Recently Added Theses
View AllBir fen öğretmeninin diyalojik öğretimde iyileşme arayışı: Öz-inceleme çalışması
Bu araştırmada, fen bilimleri öğretmeni olarak diyalojik öğretimimi iyileştirmeyi amaçladım. Bu bağlamda, kendi öğretim sürecimi değerlendirerek, öğrencilerle anlam merkezli, çok sesli ve etkileşim temelli bir öğrenme ortamı oluşturma çabam araştırmanın özünü oluşturmaktadır. Diyalojik öğretim göstergeleri çerçevesinde, sınıf içi otorite paylaşımımı, soru sorma ve geri bildirim stratejilerimi, ayrıca sahip olduğum kişisel değer ve inançların bu sürece nasıl yansıdığını ortaya koymayı hedefledim. Öz-inceleme yöntemi ile gerçekleştirilen araştırma yedi haftalık 7. sınıf fen derslerini kapsamaktadır. Araştırmanın katılımcısı, bir fen bilimleri öğretmeni olarak benim. Kendi sınıfımda gerçekleştirdiğim öğretim sürecini, diyalojik öğretim bağlamında derinlemesine inceledim. Araştırma sürecinde yürüttüğüm derslerin video kayıtları, yansıtıcı günlüklerim ve yaşam öyküm veri toplama araçlarımdır. Bu araştırmada elde ettiğim verileri bütüncül yaklaşımla analiz ettim. Video kayıtlarının analizinde Diyalogsal Etkileşim Ölçeğinde yer alan üç göstergeden (otorite, sorular, geribildirim) faydalandım. Yansıtıcı günlüklerim ve yaşam öykümden elde ettiğim bulguları video kayıtlarından elde ettiğim bulgularla karşılaştırarak yorumladım. Sınıf içi söylemlerimde zamanla yaşadığım dönüşüm, öğretim sürecinde otoritenin kademeli paylaşımına, açık uçlu ve düşünmeye teşvik eden soruların kullanımına, geri bildirimlerin niteliğinin değişmesine katkı sağlayarak, diyalojik öğretimin kuramsal ilkelerinin sınıf pratiğine yansıtılmasına yönelik önemli bulgular ortaya koymuştur. Ayrıca, sahip olduğum değer ve inançların diyalojik öğretim yaklaşımıyla bütünleştiğini fark ettim. Pedagojik uygulamalarımda yalnızca teknik ya da yöntemsel tercihler yapmadığımı; aynı zamanda değer ve inançlarım doğrultusunda öğretim anlayışı geliştirdiğimi söyleyebilirim. Öğrenciyi merkeze alan, sorgulamalarına fırsat sağlayan, düşüncelerine değer veren, çok sesliliği önemseyen ve otoriteyi paylaşmayı benimseyen anlayışı; sadece öğretim teknikleriyle değil, sınıf içi etkileşim biçimime de yansıttım. Bu yönüyle çalışmanın bulguları diyalojik öğretimin sadece bir yöntem değil; aynı zamanda öğretmenin düşünsel ve değer temelli duruşunu da şekillendiren bir yaklaşım olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışmamın sonuçları, öğretim anlayışımda anlamlı dönüşüm yaşadığımı ortaya koymaktadır ancak bu dönüşüm süreci, doğrudan ve kolay şekilde gerçekleşmemiştir. Süreç içerisinde, yerleşik öğretmen merkezli alışkanlıklarım ve sınıf içi otoriter iletişim biçimimin etkisini sürdürdüğü durumlarla karşılaştım. Bu da gösteriyor ki, sürdürülebilir bir diyalojik öğretim anlayışına ulaşmak için yalnızca öğretim stratejilerini değiştirmek değil, aynı zamanda sınıf kültürünü ve öğretmen kimliğini de dönüştürmek gerekmektedir. Özellikle, geleneksel öğretim alışkanlıklarımızın sınıf içinde yeniden üretilmesinden uzaklaşarak, iletişim becerilerimizin çeşitlenmesi ve öğretim süreçlerimizin esnek, etkileşimli yapılarla zenginleştirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, mesleki pratiklerimizi sorgulamaya imkân tanıyan mesleki gelişim fırsatlarının diyalojik anlayışı destekleyecek şekilde yapılandırılması önerilmektedir.
