Afyon Kocatepe University
Discipline

Veterinerlik Cerrahisi Anabilim Dalı

Afyon Kocatepe University

48

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

48 Theses
Master'sOpen AccessTR

Kedi ve köpeklerde kanser prevalansının retrospektif araştırılması

Bu çalışma kedi ve köpeklerdeki kanser prevalansının saptanması ve sonuçların değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma materyalini bir tanesi Ankara, beş tanesi İzmir ilinde olmak üzere toplam 6 farklı veteriner kliniğinin veri kayıtları oluşturdu. Çalışmada incelenen 2693 köpek ve 1787 kediye ait bilgiler ve 130 köpek ve 32 kedinin patoloji raporları çalışmada kullanıldı. 2013 ve 2017 yılları arasında kayıt edilen 5 yıllık süredeki vakalar değerlendirmeye alındı. Araştırma sonucunda incelenen 2693 kayıtlı köpekde kanser oranı % 4,83 belirlenirken bu oran 1787 adet kedi de % 1,79 olduğu gözlendi. Köpeklerde en sık karşılaşılan kanser türü %20 oranı ile adenokarsinom olduğu tespit edildi. Otuziki adet kedide en sık görülen kanser türü ise 7 adet (%21,88) ile fibrosarkom olduğu ortaya konuldu. Kanser tehşisi konulan köpeklerde gruplandırması yapıldığında 2-5 yaş arasında 19 tane (%14,62); 6-9 yaş arasında 51 tane (%39,23); 10 yaş ve üzerinde 60 tane (%46,15) olduğu gözlendi. Köpeklerin yaş ortalamasının ise 8,91 olduğu tespit edildi. Kedilerde 6-9 yaş grubu 15 adet (%47,00) ile en çok kanser görülen grup oldu. Sonuç olarak tümörlerin köpek ve kedilerde önemli medikal bir sorun olduğu ve tüm tümör tiplerinin yaşa bağlı olarak artış gösterdiği sonucuna varıldı. Elde edilen bazı bulgular genel hatları ile önceki çalışmalarla uyum göstermiş bazıları ise mevcut literatür ile karşılaştırılamıyacağı anlaşılmıştır. Ülkemizde kedi ve köpeklerde gözlenen kanser vakalarının kayıt altına alınması, kayıtların analiz edilerek ulusal düzeyde kanser prevalansı ve insidansının ortaya konulmasının veteriner kanser alanına önemli katkılar sağalyacağı kanaatine varıldı.

KedilerKöpeklerNeoplazmlar+3
Gökalp Güreşen
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde ortopedik hastalıkların prevalansı

Bu çalışma kliniklere ortopedik şikayetlerle gelen hastalara ait verilerin geçmiş yıllara göre toplanması, değerlendirilmesi ve buradan hareketle ortopedik bozukların prevalansının ortaya konulması amaçlamıştır. Ayrıca elde edilen veriler ışığında ırk yatkınlığı, cinsiyet ayrımı, yaş kriterleri, hastalığın görüldüğü anatomik bölge gibi farklılıkları karşılaştırıp, bu verilerin başka çalışmalara yardımcı olması da amaçlanmıştır. Bu çalışma İzmir'in en büyük ilçesi olan Buca'da faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli toplam 6 evcil hayvan kliniğinden ortopedi hasta sayısı fazla ve düzenli kayıt tutuğu öngörülen orta ölçekli üç tanesinin veri tabanından yararlanılarak yapılmıştır. 2014 ve 2017 yılları arasında kliniklere başvurusu yapılan toplam 11.800 hastanın 312 (%3) vakada ortopedik bozukluk tespit edilmiştir. Ortopedik bozuklukların en sık görülme sıklığı sırası ile displazi (n=170), takiben kırıklar (n=110), çıkıklar (n=20) patolojik bozukluklar (n=12) olarak gözlemlenmiştir. Çalışmada ortopedik bozuklukların %46'ı erkeklerde görülürken, %54'ü dişi hayvanlarda gözlenmiştir. Ortopedik bozuklukların meydana gelme çeşitleri bakımından en çok gelişim bozuklukları (%54) ön planda olduğu, bunu takiben trafik kazaları (%16), yüksekten düşme (%7), ezilme (%7), küt travma (%4), patolojik bozukluklar (%4), sıkışma (%3), bilinmeyen (%3), ateşli silah (%2) ve kavganın (%2) yer aldığını görülmektedir. Displazik vakaların sayısı bölgede dikkat çekici şekilde yüksek çıkmıştır. Yüksek sayıda ortopedik hastalıklara sahip ırklarda dişilerdeki olgu sayısının erkeklerden fazla olduğu görülmüştür. Bu durum ırk bazında ortopedik hastalıkların görülme sıklığı azaldıkça erkeklerin oranındaki artışla doğru orantılı olduğu gözlemlenmiştir. Elde edilen veriler yılın ayları ve mevsimlerine göre incelendiğinde ayların oluşturduğu eğrilerin her yıl içinde kısmi uyumluluk gösterdiği, mevsimlere göre ise ilkbaharda klinik başvurularının hep artış yönünde olduğu görülmüştür.

KalçaKalça çıkıklarıKöpekler+6
Nazım Güral
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda oral ve lokal olarak uygulanan borun yara iyileşmesi ve oksidatif stres üzerine etkisinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, borun yara iyileşmesi ve aynı zamanda hem deri dokusu hem de kanda bazı antioksidan ve oksidan parametreler üzerine olan etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmada, ağırlıkları 200-250 gr arasında değişen toplam 32 adet erişkin erkek Wistar ratı kullanıldı. Hayvanlar kontrol grubu (n=8), lokal bor (LB) grubu (n=8), oral bor (OB) grubu ve oral+lokal bor (OLB) grubu (n=8) olmak üzere rastgele gruplara ayrıldı. Genel anestezi altında, ratların sırt bölgesinde 1,5 cm çapında dairesel tam kat bir deri defekti oluşturuldu. OB grubunda bulunan ratlara oral olarak 10 mg/kg bor, LB grubunda bulunan ratlara lokal % 3'lük borik asit, OLB grubunda bulunan ratlara oral 10 mg/kg bor ile birlikte lokal olarak % 3'lük borik asit püskürtülerek uygulandı. Kontrol grubuna ise herhangi bir ilaç uygulanmadı. Yirmi birinci günün sonunda hayvanlara ötenazi uygulandı, kan ve yara dokusu MDA, GSH, SOD ve katalaz düzeyleri ölçüldü. Aynı zamanda histopatalojik inceleme için yara oluşturulan deri bölgeleri yarayı içine alacak şekilde çıkartıldı. Histopatolojik olarak; repitelizasyon, granulasyon dokusu oluşumu, kollagen formasyonu, yangısal hücre oluşumu ve neovaskülarizasyonun LB ve OLB gruplarında; kontrol ve OB grubuna göre daha iyi olduğu belirlendi. Aynı zamanda OLB grubunda hiçbir hayvanda ülser oluşumuna rastlanılmadı (p<0,05). OB grubunda kan ve yara dokusu GSH düzeylerinin diğer gruplara göre yüksek olduğu gözlendi. OB ve OLB gruplarında kan ve yara dokusu MDA düzeylerinin kontrol ve LB grubuna göre düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak; yara sağaltımında, lokal olarak borik asit kullanıma ek olarak antioksidan özelliklerinden yararlanılarak oral bor kullanımının yara iyileşmesine katkı sağladığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Antioksidan, bor, malondialdehit, rat, yara iyileĢmesi

AntioksidanlarBorMalondialdehit+3
Meral Konca
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde oküler bozuklukların prevalansı

Bu tez çalışması, Afyonkarahisar Geçici Hayvan Bakımevinde barındırılan ve kastrasyon programına dahil edilen melez ırklı farklı yaş grubundaki 45 adet erkek köpek üzerinde gerçekleştirildi. Anestezi amacıyla kasiçi 2 mg/kg ksilazin, 5 mg/kg ketamin kullanıldı. Anestezi dahilinde yapılan sistematik göz muayenesinde, bazal gözyaşı üretimi ölçümünü (Schirmer tip-II gözyaşı testi) takiben göz ve eklenti organlarının muayenesi yapıldı. Atropinizasyondan sonra (%1'lik atropin, her göze bir damlatılarak) yarık ışık biyomikroskobu (slith-lamb) kullanılarak, gözün en dışından içine doğru kademeli yapılan göz muayenesinde alt ve üst göz kapakları, üçüncü gözkapağı (palpebra tertia), konjuktiva, kornea, anterior kamara, iris ve lens incelemesi yapıldı. Kornea incelemesinde florosein emdirilmiş test çubukları kullanılarak lezyonlar belirlenmeye çalışıldı. Elde edilen bulgular fotoğraflanarak dijital ortamda kayıt altında alındı. Topalm 45 hayvanın 34 tanesinde (%73.3) oküler lezyon gözlendi.. Gözlerinde lezyon saptanan 33 köpekten 11 tanesi (%33,3) 1 yaşlı, 8 tanesi (%24,3) 2 yaşlı, 6 tanesi (%18,1) 3-4 yaşlı, 8 taneside (%24,3) 5 yaş ve üzeri olarak gözlendi. Kırkbeş köpeğin yaşlarına göre yapılan gruplandırmada, 1 yaşlı köpeklerde (%84), 2 yaşlı köpeklerde (%53), 3 yaşlı köpeklerde (%75) 4 yaşlı köpeklerde (%50), 5 yaşlı köpeklerde (%88) oranından göz lezyonu tespit edildi. Kırkbeş köpeğin 14'ünde (%31,1) her iki gözde de florosein test pozitif verdi. Her iki gözünde de florosein test pozitif olan köpeklerin, Schirmer gözyaşı test ölçümü ortalama olarak sol gözde 6,7 mm/dk, sağ gözde 4,7 mm/dk olarak ölçüldü. Gözünde herhangi bir lezyona rastlanmayan köpeklerin gözyaşı ölçümü ortalama olarak sol gözde 8,1 mm/dk, sağ gözde 8,3 mm/dk olarak belirlendi. Schirmer gözyaşı testinin köpeklerin kilolarına göre yapılan ölçümlerinde 10-20 kg aralığında olan köpeklerde ölçümlerin ortalama değerler; sol göz 5,8 mm/dk sağ göz 4,1 mm/dk, 20-30 kg aralığında olan köpeklerde sol göz 8,4 mm/dk sağ göz 6,9 mm/dk, 30-40 kg aralığında olan köpeklerde sol göz 6,3 mm/dk, sağ göz 6,4 mm/dk olarak ölçüldü. İki köpekte %4,4 oranında katarakt olgusuna rastlandı. Köpeklerden birisi immatür diğeri matür katarak olarak belirlendi. Barınaklarda veya geçici bakım evlerinde barındırılan köpeklerde, oküler bozuklukların prevalansının yüksek olması beklenen bir durumdur. Dolayısıyla yapılan bu çalışmada geçici barınakta tutulan hayvanlarda göz problemlerinin prevalansının yüksek olduğu görülmüştür. Anahtar kelimler: köpek, prevalans, göz hastalıkları, oftalmoloji

GözGöz hastalıklarıKöpek hastalıkları+3
Mustafa Birkan Dilik
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir bölgesindeki kedi ve köpeklerde cerrahiyi ilgilendiren sinir sistemi hastalıklarının prevalansı

Bu çalışmada İzmir Bölgesinde yerleşik veteriner kliniklerine getirilen ve ameliyat gerektiren beyin-omurilik rahatsızlığına sahip değişik ırk, yaş ve cinsiyette sahipli ve sahipsiz kedi ve köpekler incelenerek operasyon geçiren hastaların belirlenmesi, operasyon teknikleri, kedi ve köpeklere göre bu operasyonların görülme sıklığı, operasyona karar vermede kullanılan tanı yöntemleri ve post operatif başarı oranlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma esnasında operasyon endikasyonu olmayan nörolojik vakalar değerlendirme dışında tutulmuştur. Araştırma materyalini İzmir bölgesinde yerleşik veteriner kliniklerine getirilen ve cerrahi endikasyonu olan beyin omurilik hastalıklarına sahip 26 kedi ve 26 köpek oluşturmuştur. Kedi ve köpeklerde en sık rastlanan sinir sistemi probleminin 26 vaka ile trafik kazaları sonucu oluşan omurilik yaralanmaları (%50) olduğubunu 16 vaka ile yüksekten düşme sonucu omurilik yaralanmalarının izlediği (%30.76) tespit edilmiştir. Gelen vakaların çoğunlukla sahipli hayvanlar (%61.53) olduğu gözlemlenmiştir. Çalışmada hastalara operasyon öncesi nörolojik ağrı ve tepki derecelendirmesi yapılmış bu derecelendirmeler ile operasyon sonrası geri dönüşler 3 aylık periyotta incelenmiştir. Tedavilerde ağırlıklı teknik dorsal laminektomi ve dekompresyon cerrahisi olmuş ve ileri derece olguların operasyonlarının başarılı sonuçlanmasının güç olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak İzmir bölgesinde nöroşirurji vakalarının profilini belirlemek amacıyla yapılan bu retrospektif çalışmada hastalıklarının çoğunun omurilik kanalı ile ilişkili olduğu ve ileri derece ağrı ve duyarlılık yokluğunun post operatif olumsuz geri dönüşle dikkatte değer derecede orantılı olduğu tespit edilmiştir.

Cerrahi-veteriner hekimlikKedilerKöpekler+6
Ali Burak Kaplan
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kliniğimize getirilen brahiosefalik kedi ve köpek ırklarında karşılaşılan oküler problemlerin tanısı

YÜKSEK LİSANS TEZİ KLİNİĞİMİZE GETİRİLEN BRAHİOSEFALİK KEDİ VE KÖPEK IRKLARINDA KARŞILAŞILAN OKÜLER PROBLEMLERİN TANISI Edanur DEMİRKOLLU Aksaray Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Veteriner Cerrahisi Anabilim Dalı DANIŞMAN Doç. Dr. Deva Başak BOZTOK ÖZGERMEN ÖZET Brahiosefalik ırklar farklı kafatası şekilleri ve yüz anatomileri sebebiyle çeşitli oküler hastalıklara diğer ırklara nazaran daha yatkındırlar. Bu çalışmada; Aralık 2022- Mayıs 2024 tarihleri arasında Aksaray Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi Cerrahi Kliniği'ne getirilen farklı yaş ve cinsiyette brahiosefalik ırk kedi ve köpeklerde görülen oküler problemlerin tanısının konulması ve prevalansının hesaplanması amaçlanmıştır. Bu çalışmanın materyalini brahiosefalik ırk 30 kedi ve 10 köpek oluşturdu. Tüm olgularda fiziksel muayene, oftalmolojik muayene, Schirmer gözyaşı testi, gözyaşı kırılma zamanı ölçümü ve korneal floresein boyama yapıldı. Köpeklerde en sık karşılaşılan oküler hastalıklar sırasıyla; Keratokonjunktivitis sikka (n=5), korneal ülser (n=5), bakteriyel konjunktivitis (n=3), trikiyazis (n=2), proptozis (n=2), alerjik konjunktivitis (n=1) ve entropiyondu (n=1). Kedilerde en sık karşılaşılan oküler hastalıklar ise sırasıyla; bakteriyel konjunktivitis (n=19), korneal ülser (n=10), korneal sekester (n=8), üveitis (n=5), entropiyon (n=3), alerjik konjunktivitis (n=1), trikiyazis (n=1), distikiyazis (n=1), korneal laserasyon (n=1), glokom (n=1) ve lens luksasyonuydu (n=1). Elde edilen veriler neticesinde köpeklerde yaş ile Schirmer ölçümleri arasında negatif yönlü, orta derecede kuvvetli ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki varken, kedilerde bu iki parametre arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Köpeklerde floresein kırılma zamanı ile Schirmer ölçümleri arasında pozitif yönlü oldukça kuvvetli ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Kedilerde bu iki parametre arasındaki ilişki pozitif yönlü, orta düzeyde kuvvetli ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak brahiosefalik kedi ve köpek ırklarının sahip oldukları anatomik özellikler nedeniyle oküler hastalıklara diğer ırklara nazaran daha fazla yatkın olduğu; bu nedenle periyodik olarak oftalmolojik muayeneye tabii tutulmalarının meydana gelebilecek bir hastalığın erken teşhisi ve etkili sağaltımına katkı sağlayacağı kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Brahiosefalik, kedi, köpek, göz, oküler hastalık Haziran, 2024; 77 sayfa

Edanur Demirkollu
Aksaray University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kliniğimize getirilen köpeklerde kalbin radyografik muayenesinde vertebral kalp skalası ve vertebral sol atriyal boyutun kullanılması

Bu çalışmamızda sağlıklı köpeklerden elde edilen toraks radyografilerinde Vertabral sol atriyal boyut (VLAS) ve Vertabral Kalp Skalası (VHS) değerleri için bir referans aralığı belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya Aksaray Üniversitesi Hayvan Hastanesine çeşitli şikayetlerle getirilen farklı ırk, cinsiyet ve yaştaki 40 adet sağlıklı köpek dahil edildi. Olguların sırasıyla detaylı anamnezleri alındı, kardiyovasküler sistemin klinik, radyografik, ekokardiyografik değerlendirmeleri yapıldı. Bu muayeneler sırasında herhangi bir kardiyovasküler hastalık tespit edilen hayvanlar araştırmaya dahil edilmedi. Radyografik muayenede sağ lateral ve ventrodorsal ya da dorsoventral en az iki yönlü toraks radyografileri alındı. Elde edilen radyografilerde Vertebral Kalp Skalası (VHS) ve Vertebral Sol Atriyal Boyut (VLAS) ölçümleri yapıldı. Ekokardiyografik muayenede sol atriyum (LA), Aort (Ao) ölçümleri ve LA/Ao oranı ölçümleri yapılarak kayıt altına alındı. Olguların VHS ortalaması 9,86 ±0,78; VLAS ortalaması 1,32± 0,15; LA/Ao ortalaması ise 1,17± 0,11 olarak bulundu. VHS, VLAS ve LA/Ao oranı istatiksel açıdan değerlendirildiğinde köpeklerin yaş, cinsiyeti ve vücut ağırlığı değişkenleri arasında önemli bir farklılık bulunmadı ayrıca VHS ve VLAS araında yapılan istatistiksel analizlerde anlamlı bir fark bulunmadı.

