Climate change
329 theses under this subject heading
2000'li yıllarda küresel iklim değişikliği sorununa çözüm arayışlarında Birleşmiş Milletler
Geçmişi bin yıllar öncesine dayanan küresel iklim değişikliği sorunu küresel bir sorun olarak kabul edilmektedir. Yüzyıllar içerisinde atmosferde mevcut sera gazlarının yoğunluğunun artması sonucu iklim değişikliği sorunu ile insanlık karşı karşıya kalmış, mevcut sorunun engellenmesi adına bazı tedbirlerin hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Konu tarihsel bağlamda ele alındığında iklim değişikliği sorununun literatürde Endüstri Devrimi ile başladığı kabul edilmektedir. Sorun 19.yy son döneminden itibaren bilimsel olarak ele alınmaya başlanmış, özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan teknolojik gelişmeler sebebiyle bilimsel incelemeler artmıştır. 1970'li yıllardan itibaren Birleşmiş Milletler öncülüğünde konferanslar yapılarak çevre ve çevre felaketleri konularına dikkat çekilmiş, 1980'li yıllardan itibaren konu spesifik olarak iklim değişikliği şeklinde ele alınmaya başlanmıştır. İlk defa 1988 yılında BM Genel Kurulunda iklim değişikliğine ilişkin karar alınmış ve küresel seviyede iklim değişikliği ile mücadeleye başlanmıştır. BM nezdinde iklim değişikliği ile mücadelede Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması gibi önemli anlaşmalar kabul edilmiş ve süreç bu anlaşmalar üzerinden yürütülmüştür. Çalışmada, BM nezdinde oluşturulmuş olan iklim değişikliği rejimi incelenmiş, oluşturulan rejim bağlamında her yıl düzenli olarak yapılan COP (BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı) – CMP (Kyoto Protokolü Taraflar Konferansı) – CMA (Paris Anlaşması Taraflar Konferansı) konferanslarında alınan kararlar kronolojik olarak ele alınmıştır. Çalışmada özellikle 2000 yılı ve sonrası BM öncülüğünde iklim değişikliği ile mücadelede ne gibi adımların atıldığı üzerine araştırmalar yapılmıştır. Bunlara ek olarak süreç içerisinde altı adet yayınlanan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporlarına yine detaylı şekilde yer verilmiştir. Son tahlilde BM nezdinde iklim değişikliği konusunda atılan adımların ve elde edilen sonuçların neler olduğu, mevcut başarı ve başarısızlıkların neler olduğu, dünyanın mevcut durumu ve gelecekte insanlığın yaşaması muhtemel gelişmelerin neler olacağı, sorunları aşma adına ne gibi faaliyetlerin yürütüldüğü veya yürütülmesi gerektiği tarafsız bir göz ile değerlendirmeye çalışılmıştır.
İklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerine etkisi ve tarım üretimi ve enflasyon: Panel veri seti analizi
Çalışmanın amacı, iklim değişikliğinin tarımsal üretime etkisini küresel ölçekte panel veri seti kullanarak incelemektir. Çalışma, ayrıca, tarımsal üretim ile enflasyon arasındaki ilişkiyi basit bir regresyon modeliyle ortaya koyarak iklim değişikliğinin enflasyon üzerindeki önemli etkisine işaret etmeyi hedeflemektedir. Çalışmada, İklim Araştırma Birimi (CRU), İngiliz Atmosfer Veri Merkezi (BADC) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Acil Olaylar Veri tabanı (EM-DAT), Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) ve Dünya Kalkınma İndeksleri (WDI) veri tabanlarından, yıllık iklim, tarımsal üretim, toprak kalitesi, arazi kullanımı, doğal afetler ve sosyoekonomik veriler, 1961-2013 döneminde 49 ülke için derlenmiş ve panel veri seti oluşturulmuştur. İlk olarak, 1901-2015 dönemi arasında Bai-Perron Çoklu Yapısal Kırılma Testi kullanılarak ülkeler için iklim değişkenlerindeki yapısal kırılmalar tespit edilmiştir. Ortalama sıcaklığın istisnasız tüm ülkelerde artış gösterirken; gün içi sıcaklık farkı, buzlu gün sayısı, yağmurlu gün sıklığı ve potansiyel evapotranspirasyondaki değişimlerin ülkelere göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. İkinci olarak, iklimin tarımsal üretim üzerindeki etkisi regresyon analizi yardımıyla tahmin edilmiştir. Sıcaklıkta ve diğer değişkenlerde meydana gelen değişimler örneklemle sınırlanan küresel tarım üretimini pozitif, yağış ve gün içi sıcaklık farkındaki değişimler ise negatif yönde etkilemektedir. Son olarak, etkinin dünya üzerinde hangi enlemlerde farklılaştığı Eşik Değer Regresyon Modeli kullanılarak analiz edilmektedir. Yağıştaki değişimler tarım sektörünü alçak enlemlerde pozitif, yüksek dereceli enlemlerde ise negatif yönde etkilemektedir. Tarımsal üretim ve enflasyon arasındaki basit anlamlı ilişki ise, iklim değişikliğinin dolaylı olarak enflasyon üzerinde olası etkisini örneklemektedir. Bu çalışma iklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkilerini panel veri kullanarak inceleyen sınırlı sayıda çalışmalardan biri olup, bu çalışmalar içerisinde ise iklim değişikliğini en kapsamlı temsil ederek; özgün kırılma noktalarını belirlemeye yardımcı olan eşik değer regresyon modeli uygulayan ilk çalışmadır. Anahtar Kelimeler: İklim Değişikliği, Tarımsal Üretim, Enflasyon, Bai-Perron Çoklu Yapısal Kırılma Testi, Eşik Değer Regresyon Modeli
Suriye iç savaşındaki göçlerde tetikleyici bir unsur olarak çevresel faktörler: Yeşil jeopolitik bir analiz
Bu tez, günümüzde yaşanan bilhassa çevresel kaynaklı göçlere, bugüne kadar siyasal pratiği yapılandırılmış coğrafi politik varsayımların ötesinde eleştirel jeopolitik bir okuma sunmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda tez öncelikle klasik jeopolitik ve göç kavramı arasındaki ilişkiye odaklanmaktadır. Klasik jeopolitiğin hâkim jeopolitik söylem olduğu dönemler boyunca göç kavramı literatürde yeterli görünürlüğe sahip olamamıştır. Klasik jeopolitik söylemler doğası gereği göçe de tıpkı ele aldığı diğer jeopolitik kavramlar gibi devlet merkezli bir çerçeveden yaklaşmış, dolayısıyla bu dönemde bireysel motivasyonlu göçler görmezden gelinmiştir. Tezin bir diğer odak noktası ise eleştirel dönüşümün etkisiyle gelişen eleştirel jeopolitik söylem ve göç kavramı arasındaki ilişki üzerinedir. Bu dönemde birey tecrübeleri doğrudan jeopolitik söyleme dâhil edilerek özellikle sonuçları itibariyle gelişmiş bir göç kavramsallaştırması yaratılırken göçün nedenleri yeterince görünür kılınmamıştır. En nihayetinde tezin temel savı, çevresel kaynaklı göçleri analiz etmek üzere, iklim değişikliği ve çevresel güvenliği temel alan yeşil jeopolitik kuramın en uygun jeopolitik söylemlerden biri olduğu yönündedir. Bu kabul ile yeşil jeopolitik kuramın prensiplerinden faydalanarak yürütülen vaka analizi sonucunda bu tez Suriye'de iç savaş öncesi yaşanan kuraklığın ve bu kuraklığa bağlı gerçekleşen ülke içi yerinden edilmelerin savaşa giden süreçte etkin birer unsur olduğunun altını çizmektedir. Bu tez jeopolitiğin akademik bir disiplin olmaya başladığı dönemlerden itibaren kaleme alınan kaynaklardan günümüze dek değişen hâkim jeopolitik söylemler içinde göç kavramının uğradığı dönüşümü incelemeyi hedeflemektedir.
