Amasya University
Discipline

History

Amasya University

2,228

Archived Theses

7

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Bâb-ı Âsafî Ruûs Kalemi Defterlerinden 1522 Numaralı Ruûs Defteri (1061-1062/1651-1652), s. 142-274, Tahlil ve Metin

Osmanlı Devleti’nin en yüksek yönetim merci olan Divan-ı Hümayun, bürokratik işlemlerini kendisine bağlı kalemler vasıtasıyla icra etmektedir. Ruûs kalemi Divan-ı Hümayunun görevli tevcihatına ilişkin muamelat ile meşgul olmakta, düzenlenen tezkireleri Ruûs defterlerine işleyerek muhafaza etmektedir. Ruûs defterleri yazıldıkları yıllarda, devletin merkez ve merkeze bağlı birimlerinde halihazırdaki görevlere ve görevi tasarrufta bulunan vazifelilere dair kayda değer malumata muhtevidir. Hükümlerdeki özet bilgilerden muayyen bir görev için tevcih gerekçesine, görevlide aranan niteliklere, tavassut eden kişi bilgisine ulaşmak mümkündür. Yerel tarih çalışmaları, önemli kişilerin biyografilerinin oluşturulması ve kurumların kronolojilerinin ortaya konulmasında yine Ruûs defterlerine müracaat edilebilir. Hüküm özetlerinde yer alan, görevi ifa edecek kişiye verilecek günlük ücret bilgisi, Osmanlı maliyesi araştırmalarında kullanılabilir. Osmanlı’nın geniş coğrafyası göz önüne alındığında, birçok ülkenin tarihinin yazılmasında Ruûs defterleri önemli bir arşiv kaynağıdır. İfade edilen hususlar bağlamında, çalışmamızda 1522 Numaralı Ruûs Defteri, mevcut literatüre katkı sağlaması maksadıyla ele alınmıştır. Çalışmamıza konu olan Ruûs defteri, 17. yüzyılın ortasında tutulmuş olup muhtevası muhtelif görevlere yapılan tevcihatla oldukça zengindir. İlmiye, seyfiye ve kalemiye sınıfının üst düzey amirlerinden en alt kademedeki memurlarına kadar birçok görevlinin atamasıyla ilgili kayıtlar defterde mevcuttur. Çalışmamızın giriş bölümünde Divan-ı Hümayun ve kalemleri hakkında bilgi verildikten sonra görevli atamasında yürütülen bürokratik süreç açıklanmıştır. İkinci kısımda defterden elde edilen bulgular analiz edilmiş, son kısımda ise metin transkripsiyonuna yer verilmiştir. İhtiva ettiği bilgilerle yazıldığı yıllarda Osmanlı Devleti’nin idari, iktisadi, askeri ve içtimai hayatının anlaşılmasında önemli bilgiler vermektedir.

Divan-ı HümayunOsmanlı DevletiRuûs Defteri+1
Onur Çakır
Gümüşhane University · Institute of Graduate Studies
2026
20
Master'sOpen AccessTR

