
789
Archived Theses
9
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıkları ve probiyotik süt ürünleri tüketim sıklıklarının anksiyete bozukluğuna etkisi
Bu çalışmanın ana amacı üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarını, probiyotik süt ürünleri tüketim alışkanlıklarını ve bunların anksiyete bozukluğuna etkilerini belirlemektir. Araştırma Adnan Menderes Üniversitesi Aydın Sağlık Yüksekokulu, Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Hemşirelik Fakültesi öğrencilerinden toplam 484 öğrenci ile yürütülmüştür. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Beslenme Alışkanlıkları ve Probiyotik Süt Ürünleri Tüketim Formu ve Yaygın Anksiyete Bozukluğu 7 (YAB-7) Testi kullanılarak toplanmıştır.. P<0,05 düzeyindeki değerler istatistiksel olarak önemli kabul edilmiştir. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kuruldan izin alınmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin %83,9'u kadın, %16,1'i erkek, yaş ortalaması 20,56±1,83 bulunmuştur. %62,2'sinde anksiyete bozukluğu saptanmış olup, bunların %10,1'i ciddi düzeydedir. Öğrencilerin %47,7'si probiyotik süt ürünleri tükettiklerini bildirmişlerdir. Pişirme yöntemi olarak haşlama-ızgara-buğulama yöntemini kullanmak (p=0,007), her gün yoğurt tüketmek (p=0,007), sık sık yeşil yapraklı sebze (p=0,049) ve meyve (p=0,006) tüketmek anksiyete bozukluğu riskini azaltan etmenler olarak bulunmuştur. Her gün hazır yemek tüketenlerde (p=0,000) ve probiyotik süt ürünlerini tüketmediklerini bildiren (p=0,008) öğrencilerde ciddi düzeyde anksiyete bozukluğuna daha çok rastlanmıştır. Bu çalışmada öğrencilerden yarısından fazlasında anksiyete bozukluğu görüldüğü; pişirme yönteminin, yoğurt, yeşil yapraklı sebze, meyve, hazır yemek tüketiminin anksiyete varlığını etkilediği sonucuna varılmıştır. Öğrencilerde anksiyete bozukluğuna neden olan beslenmeyle ilgili faktörlerin bilinmesi, beslenme sorunlarının tanılanması, önlenmesi ya da azaltılmasında risk faktörlerinin belirlenmesinde katkı sağlayacaktır.
Okul öncesi çocuklara verilen beslenme eğitimi sonrasında çocukların beslenme bilgi ve davranışları üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Çalışmamızda beslenme eğitiminin, okul öncesi çağı çocuklarda beslenme bilgi ve davranışları üzerine etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışma, Muğla İli, Menteşe İlçesi'ndeki Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesine bağlı kreşte (Gündüz Bakımevi) toplam 24 çocukla 2019-2020 Eğitim-Öğretim döneminin 1. Yarıyılında, Ekim-Aralık 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Tüm çocuklara haftada bir gün okullarında görsel olarak beslenme eğitimi verilmiştir. Haftalık eğitimler sonrasında ailelere hazırlanan broşürler dağıtılmıştır. Böylece çocuklarla birlikte ailelerin de doğru bir şekilde bilgilenmeleri hedeflenmiştir. Çalışma başlamadan önce ailelerin sosyodemografik özellikleri, hastalık durumları ve beslenme alışkanlıkları sorgulanmıştır. Eğitim öncesi ve eğitim sonrası çocukların ise beslenme alışkanlıkları ile tüketim sıklıkları sorgulanmış, antropometrik ölçümleri yapılmıştır. Ailelere çocuklarının bir günlük besin tüketim kayıtlarının nasıl yapmaları gerektiğini öğretilerek bu kaydı tutmaları istenmiştir. Çocukların eğitim öncesi yapılan antropometrik ölçümleri sonucunda mevcut beden kitle indekslerinin kilolu ve obez olma sıklığı %50 olarak saptanmıştır. Eğitim öncesi ve eğitim sonrası çocukların günlük aldıkları enerji, posa, karbonhidrat (CHO) ve demir miktarları Türkiye'ye özgü beslenme rehberine göre güvenli alım düzeylerinin altındadır. Bunun yanı sıra protein, B12 vitamini alımları ise önerilen güvenilir alım düzeylerinin çok üstündedir. Eğitim sonrası C vitamini, K vitamini ve sodyum alımlarında artış olduğu belirlenmiştir (p<0.05).
Bebeklerin 0-12 ayda beslenme özelliklerinin incelenmesi: Aydın ili örneği
Annelerin bebeklerini sadece anne sütüyle besleme süreleri ve tamamlayıcı beslenmedeki uygulamaları çeşitli etkenlere göre değişmektedir. Bu araştırma ile Aydın'daki bebeklerin 0-12 aylarda anne sütü ile beslenme durumu; tamamlayıcı beslenmeye başlama zamanı; verilen tamamlayıcı besinlerin çeşidi, kıvamı, sıklığı ve aylara göre tamamlayıcı beslenme uygulamaları gibi beslenme özellikleri ve bunları etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma analitik ve kesitsel bir çalışma olarak tasarlanmıştır ve Aydın ilinin Efeler ilçesinde bulunan 23 tane Merkez Aile Sağlığı Merkezleri (ASM)'nde gerçekleştirilmiştir. Örneklem seçiminde evreni bilinmeyen örnekleme metodu kullanılmıştır ve örneklem büyüklüğü 350 olarak bulunmuştur. Araştırma verileri, veri toplama formu ile toplanmıştır ve veri toplama formları ASM'lere başvuran 12-24 aylık bebeği olan anneler ile yapılan yüz yüze görüşmelerde doldurulmuştur. Veriler, "IBM SPSS Statistics 22" istatistik programıyla oluşturulan veri tabanına işlenerek istatistiksel değerlendirmeler yapılmıştır. Annelerin bebeklerini sadece anne sütü ile besleme süreleri ortalama 6 (0-9) ay, tamamlayıcı beslenmeye başlama zamanları ortalama 6 (4-10) ay olarak bulunurken su vermeye başlama zamanları ortalama 12 (1-28) hafta olarak bulunmuştur. Lise mezunu annelerin bebeklerini sadece anne sütüyle besleme sürelerinin daha kısa olduğu belirlenirken geniş ailelerde bebeklerin sadece anne sütüyle beslenme sürelerinin daha uzun olduğu ve ailedeki birey sayısı ile arasında pozitif yönlü zayıf ilişki olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte vajinal doğum ile dünyaya gelen bebeklerin sadece anne sütüyle beslenme sürelerinin daha uzun olduğu belirlenmiştir. Annelerin öğrenim ve gelir durumlarının tamamlayıcı beslenmeye başlama zamanlarını anlamlı olarak etkilediği; asgari ücret ve altı gelir durumuna sahip annelerin tamamlayıcı beslenmeye daha erken başladıkları, öğrenim grupları arasında ise tamamlayıcı beslenmeye en erken başlayan annelerin lise mezunu olduğu görülmüştür. Sonuç olarak annelerin bebek beslenmesindeki uygulamaları tanımlayıcı özelliklerine göre farklılık göstermektedir ve tamamlayıcı beslenmeye erken başlayan annelerin oranı da (%31,6) az değildir. Bu nedenle bebek beslenmesi konusunda annelere eğitimler verilmeye devam edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Süt Çocuğu, Beslenme, Anne Sütü, Emzirme, Tamamlayıcı Beslenme.
Sıçanlarda asetik asit ile oluşturulan kolit modelinde spirulina ekstraktı kullanımının total oksidan, antioksidan ve paraoksonaz düzeylerine etkisi
Doku yenilenmesi, karmaşık bir süreçtir, en önemlisi iltihaplanma veya enfeksiyon sonucu aşırı reaktif oksijen türevi (ROS) üretilmektedir. Spirulina platensis içerdiği yüksek miktarda protein, B12, pigmentler ve GLA (gamma linolenik asit) bakımından oldukça yüksek öneme sahip bir siyanobakteri türüdür. Antioksidan ve antienflamatuvar aktivitelere sahip spirulina (mavi-yeşil yosun), ROS stresini hafifletmek ve total oksidan, antioksidan ve paraoksonaz düzeylerine etkisi için kullanılmıştır. Yapılan çalışmalarda, spirulinanın serbest radikallere ve reaktif oksijen türlerine karşı etkili olduğu bildirilmiştir. Bu çalışmada asetik asit ile oluşturulan kolit modelinde spirulina ekstraktı kullanımının total oksidan, total antioksidan ve paraoksonaz düzeylerine etkisi araştırıldı. Bu amaçla çalışmanın süresi 10 gün olarak belirlendi. Ratlar kontrol grubu, kolit grubu ve spirulina+kolit grubu olarak ayrıldı ve 2g/kg konsantrasyonlarda hazırlanan spirulina, spirulina+kolit grubuna oral gavaj yoluyla verildi. Ratların 10. gün sakrifiye edilmesinden sonra intrakardiyak olarak alınan kan örneklerine ELİSA testi uygulandı. ELİSA testi sonucu serum total antioksidan, total oksidan ve paraoksonaz düzeyleri hesaplandı. Çalışma sonucunda total antioksidan ve OSI (endeks) değerlerinde anlamlı istatistiksel fark bulunmuştur. Kolit ile spirulina+kolit grupları karşılaştırıldığında Spirulina+kolit grubundaki ortalama total antioksidan değeri'nin, kolit grubu ortalama değerine göre daha fazla olduğu saptanmıştır. (P<0,05). Endeks (OSI) değeri incelendiğinde kolit grubu ortalaması diğer grup ortlamalarından istatistiksel olarak önemli düzeyde yüksek bulunmuştur (P<0,001). Bu çalışma sonucunda; asetik asite bağlı kolitte spirulina'nın antioksidan kapasiteyi arttırarak koruyucu etkisi olabileceği görülmüştür.
Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi'nde vardiyalı ve vardiyasız çalışan personelin uyku, yaşam kalitesi, beslenme ve fiziksel aktivite durumunun karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı vardiyalı ve vardiyasız çalışan personelin uyku, yaşam kalitesi, beslenme ve fiziksel aktivite durumunun karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırma vardiyalı ve vardiyasız çalışan 18-65 yaş arası erkek personel üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında katılımcılara Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ve SF-36 Yaşam Kalitesi Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Ayrıca katılımcıların demografik özellikleri, besin tüketim sıklık durumları ve 3 günlük besin tüketim kaydı ile fiziksel aktivite düzeyi de sorgulanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri de araştırmacı tarafından bizzat alınmıştır. Bulgular: Vardiyalı çalışan grubun sigara tüketme alışkanlık oranının daha yüksek olduğu tespit edilirken (p=0,002) vardiyasız çalışan grubun eğitim seviyesinin daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır (p=0,001). Gruplar arasında antropometrik ölçüm değerleri arasında fark tespit edilmemiştir (p>0,05). Katılımcıların uyku kalitesi incelendiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmezken uyku süresi alt puanının vardiyalı çalışan grupta daha yüksek olduğu saptanmıştır (p=0,001). Gruplar arasında SF-36 Yaşam Kalitesi puanları arasında fark tespit edilmemiştir (p>0,05). Vardiyalı çalışan grubun enerji, karbonhidrat ve protein tüketim miktarının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,001). Vardiyasız çalışan bireylerin ise doymuş, tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri ile yağ tüketim yüzdelerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,001). Gruplar arası kolesterol tüketim miktarları arasında fark bulunmazken vardiyalı çalışan grubun posa tüketim miktarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Fiziksel aktivite durumu incelendiğinde ise gruplar arasında fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Sonuç: Çalışmada bireylerin çalışma modelinin sigara tüketim durumu ve beslenme alışkanlıkları üzerinde etkili olabileceği sonucuna varılmıştır. Vardiyalı çalışma programına maruz kalan bireylerin yakından takip edilmesi ve bireylere gerekli konularda eğitim verilmesi oldukça önemlidir.
5-18 yaş arası tip 1 diyabetli çocuk ve ergenlerin besin ögesi alımlarının ve beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi
Diyabetli çocuklarda yeterli ve dengeli beslenme sayesinde metabolik kontrolün iyileştiği, büyüme gelişmede optimal hedeflere ulaşıldığı ve komplikasyon gelişiminin engellendiği bildirilmektedir. Bu sebeple çalışmamızda tip 1 diyabetli çocuk ve ergenlere ait demografik, bebeklik dönemine ilişkin ve beslenmeye dair bilgiler araştırılarak metabolik kontrol ve beslenme durumuyla bağlantılı çıkarımlar yapılması hedeflendi. Çalışmaya en az altı ay önce tip 1 diyabet tanısı almış 5-9,9 yaş arası çocuk, 10-18 yaş arası ergen olmak üzere 127 çocuk dahil edildi. Diyabetlilere ait bilgiler, anket formu ve dosya incelenmesi ile elde edildi. Vücut ağırlığı ve boy ölçümü poliklinikte çalışan oksolog tarafından alınmış olup VKİ ve SDS değerleri Neyzi ve arkadaşlarının Türk çocukları için geliştirdikleri standartlara göre değerlendirildi. Bireylerin günlük enerji ve besin ögesi alımları 3 günlük besin tüketim kaydı formlarıyla elde edildi. Besin tüketim kayıtlarının değerlendirilmesi hususunda Bebis programı 8.1 versiyonundan yardım alındı. Elde edilen sonuçlar Türkiye Beslenme Rehberi (2015) ve ISPAD (2018) önerileri doğrultusunda değerlendirildi. Enerji ve besin ögelerinin %66-%100 arasında karşılanması önerilen düzeyde alım olarak kabul edildi. Çalışmanın istatistiksel analizi SPSS 22.0 paket programı kullanılarak yapıldı. Çalışmamız sonucunda tip 1 diyabetli çocuk ve ergenlerin günlük diyetinde karbonhidrat, protein ve sodyum mineralini önerilerin üzerinde tükettiği; lif ve demir minerali tüketimlerinin ise yetersiz olduğu görüldü. Bu durum tip 1 diyabetli bireylerin sağlıklı şekilde büyüme gelişmelerini tehlikeye sokmaktadır. Gıda tüketim kayıtları her üç ayda bir düzenli olarak kontrol edilerek önerilerle karşılaştırılmalı ve gerektiğinde deneyimli bir diyetisyen tarafından beslenme eğitimi verilmelidir. Bu sayede glisemik kontrol ve kan parametrelerinin iyileşmesiyle gelecekte oluşabilecek komplikasyonların önüne geçilmesi de hedeflenmelidir.
Üniversite öğrencilerinin yeme farkındalığı ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi: Sağlık Bilimleri Fakültesi örneği
Amaç: Bu araştırmada üniversite öğrencilerinde yeme farkındalığının ölçülmesi ve yeme farkındalığının öğrencilerin sosyo-demografik özellikleri, yeme davranışları, var olan beslenme alışkanlıkları ve depresyon düzeyleri ile değişiminin incelenmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Araştırma Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencileri ile gerçekleştirilmiş olup, analitik-kesitsel bir çalışmadır. Kasım 2019 – Ocak 2020 tarihleri aralığında yüz yüze görüşme yöntemiyle veriler toplanmıştır. Verilerin toplanmasında YFÖ, BDÖ, ÜFYÖ ve katılımıcıların sosyo-demografik özellikleri ile beslenme özelliklerinin incelenmesi için literatür desteği ile araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizi için IBM SPSS 22 (Statistical Package for the Social Sciences) programı kullanılmıştır. Güç analizi için G-Power kullanılmış ve verilerin analizinde; Independent-Samples t Test, Kruskal Wallis, Mann Whitney-U, One-Way ANOVA testleri ve Pearson Korelasyon Analizi yapılmıştır. Bulgular: Araştırma katılan öğrencilerin yaş, BKİ, yaşadıkları yer, kronik hastalık varlığı gibi özellikleri ile YFÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Zayıf bireylerin, il merkezinde yaşayan bireylerin, kronik hastalığı olmayan bireyler YFÖ puan ortalamasının kıyaslandıkları gruplar arasında anlamlı olarak daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Öğrencilerin cinsiyetleri, bölümleri, kaçıncı sınıfta eğitim almakta oldukları, yaşadığı kişi, gelir durumları ve spor yapma durumları ile toplam YFÖ puan ortalaması arasında anlamlı fark yoktur (p>0,05). Öğrencilerin YFÖ puanları ile ara öğün yapma durumları, öğün atlama durumları ve ara öğün sayıları arasında anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). YFÖ'nin farkındalık alt boyutu puan ortalamaları ile cinsiyet arasında anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Erkeklerin farkındalık puanı, kadınlardan yüksektir(p<0,05). Öğrencilerin BKİ değerleri ile YFÖ alt boyutlarından olan düşünmeden yeme, duygusal yeme ve enterferans arasında anlamlı fark vardır (p<0,05). Obez bireylerin düşünmeden yeme ve enterferans puanları daha düşükken, duygusal yeme davranışının zayıf bireylerde daha az olduğu saptanmıştır (p<0,05). Duygusal yeme davranışı Ebelik Bölümü öğrencilerinde, Beslenme ve Diyetetik Bölümü ve Çocuk Gelişimi Bölümü öğrencilerine kıyasla daha yüksektir (p<0,05). Duygusal yeme davranışına sahip olan katılımcılar daha yüksek depresyon düzeylerine sahip bulunmuştur (p<0,01). Bireylerin düşünmeden yeme davranışları arttıkça depresyon düzeyleri artmaktadır (p<0,01). Sonuç: Bu çalışma yeme farkındalığı ve alt boyutlarının; bireylerin sosyo-demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları ve depresyon düzeyleri ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Farkındalık, Kilo Kontrolü, Obezite, Yeme Bozuklukları, Yeme Farkındalığı
COVİD-19 pandemisinde bireylerin ortoreksiya eğilimleri ile beslenme durumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma ortorektik olan kişiler ile ortorektik olmayan bireylerin pandemide beslenme durumlarının saptanması ve ilişkinin incelenmesi, pandemide 18 yaşından büyük gönüllü katılımcıların ve ortorektik bireylerin beslenme durumlarındaki değişimlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 1129 kişi katılmış, 18 yaşından küçük olunması, soruların eksik/hatalı doldurulması sebebi ile 297 kişi çalışmadan çıkarılmış ve 832 katılımcı çalışmaya dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında 'ORTO-11 Testi' ve 'Covid-19 Pandemisinde Bireylerin Ortoreksiya Eğilimleri ile Beslenme Durumları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi amacıyla Anket Formu' geliştirilmiştir. Çevrimiçi şekilde google e-formlar üzerinden gerçekleştirilen çalışmada katılımcılardan gönüllü olanların anket formu ve ORTO-11 ölçeğini doldurmaları istenmiştir. Araştırmada verilerin istatistiksel değerlendirmesi IBM SPSS 22 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Çalışmadaki verilerin normal dağılımlarının analizi için Kolmogorov Smirnov Testi kullanılmıştır. Bağımsız değişkenlerin analizinde Mann-Whitney U Testi, bağımlı değişkenlerin analizinde Wilcoxon T Testi, kategorik değişkenlerde ise Pearson Ki-Kare ve Fisher Freeman Halton testleri kullanılmıştır. Tanımlayıcı değer olarak nicel veriler için aritmetik ortalama ± standart sapma, nitel veriler için yüzde ve frekans değerleri kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık sınırı p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Bireylerin %92,2'si (n=767 kişi) kadın, %78,6'sı (n=654 kişi) ortorektik ve %68,4'ü (n=569 kişi) 18-25 yaş grubundandır, katılımcıların yaş ortalaması 24,42±5,4129'dır. Katılımcıların %98,8'i (n=822 kişi) vejetaryen değil, %99,3'ü (n=826 kişi) daha önce herhangi bir covid-19 tanısı almamıştır. BKİ değeri açısından ise pandemi öncesi ortalama BKİ 26,76±5,4099 kg/m² iken, pandemi esnasında BKİ 26,79±5,2860 kg/m²'dir. Pandemi süresince ortoreksiya ile instagram kullanımı, diyetisyen olma, alkol kullanımı, pandemi esnasında egzersiz yapma arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Instagram kullanıcılarında, alkol kullanmayanlarda, diyetisyen olanlarda, pandemide egzersiz yapmayanlarda ortoreksiya riski daha yüksek saptanmıştır. Pandemi öncesi ve esnasında vücut ağırlığı bakımından ayrıca ortoreksiya ile covid tanısı alma bakımından istatistiksel anlamlı bir fark saptanamamıştır. Et ve et ürünleri, kurubaklagillerin katılımcıların belirttiği tüketim artışı; ekmek, pilav, makarna, şekerli içecek ve tatlıların katılımcıların belirttiği tüketim azalışı en çok ortorektik bireylerde olmuştur. Katılımcıların tümüne bakıldığında ise en çok sebze ve meyve, tatlı, kuruyemiş, çay ve kahvede tüketim artışı; ayrıca ekmek, pilav, makarna, şekerli içecek, cipste tüketim azalışı olduğu bireyler tarafından belirtilmiştir. Sonuç: Çalışmanın sonuçlarına göre pandemi öncesi ve pandemi esnası kıyaslandığında bir kilo farkı saptanmamıştır. Pandemide katılımcıların ve özellikler ortorektik bireylerin daha sağlıklı besinler tercih ettikleri görülmüştür.
