
19
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Su ve solvent esaslı rugan film özelliklerinin incelenmesi
Deri sanayinde uyulması zorunlu çevresel yasal düzenlemeler nedeniyle; üretim basamaklarında çevre dostu kimyasallar kullanılmaya başlanırken, ürün kalitesinde de azalmanın olmaması beklenmektedir. Çalışmada, özellikle ayakkabılık yüzlük derilerin finisajında kullanılan rugan filminde çözgen olarak kullanılan organik solventlerin yerine su çözgen olarak kullanılmıştır. Roller coat makinesinde; 1,367 cm2/saniye, 1,944 cm2/saniye ve 2,522 cm2/saniye lik akışkanlığa sahip rugan filmler, belirlenen bir standart reçeteye göre derilere uygulanmıştır. Ardından derilere kullanım koşullarına göre yapay yaşlandırma işlemi uygulanmıştır. Yaşlandırma öncesi ve yaşlandırma sonrası derilere; kopma dayanımı ve uzama testi, yırtılma testi, su damlası testi, lastometre testi, ısıya dayanım testi, hava geçirgenliği testi, fleksometre testi, ileri geri sürtme testi uygulanmıştır. Testler sonucunda su esaslı rugan finisajında en iyi sonuçların; 194.46 cSt akışkanlığa sahip filmlerin kullanıldığı derilerden elde edildiği gözlemlenmiştir.
Kayın mantarı (Pleurotus spp.) kullanılarak krom içerikli deri atıklarından krom miktarının azaltılması üzerine araştırmalar
Deri endüstrisinde kromlu tıraş atıkları deri sanayi için çevre kirliliğine neden olan maddelerden bir tanesidir. Ticarette bunların arıtımı hem kimyasal hem de biyolojik olarak yapılmaya çalışılsa da tam anlamıyla başarıya ulaşılamamakta ve krom, çevreye atılan kromlu tıraş atıklarında yüksek oranda bulunmaktadır. Bu şekilde gömülerek göz ardı edilmeye çalışılan bu sorun gelecekte çevre açısından ciddi sağlık problemlerine de neden olabilir. Bu tezde, Pleurotus ostreatus'un (İstiridye mantarı) wet blue tıraş atıklarından kromu bünyesine alması ve bu mantarların da gelişmesi için uygun değerlerin otomatik olarak ayarlanacağı bir üretim sistemi geliştirilmesine dayalı çalışmalar yapılmıştır. Pleurotus ostreatus yetiştiriciliği için özel olarak hazırlanmış komposta %0 (Kontrol grubu), %0.5, %1, %1.5 ve %2 oranlarında kromlu deri tıraş atıkları karıştırılarak, mantarın kromlu atıklar üzerinde gelişmesi sonrasında kompostun ve gelişen mantarın krom içeriği incelenmiştir. Sonuçlar incelendiğinde komposttaki Pleurotus ostreatus gelişimi öncesi (ortalama) krom içeriği kontrol grubunda 4.33 mg/kg, %0.5'lik dozda 530 mg/kg, %1'lik dozda 724 mg/kg, %1.5'luk dozda 6374 mg/kg, %2'lik dozda 11690 mg/kg; komposttaki Pleurotus ostreatus hasatı sonrası (ortalama) krom içeriği kontrol grubunda 0 mg/kg, %0.5'lik dozda 177.8 mg/kg, %1'lik dozda 205.6 mg/kg, %1.5'luk dozda 482.8 mg/kg, %2'lik dozda 951.1 mg/kg; mantardaki krom içeriği ise kontrol grubunda 0,122 mg/kg, %0,5'lik dozda 0.372 mg/kg, %1'lik dozda 0.361 mg/kg, %1.5'luk dozda 0.568 mg/kg, %2'lik dozda 0.422 mg/kg olarak bulunmuştur.
Bitkisel tabaklanmış deri tıraş atıkları ile atık sudaki üç değerlikli kromun uzaklaştırılması ve adsorpsiyon kinetik, izoterm ve termodinamik çalışmalarının yapılması
Bu çalışmada, bitkisel tabaklanmış deri tıraş atıklarının deri sanayi atık suyunda bulunan üç değerlikli kromun giderilmesinde adsorban olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Adsorban miktarı, süre ve pH'ın Cr(III) adsorpsiyonu üzerine etkileri araştırılarak, optimum koşullar belirlenmiştir. Ayrıca deri tıraş atıkları-krom adsorpsiyonuna ilişkin izoterm, kinetik ve termodinamik çalışmalar yapılmıştır. Sonuçlara göre elde edilen verilerin Langmuir izotermine uyduğu gözlenmiş ve maksimum adsorpsiyon kapasitesi 10,24 mg/g, Langmuir sabiti ise 0,100 L/g olarak bulunmuştur. Kinetik çalışmalara göre, adsorpsiyonun, Pseudo-2. mertebe Lagergren hız denklemi modeline uygun olduğu, adsorpsiyon termodinamiği incelendiğinde, adsorpsiyonun endotermik olduğu, adsorpsiyon sırasında katı/çözelti ara yüzeyinde düzensizliğin arttığı ve adsorpsiyonunun kendiliğinden gerçekleştiği tesbit edilmiştir. Bu sonuçlar, bitkisel tabaklanmış deri tıraş atıkları üzerinde krom adsorpsiyonun fiziksel ve kimyasal yolla gerçekleşen karmaşık bir süreç olduğunu göstermektedir.
Yağlayıcı polimerik yardımcı maddeler ile deri özelliklerinin geliştirilmesi
Dünya genelinde artan çevre bilinci, rekabet koşulları ve müşteri taleplerindeki artışlar, deri sanayinde daha çevreci, ekonomiklik yaratan, üretim sürelerini kısaltan ve deriye kalite açısından değer katan fonksiyonel ürünlerin geliştirilmesini teşvik etmekte ve bu alanda yoğun ARGE faaliyetlerinin yapılmasına neden olmaktadır. Son yıllarda deri özelliklerini iyileştirmek için yapılan çalışmalar retenaj ve yağlama işleminde polimerik malzemelerin kullanılması üzerine yoğunlaşmıştır. Bu tez çalışmasında, farklı yağlayıcı polimerik maddeler deri üretiminde hem dolgu hem de yağlama amacıyla kullanılarak deri işlentisinde verimliliğinin arttırılması ve deriye farklı fonksiyonel özelliklerin kazandırılması çalışmaları yapılmıştır. Üretilen derilerin çekme mukavemetleri (TS 4119 EN ISO 3376), çift kenar yırtılma yükü (TS 4118-2 EN ISO 3377-2), kalıcı uzama set tayini (TS EN ISO 17236), cilt çatlama ve patlama dayanımları (TS 4131), büzülme sıcaklıkları (IUP 16, 2002) ve görünür yoğunlukları (TS EN ISO 2420) belirlenmiştir. Elde edilen veriler istatistiki olarak yağlayıcı polimerik madde türleri arasında deri fiziksel özellikleri açısından anlamlı bir farkın olup olmadığı IBM SPSS Statistics 25 analiz programında Wilcoxon t testi uygulanarak incelenmiştir. Ayrıca çalışmada derilerin SEM görüntüleri de çekilmiştir. Sonuç olarak; kullanılan farklı yağlayıcı polimerik madde türünün derilerin farklı fiziksel özelliklerinde istatistiksel anlamda önemli değişimler meydana getirdiği ve bu tür yeni nesil polimerik maddelerin deri sanayinde yağlama/retenaj aşamasında tek başına kullanılabilirliği açısından da oldukça umut vaat edici olduğu düşünülmüştür.
