Climate change
255 theses under this subject heading
Köyceğiz Dalyan kanallarında turizm sektöründe faaliyet gösteren teknelerin sera gazı emisyonları ve iklim değişikliğine olan etkilerinin belirlenmesi, sıfır salımlı ulaşımın gerçekleştirilmesi için alt yapı oluşturulması
Köyceğiz-Dalyan Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırları içerisinde yer alan Köyceğiz Gölü ve Dalyan Kanalları; zengin biyolojik çeşitliliği ve hassas ekosisteme sahip kanal ve lagünlerle, doğal olarak denizle buluşan ve dünyada ender rastlanan 7 gölden birisidir. Söz konusu alan, İngiliz The Times Dergisi tarafından 2008 yılında İztuzu Kumsalı, Kaya Mezarları ve Kaunos Antik Kenti ile birlikte Avrupa'nın En İyi Korunan Kutsal Alanı olarak tescil edilmiştir. Bölge, yılda 1 milyonu bulan turisti ağırlamaktadır. Bu eşsiz güzellikleri görmek isteyen bölge ziyaretçilerinin çoğunluğu kanallarda seyreden ve yöre halkının da önemli bir gelir kaynağı olan gezi teknelerini kullanmaktadır. Yöre halkının aynı zamanda geçim kaynağına dönüşen bu tekne gezilerini bölgenin hassas ekolojik dengesine ve doğal güzelliğine zarar vermeden yürütülmesi zorunlu hale gelmiştir. 1988'de Özel Çevre Koruma Kurumu tarafından Köyceğiz-Dalyan "Özel Çevre Koruma Bölgesi" ilan edildi. Bugün Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü Özel Çevre Koruma Bölgeleri listesinde yer alan yörede çevre düzeni planlarından, uygulama planlarına kadar her şey bu kurum tarafından yapılıp onaylanmaktadır. Bölgede ortalama 400'ü ticari, 500 civarında tekne mevcuttur. Bölgenin en önemli çevre sorununun kaynağının ticari tekneler olduğu bugüne kadar çok sayıda çalışmada belirlenmiş durumdadır. Teknelerin yüzde 70'inin motorlarının oldukça yaşlı olduğu, aşırı gürültü çıkarması yanında "Dalyan kanallarında aşırı süratten kaynaklanan dalgaların yaptığı tahribat kenarlarda bulunan sazlıkların kökten kopmalarına neden olurken, teknelerin yarattığı sintine kirliliği, kanallardaki canlıların ve nesli tükenmekte olan Nil kaplumbağalarının yaşamını olumsuz yönde etkilemektedir. Egzoz dumanlarının yaratmış olduğu hava kirliliğinin, kaya mezarlarının eriyerek yok olmasına neden olan en büyük etkenlerden biri olduğu yetkililerce tespit edilmiştir. Bu olumsuzluğun giderilmesi ve etkilerinin azaltılması amacıyla ekonomik, turistik ve vazgeçilemez bir aktivite olan tekne turlarının, sürdürülebilir bir turizm perspektifiyle uyum içinde olması için Dalyan Koruma Alanı Sıfır Salımlı Ulaşımın (Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca Yürütülen Sıfır Atık Projesi Kapsamında) hayata geçirilmesi zorunlu hale gelmiştir. Dalyanın ve Ülkemizin korunmakta hassasiyet gösterdiği 14 Özel Çevre alanının birinin doğal ve ekolojik varlığıyla gelecek nesillere aktarımı hususunda yeni bir adımın atılmasının başlangıcı olacaktır. Köyceğiz Gölü ve Dalyan kanallarının, Muğla ve ülkemiz turizminde önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu potansiyelden koruma kullanma dengesi içinde yararlanabilmemiz için teknelerin karbon ve sera gazı emisyonlarının ve iklim değişikliğine olan etkilerinin tespit edilmesi zorunlu hale gelmiştir. Bu tez konusunun amacı, deniz turizminde başı çeken bölgelerimizden Köyceğiz Dalyan Kanallarında turizm sektöründe faaliyet gösteren teknelerin Karbon ayak izinin hesaplanması ve iklim değişikliğine olan etkilerinin belirlenmesidir. Hesaplamada IPCC 2006 da önerilen yaklaşımlar ve uygun yazılımlar kullanılarak analizler yapıldı. Bunun için tekne sayısı ve teknelerin makine güçleri belirlenecek, bu teknelerin hangi rotalarda ve toplam kaç sefer yaptığı tekne kooperatifleri aracılığıyla tespit edildi, yapılan seferler sonunda harcanan toplam yakıt miktarı ve salınan sera gazı miktarı hesaplandı ve neticede teknelerin Karbon ayak izi çıkarıldı. Ayrıca Karbon ayak izinin büyüklüğüne ve iklim değişikliğine olan etkilerine ilişkin değerlendirmeler yapılacak ve karbon salımının azaltılması için öneriler sunulmuştur. Çalışmada, sadece turizm sektöründe çalışan, ticari amaç güden ve belgelendirilmiş dizel yakıt kullanan tekneler göz önüne alınmış, balıkçı tekneleri, özel maksatlı kullanılan tekneler ile benzinli tekneler kapsam dışında tutulmuştur. Bu çalışmanın, çevre politikalarını belirleyen kurumlara ve işletme maliyetini düşürmeyi hedefleyen işletmelere fayda sağlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca çalışmanın kendisinden sonra yapılacak daha kapsamlı çalışmalara ışık tutması amaçlanmıştır. Ülkemizde yeni incelenmeye başlanan bu konu hakkında literatürde ve uygulamada yeterli çalışma bulunmamaktadır. Bu yüzden, bu tez ile bu kapının aralanması hedeflenmiştir.
Küresel ısınmanın Türkiye'de tarım sektörü üzerine etkisi: Bir ARDL modeli uygulaması
Atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun artması ile yer küre ve denizlerde meydana gelen sıcaklık artışlarına küresel ısınma denilmektedir. Küresel ısınma sonucunda ortaya çıkan iklim değişikliği tarım sektörünü olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmada, 1985-2016 zaman periyodunda küresel ısınmanın Türkiye'de tarım sektörü üzerine etkilerinin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Bu amaçla, tarımsal GSYH, buğday üretimi, mısır üretimi, çeltik üretimi değişkenlerinin her biri ile ortalama sıcaklık, toplam yağış, toplam karbondioksit miktarı arasındaki ilişki ARDL modeli ile yıllık veri seti kullanılarak tahmin edilmiştir. Elde edilen tahmin sonuçlarına göre, tarımsal GSYH ile karbondioksit ve yağış miktarı arasında negatif bir ilişki vardır. Sıcaklık ile tarımsal GSYH arasında negatif bir ilişki bulunamamıştır. Buna karşın, iklim değişikliğinin genel etkisi negatif yöndedir. Yapılan analizlerde çeltik üretimi ile sıcaklık ve yağış değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamazken, karbondioksit miktarının çeltik üretimi üzerinde olumsuz bir etkisi olmadığı ortaya çıkmıştır. Mısır üretimi ile iklim değişikliği ilişkisi incelendiğinde ise kısa dönemde yağış ve karbondioksit miktarının üretimi negatif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Buna karşın uzun dönemde mısır üretimi ile iklim değişikliği arasında anlamlı bir sonuç bulunamamıştır. Buğday üretimi ile sıcaklık, yağış ve karbondioksit değişkenleri arasında ise bir eşbütünleşme ilişkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Küresel Isınma, İklim Değişikliği, Tarım Sektörü, ARDL.