Sağlık turizmi ve ekonomisi üzerine denemeler
Bu tez, sağlık turizmi ve ekonomisi arasındaki ilişkinin anlaşılmasına katkı sunmaktadır. Sağlık turizmi ve ekonomisi üzerine denemeler başlıklı tez çalışmamız üç bağımsız aslî araştırmanın bir arada değerlendirildiği üç bölümden meydana gelmektedir. Bölüm 1 ve bölüm 2 bibliyometrik analiz ile sağlık turizmi ve sağlık turizminin alt başlığı olan medikal turizm konularında bilimsel bir haritalama ile tez çalışmasına ışık tutarken, bölüm 3 medikal turizm şirketlerinin pazardaki stratejik davranışlarını incelemek ve oynaklık transferi mekanizmalarını niceliksel bir çerçevede analiz etmektedir. İlk bölüm, çalışmada bibliyometrik verilerde sınırlılığı ortadan kaldırmak adına Web of Science Core Collection (WoS), Scopus ve PubMed veri tabanlarından bibliyografik veriler alınmıştır. Böylelikle yapılan çalışmanın alan yazındaki boşluklar hakkında önemli bilgiler sunacağı ve gelecekteki eğilimlerin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Yüksek kaliteli ve etkili bilimsel makaleleri barındıran Web of Science Core Collection (WoS) (2243), Scopus (830) ve Pubmed (360) veri tabanlarına ait 1990'dan 2023'e kadar ki zaman aralığında sağlık turizmi alanındaki yayınların bibliyometrik analizi yapılmıştır. 1990-2019 yılları arasında WOS'ta sağlık turizmi çalışmalarında 'health', 'tourism', 'health care' ve 'economic growth' öne çıkarken, 2020-2023 döneminde 'health' ve 'impact' kavramları öne çıkmıştır. Scopus verilerine göre ise 1991-2015'te 'tourism' ve 'human', 2016-2023'te 'human', 'adult' ve 'Coronavirus disease 2019' ön plandadır. PubMed verilerine göre 2013-2016 yıllarında 'humans', 'stem cell transplantation', 'communication' gibi kavramlar öne çıkarken, 2017-2022 döneminde 'medical tourism-economics/ethics', 'global health', 'travel', 'transients and migrants' gibi kavramlar öne çıkmıştır. İkinci bölüm, Web of Science Core Collection (WoS) (39) ve Scopus (63) veri tabanlarına ait 2008'den 2024'e kadar ki zaman aralığında medikal turizm şirketleri ve turizm hisseleri alanındaki yayınların bibliyometrik analizi yapılmıştır. Özellikle finansal etkiler, turizm ekonomisi ve sağlık hizmetlerine erişim gibi konular, bu çalışmanın temel odak noktaları arasında yer almıştır. COVID-19 pandemisi gibi küresel krizlerin medikal turizm üzerindeki yansımaları da araştırmalarda dikkate değer bir ağırlık taşıdığı sonucu elde edilmiştir. Son bölüm, medikal turizmde aktif rol oynayan, en büyük ve en likit 8 medikal turizm şirketinin (BDMS, AH, IHH, BH, FH, MMS, RHC, FMC), 02.01.2018 ile 12.12.2024 tarihleri arasındaki oynaklık yayılımı Diebold-Yılmaz bağlantılılık çerçevesi kullanılarak analiz edilmiştir. Böylelikle bu çalışmayla küresel sağlık turizminde aktif rol oynayan ve ülke borsalarında işlem gören ilk sekiz büyük şirketin hisse senedi volatilitesi arasındaki ilişkileri incelenerek dinamik piyasa ilişkilerinin tespiti sağlanmıştır. Medikal turizm endüstrisindeki uzun vadeli oynaklık, şirketleri uzun süre etkileyen sistemik, yapısal ve makroekonomik unsurlar tarafından şekillendiği tespit edilmiştir. İlgili dinamikler, dalgalanmalardan farklı olarak sürdürülebilir eğilimleri, stratejik değişiklikleri ve güçlü karşılıklı bağlılıkları yansıtır. Küresel sağlık krizleri, COVID-19 pandemisinde olduğu gibi, yalnızca kriz anında acil müdahale gereklilikleriyle sınırlı kalmamakta, aynı zamanda krizin etkilerinin uzun vadede hissedilmeye devam ettiği yapısal şoklar meydana