
189
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Serebral palsili çocuklarda bakım verenlerin bakım yükü, kas iskelet sistemi problemleri, yaşam kalitesi ve anksiyetesinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı SP'li çocuklara ait bireysel ve klinik özellikler, aileye ve bakım verene ait özellikler ile bakım verenin bakım yükü, kas iskelet sistemi problemleri, yaşam kalitesi ve anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkiyi kapsamlı bir şekilde incelemektir. Çalışmada SP'li çocuğa ait bireysel özellikler yaş, cinsiyet ve vücut kitle indeksi (VKİ) olarak kaydedildi. SP'li çocuğa ait klinik özellikler olarak etkilenen bölge, kaba motor fonksiyon becerileri ve seviyesi, ince motor becerileri, uyku durumu, ağrı durumu, fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri, iletişim becerileri ve kognitif problemin varlığı değerlendirildi. Aileye ait özellikler kardeş sayısı, gelir durumu ve yaşanılan yer olarak kaydedildi. Bakım verenler için, bakım yükleri Zarit Bakım Yükü Ölçeği (ZBYÖ) ile, kas iskelet sistemi problemleri Örebro Kas İskelet Sistemi Tarama Anket-12-TR (ÖKİSTA-12) ve İskandinav Kas İskelet Sistemi Anketi (İKİSA) ile, anksiyete düzeyleri Beck Anksiyete Envanteri (BAE) ile ve yaşam kalitesi EuroQOL- EQ5D5L anketi ile ölçüldü. Bakım verenlerin kas iskelet sistemi problemleri ile çocuğun yaşı ve cinsiyeti, ailenin gelir durumu, çocuğun etkilenen bölge sayısı, kognitif problemin varlığı, kaba motor fonksiyon becerisi, uyku bozuklukları ve fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri arasında ilişki vardı (p<0,05). Bakım verenlerin yaşam kalitesi, çocuğun cinsiyeti, çocuğun kognitif probleminin varlığı ve bakım verenin VKİ'si ile ilişkiliydi (p<0,05). Bakım verenlerin anksiyete düzeyi ise çocuğun kognitif probleminin varlığı ve ağrı şiddeti ile ilişki gösterdi (p<0,05). Bakım verenlerin bakım yükü ile hiçbir değişken arasında ilişki bulunmadı (p>0,05). Bakım verenlerin kas iskelet sistemiyle ilgili problemlerini iyileştirmek, yaşam kalitesini artırmak ve anksiyete düzeyini azaltmak ilişkili faktörlere odaklanılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Serebral palsi, bakım yükü, kas iskelet sistemi problemleri, yaşam kalitesi, anksiyete
Ayaktan rehabilitasyon hastalarında hasta odaklı rehabilitasyon ölçeğinin kültürel adaptasyonu, geçerliliği ve güvenilirliği
Bu çalışmada, hasta odaklı rehabilitasyon yaklaşımın değerlendirilmesine yönelik, Kanada'da geliştirilen 'Client-Centred Rehabilitation Questionnaire (CCRQ)' ölçeğinin Türkçeye uyarlanması ve ayaktan rehabilitasyon hastalarında geçerlilik ve güvenilirliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ölçeğin Türkçe versiyonu CCRQ-Tr olarak adlandırılmıştır. Kültürel uyarlama süreci tamamlandıktan sonra CCRQ-Tr, farklı tanılara sahip 210 ayaktan rehabilitasyon hastasına uygulanmıştır. Toplanan veriler doğrultusunda yapılan açıklayıcı faktör analizinde başlangıçta sekiz faktör elde edilmiş, ancak yapısal sorunlar nedeniyle 7., 14. ve 30. maddeler çıkarılarak analiz tekrarlanmış ve özgün ölçekle uyumlu yedi faktörlü bir yapı elde edilmiştir. Bu yapı toplam varyansın yaklaşık %60,5'ini açıklamaktadır. Doğrulayıcı faktör analizinde modelin uyum iyiliği değerleri değerlendirildiğinde χ²/df=1,92, RMSEA=0,066, SRMR=0,047, CFI=0,86 ve TLI=0,84 olarak bulunmuş; modelin kabul edilebilir düzeyde uyum gösterdiği belirlenmiştir. Bu bulgular, elde edilen yedi faktörlü yapının özgün ölçeğin yapısal modelini doğruladığını ortaya koymuştur. Ölçeğin genel iç tutarlılığı (Cronbach's α=0,92) ve test-tekrar test güvenilirliği (Sınıf İçi Korelasyon Katsayısı [ICC]=0,992) yüksek düzeyde bulunmuştur. İçerik geçerliliği uzman görüşleriyle değerlendirilmiş, madde düzeyinde ortalama uyum indeksi (S-CVI/Ave) 0,977 olarak bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar, CCRQ'nun Türkçeye uyarlanmış hali olan CCRQ-Tr'nin ayaktan rehabilitasyon hastalarında kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu ölçek, hasta deneyimini değerlendirme ve Türkiye'deki ayaktan rehabilitasyon hizmetlerinin kalitesini izleme amacıyla klinik ve araştırma ortamlarında etkili bir şekilde kullanılabilir.
Fiziksel aktivite düzeyinin belirlenmesi: Tanımlayıcı çalışma
Fiziksel aktivite düzeyinin belirlenmesi, önemli bir halk sağlığı sorunu olan fiziksel inaktiviteyi azaltmaya yönelik uygulamaların geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Bu çalışma kapsamında araştırmacılar tarafından hazırlanan 'Fiziksel Aktivite Düzeyini Ölçme ve Değerlendirme Anketi' ile 18-64 yaş arası yetişkin bireylerde fiziksel aktivite düzeyinin belirlenmesi amaçlandı. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeyi toplam MET (Metabolik Eşdeğer) ve günlük ortalama adım sayılarına göre kategorilere ayrılarak değerlendirildi. Çalışmaya 18-64 yaş arasındaki 212 kadın ve 89 erkek olmak üzere 301 gönüllü katılımcı dahil edildi. Anket formu kişisel bilgiler, günlük yaşam, yürüme düzeyi, evle ilgili işler, iş ve iş yeri ile ilgili değerlendirmeleri olmak üzere toplam 28 soru içermekteydi. Anketin kapsam geçerlik analizi Lawshe tekniği ile yapılarak fiziksel aktivite düzeyini belirlemeye uygun bulundu (Kapsam Geçerlilik İndeksi (KGİ):1). Katılımcıların haftalık ortalama toplam MET değerinin 2182,87±1254,30 olduğu ve %76,4'ünün az aktif (600-3000 MET), %6,6'sının inaktif (<600 MET) ve %16,9'unun yeterli düzeyde aktif (600-3000 MET) kategoride yer aldığı saptandı. Yaş (p<0,05), vücut kütle indeksi (VKİ) (p<0,05), kronik hastalık (p<0,05), eğitim düzeyi (p<0,05), meslek (p<0,05), gelir düzeyi (p<0,05), fiziksel aktivite düzeyi öz değerlendirme (p<0,001), oturma süresi (p<0,05), egzersiz ve spor alışkanlığı (p<0,001), aktivite alanı (p<0,05), adımsayar kullanma (p<0,05), yürüme hızı (p<0,001), iş aktivitesi düzeyi (p<0,05), iş aktivite türü (p<0,001) ve ulaşım yöntemi (p<0,05) ile toplam MET değerleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulundu. Cinsiyet, sağlık durumu, uyku süresi ve evcil hayvan ile yürüyüş süresi ile toplam MET arasında anlamlı bir ilişki olmadığı bulundu. Katılımcıların çoğunun (%29,38) biraz aktif (7500-9999) adım sayısı kategorisinde olduğu bulundu. Cinsiyet (p<0,05), VKİ (p<0,05), fiziksel aktivite düzeyi öz değerlendirme (p<0,001), egzersiz ve spor alışkanlığı (p<0,05), aktivite alanı (p<0,05), yürüme hızı (p<0,05), ulaşım yöntemi (p<0,05) ile toplam adım sayısı arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulundu. Yaş, eğitim düzeyi, sağlık durumu, meslek, gelir düzeyi, uyku süresi, oturma süresi, evcil hayvan ile yürüyüş süresi, iş aktivitesi ve türü ile toplam günlük adım sayısı kategorileri arasında anlamlı bir ilişki olmadığı bulundu. Bu çalışma, toplam MET değeri ve günlük adım sayısı kategorileri ile yapılan değerlendirmelerin yanı sıra, nitel ve nicel sorulara da yer vererek, fiziksel aktivite düzeyinin belirlenmesinde daha kapsamlı bir analiz sunmakta ve gelecekteki araştırmalara önemli bir katkı sağlamaktadır.
Omuz artroskopisi yapılan hastalarda kinezyofobi ve uyku kalitesi
Bu çalışma omuz artroskopisi yapılan hastalarda cerrahi öncesi ve cerrahi + fizik tedavi sonrası kinezyofobi ve uyku kalitesini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Çalışmaya rotator manşet yırtığı, superior labrum anterior-posterior (SLAP) lezyonu ve subakromiyal sıkışma sendromu (SSS) tanılarının üçüne birden sahip olan ve bu sebeple omuz artroskopisi yapılan, 45-80 yaş aralığındaki 120 hasta dahil edildi. Çalışmaya katılmak için onay veren hastaların yaş, cinsiyet, meslek, eğitim durumu, ağrı süresi, kronik hastalık varlığı gibi bilgileri veri kayıt formu aracılığıyla kaydedildi. Visual Analog Skala (VAS) ile ağrı şiddetleri, Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ile kinezyofobi düzeyleri, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ile uyku kalitesi değerlendirildi. Omuz artroskopi yapılan hastalara operasyondan bir ay geçtikten sonra 2 hafta geleneksel fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulandı. Artroskopi sonrası 3. ayda ağrı şiddeti, kinezyofobi ve uyku kalitesi tekrar değerlendirildi. Cerrahi + fizik tedavi sonrası hastaların ağrı şiddeti, kinezyofobi düzeyleri ve uyku kalite puanlarında cerrahi öncesine kıyasla istatistiksek olarak anlamlı iyileşme saptandı (p<0,001). Ayrıca cerrahi öncesi ağrı şiddeti ve uyku kalite puanları arasında pozitif yönde anlamı ilişki bulunurken (p<0,001), cerrahi öncesi ağrı süresi ile uyku kalite puanları arasında negatif yönde ilişki saptandı. Bu çalışmanın sonucunda, rotator manşet yırtığı, SLAP lezyonu, SSS tanılarının üçüne birden sahip olup omuz artroskopisi uygulanan bireylerde cerrahi müdahale ve cerrahi sonrası rehabilitasyon sürecinin hareket korkusunu azalttığı ve uyku bozukluklarını iyileştirdiği belirlenmiştir (p<0,001). Anahtar Kelimeler: Omuz artroskopisi, cerrahi sonrası rehabilitasyon, kinezyofobi, uyku kalitesi, ağrı şiddeti
Torakal seviye spinal kord yaralanmalı bireylerde gövde dengesi ile gövde pozisyon hissi, tekerlekli sandalye becerileri ve fonksiyonel bağımsızlık arasındaki ilişkinin incelenmesi
Spinal kord yaralanmaları (SKY), bireylerin motor, duyu ve otonomik işlevlerinde kayıplara yol açarak günlük yaşam aktivitelerini önemli ölçüde kısıtlayan ciddi nörolojik bozukluklardır. Bu çalışmanın amacı, torakal seviyede omurilik yaralanması olan bireylerde gövde dengesi ile gövde pozisyon hissi, tekerlekli sandalye becerileri ve fonksiyonel bağımsızlık düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon kliniğinde izlenen 32 torakal seviye SKY'li birey ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların değerlendirilmesinde Modifiye Fonksiyonel Uzanma Testi (mFUT), T-shirt Testi, Gövde Kontrol Testi (GKT), Gövde Pozisyon Hatası (GRH), Tekerlekli Sandalye Becerileri Testi Anketi (TSBTA 5.0) ve Spinal Kord Yaralanması Bağımsızlık Ölçeği III (SKYBÖ III) kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 25.0 istatistik programı ile gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar, alt torakal gruptaki bireylerin mFUT, GKT ve TSBTA skorlarında anlamlı olarak daha yüksek performans gösterdiğini, ayrıca gövde pozisyon hatasının daha düşük olduğunu ortaya koymuştur (p<0,001). Alt torakal grup aynı zamanda SKYBÖ III ile değerlendirilen fonksiyonel bağımsızlık açısından üst torakal gruba kıyasla daha iyi düzeyde bulunmuştur. Yapılan korelasyon analizleri, gövde dengesi ve pozisyon hissi ile tekerlekli sandalye becerileri ve fonksiyonel bağımsızlık arasında anlamlı düzeyde pozitif ilişkiler olduğunu göstermiştir (p<0,01). Bu çalışma, torakal seviye SKY'li bireylerde gövde dengesinin ve pozisyon hissinin hem tekerlekli sandalye kullanım becerileri hem de günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlık üzerinde önemli etkileri olduğunu göstermektedir. Bulgular, rehabilitasyon sürecinde gövde kontrolü ve propriosepsiyonun hedeflenmesinin klinik sonuçları iyileştirmede kritik bir rol oynayabileceğini göstermektedir.
Üriner inkontinanslı kadınlarda solunum kas kuvveti, yaşam kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı üriner inkontinanslı kadınların solunum kas kuvveti, yaşam kalitesi ve fiziksel aktivite düzeylerini incelemek ve farklılıkları sağlıklı bireylerle karşılaştırmaktır. Karşılaştırmalı-tanımlayıcı araştırma tasarımı olan bu çalışma, üriner inkontinans tanısı alan kadınlar ile sosyodemografik özellikler açısından benzer sağlıklı kadınlardan oluşmaktadır. Katılımcıların sosyodemografik verileri, obstetrik öyküleri ve üriner semptomlarına ilişkin veriler kaydedilmiştir. Katılımcıların solunum kas kuvveti, taşınabilir ağız basıncı ölçüm cihazı kullanılarak maksimum inspiratuvar basınç (MIP) ve maksimum ekspiratuvar basınç (MEP) parametreleriyle değerlendirilmiştir. Üriner inkontinans şiddeti, İnkontinans Şiddet İndeksi (ISI) anketi ile değerlendirilmiştir. Yaşam kalitesi ise Üriner İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği (I-QOL) ve İnkontinans Etki Sorgulaması (IIQ-7) anketleriyle değerlendirilmiştir. Son olarak katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri ise Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA) kullanılarak değerlendirilmiştir. Üriner inkontinans (Üİ) ve kontrol grubu arasında solunum kas kuvveti açısından istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca Üİ ve kontrol grubu karşılaştırıldığında yaşam kalitesi ve üriner inkontinans şiddeti açısından da anlam fark tespit edilmiştir (p<0,05). Yaşam kalitesi açısından Üİ tipleri arasında da anlamlı düzeyde fark tespit edilmiştir (p<0,05). Grupların fiziksel aktivite düzeylerinde ise istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, bu çalışmada Üİ'lı bireylerin sağlıklı bireylere göre solunum kas kuvvetinin zayıfladığı ve yaşam kalitesinin azaldığı görülmektedir. Bu doğrultuda Üİ'nin solunum kas kuvveti ve yaşam kalitesine etkisini araştıracak kesitsel ve longitudinal çalışmalara ihtiyaç vardır. Ayrıca Üİ'li bireylerin rehabilitasyonunda solunum kas kuvvetine yönelik egzersizlerin de dahil edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Fiziksel aktivite düzeyi, Solunum kas kuvveti, Üriner inkontinans, Üriner inkontinans tipleri, Yaşam kalitesi
Global postüral reedükasyona ek standart ve refleksif pelvik taban egzersizleriyle pelvik taban disfonksiyonunu önleme
Çalışmamız, postüral bozukluklara yatkın, pelvik taban disfonksiyonu açısından risk faktörü yüksek olan masa başı çalışan sağlıklı kadınlarda pelvik taban sağlığını korumak ve pelvik taban disfonksiyonunu önlemek için tasarlandı. Global Postüral Reedükasyon eğitimine ek verilen standart ve refleksif pelvik taban egzersizlerinin pelvik taban kaslarının güç (P), endurans (E) ve kasılma hızları (F) üzerine etkisini karşılaştırmak amaçlandı. Bu tek kör randomize kesitsel çalışmada, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi'nde çalışan ve pelvik taban disfonksiyonu olmayan iki grupta toplam 41 kadın katılımcı alındı. Birinci grup (21 kişi) Global Postüral Reedükasyona ek refleksif pelvik taban egzersizlerini yaparken, ikinci grup (20 kişi) standart pelvik taban egzersizlerini yaptı. Katılımcılar, Global Postüral Reedükasyon eğitimini, 12 hafta boyunca haftada 1 gün, pelvik taban egzersizlerini ise her gün uyguladı. İlk değerlendirmeleri yapıldıktan sonra 6. ve 12. haftalarda tekrar değerlendirildi. Değerlendirme yöntemlerinde Demografik Bilgi Toplama Formu, Anketler, New York postür değerlendirme testi, Elektromiyografi (EMG) ve dijital palpasyon kullanıldı. Grup 1'deki katılımcıların yağ dokusunda, hem 6. hem de 12. haftada anlamlı azalma görüldü. New York postür değerlendirme skorlarında her iki grupta da zamanla önemli değişiklikler gözlemlendi. Pelvik taban kaslarının P değeri Grup 1 lehine E ve F değerlerinde Grup 2 lehine daha hızlı anlamlı artış gösterirken gruplar arası anlamlı farklılık görülmedi. EMG verilerinin bazı parametrelerinde iki grupta da iyileşmeler görüldü. Fakat gruplar arası anlamlı fark bulunmadı. Çalışmamızın sonuçları, Global Postüral Reedükasyon eğitiminin postüral bozuklukları düzelttiğini ve hem refleksif hem de standart pelvik taban egzersizlerinin pelvik taban kaslarını fonksiyonel olarak geliştirerek pelvik taban disfonksiyonunu önlemede etkili olabileceğini gösterdi.
