Adnan Menderes University
Anabilim Dalı

Halk Sağlığı Anabilim Dalı

Adnan Menderes University

280

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aydın Astim Organize Sanayi Bölgesinde iş kazalarının incelenmesi ve önlenmesinde eğitimin rolü

Amaç: Araştırmanın amacı Aydın Astim Organize Sanayi Bölgesi'ndeki işçilerin iş kazası geçirme sıklığının saptanması ve iki farklı eğitim metodunun işçilerin temel iş sağlığı ve güvenliği bilgi düzeylerine, iş kazasından korunma davranışlarına ve iş kazası geçirme insidansına olan etkisinin saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma non-randomize kontrollü müdahale çalışması olarak Ocak 2014- Ocak 2015 tarihlerinde, Aydın Astim Organize Sanayi Bölgesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma, gönüllük esasına dayandığından örneklem seçimi uygulanmamıştır. Katılan işyerlerinin tümünde tanımlayıcı bir çalışma yapılmış, işyerleri iş kazası geçirme sıklığı bakımından benzer, üç gruba ayrılmıştır. Birinci gruba klasik yöntem ile eğitim yapılmış, ikinci gruba aktşf katılımlı eğitim uygulanmış, üçüncü grup ise kontrol grubu olarak alınmıştır. Müdahale programı tamamlandıktan sonra işyerlerinde ilk yapılan ölçümler tekrarlanarak araştırma tamamlanmıştır. Bulgular: İşçilerde, meslek hayatları boyunca en az bir kez iş kazası geçirme sıklığı %29,5 iken, son bir yılda iş kazası geçirme sıklığı %5,3 olarak bulunmuştur. İş kazası sıklık hızı aktif eğitim grubunda 31,4, klasik eğitim grubunda 41,0, tüm işçilerde 37,5 olarak bulunmuştur. İşçilere sorulan temel iş sağlığı ve güvenliği bilgi sorularından, bilgiye dayalı yorum yapma ve analiz-sentez becerilerinin değerlendirildiği sorulara aktif katılımlı eğitimin uygulandığı grupta, klasik metodla eğitim yapılan gruba göre daha fazla oranda doğru yanıt verildiği bulunmuştur (p<0,05). Kişisel koruyucu donanım kullanım oranı eğitim alan iki grup arasında karşılaştırıldığında; aktif katılımlı eğitim programı uygulanan grupta, klasik metodla eğitim verilen gruba göre daha fazla oranda artış bulunmuştur (p<0,05). Yine iki grup değerlendirildiğinde dikkatsiz çalışma, uyarı işaretlerine uymamama, arkadaşlarını meşgul etme, belin açısını koruyarak kaldırmama, el ve ayakları koruyarak indirmeme davranışları aktif katılımlı eğitim grubunda anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Bu araştırma ile aktif katılımlı eğitim programının işçilerde problem çözme, bağımsız öğrenme, bilginin bütünselliği ve davranış değişikliği göstermedeki etkisi saptanmıştır. Genel olarak yetişkin eğitimi, özel olarak ise iş sağlığı ve güvenliği eğitimi alanında yetişkin öğrenme ilkelerine ilişkin teoriyi farklı bir alanda uygulamış ve ona katkı sağlamıştır. İşçilere uygulanan etkili, verimli ve aktif katılımlı iş sağlığı ve güvenliği eğitimi ile sağlıklı çalışma ortamı, sağlıklı çalışan ve sonuç olarak sağlıklı toplum sağlanabilecektir.

Eğitim yöntemleriGüvenlikGüvenlik yönetimi+4
Cenk Benli
Adnan Menderes University
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aydın ilinde güvenli tarım uygulamalarında sektörler arası işbirliği yaklaşımı ve e-eğitim modeli geliştirilmesi

Amaç: Bu çalışmada, uzaktan eğitim yöntemi ile tarım danışmanlarının güvenli tarım uygulamaları ile ilgili eğitilmesi ve eğitimli tarım danışmanları yoluyla üretici durumunda bulunan çiftçilerin bilgi ve uygulamalarının geliştirilmesi amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çalışma Eylül 2013-Aralık 2015 tarihleri arasında Aydın ili sınırları içerisinde gerçekleştirilmiş randomize kontrollü bir müdahale araştırmasıdır. Çalışma daha önce gerçekleştirilen "Aydın ili pestisit farkındalığı" çalışmasına dayanılarak geliştirilmiştir. Çalışma üç aşamalı olarak planlanmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında müdahale (10 köy+1 yedek köy) ve kontrol (10 köy+1 yedek köy) grubu köylerinin belirlenmesi (ön çalışma bulgularına göre güvenli pestisit uygulamaları konusunda sorunlu olan köyler), konu ile ilgili uzman hocaların katılımıyla uzaktan eğitim müfredatının oluşturulması ve öğretim yönetim sistemi (LMS)'ne uzmanların ders kayıt video ve sorularının modüler olarak yüklenerek özgün bir E-Eğitim Modelinin geliştirilmesi; ikinci aşamada LMS sistemi ile uzaktan müdahale grubundaki 11 Tarım Danışmanının Eğitilmesi ve ÖnTest-SonTest yapılarak eğitimin etkinliğinin belirlenmesi, üçüncü aşamada; web yoluyla eğitilen danışmanların üreticileri eğitmesi ve sonrasında gerek müdahale gerek kontrol gruplarına üreticilerin güvenli tarım uygulamaları yüz yüze anket yöntemi yoluyla değerlendirilmiştir. Veri toplama aracı olarak 5 bölümden oluşan (1-katılımcıların tanımlayıcı bilgileri, 2-yetiştirilen ürün, kulanılan pestisitler ile pestisit tercihini etkileyen faktörler, 3-pestisitlerin çevreye ve canlı sağlığı üzerine etkileri ile ilgili bilgi düzeyi, 4-pestisit hazırlama ve uygulama aşamalarında dikkat edilen unsurlar, 5-pestisit etkilenimine bağlı sağlık sorunları ve semptomlar) anket formu; "Bitki Koruma Ürünlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik" maddeleri ve T.C. Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, "2011 Yılı Bitki Sağlığı ve Karantina Çalışma Program ve Prensipleri" kitabındaki "İlaç-Alet" bölümünden yararlanarak oluşturulmuştur. İlaç uygulama ve hazırlamaya ilişkin sorular için her bir doğru cevap yada uygulama "1 puan", yanlış veya cevapsiz yanıtlar "0 puan" olarak kodlanmış ve tarım ilacı hazırlama, uygulama ve ilacın etkileri ile ilgili verilen yanıtlar için toplam puanlar hesaplanmıştır. Müdahale grubunda 340 , kontrol grubunda 378 üreticiyle görüşülmüştür. Çalışmanın belirlenen köylerde gerçekleştirilebilmesi için Aydın Valiliği'nden ve Aydın Tarım Hayvancılık ve Gıda Müdürlüğünden ve ADÜ Tıp Fakültesi Etik Kurulundan Protokol No:2013/254 ile onay alınmıştır. Veriler SPSS 23 paket programı ile değerlendirilmiştir. Tanımlayıcı istatistiklerde sayı ve yüzde dağılımlar gösterilmiş, ortalama±standart sapma verilmiştir. Normal dağılıma uygunluk için Kolmogorov –Smirnow testi yapılmıştır. Analitik analizlerde ki-kare testi, Student-t testi, bağımlı gruplarda ki-kare testi, iki eş arasındaki farkın önemlilik testi ve Wilcoxon testleri kullanılmıştır.Tip 1 hata düzeyi=0,05 olarak alınmıştır. Bulgular: Müdahale ve kontrol grupları sosyo-demografik özellikler (yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, sosyal güvence) ve güvenli pestisit uygulamaları konusunda (ilaç hazırlarken ve uygularken dikkat edilen hususlar, risk durumu) bakımından benzerdir (p>0.05). Tarım danışmanlarının öntest puan ortalamaları (64,00±14,05), eğitim sonrasında (78,12±11,19) anlamlı olarak artmıştır (p=0.42). Üretici eğitimleri öncesi ilaçların hazırlanması, uygulanması ve saklanmasında dikkat edilmesi gereken hususlara uyumun (en düşük %16,9 -en yüksek %98,5 ) arasında değiştiği; eğitim sonrasında (%47,2 -%100) arasında değiştiği tespit edilmiştir. Eğitim öncesi, ilaç hazırlamada dikkat edilecek konulara uyumunun (%10,5-%66,1) arasında değiştiği; eğitim sonrasında (%37,5-%98,4) arasında değiştiği tespit edilmiştir. Müdahale grubunda eğitim sonrası ilaç hazırlamada tüm önlemlerin alınmasında anlamlı artış tespit edilmiştir (p<0,001). İlaç uygulama boyutunda da, eğitim öncesi ilaçları uygularken dikkat ettikleri hususlara uyumun (%11,4-%74,6 ) arasında değiştiği, eğitim sonrasında (%70-%100) arasında değiştiği tespit edilmiştir. Müdahale grubunda eğitim sonrasında tarım ilaçlarının etkileri ile ilgili bilgi puanı, tarım ilacı uygulamaları ile ilgili toplam puan, tarım ilacı hazırlama ile ilgili toplam puanlarda istatistiksel olarak anlamlı artış saptanmıştır (p<0,001). Sonuç: Araştırmacı tarafından geliştirilip tarım danışmanlarının eğitiminde kullanılan modül ile tarım danışmanlarının bilgi düzeyi artırılmıştır. Tarım danışmanları aracılığı ile uygulanan eğitimin güvenli tarım uygulamaları hususunda üretici bilgi ve uygulamalarını iyileştirdiği tespit edilmiştir. Eğitimlerin sürekliliğinin sağlanması, güncel bilgilerin en kısa süre içinde tarım danışmanları ve dolayısı ile üreticilerle paylaşılması için uzaktan eğitim yöntemlerinin başarı ile uygulanabileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: uzaktan eğitim, pestisitler, güvenli tarım

AydınGüvenlikPestisit artıkları+5
Orhan Okur
Adnan Menderes University
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Köşk ilçesi kırsal bölgesindeki 20-79 yaş erişkinlerde on yıllık koroner kalp hastalığı riski ve riskli grupta müdahale örneği, Aydın, 2015

Amaç ve hipotez: Çalışma iki aşamalıdır. Birinci aşama olan prevalans çalışmasının amacı; 20-79 yaş grubu erişkinlerde Framingham Risk Skoru değerlendirmesi ile on yıllık koroner kalp hastalıkları riski sıklığının saptanmasıdır. İkinci aşama olan müdahale çalışmasının amacı; riskli olarak belirlenen grubun iki gruba ayrılarak müdahale ve kontrol grubu olarak tanımlanması ve müdahale grubuna kişinin risklerine yönelik bilgilerin on beş gün ara ile toplam 12 mesaj olarak SMS yolu ile iletilmesi ve altı ay sonrasındaki değişiminin saptanarak, müdahalenin etkinliğinin belirlenmesidir. Yöntem: Çalışmanın birinci aşaması Koçak, Güzelköy, İlyasdere ve Kuyucular mahallelerinde gerçekleştirilmiştir. İkinci aşamada Kuyucular müdahale, Güzelköy ile İlyasdere mahalleleri ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Çalışmanın başlangıcında çalışma grubunun genel sosyodemografik bilgileri ve sağlık durumlarının ortaya konduğu anket ile veriler toplanmış; tansiyon, boy, kilo, HDL ve total kolesterol ölçümü yapılmıştır. Framingham on yıllık koroner hastalık risk skorlaması her iki cinsiyet için ayrı düzenlenmiştir. Bu tablolara göre; yaş, total kolesterol, sigara, HDL ve sistolik kan basıncı ile ilgili bölümlerde yaş grubuna uygun puan seçilerek puanlar toplanmış, "bireyin riskine tekabül eden 10-yıllık olasılık" saptanmıştır. Çalışmaya katılan tüm bireylere Framingham risk skoru ve koroner kalp hastalıkları risk faktörleri ile ilgili bir saatlik bilgi verilmiştir. Müdahale grubundaki katılımcılara kişisel gereksinimlerine göre bireysel danışmanlıklar gereken eğitim başlıklarıyla ilgili hatırlatıcı, spot bilgiler içeren SMS'ler gönderilmiştir. Müdahale sonrası ölçümler ve anket tekrarlanarak Framingham risk skoru düzeyi hesaplanmıştır ve riskteki değişim tespit edilmiştir. Bulgular: Çalışma bölgesindeki 20-79 yaş 896 kişiden 655 kişi araştırma kriterlerine uygun olarak saptanmış, bunlardan 530 kişiye (%80,9) ulaşılmıştır. Çalışmaya katılan mahallelerin Framingham risk skorlamasına göre sınıflaması açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Katılımcılar (n=530) arasında on yıllık koroner kalp hastalığı riski %20 ve üzeri olanların dağılımları erkeklerde %6,4 ve kadınlarda %0,4, risk skor dağılımı %10-20 arasında kalan erkeklerin oranı %40,6, kadınların ise %4,7 olarak bulunmuştur. Müdahale sonrasında, uygun tuz tüketimi, kendi fiziksel etkinliğini değerlendirme, uygun meyve, sebze ve balık tüketimi müdahale grubunda anlamlı olarak daha yüksektir. Müdahale grubunda kilo ve BMI ortalamaları anlamlı bir şekilde azalırken, kontrol grubunda artma saptanmıştır. Sistolik kan basıncı ortalaması müdahale grubunda anlamlı bir şekilde azalmıştır. Müdahale grubunda, 46 katılımcının başlangıçta 40'ı (%87,0) orta risk grubunda, 6'sı (% 13,0) yüksek risk grubunda iken, müdahale sonrasında katılımcıların 11'i (%24,0) düşük risk grubuna geçmiş, bu geçişin tamamı orta risk grubundan olmuştur. Müdahale öncesinde yüksek risk grubunda olan 6 katılımcının 4'ü (%8,7) ise orta risk grubuna geçmiştir. Böylece toplamda 15 (%32,7) katılımcı, yani her üç kişiden biri, müdahale öncesine göre müdahale sonrasında bir alt risk grubuna yerleşmişlerdir. Kontrol grubunda, 44 katılımcının başlangıçta 42'si (%95,5) orta risk grubunda, 2'si (%4,5) yüksek risk grubunda iken, 6 aylık izlem sonrasında orta risk grubundaki 5 kişi (%11,4) yüksek risk grubuna geçmiş, düşük risk grubuna geçen olmamıştır. Böylece toplamda 5 katılımcı (%11,4), yani her dokuz kişiden biri, izlem sonrasında bir üst risk grubuna yerleşmişlerdir. Sonuç: Çalışma sonunda kişisel risk faktörlerine göre bireyselleştirilmiş SMS müdahalesinin davranış değişiklikleri sağladığı, Framingham risk düzeyini düşürdüğü ve KKH risk faktörleri azaltılmasında etkili yöntem olduğu görülmüştür. Bu yöntemin birinci basamak sağlık hizmetlerinin etkinliğinin artırılması için uygulanması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Framingham risk skoru, koroner kalp hastalığı, müdahale.

Acil tıpAydınKalp hastalıkları+5
Burcu Hekim
Adnan Menderes University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Birincil korunmada hava değişkenlerine yönelik erken uyarı modeli

Amaç: Bu çalışma, hava değişkenleri konusunda toplumu korumak, bilinçlendirmek ve hazırlamak amacı ile "yerel erken uyarı sistemi modeli" geliştirilmesi için planlanmıştır. Belirlenen hava değişkenlerine yönelik sms ve e-mailler ile uyarı ve bilgilendirme mesajları gönderilerek müdahale grubundaki katılımcıların farkındalıkları ve tutum-davranışlarının artacağı öngörülmüştür. Yöntem: Araştırma, Aydın İli Merkez Efeler İlçesi'nde belirlenen müdahale ve kontrol gruplarında, aşırı sıcaklar, yüksek UV indeksi, aşırı hava kirliliği konularında müdahale öncesi ve sonrası farkındalık düzeylerinde yaşanan değişimi belirlemeye yönelik bir müdahale çalışmasıdır. Araştırma Haziran 2014-Ağustos 2016 arasında yapılmıştır. Araştırma örneklemini belirlemek için G-Power kullanılmıştır. d=0,2 güç=0,80 ve %20 yedek alınarak örneklem büyüklüğü 1000 kişi olarak hesaplanmıştır. Müdahale kapsamında: 1- Mesaj serisi, 2- Web sayfası hazırlanmıştır. Bu bağlamda müdahale ve kontrol gruplarının ilk uygulanan anket ile farkındalıkları ve tutum-davranışları tespit edilmiştir. Daha sonra müdahale grubuna, hava sıcaklığı, UV indeksi ve hava kalitesi indeksi için belirlenen eşik değerler olan sırasıyla 27oC, 6 ve 101 değerleri aşıldığında bir yıl süre ile sms ve e-mail ile uyarı ve bilgilendirme mesajları gönderilmiştir. Web sitesi ile de tüm kamuya açık bilgilendirmeler yapılmıştır. Bir yıl sonunda farkındalık ve tutum-davranışlarındaki değişimler tekrar anket yapılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Müdahale grubundan 440, kontrol grubundan 442 kişi olmak üzere toplam 882 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcıların ortalama yaşı 41,26±14,64 olarak hesaplanmıştır. Çalışmaya katılanların %55,9'u (n=493) kadın, %44,1'i (n=389) erkektir. Çalışmada 882 katılımcının %60,0'ının (n= 529) hassas gruplardan en az birinde yer aldığı, %40,0'ının (n=353) ise hassas grupta yer almadığı görülmüştür. Katılımcıların %31,9'u (n=281) kendilerinin hassas grupta olduğu, %48,3'ünün (n=426) de hanelerinde yaşayan hassas gruba dahil birey olduğu saptanmıştır. Müdahale öncesinde katılımcıların "Aşırı Sıcaklar", "UV İndeks" ve "Aşırı Hava Kirliliği" deyimlerini duyma durumları sorgulanmıştır. Müdahale sonunda "UV İndeksi" ve "Aşırı Hava Kirliliği" deyimlerini duyma durumları anlamlı olarak artmıştır. Müdahale grubunun müdahale öncesi ve sonrası sıcaklık puanları, UV puanları ve hava kirliliği puanları değerlendirildiğinde anlamlı artış saptanmıştır. Yine müdahale grubunun müdahale öncesi ve sonrası aşırı hava sıcaklığı ile güneşten ve aşırı hava kirliliğinden korunma tutum-davranış puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı olarak arttığı saptanmıştır. Müdahale grubundaki hassas gruba dahil olanların da müdahale öncesi ve sonrası sıcaklık puanları, UV puanları ve hava kirliliği puanları; aşırı hava sıcaklığı ile güneşten ve aşırı hava kirliliğinden korunma tutum-davranış puanları anlamlı olarak artmıştır. Sonuç: Çalışma sonunda belirlenen hava değişkenlerine yönelik eşik değerler aşıldığında gönderilen sms ve e-mail mesajları ile katılımcıların farkındalıkları artış sağlanmıştır. Yapılandırılan "yerel erken uyarı sistemi modeli"nin hava değişkenleri konusunda toplumu bilinçlendirdiği, farkındalıklarını arttığı ve tutum ve davranışlarını olumlu yönde arttığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: İklim Değişikliği, Aşırı Sıcaklar, Hava Kirliliği, Ultraviyole, Erken Uyarı Modeli.