The European Union in global climate governance: A "Critical" role for the climate negotiations
This thesis aims to examine global climate governance and the role of the European Union (EU) throughout the Conference of Parties (COP) negotiations as the main supreme body of the United Nations Convention Framework Convention on Climate Change (UNFCCC). This thesis considers analytical frames introduced in the literature, such as the "norm life cycle" and reinterprets the EU's role in climate politics within the scope of constructivist arguments. The findings reveal that the EU's role in global climate governance is related to a normative framework based on its claim of a "leading by example" role given its productive policies and consistent position addressing the significance of climate change during the COP negotiations. The EU's official discourse is traced during the selected COP negotiations that demonstrate its pledges and commitments reinforcing the legitimacy of the climate regime. These findings highlight the importance of legitimacy and authority in advancing climate governance and in the EU's role in the process.
Essays on climate change and labour in Türkiye
This thesis investigates the impacts of climate change on the Turkish economy, focusing on sectoral labour reallocation, agricultural productivity, and internal migration. In this context, the theoretical framework, data sources, and empirical analyses presented in three chapters are summarized below. The first empirical chapter analyzes the effects of climate change on the labour market in Türkiye, focusing on inter-sectoral reallocation and occupational skill groups. Based on a comprehensive micro-dataset constructed by merging TurkStat Labour Force Statistics Micro Data covering the period 2008–2021 with temperature and precipitation data from the Turkish State Meteorological Service, the analysis observes that rising temperatures significantly reduce agricultural employment while increasing employment in the services sector. The findings indicate that rising temperatures induce a labour reallocation from agriculture to services, whereas no statistically significant transition to the industrial sector is observed. Furthermore, the effect is found to be asymmetric; specifically, low-skilled and low-educated labour constitute the group most vulnerable to climatic shocks. The second chapter presents a simplified general equilibrium model to reveal the economic mechanisms behind the sectoral shifts observed in the first chapter. This theoretical framework, which centers on agricultural productivity dynamics, is calibrated using sectoral labour and output data for Türkiye covering the period 1998–2022. The model results confirm that climate-induced productivity shocks are a fundamental mechanism determining labour allocation by altering relative sectoral returns. Empirical analyses further support the model's theoretical predictions by confirming the strong negative relationship between heat stress and agricultural productivity. The third empirical chapter examines the impact of drought, the most prominent manifestation of the climate change in Türkiye, on internal migration dynamics. A gravity model is estimated using the Poisson Pseudo Maximum Likelihood (PPML) estimator, utilizing inter-provincial bilateral migration flows covering the 2008–2023 period and the high-resolution Standardized Precipitation-Evapotranspiration Index (SPEI). The analyses reveal that drought acts as a statistically significant driver of migration; this effect accelerates the structural transformation and urbanization process by displacing the population from agricultural peripheries to urban centers. Additionally, it is demonstrated that drought exacerbates migration indirectly with conflict acting as a mediator, alongside its direct impact. In summary, this thesis demonstrates through empirical and theoretical findings that climate change plays a critical role in structural transformation processes in Türkiye, extending from labour markets to internal migration. Finally, by documenting the heterogeneous effects and macroeconomic impacts of climate shocks, the thesis concludes with implications for policy-making and theoretical modeling as indicated by the findings.
Sürdürülebilir kalkınmanın başarısızlığı, sürdürülebilir kalkınmaya eleştiriler ve hâkim çevre anlayışına alternatif yaklaşımlar
Sanayi devrimine kadar doğa ile uyum içerisinde yaşanırken, sanayi devriminden sonra oluşan endüstriyel üretim ve tüketim toplumuyla, insanoğlunun doğaya daha çok hakim olmaya başladığı ve doğaya verilen zararların arttığı gözlemlenmiştir. Ekolojik sorunların göz ardı edilemeyecek seviyeye gelmesi ile birlikte sorunlara çözüm önerileri de farklı bakış açıları ile çeşitlilik kazanmıştır. Bu çözümlerden biri olarak sürdürülebilir kalkınma hakim ekonomik paradigmanın ürünü olarak sunulmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma; hem ekonomik gelişmenin devam edebileceğini hem de ekolojik sistemin korunabileceğini; çevre ile kalkınma çelişkisinin ortadan kalkacağını öne sürmektedir. Bu bağlamda çalışmanın üç amacı vardır. Bunlardan ilki sürdürülebilir kalkınmanın ekonomik gelişmenin yanında ortaya çıkan ekolojik sorunları giderip gidermediğini araştırmaktır. İkinci aşamada uluslararası kurumlar tarafından ortaya konulan sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin hangilerinin başarılı ve başarısız olduğunu açıklamak, varsa bulunan başarısızlığın nedenlerini araştırarak sürdürülebilir kalkınma konusuna yönelik eleştirileri değerlendirmektir. Son bölümde ise, mevcut ekolojik sorunların önlenmesinde alternatif çözümlerin neler olduğuna yer vermektir. Çalışma yerli ve yabancı yazarlara ait kitaplar, makaleler ile ulusal ve uluslararası kuruluşlarının yayınlamış olduğu veriler ve raporlardan yararlanarak sürdürülebilir kalkınmaya yönelik eleştirel bakış açısının yetersizliğini giderecek ve alternatif ekolojik yaklaşımların geliştirilmesi açısından literatüre katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Sürdürülebilir kalkınma, İklim değişikliği, Yoksulluk
Tekirdağ koşullarındaki iklim değişikliğinin referans bitki su tüketimi değerlerine etkisinin araştırılması
Küresel iklim değişikliğinin su kaynakları üzerine olan etkisinin belirlenmesi önemlidir. Su kaynaklarının etkin kullanımında tarımsal sulama için gerekli su miktarlarının bu koşullar altında planlaması gerekmektedir. Bu çalışmada Tekirdağ ili-Süleymanpaşa ilçesi meteoroloji istasyonundan 2011-2020 yılları arası referans bitki su tüketimi (ET0) hesaplaması için gerekli iklim verileri elde edilmiş ve değişim analizi gerçekleştirilmiştir. Araştırmada değişim analizleri Lineer Regresyon Testi, Mann-Kendall Testi ve Sen T Testi metotlarına göre gerçekleştirilmiştir. Değişim analizleri sonucunda referans bitki su tüketimi değerlerinin Haziran ve Temmuz aylarında azalan bir eğilimde olduğu ve bu azalmanın istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlenmiştir. Referans bitki su tüketiminin hesaplanmasında kullanılan iklim parametrelerine yapılan değişim analizleri sonucunda, maksimum sıcaklık, ortalama bağıl nem ve ortalama güneşlenme süresi değerlerinin azalan bir eğilimde olduğu, minimum sıcaklık ve rüzgar hızı değerlerinin ise artan bir eğilimde olduğu saptanmıştır. Araştırmada ölçüm periyotlarındaki aylık yağış miktarlarının değişimi de incelenmiştir. Yapılan değişim analizleri sonucunda, aylık yağış miktarlarının azalan bir eğilimde olduğu ve özellikle Nisan, Eylül, Ekim ve Aralık aylarındaki değişimlerin istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuçların bölge koşullarında gelecekteki tarımsal üretim planlamalarına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Trakya Bölgesi'nde iklim değişikliğinin buğday verimine etkisinin tahmin edilmesi