Bursa Deri İhtisas OSB'nin üretim kapasitesinin ve üretim profiline dayalı atık su kalitesinin belirlenmesi
Dünya genelinde artan çevre bilinci, deri üretim sanayinin daha çevreci ve ekolojik açıdan daha sürdürülebilir şartlarda çalışılması gerekliliğini ortaya koymuştur. Deri üretiminde kullanılan kimyasalların ve tercih edilen üretim metotlarının getirdiği atık yüklerinin günümüzde daha arıtılabilir olması yönünde çalışmalar hız kazanmıştır. Su kaynaklarının endüstriyel alanda ticari rekabet koşulları da göz önünde bulundurularak verimli bir şekilde kullanılması önem teşkil etmektedir. Buna bağlı olarak deri sanayinde deriye kalite açısından değer katan üretim tekniklerinin daha çevreci uygulamalarla geliştirilmesi hedeflenmektedir. Bu minvalde bakanlıklar nezdinde gerekli düzenlemeler yapılmakta olup deri sanayinin bu kapsam dahilinde reorganizasyon yapılarak bu değişim sürecini geçirmesi önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında, Bursa İhtisas Deri Organize Sanayi Bölgesi genelinde faaliyet gösteren deri fabrikalarının üretim kapasitelerinin belirlenmesi akabinde üretim profiline dayalı olarak atıksu kalitesinin belirlenmesi ve bölgenin sürdürülebilirliğini olumsuz yönde etkileyen parametrelerin belirlenmesi yönünde çalışmalar yapılmıştır. Firmaların atıksu çıkış hatlarından alınan numunelerde gerçekleştirilen analizlerle bölge atıksu deşarj profilinin değerlendirmesi yapılmıştır. Belirlenmiş periyotlarda takibi sağlanan parametreler; pH (TS EN ISO 10523), Askıda Katı Madde (TS EN 872), Kimyal Oksijen İhtiyacı, Yağ ve Gres (TS8312), Toplam Krom (SM 3500-Cr B), Sülfür (TSE ISO 13358), Toplam Kjeldahl Azotu (TS 7924 EN 25663)'dur. Sonuç olarak; BİDOSB genelinde tercih edilen üretim profilinin yarı mamul deri üretimi üzerinde yoğunlaştığı görülmüştür. Gerçekleştirilen analizlerde kirlilik yükü bakımından elektriksel iletkenlik, kimyasal oksijen ihtiyacı, askıda katı maddeler, toplam kjeldahl azotu ve toplam sülfür gibi parametreler öne çıkmıştır. Takibi yapıldığı süreç dahilinde özellikle elektriksel iletkenlik parametresinin bölge genelinde atıksuyun arıtılabilmesi yönünde olumsuz etki gösterdiği saptanmıştır. Bu parametrenin iyileştirilmesi yönünde pilot çalışmalar yapılmış olup, bu çalışmaların bölge genelinde uygulanması ile olumlu sonuçlar sağlanacağı düşünülmektedir.
Deri üretimine yönelik PDMS esaslı köpük kesici emülsiyonların tasarımı, geliştirilmesi ve performanslarının değerlendirilmesi
Deri üretimi, yüzey aktif maddeler ile emülsiyon ve dispersiyona dayalı uygulamaların yoğun olarak yapıldığı bir süreçtir. Üretim uygulamaları esnasında oluşan makro ve mikro köpükler; sulu ortamda yüzey aktif madde kullanımına bağlı olarak çeşitli olumsuzlukları beraberinde getiren fizikokimyasal bir oluşumdur. Makro köpükler, sistem içerisinde bulunan yüzey aktif maddeler tarafından stabilize edilerek yüzeye çıkan büyük hava kabarcıklarıdır. Mikro köpükler ise esas olarak sistem içerisine taşınmış olan küçük baloncuklardır. Bu oluşumlar, sulu banyoda yapılan uygulamalarda üründe kalite bozulması ve ekolojik sorunlara neden olduğundan istenmeyen bir durumdur. Özellikle deri yaş işlemleri sırasında kullanılan çeşitli yüzey aktif madde esaslı katkı maddelerinin kuvvetli bir şekilde karıştırılması köpük oluşumunu teşvik etmekte ve kaliteli üretim açısından bu sorunun giderilmesi gerekli hale gelmektedir. Bu araştırmada, deri üretiminde çesitli problemlere sebep olan köpük oluşumunun olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak ve üretimi istenilen kalite düzeyinde gerçekleştirmek amacıyla çeşitli köpük kesici emülsiyonların tasarımı, geliştirilmesi ve performanslarının değerlendirilmesi üzerine çalışılmıştır. Emülsiyon özellikleri ve performans açısından farklı parametrelerle üretim denemeleri gerçekleştirilmiş ve sonuçlar karşılaştırmalı olarak ortaya konulmuştur. Etken parametreler üzerinde yapılan çalışma sonuçlarına göre; % 6,5 katı madde oranı ve 350 cSt PDMS içeren dispersiyon kullanılarak hazırlanan ve % 7 emülgatör karışımı ile emülsifiye edilen emülsiyonun köpük kesme performansı açısından en iyi sonuçları verdiği görülmüştür. Bir emülsiyonun özelliklerini kaybederek bozulduğu sıcaklık olan faz dönüşüm sıcaklığının incelenmesinde; 1000 cSt ve 5000 cSt PDMS yağı içeren dispersiyon kullanılarak hazırlanan emülsiyonların en yüksek faz dönüşüm sıcaklığına sahip olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca, dispersiyonun katı partikül miktarı arttıkça emülsiyonun partikül boyutunun büyüdüğü belirlenmiştir. Sonuç olarak; köpük kesici emülsiyonların deri üretim aşamalarında kullanılmasıyla ürünlerin üretiminin yüksek kaliteli ürünler yönünde istenilen düzeyde geliştirilebileceği potansiyeli ortaya çıkmıştır. Ayrıca atık sulara geçen kimyasalların minimize edilmesiyle çevresel açıdan da sürdürülebilir üretime katkı sağlanabileceği sonucuna varılmıştır.