Yetişkinlerde sürdürülebilir beslenme bilgi düzeyinin ve Akdeniz diyetine uyumun değerlendirilmesi
Dünya nüfusunun hızlı artışı çevre ve beslenme sorunlarını beraberinde getirmektedir. Besinlerin üretiminden tüketimine kadar birçok aşamada çevreye zararlı birçok unsur bulunmaktadır. Beslenmenin, çevre ve insan sağlığı ile ayrılamaz bir bütün olduğu son yıllarda daha iyi anlaşılmış ve besin üretim sistemlerinde iyileşmeye gerek olduğu kadar kişisel olarak yaşama biçimi ve besin tercihlerinde de değişime gerek olduğu saptanmıştır. Bu çalışma 18-64 yaşlarındaki yetişkin bireylerin sürdürülebilir beslenme bilgi düzeyinin ve Akdeniz diyetine uyumun değerlendirmesini amaçlamaktadır. Çalışmaya 18-64 yaş aralığında gönüllü 140 (90 kadın ve 50 erkek olmak üzere) yetişkin bireyin katılımı sağlanmıştır. Araştırmaya katılmayı kabul eden bireylere, araştırma hakkında bilgilendirme yapılmış, hazırlanan anket formu bireylere yüz yüze yöneltilmiştir. Anket formunda katılımcıların sosyodemografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları (öğün sayısı, öğün atlama durumu ve nedenleri vd.), besin tüketim sıklıkları, günlük (24 saat) besin tüketim kaydı, fiziksel aktivite durumlarına yönelik sorularla birlikte Akdeniz diyetine uyumları, sürdürülebilir beslenme bilgileri düzeylerini içeren sorular bulunmaktadır. Toplanan veriler SPSS-26 programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 25,9 ± 9,04 yıldır. Beden kütle indeksleri erkeklerde 23,5±4,03 kg/m2 kadınlarda 19,6±4,26 kg/m2'dir (p<0.05). Katılımcıların %79,3'ü normal BKİ aralığındadır. Ortalama fiziksel aktivite düzeyi (PAL) 1,75±0,19'dur. Katılımcıların Akdeniz diyetine uyumu düşük, orta ve yüksek olma durumu sırasıyla %25,0, %62,1 ve %12,9'dur (p<0,05). Erkeklerin %62,0'si kadınların %62,2'si sürdürülebilir beslenme kavramını önceden duymuştur (p>0,05). Sürdürülebilir ve sağlıklı beslenme davranışları ölçeğine verilen yanıtların toplam puan ortalaması erkekler ve kadınlar için sırasıyla 113,951±1,0053 ve 114,182±1,1980 (p>0,05). Katılımcıların sağlıklı ve dengeli beslenme, kalite işaretleri (yöresel/organik), et tüketiminin sınırlandırılması, yerel gıda, daha az miktarda yağ tüketimi, gıda israfından kaçınma, hayvan sağlığı-refahı ve mevsime özgü besin tutumu cinsiyete göre anlamlı bir fark göstermemiştir (p>0,05). Katılımcıların sürdürülebilir beslenme bilgisi ile Akdeniz diyeti bağlılık skoru arasında pozitif anlamlı ilişki belirlenmiştir (p<0,05). Katılımcıların Sürdürülebilir beslenme bilgisi ile BKI değeri arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların Akdeniz diyeti bağlılığı skoru ile yaşı arasında ise anlamlı bir ilişki bulunmamıştır(p>0,05).
Non-alkolik yağlı karaciğer hastalarının beslenme durumlarının ve akdeniz diyetine uyumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma yetişkin non-alkolik yağlı karaciğer hastalarında beslenme alışkanlıkları, besin tüketim durumları, antropometrik ölçümleri, fiziksel aktivite durumları, biyokimyasal bulguları ve Akdeniz diyetine uyumun değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Kasım 2023-Şubat 2024 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Beslenme ve Diyet Polikliniğine başvuran, hekim tarafından non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYKH) tanısı almış, araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 18-64 yaş arasındaki 82 bireyle yürütülmüştür. Bireylerin beslenme durumlarının değerlendirilmesi için 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. Bireylerin Akdeniz diyetine uyumlarını belirlemek amacıyla bireylere 14 sorudan oluşan Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği (PREDİMED) uygulanmıştır. Bireyler Akdeniz diyeti uyum ölçeğine göre kötü, orta, iyi olarak gruplara ayrılmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %41,5'inin Akdeniz diyetine kötü uyum, %54,8'inin Akdeniz diyetine orta uyum, %3,7'sinin Akdeniz diyetine iyi uyum gösterdiği belirlenmiştir. Erkeklerin PREDİMED puanlarının ortalaması 5,6±1,9, kadınların PREDİMED puanlarının ortalaması 6,3±1,7 olarak saptanmıştır (p>0,05). Akdeniz diyetine uyumları kötü olan bireylerin günlük aldıkları enerji değeri 2430,9±825,3 kkal, orta düzey olan bireylerin günlük aldıkları enerji değeri ise 1734,2±618,5 kkal olarak belirlenmiştir. Akdeniz diyetine uyumu kötü olan bireylerin günlük enerji alımlarının daha fazla olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Akdeniz diyetine uyumu orta olan bireylerin tükettikleri bitkisel protein miktarının, kötü uyum gösteren bireylere göre daha fazla olduğu saptanmıştır (p<0,05). PREDİMED puanı kötü ve orta olan bireylerin günlük omega-6 tüketimi sırasıyla 14,1±9,9 mg ve 24,7±16,4 mg olarak belirlenmiştir. Akdeniz diyetine uyumu düşük olan bireylerin omega-6 tüketimlerinin daha az olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Karaciğer yağlanma seviyesi Grade 1 olan bireylerin bel çevresi değeri 104,0±11,9 cm iken karaciğer yağlanma seviyesi Grade 3 olan bireylerin bel çevresi değeri 114,8±12,9 olarak belirlenmiştir. Grade 1 yağlanma seviyesine sahip bireylerin bel çevresi değerinin Grade 3 yağlanma seviyesine sahip bireylerin bel çevresine göre daha düşük olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Yaş ile PREDİMED puanı arasında pozitif korelasyon olduğu saptanmıştır. Bireylerin yaşı arttıkça Akdeniz diyetine uyumlarının arttığı belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak Akdeniz diyetine kötü uyumu olan bireylerin günlük enerji alımlarının daha fazla olduğu, bitkisel protein, omega-6 alım miktarının daha az olduğu saptanmıştır. Akdeniz diyetine uyumu kötü olan bireylerin NAYKH ile ilişkilendirilen beslenme alışkanlıklarına sahip olduğu belirlenmiştir. Akdeniz diyetine uyumun NAYKH üzerindeki pozitif etkileri nedeniyle bir tedavi yaklaşımı olarak değerlendirilebileceği düşünülmektedir.
Ailenin tutum ve davranışlarının çocukluk çağı obezitesine etkisi
Yağ dokusunun vücutta kontrolsüz bir şekilde artması sonucu vücuttaki ağırlık artışı obezite olarak tanımlanmaktadır. Çocukluk çağında ortaya çıkan obezite yetişkinlik döneminde de seyredebilir ve hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar diyabet gibi birçok kronik hastalığa sebep olabilir. Çevresel ve genetik etmenler sonucunda oluşabilen obezite fizyolojik ve psikolojik hastalıklara sebep olabilir. WHO'ya göre 2030'da dünyadaki obez çocuk oranının yaklaşık 250 milyon olacağı tahmin edilmektedir. Bu çalışma Gaziantep'te devlet okullarında eğitim gören 7-12 yaş aralığındaki 110 çocuk ve ebeveynleri üzerinde yapılmıştır. Çalışmadaki amacımız çocuğun beslenme açısından aile ortamından ve ebeveynlerin tutumlarından ne derece etkilendiğini saptamaktadır. Yani çocukluk çağı obezitesinde ailenin tutumunu belirlemektir. Çalışmaya dahil edilen çocukların boy uzunluğu ve vücut ağırlığı antropometrik yöntemlere uygun olarak belirlenmiştir. Araştırmaya ilişkin veriler yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak anket formu aracılığıyla elde edilmiştir. Ayrıca ebeveynlere Ebeveyn Beslenme Tarzı Anketi (EBTA) uygulanmıştır. Çocukların yaş ortalaması 10,2 ± 1,4 yıldır. Annelerin yaş ortalaması 37,42 ± 6,2 ve babaların yaş ortalaması 40,9 ± 6,7 yıldır. Araştırmaya dahil edilen çocukların Beden Kütle İndeksi(BKİ); erkeklerde 17,9 ± 3,6 kg/m2 kızlarda ise 17,5 ± 2.8 kg/m2dir. Yaşa göre BKİ'ye bakıldığında çocukların %9'u obez ve %16,4'ü ise fazla kiloludur. Ebeveynlerin vücut ağırlıkları incelendiğinde annelerin %29.1'i obez, %50'si fazla kilolu; babaların ise %20.9'u obez %47.3'ünün fazla kilolu olduğu saptanmıştır. Anne BKİ'si ile duygusal besleme, yardımcı besleme ve toleranslı kontrollü besleme arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır(p<0,05). Çocuğun vücut ağırlığı, babanın yaşı ve babanın BKİ'si ile annenin duygusal besleme alt boyut skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Ancak anne vücut ağırlığı ve annenin BKİ'si ile annenin duygusal besleme skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif bir ilişkinin olduğu saptanmıştır (p<0,05). Annelerin EBTA alt boyut skorlarına bakıldığında daha çok kontrollü besleme ve duygusal beslemeye yatkın oldukları görülmüştür. EBTA alt boyut skorlarının demografik ve antropometrik ölçümlere göre değiştiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak annenin tutum ve davranışları çocukluk çağı obezitesini etkileyebilmektedir. Bunun önüne geçebilmek için aile sağlık merkezi ve okullarda diyetisyen istihdamı arttırılarak özellikle anne olmak üzere hem çocukların hem de ebeveynlerin beslenme bilgi düzeyleri arttırılmalıdır. Ayrıca örneklem sayısının fazla olduğu uzun süreli gözlemsel çalışmalara ihtiyaç vardır.
Gıdalardan famoksadon tespiti için yeni bir moleküler baskılı SPR sensörü geliştirilmesi
Bu araştırmada, bir fungisit olarak Famoksadon (FAM) için yeni moleküler baskılı yüzey plazmon rezonans (SPR) sensörü hazırlanmıştır. Biyosensörler, gıda analizinde süper hızlı, tahribatsız ve uygun maliyetli algılama sunarak otomatik bir teknoloji sağlamaktadırlar. SPR (Surface Plasmon Resonance) biyosensörü, çok yönlülüğü ile bilinen gıda testi ve analizinde daha geniş uygulamalara sahip bir optik biyosensördür. Çalışmadaki amaç, bu sensörü yüksek geri kazanıma sahip domates numunelerindeki Famoksadon (FAM) fungisitinin kantitatif analizi için kullanmaktır. İlk olarak FAM-MAGA kompleksi PBS (pH 6,0) varlığında hazırlandıktan sonra AIBN-HEMA-EGDMA çözeltisine (1,5 mL) eklenmiştir. UV polimerizasyonu kullanılarak FAM baskılı SPR yongası oluşturulmuştur. (MIP/SPR). Geliştirilen sensör yüzeyleri fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR) ve atomik kuvvet mikroskobu (AFM) kullanılarak karakterize edilmiştir. Analitik sonuçlar, domates örneklerinde SPR sinyallerinin 1,0 – 10,0 ng L⁻¹ FAM arasında doğrusallığa sahip olduğu belirlenmiştir. Kantifikasyon sınırı (LOQ) ve LOD değerleri sırasıyla 1,0 ng L⁻¹ ve 0,30 ng L⁻¹ olarak hesaplanmıştır. Neticede, geliştirilen SPR tabanlı sensör platformu, yüksek seçicilik, tekrarlanabilirlik, yeniden üretilebilirlik ve yapısal stabilite gibi kritik analitik parametreler açısından üstün performans sergilemiştir. Bu özellikleriyle sensör, küresel düzeyde gıda güvenliğinin izlenmesine yönelik stratejik uygulamalarda etkin bir analitik araç olarak değerlendirilme potansiyeline sahiptir.
Bir üniversite yemekhanesinde çıkan menülerin karbon ve su ayak izinin belirlenmesi ve öğrencilerin memnuniyet durumunun değerlendirilmesi
Bu araştırma, Gaziantep Hasan Kalyoncu Üniversitesi yemekhanesindeki menülerin çevresel etkilerini incelemek, öğrencilerin sürdürülebilir beslenme bilgi ve tutum düzeylerini belirlemek ve memnuniyetlerini değerlendirmek amacıyla 2024-2025 güz döneminde yaş ortalaması 22,2±3,11 yıl olan 120 öğrenci ile yürütülmüştür. Anket yöntemiyle toplanan verilerle demografik bilgiler, sürdürülebilirlik algısı, memnuniyet düzeyleri ölçülmüş, ayrıca menülerin karbon/su ayak izi ile enerji-besin ögesi içerikleri analiz edilmiştir. Katılımcıların sürdürülebilirlikle ilgili olarak en çok bildiği kavramlar çevresel etki (%79,2), biyoçeşitlilik (%78,3) ve yerel besindir (%70,8); yalnızca yerel besin bilgisi ile gelir düzeyi arasındaki fark anlamlıdır (p=0,046). "Ekonomik olması" ifadesi erkeklerde daha önemli görülmüş ve anlamlı bulunmuştur (p=0,011). Diğer değişkenlerde fark anlamsızdır (p>0,05). Katılımcıların %75'i sürdürülebilir ürünleri önemli bulurken, %50,9'u bu ürünler için daha fazla ödeme yapmaya isteklidir. Yemekhane kullanım sıklığı cinsiyete göre farklılık göstermiş; erkeklerin kullanım sıklığı kadınlara kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p=0,014); "ucuzluk" tercihi gelir düzeyiyle ilişkilidir (p=0,017). Genel memnuniyet puanı kadınlarda 35,2±6,10, erkeklerde 34,4±4,89'dur (p>0,05); yalnızca meyve grubu memnuniyeti açısından, kadınların erkeklere kıyasla daha yüksek memnuniyet bildirdiği ve bu farkın anlamlı olduğu görülmüştür. (p<0,05). Menülerin ortalama günlük karbon ayak izi 1,46–1,67 kg CO₂, su ayak izi ise 1,40 m³ olarak hesaplanmış; aylara göre anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). I. kap yemekler her iki ayak izinde de en yüksek değeri göstermiştir (p<0,001). Erkeklerin ayak izi değerleri kadınlara kıyasla anlamlı olarak daha yüksektir (karbon: p=0,002; su: p=0,001). Menülerin karbon ve su ayak izi arasında pozitif ilişki saptanmıştır (r=0,867; p<0,001). Menülerin aylara göre enerji değerleri 631,3–702,9 kcal arasındadır, aylar arasında fark anlamsızdır (p>0,05). Enerjinin proteinden gelen oranı %14,6–17,6 ile önerilen düzeylerdedir. Kalsiyumun karşılanma oranı düşüktür (%44,6–58,0), A vitamini yüksek (%142,2), tiamin ise en düşüktür (%76,1). Menülerin enerji ve bazı besin ögeleri içeriği ile memnuniyet düzeyi arasında anlamlı korelasyon bulunmuştur. Sonuç olarak, çevresel etkisi düşük, öğrenci memnuniyetini arttıran menülerin planlanması ve sürdürülebilir beslenmeye yönelik farkındalık çalışmalarının desteklenmesi önerilmektedir.
Tip 1 DM' li 9-18 yaş aralığındaki bireylerin beslenme durumunun ve diyabulimia riskinin antropometrik ölçümlere ve glisemik kontrole etkisinin araştırılması
Bu çalışma, T1DM'li bireylerin beslenme durumunun ve diyabulimia riskinin antropometrik ölçümler ve glisemik kontrol üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki bu araştırma, Ocak 2025-Mayıs 2025 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi'ne bağlı Turgut Özal Tıp Merkezi Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet birimine kayıtlı 9- 18 yaş aralığındaki 93 bireyle (53 erkek, 40 kız) yürütülmüştür. Araştırmada veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu, Diyabette Yeme Sorunları Anketi-Revize (DEPS-R), Akdeniz Diyet Kalitesi Ölçeği (KIDMED), Çocuklarda (9-14 yaş) Fiziksel Aktivite Anketi (PAQ-C), Adolesanlarda (14-18 yaş) Fiziksel Aktivite Anketi (PAQ-A) ve 24 Saatli Geriye Dönük Besin Tüketim Kaydı Formu aracılığıyla toplanmıştır. Biyokimyasal veriler (HbA1c (%) ve Plazma Glukozu) kaydedilmiş ve antropometrik ölçümleri (Boy uzunluğu, vücut ağırlığı, bel çevresi, kalça çevresi, boyun çevresi, üst orta kol çevresi) alınmıştır. Katılımcıların %26,9'unda diyabulimia riski tespit edilmiştir. Diyabulimia riski, Beden Kütle İndeksi (BKİ) göre fazla kilolu olan bireylerde, normal BKİ değerine sahip bireylere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Lise düzeyinde eğitim alan bireylerin yeme davranış bozukluğu puanlarının, ilköğretim düzeyindeki bireylere kıyasla anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Erkek katılımcılar günlük enerji gereksinmesinin %94,7'sini, kız katılımcılar ise %78,1'ini karşılamaktadır. Öğün atlayan bireylerde, atlamayanlara göre daha yüksek diyabulimia riski görülmüştür (p<0,05). Egzersiz yapan bireylerin Akdeniz diyetine uyum düzeylerinin, yapmayanlara göre daha yüksek olduğu ve benzer şekilde HbA1c değeri düşük olan grubun Akdeniz diyetine uyumunun daha iyi olduğu belirlenmiştir (p<0,05). DEPS-R skoru ile KIDMED puanı arasında negatif; yaş, günlük insülin dozu, vücut ağırlığı, BKİ ve bel çevresi ile pozitif korelasyon saptanmıştır (p<0,05). Ayrıca fiziksel aktivite düzeyi ile KIDMED puanı arasında pozitif, günlük insülin dozu, vücut ağırlığı, BKİ ve bel çevresiyle negatif ilişki bulunmuştur (p<0,05). Normal yeme davranışı sergileyen bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri de daha yüksek olarak belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, diyabetli bireylerde beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyi ve yeme davranışları diyabulimia riski ile yakından ilişkilidir. Bu nedenle T1DM'li çocuk ve ergenlerin çok yönlü bir yaklaşımla değerlendirilmesi önem arz etmektedir.