18. yüzyılın ilk yarısında Trabzon ve Kastamonu`da fiyatlar

Bu tezde şer'ıyye sicillerindeki narh listelerine dayanarak XVIII. yüzyılın ilk yansında Trabzon ve Kastamonu'da fiyatlar ve fiyat hareketleri incelenmiştir. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın ilk iki bölümünü, kadı tarafından ilan edilen resmi fiyatlar anlamına gelen ve çalışmamızın tamamına ışık tutan narh sistemine ayrılmıştır. Bu kısımda öncelikle İslâm iktisat düşüncesinde ve Osmanlı tatbikatında narh kavramı ve sistemin işleyişi ele alınmıştır. Burada görüldü ki, İslâm'da serbest piyasanın ve tam rekabetin olduğu ortamlarda narh sistemi uygulanmamaktadır. Osmanlı Devletinde ise narhın kamunun menfaatine olan önemli işlerden addedildiği için İstanbul'un fethinden itibaren 1 860'lı yıllara kadar titizlikle uygulandığı anlaşılmaktadır. Çalışmamızın esas kısmını oluşturan iki ve üçüncü bölümlerde, Trabzon ve Kastamonu şer'ıyye sicillerindeki fiyat listelerine dayanarak, 1700-1750 yıllan arasında bu iki kentte oluşan fiyatlan tahlil ve tasnif ettik. Bu kısımda özellikle temel ihtiyaç maddelerinde (hububat, gıda, eşya vb.) oluşan fiyat hareketlerinin analizleri yapıldı. Buna göre; Trabzon'da temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlan söz konusu dönemin ortalarına doğru iniş-çıkışlar gösterdikten sonra, hızla yükselme eğilimine girmiştir. Kastamonu'da ise; yüzyılın başlannda yükselen fiyatlar, dönemin ortalanna doğru düşmeye başlamıştır. Ancak burada da fiyatlar XV11I. yüzyılın ilk yansının ortalanndan itibaren istikrarlı olmamakla birlikte yükselmeye başlamıştır. Tezin son bölümünü oluşturan değerlendirme ve sonuç kısmında ise, Kastamonu ve Trabzon kentlerinde oluşan fiyatlar arasında bir karşılaştırma yapıldıktan sonra bu iki ilde fiyatlann birbirinden farklı bir trend izlediği görüldü. İzlenen dönem içerisinde fiyat değişikliklerinin sebeplerini tespit etmek zor olmakla birlikte, zaman zaman fiyat değişikliklerinde kuraklık ve veba gibi doğal afetler ile İran savaşlarının rolü olduğu anlaşılmaktadır. Sonuçta, Trabzon ve Kastamonu'da fiyatlar bir kaç bakımdan kıyaslanarak tartışılmış ve fiyat farklılıklarının nedenleri ve halkın yaşam standartları üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. VI

18. yüzyılFiyatFiyat hareketi+4
Temel Öztürk
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Türk, İspanyol ilişkileri çerçevesinde Ahmed Vasıf Efendi`nin İspanya elçiliği (1787-1788)

Devletlerarası ilişkilerin düzenlenmesinde, milli çıkarların korunması ve gösterilmesinde ve dış dünyadaki gelişmelerin takip edilmesinde diplomasi çok önemli bir faktördür. Osmanlı Devleti, dış diplomasi teşkilatını yani daimi elçilikleri oluşturuncaya kadar bu özellikleri zaman zaman değişik ülkelere göndermiş olduğu elçilerle sağlamaya çalışmıştır. Ahmed Vasıf Efendi'nin İspanya Elçiliği de bunlardan birisidir. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı'nda yaşanmış olan Çeşme Faciası ve Küçük Kaynarca Andlaşması'nın Osmanlı Devleti'nin hükümranlık haklarına ve toprak bütünlüğüne yönelik tahripkar sonuçları Osmanlı Devlcti'ni 18. asrın son çeyreğinde uluslararası ilişkilerde denge politikası izlemeye zorlamıştır. Ahmed Vasıf Efendi'nin 1787'deki îspanya Elçiliği hem 1782 tarihli Ticaret ve Tarafsızlık Andlaşması'nın teyidini sağlamak hem de Rusya ile tutuşacağı savaşın arefesinde İspanya'nın dostluğuna doymuş olduğu ihtiyaçtan kaynaklanıyordu. Ahmed Vasıf Efendi'nin yaklaşık onbuçuk ay süren elçiliğinin sonunda ortaya çıkan sefaretname, genel sefaretname türünden olup o tarihe kadar İspanya'ya yönelik ilk ve tek sefaretname olma özelliğine de sahiptir. Bu tez Ahmed Vasıf Efendi'nin seyahati, İspanya'ya dair görüş ve izlenimleri; özellikle İspanya'daki askeri, mali, politik, idari kurum ve teşkilatlar ile İspanya'nın sosyo-kültürel hayatına dair görüşlerini aktardığı İspanya Sefaretnamesi'ni detaylı bir şekilde incelemektedir. VII