İklim değişikliğinin etkileri günümüzde yoğun bir şekilde yaşanmaya başlamıştır. İklim değişikliğiyle birlikte bitkisel üretimin ve/veya verimin nasıl etkileneceğinin hassas bir şekilde tahmini gıda güvencesi açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Trakya Bölgesi'nde iklim değişikliğinin buğday bitkisinin verimine etkisini modellemektir. Bu amaçla, çiftçi tarlasından alınan 2020-2021 dönemi buğday verim değeri, aynı yıla ait iklim verileri kullanılarak LINTUL model ile hesaplanan verim değeri ile karşılaştırılarak kalibre edilmiş ve daha sonra HadGEM2-ES ve MPI-ESM-MR küresel iklim modellerinin RCP4.5 ve RCP8.5 senaryolarından elde edilen iklim verileri ile 2031-2040, 2041-2050, 2051-2060, 2061-2070 ve 2071-2080 dönemleri için verim değerleri tahmin edilmiştir. Ekim ve hasat tarihleri değiştirilmeden iki şekilde verim tahmini yapılmıştır: Birincisinde, ortalama en düşük ve en yüksek sıcaklık, solar radyasyon ve yağış değişimi dikkate alınarak verim hesaplaması yapılmıştır. İkincisinde ise solar radyasyon değerleri 2004-2021 dönemi için sabit tutulurken, ortalama en düşük ve en yüksek sıcaklık ve yağış değişimleri hesaba katılmıştır. Birinci yaklaşımda, HadGEM2-ES modelinin RCP4.5 ve RCP8.5 senaryoları için tahmin edilen verim değişimleri sırasıyla %1,5-%7,5 ve -%7,5-%7,5 arasında hesaplanırken, MPI-ESM-MR modeli için yine aynı sırayla %9,0-%13,4 ve %3,0-%16,4 arasında simüle edilmiştir. İkinci yaklaşımda, HadGEM2-ES modelinin RCP4.5 ve RCP8.5 senaryoları için tahmin edilen verim değişimleri sırasıyla %4,5-%9,0 ve -%7,5-%7,5 arasında hesaplanırken, MPI-ESM-MR modeli için yine aynı sırayla %10,4-%13,4 ve %4,5-%19,5 arasında tahmin edilmiştir. Verim tahminlerinde sıcaklık ve yağışla birlikte solar radyasyonun etkisinin de mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiği; iklim değişimi ile verimin genelde artış yönünde olacağı tahmin edildiğinden gıda güvencesi için Trakya Bölgesi tarım arazilerinin değişimine izin verilmemesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Kentsel alanlarda uygulanan geleneksel ve sürdürülebilir yağmur suyu yönetim modellerinin karşılaştırılması
Sanayi Devrimi ile birlikte başlayan hızlı kentleşme iklim değişikliğinin insan kaynaklı etkilerinin en önemlisidir. Hızlı ve plansız kentleşme doğal alanların ve özellikle su kaynaklarının hızla azalmasına ve kirlenmesine sebep olmaktadır. Bu bağlamda her türlü su kaynağının doğru ve etkin kullanımı önem kazanmaktadır. Su yönetimi, su hasadı ve yağmur suyunun kullanımı bu etkiler sonucu ortaya çıkmıştır. Kentsel alanlarda geçirimsiz yüzeylerin artması yüzeysel akışın artmasına ve yağmur suyunun kullanılmadan kentlerden uzaklaştırılmasına sebep olmuştur. Bu kapsamda yağmur suyu yönetiminin sağlanması bağlamında birçok yöntem geliştirilmiştir. Kentsel alanlarda geleneksel ve sürdürülebilir yağmur suyu yönetim modellerinin kullanımı birçok faktöre bağlıdır. Bu tez kapsamında kentsel alanlarda uygulanan geleneksel ve sürdürülebilir yağmur suyu yönetim modellerinden bahsedilmiştir. Geleneksel yağmur suyu yönetim modellerinin asıl amacı yağmur suyunun hiçbir işleme maruz kalmadan mazgallar veya yağmur suyu drenaj kanalları vasıtasıyla kanalizasyon sistemine aktarılıp alıcı ortama aktarılmasıdır. Sürdürülebilir yağmur suyu yönetim modelleri doğayı taklit etmeyi esas alan, yağmur suyunun bitkiler yardımıyla filtreleyerek yeraltı kaynaklarına veya alıcı ortama aktarıp su döngüsünün bozulmamasını amaçlayan sistemlerdir. Çalışmanın devamında geleneksel ve sürdürülebilir yağmur suyu yönetim modelleri karşılaştırılarak stratejiler üretilmiştir. Sonuç olarak; yağmur suyu yönetim modellerinin kentsel alanlarda bir arada uygulanmasının mevcut alan kullanımları için en doğru yöntem olduğu belirlenmiştir.
İstanbul ili Sancaktepe ilçesi sera gazı envanterinin çıkartılması
İnsanlığın temel ihtiyaçlarından biri olan enerjiye talep; nüfus artışı, sanayi devrimi, kentleşme ve teknolojik gelişme ile birlikte artmaktadır. Bunun neticesinde dünya küresel ısınma ve iklim değişikliği problemleriyle karşı karşıya kalmıştır. Bu problem gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun tüm ülkeleri etkisi altına almaktadır. Bundan ötürü devletler enerjinin çevre üzerindeki olumsuz etkilerini, havaya salınan sera gazlarını azaltma çalışmaları yapmaktadır. Bu çalışmada İstanbul İli Sancaktepe İlçesinde sera gazı envanteri hesaplamaları yapılmıştır. Yapılan hesaplamalar sonucunda, 572.979,96 tCO2e değeri ile en yüksek pay kent ulaşım araçlarına ait olduğu tespit edilmiştir. Konutların elektrik tüketiminden kaynaklı emisyonları 295.780,71 tCO2e, ticari ve kurumsal firmaların katkısı 336.500,43 tCO2e, olarak hesaplanmıştır. 165.120,86 tCO2e endüstriden kaynaklı, 14.343,54 tCO2e sokak aydınlatmalarından kaynaklı, 3149,20 tCO2e ise belediye binası elektrik, doğalgaz ve araç filosundan kaynaklı sera gazı salımı bulunmuştur. Bu veriler ışığında Sancaktepe ilçesinde sera gazı azaltım stratejilerinin belirlenmesine ışık tutulmuştur.
İklim değişikliğinin çiftçiler üzerindeki etkisi: Tarsus örneği
İklim değişikliği karşısında risk taşıyan 26 küresel sıcak bölgeden birisi Akdeniz Havzası'dır. Bu çalışma, Akdeniz Havzası'nda bulunan Türkiye'nin, önemli tarım merkezlerinden birisi olan Tarsus'u araştırmaktadır. Çiftçiler, iklim değişikliğinin geleceğini değiştirebilecek konumda yer alır. Bu nedenle tarım sektöründe hazırlanacak iklim politikalarının yerel hassasiyetlere dayalı ve çiftçilerin odağında tasarlanması gerekir. Bu çalışmada; iklim değişikliğinin çiftçiler üzerindeki etkisi Tarsus özelinde incelenmiştir. İklim değişikliğinin Tarsus kırsalında nasıl etkiler ürettiğinin tespit edilmesi, çiftçilerin bu değişimleri nasıl algıladıkları ve ona nasıl mukavemet gösterdikleri araştırılmıştır. Araştırmada hem nitel hem nicel yöntem birlikte kullanılarak, karma yönteme başvurulmuştur. Nicelden nitele giderek yapılan karma yöntem araştırmasında; 309 çiftçiyle yüz yüze anket ve 196 kişiyle yarı yapılandırılmış mülakat yapılmıştır. Ayrıca saha gözlemleri ile ikincil veri kapsamında MGM, TÜİK, Tarsus İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerinden faydalanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi için SPSS'in 22.0 versiyonu kullanılmıştır. MGM'den temin edilen iklim verileri için Mann Kendall eğim testi, cinsiyet, yaş ve yer gibi bağımlı değişkenlerin analizi için bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi, post hoc Bonferroni ve post hoc LSD testleri uygulanmıştır. Ayrıca değişkenler arası ilişkilerin tespiti için korelasyon ve regresyon analizi yapılmıştır. Çalışmanın bulguları iklim değişikliğinin yalnızca çevresel değil aynı zamanda epistemolojik (bilgi kayması), zamansal (zaman kayması), operasyonel (üretim ve emek planlaması), toplumsal (çiftçi-işçi ilişkisi) ve iktidar ilişkilerini (mikro Leviathan-zaman gücü) dönüştüren sonuçlar ortaya koymuştur. Aynı zamanda bulgular çiftçilerin pasif ve edilgen olmadığını, aktif ve düşünen olduğunu göstermiştir. Çiftçiler değişen koşullara farklı açılardan epistemolojik bakış açıları geliştirdiği, çelişkileri, umutları, dirençleriyle fail-maktul zinciri içerisinde farklı özne tipolojileri açığa çıkardığı keşfedilmiştir. Ayrıca bu çalışmayla çiftçilerin kırsal madun konumunda yer alarak sessizleştiği tespiti yapılmıştır. MGM'den elde edilen veriler Tarsus'ta iklim değişikliğinin yaşandığını bilimsel kanıtlarla ortaya koymuştur. Alan araştırması sonuçlarına göre ise çiftçiler %89,3 oranında iklim değişikliğinden etkilendiklerini beyan etmişlerdir. Anahtar Kelimeler: İklim Değişikliği, Çiftçi. Kır Sosyolojisi, Bilgi Kayması, Zaman Kayması.