Hastanede yatan 2-10 yaş arası pediatrik hastalarda malnütrisyon durumunun saptanmasında kullanılan ölçekler ile antropometrik ölçümlerin karşılaştırılması
Malnütrisyon; vücut ağırlığı, bedensel fonksiyonlar, beslenme ve klinik durumu etkileyen temel fonksiyonlardan olan protein ve enerji gibi temel besin öğelerinin alımındaki düzensizlik olarak tanımlanır. Beslenme durumundaki bu düzensizlik hastanede yatan çocuklarda taburculuk süresinde uzama, iyileşmede gecikme dolayısıyla sağlık harcamalarında artış için risk faktörü olarak kabul edilir. Malnütrisyon değerlendirilmesinde klinik bulguların yanı sıra antropometrik ölçümler ve beslenme durumunun değerlendiren ölçekler kullanılmaktadır. Hastanede yatan 2-10 yaş arası pediatrik hastalarda malnütrisyon durumunun saptanmasında birçok ölçek vardır. Ancak bu ölçeklerin çalışmamızdaki yaş grubunda kıyaslandığı bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı hastanede yatan 2-10 yaş arası pediatrik hastalarda malnütrisyon durumunun saptanmasında kullanılan ölçekler ile antropometrik ölçümleri karşılaştırmaktır. Araştırma anket çalışması tasarımına sahiptir. Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesine başvuran ve hekim tarafından yönlendirilen 2-10 yaş arası 120 hasta ile yapılmıştır. Araştırmaya 2-5 yaş arasında 23 kız (%46,9) ve 26 erkek (%53,1), 5-10 yaş arasında 34 kız (%47,9) ve 37 erkek (%52,1) dahil edilmiştir. Çalışmanın başlangıcında katılımcılar ve aileleri çalışmanın içeriği hakkında bilgilendirilmiştir. Hastaların demografik bilgileri alındıktan sonra çocuğun hastaneye yatışından önceki gün tükettiği besinler ve miktarları refakatçiye sorularak kaydedilmiştir. Hastanın antropometrik ölçümleri (boy uzunluğu, vücut ağırlığı ve üst orta kol çevresi ölçümü) yapılarak kaydedilmiştir. Hastanede yatan çocuklarda yetersiz beslenme riskinin saptanmasında kullanılan STRONGkids (Screening Tool for Risk Of İmpaired Nutritional status and Growth) ölçeği ile veriler kayıt altına alınmıştır. Hastanın beslenme riskinin belirlenmesinde STAMP (Screening Tool for the Assessment Malnutrition in Pediatrics) ölçeği kullanılmıştır. Çalışmamızın sonuçlarına bakıldığında da literatür ile paralel olarak cinsiyetin orta ve yüksek malnütrisyon oluşumunda etkisiz olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak çalışmamızda hastalarda yüksek oranda malnütrisyon ve bodurluk olduğu görülmüştür. Hastaneye yatışlarda özellikle malnütrisyonun erken dönemde tespit edilmesi ve komplikasyonların önlenmesi amacıyla malnütrisyon tarama araçlarının deneyimli bir ekip tarafından uygulanması gerekmektedir.
Üniversite öğrencilerinin kampüs içerisinde farklı toplu beslenme hizmeti veren yerleri tercih etme durumu ve bunu etkileyen etmenlerin saptanması
Bu araştırma T.C. Hasan Kalyoncu Üniversitesi kampüsü içerisinde bulunan ve dört farklı toplu beslenme hizmeti (TBH) veren işletmeyi öğrencilerin tercih etme durumları ve bu durumları etkileyen etmenleri saptamak amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya 278'i Sağlık Bilimleri Yüksekokulu, 239'u Mühendislik Fakültesi öğrencisi olmak üzere toplam 517 öğrenci katılmıştır. Kampüste bulunan TBH işletmeleri, sırasıyla yiyecekler ve içecekler, restoran özellikleri, hizmet kalitesi, hijyen ve fiyat başlıklı beş temel etmen altında gruplandırılmış, çeşitli toplu beslenme kalite kriterlerine öğrenciler tarafından 1 ile 4 arasında bir puan verilerek değerlendirilmiştir. Her bir etmenden en yüksek puanı yemekhane almıştır (Etmen 1 X=2.14±0.92, Etmen 2: X=1.89±0.83, Etmen 3: X=2.08±1.01, Etmen 4: X=2.20±1.08, Etmen 5: X=2.00±1.03). İşletmelerin, etmenlerin tümünden aldıkları toplam puan ortalamaları sırasıyla yemekhane (X=2.00±1.03), kantin (X=1.97±0.80), özel kafe (X=1.83±0.82), özel restoran (X=1.82±0.89) şeklindedir. Sonuçlar arasındaki fark önemli bulunmuştur (p<0.01). İşletmelere araştırmacı tarafından "TBH Veren Kuruluşlara Yönelik Hizmet Kalitesi Değerlendirme Formu" uygulanmıştır. İşletmelerin 4 üzerinden aldıkları toplam puanlar sırasıyla yemekhane (3.37), kantin (3.03), özel kafe (2.88), özel restoran (2.55) şeklindedir. Öğrencilerin değerlendirme sonuçları ile araştırmacının değerlendirme sonuçları karşılaştırılmış, her iki durumda işletmelerin puan sıralamaları aynı çıkmış ve sonuçlar arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.01). Bu çalışmadan elde edilen veriler doğrultusunda öğrencilerin TBH tercihi ve TBH hizmet kalitesi değerlendirme sonuçlarının, araştırmacının elde ettiği sonuçlar ile paralel olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Hemodiyaliz hastalarında beslenme eğitiminin biyokimyasal parametrelere etkisi
Bu çalışmanın amacı hemodiyaliz hastalarında beslenme eğitiminin biyokimyasal parametrelere etkisini incelemektir. Özel Güneydoğu Diyaliz Merkezi'nde yapılan çalışmaya, 18 yaş üstü, iletişim problemi olmayan ve en az bir yıldır hemodiyaliz tedavisi alan 35 gönüllü hasta katılmış olup, 33 hasta (16 kadın, 17 erkek) ile tamamlanmıştır. Hastaların eğitim öncesinde ve sonrasında bazı biyokimyasal bulguları, antropometrik ölçümleri ve beslenme durumlarını saptamak amacıyla biri diyaliz günü, diğeri diyalize girilmeyen gün, bir diğeri hafta sonu olmak üzere birbirini takip eden 3 gün/24 saatlik besin tüketim kaydı alınarak karşılaştırılmıştır. Eğitim sonrasında potasyum, sodyum, kreatinin, Kt/V, fosfor, kalsiyum ve glukoz değerleri azalmış, albümin, total protein, hemoglobin ve hematokrit değerleri ise artmıştır. Eğitim öncesi ve sonrasında kalsiyum ve hematokrit değerleri dışındaki bu değişiklikler istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Hastaların eğitim öncesi ve sonrası antropometrik ölçümleri karşılaştırıldığında; kuru ağırlık, BKİ ve ÜOÇ değerlerinin azaldığı saptanmıştır (p>0.05). Hastaların enerji ve besin öğesi alımları incelendiğinde eğitim sonrasında enerji ve protein alımları artmıştır (p>0.05). Vitamin E, kolesterol, tiamin, B6 alımlarında artış gözlenirken, folat, vitamin C, B12, riboflavin ve vitamin A alımları azalmıştır (p>0.05). Eğitim sonrasında hastaların fosfor, sodyum, potasyum, demir, çinko ve magnezyum alımları azalmıştır. Fosfor, kalsiyum, magnezyum alımındaki değişiklikler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Eğitim sonrasında hastaların beslenme bilgi puanlarındaki artış önemli derecede anlamlıdır (p<0.05). Hemodiyalizde tıbbi beslenme tedavisi eğitimi son derece önemlidir. Multidisipliner bir yaklaşımla; hasta, hasta yakını, diyetisyen, hemşire, diyaliz teknikeri ve diyaliz hekiminin sıkı işbirliği önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: Beslenme eğitimi, hemodiyaliz, beslenme durumları, biyokimyasal bulgular
Vücut ağırlık kaybı programı uygulanan aşırı kilolu ve obez kadınlarda badem tüketiminin antropometrik ölçümler ile bazı kan parametreleri üzerine etkisinin belirlenmesi
Obezite vücutta yağ miktarının aşırı artması ile karakterize önemli bir halk sağlığı sorunu olup birçok kronik hastalık için temel risk etmenidir. Bu çalışmanın amacı beden kütle indeksi (BKİ) ≥25 kg/m2 olan fazla kilolu ve obez yetişkin kadınlara uygulanan dengeli hipokalorik, 30 g/gün badem eklenmiş (müdahale, BED grubu) ve eklenmemiş (kontrol, BsizD grubu) diyet programının antropometrik ölçümler ile bazı kan parametreleri üzerine etkisinin belirlenmesidir. Çalışma 3 ay süreli randomize kontrollü bir çalışmadır. Gaziantep ilinde Kilometre Diyet Danışmanlığı Merkezi'ne başvuran yaş grubu 25-50 yıl olan hafif şişman (BKİ: 25,0-29,9 kg/m2) ve şişman (BKİ:≥30 kg/m2) toplam 32 kadın üzerinde yürütülmüştür. Bireyler gelişigüzel iki gruba (16 müdahale; 16 kontrol) ayrılmış, bireylere kişiselleştirilmiş hipokalorik diyet planlanmış ve bir grubun diyetine enerji içeriği dikkate alınarak 30 g/gün badem ara öğünde eklenmiştir. Bireylerin demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, besinlerin tüketim sıklığı ve fiziksel aktivite düzeyleri soru kağıdı ile belirlenmiştir. Çalışmanın başlangıcında, 1., 2., ve 3. aylarda birbirini izleyen 3 gün süre ile (bir günü hafta sonu) 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. Çalışmanın başlangıcında, 1., 2., ve 3. aylarda bireylerin antropometrik ölçümleri (boy uzunluğu-başlangıçta, vücut ağırlığı, bel, kalça ve boyun çevresi) yapılmış ve Biyoelektrik İmpedans Analiz (BİA) cihazı ile vücut bileşimi belirlenmiş, BKİ, bel/kalça çevresi oranı (BKO), bel çevresi/boy uzunluğu (BBO) oranı hesaplanmıştır. Hekim kontrollü olarak rutinde (başlangıçta ve 3. ayda) biyokimyasal ve hematolojik parametrelere (açlık kan şekeri, insulin düzeyi, HbA1c, HOMA-IR, total kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol, trigliserit, serum demir, hemoglobin, TSH, CRP vd.) bakılmıştır. Başlangıçta kontrol ile müdahale gruplarının antropometrik ölçümleri arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Müdahale ve kontrol grubu kadınların başlangıç ve 1., 2., 3. aylarda vücut ağırlığı, BKI, bel ve kalça çevresi, BBO, vücut yağ yüzdesi, vücut yağ kütlesi ölçümleri arasında anlamlı fark bulunmuştur (p=0,001). Kontrol grubunda başlangıç ve 3. ay ölçümleri arasında HbA1c ve LDL-kolesterol açısından anlamlı fark oluşmazken (p>0.05), müdahale grubunda anlamlı fark olduğu (p<0,05) görülmüştür. İnsülin, HDL-kolesterol, trigliserit değerlerinde ve insülin direncinde (HOMA-IR) başlangıç ve 3. ay ölçümleri incelendiğinde her iki grupta da anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Dengeli hipokalorik diyetin müdahale ve kontrol grubunda vücut ağırlık kaybında, antropometrik ölçümler ile kan parametrelerinde önemli düşmeye neden olduğu ancak badem eklenen grubun daha iyi gelişme sağladığı görülmüştür. Zayıflama diyetlerine ara öğünde badem eklenmesi sağlıklı bir seçenek olarak önerilebilinir.
Piyasada satılan antep fıstıklarının mineral içeriği ve tüketim durumları
Bu çalışma, Antep fıstığının tüketim özelliklerini ve mineral içeriğini saptamak amacıyla yapılmıştır. Gaziantep'in 8 farklı sosyoekonomik bölgesindeki Aile Sağlığı Merkezine başvuran 400 kişi gelişigüzel örneklem yoluyla seçilmiş ve Antep fıstığı tüketim durumları araştırılmıştır. Bireylerin %11.5'i her gün, %36.2'si haftada bir gün Antep fıstığı tüketmektedir. Çalışmaya katılan bireylerin %94.5'i Antep fıstığını çerez olarak tüketirken, %71.5'i tatlılarda, %37'si yemeklerde tüketmektedir. Antep fıstığı çerez haricinde tatlılarda, dolmalarda, pilavlarda ve içli köftelerde kullanılmaktadır. Bireylerin %63.2'si Antep fıstığını satın alırken fiyatına dikkat ederken %60.8'i küflenme durumuna, %51.5'i iriliğine dikkat etmektedir. Bireylerin %93'ü Antep fıstığını serin ve kuru ortamda saklamaktadır. Çalışmaya katılan bireylerin ortalama Antep fıstığı günlük tüketim miktarı erkeklerde 27.6 g, kadınlarda 14.5 g olarak bulunmuştur. Antep fıstığı erkek bireylerin günlük protein gereksinmesinin %7.3'ünü karşılamıştır. Diğer besin ögelerinin gereksinmelerini karşılama oranı ise, bakırda %33.3, demirde %9, fosforda %17.7dir. Antep fıstığının E vitamini, B1, B2 ve biyotin gereksinmesine katkısı ise sırasıyla %7.3, %16.7, %7.7 ve %14.7 dir. Kadınların tükettiği ortalama 14.5 g Antep fıstığı'nın günlük gereksinmeye katkısı sırasıyla proteinde %4.6, bakırda %11.1, demirde %2.2, fosforda %9.3, B1 vitamininde %9.1 ve biotinde %7.7'dir. Antep fıstıklarının mineral analizi yapılmış ve 100 g antep fıstığında ortalama kalsiyum miktarı 136.31 mg, magnezyum 146.38 mg, sodyum 17.08 mg, potasyum 759.21mg, fosfor 504 mg, demir 3.23 mg, bakır 1.49 mg ve çinko 2.47 mg olarak bulunmuştur. Bütün bu bulgular sonucunda antep fıstığının besin ögesi içeriği ve günlük alıma katkısının daha kapsamlı incelenmesi gerektiği kanısına varılmıştır.
Anne ile yenidoğan bebeğin serum d vitamini düzeylerinin ve etkileşimlerinin belirlenmesi
Ufuk Ayşe KEPKEP, Anne ile Yenidoğan Bebeğin Serum D Vitamini Düzeylerinin ve Etkileşimlerinin Belirlenmesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı Tezli Yüksek Lisans Tezi. Gaziantep, 2018. D vitamini eksikliği (VDE) gebelik ve bebeklik dâhil yaşam sürecinde sağlık üzerine ciddi olumsuz etkileri olan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Yaşam biçimi, güneş ışınlarından yararlanmama, gebelerde ve çocuklarda yetersiz D vitamini ve kalsiyum alımı temel eksiklik nedenleridir. Bu çalışmanın amacı gebe kadınlarda ve yenidoğanda serum D vitamini düzeylerinin ve etkileşimlerinin belirlenmesidir. Çalışma kesitsel bir çalışma olup Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nde gebeliğinin >37 haftası üzerinde olan 66 gebe kadın ve yenidoğanda yürütülmüştür. Kadınların demografik özellikleri, 24 saatlik besin tüketimi, besin desteği kullanma durumu belirlenmiş ve antropometrik ölçümleri yapılmıştır. Gebe kadınlarda ortalama yaş (±S) 28,8±6,9 yıldır. Türkiye "Gebe Kadınlarda D Vitamini Desteği Programı" yürütmesine karşın %33,3 oranında gebe kadının D vitamini desteği kullandığı ve kullanılan dozun da program önerisine (1200 IU/gün) uygun olmadığı belirlenmiştir. Gebe kadınlarda ortalama (±S) 25(OH)D vitamini düzeyi 17,3 ± 9,0 [destek kullanmayan kadın (DsizK): 16,5± 7,9; destek kullanan kadın (DK): 18,8 ±11,0] ng/mL ve yenidoğan kord kanında ise 16,6± 9,9 [annesi destek kullanmayan yenidoğan: (YDsizK): 13,9± 8,7; annesi destek kullanan yenidoğan (YDK): 22,1 ±10,1; p=0,000, p<0,05] ng/mL'dir. Gebe kadınların %22,7'sinde ağır eksiklik (<10 ng/dL), %51,5'inde eksiklik (11-19 ng/mL), %15,2'sinde yetersizlik (20-29 ng/mL) ve %10,6'sında yeterli düzey (≥30 ng/mL) belirlenmiştir. Yenidoğanda ise ağır eksiklik, eksiklik, yetersizlik ve yeterli düzey sırasıyla %33,3, %39,5, %13,6 ve %13,6 olarak bulunmuştur (YDsizK ve DsizK, p=0,006, p<0,05). Gebe kadınların %86,4'ünün kapalı giyindiği ve vitamin D düzeylerinin düşük olduğu bulunmuştur (p=0,049, p<0,05). Diyetle günlük D vitamini ve kalsiyum alımı sırasıyla 2,1 mcg ve 894,7 mg'dır. Kadınların %64,1'i hiç balık tüketmemektedir. D vitamini desteği alan kadınların doğumda vücut ağırlığı (p=0,026, p<0,05) ve beden kütle indeksi (BKİ) (p=0,036, p<0,05) düzeyi destek kullanmayanlardan daha yüksektir. Yenidoğan doğum ağırlığı YDsizK ve YDK gruplarında 3005,1±456,1 ve 3153±422,5 gramdır (p>0,05). Sonuç olarak anne serum vitamin D düzeyi yenidoğanın değeri ile yüksek korelasyon göstermektedir. Anne D vitamini eksikliği önemli bir sorundur. Gebelere ve bebeklere D vitamini desteği programı etkin olarak yürütülmeli ve izlenmelidir. Aynı zamanda besin zenginleştirme programı da bir müdahale olarak düşünülmelidir.