Çevre güvenliği ve küresel yönetişim ilişkisi: İklim değişikliği olgusu bağlamında bir değerlendirme
Çevre, en genel anlamda canlıların içinde yaşadığı ve aynı ortamda yaşayan canlıların birbirleri ile olan etkileşimlerini ifade eden fiziksel ortamdır. Çevrede meydana gelen her türlü risk ve tehdit çevre güvenliğinin çalışma alanına girmektedir. Çevrede meydana gelen tehlikeler bireyleri, devletleri ve toplumları çevrenin korunması gereken bir değer olduğu düşüncesine sevk etmiş ve çevrenin korunması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Sanayi ve teknoloji alanlarında yaşanan ilerlemeler dünya toplumlarını ekonomik, siyasi ve kültürel yönlerden birbirine yakınlaştırmış ve etkileşime neden olmuştur. Yeni dünya düzeni çerçevesinde tüm ülkeler birbirlerine bağımlı hale gelmiştir. Bu gibi gelişmeler çeşitli çevre sorunlarını da beraberinde getirmiş ve bu sorunların farkına varılmıştır. Küresel ölçekte çevre sorunlarıyla mücadelede çeşitli uluslararası girişimler gerçekleştirmiştir. Çevre sorunları ve iklim değişikliğine karşı verilen mücadele genellikle sözleşmeler ve protokoller üzerinden gerçekleştirilmiştir. Küresel iklim değişikliğiyle ilgili yapılan sözleşmelerin yetersizliği ve parçalanmışlığı aynı zamanda bu sözleşmelerin getirdiği yükümlülükleri uygulayacak bir otoritenin olmaması küresel çevresel yönetişim yaklaşımını gerekli kılmıştır. Sınır tanımayan küresel çevre sorunlarıyla mücadelede uluslararası işbirliği zorunlu hale gelmiştir. İşbirliği arayışları dünya genelinde farklı bir kurumsal yapılanmayı gerekli kılmıştır. Anahtar Kavramlar: Çevre Güvenliği, İklim Değişikliği, Küresel Çevresel Yönetişim
Küresel iklim değişikliği ve çevre vergileri: Türkiye için bir değerlendirme
Faydasının ülkelere ve gelecek nesillere yayılmasıyla küresel kamusal mal olma niteliğine sahip olan çevre ve iklim, devletlere uluslararası ortak çabalara girişecek düzeyde sorumluluklar yüklemektedir.Dolayısıyla çevre günümüzde ekonomi için bir araç olmaktan çıkmıştır. Çevresel sorunların yol açtığı tahribatla mücadele ve çevrenin korunmasının yanında sürdürülebilir kalkınmanın sağlanabilmesi için çevre ve maliye politikalarının uyumlu olması gerekmektedir. Bu tezde, iklim değişikliğive çevre kavramsal olarak incelenerek,Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün verilerinden yararlanılarak Türkiye için çevre vergileri mukayeseli olarak değerlendirilmektedir.Söz konusu bu vergiler enerji vergileri, ulaştırma vergileri, kirlilik vergileri ve kaynak vergileri başlığı altında incelenmiştir. Avrupa Birliği üye ülkelerinde ve Türkiye'de söz konusu çevre vergisi olarak nitelenen bu vergilerin karşılaştırmalı olarak incelenmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Çalışmada Türkiye'de çevre vergilerinin daha çok fiskal amaçla alındığı tespit edilmiştir.Türkiye'de enerji vergisi hasılatının gayri safi yurt içi hâsıla içindeki payının yüksek olduğu, bu verginin toplam vergi gelirleri içindeki payının ise mukayese konu olan ülkelerde yine en yüksek paya sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Türkiye için ulaştırma vergilerinin payının giderek arttığı tespit edilmiştir.
Küresel iklim değişikliğinde tarım ve bir çözüm önerisi olarak modern tarım uygulamaları
Küresel iklim değişikliğinin tek sorunlusu insan değildir. Fakat en büyük sorumluluk insanındır. Çevre, yüzyıllar boyunca olumsuz etkiye maruz kalmıştır. Bu etki Sanayi Devrimi öncesi doğal nitelikteyken Sanayi Devrimi sonrası yapay nitelik kazanmıştır. Sanayi Devrimi ve çeşitli insan faaliyetleriyle hız kazanan olumsuz çevresel etkiler, küresel boyutta felaketlere neden olmuştur. Sebep olduğu küresel iklim değişikliğinin farkına varan insanlık, uluslararası düzeyde çözümler üretmeye ve önlemler almaya çalışmıştır. Küresel iklim değişikliği birçok alanı olumsuz etkilemektedir. Fakat bu alanlar arasında tarımın yeri ayrıca önemlidir. Çünkü tarım ile küresel iklim değişikliği arasında karşılıklı bir ilişki vardır. Küresel iklim değişikliği sonucunda meydana gelen kuraklık, yağış farklılığı, iklim kayması gibi olumsuz sonuçlar doğrudan tarımsal üretimi etkilemektedir. Buna karşılık tarımsal üretimdeki çevreye zararlı girdiler, sera gazı salınımı, verimsiz doğal kaynak kullanımı gibi hususlar küresel iklim değişikliğine negatif etki etmektedir. Ayrıca tarım; gıda güvencesi kapsamında da ayrıca önemlidir. Küresel iklim değişikliğiyle tarım arasındaki karşılıklı ilişki göz önünde bulundurulduğunda iklim değişikliğine uyumlu tarımsal üretimin önemi anlaşılmaktadır. Bunu sağlamak için modern tarım uygulamalarının tarımsal üretimde kullanılması gerekmektedir. Bu gelişmeler doğrultusunda çalışmanın amacı küresel iklim değişikliği ve uluslararası düzeyde alınan önlemlerin neler olduğunu tartışmaktır. Sonrasında küresel iklim değişikliğiyle tarım arasındaki ilişkinin ne olduğunu ortaya koymaktır. Son olarak küresel iklim değişikliğine uyum kapsamında modern tarım uygulamalarını ele almaktır. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak iklim değişikliğiyle ilgili literatür taraması yapılmıştır. Ardından küresel iklim değişikliği ve tarım kapsamında literatür taraması ve uzman kişilerin birikimlerine başvurulmuştur. Son olarak iklim değişikliğine uyumlu modern tarım uygulamalarını konu alan çalışmalar ve literatür taranmış ve çalışma kapsamında uygun bulunan tarımsal uygulamalar saptanmıştır. Toplanan veriler sonucunda iklim değişikliğine uygun modern tarımsal uygulamalara çalışma içerisinde yer verilmiştir. Sonuç olarak küresel iklim değişikliği çevresel bir felakettir ve tüm canlı yaşamını etkilemektedir. Tarım, küresel iklim değişikliği kapsamında önemli bir konumdadır. Tarım iklime bağımlı olduğu için iklim değişikliğinden doğrudan etkilenir. Fakat tarım küresel iklim değişikliğine neden olan unsurlar arasında da yer almaktadır. Tarımda kullanılan çevreye zararlı girdiler ve tarım kaynaklı sera gazı salınımları iklim değişikliğini hızlandırmaktadır. Dolayısıyla küresel iklim değişikliğine uyum kapsamında tarımın rolü önemlidir. Fakat daha çevreci tarımsal üretim yapabilmek için modern ve yeşil tarımsal üretim uygulamalarının hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Çorum il özel idaresi asfalt plent tesisi karbon ayak izi hesaplanması
Bu çalışma, insan faaliyetlerinin çevresel etkilerini ölçmede kullanılan karbon ayak izi kavramını incelemektedir. Bu çalışma kapsamında, küresel ısınma ve iklim değişikliği, sera gazları, Türkiye'nin sera gazı emisyonları, sektörel bazda iklim değişikliği, karbon ayak izinin tanımı, karbon ayak izinin hesaplanma yöntemleri, temel bileşenleri ve azaltılmasına yönelik stratejiler ele alınmıştır. Ülkemizde ve dünyadaki karbon ayak izi karşılaştırmaları yapılmış olup sektörlere olan etkileri, asfalt plent tesisi, asfalt bitüm çeşitleri ve üretim süreçleri incelenmiştir. Ek olarak literatürdeki karbon ayak izi ile ilgili yapılmış çalışmalar ile diğer sektörlerde hesaplanan karbon ayak izi verileri belirtilmiştir. Bu çalışma ekseninde Çorum İl Özel İdare Asfalt Plent tesisi ele alınmış ve tesise ait son 3 yılın karbon ayak izi hesaplamaları gerçekleştirilmiştir. Karbon ayak izi hesaplamaları dört başlıkta (elektrik doğalgaz su ve ulaşım) incelenmiş olup gerekli veriler kurum yetkililerinden alınmıştır. 2023 yılı için ulaşım kaynaklı 0,2662 Gg CO2, elektrik kaynaklı 0,107 Gg CO2, doğalgaz kaynaklı 0,517 Gg CO2 ve su kaynaklı 0,000012 Gg CO2 olarak hesaplanmıştır. 2022 yılı için ulaşım kaynaklı 0,1525 Gg CO2, elektrik kaynaklı 0,006 Gg CO2, doğalgaz kaynaklı 0,348 Gg CO2 ve su kaynaklı 0,000008 Gg CO2 olarak hesaplanmış olup 2021 yılı için ise ulaşım kaynaklı 0,2045 Gg CO2, elektrik kaynaklı 0,089 Gg CO2, doğalgaz kaynaklı 0,319 Gg CO2 ve su kaynaklı 0,0000096 Gg CO2 olarak hesaplanmıştır. Hesaplanan veriler ile hesaplanan veriler literatürdeki veriler ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca karbon ayak izinin ulaşım, elektrik, doğalgaz ve su kaynaklı azaltılması ile ilgili tespitler ve öneriler belirtilmiştir.