Onur Can Şener
Aksaray University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Travmatize ve nontravmatize kedilerde abdominal odaklı ultrasonografik (AFAST) ve radyografik teşhis metodlarının karşılaştırılması

Radyografi ve ultrasonografi cihazları günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada da yüksekten düşme, motorlu taşıt kazaları, künt ve penetran yaralanmalar gibi travmatik durumlarda ve tümör, sepsis, anafilaktik reaksiyonlar, akut abdomen ile sebebi bilinmeyen ateş gibi abdomen bölgesinin normal fonksiyonunun dışındaki travmatik olmayan durumlarda abdominal odaklı ultrasonografi (AFAST) ve radyografik görüntüleme teknikleri karşılaştırılarak bu iki yöntemin birbirlerine göre avantaj ve dezavantajlarının kıyaslanması amaçlandı. Sunulan bu çalışmada 10 adet çeşitli yaş, ırk ve cinsiyette travmatize ve nontravmatize başvuran kedinin ultrasonografik ve radyolojik görüntülemeleri yapılarak kayıt altına alındı ve sonuçları karşılaştırıldı. İki görüntüleme tekniği içinde hastalar kısmen stabil olana kadar beklendi. Hasta AFAST taraması için hazırlanıp sağ veya sol lateral, sternal ya da ayakta pozisyonda 5 ayrı belirli AFAST noktasından genellikle tıraş etmeden ve anestezisiz şekilde ultrasonografik olarak görüntülenerek kayıt altına alındı. Sonrasında aynı hayvanın abdominal lateral ve V/D radyografik görüntüleri alındı. Abdominal boşluğunda oluşan anormallikler, sıvı bulunup bulunmadığı, varsa sıvının skoru, abdomen organlarında herhangi bir hasar olup olmadığı, hava birikimi varlığı, herhangi bir kitle varlığı, diyafram bütünlüğü, safra kesesi ve idrar kesesi bütünlüğü, dalak- böbrek- karaciğer gibi organların kapsulası, bütünlüğü, ruptur olup olmadığı, sınırları, üretra, damarların akışı ve bütünlüğü, idrar oluşum takibi ve mide barsak gibi sindirim organlarının perforasyonu ile enfeksiyöz hastalıklar yönünden her iki görüntüleme yöntemi tanı koyma, klinik soruları yanıtlama ve hasta bakımında bir sonraki adıma rehberlik etme yeteneği açısından karşılaştırmalı olarak değerlendirildi.

Ali Ergül
Aksaray University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Travmatize ve nontravmatize kedilerde torasik odaklı ultrasonografik (TFAST) ve radyografik teşhis metodlarının karşılaştırılması

Bu çalışmada travmatik ve travmatik olmayan durumlarda bir teşhis yöntemi olarak kullanılan ultrasonografi (TFAST) ve radyografinin karşılaştırılarak avantaj ve dezavantajlarının ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmada 10 adet farklı yaş ve cinsiyetteki kediler kullanılmıştır. Genellikle dispne gibi solunum problemli kedilerin ultrasonografi ile beş farklı noktadan hızlı şekilde muayenesi yapılmıştır. Radyografide de yine hayvanları mümkün olduğunca strese sokmadan sağ lateral (RL), dorsoventral (DV), ventrodorsal (VD) gibi en az iki farklı pozisyonda hızlıca radyografileri alınıp incelenmiştir. Bu görüntüleme yöntemleriyle göğüs kafesinde oluşan anormallikler, plevral efüzyon, pnömotoraks, pulmoner ödem, diyafram bütünlüğü ve kardiyovasküler problemler gibi sorunlar ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu yöntemler hayati riski olan hastaları hızlı bir şekilde muayene edip doğru teşhis koyma, klinik sorulara gerekli yanıtları verebilme gibi yönlerden karşılaştırılarak değerlendirildi. Operatör deneyimine bağlı olsada TFAST taramalarının vakalarda daha güzel görüntü elde etme ve tanıya gidilmesinde üstünlüğü görüldü. Fakat radyografik bulgularla beraber çalışıldığı zaman çok daha efektif sonuçlar alındığı görüldü. Bu nedenle iki görüntüleme tekniğinin birarada kullanılması önerilir.

Şeyma Kaya
Aksaray University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Genel anestezi altındaki kedilerde rektal ozon uygulamalarının anestezi sonrasındaki kan gaz parametreleri üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada, anesteziden kaynaklanan olası kan gazı değişimleri üzerine rektal ozon uygulamasının etkilerinin ortaya konması amaçlandı. Çalışma materyalini, 1-6 yaş aralığında, toplam 16 adet sahipli kedi oluşturdu. Çalışmayı oluşturan kediler uygulama grubu (U; n=8) ve kontrol grubu (K; n=8) olmak üzere iki ayrı grupta değerlendirildi. Orşiektomi ve ovariohisterektomi öncesinde hastaların biyokimyasal ve hemogram muayeneleri gerçekleştirildi. Genel anestezi almadan önceki 3 gün K kedilerine genel muayeneleri yapıldıktan sonra rektal propla girilip (3 mL/kg) hava insuflasyonu gerçekleştirildi. U hayvanlarına ise genel anestezi almadan önceki 3 gün boyunca 50 µg /mL, 3mL/kg dozda ozonun rektal yolla insuflasyonu gerçekleştirildi. Hemogram, biyokimya ve kan gazı test sonuçlarına göre, rektal ozon uygulamaları sonrasında operasyon öncesi ve sonrasındaki ölçüm sonuçlarının referans sınırlarda kaldığı, istatistiki olarak önemli bir fark elde edilmediği belirlendi. Bununla birlikte, "t testi" ve "Receiver operating characteristic analizi" (ROC) sonuçlarında hesaplanmış ve normal PCO2 değerlerinin referans sınırlarda kaldığı ancak anlamlı sonuçlar verdiği görüldü. U'da özellikle operasyon öncesi, rektal ozon uygulaması sonrasındaki üçüncü güne göre PCO2 düzeylerinin önemli düzeyde arttığı gözlendi (p<0.05). Diğer taraftan bu parametrelerle ilgili olarak operasyon öncesindeki değerlendirilen Calc. PCO2 ve PCO2 değerlerine ilişkin AUC değerlerinin sırasıyla 0,836, 0,813 olduğu belirlendi (p<005). Sonuç olarak sunulan çalışmada, kan gazı parametreleri üzerinde rektal ozon uygulamalarının, olumsuz herhangi bir etkisinin olmadığı belirlendi. Bununla birlikte, operasyon öncesinde PCO2 basıncı değerleri, referans sınırlarında kalmakla beraber K'da U'ya kıyasla daha yüksek olarak saptandı. Takip eden ölçümlerde eritrosit belirteçlerindeki düşüşle beraber, PCO2 basıncının U'da, K'ya göre yüksek olarak saptandı. Sunulan çalışmada, bu yükselişin sınırlı kalması, rektal ozon uygulamasının hiperkapniyi sınırlandırması açısından faydalı olabileceğini düşündürdü. Anahtar Kelimeler: Kan gazı, Kedi, Ozon, Rektal

Gültekin Külekçi
Aksaray University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Köpeklerde farklı dozlarda kullanılan ketamin-propofol kombinasyonlarının kardiyorespiratorik sistem ve göz içi basıncı üzerine etkilerinin araştırılması

Amaç: Bu çalışma, köpeklerde farklı dozlarda kullanılan Ketamin ve Propofol kombinasyonlarının kardiyorespiratorik sistem ve göz içi basıncı üzerine etkilerinin araştırılmasını amaçlamaktadır. Materyal ve Metot: Sağlıklı 28 melez erkek köpek rastgele 4 gruba ayrıldı. Anestezi indüksiyonu için; birinci gruba sadece Propofol, ikinci gruba 1:1 oranında Ketofol, üçüncü gruba 1:2 oranında Ketofol, dördüncü gruba 1:3 oranında Ketofol kombine edilerek Total İntravenöz Anestezi (TİVA) yöntemiyle verildi. Anestezinin idamesi için ilk gruba 0.6 mg/kg/dk Propofol, diğer gruplara ise indüksiyon için hazırlanan karışımlar 0.3 mg/kg/dk dozda verildi ve köpekler entübe edildi. Köpeklerin İntraoküler Basınç (İOB), Nabız, Solunum Sayısı, Rektal Sıcaklık, Ortalama Arteriyel Kan Basıncı (MAP), Periferal Oksijen Saturasyonu (SpO2), End Tidal Karbondioksit Volümü (EtCO2) parametreleri ölçüldü. TİVA 60. dakikada sonlandırıldıktan sonra kullanılan toplam ilaç miktarı, uyanma süresi, uyanma skoru ve uyanma kalitesi kaydedildi. Bulgular: Propofol ve Ketofol kombinasyonlarının İOB'yi artırdığı saptandı. Propofol, nabız ve MAP değerlerini azaltırken, Ketamin, nabız ve MAP değerlerini artırdı. Tüm anestezik maddeler vücut sıcaklığında düşürdü. Solunum depresyonunun Ketofol 1:2 ve 1:3 gruplarında en düşük düzeyde olduğu belirlendi. Grupların tamamında SpO2 düzeyi azalırken, EtCO2 düzeyinin arttığı görüldü. Ketamin miktarı yükseldikçe anesteziden uyanma süresi uzadı. Ketofol 1:3 kombinasyonu ile yapılan anestezinin idamesinde pedal refleksin mevcut olduğu belirlendi. Sonuç: Merkezi sinir sistemini yeterli düzeyde deprese etmediği için Ketofol 1:3 kombinasyonunun cerrahi girişimlerde uygun bir tercih olmadığı sonucuna varıldı. Pedal ve palpebral reflekslerin görülmediği Ketofol 1:1, Ketofol 1:2 ve Propofol anestezi grupları karşılaştırıldığında; İOB'ı en düşük düzeyde artırması, nabızda en az farklılık oluşturması, solunum sistemini daha az deprese etmesi, daha az hipotermiye neden olması, MAP'nda daha az değişikliğe neden olması, SpO2'nu daha düşük oranda azaltması nedeniyle köpeklerde en az kontrendikasyona sahip, en ideal kombinasyonun Ketofol 1:2 olduğu sonucuna ulaşıldı. Anahtar Kelimeler: EtCO2, Ketamin, Ketofol, köpeklerde intraoküler basınç, MAP, NIBP, Propofol, SpO2, TİVA

Anestezi-genelAnestezi-intravenözCerrahi-kardiyovasküler+7
Mümin Gökhan Şenocak
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Köpeklerde vida-PMMA ve pedikül vida-ROD sistemlerinin in-vitro biyomekanik olarak karşılaştırılması

Veteriner spinal cerrahide; travmalar, vertebral patolojiler veya cerrahi girişimler sebebiyle vertebralarda instabilite şekillenebilmektedir. Vertebral instabilite, ciddi spinal kord hasarı ve bunun sonucunda nörolojik bozuklukların oluştuğu, sonuçta da hastanın yaşam kalitesini oldukça düşüren bir durumdur. Bu sebeple, beşerî ve veteriner hekimlikte vertebra stabilizasyonu için implantlar devamlı araştırılıp, geliştirilmektedir. Bu tez çalışmasında, beşerî hekimlikte altın standart halini alan pedikül vida-rod sistemi ile veteriner hekimlikte sıkça kullanılan vida-Polimetil Metakrilat (PMMA) sistemlerini köpeklerin torako-lumbar bölgesinde biyomekanik olarak karşılaştırmak amaçlanmıştır. Bu tez çalışmasının materyalini doğal yollardan veya ötanazi sonucu hayatını kaybetmiş, vertebral patolojisi bulunmayan 20 kg ve üzeri toplam 18 köpek oluşturdu. Köpeklerin T10-L3 segment aralığı önemli ligament yapıları sağlam bırakılacak şekilde yumuşak dokulardan ayrıldı ve tüm çalışma boyunca -20°C'de muhafaza edildi. Gruplar, rastgele seçilen ve altı numuneden oluşan, kontrol, vida-PMMA ve vida-rod grubu şeklinde üçe ayrıldı. Gruplara cerrahi uygulamalardan önce ve sonra bilgisayarlı tomografi çekilip anatomik ve patolojik bulgular değerlendirildi. Kontrol grubuna sadece laminektomi, stabilizasyon gruplarına ise laminektomi ardından implant uygulandı. Numuneler test günü çözdürülüp, rijit poliüretan ile kalıplama yapıldı. Daha sonra numunelere; 3 Hz. frekansta 50,000 çevrim boyunca sinüzoidal dalga formunda dinamik fleksiyon–ekstensiyon momenti uygulandı. Ön dinamik yükleme sonrasında bütün numunelere, azami yük değeri elde edilip kırılana kadar 5 mm/dk statik eğme momenti uygulandı. Elde edilen verilerden rijitlik ve hareket açıklığı (ROM) değerleri hesaplandı. En rijit gruplar sırasıyla vida-rod, kontrol ve PMMA grubu olmuştur. En az hareket açıklığına sahip gruplar sırasıyla PMMA, vida-rod ve kontrol grubu olmuştur. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç olarak, dört vida ile yapılan fiksasyonun özellikle büyük ırk köpeklerde yetersiz kaldığı, vida sayısının altıya, ideal olarak da sekize çıkartılması ile rijit bir fiksasyon sistemi elde edilebileceği kanaatine varıldı. Anahtar Sözcükler: Biyomekanik karşılaştırma, Hareket açıklığı, Pedikül vida, PMMA

BiyomekanikCerrahi-veteriner hekimlikEklem hareket açıklığı+6
Mustafa Acaroğlu
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Köpeklerde torakolumbal vertebralarda optimal güvenli implant koridorlarının bilgisayarlı tomografi eşliğinde değerlendirilmesi