Depremzede masa başı çalışanların stres seviyesi, fiziksel aktivite ve kas iskelet sistemi ağrılarının incelenmesi
Bu çalışma, 6 Şubat Kahramanmaraş depreminden etkilenen masabaşı çalışanların travma düzeylerinin iş stresi, fiziksel aktivite ve kas-iskelet sistemi ağrıları üzerindeki etkilerini inceledi. Çalışmaya katılan 340 bireyden elde edilen veriler, deprem sonrası travmanın iş stresi ve fiziksel sağlık üzerindeki etkilerini anlamak amacıyla analiz edildi. Çalışmada değerlendirme araçları olarak sosyodemografik form, deprem sonrası travma düzeyini belirleme ölçeği, iş stresi ölçeği, uluslararası fiziksel aktivite değerlendirme anketi - kısa form, cornell kas iskelet rahatsızlıkları anketi ve numerik derecelendirmeli ağrı skalası kullanıldı. Yapılan basit doğrusal regresyon analizi sonucunda, deprem travma düzeyinin iş stresi, ağrılı bölge sayısı ve ağrı şiddeti üzerinde anlamlı etkiler gösterdiği tespit edildi (p < 0,001). Çalışmanın bulguları, travmanın iş stresi üzerinde belirgin bir etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Yüksek travma düzeylerine sahip bireylerin, iş yerinde daha fazla stres yaşadıkları, bu durumun iş verimliliği ve iş doyumunu olumsuz etkileyebileceği görüldü. Regresyon analizine göre, travma düzeylerinde bir birimlik artış, iş stresi seviyelerinde anlamlı bir artışa neden olmaktadır. Bunun yanı sıra, travma düzeyi ile ağrılı bölge sayısı arasında da ilişki saptandı. Travma sonrası stres bozukluğuna sahip çalışanların vücutlarında daha fazla ağrılı bölge bildirmeleri, psikolojik ve fiziksel stresin birbirine bağlı olduğunu göstermektedir. Bulgular ayrıca, travmanın ağrı şiddetini istirahat sırasında, aktivite esnasında ve geceleyin anlamlı şekilde artırdığını (p < 0,001) ortaya koydu. Bu durum, travmanın kas-iskelet sistemi ağrıları üzerinde hem gündüz hem de gece boyunca etkili olduğunu ve bu ağrıların uyku kalitesini olumsuz yönde etkileyebileceğini göstermektedir. Çalışmaya katılan bireylerin fiziksel aktivite düzeylerinin düşük olduğu, bireylerin büyük çoğunluğunun inaktif veya minimal aktif olduğu belirlendi. Bu, travmanın fiziksel aktivite üzerinde de olumsuz etkiler oluşturabileceğini ve deprem sonrası bireylerde hareketliliğin azalabileceğini göstermektedir. Bu bulgular doğrultusunda, iş yerlerinde uygulanacak psikolojik destek programları, stres yönetimi eğitimleri ve fizyoterapi programları, çalışanların iş stresi seviyelerini azaltarak iş doyumunu artırırken, psikolojik ve fizyolojik sorunlarla başa çıkmada da etkili olabilir. Uyku kalitesini artırmaya yönelik müdahaleler ve fiziksel aktiviteyi teşvik eden programlar, genel sağlık durumunu iyileştirebilir. Gelecek araştırmalar, farklı meslek gruplarındaki depremzedelerde travma sonrası deneyimlerin incelenmesi ve bu bireyler için uygun müdahale yöntemlerinin geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Deprem, iş stresi, kas iskelet sistemi ağrıları, fiziksel aktivite, travma
Mahkumlarda boyun ağrısı ile ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi
Boyun ağrısı biyolojik, psikolojik ve çevresel birçok faktörle ilişkili olabilmektedir. Çalışmamız mahkûmlarda boyun ağrısı ile ilişkili faktörleri kapsamlı şekilde incelemek ve bu popülasyonda ağrının biyopsikososyal temellerini ortaya koyabilmek amacıyla yapıldı. Bu çalışmaya boyun ağrısı ile hastaneye başvuran 75 gönüllü mahkûm (40,11±11,17 yaş) dâhil edildi. Boyun ağrısı vizuel analog skala ile, boyun eklem hareket açıklıkları universal gonyometre ile, servikal kas kuvveti manuel kas testi ile, derin boyun fleksörler kaslarının enduransı stabilize edici basınçlı biyofeedback ünitesi ile, postür New York Postür Analiz Skalası ile, boyun özürlülük değerlendirmesi Boyun Özürlülük Sorgulama Anketi ile, uyku Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi ile, fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Kısa Formu ile, depresyon Beck Depresyon Ölçeği ile ve umutsuzluk Beck Umutsuzluk Ölçeği ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonuçlarına göre mahkûmlarda boyun ağrısıyla servikal fleksiyon eklem hareket açıklığı arasında zayıf, negatif ve anlamlı bir ilişki bulundu (p= 0,013). Ekstansiyon, sağa ve sola rotasyon ile sağa ve sola lateral fleksiyon normal eklem hareketleri için anlamlı bir ilişki gözlenmedi. Hem Servikal fleksör kas kuvveti- hem de servikal ekstansör kas kuvveti ile ağrı arasında anlamlı ve orta düzeyde negatif bir ilişki bulundu (p < 0,001). Bireylerin geçmiş mahkûmiyet süresi ile ağrı skoru arasında ise zayıf, pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu görüldü (p < 0,001). Ağrı ile derin boyun fleksör kaslarının enduransı arasında yüksek düzeyde, anlamlı ve negatif bir ilişki (p < 0,001), ağrı ile postür arasında ise orta düzeyde, anlamlı ve negatif bir ilişki bulundu (p < 0,001). Özürlülük ve uyku kalitesi ile ağrı arasında ise orta düzeyde, anlamlı, pozitif bir ilişki saptandı (p < 0,001). Değerlendirilen diğer faktörler ile boyun ağrısı arasında anlamlı bir ilişki görülmedi. Yapılan çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre ise enduransın, postürün özürlülüğün ve uyku kalitesinin boyun ağrısı üzerinde belirleyici birer faktör olduğu görüldü. Bu bulgular doğrultusunda, özellikle uzun mahkûmiyet süresi olan mahkumlar için postür eğitiminin, servikal bölge ve derin boyun fleksör kasları için endurans egzersizlerinin ve uyku düzenlemelerinin boyun ağrısından korunma veya boyun ağrısının azaltılması konusunda olumlu etki sağlayabileceği düşünülmektedir.
Sağlıklı yetişkinlerde statik ve dinamik denge performansı ile temporomandibular disfonksiyon semptomları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, sağlıklı yetişkinlerde temporomandibular disfonksiyon (TMD) semptomları ile denge performansı arasındaki ilişkinin araştırılması amacıyla planlandı. Çalışmamıza 18-30 yaş arası, dahil edilme kriterlerine uyan ve değerlendirmeleri tamamlayan 90 gönüllü üniversite öğrencisi dahil edildi. Katılımcıların TMD semptomları Temporomandibular Disfonksiyon Teşhis Kriterleri (TMD/TK) Klinik Muayene Formu ile, TMD varlığı Fonseca Anamnestik Anketi (FAA) ile, TME bölgesinde hissettikleri ağrı Numerik Ağrı Skalası (NAS) ile, baş öne postürü gonyometre ile, masseter kasının basınç ağrı eşiği algometre ile, statik ve dinamik denge performansı The CoreBalance System ile değerlendirildi. Denge performansı sırasında masseter kas aktivasyonları Neurotrac Myoplus Pro 4 yüzeyel EMG cihazı ile kaydedildi. FAA skorları, TME'ya ait istirahat ve çiğneme sırasında hissedilen ağrı ve hareket açıklığı ile denge performansı skorları arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0.05). Sağ ve sol masseter kasının basınç ağrı eşiği ile denge performansı arasında negatif orta düzeyde anlamlı ilişkiler tespit edildi (p<0.05). Baş öne postürü ile yalnızca gözler açık statik denge skorları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (r=-0.237, p=0.025). Gözler açık statik, gözler kapalı statik ve dinamik denge performansı ölçümlerinde, katılımcıların sağ masseter kasına ait ortalama %MVC (maksimum istemli kasılma) değerleri sırasıyla 33,69, 29,34 ve 26,28; sol masseter kasına ait %MVC değerleri ise sırasıyla 34,35, 29,45 ve 24,93 idi. Denge performansı sırasında nerdeyse tüm katılımcılarda masseter kasında spontan aktivasyon görüldü, sağ ve sol masseter kas aktivasyonları arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak bu çalışmada denge performansı ile TMD arasında direkt bir ilişki olmadığı, masseter kasına ait düşük basınç ağrı eşiği ve artmış baş öne postürünün denge performansında azalma ile ilişkili olduğu ve denge performansı sırasında masseter kasında spontan aktivasyon oluştuğu görüldü.
Ekran bağımlılığı olan ve olmayan çocuklarda gelişim, postür ve reaksiyon zamanının karşılaştırılması
Çalışmamız ekran bağımlısı olan ve olmayan çocukların gelişim, postür ve reaksiyon zamanları arasındaki farkları incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya katılmaya gönüllü olan ve ebeveynlerinden bilgilendirilmiş onam formu alınan 73 çocuk araştırmamıza dahil edildi. Değerlendirme yöntemleri olarak; gelişim için Denver II Gelişim Değerlendirme Envanteri, ekran bağımlılığı için Problemli Medya Kullanım Ölçeği Kısa Form, postür için PhysioPrint mobil uygulaması, el reaksiyon hızı için Nelson El Reaksiyon Testi ve Human Bencmark Reaksiyon Testi kullanıldı. Bulgularımız sonucunda; ekran bağımlısı olan çocukların dil gelişimlerinin ve kişisel-sosyal becerilerinin geride olduğu saptandı (p<001). Benzer şekilde ekran bağımlısı olan çocukların kaba motor becerilerinin de anlamlı bir şekilde daha geride olduğu görüldü (p=007). İki grup arasında ince motor becerileri arasında anlamlı bir fark görülmedi (p=0,064). El reaksiyon hızları arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Benzer şekilde postürleri arasında da anlamlı bir fark gözlemlenmedi (p>0,05). Araştırmamız neticesinde ekran bağımlılığının çocukların gelişimsel bazı alanları üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceği görülmüştür. Özellikle dil becerileri, kişisel-sosyal beceriler ve kaba motor beceriler açısından ekran bağımlısı çocukların belirgin şekilde geri kaldığı saptanmıştır. Öte yandan, ince motor beceriler, postür ve el reaksiyon hızlarında anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Postürde fark gözlenmemesi, bu yaş grubunda (4–6 yaş) postüral bozuklukların henüz belirgin hale gelmemiş olmasından kaynaklanıyor olabileceği düşünülmektedir. Bu sonuçlar, çocuklarda ekran süresinin dikkatle düzenlenmesinin gelişimsel açıdan önemini ortaya koymaktadır.
İdiopatik skolyozu olan hastalarda Schroth best practice egzersizlerinin kasların biyomekanik özelliklerine etkisi
Bu çalışma idiyopatik skolyozu (İS) olan hastalarda Schroth Best Practice egzersizlerinin kasın biyomekanik özellikleri üzerine etkisini belirlemek amacıyla planlandı. Çalışmamıza katılmaya gönüllü olan 10-30 yaş arasında, Cobb açısı 10֯ -50֯ olan 20 adölesan idiyopatik skolyozu olan birey katılmıştır. Egzersiz uygulamaları öncesi, sırası ve sonrasında kas tonusu, sertlik (stiffness), gevşeme süresi (relax), creep (sünme) ve elastikiyet (decr) gibi parametrelerin değerlendirilmesinde MyotonPro cihazı kullanılmıştır. Çalışmamıza demografik bilgi formu kapsamında katılımcıların yaş, cinsiyet, kilo, boy, kronik hastalıkların varlığı, ilk tanı aldıkları yaş, egzersiz alışkanlıkları, aldığı tedaviler, korse kullanımı, cerrahi öyküsü vb sorgulandı. Röntgen üzerinden kemik maturasyonu için risser bulgusu ve eğriliğin Cobb açısı belirlendi. Egzersize karar verebilmek için eğriliğin paterni Genişletilmiş Lehnert Schroth sınıflamasına göre belirlendi, tedavi öncesi ve sonrası gövde rotasyon açısı skolyometre ile ölçüldü. 50X, Door Handle, Kas Silindiri, Frog On The Pond egzersizleri ve düzeltilmiş ve gevşek pozisyonda oturma ve ayakta durmada egzersiz öncesi sırası ve sonrasında kasın biyomekanik özellikleri tonus, sertlik (stiffness), decr (elastisite), creep (sünme), gevşeme süresi (relax) değerlerinde anlamlı değişiklikler gözlemlendi. Her bir egzersizin farklı kas gruplarını ve biyomekanik parametreleri çeşitli şekillerde etkilediği belirlenmiştir.