Erken uyarı sistemleriHava kirliliğiHava sıcaklığı+4
Burcu Diliüz Doğan
Adnan Menderes University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aydın merkezde prepartum gebelerde üriner inkontinans sıklığı, postpartum değişimi ve postpartum üriner inkontinansta pelvik taban kas eğitiminin etkinliği

Amaç ve hipotez: Çalışma iki aşamalıdır. İlk aşama olan kesitsel çalışmanın amacı; katılımcıların prepartum ve postpartum dönemde Üİ sıklığını, prepartum ve postpartum Üİ'ı olanlarda, Üİ tiplendirmesi, semptom şiddeti, semptom sıklığı, risk faktörleri ile ilişkisi ve Üİ'ın yaşam kalitesi üzerine etkisini tespit etmektir. Ayrıca, Üİ'ın prepartum ile postpartum dönemdeki değişimini, tespit etmektir. İkinci aşama olan müdahale çalışmasının amacı; postpartum Üİ'ı olan primiparlarda pelvik taban kas eğitiminin etkinliğini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışma Kasım 2015- Aralık 2016 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmanın ilk aşaması, Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde yapılmıştır. İkinci aşaması postpartum Üİ'ı olan katılıcıların evlerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ilk aşamasına; prepartum 36-40 gebelik haftası arasındaki 384 gebe alınmıştır. Bu kişilere postpartum 4-8 hafta arasında telefonla tekrar ulaşılmıştır. Her iki dönemde de katılımcılara anket uygulanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasına postpartum Üİ'ı olan 29 primipar alınmıştır. İkinci aşamaya katılan kişiler, müdahale ve kontrol gruplarına ayrılırken yaş ve VKİ'ne göre tabakalı randomizasyon kullanılmıştır. Prepartum ve postpartum dönemde Üİ'ı olan kişilerde ve müdahale sonuçlarının değerlendirmesinde ICIQ-SF ve King's Sağlık Anketi uygulanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında müdahale grubuna 4 hafta süren pelvik taban kas eğitimi ebe eşliğinde katılımcıların evlerinde verilmiştir. Müdahaleden 3 ay sonra müdahale ve kontrol gruplarına tekrar ölçekler uygulanmıştır. Müdahale sürecinin sonunda kontrol grubuna da pelvik taban kas eğitimi verilmiştir. Bulgular: Gebeliğin herhangi bir döneminde Üİ ile karşılaşma sıklığı %41,7, postpartum 0-8 hafta arasındaki Üİ sıklığı %19,1 olarak tespit edilmiştir. Prepartum dönemde Üİ'ı bulunanlarda ve postpartum dönemde Üİ'ı bulunanlarda daha fazla stres tipi Üİ tespit edilmiştir (sırasıyla %40,7 ve 52,6). Prepartum dönemde ve postpartum dönemde semptom sıklığı sorgulandığında, haftada iki veya üç kez kaçıranlar daha fazla tespit edilmiştir (sırasıyla %30,1 ve %47,5). Prepartum dönemde semptom şiddeti sorgulanmış; az bir miktarda kaçıranlar (%55,7), postpartum dönemde ise; orta derecede bir miktarda kaçıranlar (%50,0) daha fazla tespit edilmiştir. Prepartum dönemde Üİ durumunun gebelerde günlük yaşamı etkileme düzeyi 10 üzerinden ortanca/min-mak değerleri 4,0/1,0-10,0 puandır. Postpartum dönemde Üİ durumunun katılımcılarda günlük yaşamı etkileme düzeyi 10 üzerinden ortalama±SS değerleri 3,8±0,9 puandır. Hem prepartum, hem de postpartum dönemde Üİ'ı bulunan 14 kişi vardır (%3,6). Bu kişilerde, Üİ tipi, semptom sıklığı, semptom şiddeti ve Üİ'ın yaşam kalitesi üzerine etkisi bakımından iki dönem arasında fark yoktur. Prepartum dönemde, multiparite, VKİ'nin 30 ve üzerinde olması ve sigara tüketimi Üİ için risk faktörü olarak belirlenmiştir. Postpartum dönemde, multiparite, normal doğum, müdahaleli vajinal doğum, sigara tüketimi ve akut üriner enfeksiyon Üİ için risk faktörü olarak belirlenmiştir. Müdahale sonrasında, müdahale ve kontrol grupları arasında semptom sıklığı, semptom şiddeti ve yaşam kalitesi bakımından müdahale grubu lehine anlamlı fark elde edilmiştir. Sonuç: Stres ya da mikst tip üriner inkontinans ile başvuran kadınlarda ilk basamak tedavi pelvik taban kas eğitimidir. Ayrıca pelvik taban kas eğitimi, gebelikte ve postpartum dönemde en güvenilir korunma ve tedavi yöntemidir. Bu yöntem kolay öğrenilebilir, etkili, maliyetsiz, yaşam boyu tekrarlanabilir ve her ortamda ve şartta uygulanabilir bir yöntemdir. Bu nedenle, pelvik taban kas eğitimi birinci basamak sağlık hizmeti veren sağlık kuruluşlarında kolayca yaygınlaştırılabilir. Anahtar kelimeler: üriner inkontinans, gebelik, postpartum, pelvik taban kas eğitimi, müdahale

AydınGebelikHasta eğitimi+5
Serhat Pirinççi
Adnan Menderes University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Evli erkeklerde eşlerine yönelik şiddet varlığının, türlerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Araştırmanın amacı 25-49 yaş evli erkeklerde eşlerine yönelik şiddet varlığının, türlerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesidir.Kesitsel tipteki bu araştırma Esentepe Sağlık Ocağı Bölgesi'nde yapılmıştır. Evreni 2006 yılı ETF kayıtlarına göre, 25-49 yaş grubundaki 2615 evli erkek oluşturmaktadır. Örnek büyüklüğü şiddet sıklığı %12, sapma %4, güven düzeyi %95 alınarak ve %10 yedek ile birlikte 254 erkek olarak hesaplanmıştır. Veri ev ziyaretleriyle, yapılandırılmış veri toplama formu yardımı ile toplanmıştır. Psikolojik şiddet 14, ekonomik şiddet 4, fiziksel şiddet 11, cinsel şiddet 2 soruyla sorgulanarak, şiddet sorularından birine evet yanıtı ?şiddet var? biçiminde tanımlanmıştır.Çalışma grubunun %50.7'sine (n=129) ulaşılmıştır. Eşe yönelik şiddet sıklığı psikolojik şiddet %93, ekonomik şiddet %34.4, fiziksel şiddet %37.5 ve cinsel şiddet %3.9 saptanmıştır.Yapılan tek değişkenli analizlerde psikolojik şiddet, ortaokul ve üzeri öğrenimli kadınlarda; ekonomik şiddet, süregen hastalığı olan kadınlarda anlamlı olarak fazla saptanmıştır.Erkeğin öğreniminin ilkokul ve altında olması, işsiz olması ya da düzensiz işlerde çalışması, alkol kullanması, eşiyle iletişim algısının iyi ve orta olması, yakın çevresinde kadına yönelik şiddetin olması, kadının 25-34 yaş grubunda olması ve kadında istenmeyen gebelik varlığı fiziksel şiddeti anlamlı olarak artıran değişkenler olarak bulunmuştur.Fiziksel şiddet için yapılan lojistik regresyon çözümlemesinde erkeklerin işsiz olması veya düzensiz işlerde çalışması, haftada birkaç kez veya her gün alkol kullanması, istenmeyen gebelik varlığı, kadının 25-34 yaş grubunda olması belirleyici faktörler olarak saptanmıştır.Sonuç: Araştırma grubunda psikolojik şiddet sıklığı beklenenden çok yüksek bulunmuştur. Üç erkekten biri ekonomik ve fiziksel şiddet uygulamaktadır. Cinsel şiddet, düşük saptanmasına karşın sorunun daha büyük boyutlarda olabileceği düşünülmektedir.Anahtar sözcükler: aile içi şiddet, kadına yönelik şiddet, sağlık, kadına yönelik ayrımcılık.

Aile içi şiddetSağlık
Guljan Dönmez
Dokuz Eylül University
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İzmir Konak Belediyesi temizlik işçilerinde psikososyal etmenlerin iş kazaları üzerine etkileri

Amaç: Bu çalışmada İzmir Konak Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü' ne bağlı kadrolu temizlik işçilerinde psikososyal etmenler ile iş kazaları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır.Yöntem: Kesitsel tipteki bu araştırmanın evrenini İzmir Konak Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü'nde kadrolu olarak temizlik işlerinde çalışan 189 işçi oluşturmaktadır. Evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir. Önceden hazırlanan anket aracılığı ile 137 (%73) kişi ile yüz yüze görüşme yapılarak veri toplanmıştır. Son 6 ayda geçirilen iş kazaları bağımlı değişkendir. Bağımsız değişkenler olarak bireylerin sosyodemografik özellikleri, çalışma koşulları, sağlık durumları ve psikososyal etmenler değerlendirilmiştir. Psikososyal etmenlerden iş stresinin bileşenleri olan iş yükü ve sosyal destek, Karasek'in iş yükü-kontrol-destek modeline göre geliştirilen ölçek ile, ruhsal sağlık durumu Genel Sağlık Anketi'nin 12 soruluk formu ile, gündüz uykululuk durumu ise Epworth Uykululuk Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Veri SPSS 11.0 ile değerlendirilmiş, ki-kare ve lojistik regresyon çözümlemeleri yapılmıştır.Bulgular: Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 46.9 ± 4.8'dir ve %67.2'si çöp toplama işçisi, %32.8 `i şoför olarak çalışmaktadır. Son altı ayda, çöp toplama işçilerinin %32.6'si iş kazası geçirmişken, bu oran şoförlerde %11.1'dir (OR=4.62; %95 GA:1.45-14.80).Sonuç: Görev, temizlik işçilerinde iş kazalarını anlamlı ölçüde etkilemektedir.Anahtar Kelimeler: Psikososyal etmenler, iş kazası, iş yükü, sosyal destek.

Aysun Akgün
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

Otuz yaş ve üstü erişkinlerde beden yağ yüzdesi ve antropometrik ölçümlerin kan yağlarıyla ilişkisi

Kan yağları yaş, cins, menopoz, şişmanlık ve yaşam alışkanlıklarından etkilenmektedir. Antropometrik yöntemler beden bileşiminin saptanmasında sıklıkla kullanılmaktadır. Biyoelektriksel empedans analizi beden yağ yüzdesini belirlemede kullanılan yeni bir teknolojidir. Çalışmanın amaçları erkek ve kadınlarda beden yağ yüzdesi ve antropometrik ölçümlerin kan yağlarıyla ilişkisinin belirlenmesi ve beden yağ yüzdesi ve antropometrik ölçümlerin riskli kan yağlarını öngörmedeki başarısının saptanmasıdır. Kesitsel tipte yapılandırılan araştırmada beden yağ yüzdesi ve kan yağları arasındaki zayıf korelasyonu (r=0.10) saptayabilmek için %5 hata, %90 güç için örneğe en az 854 kişinin alınması gerektiği hesaplanmıştır. Örnek seçilmemiş, Balçova Teleferik Mahallesi'nde yaşayan ve Balçova'nın Kalbi (BAK) Projesine katılan tüm bireylerin çalışma kapsamına alınması planlanmıştır. Değişkenler kan yağları, sosyo demografik değişkenler ve yaşam alışkanlıkları, sağlık öyküsü, beden yağ yüzdesi ve antropometrik ölçümlerdir (BKI, bel çevresi, bel kalça oranı, bel boy oranı). Veri toplama, önce evlerde, sonra Teleferik Mahallesi semtevinde olmak üzere iki aşamalı olarak yapılandırılmış, 974 kişi veri çözümlemeye alınmıştır. Katılımcılarda şişmanlık çok sıktır. Ortalama total kolesterol ve LDL sınır değerlerinin üstündedir. Erkeklerde beden yağ yüzdesi ile antropometrik ölçümler HDL ile ilişkilidir. Kadınlarda beden yağ yüzdesi ve antropometrik ölçümlerin HDL ve trigliserit ile erkeklere göre daha güçlü bir ilişkisinin bulunduğu belirlenmiştir. Beden yağ yüzdesi ve antropometirk ölçümler erkeklerde riskli kan yağlarını öngörmede başarılı değildir. Kadınlarda hem beden yağ yüzdesinin hem antropometrik ölçümlerin riskli kan yağlarını öngörme becerisi anlamlı olarak erkeklere kıyasla çok daha yüksektir. Beden yağ yüzdesinin riskli kan yağlarını öngörmedeki başarısı antropometrik ölçümlerle benzerdir.

Reci Meseri
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

?İş Betimlemesi Ölçeği?ni geliştirme ve uzman hekimlerde iş doyumunu değerlendirme

Bu çalışmanın amacı ? İş Betimlemesi Ölçeği?nin geçerlilik ve güvenilirliğinin değerlendirilmesi ve İzmir'de Devlet Hastaneleri'nde çalışan uzman hekimlerde iş doyumunun ölçülmesidir. Bu amaçla 19 sorudan oluşan demografik özellikleri tanımlayıcı veri toplama formu ile 45 madde olarak geliştirilmiş olan iş betimlemesi ölçeği, İzmir ili metropol sınırları içinde bulunan 4 devlet hastanesinde çalışan 175 uzman hekime, yüz yüze görüşülerek uygulanmıştır. Aynı hekimlere 2-6 hafta sonra yeniden gidilerek test işlemi yinelenmiştir. Araştırmanın tipi metodolojik ve kesitseldir. Araştırmanın evrenini 1266 uzman doktor oluşturmaktadır. Örnek büyüklüğü 175 tir.Bu çalışmada Smith, Kendal ve Hulin tarafından 1969 yılında oluşturulan ?Job Descriptive Index? geliştirilmiştir. Bu ölçek Ergin (1997) tarafından ?İş Betimlemesi Ölçeği? (İBÖ) adıyla Türkçe'ye çevrilerek psikometrik çalışmaları yapılmıştır. Ölçek bu formuyla alan çalışmalarında kullanılarak Kılıç ve arkadaşları (2004) tarafından 9 boyut ve 54 madde olarak yeniden düzenlenmiştir. Bu araştırmada ayrıntılı psikometrik çözümlemeler 9 boyut ve 54 maddeden oluşan bu yapı üzerinde incelenmiştir. Geliştirilen bu ölçekle İzmir ili metropol devlet hastanelerinde çalışan uzman hekimlerde iş doyumu ölçülmüştür.İş doyumunun değerlendirilmesi için 175 hekimde bağımsız değişkenlere (yaş, cinsiyet, medeni durum, uzmanlık alanı, çalıştığı kurum, çalışma süresi, çalışma şekli, çalışma koşulları, meslekte geçirilen süre, ek görevleri, mesleki ilgi ve kendine zaman ayırma) göre iş doyumunu etkileyen unsurlar ve iş doyumu incelenmiştir. Erkek hekimlerin tüm faktörler ve toplamda iş doyum puan ortalamaları kadın hekimlere göre daha yüksek bulunmuştur. Yaşla beraber iş doyumunun arttığı izlenmiş, medeni durum ve uzmanlık alanına göre iş doyumu değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Mesleki seminer, kongre ve toplantılara katılan, yöneticilik yapan ve hobilerine zaman ayıran hekimlerin tüm faktörler ve toplam iş doyumu puan ortalamalarının yüksek olduğu görülmüştür.Anahtar kelimeler: İş doyumu, ölçek geliştirme, geçerlilik, güvenilirlik.

Güvenilirlik ve geçerlilikİş doyumu
Hülya Çakmur
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dokuz Eylül Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalık bildirimlerinin değerlendirilmesi (2005-2008)

Bir ülke veya bir bölgede bulaşıcı hastalıkların türleri ve sayısı ile ilgili verileri elde etmek bu hastalıkların önlenmesi ile ilgili yapılan çalışmaların planlanmasında önemli yere sahiptir. Bu tanımlayıcı çalışmanın amacı Dokuz Eylül Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nden bildirilen Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıkların özelliklerini belirlemek, kayıtlardaki eksiklikleri saptamak ve 2008 yılında eksik hastalık bildirimi olup olmadığını bazı hastalıklar özelinde değerlendirilmektir. Ocak 2005 ? Aralık 2008 tarihleri arasındaki son dört yıl içinde yapılan tüm bulaşıcı hastalık bildirimleri bildirim formları üzerinden değerlendirildi. Ayrıca 2008 yılında, belirlenen ICD-10 kodları üzerinden, bildirilmesi gereken hastalıklar çıkarılarak bildirilenlerle karşılaştırıldı. Son dört yıl içinde belirlenen 1199 geçerli bildirimin %56.6'sı erkeklerden oluşurken bu hastaların %42.3'ü 15-49 yaş grubu hastalardan oluşmaktadır. Bildirilen hastalıklar arasında A grubu hastalıklar ilk sırada görülürken genel olarak Kuduz ve Kuduz Riskli Temas, Tüberküloz ve Salmonella en sık bildirilen hastalıklardır. Bu hastalıkların bildirimi en fazla Acil Tıp Anabilim Dalı'ndan yapılmıştır. Bildirim formlarında en fazla eksiklik hastaların meslek bilgisinde olduğu görülmüştür. 2008 yılı içinde bildirilmesi gereken hastalıkların ne kadarının bildirildiği incelenmiş ve kodlama yanlışlıklarının olduğu gözlenmiştir. Tüberküloz açısından incelendiğinde tanı alan hastaların %25.0'nin bildirilmediği belirlenirken, bildirilen 51 olgunun 24'üne uygun ICD-10 kodu verilmediği saptanmıştır. Sonuç olarak kayıtlarda Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar yönünden eksikler ve hatalar gözlenmiştir. Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıkların bildirimi ve kodlanması ile ilgili eğitimlerin düzenli olarak sürdürülmesi gerekmektedir.

Bildirme kipleriBulaşıcı hastalıklarEksik veri
İbrheem İbrhim
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Huzurevinde yaşayan yaşlı bireylerde görülen depresif bulgular üzerine günlük yaşam etkinliklerindeki bağımlılık düzeyinin etkisi

Yapılan değişik araştırmalarda günlük yaşam etkinliklerinde bağımlı olmanın yaşlılık dönemi depresyonları için önemli risk etmeni olduğu saptanmıştır. Araştırmanın amacı İzmir Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nde yaşayan 60 yaş ve üzeri yaşlı bireylerde görülen depresif bulgular üzerine günlük yaşam etkinliklerindeki bağımlılık düzeyinin etkisinin incelenmesidir. Yapılan bir araştırmada günlük yaşam etkinliklerinde bağımlılık prevalansı %25 olarak saptanmıştır. Kesitsel tipte yapılandırılan araştırmada günlük yaşam etkinliklerinde bağımlılık düzeyi ile depresyon arasındaki ilişkiyi saptayabilmek için %95 Güven Aralığı ile en az 104 yaşlı bireye ulaşılması gerektiği hesaplanmıştır. Örnek seçilmemiş, İzmir Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nde sürekli bakım bölümü dışında yaşayan 162 bireyin araştırma kapsamına alınması planlanmıştır. Veri çözümlemeye 143 kişi alınmıştır. Değişkenler cins, yaş, öğrenim durumu, medeni durum, gelir durumu, gelir kaynağı, kurumda kalma süresi, kuruma gelme nedeni, yakınlar ile düzenli görüşme, günlük yaşam etkinlikleri ve depresif bulgudur. Katılımcıların yarıdan fazlasında depresif bulgu saptanmıştır. Temel günlük yaşam etkinliklerinde yaşlılar en fazla oranda beslenmeyi yardımsız yapabilmektedir. Depresif bulgu saptanan yaşlı bireylerin yarıdan fazlası temel günlük yaşam etkinliklerinde bağımlıdır. Depresif bulgu saptanan yaşlılarda temel günlük yaşam etkinliklerinde bağımlı olma anlamlı olarak fazladır. Yardımcı günlük yaşam etkinliklerinde yaşlılar en yüksek oranda ilaç kullanmayı yardımsız yapabilmektedir. Yaşlılar başkasının yardımına en çok ulaşım aracı kullanmada gereksinim duymaktadır. Depresif bulgu saptanan yaşlı bireylerin yarıdan fazlası yardımcı günlük yaşam etkinliklerinde bağımlıdır. Depresif bulgu saptanan yaşlılarda yardımcı günlük yaşam etkinliklerinde bağımlı olma anlamlı olarak fazladır.Anahtar sözcükler: Yaşlılık, huzurevi, günlük yaşam etkinlikleri, bağımlılık, depresif bulgu

Gülşah Kaner
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de antropometrik vücut yağlanması göstergelerine göre bölgelerin içindeki eşitsizlikler ve bölgelerin karşılaştırılması

Giriş Epidemiyolojik dönüşüm sonrasında vücut yağlanmasında artış önemli bir risk etmeni durumundandır. Araştırmanın amacı; Türkiye'de kadın ve erkeklerde 5 coğrafi bölgede, öğrenim durumu ve sosyal sınıflara göre beden kütle indeksi (BKİ) ve bel/boy oranında eğimde ve göreli eşitsizlikleri göstermek, bölgeler arası karşılaştırma yapmaktır. Yöntem Cinsiyete ve bölgelere göre BKİ ve bel/boy oranı ortalamaları Kronik Hastalıklar ve Risk Faktörleri Saha Çalışması'ndan alınmış, coğrafi bölgeler 5'e, öğrenim durumu 4, sosyal sınıf 6 gruba ayrılmıştır. Her bir cinsiyet ve bölgede öğrenim durumu ve sosyal sınıf gruplarının ortalama BKİ ve bel/boy oranı değişkenleri bağımlı, grupların toplumdaki ağırlıkları bağımsız değişken olacak biçimde doğrusal regresyon modeli oluşturulmuş, oluşturulan modelden eğimde ve göreli eşitsizlik indeksleri elde edilmiş, yaş düzeltmesi yapılmıştır. Bulgular Eğimde eşitsizlikler en düşük-en yüksek olarak sırasıyla; BKİ'de erkeklerde öğrenim durumuna göre Doğu-Kuzey (-2.396, -0.059), kadınlarda Doğu-Orta (2.552, 5.741); bel/boy oranında erkeklerde Güney-Doğu (-0.031, 0.069), kadınlarda Batı-Orta (0.070, 0.115); BKİ'de sosyal sınıflara göre erkeklerde Orta-Kuzey'de (-3.161, -1.363), kadınlarda Doğu-Orta (-0.241, 3.029), bel/boy oranında erkeklerde Orta-Doğu'da (-0.048, 0.032), kadınlarda Batı-Orta'da (0.017, 0.061) gözlenmiştir. Göreli eşitsizlikler ise öğrenime göre BKİ'de Doğu-Kuzey (0.918, 0.998), kadınlarda Doğu-Orta (1.105, 1.236), bel/boy oranında erkeklerde Güney-Doğu (0.942, 1.171), kadınlarda Güney-Orta (1.141, 1.232); sosyal sınıflara göre BKİ'de erkeklerde Orta-Kuzey'de (0.885, 0.949), kadınlarda Doğu-Orta'da (0.990, 1.114); bel/boy oranında erkeklerde Orta-Doğu (0.915-1.062), kadınlarda Batı-Orta'da (1.033-1.119) gözlenmiştir. Sonuç Erkeklerde tüm bölgelerde öğrenim durumu düşük olanlar daha zayıfken kadınlarda tersi gözlenmiştir. Sosyal sınıflara göre ise erkeklerde bölgelerin çoğunda daha yüksek sınıfta yer alanlar daha zayıfken kadınlarda tersi izlenmiştir.