Plastikleştirilmiş kitosanın deri finisajında kullanım olanaklarının araştırılması
Son yıllarda, mamul deri ürünleri için, fonksiyonel kaplamaların geliştirilmesi, hem endüstri hem de tüketicinin bakış açısından büyük ilgi çekmektedir. Deri yüzey görünümünü değiştirmek, kusurlarını gizlemek, ışık ve sürtme haslığı gibi fiziksel özelliklerini geliştirmek için yapılan finisaj işlemi ile ilgili çalışmalar hızla artmaktadır. Doğal polimerler, doğadaki bulunabilirlikleri, çevre dostu özellikleri ve hızlı büyüyen bitkiler veya küçük kabuklular gibi yenilenebilir kaynaklardan elde edilebilmeleri nedeniyle son yıllarda dikkat çekmektedirler. Tez çalışmasında, kitosanın plastikleştirilmesi amacı ile farklı oranlarda gliserol kullanılmıştır. Elde edilen filmlerin kalınlık, suda çözünürlük, renk, su buharı geçirgenliği gibi özellikleri tespit edilmiştir. Farklı oranlarda gliserol ile plastikleştirilmiş kitosan filmlerin özellikleri birbirleriyle ve gliserol içeremeyen kontrol örneği ile karşılaştırılarak, deri finisajında kullanılacak en uygun plastikleştirilmiş kitosan oranı belirlenmiştir. Taramalı elektron mikroskopisi ile elde edilen kitosan filmlerin yüzey morfoloji özellikleri karakterize edilmiştir. Plastikleştirilmiş kitosan ile deri finisaj aşaması tamamlanmış deri örneklerinin, fiziksel-mekanik ve haslık özellikleri uygun standartlara göre değerlendirilmiştir. Sonuçlar, plastikleştirilmiş kitosan kullanımının, derinin kuru ve ıslak sürtme haslığı ve apre yapışması gibi belirli performans özelliklerini geliştirdiğini göstermiştir. Fourier dönüşümü kızılötesi spektrometresi ile plastikleştirilmiş kitosan ile finisaj aşaması tamamlamış deri örneklerinin kimyasal yapısı karakterize edilmiştir.
Üç boyutlu görüntüleme ve simülasyon programının deri konfeksiyonunda kullanılabilirliğinin araştırılması
Bir deri konfeksiyon üretiminde en önemli gider kalemi hammadde yani mamul deridir. Herhangi bir kalıp veya dikim hatasından kaynaklanan hammadde ve zaman kaybı deri konfeksiyon atölyesine ek bir maliyet çıkarmaktadır. Üç boyutlu (3D) görüntüleme ve simülasyon programları ile, hazırlanan giysi kalıplarının numune dikmeden farklı sanal mankenler üzerinde dikilmiş halde görüntülenmesini sağlayarak zaman, işçilik ve hammadde kaybını minimuma indirmek mümkün olabilmektedir. Mevcut yazılımların kütüphanelerinde deri materyali ile ilgili yeterli bilgilerin bulunmaması, bu yazılımların deri konfeksiyon firmalarında kullanımını engellemektedir. Bu çalışmada, üretimde kullanılmakta olan farklı türdeki derilerin ve kumaşların özellikleri belirli standartlar ve FAST (Fabric Assurance by Simple Testing) sistemi ile tespit edilip yorumlanarak Assyst 3D Vidya programının veri tabanına dahil edilmiştir. Assyst CAD programında oluşturulan 2D elbise kalıplarının 3D Vidya programına aktarımı gerçekleştirilip, belirlenen materyaller seçilerek sanal manken üzerinde elbise simülasyonları gerçekleştirilmiştir. Bu materyallerden üretilen elbiseler ve oluşturulan simülasyonlar jüri tarafından değerlendirilmiş ve programın deri konfeksiyonunda kullanılabilirliği yorumlanmıştır. Vidya 3D programının modeli ve materyal davranışlarını gerçekçi bir şekilde simüle edebildiği ancak dökümlülük parametresini tam olarak yansıtamadığı, programda bu yönde geliştirmelere ihtiyaç duyulduğu görülmüştür.
Nano TiO2 içerikli kolajen bazlı filmlerin bariyer ve mekanik özellikleri üzerine araştırmalar
Yenilenebilir kaynaklardan doğal makromoleküler bir protein olan kolajen, birçok endüstriyel uygulamada yaygın olarak kullanılmaktadır. Biyolojik olarak parçalanabilir filmlerin üretimi ve potansiyel olarak ambalaj üretiminde kullanımları, film üretiminde kullanılan polimerlerin bulunabilirlikleri, geniş ve zengin kaynaklardan elde edilebilmesi, kompostlanabilirlikleri, çevre dostu olmaları ve sürdürülebilirlikleri nedeniyle geleneksel paketleme polimerlerine alternatif olarak her geçen gün artan faha fazla ilgi kazanmaktadır. Bu tez çalışmasında, 0, 0,5, 1,0 ve % 2,0 oranında nano-TiO2 içeren kollajen hidrolizat (KH) içeren filmler döküm yöntemi ile hazırlanmış ve bunların fizikokimyasal özellikleri incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, KH filmlerinin kalınlığının, nano-TiO2 konsantrasyonundaki artışla birlikte anlamlı düzeyde arttığını (p ≤ 0.05) tespit edilmiştir. Artan TiO2 içeriği, KH filmlerinin kopma mukavemetini 10.45'den 12.66 MPa'ya arttırdığı saptanmıştır. Bunun ile birlikte, nano-TiO2'nin metalik özelliği, KH filmlerinin opaklığını arttırırken, UV ışığına karşı düşük konsantrasyonda filmlerin bariyer özelliklerini önemli ölçüde geliştirdiği belirlenmiştir. KH matrisi ve TiO2 nanoparçacıkları arasındaki arayüzey etkileşimleri, Fourier dönüşümlü kızılötesi spektrumları (FTIR) ve X-ışını kırınımı (XRD) verileri ile saptanmıştır. TiO2 nanoparçacıklarının KH matriksine düzgün şekilde dağıldığı taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile tespit edilmiştir. Sonuç olarak, çevresel olarak parçalanabilir filmlerin üretimi için, KH'nın yeniden kullanımının, mümkün ve umut verici olduğu belirlenmiştir.