Veteriner hekimlikte, vertebranın destabilizasyonuna ve patolojilerine sıklıkla rastlanılmaktadır. Vertebra instabilitesinde, çoğunlukla operatif tedavi uygulanmaktadır. Köpeklerde, vertebra kırık ve luksasyon olgularının büyük çoğunluğu, kolumna vertebralisin anatomik ve biyomekanik yapısı nedeniyle, torakolumbal bölgede meydana gelir. Görüntüleme ve implant teknolojilerinin ilerlemesi ile birlikte, stabilizasyon teknikleri de gelişme göstermiştir. Operasyonda, implantın stabil ve güvenli bir şekilde uygulanabilmesi için, preoperatif dönemde belirlenecek güvenli implant koridorları büyük önem taşımaktadır. Veteriner nöroşirurjide türler, hatta ırklar arasında bile anatomik farklılıkların bulunması, güvenli implant koridorlarının belirlenmesini zorlaştırmaktadır. Bu tez çalışmasında, 25 kg ve üzeri köpeklerde, torakolumbal vertebralarda, optimal güvenli implant koridorlarının bilgisayarlı tomografi eşliğinde değerlendirildi. Torakal ve lumbal vertebraların güvenli giriş noktaları, implantasyon koridorları ve uzunlukları değerlendirilerek, olgular arasında bireysel fark bulunup bulunmadığı ve bu değerlerin tutarlı olup olmadığını belirlemek amaçlandı. İmplantasyon koridorları oluşturulurken, önemli anatomik yapılar ve visseral dokular dikkate alındı. İmplantın uygulandığı yüzey ile orta sagittal düzlem arasındaki minumum ve maksimum güvenli açılar, maksimum implant uzunluğu ve implant giriş noktasının arasındaki uzunluklar değerlendirildi. Verilerin, normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek için, Shapiro Wilk analiz testi kullanıldı. İstatistiksel analizler sonucunda, minimum güvenli açı değeri T6, T8, T12, T13 vertebralarında ve maksimum güvenli açı değeri T6, T9, T13 vertebralarında birbiriyle uyumlu bulunmuştur. (p<0.05) Çalışmada, her vertebra için Pearson Korelasyon testi ile minimum-maksimum açı arasında ve minimum-maksimum uzaklık değerleri arasında pozitif korelasyon görüldü. Veteriner hekimlikte, ırk varyasyonunun fazla olması ve bireysel anatomik farklılıklar nedeniyle standart bir güvenli implant koridoru oluşturmak zordur. Çalışmamızın sonuçları, birbirine yakın ağırlıktaki bazı köpeklerde bile güvenli koridorların tutarlı olmadığını göstermektedir. Ancak, güvenli koridor çalışmalarının aynı ırk, yaş ve ağırlıktaki olgularla yapılması, elde edilen güvenli implantasyon bölgelerinin daha kapsamlı ve tutarlı olarak belirlenmesini sağlayabilir. Anahtar Sözcükler: Vertebra, Güvenli implant koridoru, Köpek, Stabilizasyon ABSTRACT

Cerrahi-veteriner hekimlikCorpus vertebraeForamen intervertebrale+6
Serap Abadan
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kedilerle os ilium kırıklarının sağaltımında mini titanyum kilitli plak uygulamasının klinik ve radyografik olarak değerlendirilmesi

Kedi ortopedisinde pelvis travmaları yaygındır ve os ilium kırıkları en sık karşılaşılan pelvis bölgesidir. Os ilium kırıklarının cerrahi satabilizasyonunda en çok plak osteosentezi uygulanır.Bu tez çalışmasının amacı, travma sonrası os ilium kırığı meydana gelen kedilerde mini-titanyum kilitli plak uygulamasının klinik ve radyografik olarak değerlendirilmesidir. Trafik kazası veya yüksekten düşme sonucu os ilium kırığı meydana gelen 30 kedi bu tez çalışmasının materyalini oluşturdu. Piermattei'nin Köpek ve Kedi Cerrahi Yaklaşım Atlası referans alınarak os ilium kırıklarına mini-titanyum kilitli plak uygulandı. Operasyondan sonra 1., 10., 30., 60. ve 180. günlerde klinik ve radyografik değerlendirmeler yapıldı. Klinik değerlendirmede, topallık skoru ve ağrı skoru ölçüldü. Operasyondan önce ve sonra pelvik kanal daralma skorlaması ölçüldü. Yapılan skorlamalar ve ölçümler istatistiksel olarak değerlendirildi. Kırıkların dağılmı, 15 sağ, 14, sol ve 1 bilateral ilium kırığı şeklindeydi. Operasyondan sonra 10. gün olguların %66,6'sında 1 ve 2 topallık skoru görülürken, 30., 60., ve 180. günlerde olguların çoğunda topallık skorunun 1 olduğu görüldü (P<0.01). Ağrı skorlamasında 1. günde olguların %60'ının 1 skoru, 10. günde %63,3'ünün 0 skoru, 30.günde %96,7'sinin 0 skoru aldığı belirlendi (P<0.01). Operasyon öncesi pelvik kanal daralma ölçümünde olguların %60'ının 2 skoru, operasyon sonrası olguların %96,7 sinin 1 skoru aldığı belirlendi (P<0.01). Farklı zamanlarda ölçülen topallık ve ağrı skorları arasında pozitif bir korelasyon belirlendi. Sonuç olarak mini-titanyum kilitli plakların kedilerin os ilium kırıklarında kolaylıkla kullanlabileceği ve hastalarda fonksiyonel iyileşmenin elde edildiği görüldü.

Ilium kemiğiKedilerKemik plakları+4
Burak Han Karaağaç
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Veteriner Fakültesi Eğitim-Uygulama ve araştırma hastanesi'ne 2017-2023 yılları arasında, yabancı cisim yutma şikayetiyle getirilen kedi ve köpeklerin retrospektif değerlendirilmesi

Sindirim sistemindeki yabancı cisimlerle, evcil hayvan pratiğinde sıklıkla karşılaşılmaktadır ve tıkanıklığın yeri, derecesi ve süresine bağlı olarak iştahsızlık, dehidrasyon, kusma ve ishal gibi klinik belirtiler görülmektedir. Tıkanıklığın derecesine bağlı olarak (tam veya kısmi) görülen bu semptomlar değişkenlik göstermektedir. Bu yabancı cisimlere genellikle 0-24 aylık dönemde rastlanmaktadır ve vücutta bulunduğu yere göre tedavi seçenekleri farklılık göstermektedir. Yabancı cismin türü ve şekli, teşhis sonrası oluşabilecek sindirim sistemi hastalıkları adına bilgiler verebilmektedir. 2017-2023 yılları arasında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Veteriner Fakültesi Eğitim-Uygulama ve Araştırma Hastanesi Cerrahi Ana Bilim Dalı'na getirilen kedi ve köpeklerin sindirim sistemi yabancı cisimlerinin görülme sıklığı ve mortalitesinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya dahil edilen olgulara ait bilgiler Cerrahi Ana Bilim Dalı'na ait hasta kayıt defterleri ve radyoloji ünitesindeki verilerden elde edilerek belirtilen kriterlerin yüzdesel dağılımı ve grafik değerlendirmeleri yapıldı. Yedi yıllık süre içerisinde Cerrahi Ana Bilim Dalı'na getirilen tüm hayvanların 108 (%0,6) tanesinde sindirim sistemi yabancı cismi ile karşılaşıldı. Yaptığımız bu çalışma ile kedi ve köpeklerde bulunan yabancı cisimlerin hayvan türü spesifik değerlendirilmesi, ırk, yaş, cinsiyet gibi birtakım özelliklerin değerlendirilmesi, yabancı cismin lokasyonunun belirlenmesi adına 2017-2023 yılları arasında hastanemize gelen 20.104 hasta kaydı incelenmiştir. Elde edilen veriler sonucu kedi ve köpeklerde bulunan yabancı cisim türlerinin; lokasyonları, cinsiyete bağlı yabancı cisim bulunma durumu, yaşa ve ırka bağlı sindirim sistemi yabancı cismi görülme durumu gibi birtakım veriler derlenmiştir.

HayvanlarKedilerKöpekler+4
Didem Erol
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Afyonkarahisar ve yöresinde sığır ayak hastalıklarının prevalansı

ÖZETAfyonkarahisar ve Yöresinde Sığır Ayak Hastalıklarının PrevalansıBu çalışmada Afyonkarahisar ve yöresinde 1800 sığırda ayak hastalıkları, tırnakdeformasyonları yönünden tarama yapıldı.Muayene sonuçlarına göre ayak hastalığı yönünden sığırların sayısı, oranı,ırkı ve hastalıkların dağılımı belirlenerek sonuçlar tablo halinde sunulmuştur.Çalışmada incelenen 1800 sığırdan 78 ayakta sadece tırnak deformitesi,20 ayakta deformitesiz ayak hastalığı görülürke 97 ayakta tırnak deformitesi ilebrlikte ayak hastalığı saptanmıştır.Deforme tırnak ve tırnak yapısı ile birlikte ayak hastalığı şekillenen tırnaksayısı toplam 195' dir. (Bunların 25' i ön, 170' i arka ayakta olmak üzere 117' silateral, 43 medial, 35' i de bilateral olarak belirlenmiştir.)Çalışmada tırnaklardaki deformasyon ve ayak hastalıkları dağılımı şuşekilde saptanmıştır. 82 olguda Sivri tırnak, 26 olguda Tirbüşon tırnak, 23 olgudaYayvan tırnak, 21 olguda Makas tırnak, 13 olguda Araları Açık Tırnak, 11 olgudaKüt tırnak tespit edilmiştir.16 (%9.14) olguda nterdigital flegmon (panarisyum)' a, 15 (%8.57)olguda Pododermatitis circumscripta (taban eziği)' ya, 13 (%7.43) olguda Ökçeboynuz erezyonu(erosio ungulae)' na, 13 (%7.43) olguda Pododermatitis diffusaaseptica acuta laminitis' e, 7 (%4) olguda Ökçe çürüğü' ne, 6 (%3.43) olgudanterdigital dermatitis' e, 6 (%3.43) olguda Beyaz çizgi hastalığı' na, 6 (%3.43)olguda nterdigital hiperplazi` ye, 4 (%2.29) olguda Tırnak çatlağı' na, 3 (%1.71)olguda Pododermatitis diffusa aseptica chronica laminitis' e, 2 (%1.14) olgudaKronik nekrotik pododermatitis' e, 2 (%1.14) olguda Ökçe apsesi' ne, 2 (%1.14)olguda Digital dermatitis' e, 2 (%1.14) olguda Tırnak yaraları tespit edilmiştir.Çalışmada, deforme tırnak yapılarının ayak hastalıklarının oluşmasındakietkisi açık olarak gözlenmiştir.Sonuç olarak 2006 Ekim, Kasım, Aralık aylarında Afyonkarahisar il veilçelerinde sığırlarda karşılaşılan ayak hastalıkları prevalansı % 10.83 olaraksaptanmıştır.Anahtar kelimeler: Sığır, ayak, hastalık, prevalans, Afyonkarahisar

Senem Özcan
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde ultrasonik ve manuel diş taşı temizleme yöntemlerinin karşılaştırılması

Çalışmada toplam 12 adet değişik yaş, ırk ve cinsiyete ait köpek kullanılmıştır. Her bir hayvana ait diş taşı oluşumu matbu forma kayıt edildi. Aynı hayvanda dişler dört kısma bölünerek sağ üst ve sol alt grup1 (Ultrason temizleme yapılan hayvanlar) olarak sol üst ve sağ alt grup2 (manuel temizleme yapılan hayvanlar) olarak değerlendirildi. Diş taşı oluşum indeksi belirlenip köpek anesteziye alındı. Gruplararasında ki farklar Wilcoxon signed rang test ile karşılaştırıldı. Her bir diş için tedavi öncesi ve tedavi sonrası 3. - 8. ayda ki kontrollerinin indeksleri analiz edildi.Büyük ırklarda küçük ırklara göre daha az diş taşı oluşumu görüldü. Yaş ve diyete bağlı diş taşı oluşumunda artışlar kayıt edildi. Cinsiyet ile diş taşı oluşumu arasında herhangi bir farka rastlanılmadı.Kalkulus prevalansı kanin dişlerde %62.5, premolar1'de %18.7, premolar2'de %16.7, premolar 3'te %25.0, premolar4'te %22.9, molar1'de %20.8 ve molar2'de %12.5 olarak tespit edildi.Üçüncü ayda ki kontrollerde yöntemler arasında anlamlı bir fark görülmedi. 8. ayda ki kontrollerde sadece kanin dişlerde yapılan diş taşı temizleme işleminde anlamlı olarak farklı bulundu (p<0.05).Her iki yöntem arasında önemli bir fark görülmemiştir ancak manuel temizlemenin daha ekonomik ancak ultrasonik diş taşı temizlemenin kurallarına uygun olarak yapıldığında daha kolay ve pratik olduğu sonucuna varılmıştır.

Diş taşlarıKöpeklerUltrason
İlkay İnaç
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Kedi gingivitis sağaltımında amoksisilin-klavulonik asit ve sulfadimetil primidin-trimetoprim ajanlarının klinik etkilerinin karşılaltırılması

Dişeti hastalığı her yaştaki kedilerde farklı şiddetlerle seyredebilen bir hastalıktır. Dünyada yaygın olarak görüldüğü gibi Türkiye'de de oldukça fazla görülmektedir. Çalışmada, Ankara, Batıkent Veteriner Kliniği'ne getirilen kedilerde teşhis edilen vakaların amoksisilin ve trimetoprim ile karşılaştırmalı olarak tedavi edilme seçenekleri araştırıldı. Bu amaçla, kliniğe ağız problemi şikayeti ile getirilen toplam 22 adet kedi yaş, cinsiyet ve ırk farkı gözetilmeksizin iki gruba ayrıldı. Gruplardaki bireylerin hastalıklarının şiddeti ayrıca yapılan klinik muayene bulgularına göre gingival indekse paralel bir şekilde belirlendi. Birinci grup hastaya amoksisilin-klavulanik asit (Amoksisilin 7 mg + Klavulanik asit 1.75 mg, deri altı, kg/canlı ağırlık) ihtiva eden preparatlar uygulandı. Aynı şekilde, ikinci grup hastaya da trimetoprim-sulfanamid (Trimethoprim 4 mg + Sülfadimetilpirimidin 20 mg, deri altı, kg/canlı ağırlık) ihtiva eden preparatlar uygulandı. Yapılan değerlendirme sonucunda, hastalığın iyileşme süresi açısından, iki ilaç grubu arasında istatistiksel olarak önemli sayılabilecek bir farklılık gözlenmedi. Çalışmanın bu sonucunun küçük hayvan kliniği yapan veteriner hekimler için değerli bir veri olduğu düşünülmektedir.