AntropometriObeziteObezite-morbid+4
İsmail Erdem Erkoyun
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

4-6 yaş çocukların annelerinin ağız sağlığı konusundaki bilgi ve davranışlarının çocukların ağız sağlığına etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmanın amacı, Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran annelerin okul öncesi çocuklarının (4-6 yaş) ADS konusundaki bilgi değerlendirme ve annelerin ADS bilgisi ve davranışları çocuklarının ADS'na olan etkilerini belirlemektir. Yöntem: Daha önce ADS konusunda kullanılan anketlerden yararlanılarak, 27 soruluk bir anket hazırlandı. Ankette 10 soru ADS konusunda bilgi ölçmeye, 17 soru da davranışları belirlemeye yönelikti. Bu anket 4-6 yaş arası çocukları olan ve çocuk sağlığı polikliniğe başvuran annelere uygulandı. Ayrıca çocukların diş muayenesi araştırmacı tarafından yapıldı ve dmft formu kullanarak skorları hesaplandı. Annelerin okul öncesi çocukların ADS ile ilgili bilgi ve davranışlarıyla, bu bilgi ve davranışların çocuklarının ADS'na olan etkisi değerlendirildi. Bilgi sorularında annelerin ADS konusundaki bilgi düzeyi hesaplandı. Annelerin bilgi düzeyi ile çocukların dmft skoru ilişkisi incelendi. İstatistiksel analizlerde SPSS ile ki kare, t testi ve lojistik regresyon kullanıldı. Bulgular: Çalışma grubunu okul öncesi çocuk ve annelerinden oluşuyordu. Toplam 261 çocuk ve annesi çalışmaya katıldı. Çocukların 126 (%48,3) sı erkek, ve 135 i kızdır (%51.7). Araştırmaya dahil edilen 4, 5 ve 6 yaşlarındaki çocukların yüzdeleri sırasıyla %31.4, %30.7 ve %35.2'dir. Doğru cevap sayısı hesaplanmış ve ADS bilgi puanı toplam 10 üzerinden değerlendirilmiştir. Annelerin ADS bilgi düzeyi ortalaması 4.24  1.94 olarak bulunmuştur. Anneleri ADS bilgi düzeylerine göre 3 gruba ayrıldığımızda, düşük, orta ve iyi olarak değerlendirilmiş olup, sırasıyla %37.5, %33.0 ve %29.5 olarak bulunmuştur. Çocukların ADS muayenesinde %71.3'ünün diş çürüğü olduğu ve dmft skorunun ortalama 2.32  2.39 olarak saptanmıştır. Çocukların ortalama çürük diş sayısı 2.08  2.28, eksik diş sayısı 0.08  0.29 ve dolgulu diş sayısı 0,19  0,76 olarak bulunmuştur. Çürük gözlenen çocukların %47.2'sinde düşük çürük diş sayısı, % 24.1'i yüksek çürük diş sayısına görülmüştür. Çalışmamızda, annenin kümülatif ADS bilgi düzeyi ile çocukların ADS durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğunu saptanmıştır (p = 0.001). Annenin ADS bilgi düzeyi ne kadar yüksekse, çocuklarının ADS durumunun da o kadar iyi olduğu görülmüştür. Sonuçlar: Araştırmamıza katılan annelerin ADS bilgi düzeyleri, gelişmiş ülkelerin annelerle yaptıkları benzer çalışmalardan daha düşük bulunmuştur. Elde ettiğimiz veriler 2020 Dünya sağlık örgütünün (DSÖ) hedefinin gerisinde kalmaktadır. Bu sonuçlar, özellikle Türk çocuklarının ve genel olarak Türk toplumunun ağız sağlığı standartlarını yükseltmek için ağız sağlığı geliştirme programlarında koruyucu hizmetleri etkinliğini artırmaya ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Bu araştırma sonuçları ayrıca, çürüksüz bir nesile sahip olmak için titre, analiz edilebilen ve değiştirilebilen faktörleri incelemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Okul öncesi sağlığı, ağız sağlığı bilgi düzeyi, diş çürüğü.

AnnelerAğız sağlığıBilgi+6
Anas Omer Abdelbagı Mohamed
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

CPE modeli liderlik davranışları belirleme ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanması

Amaç: CPE Model Liderlik davranışları belirleme ölçeği, astların yöneticilerini üç boyutta (Değişim, İş, Personel yönelimli liderlik) liderlik davranışlarını değerlendirmek için geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı Liderlik Davranış Ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanmasıdır. Yöntem: Yöntemsel bir çalışmadır. İki ayrı dil çeviri uzmanı tarafından önce İngilizceden Türkçeye çevrilmiş ve iki çeviri birbiriyle karşılaştırılmıştır. Karşılaştırmadan sonra çakışan bölümler değerlendirilmiş ve tek bir Türkçe form haline getirilmiştir. Daha sonra üçüncü bir dil çeviri uzmanı tarafından Türkçe'den İngilizce'ye çevrilmiş ve asıl İngilizce form ile karşılaştırılmıştır. Değerlendirmelerin sonunda ölçeğe son şekli verilmiştir. Veri toplama Dokuz Eylül Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesinde ve Özel Park Tıp Merkezinde 01.07.2017 ve 31.08.2017 tarihleri arasında yürütülmüştür. Faktör analizi için örnek büyüklüğü yeterliliği Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) ve uygunluğu Barlett's testi ile değerlendirilmiştir. Ölçeğin yapı geçerliliğini belirlemek için açıklayıcı faktör analizi ve belirlenen boyutların geçerliliğini test etmek için doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Güvenilirlik, Cronbach alfa, madde çıkarıldığında Cronbach alfa, düzeltilmiş madde toplam korelasyonu, boyut başarısı, sınıf içi korelasyon katsayısı ile test edilmiştir. Çalışma, Dokuz Eylül Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu onayı alınarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Biri özel biri kamu olmak üzere iki sağlık kurulumunda 443 katılımcıya ölçek uygulanmıştır. Ölçekteki madde sayısının yarısından fazlasını eksik bırakan katılımcı olmamakla birlikte, toplamda yediden fazla maddeyi boş bırakan dört katılımcı faktör analizine dahil edilmemiştir. CPE Model Liderlik Davranışları Belirleme Ölçeği'nin her üç boyuta ait Cronbach's alfa değerleri 0.90 üzerinde ve ICC değerleri 0.70 üzerinde saptanmıştır. Faktör analizi için örnek büyüklüğü yeterli bulunmuştur (KMO=0.97). Açıklayıcı faktör analizinde CPE Model Liderlik Darvranışları Belirleme Ölçeği'nin Türkçe versiyonu özdeğeri birden büyük olan ve toplam varyansın %64.7 açıklayan 4 faktörle tanımlanmıştır. Doğrulayıcı faktör analizinde üç faktörlü yapının model uyumu sınanmış ve uyum iyilik index değerleri RMSEA: 0.88, RMR:0.070, SRMR:0.056, CFI: 0.98, NFI:0.97, NNFI: 0.98 olarak bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmadan elde edilen bulgulara göre CPE Model Liderlik Davranışları Belirleme Ölçeği'nin Türkçe sürümü güvenilir ve geçerlidir. Anahtar kelimeler: Yönetim, Liderlik, Geçerlik, Güvenilirlik, Ölçek

Güvenilirlik ve geçerlilikLiderlerLiderlik+4
Özden Özilice
Dokuz Eylül University
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir ortaokulda çocuğun sosyal çevresine yönelik girişimlerin çocuğun beslenme bilgi düzeyi ve beslenme alışkanlığı üzerine etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışma, ilköğretim öğrencilerinde olumlu beslenme davranışlarının geliştirilmesinde, öğrenci velisi ve öğretmen ile iletişime geçilerek yapılan bir beslenme eğitimi ile sadece öğrenciye yönelik yapılan eğitimin etkinliğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma, İzmir'in Karabağlar ilçesinde bulunan Cemil Midilli Ortaokulu'nda okuyan beşinci sınıf öğrencileriyle yapılan bir girişim çalışmasıdır. Öğrenciler girişim (n=75) ve kontrol (n=70) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. 145 öğrencinin verisinin değerlendirildiği çalışmada önce tüm öğrencilerin başlangıçtaki beslenme bilgi düzeyi ve beslenme alışkanlıkları belirlenmiştir. Daha sonra tüm sınıflara ikişerli gruplar halinde beslenme eğitimi verilip "myplate uygulaması" gerçekleştirilmiştir. Girişim grubundaki öğrencilerin velilerine birer eğitim broşürü dağıtılıp çalışmanın amacı ve işleyişi anlatılmıştır. İzleyen üç ay boyunca her gün, araştırmacı tarafından tüm velilerin dahil olduğu "WhatsApp" grubuna ve sınıf öğretmenine beslenme ile ilgili mesajlar iletilmiştir. Üç aylık müdahale sonunda girişim ve kontrol gruplarında bilgi düzeyi ve beslenme alışkanlıkları düzeyleri karşılaştırılmıştır. Araştırmada öğrencilerin beslenme bilgi puanları ve beslenme alışkanlıkları bağımlı değişken; girişim ya da kontrol grubunda olmak ise bağımsız değişken olarak nitelendirilmiştir. Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin beslenme bilgi düzeyi açısından karşılaştırılmalarında bağımsız gruplarda t testi; beslenme alışkanlıkları açısından karşılaştırmalarında ki-kare testi ile kullanılmıştır. Girişim ve kontrol gruplarının kendi içindeki değerlendirmelerinde ise bağımlı gruplarda t testi ve Mc Nemar testi kullanılmıştır. Bulgular: Girişim grubunun başlangıçta beslenme bilgi puanı ortalaması 72,9 ± 11,4, kontrol grubununki 73,4 ± 16,4'tür (p=0,82). Girişim sonrası ise sırasıyla; 74,4 ± 14,6 ve 73,5 ± 17,1'dir (p=0,74). Araştırmanın başında ve sonunda girişim ve kontrol grupları arasında beslenme bilgi puanı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Başlangıçta kontrol grubunda ekmek tüketimi daha fazlayken (p=0,02), girişim sonrasında bu fark ortadan kalkmıştır. Girişim sonrası yapılan değerlendirmelere göre girişim grubunun kahvaltı yeri olarak evi tercih etmesi (p=0,01) ve kahvaltıda mısır gevreği tüketmesi (p=0,03) kontrol grubuna göre fazladır. Fakat diğer beslenme alışkanlıkları ve besin tüketim sıklıkları açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç: Çocuklara olumlu beslenme alışkanlıkları kazandırmak için hem kendisine hem de içinde bulunduğu sosyal çevreye eğitim verilmiştir. Çocukların annelerine "WhatsApp" uygulaması üzerinden yapılan hatırlatmaların çocuğun bilgi ve davranışını değiştirmede etkin bir yol olmadığı saptanmıştır. Çocuğa ve çocuğun sosyal çevresine yönelik olarak yapılacak eğitimlerin yüz yüze yapılması ya da sosyal medya kullanılacaksa belirli aralıklarla yüz yüze yapılacak görüşmelerin de programa dahil edilmesi daha olumlu sonuçlar elde edilmesini sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Beslenme Bilgi Düzeyi, Beslenme Alışkanlıkları, Eğitim, WhatsApp

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBilgi düzeyi+5
Ceren Yapıcı
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İnönü Emin Aytan Sağlık Ocağı bölgesinde yoksulluğun sağlık üzerine etkisi

NÖNÜ EM N AYTAN SAĞLIK OCAĞI BÖLGES NDE YOKSULLUĞUN SAĞLIKÜZER NE ETK SCANAN KAYNAKAraştırmanın amacı, nönü Emin Aytan Sağlık Ocağı bölgesinde yaşayan 15 yaş ve üzeribireylerde yoksulluğun sağlık durumu üzerine etkisini araştırmaktır.Araştırmanın türü nedensel, kesitseldir. Örnek büyüklüğü 410 kişidir. Ulaşma oranı yüzde35'tir.Sağlık durumunu ölçmek için Kısa Form 12 Sürüm 2 ölçeği kullanılırken, yoksulluk ölçütüolarak gelir yoksulluğu ve küme yoksulluk göstergeleri kullanılmıştır. Yoksulluk ve sağlıkdurumu arasındaki ilişki değerlendirilirken son 15 günde yakınma varlığı, süregen hastalıkvarlığı, yaş, cinsiyet, eğitim ve sınıfa göre düzeltme yapılmıştır.Gelir yoksulluğu sıklığı yüzde 54.7, bileşke yoksulluk sıklığı yüzde 3.5'tir. Araştırmagrubunun bedensel sağlık bileşen özet skoru ortalaması 47.0; ussal sağlık bileşeni özet skoruortalaması 43.3 bulunmuştur.Bedensel sağlık durumunun belirleyicileri yaş, süregen hastalık ve son 15 günde yakınmadurumudur. Bedensel sağlık durumu her iki yoksulluk göstergesi ile de anlamlı bir ilişkigöstermemiştir. Ussal sağlık ile gelir yoksulluğu arasında bir ilişki saptanamamıştır. Bileşkeyoksulluk durumu, cinsiyet ve son 15 günde yakınma ile birlikte ussal sağlığın anlamlı birbelirleyicisidir.Bireyi tek tek değişkenler temelinde yapay ve görgül ayrımlar yerine sosyal yapı içindekitümel konumlarına uygun biçimde tanımlayan küme yoksulluk kavramı ussal sağlığı, yalnızcagelir üzerinden yapılan bir tanımlamadan daha güçlü olarak belirleyebilmiştir. Ussal sağlık veyoksulluk arasındaki ilişki gelir ile sınırlı olmadığı için yoksulluğun olumsuz etkilerininortadan kaldırlması için yaşamın tüm boyutlarına yönelik yapısal girişimler gerekmektedir.

Canan Kaynak
Dokuz Eylül University
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Manisa ili soma ilçesindeki ölümlerin sözel otopsi yöntemi ile degerlendirilmesi

ÖZETManisa li Soma lçesindeki Ölümlerin Sözel Otopsi Yöntemi le DeğerlendirilmesiSelda YÖRÜKAmaç:2000-2005 yıllarında Soma'da meydana gelen ölümlerin değerlendirilmesi vemortalite ölçütlerinin, nedenlerinin belirlenmesidir.Gereç ve yöntem: Çalışmamız tanımlayıcı bir araştırmadır. 2000-2005 yıllarındasağlık müdürlüğü ve mezarlık kayıtlarına yansıyan tüm ölümler incelenmiştir.Mortalite hızları hesaplanmıştır. Kırsalda sağlık ocağı bulunan belediye ve kasaba,kent merkezinde yıl orası nüfusu fazla sağlık ocağı seçilerek son bir yıldaki ölümleresözel otopsi uygulanmıştır.Bulgular: Soma kent merkezindeki tüm ölümler sağlık müdürlüğü kayıtlarınayansımamıştır. Yapılan bildirimler üzerinden değerlendirme yapılmıştır. Tüm yıllariçinde yetişkin ölümlerinde en sık görülen ölüm nedenleri kardiyovasküler hastalıklarve kanserlerdir. Beş yaş altı ölümlerde ise enfeksiyonlar, tanımlanmayan nedenler,preterm doğum, asfektik nedenler ve konjenital anomaliler en sık görülen nedenolarak belirlenmiştir. Erkeklerde ve kadınlarda en sık görülen kanser türü akciğerkanseridir. 2005 yılı KÖH kent merkezinde binde 3.4, kırsalda binde 3.1, BÖH kentmerkezinde binde 9.6, kırsalda binde 25.3'tür. 120 yetişkin ölümü ile 7 bebek veçocuk ölümüne sözel otopsi uygulanmıştır. Sözel otopsi tanılarında hekimdeğerlendirmesine göre en sık görülen ölüm nedenleri hipertansiyon, yaşlılık, kalpyetmezliği, akciğer kanseridir. Beş yaş altı ölüm nedenlerinde üç bebek asfektiknedenler, diğer nedenler; konjenital anomali, preterm doğum, mama aspirasyonu vetrafik kazasıdır.Sonuçlar: Soma'da kent merkezinde ölüm bildirimleri niteliksel ve niceliksel olarakeksik yapılmıştır. Bu eksikliklerin giderilmesinde özellikle temel ölüm nedenlerininbelirlenmesinde yararlı bir yöntem olan sözel otopsi yöntemi kullanılabilir.Anahtar kelimeler: ölüm nedenleri, sözel otopsi, kayıtlar

Selda Yörük
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2006
00
DoktoraAçık ErişimTR

Narlıdere sağlık grup başkanlığı bölgesi'nde 2002 yılında gerçekleşen doğumlarda sezaryen ile doğum sıklığı ve buna etki eden etmenler

Narlıdere Sağlık Grup Başkanlığı Bölgesi'nde 2002 Yılında GerçekleşenDoğumlarda Sezaryen ile Doğum Sıklığı ve Buna Etki Eden EtmenlerSerap KonakçıAmaç: Bu araştırmanın amacı Narlıdere Sağlık Grup Başkanlığı Bölgesi'nde 1Ocak-31 Aralık 2002 tarihleri arasında gerçekleşen doğumlarda sezaryen iledoğum sıklığını ve buna etki eden etmenleri saptamaktır.Yöntem: Kesitsel tipte yapılan araştırmada, bölgede 2002 yılında gerçekleşen494 canlı doğumun tümü araştırmaya alınmış; örnek seçimi yapılmamıştır.Annenin sosyo-demografik, ekonomik özelliklerine, doğurganlık öyküsüne,doğum öncesi bakıma (DÖB), doğuma ve bebeğe ilişkin etmenler hakkındayüzyüze görüşülerek veri toplanmıştır. Veriler SPSS 11.0 ve Epi Info 2002Statcalc aracılığı ile çözümlenmiştir.Bulgular: Ulaşma oranı %85.4'tür. Sezaryen sıklığı %46.9'tür. En sık bildirilennedenler, birden fazla doğumu olanlarda önceki sezaryen, ilk doğumuolanlarda kişisel istektir. Tek değişkenli çözümleme sonuçlarına göre anneninyaşı ve öğrenim düzeyi artıkça sezaryen doğum anlamlı düzeyde artmaktadır(tümü için p<0.001). Çalışanlarda, gelir düzeyi yüksek olanlarda, DÖB hizmetiniözel sektörden, kadın doğum uzmanlarından alanlarda, özel sağlıkkurumlarında doğum yapanlarda sezaryen doğum anlamlı olarak fazladır (tümüiçin p<0.001).Annenin yaşına, öğrenim ve gelir düzeyine göre düzeltme yapılarak oluşturulançok değişkenli Lojistik Regresyon modelinde yalnızca uzmanlardan DÖBhizmeti alanlarda ebe veya ebe+uzmandan bakım alanlara göre (OR 3.47 %95GA 1.66-7.29), özel sağlık kurumlarında doğum yapanlarda kamu sağlıkkurumlarında doğum yapanlara göre (OR 3.65 %95 GA 2.01-6.62) sezaryen iledoğum olasılığı anlamlı olarak yüksektir.Sonuç: Bölgede sezaryen oranı yüksektir. Sezaryene karar verilmesinde tıp dışınedenler öne çıkmaktadır. Oranının düşürülebilmesi için Sağlık Bakanlığı'ncaulusal düzeyde etkin sağlık politikalarının yürürlüğe konması gereklidir. Kadındoğum uzmanlarını da içermek üzere tüm sağlık çalışanlarının kanıta dayalıklinik kararlar verebilmesi için eğitimleri sağlanmalıdır.Anahtar kelimeler: Sezaryen, sezaryen nedenleri, doğum.