Genç yetişkinlerde ayak biyomekaniği ile alt ekstremite kas mekanikleri, denge ve güç arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, genç yetişkinlerde ayak biyomekanikleri ile alt ekstremite kas mekanikleri, anaerobik güç ve denge arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmaya, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi'nde öğrenim gören toplam 56 lisans öğrencisi dahil edildi. Her bir katılımcının kalkaneotibial açı ölçümleri, naviküler düşme testi, ayak uzunluğu ve metatarsal genişlik ölçümleri alındı. Kas mekanik ölçümleri MyotonPRO (MYOTON AS, Tallinn, Estonia) cihazı ile katılımcıların her iki alt ekstremitesi de dahil edilerek gerçekleştirildi. Statik denge Flamingo Denge Testi (FDT), statik ve dinamik denge Korebalance Denge Testi (KDT), ayak postürü Ayak Postür İndeksi (APİ), anaerobik güç ise dikey sıçrama testleriyle değerlendirildi. Çalışmanın bulgularına göre genç yetişkinlerde Ayak Postür İndeksi ile kas mekanik ölçümleri arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmazken (p>0,05), Flamingo Denge Testi ile Ayak Postür İndeksi ve Korebalance Denge Testi ile Flamingo Denge Testi arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler vardı. (p<0,05). Kas mekanik ölçümleri ile ayak biyomekanik ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuş (p<0,05) olup alt ekstremite kas mekanik ölçümleri ile Flamingo Denge Testi arasında da istatistiksel olarak pozitif yönlü anlamlı ilişki görüldü (p<0,05). Sonuç olarak, denge değerlendirmelerinde kullanılan testlerin birbirini desteklediği ve kas mekanik özelliklerinin denge performansı üzerinde etkili olabileceği düşünülmektedir. Bu bulgular, ayak biyomekaniği, alt ekstremite kas mekanikleri ile denge arasındaki ilişkilerin daha ayrıntılı şekilde incelenmesi gereken önemli alanlar olduğunu göstermektedir.
Physio-logic® duruş eğitiminin postural farkındalık, denge, omurganın sagital dizilimi ve sırt kasları üzerine akut etkisi
Bu çalışma, üniversite öğrencilerinde Physio-logic® duruş eğitiminin postüral farkındalık, denge, omurganın sagital düzlemdeki dizilimi ve sırt kaslarının mekanik özellikleri üzerindeki akut etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, eğitimin ardından bir hafta sonra yapılan ölçümlerle, ön test-son test tasarımına sahip prospektif bir modelde yürütülmüştür. Çalışmaya 18-29 yaş arası 60 üniversite öğrencisi dahil edilmiştir. Katılımcıların postüral özellikleri, New York Postür Değerlendirme Ölçeği (NYPD) ile değerlendirilmiş ve dahil edilme kriterlerini sağlamayanlar çalışma dışı bırakılmıştır. Postüral farkındalık ve alışkanlıklar, Postüral Alışkanlık ve Farkındalık Ölçeği ile ölçülmüştür. Omurganın sagital dizilimi (torasik kifoz ve lomber lordoz açıları), Baseline® bubble inklinometre ile kaydedilirken, sırt kaslarının (trapezius, latissimus dorsi, erector spinae) mekanik özellikleri MyotonPRO cihazı ile analiz edilmiştir. Denge parametreleri (statik ve dinamik), Corebalance cihazı kullanılarak gözler açık ve kapalı koşullarda değerlendirilmiştir. Tüm ölçümler, 20-40 dakikalık Physio-logic® duruş eğitimi öncesi ve bir hafta sonrasında tekrarlanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve paired T-Test/Wilcoxon testi uygulanmıştır. Eğitim öncesi ve sonrasında yapılan ölçümlerde torasik kifoz açısında istatistiksel olarak anlamlı azalma (p < 0,001) ve lomber lordoz açısında istatistiksel olarak anlamlı artış (p = 0,004) gözlenmiştir. Ayrıca, trapezius ve latissimus dorsi kaslarının sertliklerinde istatistiksel olarak anlamlı azalma bulunmuştur (p < 0,05). Denge ölçümleri açısından incelendiğinde, duruş eğitimi sonrasında sadece gözler açık statik denge parametresinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme elde edilmiştir (p = 0,037). Ancak, postüral farkındalık, dinamik denge ve gözler kapalı statik dengede istatistiksel olarak anlamlı değişiklik saptanmamıştır (p>0,05). Elde edilen bulgular, Physio-logic® duruş eğitiminin kısa vadede omurganın fizyolojik eğrilikeri, denge patermetreleri ve kas mekanikleri üzerine olumlu etkileri olabileceğini düşündürmektedir. Bununla birlikte, geniş kapsamlı etkilerin değerlendirilebilmesi için çoklu seanslardan oluşan uzun vadeli uygulamaların gerekebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Duruş eğitimi, postüral farkındalık, omurga sagital dizilim, kas sertliği, statik denge.
Vakumlu koşu bandında yapılan yürüyüşün kas oksijenasyonuna etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, vakumlu ve normal koşu bandında yürüyüş sırasında kas oksijenasyonu (SmO2) farklılıklarını inceleyerek, vakumlu koşu bandının kas oksijenasyonu üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında katılımcılar, maksimum kalp hızının %65-75 aralığında olacak şekilde orta şiddetli bir egzersiz programına tabi tutulmuş ve her iki koşulda 30 dakika süreyle yürütülmüştür. Araştırmaya, yaşları 18 ile 30 arasında değişen toplam 34 sağlıklı kadın dahil edilmiştir. Katılımcıların quadriceps femoris kası üzerine, kas oksijen monitörü yerleştirilmiş ve SmO2 değerleri ölçülmüştür. Aynı zamanda katılımcıların kalp hızı, kan basıncı, algılanan zorluk derecesi, solunum frekansı, oksijen saturasyonu, deri altı yağ kalınlığı ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi sonuçları değerlendirmeye alınmıştır. Bu ölçümler sonucunda vakumlu ve vakumsuz yürümede vital bulgular egzersizin normal fizyolojik değişimlerine uyumlu olarak değişiklik göstermiştir. İstirahat döneminde vakumlu ve vakumsuz yürüyüş öncesinde SmO2 ve total hemoglobin (THb) değerleri arasında anlamlı fark olmadığını (p>0,05), ancak yürüyüş sırasında (p<0,001) ve toparlanma döneminde (p=0,007) vakumlu koşu bandında ölçülen değerlerin istatistiksel olarak anlamlı farklı olduğu belirlendi. Her iki durumda da istirahat ile yürüyüş, yürüyüş ile toparlanma ve istirahat ile toparlanma dönemlerindeki ortalama SmO2 değerleri arasında da anlamlı farklılıklar olduğu görüldü (p<0,001). Vakumlu ve vakumsuz yürüyüşte fazlar arasındaki geçişlerde (istirahat-yürüme-toparlanma fazları) delta (Δ) değerleri arasında benzer değişimler görülmüştür (p>0,05). Bu durum, her iki yürüyüş türünde kan dolaşımının doğru orantılı şekilde arttığını göstermektedir. Sonuç olarak, vakumlu koşu bandının egzersiz sırasında ve sonrasında kas oksijenizasyonunu olumlu yönde etkilediğini ve bu etkinin, egzersiz fizyolojisi açısından önemli olabileceğini ortaya koymaktadır. Bu çalışma, vakumlu koşu bandının fizyolojik etkilerini anlamaya ve egzersiz protokollerine yeni bir perspektif kazandırmaya katkı sağlamaktadır.
Kronik konstipasyonlu kadınların spinal postür ve antropometrik özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı kronik konstipasyonlu (KK) ve sağlıklı kadınların spinal postür ve antropometrik özelliklerini karşılaştırmaktı. Çalışmaya toplamda 80 olmak üzere KK'lı 40, sağlıklı 40 kadın dahil edildi. Katılımcıların fiziksel ve sosyodemografik özellikleri kaydedildikten sonra konstipasyon düzeylerini belirlemek amacıyla Konstipasyon Ciddiyet Ölçeği ve 7 Günlük Gaita Günlüğünü doldurmaları istendi. Bireylerin antropometrik özellikleri triseps, subskapula, suprailiak ve baldır deri kıvrım kalınlığı, humerus ve femur epikondil çapı, biceps ve baldır çevresi ölçümleri ile, spinal postürleri Spinal Mouse ile, fiziksel aktivite seviyeleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form UFAA-KF ve pedometre ile değerlendirildi. Çalışmamızda KK'lı kadınların eğitim düzeyi sağlıklı kadınlardan daha düşüktü (p=0.011). KK'lı kadınların boy uzunluğu sağlıklı kadınlara göre daha düşük (p=0.012) ve suprailiak deri kıvrım kalınlıklarının daha fazla olduğu bulundu (p=0.041). KK'lı kadınların maksimum gövde fleksiyonu postüründe torakal açıları sağlıklı kadınlarınkine göre daha düşüktü (p=0.039). Grupların fiziksel aktivite seviyeleri, UFAA-KF (p=0.184) ve pedometre (p=0.440) için benzer bulundu. Bu çalışmanın sonucunda KK'lı kadınların spinal postür ve antropometrik özelliklerinin sağlıklı kadınlardan farklı olduğu tespit edildi. Bu sonuçların KK'lı kadınlar için kişiye özel tedavi programı belirleme konusunda önemli olabileceği düşüncesindeyiz.
Yale fiziksel aktivite ölçeği (YPAS)'ın Türkçeye uyarlanması, geçerliliği ve güvenilirliği
Çalışma, yaşlılar için geliştirilen "Yale Physical Activity Scale (YPAS)" anketini Türkçeye uyarlamak, Türkçe versiyonunun geçerlilik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırmanın evrenini İzmir il merkezinde yaşayan ve dahil edilme kriterlerine uyan 65 yaş ve üstü kişiler oluşturdu. Türkçe geçerlilik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla izin alındıktan sonra YPAS anketi "ileri-geri çeviri" metodu ile Türkçeye çevrildi ve anketin kapsam geçerliliği için "Davis tekniği" kullanıldı (0.95). Katılımcıların demografik bilgileri veri kayıt formuna kaydedildi. Fiziksel aktivite düzeyini belirlemek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), Yaşlılar için Fiziksel Aktivite Ölçeği (PASE) ve Yale Fiziksel Aktivite Ölçeği Türkçe versiyonu (YPAS-TR) kullanıldı. Güvenirlik için madde toplam puan analizi yapıldı ve anket test-tekrar test yöntemi ile 14 gün sonra rastgele seçilen 45 kişiye tekrar uygulanarak sınıf içi korelasyon katsayısı hesaplandı. Anketin yapı geçerliliğinde diğer anketler ile aralarındaki ilişki incelendi. SPSS 26.0 yazılımı ile veriler analiz edildi. Katılımcıların yaş ortalaması 73.22 ± 6.13 (36 kadın, 51 erkek) idi. IPAQ toplam (X: 3449,67±2588,34 MET-dakika) ve PASE toplam (X: 94,42±48,40) sonuçlarına göre yaşlıların fiziksel aktivite düzeylerinin orta ila yoğun şiddette olduğu belirlendi. YPAS-TR toplam özet skoru ve yürüyüş indeks skoru açısından kadın ve erkek katılımcılar arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). Anketin yapı geçerliliğinde, sadece IPAQ toplam skorunun "ayakta durma indeks skoru" ile zayıf olmak üzere anketlerin diğer tüm parametrelerle orta, güçlü ve çok güçlü korelasyonları olduğu tespit edildi (p<0.05). Madde toplam puan güvenirliğinde, başlıklardan "ayakta durma indeks skoru" ile zayıf; diğer tüm parametrelerle orta ila güçlü korelasyonlar tespit edildi. Test-tekrar test güvenirliğinde iyi derecede uyum gözlendi, anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Anket maddelerinin sınıf içi korelasyon katsayıları (ICC = 0.665-0.990) değerleri arasında hesaplandı. Sonuçlar, YPAS-TR anketinin yaşlıların fiziksel aktivite düzeyini değerlendirmek için geçerli ve güvenilir bir anket olduğunu göstermektedir.
Pediatrik kanser hastalarında yoganın etkinliğinin incelenmesi: Randomize kontrollü çalışma
Amaç: Pediatrik kanser hastaları ve aileleri uzun ve stresli tedavi sürecinin getirdiği yaşam kalitesini olumsuz etkileyen biyopsikososyal problemler yaşamaktadır. Bu problemler, kanserin ve tedavinin yan etkileri ile ortaya çıkabilir. Bu çalışmanın amacı pediatrik kanser hastalarında yoganın yaşam kalitesi, yorgunluk, ağrı, motor yeterlilik ve motivasyon üzerine etkisini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya 6-12 yaş arasındaki pediatrik kanser hastaları dahil edildi. Katılımcılar müdahale (n=20 10 erkek; ortalama yaş=9.20±2.28 ve kontrol grubu (n=21, 12 erkek; ortalama yaş=8.19±2.63) olarak rastgele ikiye bölündü. Mühadale grubuna yoga, kontrol grubuna standart fizyoterapi 8 hafta süresince, haftada 2 kez uygulandı. Çocukların motor yeterlilikleri, Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlilik Testi- 2 Kısa Form ile; yaşam kalitesi, Pediatrik Yaşam Kalitesi Envanteri-Kanser Modülü ile; yorgunlukları, Çocuk Yorgunluk Ölçeği- (24 saatlik) ile; ağrıları Ağrı Dayanıklılık Ölçeği ve Adölasan Pediatrik Ağrı Ölçeği ile; motivasyonları ise Pediatrik Motivasyon Ölçeği ile değerlendirildi. Bulgular: Tedavi sonrasında her iki grubun yaşam kalitesi, ağrı, yorgunluk ve motor yeterlilik skorları anlamlı (p<0.05) fark gösterdi. Zaman etkileşimi yaşam kalitesi, yorgunluk, ağrı, motor yeterlilikte istatiksel olarak anlamlı (p<0.05) pozitif fark gösterdi. Grup zaman etkileşimine göre yoganın ince motor integrasyon, F(1,39) = 5.087, p = 0.030; ηp2 =0.115, koşma hızı çeviklik [F(1,39)= 4.590, p= 0.038; ηp2 =0.105] ve toplam motor puanı [F(1,39)=4.983, p=0.031; ηp2 =0.113] üzerinde istatistiksel olarak anlamlı pozitif, ilgi zevk puanı [F(1,39)=4.559, p=0.039; ηp2 =0.105] üzerinde negatif etkisi vardı. Sonuç: Pediatrik kanser hastalarına 8 hafta boyunca uygulanan yoga ve fizyoterapi programlarının yaşam kalitesi, motor yeterlilik üzerinde artış yorgunluk ve ağrı semptomlarında azalma sağladığı gösterildi. Yoga pediatrik kanser hastalarının motor becerilerini geliştirmek için fizyoterapi programından daha etkilidir. Anahtar Kelimeler: pediatrik kanser, yoga, egzersiz, onkoloji, lösemi
Psöriatik artrit hastalarında el egzersizlerinin kavrama kuvveti, fonksiyonellik, hastalık aktivitesi ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Çalışmanın amacı Psöriatik Artritli (PsA) bireylerde el egzersizlerinin kavrama kuvveti, fonksiyonellik, hastalık aktivitesi ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemektir. Yöntem: Yaş ortalaması 51,70±9,15 olan 47 PsA'lı birey (35 kadın, 12 erkek) dahil edildi. Hastalar müdahale (n:23) ve kontrol grubu (n:24) olarak randomize edildi. Müdahale grubu haftada 4 gün, 8 hafta boyunca evde el egzersizleri uyguladı. Kontrol grubu bekleme listesine alındı. Değerlendirmede el kaba ve ince kavrama kuvvetleri için el dinamometresi ve pinchmetre; fonksiyonellik için Duruöz El İndeksi (DEİ), Michigan El Sonuç Ölçütü (MHQ), El Fonksiyonel İndeksi (EFİ), Dokuz Delikli Çivi Testi (DDÇT); hastalık aktivitesi için Psöriatik Artrit Hastaları için Hastalık Aktivitesi İndeksi (DAPSA); yaşam kalitesi için Psöriatik Artrit Yaşam Kalitesi Soru Formu (PsAQoL) kullanıldı. Tüm değerlendirmeler başlangıçta ve 8. haftanın sonunda yapıldı. Bulgular: Tedavi öncesi DDÇT dominant el değeri dışında gruplar benzerdi. Tedavi sonrası DEİ, EFİ-dominant el, DDÇT'nin tüm değerleri, MHQ-Genel el fonksiyonu, MHQ-Günlük yaşam aktiviteleri'nin her iki el ve toplam dominant değerleri, MHQ-Memnuniyet dominant el değerinde müdahale grubu lehine anlamlıydı (p<0,05). Grupların delta değerleri (Δ) karşılaştırıldığında; el kaba ve ince kavrama kuvvetlerinde, MHQ'nun genel el fonksiyonu, günlük yaşam aktiviteleri, ağrı, memnuniyet alt değerlerinde, DEİ'de, PsAQoL'de müdahale grubu lehine anlamlı fark (p<0,05) bulundu. Sonuç: PsA'lı bireylerde el egzersizleri kavrama kuvvetini, fonksiyonelliğini, yaşam kalitesini geliştirmek ve hastalık aktivitesini azaltmak için ev rehabilitasyon programına dahil edilebilir.