AmoksisilinGingival hastalıklarKediler+1
Şemsettin Taşkaya
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Kliniğimize gelen köpeklerdeki kırık olgularının değerlendirilmesi

Bu çalışmada 2001-2006 yılları arasında Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi, Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı kliniğine getirilen değişik ırk, yaş ve cinsiyette ki 56 köpekte kırık olgularının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Etiyolojik olarak değerlendiğinde, kırık oluşum nedenini en fazla trafik kazaları oluştururken, bunu yüksekten düşme ve sert cisimlerle hayvanlara vurulması izledi.Yaş olarak bakıldığında, toplam 56 olgunun 28'i 0-6 aylık (% 50), 8'i 6-12 aylık (%14,2), 8'i 1-2 yaşında (%14,2), 6'sı 2-3 yaşında (%10,7 ), 4'ü 3-4 yaşında (% 7,1 ) ve 2'si 4 yaşın üstündeydi (% 3,5 ). 56 olgunun 28'dişi (%50), 28'i erkekti (%50).Kırık lokalizasyonu yönünden değerlendirildiğinde, en fazla femur kırıklarına ( n=23, % 41,07) rastlanıldı; bunu tibia ( n=18, % 32,1), radius-ulna ( n=6, % 10,7), humerus (n=5, % 8,9), pelvis ( n=5, % 8,9), mandibula ( n=1,% 1,7), kosta ( n=1, % 1,7), metacarpal (n=1, % 1,7) ve falanks ( n=1, % 1,7) kırıkları takip etti.Olguların 5'inde taşkın kallus (%8,9) gözlenirken, 2'inde kaynama yokluğu (% 3,5), 2'sinde çivi migrasyonu (% 3,5), 1'inde hatalı kaynama (%1,7) ve 2'sinde enfeksiyon (%3,5) şekillendi.Sonuç olarak femur kırıklarının köpeklerde en sık karşılaşılan kırıklar olduğu ve kırıklarının sıklıkla trafik kazaları sonucu oluştuğu gözlendi. Uzun kemiklerin diyafiz hattında şekillenen kırıklarında M fiksasyonun, maliyetinin düşük olması ve kolay uygulanabilir olması nedeniyle, pratikte çok fazla kullanılabilir olduğu kanısına varıldı.Anahtar Sözcükler: Humerus, intramedüller fiksasyon, kırık, köpek, tibia

Musa Korkmaz
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Atların ön bacak fleksor tendolarında akut peritenditislerinin termografik, ultrasonografik ve radyografik tanısı

ÖZETBu çalışmada çeşitli ırklara ait beygir ve kısrakların ağır egzersiz öncesi ve sonrasıperitendo'da meydana gelen akut yangının termografik, ultrasonografik veradyografik yöntemlerle karşılaştırmalı erken tanısı ve devam eden iyileşmesürecindeki değerler incelenmiştir.Ön ekstremitelerin, fleksor tendolarından musculus flexor digitorumsuperficialis (MFDS) ve musculus flexor digitorum profundus (MFDP) tendolarınınmuayene ve ölçüm değerleri kayıt edilip 14 gün süreyle takip edilmiştir. Termograficihazıyla ağır egzersiz öncesi, egzersizden 20 dk, 35 dk, 50 dk, 80 dk, 7. gün ve 14.gün sonraki görüntüleri alındı. Vücuttan yayılan infrared (kızılaltı) ışının değerleriölçülerek farklı sürelerdeki ısı ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlılık olupolmadığı varyans analizi (ANOVA) ve Duncan Testi ile irdelenmiştir. statistikseldeğerlendirmelerde termografi ölçümlerinde egzersiz öncesi ve egzersiz sonrasındaincelenen her bölgedeki sıcaklık ortalamaları arasında anlamlı farklar gözlenmiştir(p<0,05). Ayrıca yapılan Ki-kare bağımsızlık testi sonucunda, egzersiz öncesinde solbacak 1. bölgedeki sıcaklık ile yaş arasında ve egzersiz sonrası 20. dk daki sol bacak1. bölgedeki sıcaklık ile cinsiyet arasında bağımlılık olduğu tespit edilmiştir (p<0,05).Ultrasonografik muayene ve ölçümlerde egzersiz öncesi ve termografiyi takibenegzersiz sonrası 90 dk, 7. gün ve 14. günlerde tendoların mesafe, kalınlık, çevre vealan değerleri ölçülmüştür. Muayenede 8 MHz lineer prob ara yastıkla transversalolarak ve ara yastıksız longitudinal olarak kullanılmıştır. Ultrasonografi değerleriarasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı gözlenmiştir (p>0,05).Radyografik olarak röntgen çekimleriyle tendoların görüntüsü elde edilememiştir.Elde edilen verilerde termografi cihazının üstün özelliklere sahip olduğu, küçüksıcaklık değişimlerini tespit etmede bile çok duyarlı olduğu belirlenmiştir. Diğer tanıyöntemlerine (ultrasonografi, radyografi, nükleer sintigrafi gibi) alternatif olmak yerineberaber kullanıldığında tanıya yardımcı olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar sözcükler: At, Tendo, Termografi, Ultrasonografi, Radyografi

Ünal Yavuz
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde sevofloran ve izofloran anestezisinin intraoküler basınca etkisinin karşılaştırılması

Köpeklerde Sevofloran ve İzofloran Anestezisinin İntraoküler BasıncaEtkisinin KarşılaştırılmasıBu araştırmada köpeklerde sevofloran ve izofloran anestezisinin intraokülerbasınca (İOB) etkisini karşılaştırmanın yanısıra her iki anestezik maddeninsantral venöz basınç (CVP), ortalama arteriyel basınç (MAP), kalp atım hızı(HR) ve kardiyak indeks (CI) üzerindeki etkilerini araştırmak amaçedinilmiştir.Araştırmanın materyalini 12 adet farklı yaş (1-4 yaş), cinsiyet ve ırktaköpek oluşturdu. Rutin sağlık kontrolü yapılan köpekler 10 gün boyuncagözlem altında tutularak; rutin oftalmik muayeneleri, antiparaziter ilaçları veaşıları yapıldı. İki gruba ayrılan köpeklerde birinci gruba (Grup SEVO) (n=6);atropin sülfat, ksilazin hidroklorid, tiyopental sodyum ve sevoflorananestezisi uygulanırken, ikinci gruba (Grup İZO) (n=6); atropin sülfat, ksilazinhidroklorid, tiyopental sodyum ve izofloran anestezisi uygulandı. Çalışmayaalınan tüm hayvanlar uygulamadan 24 saat önce aç bırakıldı.Köpeklerin İOB'ları 5,5, 7,5 ve 10.0 g. ağırlıkları bulunan Schiøtztonometresi ile ölçüldü. Schiøtz tonometresi ile elde edilen değerler Peiffer veFreindenwald adlı araştırıcıların kalibrasyon tablolarına göre değerlendirildi.Her iki grupta da İOB ölçümleri; anestezi idamesi 0, 15, 30, 60.dakikalarda ve anestezi sonrası 60. dakika ile 1. günde yapıldı. Ayrıca CVP,MAP, HR ve CI değerleri anestezi idamesi 0, 15, 30 ve 60. dakikalardaölçülerek kaydedildi.İki grubun ölçüm sonuçları incelendiğinde; sevofloran anestezisinde İOBdeğerleri, izofloran anestezisi İOB değerlerine göre daha az düşmüştür.Araştırmamızdaki Peiffer ve Freindenwald kalibrasyon tablosuna göre eldeettiğimiz anestezi idamesi ölçüm sonuçları referans aralıktadır. Gerek birinciPDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.comXVgrup (Grup SEVO) gerekse ikinci grupta (Grup İZO) anestezi idamesi 60.dakikaya kadar ki ölçüm sonuçları düşüş yönünde kaydedilmiştir. Bununlabirlikte ikinci gruptaki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(P<0,0001). Anestezi sonu 60. dakikada her iki grupta İOB yükselmeyönünde kaydedilmiş ve 1. günde elde edilen bulgu, anestezi idamesi 0.dakika ölçüm sonuçlarına yaklaşmıştır.Bu araştırmada, hiçbir zaman CVP ve HR değerlerinde anlamlı birdeğişiklik saptanmamıştır. Araştırmada, CVP, HR ve İOB değerleri arasındaherhangi bir bağıntı da gözlenmemiştir.Her iki grupta MAP değeri tüm ölçüm zamanlarında düşmüş ve bu düşüşistatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (P<0,05). İkinci gruptaki (Grup İZO)MAP değerindeki azalış İOB'taki azalışla paralel olduğu belirlenmiştir.Bu çalışmada anestezi idamesi 60. dakikadaki CI ölçüm sonuçları gruplararasında karşılaştırmada anlamlı bulunmuştur (P<0,05). Sevofloran'ınhemodinamik parametreleri daha sınırlı değiştirdiği kanısına varılmıştır.Araştırmada elde edilen bulgular ışığında, Sevofloran anestezisi gerekİOB'a gerekse hemodinamik parametrelere olan etkisi yönünden izoflorananestezisine göre daha güvenli bulunmuştur.Anahtar Sözcükler: Köpek, sevofloran, izofloran, Schiøtz tonometresi,İOB, CVP, MAP, HR, CI.PDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.com

Melike Coşkun
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Kekliklerde uçmanın engellenmesi üzerine çalışmalar

Kuşlarda uçuşu engellemek için kullanılan yöntemlerin bir ya da birkaç dezavantajı bulunmaktadır. Uygulanan yöntemle elde edilen sonuçların geçici olması, hayvanda fiziksel ve görsel kusurlar bırakması ya da hayatını sürdürmek için gerekli temel ihtiyaçlarını ve üreme gibi faaliyetlerini kısıtlamış olması gibi benzer sonuçları sayabiliriz.Bu çalışmada kuşların alt kol kaslarından, görevleri carpal eklemi germek olan m. extensor carpi radialis'in ve m. extensor carpi ulnaris'in insersio yerlerinden tenektomileri ve güçlü extensiyon-flexion hareket kabiliyetine sahip articulatio cubiti'nin kapsulektomisinin kınalı kekliklerde (Alectoris chukar) uçuşun sınırlandırılmasındaki yeterlilikleri, yöntemlerin ayrı ve beraber uygulanması ile uçma yeteneği kaybı karşılaştırmalı olarak araştırıldı.Cinsiyet farkı gözetmeksizin bir yaşını tamamlamış uçuş kusuru bulunmayan 30 kınalı keklikten (Alectoris chukar) 10'arlı üç grup oluşturuldu. Birinci grupta, tek taraflı m. extensor carpi radialis'in ve m. extensor carpi ulnaris'in insersiyo yerinden tenektomileri yapıldı. İkinci grupta tek taraflı art. cubiti'nin kapsuletomisi yapıldı. Üçüncü grupta tenektomi ve kapsulektomi beraber uygulandı. Ameliyattan sonra 28. günde gruplarda uçuş kontrolleri yapıldı. Bu kontroller 15'er günlük periyotlarla 5 kez tekrarlanarak zamanla iyileşmenin uçuş kabiliyetini kazanma üzerine etkileri araştırıldı.Çalışma sonunda her iki yöntemin de kınalı kekliklerde fizyolojik bir kusur oluşturmadan uçuş kabiliyetlerini sınırladığı yapılan yatay lokomotor performans testlerinde görüldü. Fakat yatay lokomotor performans testleri kapsulektomi yönteminin tenektomi yöntemine göre uçuşu sınırlamada daha başarılı olduğunu gösterdi.

Süleyman Altın
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Buzağılarda artritis olgularının klinik, radyografik, kanda ve sinoviyal sıvıda bazı biyokimyasal parametreler yönünden değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, buzağılarda artritis olgularında klinik, radyolojik, kan ve sinoviyal sıvıda bazı biyokimyasal parametrelerin (IL-1ß, IL-6, TNF-?, MDA, NO, GSH ve AOP) değerlendirilmesidir. Çalışma materyalini Afyon Kocatepe Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Cerrahi A.D. kliniğine getirilen 7-60 gün aralığında değişik ırk ve cinsiyette 20 artritisli ve 8 sağlıklı olmak üzere 28 buzağı oluşturdu. Artrtisli buzağıların klinik ve radyografik muayeneleri yapılarak elde edilen veriler değerlendirildi. Diğer taraftan artritisli ve sağlıklı buzağılardan kan ve sinoviyal sıvı örnekleri alınarak serum ve sinoviyal sıvı IL-1, IL-6, TNF-, MDA, NO, GSH ve AOP düzeyleri belirlendi. Klinik muayene sonucunda artritis tanısı konulan 20 buzağıda, lezyonlu eklemlerin 13? ünü art. carpi, 2?sini art. tarsi, 2?sini art. cubiti, 3?ünü art. metacarpo- falangea, 3?ünü art. genu olduğu belirlendi. Buzağıların 3?ün de artritislerin poliartritis şeklinde olduğu gözlendi. Artritisli olgularda sinoviyal sıvı renginin açık sarıdan kahverengiye kadar varan renklerde değişiklik gösterdiği ve sinoviyal sıvı vizkositesinin önemli derecede kaybolduğu belirlendi. Sağlıklı ve artritisli buzağılarda serum TNF-? düzeylerinin sırasıyla 53,90±7,9 ng/L ve 153,88±30,7 ng/L olduğu tespit edilirken sinoviyal sıvı TNF-? düzeylerinin sırasıyla 91,81±5,5 ng/L ve 137,04±43,3 ng/L olduğu belirlendi. Artritisli buzağılarda IL-1ß, IL-6 ve TNF-? düzeylerinin sağlıklı hayvanlara göre oldukça yükek olduğu gözlendi. Hem serumda hem de sinoviyal sıvıda IL-1ß, IL-6 ve TNF-? düzeylerindeki artışın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (IL-1ß, p<0,05; IL-6, p<0,001; TNF-?, p<0,001). Sonuç olarak, buzağılarda artritis olgularında klinik ve radyografik ve sinoviyal sıvının fiziksel muayenelerine ek olarak serum ve sinoviyal sıvıda IL-1ß, IL-6 ve TNF-? düzeylerinin belirlenmesinin tanıda oldukça yararlı bilgiler sağladığı kanısına varıldı. Aynı zamanda bu çalışma ile buzağılarda artritis olgularının hafif derecede oksidatif strese neden olduğu ortaya konulmuştur.

ArtritBiyokimyaBiyokimyasal olaylar+6
Gamze Yurdakul
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Malaklarda intraokuler basınç

Bu çalışmada, Tono-Pen XL applanasyon tonometresi kullanılarak Anadolu malaklarında intraoküler basınçların belirlenmesi ve değerlendirmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, yaşları 1-11 ay arasında değişen değişik cinsiyette ve sağlıklı 39 adet malağın 78 gözü değerlendirildi. Anadolu malaklarının İOB ları her sabah aynı saatte aylık olarak ölçüldü. Sağ gözlerin İOB değerleri ortalama 23,28 ± 3,28 mmHg (17,30-30,60 mmHg arasında), sol gözlerin İOB değerleri ise ortalama 23,58 ± 2,8 mmHg (17,30-29,60 mmHg arasında) bulundu. Anadolu malaklarında sağ ve sol göz İOB'ları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak önemli bir fark gözlenmedi. Yaş bağlı olarak İOB değerleri azalmadı. bu çalışma Anadolu malaklarında gerçekleştirilen ilk İOB değerlendirme çalışmadır. Bu çalımda Anadolu malaklarında ortalama İOB 23,3± 3,04 mmHg olarak belirlendi.

Göz hastalıklarıMandalarTonometri-göz+1
Çağrı Çetin
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde ksilazin-ketamin anestezisinin renal ve portal vendeki kan akımı üzerine olan etkisinin doppler-ultrasonografi ile araştırılması

Bu çalışmanın amacı, köpeklerde ksilazin-ketamin anestezisinin vena porta, vena renalis ve arteria renalis'teki kan akım hızına olan etkisinin doppler-ultrason ile araştırılmasıdır.Çalışmada, klinik olarak sağlıklı, kastrasyon için Afyon Kocatepe Üniversitesi Veteriner Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezine getirilen değişik ırk ve yaştan 6 adet erkek köpek kullanıldı.Çalışma öncesi köpekler, anestezi ve doppler-ultrasonografi uygulaması için 12 saat aç bırakıldı. Anestezi öncesinde yapılan doppler uygulaması 0. dakika ölçümü yani ?kontrol ölçümü? olarak değerlendirildi. Daha sonra köpekler ksilazin-ketamin anestezisine alındı. Köpekler anesteziye girdikten sonra anestezinin 5., 30. ve 60. dakikalarında doppler uygulanarak alınan ölçümler kaydedildi. Ölçüm yapılan sürelerde ayrıca köpeklerin nabız, solunum, SO2 ve vücut ısısı değerleride alındı.Yapılan ölçümler sonucunda ksilazin-ketamin anestezisi, vena porta'daki kan akım hızının düşmesine, vena renalis'tekinin yükselmesine ve arteria renalis'tekinin ise kayda değmeyen bir düşmeye sebep olduğu tespit edildi.