Serap Konakçı
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Konak Sağlık Grup Başkanlığı'na bağlı kurumlarda çalışan personelin aile içi şiddetle karşılaşmasının değerlendirilmesi

Amaç:Konak Sağlık Grup Başkanlığı(KSGB)'na bağlı kurumlarda çalışanpersonelin kendilerine yönelik aile içi şiddetin(A Ş) sıklığını ve olası etkenleritanımlamak.Yöntem:Bu kesitsel çalışma,birinci basamak çalışanına anket yöntemiyleuygulanmıştır.Sonuç değişkeni A Ş ile karşılaşmadır.Tanımlayıcı değişkenler;birey veşiddet uygulayanın demografik bilgileri,A Ş'in türü,onaylama,haklılık düşüncesi,şiddeteverilen yanıt,çözüm aramama nedenlerine yönelik olarak belirlenmiştir.Veri analizi SPSSv.10.0 ve EpiInfo 2002 paket programları kullanılarak yapılmıştır.Bulgular:Evrenin %48.6'sına(n=392) ulaşılmıştır.Yaş ortalaması37.4±6.6'dır.Cinsiyet ve şiddet ile karşılaşma sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı±bir fark bulunmamıştır.Son bir yıl içinde A Ş görülme sıklığı %23.6,bir yıldan öncesinde%14.6,bir yıl öncesinde ve bir yıl içinde %23.6'dır.Şiddet türüne göre ise;fiziksel%5.3,sözel %19.2,duygusal %11.6,cinsel %2.5 ve ekonomik %4.0'dır.Eğitim düzeyi vegelir düzeyi arttıkça,yaş ilerledikçe fiziksel şiddet azalmakta;çocuk sayısı arttıkça,evlilikkararını aile bireyi verdikçe ve kişi bütçe üzerinde söz sahibi olmadıkça fiziksel,sözel veekonomik şiddet artmaktadır.Tartışma sıklığı arttıkça A Ş de artmaktadır.Kendisineşiddet uygulayanın haksız olduğunu %76.0'ı düşünmekte ve %50.5'i şiddetin biteceğineinanmamaktadır.Haklılık payı olduğunu düşünenler haksız olduğunu düşünenlere göre5.2 kat daha fazla son bir yıl içinde şiddet görmüştür.Bir yıl öncesinde şiddet görenlerin%93.3'ü şiddet görmeye devam etmektedir.Şiddetle karşılaşma durumunda %55.9'ususmakta,%44.0'ı yanıt vermemekte,%41.7'si aynı şekilde yanıt vermektedir.Bir gündeğişeceği umudu (%39.5) ve çocuklarından ayrı kalma korkusu (%34.2) en sık çözümarayamama nedenleridir.Aile içi onaylayanların %58.3'üşiddeti şiddetgörmektedir.Şiddet gören erkekler görmeyenlere göre 11.0 kat,kadınlar 3.6 kat dahafazla A Ş'i onaylamaktadır.Şiddet uygulayanların %82.5'ini eşi,%14.3'ünü annesioluşturmaktadır.Şiddet uygulayanların %54.4'ü yüksek öğrenim mezunu,%22.5'i memurve %18.8'i sağlık personelidir.Sonuç:Birinci basamak sağlık çalışanları da cinsiyet farkı olmadan A Ş ilekarşılaşmakta ve şiddet döngüsünü kırmada zorluklar yaşamaktadır.Anahtar kelimeler:birinci basamak,sağlık çalışanı,aile içi şiddet,cinsiyet,şiddetuygulayan

Aylin Sena Beliner
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Konak sağlık grup başkanlığı bölgesinde erken doğumlar ve etkileyen etmenlerin değerlendirilmesi

Dünya Sağlık Örgütü tarafından erken doğum; gebeliğin 37 hafta yada 259 güntamamlanmadan sona ermesi olarak tanımlanmaktadır. Yeni doğanda başlıca mortalite vemorbidite nedenlerinden biri olan erken doğum riski, özellikle yüksek risk grubundakilerolmak üzere tüm kadınlara erken ve uygun prenatal bakım sağlanmasıyla azaltılabilir.Olgu-kontrol çalışması olarak yürütülen bu çalışmanın amacı, Konak Sağlık GrupBaşkanlığı (KSGB) Bölgesi'nde erken doğumları etkileyen etmenleri saptamaktır.Araştırmanın evreni, KSGB Bölgesindeki 2005 yılı içerisindeki doğumların tümüdür. KSGBBölgesinde 01.06.2005 ile 30.11.2005 tarihleri arasında meydana gelen erkendoğumların tümü olgu grubunu (n=210) oluşturmuştur. Kontrol grubuna ise her erkendoğan bebek için aynı sağlık kurumunun aynı bölgesinden, aynı ayda ve miadında doğanbir bebek seçilmiştir (n=210). Olgu grubunda 176 (% 83.8), kontrol grubundan ise 203bebeğin (% 96.7) ailesine ulaşılmıştır.Olgu ve kontrol grubundaki bebeklerin cinsiyetleri arasında anlamlı farksaptanmamıştır. Ailelerin sağlık güvence durumları ve sosyo-ekonomik durum algılarıaçısından olgu ve kontrol grupları arasında anlamlı fark yoktur.Annenin öğrenim durumu(p=0.046), gebelikte sigara içme durumu(p=0.041),daha önce erken doğum öyküsü(p=0.0002), çoğul doğum öyküsü(p=0.0126), bugebeliğin çoğul olması(p=0.000), son 24 dört saatte aşırı yük kaldırma(p=0.024), oligo-polihidroamnios varlığı(p=0.001), uterusta aşırı kasılma(p=0.026), erken membranrüptürü(p=0.000), intrauterin gelişme geriliği(p=0.000), prenatal izlemlerde yetersizölçüm yapılması(p=0.037), prenatal izlem sayısı(p=0.042) erken doğum için risk etmeniolarak bulunmuştur.İkili analizlerde anlamlı ilişki bulunan değişkenlerle lojistik regesyon analiziyapılmıştır. Annenin öğrenim durumu, bu gebeliğin çoğul olması, plasenta previa varlığı,erken membran rüptürü, intrauterin gelişme geriliği, gebelikte yetersiz kilo alımı, erkendoğumu en çok etkileyen etmenler olarak bulunmuştur.Anahtar sözcük : Erken doğum, risk etmeni.

İbrahim Padır
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İncir işletmesi işçilerinde iş gerilimi düzeyi ile beslenme alışkanlıkları düzeyleri arasındaki ilşkinin incelenmesi

#$%&$ $' ()" * " $ $ )"'$(+$ %," $ -"'$ * $ ,./"0$ $( )$ )" " )"%* "1)2 1%)2 )1'2,./"0)"'$1'1 2( %,1 $$ ( $ % $)$ %$ %&")"%* " $Amaç:Bu çalı mada #03 4= 7 - - ;!)! ; (9 ) # ( / !'*#& ;( > 0* ! 9 -47 # & ;;& ; - ;# ;#(( ( ( 9 /( ( (; $ = ;# ( ( ( (;(( ( #(< # (/( ( ;- # ;=9 # 7 /& / (44 7 # &((iv4 /((4 > %5 '< & / 9-(/(; !! *<> / 9- (/(- > 5%< / 9- #( (-( (( ( ( & / -( 9(/( -4#(( ; # 9-/( (/( ( # / -1 5 3# 76 4$ ;# ; ;v

Özkan Bağcı
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Manisa merkezde 2006 yılında izlemi tamamlanmış gebe fişlerinin nitel ve nicel değerlendirilmesi, izlemi yapan kişinin niteliğe etkisi

Bu çalışmada, Manisa merkezde 2006 yılında gebelere ilişkin izlemlerin nicelik ve nitelik açısından yeterliliğini incelemek, gebe izlemlerinin değerlendirilmesinde standart bir nitelik ölçütü tanımlayarak nitelik düzeyini belirlemek, fişlerin doldurulma niteliğini etkileyen ebeye ilişkin özelliklerin etkisini incelemek amaçlanmıştır.Kesitsel tipte planlanan çalışmada 232 gebeye (?12.hafta ve ?32.hafta arasında izlemi yapılmış ve 2006 yılında izlemi tamamlanmış olan gebeler) ilişkin izlemler, 10 ölçütten oluşan Gebe İzlem Nitelik Puanı yönünden değerlendirildi.Analizde Ki-kare, Fisher'in Kesin Testi, Bağımsız Gruplarda t Testi ve Lojistik Regresyon kullanılmıştır. Test sonuçları %95 güven aralığında değerlendirilmiştir.İncelenen 232 fişteki ortalama gebe izlem sayısı 6.8±1.5 (en az 3, en çok 13 izlem)'tir. Gebelerin %45.3'ü altı ve daha az izlem almıştır. Yeterli gebe izlemi %81.0 olmasına karşın, uygun aralıklarla izleme %29.3'tür. Gebelere kontrol olarak en fazla kan basıncı (6.6±1.6) ve ağırlık ölçümü (6.5±1.7) yapılmıştır. Gebe izleme fişlerine göre genel doldurulma sıklığı %85.3, gebe izleminin niteliği değerlendiren ölçütlere göre ortalama doldurulma sıklığı %75.1'dir. İzlem fişlerinin nitelik ölçütleri açısından değerlendirilmesinde ortalama nitelik puanı 7.4±1.2 (en az 3.0, en çok 10.0), ortanca puan 8.0'dır.Fişlerin %50.4'ü ortalamanın üstünde (?7.4) yer aldığından ?nitelikli? olarak değerlendirilmiştir. Ebelerin doldurdukları fişlere göre nitelik değerlendirmesinde, hizmet verilen bölgesi kentsel yerleşimli olanların ortalama nitelik puanı, kırsal/gecekondu olanlarınkine göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca son bir yıl içerisinde sağlık sorunu nedeniyle görevden uzak kalanların ortalama nitelik puanı, kalmayanların ortalama nitelik puanına göre daha yüksek bulunmuştur.Ancak bu iki anlamlılık lojistik regresyon analizinde kanıtlanamamıştır, yani izlemi yapan ebenin izlem niteliğine etkisi yoktur. Gebelerden kentsel yerleşimli, 30 yaş ve üzeri, ilkokul ve üstü eğitimli, birden çok gebeliği olanların ortalama nitelik puanı referanslarına göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Yapılan Lojistik Regresyon Analizi'ne göre gebenin yaşı ve öğrenim durumu niteliği etkilemektedir. Gebe izlemlerinin değerlendirilmesinde standart bir yöntem olarak nitelik ölçütlerinin kullanılması bu konudaki farklı çalışmaların karşılaştırılması ve yorumunda ifade birliği sağlayabilir.Anahtar Sözcükler: Gebe izlemi, nitelik puanı, ebe, Form 005.

Ebeler
Ayşe Nur Kuşcu Tuncal
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2007
00
DoktoraAçık ErişimTR

Pratisyen hekimlerin alkol sorunları olan hastalara yaklaşımlarının geliştirilmesi: randomize kontrollü eğitim çalışması

Asiri alkol tüketimi ve alkolle iliskili sorunlar tüm dünyada önemli bir halk sagligi sorunudur. Bu arastirmada birinci basamak saglik hizmetlerinde çalisan pratisyen hekimlerin hastalarinda riskli alkol kullanimini saptama ve kisa müdahale yöntemi konusunda bilgi, tutum ve davranislari ve egitim programinin bu özellikler üzerine etkisi arastirilmistir. Izmir Ili Konak Saglik Grup Baskanligi'na (KSGB) bagli merkezlerde çalisan hekimler (N=226) girisim ve kontrol gruplarina 1:2 oraninda saglik ocaklari düzeyinde randomizasyon yapilarak ayrilmistir. Girisim grub unda 62, kontrol grubunda 73 pratisyen hekim çalismaya katilmistir. Girisim grubuna 1 saatlik didaktik sunum + kisa müdahale örnegi video + uygulamali egitim + yardimci materyaller (hekim egitim kitapçigi, hasta brosürleri, Alkol Kullanim Bozuklugu Tarama Ölçegi (AUDIT) ve izlem formlari) ve birinci ayda pekistirme egitimi verilmistir. Kontrol grubuna sadece didaktik sunum yapilmistir. Egitim öncesinde anket formuyla bilgi, tutum ve davranis degerlendirilmistir. Egitim sonunda ve 2.5 ay sonra süreci degerlendirmek üzere ayni anket tekrar uygulanmistir. Pratisyen hekimlerin riskli alkol kullanimi düzeyleri, tarama ölçekleri ve biyokimyasal belirteçler konusunda yeterli bilgiye sahip olmadiklari görülmüstür. Egitim öncesi girisim ve kontrol gruplarinin bilgi, tutum ve davranis puanlari ortalamalari benzer bulunmustur. Egitimin sonundaki degerlendirmede bilgi puanlarinda artis saptanmistir, girisim ve kontrol gruplari arasinda kontrol grubu lehine anlamli fark bulunmustur. 2.5 ay sonra yapilan degerlendirmede bilgi puaninda egitim sonrasi degerlendirmeye göre düsüs olmasina karsin, egitim öncesine göre hem girisim hem kontrol grubunda istatistiksel olarak anlamli artis saptanmistir. 2,5 ay sonra yapilan degerlendirmelerde girisim ve kontrol gruplari arasinda tutum ve davranis puanlari açisindan farklilik saptanmamistir. Egitim programinin hekimlerin alkol kullanim sorunlarina iliskin bilgi düzeylerinde artis sagladigi görülmüstür.

Doktorlar
Yıldız Akvardar
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2007
00
DoktoraAçık ErişimTR

2- 12 yaş grubu çocuklarda, idrarda kotinin ve eozinofil katyonik protein düzeyi belirlenerek, alt solunum yolu enfeksiyonlarında pasif sigara içiciliğinin etkisinin saptanması

Amaç. Topluma dayalı bu olgu-kontrol çalısmasının amacı, çocuklarda idrarda kotinin ve eozinofil katyonik protein düzeyleri belirlenerek, alt solunum yolu enfeksiyonu olusumunda pasif sigara içiciliginin etkisini saptamaktır. Yöntem. Arastırmanın örnek büyüklügü, arastırmanın gücü %80, etkenle karsılasma prevalansı %50, olgu/kontrol=1/1, OR=2.0 ve güven aralıgı %95 olarak alındıgında olgu ve kontrol grubunun her biri için en az 148 çocuk olarak bulunmustur. Arastırmaya en az örnek büyüklügünü karsılayacak sekilde 150 olgu ve 150 kontrol alınmıstır. Ekim 2003 - Mart 2004 tarihleri arasında yapılan çalısmada olgular Narlıdere Bölgesi'ndeki üç saglık ocagının kayıtlarından alınmıs alt solunum yolu tanısı almıs 2-12 yas grubundaki çocuklardır. Kontroller aynı saglık ocakları bölgesinden olgularla yas, cins ve aynı sokakta oturuyor olması açısından eslestirmesi yapılmıs, saglıklı çocuklardır. Çalısmaya alınan olguların ve kontrollerin evlerine tanı sonrası ilk üç günde gidilerek önceden olusturulan anketle gerekli bilgiler ve idrar örnegi toplanmıstır. drarda kotinin düzeylerine radioimmunoassay, eosinofil katyonik protein düzeylerine flouroenzymeimmunoassay yöntemleriyle bakılmıstır. Veri çözümlemeleri SPSS 11.0 programı kullanılarak McNemar Ki-kare, ve bagımlı grupta t-testi ve pearson korelasyon analizi ile degerlendirilmistir. P < 0.05 degeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmistir. Bulgular. Bildirime göre pasif içicilik prevalansı alt solunum yolu enfeksiyonu olan olgu grubunda %71.3, saglıklı kontrol grubunda %72.0 bulunmustur. drar kotinin/kreatinin oranı 30 ng/mg kesim degerine göre, olgu grubunda içicilik prevalansı %87.3, kontrol grubunda %84.7 bulunmustur (p=0.618). Kesim degeri 60 ng/mg olarak alındıgında pasif sigara içiciliginin alt solunum yolu enfeksiyonunun 4.7 kat arttırdıgı saptanmıstır (p<0.001). Ortalama idrar eozinofil katyonik protein degerleri olgu grubunda kontrol grubuna göre daha yüksektir (p=0.018). Alt solunum yolu enfeksiyonu olan çocuklarda idrarda kotinin ve eozinofil katyonik protein degerleri arasında olumlu birliktelik bulunmaktadır (p=0.034). Sonuç. Pasif sigara içiciligi karsılasılan dumanın yogunluguna baglı olarak çocuklarda alt solunum yolu enfeksiyonu sıklıgını arttırmaktadır. Alt solunum yolu enfeksiyonu pasif sigara ile birlikte hava yolu yangısına yol açarak reaktif hava yolu hastalıkları için risk olusturmaktadır. Anahtar kelimeler: alt solunum yolu enfeksiyonu, eozinofil katyonik protein, kotinin, pasif sigara içiciligi

Pembe Keskinoğlu
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2007
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ebe ve hemşirelerin,gebelerde sigara içiminin azaltılması ve sigara dumanından korunmadaki rollerinin incelenmesi ve geliştirilmesi

Arastırmanın temel amacı; gebelerde sigara içiminin azaltılması ve sigara dumanından korunma konusunda, ebe ve hemsirelerin, aktif, destekleyici rol gelistirmelerine katkı saglayacak bir girisimde bulunmaktır. Girisimsel tipteki bu arastırma için, Konak Saglık Grup Baskanlıgı'na baglı saglık ocakları sosyoekonomik duruma göre iyi-orta-kötü düzey olarak tabakalanmıstır. Kötü sosyoekonomik düzeyden iki, orta düzeyden iki, iyi düzeyden üç saglık ocagı rasgele seçilmis ve bu saglık ocaklarındaki dördüncü ayındaki tüm gebeler arastırmaya alınmıstır (n=307). Bu yedi saglık ocagındaki 40 ebe ve hemsire çalısmaya dahil edilmistir. Saglık ocakları üçü girisim ve dördü kontrol olmak üzere randomize edilmistir. Arastırmanın baslangıcında, ebe ve hemsirelerin sigara danısmanlıgı ile ilgili tutum ve davranıslarını incelemeye ve gebelerdeki sigara içme sıklıgını saptamaya yönelik anketler uygulanmıstır. Girisim grubundaki ebe ve hemsirelere, sigara içme ve sigara danısmanlıgı konusunda egitim verilmistir. Egitimin ilk asaması iki saat süren seminerdir. kinci asama, olgular üzerinden danısmanlıga yönelik yürütülen bir saatlik bir tartısmadır. Ebe ve hemsirelere, egitimden ortalama bes ay sonra baslangıçtaki tutum ve davranıs anketi tekrar uygulanmıstır. Danısmanlıkların alana yansımasını degerlendirmek için, gebelerden dogum yaptıkları ilk üç ay içinde sigara bilgileri tekrar toplanmıstır. Veri çözümlemesinde, sayım degiskenlerinde Ki-kare, Fisher'in Kesin Testi, sürekli degiskenlerde ise Mann-Whitney U testi kullanılmıstır. Egitim öncesi girisim ve kontrol gruplarındaki ebe ve hemsirelerin, tutum ve davranıs önermelerine verdikleri yanıtlar, tutum ve davranıs puanları ve dogru danısmanlık davranısları birbirine benzerdir. Baslangıçta girisim grubundaki gebelerin %20.0'ı, kontrol grubundakilerin ise %20.3'ü sigara içmektedir. Ayrıca girisim grubundaki gebelerin %53.3'ü, kontrol grubundakilerin ise %46.2'si evlerinde pasif içicidir. Egitim sonrası girisim grubunun danısmanlık davranısı puanları anlamlı olarak yüksektir. Dogru danısmanlık davranısı girisim grubunda daha yüksek olmasına karsın anlamlı fark saptanmamıstır. Sonraki görüsmede girisim ve kontrol gruplarındaki gebelerin sigara içme ve pasif içicilik sıklıklarının azaldıgı saptanmasına karsın iki grup arasında anlamlı fark bulunmamıstır. Sonuç olarak bu girisim çalısmasıyla sınırlı da olsa basarı elde edilmistir.