İnsülin direnci olan kadınlarda diyetteki iki farklı karbonhidrat oranının biyokimyasal ve antropometrik parametrelere etkisi
ÖZET Çelik, A. İnsülin direnci olan kadınlarda diyetteki iki farklı karbonhidrat oranının biyokimyasal ve antropometrik parametrelere etkisi. HKÜ Beslenme ve Diyetetik yüksek lisans tezi, Gaziantep,2018. Bu araştırmada, insülin direnci olan kadınlarda diyetteki iki farklı karbonhidrat düzeyinin antropometrik ve biyokimyasal parametreler üzerindeki etkisinin saptanması amaçlanmıştır. Araştırma Mart 2017–Mayıs 2017 tarihleri arasında Gaziantep ili Kamu Hastaneleri Kurumu Şehitkamil Devlet Hastanesi diyet polikliniğine başvuran, insülin direnci tanısı alan, 20-50 yaş arası, 25-35kg/m2 BKİ'ne sahip 30 birey üzerinde yapılmıştır. Bireyler yaş, BKİ'ne göre düşük karbonhidratlı (DKH) ve yüksek karbonhidratlı (YKH ) grup olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. DKH grubuna enerjisinin % 45-50'si; YKH grubuna enerjisinin % 55-60'ı karbonhidrattan gelen, ağırlık kaybı sağlayan tıbbi beslenme tedavisi planlanmıştır. Araştırma öncesinde bireylerin genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, üç günlük besin tüketimleri ve fiziksel aktivite düzeyleri araştırmacı tarafından saptanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri araştırma öncesinde (A.Ö) ve araştırma bitene kadar her ay, biyokimyasal parametreleri ise araştırma öncesi ve araştırma sonrası(A.S) alınmıştır. DKH grubunda bulunan bireylerin A. Ö'si ve A. S'sı BKİ (31,35±1,67; 29,41±2,24), bel çevresi (98,67±4,40; 89,93±6,31), vücut yağ kütlesi (30,62±40,30; 27,57±4,07), vücut yağ oranı (38,44±3,12; 36,54±3,32) ölçümlerinde azalma görülmüştür. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P<0,05). YKH grubunda bulunan bireylerin A.Ö'si ve A.S'sı BKİ (31,67±1,80; 28,90±2,23), bel çevresi (98,93 ±5,45; 89,40 ±6,39), vücut yağ kütlesi (30,13±3,11; 24,89±3,33), vücut yağ oranı (38,01±1,99; 34,95±2,90) ölçümlerinde azalma görülmüştür. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P<0,05). Araştırmanın sonucunda A.Ö'si ve A.S'sı DKH ve YKH grubu arasında BKİ, bel çevresi, vücut yağ kütlesi, vücut yağ oranı, yağsız vücut kütlesi ve vücut su miktarları, HOMA –IR, AKŞ, insülin, vitamin D, HDL kolesterol, trigliserid değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmamıştır (p>0,05). Gruplar karşılaştırıldığında sadece Total kolesterol ve LDL kolesterol değerleri arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak yapılan bu araştırmada yüksek ve düşük karbonhidratlı diyetlerin ağırlık kaybı, antropometrik ölçümler ve biyokimyasal parametreler üzerinde önemli ölçüde benzer etkileri olduğu saptanmıştır. Bireye özgü, beslenme ilkelerine uygun ve dengeli bir zayıflama diyeti hastaların kilo vermesinde altın standart olarak benimsenmelidir. Anahtar Kelimeler: Obezite, insülin direnci, karbonhidratlar
Özel bir okul yemekhanesinde oluşan besin artık miktarlarının ve maliyetinin saptanması
Merve ELHATUSARU, Özel Bir Okul Yemekhanesinde Oluşan Besin Artık Miktarlarının ve Maliyetinin Saptanması, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı Tezli Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018.Çocukların genel sağlığı temelde besinlerle yeterli enerji ve besin ögeleri alımının optimal büyüme ve gelişmeyi desteklemesi ile sağlanır. Türkiye'de az sayıda öğrenciye okul öğle yemeği sağlanmaktadır. Okul öğle yemeği programının ulusal düzeyde uygulanması obezite gibi beslenme sorunlarının önlenmesinde ve beslenmenin geliştirilmesinde bir gerekliliktir. Öğle yemeği çocukların günlük enerji ve besin ögeleri gereksinmesinin beşte ikisini karşılar. Okul öğle yemeği tabak artığı çalışmaları; besin ögesi alımını, diyet kalitesini, menü performansını, besin tercihini, maliyeti ve programların etkinliğini, beslenme eğitim durumunu saptamada kullanılmaktadır. Bu tanımlayıcı çalışmanın amacı, Gaziantep ilinde 4 haftalık dönüşümlü menü ile öğle yemeği servisi yapılan özel bir okulda 6-13 yaş grubu çocuklarda yemek ve besin tabak artıklarının ve maliyetinin belirlenmesidir. Toplam 300 öğrenci (erkek: 165, %55; kız: 135, %45), sırasıyla 6-9 ve 10-13 yaş grubunda 120 ve 180 çocuk dolaylı olarak çalışmaya katılmıştır. Tabak artıklarının belirlenmesinde günde 300 ve 4 haftada 6000 yemek ve besin bulunduran tepsi incelenmiştir. Öğrenciler yemeklerini bitirdikten sonra tepsi artıkları türlerine göre ayrı kaplarda toplanmış, tartım yöntemi ile tartılmış, porsiyona çevrilmiş ve maliyet hesaplanmıştır. Yemeklerin ve besinlerin enerji ve besin ögeleri içeriği hesaplanmış, öğle öğünü miktarları Türkiye diyet referans değeri (DRV) önerilerine göre değerlendirilmiştir. Öğrencilerin 6-9 yaş ve 10-13 yaş grubunda ortalama enerji alımı sırasıyla 786 ve 979 kkal., DRV karşılama yüzdesi%119 ve%124'tür. Enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen oranları 6-9 yaş grubunda sırasıyla %37,1, %15,6 ve%47.3,10-13 yaş grubunda ise%42,9, %14,9 ve %42,3'dir.D ve B12 vitaminleri ve kalsiyum dışında tüm besin ögeleri öğle öğünü için öngörülen DRV üzerindedir. Süt ve süt ürünleri, sebze ve meyve tüketimi öğle öğünü için önerilenden düşüktür. Öğrencilerin 6-9 yaş ve 10-13 yaş grubunda tabaklarındaki yemek ve besin artığı sırasıyla kurubaklagil yemeklerinde %23 ve % 21,8, sebze yemeklerinde %19,4 ve %33,3, kırmızı et yemeklerinde %18,2 ve %20,9, meyvede %0 ve %0, yoğurtta ve ayranda %3 ve %5,6, tatlıda %19,1 ve %13,2'dir. Öğle öğünü ve tabak artığı maliyeti ayda 12862 TL ve 1926 TL'dir. Toplam öğle öğünü maliyet kaybı %15'tir. Öğle öğününde oluşan yemek ve besin tabak artıklarının önlenmesi için çocukların enerji ve besin ögeleri gereksinimlerine uygun, sağlıklı beslenmeyi destekleyen, iyi planlanmış menülerin oluşturulması sağlanmalıdır.
Otistik bozukluğu olan çocukların beslenme durumlarının tanımlanması ve ailelere verilen beslenme eğitiminin etkisinin belirlenmesi
Otizm ve Otizm spektrum bozukluğu (OSB), genellikle çeşitli derecelerde zorlu sosyal etkileşimlere, sözel ve sözel olmayan iletişime ve tekrarlayan davranışlara yol açan. yaşam boyu süren bir bozukluk olup, geniş bir yelpazeye yol açan bir nörogelişimsel problematik davranış bozukluğudur. Bu çalışmanın amacı, Gaziantep'te özel bir eğitim kurumunda eğitim gören otistik çocukların; beslenme durumlarının, antropometrik ölçümlerinin belirlenmesi ve ailelere verilen beslenme eğitiminin etkisinin belirlenmesidir. Çalışma 3 ay süreli müdahale çalışması olarak Hasan Kalyoncu Üniversitesi Özel Eğitim ve Araştırma Merkezi'nde eğitim gören 4-9 yaş grubu (ortalama±S: 7,2±1,37 yaş) 10 erkek ve 4 kız otistik çocukta yürütülmüştür. Ailelere başlangıçta. 1., 2. ve 3. aylarda sağlıklı beslenme eğitimi verilmiştir. Çocukların sorukağıdı ile demografik özellikleri ve beslenme alışkanlıkları belirlenmiştir. Çalışmanın başlangıcında ve 3. ayda birbirini izleyen 7 gün süre ile 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. Başlangıçta ve her ay çocukların antropometrik ölçümleri yapılmış, vücut bileşimi belirlenmiştir. Beden kütle indeksi (BKİ), bel/kalça çevresi oranı (BKO), bel çevresi/boy uzunluğu (BBO) oranı hesaplanmıştır. Çalışmanın sonunda ailelere "Çocuklarda Yeme Davranışı Ölçeği (Children's Eating Behaviour Inventory-CEBI)" ve "Gastrointestinal Şikayet İndeksi (Gastointestinal Severity Index-GI)" sorukağıtları uygulanmıştır. Çocukların enerji, posa, D ve B1, folat vitaminleri, demir ve kalsiyum alım miktarları günlük önerilen miktarlardan düşük bulunmuştur. Yağdan gelen enerji yüzdesi yüksektir. Çocukların boy uzunluğu, vücut ağırlığı, boyun ve baş çevresi, vücut yağ kütlesi ve vücut yağ yüzdesi ortalama değerleri 3 ayda önemli artış göstermiştir (p<0,05). CEBI puan ortalaması 102,8±7,9'dur. CEBI'ye göre yemek sırasında olumsuzluk puanı kızlarda erkeklere göre daha fazladır(p<0,05). 4-6 yaş grubunda 7-9 yaş grubuna (p<0,05) göre daha yüksek bulunmuştur. GI Duyarlılık İndeksi'ne göre çocukların %53.1'inde en az bir semptomun görüldüğü belirlenmiştir. Ortalama puan 5,6'dır. Çocuklarda en sık görülen semptomlar diyare (%64,3), gaz şikayeti (%57,1), abdominal ağrı (%50,0) ve konstipasyondur (%35,7). OSB'li çocuklarda ailelere verilen beslenme eğitimi ile olumlu gelişme sağlandığı gözlenmiştir. OSB'li çocukların ailelerinin beslenme farkındalığının arttırılması için ekipte diyetisyen varlığı sağlanmalıdır.
Gaziantep ilinde yaşayan farklı sosyoekonomik düzeydeki yetişkin kadınların beslenme durumunun sağlıklı yeme indeksi ile değerlendirilmesi
ÖZET SAĞLAM, E.E. Gaziantep İlinde Yaşayan Farklı Sosyoekonomik Düzeydeki Yetişkin Kadınların Beslenme Durumunun Sağlıklı Yeme İndeksi ile Değerlendirilmesi. Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018 Bu çalışma farklı sosyoekonomik düzeydeki yetişkin kadınların beslenme durumlarının Sağlıklı Yeme İndeksi (Healthy Eating İndex-2010) ile saptanması amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Çalışmaya Gaziantep İlinde, Düztepe (düşük sosyoekonomik düzey) ve İbrahimli (yüksek sosyoekonomik düzey) semtlerinde yaşayan, 19-65 yaş arasındaki gönüllü 300 kadın katılmıştır. Soru kağıdı ile kadınlara ilişkin genel bilgiler, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite yapma durumları, 24 saatlik besin tüketim kayıtları yüz yüze görüşülerek belirlenmiş, antropometrik ölçümleri alınmış ve bireylerin HEİ-2010 değerleri hesaplanmıştır. Sağlıklı yeme indeksi ile bireylerin çeşitli özellikleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmaya katılan kadınların %50.0'si 31-50 yaş aralığındadır. Üniversite mezunu olanların oranı %30.7, ilkokul mezunu olanların oranı ise %18.7'dir. %51.3 oranındaki kadın ev kadını iken %43.7'si farklı sektörlerde çalışmaktadır. Çalışmaya katılan kadınların %34.0'ü sağlıklı ağırlıkta, %37.0'si hafif şişman %1.3'ü ise aşırı zayıftır. Düzenli fiziksel aktivite yapanların oranı %29.0'dur. Kadınların %17.7'si sigara, %21.7'si alkol kullanmaktadır. Toplam HEİ-2010 puanları karşılaştırıldığında, İbrahimli Semtinde yaşayan kadınların puanı (58.45±12.53), Düztepe Semtinde yaşayan kadınların puanından (45.85±4.67) istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur (p<0.001). Kadınların yaşlarındaki artışa bağlı olarak HEİ-2010 puanlarının arttığı bulunmuştur (p<0.001). Üniversite mezunlarında HEİ puanı 57.37±11.67 iken ilkokul mezunlarında 47.70±8.99'dur (p<0.05). HEİ-2010 puanı ile medeni durum ve BKİ arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür (p>0.05). Sosyoekonomik düzey ve eğitim düzeyinin arttırılması sağlıklı yeme indeksine olumlu yansıyacaktır. Anahtar Kelimeler: Diyet Kalite İndeksi, Sağlıklı Yeme İndeksi-2010
Malatya'da bir aile sağlığı merkezine başvuran 3-18 yaş aralığındaki bireylerin beslenme durumunun ve Allura Red AC (E129) bulunan besinlerin tüketim miktarının saptanması
Bu çalışma; Malatya il merkezindeki 3-18 yaş arası bireylerin beslenme durumunu saptamak ve değerlendirmek, tüketilen besinler içerisinde kırmızı renk veren Allura Red AC (E129) bulunan besinlerin cins ve miktarlarını saptamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma Malatya ilinde bulunan Bostanbaşı 2 Nolu Aile Sağlığı Merkezinde (ASM) yürütülmüştür. Kasım 2016 – Aralık 2017 tarihleri arasında ASM'ye başvuran 3-18 yaş grubu 46 erkek ve 58 kız çocuk olmak üzere toplam 104 birey araştırma kapsamına alınmıştır. Bireylerin beslenme durumunu değerlendirmek ve Allura Red AC (E129) bulunan besinlerin tüketim miktarını saptamak için 1 günlük besin tüketim kaydı tartı yöntemiyle alınmıştır. Besin tüketim kaydı değerlendirilmesi ise BEBİS 7.1 öğrenci sürümü ile yapılmıştır. Çocukların antropometrik ölçümleri alınmış ve Beden Kütle İndeksi (BKI) hesaplanmıştır. Yaş gruplarına göre vücut ağırlıkları (kg) Türkiye'ye Özgü Beslenme Rehberi'yle karşılaştırıldığında; 1-3 yaş grubu, 7-9 yaş grubu ve 10-13 yaş grubu çocukların vücut ağırlıklarının fazla olduğu görülmüştür. Çocukların enerji alımları değerlendirildiğinde; 1-3 yaş grubu, 4-6 yaş grubu, 7-9 yaş grubu ve 10-13 yaş grubu kız çocukların enerji gereksinimini sırasıyla %123.8, %76.0 , %71.9 ve %75.9'unu karşıladığı; 10-13 yaş grubu erkek, 14-18 yaş grubu erkek ve kız çocukların enerji gereksinimini ise sırasıyla %56.0, %54.1 ve %61.6'sını karşıladığı bulunmuştur. Allura Red AC (E129) içeren besinleri tüketen bireylerin oranı %5.8'dir. Tüm yaş gruplarında günlük ortalama E 129 (Allura Red AC) tüketim miktarının Günlük Kabul Edilebilir Alım Miktarını (ADI) aşmadığı görülmüştür.
Gaziantep Nizip İlçesinde yaşayan obez ve insülin direnci olan kadınlarda ağırlık kaybının insülin direncine etkisi
AYATA, B. Gaziantep Nizip İlçesinde Yaşayan Obez ve İnsülin Direnci Olan Kadınlarda Ağırlık Kaybının İnsülin Direncine Etkisi. Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep,2018 İnsülin direnci, insülinin kandaki seviyesinin normal veya normalin üzerinde olmasına karşın, kas, yağ dokusu ve karaciğerde insüline karşı duyarlılığın azalması ve kan glikoz düzeyinin yükselmesidir. İnsülin direnci, metabolik bozukluklara yol açarak birçok organ sistemini etkiler. İnsülin direncine yol açan en önemli faktör obezitedir. Bu çalışmanın amacı, ağırlık kaybına bağlı olarak HOMA-IR değerindeki değişikliği değerlendirmektedir. Çalışma; Nizip Devlet Hastanesi'nde insülin direnci teşhisi konan, beden kütle indeksi 25kg/m² ve üzerinde olan, gelişigüzel örneklem yöntemiyle seçilen 25 kadın üzerinde yapılmıştır. Kadınların sosyo demografik özellikleri, beden kütle indeksleri, beslenme alışkanlıkları ve HOMA-IR değerleri incelenmiştir. Sekiz hafta boyunca beslenme tedavisi uygulanmış, kaybedilen ağırlık ile insülin ve kan glikoz düzeylerindeki değişiklikler irdelenmiştir. Araştırma kapsamına alınan kadınların başlangıç vücut ağırlığı 92,9±14,9 kg iken, 8 hafta sonundaki vücut ağırlığı 86,1±13,5 kg'dır. HOMA-IR değerlerine bakıldığında ise; başlangıç HOMA-IR değeri 4,42±2,10 mg\dl iken, 8 hafta sonundaki HOMA-IR değerinin 2,83±1,21 mg/dl'ye düştüğü görülmüştür. Ağırlık azalmasıyla insülin direncindeki azalma istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05). İnsülin direncinin azalması için ağırlık denetimi etkilidir. Anahtar Kelimeler: Ağırlık Kaybı, HOMA-IR, Obezite, İnsülin Direnci, Beden Kütle İndeksi.