Özgül öğrenme bozukluğu olan çocuklarda ince motor fonksiyonun değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı Özgül Öğrenme Bozukluğu (ÖÖB) olan çocukların ince motor yeterliliğini, el ve parmak kavrama performansını, katılım ve yaşam kalitesinin sağlıklı çocuklara kıyasla incelemektir. Yöntem: Çalışmaya Nisan 2022- Haziran 2023 tarihleri arasında Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran yaşları 6-12 arasındaki 70 ÖÖB'li çocuk (ortalama yaş =9,1±2,05 yıl) ve 60 sağlıklı çocuk (ortalama yaş =8,9±1,9 yıl) dahil edildi. Çocukların ince motor becerileri Purdue Pegboard El Beceri testi ve Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlik Testi-2 Kısa Form (BOT-2) ile değerlendirildi. Hidrolik El Dinamometresi ve Pinçmetre ile el ve parmak kavrama kuvveti değerlendirildi. El antropometrik ölçümler esnek mezura yardımı ile yapıldı. Çalışmamız ile ÖÖB'li çocukların ince motor becerilerinin yaşam kalitesine ve günlük yaşama aktivitelerine katılma etkisi de incelendi. İstatiksel analiz SPSS versiyon 23 kullanılarak yapıldı. Gruplar arasındaki fark MANOVA testi ile değerlendirildi. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Gruplar arasında yaş (p=0,714), boy (p=0,990) ve kilo (p=0,414) açısından anlamlı fark yoktu. Gruplar arasında değerlendirilen BOT-2 motor becerilerin tüm ölçek skorlarında sağlıklı grubu lehine anlamlı fark bulundu (p<0,05). Purdue Pegboard el beceri testinin tüm alt ölçek skorlarında (Sağ el, Sol el, İki El, Takım Oluşturma) sağlıklı grubu lehine anlamlı fark bulundu (p<0,05). Her iki grupta katılımcıların el kavrama kuvveti her iki ekstremitede el kavrama kuvveti değerlerinin gruplar arasında istatistiksel yönden sağlıklı grubu lehine anlamlı bir farklılık gösterdiği saptandı (p<0,05). Sonuç: ÖÖB'li çocukların sağlıklı çocuklara kıyasla ince motor yeterlilikleri ve el kavrama kuvvetleri anlamlı düzeyde daha zayıf bulunmuştur. ÖÖB'li çocukların motor yeterliliğini destekleyici yaklaşımlar geliştirilmelidir.
Fonksiyonel Yetersizlik Envanteri'nin (Functional Disability Inventory, FDI) Türkçe Geçerlilik ve Güvenilirlik Çalışması
Amaç: Bu çalışma, Fonksiyonel Yetersizlik Envanterinin kronik baş ağrısı olan çocuklar üzerinde Türkçe'ye ve Türk toplumuna uyarlanmasını amaçlayan metodolojik bir çalışmadır. Yöntem: Bu çalışmaya, 8-18 yaşları arasındaki 210 kronik baş ağrılı (140 kız, 70 erkek), 101 tipik gelişen (60 kız, 41 erkek) çocuklar ve ergenler dahil edildi. Katılımcıların değerlendirilmesinde Fonksiyonel Yetersizlik Envanteri (FYE), Adölesan Pediatrik Ağrı Aracı (APAA) şiddet ve toplam puanı, Wong-Baker Yüz Ağrı Skalası (W-BYAS), Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği çocuk (ÇİYKÖ-Ç) ve ebeveyn (ÇİYKÖ-E) formları, Çocuk Somatizasyon Envanteri (ÇSE), Çocuklar İçin Durumluluk ve Süreklilik Kaygı Envanteri (ÇDSKE-1, ÇDSKE-2), Çocuklar için Depresyon Ölçeği (ÇDÖ), ölçekleri kullanıldı. FYE'nin geçerliğini tespit etmek için doğrulayıcı faktör analizi, benzer ölçek geçerliği yöntemleri; güvenirliğini değerlendirmek için ise iç tutarlık ve test-tekrar test güvenirliği yöntemleri kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: FYE'nin Türkçe versiyonu yüksek düzeyde iç tutarlık (Cronbach's α = 0,91) ve test-tekrar test güvenirliği (ICC=0,97) göstermektedir. Doğrulayıcı faktör analizi sonucuna göre FYE'nin iki faktörlü yapısı olduğu gösterildi. FYE ve APAA şiddet puanı (r=0,624, p=0,01), APAA toplam puanı (r=0,643, p=0,01), W-BYAS (r=0,658, p=0,01), ÇİYKÖ-Ç (r=-0,481, p=0,01), ÇİYKÖ-E (r= -0,296, p=0,01), ÇSE (r=0,497, p=0,01), ÇDSKE-1 (r=0,375,p=0,01), ÇDSKE-2 (r=0,410, p=0,01), ÇDÖ (r=0,422, p=0,01) arasında negatif-pozitif yönlü, istatistiksel olarak anlamlı zayıf-orta düzeyde ilişkiler olduğu belirlendi. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları, FYE'nin Türkçe versiyonunun kronik ağrılı çocuklar ve ergenler üzerinde kullanılmak için yeterli psikometrik özelliklere sahip, geçerli ve güvenilir olduğunu ortaya koymaktadır.
Üst ekstremite kısa anketi'nin Türkçe'ye uyarlanması, duchenne muskuler distrofi tanılı hastaların üst ekstremite fonksiyonu ile üst ekstremite ağrısı ve kas sertliği arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Çalışmanın amacı, Üst Ekstremite Kısa Anketi (ÜEKA)'nin Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışmasını yapmak ve ÜEKA ile Duchenne Musküler Distrofi (DMD) tanılı bireylerin üst ekstremite fonksiyonu ile üst ekstremite ağrısı ve kas sertliği arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmaya DMD tanısı almış 41 birey dahil edildi. Üst ekstremite fonsiyonel seviyeleri Brooke Üst Ekstremite Sınıflaması (BÜEFS) ile, alt ekstremite fonksiyonel seviyeleri Vignos Skalası ile değerlendirildi. Üst ekstremite fonksiyon, ağrı ve kas sertliği ÜEKA kullanılarak değerlendirildi. Ölçeğin geçerliliğinin belirlenebilmesi için ABILHAND-Kids arasındaki korelasyon incelendi. İç tutarlılığın belirlenebilmesi için Cronbach alfa değeri hesaplandı. Test-tekrar test güvenilirliğinin belirlenebilmesi için ilk değerlendirmeden iki hafta sonra ikinci değerlendirmeler yapıldı ve "Intraclass Correlation Coefficient (ICC)" değeri hesaplandı. Bulgular: Bireylerin yaş ortalaması 10,45±0,80 yıl idi. ÜEKA ve ABILHAND-Kids arasında negatif yönde mükemmel düzeyde bir korelasyon olduğu tespit edildi (r=-0,80, p<0,001). ÜEKA'nın iç tutarlılığı oldukça yüksek (Cronbach alfa=0,785), test-tekrar test güvenilirliği yüksek (ICC=0,86) olarak bulundu. Üst ekstremite fonksiyonu, ağrısı, kas sertliği ve fonksiyonel seviye arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,001). Sonuç: ÜEKA'nın Türkçe versiyonu DMD'li bireylerde geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Çalışmamızda, DMD'li bireylerin fonksiyonel seviyeleri ile üst ekstremite fonksiyonu, ağrısı ve kas sertliği arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Duchenne Musküler Distrofi, üst ekstremite, fonksiyon, ağrı, kas sertliği
7-14 yaş arası voleybol oynayan ve spor yapmayan kız çocuklarında esneklik-denge-kuvvetin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı voleybol oynayan ve spor yapmayan kız çocuklarında fiziksel uygunluk bileşenlerinden olan esneklik, denge ve kuvveti incelemektir. Bu çalışmaya voleybol oynayan (20) ve spor yapmayan (20) olmak üzere 7-14 yaş arası 40 gönüllü kız çocuğu katılmıştır. Bireylerin esnekliği; Otur Uzan Testiyle, dengesi; Flamingo Denge Testi ve Yıldız Denge Testiyle, kuvveti; El Kavrama Kuvveti, Durarak Uzun Atlama, Dikey Sıçrama ve Baş Üstü Geriye Sağlık Topu Atma testleriyle değerlendirilmiştir. Esneklik için voleybol oynayan ve spor yapmayan grup arasında anlamlı bir fark yoktur (p˃0,05). Dengeyi statik açıdan değerlendiren Flamingo Denge Testi sonuçları açısından gruplar arası anlamlı fark yoktur (p˃0,05). Dengeyi dinamik açıdan değerlendiren Yıldız Denge Testi sonuçlarında sağ için anterior, anteromedial, medial, posteromedial, posterior ve anterolateral yönlerinde; sol için anterior, anteromedial, medial, posteromedial, posterior ve posterolateral yönlerinde voleybol oynayan grup daha başarılıdır (p<0,05). Sağ için posterolateral ve lateral, sol için lateral ve anterolateral yönleri için gruplar arası anlamlı fark yoktur (p˃0,05). Kuvveti statik açıdan değerlendiren El Kavrama Kuvveti (p<0,05) ile patlayıcı kuvveti değerlendiren Durarak Uzun Atlama (p˂0,05), Dikey Sıçrama (p<0,001) ve Baş Üstü Geriye Sağlık Topu Atma (p˂0,05) testlerinde voleybol oynayan grup daha başarılıdır. Voleybol oynayan daha aktif çocukların spor yapmayan yaşıtlarına göre fiziksel uygunluk parametrelerinde genel olarak daha iyi olduğu söylenebilir. Küçük yaşlarda spora teşvik ve alışkanlıkların kazanılması açısından önem taşımaktadır.
Çocuk kol rehabilitasyon ölçümü'nün (ÇKRÖ) Türkçe' ye uyarlanması, serebral palsili çocuklarda kaba motor fonksiyon seviyesi ile üst ekstremite aktivite düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, serebral palsili (SP) çocuklarda üst ekstremite fonksiyonlarını değerlendiren Çocuk Kol Rehabilitasyon Ölçüm'nün (ÇKRÖ) Türkçe versiyon çalışmasını yapmak ve SP'li çocukların yardımcı cihaz kullanımı ve üst ekstremite becerileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmaya, 5-16 yaş arasında, SP tanısı almış 69 çocuk dahil edildi. Çocukların sosyo-demografik ve klinik özellikleri, veri formuna kaydedildi. Çocukların üst ekstremite becerileri ÇKRÖ, Elle İlgili Yetenek Ölçeği (ABİLHAND-Kids) ve El Becerileri Sınıflandırma Sistemi (EBSS) ile incelendi. Ölçeğin geçerliliğinin belirlenirken ÇKRÖ ile ABİLHAND-Kids arasındaki korelasyon değerlendirildi. İç tutarlılığı Cronbach alfa değeri hesaplanarak belirlendi. Test-tekrar test güvenilirliğinin belirlenebilmesi için Sınıf İçi Korelasyon Katsayısı (ICC) değeri hesaplandı. Çocukların fonksiyonel bağımsızlık seviyesi Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (WeeFIM) ile kaba motor fonksiyon seviyesi Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS) ile değerlendirildi. Çocukların yaş ortalaması, 9,38±3,89 yıl idi. ÇKRÖ ve ABİLHAND-Kids arasında yüksek düzeyde pozitif yönde korelasyon belirlendi (r=0,917, p<0,001). ÇKRÖ'nün iç tutarlılığı yüksek (Cronbach alfa=0,958), test-tekrar test güvenilirliği çok yüksek (ICC=0,953) tespit edildi. Yardımcı cihaz kullanımı ile üst ekstremite fonksiyonları arasında ilişkiye rastlanmadı (p=0,602). ÇKRÖ ile WeeFIM arasında pozitif bir ilişki (p<0,001), KMFSS ile ÇKRÖ arasında yüksek düzeyde negatif yönlü bir ilişki saptandı (p<0,001). ÇKRÖ'nün Türkçe versiyonu SP'li çocuklarda geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Çalışmamızda, SP'li çocuklarda yardımcı cihaz kullanımı ile üst ekstremite fonksiyonelliği arasında bir ilişki bulunmamıştır. Fonksiyonel bağımsızlığı ve fonksiyonel seviyesi iyi olan SP'li çocukların üst ekstremite fonksiyonları da iyi bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: geçerlilik, güvenilirlik, serebral palsi, üst ekstremite, yardımcı cihaz
Sağlıklı bireylerde akut alt ekstremite ve gövde yorgunluğunun denge, performans ve deri sıcaklığı üzerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Çalışmamızda sağlıklı bireylerde akut alt ekstremite ve gövde kasları yorgunluğunun denge, performans ve deri sıcaklığı üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlandı. Yöntem: Çalışmaya 20 sağlıklı erkek katılımcı dahil edildi. Katılımcılara iki ayrı günde, farklı yorgunluk protokolleri uygulandı. Katılımcıların dengesi Y denge testi ile, gövde performansı plank testi ile, alt ekstremite performansı tek ayak öne üç adım zıplama ve aktif sıçrama testi ile, deri yüzey sıcaklıkları termal kamera ile değerlendirildi. Bulgular: Akut gövde kas yorgunluğu dengeyi ve alt ekstremite performansını etkilemezken, gövde performansını azalttığı bulundu (p<0,05). Alt ekstremite kas yorgunluğunun ise dengeyi ve hem gövde hem de alt ekstremite performansını olumsuz etkilendiği bulundu (p<0,05). Alt ekstremite yorgunluğu, gövde yorgunluğuna göre hem dengeyi hem performansı daha fazla etkilemiştir. Gövde deri yüzey sıcaklarında benzer etkiler gözlenirken, alt ekstremite yorgunluğu dize yakın yüzeylerde anlamlı ısı artışına neden olmuştur (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre; akut alt ekstremite yorgunluğu dengeyi, alt ekstremite ve gövde performansını olumsuz etkilemekte, kuadriceps deri yüzey sıcaklığını arttırmaktadır. Akut gövde yorgunluğu ise dengeyi ve alt ekstremite deri yüzey sıcaklığını etkilemezken, gövde performansını olumsuz yönde etkilemektedir. Alt ekstremite kas yorgunluğu, alt ekstremite performansını daha fazla değiştirmektedir.