Gebelik
Nuriye Ergül Karakuş
Dokuz Eylül University
2007
00
DoktoraAçık ErişimTR

1993-1998 yıllarında İzmir'de tanı almış 15 yaş üzeri erkeklerde mesane kanseri olgularının meslek ve iş tanımlaması

Dünyada mesane kanseri hastalık ve ölüme yol açan, insidansı gittikçe artan buna karşılık önlenebilir bir hastalıktır. İzmir'de erkeklerde görülen en sık ikinci kanser türü mesane kanseridir. Araştırmalar mezotelyoma dışlandığında, işle ilişkisi en güçlü kanser türünün olasılıkla mesane kanseri olduğunu göstermektedir. İzmir'de mesane kanseri dünya ortalamasından görece daha yüksek insidanslara sahiptir. Mesane kanseri nedenleri arasında en önemli faktör sigaradan sonra meslektir. İzmir'de iş sağlığı açısından kanser yönünden riskli işkollarının araştırılması gereklidir. Kanserin nedensellik ilişkisinde meslek araştırması için iş, maruz kalım süresi ve etkenle karşılaşmanın yoğunluğu bilgisi gereklidir. AMAÇ Araştırmamızın ilk amacı, 15 yaş üzeri erkek mesane kanseri olgularında işkolu ve işkolu alt gruplarını tanımlamak. İkinci amacı ise, mesane kanseri ile işkolu ve işkolu alt grupları arasındaki ilişkiyi tanımlamaktır. YÖNTEM Araştırma İzmir ili sınırları içinde sigortalılara dayalı bir olgu-kontrol çalışmasıdır, 316 olgu ve 319 kontrolden oluşturulmuştur. Olgu ve Kontroller KİDEM kayıtlarından alınan olgular; 1993-1998 yılları arasında tanı almış, ICD-O3 sınıflamasına göre 67,0-67,9 topografi kod numarası almış, İzmir ilinde oturan 1746 erkekten oluşturulmuştur. KİDEM'deki kişi tanımlayıcı özellikler ile SSK'daki künye bilgileri karşılaştırılarak 1746 kişi arasından sigortalı olgular saptanmış (316); 301 olgu emekli 15 olgu halen çalışandır. Kontroller, emekli olgular için İzmir ilinden emeklilik numarası almış yaşı ve tüm çalışma süresi benzer erkekler arasından; halen çalışanlar için sigorta tescil numarasına göre yaşı ve çalışma süresi benzer erkekler arasından seçilmiş, İzmir ili dışındaki illerden emeklilik numarası almış olanlar için ise, İzmir ili dışındaki illerden emeklilik numarası almış olup İzmir'deki herhangi bir bankadan emeklilik maaşı alan erkekler arasından benzer yöntemle seçilmiştir. VERİ TOPLAMADA İZLENEN YÖNTEMLER Araştırmaya alınan olgu ve kontrollerin maruz kalım bilgisi: emekli olanlar için SSK Arşivindeki emeklilik dosyalarından; halen çalışmakta olanlar için ise bilgisayar kayıtlarındaki hizmet dökümlerinden çıkarılmıştır. Her iki veri kaynağında da prim ödeme gün sayılarından yararlanarak olgu ve kontrollerin hangi işyerlerinde ne kadar süre ile çalıştığı öğrenilmiş, veriler geliştirilen veri toplama formlarında kayıt altına alınmıştır. Daha sonra veri toplama formlarındaki işyerlerinin hangi işkoluna dahil olduğu SSK İşveren Servisi bilgisayar kayıtlarından tarama yoluyla, bulunamayanlar ise SSK Bölge Müdürlükleri kütüklerinden email yoluyla öğrenilmiştir.

Gül Gürsoy
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Buca Kız Öğrenci Yurdundaki genç kızların cinsel bilgi düzeylerinin saptanması

Adile Duran
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1990
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Pratisyen hekimlerde mesleki doyum ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Pratisyen hekimlerde mesleki doyum ve etkileyen faktörlerin belirlenmesini amaçlayan araştırma kesitsel ve analitik özelliktedir. -İzmir'de Sağlık Ocakları, Devlet Hastaneleri, Ana Çocuk Sağlığı-Aile Planlaması Merkezleri, Verem Savaş Dispanserleri ve Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan tabakalı basit rastgele örneklem yöntemiyle seçilen 385 hekim araştırma kapsamına alınmıştır. Hekimlerin kişisel ve mesleki özellikleri ile ilgili sorular ve doyum ölçeği sorularından oluşan anket formu uygulanmıştır. İşin kendisi-içeriği, yönetim-işyeri politikası, ücret ve çalışma koşullan gibi iş boyutlarından ayrı ayrı sağlanan doyum düzeyleri ve tüm iş boyutlarından elde edilen ortalama mesleki doyum düzeyleri belirlenmiş ve. mesleki doyumu etkileyen değişkenlerle ilişkileri araştırılmıştır. - Pratisyen hekimlerin ancak 1/5'i üniversite eğitimlerini yeterli bulmaktadır. - Hekimlerin yansından fazlası(%64.2'si) mezuniyet sonrası eğitim programlarına katılmıştır. Sağlık Ocağı hekimleri en fazla mezuniyet sonrası eğitim programlarına kanlan gruptur. - Araştırma grubundaki hekimlerin yansından fazlası(%60) çalıştıkları kurumda mesleki bilgi ve becerilerini yeterince kullanmadığını düşünmektedir. - Zorunlu hizmet yükümlülüğünü tamamlayan hekimlerin %72.4'ü, zorunlu hizmeti mesleki yönden olumlu ve kısmen olumlu bulmaktadır. - Pratisyen hekimlerin uzmanlık eğiliminde belirgin bir azalma gözlenmektedir. - Pratisyen hekimlerin yaklaşık 1/3'ü, koşullar düzelirse pratisyen hekim olarak çalışmayı düşünmektedir. - Pratisyen hekimlerin %10.4'ü mesleklerini bırakmayı istemekte ve yaklaşık 1/4'ü yanlış meslek seçtiğim düşünmektedir. - Pratisyen hekimlerin yansından fazlası, işlerinin kendisi-içeriği ile ilgili özelliklerinden hoşnut değildir. - Hekimlerin yaklaşık 1/3'ünün işlerinin yönetim-işyeri politikası ile ilgili özelliklerinden yüksek doyum sağladığı, %42.6'sının ise doyumsuz olduğu gözlenmektedir. - Hekimlerin %84.4'ü aldığı ücretten hoşnut değildir. - Araştırma grubundaki hekimlerin %22.3'ü çalışma koşullarından hoşnut değilken, yaklaşık 1/3'ü yüksek düzeyde doyum sağlamaktadır.-66- - En düşük doyum sağlayan iş boyutu ücret, en yüksek doyum sağlayan iş boyutları ise çalışma koşullan ile yönetim-işyeri politikasıdır. - Tüm iş boyutlarının ortalaması ile elde edilen mesleki doyum düzeyleri incelendiğinde : Hekimlerin %49.9'unun mesleklerinden doyum sağlayamadıkları %44.7'sinin orta, %5.4'ünün ise yüksek düzeyde doyuma sahip oldukları gözlenmektedir. - Sosyal Sigortalar Kurumu hekimleri en düşük doyum düzeyi göstermektedirler. Buna karşın mesleklerinden en fazla doyum sağlayan grup, APAÇS Merkezleri'nde görev yapan hekimlerdir. - 35 yaş ve üzerindeki hekimlerin diğer yaş gruplarındaki hekimlerden daha yüksek doyum düzeyine sahip oldukları gözlenmektedir. - Yönetsel işlevlere katılımın mesleki doyum düzeylerini olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. - Çalıştıkları kurumda mesleki bilgi ve becerilerini kullanabildiklerini düşünen hekimler, daha yüksek mesleki doyum düzeyi göstermektedirler. - Zorunlu hizmeti, mesleki ve sosyal yönden olumsuz bulan hekimlerin mesleki doyumları daha düşüktür. - Halen bir süre pratisyen hekim olarak çalışmak isteyen hekimlerin uzmanlaşmak isteyen veya başka mesleki beklentisi olan hekimlere göre mesleki doyumları daha yüksektir. - Hekimlik mesleği seçiminin yanlış olduğunu düşünen hekimlerin mesleklerinden aldıkları doyum daha düşüktür. - Sonuç olarak, hekimlerin %49.9'unun mesleklerinden doyum sağlayamadıkları ve Sosyal Sigortalar Kurumu hekimlerinin en düşük, APAÇS Merkezleri'nde görev yapan hekimlerin en yüksek mesleki doyum düzeyine sahip oldukları anlaşılmaktadır.

Doktorlar-aileİş doyumu
Berna Musal
Dokuz Eylül University
1992
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çeşme`de turistik konaklama işletmelerinde çalışanların AIDS konusunda bilgi düzeyleri ve tutumları

Turizm sektörü çalışanlarının AİDS konusunda bilgi düzeyinin ölçülmesi, tutumlarının belirlenmesini ve bu konuda bilgi isteklerinin saptanmasını amaçlayan araştırma kesitsel ve analitik özelliktedir. İzmir ili Çeşme ilçesinde yeralan Turizm İşletmesi Belgeli konaklama işletmelerinin tümü araştırmaya alınmıştır. Konaklama işletmeleri ve buralarda çalışan kişilerin tanımlayıcı özelliklerini, AİDS ile ilgili bilgi düzeyi, tutum ve eğitim isteğine yönelik soruları içeren anket formları kullanlarak veri toplanmıştır. Araştırmaya katılım oranı %51'dir. Çalışanların yaklaşık dörtte biri lise mezunudur. Yandan fazlasının turizm ile ilgili eğitim almadığı belirlendi. Araştırma grubu çok yüksek oranda HlVin cinsel ilişki ile geçtiğini belirtti. Çok yüksek oranda AlDS'den korunma yöntemi olduğu vurgulandı. Yaklaşık on kişiden sekizi tarafından cinsel ilişki sırasında kondom kullanma ile HIV bulaşının önleneceği söylendi. Araştırma grubunun düşük yüzdesi kendi mesleklerini HIV bulaşı açısından riskli görmektedir. Yandan fazla çalışan AİDS ile ilgili bilgi alabilecekleri bir kurum olduğunun belirtirken, AİDS'le Savaşım ya da Mücadele Derneklerini söyleyenler %3 oranında kalmıştır. AİDS'e yakalanma açısından risk altında olan kişiler ya da meslek grupları konusunda bilgi düzeyi düşük bulundu. Araştırma grubu bulaşma yollan konusunda en iyi bilgi düzeyine sahipti. Yaş arttıkça AİDS ile ilgili bilgi düzeyi düşmektedir. Bekarlar daha fazla bilgili bulundu. Eğitim düzeyinin atması bilgi düzeyinde de artışı destekledi. HIV durumu bilinmeyen turistle cinsel ilişki kurabileceğini belirtenlerle, HIV enfekte turistle cinsel ilişkiye girebileceğini söyleyenlerin tutarlılığı en düşük düzeydedir. AİDS ile ilgili bilgi düzeyinin yüksek oluşu özellikle cinsel ilişkiye yönelik tutumlarda farklılık yaratmadı. 65

Enzime bağlı immünosorbent testiKonaklama işletmeleriİzmir-Çeşme
Hülya Ellidokuz
Dokuz Eylül University
1995
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çalışanlarda ve işsizlerde yaşam kalitesine etki eden etmenler ve yaşam kalitesi düzeylerinin karşılaştırılması

ÖZET Bu çalışmada işsizlerin ve sanayi çalışanlarının yaşam kaliteleri kesitsel olarak değerlendirilmiştir. Yaşam kalitesi ölçeği olarak kısa form (short form 36 - SF 36) kullanılmıştır. Yaşam kalitesi düzeylerine etki eden işsizlik ve çalışma yaşamı ile ilgili değişkenler irdelenmiş; çalışanların ve işsizlerin yaşam kalitesi düzeyleri karşılaştırılmıştır. Çalışma İzmir İş ve İşçi Bulma Kurumu'na başvuran işsizlerde ve kağıt iş kolunda yer alan bir fabrikada yapılmıştır. Çalışma anketi eksiksiz dolduran ve 201 i işsiz ve 144 ü çalışan olmak üzere toplam 345 kişi ile tamamlanmıştır. Çalışmaya katılanların en genci 17 en yaşlısı 59 ve yaş ortalaması 28.9 dur. Çalışmaya katılanların çoğunluğu erkek ve mavi yakalılardan oluşmaktadır. İşsizlerde 6 aydan uzun süredir iş arayanların mental sağlık durumu (MSD) özet değer ortalamaları, 6 aydan kısa süredir iş arayanlardan anlamlı düzeyde düşüktür. Ancak son iki yılda işsiz geçirilen toplam süreye göre MSD ortalamaları arasında fark yoktur. Çalışanlarda iş arayanların MSD ortalamaları, aramayanlara göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır. İşsizlerin fiziksel sağlık durumu (FSD) özet değer ortalamaları çalışanlardan anlamlı düzeyde yüksektir. MSD açısından çalışanlar ve işsizler arasında fark saptanmamıştır. FSD için oluşturulan çok değişkenli analizlerde cins, evlilik durumu, alkol kullanma durumu ve iş durumu FSD ile ilişkili bulunmuştur. Modele göre kadın olmak, evli olmak, alkol kullanmak ve çalışıyor olmak FSD nu olumsuz yönde etkilemektedir. MSD için oluşturulan son modelde evlilik durumu, alkol kullanma durumu ve geçim durumu ile ilgili görüş değişkenleri yer almıştır. MSD evli olanlarda, alkol kullananlarda düşük, rahat geçindiğini ifade edenlerde yüksektir. Sonuç olarak uzun süreli işsizlik mental sağlığı olumsuz yönde etkilemektedir. Çalışanlarda iş arayanların, aramayanlara göre daha düşük MSD ortalamaları almaları işsiz kalmanın ötesinde "iş aramanın" mental sağlığı olumsuz etkilediğini düşündürmektedir. İşsizlerin FSD ortalamaları çalışanlardan yüksektir. Bu bulgu çalışmaya katılan işsizlerin sağlıklarını daha iyi gösterme eğiliminde olduklarını düşündürmektedir. Bu bulgular çalışma koşulları, işsizlik, sağlığın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. İstihdam biçimlerinin sağlık etkilerinin incelenmesi işsizlik, çalışma yaşamı ve sağlık ilişkisinde önemli ipuçları sağlayacaktır. Anahtar sözcükler: Çalışma yaşamı, işsizlik, yaşam kalitesi VIII

Yücel Demiral
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2001
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tedavi edici hizmet sunumunda SSK ve özel sağlık sigortasının sağlık harcama giderleri yönünden karşılaştırılması ve özel sağlık sigortasında sağlık hizmet kullanımı

10 ÖZET Araştırma baslığı: Tedavi Edici Sağlık Hizmet Sunumunda SSK ve özel Sağlık Sigortasının Sağlık Harcamaları Yönünden Karşılaştırılması ve Özel Sağlık Sigortasında Sağlık Hizmet Kullanımı Araştırmacı İsmi: Dr. Ruhsan Gezgin Özetin ana hatları Giriş: Ülkemizde kamu ve özel sağlık sigortalarının karşılaştırması ile ilgili yapılmış çalışma sayısı çok azdır. Bu araştırmada kamu sağlık sigortası olan Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) ile özel sağlık sigortalarının, tedavi edici sağlık hizmetlerine ait sağlık harcamaları yönünden karşılaştırılması ve özel sağlık sigortalılarının hizmet kullanımı araştırılması planlanmıştır. Yöntem: SSK'na bağlı sigortalıların SSK Tepecik Eğitim Hastane' sinde 2001 Ocak ve Temmuz aylarında yapılan tedavi edici sağlık hizmet harcamaları ile özel sağlık sigortalılarının İzmir ilinde aynı dönemdeki sağlık harcamaları karşılaştırmıştır. Bu çalışma Kasım-Aralık 2002 ile Ocak-Şubat 2003 döneminde yapılmıştır. Seçilen bağımsız değişkenler kamu sağlık sigortalı olmak ve özel sağlık sigortalı olmaktır. Bağımlı değişkenler ise doktor muayene, tanı yöntemleri, reçete, yatarak tedavi sayıları ve kişi başı düşen harcamalardır. Ayrıca özel sağlık sigortalılarının sağlık hizmet kullanımı ile ilgili Ekim-Kasım 2002 döneminde 352 kişiye bir anket çalışması yapılmıştır. Dört gözlü düzenlerde ki-kare analizleri için EPI INFO 2000 Statcalc programı kullanılmıştır. Bulgular: Ayakta ve yatarak tedavi hizmetlerinde SSK'na bağlı sigortalılarda kişi başı sağlık harcaması Ocak 2001 'de 2,696,625 TL, Temmuz 2001 'de 3,002,328 TL dir. özel sağlık sigortalılarında kişi başı sağlık harcaması Ocak 2001 'de 31,476,81211 TL, Temmuz 2001 'de 26,158,780 TL bulunmuştur. Ankete katılan özel sağlık sigortalılarının son on beş gün içinde sağlık sorunu olanların yüzdesi %18.2'dir. Ankete katılan özel sağlık sigortalıların yatarak tedavi görmesi önerilenlerin yüzdesi ise %11.1'dir. Sonuç ve Tartışma: Çalışmanın sonucunda özel sağlık sigortalarında kişi başına düşen sağlık harcaması ve sağlık hizmet kullanımı SSK'na bağlı sigortalı başına düşen sağlık harcamasından daha fazladır. Özel sağlık sigortalı olmanın sağlık hizmet kullanımı ve sağlık harcamalarını arttırıcı bir rolü olduğu düşünülmektedir. Anahtar sözcükler özel Sağlık Sigortası,SSK, Sağlık harcaması, Sağlık hizmet kullanımı

Ruhsan Gezgin
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2003
00
DoktoraAçık ErişimTR

İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi'nde bulunan işyerlerinin acil durumlara yönelik hazırlığının değerlendirilmesi

ÖZET Amaçlar: 1. Izmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesinde (İAOSB) bulunan işyerlerinin acil durumlara yönelik hazırlığının değerlendirilmesi; 2. Acil durumlara hazırlıklı olmayı etkileyen etkenlerin saptanması; 3. İşyerlerinde acillere yönelik hazırlıklı olma durumunun saptanmasında kullanılacak bir ölçütün geliştirilmesi için ön bulguların elde edilmesidir. Yöntem: Araştırma kesitsel ve analitiktir. Evrende İAOSB'nde 2001 yılında üretim yapan 305 büyük, orta ve küçük ölçekli işyeri yer almaktadır. Araştırmanın örneği işkolu ve işçi sayışma göre iki kez tabakalandıktan sonra rasgele seçilen 91 işyerinden oluşmaktadır. Ulusal düzenlemeler, uluslararası (DSÖ ve- ILO) öneriler doğrultusunda geliştirilen Acil Durumlara Hazırlıklı Olma (ADHO) ölçeği ve genel bilgiler anketi araştırmacı tarafından işyerlerine uygulanmıştır. Bulgular: İşyerlerinden %9.9'unun ADHO düzeyi yeterlidir. İşçi sayışma göre büyüklük (p=0.0009), yabancı ortak (p=0.0159) ve iş güvenliği sorumlusu (p=0.0032) ile ADHO ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç: İşçi sayısına göre büyüklük, yabancı ortak ve iş güvenliği sorumlusu ile ADHO ilişkisi anlamlıdır ve ADHO ölçeği hızlı değerlendirme aracı olarak kullanılabilir. Anahtar sözcükler: Acil Durumlara Hazırlıklı Olma, İş Sağlığı ve Güvenliği, Endüstriyel Kazalar, Olağandışı Durum, Acil Durumlara Hazırlıklı Olma Ölçeği