Kentlerde iklim değişikliğinden kaynaklı afetlere karşı dirençli/uyumlanabilir planlama metodolojisi: Antalya örneği
Planlama yapılırken iklim değişikliğinden kaynaklı afet risklerinin göz önünde tutulmaması risklerden etkilenebilirliği artırmaktadır. Bir başka ifade ile afetlerin istihdam, konut, enerji, ulaşım, su kaynakları vb. üzerinde daha fazla hasara yol açtığı anlamını da taşımaktadır. Kent planlama ve iklim değişikliği boyutu ve riskleri arasında henüz tanımlanmamış bir boşluk bulunmakta ve planlama, bu risk bileşeninden bağımsız olarak ele alınmaktadır. İklim değişikliğinden kaynaklı afetlerin risklerinin/etkilerinin önlenmesinde/ azaltılmasında kent ve bölge planlama disiplini önemli bir araç olarak rol alır. Bu nedenle çalışmada, iklim değişikliğinden kaynaklı afetlere karşı dirençli/uyumlanabilir planlama metodolojisini geliştirebilmek için kent ve bölge planlama disiplininde (a) mekânsal alanda iklim değişikliğinden kaynaklı afetlerin ortaya çıkarabileceği riskleri/etkilenebilirliği araştırmak, (b) iklim değişikliğinden kaynaklı afet risklerini azaltmada Türkiye'de planlamayı ilgilendiren yasal ve yönetsel çerçevede dirençli/uyumlanabilir planlama için gerekli politika ve önlemlerin boşluğunu doldurabilecek öneriler ortaya koymak amaçlanmıştır. Çalışma amacı doğrultusunda iklim değişikliğinin etkilerinden en fazla zarar görecek Türkiye kentlerinden biri olan "Antalya ili" evreni ve bu evren içerisinde üretilen onanlı planlar araştırma alanını oluşturmaktadır. Bu çerçevede, Antalya ili genelinde iklim değişikliğinden kaynaklı afetlerin risk boyutları zamansal ve mekânsal karşılaştırmalar ile analiz edilmiştir. Çalışmada, kent ve bölge planlamayı ilgilendiren yasal ve yönetsel mevzuatlar incelenmiş ve evren özelinde de sınanarak yasal ve yönetsel boşluklar tespit edilmiştir. Bu boşlukları dolduracak dirençli/uyumlanabilir planlama için kuramsal ve uygulamalı çözümler önerilmiştir.
Türk kızılay afet personelinin küresel iklim değişikliği bilgilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada afetler ile mücadelede ilk elden görev alan Türk Kızılay afet personelinin küresel iklim değişikliği bilgilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı tipte bir epidemiyolojik araştırma olup çalışmaya katılım %30,3 olarak gerçekleşmiştir. Veriler; araştırmacılar tarafından hazırlanan veri toplama formu ile Haziran-Eylül 2022'de çevrimiçi olarak toplanmıştır. Çalışmaya katılan afet personelinin (n=77), %84,4'ü (n=65) erkek olup, %40,3'ü (n=31) 40-49 yaşındadır. Afet personelinin küresel iklim değişikliği ile ilgili genel bilgi düzeyi puan ortalaması 15,56 (Orta Düzey), küresel iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkileri ile ilgili bilgi düzeyi puan ortalaması 14,23 (Orta Düzey) olarak bulunmuştur. 20-29 yaş arasında olan afet personelinin küresel iklim değişikliği ile ilgili genel bilgi düzeyi puan ortalamaları, 40-49 yaş arası afet personelinin puan ortalamalarından fazladır (p<0,05).Yönetici olan afet personelinin küresel iklim değişikliği ile ilgili genel bilgi düzeyi puan ortalamaları, uzman ve işçi olan afet personelinin puan ortalamalarından fazladır (p<0,05). Lisans ve üzeri öğrenim seviyesi olan afet personelinin küresel iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkileri ile ilgili bilgi düzeyi puan ortalamaları, lise ve altı öğrenimi olan afet personelinin puan ortalamalarından fazladır (p<0,05). Küresel iklim değişikliğinin gerçekleşeceğini ve gerçekleşmeyeceğini düşünen, yaşamın sonunu getireceğini ve getirmeyeceğini düşünen, önlenebilir veya önlenemez olduğunu düşünen afet personelinin küresel iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkileri ile ilgili bilgi düzeyi puan ortalamaları, fikri olmayan afet personeline göre yüksektir (p<0,05). Kızılay, afet personeli için iklim değişikliği ve etkileri konusunda farkındalık ve bilgi düzeylerini artırmak için düzenli eğitimler sunabilir.
İklim değişikliği etkisinde yayılış gösteren istilacı aslan balıklarının (Pterois miles) Gazipaşa-Alanya kıyılarındaki dağılımı
Gazipaşa Kıyılarında yapılan çalışmada istilacı olrak kabul gören aslan balıklarının güncel yoğunluğunu bulmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda söz konusu alanın bentik yapılarının özetler nitelikte 9 istasyon belirlenmiştir. Arazi çalışmaları 02.10.2022 ile 06.10.2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Gözlemler 0-25 metre aralığındaki derinliklerde gerçekleştirilmiştir. Arazi çalışmalarında su altı görsel sayım tekniği kullanılmış transektlerde gözlemlenen balık türlerine ait tüm bireyler su altı aksiyon kamerası görüntüleri yardımıyla sayılmış ve veri setine kaydedilmiştir. Aslan balığı yoğunluğunun ve sıklığının belirlenmesi için baskınlık analizi ve frekans analizi yapılmıştır. İklim değişikliği nedeniyle Akdeniz'in deniz suyu sıcaklığının artması tropik türler için yaşama elverişli hale gelmesine neden olmaktadır. Bu durum türlerde habitat kaymalarına neden olabilmektedir. Süveyş Kanalı'nın açılması ve iklim değişikliği ile Kızıldeniz'in faunası Akdeniz'e uyum sağlayabilmektedir. Akdeniz'e girmiş olan çok sayıda yabancı türün büyük çoğunluğunu termofilik türler oluşturmaktadır. Bu türlerin arasında aslan balığı gibi istila başarısı yüksek türler de yer almaktadır. Aslan balığı (Pterois miles) Hint-Pasifik bölgesine özgü ışınlı yüzgeçli bir balıktır. Kızıldeniz'den Süveyş Kanalı yoluyla Akdeniz'e giriş yapmıştır. Türkiye'de ise ilk kezii İskenderun Körfezi'nde 2014 yılında raporlanmıştır. Zaman içinde Ege kıyılarına kadar yayılmıştır. Aslan balığı obur beslenme davranışı ve yeterli avcısının bulunmaması nedeniyle Akdeniz'de başarılı bir yayılım göstermekte, yerli türleri avlamakta veya alan yarışına girerek yerli türler üzerinde habitat stresi yaratarak biyolojik çeşitliliği etkilemektedir.