Ahmed Vasıf EfendiOsmanlı DevletiSefaretname+2
Melek Öksüz
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

1281-1296/1864-1879 tarihli 19 numaralı Erzurum Vilâyet Ahkâm Defterinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı 19 Numaralı Erzurum Vilâyet Ahkâm Defterindeki bütün hükümlerin Latin harflerine çevirisi ve değerlendirilmesinin yapılmasıdır.Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümünde, Tanzimat dönemi Osmanlı idari teşkilatı hakkında bilgi verildikten sonra Erzurum vilâyetinin tarihçesi ve vilâyetin Osmanlı idari teşkilatındaki yeri ele alınmıştır. İkinci bölümde, Osmanlı arşiv ve defter sistemi hakkında bilgi verilerek, ahkâm defterlerinin tanımı, gelişim seyri, biçimsel özellikleri, muhtevası ve ahkâm defteri tutulmuş olan bölgelere değinilmiştir. Devamında ise 19 Numaralı Erzurum Vilâyet Ahkâm Defteri'ndeki kayıtların şekli, diplomatiği ve dili açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde, defterde yer alan kayıtların özetleri ve tam metin olarak Latin harflerine çevirisi bulunmaktadır.Bu çalışmanın sonunda çevirisi yapılan metinlerin sağladığı veriler ışığında XIX. yüzyılda Erzurum vilâyeti ve sınırları dâhilinde bulunan sancak, kaza, nahiye ve köylerdeki idari, iktisadi ve içtimai meselelere ait önemli tasarruflar tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ahkâm Defterleri, Divan-ı Hümayun, Erzurum Vilâyeti, Merkez ve Taşra İdaresi, Osmanlı Devleti.

AhkamAhkam DefterleriDefterler+4
Meryem Aydın
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

On birinci dönem Ağrı milletvekillerinin faaliyetleri ve 1957-1961 Ağrı'da siyasal yaşam

Bu çalışmanın amacı 1957 ve 1960 yılları arasında Ağrı milletvekillerinin faaliyetleri ve askeri ihtilal sonucu kurulan koalisyon hükümetinin çalışmalarını kapsamaktadır. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Demokrat Parti öncesi siyasal yaşam ve Demokrat Parti iktidarının ilk dört yılı ele alınmıştır. İkinci bölümde, XI. Dönem TBMM için 1957 seçimlerinin yapılması ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, XI. Dönem Ağrı milletvekillerinin biyografisi XI. Dönem Ağrı milletvekillerinin mecliste katıldıkları oylamamlar ve ele alınmıştır. Dördüncü bölümde, XI. dönem Ağrı milletvekillerinin yasama çalışmaları ve meclis konuşmaları ele alınmıştır. Beşinci bölümde ise 1957- 1961 Ağrı'da Siyasal yaşam ve XI. Dönem Ağrı milletvekillerinin 27 Mayıs Askeri darbesinden sonra yargılanma süreçleri ve 1961 seçimleri ele alınmıştır.Bu çalışmanın sonunda Türk siyasi hayatında önemli bir yere sahip olan On birinci Dönem Ağrı Milletvekillerinin, 27 Mayıs 1960 Askeri İhtilali kadar olan çalışmaları ele alınarak 1961 seçiminin Türk demokrasi tarihi açısından önem ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Hükümet, Meclis, DP, CHP, İhtilal, Seçim

AğrıMilletvekiliSiyasi faaliyetler+3
Harun Aydın
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet'in kuruluşundan İkinci Dünya Savaşı'nın bitimine kadar Türk-Sovyet ilişkileri