Nişastanın deri sanayinde tabaklayıcı madde olarak kullanılabilirliğinin araştırılması
Nişasta modifikasyonunun amacı, kullanım alanına göre nişastadan beklenen talebin karşılanması için nişasta molekülüne bazı fonksiyonel grupları dâhil etmek ve böylelikle fizikokimyasal özelliklerini geliştirmektir. Bu tezde doğal mısır nişastanın modifiye edilerek deri üretiminde tabaklayıcı madde olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Tez kapsamında ilk olarak, moleküler boyutu deri lifleri arasına nüfuz edemeyecek kadar büyük olan nişastanın moleküler boyutunun düşürülmesi için H2O2 ve NaIO4 ile oksidasyonları gerçekleştirilmiştir. GPC analiz sonuçlarına göre, moleküler boyutu deri liflerine penetre olabilecek kadar düşürülen nişasta örnekleri seçilerek bu okside nişastalara ayrıca karboksimetilasyon işlemi uygulanmıştır. Elde edilen okside ve modifiye nişastaların ürün verimlilikleri, suda çözünürlükleri, yer değiştirme dereceleri, FTIR ve NMR analizleri ile de yapıları belirlenerek oksidasyon ve modifikasyon işlemlerinin doğal nişasta yapısında meydana getirdiği değişimler belirlenmiştir. Tezin ikinci aşamasında, seçilen okside nişastalar ve bunların karboksimetilli türevleri ile ilk olarak parça deriler tabaklanmış ve tabaklanma etkinlikleri büzülme sıcaklıkları ve doldurma katsayıları dikkate alınarak değerlendirilmiştir. En iyi tabaklama etkinliğine sahip olduğu belirlenen iki nişasta örneği ile bütün deriler tabaklanmış ve fiziksel testler ile derilerin mekanik dayanımları test edilmiştir. Elde edilen sonuçlardan, doğal mısır nişastasının kontrollü bir şekilde modifiye edildiği ve modifiye nişastanın deri üretiminde tabaklayıcı/retenaj maddesi olarak kullanılabileceği belirlenmiştir.
Glutaraldehit bazlı yeni bir biyosidal maddenin geliştirilmesi üzerine araştırmalar
Bu çalışmada; günümüzde deri sanayisinde kullanılan biyosidal maddelerin pahalı olması, çevre ve insan sağlığı açısından kullanımlarının sınırlı olması gibi nedenlerle yeni bir biyosidal maddenin geliştirilmesi planlanmıştır. Bu amaçla, farklı sektörlerde yüksek seviyeli dezenfektan olarak kullanılan glutaraldehit, yeni bir formülasyon geliştirilerek deri sanayisinde ıslatma yumuşatma işleminde biyosidal madde olarak kullanılmıştır. Glutaraldehitin antimikrobiyal etkinliğini artırmak için önce ayrı ayrı olacak şekilde trisodyum fosfat ve boraks dekahidrat ile uygun pH aralığına getirilerek aktive edilmiş, sonrasında ise aktif glutaraldehite belli oranlarda isopropanol ve potasyum asetat ilave edilerek biyosidal maddeler (BM-1 ve BM-2) üretilmiştir. Yeni geliştirilen bu iki biyosidal madde farklı oranlarda (%0,1 BM-1; %0,2 BM-1; %0,4 BM-1; %1 BM-1; %0,1 BM-2; %1 BM-2) olacak şekilde, kontrol grubu ve ticari bir bakterisid grubu ile birlikte deriler 8 gruba ayrılmış ve laboratuvar şartlarında ıslatma yumuşatma işlemi uygulanmıştır. Islatma işleminin başında ve sonunda ıslatma banyolarından örnekler alınarak, dökme plaka yöntemine göre bakteri sayımları yapılmıştır. Bu sonuçlara göre biyosidal maddeler yeterli olduğu tespit edilen oranlarda, deri işletmesinde parti bazında uygulanmış ve ıslatma işleminde gelişen bakterilere etkileri araştırılmıştır. Daha sonra derilerin işlentisine devam edilerek mamul hale getirilmiştir. Son olarak ise mamul hale getirilen derilere, deri fiziksel testleri uygulanmıştır. Elde edilen verilere göre, üretilen yeni biyosidal maddelerin antimikrobiyal etkinliğinin yeterli olduğundan söz edilebilmektedir. Kullanılan malzemelere göre yapılan maliyet hesaplamasında, BM-1 ve BM-2'nin oldukça ekonomik olduğu da görülmektedir.
Tabaklanmış deri atıklarının kompozit malzeme üretiminde kullanım olanaklarının araştırılması
Deri sanayinin özellikle katı atıkları kısmen de olsa değerlendirilebilir özellikler taşımaktadır. Yüksek lif içeriğine sahip ve mukavim olan tabaklanmış katı deri atıklarının stabilitesinden dolayı doğal ortamda bozunabilirliği sorgulanmaktadır. Bu atıkların zararlı etkilerinin azaltılması veya ortadan kaldırılması için en etkili yöntemin rejenere ürünler olarak tekrar kullanılması olduğu düşünülmektedir. Bu araştırmada; kromla tabaklanmış formdaki doğal deri lifleri, pozitif çevresel etki sağlamak amacıyla çeşitli kompozit uygulamaları için polimerler içinde dolgu ve takviye maddesi olarak değerlendirilmiştir. Stabil formda atık kolajen lifleri kullanılarak üç boyutlu matriks oluşturan kompozit yapılarda ürün özelliklerine etkisinin belirlenmesi için tanen türü, tanen oranı, yağlama maddesi oranı, bağlayıcı oranı ve türü, lif türü gibi parametrelere bağlı denemeler gerçekleştirilmiştir. Tanen türü ve oranı üzerine yapılan denemelerde lignin sülfonat kullanılan kompozitin daha mukavim olduğu ve % 3-15 oranlarında artan tanenin kompozitin fizikomekaniksel özelliklerini pozitif olarak etkilediği görülmüştür. % 4'e kadar artan oranlarda yağlama maddesi kullanımının mekanik özelliklere olumlu etki yaptığı, % 4'ün üzerindeki oranlarda artışın mukavemeti olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Bağlayıcı oranının kompozit malzeme üzerindeki etkisinin araştırıldığı çalışmada, % 9-18 arasında artan bağlayıcı oranıyla ürünün hem mukavemet hem de esnekliği artmış ve bağlayıcı türleri arasında doğal lateksin fizikomekaniksel özellikler açısından daha uygun olduğu anlaşılmıştır. Lif türü olarak deri/kağıt lifi kompozisyonu ile en iyi sonuçlar elde edilmiş ve kompozit malzemelerde deri lifi ile diğer liflerin kullanılmasının ürün özelliklerinini iyileştirdiği görülmüştür. Sonuç olarak yapılan çalışmada üretilen kompozit malzemelerin (salpa) çeşitli fiziksel özellikler bakımından deriye benzerlik gösterdiği ve tabaklanmış deri atıklarının kompozit malzeme üretiminde kullanılmasının atık değerlendirilmesi açısından etkin bir yöntem olduğu anlaşılmıştır.