Öğretmen adaylarının küresel iklim değişikliği farkındalığı, sürdürülebilir kalkınma farkındalığı ve ekolojik vatandaşlık düzeyleri arasındaki ilişkinin modellenmesi
Bu araştırmanın amacı, öğretmen adaylarının küresel iklim değişikliği farkındalığı, sürdürülebilir kalkınma farkındalığı ve ekolojik vatandaşlık düzeyleri arasındaki ilişkileri yapısal eşitlik modeliyle incelemek ve bu ilişkileri nitel verilerle derinlemesine değerlendirmektir. Araştırma, açıklayıcı sıralı karma yöntemle yürütülmüş; nicel aşamada ilişkisel tarama, nitel aşamada ise fenomenolojik desen kullanılmıştır. Örneklem, 2022-2023 eğitim-öğretim yılında 4. sınıfta öğrenim gören, tabakalı ve basit seçkisiz örnekleme yöntemiyle belirlenen 978 öğretmen adayından oluşmaktadır. Çalışma grubunda ise 13 öğretmen adayı yer almaktadır. Nicel veriler; "Küresel İklim Değişikliği Farkındalık Ölçeği", "Sürdürülebilir Kalkınma Farkındalık Ölçeği" ve "Ekolojik Vatandaşlık Ölçeği" ile toplanmıştır. Nitel veriler ise yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmıştır. Nicel analizlerde SPSS-27 programıyla güvenirlik ve normallik analizleri, Lisrel 8.7 ile doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Verilerin normal dağılması nedeniyle parametrik testler tercih edilmiş; değişkenlere göre farklılıkları belirlemek için Bağımsız Örneklemler t-testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) yapılmıştır. Değişkenler arası ilişkileri belirlemek için Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Ayrıca, AMOS-22 ve PROCESS Macro v4.2 programlarıyla aracılık analizleri yapılmış ve anlamlılığı test etmek için Bootstrap analizi uygulanmıştır. Nitel veriler ise içerik analizi tekniğiyle çözümlenmiştir. MAXQDA 2022 programı ile kodlanan veriler, alt temalar altında birleştirilmiş ve frekansları belirlenmiştir. Araştırma nicel bulgularına göre öğretmen adaylarının küresel iklim değişikliği farkındalığı yüksek, doğal ve beşeri ortama etkiler ve enerji tüketimi ilişkisi alt boyutları çok yüksek, küresel organizasyonlar ve ortaya çıkaran sebepler alt boyutları ise orta düzeydedir. Sürdürülebilir kalkınma farkındalığı, toplum ve çevre alt boyutları çok yüksek, ekonomi boyutu ise yüksektir. Ekolojik vatandaşlık düzeyleri ise orta, hak ve adalet çok yüksek, sürdürülebilirlik ve sorumluluk yüksek, katılım orta düzeydedir. Öğretmen adaylarının küresel iklim değişikliği farkındalığı cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermezken, doğal ve beşeri ortama etkiler alt boyutunda kadınların lehine anlamlı fark vardır. Sürdürülebilir kalkınma farkındalığı ile çevre ve toplum alt boyutlarında da kadınların lehine anlamlı farklar belirlenmiştir. Ekolojik vatandaşlık düzeyleri cinsiyete göre farklılık göstermemekle birlikte, sürdürülebilirlik ve hak ve adalet boyutlarında kadınların lehine anlamlı fark tespit edilmiştir. Üniversite değişkenine göre ölçek ve alt boyutlarda anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bölüm değişkenine göre, sosyal bilgiler öğretmen adaylarının iklim değişikliği farkındalığı sınıf öğretmen adaylarına göre daha yüksektir. Alt boyutlarda, fen ve sosyal bilgiler öğretmen adayları küresel organizasyonlar farkındalığında sınıf öğretmen adaylarına göre; fen bilgisi öğretmen adayları ise enerji tüketimi ilişkisi farkındalığında diğer iki bölüme göre daha yüksek düzeydedir. Sürdürülebilir kalkınma farkındalığı ve alt boyutları ile ekolojik vatandaşlık düzeyleri ve alt boyutları bölüm değişkenine göre anlamlı farklılık göstermemektedir. Ancak, fen bilgisi öğretmen adaylarının sürdürülebilirlik düzeyleri, sınıf öğretmen adaylarına göre daha yüksektir. Bunu yanı sıra, küresel iklim değişikliği farkındalığı ile ekolojik vatandaşlık arasında orta, sürdürülebilir kalkınma farkındalığıyla zayıf düzeyde; ekolojik vatandaşlık ile sürdürülebilir kalkınma arasında ise çok zayıf düzeyde pozitif yönlü anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. Ayrıca, iklim değişikliği farkındalığının, ekolojik vatandaşlık ile sürdürülebilir kalkınma farkındalığı arasındaki ilişkide aracılık rolü bulunmaktadır. Araştırmanın nitel bulgularına göre öğretmen adayları, küresel organizasyonlar ve uluslararası anlaşmalara yönelik farkındalığın gelişimini engelleyen başlıca etkenin, bu konulara okulda yeterince yer verilmemesi olduğunu belirtmişlerdir. Küresel iklim değişikliğinin nedenlerine yönelik farkındalık, bilinçlendirme etkinliklerinin yetersizliğinden etkilenmektedir. Sürdürülebilir kalkınma farkındalığını artıran temel unsur, çevre odaklı ders içerikleridir. Ekolojik vatandaş olmayı ise alışkanlıklara bağlılık ve tüketim odaklı yaşam tarzı olumsuz etkilemektedir. Çevresel farkındalık eksikliği, bireylerin çevresel katılımını önemli ölçüde sınırlandırmaktadır. Öğretmen adayları, ekolojik vatandaşlık ile sürdürülebilir kalkınma farkındalığı arasındaki ilişkide küresel iklim değişikliği farkındalığının belirleyici olduğunu vurgulamış; ekolojik vatandaşların çevre dostu davranışlarının sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sağladığını, bu farkındalığın da çevresel bilinç ve davranış değişimini desteklediğini ifade etmişlerdir. Araştırmanın bulguları neticesinde çeşitli önerilere yer verilmiştir.