Gaziantep İlinde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan 3-18 yaş grubu çocukların beslenme durumlarının ve e-110 (sunset yellow) katkı maddesi bulunan besinlerin tüketim miktarlarının saptanması
TAYŞİ, S. Gaziantep İlinde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Olan 3-18 Yaş Grubu Çocukların Beslenme Durumlarının ve E-110 (Sunset Yellow) Katkı Maddesi Bulunan Besinlerin Tüketim Miktarlarının Saptanması. Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018 Bu çalışma; dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocukların beslenme durumlarını saptamak, E-110 Sunset Yellow içeren besinlerin tüketim miktarını araştırmak ve ebeveynlerin gıda katkı maddesi ile ilgili tutumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya; 3-18 yaş aralığında, DEHB tanısı almış toplam 130 çocuk dahil edilmiştir. Araştırma Gaziantep ilinde bir devlet hastanesinde yürütülmüştür. Çocukların antropometrik ölçümleri alınmış ve Beden Kütle İndeksi (BKİ) hesaplanmıştır. Beslenme durumunu değerlendirmek ve ambalajlı tüketilen besinlerin içindeki E-110 katkı maddesinin tüketim miktarını saptamak amacı ile 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmış, enerji ve besin ögeleri alım miktarları Beslenme Bilgi Sistemi (BEBİS) programı kullanılarak saptanmıştır. Günlük alınan E-110 miktarları ise E-110 içeren besinlerin tüketim miktarları ile Türk Gıda Kodeksi'nde besinlere katılmasına izin verilen en yüksek E110 miktarları göz önüne alınarak hesaplanmıştır. Tüm çocukların, %9.2'si çok zayıf, %50.8'i normal, %18.5'i hafif şişman, %13.0'ü şişmandır. Tüm yaş grubu çocukların protein gereksinimini yeterli miktarda karşıladığı bulunmuştur. Posa, potasyum ve kalsiyum tüketimi tüm yaş gruplarında yetersiz olup, gereksinen miktarın sırasıyla %51.6-60.6, %34.7-54.3 ve %39.9-88.6'sı karşılanmıştır. Üç yaş grubu demir gereksinmesini karşılarken, 4-6 yaş grubu gereksinmelerinin %77.3'ünü, 7-9 yaş grubu %96.0'sını, 10-13 yaş grubu erkekler %98.8'ini, kızlar %72.9'unu, 14-18 yaş grubu ise erkekler %104.5'ini, kızlar %56.0'sını karşılamıştır. Enerji gereksinmesi ise, 3 yaş grubunda %102.6, 7-9 yaş grubunda %87.5, 10-13 yaş grubunda erkeklerde %68.1, kızlarda % 66.7, 14-18 yaş grubunda ise erkeklerde %62.4, kızlarda %76.5 oranında karşılanmıştır. C vitamini gereksinmesinin 14-18 yaş grubu kızlar %91.7'sini karşılarken, diğer yaş grupları tümünü karşılamışlardır. Ailelerin %58.8'i renklendirici gıda katkı maddelerinin tüketiminin DEHB'nu etkilediğini düşünmektedir. Ailelerin %27.0'si DEHB ile ilişkili beslenme bilgisi aldığını ve %22.8'i bu bilgiyi diyetisyenden aldığını belirtmiştir. DEHB olan çocukların ortalama E 110 Sunset Yellow tüketim miktarlarının 0.0033 – 0.021 mg/kg arasında olduğu hesaplanmıştır. Bu miktarlardaki tüketim ile günlük alınabilir miktar (ADI: 0-4 mg/kg/gün) aşılmamaktadır. Ambalajlı besinlerin etiket bilgilerine dikkat edilmesi, DEHB'nu etkileyen yapay renklendiricileri içeren besinlerin tüketiminin azaltılması ve yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması konusunda aileler ve çocuklar eğitilmelidir. Anahtar Kelime: Dikkat Eksikliği ve Hperaktivite Bozukluğu (dehb), Beslenme, Sunset Yellow (E-110)
Adolesanlarda farklı iki günde belirlenen besin ögesi alımları ile sağlıklı yeme indeksi ve diyet kalite indeksi arasındaki ilişkinin belirlenmesi
İrem AYHAN TURAL, Adolesanlarda Farklı İki Günde Belirlenen Besin Ögesi Alımları ile Sağlıklı Yeme İndeksi ve Diyet Kalite İndeksi Arasındaki İlişkinin Belirlenmesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı Tezli Yüksek Lisans, Gaziantep, 2018. Bu çalışmanın amacı, adolesanların farklı iki günde belirlenen besin ögesi alımları ile, Sağlıklı Yeme İndeksi ve Diyet Kalite İndeksleri arası ilişkiyi değerlendirmektir. Bu çalışmada adolesanların diyet kalitesi; Sağlıklı Yeme İndeksi (HEI-2010), Diyet Kalite İndeksi (DQI-I) ve Akdeniz Diyeti Kalite İndeksi (KIDMED) ile değerlendirilmiştir. Çalışma, Kilis ilinde Mehmet Sanlı Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde gündüzlü eğitim-öğretim gören, çalışmaya katılmayı kabul eden, 15-18 yaş grubu toplam 200 adolesan (erkek: 62, %31,0; kız: 138, %69,0) üzerinde yürütülmüştür. Veri toplama formu ile adolesanların; genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, 24 saatlik beslenme tüketim durumu, besin tüketim sıklığı, fiziksel aktivite durumları ile antropometrik ölçümleri ve vücut bileşimleri değerlendirilmiştir. Erkek ve kızların sırasıyla %4,8 ve %8,7'si obez, %8,1 ve %15,9'u ise fazla kiloludur. HEI-2010, DQI ve KIDMED indekleri 14 gün ara ile farklı iki günde alınan besin tüketim kayıtları ile hesaplanmıştır. Çalışmada iyi diyet kalitesine (HEI: ≥80 puan) sahip adolesan bulunmamıştır. HEI-2010 1. (başlangıç) ve 14. gün ortalama puanı erkeklerde 46,2, kızlarda ise 48,7 puandır ve %49,5'inin diyet kalitesi kötü (<50 puan) olarak belirlenmiştir. Toplam meyve, tam meyve ve toplam sebze puanları cinsiyete göre anlamlı düzeyde kızlarda daha yüksek bulunmuştur (p<0.05, p<0.01). DQI-I 1. ve 14. gün puan ortalaması 100 puan üzerinden erkeklerde 50,7, kızlarda ise 45,5 puandır. Sebze, tahıl, posa, protein, toplam yağ, doymuş yağ, yağ asitleri ve toplam DQI-I puanları cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklı bulunmuştur (p<0.01, p<0.05). Kızlarda protein puanı daha yüksek; sebze, posa, toplam yağ, doymuş yağ, yağ asitleri ve toplam DQI-I puanları ise daha düşük düzeyde belirlenmiştir. Tüm adolesanların KIDMED puanı ortalaması 4,1±2,33 (erkek: 4,4±2,43, kız: 3,9±2,27) puan olarak bulunmuştur. KIDMED ortalama puanına göre adolesanların diyet kalitesi orta düzeydedir (4-7 puan) ve geliştirilmesi gerekmektedir. Elde edilen verilere göre adolesanların diyet kalitesi iyi değildir, bu nedenle beslenme müdahalesi ve beslenmenin geliştirilmesi programlarının uygulanması gerekmektedir.
Bariatrik cerrahi uygulanmış hastaların ameliyat sonrası altı ay ve üzeri sürede vücut ağırlığı kaybının, besin tüketim durumunun ve bazı biyokimyasal bulgularının belirlenmesi
Obezite ve obeziteye bağlı metabolik bozukluklar yüksek morbidite ve mortalite ile ilintilidir.Bariatrik cerrahi (BC) morbid obezlerdevücut ağırlığı kaybı ile komorbiditenin iyileştirilmesinde etkin bir yöntemdir.Bu çalışmanın amacı bariatrik cerrahi ameliyatı geçirmiş hastaların ameliyattan sonra 6 ay ve üzeri sürede vücut ağırlığı kaybı, besin tüketim durumu, beslenme alışkanlıkları ve bazı biyokimyasal bulguların değişimlerininsaptanmasıdır. Çalışma Gaziantep İlinde bir özel hastanede 30 hastada (14 erkek, 16 kadın) yürütülmüştür. Bireylerin demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, besinlerin tüketim sıklığı ve fiziksel aktivite düzeyleri, 24-saatlik besin tüketim durumları belirlenmiştir. Laparoskopik sleeve gastrektomi (LSG) öncesi ve sonrası bazı antropometrik ölçümler, hekim kontrollü olarak rutinde yapılan biyokimyasal ve hematolojikanalizler (açlık kan şekeri, insulin düzeyi, HbA1c, total kolesterol, düşük (LDL) ve yüksek dansiteli(HDL) kolesterol, serum demiri, hemoglobin, alanin aminotransferaz (ALT), B12) değerlendirilmiştir. Bireylerin %56,7'si 30-44 ve %26,6'sı 45 ve üzeri yaş grubundadır.LSG öncesi bireylerin%52,9'unda tip 2 diyabet,%23,5'inde karaciğer yağlanması, %5,9'unda hipertansiyon belirlenmiştir.Ameliyat sonrası bireylerin %73,3'ünün hastalıklarında düzelme görülmüştür,%53,3'ü besin desteği (%82,4'i protein hidrozialtı,%17,6 multivitamin mineral) kullanmaktadır.Ortalama günlük enerji alımı erkeklerde 728,2±250,8 ve kadınlarda 828,8±257,1 kkal'dir. Enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen oranı erkeklerde %32,9±12,6, %24,2±8,1 ve%42,9±12,2,kadınlarda%32,9±9,7, %22,4±7,2 ve %44,6±8,8'dir.Vücut ağırlığı ve BKİ değerleri LSG öncesi ve sonrası erkeklerde 139,9±29,8 ve 98,3±17,8 kg (ortalama kayıp: %29,7; p<0,05), 42,9±8,5 kg/m2 ve 30,7±5,8 kg/m2 (p<0,05), kadınlarda 109,3±15,4 ve 71,8±12,8 kg (ortalama kayıp: %34,3; p<0,05), 41,0±5,3 ve 27,0±4,9 kg/m2 (p<0,05) bulunmuştur.Tüm antropometrik ölçümlerde istatistiksel anlamlılık göstermeyen düşmeler gözlenmiştir.Erkeklerde ALT (p=0,007, p<0,05), kadınlarda insülin (p=0,005, p<0,05), total kolesterol (p=0,016, p<0,05), LDL-K (p=0,004, p<0,05), ALT (p=0,004, p<0,05) düzeylerinde anlamlı düşmeler belirlenmiştir. LSG uzun dönemde vücut ağırlığında önemli kayba ve antropometrik ölçümlerde, biyokimyasal parametrelerde ve morbiditede azalmaya neden olmaktadır.
Hafif şişman ve şişman yetişkin bireylerde bel-boy oranı ile kardiyovasküler hastalık riskinin belirlenmesi
Bu çalışma Mart-Mayıs 2018 tarihleri arasında Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim Araştırma Hastanesi diyet polikliniğine başvuran 18-64 yaş arası 275 kişinin (62 erkek, 213 kadın) bel-boy oranı ile kardiyovasküler hastalık riski arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırmaya katılan bireylere anket formu uygulanmış, katılımcıların demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal kan bulguları sorgulanmıştır. Verilerin analizinde parametrik testlerden faydalanılmıştır. Bağımsız 2 grubun ortalamaları karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t testi, ROC eğrisi ve ölçeklerin ilişki analizinde Pearson korelasyon katsayısı hesaplanmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin ortalama yaşı 42,95±13,04 yıldır. Bireylerin diyetle aldıkları günlük enerji ortalaması erkeklerde 1473,23±529,17; kadınlarda 1600,48±537,35 kcal/gündür. Erkeklerde günlük alınan enerjinin %48,77'si karbonhidrattan, %34,31'i yağdan, %17'si proteinden; kadınlarda ise %50,22'si karbonhidrattan, %34,10'u yağdan, %15,66'sı proteinden gelmektedir. Erkek katılımcıların %42'sinin BKİ'si, %53'ünün bel çevresi, %76'sının bel-kalça oranı, %92'sinin bel-boy oranı; kadın katılımcıların %82'sinin BKİ'si, %86'sının bel çevresi, %66'sının bel-kalça oranı, %95'inin bel-boy oranı riskli grubundadır. Bireylerin biyokimyasal kan parametreleri ve kardiyovasküler hastalık risk faktörleri karşılaştırıldığında risk sıklığı; erkeklerde total kolesterol% 45, LDL kolesterol% 58; HDL kolesterol% 61; trigliserid % 71 ve kadınlarda total kolesterol% 45; LDL kolesterol% 61; HDL kolesterol % 43; trigliserid % 59'dur.Araştırmaya katılan erkek ve kadınlarda kan parametreleri sınır değerinin üzerinde bulunmuştur. BKİ'ye göre bel-boy oranı değerlendirildiğinde her iki cinsiyette de bel-boy oranı şişman bireylerde hafif şişman bireylerden daha yüksek bulunmuştur. Hafif şişman kadınların ortalama total kolesterol ve LDL değeri anlamlı olarak, şişman kadınlardan yüksek (p<0.05) iken erkeklerde istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. ROC eğrileriyle bel-boy oranın riskli kan yağlarını öngörmedeki başarısı değerlendirildiğinde kadınlarda total kolesterolü ve LDL kolesterolü öngörmede başarılı bulunmuştur.
Yetişkinlerde beslenme durum ve alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri ile uyku kalite ilişkisinin belirlenmesi
Tuğba SOPALI, Yetişkinlerde Beslenme Durum ve Alışkanlıkları, Antropometrik Ölçümleri ile Uyku Kalite İlişkisinin Belirlenmesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Bölümü Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2019. Bu çalışma; Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nde çalışan yetişkin bireylerin beslenme durumlarının saptanması, antropometrik ölçümlerinin ve beslenme alışkanlıklarının uyku kalitesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya Eylül- Aralık 2017 tarihleri arasında Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nde çalışan 250 (118 kadın, 132 erkek) birey dâhil edilmiştir. Bireylerin demografik özelikleri, beslenme alışkanlıkları sorgulanmış, antropometrik ölçümleri alınmıştır. Bireylerin beslenme durumunu değerlendirmek amacıyla 24 saatlik besin tüketim kaydı sorgulanmıştır. Bireylerin uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 29,5±12,0 yıldır. Erkeklerin BKİ ortalamaları hafif şişman (27,0±4,0 kg/m2); kadınların, normal (23,9±4,1 kg/m2) sınırlardadır. Erkeklerin boyun çevresi ortalaması risk değeri üzerinde (39,9±2,7 cm) iken, kadınların risk değerinin altındadır (33,5±2,6 cm). Erkeklerin de (98,5±10,6 cm) kadınların da (86,4±10,5 cm) bel çevresi risk değerinin üzerinde, yüksek risk değerinin altındadır. Bütün bireylerde diyetle alınan enerjinin karbonhidrattan, proteinden sağlanan oranları olması gereken aralıkta, yağ oranları günlük önerilen değerlerden fazladır. Bireylerin çoğunun (%51,2) uyku kalitesinin kötü olduğu belirlenmiştir. Araştırmanın sonunda kötü uyku kalitesi ile bireylerin sabah ve akşam öğünlerini atlama durumu, kronik hastalık varlığı ve erkeklerde diyetle yağ alım miktarı arasında önemli bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,05). Bu çalışmada, uyku kalitesi ile bireylerin demografik özellikleri ve antropometrik ölçümleri arasında herhangi bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Beslenme sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda uyku kalitesinin azalması ile paralel olarak obezite ve diyabet prevelansında artış görülmektedir. Uyku kalitesi ve beslenme ilişkisi daha geniş kapsamda araştırılarak beslenmenin uyku üzerindeki etkileri aydınlığa kavuşturulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Beslenme, Antropometrik Ölçümler, Pittsburg Uyku Kalite İndeksi
Üniversite öğrencilerinin besin desteği kullanma durumlarının belirlenmesi
Birsen KARA, Üniversite Öğrencilerinin Besin Desteği Kullanma Durumlarının Belirlenmesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2019. Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin beslenme durumlarını ve besin desteği kullanma durumlarını araştırmaktır. Çalışma, Mersin ilinde eğitim gören 256'sı erkek ve 144'ü kız olmak üzere toplam 400 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Anket formu ile öğrencilerin genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, besin destekleri kullanımı, fiziksel aktivite durumu ve beslenme durumları belirlenmiştir. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,4±1,93 yıldır. Öğrencilerin BKİ ortalaması ise 22,7±3,7 kg/m2'dir. Erkeklerin %62,9'u, kızların %72,2'si normal vücut ağırlığına sahiptir. Öğrencilerin %65,5'inin öğün atladığı saptanmıştır. En çok atlanan öğün kahvaltıdır (%57,6). Erkek öğrencilerin %20,7'si, kız öğrencilerin %21,5'i hiç ara öğün tüketmemektedir. Öğrencilerin %10,7'si (erkeklerin %10,5'i, kızların %11,1'i) besin destek ürünleri kullanmaktadır. Besin destek ürünü kullanan öğrencilerden %14'ü vitamin, %9,3'ü mineral, %32,5'i vitamin ve mineral, %44,2'si ise diğer destek ürünlerini kullanmaktadır. Erkek öğrencilerin %48,2'si kas yapmak, kız öğrencilerin %68,8'i sağlıklı olmak amacıyla besin destek ürünü kullandığını belirtmiştir. Öğrencilerin %32,5'i besin destek ürünlerinin yararlı olduğunu, %35,8'i yararlı olmadığını ve %31,7'si ise bazılarının yararlı olduğunu düşünmektedir. Öğrencilerin %51,2'si düzenli egzersiz yapmaktadır. Öğrencilerin enerji, yağ, karbonhidrat, posa, D vitamini, E vitamini, B1 vitamini, B2 vitamini, folat, C vitamini, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir ve çinko alımı önerilen miktarların altında bulunmuştur. Vitamin desteği alan öğrencilerde diyetle B12 vitamini, mineral desteği alan öğrencilerde sodyum ve fosfor alımı önerilen miktarların üzerinde bulunmuştur. Diğer vitamin ve mineraller için günlük önerilen miktarları karşılama oranı düşüktür. Sonuç olarak besin öğeleri alım önerilerini karşılama oranları düşük olan öğrencilerin besin desteği kullanması faydalı olabilmektedir. Ancak gereksinmeleri besinler yoluyla almaları daha sağlıklı ve ekonomik olacaktır. Anahtar Kelimeler: Besin desteği, üniversite öğrencileri, beslenme
Üniversite öğrencilerinin beslenme durumlarının Akdeniz diyet kalite indeksi ile değerlendirilmesi
Bu araştırma, Mersin ilinde eğitim gören üniversite öğrencilerin fiziksel aktivite düzeylerini, beslenme alışkanlıklarını ve Akdeniz diyeti kalite indeksi ile beslenme durumlarını değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmaya %58,5'i erkek, %41,5'i kız olmak üzere gelişigüzel seçilen ve çalışmaya katılmayı kabul eden toplam 400 öğrenci alınmıştır. Soru kağıdı ile öğrencilere ilişkin genel bilgiler, boy uzunluğu ve vücut ağırlığı, besin tüketim sıklığı ve fiziksel aktivite kaydı alınmıştır. Ayrıca Akdeniz Diyeti Kalite İndeksi (KIDMED) uygulanmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması erkek öğrencilerde 21,6±1,9 yıl, kız öğrencilerde 21,1±1,7 yıl bulunmuştur. Öğrencilerin büyük çoğunluğu normal BKI'ye (≥18,5-<24,9 kg/m²) (erkeklerde %61,5, kızlarda %73,0) sahiptir. Ortalama BKI erkek öğrencilerde 23,8±3,8 kg/m², kız öğrencilerde 21,5±3,2 kg/m²'dir. Öğrencilerin sigara kullanımı erkeklerde %54,2 kızlarda %35,5'tir. Alkol kullanımı ise erkek ve kızlarda sırasıyla %48,7 ve %35,5'tir. Erkeklerin %62,8'i, kızların %63,9'u öğün atlamaktadır. En çok atlanan öğün erkeklerde %68,0 ve kızlarda %53,8 ile kahvaltı öğünüdür. Öğün atlama nedenine erkeklerin %35,4, kızların %37,8 vakit yetersizliği cevabını vermiştir. Erkek öğrencilerin %51,7'si, kız öğrencilerin %29,5'i düzenli egzersiz yapmaktadır. Öğrencilerin çoğu her gün süt, yoğurt tüketmektedir (erkeklerde %29,1 kızlarda %27,7). Kırmızı et tüketimi genellikle haftada 1-2 kez (erkeklerde %36,3, kızlarda %31,3) iken balık tüketimi genellikle ayda 1 (erkeklerde %33,8, kızlarda %39,8) olmaktadır. Her iki grupta da öğrencilerin yarıdan fazlası beyaz ekmeği her gün tüketmektedir (erkeklerde %51,3, kızlarda %50,6). İçeceklerden kolalı içecekler (erkeklerde %29,1, kızlarda %25,9), çay (erkeklerde %73,9, kızlarda %63,9) ve kahve (erkeklerde %33,3, kızlarda %42,2) her gün tüketilmektedir. Öğrencilerin enerji gereksinimlerinin karşılama oranı erkeklerde %52,8, kızlarda %59,7'dir. Enerjinin her iki grupta da; karbonhidrattan sağlanan oranı ideal aralığın altında, protein ve yağdan gelen oranı ideal aralığın üstündedir. KIDMED puanı kötü (0-3 puan) olan erkek öğrencilerin oranı %50,0 kız öğrencilerin oranı %44,0 . Erkeklerin %10,3'ünün, kızların %6,6'sının KIDMED puanı iyi (8-12 puan) düzeydedir. Üniversite öğrencilerinin yeterli ve dengeli beslenme ve fiziksel aktivite düzeylerini artırmak için bilinç düzeylerini yükseltecek çalışmalar yapılmalıdır. Ayrıca ülkemiz için diyet kalitesini belirleyen basit ve kullanışlı bir kalite indeksi geliştirilmesi de araştırmalar açısından faydalı olacaktır.