Nano çinko oksit içerikli yağlayıcı emülsiyonların üretimi, karakterizasyonu ve çok fonksiyonlu deri üretimi üzerine araştırmalar
Tez çalışmalarımızın ilk aşamasında; nano çinko oksit içerikli yağlayıcı özellikli parafin emülsiyonlarının üretimi için ön formülasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Ön formülasyon çalışmalarında, yağlama maddeleri için belirlenen HLB değeri aralığı üzerinden kullanılacak olan emülgatörlerin oranları HLB cetveli vasıtasıyla belirlenmiştir. Ön formülasyonlarda sabit sıcaklık ve sabit karıştırma süresinde farklı parametrelerin (pH, karıştırma hızı, çinko oksitin emülsiyona verilme zamanı, çinko oksitin partikül boyutu) emülsiyon üstündeki etkileri değerlendirilmiştir. Yapılan çalışmalarda, karıştırma hızının emülsiyonun partikül boyutunu etkilediği fakat çinko oksitin kendi partikül boyutunun emülsiyon içerisinde önemsiz kaldığı tespit edilmiştir. Üretilen emülsiyonların partikül boyutları, sanayide kullanılan yağların partikül boyutlarıyla kıyaslanmış ve üretilen nano çinko oksit içerikli parafin emülsiyonlarının partikül boyutunun, sanayide kullanmaya uygun olduğu tespit edilmiştir. Çinko oksit konsantrasyonu öncelikle literatürlerde antibakteriyel etkinin çıktığı minumum konsantrasyonda ve farklı üretim koşullarında denenmiştir. Üretilen bu yağlama emülsiyonları, krom tabaklanmış ve kurutulmamış durumdaki Almanya'daki bir fabrikadan temin edilmiş krast derilere ana yağlama işleminde verilmiş ve bu şekilde üretilen derilerde E. coli'ye karşı antibakteriyel etkinlik ASTM E2149-10 (Hareketsiz Antibakteriyel Ajanların Hareketli Temas Şartlarında Antimikrobiyel Özelliğinin Belirlenmesi Standartı) standardına göre belirlenmiştir. Sonuçlar incelendiğinde, ön formülasyonlarla üretilmiş derilerde antibakteriyel etkinliğin yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Derilerde test bakterisi E. coli'ye karşı antibakteriyel etkinliğin artırılması ve ana emülsiyonlarda kullanılacak olan formülasyonların belirlenmesi amacıyla, emülsiyon üretiminde kullanılan etken madde, deri üretim reçetelerinde kullanılacak olan yağlama oranı, emülsiyonların pH değerleri ve emülsiyonların partikül boyutu gibi önemli parametrelerin uygun emülsiyon formuna ve üretim şartlarına getirilmesi çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Çalışmalarımızın ikinci aşamasında; uygun emülsiyon formu ve üretim şartları belirlenmiş formülasyonlar, sabit sıcaklık koşullarında 6 farklı parafin türevi ile üretilmiştir. Wet blue olarak alınan sığır derileri, mobilya döşemelik amaçlı wet blue sonrası deri üretim reçetesine göre işlenmiştir. Üretilen parafin emülsiyonları, deri üretim reçetesinde yağlama aşamasında 50oC'de lesitin bazlı doğal yağ ve sülfite balık yağı ile birlikte derilere uygulanmıştır. Derilerde E. coli'ye karşı antibakteriyel etkinlik ASTM E2149-10 standardına göre belirlenmiştir. Sonuçlar incelendiğinde, 3 farklı pH değerinde üretilen tüm parafin emülsiyonlarının derilere test mikroorganizmasına karşı bakteriostatik etki kazandırdığı tespit edilmiştir. Ayrıca çalışmada bazı derilerin SEM görüntüleri çekilmiştir. Tez çalışmasının üçüncü aşamasında; derilerin fiziksel özellikleri ortaya konmuştur. Üretilen derilerin çekme mukavemetleri (Çekme mukavemeti tayini TS 4119 EN ISO 3376), tek kenar yırtılma yükü (Yırtılma Yükü TS 4118-1 EN ISO 3377-2) , çift kenar yırtılma yükü (Çift Kenar Yırtılma Yükü TS 4118-2 EN ISO 3377-2), dikiş yırtılma mukavemetleri (Dikiş Yırtılma Dayanımı TS 4138) ve cilt çatlama dayanımları (TS4118-2 EN ISO 3377-2) belirlenmiştir. Araştırmada kullanılan nano çinko oksit içerikli parafin emülsiyonlarının derilerin ışık haslığı üzerine olan etkileri EN ISO 105-B02 standardına göre incelenmiştir. Ayrıca yağlama emülsiyonları ile işlem görmüş deri örneklerinin renklerinin ölçülmesinde Konica Minolta CM-3600d marka spektrofotometresi kullanılmış ve deriler; sıcaklığı ayarlanabilen UV kabininde (254 nm) 80 oC sıcaklık ve UV altında 24 saat ve 48 saat süreyle yaşlandırmaya tabi tutularak derilerde UV altında solma sağlanmıştır. Analizlerde kıyaslama yapabilmek ve kullanılan emülsiyonların etkilerini inceleyebilmek için, çinko oksit içerikli emülsiyon ile işlem görmeden mamul hale getirilen deri örneklerine de yaşlandırma yapılmış ve diğer örneklerle karşılaştırılmıştır. 24 saat ve 48 saat yaşlandırma sonrası kontrol örneklerine göre her bir deri renginin ne kadar değiştiği incelenmiştir. Yine parafin emülsiyonlarının derinin hidrotermal stabilitesi üzerine etkisinin belirlenmesi için, derilerin büzülme sıcaklıklığı (Ts) tayini IUP 16 standart test metoduna göre ölçülmüştür. Ayrıca parafin emülsiyonlarının derilere sağladığı dolgunluk etkisini incelenmiştir. Analiz sonuçları incelendiğinde yağlama işleminde kullanılan parafin emülsiyonları ile işlenmiş deriler, kontrol grubu örneklerine göre kıyas edildiğinde, mamul derilerin çekme mukavemeti ve dikiş yırtılma mukavemetinin büyük oranlarda iyileştiği tespit edilmiştir. Paroil 1045 ve Cloparten 330 parafini içeren emülsiyonlarla işlem görmüş derilerin en yüksek mukavemet değerlerine sahip olduğu belirlenmiştir. Mamul derilerin tek kenar yırtılma yükleri incelendiğinde kullanılan parafin emülsiyonlarının birçoğunun mukavemeti artırdığı fakat bazı emülsiyonların etkisiz olduğu belirlenmiştir. Verilen yağlama emülsiyonlarının çift kenar yırtılma yükü ve cilt çatlama dayanımı üzerinde genel olarak etkisiz olduğu tespit edilmiştir. Işık haslığı sonuçları incelendiğinde; yağlama işleminde kullanılan parafin emülsiyonlarının kontrol grubu örneklerine kıyasla mamul derilerin ışık haslığını iyileştirdiği tespit edilmiştir. Hidrotermal stabilite sonuçlarına göre, kullanılan parafin emülsiyonlarının derilerin büzülme sıcaklıklarını kontrol grubu örneklerine göre 15oC kadar artırdığı tespit edilmiştir. Ayrıca üretilen parafin emülsiyonlarının derilerde doldurucu etki sağladığı da tespit edilmiştir. Çalışmalarımızın dördüncü aşamasında; elde edilen derilerin dinamik su emme (TS 8541), statik su emme (TS 4123) ve su buharı geçirgenliği (TS 4135) analizleri yapılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde, yağlama işleminde kullanılan parafin emülsiyonlarıyla üretilmiş derilerin kontrol grubu örneklerine göre su emme özelliklerinin önemli oranlarda azaldığı dolayısıyla bu yağlayıcı emülsiyonlar ile işlem görmüş derilerin su geçirmezlik yeteneklerinin arttığı, buna karşın su buharı geçirgenliği değerlerinin de olumsuz etkilenmediği tespit edilmiştir. Nano çinko oksit içerikli yağlama emülsiyonu ile yapılan deri üretim çalışmalarından, bu tür yeni nesil nanoteknolojik yağlama maddelerinin deri sanayinde kullanılabilirliği ve ticari ürüne dönüştürülebilirliği açısından da oldukça umut vaat edici olduğu düşünülmüştür.