Zeynep Ölmezoğlu Başkaya
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2003
00
DoktoraAçık ErişimTR

İzmir Bornava Meslek Eğitim Merkezi'nde eğitim gören çıraklarda risk alma davranışları ve etkileyen faktörlerin incelenmesi

Bu çalışmada, İzmir Bornova Meslek Eğitim Merkezinde eğitim gören çırakların risk alma davranışlarını etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Çalışma kesitsel-analitik tiptedir. Mesleklerine, sınıflarına ve cinsiyetlerine göre tabalalanarak rasgele olarak seçilen 381 kişilik çırak grubuna, İzmir Bornova Meslek Eğitim Merkezindeki toplantı salonunda araştırmanın anket formu ile risk alma davranış ölçeği toplu halde dağıtılarak, veriler toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde, risk alma davranış ölçeğinin tam ve doğru olarak doldurulması kriter alındı. Risk alma davranış puan ortalaması 46.7±9.7(38-104) olarak tespit edildi. Risk alma davranışları ile çırakların sosyodemografik özelliklerinden ;yaş, göç durumu, doğum yeri tipi, ailesel özelliklerden; aile yapısı, kardeş sayısı, anne/babaların eğitim durumu, ailede sigara alışkanlığı, ailede sabıkalı varlığı, ailede şiddet varlığı, çalışan kardeş sayısı, babanın düzenli geliri, annenin çalışması, ailenin ekonomik durumu, sosyal yaşam özelliklerinden', kazandığı parayı harcama biçimi, ilk işe başlama yaşı, okulu bırakma nedeni iş yaşamı özelliklerinden', toplam çalışma süresi, günlük çalışma süresi, işyerinde çalışan yaşıt sayısı, işyerinde çalışan işçi sayısı ve yapılan iş türü arasında istatistiksel olarak anlamlı seviyede ilişki bulunmadı. Ailede tiner-bali ve uyuşturucu kullanımını ise sadece birer çırak tarafından bildirildiğinden analizlere alınmadı. Risk alma davranışları ile çırakların sosyodemografik özelliklerinden; Cinsiyet, 14 yaşma kadar en uzun süre oturulan yer tipi, ailesel özelliklerden', ailede alkol kullanımı ailede tartışma varlığı, sosyal yaşam özelliklerinden; arkadaşların sigara, alkol, tiner-bali, uyuşturucu kullanması, arkadaşlar arasında sabıkalı varlığı, tartışma, şiddet olması, sorunu olduğunda yardım aldığı kişi, iş yaşamı özelliklerinden; haftada çalıştığı gün sayısı, işyeri ortamı güvenliği, işyerindeki kişilerin sigara, alkol, tiner-bali, uyuşturucu alışkanlığı olması işyerindeki kişiler arasında sabıkalı varlığı, tartışma ve şiddet olması, işini sevme ve haftalık tatil durumu değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişkiler bulundu. Birçok değişken tarafından etkilendiği görülen risk alma davranışları ile savaşımda iş yaşamındaki değişkenlerin de göz ardı edilmemesi gereklidir. Anahtar sözcükler: Risk alma davranışı, Çalışan Ergenler, Kuraldışı davranış

Ahmet Özçevikel
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2003
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Güzelbahçe Sağlık Ocağı bölgesinde 30 yaş üzeri populasyonda koroner kalp hastalığı sıklığı ve kalp-damar hastalığı risk faktöleri ile ilişkisi

ÖZET Güzelbahçe Sağlık Ocağı Bölgesindeki 30 yaş üzeri erişkinlerden tabakalı-küme örnekleme yöntemiyle seçilen 343 kişi üzerinde (katılım oranı %84.0) yapılan bu kesitsel araştırmada KKH prevalansı erkeklerde %8.9, kadınlarda %7.7 genel araştırma grubunda ise %8.2'dir. Araştırma grubunda diabet öyküsüne erkeklerde %10.4, kadınlarda ise %8.7 oranında rastlanmıştır. Araştırma grubunun %31.9'u obes, %28.6'sı hipertansiftir. Kişilerin %10.8'inin total kolesterolleri, %14.6'smın kan trigliserit düzeyleri, %19.9'unun ise DDL'leri yüksektir. Risk faktörlerinden düşük YDL ise araştırma grubunun %86.3'smda saptanmıştır. Risk faktörlerinden hipertansiyonun kadınlarda (%33.7) erkeklere(%20.7) göre daha sık olduğu görülmüştür(p:0.01). Sigara içme sıklığı kadınlara göre erkeklerde yaklaşık iki kat daha fazladır. Kadınların %32.2'si hayatlarının herhangi bir döneminde sigara kullanmışken bu oran erkeklerde %71.9' dur(p<0.001). Spor yapmama oranı erkeklerde %63.7 kadınlarda ise %79.8'dir. Erkeklerin kadınlara göre daha aktif oldukları dikkati çekmektedir(p:0.001). Kadınların erkeklere göre daha yüksek ortalama BKl'ne sahip olduğu izlenmiştir(p:0.002), ancak obesite sıklığı açısından erkeklerle kadınlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır(p=0.21). Diyabet (p:0.001, p:0.005) ve hipertansiyon sıklığı(p:0.007, p:0.000) her iki cinsiyette yaşla artarken, sigara içme sıklığı yine her iki cinsiyette yaşla azalma eğilimi göstermektedir(p:0.040,p:0.004). VITek değişkenli analizlerde cinsiyet, öğrenim durumu ve medeni durumla KKH varlığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Ancak KKH 60 yaş üzeri kişilerde anlamlı olarak daha sık görülmektedir(p:0.007). KDH risk faktörleri ile KKH arasındaki ilişkiler incelendiğinde diyabet, hipertansiyon ve ailede KKH öyküsü varlığı ile KKH arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu (p:0.030, p:0.040, p<0.001), bu risk faktörlerini taşıyanlarda KKH sıklığının taşımayanlara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Spor yapmayanlarda KKH'nın yapanlara göre anlamlı derecede daha sık olduğu gözlenmiştir(p:0.032). Lipid değişkenleri, obesite ve sigara içme ile KKH arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Yapılan lojistik regresyon analizinde yaş, aile öyküsü, hipertansiyon öyküsü, total kolesterol, DDL-K ve spor yapma değişkenleri KKH varlığının belirleyici faktörleri olarak ortaya çıkmışlardır. Anahtar Sözcükler: Kalp, Damar, Koroner, Risk, Hipertansiyon, Sigara, Diabet, Aile öyküsü, Fizik Aktivite

Diabetes mellitusHipertansiyonKalp+2
Belgin Aslan
Dokuz Eylül University
1998
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Trabzon 5 nolu sağlık ocağı bölgesindeki Fatih İlkokulu 5. sınıf öğrencilerinde bağırsak parazitleri konusunda Katılımlı Eğitim Yöntemi' nin karşılaştırılması

Epidemiyolojik Özellikler; Araştırma Eylül 1993-Şubat 1994 tarihleri arasında Kohort tipi bir araştırma olarak Trabzon ili 5 No'lu Sağlık Ocağı bölgesinde yapılmış, basit rastgele örnekleme ile seçilen 150 öğrencide bağırsak parazitlerine bakılmıştır. Parazit tesbit edilenler tedavi edildikten sonra 50 ' şer kişilik 3 gruba ayrılmışlardır. Gruplardan ikisine önceden hazırlanan broşürler dağıtılmış ilaveten bir gruba grup katılımının sağlandığı eğitim programı, diğerine konferans 1 ' er ay aralıklarla 6 ay süresince uygulanmıştır, üçüncü grup kontrol grubu olarak kabul edilmiştir. Altı ay sonunda değişik eğitim yöntemi uygulanan bu üç grup eğitim yöntemleri açısından kıyaslanmışlardır. Amacı: Parazitoz insidansı konusunda eğitim yöntemlerini karşılaştırmak ve eğitim çalışmalarına baz oluşturmak. Sonuçlar: Grup katılımı ile eğitim uygulanan grupta parazitoz insidansı (%4.0), konferans uygulananlarda birinci gruba göre daha çok (%20.0); kontrol grubunda ise oldukça yüksek oranda (%28.0) parazitoz saptanmıştır. üç grup arasında parazitoz yönünden anlamlı fark bulunmuştur (p<0.01). Grup katılımı ile eğitim uygulanan grup ile konferans ile eğitim uygulanan grup arasında ve kontrol grubu arasında parazitoz yönünden anlamlı farklılıklar mevcut iken (p<0.05 p<0.01) konferans ile eğitim verilen grup ile kontrol grubu arasında fark bulunamamıştır (p>0.05).

Gastrointestinal hastalıklarParaziter hastalıklarParazitler+2
Havva Karadeniz
Karadeniz Technical University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1994
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diyabetli bireylerde sms müdahalesinin hastalık algısı ve tedaviye uyuma etkisinin değerlendirilmesi

Kronik hastalıklar bütün dünyada artış gösteren önemli bir halk sağlığı sorunudur. Kronik hastalıklar ile mücadelede bireylerin hastalık algısı ve tedavi uyumları önemli bir yer tutmaktadır. Müdahale tipindeki bu çalışmanın amacı Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran diyabetli bireylerde sağlık iletişim teknikleri ile hastalık algısı, sağlık davranışı ve tedaviye uyumun iyileştirilmesinin değerlendirilmesidir. Çalışmamıza katılan bireyler rastgele olarak, kontrol, bilgi ve motivasyon ve hatırlatma olmak üzere üç gruba ayrıldı. Bir yıl boyunca bilgi içerikli ve motive edici mesajlar haftada bir sıklıkta gönderilirken hatırlatma mesajları günlük olarak gönderildi. Çalışmaya katılan bireylere ilk görüşmede yüz yüze ve çalışma sonunda telefonla görüşülerek tarafımızca hazırlanmış anket formu uygulandı. Görüşmelerde katılımcılara Tedavi Uyum Ölçeği ve Sağlık İnanç Modeli Ölçeği de uygulandı. Çalışma başlangıcında ve sonunda bireylerin metabolik değerleri Hastane Bilgi Sisteminden elde edildi. Çalışmamızda kontrol grubunun sağlık inancı ve tedavi uyumunda zaman içinde anlamlı değişim gözlenmezken hatırlatma ve bilgi gruplarında tedavi uyumunun ve sağlık inancının müdahale sonrası anlamlı artış gösterdiği gözlendi. Grupların HbA1c değerlerinde, hatırlatma ve bilgi gruplarında anlamlı olmasa da zaman içinde düşüş gözlendi. Çalışmamızda diyabetli bireylerde SMS müdahalesinin bireylerin sağlık inançları ve tedavi uyumlarını etkilediği gözlendi. Özellikle bilgi grubunda Sağlık İnanç Modeli Ölçeğinin tüm parametrelinde değişiklik saptandı. Ayrıca bilgi grubunda yer alan algılanan sağlık düzeylerinde iyileşme saptandı. Sağlık inancı ve tedaviye uyumdaki değişikliklerin, hem SMS içeriği ile, hem de içerikten bağımsız olarak hastalıklarını hatırlatıcı bir uyaran ile karşılaşmakla ilişki olduğu gözlendi. Planlanan müdahaleler esnasında bireylerin sağlık inancının belirli aralıklarla tekrar ölçülmesinin ve değişen sağlık inancına göre müdahalelerin düzenlenmesinin olumlu sonuçlar elde edilmesine katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.

Hasan Nadir Rana
Afyonkarahisar Health Sciences University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

COVID-19'un hane içi bulaşmasında etkili olan risk faktörlerinin belirlenmesi

2019 yılın Aralık ayında Hubei Eyaleti'nin Vuhan şehrinde etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakaları ile başlayan COVİD-19 (Koranavirüs Hastalığı) salgını kısa sürede tüm dünyayı etkilemiştir. COVİD-19 etkeni olan SARS-CoV-2'nin bulaşma özellikleri yeterince bilinmemektedir. Bulaşma özelliklerinin bilinmesi hastalığın yayılmasını engellemek için alınacak önlemler için yol gösterici olacaktır. Bulaşma özelliklerini belirlemede vakaların temaslılarının tespitinde kolaylık ve vaka temaslılarını izleme kolaylığı gibi özellikleri ile hane halkı çalışmaları önem kazanmaktadır. Bu nedenle kesitsel tipte olan bu çalışmada COVİD-19'un haneiçi bulaşmasına neden olan faktörleri tespit etmek, hane içi ikincil atak hızını hesaplamak, temaslıların duyarlılığını ve birincil vakanın bulaştırıcılığını artıran faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Bu çalışmaya Afyonkarahisar'da 24-31 Ağustos 2020 tarihleri arasında COVİD-19 testi pozitif olan vakaların olduğu 701 hane ve bu hanelerde yaşayan 1813 yetişkin birey dahil edilmiştir. Tüm katılımcılar ile telefon aracılıyla görüşülmüş ve araştırmacılar tarafından hazırlanan 45 soruluk anket formu uygulanmıştır. Tanımlayıcı istatistikler, Ki-kare testi ve Çok Değişkenli Lojistik Regresyon Analizi yapılmıştır. İkincil atak hızı %31,5 olarak bulunmuştur. İlk vakanın bulaştırıcılığını artıran faktörler erkek olmak, eğitim düzeyinin 8 yıldan fazla olması, il veya ilçede yaşamak, hanede yaşayan kişi sayısının az olması, COVID-19 şiddetli geçirmek, evde izolasyon ve maske kullanımına uyulmaması olduğu görülmüştür. Hane halkının duyarlığını artıran faktörler kadın olmak, eğitim düzeyinin 8 yıldan fazla olması, obezite, sigara kullanmamak ve COVİD-19 vaka ile aynı odada uyumak olarak belirlenmiştir. Hastalığın hane içinde yayılmasını artıran faktörlerin bir kısmının önlenebilir faktörler olduğu görülmektedir. Vakaların tanınması kontrol önlemlerinin alınması için önemlidir. Bu nedenle COVİD-19 hastaların olabildiğince erken tanınması ve izolasyon önlemlerinin alınması hane içi bulaşmanın azaltılmasında anahtar role sahip olacağı düşünülmektedir.

Bulaşıcı hastalıklarCOVID 19Korona virüsler+1
Yiğit Şenol
Afyonkarahisar Health Sciences University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bir tekstil fabrikasında çalışan işçilerde sağlık algısının kişisel koruyucu donanım kullanım bilgisi ile ilişkisi

Çalışma ortamında işçilerin sağlığını olumsuz etkileyebilecek risk etmenlerinden çalışanları korumak ve üretimin devamlılığını sağlamak, verimliliği arttırmak için yapılan ve yürütülen faaliyetlere iş sağlığı ve güvenliği denir. Emeğin yoğun olduğu tekstil ve konfeksiyon sektöründe iş sağlığı ve güvenliği koşulları çok çeşitlilik göstermektedir. Çalışma ortamında makine, teçhizat ve malzeme açısından güvenlik önlemleri yeterli sayılacak derecede alınsa da insanın korunması için ayrıca kişisel koruyucu donanım da gerekmektedir. Çalışanların kişisel koruyucu donanım kullanımını etkileyen birçok etken vardır. Bunlardan bir tanesinin sağlık algısı olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızda tekstil fabrikasında çalışan işçilerde sağlık algısının kişisel koruyucu donanım kullanım bilgisi ile ilişkisini belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma verileri, 1 Temmuz 2022–30 Eylül 2022 arasında bir tekstil fabrikasında çalışan 410 işçiden yüz yüze görüşme yöntemiyle, anket formu kullanılarak toplanmıştır. 64 soruluk anket formu, Sağlık Algısı Ölçeği ve araştırmacı tarafından geliştirilen 49 sorudan oluşmaktadır. Araştırmamızda tanımlayıcı istatistikler, ki kare trend testi, Mann Whitney U testi ve Spearman korelasyon testi kullanılmıştır. Cinsiyete, kronik hastalık durumuna ve iş yerinde mutlu olma durumuna göre işçilerin sağlık algısı ölçeğinden aldığı puanlarda istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. İşçilerin sosyodemografik verilerinden; erkek cinsiyet ve eğitim düzeyi yüksekliğinin kişisel koruyucu donanım kullanım bilgisini istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artırdığı bulunmuştur. İşçilerin çalışma hayatına ait verilerden; iş sağlığı güvenliği eğitimi almak, çalışanın çalışma ortamında kullandığı teçhizata ait korunma önlemi olması ve iş yerinde mutlu olmanın, kişisel koruyucu donanım bilgisini istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artırdığı bulunmuştur. Sağlık algısı ölçeğinden alınan toplam puanla, kişisel koruyucu donanım bilgisi arasında, düşük derecede pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmıştır. Sonuç olarak; çalışanların kişisel koruyucu donanım bilgisini etkileyen birçok etken vardır. Araştırmamızda sağlık algısının kişisel koruyucu donanım kullanım bilgisine ne kadar etki ettiği saptanmaya çalışılmıştır. Bilimsel araştırmalar ışığında, kişisel koruyucu donanım kullanım bilgisini arttıran etkenler tespit edilip, bu etkenlerin iyileştirilmesi ve çalışan sağlığı ve güvenliğinin geliştirilmesi için, gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Sağlık algısı, Çalışan sağlığı, Kişisel koruyucu donanım

FabrikalarKişisel koruyucu donanımSağlık algısı+3
Burhanettin Erdemli
Afyonkarahisar Health Sciences University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bir üniversite hastanesinde çalışan sağlık personelinin üçüncü el sigara dumanı farkındalığının değerlendirilmesi

Bu çalışmada bir üniversite hastanesindeki sağlık çalışanlarının üçüncü el sigara dumanı (ÜESD) farkındalık düzeyleri ile etkileyen faktörleri belirlemek ve ÜESD hakkında farkındalıklarını artırmak amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki çalışmanın evrenini Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ndeki sağlık çalışanları oluşturmaktadır. Veriler, 01.01.2023-31.05.2023 tarihleri arasında, 6 soruluk Fagerström nikotin bağımlılık testi, 9 soruluk üçüncü el sigara dumanı hakkında farkındalık ölçeği (ÜESDHFÖ) ve kendi oluşturduğumuz 42 soru olmak üzere 57 soruluk anket ile toplanmıştır. Kurumdaki 1107 sağlık çalışanının tamamına ulaşmak hedeflenmiş olup, %70,82 oranında katılım sağlanmıştır. Araştırmamızda tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney-U, Kruskal Wallis-H, Post-Hoc, spearman korelasyon testleri kullanılmıştır. Katılımcıların %85,6'sı üesd kavramını duymamıştır. Katılımcıların ÜESDHFÖ'den aldıkları toplam puan ortalaması 4,02±0,71; ÜESDHFÖ sağlığa etkisi alt boyut puan ortalaması 3,99±0,75; ÜESDHFÖ çevrede kalıcılık alt boyut puan ortalaması 4,05±0,75'tir. Katılımcılardan lisans mezunu olanların (p<0,001), sigara içmeyenlerin (p<0,001), sigarayı bırakmayı denemeyenlerin (p=0,033), açık alanda başkalarının içtiği sigara dumanından rahatsız olanların (p<0,001), evinde sigara içilmesini yasaklayanların (p=0,006), daha önce ÜESD kavramını duyanların (p<0,001) ÜESDHFÖ puanları daha yüksektir. Ev alırken veya kiralarken (p=0,001), otelde konaklayacaklarında (p=0,004) daha önce sigara içilip içilmediğini sorgulamalarına; sigara içilmiş bir odada bulunmamaya (p<0,001), sigara içmiş bir kişi ile aynı kapalı ortamda bulunmamaya (p<0,001), sigara içilmiş bir araçta bulunmamaya (p<0,001) özen göstermelerine göre ÜESDHFÖ puanları farklılık göstermektedir. "Sigara içmek için evin dışına çıkmak evde yaşayanları sigaranın etkilerinden korur" önermesine kesinlikle katılmadığını belirtenlerin (p<0,001), sigara kullanan hastalara bırakmalarını her zaman önerenlerin (p<0,001), hastalarını ÜESD hakkında her zaman uyaranların (p=0,001), "Anketi cevapladıktan sonra ÜESD hakkında farkındalığımın arttığını düşünüyorum" önermesine kesinlikle katıldığını belirtenlerin (p<0,001) ÜESDHFÖ puanları daha yüksektir. Katılımcılar ÜESD maruziyetinin azaltılması için önerileri varsa belirtmelerini istediğimiz sorumuza en fazla bilgilendirme, denetim ve sigaranın yasaklanması önerilerinde bulunmuşlardır. Sigara ile mücadelede ön safta yer alan sağlık çalışanlarında ÜESD kavramını bilmeyenler çoğunluktadır. Katılımcıların büyük çoğunluğu anketi cevapladıktan sonra farkındalıklarının arttığını belirtmişlerdir. Sağlık çalışanlarının mesleki eğitiminde ÜESD yer almalıdır.