getirmektedir. Bu tür krizlerin ekonomi üzerindeki etkileri, Ersan ve çalışma arkadaşlarının 2018 yılında yayımlamış oldukları araştırmayla da ortaya konmuştur. Bu çalışmada, 2007-2008 finansal krizinin turizm sektöründeki hisse senedi fiyatları üzerinde olumsuz etkiler yarattığı ifade edilmiştir (Ersan vd., 2018). Bu çalışma ile sağlık turizmi ve onun bir alt dalı olan medikal turizmin bibliyometrik analizi ile detaylı bir bilimsel haritasını oluşturmak, beraberinde çeşitli krizlere rağmen ayakta kalmayı sürdüren medikal turizm şirketlerinin pazardaki stratejik yaklaşımlarını incelemek ve oynaklık transferi mekanizmalarını niceliksel bir çerçevede analiz ederek alanın geleceğine yönelik araştırmacılara ve politika yapıcılara yol gösterecek öngörüler sunmayı amaçladık. Anahtar Sözcükler: Sağlık Turizmi, Medikal Turizm, Bibliyometrik Analiz, Diebold-Yılmaz Bağlantılılık, TVP-VAR,
Sınırda karbon düzenlemesi mekanizmasının Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne olan ihracatına etkileri
Bu çalışma, Avrupa Birliği'nin (AB) Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (SKDM) Türkiye'nin ihracat yapısı üzerindeki potansiyel etkilerini kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Küresel iklim politikalarının evrimi ve AB'nin Yeşil Mutabakat düzenlemeleri çerçevesinde, SKDM'nin Türkiye açısından yarattığı riskler ve fırsatlar değerlendirilmiştir. Literatür taraması ve kamu kurumları ile meslek örgütleri temsilcileriyle yapılan yarı yapılandırılmış görüşmeler sonucunda, SKDM'nin özellikle karbon yoğun sektörlerde faaliyet gösteren ihracatçılar için maliyet artışlarına yol açabileceği, ancak yeşil dönüşüme uyum sağlayan firmalar açısından uzun vadeli rekabet avantajı yaratabileceği belirlenmiştir. Araştırma bulguları, SKDM'nin ticaret dengesi üzerindeki olası etkilerini, firmaların pazar çeşitlendirme stratejilerini ve karbon fiyatlandırma mekanizmalarının önemini ortaya koymaktadır. Türkiye'nin AB pazarındaki konumunu koruyabilmesi için düşük karbonlu üretime uyum sağlaması gerektiği vurgulanmış, bu sürecin başarılı olması için finansman, altyapı geliştirme ve devlet desteklerinin kritik olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, Türkiye'nin AB dışındaki pazarlara yönelerek ticaret dengesini koruyabileceği ancak bunun için etkin ticaret anlaşmaları ve ihracat teşviklerine ihtiyaç duyduğu tespit edilmiştir. SKDM'nin uygulanmasıyla birlikte Türkiye'de emisyon ticaret sistemi ve karbon fiyatlandırma politikalarının hayata geçirilmesi gerekliliği ön plana çıkmıştır. Görüşmeler, sanayi sektörünün düşük karbonlu üretime geçişini hızlandırmak için teşvik mekanizmalarının geliştirilmesi, teknoloji transferinin desteklenmesi ve karbon ayak izinin izlenmesine yönelik altyapının güçlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Türkiye'nin 2025 yılında yürürlüğe sokmayı planladığı İklim Kanunu'nun, yeşil dönüşüm sürecine ivme kazandırarak AB ile entegrasyonu güçlendireceği öngörülmektedir. Sonuç olarak, SKDM Türkiye'nin sanayi politikaları, ihracat stratejileri ve uluslararası ticaret ilişkileri açısından önemli bir dönüşüm sürecini beraberinde getirmektedir. SKDM'ye uyum sağlamak için kurumsal kapasitenin artırılması, karbon düzenlemelerinin etkin şekilde uygulanması ve yeşil finansman araçlarının devreye sokulması gerekmektedir. Türkiye'nin yeşil dönüşüm sürecini başarıyla yönetmesi, uzun vadede küresel ticarette rekabet avantajı elde etmesine olanak tanıyacaktır.