Wet-white deri ürün özelliklerinin geliştirilmesi
İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak için derinin bozulur durumdaki ham halinden, bozulmaz ve sağlam yapılı hale dönüştürülmesi işlemine tabaklama denir. Deri tabaklama işlemi ile asitlere, alkalilere, enzimlere, belli sıcaklıktaki suya ve mikroorganizmal faaliyetlere karşı dayanıklı hale gelir. Günümüzde mineral tabaklama maddelerinin deri üretim teknolojisinde özel bir yeri vardır. Tabaklamada, mineral tabaklama maddelerinin kullanılması deriye bitkisel tabaklanmış bir deriden daha değişik bir karakter ve farklı özellikler kazandırır. Mineral tabaklanmış bir deri bitkisel tabaklanmış bir deriye nazaran daha yumuşak, hafif, esnek ve daha fazla uzama kabiliyetindedir. Bunun yanında ısıya dayanıklı, büzülme sıcaklığı yüksek, boyanma ve yağlanması kolay, finisaj olanakları fazladır. Bu özelliklerinden dolayı mineral tabaklama giderek yayılmış ve günümüz modern deri teknolojisinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Mineral tabaklayıcı maddeler ve bunların içinde özellikle krom tuzları ideal tabaklayıcı maddeler olarak kabul edilir. Deri Sektöründe mineral tabaklayıcı malzeme olarak, yüksek hidrotermal stabilite ve iyi dayanım sağlaması yanında üniversal bir tabaklayıcı özelliği göstermesi ve iyi organoleptik özellikler vermesi sebebiyle yoğun olarak Krom(III) tuzları kullanılmaktadır. Ancak bu olumlu özelliklerin yanında krom tabaklamanın insan sağlığı ve çevre sorunları açısından potansiyel risk taşıması; kullanımını engelleyen önemli dezavantajlarından kabul edilmektedir. Tabaklama maddesi olarak kullanılan Krom(III) tuzları zararlı olmamasına rağmen atık sularda ve ürünlerde dış etkenlere bağlı olarak Krom(VI)' ya yükseltgenme ihtimali bulunmaktadır. Bu nedenle Krom(VI) içeren atık sular ve oluşan katı atıklar çevreye ciddi anlamda zarar vermekte ve nihai ürünlerde Krom(VI) oluşumu insan sağlığını tehdit edebilmektedir. Bu yüzden bazı ülkelerde belirli amaçlar için kullanılan derilerin üretiminde kromla tabaklama yöntemine yasaklamalar veya kısıtlamalar getirilmiştir. Krom yerine kullanılabilecek alternatif tabaklama maddelerinin kaynak sıkıntısının olmaması, kolay ve güvenle uygulanabilmesi, düşük maliyetli olması, çevre dostu özellik göstermesi ve ürün performans özelliklerinin kromla rekabet edebilecek düzeyde olması önem arz etmektedir. Son zamanlarda, Krom(III) tuzları yerine Zirkonyum(IV), Alüminyum(III), Titanyum(IV), Demir(III), tuzları vb. mineral tabaklayıcı maddeler ve Fosfonyum tuzları gibi organik içerikli tabaklama maddeleri kullanılmaya başlanmıştır. Bu maddeler kullanılarak tabaklanmış deriler literatürde Wet-White adıyla yer almaktadır. Bu tabaklama yöntemleri kromun bazı çevresel risklerine karşı alternatif olarak görülürken, çeşitli özellikleri bakımından krom tabaklamanın yerini alabilecek niteliğe sahip değillerdir. Bu alternatiflerden alüminyum tabaklamada düşük kararlılığa sahip, kompleks oluşturabilen bir geçiş metali olması dolayısıyla tabaklama sonrası elde edilen ürünlerin yıkama haslıkları yeterince iyi değildir. Zirkonyum(IV) tuzlarının yüksek asitliğinden dolayı maskeleme maddesi olarak sitrik asit veya sodyum sitrat kullanımıyla tabaklama özelliklerinin iyileştirilebildiği literatürde yer almıştır. Ancak zirkonyum tuzunun yüksek asitliğinin yanında yüksek maliyeti; bu tabaklama maddesinin ticari yönden kabul edilebilirliğini sınırlandırmaktadır. Dolayısıyla; hem alüminyum ve hem de zirkonyumun bu dezavantajlarından dolayı krom tabaklamayla rekabet edebilme ihtimali teknik açıdan oldukça düşüktür. Bunlar haricinde demir tabaklamada ise; hidroksi asitlerin maskeleme maddesi olarak kullanılmasıyla başarı sağlanabilmesine rağmen deri kalitesi beklenenin gerisinde kaldığından pratiğe aktarılmamıştır. Bu tez çalışmasında, sektörel olarak da önemli hedeflerden biri olan çevresel üretim ve giyim ekolojisi açısından iyileştirilmiş ürünlerin üretilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla deri endüstrisinde yaşanan kromdan kaçış yönündeki genel yönelimlere bağlı olarak alternatif tabaklama yöntemleri üzerinde çalışılmıştır. Tez çalışmasında tabaklama işleminde zirkonyum (IV), alüminyum (III) tuzları ile fosfonyum gibi organik içerikli tabaklama maddeleri, jelatinin parçalanma ürünleri olan doğal polimerler kullanılarak elde edilen mamul derilerin performans özellikleri ortaya konmuştur. Ayrıca kullanılan doğal polimerler ile söz konusu tabaklama yöntemlerinin dezavantajlı yönleri iyileştirilmiş ve deri kalitesi artırılmıştır. Anahtar kelimeler: Deri, tabaklama, Wet-White deri, kromsuz deri
Uşak deri fabrikalarında işlenen giysilik koyun derilerinin fiziksel ve kimyasal özelliklerinin araştırılması