İzmir-Bozdağ'da farklı yükseklik katlarında yer alan Akdeniz bitkilerinin çimlenmesi üzerine iklim değişikliğinin olası etkileri
Sıcaklık ve kuraklık, çimlenmeyi kontrol eden temel çevresel faktörlerden ikisidir. İklim değişikliği, tohumların maruz kaldığı sıcaklık ve nem koşullarını değiştirerek çimlenme süreçlerini etkilemektedir. Bu çalışma ile, İzmir il sınırları içerisinde yer alan Bozdağ yöresinde farklı takımlarda doğal olarak yetişen ve farklı vejetasyon tipleri için karakteristik bitki taksonlarının çimlenmesi üzerine iklim değişikliğinin olası etkilerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bunun için bölgede iki farklı yükselti grubuna ait 6 farklı nokta seçilmiştir. Birinci grup düşük rakımlı 3 farklı noktayı, ikinci grup ise yüksek rakımlı 3 farklı noktayı içermiştir. Arazi çalışmaları 2022 yılı vejetasyon döneminde gerçekleştirilmiş ve toplamda 33 bitki taksonuna ait 47 popülasyon örneklenmiştir. Toplanan tohumlar farklı sıcaklık dereceleri ile farklı kuraklık şiddetlerine tabii tutulmuş ve tohumların bu şartlarda çimlenme tepkileri incelenmiştir. Sıcaklık deneyinde 4 farklı sabit sıcaklık (15, 20, 25, 30°C) uygulamasıyla üç farklı degişken sıcaklık (20/10, 25/15, 20/30°C) uygulaması gerçekleştirilmiştir. Kuraklık deneyi için PEG 6000 çözeltisi kullanılarak 5 farklı değerde bir kuraklık şiddeti aralığı (-0.0625, -0.125, -0.25, -0.5, -0.75 MPa) oluşturulmuş ve tohumların çimlenme tepkileri incelenmiştir. Çalışma alanına ait iklimsel veriler, CHELSA küresel iklim veri tabanında bulunan UKESM1-0-LL modeli üzerinden, SSP5 senaryosu seçilerek elde edilmiştir. Bu veriler kullanılarak alanlara ait geçmiş, günümüz ve gelecekteki olası iklim değişikliği senaryoları ortaya konulmuştur (1981-2010, 2011-2040, 2041-2070 ve 2071-2100). Elde edilen verilerin Excel ve R programları kullanılarak istatistiksel analizleri gerçekleştirilmiştir. Oluşturulan iklim değişikliği senaryolarına göre 1981-2100 yılları arasındaki toplam 119 yıllık süre sonunda alçak ve yüksek rakımlı alanlarda yıllık toplam yağış miktarının sırasıyla yaklaşık 40.6 mm ve 46.1 mm azalacağı varsayılırken, yıllık ortalama sıcaklık miktarının ise her iki rakım grubunda yaklaşık 7 °C artacağı varsayılmıştır. Yine ayni senaryoya göre 119 yıllık süre sonunda kuraklık döneminde, alçak rakımlı alanlarda yaklaşık 6 haftalık bir uzama var sayılırken yüksek rakımlı alanlarda bu sürenin yaklaşık 5 hafta uzayacağı varsayılmıştır. Çalışmanın sonucunda elde edilen çıkarımlar su şekilde sıralanmıştır: a) çok sayıda takson içeren familyalarda sıcaklık ve kuraklığa çimlenme yanıtları daha fazla değişkenlik sergilemiştir. Bu durum, sıcaklık ve kuraklığa çimlenme yanıtlarının türe özgü olabileceği ve familya gibi üst taksonomik birimlerden bağımsız olabileceğini göstermektedir, b) yükseklik farkının popülasyon düzeyinde çimlenme üzerine etkilerinin de türe özgü olarak farklılık gösterebileceği bulunmuştur, c) en karamsar iklim değişikliği senaryosunda (SSP585) İzmir Bozdağ'da yüksek sıcaklık ve kuraklık koşullarında Poaceae ve Fabaceae familyalarına ait çalışılan taksonların iklim değişikliğine karşı soyunu devam ettirme şansı olası iken, Papaver sp. ve Allium proponticum gibi sıcaklık toleransı düşük taksonların soylarını devam ettirme şansları olmayabilir.
Akdeniz Havzası'ndaki endemik karasal omurgalıların demografik tarihi ve iklim değişiminin dağılımları üzerindeki etkisi
Bu tez, küresel bir biyolojik çeşitlilik sıcak noktası olan Akdeniz Havzası'ndaki endemik karasal omurgalıların (amfibiler, sürüngenler, kuşlar ve memeliler) demografik tarihini ve iklim değişikliğinin dağılımları üzerindeki etkisini incelemektedir. Çalışma, Son Buzul Maksimumu, Orta Holosen ve Son Buzullararası gibi önemli iklim dönemlerinde türlerin tarihsel ve devam eden çevresel değişimlere nasıl tepki verdiğini araştırmıştır. Ekolojik niş modellemesi ve Bayesyen Ufuk Hattı Grafiği analizleri kullanılarak, 2050 ve 2070 yıllarına yönelik çeşitli iklim senaryoları altında türlerin potansiyel gelecekteki dağılımları ve popülasyon dinamikleri modellenmiştir. Amfibilerde, 36 endemik türün iklimsel uygunluk desenleri incelenmiş ve yağışın bu türlerin dağılımı üzerindeki önemli etkisi vurgulanmıştır. Gelecekte bazı bölgelerin biyolojik çeşitlilik sıcak noktalarından soğuk noktalara dönüşebileceği öngörülmüştür. Kuşlar için yapılan analizlerde, 45 endemik türün dağılım ve popülasyon dinamikleri değerlendirilmiş; geçmiş iklim dalgalanmalarının dağılımlarda önemli değişikliklere yol açtığı ve gelecekte yüksek emisyon senaryoları altında türlerin kuzeye doğru kayacağı belirlenmiştir. Memelilerde, 31 endemik türün dağılımları üzerinde yapılan çalışmalar, buzul sığınaklarının tür zenginliğini korumada kritik bir rol oynadığını göstermiştir. Gelecekte özellikle güney bölgelerde uygun habitat alanlarında önemli daralmalar beklenmektedir. Sürüngenlerde ise 50 endemik türün analizleri, bazı bölgelerin uzun vadeli biyolojik sığınaklar olarak işlev gördüğünü ve yüksek emisyon senaryolarında bu alanların ciddi kayıplar yaşayabileceğini ortaya koymuştur. Sonuçlar, iklim değişikliğinin Akdeniz Havzası'ndaki endemik karasal omurgalıların dağılımları ve popülasyon dinamikleri üzerinde önemli etkileri olduğunu göstermektedir. Bu bulgular, bölgedeki biyolojik çeşitliliğin korunması için iklimsel faktörleri dikkate alan dinamik ve kapsamlı koruma stratejilerinin geliştirilmesinin önemini vurgulamaktadır.