AnesteziKan akış hızıKetamin+5
Atilla Doğan
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Köpeklerde epidural olarak uygulanan bupivakain ve levobupivakainin etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, köpeklerde epidural anestezide BP ve LP'in anestezik profillerinin belirlenmesi, hemodinamik, kan gazı, hematolojik ve biyokimyasal parametrelere olan etkilerinin karşılaştırılmasıdır.Çalışmada, klinik olarak sağlıklı, kastrasyon isteğiyle kliniğimize başvuran değişik ırktan bupivakain grubunda 10, levobupivakain grubunda 10 olmak üzere toplam 20 adet ergin erkek köpek kullanıldı.Çalışmada kullanılan bütün köpeklere epidural kateter yerleştirilerek, LP grubuna % 0,5 lik LP ve BP grubuna % 0,5 lik BP 1 ml/5 kg dozunda epidural olarak uygulandı. Epidural enjeksiyonlar sonrasında, sensoriyal ve motor bloğun başlama zamanı, süresi ve ortadan kalkma zamanı belirlendi. Aynı zamanda epidural anestezi süresince kalp frekansı, solunum sayısı, sistolik kan basıncı, diastolik kan basıncı, ortalama arteriyel kan basıncı ve beden ısıları mönitörize edilerek izlendi ve kaydedildi. Diğer taraftan çalışma süresince, 0, 2, 4, 6 ve 8. saatlerde alınan kan örneklerinden hemotolojik ölçümler, 0, 2, 4, 6, 8 ve 24. saatlerde alınan kan örneklerinden biyokimyasal ölçümler gerçekleştirildi. Aynı zamanda 0, 30, 60, 120 ve 240. dakikalarda alınan arteriyel kan örneklerinden kan gazları, Na+ ve K+ seviyeleri ölçülerek kaydedildi. 0, 1, 2, 4, 6, 8 ve 24. saatlerde alınan venöz kan örneklerinden serum kortizol düzeyleri belirlendi. Postoperatif periyotta ağrı değerlendirmesi yapılarak hayvanların ağrı duyup duymadıkları gözlendi.Çalışmada, BP grubunda analjezi süresi 124,9±28,6 dk, LP grubunda 77,5±16,8 dk olarak belirlendi (p<0,05). Motor blok süresi BP grubunda 248,2±44,2 dk ve LP grubunda 185,9±38,08 dk olarak belirlendi. Aynı zamanda BP'nin daha kısa sürede motor ve sensoriyal blok oluşturduğu, ancak her iki ilacın motor ve sensoriyal blok oluşturma zamanlarının birbirlerine yakın olduğu gözlendi. Her iki grupta epidural anesteziyi takiben kalp frekansı ve arteriyal kan basıncı değerlerinde düşme görüldü. Bu düşüşün BP grubunda daha fazla olduğu belirlendi. Her iki grupta solunum sayısı ve vücut ısısında epidural anestezi uygulamasından sonra hafif düşüşler saptandı.Epidural olarak uygulanan BP ve LP'nin hematolojik (WBC, RBC, HB, HCT, THR) ve biyokimyasal (CK, CK-MB, TP, ALB, AST, GGT, ALT, BUN, CRE) parametrelerde önemli bir değişikliğe yol açmadığı saptandı. Epidural anestezi uygulamasını takiben her iki grupta plazma kortizol seviyelerinin birbirine yakın olduğu, epidural anestezi süresince zamanla kortizol değerlerinin düştüğü tespit edildi. Her iki grupta hematoloji, biyokimya ve arteriyel kan gazı değerlerinin fizyolojik sınırlar içinde kaldığı gözlendi.Köpeklerde epidural anestezide BP ve LP'nin postoperatif ağrı üzerine etkilerinin benzer olduğu, her iki ilacın ağrı skorları arasında önemli bir fark olmadığı belirlendi.Sonuç olarak, BP'nin LP'den daha uzun süre motor ve sensoriyal blok oluşturduğu saptandı. Aynı zamanda BP ve LP'nin kardiyovasküler sistem başta olmak üzere, solunum sistemi fonksiyonlarını çok fazla etkilemediği, ancak BP'nin LP'den daha fazla hipotansif olduğu tespit edildi. Her iki ilacın kan gazı, hemogram ve biyokimyasal parametrelerde önemli bir değişikliğe neden olmadığı belirlendi. Köpeklerde epidural olarak uygulanan ve son yıllarda veteriner pratikte kullanım alanı bulan LP'nin güvenli ve kaliteli bir anestezi oluşturduğu kanısına varıldı.

AnestetiklerAnesteziAnestezi-epidural+4
Musa Korkmaz
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya bölgesinde pet kliniğine getirilen köpeklerdeki kulak hastalıklarının sınıflandırılması ve prevalansı

Bu çalışmada, 2012-2014 yılları arasında Antalya bölgesinde özel bir kliniğe getirilen köpeklerde kulak hastalıklarının mevsimsel dağılımı ile olguların ırk, yaş ve cinsiyet dağılımlarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırma materyalini, Antalya bölgesinde özel bir kliniğe 2013-2014 yılları arasında kulaklarını kaşıma, başını sallama, başını eğik tutma, kulak akıntısı, kötü kulak kokusu gibi şikayetlerle getirilen, değişik ırk, yaş ve cinsiyette 37 köpek oluşturdu. Çalışmada en fazla kulak hastalığı ilkbahar mevsiminde görülürken, bunu sırasıyla kış, sonbahar ve yaz mevismleri takip etti. Çalışmada gözlenen kulak hastalıklarının % 30'nu kronik otitis ekterna oluştururken, olguların % 21'ni akut otitis ekterna, % 19'nu aurikula yarası, % 11'ni alerjik dermatitis, % 8'ni kronik otitis eksterna purulenta, % 5'ni yabancı cisim, % 3'nü polip ve % 3'nü kulak uyuzu oluşturdu. Çalışmada en fazla kulak hastalığı görülen ırklar Labrador, Cocker ve Golden Retriever olurken, bunları Terier ve Alman Çoban köpeği takip etti. Sonuç olarak, Antalya bölgesinde kulak hastalıkların profilini belirlemek amacıyla yapılan bu retrospektif çalışmada, köpeklerde kulak hastalıkları görülme oranının % 22,8 olduğu belirlendi. Köpeklerde kulak hastalıkları içinde en sık görülen hastalığın otitis ekterna olduğu ve aynı zamanda otitis ekternanın uzun ve sarkık kulaklı köpek ırklarında daha fazla şekillendiği tespit edildi.

AntalyaHayvan hastalıklarıKulak hastalıkları+5
Zeyd Emra Güler
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Afyon Kocatepe Üniversitesi Hayvan Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezine getirilen kedi ve köpeklerde göz hastalıkları prevelansı

Bu çalışmanın amacı Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Hayvan Sağlığı ve Uygulama ve Araştırma Merkezine 2009-2013 yılları arasında getirilen kedi ve köpeklerde göz hastalıklarının prevalansının, türler arasında dağılımını ortaya konulmasıdır. Araştırma materyalini, AKÜ Veteriner Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezine 2009-2013 yılları arasında getirilen kedi ve köpeklere ait değişik ırk, yaş ve cinsiyette 74 olgu oluşturdu. Kliniğimize gelen kedi ve köpek göz hastalıkları bakımından en çok konjunktivit, harder bezi prolapsusu ve kornea ülseri olguları gözlendi. 2009-2013 yıllarında en çok %74.32 oran ile köpek türünün olduğu belirlendi. Gelen hastaların yaş dağılımı ise 0-1 yaş arası %37.83 iken 1 ve bir yaşından büyük hasta oranı %62.17 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak çalışmada elde edilen verilerin mevcut literatüre katkı sağladığı ve mesleği icra eden veteriner hekimlere kedi ve köpek göz hastalıklarının prevalansı hakkında bilgi verme kapasitesinde olduğu kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Cerrahi, prevelans, göz

Cerrahi-gözCerrahi-veteriner hekimlikGöz+4
Alperen Şahin
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Afyon Kocatepe Üniversitesi Hayvan Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezine getirilen ruminantlarda cerrahi hastalıkların prevalansı

Bu çalışmanın amacı Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Hayvan Sağlığı ve Uygulama ve Araştırma Merkezine 2007-2012 yılları arasında getirilen ruminantlarda, teşhis edilen şirurjikal hastalıkların prevalansının, türler arasında dağılımının dokulara göre sınıflandırılmasının ortaya konulmasıdır. Araştırma materyalini, AKÜ Veteriner Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezine 2007-2012 yılları arasında getirilen ruminantlara (sığır, koyun ve keçi) ait değişik ırk, yaş ve cinsiyette 952 olgu oluşturdu. Kliniğimize gelen ruminantların hastalıkları çok geniş bir dağılım gösterdiğinden, doku ve organ sistemlerine göre gruplandırma yapıldı. 2007-2012 yılları arasında hasta şikayeti ile getirilen 952 olgunun % 93,27'sini sığır, % 5,77'sini koyun, % 0,96'sını keçi oluşturdu. Hastalıkların lokalizasyonlarına göre dağılımında en çok kemik dokusu ve iskelet sistemi, eklem, ayak, genel yangısal olgular, sindirim/üriner hastalıkları ile göbek lezyon ve fıtıkları görüldü. Sonuç olarak çalışmada elde edilen verilerin mevcut literatüre katkı sağladığı ve mesleği icra eden veteriner hekimlere cerrahi hastalıkların prevalansı hakkında bilgi verme kapasitesinde olduğu kanaatine varılmıştır. Anahtar kelimler: Cerrahi, ruminant, hastalık, prevalans

Cerrahi-veteriner hekimlikGeviş getiricilerHayvan hastalıkları+2
Gökhan Özen
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Afyon bölgesi koyunlarında ayak hastalıklarının prevalansının araştırılması

Bu çalışmada Afyon Bölgesindeki koyunlar ayak hastalıkları yönünden incelendi. Araştırmada 9877 (%95.65) dişi, 450 (%4.35) erkek hayvan olmak üzere toplam 10327 hayvan muayene edildi. Araştırma ilkbahar ve sonbahar olmak üzere iki aşamada gerçekleştirildi. Muayene edilen 10327 hayvanın 271'inde ayak lezyonu saptanmıştır. Lezyonların %66.04'u ilkbahar döneminde, %33.94'i sonbahar döneminde görülmüştür. Bu da göstermiştir ki merada otlayan hayvanlarda ayak hastalığı görülme oranı ağılda barındırılan hayvanlarda ayak lezyonu görülme oranından daha azdır. Toplam hasta hayvanlardaki lezyonların %61.99' si ön ayakta, %38.01'si arka ayakta tespit edilmiştir. Ayak lezyonlarının %53.13'ü tırnak deformasyonu olurken, %15.86'sı tüylüce, %31.01'i piyeten olduğu görülmüştür. Sonuç olarak 2013 yılının ilkbahar ve sonbahar aylarında Afyon bölgesinde koyunlarda karşılaşan ayak hastalıkları prevelansı % 2.62 olarak saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ayak hastalıkları, Koyun, Prevalans, Afyon Bölgesi

AfyonkarahisarAyak hastalıklarıHayvan hastalıkları+2
Meliha İn
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Buzağılarda intestinal atresia'larda klinik ve operatif yaklaşımlar

Dünyanın birçok bölgesinde, ruminantlarda kongenital anomalilerle karşılaşıldığı çeşitli araştırıcılar tarafından bildirilmiştir. 2005-2014 yılları arasında kliniğimize kabul edilen 43 buzağıda intestinal atresiler gözlenmiş ve çalışmaya dahil edilen olguların preoperatif, intraoperatif ve postoperatif bulguları değerlendirilmiştir. Atresia ani gözlenen 27 olgunun 16 sının (%59.25) erkek, 11'inin (%40,74) dişi olduğu; tüm atresiler içinde % 62.79 oranında gözlendiği belirlenmiştir. Değerlendirmeye alınan buzağılar içinde 11 olguda (% 25.58) Atresia koli gözlenmiş, 3 olguda (% 6.97) Atresia ani et recti; 2 olguda da ( % 4.65) Atresia ani et rectovaginal fistül belirlenmiştir. Atresia ani olgularının 19'unun Holstein, 7'sinin Simental, 1'inin yerli-melez olduğu belirlenmiştir. Atresia ani et recti gözlenen 3 olgundan 1'inin simental, 1'inin yerli-melez, 1 olgunun da Montafon ırkı olduğu belirlenmiştir. Atresia ani et rectovaginal fistül gözlenen 2 olgudan 1'i Simental, diğeri ise yerli-melez olduğu kayıtlara geçmiştir. Atresia koli olgularından 6 'sı Holstein, 3'ü Simental, 1'i yerli-melez ve 1'i nin de Montafon ırkı buzağı olduğu saptanmıştır. İntestinal atresia gözlenen 43 buzağı içindeki 27 atresia ani, 3 atresia ani et recti ve 2 atresia ani et rectovaginal fistül belirlenen olgulara operatif girişim yapılmış ve tümü hayatta kalmıştır. Atresia koli gözlenen 11 olgudan 2 si hayatta kalmış ve diğerleri postoperatif kısa peryotta ölmüştür. Sonuç olarak, İntestinal atresialar içinde atresia koli olguları hariç diğer atresiaların operatif girişimle yaşatılabildikleri, atresia koli olgularının ise operatif girşim yapılsa dahi kısa peryotta öldükleri, çok azının hayatta kaldığı; İntestinal atresilerin erken tanısının operatif sağaltımın başarısını arttıracağı sonucuna varıldı.

BuzağılarCerrahi tedaviHayvan hastalıkları+4
Berk Alp Göksel
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda zerdeçal ve karabaş otu yağ katkılı polilaktik asit biyofilmlerin yara iyileşmesinde biyometrik ve histolojik yönden değerlendirilmesi

Yaraların iyileştirilmesinde çok çeşitli biyomateryal kullanılılır. Bu biyomateryallerin yapısında antibiyotik, antifungal ve antiviral ajanlar yer alır. Hali hazırda kullanımda olan sentetik tıbbi ajanlara karşı artmakta olan patojenik direnç birçok araştırmacının bitki bazlı yeni bileşiklere ve bunların sahip oldukları fitokimyasallara ilgi duyulmasına neden olmuştur. Tıbbi bitkiler, bakteri sayısını azaltmak, anjiyogenezi arttırmak, kollajen yapılanmasını hızlandırmak ve fibroblast proliferasyonunu artırmak gibi birçok farklı mekanizma ile yara iyileşmesinde rol oynamaktadır. Yeni geliştirilen yara iyileşmesi üzerine etkili biyoaktif kimyasalların hem tek başlarına hem de bileşik halinde sinerjistik etkilerini incelenebilmesi amacıyla güncel literatürde bir çeşit çalışma bulunabilir. Ele aldığımız bu çalışmada, günümüz gelişen biyomedikal endüstirisinde sıklıkla kullanılmakta olan polilaktik asit biyomalzemesi karabaş ve zerdeçal otu ile ileri düzey laboratuvar teknikleri kullanılarak birleştirildi ve oluşturulan yara bandı ürününün etkinliği ratlarda sırtta tam kat deri yarası üzerine uygulanarak sonuçlar değerlendirildi. Tüm gruplarda başarıyla oluşturulan yara bölgelerinde iyileşme 21 gün sonunda tamamlandı. Deney boyunca bazı gruplarda minör komplikasyonlara rastlandı. En iyi yara iyileşmesinin sırasıyla katkısız polilaktik asit film ve kontrol gruplarında olduğu görüldü (p<0,05). En hızlı yara küçülme düzeyi polilaktik asit film grubunda görülürken en geç yara iyileşmesi de karabaş otu özünün polilaktik asit film ile birleştirilen biyomalzeme grubunda gerçekleştiği belirlendi. Histolojik açıdan en az yangı (inflamatuar) hücresi karabaş-zerdeçal grubunda en fazla yangı hücresi ise karabaş grubunda görüldü. Yeni oluşan kollajen sağlıklı doku kısımlarındaki kollajene göre daha ince yapıya sahip olduğu görüldü. Kontrol grubunda kıl folikülü görülmezken diğer gruplarda da bu oran çok düşüktü. Bununla birlikte gruplar arasında değerlendirilen parametreler yönünden istatistiksel olarak fark belirlenmedi (p<0,05). Elde edilen veriler ışığında Katkısız Film grubunun yara küçülmesinde diğer gruplara göre daha iyi olduğu tespit edildiğinden polilaktik asitin zerdeçal ve karabaş otuyla sinerjik etkilerinden söz edilmesi mümkün olamamaktadır. Ötesinde, karabaş otunun polilaktik asitle tek başına kullanımın yara iyileşmesine antagonist etkisi belirlenmiş ve biyomalzeme temelinde zerdeçal ile beraber kullanımı daha iyi sonuçlar verdiğ görülmüştür. Deney sınırlılıkları nedeniyle gerçekleştirilemeyen zerdeçal özünün polilaktik asitle tek başına kullanıldığı deney gruplarının çalışılması ümit vadetmektedir. Polilaktik asit içeren yara bandı tek başına incelendiğinde açık yaralarda iyi sonuçlar verdiği belirlenmiş ve polilaktik asitle birleştirildiğinde sinerjistik etkisinden faydalanabileceğimiz yeni bitkisel ürünlerin araştırılmasına ihtiyaç olduğu görülmüştür.