Ali Rıza Coşkun
Afyonkarahisar Health Sciences University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bir üniversite hastanesi diyet polikliniğine başvuran bireylerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve etkileyen faktörler

Bu çalışmada bir üniversite hastanesi diyet polikliniğine yönlendirilen hastaların psikolojik iyi oluş (PİOÖ) ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları (SYBD) arasındaki ilişkiyi ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını etkileyen diğer faktörleri değerlendirmek amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki çalışmanın evrenini Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Diyet Polikliniğine yönlendirilen hastalar oluşturmaktadır. Veriler, 1.09.2023-31.12.2023 tarihleri arasında, araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik özellikleri içeren 10 soru, sağlıklı yaşam özelliklerine ait 12 soru, psikolojik iyi oluş ölçeğine ait 8 soru, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeğine ait 52 soru toplam 82 soruluk anket ile toplanmıştır. Diyet polikliniğine toplam 1502 hasta başvurmuş, %.69,44 oranında katılım sağlanmıştır. Araştırmamızda tanımlayıcı istatistikler, Ki-kare, Mann Whitney-U, Kruskal Wallis-H, Post-Hoc, spearman korelasyon testleri kullanılmıştır. Çalışmamızdaki katılımcıların yaşları 18-85 arasında değişmektedir, yaş ortalaması 44,5±15,5'tür. Katılımcıların VKİ 13,2-52,8 arasında değişmektedir, VKİ ortalaması 30.0±6,2'dir. Katılımcıların SYBD'den aldıkları toplam puan ortalaması 127,85±19,30; SYBD sağlık sorumluluğu alt boyutu puan ortalaması 21,55±4,64; SYBD fiziksel aktivite alt boyutu puan ortalaması 13,88±4,58; SYBD beslenme alt boyutu puan ortalaması 22,47±4,29; SYBD manevi gelişim alt boyutu puan ortalaması 25,60±4,55; SYBD kişiler arası ilişkiler alt boyutu puan ortalaması 25,62±4,40; SYBD stres yönetimi alt boyutu puan ortalaması 18,70±3,71 puandır. Katılımcılardan okuryazar olmayanların ilköğretim, lise, ön lisans ve lisansüstüne göre SYBD toplamı düşük bulunmuştur (p<0,001). Çalışanların çalışmayanlara göre SYBD toplamı yüksek bulunmuştur (p=0,034). Köyde yaşayanların diğerlerine göre SYBD toplamı düşük bulunmuştur (p<0,001). Hobisi olanların olmayanlara göre SYBD toplamı yüksek bulunmuştur (p<0,001). Düzenli fiziksel aktivite yapmayanların SYBD toplamı diğerlerine göre düşük bulunmuştur (p<0,001). Düzenli kahvaltı yapanların yapmayanlara göre SYBD toplamı yüksek bulunmuştur (p<0,001). Sonuç olarak öğrenim durumu yüksek olanların, çalışanların, merkez ve ilçelerde yaşayanların, hobisi olanların, düzenli fiziksel aktivite ve kahvaltı yapanların sağlıklı yaşam biçimi davranışları daha yüksek düzeyde bulunmuştur. Bireylere sağlıklı yaşamı arttırmaya yönelik programlar yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Sağlıklı yaşam, davranış, diyet

Fatih Mehmet Kartal
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Chatgpt'nin kadın ve çocuk sağlığı alanındaki sorulara verdiği yanıtların değerlendirilmesi

Yapay zekâ, hayatımızın birçok alanında etkili olup çeşitli görevleri yerine getirmektedir. OpenAI tarafından geliştirilen yapay zekâ destekli dil işleme modeli ChatGPT, özellikle sağlık alanında yaygın olarak kullanılmaktadır. ChatGPT'nin sağlıkta en önemli kullanım alanlarından biri, toplumun tıbbi bilgi arayışına yardımcı olmasıdır. Ancak, ChatGPT'nin bazı sınırlamaları vardır ve bu nedenle sağladığı tıbbi bilgiler dikkatli bir şekilde kullanılmalıdır. Yanlış veya eksik tıbbi bilgiler halk sağlığını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, bu çalışmada ChatGPT'nin kadın ve çocuk sağlığı alanındaki sorulara verdiği yanıtların güvenilirliği, kalitesi ve anlaşılabilirliği değerlendirilmek amaçlanmıştır. Kesitsel tipte olan bu çalışmada ChatGPT'e 10.07.2024-10.09.2024 tarihleri arasında 100 kadın sağlığı ve 100 çocuk sağlığı sorusu yöneltilmiştir. ChatGPT'nin yanıtlarının kalitesi CLEAR, EQIP, mDISCERN ölçekleriyle değerlendirilmiştir. Yanıtların okunabilirlikleri Ateşman ve Flesch Kincaid okunabilirlik formülleriyle incelenmiştir. Bulgular SPSS ile analiz edilmiş olup tanımlayıcı istatistikler ve Student T testi kullanılmıştır. Kadın sağlığı sorularına verilen yanıtların CLEAR ölçeğine göre % 83'ü çok iyi içerik kalitesinde olduğu ve çocuk sağlığının ise % 79'u çok iyi içerik kalitesinde olduğu görülmüştür. EQIP ölçeğine göre Kadın sağlığına ait yanıtların % 68'i ve çocuk sağlığına ait yanıtların % 59'unun küçük sorunları olan iyi kalitede olduğu bulunmuştur. Ateşman okunabilirlik puanına göre; kadın sağlığına ait yanıtların % 64'ü orta güçlükte, çocuk sağlığının ise % 66'sının orta güçlükte olduğu saptanmıştır. Flesch Kincaid okunabilirlik puanlarına göre kadın sağlığına ait yanıtların % 68'i zor, çocuk sağlığının ise % 42'sinin orta zor olduğu saptanmıştır. ChatGPT'nin kadın ve çocuk sağlığına dair verdiği yanıtların genel olarak ortalama ya da daha yüksek kalitede olduğu ancak okunabilirlik açısından çoğu yanıtın zor olduğu gözlemlenmiştir. ChatGPT, tıbbi bilgi sağlama açısından değerli bir araçtır fakat sınırlamaları ve zor okunabilirlik nedeniyle dikkatli kullanılmalıdır.

ChatGPTKadın sağlığıKalite+1
Uğur Büyükokudan
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Erişkinlerde öz bildirime dayalı hesaplanan beden kitle indeksi verileri için düzeltme faktörleri geliştirilmesi

ÖZET GİRİŞ VE AMAÇ: Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) gibi saygın ulusal veya uluslararası kurum ve kuruluşlarda, toplumların Beden Kitle İndeksi (BKİ) düzeylerinin ve fazla kiloluluk ve obezite prevalanslarının hesaplanması için iki temel yöntem uygulanmaktadır. İlki Doğrudan Ölçüm Yöntemi (DÖY) olarak da isimlendirilen ve zaman, insan gücü, lojistik destek ve ekonomi anlamında yatırım gerektiren, bireylerin nesnel ölçüm yöntemleriyle boy uzunluklarının ve beden ağırlıklarının ölçülmesi yöntemidir. İkincisi ise Öz Bildirim Yöntemi (ÖBY) olarak isimlendirilen, bireylerin öz bildirim (self report, ÖB) yoluyla anket, telefon, e-posta vb gibi araçlarla bildirdikleri kendi uzunluk ve ağırlık değerlerinin kullanılması yöntemidir. Bu ÖBY kaynaklı BKİ verilerindeki olası hatalar (biaslar), Basit Düzeltme Denklemi Yöntemi (BDDY) olarak adlandırılan, daha önceki çalışmalarla hesaplanmış düzeltme faktörleri kullanılarak düzeltilmeye çalışılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, DÖY'e alternatif olarak ülkemize özgü bir BDDY geliştirilmesi adına Türkiye genelinde ÖBY'ye dayalı BKİ verilerindeki hataları düzeltmeye yönelik kullanılabilecek Basit Düzeltme Denklemlerinin (BDD) geliştirilmesi için rehber olabilecek bir ön çalışmaya imza atmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Yöntemsel tipte olan çalışma, etik kurul izni alındıktan sonra, Sakarya ilinde Eylül 2017 ile Kasım 2018 yılları arasında yürütülmüştür. Çalışmada görev alan hekimler tarafından 18 – 74 yaş arası bireylere, bireylerin bazı sosyodemografik özelliklerinin, tartılma ve boy ölçtürtme tutum ve davranışlarının sorgulandığı 29 soruluk bir anket, yüz yüze yöntemiyle uygulanmıştır. Ankette yer alan ilk sorular bireylerin kendi bildikleri boy uzunlukları ve beden ağırlıklarıdır. Anket sonrasında bireylerin boy uzunlukları ve beden ağırlıkları ölçülmüştür. Kadın ve erkekler için ayrı olarak iki adet BDD elde edilebilmesi için Sıradan En Küçük Kareler Regresyonu (OLS Regresyonu) kullanılmıştır. Analizler için SPSS v20.0 (IBM SPSS Statistics for Windows, Version 20.0; Armonk, NY, USA) ve MedCalc v18.11 (MedCalc Software; Ostend, Belgium) istatistik paket programları kullanılmıştır. BULGULAR: Araştırmaya 923'ü kadın (%54,4), 773'ü erkek (%45,6), yaş ortalaması ve standart sapması 40,6 ± 15,3 olan toplam 1696 birey katıldı. Kadınlarda bildirilen ile ölçülen boy uzunluğu değerleri arasındaki farkların "cm" cinsinden ortalama ve standart sapması 1,72 ± 3,12 SS olarak bulundu. Kilogram cinsinden ağırlık farkları -1,31 ± 2,91 SS ve "kg/m2" cinsinden BKİ değerleri farkları -1,11 ± 1,67 SS olarak belirlendi. Erkeklerde, bildirilen ile ölçülen boy uzunluğu değerleri arasındaki farkların "cm" cinsinden ortalama ve standart sapması 1,20 ± 2,54 SS olarak bulundu. Kilogram cinsinden ağırlık farkları -0,86 ± 2,80 SS ve "kg/m2" cinsinden BKİ değerleri farkları -0,66 ± 1,22 SS olarak belirlendi. Bu farklar, bildirilen değerlerden ölçülen değerler çıkarılarak elde edildi. OLS Regresyonu sonucunda sırasıyla kadınlar için BDD, [Düzeltilmiş BKİ(Kadın) = (1,043 x Bildirilen BKİ(Kadın)) – 0,040] olarak, erkekler için BDD, [Düzeltilmiş BKİ(Erkek) = (1,014 x Bildirilen BKİ(Erkek)) + 0,285] olarak belirlendi. Altın standart yöntem olan DÖY'e göre BDDY'nin Obez sınıfındaki kadınlardaki duyarlılığı %88,03, özgüllüğü %94,62 olarak belirlendi. Obez sınıfındaki erkeklerde ise duyarlılık %90,32 ve özgüllük %97,04 olarak tespit edildi. Özellikle Obez sınıfındaki bireylerde ÖBY seviyelerinden anlamlı düzeyde duyarlılık ve özgüllük artışı saptandı. SONUÇ: Bu çalışmadan elde edilen yeni bir BKİ değeri tespit etme yöntemi olan BDDY'nin, ÖBY'ye dayalı olası hataları düzeltmede başarılı olduğu gözlemlenmektedir. Duyarlık ve özgüllük analizleri ile BDDY'nin sağlaması yapılarak yöntemin doğruluğu test edilmiştir ve BDDY başarılı bulunmuştur. BDDY'nin, bireysel anlamda değil toplumsal anlamdaki değerlendirmelerde faydalı olacağı düşünülmektedir. Türkiye toplumuna genellenebilir bir BDDY geliştirilebilmesi için ilerideki çalışmalarda ülke genelinden olasılıklı örnekleme yöntemleri uygulanarak daha geniş örneklemler seçilmesi gereklidir. Anahtar Kelimeler: Beden Kitle İndeksi, Bias, Duyarlılık ve Özgüllük, Obezite, Öz Bildirim

Düzeltme yöntemleriObeziteVücut kitle indeksi+3
Mustafa Baran İnci
Sakarya University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Nullipar gebelerin gebelik süresince doğum şekilleri ile ilgili bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Araştırmada bir hastaneye başvuran nullipar gebelerin doğum şekilleri hakkındaki bilgi ve tutumlarının tercih ettikleri doğum şekline etkisini, gebeliğin ilerlemesi ile tercih edilen doğum şeklinin değişip değişmediğini ve tercih edilen doğum şekilleriyle gerçekleşen doğum şekilleri arasında fark olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Kesitsel tipte tanımlayıcı olarak planlanan bu araştırmaya Sakarya Üniversitesi Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Kampüsü gebe polikliniğine herhangi bir nedenle başvuran ve araştırmaya katılmayı kabul eden 18 yaş üstü 232 nullipar gebe dahil edilmiştir. Gebelerle üç görüşme yapılmış olup veriler bu görüşmelerde araştırmacı tarafından hazırlanan anket yardımıyla toplanmıştır. Gebelerle ilk görüşme gebeliğin ilk 24 haftasında, ikinci görüşme ise gebeliğin 36. haftası veya sonrasında yapılmıştır. Son görüşme ise doğumdan sonra gerçekleştirilmiştir. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen gebelerin yaş ortalaması 24,5±4,05 (SS) olarak bulundu (min=18, max=41). İlk görüşmede gebelerin %83,6'sı herhangi tıbbı bir neden olmaması durumunda NVD ile, %5,6'sı sezaryen ile doğum yapmak istediklerini belirtti, %10,8'i ise kararsızdı. Normal doğumun daha sağlıklı olması ve iyileşme süresinin daha kısa olması ilk görüşmede NVD tercih nedenlerinin başında gelmekteydi. Normal doğum ağrılarından korkma ise en sık sezaryenin tercih edilme nedeniydi. İlk görüşmede bazı değişkenlerin doğum şekli tercihine etkilerini görmek için lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Lise mezunu olan gebeler lise altı eğitim almış gebelere kıyasla 3,1 kat, gebe kalmak için tedavi görmek 4,0 kat, çevresinde kötü NVD ile doğum deneyimi yaşamış insanların olması 2,9 kat sezaryen ile doğum tercihini veya kararsız olmalarını arttırmaktaydı (p<0.05). Ayrıca doğum şekilleri hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığını düşünenlerin de sezaryen ile doğumu tercih etmeleri veya karasız olmaları 4,7 kat fazlaydı (p<0.05). İkinci görüşmede ulaşılan 201 gebenin %90'ı NVD ile, %8,5'i sezaryen ile doğum yapmak istediklerini ifade etti, %1,5'i ise kararsızdı. Ancak bu 201 gebe için gerçekleşen sezaryen oranı %44,3'tü. İlk ve ikinci görüşmede tercih edilen doğum şekilleri arasında istatiksel anlamlı bir fark bulunmamasına rağmen iki görüşme ve gerçekleşen doğum şekilleri arasında anlamlı fark saptanmıştır. Gebelerle yapılan ikinci görüşmedeki doğum şekli tercihiyle gebelerin takiplerini yapan doktor tarafından önerilen doğum şekli arasında da anlamlı fark bulunmadı. SONUÇ: Birinci görüşmede sezaryen tercih etme oranı %5,6, ikinci görüşmede %8,5 olmasına ve doktorların da önerilerinin bu oranlara yakın olmasına rağmen gerçekleşen sezaryen oranı %44,3 gibi yüksek bir değerdir. Her ne kadar çalışma topluma genellenemese de bu değişimin nedenlerinin araştırılmasını öneriyoruz. Çeşitli hipotezler geliştirilebilir ancak konunun tarafları (sağlık yöneticileri, kadın doğum uzmanları, ebeler, anne-baba adayları) ile yapılacak niteliksel araştırmalar bu alanda önemli katkılar sağlayacaktır.

BilgiDoğumDoğum sayısı+6
Nazan Bedir
Sakarya University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

T.C. Sağlık Bakanlığı Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi çalışanlarının bireysel olarak depreme hazırlık durumlarının ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Dünya'daki üç büyük deprem kuşağından biri üzerinde yer alan Türkiye ve Sakarya'da tarih boyunca büyük ve yıkıcı depremler meydana gelmiştir. Yirminci yüzyıldaki en yıkıcı depremlerden biri olan 17 Ağustos 1999 Depremi'nin etkilerinin en çok görüldüğü illerden biri de Sakarya'dır. Deprem gibi doğal afetlerden sonra, afete müdahale döneminde sağlık çalışanlarının birçok sorumlulukları vardır. Sağlık çalışanlarının deprem gibi afetlere örgütsel olarak müdahale edebilmeleri için, bireysel afete hazırlık durumlarını ne kadar içselleştirip bunu hayata geçirebildiklerini anlamak açısından, bireysel hazırlık durumları da değerlendirilmelidir. Bu çalışmada, Sakarya'da bir üçüncü basamak sağlık kuruluşu olan Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi çalışanlarının bireysel anlamda, depreme karşı hazırlık durumlarının belirlenmesi ve depreme hazırlıklı olma durumlarıyla ilişkili faktörlerin saptanması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Kesitsel tipteki bu çalışma, T.C. Sağlık Bakanlığı Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Mayıs 2019 ile Temmuz 2019 tarihleri arasında 421 hastane çalışanı ile yürütülmüştür. Katılımcıların bazı sosyodemografik özelliklerinin, deprem yaşama öykülerinin, oturdukları evin bazı özelliklerinin ve depreme bireysel olarak hazırlık davranışlarının sorgulandığı 56 soruluk bir anket, yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. İstatistiksel analizlerde, ortalama (ort.) standart sapma (ss), ortanca, en küçük (EKD) ve en büyük değer (EBD), sayı (n), yüzde (%) ve Ki Kare (2) Testi kullanılmıştır. BULGULAR: Araştırmaya katılan 421 hastane çalışanının 264'ü kadın (%62,71), 157'si (%37,29) erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 35,84 ± 8,91 yıl olarak bulundu. Araştırmaya katılan hastane çalışanlarının %60,52'si (n=255) sağlık çalışanı iken, %39,43'ü (n=166) sağlık çalışanı olmayan hastane çalışanıydı. Katılımcıların %31,59'u, aile üyeleri ile birlikte olası büyük ve yıkıcı bir depreme hazırlık hakkında bir plan ya da bir konuşma yaptığını, %36,58 evlerindeki büyük ve ağır eşyaları duvara sabitlediğini, %10,69'u evlerinde bir afet ve acil durum çantası olduğunu ifade etti. Hastane çalışanlarından evli olanların olmayanlara, çocuğu olanların olmayanlara, eğitim durumu ön lisans ve altında olanların lisans ve üstünde olanlara, ev sahibi olanların olmayanlara, büyük ve yıkıcı deprem yaşayanların yaşamayanlara, deprem nedeniyle kendisi ya da bir yakını yaralananların yaralanmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksek oranda depreme bireysel hazırlık davranışları içinde oldukları saptandı. SONUÇ: Bu çalışma sonucunda, hastane çalışanlarının depreme karşı bireysel olarak yeterince hazır olmadıkları görülmektedir. Hastane çalışanlarının deprem gibi afetlere karşı bireysel hazırlık durumlarının yeterli boyutta olmaması olası afet durumlarında örgütsel müdahale kapasiteleri önünde de bir engeldir. Sağlık çalışanlarının ve diğer hastane çalışanlarının toplumun ve kendilerinin güvenliğini sağlayabilmeleri için hazırlık durumlarının daha da geliştirilmesi gerekmektedir.