Küresel ısınmanın sektörler bazında oluşturduğu risk sendromları ve çözüm yolları: Kuşadası bölgesi yiyecek içecek işletmelerinde bir uygulama
Sanayi, tarım ve hizmet sektörlerinde üretimden tüketime kadar olan süreçte kullanılan yöntemler ve bu süreçte ortaya çıkan sera gazları, dünyanın daha fazla ısınmasına, aşırı hava olaylarına sebep olmuştur. Küresel ısınma olarak adlandırılan bu sorun, dünyanın geleceğini tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Bilim ve teknolojideki gelişmeler, dünyanın küresel tek pazara dönüşmesi, başta enerji olmak üzere hammadde ihtiyacına olan talep yoğunluğu ve artan nüfus hem doğal kaynakların hızla yok edilmesine hem de, bu süreçte ortaya çıkan sera gazlarının etkisiyle iklimin doğal döngüsü dışında değişmesine yol açmıştır. Aşırı hava olaylarının görülme sıklığı da, tarımsal alanlardan turizme kadar tüm canlıların yaşamını olumsuz etkilemeye başlamıştır. Bu çalışmada, küresel ısınmanın kavramsal çerçevesi; tarihsel gelişimi, yürütülen önleyici çalışmalar ve gelecekteki muhtemel beklentileri ile açıklanmıştır. Tarım, sanayi ve hizmet sektöründeki gelişmeler ve riskler küresel ısınma boyutunda incelenmiştir. Önleyici tedbirlerin yanında, muhtemel çözümler ortaya konulmuştur. Tüketime yönelik olması, katı ve sıvı atıkların yoğun olarak görülmesi, sunduğu hizmetlerin tedarik boyutunda tarım, sanayi ve hizmet sektörleri ile ilişkili olması ve toplumlardaki bireylerin tamamına yakınının uğrak yerleri arasında yer alması sebebiyle yiyecek içecek işletmeleri uygulama alanı olarak incelenmiştir.
Türkiye'de kurulu olan hidroelektrik santrali projelerinin çevresel etkilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada Türkiye'de yenilenebilir enerji kaynakları içinde en büyük paya sahip olan hidroelektrik enerji potansiyelinin çevresel açıdan gerçekleşme durumu analiz edilmiş, yağışlarda yaşanan rejim bozukluğunun kurulu güç ve enerji üretimine etkisi incelenmiştir. 2020 yılı itibari ile işletmede olan hidroelektrik enerji santrali (HES) sayısı 714 ve yenilenebilir enerji kaynakları içerisindeki hidroelektrik enerji payı ise %60,24'tür. HES sayısındaki artışa bağlı olarak toplam kurulu gücünde de artış meydana gelmiştir. 1924-2020 yılları arasında HES'lerin toplam enerji üretimindeki payının korunmasına rağmen enerji üretiminde düzensizlikler meydana gelmiştir. İklim değişikliği ve artan sıcaklıkların etkisi ile yağışların düzensizleşmesinin HES yoluyla enerji üretimi üzerinde olumsuz etki oluşturduğu görülmektedir. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması'na kayıtlı HES'lerin 2014 ve 2019 yılları arasındaki enerji üretim miktarına bakıldığında, lisansa derç edilen yıllık üretimlerinin altında kaldığı tespit edilmiştir. İklim değişikliği nedeniyle Türkiye'nin su krizi yaşayacak ülkeler arasında rapor edildiği, yağış rejimindeki düzensizliklerin artacağı göz önünde bulundurulduğunda kurulu HES'lerin enerji üretimlerinde beklenen verimlerin elde edilemeyeceği, bu nedenle Türkiye'de yenilenebilir enerji kaynaklarında HES'lerin payını artırmak yerine güneş ve rüzgâr gibi diğer kaynaklara yatırım yapılmasının yerinde olacağı sonucuna varılmıştır.
İklim değişikliğinin dalga parametreleri üzerine etkisi
Bu çalışmada, Karadeniz'in rüzgâr ve dalga iklimi üzerine iklim değişikliğinin etkisinin en kötümser senaryo (RCP8.5) dikkate alınarak, mevcut iklimi temsil edebilecek şekilde geliştirilen bir topluluk modeli ile irdelenmesi hedeflenmiştir. Bu hedefe ulaşmak için, öncelikle Karadeniz'i içeren yüksek mekânsal ve zamansal çözünürlüklü iklim modeli rüzgâr hızları sekiz farklı modelden (EURO-CORDEX) temin edilmiş ve bu rüzgarlar kullanılarak varsayılan ayarlamalı üçüncü nesil dalga tahmin modeli (SWAN) 1970-2005 tarihsel döneminde, 2006-2099 gelecek döneminde çalıştırılmıştır. Dalga iklimi simülasyonlarının performans analizi için tarihsel dönem kontrol veri setleri olarak ECMWF ERA5 yeniden analiz ve altimetre uydu gözlemleri kullanılmıştır. İlk olarak ERA5 yeniden analiz dalga tahminleri, Karadeniz'in farklı kıyılarındaki yerinde dalga ölçümlerine karşı doğrulanmıştır. Daha sonra, rüzgâr ve dalga iklimleri, ERA5 ile sunulurken, her bir topluluk üyesinin ERA5 verisine kıyasla normalleştirilmiş farkları hesaplanmıştır. Karadeniz'deki topluluk üyelerinin ortalama dalga parametrelerinin batı bölgesinde ERA5 ile uyumlu olduğu, doğu bölgesinde ise ortalama %25 oranında fazla tahmin edildiği görülmüştür. ERA5 belirgin dalga yükseklikleri, altimetre ve yerinde ölçümlere kıyasla düşük tahmin edildiğinden; özellikle doğu bölgesinde, topluluk üyelerinin ERA5 verilerine kıyasla doğruluğu makul bulunmuştur. Bu nedenle, sekiz topluluk üyelerinin tamamı ile topluluk modeli tanımlanmıştır. Bu topluluğun gelecek simülasyonları, başlıca dalga parametrelerinin (Hm0, Tm02, Pw) ve rüzgâr hızlarının (U10) ortalamalarındaki değişimleri göstermek için kullanılmıştır. Ortalama dalga ve rüzgâr karakteristiklerinde öngörülen değişimler, tarihsel ortalamalara (1970-1999) göreceli olarak gelecekteki (2040-2069 ve 2070-2099) ortalamaların karşılaştırılmasıyla belirlenmiştir. Buna ek olarak, belirgin dalga yüksekliği ve dalga enerji akısının (Pw) gelecekteki (2006-2099) öngörülen eğilimleri de analiz edilmiştir. U10 ve Hm0 ortalamaları havzanın doğu kesimlerinde -%10'a varan belirgin düşüşler göstermektedir. Hm0'ın 99. yüzdelik dilimdeki değerlerinin, ortalamalarından daha fazla değişeceği ve ağırlıklı olarak artış yönünde olacağı öngörülmektedir. Yıllık dalga enerji akısı ortalamalarındaki değişimler Hm0 ortalamalarındaki değişimlere benzerken, mevsimsel değişimlerin (-%15 azalma ve %12 artış aralığında) daha yüksek olması beklenmektedir. Yıllık Hm0 ortalamalarında -0,08 cm/yıl aşağı yönlü istatistiksel olarak anlamlı eğilimler öngörülmüş ve gelecek dönemde Pw'de -0,005 kWm-1/yıl düzeyinde aşağı yönlü anlamlı eğilimler bulunmuştur.