Jüvenil idiopatik artritli çocuklarda el- el bileği fonksiyonları ile el bileği propriosepsiyonu ve üst ekstremite stabilitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çalışmanın amacı Jüvenil İdiopatik Artrit (JİA) tanılı çocuklarda el bileği proprioseptif etkilenimi ve üst ekstremite stabilitesi ile el-el bileği fonksiyonları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmaya 20 el-el bileği etkilenimi olan JİA, 20 el-el bileği etkilenimi olmayan JİA ve 20 sağlıklı kontrol olmak üzere toplam 60 çocuk alındı. El bileği eklem pozisyon duyusu; fleksiyon, ekstansiyon, radial ve ulnar deviasyon olmak üzere dört yönde eklemi yeniden pozisyonlama hatasının ölçülmesiyle değerlendirildi. Genel fonksiyonel durum, subjektif el fonksiyonları ve objektif el fonksiyonları sırasıyla Çocukluk Çağı Sağlık Değerlendirme Anketi (CHAQ), Duruoz El İndeksi ve Purdue Pegboard testi kullanılarak değerlendirildi. Üst ekstremite stabilitesi ise Statik Skapular Kassal Endurans testi ile değerlendirildi. El bileği etkilenimi olan JİA hastalarında eklem pozisyon duyusunun radial yön dışında tüm yönlerde ve el fonksiyonlarının montaj alt testi dışında olumsuz etkilendiği bulundu (p<0,05). El bileği etkilenimi olmayan JİA ve sağlıklı kontrol grubu arasında eklem pozisyon duyusu açısından radial yön dışında fark yoktu. El bileği etkilenimi olan grupta el bileği etkilenimi olmayan gruba göre el fonksiyonları daha kötüydü (p<0,05). Ayrıca el bileği etkilenimi olan JİA'lı grupta skapular kas enduransı; CHAQ Disabilite İndeksi skoru ve PPT-Tek skorları ile orta derecede, PPT-Montaj skoru ile güçlü ilişkili bulundu. El bileği etkilenimi olmayan JİA'lı grupta yalnızca skapular kas enduransı ve PPT-İki El alt testi arasında orta derecede ilişki mevcuttu (p<0,05). Çalışmamızın sonuçları, el bileği tutulumu olan JİA hastalarında eklem pozisyon duyusunun ve buna bağlı olarak el becerilerinin azaldığını göstermektedir. Ayrıca skapular kas enduransı el fonksiyonlarıyla ilişkili bulunmuştur. El fonksiyonları zayıf olan JİA hastalarında proprioseptif duyu eğitimi ve skapular kaslara yönelik kuvvetlendirme programları el fonksiyonlarının gelişmesinde yararlı olabilir. Anahtar Kelimeler: artrit, jüvenil, propriosepsiyon
Multipl skleroz'lu bireylerde sedanter davranışın fiziksel aktivite düzeyi, düşme korkusu ve yorgunlukla ilişkisinin araştırılması
Bu çalışma Multipl Skleroz'lu (MS) bireylerde sedanter davranışın fiziksel aktivite düzeyi, düşme korkusu ve yorgunlukla ilişkisinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya katılan 71 MS'li bireyde sedanter davranış, fiziksel aktivite düzeyi, düşme korkusu, yorgunluk değerlendirilerek farklı gruplarda karşılaştırmalar yapıldı. Sedanter davranış Marshall Oturma Anketi (MOA) ile, fiziksel aktivite düzeyi Godin Boş Zaman Egzersiz Anketi (GBZEA) ile, düşme korkusu Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeği (UDEÖ), yorgunluk ise Modifiye Yorgunluk Etki Ölçeği (MYEÖ) ile değerlendirildi. Ayrıca tüm katılımcılarda yürüme değerlendirmeleri 25 Adım Yürüme Testi (25AYT), 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT) ve Multipl Skleroz Yürüme Ölçeği (MSYÖ) ile yapıldı. Çalışmaya katılan MS'li bireylerin %29,6 asemptomatik, %54,9 hafif, %15,5'i orta düzeyde engellilik seviyelerine sahipti. Bütün katılımcıların ortanca oturma süreleri 591,43 dk/gün'dü. Oturma süreleri ile engellilik seviyeleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı (p>0,05). Erkek olmak 3,08 kat, çalışıyor olmak 4,65 kat ve yorgunluk skalasından her bir birim yüksek puan almış olmak 1,03 kat fazla oturma riskini arttırmaktaydı. Toplam oturma süresi fiziksel aktivite düzeyi ve düşme korkusundan bağımsızdı. Bu çalışmanın sonuçları MS'li bireylerin sedanter davranışlarının sağlıklı popülasyona göre daha fazla olduğunu ortaya koymaktadır. Sedanter davranış fiziksel aktivite düzeyi ve düşme korkusundan bağımsız, yorgunlukla ilişkilidir. MS'li bireylerde sedanter davranış ile ilgili planlanacak gelecek araştırmalarda sedanter davranışı etkileyen psikolojik ve sosyal faktörlerin de değerlendirilmesi önerilebilir.
Vestibüler migren hastalarında duyu işlevlerinin denge üzerine etkisinin belirlenmesi
Bu çalışma, vestibüler migren (VM) hastalarında duyu işlevlerinin denge üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Çalışmaya katılan 30 VM hastasında duyu ve denge işlevleri 26 sağlıklı gönüllü birey ile karşılaştırılarak incelendi. Hafif dokunma duyusu Semmes-Weinstein Monofilamentleri ile, vibrasyon duyusu 128 Hz diyapozon ile, iki nokta ayrım mesafesi McKinnon Dellon iki nokta diskriminatörü ile değerlendirildi. Denge objektif olarak Biodex Balance SD cihazı ile değerlendirildi. Ayrıca tüm katılımcılarda fonksiyonel denge ölçümü Aktiviteye Özgü Denge Güvenlik Ölçeği (AÖDGÖ), Dinamik Yürüme İndeksi (DYI), Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BEE), Süreli Kalk ve Yürü Testi (SKYT) ve 5 Tekrarlı Otur-Kalk Testi (5TOKT) ile yapıldı. VM hastalarında hafif dokunma duyusu sağ-sol 3.metatars başında ve sağ topukta, iki nokta ayrımı ise sağ-sol ayak medial ortasında ve sol ayak lateral ortasında sağlıklı kontrollere göre azalmış olup (p<0.05), bunun yanı sıra VM grubunda koruyucu duyu kaybı tespit edildi. İki grup arasında vibrasyon duyusu ve objektif denge parametreleri açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Fonksiyonel denge parametreleri VM hastalarında sağlıklı bireylerden anlamlı olarak daha kötüydü (p<0.05). VM hastalarında hafif dokunma, vibrasyon ve iki nokta ayrımı duyusu ile fonksiyonel ve objektif denge parametreleri arasında anlamlı korelasyonlar saptandı (p<0.05). VM hastalarında ayak tabanı hafif dokunma duyusu, iki nokta ayrımı duyusu ve fonksiyonel denge yeteneği sağlıklı bireylerden daha kötüdür. VM hastalarında azalmış hafif dokunma, azalmış vibrasyon duyusu ve koruyucu duyu kaybı bozulmuş denge yetenekleri ile ilişkilidir. Duyu kaybının denge işlevlerinde bozulmalar ile ilişkisi, VM hastalarında duyu işlevlerinin değerlendirilmesinin ve tedavi programlarına eklenmesinin önemini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: denge, duyu işlevi, vestibüler migren
Study of the effects of cognitive and motor multitasking on postural control during static standing
Bu çalışmanın amacı sağlıklı bireylerde statik ayakta duruşa motor ve bilişsel görevlerin ayrı ayrı ve aynı anda eklenmesiyle görev sayısının (tek/ikili/üçlü) ve görev türünün (motor/bilişsel) değişmesinin postüral kontrol üzerine olan etkilerini incelemektir. Çalışmaya 21-31 yaşları arasında 36 sağlıklı birey dahil edildi. Bireyler tek grup olarak test edildi. Bireylerin postüral kontrol değerlendirmeleri Tekscan MatScan™ Pressure Mat System cihazı ile yapıldı. Bu çalışmada çoklu görev durumları oluşturulurken postüral görev olarak ayakta duruş, motor görev olarak tekrarlı baş rotasyonu ve bilişsel görev olarak sesli geriye sayma görevi kullanıldı. Bireyler dört farklı durumda postüral kontrol açısından değerlendirildi: (1) ayakta duruşta(A), (2) geriye sayma görevi ile ayakta duruşta (GSA), (3) baş rotasyonu görevi ile ayakta duruşta (BRA) ve (4) bütün görevlerin (Ayakta duruş, baş rotasyonu ve geriye sayma) beraber yapıldığı üçlü görev durumunda (ÜG). Çalışmanın bulgularına göre baş rotasyonu görevinin eklenmesi ile meydana gelen görev sayısındaki değişim postüral kontrol parametrelerinde bir farka neden oldu: A – BRA (p<0,008) ve GSA – ÜG (p<0,008). Geriye sayma görevinin eklenmesi ile meydana gelen görev sayısındaki değişimin ise postüral kontrol parametrelerinde bir farka neden olduğu bulunmadı: A – GSA(p>0,008) ve BRA – ÜG(p>0,008). İki görevin birlikte A'ya eklenmesi ile değişen görev sayısı basınç merkezinin anteterior-postertior doğrultuda yer değişim parametresi(p>0,008) hariç postüral kontrol parametrelerinde anlamlı bir fark bulundu(p<0,008). Aynı zamanda elde edilen bulgulara göre geriye sayma performansı (sayılan toplam sayı ve hata oranı) açısından GSA ile ÜG arasında fark bulunmadı(p>0.05). Ancak baş rotasyonu performansı (toplam baş rotasyonu sayısı) açısından ÜG durumunda BRA durumuna göre performansın azaldığı kaydedildi (p<0,05). Görev türünün değişmesiyle de postüral kontrolde anlamlı bir fark bulundu: BRA – GSA(p<0,008). Bu çalışmanın sonuçlarına göre 21-31 yaş arası bireylerde aynı zamanda farklı görevlerle gerçekleştirilen baş rotasyonu görevinin postüral kontrolde değişime sebep olabileceği ve bazı durumlarda kişi postüral kontrolünü korurken de diğer görevlerin etkilenebileceği tespit edildi.
Sağlıklı genç erişkinlerde menstrüel siklusun denge ve postüral kontrol üzerine etkileri
Amaç: Bu çalışmanın amacı sağlıklı genç erişkinlerde menstrüel siklusun denge ve postüral kontrol üzerine etkisini incelemektir. Yöntem: Çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksek Okulunda eğitim gören 66 gönüllü kadın ile gerçekleştirildi. Menstrüel Siklus düzenini, süresini saptamak için Menstrüel Siklus Düzeni Anketi (MSDA), premenstrüel sendromun varlığını sorgulamak için Premenstrüel Sendrom Ölçeği (PMS), menstrüel tutumlarını değerlendirmek için Menstrüasyon Tutum Ölçeği (MTÖ), fiziksel aktivite düzeyini sorgulamak için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA) kullanıldı. Sırasıyla Balance Master denge ve performans test cihazı ile denge ve postüral salınım değerlendirmeleri yapıldı. Tekscan MatScan™ Pressure Mat System cihazı kullanılarak fonksiyonel uzanma sırasında taban altı basınç değişimleri kaydedildi. Tüm değerlendirmeler preovulatuar dönem ve postovulatuar dönemde olmak üzere 2 kere tekrarlandı. Menstrüel siklusun preovulatuar ve postovulatuar fazları arasında denge ve postüral kontrol parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olup olmadığını saptamak için bağımlı gruplarda 'T Testi' ve 'Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi' kullanıldı. Hem preovulatuar hemde postovulatuar dönemde denge ve postüral kontrol skorları arasındaki ilişki 'Spearman Korelasyon Analizi' ile test edildi. Bulgular: Preovulatuar dönem ile postovulatuar dönem değerlendirmeleri karşılaştırıldığında postovulatuar dönemde nondominat ekstremitenin ağırlık taşıma yüzdesinde artış (p=0.013), dominant ekstremitenin ağırlık taşıma yüzdesinde ise azalma meydana geldi (p=0.012). Postovulatuar dönemde fonksiyonel uzanma mesafelerinde artma saptandı (p=0.00). Gözler açık ve kapalı statik duruşta ağırlık merkezi salınım hızında postovulatuar dönemde azalma olduğu belirlendi (sırasıyla p=0.355, p=0,183). Sonuç: Sağlıklı genç kadınların denge ve postüral salınımları menstrüel siklustan etkilenebilmektedir. Preovulatuar dönem sırasında kadınlar denge ve postüral salınımın etkilenmesi bakımından daha fazla risk altında olabilirler fakat daha fazla sayıda çalışma yapılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Menstrüel siklus, denge, postüral kontrol.
Uzaktan eğitim gören fizyoterapi öğrencilerinde COVID-19 korkusu, fiziksel aktivite düzeyi, akademik performans ve azmin incelenmesi
Bu çalışmanın birinci amacı uzaktan eğitim gören fizyoterapi öğrencilerinde COVID-19 korkusu ve fiziksel aktivite düzeyinin akademik performans ve azim ile ilişkisini incelemek, ikinci amacı COVID-19 pandemisi sürecinin fizyoterapi öğrencilerinin algılanan fiziksel aktivite düzeyi ve azim üzerine olan etkisini incelemekti. Çalışmanın üçüncü amacı ise COVID-19 pandemisi sürecinde öğrencilerin algılanan fiziksel aktivite düzeyindeki değişimin akademik performans ve azim üzerine olan etkisini ve ayrıca akademik performans ile azim arasındaki ilişkiyi incelemekti. Araştırmaya Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu'nda eğitim gören 143'ü kadın, 42'si erkek olmak üzere toplam 185 lisans öğrencisi dahil edildi. Çalışmaya katılmayı kabul eden ve alınma kriterlerini sağlayan öğrencilerin demografik bilgileri kaydedildikten sonra Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (IPAQ-SF) ile fiziksel aktivite düzeyleri, COVID-19 Korkusu Ölçeği (CKÖ) ile korku düzeyleri, Kısa Azim Ölçeği (KAÖ) ile azim düzeyleri ve not ortalamaları ile akademik performansları değerlendirildi. Katılımcıların IPAQ-SF, CKÖ, KAÖ ve not ortalaması ortanca (en küçük–en büyük) değerleri sırasıyla 1320,00 (66,00-11016,00) MET-dk/hafta, 17,00 (7,00-31,00) puan, 2.50 (1,00-4,38) puan, 83,43 (52,83-94,27) puan idi. Not ortalaması ile CKÖ arasında pozitif yönde orta dereceli korelasyon bulunurken (rho=0,407; p<0,001), not ortalaması ile IPAQ-SF ile arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. (p>0,05). KAÖ ile CKÖ ve IPAQ-SF arasında anlamlı bir ilişki yoktu (p>0,05). Öğrencilerin %82,7'si algılanan fiziksel aktivite düzeyinin, %69,2'si ise algılanan azim seviyesinin pandemi öncesine göre azaldığını bildirdi. Öğrencilerin algılanan fiziksel aktivite düzeyindeki değişimin akademik performans ve azim üzerine etkisi yoktu (p>0,05). Katılımcıların KAÖ ile not ortalaması arasında negatif yönde düşük dereceli korelasyon belirlendi (rho=-0,318; p<0,001). Sonuç olarak COVID-19 pandemi sürecinde uzaktan eğitime geçilmesiyle birlikte üniversite öğrencilerinin algılanan fiziksel aktivite ve azim düzeylerinde azalma meydana gelmişti. Öğrencilerin artan COVID-19 korku düzeyleri ve azalan azim düzeyleri ile yüksek akademik performans arasında ilişki vardı.