BiyofilmlerBiyometriKarabaş otu+5
Sami Onur Ersöz
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kedilerde gingivitis sağaltımında sefovesin sodyumun etkinliğinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı; kedilerde gingivitis tedavisinde sefovesin sodyumun (SEF) ve amoksisilin klavulonik asit (AK) etkinliğinin değerlendirilmesidir. Çalışma gingivitis tanısı konulan 18 kedi dahil edildi. Kediler 9 tanesi AK grubu, 9 tanesi SEF grubu olmak üzere rastgele iki gruba ayrıldı. Çalışmaya dahil edilen kediler gerekli görüldüğü durumda tedaviye başlamadan önce detertraj işlemi uygulandı. AK grubunda bulunan hayvanlara amoksisilin klavulonik asit 20 mg/kg dozda 7 gün, günde bir defa, deri altı yolla uygukandı. SEF grubunda bulunan hayvanlara sefovesin sodyum 8 mg/kg deri altı yolla tek doz olarak uygulandı. Çalışmaya dahil edilen kedilerin 1, 3, 5, 7, 10 ve 15. günlerde plak indeks, gingival indeks, papil kanama indeks, kalkulus indeksleri ölçüldü ve diş muayene formuna kaydedildi. SEF grubundaki kedilerde papil kanama indeksin AK' e göre anlamlı bir düşüş olduğu gözlemlendi (p<0,05). Gingival indeks ortalaması ölçümlerinde SEF grubunun AK grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş olduğu gözlemlendi (p<0,05). Sonuç olarak, gingivitis sağaltımında sefovesin sodyumun amoksisilin klavulonik asit'e göre daha etkin olduğu tespit edildi.

AmoksisilinGingival hastalıklarGingivit+4
Kerem Peten
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Diyafizer femur kırıklarında yeni tasarım s-plak ile düz-plakların biyomekanik yönden karşılaştırılması; Ex-Vivo çalışma

Bu çalışmada tarafımızdan tasarlanan S-plak ile mevcut kullanılan düz plakların diyafizer femur kırıklarında biyomekanik yönden karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmamızda plaklar ile uygulanan sağaltım yönteminde, mevcut kullanılan plak çeşitlerinden daha farklı bir anatomik yapıya sahip olan S plakların, düz plaklara göre üst ve alt fragmentlerin fiksasyonunda ve stabilizasyonunda biyomekanik yönden durumu gözlemlendi. Çalışmada deney materyali olarak, kasaplardan elde edilen koyun femur kemikleri kullanıldı. Toplamda 12 kontrol grubu ve her grupta 6 adet deney materyali olmak üzere toplam 72 adet koyun femur kemiği değerlendirildi. Femur kemikleri diyafiz bölgesinden transversal bir şekilde kesilerek diyafizer kırık elde edildi. Kontrol gruplarındaki deney materyallerinin düz plak ve S plak ile stabilizasyonu sağlandıktan sonra Universal Test Cihazı (Shimadzu AG-IS-100KN, Japonya) ile biyomekanik testleri yapıldı. Testler sırasında deney materyallerine torsiyon, kompresyon, distraksiyon ve üç nokta bükme (bending) kuvvetleri uygulandı. Sonuçlar değerlendirildiğinde distraksiyon (gerilme) biyomekanik testinde düz plaklar ve S plaklar karşılaştırıldığında, osteosentez hattında S plakların düz plaklara göre daha tutucu ve dirençli bir şekilde etki ettiği görüldü. Femur diyafizer kırıklarında S plakların düz plaklara göre kırık hattında diğer kuvvetlerin yanında özellikle gerilme kuvvetlerini daha etkin düzeyde önlemesinden dolayı bir alternatif olabileceği kanaatine varıldı. İleride klinik vakalarda S plakların in vivo davranışının araştırılması yapılması öngörülmektedir.

BiyomekanikFemurFemur boynu kırıkları+2
Mehmet Çatakdere
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Farelerde myrtus communis (Murt Ağacı) ekstresinin sıvı ehrlich tümörü üzerine koruyucu ve sağaltıcı etkilerinin karşılaştırılması

Onkoloji, son yıllarda hem tanı hem de sağaltım seçenekleri bakımından hızla gelişen bir bilim dalıdır. Özellikle insan ve küçük havyanlarda kanser sağaltımı önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Sağaltımda invaziv ve hasta aleyhine etki gösteren bilimsel çalışmaların yanında, geleneksel (folklorik) seçenekler konusunda da oldukça nitelikli araştırmalar vardır. Kanser tedavisinde kullanılan anti-tümör ajanların (kemoterapötikler) çoğu sitotoksik özelliğe sahiptir ve temel olarak tümör büyümesini engellemek için tasarlanmışlardır. Bununla beraber ideal tedavi edici ajanın yararlı olması için seçicilik ve minimum toksite göstermesi gerekmektedir. Klasik kanser kemoterapisinde kullanılan maddelerin çoğunun sitotoksik karakterde olması, hastanın direncinin ve yaşam kalitesinin düşmesine neden olabilmektedir. Tamamen doğal yollardan hazırlanan murt ağacı ekstresinin bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur. Murt ekstresinin sıvı Ehrlich tümörleri üzerine etkilerini gösteren çok az sayıda çalışma olması bu çalışmanın sonuçlarının önemini göstermiştir. Yapılmış olan bu çalışmada, mersin ağacı ekstresinin cisplatinle karşılaştırılması yapılmış olup, murt ağacı ekstresinin cisplatine göre daha iyi sonuç verdiği görülmüştür. Ayrıca bu çalışmada kontrol kanser grubunun yaşam süresi diğer gruplara göre en azdır. Tedavi gruplarının yaşam süreleri ise belirgin bir şekilde artmıştır. Kanser oluşturmadan önce murt ağacı ekstresi verilen grubun sonuçları diğer gruplara göre daha iyi olup, yaşam süresi ve hücre sayısında azalma görülmüş oldu. Elde edilen bulgular sonucunda insan ve hayvanlarda, sıvı Ehrlich tümörü profilaksisi için murt ekstresinin kullanılabilirliği ortaya konulmuştur.

Bitki özütüBitkisel ilaçlarFareler+6
Seda Gülşen
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı tırnak lezyonu bulunan sığırlarda serum ve tırnak dokusu bazı iz element düzeylerinin değerledirilmesi

Bu çalışmanın amacı; sağlıklı ve çeşitli tırnak lezyonu bulunan sığırlarda serum ve tırnak dokusu krom (Cr), manganez (Mn), demir (Fe), kobalt (Co) bakır (Cu), çinko (Zn) ve selenyum (Se) düzeylerinin karşılaştırılması ve tırnak lezyonu ile iz element düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Sığırlar sağlıklı ve tırnak lezyonu bulunan sığırlar olmak üzere iki gruba ayrıldı. Çalışmada 10 sağlıklı sığır ve 30 tırnak lezyonu bulunan sığır olmak üzere toplam 40 sığır kullanıldı. Sağlıklı ve tırnak lezyonu bulunan sığırların tırnak uzunluk ölçüleri ve tırnak sertlik değerleri belirlendi. Her iki grupta serum ve tırnak dokusu iz element düzeylerinin belirlenebilmesi için kan ve tırnak dokusu (tırnak tabanı ve duvarı) örnekleri alındı. Serum ve tırnak dokusu örneklerinde, Cr, Mn, Fe, Co, Cu, Zn ve Se seviyeleri analiz edildi. Tırnak lezyonu bulunan sığırların 14'ünde taban ülseri (%46), 2'sinde beyaz çizgi haslığı (%7), 12'sinde ökçe erozyonu (%40) ve 2 tanesinde taban ülseri ve ökçe erozyonu birlikte tespit edildi. Lezyonlu tırnağa sahip sığırların tırnak tabanı sertlik değerinin sağlıklı sığırlara göre daha yüksek olduğu belirlendi. Lezyonlu tırnağa sahip sığırların paries ungulae Cr, Mn, Fe, Co ve Se düzeylerinin sağlıklı sığırlara göre yüksek olduğu, sağlıklı sığırların ise paries ungulae Cu düzeyinin tırnak lezyonu bulunan sığırlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptandı. Sağlıklı sığırların; tırnak dokusu solea ungulae, Cr, Zn ve Cu düzeylerinin tırnak lezyonu bulunan sığırlara göre daha yüksek, Mn, Fe, Co ve Se düzeylerinin ise tırnak lezyonu bulunan sığırlara göre daha düşük olduğu gözlendi. Sonuç olarak, tırnak lezyonu bulunan sığırlarda tırnak tabanı Cu ve Zn düzeyinin, sağlıklı sığırlara göre daha düşük olduğu gözlendi. Tırnak sağlığı açısından Mn, Zn, Cu ve Se gibi iz elementlerin oldukça önemli olduğu, tırnak tabanı Cu ve Zn seviyesi düşük olan sığırlarda tırnak lezyonu oranının arttığı söylenebilir.

BakırEser elementlerHayvan hastalıkları+7
Burak Kesgin
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir bakımevlerine gelen kedi ve köpeklerin ekstremite uzun kemikleri kırık vakalarının geriye yönelik bir yıllık sınıflandırmasının yapılması

Çalışmada Eylül 2019 ile Ağustos 2020 tarihleri arasında İzmir Bakımevlerine gelen, 461 adet kedi, 358 adet köpek ve eşgal kaydı tutulmamış 9 adet hayvan olmak üzere 828 olgu incelenmiştir. Olgular 6. ve 11. aylarda pik yapmıştır. Gelen olguların %72 si epifiz plakları açık olan hayvanlardan oluşmuştur İncelenen 1 232 kemiğin %92,9' u kapalı (Kedi %89,4'; köpek %97,0), %7,1'ı açık kırık olarak gözlenmiştir. Transversal kırıklar en fazla femurda (kede; 161, köpek; 75), diyagonal kırıklar kedide en çok femurda (115 adet), köpekte tibiada (74 adet) , spiral kırıklar en çok femur (kedi; 115, köpek; 14) ve tibiada (kedi; 7, köpek; 6) gözlenmiş ve avulsiyon kırıklar 3 adet kedide (fibula, radius, tibia) gözlenmişken köpekde tespit edilememiştir. Sahipsiz hayvanlarda uzun kemik kırık olguları sayıca çoktur ve ciddi maliyetleri vardır. Kırk olgularının nedenlerinde tarfik kazaları ciddi yer tutar. Sürücülerin bu konuda daha dikkatli olması ve hayvanlar için güvenli yaşam alanları gereklidir. Olguların çoğunluğunun genç hayvanlar olduğu gözlenmiştir.

Femur boynu kırıklarıKedilerKöpekler+7
Sinan Okçuoğlu
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kedi ve köpeklerde mide ve barsak yabancı cisim prevalansı

Kedi ve köpeklerde, mide ve barsak yabancı cisimleri son yıllarda gelişen endüstriyle beraber daha fazla gündeme gelmeye başlamıştır. Oyun amaçlı kedi ve köpeklere sunulan birtakım cisimler, genellikle oyun esnasında veya sonrasında yutulması ile yabancı cisim olarak karşımıza çıkabilmektedir. Vücuda giren yabancı cisim yapı ve büyüklüğüne göre sindirim sisteminde herhangi bir değişiklik yapmadan vücudu terk edebildiği gibi klinik anlamda birtakım semptomlarla da karşımıza çıkabilmektedir. Yabancı cismin türü ve şekli, teşhis sonrası oluşabilecek sindirim sistemi hastalıkları adına bilgiler verebilmektedir. Yaptığımız bu çalışma ile kedi ve köpeklerde bulunan yabancı cisimlerin hayvan türü spesifik değerlendirilmesi, ırk, yaş, kilo, cinsiyet gibi birtakım özelliklerin değerlendirilmesi, yabancı cismin lokasyonunun belirlenmesi adına 7 veteriner kliniğinden alınan 181.591 hasta kaydı incelenmiştir. Elde edilen veriler sonucu kedi ve köpeklerde bulunan yabancı cisim türlerinin; lokasyonları, cinsiyete bağlı yabancı cisim bulunma durumu, yaşa ve ırka bağlı yabancı cisim görülme durumu gibi birtakım veriler derlenmiştir.

BağırsaklarKedilerKöpekler+3
Anıl Demirel
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda yanık yarasının murt ağacı ekstresi, amnion sıvısı ve gümüş sülfadiazin ile sağaltımının karşılaştırılması

Sıçanlarda Yanık Yarasının Murt Ağacı Ekstresi, Amnion Sıvısı ve Gümüş Sülfadiazin ile Sağaltımının Karşılaştırılması Yanıklar; iyileşme süreçleri ve bu süreç boyunca ortaya çıkan komplikasyonlar, hasta ve hasta sahibi açısından uzun, psikolojik ve ekonomik yönden zorlu bir sağaltım dönemi içerir. Yanık şekillendikten sonra teşekkül eden enflamatuar yanıt ve yüksek immun aktivite, salgılanan birçok sitokin ve mediatörce yönetilen oldukça karmaşık bir olaylar bütünüdür. Lokal yaralanmanın yanı sıra, derin sistemik etkilere sebep olabilir. Sıradan sağaltımlara alternatif olarak bitkisel tedaviler, yıllardır halk tıbbında fazlaca kullanılmaktadır. Bu çalışmada; yanık yaralarının tedavisinde tüm dünyada sıklıkla tercih edilen, kimyasal içeriğe sahip gümüş sülfadiazine (Silverdin) karşı, bitkisel ajan olarak murt ağacı ekstresi (Myrtus communis) ve biyolojik olarak da amnion sıvısının etkileri karşılaştırılmıştır. Sprague-Dawley cinsi ratlar, ksilazin-ketamin kombinasyonuyla anestezi altına alınarak sırt bölgeleri traş edildi. Dört noktanın koordinatları belirlenerek, 100 C°'de kaynamakta olan su içerisinde 5 dakika boyunca ısıtılmış, 1 cm çapındaki demir çubuk ile kendi ağırlığınca temas ettirilerek 4 adet yanık yarası elde edildi. Yanık yaralarının oluşturulmasını takip eden 6 gün boyunca 2 no'lu yara bölgesi gümüş sülfadiazin, 3 no'lu yara bölgesi amnion sıvısı ve 4 no'lu yara bölgesi de murt ağacı ekstresi ile tedavi edildi. Bir no'lu yara bölgesi ise, hiçbir müdahale edilmeden doğal iyileşmeye bırakıldı. Tedavi süresince 6 gün ve sonrasındaki 9, 14, 21, 24, 27 ve 30. günlerde fotoğraflanarak, AUTOCAD programında alan hesaplamaları yapıldı. Otuzuncu günün sonunda tedavi uygulanan ratlardan anestezi altında doku örnekleri alınarak, servikal dislokasyon ile uyutuldu. Histopatolojik analizler sonucunda; murt ağacı ektresi uygulamasıyla, yanık bölgelerinde yara iyileşmesinin en önemli fazı olan proliferatif fazda şekillenen reepitelizasyon ve kollajenizasyonun sağlıklı ve daha hızlı bir şekilde tamamlandığı ve bölgedeki iyileşme alanlarının diğer ajanlara oranla daha hızlı küçüldüğü görüldü. Ayrıca immunohistokimyasal analizler sonucunda tespit edilen damarların, yara iyileşmesinin son evrelerine daha çabuk ulaşıldığı için bölgeden çekildikleri ve sayılarının azaldığı gözlendi. Çalışmamız, rutinde kullanılan yanık yarası sağaltım planlarına, murt ağacı ekstresinin fitoterapötik alternatif bir ajan olabileceği sonucuna varmıştır. viii Anahtar Kelimeler: Amnion sıvısı, gümüş sülfadiazin, Myrtus communis, sıçan, yanık yarası

Amniotik sıvıGümüş sülfadiazinMurt ağacı+4
Beyzanur Soykan
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kastrasyon yapılan köpeklerde cerrahi deneyimin postoperatif ağrı üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; deneyimli ve deneyimsiz cerrahlar tarafından gerçekleştirilen kastrasyonlar sonrasında cerrahi deneyimin postoperatif ağrı üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmada, Afyon Kocatepe Üniversitesi Hayvan Araştırma ve Uygulama Merkezine kastrasyon amacıyla getirilen, klinik olarak sağlıklı 16 erkek köpek (klinik olgular) kullanıldı. Köpekler, 8'i deneyimsiz cerrah grubu ve 8'i deneyimli cerrah grubu olmak üzere rastgele iki gruba ayrıldı. Çalışma kapsamında bütün köpekler, 0,3 mg/kg midazolam ve 0,2 mg/kg dozda butorfanolün intravenöz yolla verilmesiyle premedike edildi. Premedikasyondan sonra, 4 mg/kg dozda propofol intravenöz yolla bolus uygulanarak anestezi indüksiyonu sağlandı ve genel anestezi % 2 isofluran ve oksijen karışımı ile devam ettirildi. Köpeklere, gruplarına göre deneyimli veya deneyimsiz cerrahlar tarafından kastrasyon işlemi uygulandı. Her bir hayvanın ağrı değerlendirilmesi, postoperatif 0, 0,5, 1, 2, 4, 6, 8, 12 ve 24. saatlerde Modifiye Melbourne Ağrı Skalası'na göre yapılarak veriler kaydedildi. Aynı zamanda anestezi öncesi ve postoperatif 0, 0,5, 1, 2, 4, 6, 8, 12 ve 24. saatlerde serum kortizol düzeyinin belirlenebilmesi için kan örnekleri alındı. Çalışmada, ağrı skorlarının deneyimli ve deneyimsiz cerrahi grubunda yükseldiği, deneyimsiz cerrahi grubunda ağrı skorlarlarının deneyimli cerrahi grubuna göre daha yüksek seyrettiği belirlendi. Deneyimsiz cerrahi grubunda postoperatif dönemde kortizol seviyelerinin, deneyimli cerrahi grubuna göre daha yüksek seyrettiği gözlendi. Sonuç olarak, köpeklerde deneyimli cerrahlar tarafından yapılan kastrasyonlarda, deneyimsiz cerrahlar tarafından gerçekleştirilen kastrasyonlara göre postoperatif ağrının daha az olduğu kanısına varılmıştır.