Açık kalp ameliyatları sonrası klinikte izlenen hastalarda gelişen uyku bozuklukları ve nedenlerinin belirlenmesi
Araştırma bir devlet hastanesinin kalp damar cerrahisi kliniğinde yatan ve açık kalp ameliyatı geçiren hastaların ameliyat sonrası uyku bozukluklarını ve nedenlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı türde yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu, Uyku Düzenini Etkileyen Etmenler Formu (UDEEF) ve Richards Campbell Uyku Ölçeği (RCUÖ) kullanılmıştır. Veri toplama araçları hastalar ile yüz yüze görüşülerek soru cevap şeklinde doldurulmuştur. Veriler Şubat- Eylül 2024 tarihleri arasında, Alanya Eğitim Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği'nde toplanmış olup, araştırma kapsamına 63 hasta alınmıştır. Veriler yüzdelik, standart sapma, varyans analizi (ANOVA) kullanılarak hesaplanmıştır. p<0,05 düzeyi istatistik olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmada hastaların yaş ortalaması 62,83 ± 8,65 yıl olup, çoğunluğunun (%76,2) erkek olduğu, %71,4'nün koroner arter bypass greft ameliyatı geçirdiği belirlendi. Bu çalışmada hastaların %84,1'inin açık kalp ameliyatı sonrası uyku bozukluğu yaşadığı ve %61,9'unun uyku kalitesinin kötü olduğu belirlenmiştir. Hastaların uyku durumlarını etkileyen etmenlerden; hastalıkla ilgili kaygılar, yapılacak girişimler ve hastalıkla ilgi yeterli bilgi verilmemesi, çevredeki gürültü, gündüzleri yapacak faaliyet olmaması ve sürekli yatmak, uyku öncesi alışkanlıkları uygulayamama, hastanenin uyuma ve uyanma saatleri hastaların uyku kalitesini kötü olarak etkilemiştir. Araştırmada UDEEF puan ortalaması 63,89 ± 10,36, RCUÖ puan ortalaması 52,16 ± 22,36 olarak belirlenmiştir. RCUÖ puan ortalaması hastaların iyi bir uyku kalitesine sahip olmadığını göstermektedir. UDEEF ve RCUÖ arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,05). UDEEF'ndan alınan puan arttıkça uyku kalitesi düşmüştür. Çalışmada hasta ile 24 saat birlikte olan ve bütüncül bakım veren hemşirelerin açık kalp ameliyatı sonrası hastaların uykusunu etkileyebilecek etmenleri saptamaları ve gerekli hemşirelik girişimlerini uygulayarak uyku kalitesini arttırmaları önerilmiştir.