Bu araştırma, Uşak Tabakhanelerinde işlenen giysilik koyun derilerinin fiziksel ve kimyasal özelliklerinin araştırılması, bu özelliklerin giysilik bir deride olması gereken değerlerde olup olmadığının ortaya konulması amacı ile yapılmıştır. Bu amaçla, Uşaktaki Tabakhanelerden alınan işlenmiş giysilik koyun derilerinin fiziksel ve kimyasal özellikleri belirlenmiştir. Elde edilen değerlerin, giysilik koyun derilerinde olması gereken değerler dahilinde olup olmadığı incelenmiştir. Derilerin laboratuvar analizleri yapılırken standartlarda belirtilen yöntemler kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda: Fiziksel analizlerden; Kalınlık 1.08 mm, Kopma Dayanımı 92.00 daN/cm2, Kopma Anındaki Uzama %71.64, Yırtılma Dayanımı 38.24 daN/cm, Dikiş Yırtılma Dayanımı 70.73 daN/cm, Sürtünme haslığı 4 ve Büzülme Sıcaklığı 110.46 °C ortalama değerleri elde edilmiştir. Kimyasal analizlerden; Rutubet %7.38, Cr203 %4.73, Yağ %10.02, Deri Maddesi %68.21, Toplam Kül %2.7 ve pH 4.73 ortalama değerleri bulunmuştur. Elde edilen bu sonuçlar ile standartlardaki kabul edilebilir değerler karşılaştırıldığında uyum içinde oldukları görülmüştür. vı
Bitkisel tabaklama işleminde süperkritik akışkan teknolojisinin kullanımı üzerine araştırmalar
Tez çalışmalarımızın ilk aşamasında; Yüzey Yanıt Metodolojisi (RSM) ve Box-Behnken Tasarımı (BBD) ile meşe palamudundan tanen üretimi için ekstraksiyon parametrelerinin optimizasyonu ve optimum parametrelerde üretilen tanenin tabaklayıcı özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Denemelerde solvent/hammadde oranı (20-100 ml/g), süre (2-10 saat) ve solvent karışım oranı (metanol-su) (%0-100) parametrelerinin valeks taneninin ekstraksiyon verimi (%), tanen içeriği (%) ve toplam tanen miktarı (%) üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesi planlanmıştır. Sonuçlar yanıt yüzeyi grafikleri ile 3 boyutlu olarak incelenmiştir. Optimum koşullar altında üretilen valeks taneni tabaklama prosesinde de kullanılmış ve tabaklamanın doldurucu etksi (%) ile derilerin büzülme sıcaklıkları (Ts) ticari bir valeks taneni ile kıyaslama yapılarak değerlendirilmiştir. Optimum ekstraksiyon parametreleri; solvent/hammadde oranı için 100 ml/g, proses süresi için 6 saat ve solvent karışım oranı için %62 metanol-%38 su olarak tespit edilmiştir. Optimum koşullarda ekstrakte edilen valeks taneni ile tabaklanan derilerin doldurucu etkisi (%57.81) ve büzülme sıcaklığı (75.5 oC) değerleri, ticari valeksin sağladığı değerlere (%52.83, 73 oC) oranla daha üstün bulunmuştur. Bu durum proses optimizasyonunun önemli etkisini göstermektedir. Elde edilen sonuçlar üretilen valeks taneninin tabaklayıcı özelliklerinin bitkisel tabaklama için kabul edilir seviyelerde olduğunu göstermektedir. Çalışmalarımızın ikinci aşamasında; basınçlı sıvı ekstraksiyon (PFE) yöntemi ile meşe ağacının meyve kabuklarından valeks taneni üretimi için, ikili ve üçlü sistemlerin solvent değişkenleri olarak H2O/CO2 ve H2O/CH3OH/CO2, solvent/hammadde (S/F) (20-100 w/w), süre (2-3 saat) ve basınç (10-200 bar) parametrelerinin etkileri 80 oC'de subkritik ve süperkritik CO2 koşullarında araştırılmıştır. PFE ekstraksiyonlarından sonra elde edilen valeks tanenleri, fenolik içerikleri (PCs) (toplam PCs, tabaklayıcı olmayan PCs, tabaklayıcı PCs) açısından incelenmiştir. Sonuçlar Varyans analizi (ANOVA) ve Duncan testi ile istatistiksel olarak değerlendirilmiş, valeks taneninin tabaklayıcı fenolik içerikleri arasındaki farklar optimizasyonda asıl hedef olarak dikkate alınmıştır. En iyi tabaklayıcı fenolik içerik verimi (%wt34.73±0.02) süperkritik CO2 ile 3 saat, 100 bar ve S/F=100 (w/w) koşulları altında H2O/CO2 ikili solvent sistemi ile elde edilmiştir. PFE çalışmaları için aynı zamanda farklı solvent oranlarındaki H2O/CH3OH/CO2 üçlü sisteminin faz dengeleri de farklı sıcaklık ve basınç altında yüksek basınç gözlem hücresinde görüntülenmiştir. Sistem subkritik ve süperkritik CO2 altında 60-100 oC ve 60-250 bar koşullarında tüm H2O ve CH3OH oranlarında sıvı-sıvı-buhar (LLV) faz davranışı göstermiştir. Tez çalışmalarının üçüncü aşaması; süperkritik CO2 ortamında valeks taneni ile koyun derilerinin yüksek basınç tabaklama (HPT) çalışmalarını içermekte ve poröz deri yapısı içine bu ortamdaki difüzyon prosesinin incelenmesini amaçlamaktadır. 2 saatten 8 saate kadar farklı yüksek basınç bitkisel tabaklama süreleri için tabaklama maddesinin (VTA) % tüketimleri analiz edilmiştir. Aynı zamanda tabaklanmış kollagenin termal stabilitesi olarak büzülme sıcaklığı (Ts) ve basınçlı bitkisel tabaklama (PVT) uygulamalarının deriler üzerindeki doldurucu etkisi (%) kıyaslamalı olarak incelenmiştir. Sonuçlar her tabaklama süresi için basınç altında gerçekleştirilen bitkisel tabaklama uygulamalarının başarılı bir şekilde gerçekleştiğini ve 8 saatlik HPT ile %83.77±0.77 VTA tüketimi elde edildiğini göstermiştir. 8 saat PVT uygulaması ile derilerde başarılı bir termal dönüşüm ve %54.97±0.62 oranında doldurucu etki elde edilmiştir. Tabaklanmış derilerde taramalı elektron mikroskobu (SEM) analizleri de yapılmış ve yüksek basınç uygulamasının deri lifleri yapısı ve morfolojisi üzerinde herhangi bir olumsuz etkisinin olmadığı ortaya konmuştur. Yüksek basınçta tabaklama uygulamasının deriler üzerindeki doldurucu etkisi dijital mikroskop görüntüleri ile de ayrıca incelenmiştir. Yüksek basınç tabaklama çalışmalarından elde edilen sonuçlar süperkritik akışkan teknolojisinin deri sanayinde bitkisel tabaklama işleminde kullanımı açısından oldukça umut vaat edici olarak bulunmuştur.