DepremDeprem hazırlığıHastaneler+4
Fulya Aktan Kibar
Sakarya University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Glover nilsson sigara içme davranış ölçeği'nin türkçe'ye uyarlanması ve geçerlik güvenirlik çalışması

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmanın amacı hangi davranışsal paternin kişilerin sigara bağımlılıklarında rol oynadığını ölçmek amacıyla geliştirilmiş olan Glover Nilsson Sigara İçme Davranış Ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanması, geçerlik ve güvenirliğinin test edilmesi ve çalışma grubunda davranışsal bağımlılık düzeyi ile bazı sosyodemografik özellikler arasında olabilecek ilişkilerin incelenmesidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Metodolojik, kesitsel tipte ve tanımlayıcı tipteki araştırma Sakarya ilinde Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvurmuş hastalar, hasta yakınları ve hastane personeli ile Bahçelievler Aile Sağlığı Merkezi (ASM) popülasyonu ile yapılmıştır. Temmuz 2019– Mart 2020 tarihleri arasında araştırmaya katılmayı kabul eden 250 kişiden veri toplanmıştır. Araştırma anket formu literatür taranarak oluşturulmuş 27 soruluk sosyodemografik özelliklerin ve sigara içimi ile ilgili özelliklerin sorgulandığı sosyodemografik veri formu, 6 soruluk Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi ile 11 soruluk Glover-Nilsson Sigara İçme Davranış Ölçeği'nden oluşturulmuştur. İstatistiksel analizler SPSS v23.0 (IBM SPSS Statistics for Windows, Version 23.0. Armonk, NY, USA) paket programı yardımıyla yapılmıştır ve p<0,05 düzeyi istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. BULGULAR: Hesaplanan Kaiser Meyer Olkin değeri 0,849, p değeri <0,001 ve Cronbach alfa katsayısı 0,826 olarak bulunmuştur. Açıklayıcı faktör analizi sonucu ölçek iki faktörde toplanmış olup bu iki faktör toplamda varyansın %43,3'ünü açıklamıştır. Yapılan doğrulayıcı faktör analizi sonucunda x^2=82,03, x^2/df=1,90, CFI= 0,94, GFI= 0,95, AGFI= 0,92, RMSEA= 0,06 olarak bulunmuştur. Ölçek, İngilizce orijinal dilinde tek faktörlü bir yapı şeklinde tanımlanmıştır. Bizim uyarladığımız versiyonda maddeler tek faktöre yüklenerek başka bir açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi daha yapılmıştır. Elde edilen faktör toplam varyansın %36,6'sını açıklıyordu. Faktör yükleri 0,707 ile 0,307 arasında değişmekteydi. Yapılan doğrulayıcı faktör analizinde x²/df =3,179, RMSEA=0,094, GFI=0,899, AGFI=0,849, CFI=0,855 idi. Araştırmaya katılan sigara içicilerinin yaşları 18-70 arasında dağılmakta olup ortancası 37, ortalaması 37,31 ± 12,53'tür. Katılımcıların % 34,1'i kadındı. % 34,6'sı hiç evlenmemiş, % 57,7'si evliydi. Hiç evlenmemişler ve erkekler daha yüksek davranışsal bağımlılık puanına sahipti (p<0,05). Ayrıca Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi ve günlük içilen sigara sayısı ile Glover Nilsson Sigara İçme Davranış Puanı arasında pozitif yönde güçlü korelasyon mevcuttu. SONUÇ: Bu çalışma Glover Nilsson Sigara İçme Davranış Ölçeği'nin hem tek faktörlü yapısının hem de 2 faktörlü yapısının Türkçe dilinde geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğunu ortaya koymuştur. Türkçe versiyonun 2 faktörlü olarak kullanılmasını önerdiğimiz ölçeğin kısa ve kolay uygulanabilir olmasının müdahale programlarında ve klinikte kullanılmasını mümkün kılacağını düşünmekteyiz.

BağımlılıkDavranışçı yaklaşımGeçerlik+2
Özgür Sancar
Sakarya University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının sezaryen doğum yöntemi ile ilgili görüş ve düşünceleri: Nitel bir çalışma, Sakarya ili örneği

GİRİŞ VE AMAÇ: Sezaryen, gebelik ya da doğumda, herhangi bir komplikasyon gelişmesi durumunda anne ve bebeğin hayatını kurtaran ve dünyada en sık yapılan cerrahi girişimlerden biridir. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ), 1985 yılında ideal sezaryen hızının, tüm doğumlar içinde %10-15 olması gerektiğini belirttiği tarihten bu yana sezaryen hızı hem dünyada hem de ülkemizde kontrol edilemez bir hızla yükselmektedir. Yüksek sezaryen doğum hızı, yalnızca tıbbi endikasyonu olmayan müdahalelerden kaynaklanan kısa vadeli maternal ve perinatal komplikasyonlar nedeniyle değil, aynı zamanda uzun vadeli komplikasyonlar ve maliyet artışı nedeniyle de önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturmaktadır. Bu çalışmada kadın doğum hekimlerinin görüşlerinden yola çıkarak sezaryen doğum hızının nedenleri ve olası çözüm önerilerinin saptanması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Yöntem olarak nitel (kantitatif) araştırma yöntemi ve nitel araştırma deseni olarak fenomenolojik yaklaşımın kullanıldığı bu çalışma, Marmara bölgesinde yer alan, Türkiye'nin 30 büyük şehrinden biri olan Sakarya ilinde 01.Şubat.2020 ile 01.Eylül.2020 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmada görüşülecek kişilerin seçilmesinde olasılıksız örnekleme yöntemlerinden amaçlı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın katılımcıları, Kadın Hastalıkları ve Doğum branşında uzmanlık eğitimini almış (en az dört yıl) ve en az üç yıl uzman hekim olarak çalışmış ve halen çalışmakta olan kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarından seçilmiştir. Çalışmada, çalışma amacına uygun olarak derinlemesine görüşme yoluyla veri toplanmıştır. Görüşme esnasında katılımcılardan ses kaydı için izin alınmış olup, izin vermeyen altı katılımcıyla yapılan görüşmelerde not tutma yöntemi kullanılmıştır. Katılımcılarla görüşmelerde iki bölümden oluşan bir anket formu kullanılmıştır. Birinci bölüm altı sorudan oluşan sosyodemografik verileri içermekte olup, ikinci bölüm literatür taramasının ardından hazırlanan yarı yapılandırılmış sorulardan oluşan görüşme anketidir. Katılımcılarla yapılan xv görüşmeler esnasında alınan ses kayıtları, araştırmacı tarafından word programı kullanılarak bire bir yazılı hale getirilmiştir. Yazılı verilerin analizinde tematik içerik analizi yöntemi kullanılarak alt tema ve temalara ulaşılmıştır. BULGULAR: Çalışmada 17 kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile derinlemesine görüşmeler yapıldı. 17 katılımcının 12'si erkek (%70,6), 5'i (%29,4) kadındı. Yaş dağılımında minumum ve maksimum değerleri 42-68 olan katılımcıların yaş ortalaması ve standart sapması 59,64±6,7'ydi. Katılımcıların 8'i (%47,1) gelir durumunu iyi, 9'u (%52,9) orta olarak beyan etmişlerdir. Bu görüşmeler sonucu elde edilen verinin tematik içerik analizi sonucunda, 60 kategori, bu kategorilerden 16 alt tema ve bu alt temalardan 4 ana tema oluşturuldu. Temalar: Yüksek sezaryen hızının nedenleri, sezaryen doğum hızında artışa çözümler, sezaryen doğumun olası sonuçları, Türkiye'de Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı olmaktı. SONUÇ: Türkiye'de ve dünyada her geçen yıl sezaryen doğum hızının artması nedeniyle, bu çalışmada kadın doğum hekimlerinin görüşlerinden yola çıkarak sezaryen doğum hızının nedenleri ve çözüm önerileri saptanmıştır. Nedenler arasında sağlık sistemi ve sağlık politikaları, hukuk sistemi, hekimler ve hastalarla ilişkili faktörler ön plana çıkmaktadır. Çözüm önerileri olarak da sağlık ve yargı sisteminde düzenlemeler yapılması, ebelik sisteminde değişiklikler yapılması ve hekimlere destek sağlanması ön plana çıkmaktadır. Sezaryen hızına etki eden faktörler çok yönlü ve birbirleriyle bağlantılı olduğu için, önlem alınırken bu çok yönlülük ve bağlantı dikkate alınmalıdır. Özellikle sezaryen hızındaki artışta büyük payı olan tıbbi endikasyonları olmayan sezaryan doğumlara yönelmemiz gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Görüş, Kadın Hastalıkları Doğum Uzmanı, Nitel Araştırma, Sezaryen Doğum, Tutum

DoktorlarDüşünceGenital hastalıklar+4
Neşe Aşıcı
Sakarya University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Üç tıp fakültesi son sınıf öğrencilerinin aşı karşıtlığıyla ilgili farkındalıklarının değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Toplumun aşılanmasında hekimler önemli rol oynamaktadır. Tıp öğrencilerinin aşılarla ilgili aldığı eğitim bu rolü yerine getirmelerini sağlamak için değerlidir. Bu çalışma günümüzde önemli bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendirilen aşılar ve aşı karşıtlığı ile ilgili geleceğin hekimlerinin bilgi, tutum, davranış ve farkındalıklarının tespit edilmesi amacıyla yürütülmüştür. GEREÇ VE YÖNTEM: Kesitsel tipte tanımlayıcı araştırmamız üç tıp fakültesinde Temmuz – Ekim 2020 tarihleri arasında çalışmaya katılmayı kabul eden 207 tıp fakültesi son sınıf öğrencisi ile yürütülmüştür. Sosyodemografik özellikler ve aşılarla ilgili bilgi, tutum, davranış sorularını içeren 32 sorudan oluşan çevrimiçi anket aracılığıyla veriler toplanmıştır. İstatistiksel analizler, SPSS v.21 istatistik programı ile yapılmış olup p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. BULGULAR: Araştırmaya katılan 207 öğrencinin 111'i (%53,6) kız, 96'sı (%46,4) erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması ve standart sapması 24,94±1,36 yıl olarak bulunmuştur. Katılımcıların %18,4'ü mevsimsel influenzaya karşı aşılandığını belirtmiştir. Başvuranların aşılarda bulunan alüminyum ile ilgili sorularını katılımcıların %41,5'i; aşılarda bulunan thiomersal ile ilgili sorularını %40,1'i cevaplayabileceğini belirtmiştir. Ülkemizde uygulanan mevcut aşılarla ilgili bazı tereddütleri olduğunu belirtenler katılımcıların %26,1'ini oluşturmaktadır. SONUÇ: Bu çalışma sonucunda, tıp fakültesi öğrencilerinin aşı tereddütlü bireylerle etkili iletişim için kendilerini yeterli seviyede hazır hissetmedikleri görülmektedir. Ayrıca öğrencilerin bir kısmı ülkemizde uygulanan aşılarla ilgili bazı tereddütlere sahiptir. Yerli aşı kullanımını öğrencilerin aşılarla ilgili tereddütlerinin giderilmesine yardımcı olacaktır. Öğrencilerin eğitim programlarında aşılarla ilgili derslerin içeriklerinin artırılması hem toplum hem de bireysel bağışıklanma oranlarını artırmak için önemlidir.

Aşı reddiAşılamaAşılar+3
Mine Çağlar
Sakarya University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hasta ve hasta yakınları bakış açısıyla sağlık çalışanına şiddet algısı ve ilişkili faktörler

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu araştırmada hasta ve hasta yakınları gözüyle sağlık çalışanlarına şiddetin nedenlerini belirlemek ve sağlık çalışanlarının şiddeti hak ettiğini düşünen veya daha önce sağlık çalışanlarına karşı şiddet uyguladığını ifade eden hasta ve hasta yakınlarının özelliklerini belirlemek amaçlanmıştır. YÖNTEM: Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 1 Ocak 2022 ile 30 Nisan 2022 arasında hasta veya hasta yakını olarak bulunup araştırmaya katılmayı kabul eden katılımcılar araştırmaya dahil edildi. Araştırmada veriler anket yöntemi ile yüz yüze görüşülerek yataklı servislerde, polikliniklerde, bekleme salonlarında toplandı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Analizler için SPSS v20.0 (IBM SPSS Statistics for Windows, Version 20.0; Armonk, NY, USA) paket programı kullanıldı. BULGULAR: Araştırmaya katılan 497 katılımcının %48,7'si (242 kişi) erkek, %51,3'ü (255 kişi) kadın cinsiyettedir. Katılımcıların yaş ortalama ± standart sapması 39,20±12,16 yıldır. Daha önce sağlık çalışanına şiddet uygulamış olma riski erkek cinsiyette 7,393 kat (%95 G.A.: 1,473-37,106 p=0,015), hasta rolünde 12,169 kat (%95 G.A.: 2,155-68,723 p=0,005), kronik hastalığı olanlarda 4,411 kat (%95 G.A.: 1,036-18,777 p=0,045), daha önce sağlık çalışanlarına şiddete tanık olanlarda 16,095 kat (%95 G.A.: 2,841-91,191 p=0,002), sağlık çalışanı tarafından şiddete uğradığını ifade edenlerde 6,340 kat (%95 G.A.: 1,564-25,694 p=0,010), doktorların ilgisinin yeterli olduğunu düşünenlerde 0,081 kattır (%95 G.A.: 0,014-0,472 p=0,005). SONUÇ: Erkek cinsiyet, hastanede hasta olarak bulunuyor olmak, kronik hastalığın olması, daha önce sağlık kurumlarında şiddete tanık olmak, daha önce sağlık çalışanları tarafından şiddete uğramak, doktorların hastalara gösterdiği ilginin yetersiz olduğunu düşünmek daha önce sağlık çalışanlarına şiddet uygulamış olma riskini artıran bağımsız değişkenlerdir.

AlgıHasta yakınlarıHastalar+5
Gökhan Oturak
Sakarya University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Geleneksel ve tamamlayıcı tıp tutum ölçeği: Geçerlilik güvenirlik çalışması

GİRİŞ VE AMAÇ: Araştırmada Geleneksel, Alternatif ve Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Tutum Ölçeği (CACMAS)'nin geçerlilik güvenilirlik çalışması yapılarak, Sakarya Üniversitesi idari personelinin geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları hakkındaki tutumları, kullanma durumları ve etkileyen sebeplerin incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Metodolojik ve tanımlayıcı nitelikteki araştırmanın evrenini Sakarya Üniversitesi'nin tüm birimlerinde çalışan idari personel oluşturmaktadır. Katılmayı kabul eden 597 kişi (% 79,5) çalışmaya dahil edilmiştir. Sosyodemografik özellikler ve tamamlayıcı tıp uygulamaları ile ilgili 26 soru, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp tutum Ölçeği'ne ait 27 soru olmak üzere toplam 53 sorudan oluşan anketler gözlem altında doldurulmuştur. BULGULAR: Araştırmaya katılanların % 62,8'i erkek, % 45,9'ü üniversite mezunu, % 15,6'sı yüksek lisans/doktora mezunudur. Yaş ortalaması 38,91 ± 9,62 SS'dır. Ankette kullanılan geleneksel ve tamamlayıcı tıp tutum ölçeğinin Cronbach alfa değeri 0,808 olarak bulunmuştur. Ölçeğin psikometrik özelliklerinin iyi olduğu saptanmıştır. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp yöntemlerinden en çok bilinen ilk beş yöntem kaplıca, masaj, dua etmek, bitkisel tedavi yöntemleri ve hacamattır. Katılımcıların % 40,0'ı ağrı nedeniyle tamamlayıcı tıp uygulamalarına başvurmaktadır. Katılımcıların üçte biri geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını seçme nedenleri arasında kolay erişilebilir olduğunu belirtirken, yaklaşık dörtte biri tamamlayıcı ve güvenilir olduğunu düşünmektedir. SONUÇ: Tamamlayıcı tıp uygulamaları hastalıklarda sık olarak başvurulan ve herkesin kullanımına açık uygulamalardır. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp hakkında bilgi sahibi olanlar Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Tutum Ölçeği (GTTTÖ)'nde daha yüksek puan almışlardır (p<0,001). Geleneksel ve tamamlayıcı tıbbı önerenlerin tamamlayıcı tıp tutum ölçeğinden daha yüksek aldığı saptanmıştır (p<0,001). GTTTÖ ile hastaya bütüncül yaklaşarak, kendi istekleri de göz önüne alınarak tedavisinin planlanması mümkün olabilir. İlaç etkileşimlerini azaltmak için hastaların özgeçmişlerini öğrenirken GTTTÖ kullanmak yararlı olacaktır. Hastalar böylelikle planlanan tedaviye daha kolay uyum sağlayabileceklerdir. Anahtar kelimeler: Tamamlayıcı, Geleneksel, Tutum, Ölçek geçerlilik güvenilirliği

Güvenilirlik ve geçerlilikTutumlarTıp+2
Elif Köse
Sakarya University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sakarya ili Merkez ilçede yer alan küçük ve orta boy işletmelerde çalışan kişilerin yaşam kalitelerinin ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu araştırmada Sakarya ili merkez ilçesinde yer alan küçük ve orta boy işletmelerde (KOBİ) çalışanların yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi ve bunu etkileyebilecek bazı faktörlerle ilişkilerinin ortaya konması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Kesitsel tipte planlanan bu araştırmanın evrenini merkez ilçede Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği'ne kayıtlı KOBİ'lerde çalışanlar oluşturmaktadır. Örneklem boyutu en az 384 olarak hesaplanmıştır. Çalışma analizine 406 kişi dâhil edilmiştir. Literatür taranarak hazırlanan anket formu ve WHOQOL-Bref ölçeği kullanılmıştır. Bu çalışmada WHOQOL-Bref ölçeği Cronbach alfa değeri 0,907 olarak bulunmuştur. BULGULAR: Katılımcıların %74,6'sı erkek ve %57,1'i evlidir. Yaş ortalaması 33,61±11,14 SS'dır. Katılımcıların %18,3'ü ilkokul ve altı, %17,2'si üniversite ve üzeri eğitim seviyesindedir. Çalışanların %70,0'i iş yerinde haftalık ortalama 45 saat ve üzerinde çalışmaktadır. Aylık gelir, çalışanların %58,7'sinde 1700 TL veya altında olup, %5,3'ünde 4801 TL veya üzerindedir. Ölçekten aldıkları alan puanlarının ortalaması fiziksel sağlık, psikolojik, sosyal ilişkiler, çevre ve KS-çevre alanlarında sırasıyla 15,34 ± 2,56 SS; 15,43 ± 2,69 SS; 15,47 ± 3,43 SS; 14,17 ± 2,75 SS; 14,20 ± 2,53 SS olarak hesaplanmıştır. SONUÇ: Bu çalışmada WHOQOL-Bref ölçeği alan puanları yapılmış birçok çalışmaya göre yüksek bulunmuştur. Çevre alanı puanlarının literatürdeki diğer çalışmalar ile benzer şekilde görece düşük olduğu görülmüştür. Gelir düzeyi düşük olanların yaşam kalitesi, beklenen şekilde daha kötü bulunmuştur. Çalışma sürelerinin fazla olmasına rağmen, sağlık kalitesi algısı katılımcıların çoğu tarafından iyi olarak bildirilmiştir. Bu durum katılımcıların, sağlıklı oldukları için çalışabildiklerini düşündürmüştür. Özellikle ücret ve çalışma süresi gibi psikososyal etmenlerin, KOBİ'lerde çalışanların yaşam kalitelerini etkilediği görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Çalışan Sağlığı, KOBİ, Sağlık Algısı, Yaşam Kalitesi Algısı, WHOQOL-BREF.

Halk sağlığıKOBİSakarya+4
Nida Erdoğan
Sakarya University
2017
00