Gaziantep ili kamu hastanelerinde verilen taşımalı yemek hizmetlerinin değerlendirilmesi
Begüm UĞURLU, Gaziantep İli Kamu Hastanelerinde Verilen Taşımalı Yemek Hizmetlerinin Değerlendirilmesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2019. Bu çalışma Ocak-Mayıs 2018 tarihleri arasında Gaziantep il merkezindeki dört kamu hastanesinde, hastane yemekhanesinde yemek yiyen toplam 575 hastane personeline verilen taşımalı yemek hizmetinin toplu beslenme sistemleri açısından değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırmaya katılan personele verilen toplu beslenme hizmeti ile ilgili görüşleri sorulup, 5'li Likert tipi ölçeklendirme ile çok kötü, kötü, orta, iyi ve çok iyi şeklinde değerlendirilmiştir. Çalışmada yapılan değerlendirme sonuçlarına göre, yemeklerin beğeni kriterlerinin dağılımına bakıldığında; bireyler toplam olarak sırasıyla yemeklerin kıvamını (%40,3), görüntüsünü (%36,0), sıcaklığını (%35,0), pişme oranını (%34,0), kokusunu (%33,5), yeterli ve dengeli beslenme açısından elverişliliğini (%33,0) ve ekmeğin kalitesini (%32,0) orta düzeyde beğenmiştir. Çok kötü değerlendirilen seçenekler ise sırasıyla yemeklerin yağ oranı (%35) ile yemeklerin uyumu (%23,0) olmuştur. En yüksek beğeni oranı ise; yemek miktarının yeterliliğinin/doyuruculuğunun (%31,0) iyi olarak değerlendirilmesinde görülmüştür. Yemekhanelerin fiziki özelliklerinden havalandırmanın çok kötü (%40,0) olarak değerlendirildiği, hastanede yemek kokusundan şikâyetin de yüksek düzeyde (%36,0) olduğu saptanmıştır. Taşımalı yemek hizmeti verilen kurumlarda bireyler yemekhane genel temizliğini (%37,4) ve yemek takımlarının temizliğini (%35,7) orta düzeyde değerlendirirken, yemekhane personelinin temizliğini (%43,0) iyi olarak değerlendirmişlerdir. Benzer şekilde yemekhane personelinin servis sırasındaki tutum ve davranışı da (%41,2) iyi olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak; çalışmanın yapıldığı hastanelerde verilen taşımalı yemek hizmeti sunum biçiminden memnuniyetin orta düzeyde (%38,0) olduğu saptanmıştır. Hastaneler arası değerlendirmede de yemeklerin yağ oranı hepsinde çok kötü olarak değerlendirilirken, yemek miktarının yeterliliği/doyuruculuğu iyi olarak değerlendirilmiş ve değerlendirmelerde anlamlı bir fark bulunmuştur (p≤0,05). Memnuniyet oranının artırılması için yemeklerin sübjektif özellikleri iyileştirilmeli, standart yemek tariflerine bağlı aynı kalitede yemek üretimi verilmeli ve servis sırasında yemek kalitesini etkileyecek iyileştirici önlemler alınmalıdır. Anahtar sözcükler: toplu beslenme, yemek hizmeti, memnuniyet, hastane, hijyen.
Üniversite öğrencilerinin duygusal yeme davranışı ile antropometrik ölçümler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, Gaziantep ili Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinde Ekim 2016-Mayıs 2017 tarihleri arasında Beslenme ve Diyetetik (BDB), Hemşirelik (HEM) ve Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon (FTR) bölümlerinin 3.ve 4. sınıflarında öğrenim gören, çalışmaya katılmaya gönüllü öğrencilerin (n:325), duygusal yeme davranışları ile antropometrik ölçümler arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Öğrencilerin genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, bir günlük besin tüketimleri, duygusal yeme davranışını sorgulamak için üç faktörlü beslenme (TFEQ) anketi ve duygusal durumlarda yeme alışkanlığı (EESQ) anketleri uygulanmıştır.Öğrencilerin antropometrik ölçümleri de (boy uzunluğu, vücut ağırlığı, bel çevresi ve kalça çevresi) Biyoelektrik İmpedans Analizi (BİA) ile ölçülmüştür.Bir günlük enerji ve besin öğeleri tüketimleri Beslenme Bilgi Sistemi (BEBİS) programı kullanılarak analiz edilmiş ve bulunan değerler Türkiye'ye Özgü Beslenme Rehberi (TÖBR) ile karşılaştırılmıştır.Çalışmaya katılan öğrencilerin %77,2 'si kız ve bekar (%94,2) olup %22,8 'i erkektir.Yaş ortalaması( ±S) sırasıyla kızlarda 22,2±1,9 ve erkeklerde 23,2±1,9 'dur.Öğrencilerin yarıya yakınının (%47,4) en az bir ana öğünü atladığı, %36,6 'sının bir ara öğün tükettiği, %28,9 'unun öğün atladığı ve genelde sabah öğününü (%51,4) atladıkları saptanmıştır. BDB 'nün %28,5 'i, HEM bölümünün %29,7 'si ve FTR bölümünün ise %41,6 ' sının doktor tarafından tanısı konulmuş bir hastalığının olduğu ve FTR bölümündeki öğrencilerde ülserin (p˂0,05) ve ailelerinde ise osteoporozun (p˂0,05) önemli düzeyde yüksek olduğu anlaşılmıştır.Beden Kitle İndeksi (BKİ) açısından öğrencilerin %68,0'i normal, %21,5'i ise hafif şişmandır. TÖBR'e göre öğrencilerin enerjinin proteinden (BDB Kız:%118,1 ve Erkek:%119,4 ; HEM Kız:%112,2 ve Erkek:%101,9 ; FTR Kız:%113,6 ve Erkek:%119,3) ve yağdan(BDB Kız:%126,1 ve Erkek:%118,3 ; HEM Kız:%133,7 ve Erkek:%136,6 ; FTR Kız:%138,7 ve Erkek:%128,4) gelen oranlarının önerilenden yüksek olduğu ve karbonhidrat oranlarının (BDB Kız:%81,0 ve Erkek:%84,6 ; HEM Kız:%78,5 ve Erkek:%79,6 ; FTR Kız:%75,0 ve Erkek:%79,1) ise önerilenden düşük olduğu anlaşılmıştır.Tüm öğrencilerin büyük çoğunluğunun canı sıkıldığında, endişeli olduğunda, arkadaşları kendini ikna etmeye çalıştığında, üzgün olduğunda, yalnız hissettiğinde daha fazla yemek yediği bu durumun ise en fazla kızlarda olduğu belirlenmiştir.Bölümlere göre kontrolsüz yeme düzeyi en fazla FTR bölümünde (p˂0,05), açlığa duyarlılık düzeyinin ise HEM bölümünde (p˂0,05) olduğu, cinsiyete göre bilişsel kısıtlama düzeyi ve duygusal durumlarda yeme alışkanlığının (EESQ) en fazla kızlarda olduğu görülmüştür (p˂0,05). Duygusal yeme davranışı ile antropometrik ölçümler arasındaki ilişkiye bakıldığında; ağırlık(kg), bel çevresi(cm), kalça çevresi(cm), Beden Kitle İndeksi (BKİ), Bazal Metabolizma Hızı (BMH), vücut yağ oranı (%) ve miktarı (%) ile ölçek puanları arasında pozitif yönde (p˂0,05) anlamlı ilişki olduğu; boy uzunluğu(cm), vücut sıvı oranı (%), vücut sıvı miktarı (kg), yağsız vücut oranı (%), yağsız vücut miktarı (kg) arasında ise negatif yönde (p˂0,05) anlamlı ilişki olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak duygusal yeme davranışı ile antropometrik ölçümler arasında güçlü bir ilişki olduğu, beslenme davranışlarına ek olarak duygu ve stres yönetimine odaklanan multidisipliner bir yaklaşımın üniversite çağındaki gençlerde duygusal yemeye bağlı olarak gelişebilecek ağırlık artışı riskini azaltacağından yararlı olacaktır. Anahtar kelimeler: Üniversite döneminde beslenme, Duygusal yeme, Kontrolsüz yeme, Bilişsel kısıtlama, Açlığa duyarlılık
Düşük kalorili diyet tedavisi uygulanan hafif şişman/şişman bireylerin depresyon derecesi ve yeme davranışının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı hafif şişman ve şişman bireylerde diyet tedavisinin depresyon derecesi ve yeme davranışına etkisini araştırmaktır. Araştırma Haziran 2018-Ekim 2018 Tarihlerinde Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi Beslenme ve Diyet Polikliniğine başvuran 18-50 yaş aralığında %55,1'i kadın %44,9'u erkek olmak üzere toplam 127 gönüllü bireyde yapılmıştır. Bireyler beden kütle indeksine (BKİ) göre normal, hafif şişman ve şişman olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Üç gruba da ön test olarak Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) ölçekleri yapılmıştır. Sonrasında hafif şişman ve şişman bireylere diyet tedavisi başlanmıştır. Ortalama 28 günün sonunda hafif şişman ve şişman bireylere son test olarak yine BDÖ ve DEBQ ölçekleri yapılmıştır. Normal, hafif şişman ve şişman bireylerin BDÖ testi puanları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p=,001). Hafif şişman ve şişman bireylerin BDÖ ön test ve son test puanları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p=,000). Normal, hafif şişman ve şişman bireylerin duygusal yeme puanları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p=,002). Cinsiyete göre duygusal yeme puanları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuş olup kadınların erkeklere göre duygusal yeme puanı daha yüksek bulunmuştur (p=,002). Yaş arttıkça duygusal yeme puanı azalmaktadır (r=-,363 p=,000). Yaş arttıkça dışsal yeme puanı azalmaktadır (r=-,371 p=,000). Bireylerde BDÖ puanı yükseldikçe duygusal yeme puanının artmakta olduğu tespit edilmiştir. Bu ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (r=,271 p=,002). Sonuç olarak bireylerde BKİ yükseldikçe BDÖ puanı ve duygusal yeme puanı artmaktadır. Bu ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (r=,404 p=,000 ,r=,309 p=,000). Anahtar Kelimeler: beden kütle indeksi, obezite, diyet tedavisi, depresyon derecesi, yeme davranışı
Osmaniye'de Özel Park Hastanesi Çocuk hastalıkları servisine başvuran 3-18 yaş aralığındaki bireylerin beslenme durumunun ve tartrazin (E-102) bulunan besinlerin tüketim miktarının saptanması
Bu çalışma; Osmaniye il merkezinde yaşayan 3-18 yaş arası çocuk ve gençlerin beslenme durumunu saptamak ve değerlendirmek, tüketilen besinler içerisinde renklendirici olarak tartrazin (E102) bulunan besinlerin cins ve miktarlarını saptamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma Osmaniye ilinde Özel Park Hastanesi'nde yürütülmüştür. Kasım 2016-Aralık 2017 tarihleri arasında hastaneye başvuran 3-18 yaş grubu toplam 100 (49 erkek ve 51 kız) çocuk ve genç üzerinde yürütülmüştür. 24-saatlik besin tüketim kaydı yöntemi ile bireylerin beslenme durumu saptanmış ve içeriğinde tartrazin (E-102) bulunan besinlerin cinsi ve tüketim miktarı belirlenmiştir. Çocukların antropometrik ölçümleri alınmış ve beden kütle indeksi (BKI) hesaplanmıştır. Yaşa göre BKI değerine göre çocukların %21,0'i fazla kilolu ve %10,0'u şişman bulunmuştur. Çocukların %67,0'si öğün atlamaktadır ve sıklıkla kahvaltı öğünü (%62,2) atlanmaktadır. Çocukların 62 adet ambalajlı ürünü tükettiği ve bu ürünlerden %11,2'sinin etiketinde renklendirici içermediği beyan edilmiş, %53,2'sinde içerdiği renklendirici adı ve kodu etiketinde belirtilmiştir. Ara öğün olarak çocukların sıklıkla meyve (%33,0), bisküvi (%26,0), cips (%15,0) ve çikolata (%14,0) tükettiği bulunmuştur. Çocukların sıklıkla bu ürünleri televizyon (%47,0) ve arkadaşlarından (%29,0) öğrendiği belirlenmiştir. Tartrazin içeren besinleri tüketen çocukların sıklığı %4,0'dür. Çocukların %48'i gıda boyalarının sağlık üzerine olumsuz etkisinin olmadığını düşünmekte, %17'si bazı gıda boyalarının zararlı olduğu, %15'i tümüyle sağlığa zararlı olduğu görüşündedir. Çocukların %54,0'ü etiket okuduğunu beyan etmiştir. Sonuç olarak toplum gruplarının ve özellikle çocukların sağlıklı beslenme bilincinin arttırılması ve beslenme eğitimi verilmesi sağlığın korunması ve geliştirilmesi için öncelik taşımalıdır. Anahtar Kelimeler: Beslenme Durumu, Gıda Katkı Maddesi, Tartrazin (E 102)
Diyarbakır ili Yenişehir Toplum Sağlığı Merkezi'ne başvuran bireylerde uyku kalitesinin diyet kalitesine ve antropometrik ölçümlere etkisinin belirlenmesi
Bu çalışma; Diyarbakır İli Yenişehir Toplum Sağlığı Merkezi'ne başvuran bireylerin uyku kalitesinin diyet ve antropometrik ölçümlere etkisini belirlemek amacıyla toplam 200 (Erkek: 101; Kadın: 99) yetişkin bireyde yürütülmüştür. Bireylerin demografik özellikleri, fiziksel aktivite durumları, beslenme alışkanlıkları ve 24 saatlik besin tüketimleri saptanmıştır. Uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), duygu durumları Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), diyet kaliteleri ise Sağlıklı Yeme İndeksi (HEI-2010) ve Diyet Kalite İndeksi (DQI) ile bireylerin saptanmış, antropometrik ölçümleri alınmış, vücut bileşimleri belirlenmiştir. Beden kütle indeksi (BKİ), bel/kalça çevresi oranı (BKO), bel çevresi/boy uzunluğu (BBO) oranı hesaplanmıştır. Bireylerin yaş ortalaması 35,3±10,30 yıldır. BKI ve bel çevresi ortalaması (±S) sırasıyla erkeklerde 26,4±5,62 kg/m2 ve 93,4±14,78 cm, kadınlarda 27,2±6,72 kg/m2 ve 90,4±12,99 cm'dir. Bireylerin BKİ, vücut yağ yüzdesi, vücut yağ miktarı, yağsız vücut yüzdesi, bel çevresi, kalça çevresi ile uyku süresi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,001). PUKİ puanı tüm bireylerin %17,0'sinde kötü (≥5 puan) (Erkek: %16,8; Kadın: %17,2) bulunmuştur. PUKİ puanı ortalaması (±S) 8,24±3,47 puandır. BDÖ puanına göre erkek bireylerin %44,6'sı, kadınların %34,3'ü minimal depresyondadır. Erkeklerin %24,8'i hafif depresyonda, %22,8'i orta depresyonda ve %7,8'i şiddetli depresyondadır. Kadın bireylerin ise %20,2'sinin hafif depresyonda, %37,4'ünün orta depresyonda ve %8,1'inin şiddetli depresyondadır. BDÖ puanı ortalaması (±S) ve tüm bireylerde14,7± 9,77 (Erkek:13,9±9,12; Kadın:15,8±9,79) puandır. BDÖ ile PUKİ arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,001). Uyku kalitesi iyi ve kötü olan bireylerin HEI puanları sırasıyla 82,4±12,3 ve 44,9±18,35 puan (p<0,001) iken, DQI puanları sırasıyla 76,7±10,72 ve 45,5±13,81 puandır (p<0,001). Sonuç olarak, bireylerin uyku kalitesi ile beslenme durumlarının diyetisyen tarafından değerlendirilmesi ve beslenme ve sağlık sorunlarının önlenmesi için kapsamlı eğitim programlarının uygulanması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, Beck Depresyon Ölçeği, Beden Külte İndeksi, Sağlıklı Beslenme İndeksi, Diyet Kalite İndeksi
Maternal iyot durumunun yeni doğan bebeğe etkisinin belirlenmesi
İyot Yetersizliği Hastalıkları (İYH) birçok insanı etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. İyot eksikliği özellikle gebe ve emziren kadınlarda hem anne hem de bebek için olumsuz etkileri nedeniyle ciddi bir sorundur. Bu araştırmanın amacı gebe kadınlarda ve yenidoğanda idrarla medyan iyot atımı (İMİA) düzeylerinin ve etkilerinin belirlenmesidir. Çalışma tanımlayıcı, kesitsel bir çalışma olup Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'ne doğum için başvuran, gebelik yaşı 37 hafta ve daha büyük olan 60 gebe kadın ve 60 yenidoğan üzerinde yürütülmüştür. Gebelerin demografik özellikleri, 24 saatlik besin tüketimi, besin desteği kullanma durumu belirlenmiş ve antropometrik ölçümleri yapılmıştır. Gebe kadınlarda ortalama (±SS) yaş 26,5±4,8 yıldır. Gebelerin %73,3'ü iyotlu tuz kullanmaktadır. Maternal İİA ortalama 163,4±79,6 (İyotlu tuz kullanan gebelerde: 192,9±71,1; iyotlu tuz kullanmayan gebelerde: 82,3±29,8 mcg/L, p=0,000, p<0,05) mcg/L ve yenidoğanda ise 113,5±44,9 (annesi iyotlu tuz kullanan yenidoğan: 129,3±41,4; annesi iyotlu tuz kullanmayan yenidoğan:70,2±16,6 mcg/L; p=0,000, p<0,05) mcg/L'dir. İyotlu tuz kullanan ve kullanmayan gebelerin medyan iyot atım değeri 163,5 ve 74,6 mcg/L iken annesi iyotlu tuz kullanan ve kullanmayan yeni doğanlarda bu değerler, 118,3 ve 67,4 mcg/L'dir. Gebe kadınların %3,3'ünde ağır iyot eksikliği (<50 mcg/L), %16,7'sinde orta eksiklik (50-99 mcg/L), %21,7'sinde hafif eksiklik (100-149 mcg/L), %50,0'ında yeterli düzey (150-249 mcg/L) ve %8,3'ünde fazla düzey (250-499 mcg/L) belirlenmiştir. Yenidoğanda ise eksiklik, yeterlilik ve fazlalık sırasıyla %33,3, %63,3 ve %3,3 olarak belirlenmiştir. İyotlu tuz kullanan gebelerin bebeklerinde eksiklik görülme sıklığı iyotlu tuz kullanmayanlara göre daha düşüktür (p=0,000, p<0,05). İdrarla iyot atımı ağır eksiklik gösteren gebelerin yenidoğan bebeklerinin vücut ağırlığı ortalaması 2200,0±282,8 gram, yeterli olanların 3308,0±384,8 ve fazla olanların 3450,0±70,7 gramdır. Annenin idrar iyot atımı arttıkça yenidoğanın vücut ağırlığının arttığı saptanmıştır (p=0,005, p<0,05). Annesi iyotlu tuz kullanan yenidoğanların boy uzunluğu, baş çevresi ve beden kütle indeksi (BKİ) değeri iyotlu tuz kullanmayanlara göre daha fazladır (p=0,000, p=0,001 p=0,04 p<0,05). İyotlu tuz kullanan gebe kadınların %95,5'inin yemeğe pişerken tuz eklediği ve bu gebelerin idrar iyot atımlarının, iyotlu tuzu yemeğe pişirdikten sonra ekleyenlere göre daha düşük olduğu bulunmuştur (p=0,001, p<0,05). Tüm bu bilgiler doğrultusunda, maternal iyot atım düzeyi yenidoğanın düzeyi ile paralellik göstermektedir ve maternal iyot eksikliği hem anne hem de yenidoğan için önemli bir halk sağlığı sorunudur. Gebelerde ve bebeklerde iyot eksikliğinin önlenmesi için politikaların etkin uygulanması, yürütülmesi ve izlenmesi gerekmektedir.