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren, yeni devletin dış politikasında Sovyetler Birliği son derece önemli bir yer teşkil etmiştir. Bu durum bir ölçüde, her iki devletin hem eski yönetimlerine, hem de aynı işgalci devletlere karşı bir mücadele vermeye başlayarak, milletlerarası sahneye çıkmış olmaları ile ilgilidir. Bu özellik ve benzerlik iki ülkeyi bir bakıma müttefik haline sokmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nin dış politikasının dayandığı temel prensip, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü ve mutlak bağımsızlığını hiç bir taviz vermeden korumak, bütün ülkelerle ve özellikle komşularıyla iyi dostluk kurmak ve Türk milletinin huzur ve refahını temin etmek olmuştur. Bu çalışmamızda Türkiye Cumhuriyeti'nin, askeri ve ekonomik yönden birçok probleminin olduğu bir dönemde, büyük devletler arasında bir denge unsuru ve kilit bir ülke olma özelliğini ne derece başarılı bir şekilde kullandığı ele alınacak, özellikle Sovyetler Birliği ile ilişkileri ayrıntılı olarak değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Sovyet Rusya, Ġkinci Dünya SavaĢı, Fransa, Ġngiltere.

Sovyetler BirliğiTürk dış politikasıTürk-Rus ilişkileri+2
Döne Nihal Karaboran
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin NATO'ya giriş süreci ve etkileri

Dünya siyasi tarihinde önemli kırılmalara yol açan II. Dünya Savaşı, Türk dış politikasında da etkisi uzun yıllar devam edecek olan ittifak ve politik yönelimlere zemin hazırlamıştır. Savaş sonrası dönemde ortaya çıkan bölgesel ve küresel belirsizlik ortamında Türk devlet adamlarının güvenlik arayışlarının bir sonucu olan NATO üyeliği, dönemin iktidar ve muhalefet kesimlerinin ittifakla benimsedikleri bir gelişme olmuştur. Soğuk Savaş'ın başlarından itibaren Türkiye'nin dış politikada yöneleceği temel eksen ve tercihlerin belirlenmesinde en önemli faktör olan NATO üyeliği, çalışmamızın odak noktasını oluşturmuştur. Bunun yanında, Demokrat Parti döneminde temel dış politik konularda yürütülen siyaset, Türkiye ve NATO arasındaki ittifak ilişkisi bağlamında ele alınmıştır. Türkiye'de liberal-rekabetçi demokrasinin kuruluş yıllarına denk gelen ve 1990'lı yıllara uzanan Türk dış politikasının esas parametrelerinin oluşmasına zemin hazırlayan bu dönemin daha iyi anlaşılabilmesi için geniş bir kaynakça ile çeşitli bulgulara ulaşılmıştır. Sırasıyla İnönü ve Menderes hükümetlerinin NATO'ya üyelik ekseninde yürüttükleri dış politikanın Atatürk dönemi Türk dış politikasının temel ilkelerinden aşamalı olarak uzaklaştığı ve uluslararası antlaşmalar yoluyla da zaman zaman milli egemenlik ilkesinden tavizler verildiği görülmüştür. Bu koşullarda, dünyada sıcak savaşların yerini diplomasinin almaya başladığı 1950'li yıllar, Türkiye açısından da yeni dış politikanın taşlarının döşendiği bir dönem olmuştur.

Askeri ilişkilerAskeri teşkilatNATO+5
Abbas Balcı
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kirman Selçukluları'nın Büyük Selçuklular, Meliklikler ve Atabeyliklerle olan münasebetleri