Diyabetik ayakkabı üretiminde kullanılacak olan derilere mikropartiküler sistemler yardımıyla antibakteriyel özellik kazandırılması
Diyabet hastalığı küresel bir sorundur. Günümüzde, hasta olan kişi sayısı ve hastalığın tedavisi için harcanan miktar giderek artmaktadır. Diyabetli hastaların %20'si diyabetik ayak ülserine maruz kalmaktadır. Bu çalışmada, diyabetik ayakkabı üretiminde kullanılacak derilere uygulanmak üzere antibakteriyel madde içeren mikropartiküllerin hazırlanması, bu mikropartiküllerin finisaj işlemi ile deriler üzerine uygulanması ve gerekli testlerin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Farklı formülasyonlar şeklinde hazırlanan etken madde ve polimer karışımlarından püskürterek kurutma yöntemi ile mikrokapsüller üretilmiştir. Elde edilen mikropartiküllerin karakterizasyon çalışmaları yapılmış ve finisaj işlemi ile diyabetik ayakkabı üretiminde kullanılacak olan derilere uygulanmıştır. Finisaj işlemi tamamlanan derilere diyabetik ayakkabıların kullanımı sırasındaki performansı hakkında fikir verebilecek olan bazı fiziksel testler ve mikrobiyolojik analizler yapılmıştır. Finisaj işlemine tabi tutulmuş ancak fiziksel test uygulanmamış deriler ile finisaj işlemine tabi tutulmuş ve fiziksel test uygulanmış derilerin antibakteriyel özelliğinin belirlenmesi için yapılan mikrobiyolojik testler ve salım çalışmaları neticesinde hazırlanmış olan mikropartiküllerin etken madde salımını gerçekleştirebildiği, deri üzerine yapılan mikropartikül tatbik işleminin başarılı olduğu ve derilerin antibakteriyel özellik gösterdiği tespit edilmiştir.
Farklı bitkisel tabaklayıcılarla tabaklanmış derilerin ışık haslığının belirlenmesi ve ışık haslığının artırılma olanaklarının araştırılması
Bitkisel tabaklama maddeleri kösele, saraciyelik, ayakkabı astarlık, ayakkabı yüzlük deriler gibi sıkı yapılı, dolgun ve dayanıklı mamül deri tiplerinin üretilmesinde yoğun olarak kullanılmaktadır. Bitkisel tanenler, deriye natürel bir tutum ve kullanılan tanene özgü bir renk tonu kazandırmaktadırlar. Bu olumlu özelliklerinin yanı sıra, bitkisel tanenler, özellikle de kondanse tanen grubunda yer alan mimoza ve kebrako gibi tanen örnekleri, ışık etkisiyle zamanla renk değiştirmek şeklinde meydana gelen bazı olumsuz özellikler taşırlar. Vitrinde veya müşteri kullanımı sırasında deri renginde meydana gelen solma ya da kararma gibi renk değişimleri, özellikle deri ayakkabı ve çanta gibi deri mamüllerinde, kaliteyi düşürmekte ve müşteri memnuniyetini azaltmaktadır. Bu çalışma ile mimoza ve kebrako tanenleri kullanılarak tabaklanan derilerdeki renk değişiminin azaltılmasını amaçlamaktadır. Bu amaçla mimoza ve kebrako tanenlerine yönelik, sülfitasyon, sülfometilasyon ve Novalak sentezi modifikasyonlarını kapsayan bazı modifikasyonlar uygulanmıştır. Bununla birlikte, bitkisel tabaklanmış derilerde zamanla renk değişimi etkisini azaltabilmek amacıyla benzotriazol ve HALS (Hindered Amine Light Stabilizer) bileşiği içeren bir UV stabilizatör kullanılmıştır. Sonuç olarak, bitkisel tabaklanmış derilerde zamanla meydana gelebilecek renk değişimini azaltmak için en iyi uygulamanın, kebrako ve mimoza tanenlerinin sülfometilasyonu şeklinde gerçekleştirilen modifikasyon olduğu tespit edilmiştir. Benzotriazol ve HALS bileşiğinden oluşan UV stabilizatör uygulamasının, bitkisel tabaklanmış derilerdeki renk değişimi etkisini azaltmak açısından, modifikasyonlara göre daha az bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Bitkisel tanen, UV, renk değişimi, ışık haslığı,
Deri atıksularından kromun ve basit asit boyarmaddesinin hidrojel membranlarla adsorpsiyonunun araştırılması
Bu araştırmada; UV polimerizasyon yöntemi ile sentezlenmiş poli (hidroksietil metakrilat-glisidil metakrilat) p(HEMA-GMA) hidrojel membran Acid Black 210 boyarmaddesi adsorpsiyonu için kullanılmıştır. Bu amaçla öncelikle p(HEMA-GMA) hidrojel membran Cr(III) iyonlarını yapıya dahil etmek için imino diasetik asit (IDA) ile modifiye edilmiştir. p(HEMA-GMA)-IDA hidrojel membranın Cr(III) iyonlarını şelatlama optimizasyonu farklı ortam şartlarında (başlangıç konsantrasyonu, pH ve süre) çalışılmıştır. Ardından p(HEMA-GMA)-IDA hidrojel membranın karakterizasyonu; SEM, ATR+FT-IR, Dinamik Şişme Testi, Kolorimetrik Ninhidrin Deneyi ve Elemental Analiz ile yapılmıştır. p(HEMA-GMA)-IDA-Cr(III) hidrojel membranın Acid Black 210 boyarmadde optimizasyonu farklı ortam şartlarında (başlangıç boya kosantrasyonu, pH ve süre) gerçekleştirilmiştir. Ayrıca Acid Black 210 adsorbe etmiş membranın desorpsiyon koşulları ve membranın tekrar kullanılabilirliği araştırılmıştır. Çalışmanın ikinci kısmında p(HEMA-GMA)-IDA hidrojel membran krom tabaklama ve boyama desarj sularının iyileştirilmesi için kullanılmıştır. KOİ, BOİ5, iletkenlik, pH, tuzluluk, toplam çözünmüş katı madde miktarı, toplam askıda katı madde miktarı, potasyum, toplam azot ve krom içeriği standart test yöntemleri ile incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre; Cr(III) iyonu ve Acid Black 210 boyarmaddesini adsorbe etmiş p(HEMA-GMA)-IDA hidrojel membranın krom tabaklama ve boyama atıksularında kirlilik yükünü önemli derecede azalttığı sonucuna varılmıştır.