21. yüzyılda yeni bir güvenlik sorunu: İklim mültecileri
21. yüzyılda küresel sorunların en büyüklerinden biri olan iklim göçü, uluslararası ilişkiler için de yeni bir güvenlik sorunu ve çalışma alanı olarak ortaya çıkmıştır. Bu tezin amacı, bir güvenlik sorunu olarak iklim mültecilerine yaklaşımda geleneksel uluslararası ilişkiler kuramlarının önerdiği yaklaşımların yetersizliğini ortaya koymak, bununla birlikte yeşil teorinin güvenlik anlayışını başta iklim göçü olmak üzere küresel güvenlik sorunları ile mücadele etmek için iyi bir alternatif kuram olarak önermektir. Bu bağlamda, öncelikle kuramsal çerçeve ortaya konduktan sonra sırasıyla iklim değişikliği ve iklim göçü sorunları geniş bir ölçekte değerlendirmeye alınarak kuramsal karşılaştırma pratiğe dökülmüştür. Küresel sorunları "ekolojiyi temel alan bir güvenlik yaklaşımı" ile değerlendirmenin normatif ve pratik değeri ortaya konulmuştur.
The impact of climate change on mean, maximum and minimum temperatures using statistical downscaling techniques: A case of Gaziantep region
In this study global temperature over Gaziantep region was investigated using Statistical downscaling technique. This SD models depend on the foundational concept that regional inputs or local variables heavily depend on the large scale atmospheric variables. In this research, the scenarios of the downscaled emissions were obtained from CanESM2 Canadian Second Generation Earth System Model in the city of Gaziantep, a province in south-eastern Turkey. These scenarios are compared to the observed variables form the analysis. The key aims of this thesis are to (i) investigate the predicted monthly mean, maximum, and minimum temperatures and (ii) the GCM (General Circulation Model) projections that are simulated under three scenarios (RCP2.6, RCP4.5, AND RCP8.5). To achieve this purpose, the research utilizes the Linear Regression model (LR), Group Method of Data Handling (GMDH), and Gene Expression Programming (GEP) to compare the statistically downscaled findings of the monthly temperatures. Therefore, GMDH was the best predictor model of mean temperature with a coefficient of determination (R2) of 0.955 for the period of calibration (1962-1990) and 0.9317 for the validation period (1991-2005). Similarly, GMDH had the highest coefficient of determination (R) for maximum and minimum temperatures for the calibration period (R2=0.934 and R2=0.907) and validation period (R2=0.91 and R2=0.84), respectively. In general, the simulated scenarios predict an increase in mean, max and min temperatures in Gaziantep region for the future period of 2021-2100. In addition, the scenario of RCP4.5 is the best anticipator for the mean and minimum temperatures, while RCP2.6 better projects maximum temperature of the case study. The mean and maximum temperature charts display a parabolic trend, but for minimum temperature, the graphs show no pattern. Lastly, the months of August and December were compared in a scatter graph indicating the annual mean, maximum and minimum projections. Key Words: Statistical Downscaling, GCM, Temperature, GEP, GMDH
Batı Afrika'da iklim değişikliği ve göç: Nijer bağlamının sosyolojik analizi
İklim değişikliği, 21. yüzyılın en karmaşık ve rahatsız edici olaylarından biridir. İnsanın kaderini ve çevresini belirleyen gezegensel bir fenomendir. Bu nedenle çevre kalitesi ile insan yaşamı arasındaki ilişkiyi sorgulamak gereğinden daha fazladır. İklimsel tehlikelerden kaynaklanan göç hareketleri, nüfusun yaşamayı zor bulduğu karmaşık bir gerçekliği temsil etmektedir. Bu iklim gerçeği şu anda tüm toplulukları savunmasız hale getirmekte ve bireyleri, aileleri, toplulukları ve tüm köyleri hayatta kalmalarını sağlamak için geçici veya kalıcı olarak göç etmeye zorlamaktadır. Batı Afrika'da ve özellikle Sahel'de, iklim sorunları giderek daha ciddi ve meşru endişelere yol açmaktadır. Bu bölgede kuraklıklar, seller, yüksek sıcaklıklar, sağanak yağmurlar, rüzgarlar dünyanın geri kalanından daha şiddetli ve yıkıcı olmaktadır. Bu tekrarlayan doğal afetler, zaten sınırlı olan doğal kaynakları bozmaktadır. Nüfusun hayatta kalması için gerekli olan bu doğal kaynaklar, ekonominin güçlü halkasını oluşturmaktadır. Bu nedenle, bu iklimsel tehditler ve bunların nüfusun yaşam kalitesi üzerindeki sonuçları altında, genellikle bu coğrafi bölgede kontrolsüz göç akışları gözlemlenmektedir. Bu çalışmanın konusu olan, tarımsal-pastoral bir bölge olan Nijer, insan eyleminin birleşik etkisi altında iklimsel tehlikelerden muzdariptir. Nitekim Nijer, dünyadaki en çok tarıma ve hayvancılığa bağımlı ülkelerden biridir. Tarım ve hayvancılık da büyük ölçüde iklim koşullarına bağlıdır. Nijer nüfusunun yaklaşık %85'inin yağmurla beslenen tarım ve hayvancılık tarafından istihdam edildiği düşünüldüğünde çevresel değişikliklerin ülke üzerindeki potansiyel yıkıcı etkilerini anlamak daha kolaydır. Bu çalışma, iklim değişikliğinin Nijer'deki göç üzerindeki etkilerini anlamak için yapılmaktadır. Bu amaçla, ülke genelinde sekiz büyük şehirde, aynı zamanda göç alanındaki özelliği nedeniyle Kantché vilayetinde 49 kişiyle derinlemesine yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşme sonunda elde edilen veriler ortaya çıkan temalara göre gruplandırılarak yorumlanmıştır. Son olarak, elde edilen veriler QDA yazılımı ile analiz edilmiştir. Bu çalışma, iklim değişikliğinin Nijer'deki göç üzerindeki etkilerini anlamak için yapılmaktadır. Bu amaçla, ülke genelinde sekiz büyük şehirde, aynı zamanda göç alanındaki özelliği nedeniyle Kantché vilayetinde 49 kişiyle derinlemesine yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşme sonunda elde edilen veriler ortaya çıkan temalara göre gruplandırılarak yorumlanmıştır. Son olarak, elde edilen veriler QDA yazılımı ile analiz edilmiştir. Saha araştırması, yerel nüfusun göç üzerindeki iklim etkilerine ilişkin görüşlerine odaklanmıştır. Bu bölümde iklim değişikliğinin göçü nasıl etkilediğini anlamaya çalışmaktayız. Bu fenomenlerle başa çıkmak için geliştirilen stratejilere özellikle vurgu yapılmıştır. Bu fenomenler nüfusun yaşam tarzlarını ve kültürel tarzlarını nasıl etkilemektedir? Tüm bu veriler, derinlemesine bir görüşme yöntemi ve diğer ek teknikler kullanılarak toplanmıştır. Araştırma; bilimsel katkı ve siyasi ve sosyal karar vericiler için yol gösterme açısından önemlidir.