Farklı fakültelerdeki üniversite öğrencilerinde ortoreksiya nervoza görülme sıklığı ile yeme tutum davranışları ve beden algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Beslenme fetal dönemden geriatrik döneme olan her aşamada oldukça önemli bir yere sahiptir. Hayatın bazı döneminde bireyin yaşadığı değişiklikler beslenme üzerinde de etkiler yaratabilir. Bu yaratılan etki kimi zaman yemek bozukluğu olarak kendini göstermektedir. Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinde ortoreksiya nervoza görülme sıklığı ile yeme tutum davranışları ve beden algısı arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışma tanımlayıcı, kesitsel bir çalışma olup Gaziantep Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde herhangi bir fakültenin 3. Sınıfında eğitim gören çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 250 (K:165, E:85) birey üzerinde yapılmıştır. Katılımcıların bazı demografik özellikleri ve antropometrik ölçüm değerleri sorgulanmış ve bunula birlikte 'Yeme Tutum Testi', 'ORTO-15 Testi' ve 'Çok Yönlü Beden/Benlik ve Öz İlişki Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmaya dahil olan bireylerin yaş ortalaması 21,8±1,7 (K: 21,7±1,8, E: 22,1±1,5) yıldır. Katılımcıların eğitim gördüğü fakülteler ise Fizik tedavi ve rehabilitasyon (%18,8), Hemşirelik (%18,8), Eğitim Bilimleri (%18,4), Beslenme ve Diyetetik (%17,6), Hukuk Fakültesi (%16,4) ve Görsel İletişim ve Tasarım (%10,0)'dır. Kadınların boy uzunluğu, vücut ağırlığı ve BKİ değeri ortalaması sırasıyla 165,9±5,6 cm, 60,7±10,7 kg ve 22,0±3,4 kg/m2 iken erkeklerin 178,2±7,4 cm, 78,2±11,5 kg ve 24,6±3,0 kg/m2'dir. Bu değerin tümü kadınlarda erkeklere göre daha düşüktür (p<0,05). Kadın ve erkek bireylerin YTT-40 testinden aldıkları puanlar sırasıyla; 21,8±13,7 ve 20,6±14,7'dir (p>0,05). 25 ve yaş üstü bireylerin bu testten aldıkları puan diğer yaş gruplarına göre daha yüksektir (p=0,000, p<0,05). YTT-40 testinden 30 puan altında alan evli bireylerin oranı 30 puan ve üzeri alan evli bireylerin oranına göre daha düşüktür (p=0,001, p<0,05). ORTO-15 testinden kadın ve erkek bireylerin aldıkları puan ise sırasıyla 37,8±3,9 ve 36,8±3,2'dir (p>0,05). Bekar bireylerin çok yönlü beden ölçeğinden aldıkları madde puan 2,5±0,3 evli bireylerin ise 2,2±0,4'dir (p=0,004, p<0,05). Bireylerin BKİ sınıflaması ve YTT-40, ORTO-15 ve Çok Yönlü Beden/Benlik ve Öz İlişki Ölçeğinden aldıkları puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmamaktadır (p>0,05). YTT-40 testinden alınan toplam puan ile ORTO-15 testinden ve ÇYBÖİÖ'den alınan toplam puan arasında negatif, yaş ile pozitif kolerasyon bulunmaktadır (p<0,05). Üç testinde BKİ değeriyle ile arasında herhangi bir kolerasyon bulunmamaktadır. Bu veriler doğrultusunda bireylerin yeme bozukluğu görülme durumu ve beden algısı bireylerin bazı özellikleriyle ilişki içerisindedir. Yeme bozukluğu oldukça önemli bir problemdir. Yeme bozukluğu problemi için etkin politikalar oluşturulmalı, yürütülmeli ve izlenmelidir.
Üniversite öğrencilerinin besin güvenliğine ilişkin bilgi tutum ve davranışlarının belirlenmesi
Bu çalışma Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinde eğitim gören 19-24 yaş aralığında gelişigüzel seçilmiş 200 öğrencinin (%58.0 Erkek,%42.0 kadın) besin güvenliğine ilişkin bilgi tutum ve davranışlarını saptamak amacıyla yapılmıştır. Tüm öğrencilere çalışma hakkında bilgi verilmiş ayrıca ''Gönülleri Bilgilendirme Formu'' ile aydınlatılmış ve onayları alınmıştır. Öğrencilerin %8.0'i gıda güvenliği ile çok ilgili, %51.0'i ilgili, %36.5'i az ilgili olduğunu belirtirken, %4.5'i gıda güvenliği ile hiç ilgilenmediklerini belirtmiştir. Aradaki fark istatistiksel olarak önemli olmamakla birlikte erkek öğrencilerin besin güvenliği konusunda kız öğrencilere göre daha ilgili oldukları ve tükettikleri besinleri daha güvenilir bulduğu saptanmıştır (p>0.05).Öğrencilerin %21.5'i tarım ilacı kalıntılarını, %18.5'i ise mikroorganizmaları besin güvenliğini bozan ve sağlık için en zararlı olan unsur olarak görmektedir. Öğrencilerin %30.0'u tüm gıda katkı maddelerinin zararlı olduğunu düşünmektedir. Öğrencilerin %56.8'i ne göre gıda boyaları sağlık için en zararlı olan gıda katkı maddeleridir. Öğrencilerin %51.0'i deniz ürünlerini tamamen güvenilir bulurken %53.0'ü et ürünlerini hiç güvenilir bulmadıklarını belirtmiştir. Öğrencilerin besin satın alma ve besin hazırlama aşamasında gıda güvenliğini bozabilecek çeşitli olumsuz davranışları olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin besin güvenliği konusunda en güvenilir buldukları bilgi kaynakları doktor (%32),bilim adamları (%31.5) ve diyetisyenlerdir (%21.5). Öğrenciler besin güvenliğinin sağlamasında başlıca sorumlu olarak devleti (%68.5) görmektedir. Bunu besin üreticileri (%24.5) takip etmektedir. Sonuç olarak öğrencilerin gıda güvenliğine dair bilgileri eksik bulunmuş ayrıca hatalı tutum ve davranış sergiledikleri saptanmıştır. Besin güvenliğine gereken önemin verilmesi, devletin etkin ve yaygın bir şekilde besin güvenliğini sağlaması, üreticilerin ve besin sanayicilerin güvenli besin arz etmeleri ve tüketicilerinde güvenli gıda talep etmeleri, bunun için de eğitilmeleri ve bilinçlendirilmeleri gerekmektedir.
Radyoterapi tedavisi alan onkoloji hastalarında farklı tarama testleri ile beslenme durumunun belirlenmesi
Kanser hastalarında, hastalığın yanında uygulanan tedaviler de beslenme bozukluğuna yol açabilmektedir. Beslenme bozukluğu bireyin tedaviden aldığı yanıt, yaşam kalitesi ve sağ kalımı ile yakından ilişkilidir. Bu çalışmanın amacı; radyoterapi (RT) alan onkoloji hastalarında, Nütrisyonel Risk Taraması (NRS-2002) ve Evrensel Malnütrisyon Taraması (MUST) testleri kullanılarak, hastaların beslenme durumunun belirlenmesi ve tarama testlerinin kıyaslanması amacıyla yürütülmüştür. Çalışma kesitsel ve tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışma International Medicana Ankara Hastanesi Radyasyon Onkoloji Bölümü'ne radyoterapi için başvuran, 20-64 yaş arasında, gönüllü 110 yetişkin birey (32 erkek, %29,1 ve 78 kadın, %70,9) üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin bazı demografik özellikleri, beslenme durumu ve alışkanlıkları sorgulanmış, NRS-2002 ve MUST tarama testleri uygulanmış, antropometrik ölçümleri alınmış ve bazı biyokimyasal bulguları saptanmıştır. Ortalama yaş erkeklerde 50,8±11,9 ve kadınlarda 45,8±10,5 yıldır (p=0,034, p<0,05). Erkeklerin %37,5'i beyin, %28,1'i akciğer, %18,8'i baş/boyun, kadınların %62,8'i meme, %11,5'i beyin, %7,7'si akciğer kanseri tanısı almıştır (p=0,000, p<0,05). Bireylerin günlük enerji alımı erkeklerde 1698±169,7 kkal ve kadınlarda 1472,8±166,8 kkal'dir. Günlük enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen yüzdeleri sırasıyla; %40,1, %17,0 ve %42,8'dir. Günlük diyetle enerji, diyet lifi, D vitamini, tiamin, C vitamini, kalsiyum, magnezyum, demir ve çinko alım miktarları önerilenin altındadır. Toplam NRS skorunun 1, 2 ve 3+ olma durumu erkeklerde %28,1, %18,8 ve %53,1, kadınlarda %69,2, %10,3 ve %20,5'tir. Bireylerin kötü beslenme durumu (NRS: 3+ puan) ilk RT'de %18,2 iken son RT'de %30,0'a yükselmiştir. NRS skoru 2 olanlar ilk RT'de %5,5 iken son RT'de %12,7'ye yükselmiştir. NRS-2002 puan ortalaması ilk ve son RT'de sırasıyla tüm bireylerde 1,4±0,8 ve 1,7±0,9 (erkek: 1,8±1,0; 2,3±0,9, p=0,001, p<0,05; kadın: 1,3±0,7 ve 1,5±0,8, p=0,001, p<0,05) bulunmuştur (p=0,000, p<0,05) MUST'a göre tüm bireylerin ilk RT'de düşük, orta ve yüksek riske sahip olma oranı sırasıyla %79,1, %15,5 ve %5,5 iken son RT'de %71,8, %18,2 ve %10,0'dur (p=0,050, p<0,05). MUST toplam puan ortalaması ilk RT'de 0,3±0,6 iken 0,4±0,7'ye yükselmiştir (p=0,001, p<0,05). Sonuç olarak kanserli hastalarda radyoterapi süresi boyunca hastalar beslenme bozukluğu yaşamaktadır. Bu nedenle tedavi esnasında bireylere malnütrisyon tarama aracı uygulanmalı ve gerekirse beslenme destek tedavisi planlanmalı ve uygulanmalıdır.
Tip 2 diyabetli bireylerin metabolik kontrollerinin diyabet güçlendirme ölçeği ile değerlendirilmesi
Bu çalışma Tip 2 DM'li bireylerin matabolik kontrollerini Diyabet Güçlendirme Ölçeği ile değerlendirilmesi amacıyla Şubat 2019-Nisan 2019 tarihleri arasında Kahramanmaraş ili Necip Fazıl Şehir Hastanesi'nde Tip 2 DM tanısı konulmuş121 birey üzerinde yapılmıştır. Bireylere diyabeti algılama ve uyumluluklarını belirlemek amacıyla geliştirilen ''Diyabet Güçlendirme Ölçeği'' uygulanmıştır. Bu ölçek ABD'de geliştirilmiş ve 2012 yılında Türkçe'ye uyarlanmıştır. Bireylere ayrıca soruşturma yöntemi ile bir soru formu uygulanmıştır. Soru formunda demografik özellikler, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim sıklığı sorgulanmış olup antropometrik ölçüm sonuçları ve açlık kan glukoz düzeyleri kaydedilmiştir. Araştırmada erkek ve kadınların yaş ortalamaları sırasıyla 47,1 ±18,3 ve 47,6 ±18,1 olarak bulunmuştur (p>0,05). Tüm bireylerin %62,0'ının ev dışında en az bir öğün beslendiği saptanmıştır. Erkeklerde ve kadınlarda BKI değerleri sırasıyla 26,8 ±4,0 ve 27,8 ±5,5 olup hafif şişmanlık düzeyinde olmaları yönünden benzer bulunmuştur (p>0,05). Erkeklerde hafif şişman ve obez olanların oranı %50,0 ve %16,0 iken kadınlarda bu oran %28,2 ve %36,6'dır. Obez sınıfında yer alan kadınların oranı erkeklere göre daha fazladır (p<0,05). Yine bel çevresi yüksek risk grubunda olan kadınların oranı da daha fazladır (p<0,05). Bireylerin ortalama açlık kan glukoz düzeyleri 225,1 ±74,1 mg/dl'dir ve cinsiyetler arasında farklılık yoktur (p>0,05). Diyabet Güçlendirme Ölçeği uygulandığında cinsiyet açısından bir fark bulunmamıştır. Ölçekten alınan puanlar sınıflandırıldığında iyi puan (105-140 puan) alan hiçbir birey bulunmazken orta puan (67-104 puan) alanların oranı erkeklerde %92 kadınlarda %83,1 bulunmuştur. Kan bulgularına göre bireylerin HbA1C düzeyleri çoğunlukla(%86,0) orta ve kötü, Trigliserit düzeyleri çoğunlukla(%80,2) normal ve sınırda yüksek, Total kolesterol düzeyleri çoğunlukla (%93,4) normal ve sınırda yüksek, HDL düzeyi %86,8 oranıyla düşük, LDL düzeyi %83,5 oranıyla normal bulunmuştur. Diyabet Güçlendirme Ölçeğinden alınan toplam puan ile yaş, BKI, bel çevresi, açlık kan şekeri, HbA1C, diyabet yaşı, trigliserit, total kolesterol, HDL, LDL arasında pozitif bir korelasyon bulunmuştur. Burada bireylerin Tip 2 DM diyetlerine uyumlarının uzman yardımıyla ve bilinçlendirilerek diyabet diyetlerine uyumlarının daha üst düzeye çıkarılabileceği söylenebilir. Sonuç olarak bu ölçek diyabetli bireylerin tedavilerinin planlanmasında ve yeniden düzenlenmesinde kullanılabilirdir. Anahtar Kelimeler: diyabet, diyette uyum, diyabet güçlendirme ölçeği, metabolik kontrol, antropometrik ölçüm
Gaziantep ilinde bir lise öğrenci yurdunda kalan öğrencilerde uyku süresi ve kalitesi ile beden kütle indeksi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Gaziantep ili bir lise öğrenci yurdunda kalan 14-18 yaş aralığında eğitim öğretim gören 200 öğrencinin biyolojik ritimleriyle ilişkili uyku kaliteleri ve fiziksel aktivite düzeyleri ile beden kütle indeksleri arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla soru formu yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Çalışmaya sadece gönüllü olarak katılan bireyler alınmıştır. Genel Özellikler Anket Formu, Uluslararası Fiziksel Aktivite İndeksi (Kısa Versiyon), Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi kullanılmıştır. Ayrıca, katılımcıların abdominal çevre ölçümleri esnemeyen mezür ile boy uzunluğu ve vücut ağırlığı ölçümü, 0.1 kilogram ve 1 milimetreye duyarlı Seca marka elektronik boy ölçerli terazi ile yapılmıştır. Vücut ağırlığının(kg), boy uzunluğunun(m) metrekaresine bölünmesi ile katılımcıların Beden Kütle İndeksleri (BKİ) hesaplanmıştır. Bu değerler Genel Özellikler Anket Formuna kaydedilmiştir. Bireylerin verdiği yanıtlarla uyku kalitesi ile Beden Kütle İndeksi arasındaki ilişki üzerinde ve ayrıca ergenlerde uyku kalitesini etkileyen etkenlerin ne olduğu üzerinde durulmuştur. Uykuya geçiş, uyku süresi ve uykunun evrelerinin ergenlerin beslenme ve fiziksel aktivitelerinin ne derece etkili olduğu incelenmiştir. Lise öğrencilerinde yapılan bu çalışmada, çalışmada verileri değerlendirilen 126'sı kız ve 74'ü erkek olmak üzere toplam 200 öğrenci yer almaktadır. Dolayısıyla çalışmaya katılan öğrencilerin %37'si erkek, % 63'ü kızdır. Bu dağılımda zayıf 37 öğrenci (%18,5), normal kabul edilebilir 64 öğrenci (%42,5) , normal 44 öğrenci (%22) , hafif obez 34 öğrenci (%17) bulunmaktadır. BKİ ile uyku kalitesi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş ve popülasyon uyku kalitesine göre beden kütle indeksi açısından değerlendirildiğinde, beden kütle indeksi 20 kg/m² normal olan grupta oldukça kötü uyku kalitesi 20 kişi, beden kütle indeksi, değeri 24 kg/m² ve üzeri olan ergen grupta 37 kişi oldukça kötü yanıtını vermiştir. Fiziksel aktivenin uyku kalitesi üzerine etkisinde de uyku kalitesi oldukça iyi olan 34 ergen şiddetli fiziksel aktivite yapmış olup, uyku kalitesi oldukça kötü olan 58 ergen şiddetli fiziksel aktivite yapmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu bulgular ile BKİ ile uyku kalitesi arasında ters bir korelasyon olabileceği, fiziksel aktiviteyle uyku kalitesi puanı arasında da doğru bir orantı olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Antropometrik ölçüm , Biyolojik ritim, Fiziksel Aktivite, Sirkadiyen ritim
Polikistik over sendromlu kadınlarda beslenme durumu, yeme davranışı ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Polikistik Over Sendromu (PKOS) doğurganlık çağındaki kadınları etkileyen, en sık görülen endokrinopatidir. Üreme, metabolik ve fizyolojik sonuçları ile kompleks bir sorundur. Araştırmanın amacı PKOS'lu kadınlarda beslenme durumu, yeme davranışı ve yaşam kalitesini değerlendirmektir. Araştırma, Ekim-Şubat 2019 tarihleri arasında Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'nde 42 PKOS tanısı almış hasta ile yapılmış kesitsel, tanımlayıcı bir çalışmadır. Bireylerle yüzyüze görüşülerek sorukağıdı formu uygulanmış, genel özellikleri ve sağlık durumu belirlenmiştir. Bireylerden birbirini izleyen iki günlük 24-saatlik besin tüketimi, besinleri tüketim sıklığı, fiziksel aktivite durumu kaydı alınmış ve antropometrik ölçümleri yapılmıştır, Üç faktörlü yeme davranışı (TFEQ-R21) ve yaşam kalitesi (PCOSQ-50), biyokimyasal göstergeleri değerlendirilmiş ve kan basıncı ölçülmüştür. Bireylerin yaş ve beden kütle indeksi (BKI) ortalaması (±S) sırasıyla 23,0±4,15 yıl ve 23,5±4,08 kg/m2 bulunmuştur. Bireylerin %7,1'i obez (BKI: ≥30 kg/m2), %23,8'i fazla kiloludur (BKI: 25,0-29,9 kg/m2). Bel çevresi %69'unda risk (80-88 cm) ve yüksek risk (≥88 cm) grubundadır. Bel/boy oranı %38,1'inde, vücut yağ yüzdesi %33,3'ünde normal sınırlardadır. Bireylerin %19,0'unda açlık kan glukozu, %23,8'inde HOMA-IR, %33,3'ünde LDL-K, yüksek, %59,5'inde HDL-K düzeyi düşük bulunmuştur. D vitamini %88,1'inde eksik (<20 ng/L), B12 %38,1'inde düşüktür (<180 ng/L). Metabolik eşdeğeri (MET) değeri ortalaması 519,75 dk/hafta (düşük) ve fiziksel aktivite düzeyi (PAL) değeri 1,63±0,16 bulunmuştur. Günlük enerji alım miktarı ortalaması (±SS) 1628,2±364,5 kkal.'dir. Enerjinin %50,4'ü karbonhidratlardan, %13,2'si proteinden ve %36,4'ü yağdan sağlanmaktadır. Bireylerin diyetle folat, biotin, birçok vitamin (B1, B2, niasin, B6, B12, C, D) ile minerallerin (K, Mg, Ca, Fe, Zn, I) alım miktarlarının önerilenin altında olduğu belirlenmiştir. Akdeniz diyeti uyum (PREDIMED) puanı ortalama (±S) 6,09±1,42'dir ve bireylerin %61,9'u orta (6-9 puan), %38,1'i ise kötü (≤5 puan) uyum gösterdiği saptanmıştır. Yeme davranışı ölçeği (TFEQ-R21) puan ortalaması (±S) 47,5±11,54 ve yaşam kalitesi (PCOSQ-50) ölçeği puanı 140,8±31,9 bulunmuştur. Bireylerin BKİ değerleri ile HOMA-IR ve LDL-K düzeyleri arasında pozitif, HDL-K ile negatif yönlü anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. (p<0,05). TFEQ-R21 ile BKİ, vücut yağ yüzdesi ve bel-boy oranı arasında pozitif yönlü bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). PCOSQ-50 ile BKİ ve bel-boy oranları arasında negatif yönlü zayıf bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak PKOS'lu kadınlarda obezite, insülin direnci ve dislipidemi gibi sağlık risklerinin olduğu saptanmıştır. Antropometrik ölçümlerdeki artış metabolik parametreleri olumsuz yönde etkilemektedir. PKOS'lu kadınlarn diyetlerinin vitamin, mineral ve posa yönünden yetersiz olduğu, yağ içeriğinin ise yüksek olduğu görülmüştür. Fiziksel aktivitelerinin yetersiz, yaşam kalitelerinin düşük olduğu ve olumsuz yeme davranışlarının olduğu görülmüştür. PKOS ile ilişkili semptom ve hastalık risklerinden korunabilmek için diyet müdahalesi ve fiziksel aktivite artışını içeren yaşam tarzı değişikliklerin önerilmesi ve yaşam boyu sürdürülebilirliğin sağlanması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Polikistik over sendromu, beslenme durumu, yeme davranışı, yaşam kalitesi