Ağrı-postoperatifCerrahi-veteriner hekimlikHidrokortizon+3
Hande Demirkırkan
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir bölgesinde hernia diyaframatika bulunan kediler üzerine retrospektif bir çalışma

Bu çalışmada, İzmir'in farklı bölgelerinden kliniğimize getirilen ve travma sonucu diyafram fıtığı oluşan kedilerde preoperatif ve postoperatif dönemlerin değerlendirilmesi amaçlandı. Farklı yaş ve cinsiyetteki kedilerin postoperatif dönemdeki sağ kalım oranı %100 oldu. Diyafram fıtıklarının en fazla sirkumferensiyal tarzda oluştuğu görüldü. En çok fıtıklaşan organlar ince bağırsaklar ve karaciğer idi. Preoperatif dönemde bir hasta gastrik timpani nedeniyle, bir hasta da anestezi indüksiyonu sırasında kardiak arrest nedeniyle öldü. Kronikleşen bir olguda fıtıklaşan organlar ile akciğerler arasında yapışma şekillendiğini gördük. Karaciğerin fıtıklaştığı tüm olgularda pleural effüzyon vardı. Preoperatif ve postoperatif dönemde hastaların iyi değerlendirilmesi, yoğun bakım kabininde oksijen desteği ile tutulması, cerrahi sağaltım için uygun ekipman varlığı postoperatif dönemde sağ kalım oranının yüksek olmasını sağladı.

Herni-diafragmatikHernilerKediler+3
Sinem Daş
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda barsak yarası iyileşmesi üzerine bor'un etkisinin araştırılması

Bu çalışmada ağırlıkları 250-300 gr arasında değişen toplam 38 adet erkek Rat kullanıldı. Ratlar 12 saat aydınlık /12 saat karanlık standart kafeslerde, aynı laboratuvarda barındırıldı. Hayvanlar çalışmadan iki saat öncesine kadar ad libitum rat yemi ile beslendi ve serbest su içmeleri sağlandı.Çalışmada Eti Bor Maden İşletmelerinden alınan Eti Bor 48 (Boraks Pentahidrat) bor bileşiği kullanıldı. Bor 1 (n=7) Grubunda çalışma öncesi 3 gün süre ile 10 mg/kg Bor, serum fizyolojikte sulandırılıp gavaj yoluyla uygulandı. Bor 2 (n=7) Grubunda Çalışma öncesi 7 gün süre ile 10 mg/kg dozda Bor, Bor 1 grubundaki gibi uygulandı. Bor 3 (n=7) Grubunda çalışma öncesi 3 gün süre ile 30 mg/kg Bor, serum fizyolojikte sulandırılıp gavaj yoluyla uygulandı. 0. günde genel anestezi altında laparatomiyle kolona anastomoz yapılıp ve postop 3. güne kadar Bor uygulanmaya devam edildi. Bor 4 (n=7) Grubunda Çalışma öncesi 7 gün süre ile 30 mg/kg dozda Bor, Bor 1 grubundaki gibi uygulandı. 0. günde anastomoz yapılıp ve postop 7. güne kadar bor uygulamasına devam edilerek 7. günde olgular sakrifiye edildi. Kontrol grubunda olgulara hiçbir ilaç uygulanmadı. 0. günde kolon anastomozu yapılarak ve postop. 3. günde (n=5) ve 7. günde (n=5) sakrifiye edildi ve kardiak enjeksiyonla kan örnekleri alındı. Kan Serumunda MPO, IL-1, IL-6, TNF-α, Antioksidan Etkinlik ile Serum Düzeyleri ELİS Yöntemi ile ölçüldü. MDA, NO GSH ve AOA ölçümleri gerçekleştirildi. Olgular Histopatolojik yönden değerlendirildi.Bu çalışmada sırasıyla Bor 1, Bor 2, Bor 3, Bor 4, Kontrol 3 ve Kontrol 7 gruplarında anastomoz hattından alınan doku kesitlerinin histopatolojik inceleme sonuçları sırasıyla İnflamatuar Hücre, Fibroblastik Aktivite, Neovaskülarizasyon ve Kollajen düzeyi olarak verilmiştir. İnflamatuar Hücre ölçüm sonuçları sırasıyla; 2,93±0,41, 3,93±0,41, 3,61±0,55, 3,93±0,41, 1,26±0,41, 1,43±0,51 olarak kaydedildi. Tüm gruplar da elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında, bor 1 grubu ile bor2, bor3, bor4, kontrol 3 ve kontrol 7 grupları arasında istatistiksel fark vardır (P˂0,05). İnflamatuar hücre sayısı istatistiksel önemi olacak şekilde bor 2, bor 3 ve bor 4 grubunda yüksek bulunmuştur (p˂0,001). IL-1 ölçüm sonuçları sırasıyla; 20,64±2,98, 19,52±1,70, 21,41±2,10, 21,24±1,76, 22,67±1,43, 20,90±2,51 pg/ml olarak kaydedildi. Tüm gruplarda elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında, gruplar arasında fark yoktur (P˃0,05) IL-6 ölçüm sonuçları sırasıyla; 41,55±8,68, 25,34±5,30, 31,43±3,01, 19,62±3,61, 25,54±4,99, 16,14±2,27 ng/L olarak kaydedildi. Tüm gruplarda elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında, Bor 1 grubundaki yükseliş Bor 2, Bor 3, Bor 4, Kontrol 3 ve Kontrol 7 günlük grupları ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlıdır (P˂0,05). Bor 3 grubundaki yükseliş, Bor 4, Kontrol 3 ve Kontrol 7 grupları ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak fark vardır (P˂0,05) TNF-α ölçüm sonuçları sırasıyla; 47,12±8,17, 42,66±4,85, 43,46±4,93, 45,36±10,29, 39,82±6,31, 39,22±5,04 ng/ L olarak kaydedildi. Tüm gruplarda elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında, Gruplar arasında fark yoktur (P˃0,05). AOA ölçüm sonuçları sırasıyla; 7,38±0,64, 8,27±0,57, 9,07±1,16, 9,06±0,86, 10,00±1,47, 9,86±0,54 mmol/L olarak kaydedildi. Tüm gruplarda elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında, Bor 1 grubu ile Kontrol 3 ve Kontrol 7 günlük gruplar arasında fark vardır (p˂0,05). Bor 2, Bor 3, Bor 4 grupları ile diğer hiçbir grup arasında fark yoktur (P˃0,05). Sonuç olarak Boraks pentahidrat solüsyonunun oral yolla (gavaj ile) verilen bu tez çalışmasında literatür bilgilerin aksine 30 mg/kg dozda uygulanmasının barsak yarası iyileşmesi üzerine olumlu etkilerinin olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Boraks pentahidrat, Rat, Barsak yara iyileşmesi, Antioksidan Aktivite.

AntioksidanlarBağırsak hastalıklarıBağırsaklar+4
Yakup Alarslan
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kornea yarası oluşturulan ratlarda resveratrol'ün erken dönem iyileşmedeki etkisinin araştırılması

Kornea yaraları klinisyenlerin kedi ve köpeklerde sıkça karşılaştığı olgulardandır. Çoğunlukla sonuçları açısından genellikle olumsuz ve şüpheli kabul edilen olgular olarak değerlendirilmektedir. Veteriner hekimlikte insan hekimliğindeki tedavi yöntemlerinden faydalanarak, çoğunlukla modifiye tekniklerle sağaltım yapılmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmada, Fitoaleksin olarak bilinen bir polifenol olan resveratrol günümüze kadar kullanılan ilaç ve cerrahi yöntemlerin yanıtına ek olarak ve belki de sağaltımda antibiyotik kullanımının yan etkilerini azaltmak ve resveratrol maddesinin antitümor, antioksidan etkinlikten destek alarak iyileşmeyi hızlandırmak ya da sekel oluşumunu azaltarak ya da ortadan kaldırarak her iki hekimlik alanında da önemli bir çığır açacak yeni bir sağaltım yöntemi ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu amaçla değişik yaş ve cinsiyette 6 haftalık yaşta toplam 20 adet Erkek Wistar Albino Rat kullanıldı. Denekler iki gruba ayrıldı. 1. Grup denek; Kontol Grubu olarak, 2. Grup Denek; Resveratrol grubu olarak ayrıldı. Her bir ratın sağ gözüne her iki grup hayvanın korneasına Lup (2,5 X) kullanılarak, sentralde vertikal olarak bisturi ucu ile 2-3 mm uzunluğunda desement membrana kadar kornea yarası oluşturuldu ve yara 10/0 Nylon dikiş materyali ile basit ayrı dikiş yöntemi ile dikildi. Tüm gruplardaki deneklere tarsorafi uygulaması yapılarak 5 gün boyunca 1. Grup yani kontrol grubu deneklerde sadece tobramisin, 2. Gruptaki yani resveratrol grubu ratlara ise gözlere tobramisin uygulanmasına ek olarak yem ve resveratrol (30 mg/kg) içeren su gastrik gavaj ile; 1. Gruptaki ratlar ise sadece su ve yem ile ad libitum 11 gün boyunca beslendiler. Postoperatif 11 günlük gözlem boyunca oftalmoskopik bulgular not edildi. Tüm olguların yapılan klinik muayenelerinde neovaskülerizasyon gelişmediği ve korneal saydamlığın oluştuğu gözlendi. 11 gün sonunda sakrifiye edilen hayvanlardan alınan gözler histopatolojik olarak incelendi. Kontrol Grubu histopatolojik muayene bulguları; uygun kesit alınamadığı için 1 adet ratın korneası değerlendirilemedi. Her grupta toplamda histopatolojik olarak 9 adet ratın sağ göz korneası çalışılmıştır. Hayvanlardan sakrifikasyon öncesinde kan örnekleri toplandı ve kontrol ve deneme grubundan alınan kan örneklerinde yapılan biyokimyasal analizlerde MMP-9, NO, MDA ve AOS ölçüldü. BDP açısından skor 3: gruplarda sırayla %11.1 ve %0.0 idi (p<0.05). YHİ; skor 3 sırayla %11.1 ve %0.0 (p<0.05) idi. MDA sonuçları sırasıyla 0. gün ve 11. gün Grup K ve Grup R için 1,61±0,316, 2,854±0,57 ve 2,362±0,513 olarak ölçüldü. Grup K'daki artış istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.001). MMP-9 ise sırasıyla; 1,115±0,197, 2,842±0,368 ve 2,437±0,323 olarak ölçüldü Grup K'daki artış istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.01). AOS açısından gruplar arasında fark belirlendi (p<0.05). RES grubunda 11. gün ölçüm sonuçları 0. gün ölçüm sonuçlarına çok yakın bulundu. Çalışma sonucunda biyokimyasal ve histopatolojik bulgular yönünden yapılan değerlendirmelere göre resveratrolün kornea yara sağaltımında vaskülerizasyonun engellenerek korneanın saydam görünümünün tekrar kazandırılması ve dolayısı ile iyileşmenin sağlanmasında önemli oranda etkili olduğu ancak daha kapsamlı ve uzun takip gerektiren çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.

GözGöz hastalıklarıHayvan deneyleri+5
Hatice Çilem Perçin
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kornea yarası oluşturulan ratlarda resveratrol'ün erken dönem iyileşmedeki etkisinin araştırılması

Kornea yaraları klinisyenlerin kedi ve köpeklerde sıkça karşılaştığı olgulardandır. Çoğunlukla sonuçları açısından genellikle olumsuz ve şüpheli kabul edilen olgular olarak değerlendirilmektedir. Veteriner hekimlikte insan hekimliğindeki tedavi yöntemlerinden faydalanarak, çoğunlukla modifiye tekniklerle sağaltım yapılmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmada, Fitoaleksin olarak bilinen bir polifenol olan resveratrol günümüze kadar kullanılan ilaç ve cerrahi yöntemlerin yanıtına ek olarak ve belki de sağaltımda antibiyotik kullanımının yan etkilerini azaltmak ve resveratrol maddesinin antitümor, antioksidan etkinlikten destek alarak iyileşmeyi hızlandırmak ya da sekel oluşumunu azaltarak ya da ortadan kaldırarak her iki hekimlik alanında da önemli bir çığır açacak yeni bir sağaltım yöntemi ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu amaçla değişik yaş ve cinsiyette 6 haftalık yaşta toplam 20 adet Erkek Wistar Albino Rat kullanıldı. Denekler iki gruba ayrıldı. 1. Grup denek; Kontol Grubu olarak, 2. Grup Denek; Resveratrol grubu olarak ayrıldı. Her bir ratın sağ gözüne her iki grup hayvanın korneasına Lup (2,5 X) kullanılarak, sentralde vertikal olarak bisturi ucu ile 2-3 mm uzunluğunda desement membrana kadar kornea yarası oluşturuldu ve yara 10/0 Nylon dikiş materyali ile basit ayrı dikiş yöntemi ile dikildi. Tüm gruplardaki deneklere tarsorafi uygulaması yapılarak 5 gün boyunca 1. Grup yani kontrol grubu deneklerde sadece tobramisin, 2. Gruptaki yani resveratrol grubu ratlara ise gözlere tobramisin uygulanmasına ek olarak yem ve resveratrol (30 mg/kg) içeren su gastrik gavaj ile; 1. Gruptaki ratlar ise sadece su ve yem ile ad libitum 11 gün boyunca beslendiler. Postoperatif 11 günlük gözlem boyunca oftalmoskopik bulgular not edildi. Tüm olguların yapılan klinik muayenelerinde neovaskülerizasyon gelişmediği ve korneal saydamlığın oluştuğu gözlendi. 11 gün sonunda sakrifiye edilen hayvanlardan alınan gözler histopatolojik olarak incelendi. Kontrol Grubu histopatolojik muayene bulguları; uygun kesit alınamadığı için 1 adet ratın korneası değerlendirilemedi. Her grupta toplamda histopatolojik olarak 9 adet ratın sağ göz korneası çalışılmıştır. Hayvanlardan sakrifikasyon öncesinde kan örnekleri toplandı ve kontrol ve deneme grubundan alınan kan örneklerinde yapılan biyokimyasal analizlerde MMP-9, NO, MDA ve AOS ölçüldü. BDP açısından skor 3: gruplarda sırayla %11.1 ve %0.0 idi (p<0.05). YHİ; skor 3 sırayla %11.1 ve %0.0 (p<0.05) idi. MDA sonuçları sırasıyla 0. gün ve 11. gün Grup K ve Grup R için 1,61±0,316, 2,854±0,57 ve 2,362±0,513 olarak ölçüldü. Grup K'daki artış istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.001). MMP-9 ise sırasıyla; 1,115±0,197, 2,842±0,368 ve 2,437±0,323 olarak ölçüldü Grup K'daki artış istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.01). AOS açısından gruplar arasında fark belirlendi (p<0.05). RES grubunda 11. gün ölçüm sonuçları 0. gün ölçüm sonuçlarına çok yakın bulundu. Çalışma sonucunda biyokimyasal ve histopatolojik bulgular yönünden yapılan değerlendirmelere göre resveratrolün kornea yara sağaltımında vaskülerizasyonun engellenerek korneanın saydam görünümünün tekrar kazandırılması ve dolayısı ile iyileşmenin sağlanmasında önemli oranda etkili olduğu ancak daha kapsamlı ve uzun takip gerektiren çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.