İklim değişiminin belirlenmesinde uzman programlarının geliştirilmesi ve GAP alanında uygulanması
ÖZ YÜKSEK LİSANS TEZİ İKLİM DEĞİŞİMİNİN BELİRLENMESİNDE UZMAN PROGRAMLARININ GELİŞTİRİLMESİ VE GAP ALANINDA UYGULANMASI Burak ŞEN ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ TARIMSAL YAPBLAR VE SULAMA ANABİLİM DALI Danışman : Doç. Dr. Sevilay TOPÇU Yıl : 2002, Sayfa: 171 Jüri : Doç. Dr. Sevilay TOPÇU : Doç. Dr. Mahmut ÇETİN : Yrd. Doç. Dr. Fuat BUDAK Bu çalışmada, iklim değişikliğinin belirtene bilmesi için Meteoroloji Genel Müdürlüğünden sağlanan meteorolojik verilerin zaman serilerinin parametrik ve parametrik olmayan yöntemlerle analizini yapacak uzman bir bilgisayar programı hazırlamak ve hazırlanan programla GAP'ın uygulandığı Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve civarındaki meteoroloji gözlem istasyonlarının verilerini analiz ederek bölgede inşa edilmiş baraj ve sulama işletmelerinin bölgenin iklimi üzerine etkisinin olup olmadığını belirlemektir. Hazırlanan bilgisayar programında (USV1.0) gözlem verileri zamana karşı grafiklenerek trend, süreksizlik ve sıçramalar görsel olarak saptanmıştır. Görsel analizi takiben verilerde gidiş olup olmadığı; Kendal Sıra Korelasyon, Spearman Sıra Korelasyon testleri ve Basit Doğrusal Reğresyon analiziyle incelenmiştir. Gözlem verilerinin varyanslarının durağanlığı; F testiyle, ortalamalarının durağanlığı; Student t testleriyle incelenmiştir. Gözlem serilerindeki bağımlılık; Otokorelasyon Katsayısının Önemlilik testi ve Wald-Wolfowitz metodu ile incelenmiştir. Gözlem verilerinin homojenliği Kruskal-Wallis Homojenlik, Gidiş (Runs) ve Mann-Whitney U testleriyle incelenmiştir. Analiz sonuçlarında bölgede genel olarak günlük ortalama oransal nemin yıllık ortalama değerlerinde belirgin bir artış, günlük minimum sıcaklıkların yıllık ortalama değerlerinde ise neme göre daha az belirgin bir artış bulunmuştur. Günlük maksimum sıcaklıkların yıllık ortalama ve yıllık toplam yağış değerlerinde önemli bir değişime rastlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: İklim değişimi, Uzman sistem versiyon 1.0, Parametrik ve parametrik olmayan yöntemler, GAP, Barajların ve büyük sulama sistemlerinin iklim üzerine etkisi.
Okul öncesi eğitimde tematik öğretim yaklaşımıyla iklim okuryazarlığı bağlamında iklim değişikliği eğitimi eylem araştırması
Günümüzde çocuklar zehirlenme, tahribat, sızıntı, kuraklık, kirlilik, orman yangınları ve mevsimsel olmayan aşırı hava olayları gibi çevresel koşullarla karşı karşıyadır. Bu tür durumlara ilişkin çocukların bilgilendirilmesi, çevresel kararlara dâhil edilmesi ya da fikirlerinin alınması önemlidir. Toplumda iklim değişikliğine dair derin bir anlayışın gelişmesi ancak bireylerde eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarına okul öncesi yaşlardan başlanması ile mümkündür. Bu bağlamda çalışmanın amacı okul öncesi eğitim alan çocuklarda iklim okuryazarlığının ve iklim değişikliği farkındalığının geliştirilmesidir. Bu araştırma, 2021-2022 eğitim-öğretim yılında, Artvin il merkezinde yer alan bağımsız bir anaokulunda 28 Şubat 2022 ve 12 Mayıs 2022 tarihleri arasında on hafta süreyle yürütülmüştür. Yöntem olarak nitel araştırma modellerinden eylem araştırması benimsenmiştir. Çalışma grubu 12 kız ve 10 erkek çocuktan oluşmaktadır. Araştırma kapsamında tematik öğretim yaklaşımına göre on haftalık bir eylem araştırması tasarlanmış ve bu çerçevede planlanan etkinliklere yer verilmiştir. Uygulama sonrasında çocuklarla yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Veriler betimsel analizle çözümlenmiş, bulgular kategorize edilerek sunulmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre okul öncesi eğitim alan çocukların iklim değişikliğine dair neden sonuç ilişkisi kurdukları, iklim değişikliği karşısında ne tür önlemler almaları gerektiğini öğrendikleri bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda okul öncesi eğitim programının çocuklarda iklim okuryazarlığı ve iklim değişikliği farkındalığı kazandırmaya yönelik öğrenme hedefleri yönünden güncellenmesi önerilebilir. Araştırmacılar erken yaşta verilen iklim değişikliği programlarının uzun süreli etkilerine odaklanan çalışmalar yürütebilirler. Anahtar Kelimeler: İklim değişikliği, iklim okuryazarlığı, okul öncesi eğitim, tematik öğretim yaklaşımı.
Neo-Gramşiyan hegemonya yaklaşımı çerçevesinde çevreci hareketin evrimi
Küreselleşme ile birlikte kitlesel üretim ve tüketimdeki muazzam artış, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başta iklim değişikliği olmak üzere sınır ötesi çevre sorunlarını uluslararası toplumun gündeminin merkezine yerleştirmiştir. Gün geçtikçe doğayı ve canlı yaşamını daha fazla tehdit eden ekolojik sorunlar, birçok bilim dalında olduğu gibi 1970'lerden itibaren Uluslararası İlişkiler disiplini çerçevesindeki tartışmaları aynı ölçüde biçimlendirmeye başlamıştır. Günümüzde iklim krizinin küresel siyasette kapladığı alanın genişlemesiyle birlikte çevreye ilişkin hassasiyetler birçok alandaki akademik ve disiplinlerarası çalışmaların önemli bir bileşeni haline gelmiştir. Ana akım Uİ kuramları üzerinden iklim krizine yönelik olarak bugüne dek yapılan analizler, konunun dar bir kapsamda ele alınmasına yol açmıştır. Bu çalışmada kullanılan eleştirel kuramsal çerçeve doğrultusunda iklim değişikliği ile çevreci hareketlerin evrimi ilişkisi incelenmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde yakın dönem çevre sorunlarının siyasal tarihine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise bu alanda görüşlerini ortaya koyan bazı ana akım kuramsal yaklaşımlar ele alınmıştır. Dördüncü bölümde, iklim krizinin uluslararası ekonomi, siyaset ve sosyoloji üzerindeki yansımaları eleştirel kuram altında neo-Gramşiyan "hegemonya" kavramı ekseninde incelenmiştir. Bu bölümün kalanında Avrupa Yeşil Mutabakatı üzerinden AB ile Türkiye arasındaki ticari ve ekonomik ilişkinin son dönemdeki seyri neo-Gramşiyan hegemonya boyutuyla ele alınmıştır.
Kyoto döneminde BM'nin rolü: Karbon ticaretinin çevresel etkilerinin iktisadi analizi
Bu çalışmada, ilk olarak Türkiye'nin iklim değişikliğine karşı tutumu ve yeni bir piyasa olan karbon ticaretine yaklaşımını inceleyebilmek için, röportaj yöntemi kullanılarak betimsel analiz yapılmıştır. Sonrasında ise Kyoto Protokolü'nü imzalayan ülkeler için 1984-2004 ve 2005-2011 tarihleri arasında kişi başına CO2 emisyonları ve reel kişi başına GSYİH arasındaki ilişki panel DOLS yöntemiyle analiz edilmiştir. Betimsel analiz sonucunda, iklim değişikliğinin kişilerin, ülkelerin tüketim alışkanlıkları ve hayata bakış açıları ile alâkalı olduğu anlaşılmıştır. İnsanlar somut olarak iklim değişikliğinin etkileriyle karşılaştıkça farkındalık sağlanacak ve iklim değişikliğini önlemek için ulusal ve uluslararası çabalar artacaktır. Ekonometrik uygulamaların sonucunda, CO2 ve gelir arasında eşbütünleşme ilişkisi ve bağımsız değişken lnG'nin, bağımlı değişken lnC üzerinde pozitif etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.