Türkiye Diyetisyenler Derneği'ne kayıtlı diyetisyenlerin iklim krizinin beslenmeye olan etkileri konusundaki farkındalık durumlarının ve iklim krizini önleme konusundaki yaklaşımlarının saptanması araştırması
Sürdürülebilir beslenme kavramı küresel halk sağlığının önemli konuları arasındadır. Kavram, sağlığın tümelci yaklaşımı ile ilişkilidir. Bu araştırmada, Türkiye Diyetisyenler Derneği üyesi diyetisyenlerin; iklim krizinin beslenmeye olan etkisi konusundaki farkındalık durumlarının belirlenmesi, iklim krizinin önlenmesi konusundaki görüş ve yaklaşımlarının saptanması, iklim krizi kavramının diyetisyenlik uygulamalarına yansıtılabilmesi için diyetisyenlerin görüşlerinin alınması amaçlanmıştır. Araştırma, tanımlayıcı bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Çalışmaya, Türkiye Diyetisyenler Derneği'ne üye 114 gönüllü diyetisyen katılmıştır. Katılımcılara yönelik çevrimiçi olarak 12 Ağustos 2021 ve 18 Nisan 2022 tarihlerinde beş bölümden oluşan veri toplama formu uygulanmıştır. İstatistiksel verilerin analizi için SPSS (IBM SPSS Statistics23.0) paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın yapılması için etik kurul ve kurumsal izinler alınmıştır. Araştırmaya katılan diyetisyenlerin %99,1'i iklim krizi kavramını ve %97,4'ü sürdürülebilir beslenme kavramlarını bilmektedir ve %89,6'sı iklim krizinin sürdürülebilir beslenmeyi gerektirdiğini düşünmektedir. Diyetisyenlerin %86,9'u iklim krizinin sürdürülebilir beslenmeyi gerektiğini düşünürken %90,4'ü iklim krizinin diyetisyenleri ilgilendirdiğini düşünmektedir. Fakülteden 2010 yılından önce mezun olan diyetisyenlerin daha çoğunun iklim krizi kavramını bildiği görülmüştür (p=0,022). Beslenme alışkanlığı sağlıklı olan diyetisyenler sağlıksız olanlara göre iklim krizi kavramını daha fazla sıklıkta bilmektedir (p=0,01). İklim krizi kavramını bilenler bilmeyenlere göre anlamlı olarak daha fazla sürdürülebilir beslenme kavramını bilmektedir (p=0.00). Sonuç olarak; diyetisyenlerin iklim krizi ve sürdürülebilir beslenme konusunda farkındalıklarının geliştirilmesine yönelik faaliyetlerin yapılması önerilmektedir.
Çevresel yıkıntı görüntüleri
Çevresel sorunlar, insan aktivitelerinin biyolojik ve fiziksel çevre üzerindeki zararlı etkilerinin toplamına verilen addır. Bunlar, canlı organizmaları, doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilen fiziksel, kimyasal, biyolojik ve sosyal faktörlerdir. Temel çevre sorunları; İklim değişikliği, hava kirliliği, çevresel bozulma ve doğal kaynakların tükenmesidir. Biz insanlar, sadece üstün zekaya sahip olmakla kalmıyor, aynı zamanda ihtiyaçlarımızı karşılamak için çevreyi değiştirme yeteneğimizde de farklılıklar gösteriyoruz. Çevremizdeki sürekli değişim, insan türünün hayatta kalması için bir tehdit oluşturmaktadır. Biliyoruz ki değişim, doğanın temel yasasıdır. Ancak zaman içinde yapılan değişiklikler insanları farklı biçimde etkiler. Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabında da belirttiği gibi; ''Ne en güçlü olan tür hayatta kalır, ne de en zeki olan, değişime iyi adapte olabilendir hayatta kalan.'' (Esin, 15.14.2021. Erişim:https://tinyurl.com/mztwknas) Bu teori insanlara uygulandığında, çevreye en iyi uyum sağlayabilenlerin hayatta kaldığını söyleyebiliriz. 2005 yılında yayınlanan Milenyum Ekosistem Değerlendirme raporları, insanların ekosistem üzerindeki etkisinin yüksek olduğunu vurgulamaktadır. (Davidson, 22.10.2021.Erişim:https://tinyurl.com/5n9xa3fk) İnsanoğlunun doğasındaki kendini yok etme eğilimi, yavaş ama emin adımlarla bizi yıkıma yaklaştırmaktadır. Nüfus artışı, tüketim kültürünün hızla yayılması , doğal kaynakların azalması, doğanın hassas dengesini alt üst etmektedir. Endişe verici olan, tüketicilerin taleplerini karşılamaya çalışan endüstrinin çevreye zarar vererek, insan türünün varlığını tehdit etmesidir. Günümüzde nüfus artışını kontrol altına alabilmek için, yeni bir küresel anlaşmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Doğal afetlerin, savaşların, kontrolsuz üretimin veya tüketimin neden olduğu çevresel yıkım, sadece çevrecilerin, bilim insanlarının, politikacıların ya da devlet adamlarının sorunu değil, aynı zamanda sanatçıların da ilgilendiği bir sorundur. Kontrol edilmeyen sanayileşmenin beraberinde getirdiği çevre kirliliği ve çarpık kentleşme , özellikle Birinci Dünya Savaş'ından hemen sonra Batılı sanatçıların eserlerinde ele alınmıştır. ii Tez kapsamında, eserlerine yer verilmesi düşünülen sanatçıların, çevresel yıkım konusunda kullandıkları yöntem, malzeme ve tekniklerin, güncel sanattaki yansımaları incelenecektir. Bu konuda kavramsal çerçeve ele alınıp, Agnes Denes, Olafur Eliasson, Edward Burtynsky, Mel Chin, Mary Mattingly, Cai Guo-Qiang gibi sanatçıların eserleri, eğilimleri, ve kavramlarından söz edilecektir. Bu araştırmada, uygulama çalışmalarının betimleme ve içerik analizleri yapılacaktır. Anahtar Sözcükler: Ekoloji, Biyolojik, İklim değişikliği, Çevre, Darwin, Çevre bilimciler, Nüfus, Atık, Tüketimcilik.
Antropojenik iklim değişikliğinin bilim felsefesinin Thomas Kuhn ve Paul Feyerabend ekseninde felsefî bir yaklaşımla değerlendirilmesi ve antroposantrizm eleştirisi
Felsefe, hayatta bir problem görme ve sorunun neden ortaya çıktığını, problem olarak ele alınan konunun asıl mahiyetinin ne olduğunu ve bunu çözmek için konuyu iyi bir şekilde anlamaya çalışmaktan ileri gelir. İnsanlığın ve medeniyetinin devamı adına iklim son derece elzem bir unsurdur. Bu tezin problemi de günümüzde yaşanan antropojenik iklim değişikliğinin insan toplumları ve Dünya üzerine olan etkilerinin ve sonuçlarının bilimsel temelleri ve gelecek projeksiyonlarındaki kesinliktir. İklimin felsefe tarafından ele alınırken ilk önce bilim felsefesinin soruşturulması mühimdir çünkü antropojenik iklim değişikliğinin Dünya'yı götürdüğü sonuçlardan emin olunması ve buna uygun, insan yaşamını düzenleyici plan ve politikaların oluşturulması esasında bir "bilme problemini" ortaya çıkarmaktadır. Bir diğer deyişle bilim, yapısıyla ve mahiyetiyle iklim değişikliğinin sonuçlarını gerçekten bilebilir mi; bilim gelecekle ilgili projeksiyonlarda bulunabilir mi ve bu projeksiyonlar ne derece tutarlıdır sorularına cevap aranacaktır. Fakat bundan önce tezin tartışılmasına bir zemin sağlaması açısından evrimsel ve tarihsel süreçlere dayanan biyolojik bir insan görüşü temellendirilecektir. Daha sonrasında iklimin ne olduğu ve tarihsel süreç içerisinde insanların iklime ve iklim değişikliğine yönelik anlamlarının ne şekilde değiştiği anlatılacaktır. Bilim felsefesi kısmında, bilimin yapısı ve mahiyetiyle ilgili olan soruşturma, 20. yüzyılın iki önemli bilim felsefecisi olan Thomas Kuhn ve Paul Feyerabend'in felsefeleri üzerinden ilerleyecektir. Tezin geleceği son noktada ise bir Hümanizm ve antroposantrizm problemi ortaya çıkmakta ve bu problem de tezin insan görüşüne uygun bir biçimde incelenecektir ve böylece tezin giriş ve sonuç kısımları birbiriyle tutarlı bir şekilde tamamlanmış olacaktır.