1040 Dandanakan Zaferi, Türkler'in Horasan merkez olmak üzere yeni bir medeniyet kurmaları için dönüm noktası olmuştur. Bölgeye hâkim konumda olan devletlerden biri olan Gazneliler ile yaptıkları ve kazandıkları zaferler sonucunda yeni bir imparatorluk kurulmaya başlamış ve geniş topraklara yayılmıştır. Daha Gazneliler ile savaşırken bir devlete bile sahip olmayan Selçuklular bu zaferden sonra devletlerini kurmuş ve fetihlerle genişlemeye devam ederek Bizans sınırlarına kadar ulaşmış ve onlarla mücadele etmişlerdir. Böylece Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Ortaçağ ve İslâm Tarihine adını yazdırmıştır. Dandanakan Zaferinden sonra Selçuklu hanedanı Merv'de bir kurultay ile bir araya gelerek Türk ananesi gereği toprak paylaşımında bulunmuşlardır. Bu paylaşımda tezimizin ana konusu teşkil eden Kirman Selçuklularının kuruluşuna zemin hazırlanmıştır. Paylaşımda Çağrı Bey'in büyük oğlu Kara Kavurd Bey'e Tabes Vilayeti ve Kirman Bölgesi verilmiştir. Bölgeye 1041'deki ilk Selçuklu akınlarından sonra gelen Kavurd, Büveyhiler'in hâkim olduğu Kirman'ı alarak Büyük Selçuklu Devletine bağlı Kirman Selçukluları'nı kurmuştur. Kirman Selçuklularını kuran Kavurd, bölgede faaliyetlerde bulunarak sınırlarını genişletmiştir. Sultan Alp Arslan'a karşı birkaç kez isyan eden Kavurd, Alp Arslan'ın affetmesi ile Kirman'da kalmıştır. Fakat Kavurd'un, Melikşah Sultan olduktan sonra Selçuklu tahtı için isyan etmesi sonucunda öldürülmüştür. Kavurd'dan sonra Kirman melikleri Sultan Sencer'in Oğuzlara esir düşüp ölümüne kadar Büyük Selçuklulara tabi olmuşlardır. Kirman Selçukluları, Suriye, Irak, Horasan, Halep ve Dımaşk Selçukluları ve Atabeglikler ile siyasi veya evlilik yolu ile münasebetlerde bulunmuşlardır. Büyük Selçuklu Devletinin otoritesinin zayıflaması üzerine atabeglikler kurulmuştur. Kirman Selçukluları bu atabeglikler ile siyasi ve askeri yardım almak için ilişkilerde bulunmuşlardır. Ortaçağ Tarihinde İslâm dünyasına yönelik yapılan Haçlı Seferlerine karşı Atabeglikler bir araya gelerek ittifak kurmuş ve İslâm bölgesinden Haçlıları atmaya çalışmışlardır.

AtabegAtabegBüyük Selçuklular+6
Hümeyra Özyurt
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

II. Meşrutiyet Dönemi Bayezid Sancağı (1908–1918)

II. Meşrutiyet Döneminde bayezid sancağında yaşanan ermeni olayları, İran ile sınır problemleri, Aşiret Alayları kapsamında ele alınacak sancağın sosyal, siyasi ve ekonomik tarihi incelenecektir.

Bayezid SancağıErmeni olaylarıErmeni sorunu+7
Makul Yıldırım
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