Şanlıurfa'nın iklim özellikleri ve kuraklık analizi
İklim ve hava olayları, dünya var olduğundan günümüze dinamik yapısı itibariyle sürekli değişmektedir. Günümüzde iklimle alakalı en önemli sorun, insan kaynaklı iklim değişikliğidir. İklim değişikliğinin de en önemli sonuçlardan biri kuraklıktır. Özellikle orta kuşakta bunan Türkiye, yaşanan bu değişikliklerden en fazla etkilenecek sahalardan biridir. Bu çalışmada iklim elamanları ve Erinç, Thornthwaite, UNCCD, De Martonne ve SYİ gibi iklim ve kuraklık analizleriyle Şanlıurfa'nın iklim ve kuraklık özellikleri çalışılmıştır. Yapılan analizlerde varılan sonuçlara bakıldığında sahadaki birçok yerin kurak ile yarı kurak özelliğe sahip olup, kuraklık konusunda kırılgan olduğu görülmektedir. Bu durum yaşanan iklim değişikliği sonrasındaki senaryolarla birleştirilirse, sahanın kuraklıktan daha fazla etkileneceği öngörülmektedir. Kuraklıktaki artış son 44 yıldaki yağış ve sıcaklık parametrelerinde açıkça görülmektedir. Aynı durum SYİ yöntemi ile yapılan analizlerde son yıllarda artan kuraklıklarla kendini göstermektedir.
Avrupa Birliği'nin iklim değişikliği politikaları kapsamında İsveç ve Polonya örnekleri
1980 sonrası dönemde, iklim değişikliğinin dünya için giderek büyüyen bir tehdit olduğunun farkına varılmıştır. Bu tehdide karşı küresel anlamda pek çok antlaşma, protokol ve konferanslar yapılmıştır. Gerçekleştirilen bu faaliyetler, iklim krizine karşı önlem amacıyla düzenlenmiştir. Avrupa Birliği (AB), uzun süredir çevre politikalarına verdiği önemle bilinmektedir. Uygulanan çevre politikaları ile iklim değişikliği konusunda da mücadele verilmeye başlanmıştır. Buna rağmen, AB içinde üye devletlerin, iklim krizine karşı farklı tutumları bulunmaktadır. İsveç, AB üyeliğinden önce de çevre politikalarına verdiği önemle bilinmektedir. Polonya ise, AB iklim politikalarına uyumda yavaş ve daha sorunlu bir yaklaşıma sahiptir. Bu tezde, AB'nin iklim politikaları ve AB içinde İsveç'in çevre ve iklim politikaları konusundaki örnek uygulamaları ve bu alanda öncü olması, Polonya'nın ise bu politikalara uyumdaki sorunları karşılaştırmalı olarak değerlendirilecektir.
The effect of climate changes on water resources management in Iraq (Case study: Haditha reservoir)
ABSTRACT THE EFFECT OF CLIMATE CHANGES ON WATER RESOURCES MANAGEMENT IN IRAQ (CASE STUDY: HADITHA RESERVOIR) Sundus Salah Fayyadh FAYYADH Master of Science in Civil Engineering Advisor: Assoc. Prof. Dr. Başak VARLİ BİNGÖL June 2022 Without water life is not possible on this earth, to progress economically and socially water is imperative. Iraq is one of the MENA (the Middle East and North African) countries, currently suffering from serious water scarcity. There are various factors that have contributed to Iraq's water shortage crisis, including shared countries' water policies. Climate change has accelerated in recent years, leading to water shortages due to changing weather patterns, such as droughts, rising pollution, and increasing human demand and usage of water. When the amount of potable and unpolluted water available in river reserves in an area falls below demand, ignoring sanitation systems and pouring rainwater directly into rivers causes pollution and deterioration of river quality, resulting in a water crisis. To address the current water scarcity, the current government should take action and develop a strategic water vision that includes regional cooperation and coordination, research and development, improving agriculture and sanitation, and a variety of public awareness programs to educate the general public. This study looks at the concept of vulnerability and its three characteristics (exposure and adaptive capacity) in the context of climate change and discusses adaptation and mitigation measures that should be considered to respond to climate change. 2022, 45 pages Keywords: Climate changes, Reservoir management, Water resources, Hydrologic modeling, Haditha dam,
İklim değişikliği dirençlilik senaryosu: Artan sel riski çerçevesinde Bursa alan çalışması
Sanayileşme ile birlikte artan iklim değişikliğinin etkisi giderek daha fazla hissedilmektedir. Küresel bir sorun olan iklim değişikliğinin kuraklık, sel, fırtına vb. gibi afetlerin artmasında büyük rolü vardır. Kentler iklim değişikliği etkilerinin sıklıkla görüldüğü ve afetlerin yaşandığı yerler haline gelmiştir. Özellikle hızlı kentleşmenin sonucu olan plansız yapılaşma, iklim değişikliği sonucunda artan afetlerin boyutunun artmasına neden olmaktadır. İklim değişikliğinin kentlerdeki etkilerine ve azaltım araştırmalarına literatürde daha çok yer verilmelidir. Literatürde özellikle ülkemizde iklim değişikliği ve sel riski konusunda yapılmış çalışmaların artırılmasına ve geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Dünyada ve Türkiye'deki literatür araştırılmış olup ayrıca ülkelerin azaltım politikaları ve uygulamaları hakkında da araştırmalara yer verilmiştir. Tez kapsamında, iklim değişikliğinin arttırdığı sel felaketleri konusu ve Bursa kentinde iklim değişikliği dirençlilik senaryosu çalışılmıştır. Kentte yaşanan ani yağışlar kentteki geçirimsiz yüzeylerin fazla olması sebebiyle yüzey akışına geçmekte ve sel felaketlerine neden olmaktadır. İklim değişikliğinin sel etkisine karşı kentlerde dirençliliğe yönelik planlamalar yapılmalıdır. Bu çalışmanın amacı Bursa kenti için seçilen bir alanda mevcut sel riski analizi yapılması, riskli bölgeler için dirençlilik senaryo önerileri geliştirilmesi ve dirençlilik senaryolarının da analize dahil edilerek senaryoların sel riskini azaltma durumunun değerlendirilmesidir. Çalışma kapsamında iklim değişikliğinin artırdığı sel riski hakkında dünyadan, Türkiye'den ve Bursa kentinden örnekler verilmiş ve kentsel uygulamalar hakkında literatür araştırmasına yer verilmiştir. Bursa kentinde seçilen alan için analitik hiyerarşi süreci yöntemi kullanılmış ve coğrafi bilgi sistemi programı olan ArcGIS'te ağırlıklı sel riski analizi yapılmıştır. Risk analizi sonucunda Bursa kentinde 19 mahalleyi kapsayan alanda, riskli çıkan bölgeler için senaryo önerileri geliştirilmiştir. Senaryo önerileri (yeşil drenaj, kentsel yeşil alan ve geçirimli zemin, sarnıç) ArcGIS programında sayısallaştırılmış ve senaryo sonrası risk analizi yapılmıştır. Risk analizi sonrasında mahallelerdeki risk durumları tekrar değerlendirilmiştir. Sonuç olarak risk değerlendirmesinde, coğrafi faktörlerin yanında kentsel alandaki yapılaşmanın ve zemin geçirimlilik özelliğinin sel riskine etkisi okunabilmektedir. Bursa'da seçilen alan için eğim faktörünün etkili olduğu, fakat senaryo önerileri ile sel riskinde etkili bir azaltım sağlanabileceği görülmüştür.