Bel ağrılı bireylerde dubousset testinin geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı bel ağrılı bireylerde fonksiyonel düzeyi değerlendirmede Dubousset fonksiyonel testinin geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesidir. Çalışmaya (ortalama yaş:42,10±11,98 bayan:60 erkek:15 ) bel ağrısı olan 18 yaş ve üzeri araştırmaya katılmaya gönüllü olan 75 kişi dâhil edildi. Katılımcılara beş tekrarlı Otur Kalk Testi, Dubousset Fonksiyonel Testinin bileşenleri olan Kalk ve Yürü Testi, Basamak Testi, Otur ve Kalk Testi ve Çift Görev Testi uygulandı saniye cinsinden süreleri belirlendi. Hastalar 1 saat dinlendirilip Dubousset Fonksiyonel Testi tekrar uygulandı. Ağrı düzeyi Vizüel Analog Skala ile değerlendirildi. Ağrı düzeyi hasta değerlendirmeye alınmadan önce ve test tamamlandıktan sonra bir daha yapıldı. Beş Tekrarlı Otur kalk testi ise yalnızca bir defa uygulandı. Öz bildirime dayalı değerlendirme Rolland Morris Özür anketi ile yapıldı. Elde ettiğimiz sonuçlara göre incelenen Dubousset Fonksiyonel Testinin bileşenleri olan Kalk ve Yürü Testi, Basamak Testi, Otur ve Kalk Testi ve Çift Görev Testinin test-tekrar test güvenilirliklerinin mükemmel (ICC≥86) olduğu bulundu. Dubousset Fonksiyon Testinin Standart Ölçüm Hatası değerleri sırasıyla Kalk ve Yürü Testi için 0,32 sn, Basamak Testi 0,12sn, Otur ve Kak Testi 0,14sn, Çift Görev Testi 0,25sn olarak bulundu. Çalışmamızdaki sonuçlara göre Dubousset Fonksiyonel Testi bel ağrılı hastaları değerlendirmede geçerli ve güvenilirdir. Klinikte bel ağrılı hastalarda fonksiyonun değerlendirilmesinde kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Bel Ağrısı, Dubousset fonksiyonel test,Fonksiyonel Değerlendirme, Geçerlilik, Güvenilirlik, Tezin Sayfa Adeti: 54 Danışman: Prof. Dr. Bayram Ünver
Vestibüler migren ve migren hastalarında sağlıkla ilgili yaşam tarzı özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışma migren, vestibüler migren (VM) hastaları ve sağlıklı bireyler arasında sağlıkla ilgili yaşam tarzı parametreleri olan fiziksel aktivite, sedanter davranış, sağlık okur yazarlığı, uyku, beslenme, depresyon ve anksiyete seviyelerinin karşılaştırılarak incelenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Araştırmaya 30 Migren hastası, 21 VM hastası ve 33 sağlıklı birey katıldı. Migren hastalarının baş ağrısı şiddeti ve VM hastalarının baş dönmesi şiddeti Numerik derecelendirme ölçeği'yle (NDÖ), baş ağrısıyla ilişkili dizabilite ve baş ağrısının yaşam üzerine etkisi Migren dizabilite değerlendirme ölçeği'yle (MIDAS), fiziksel aktivite seviyesi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi - Kısa Formu'yla (UFAA-KF), sedanter davranışa harcanan süre Sedanter Davranış Anketi'yle (SDA), sağlıkla ilgili okuryazarlık seviyesi e-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği'yle (e-SOY), uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi'yle (PUKİ), gündüz uykululuk durumu Epworth Uykululuk Ölçeği'yle (EUÖ), anksiyete ve depresyon seviyeleri Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği'yle (HADÖ) değerlendirildi. Üç grup arasında fiziksel aktivite, sedanter davranış ve e-sağlık okuryazarlığı düzeyleri açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Migren hastalarının uyku, anksiyete ve depresyon ölçek değerlerinin sağlıklı bireylerden anlamlı olarak daha kötü olduğu tespit edildi (p<0,05). Migren tetikleyici besinlerin oluşturduğu yakınma durumlarının hem migren hem de VM hastalarında dizabilite skorları ile ilişkili olduğu bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, sağlıklı yaşam tarzını belirleyen fiziksel aktivite, sedanter davranış ve e-sağlık okuryazarlığı açısından üç grup birbiriyle benzer iken migren hastalarının uyku, anksiyete ve depresyon seviyeleri sağlıklı bireylerden daha kötüdür. Beslenme faktörü açısından migren tetikleyici besinler, hem migren hem de VM hastalarında hastalık dizabilitesini olumsuz etkilemektedir. Sağlıkla ilgili yaşam tarzı özelliklerini dikkate almak migren ve VM'e özgü tedavi stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Anahtar Sözcükler: migren, vestibüler migren, sağlıkla ilgili yaşam tarzı, uyku, beslenme
Obstetrik brakial pleksus yaralanması olan çocuklarda ayna terapisinin üst ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, Obstetrik Brakial Pleksus Yaralanması (OBPY) olan çocuklarda ayna terapisinin üst ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkilerini değerlendirmektir. Çalışmaya, 4-16 yaş aralığında OBPY tanısı konmuş 32 çocuk dahil edildi. Çocuklar randomize 2 gruba (çalışma grubu n=16, kontrol grubu n=16) ayrıldı. Çalışma, 12 hafta ve haftada 2 gün olarak yürütüldü. Çalışma grubuna 40 dakika boyunca geleneksel fizyoterapi programı ve rehabilitasyon programına ek 20 dakika ayna terapisi uygulandı. Kontrol grubuna ise 40 dakika boyunca geleneksel fizyoterapi ve rehabilitasyon programı uygulandı. OBPY'li çocukların üst ektremite fonksiyonları; Raimondi'nin el fonksiyonlarını değerlendirme sistemi, Gilbert'in dirsek hareketlerini değerlendirme sistemi, Raimondi'nin omuz hareketlerini değerlendirme sistemi, Modifiye Mallet Skorlaması, QUEST ve Narakas duyu değerlendirme sistemi kullanılarak değerlendirildi. Değerlendirmeler tedavi öncesinde, tedavinin 4. haftası, 8.haftası ve 12.haftasında (tedavinin sonunda) yapıldı. Elde edilen veriler istatistik analizinde kullanıldı. İstatistik analizler sonucunda, her iki grubun demografik özellikleri benzerlik gösterdi. Çalışma grubu ve kontrol grubu arasında istatistiksel bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Gruplar arasında ölçüm zamanları arasında (tedavi öncesi, 4. hafta, 8 ve 12. haftalarda) istatistiksel bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Fakat, yapılan grup içi analiz çalışmalarında, çalışma grubunda ölçüm zamanları arasında ayna terapisinin üst ektremite fonksiyonelliğini geliştirmede daha etkin olduğu gözlendi (p<0,05). Bu çalışmanın sonuçları, klasik fizyoterapi ve rehabilitasyona ek olarak uygulanan ayna terapisinin OBPY'li çocuklarda üst ektremite fonksiyonelliğini geliştirmede etkin olduğunu göstermiştir. OBPY'li çocukların rehabilitasyon programları sırasında uygulanacak ayna tedavisinin kullanılması üst ekstremite becerilerinin kazandırılması ve arttırılmasında etkin bir rol oynayabilmektedir.
Yaşlılarda derinlik sensörleriyle yapılan Fukuda Adımlama Testi'nin; test-tekrar test güvenirliği ve klinik değerlendirmelerle ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, yaşlı bireylerde derinlik sensörleri kullanılarak yapılan Fukuda Adımlama Testi'nin test–tekrar test güvenirliğini ve klinik değerlendirmelerle ilişkisini incelemektir. Yöntem: Çalışmaya 65–80 yaş aralığında 86 yaşlı birey dahil edildi. Postüral kontrol ve dinamik denge performansı, Microsoft Kinect v2 derinlik sensörü kullanılarak modernize edilmiş Fukuda Adımlama Testi ile değerlendirildi. Katılımcıların denge, fonksiyonel durum, kuvvet, kırılganlık, bilişsel durum, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi; Frail Kırılganlık Ölçeği, Berg Denge Ölçeği, 360° Dönme Testi, Zamanlı Kalk Yürü Testi, Jamar El Dinamometresi ile kavrama kuvvetinin ölçümü, 5 Defa Otur-Kalk Testi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (IPAQ-SF), Dünya Sağlık Örgütü Yaşlılar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL-OLD), Montreal Bilişsel Değerlendirme (MoCA) ve Düşme Etkinliği Ölçeği-Uluslararası (FES-I) ile belirlendi. Test–tekrar test güvenirliği 23 katılımcıda incelendi ve sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC) ile değerlendirildi. Fukuda Adımlama Testi parametreleri ile klinik ölçümler arasındaki ilişkiler Spearman sıra korelasyon analizi ile incelendi (p<0.05). Bulgular: Test–tekrar test analizleri sonucunda, test süresi, anterior–posterior yer değiştirme, total planar yer değiştirme, baş lateral fleksiyon değişimi ve başın anterior–posterior yer değiştirmesi parametrelerinde orta düzeyde güvenirlik saptandı (ICC=0.58–0.68). Korelasyon analizlerinde, test süresi ve yer değiştirme temelli parametrelerin Zamanlı Kalk Yürü Testi, Berg Denge Ölçeği ve düşme korkusu ile düşük düzeyde ancak istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler gösterdiği belirlendi. Baş kinematik parametrelerinin bilişsel durum ve fiziksel aktivite düzeyi ile; yaşam kalitesinin duyusal işlevler ile sosyal katılım alt boyutlarıyla istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler gösterdiği saptandı (p<0.05). Sonuç: Bu çalışma, Microsoft Kinect v2 derinlik sensörü kullanılarak modernize edilen Fukuda Adımlama Testi'nin yaşlı bireylerde postüral kontrol ve dinamik denge performansının değerlendirilmesinde orta düzeyde güvenilir olduğunu ve klinik denge ölçümleri, bilişsel durum, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesinin duyusal işlevler ve sosyal katılım alt boyutları ile anlamlı ilişkiler gösterdi. Elde edilen bulgular, testin yaşlı popülasyonda tek başına tanısal bir araç olmaktan çok, klinik değerlendirmeleri tamamlayıcı bir yöntem olarak kullanılabileceğine işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: yaşlı, kinect, fukuda adımlama testi, denge, postüral kontrol
Ağrıda algılanan doğrulama ve eleştiri anketi'nin (PVCPQ-TR) Türkçe adaptasyonu, geçerlik ve güvenirlik çalışması
Amaç: Bu tez çalışmasında, Ağrıda Algılanan Doğrulama ve Eleştiri Anketi'nin (PVCPQ-TR), Türk toplumu için uygunluğunu ve klinik olarak kullanılmasının etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Çalışmaya yaşları 18 ile 83 arasında değişen 250 kronik ağrılı birey (54 erkek, 196 kadın) dahil edildi. Katılımcıları değerlendirmek için Sayısal Ağrı Değerlendirme Ölçeği (SADÖ), Ağrıyla İlişkili Sakatlık İndeksi (AİSİ), Ağrıyı Merkezleştirme Ölçeği (AMÖ), Sosyal Güvende Hissetme ve Memnuniyet Ölçeği SGHMÖ), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ), Ağrıda Algılanan Doğrulama ve Eleştiri Anketi (PVCPQ-TR) puanları kullanıldı. PVCPQ-TR'nin güvenirliğini belirlemek için iç tutarlılık ve test-tekrar test analizleri uygulandı. PVCPQ-TR'nin geçerliğini belirlemek için benzer ölçek geçerliği ve doğrulayıcı faktör analizi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Ağrıda Algılanan Doğrulama ve Eleştiri Anketi'nin Türkçe versiyonu yüksek düzeyde iç tutarlılık ve test-tekrar test güvenirliği gösterdi (Ağrıda doğrulama ve eleştiri için sırasıyla Cronbach α = 0,92-0,92, ICC = 0,92-0,93). Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda PVCPQ-TR'nin iki faktörlü yapısı doğrulandı. PVCPQ-TR "ağrıda eleştiri" ile SADÖ (r = 0,228, p<0,001), AİSİ (r = 0,168, p<0,05), AMÖ (r = 0,447, p<0,001), HADÖ anksiyete (r = 0,314, p<0,001) ve depresyon (r = 0,377, p<0,001), SGHMÖ (r =-0,156, p<0,05); PVCPQ-TR "ağrıda doğrulama" ile SADÖ (r =-0,136, p<0,05), AİSİ (r=-0,079, p>0,05), AMÖ (r =-0,239, p<0,001), HADÖ anksiyete (r =-0,157, p<0,05), HADÖ depresyon (r =-0,219, p<0,001), SGHMÖ (r = 0,322, p<0,001) arasında çok zayıf-orta düzeyde negatif-pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler saptandı. Doğrulayıcı Faktör Analizi sonucunda PVCPQ-TR uyum indeksi değerlerinin referans değerlere göre kabul edilebilir bir uyum sağladığı görüldü. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları, Ağrıda Algılanan Doğrulama ve Eleştiri Anketi'nin Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirlik dahil olmak üzere uygun psikometrik özelliklere sahip olduğuna dair önemli kanıtlar sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: kronik ağrı, doğrulama, eleştiri, ölçek, geçerlik ve güvenirlik
Kronik ağrıda aşırı aktivite değerlendirmesi (OPPA-TR) ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması
Amaç: Bu tez çalışmasında; Kronik Ağrıda Aşırı Aktivite Değerlendirmesi (OPPA-TR) Ölçeği'nin, Türk toplumu için uygunluğunu ve klinik olarak kullanılmasının etkinliğini araştırmak amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışma 160 kronik ağrılı hastayla yürütüldü. Çalışma verileri Mart 2021-Ağustos 2021 tarihleri arasında toplandı. Hastaları değerlendirilmek için Ağrı-Aktivite Paternleri Ölçeği (AAPÖ), Depresyon Anksiyete Stres Ölçeğinin Kısa Formu (DASS-21), Global Ağrı Ölçeği (GAÖ) ve Kronik Ağrıda Aşırı Aktivite Değerlendirmesi (OPPA-TR) Ölçekleri kullanıldı. OPPA-TR'nin güvenirliğini belirlemek için iç tutarlılık ve test-tekrar test analizleri uygulandı. OPPA-TR'nin geçerliğini değerlendirmek için benzer ölçüt geçerliği ve doğrulayıcı faktör analizi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: İç tutarlılık analizi sonucunda ölçeğin yüksek iç tutarlılığa sahip olduğu bulundu (Cronbach α = 0,82). Test-tekrar test sonuçlarına ait güvenirlik mükemmel bulundu (ICC = 0,92). Faktör analizi sonucunda OPPA-TR'nin tek faktörlü yapısı doğrulandı. Ölçek geçerliği analizlerinde OPPA-TR toplam puanı ile AAPÖ'nün "kaçınma", "aşırıya kaçma" ve "düzene sokma" alt parametreleri arasında düşük-güçlü düzeyde negatif-pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edildi (p<0.05). OPPA-TR toplam puanı ile DASÖ-21 "depresyon", "anksiyete" ve "stres" alt parametreleri arasında düşük düzeyde pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edildi (p<0.05). OPPA-TR toplam puanı ile GAÖ'nün "ağrı", "hissetme" ve "toplam" alt parametreleri arasında düşük düzeyde pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edildi (p<0.05). Sonuç: Kronik Ağrıda Aşırı Aktivite Değerlendirmesi Ölçeği'nin, Türk dili ve kültürüne adaptasyon çalışması sonucunda ölçek, geçerli ve güvenilir bulundu. Anahtar Kelimeler: kronik ağrı, aşırı aktivite, ölçek, geçerlik, güvenirlik
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda fonksiyonel kuvvetlendirme eğitiminin dikkat, kaba ve ince motor beceriler, katılım ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı fonksiyonel kuvvetlendirme eğitiminin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) semptomları, kaba/ince motor beceriler, kas performansı, katılım ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek ve geleneksel kuvvetlendirme eğitimi ile karşılaştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya 6-12 yaşları arasında 34 DEHB'li çocuk ve aynı yaşta 27 çocuk (yaş: 10.3±1.54) dahil edildi. DEHB'li çocuklar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Müdahale grubu (n=17, ortalama yaş: 10.1±1.38 yıl) güç egzersizleri eğitimi aldı. Kontrol grubu (n=17, ortalama yaş: 9.68±1.12 yıl) geleneksel kuvvetlendirme eğitimi aldı. Tedavi 8 hafta, haftada 2 gün, 45 dakika sürdü. DEHB semptomları Conners Ebeveyn Değerlendirme Ölçeği Yenilenmiş Uzun Form ile; motor beceriler Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlik Testi-2 ile değerlendirildi. Kas performansı; kas gücü sprint testi, basketbol atışı testi, 1-dakika yürüme testi, lateral step up (basamağa yan adım alma), sit to stand (otur-kalk) ve attained stand half knee (yarım dizüstünden ayağa kalkma) testi ile değerlendirildi. Katılım, Katılım ve Çevre Ölçeği-Çocuklar ve Gençler ile, yaşam kalitesi Pediatrik Yaşam Kalitesi Envanteri ile değerlendirildi. Verilerin analizinde çift yönlü ANOVA, bağımlı gruplar arası t-testi ve Student-Newman-Keuls post hoc testi kullanıldı. Bulgular: Tedavi öncesinde yalnızca alt ekstremite güç değerlendirmelerinde ve Denge Alt Skorunda gruplar arasında anlamlı fark vardı (p<0.05). Diğer ölçümlerde gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p>0.05). 8 haftalık eğitim sonrası her iki grupta ölçüm parametrelerinin birçok alt ölçek skorunda anlamlı artış vardı (p<0.05). Tedavi sonrası fonksiyonel kuvvetlendirme eğitimi alan çocuklar motor beceri, kas performansı ve çocuk tarafından değerlendirilen yaşam kalitesinde, sağlıklı çocuklarla aynı seviyeye ulaştı. Sonuç: DEHB'li çocuklarda ilerleyici fonksiyonel kuvvetlendirme eğitimi motor beceriler, kas performansı ve çocuk tarafından değerlendirilen yaşam kalitesi açısından geleneksel kuvvetlendirme eğitimi grubuna göre daha faydalıdır.