Gaziantep ili Sanko Üniversitesi'nde çalışan yetişkin bireylerde kahvaltı alışkanlığı, besin örüntüsü ile kalitesinin belirlenmesi
Kahvaltının sıklıkla günün en önemli öğünü olduğuna dikkat çekilse de genel inanca ve bilimsel desteğe rağmen kahvaltı sıklıkla atlanmaktadır. Dengeli bir kahvaltı günlük alınması gereken enerjinin %15-25'ini karşılamalıdır. Bu çalışmanın amacı Gaziantep İli SANKO Üniversitesi'nde çalışan yetişkin bireylerde kahvaltı alışkanlığı, besin örüntüsü ile kalitesinin belirlenmesidir. Çalışma Haziran – Eylül 2019 tarihleri arasında SANKO Üniversitesi'nde çalışan yetişkin bireylerde yürütülmüştür. Kesitsel ve tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışmaya toplam 137 kişi (Erkek: %39,4; Kadın: %60,6) dahil edilmiştir. Bireylerin demografik özellikleri, beslenme ve kahvaltı yapma alışkanlıkları, besinlerin tüketim sıklığı, fiziksel aktivite düzeyleri, birbirini izleyen 2 günlük (hafta içi ve sonu) ileri dönük 24 saatlik besin tüketimleri ve antropometrik ölçümleri belirlenmiştir. Ortalama (x̄±S) yaş 36,5±10,3 (Erkek: 38,6±12,3; Kadın: 35,0±8,5) yıldır. En sık atlanan öğün %51,8 ile kahvaltı öğünüdür. Her gün kahvaltı yapmayan bireylerde şikayetler sıklıkla yorgunluk (%64,9) ve halsizlik (%47,3) olup, bu şikayetler ile her gün kahvaltı yapmama arasında anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Bireylerin hafta içi ve hafta sonu kahvaltıları kıyaslandığında enerji, makro ve mikro besin ögeleri ile kolesterol alımı arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Kahvaltının günlük enerjiyi karşılama yüzdesi erkek ve kadın bireylerde sırasıyla %32,0±12,3 ve %30,8±10,9'dur. Her iki cinsiyette de hafta içi ve hafta sonu kahvaltıda tüketilen besinlerden süt, yumurta, yeşil yapraklı/diğer sebze ve beyaz/tam tahıllı ekmek tüketimi arasında anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Bireylerin kahvaltı kalite indeksi puanı hafta içi 4,82±1,9 (orta kalite), hafta sonu 5,29±1,7 (orta kalite) bulunmuştur. Her gün kahvaltı yapan ve yapmayan bireylerin hafta içi kahvaltı kalite indeksi puanları arasında anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Hafta sonu kahvaltı kalite indeksi puanları arasında anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). Erkek ve kadınların sırasıyla %72,2 ve %31,3'ü fazla kilolu (BKİ: 25,0-29,9 kg/m2) ve %7,4 ve %10,8'i şişmandır (BKİ: ≥30,0 kg/m2). Ortalama (±S) BKİ erkek ve kadınlarda sırasıyla 26,5±2,5 ve 24,8±4,0 kg/m2'dir. Her gün kahvaltı yapan ve yapmayan bireylerin antropometrik ölçümleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). Bireylere kahvaltı yapma alışkanlığının kazandırılması ve farkındalığın artırılması gerekmektedir.
11-15 yaş grubu çocukların antropometrik ölçümleri ile besin tüketim sıklığı ilişkisinin kidmed skoru kullanılarak saptanması
Elif Ceren Kalaycık, 11-15 Yaş Grubu Çocukların Antropometrik Ölçümleri İle Besin Tüketim Sıklığı İlişkisinin Kidmed Skoru Kullanılarak Saptanması. Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Beslenme ve Diyetetik Programı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2020. Bu çalışmanın amacı 11-15 yaş grubu okul çağı çocuklarında antropometrik ölçümler ile besin tüketim sıklığı ilişkisinin KİDMED skoru kullanılarak Akdeniz diyetine uyumunun etkisini belirlemektir. Bu amaçla çalışma Aralık-Mart 2019 tarihleri arasında Adana ilinde eğitim gören Vakıfbank ortaokul öğrencileri üzerinde yürütülmüştür. Çalışmaya herhangi kronik rahatsızlığı, besin alerjisi ve malabsorbsiyon gibi hastalığı olan öğrenciler kabul edilmemiştir. Bu nedenle çalışmaya 151 erkek (%54.7), 125 kız (%45.3) olmak üzere 11-15 yaş arasındaki 276 ortaokul öğrencisi alınmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin IPAQ formundan elde ettikleri puan 0-9942 arasında olup IPAQ değerlendirmesi sonucunda öğrencilerden 145'inin (%52.5) orta, 82'sinin (%29.7) yüksek, 49'unun da (%17.8) düşük fiziksel aktivite gösterdiği saptanmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin KİDMED skoru ortalama 5.03±2.56 olarak hesaplanmıştır. Bu sonuç göz önünde bulundurulduğunda öğrencilerin Akdeniz diyetine uyum düzeyi ortadır. Akdeniz diyetinde yer alan besinleri tüketip tüketme durumlarına göre yapılan değerlendirme sonucunda öğrencilerden 154'ünün (%55.8) orta, 66'sının (%23.9) kötü, 56'sının da (%20.3) en iyi Akdeniz diyet kalitesine sahip olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Okul Çağı Çocukları, Beslenme, Akdeniz Diyeti Kalite İndeksi
Üniversite öğrencilerinin toplu beslenme hizmetlerinden memnuniyet durumu ve yemeklerde oluşan artık düzeyinin belirlenmesi
Üniversite öğrencileri, günlük enerji ve besin öğeleri gereksinmelerinin 2/3'ünü üniversitede geçirdiği süre içerisinde sunulan toplu beslenme hizmetlerinden yeterli ve kaliteli bir düzeyde sağlamak durumundadır. Bu çalışma Kasım/Aralık 2019 tarihleri arasında, Gaziantep Üniversitesi öğrencilerinin üniversite yemekhanesinde sunulan toplu beslenme hizmetlerinden memnuniyet durumlarını belirlemek ve bir haftalık (beş gün) süreçte üniversite yemekhanesinde tüketilen çeşitli yemeklerde oluşan artık miktarının saptaması amacıyla sübjektif ve objektif olmak üzere iki kısımda yürütülmüştür. Araştırmanın birinci kısmında, beyana dayalı/sübjektif hizmet memnuniyetine ilişkin veriler 273 öğrenciye (Kadın:%50.5; Erkek:%49.5) verilen toplu beslenme hizmeti ile ilgili görüşleri sorulup, 5'li Likert tipi ölçekleme ile çok kötü, kötü, orta, iyi, çok iyi şeklinde değerlendirilmiş ve puanlanmıştır. Ayrıca, öğrencilerin beyanlarına dayalı olarak porsiyon cinsinden bıraktıkları artık miktarları sorgulanmıştır. Araştırmanın ikinci kısmında, objektif yöntemle oluşan artık miktarlarını belirlemek amacıyla her gün (beş gün) yemekhanede rastgele seçilen 300 öğrencinin (Kadın:%50; Erkek:%50) artık miktarları tartım yöntemiyle hesaplanmıştır. Çalışmada birinci kısmında elde edilen verilere göre; öğrencilerin beyanları doğrultusunda, servis edilen yemeklerin organoleptik özelliklerinden sırasıyla; yemeklerin lezzeti, salata/meyvelerin tazeliği, görünümü, pişme düzeyi, temizliği, (%89.0, 86.9, %86.8, %86.5, %86.5) menü özelliklerinden; sağlıklı beslenme ilkelerine uygunluğunu (%83.6) ve servis özelliklerinden; servis personelinin davranışları, temizliği ve servis saatlerinin uygunluğu (%93.4, %89.0, %87.9) orta ve orta düzey üzeri olarak bulunmuştur. Buna rağmen hizmetin sunduğu yemeklerin organoleptik özelliklerden sırasıyla; yemeklerin sıcaklıkları ve porsiyon miktarları (%20.5, %16.5) menü özelliklerinden; uyum, çeşitlilik ve tekrar sıklıkları (%77.7, %77.2, %64.1) servis özelliklerinden; tepsi temizliği, tabak temizliği ve yemek takımlarının temizliği ve servis şekli (%39.2, %38.0, %36.7, %19.5) kötü ve çok kötü olarak bulunmuştur. Öğrencilerin organoleptik ve menü özelliklerinden memnuniyetleri ile cinsiyetleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05) ancak servis özelliklerinden memnuniyetleri ile cinsiyetleri arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Öğrencilerin yemekhaneden yararlanma sıklıkları, aylık ortalama harçlık miktarları ve yaş ortalamalarının sunulan hizmetteki memnuniyet durumlarına etkisi bulunmamıştır (p>0.05). Öğrencilerin sunulan yemeklerde artık bırakma/tüketmeme nedenleri sıralandığında; %28.9 ile yemeklerin lezzetsiz olması, %25.3 ile porsiyon miktarının fazla olması, %15.8 ile alışık tatların olmaması gibi nedenler bulunmuştur. Çalışmanın ikinci kısmında objektif yöntemle elde edilen verilere göre; ana yemeklerdeki artık oranının toplam çıkan ana yemek porsiyonuna göre %21.2, 2. kap yemeklerde %17.2, 3. kap yemeklerde %11.8 olduğu bulunmuştur. Ayrıca artık bırakma oranı tüm yemek çeşitlerinde kadın öğrenciler için %22.1, erkek öğrenciler için %12.6 olarak bulunmuştur. Bu da, bu üniversitede çıkan yemeklerin maliyetinde %19-20 arasında bir kayıp/zarar olduğunu göstermektedir. Çalışmanın her iki yönteminde de kadınların erkeklere oranla yemeklerde daha fazla artık bıraktığı ve öğrencilerin cinsiyetleri ile yemeklerde bıraktıkları artık miktarları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05) ayrıca, artık toplama yüzdeleri arasında fark bulunmamıştır (p>0.05). Dolayısıyla artık oranları en doğru ve pratik olarak, öğrencilere sorulan tabaklarında bıraktıkları artık porsiyonları sorgulanarak saptanabilmektedir. Sonuç olarak; çalışmanın yürütüldüğü yemekhaneden yararlanan öğrencilerin, sunulan hizmetteki memnuniyetsizlikleri ile doğru orantılı olarak oluşan artık düzeyleri göz ardı edilemeyecek boyutlardadır. Hizmetin kalite özelliklerinin daha da iyileştirilerek, öğrencilerin memnuniyet durumlarının artırılması ve artık miktarlarının azaltılmasına gereken önem verilmelidir.
Bir yurtta kalan üniversiteli kız öğrencilerin uyku kalitesi, depresyon ve beslenme durumunun incelenmesi
Bu araştırma, bir yurtta barınan üniversiteli kız öğrencilerin beslenme durumu, uyku kalitesi ve depresyon durumunu değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma, yaşları 19-28 arasında olan 300 üniversite öğrencisi ile yürütülmüştür. Öğrencilerden bir anket formu ile yüz yüze görüşülerek veriler alınmıştır. Anket formunda öğrencilerin genel özelliklerini ve beslenme alışkanlıklarını saptamaya yönelik sorular yer almaktadır. Öğrencilerin 24 saatlik besin tüketim kayıtları alınmış, Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Öğrencilerin %14,7'si sigara içmekte, %26,3'ü alkol kullanmakta, %19,0'u düzenli olarak fiziksel aktivite yapmaktadır. Günlük tüketilen ana öğün sayısı ortalama 2,3±0,6, ara öğün sayısı 1,0±1.0'dır. Öğrencilerin günlük aldıkları enerji miktarı ortalama 1521±483 kkal'dir. Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği sonuçlarına göre öğrencilerin %70,3'ünün uyku kalitesi iyidir. Beck Depresyon Ölçeği sonuçlarına göre öğrencilerin %53,6'sının depresyon düzeyi normaldir. Öğrencilerin uyku kalitesi ile sigara kullanma, alkol tüketme ve hastalık varlığı durumları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Uyku kalitesi ile öğle ve akşam öğünlerinin tüketildiği yer arasında anlamlı bir ilişki vardır (p<0,05). Öğrencilerin uyku kalitesi ile BKİ değerleri arasında negatif, diyetle alınan posa miktarı (g) ile pozitif yönde korelasyon saptanmıştır (p<0,05). Öğrencilerin uyku kaliteleri ile depresyon durumları arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0,05). Öğrencilerin depresyon durumları ile alkol kullanma, düzenli fiziksel aktivite yapma, hastalık varlığı ve BKİ sınıflaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Depresyon durumu ile BKİ ve diyetle alınan karbonhidrat miktarı (g) arasında pozitif yönde (p<0,05), diyetle alınan A vitamini (mcg) ve tüketilen ana öğün sayısı ile negatif yönde bir ilişki bulunduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Öğrencilerin yeterli ve dengeli beslenmeleri, fiziksel aktivitelerinin arttırılması, uyku kalitelerinin arttırılması ve depresyon konusunda eğitilmeleri ve bu konularda farkındalıklarının arttırılmasına yönelik çalışmalar yapılması gerekmektedir.
Bir hastanenin polikliniklerine başvuran yaşlı bireylerin beslenme durumunun taranması ve sıvı tüketiminin belirlenmesi
Bu araştırma yaşlı bireylerin beslenme durumunun taranması ve sıvı tüketiminin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma Gaziantep ilinde bulunan bir özel hastanenin polikliniklerine başvuran 65 yaş ve üzeri 200 yaşlı (93 erkek, %46,5, 107 kadın, %53,5) birey üzerinde yürütülmüştür. Bireylere uygulanan anket formunda demografik bilgiler, beslenme alışkanlıkları/besin tüketim sıklığı, Mini Nütrisyonel Araştırma (MNA) ve antropometrik ölçümler yer almaktadır. Yaşlı bireylerin yaş ortalamaları benzerdir (p=0,884; p>0,05). Hipertansiyon (erkek %35,5, kadın % %65,4) ve diyabet(erkek %34,2, kadın % 52,3) özellikle kadınlarda en çok görülen hastalıklar olarak saptanmıştır. İki grup arasında diyabet ve hipertansiyon hastalıkları açısından anlamlı bir fark bulunmazken diğer hastalıklar ile istatistiksel olarak çok anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,000; p<0,01). Türkiye Beslenme Rehberi'ne (TÜBER)'e göre erkekler alınması gereken enerjinin %92,4'ünü kadınlar ise enerjinin %97,4'ünü karşılamıştır. Enerjinin karbonhidrattan (erkeklerde %45,36±7,76, kadınlarda %46,33±7,05) ve proteinden gelen oranı (kadınlarda %18,48±2,00 erkeklerde %18,80±1,89) önerilen düzeyde, yağdan gelen oranı (erkeklerde %36,02± 6,70, kadınlarda %34,88±6,37) önerilenin üzerinde olduğu saptanmıştır. Yaşlı bireylerde (kadın %40,2, erkek %45,1) toplam iki cinsiyette %42,6'sı ise önerilen düzeyin altında su tükettiği bulunmuştur. Beden Kütle İndeksi (BKİ) sınıflamasında erkeklerin %36,0'sının fazla kilolu, kadınların %49,5'inin şişman olduğu saptanmıştır. Yaşlı bireylerin cinsiyete göre BKI değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0,000; p<0,01). Kadınların %51,7'si, erkeklerin ise %48,3'si MNA puanına göre normal (12-14 puan) nütrisyonel duruma sahip olduğu, erkeklerin %35,7'si, kadınların %64,3'ü malnütrisyon riski (8-11 puan) altında olduğu saptanmıştır. Cinsiyete göre nütrisyonel durum arası bir fark bulunmamıştır (p=0,229; p>0,05). Bu çalışmada sonuç olarak, yaşlıların beslenme ve sıvı tüketimleri açısından bazı sorunları olduğu saptanmıştır, buna yönelik olarak yaşlı beslenmesi konusunda gerekli politikaların geliştirilmesi ve bu konuda yaşlıların bilinçlendirilmesi sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: yaşlı, sıvı tüketimi, malnütrisyon, Mini Nütrisyonel Araştırma (MNA)