Kuzey Atlantik salınımı ve güney salınım indeksi iklim göstergelerinin sinyal analizi yöntemleri ile incelenmesi
İklim, belirli bir bölgede uzun bir süre boyunca gözlenen sıcaklık, nem, hava basıncı, yağış miktarı, yağış şekli, rüzgâr hızı gibi meteorolojik olayların tipik davranışı ile ifade edilir. Buna bağlı olarak Dünya'nın iklim sistemi, atmosferin ve okyanusların doğal etkisiyle bir bölgenin rüzgâr, yağmur ve sıcaklık dağılımını kontrol eder. İklim sistemlerine bakıldığında durağan bir yapı değil, zaman içerisinde çeşitli etkenler sebebiyle değişen dinamik bir yapı gözlenmektedir ve bu değişim yerküre üzerindeki tüm çevreyi ve canlıları etkilemektedir. İklim sistemindeki değişiklikler iklim indeksleri ile ifade edilir. İklim indeksleri günlük, aylık, yıllık zaman serileridir ve hava basıncı, hava sıcaklığı, yağış, Güneş ışıması, deniz yüzeyi sıcaklığı, buz örtüsü gibi değişkenlerden meydana gelir. Bu tez çalışmasında Kuzey Atlantik Okyanusu'nda ve Güney Pasifik Okyanusu'nda gözlenen iki farklı mevsimsel hareketlilik incelenmiş, bu hareketliliklerin yerküre üzerindeki periyodik ve aralıklı zamanlarda göstermiş olduğu etkiler araştırılmıştır. Kuzey Atlantik Okyanusu'ndaki iklimsel hareketliliğin karakteristiğini belirlemek için hava basıncına bağlı Kuzey Atlantik Salınım (NAO) iklim indeksi, Güney Pasifik Okyanusu'ndaki iklimsel hareketliliğin karakteristiğini belirlemek için ise hava basıncına bağlı Güney Salınım İndeksi (SOI) incelenmiştir. Bunun yanı sıra Güneş'ten gelen ışımanın yerküredeki iklim olaylarına etkisini incelemek için Güneş Lekesi Sayısı (SSN) iklim indeksi de çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın ilk aşamasında NAO, SOI ve Güneş Lekesi Sayısı veri kümelerinin periyotları yani döngüleri ayrı ayrı belirlenmeye çalışılmış, bu amaç doğrultusunda özilinti yöntemi, periyodogram analizi, değişkin periyodogram analizi ve Welch yöntemi kullanılmıştır. Ayrıca, iklim göstergelerinin birbirleri ile olan ilişkileri çapraz ilinti yöntemi ile incelenmiştir. Wigner-Ville Dönüşümü (WVD) yöntemi kullanılarak, NAO, SOI ve Güneş Lekesi Sayısı iklim göstergelerinin zaman-frekans dönüşüm analizleri yapılmış, bu sayede sinyallerin aynı anda hem zaman hem de frekans alanında incelenmeleri mümkün olmuştur. Çapraz Wigner-Ville Dönüşümü (XWVD) yöntemi ile iklim göstergelerinin aralarındaki ilinti, zaman-frekans alanında ayrıca incelenmiştir. Çalışmanın son kısmında Kanonik Korelasyon Analizi yöntemi kullanılarak Güneş Lekesi Sayısı, NAO ve SOI arasında dinamik bir sistem modeli tanımlanmış, iklimsel hareketliliklerin aralarındaki ilişki modellenmeye çalışılmıştır. Analizler sonucunda Kuzey Atlantik Okyanusu'nda ve Güney Pasifik Okyanusu'nda gerçekleşen iklimsel hareketlilikler karakterize edilmeye çalışılmış, bu hareketliliklerin yerküre üzerinde yarattıkları etkileri incelenmiştir. Periyot analizleri sonucunda Kuzey Atlantik Salınımı, Güney Salınımı içerisinde gözlenen başat periyotların büyük bir kısmının ortak periyotlar olduğu görülmüştür. Ayrıca iki salınım içerisindeki tüm periyotların Güneş Lekesi veri kümesi periyotları içerisinde yer aldığı tespit edilmiştir. Çapraz analiz sonuçları ile Kuzey Atlantik Okyanusu'nda ve Güney Pasifik Okyanusu'nda gerçekleşen iklimsel hareketliliklerin birbirleri ile ilişkili olduğu gözlenmiştir. Güneş Lekesi veri kümeleri ile gerçekleştirilen çapraz ilinti analizleri sonucunda Güneş'in iki salınım üzerinde etkili olduğu gözlenmiştir. Güneş'in iki salınım üzerinde etkili olan temel bir olgu olduğu tez çalışmasının önemli bir sonucu olarak elde edilmiştir. Güneş Lekesi Sayısı veri kümesinin Wigner-Ville Dönüşümü sonucu ile Güneş yüzeyi üzerindeki enerji yoğunluğunun zaman içerisinde periyodik bir biçimde artıp azaldığı gözlenmiştir. Kuzey Atlantik Salınımı veri kümesinin Wigner-Ville Dönüşümü sonucunda enerji yoğunluğunun yüksek olduğu tarihlerin güçlü Kuzey Atlantik Salınımı evrelerine karşılık geldiği tespit edilmiştir. Güney Salınım İndeksi veri kümesinin Wigner-Ville Dönüşümü sonucunda ise enerji yoğunluğunun yüksek olduğu tarihlerin Dünya'nın iklimini etkileyen önemli El-Niño ve La-Niña evrelerine karşılık geldiği gözlenmiştir.
Karbon ayak izinin zaman serisi veri madenciliği yöntemleri ile tahmini: Türkiye örneği
Sürdürülebilir bir dünya için, iklim değişikliği ile mücadelede atılacak en büyük adım insani faaliyetlerden kaynaklanan emisyonu azaltmaktır. Bu sebeple dünyaya salınan karbon emisyonunun ölçüsü olarak kabul edilen karbon ayak izinin azaltılmasına yönelik çalışmalar önem arzetmektedir. Bu doğrultuda yapılan çalışma, Türkiye'nin gelecek dönem sera gazı emisyon oranlarının tahminini içermektedir. Çalışmada Türkiye'nin 1990-2017 yıllarına ait nüfus, gayri safi yurt içi hasıla, enerji üretimi ve enerji tüketimi parametreleri kullanılarak sera gazı emisyon oranlarının zaman serisi veri madenciliği yöntemlerinden Lineer regresyon, Çok katmanlı algılayıcı ve Sıralı en düşük optimizasyon(SMOreg) algoritmaları ile tahmini gerçekleştirilmiştir. Yapılan tahminlerden hata istatistikleri en küçük olan ve gerçek değerlere en yakın değerleri veren SMOreg algoritması kullanılarak 2018-2030 yılları arasındaki sera gazı emisyon oranı tahmini yapılmış ve yapılan analiz sonucunda Türkiye'nin günümüzdeki seyrini devam ettirdiği sürece sera gazı emisyon miktarının kademeli olarak artarak 2030 yılında 728.301 metrik ton CO2 eşdeğerine ulaşacağı bulgusuna erişilmiştir. İklim değişikliği ile ilgili uluslararası sözleşmelerin çoğunda yer alan Türkiye için ulaşılan tahmin değerleri, Paris iklim sözleşmesinde taahhüt edilen oranın altındadır. Bu durum Türkiye için umut verici olarak değerlendirilse de yapılan diğer çalışmalardaki tahminler göz ardı edilmeden, politika yapıcıların bu doğrultuda politika belirlemesi gerektiği düşünülmektedir.