Sklerodermalı bireylerde üst ekstremite ev egzersizlerinin kavrama kuvveti, eklem hareket açıklığı, aktivite performansı ve fonksiyonellik üzerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Çalışmanın amacı, sklerodermalı bireylerde üst ekstremite ev egzersizlerinin kavrama kuvveti, eklem hareket açıklığı, aktivite performansı ve fonksiyonellik üzerine etkilerini incelemek ve hasta eğitimi ile karşılaştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya yaş ortalaması 55,52±11,54 yıl olan 46 sklerodermalı birey (42 kadın, 4 erkek) dahil edildi. Bireyler randomize şekilde müdahale grubu (n=23) ve kontrol grubu (n=23) olarak ayrıldı. Müdahale grubu, 8 hafta, haftada 5 gün üst ekstremite ev egzersizi uyguladı. Kontrol grubu, hasta eğitimi aldı. Kaba ve ince kavrama kuvveti dinamometre ve pinchmetre ile değerlendirildi. Üst ekstremite eklem hareket açıklığı (EHA) gonyometre ile değerlendirildi. Aktivite performansı ve memnuniyeti; Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ) ile değerlendirildi. Fonksiyonellik; Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH), Ellerin Kronik Romatolojik Etkilenimini Değerlendirilme ve Ölçme Skoru Anketi (SACRAH) ve Duruöz El İndeksi (DEİ) ile değerlendirildi. Tüm değerlendirmeler başlangıçta ve 8 hafta sonunda yapıldı. Bulgular: Tedavi öncesi omuz eksternal rotasyon, önkol pronasyon, parmak pasif total EHA ve KAPÖ dışında gruplar benzerdi (p>0,05). Tedavi sonrası kaba ve ince kavrama kuvveti, omuz fleksiyon, ekstansiyon, abduksiyon ve rotasyon, el bileği fleksiyon, ekstansiyon ve deviasyon, total parmak EHA, DASH, SACRAH total ve alt parametreleri ve DEİ açısından müdahale grubu lehine anlamlı idi (p<0,05). Sonuç: Üst ekstremite ev egzersizlerinin sklerodermalı bireylerde kavrama kuvveti, EHA, aktivite performansı ve fonksiyonellik üzerine olumlu etkileri bulunmaktadır. Bu nedenle rehabilitasyon programlarının yalnızca el egzersizlerini değil üst ekstremite egzersizlerini de içermesini önermekteyiz.
Romatoid artritli bireylerde artrit-aşırı iş yükü ölçeği'nin Türkçe versiyonunun kültürel adaptasyonu, güvenirlik ve geçerliliğinin incelenmesi
Amaç: Çalışmanın amacı Artrit-Aşırı İş Yükü Ölçeği'nin Türkçe kültürel adaptasyonunun yapılması, geçerli ve güvenilir olup olmadığının incelenmesidir. Yöntem: Çalışmaya yaş ortalaması 51,92±9,21 yıl olan, 52'si kadın 8'i erkek 60 Romatoid Artritli (RA) birey dahil edildi. Katılımcılara demografik bilgi formu, Artrit-Aşırı İş Yükü Ölçeği (A-AİYÖ), Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi DASH ve alt ölçeği DASH İş Modeli (DASH-W), Romatizma Etki Ölçüm Skalası (AIMS2), Hastalık Aktivite Skoru (DAS 28) ve Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ) uygulandı. Ölçeğin güvenirlik analizi için iç tutarlılık analizi ve test-tekrar test yöntemi kullanıldı. Test-tekrar test yöntemi için 30 katılımcıya 7 gün sonra A-AİYÖ tekrar uygulandı. Geçerlik analizi için açıklayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizi yapıldı. Benzer ölçek geçerliği için DASH-W, AIMS2-Rol ve KAPÖ ölçümleri ile Spearman korelasyon analizi yapıldı. Çalışmada kullanılan diğer ölçekler ile AAİYÖ arasındaki ilişkiyi incelemek için Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: İç tutarlılık için Cronbach Alfa katsayısı 0,86 bulundu. Test-tekrar test yönteminde güvenirlik katsayısı 0,68 bulundu (p<0,05). Benzer ölçek geçerliği değerlerinde A-AİYÖ ile DASH-W Modeli (r:0,528) ve AIMS2-Rol (r:0,486) arasında pozitif yönde orta derecede; A-AİYÖ ile KAPÖ Performans (r:-0,416) ve KAPÖ Memnuniyet (r:-0,435) arasında negatif yönde orta derecede anlamlı korelasyonlar gözlendi (p<0,05). A-AİYÖ ile AIMS2-Semptom komponenti arasında pozitif yönde iyi derecede; DASH, AIMS2-Fiziksel, AIMS2-Duygulanım ile pozitif yönde orta derecede; DAS28 ile arasında ise pozitif yönde düşük anlamlı korelasyonlar gözlendi (p<0,05). Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları, A-AİYÖ'nün Türkçe versiyonunun geçerli ve güvenilir bir araç olduğunu gösterdi. Anahtar Kelimeler: romatoid artrit, iş, fonksiyonellik, geçerlik, güvenirlik
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan adölesanların katılım düzeylerinin adölesan ve ebeveyn bakış açıları yönünden uyumu
Amaç: Bu çalışmanın amacı, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan adölesanların katılım düzeylerini hem kendi hem de ebeveynlerinin bakış açısıyla ölçmek ve bu ölçüm sonuçları arasındaki uyumu incelemektir. Ayrıca aynı prosedürü sağlıklı yaşıtlarına da uygulayıp sonuçları karşılaştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya 12-17 yaşları arasında 61 DEHB'li ve 66 sağlıklı adölesan katıldı. Bu adölesanların katılım düzeyini belirlemek için hem adölesan hem de adölesanın ebeveyni tarafından Katılım ve Çevre Ölçeği-Çocuklar ve Gençler (Participation and Environment Meause Children and Youth/PEM-CY) ölçeği dolduruldu. DEHB semptomlarını belirlemek için ise adölesanların ebeveynleri tarafından doldurulan Conners Ebeveyn Değerlendirme Ölçeği Yenilenmiş Uzun Form (Conners Parent Rating Scale Revised Long Version/CEDÖ Y/U) ölçeği kullanıldı. Ayrıcaya adölesanların sosyodemografik bilgileri de kayıt altına alındı. Bulgular: Katılım düzeyi incelendiğinde, DEHB'li adölesanların katılım düzeyinin sağlıklı yaşıtlarına göre genel olarak daha az olduğu gösterildi. Ayrıca, DEHB'li adölesanlar ve ebeveynlerinin PEM-CY sonuçları arasındaki uyumun ev, okul ve toplum ortamlarında sağlıklı adölesan ve ebeveyni arasındaki uyumdan daha düşük olduğu bulundu. Son olarak, ölçeğin kendi içindeki katılım sıklığı, dahil olma derecesi ve değişim isteği kategorilerinden her ortam için en düşük uyum değişim isteği kategorisindeydi. Sonuç: DEHB'li adölesanların katılım düzeyi sağlıklı yaşıtlarına göre daha düşüktür. DEHB'li adölesanlar ve ebeveynlerinin PEM-CY sonuçları arasındaki uyum sağlıklı adölesanlar ve ebeveynlerinin PEM-CY sonuçları arasındaki uyumdan daha azdır. Anahtar Kelimeler: Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, PEM-CY, adölesan, ebeveyn, katılım, uyum.
Postpartum kadınlarda multimodal egzersiz temelli telerehabilitasyonun psikososyal faktörler üzerine etkinliğinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, postpartum kadınlarda multimodal egzersiz temelli telerehabilitasyon ile standart postpartum dönem ve fiziksel aktivite eğitiminin; fiziksel aktivite düzeyi, yorgunluk, uyku kalitesi, yaşam kalitesi ve psikososyal semptomlar üzerine olan etkilerini incelemek ve grupları karşılaştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya ortalama yaşları 29,65±4,44 yıl olan 58 kadın dahil edildi. Kadınlar müdahale (grup 1, n:29) ve kontrol (grup 2, n:29) gruplarından oluşmaktaydı. Grup 1 ve grup 2'ye eğitim verildi ve aşamalı olarak günde 30 dakika ve haftada 4 güne ulaşan yürüme egzersizi önerildi. Grup 1'e ayrıca 8 hafta, haftada 2 gün çevrim içi video konferans yöntemi ile multimodal egzersize temelli telerehabilitasyon uygulandı. Bu program postür egzersizleri, pilates, nefes egzersizleri, ilerleyici kas gevşeme egzersizleri ve pelvik taban farkındalık eğitimini içermekteydi. Değerlendirmede, fiziksel aktivite düzeyi için Kaiser Fiziksel Aktivite Anketi, yorgunluk için Yorgunluk Şiddet Ölçeği ve uyku kalitesi için Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, yaşam kalitesi için Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu, psikolojik durum için Kısa Semptom Envanteri, depresyon için Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği bulunmaktaydı. Tüm değerlendirmeler başlangıçta ve 8. haftanın sonunda yapıldı. Bulgular: Tedavi öncesi ve sonrası değerlerin karşılaştırılmasında müdahale grubunda fiziksel aktivite düzeyi, yorgunluk, psikolojik durum ve depresyonda anlamlı fark bulundu (p<0,001). Tedavi öncesi ve sonrası değerler arasındaki fark (delta değeri) incelendiğinde gruplar arası karşılaştırmada fiziksel aktivite, yorgunluk ve psikolojik durumda müdahale grubu lehine anlamlı fark bulundu (p:0,001-0,04). Sonuç: Bu çalışmaya göre multimodal egzersiz temelli telerehabilitasyon, postpartum kadınlarda fiziksel aktivite düzeyini artırmada, yorgunluğu azaltmada ve psikolojik durumu iyileştirmede etkiliydi. Ayrıca eğitim ve yürüyüş önerilen kadınlarda da sadece fiziksel aktivite düzeyinde artış görüldü. Telerehabilitasyon yöntemi ile uygulanan, belirlenen egzersiz programı postpartumda uygun bir seçenek olarak kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: postpartum, psikososyal, fiziksel aktivite, egzersiz, telerehabilitasyon
Sjögrenli kadın hastalarda pelvik taban egzersizlerinin ağrı, cinsel disfonksiyon ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Çalışmanın amacı; primer Sjögren Sendromlu (pSS) kadın hastalarda pelvik taban egzersizlerinin ağrı, cinsel disfonksiyon ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemektir. Yöntem: Çalışmaya yaş ortalaması 47,78±9,18 olan 46 pSS'li kadın dahil edildi. Bireyler yaşa göre blok randomizasyon yöntemi ile iki gruba ayrıldı. Grup 1, 8 hafta boyunca her gün ev egzersizi olarak 30 dakikalık pelvik taban eğitimi aldı. Grup 2'ye yaşam stili değişiklikleri verildi. Pelvik ağrı derecesini değerlendirmek için Pelvik Ağrı Etki Anketi (Pelvic Pain Impact Questionnary, PAEA) ve Görsel Analog Skala (Visual Analog Scale, VAS), Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (Female Sexual Function Index, FSFI) cinsel işlev bozukluğunu değerlendirmek için, Pelvik Taban Distres Envanteri-20 (Pelvic Floor Distress Inventory 20, PTDE-20) kadınlarda pelvik semptomların neden olduğu rahatsızlık derecesini değerlendirmek için, Pelvik Taban Etki Anketi (Pelvic Floor Impact Questionnary, PTEA) pelvik semptomların bireyin günlük yaşam aktiviteleri, sosyal ilişkileri üzerine etkisini incelemek için, yaşam kalitesini değerlendirmek için Sağlık Değerlendirme Anketi (Health Assessment Questionary, HAQ) kullanıldı. Tüm değerlendirmeler başlangıçta ve 8. haftanın sonunda yapıldı. Bulgular: Çalışma öncesi gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Çalışma sonrası karşılaştırmalarda müdahale grubunda FSFI, VAS, PAEA, PTEA, PTDE-20'de (p:0,02-0,00); kontrol grubunda FSFI-lubrikasyon, PTEA ve PTDE-20'de (p:0,00-0,03) anlamlı fark vardı. Ayrıca çalışma sonrası karşılaştırıldığında müdahale grubunun FSFI-total (Z:-3,40, p:0,01), FSFI-orgazm (Z:-3.13, p:0,02), FSFI-memnuniyet (Z:-2,27, p:0,02), FSFI-ağrı (Z:-2,42, p:0,01), PTDE-20 (Z:-3,42, p:0,00), POPDE-6 (Z:-3,00, p:0,00), KRADE8 (Z:-2,18, p:0,02), ÜDE-6 (Z:-3,64, p:0,00) açısından daha üstün olduğu görüldü. Sonuç: Pelvik taban eğitiminin pSS'li hastalarda cinsel işlev bozukluğu ve pelvik semptomlarının neden olduğu rahatsızlık üzerinde olumlu etkisi vardır. Pelvik taban egzersizleri, pSS'li hastalarda cinsel işlevi ve pelvik taban disfonksiyonlarını iyileştirmek için ev egzersizi olarak rehabilitasyona dahil edilmelidir.
Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda yaygın kullanılan farklı uyku ve uyanıklık ölçeklerinin karşılaştırılmalı etkinliğinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan çocuklarda uyku- uyanıklık bozuklukları incelenerek yaygın olarak kullanılan farklı uyku ve uyanıklık ölçeklerinin karşılaştırmalı etkinliğinin incelenmesidir. Yöntem: DSM-V'e göre OSB tanısı alan 4-18 yaşlarında 155 çocuk ve aynı yaş grubuna ait 75 sağlıklı çocuk grupları oluşturuldu. Ebeveynler ile Çocuklarda Uyku Alışkanlıkları Anketi (CSHQ), Çocuk ve Adölesanlar için Epworth Uykululuk Ölçeği (ESS-CHAD), Pediatrik Gündüz Uykululuk Ölçeği (PDSS), Çocuklarda Uyku Formu (PSQ) ve Çocuklar için Uyku Bozukluğu Ölçeği (SDSC) uygulandı. Ölçeklerin öngörü gücünü incelemek için bir Alıcı İşletim Özellikleri (ROC) eğrisi analizi de yapıldı. Gruplar arası t testi, Varyans Analizi, Kİ-Kare analizi ve Pearson korelasyon testi yapıldı. Bulgular: Uyku-uyanıklık bozuklukları incelendiğinde, OSB'li çocukların genel yaşıtlarına göre daha fazla problemler yaşadığı gösterildi. CSHQ'ya göre AUC değerleri SDSC (0,99), PDSS (0,98), ESS-CHAD (0,85), PSQ (0,62) olarak en yüksek düşüğe doğru sıralandı. Sensitivity değerleri SDSC (0,99), PDSS (0,96), ESS-CHAD (0,79) ve PSQ (0,47) olarak sıralandı. Specificity değerleri PDSS (1,00), ESS-CHAD (0,98), SDSC (0,98) ve PSQ (0,85) olarak sıralandı. PPV değerleri PSQ (1,00), ESS-CHAD (0,993), PDSS (0,991) ve SDSC (0,86) olarak sıralandı. NPV değerleri ESS-CHAD (0,98), PSQ (0,93), PDSS (0,70) ve SDSC (0,44) olarak sıralandı. En son olarak Agreement değerleri ESS-CHAD (0,99), PSQ (0,97), ESS-CHAD (0,85) ve SDSC (0,60) olarak sıralandı. CSHQ α değeri (0,95), ESS-CHAD α değeri (0,66), PDSS α değeri (0,80), PSQ α değeri (0,95) ve SDSC α değeri (0,90) olarak saptandı. Sonuç: CSHQ, ESS-CHAD, PDSS, PSQ ve SDSC değerlendirme araçlarının beraber kullanılmasının önemli olduğu ve bu popülasyonlardaki uyku-uyanıklık bozukluklarını değerlendirmek için umut vaat ettiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Otizm spektrum bozukluğu, uyku bozuklukları, uyku, ölçek, çocuk
Spesifik olmayan kronik boyun ağrısında derin servikal fleksör kas enduransı ile boyun pozisyon duyusu ve vücut dengesinin ilişkisi
Amaç: Çalışmamızın amacı, spesifik olmayan kronik boyun ağrılı bireylerde derin boyun fleksör kas enduransının boyun pozisyon duyusu ve vücut dengesi ile olan ilişkisini araştırmak ve sağlıklı bireylerle sonuçları karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Spesifik olmayan kronik boyun ağrılı gruba (KBAG) 30, sağlıklı kontrol grubuna (KG) 30 birey alındı. Derin boyun fleksör kas enduransı basınçlı stabilize edici geribildirim cihazı kullanılarak kraniyo-servikal fleksiyon testi ile değerlendirildi. Boyun pozisyon duyusu CROM aparatı kullanılarak tüm eklem hareket açıklıkları için değerlendirildi. Denge bilgisayarlı denge değerlendirne sistemi ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızın sonuçlarına göre, KBAG'de derin boyun fleksör kas enduransı ile "Duyu Etkileşimi ve Dengenin Modifiye Klinik Testi"nde gözler kapalıyken yumuşak yüzeydeki salınım hızı, "Tek Ayak Üstünde Duruş Testi"nde gözler açıkken sol ayak üzerindeki salınım hızı, "Stabilite Sınırları Testi"nde ön-sol yöndeki reaksiyon zamanı, arka-sol yönde ulaşılan maksimum uzaklık, sol-sağ yönde "Ritmik Ağırlık Aktarma Testi"nde hızlı aşamanın hız sonucu ve ortalama hız sonuçları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0.05). KBAG'de endurans ile diğer parametreler arasında, KG'de endurans ile hiçbir parametre arasında ilişki yoktu (p>0.05). KBAG'de KG'ye göre "Tek Ayak Üstünde Duruş Testi"nde gözler kapalı sağ ve sol farkının daha fazla (p<0.05), "Stabilite Sınırları Testi"nde sol yönde reaksiyon zamanı sonucunun daha uzun (p<0.01), arka yönde ulaşılan son nokta sonucunun daha kısa, "Ritmik Ağırlık Aktarma Testi"nde ön-arka yönde hızlı aşamadaki hızın daha az olduğu bulundu (p<0.05). KBAG ve KG arasında diğer parametrelerde anlamlı fark yoktu (p>0.05). Sonuç: Spesifik olmayan kronik boyun ağrılı bireylerde derin boyun fleksör kas enduransı ile boyun pozisyon duyusu ilişkili değilken, dengenin bazı parametreleri ilişkilidir. Boyun ağrısı olmayan bireylerde endurans ile boyun pozisyon duyusu ve denge ilişkili değildir. Spesifik olmayan kronik boyun ağrılı bireyler ile boyun ağrısı olmayan bireylerin derin boyun fleksör kas enduransının ve boyun pozisyon duyusunun benzer olduğu, dengelerinin bazı parametreler için farklı olduğu bulundu. Anahtar Sözcükler: Kronik boyun ağrısı, endurans, pozisyon duyusu, denge.
Sarkopenisi olan yaşlı bireylerde ayakta pilates egzersiz eğitiminin kas kuvveti, fiziksel performans, denge ve düşme riski üzerine etkileri
Amaç: Çalışmanın amacı, Ayakta Pilates eğitiminin sarkopenili yaşlı bireylerde kas kuvveti, fiziksel performans, denge ve düşme riski üzerine etkilerini araştırmaktır. Yöntem: Prospektif kesitsel çalışma Narlıdere Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nde dahil edilme kriterlerine uyan, sarkopeni tanılı 32 yaşlı birey üzerinde gerçekleştirildi. İki gruba ayrılan katılımcıların (16 Ayakta Pilates ve 16 Kontrol); el sıkma gücü, diz ekstansiyon ve ayak bileği dorsifleksiyon kas kuvvetleri, fonksiyonel mobilite ve denge düzeyi, düşme riskleri ve fiziksel performansları değerlendirildi. Ayakta Pilates Grubuna 12 hafta, haftada iki gün sıklığında Ayakta Pilates grup egzersiz programı uygulanırken, Kontrol Grubuna herhangi bir uygulama yapılmadı. On iki hafta sonunda tüm katılımcılara aynı ölçümler tekrarlandı. Bulgular: Demografik özellikler ve tüm ölçüm parametreleri açısından başlangıçta iki grup arasında fark yoktu (p>0,05). On iki hafta sonunda, gruplar karşılaştırıldığında, Ayakta Pilates Grubu lehine el sıkma gücü, fiziksel performans testi toplam puanı, stabilite sınırları testi süresi ve total skoru, gözler açık sert zemin salınım indeksinde anlamlı fark bulundu (p<0,05). Sonuç: Sonuçlar, Ayakta Pilates eğitiminin sarkopenik yaşlı popülasyonda güvenle kullanılabileceğini ve ayrıca Ayakta Pilates eğitiminin el sıkma kuvveti, fiziksel performans ve denge düzeyleri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğunu ancak alt ekstremite kas kuvvetini geliştirmediğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Egzersiz, Sarkopeni, Ayakta Pilates, Denge
Multipl skleroz'da kol fonksiyon anketi'nin Türkçe versiyonunun kültürel adaptasyonu ve psikometrik özellikleri
Amaç: MS'te Kol Fonksiyon Anketi'nin (MSKFA) kültürel adaptasyonunun yapılması ve Multipl Skleroz'lu (MS) bireylerde psikometrik özelliklerinin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmaya 200 MS'li birey katıldı. El becerileri, kavrama kuvvetleri, üst ekstremite spastisiteleri, yeti yitimi düzeyleri, yürüme seviyeleri ve yaşam kaliteleri çeşitli performansa dayalı testler ve anketlerle değerlendirildi. Geçerliliğin değerlendirmesinde yapı geçerliliği, bilinen gruplar geçerliliği ve faktör analizi kullanıldı. Yapı geçerliliği için MSKFA ile benzer yapıları ölçen diğer değerlendirme yöntemleri arasındaki ilişkiye dair önceden belirlenmiş hipotezler test edildi. Bilinen gruplar geçerliliği için spastisitesi olan ve olmayan hastalar arasında MSKFA skorları karşılaştırıldı. Güvenilirlik için formun tekrarı sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC) ile, iç tutarlılık Cronbach Alfa katsayısı ile değerlendirildi. Formun tekrarında 32 katılımcıya ilk değerlendirmeden dört hafta sonra MSKFA tekrar uygulandı. Standart Ölçüm Hatası (SEM) ve Saptanabilen en küçük değişiklik (SDC) hesaplandı. Bulgular: Yapı geçerliliği için belirlenen dokuz hipotezin yedisi (%78) doğrulandı. MSKFA ile benzer yapıları ölçen diğer ölçüm yöntemleri arasında orta ve yüksek korelasyon olduğu bulundu. Bilinen gruplar geçerliliğinde iki grup arasında anlamlı fark olduğu bulundu (p<0,001). Formun tekrarında ICC 0,96 (%95 güven aralığında 0,92 – 0,98), iç tutarlılık Cronbach Alfa katsayısı = 0,98 olarak hesaplandı. %95 güven aralığında SEM'in 5,7; SDC'nin 15,9 olduğu görüldü. Sonuç: MSKFA'nın Türkçe versiyonu MS hastalarında kol fonksiyonunu ölçmede geçerli ve güvenilir bir yöntemdir ve diğer özbildirim ölçekleri ve performansa dayalı testler ile uyumludur. Gelecekte yapılacak longitudinal çalışmalarla anketin diğer üst ekstremite değerlendirme yöntemleri ile ilişkisinin incelenmesine ve klinik değişimlere duyarlılığının ortaya koyulmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Multipl Skleroz, kol, üst ekstremite, fonksiyon
Revizyon total diz artroplastisinde fonksiyonu değerlendiren anketlerin ve performans testlerinin güvenirlik ve geçerliliğinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı revizyon total diz artroplastisi uygulanmış hastaların işlevini değerlendirmede kullanılan anketlerin ve performans testlerinin geçerlilik ve güvenilirliğini incelemektir. Yöntem: Çalışmaya yaş ortalamaları 69,47±9,277 olan ve cerrahi üzerinden en az bir yıl geçmiş, revizyon total diz artroplastisi uygulanan altmış altı hasta dahil edildi. Geçerlilik ve güvenilirliklerini incelemek amacıyla katılımcılara, öz bildirim anketlerinden; Hospital for Special Surgery Diz Skoru, Kısa Form-12 Yaşam Kalitesi Anketi, performans testlerinden Elli Adım Yürüme Testi, Otuz Saniye Otur-Kalk Testi, Dört Basamak Merdiven Testi uygulandı. Değerlendirmeler toplamda iki kez uygulandı. Hospital for Special Surgery Diz Skoru ve performans testlerinin geçerliliğini belirlemek için Kısa Form-12 Yaşam Kalitesi anketi ile performans testleri arasındaki korelasyon seviyesi incelendi. Uygulanan Testlerin test-tekrar test güvenilirliğini analiz etmek amacıyla Sınıf içi Korelasyon Katsayısı (ICC) modelleri kullanıldı. Bulgular: İncelenen anketler ve performans testleri mükemmel seviyede test-tekrar test güvenilirliği gösterdi (ICC>,95). Hospital for Special Surgery Sol Diz Skoru fonksiyonu değerlendirmede geçerlilik düzeyinin iyi (rho>0,774), Hospital for Special Surgery Sağ Diz Skorunun (rho>0,582), Elli Adım Yürüme Testi' nin (rho>-0,389), Otuz Saniye Otur-Kalk Testi' nin (rho>0,432), Dört Basamak Merdiven Testi' nin (rho>-0,502) geçerliliğinin orta düzeyde olduğu tespit edildi. Sonuç: Elde ettiğimiz sonuçlara göre Hospital for Special Surgery Diz Skoru, Kısa Form-12 Yaşam Kalitesi Anketi, Elli Adım Yürüme Testi, Otuz Saniye Otur-Kalk Testi, Dört Basamak Merdiven Testi, revizyon total diz artroplastisi uygulanmış hastalarda geçerli ve güvenilirdir. Klinikte RTDA' lı hastalarda fonksiyonun değerlendirilmesinde kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Revizyon Total Diz Artroplastisi, Fonksiyon Değerlendirmesi, Güvenlirlik, Geçerlilik, Yürüme, Yaşam kalitesi.
Obstetrik brakial pleksus yaralanması olan çocuklarda dengenin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Obstetrik Brakial Pleksus Yaralanması (OBPY) olan çocukların statik-dinamik denge ve postüral kontrol parametrelerinin, sağlıklı yaşıtlarıyla karşılaştırılarak değerlendirilmesidir. Yöntem: Çalışmaya, 4-14 yaş aralığındaki OBPY tanılı 20 çocuk ve demografik özellikleri benzer 20 sağlıklı çocuk dahil edildi. OBPY'li çocukların ekstremite fonksiyonları Modifiye Mallet Sınıflandırma Sistemi (MMSS) ve Aktif Hareket Skalası (AHS) ile skorlandı. Fonksiyonel mobilite ve dinamik dengenin değerlendirmesinde Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT) ve Zamanlı Merdiven Çıkıp İnme Testleri (ZMÇİT) kullanıldı. Statik-dinamik denge ve postüral kontrol parametrelerine ait spesifik değerlendirmeler için Balance Master Test Sistemi kullanıldı. Bulgular: Yapılan istatistik analizinde gruplar arası demografik özellikler benzerdi. ZKYT ve ZMÇİT skorlarında OBPY'li grup aleyhine istatiksel bir fark saptandı. Balance Master Sistemine ait; dengenin duyusal etkileşimi klinik testi, tek ayak üzerinde durma testi, stabilitenin limiti testi, normal yürüme testi, topuk-parmak ucu yürüme testi ve basamak çıkıp inme testi parametreleri arasında OBPY'li grup aleyhine istatiksel olarak farklılıklar saptandı (p< 0,05). Sonuç: Çalışmamızın sonuçları, OBPY'li çocukların sağlıklı yaşıtlarına oranla fonksiyonel mobilite içerikli aktivitelerde yavaşladığını, postüral salınımlarının arttığını, stabilite limitlerinin azalarak postüral kontrol, statik-dinamik denge becerilerinin daha kötü olduğunu göstermiştir. Aynı zamanda, OBPY'li çocukların etkilenen taraf alt ekstremitelerine yetersiz ağırlık aktarımı yaptıkları, bunun da alt ekstremite kas kuvvet gelişimini olumsuz etkilediği tespit edilmiştir. OBPY'li bireylerde etkilenen ekstremite odaklı tedavi yaklaşımları yerine, bütüncül yaklaşımlarla tüm vücut etkileniminin gözden geçirilmesi, oluşabilecek sorunların erken dönemden itibaren ele alınarak uygun tedavilerin planlanması önerilmektedir.
Kronik boyun ağrılı hastalarda modifiye pilates egzersizlerinin etkinliği
Objective: The aim of this study is to investigate the effect of modified pilates exercises on pain, deep neck flexor endurance (DNFE), disability, posture, range of motion (ROM) and joint position sense (JPS) in patients with chronic neck pain. Methods: Fifty patients with chronic neck pain were randomly divided into two groups. The modified pilates exercise group (MPEG) received modified pilates exercises twice a week for 6 weeks. The control group (CG) was given advises on the activities of daily living (ADL), working positions and correct posture. At the beginning and at the end of the 6th week, pain level, DNFE, disability, head anterior tilt (AT), shoulder protraction (OP), neck ROM and JPS values was measured. Results: According to the results of our study, modified pilates exercises improved pain, DNFE, NDI, posture, ROM (except for extension movement) and JPS values (p <0.05). On the other hand, it was seen that disability, OP and rotation JPS scores were also improved (p <0.05) in CG who had only ADL recommendations. There was no significant change in other measurements of CG (p >0.05). Conclusion: Modified pilates exercises is a safe and effective method to improve pain, DNFE, disability, posture, ROM and propiroception in patients with chronic neck pain. Key words: Modified pilates, chronic neck pain, exercise, endurance, proprioception