İklim değişiklikleri, çöl tozları ve hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin araştırılması
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı yaşadığımız bölgede hava kirliliğinin, çöl tozlarının ve iklim değişikliklerinin özel hastalık grupları için hastane başvuruları, mortalite ve morbidite üzerine olan etkilerinin araştırılmasıdır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma için 01 Ocak 2009 ve 31 Mart /2014 tarihleri arasındaki Gaziantep ilindeki dört kamu hastanesi ve Gaziantep Üniversitesi hastanesinden elde edilen veriler kullanılmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS for Windows version 22.0 paket programı kullanılmış ve P<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. BULGULAR: Toplam 1916 günde 89 toz fırtınası günü tespit edildi. Yaklaşık 10.000.000 hastane başvurusu tarandı ve bunlar içerisinden toplam 886.971 hasta çalışmaya dâhil edildi. KOAH'a bağlı yatış ve ölümler fırtınadan etkilenmemişti. Fırtınalı günlerde Astıma bağlı ayaktan hastane başvuruları, yatışlar ve mortalite artmıştı. PM10 düzeyi yüksek iken pnömoniye bağlı başvurular ve yatışlar artmıştı; PM10 yüksek olmasına rağmen sıcaklık arttıkça başvurular ve yatışlar azalmıştı. Fırtınanın varlığı ve maksimum sıcaklık göğüs ağrısına bağlı başvuruları ve AKS tanısına bağlı olan yatışları artırmıştı. Ancak fırtınalı günlerde ilginç olarak AKS'a bağlı ölümler azalmıştı. Fırtınanın olduğu günlerde kalp yetmezliği alevlenmeleri artırmıştı. PM10 düzeyi yüksek olduğu günlerde ve fırtınalı günlerde SVO'ya bağlı acil servis başvuruların sıklığı artırmıştı. Fırtınalı günlerde gebelik hipertansiyonu başvurularında artış gözlenmiştir. SONUÇ: Toz fırtınaları ve PM10'deki artışlar astım bağlı yatışları, pnömoniye bağlı başvuru ve yatışları, göğüs ağrısı başvurularını, AKS'a bağlı hastane yatışlarını, kalp yetmezliği alevlenmelerini ve SVO'a bağlı acil servis başvuruları arttırmaktadır. Anahtar kelimeler: Çöl tozu fırtınası, partiküler madde, insan sağlığı, Acil servis.
Türkiye'de iklim değişikliği politikaları ve ekolojik vergileme
İklim değişikliği, Birleşmiş Milletler genel sekreteri Antonio Guterres'in ifadesi ile varoluşsal bir sorun olarak kabul edilmektedir. Etkisi ve büyüklüğü her geçen gün artan ve küresel ölçekte, insanlığın ortak çözüm aradığı bu sorun, Birleşmiş Milletler gündemine alınmış Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri arasında yer almıştır. İklim değişikliği sorununun belli bir dönem ile sınırlandırılamaması ve mücadele edilse bile etkilerinin uzun yıllar ortadan kaldırılmasının mümkün olmaması, bu sorunun günümüzde diğer temel sorunlardan ayıran belirleyici yönünü ortaya koymaktadır. Günümüzde iklim değişikliğinin risk ve tehditlerinin artışı aynı zamanda, ülkeleri, iklim değişikliğine karşı alınacak önlemlerin ulusal politikalara, stratejilere ve planlara entegre etmesini zorunlu hale getirmiştir. İklim değişikliğinin etkilerine karşı ülkeler farklı etkilense de, gelir düzeyi düşük, yoksul ülkelerin iklim değişikliğine karşı daha kırılgan olduğu görülmektedir. Bu açıdan ülkeler, Paris Anlaşmasında yer alan hedefler çerçevesinde iklim değişikliği ile mücadelenin gerçekleştirilmesine ve sonuçta küresel ölçekte iklim sorununa çözümüne yönelik katkı sağlamaya çalışmaktadırlar. Anlaşma, iklim değişikliğinin kaynağı olarak görülen sera gazı emisyon oranlarının düşürülmesini konusunda ülkelerin emisyon hedeflerini belirlemesi yerine getirmesini istemektedir. Sera gazı emisyonlarının azaltılması konusunda teşvik mekanizmaları yanında vergisel uygulamalarda bulunmaktadır. Emisyon kaynağı olan sektörler üzerinde vergisel yükün azaltılması yanında enerji üretiminde, yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması da önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'nin iklim değişikliği politikaları ve ekolojik vergileme konusu ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, iklim, iklim değişikliği kavramı, nedenleri ve etkileri kavramsal olarak açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, iklim değişikliğini etkileyen argümanlar, iklim değişikliği konusunda çaba gösteren uluslararası kuruluşlar, konferanslar ve sözleşmeler ele alınmış buna ek olarak Türkiye'de İklim değişikliğine yönelik kurumsal yapı ve mevzuata yer verilerek iklim değişikliği politikalarında Türkiye'nin mevcut durumu açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümde ekolojik vergilerin genel ve teorik çerçevesi verilerek Türkiye'de uygulanan ekolojik vergiler açıklanmıştır. Ayrıca Merkezi Yönetim ve Mahalli İdarelerin Bütçeleri kapsamında ekolojik açıdan değerlendirmesi yapılmıştır. Son olarak, Türkiye'de ekolojik vergiler ile kirlilik arasında ilişkiyi tespit etmek amacıyla, Augmented Dickey-Fuller (ADF) ve Philips-Perron (PP) birim kök testleri kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisinin belirlenmesinde Toda-Yamamoto nedensellik analizinden faydalanılmıştır. Analiz sonucunda, kirlilik ve çevresel vergiler arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi olduğu, ayrıca enerji tüketiminden kirliliğe ve enerji tüketiminden çevresel vergilere doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi olduğu belirlenmiştir. Çalışmada elde edilen bulgulardan hareketle kirliliğin çevresel vergiler üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu, çevresel vergilerin de kirlilik üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu ortaya konulmuştur.
İklim değişikliğinin Türkiye'de sigorta sektörü üzerine etkilerinin incelenmesi
İklim değişikliği, gezegendeki en büyük yaşamsal tehditlerden biri olmak ile beraber gerekli önlemlerin alınmaması halinde ekonomik sistem üzerinde de olumsuz etkiler yaratacağı aşikardır. İklim değişikliği gün geçtikçe etkisini arttırmakta ve büyük mali kayıplara sebep olmaktadır. Sigorta sektörü, iklim değişikliği sonuçlarından en çok etkilenen sektörlerin başında gelmektedir. Sigorta şirketlerinin hasar olması durumunda katlanmaları gereken maliyeti azaltmaları için araştırma, anlama, risk analizi ve risk yönetimlerine önem vermeleri gerekmektedir. İklim değişikliği sektör için bir risk olması ile birlikte yeni fırsatlarda yaratmaktadır. İklim değişikliğinin ortaya çıkardığı etkileri en aza indirmeye yönelik çalışmaların yapılması, farkındalık oluşturulması günümüzde zorunluluk haline gelmiştir. İklim değişikliği sebebi ile meydana gelen hava olaylarının şiddet etkileri; yıllık ortalama sıcaklık, yıllık toplam yağış miktarı ve ekstrem olay sayısı olarak sayılabilir. Bu çalışmada, iklim değişikliğinin kaza branşı, hastalık/ sağlık branşı, nakliyat branşı, tarım branşı ve yangın sigorta branşlarında ödenen tazminatlara etkisi incelenmiştir. 1990 – 2021 yılları arası beş branşta ödenen hasar tazminatları ve meteorolojik veriler standart birim kök testleri, yapısal kırılma analizleri ile sınanmış ve ARDL eşbütünleşme testi ile aralarındaki ilişki tespit edilmiştir. Değişkenler arasında anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler; İklim Değişikliği, Küresel Isınma, Sigorta, Parametrik Sigorta