Küresel iklim değişikliğinin ekonomik yansımaları
İklim değişikliği, günümüz dünyasının en belirleyici endişelerinden biridir ve dünyanın ekosistemlerini büyük ölçüde yeniden şekillendirmiş ve şekillendirme sürecindedir. İklim değişikliği, yeryüzünde sabit bir süreç olmasına rağmen son zamanlarda bu değişimin hızı kat kat artmaktadır. Esas olarak fosil yakıtların kullanılması ile ortaya çıkan sera etkisi neticesinde oluşan iklim değişikliği, tüm dünyada insanları etkilemekte ve yaşamın temel unsurlarından olan suya, gıdaya, sağlığa ve arazi kullanımına dahası temel çevreye erişimi tehdit ederek ülkeler ve ekonomiler için ciddi riskler oluşturmaktadır. İklimin toplumlar üzerindeki etkisini belirlemek, tarihsel ekonomik gelişmeyi anlamak, iklim olaylarına tepki veren modern politikalar tasarlamak ve gelecekteki küresel iklim değişikliğini yönetmek için çok önemlidir. İklim değişikliğinin ekonomik etkilerine ilişkin öngörüler, kullanılan yöntemlere bağlı olarak büyük oranda değişmektedir. Değişiklikler ise küresel ve geleceğe yönelik politika gerektiren uzun vadeli bir sorun ve çözümü olan iklim değişikliği ile mücadelede engel teşkil etmektedir. Diğer taraftan iklim değişikliğinin ekonomik incelenmesi, yerel ve küresel çapta tahminler gerektirmektedir. Çünkü iklim değişikliği risklerine ilişkin ekonomik değerlendirmelerin kapsamlı olması, tüm fiziksel etkileri ve bunlarla ilişkili piyasa ve piyasa dışı maliyetleri içermektedir. İklim değişikliği gibi karmaşık, tüm ekonomiyi ilgilendiren bir konu olarak disiplinler arası, çok sektörlü bir yanıt gerektirmektedir. Öte yandan iklim değişikliğinin ekonomik değerlendirmelerinin kapsamlı olması ve hem piyasa (ör. tarımsal üretim kayıpları) hem de pazar dışı (ör. biyolojik çeşitlilik kaybı veya ölüm ve hastalık maliyetleri) zararları, her yıl meydana gelen afetler de dâhil olmak üzere yüzyıllar içinde gelişen iklim değişikliğinin etkileri, küresel iklim değişikliği etkilerinin eşitsizliği, küresel iklim yaptırımlarına karşı adaptasyon zorluklarını kapsaması gerekmektedir. Bu bilgi ışığı altında bu çalışma iklim değişikliğinin öngörülen ekonomik etkilerinin ne ölçüde olduğu ve bu etkilerin ekonomik boyutta risklerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Araştırmamızda OECD ülkelerindeki veriler ele alınarak söz konusu ülkelerde iklim değişikliğinin ekonomik etkilerini panel veri analizi yöntemiyle belirlemek amacıyla sıcaklık değişimleriyle emek verimliliği, istihdam oranları, gelir dağılımı, yoksulluk ve enflasyon oranları arasındaki ilişki incelenmiş bunun sonucundaysa nedensellik bağıntısının uygun verilere sahip ülkelerde var olduğu tespit edilmiştir.
Ormansızlaşmanın önlenmesine yönelik görüşlerin belirlenmesi: Isparta ili örneği
Tezin amacı Türkiye'de ormansızlaşmaya neden olan etmenleri incelemek ve halkın çevresel sorunlara ( çölleşme, erozyon vb. ) olan bilgi ve ilgi durumunu ölçmektir. Bu kapsamda, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği bölümü öğrencileri, Mezun Orman Mühendisleri, Isparta Orman Bölge Müdürlüğündeki Orman mühendisleri, memurlar, işçiler ve diğer meslek gruplarından oluşan 220 kişilik bir grubun bakış açıları ortaya konulmuştur. Çalışmada veri toplama yöntemi olarak anket tekniğinden yararlanılmıştır. Anket sorularında 5'li likert ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesi için SPSS 22.0 istatistik paket programından yararlanılmış ve istatiksel analizlerde 0,05 anlamlılık düzeyi ölçüt alınmıştır. Verilerin normal dağılıma sahip olmaması sebebiyle parametrik olmayan testlerden Spearman's rho korelasyon analizi ile veriler analiz edilmiştir. Araştırmada önemli bulgular olarak, günümüzde yaşanan en önemli çevresel sorunlar iklim değişikliği ve kuraklıktır. Katılımcılar orman kaynaklarından en çok endüstriyel odun kullanımı ve yakacak odun kullanımı olarak faydalanmaktadır. Katılımcılar orman kaynaklarının tahrip ve yok olmasını istememektedir. Ormanların gelecek nesillere kalmasına önem vermektedir. Katılımcılara göre ormanların erozyon ile mücadeleyi arttırmak için para harcanabilir. Katılımcıların %62,7'si ormanların sağladığı birçok fayda ve hizmeti dikkate alarak ekosistem hizmet ödemesi yapabileceklerini belirtmiştir. Katılımcılar ekosistem ödemelerini OGM ve TEMA'ya yapmak istemektedir. Katılımcılar çeşitli çevre sorunlarından ve doğal afetlerden korunmak istediklerini belirtmiştir. Katılımcılara göre ormansızlaşma, yanlış arazi kullanımı ve meralardaki aşırı otlatma erozyona sebep olmaktadır. Katılımcılara göre bu araştırmanın sonuçları ormancılık politikalarının belirlenmesinde yeni bir bakış açısı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Ormansızlaşma, Çölleşme, Erozyon, Kuraklık, İklim değişikliği, Isparta, Türkiye.
Ormancılık sektöründe iklim değişikliği ile mücadele ve uyum önlemlerine yönelik algı ve görüşlerin belirlenmesi
İklim değişikliği ve küresel ısınma ile ilgili genel politikalar; azaltım ve karbon tutma kapasitelerinin artırılması ve uyum süreçleri etrafında seyretmektedir. Karasal ekosistemler içinde ormanlar, azaltım ve karbon tutma kapasiteleri ile iklim değişikliği ile mücadelede kilit bir rol oynamaktadır. Küresel ısınma ile mücadelede orman yönetimi ve planlamasında görev alan orman mühendislerinin bilgi düzeyi ve algılarının ölçülmesi, orman planlama stratejilerine bakış açılarının önceliklendirilmesi önem arz etmektedir. Araştırmaya 241 Orman Mühendisi katılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre orman mühendisleri iklim değişikliği ile ilgili bilgi düzeylerinin yeterli düzeyde olduğunu belirtmektedir. İklim değişikliğinin orman kaynaklarına etkisine ilişkin olası değişimler; biyotik ve abiyotik zararların artacağı ve zamanla tür kompozisyonunda değişikliklerin yaşanacağı şeklindedir. Mevcut ulusal ormancılık politikaları iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin önlenmesi konusunda yetersiz bulunmuş, aynı zamanda mevcut bazı politikaların ormancılık uygulamalarına aktarımının da yeterli olmadığı ve iklim değişikliğine uyumun sağlanması için orman kaynakları yönetiminin değişmesi gerektiği görüşü büyük bir çoğunlukla ifade edilmiştir. Karışık meşcerelerin kurulmasının teşvik edilmesi, ağaçlandırmalarda gelecekteki iklime daha iyi uyum sağlayabilecek türlere yer verilmesi ve orman sağlığının izlenmesi en önemli önlemler olarak öne çıkmıştır. Ankete katılan orman mühendislerinin iklim değişikliğinin etkilerini azaltma stratejileri arasında tek karşı çıktığı strateji hasadı artırmadır. Bunun yanında hasadı azaltma ve idare sürelerinin uzatılması da düşük düzeyde destek görmektedir. Elde edilen bulgulara göre, daha çok destek bulan orman yönetim stratejilerinin, mevcudiyeti koruma/devam ettirme hedefleri ile uyumlu olduğu görülmektedir.