, işlem ve eylem söz konusu olduğunda gözetilmek zorundadır. Dolayısıyla bu ilkenin, ortaya çıkışından başlanarak kavramsal çerçevesinin oluşturulması, birçok önemli düzenlemede nasıl yer aldığının bilinmesi ve kararları bağlayıcı olan yüksek mahkemelerin önüne gelen olaylarda ne şekilde uygulandığının çözümlenmesi elzemdir. Bu çalışma böyle bir ihtiyaca çözüm bulunabilmesi gayesiyle yapılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde çocuk kavramının ve çocuk haklarının tarihçesi, bunların çeşitli düzenlemelerdeki yeri, ardından çocuk haklarının tam anlamıyla yaşama geçirilmesinde büyük önemi haiz çocuğun üstün yararı ilkesinin kavramsal meseleleri ele alınmış ve ilkeye farklı açılardan yaklaşılarak ilke birçok yönüyle incelenmiştir. İkinci bölümde çocuğun üstün yararı ilkesinin ulusal ve uluslararası mevzuat bağlamındaki yeri mercek altına alınmıştır. Bu bölümde ilkeye yer veren birçok ulusal ve uluslararası düzenleme incelenmiş, sonrasında ilkeye çeşitli ülkelerin hukuk düzenleri çerçevesinde yaklaşılmış ve en sonunda ilkenin Türk hukukundaki yeri ve önemi saptanmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise genel olarak çocuk yargılamasında ilkenin önemi vurgulanmış, bunun yanında yargılama denildiğinde ilk akla gelen değer olan adil yargılanma hakkı, çocuğun üstün yararı ekseninde olmazsa olmazı niteliğindeki alt hakları ve ilkeleriyle ele alınmıştır. Ardından, çocuk yargılaması konusunda öğretide getirilen eleştiriler ve bu konudaki önerilere yer verilmiştir. Nihayet ilkenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türk Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarındaki uygulaması açıklanmıştır.

Mahkeme kararlarıTürk hukukuUluslararası hukuk+4
Nilüfer Nurbanu Baş
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası yumuşak hukuk kavramı: Tanımlama sorunu ve farklı yaklaşımlar

Uluslararası yumuşak hukuk kavramının öğretisel bir kurgu olarak ortaya çıkışı, beraberinde uluslararası hukukun kaynak teorisine dair derin tartışmaları getirmiştir. Fakat bu kavramın anlaşılabilmesi için yalnızca kaynak teorisi içinden değil, onu ortaya çıkaran sosyopolitik arka plan ve konseptin uluslararası hukukun tedrici gelişimi için bir araç olarak görülmesi tartışmaları üzerinden de değerlendirmeler yapılması gerekmektedir. Bu doğrultuda tezde uluslararası yumuşak hukuk kavramı üç katmanlı bir incelemeye tabi tutulmuştur: (1) kavramsal ve teorik konumlandırma, (2) sosyopolitik arka plan ve (3) araçsallaştırma tartışmaları. İlk bölümde kavramın tanımları ele alınıp tanımlama sorunları tartışılmış; farklı tanımlar arasındaki yaklaşım farklılıkları ortaya konulmuş ve konseptin hukukun genel teorisi bakımından konumu değerlendirilmiştir. Bu sayede kavramın hukuk olan ile hukuk olmayan arasında konumlandırılmasının neye tekabül ettiği gösterilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde kavram; ortaya çıkışına zemin hazırlayan uluslararası hukuktaki dönüşüm, İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası toplumun heterojenleşmesi ve devletlerin birbirine daha bağımlı hale gelmesi gibi dinamikler üzerinden analiz edilmiştir. Bu analizler kavramın doğasının ortaya koyulması bakımından oldukça önemlidir ve bu arka plan bilgileri olmadan uluslararası yumuşak hukuku doğru anlamak mümkün gözükmemektedir. Üçüncü bölümde ise yumuşak hukukun yalnızca bir dönüşümün doğal sonucu olarak ele alınmadığını, aynı zamanda belirli aktörler tarafından uluslararası hukukun tedrici gelişimini yönlendirmek amacıyla araç olarak da ele alındığı gösterilmiştir. Ardından bu yaklaşıma getirilen eleştiriler sunulmuştur. Yapılan değerlendirmeler göstermektedir ki yumuşak hukuk yalnızca hukuki değil, aynı zamanda sosyopolitik anlamlar taşıyan çok boyutlu bir konsepttir. Hakkındaki tartışmalar; uluslararası hukukun günümüzdeki işlevleri, hukukçuların ve aktörlerin yönelimi gibi hususlarla doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle kavram, uluslararası hukukun ve ilişkilerin dönüşen yapısı ile şekillenen dinamik bir doğaya sahiptir.

Uluslararası anlaşmalarUluslararası hukuk
Nurullah Yusuf Ergür
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00

Related subjects