Acil servis travma hastalarında travma şiddetinin peritravmatik stres ölçeği özelinde değerlendirilmesi
Bu çalışma, acil servise başvuran travma hastalarında travma şiddeti ile peritravmatik dissosiyatif tepkiler arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Travma şiddeti Injury Severity Score (ISS) ile, dissosiyatif yanıt düzeyi ise Peritraumatic Dissociative Experiences Questionnaire (PDEQ) ile ölçülmüş; veriler tanımlayıcı, karşılaştırmalı, korelasyon ve regresyon analizleri yoluyla değerlendirilmiştir. Araştırmaya Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne travma nedeniyle başvuran 200 hasta dahil edilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 37,47 ± 14,95 yıl olup, %64'ü erkektir. Ortalama ISS skoru 7, PDEQ skoru ise 16 olarak saptanmıştır. Travma şiddeti arttıkça dissosiyatif tepkilerde anlamlı bir artış gözlenmiş, ISS değeri yüksek bireylerde PDEQ ≥20 olasılığı anlamlı düzeyde artmıştır (OR = 3,44; p = 0,004). ROC analizine göre ISS için AUC değeri 0,677 olarak bulunmuş, en iyi ayırıcı eşik değeri ISS = 10 olarak hesaplanmıştır. Cinsiyet değişkeni dissosiyatif etkilenim açısından anlamlı bulunmuş, kadınlarda PDEQ skorları daha yüksek saptanmıştır. Çoklu regresyon analizinde ISS ve cinsiyet bağımsız parametre olarak öne çıkarken, yaşın etkisi anlamlı bulunmamıştır. AIS dağılımı ekstremite ve yüz bölgelerinde yoğunlaşmakta olup, baş-boyun travmalarında belirgin sayıda orta-yüksek şiddette yaralanma tespit edilmiştir. Sonuç olarak, kadın cinsiyette travma şiddeti arttıkça stres düzeyi artmaktadır. Yaş ise stres düzeyini etkilememektedir. Yalnızca fiziksel travma şiddetinin değil, bireysel ve psikososyal değişkenlerin de peritravmatik dissosiyasyonun gelişiminde etkili olduğunu göstermektedir. Acil servis ortamında travma sonrası psikolojik etkilenimi erken dönemde belirlemeye yönelik değerlendirmelerin yapılması, bütüncül sağlık hizmeti sunumu açısından önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Dissosiyasyon; Travma Şiddeti; ISS Skoru; PDEQ; Acil Servis
Alanya eğitim ve araştırma hastanesi geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) Merkezi'ne başvuran kişilerin GETAT hakkındaki bilgi , tutum, davranış ve uygulama sonrası fayda düzeylerinin değerlendirilmesi
Günümüzde sağlık hizmetlerinden beklentiler değişmekte ve tedavide kişi merkezli ve bütüncül yaklaşımlara ilgi artmaktadır. Bununla birlikte geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) uygulamaları sağlık hizmetlerinde göz ardı edilmemesi gereken bir konumdadır. Bu çalışmada, Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi GETAT Uygulama Merkezi'ne başvuran bireylerin GETAT uygulamaları hakkındaki bilgi, tutum ve davranış düzeylerini değerlendirmek ve uygulama sonrası algıladıkları fayda durumlarını belirlemek amaçlandı. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırma, Kasım 2023-Şubat 2024 tarihleri arasında Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi GETAT Uygulama Merkezi'ne başvuran iletişim engeli olmayan gönüllü katılımcılar üzerinde yürütülmüştür. Katılımcılara sosyodemografik özelliklerini, GETAT hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarını ve uygulama sonrası fayda düzeylerini değerlendirmeye yönelik anket formu uygulanmıştır. Çalışmada 13 sorudan oluşan 4'lü likertle hazırlanmış Tamamlayıcı Tıpa Yönelik Tutum Ölçeği (TTTÖ) ve Görsel Analog Skala (VAS) kullanılmıştır. Veriler Jamovi (v 2.6.25) istatistiksel analiz programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Katılımcıların %58'i GETAT'ı yardımcı yöntem olarak görmektedir ve en sık (%66) kupa tedavisini tercih etmektedir. İlk kez GETAT uygulaması yaptıranlar çoğunlukla kupa uygulaması (%74,5) için başvurmuşlardır. Katılımcıların ortalama ölçek puanı 23,9±5,1 bulunmuştur. GETAT'a yönelik düşünceler ölçek puanını anlamlı şekilde etkilemektedir (p=0,012). GETAT sonrası VAS skorları anlamlı şekilde düşük saptanmıştır (p=0,001). Çalışmamıza göre hirudoterapi ve kupa terapinin proloterapi uygulamasından fayda düzeyi daha yüksektir. Çalışma bulguları, GETAT uygulamalarına yönelik toplum farkındalığının arttığını ve bireylerin bu yöntemlerden anlamlı düzeyde fayda gördüğünü göstermektedir. Bu sonuçlar, GETAT uygulamalarının sağlık hizmetlerine bilimsel temelde, etkin ve güvenli şekilde entegre edilmesi ve yaygınlaştırılması için önemli bir veri sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Tamamlayıcı terapiler, geleneksel tıp, sağlık bilgisi, tutum ve davranış