GözGöz hastalıklarıHayvan deneyleri+5
Hatice Çilem Perçin
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde midazolam-ketamin-izofloran ve midazolam-propofol-izofloran anestezisinin koagulasyon parametrelerine etkisinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı, köpeklerde Midazolam- Ketamin-İzofloran (MKİ) ve Midazolam- Propofol-İzofloran (MPİ) anestezisinin koagülasyon parametreleri, vital parametreler, hemogram parametreleri, kan gazı parametreleri, biyokimyasal parametreler üzerindeki etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmada, Afyon Kocatepe Üniversitesi Veteriner Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezine çeşitli operasyonlar yapılması amacıyla getirilen, farklı ırktan, farklı cinsiyetten ve yaşları 4 ay ile 6 yaş arası değişen 20 adet köpek kullanıldı. Köpekler rastgele (MKİ n=10) ve (MPİ n=10) iki gruba ayrıldı. Çalışmada MKİ protokolü uygulanan köpeklerin ağırlık ortalamaları 24,69±10,85 kg, MPİ protokolü uygulanan köpeklerin ağırlık ortalamaları 24,87±3,51 kg idi. Her iki gruptaki köpeklere anestezik madde ve serum uygulamaları için vena sefalica antebrahi'ye 18 G intraket yerleştirildi. MKİ protokolü uygulanan köpeklerde 12 saat açlığı takiben preanestezik olarak midazolam 0,2-0,4 mg/kg dozda intravenöz yolla uygulandı. Anestezi indüksiyonu Ketamin HCl'ün 15 mg/kg dozda intravenöz uygulanmasıyla sağlandı. MPİ protokolü uygulanan köpeklerde 12 saat açlığı takiben Preanestezik olarak midazolam 0,2-0,4 mg/kg dozda intravenöz kullanıldı. Anestezi indüksiyonu; propofol solüsyonunun 6-7 mg/kg dozda intravenöz yolla yavaş şekilde enjekte edilmesiyle sağlandı. Hemen ardından iki gruptaki köpekleree uygun çaptaki endotrakeal tüplerle entübasyon gerçekleştirildi. Çalışmada tüm köpeklerden preoperatif 0. dakika, intraoperatif 15.dakika ve 30. dakikada ve postoperatif 0. dk ve 6. saatte hemogram, kan gazı ve koagülasyon parametreleri ölçümü için venöz kan örnekleri alındı ve vital parametreleri kaydedildi. Vücut ısısı termometre ile ölçüldü. Hospitalizasyon bokslarına nakledilen köpeklerden postoperatif 0. ve 6. saatlerde de kan örnekleri alındı ve vital parametreleri kaydedildi. 95 Gruplar karşılaştırıldığında preoperatif 0. dakika ölçümlerine göre tüm ölçüm zamanlarında PT, TT, Fibrinojen ve APTT değerlerinde istatistiksel önemi olmayan (p>0.05) değişim kaydedildi ve tüm ölçüm zamanlarındaki bulgular referans aralıktaydı. MPİ grubundaki pH ölçüm sonucu MKİ ile karşılaştırıldığında intraperatif 30. dakika ve postoperatif 6. saatlerinde kaydedilen düşüş istatistiksel olarak anlamlı (P<0,05) bulunmuştur. Buna paralel olarak MPİ grubunda pCO2 istatistiksel önemi olacak şekilde (p<0.05) postoperatif 6. saatte yükselmiş ve respiratorik asidoz gelişmiştir. Yapılan ölçümler sonucunda her iki anestezi protokolününde; koagülasyon parametreleri, vital parametreler, kan gazı parametreleri, hemogram parametreleri ve biyokimyasal parametreler göz önüne alınarak köpeklerde güvenle kullanılabileceği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Köpek, Midazolam, Ketamin HCl, Propofol, İzofluran, Koagülasyon Parametreleri.

AnestetiklerAnesteziKan pıhtılaşması+6
Pınar Arca
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde midazolam-ketamin-izofloran ve midazolam-propofol-izofloran anestezisinin koagulasyon parametrelerine etkisinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı, köpeklerde Midazolam- Ketamin-İzofloran (MKİ) ve Midazolam- Propofol-İzofloran (MPİ) anestezisinin koagülasyon parametreleri, vital parametreler, hemogram parametreleri, kan gazı parametreleri, biyokimyasal parametreler üzerindeki etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmada, Afyon Kocatepe Üniversitesi Veteriner Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezine çeşitli operasyonlar yapılması amacıyla getirilen, farklı ırktan, farklı cinsiyetten ve yaşları 4 ay ile 6 yaş arası değişen 20 adet köpek kullanıldı. Köpekler rastgele (MKİ n=10) ve (MPİ n=10) iki gruba ayrıldı. Çalışmada MKİ protokolü uygulanan köpeklerin ağırlık ortalamaları 24,69±10,85 kg, MPİ protokolü uygulanan köpeklerin ağırlık ortalamaları 24,87±3,51 kg idi. Her iki gruptaki köpeklere anestezik madde ve serum uygulamaları için vena sefalica antebrahi'ye 18 G intraket yerleştirildi. MKİ protokolü uygulanan köpeklerde 12 saat açlığı takiben preanestezik olarak midazolam 0,2-0,4 mg/kg dozda intravenöz yolla uygulandı. Anestezi indüksiyonu Ketamin HCl'ün 15 mg/kg dozda intravenöz uygulanmasıyla sağlandı. MPİ protokolü uygulanan köpeklerde 12 saat açlığı takiben Preanestezik olarak midazolam 0,2-0,4 mg/kg dozda intravenöz kullanıldı. Anestezi indüksiyonu; propofol solüsyonunun 6-7 mg/kg dozda intravenöz yolla yavaş şekilde enjekte edilmesiyle sağlandı. Hemen ardından iki gruptaki köpekleree uygun çaptaki endotrakeal tüplerle entübasyon gerçekleştirildi. Çalışmada tüm köpeklerden preoperatif 0. dakika, intraoperatif 15.dakika ve 30. dakikada ve postoperatif 0. dk ve 6. saatte hemogram, kan gazı ve koagülasyon parametreleri ölçümü için venöz kan örnekleri alındı ve vital parametreleri kaydedildi. Vücut ısısı termometre ile ölçüldü. Hospitalizasyon bokslarına nakledilen köpeklerden postoperatif 0. ve 6. saatlerde de kan örnekleri alındı ve vital parametreleri kaydedildi. 95 Gruplar karşılaştırıldığında preoperatif 0. dakika ölçümlerine göre tüm ölçüm zamanlarında PT, TT, Fibrinojen ve APTT değerlerinde istatistiksel önemi olmayan (p>0.05) değişim kaydedildi ve tüm ölçüm zamanlarındaki bulgular referans aralıktaydı. MPİ grubundaki pH ölçüm sonucu MKİ ile karşılaştırıldığında intraperatif 30. dakika ve postoperatif 6. saatlerinde kaydedilen düşüş istatistiksel olarak anlamlı (P<0,05) bulunmuştur. Buna paralel olarak MPİ grubunda pCO2 istatistiksel önemi olacak şekilde (p<0.05) postoperatif 6. saatte yükselmiş ve respiratorik asidoz gelişmiştir. Yapılan ölçümler sonucunda her iki anestezi protokolününde; koagülasyon parametreleri, vital parametreler, kan gazı parametreleri, hemogram parametreleri ve biyokimyasal parametreler göz önüne alınarak köpeklerde güvenle kullanılabileceği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Köpek, Midazolam, Ketamin HCl, Propofol, İzofluran, Koagülasyon Parametreleri.

AnestetiklerAnesteziKan pıhtılaşması+6
Pınar Arca
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde kalça displazisinin prevalansının ortaya konulması

Bu çalışma köpeklerde sık karşılaşılan kalça displazisinin radyografik görüntüleri üzerinden PennHIP teşhis yöntemi kullanarak derecelendirme ve sınıflandırma yaparak yöntemler arasındaki farkları ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışma materyalini Afyonkarahisar merkez sınırları içerisinde 24 erkek, 34 dişi olmak üzere toplam 58 adet sokak köpeği oluşturmuştur. Köpekler yaş gruplarına göre 3 gruba ayrıldı. Birinci grubu 2 yaş ve altındaki 9 erkek, 18 dişi olmak üzere 27 köpek, ikinci grubu 3 ve 4 yaşındaki 8 erkek, 7 dişi olmak üzere 15 köpek, üçüncü grubu 5 yaş ve üzerinde olan 7 erkek, 9 dişi olmak üzere 16 köpek oluşturdu. Kalça dipslazisinin belirlenmesi amacıyla köpeklerin Xylazin HCL ve Ketamin HCl ile anesteziye alınmasından sonra kalça eklemlerine ait standart ventro dorsal (SVD), distraksiyon ve kompresyon ve olmak üzere 3 farklı yöntemde radyolojik görüntüleri alınmış ve alınan görüntüler değerlendirilmek üzere dijital ortama aktarıldı. SVD radyografik sonuçlar üzerinden Norberg Açısı (NA), Distraksiyon ve Kompresyon yöntemlerinden ise Distraksiyon İndeksi ve Kompresyon İndeksi değerleri belirlendi. SVD'ye ait radyografik görüntüler üzerinden hesaplanan NA değeri dikkate alınarak KD belirlenmesi ve derecelendirilmesi amacıyla BVA/KC kriterleri göz önünde bulunduruldu. Grup ve cinsiyet dikkate alınmadan yapılan SVD yöntemi değerlendirmesine göre 58 köpeğin 52 tanesinde (%89,65) çeşitli derecelerde dispazik durum tespit edildi. Cinsiyete bakıldığında ise KD'li olan 52 köpeğin 19 tanesinin (%32,75) erkek, 33 tanesinin de (%56,89) dişi köpeklertarafından oluşturduğu belirlendi. Genel olarak KD'li olan 52 köpeğin (%89,65) gruplara göre dağılımına bakıldığında ise 27 tanesinin (%46,55) 1. grupta, 12 tanesinin (%20,68) 2. grupta, 13 tanesinin de (%22,41) 3. grup içerisinde yer aldığı görüldü. Ayrıca KD'li olan 52 (%89,65) köpeğin 40 tanesinin (%68,96) bilateral, 12 tanesininde (%20,68) unilateral displazik olduğu tespit edildi. Distraksiyon indeksi (DI) değerleri için 0.3 değeri aşağısı negatif, 0.3-0.5 arası şüpheli, 0.5 ve 0.7 arası displazik, 0.7 ve üzeri ağır displazik olacak şekilde sınıflandırma yapıldı ve sağ ve sol kalça eklemine ait Dİ değerlerinden büyük olanın dikkate alınarak yapılan genel değerlendirmeye göre 58 köpeğin 8 tanesi (%13,79) negatif, 34 tanesi şüpheli (%58,62), 15 tanesi KD'li (%25,86) ve 1 tanesi (%1,72) de ağır KD'li olduğu gözlendi. Kompresyon İndeksi (CI) değerlerinin gruplara etkisi incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmedi (p>0,05). CI değerlendirildiğinde kalça eklemi uyumunun bütün yaş gruplarında kalça displazisinden bağımsız olarak iyi bir uyum gösterdiği ancak çok ileri derecede displazik olan köpeklerde bu uyumun bozulduğu görüldü. Sonuç olarak SVD ve Distraksiyon yöntemleri ile Kalça displazisinin teşhisinde bulunabildiği fakat Dİ ile SVD arasındaki oranlar dikkate alındığında sadece Dİ ile KD tespitinde bulunulmaması Di ve SVD yöntemlerinin ikili olarak kullanılması ile KD teşhisi yapılması gerektiği ayrıca Dİ değerlendirilmesi yapılırken de 0.3 kritik değerinin üzerindeki bütün değerlerin NA sonuçları ile birlikte değerlendirilmesinin teşhisi güçlendireceği kanaatine varıldı. Elde edilen sonuçlar neticesinde Afyonkarahisar merkez sınırları içerisindeki sokak köpeklerinde de KD sorun teşkil ettiği sonucuna varıldı.

Bülent Bostancı
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde kalça displazisinin prevalansının ortaya konulması

Bu çalışma köpeklerde sık karşılaşılan kalça displazisinin radyografik görüntüleri üzerinden PennHIP teşhis yöntemi kullanarak derecelendirme ve sınıflandırma yaparak yöntemler arasındaki farkları ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışma materyalini Afyonkarahisar merkez sınırları içerisinde 24 erkek, 34 dişi olmak üzere toplam 58 adet sokak köpeği oluşturmuştur. Köpekler yaş gruplarına göre 3 gruba ayrıldı. Birinci grubu 2 yaş ve altındaki 9 erkek, 18 dişi olmak üzere 27 köpek, ikinci grubu 3 ve 4 yaşındaki 8 erkek, 7 dişi olmak üzere 15 köpek, üçüncü grubu 5 yaş ve üzerinde olan 7 erkek, 9 dişi olmak üzere 16 köpek oluşturdu. Kalça dipslazisinin belirlenmesi amacıyla köpeklerin Xylazin HCL ve Ketamin HCl ile anesteziye alınmasından sonra kalça eklemlerine ait standart ventro dorsal (SVD), distraksiyon ve kompresyon ve olmak üzere 3 farklı yöntemde radyolojik görüntüleri alınmış ve alınan görüntüler değerlendirilmek üzere dijital ortama aktarıldı. SVD radyografik sonuçlar üzerinden Norberg Açısı (NA), Distraksiyon ve Kompresyon yöntemlerinden ise Distraksiyon İndeksi ve Kompresyon İndeksi değerleri belirlendi. SVD'ye ait radyografik görüntüler üzerinden hesaplanan NA değeri dikkate alınarak KD belirlenmesi ve derecelendirilmesi amacıyla BVA/KC kriterleri göz önünde bulunduruldu. Grup ve cinsiyet dikkate alınmadan yapılan SVD yöntemi değerlendirmesine göre 58 köpeğin 52 tanesinde (%89,65) çeşitli derecelerde dispazik durum tespit edildi. Cinsiyete bakıldığında ise KD'li olan 52 köpeğin 19 tanesinin (%32,75) erkek, 33 tanesinin de (%56,89) dişi köpeklertarafından oluşturduğu belirlendi. Genel olarak KD'li olan 52 köpeğin (%89,65) gruplara göre dağılımına bakıldığında ise 27 tanesinin (%46,55) 1. grupta, 12 tanesinin (%20,68) 2. grupta, 13 tanesinin de (%22,41) 3. grup içerisinde yer aldığı görüldü. Ayrıca KD'li olan 52 (%89,65) köpeğin 40 tanesinin (%68,96) bilateral, 12 tanesininde (%20,68) unilateral displazik olduğu tespit edildi. Distraksiyon indeksi (DI) değerleri için 0.3 değeri aşağısı negatif, 0.3-0.5 arası şüpheli, 0.5 ve 0.7 arası displazik, 0.7 ve üzeri ağır displazik olacak şekilde sınıflandırma yapıldı ve sağ ve sol kalça eklemine ait Dİ değerlerinden büyük olanın dikkate alınarak yapılan genel değerlendirmeye göre 58 köpeğin 8 tanesi (%13,79) negatif, 34 tanesi şüpheli (%58,62), 15 tanesi KD'li (%25,86) ve 1 tanesi (%1,72) de ağır KD'li olduğu gözlendi. Kompresyon İndeksi (CI) değerlerinin gruplara etkisi incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmedi (p>0,05). CI değerlendirildiğinde kalça eklemi uyumunun bütün yaş gruplarında kalça displazisinden bağımsız olarak iyi bir uyum gösterdiği ancak çok ileri derecede displazik olan köpeklerde bu uyumun bozulduğu görüldü. Sonuç olarak SVD ve Distraksiyon yöntemleri ile Kalça displazisinin teşhisinde bulunabildiği fakat Dİ ile SVD arasındaki oranlar dikkate alındığında sadece Dİ ile KD tespitinde bulunulmaması Di ve SVD yöntemlerinin ikili olarak kullanılması ile KD teşhisi yapılması gerektiği ayrıca Dİ değerlendirilmesi yapılırken de 0.3 kritik değerinin üzerindeki bütün değerlerin NA sonuçları ile birlikte değerlendirilmesinin teşhisi güçlendireceği kanaatine varıldı. Elde edilen sonuçlar neticesinde Afyonkarahisar merkez sınırları içerisindeki sokak köpeklerinde de KD sorun teşkil ettiği sonucuna varıldı.

Bülent Bostancı
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2017
00