1938-1960 yılları arasında Türkiye'de din eğitim politikaları

Din öğretimi toplumların olmasa olmazı olarak varlığını her dönem muhafaza etmiş, toplumsal yapıda önemli bir gereklilik olarak görülmüştür. Türkiye Cumhuriyeti'nde de bu gereklilik her döneminde tartışılan meseleler arasında yer almıştır. Din öğretiminin uzun bir geçmişi olmasına karşın bu tez çalışmasında Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinden başlayarak Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması ve din öğretimi konusunun bu yeni düzende sahip olduğu konum ve sonrasında siyasal yapıda meydana gelen değişikliklerden hareketle 'Tek Partili' ve 'Çok Partili' süreçlerde din öğretimi alanında meydana gelen değişiklikler incelenmiştir. Değişik dönemlerde açılan veya kapanan bu kurumların işlevleri, ders içerikleri, öğrenci sayıları, toplumda bu kurumlarla ilgili tepkiler, siyaset hayatında bu konuyla ilgili tartışmalar, tablo ve istatistik verileriyle incelenmiştir. Osmanlı Devletinde Medreselerde, Rüştiye Mekteplerinde okutulan Din Dersleri, Osmanlı Devleti'nin dağılmasından sonra yeni bir boyut kazanmıştır. Özellikle 3 Mart 1924'de çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile din öğretiminin Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yürütülmesine karar verildi. Zaten İlahiyat Fakültesi'nin kurulması ve İmam Hatip Okulları'nın açılması Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nda belirtilmiştir. Bu kanundan sonra söz konusu okullar açılmışsa da uzun ömürlü olamamışlardır. Demokrat Parti'nin kurulmasına kadar, uzun bir süre din öğretimi okullarda yapılmamış, çok partili sürecin başlamasıyla din öğretiminde tekrar canlanmalar olmuştur. CHP'de, özellikle Yedinci Kurultay'da başlayan din öğretimi talepleri sonuç vermiş ve okullarda din dersleri verilmeye başlanmıştır. DP'nin iktidar olmasıyla din öğretimi, Ortaöğretim ve Yükseköğretim kurumlarında da verilmeye başlanmıştır. Bu tez çalışmasında din öğretiminin geçirdiği aşamaları, siyasi yapıda meydana gelen değişimler, partilerin kuruluş aşamaları, dönemin ülke gündemi, meclis tartışmaları ve dönemin basın haberlerinden hareketle incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, Din Eğitimi, Tek Parti Dönemi.

Cumhuriyet Halk PartisiDemokrat PartiDin eğitimi+5
Nihat Duru
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

II. Meşrutiyet Dönemi'nde Bayezid Sancağı (1908-1918)

Osmanlı Devleti çok geniş bir coğrafyada yaklaşık altı yüzyıl hüküm sürmüş bir imparatorluk olmakla birlikte günümüzde mevcut büyük devletlerin birçoğunun gerçekleştiremediği bir istimalet ve müsamaha politikasıyla farklı unsurları bünyesinde barındırmıştır. Bu uzun ömürlü imparatorluk, fethedilen topraklarda çok katı idare politikaları uygulanmamış bilakis Osmanlı yönetim anlayışını yansıtacak şekilde küçük değişiklikler ile birlikte mevcut idare tarzları korunmuştur. Osmanlı taşra idaresi ile ilgili yapılan her çalışma bu konudaki bir eksiği gidermekte ve idare tarzının daha iyi anlaşılmasına hizmet etmektedir. Bu noktadan hareketle Bayezid Sancağı'nın Meşrutiyet dönemindeki sosyal, siyasi, ekonomik, durumunun yanı sıra aşiret alayları ve Ermeni Meselesinin Sancağa yansımaları çok yönlü bir şekilde araştırılarak incelenmiştir. Çalışma dört bölümü ihtiva etmektedir. Birinci Bölümde II. Meşrutiyet Dönemi olarak bilinen 1908-1918 yılları arasında öne çıkan temel hususlara yer verilmiştir. İkinci Bölümde Bayezid Sancağı'nın tarihçesi verildikten sonra 1908-1918 yılları arasında yaşanan idareci değişiklikleri, Osmanlı Devleti ile İran arasında yaşanan sınır anlaşmazlıkları, sosyo-ekonomik durum, nüfus yapısı, eğitim durumu gibi konular üzerinde durulmuştur. Üçüncü Bölümde Müslüman tebaanın asırlarca beraber yaşadığı ve son dönemlere kadar problem yaşamadığı Ermeniler ile ilgili genel bilgiler verildikten sonra bir kısmının dış mihrakların etkisinde kalarak devletin huzur ve asayişini tehdit eden faaliyetlerine değinilmiştir. Dördüncü Bölümde Sultan II. Abdülhamid devrinin projesi olan ve Meşrutiyet döneminden sonra da kimi yapısal değişikliklerle varlığı sürdürülen Aşiret Alayları ve bu teşkilatın Bayezid Sancağı'na yansımaları incelenmiştir.

Bayezid SancağıHamidiye AlaylarıMeşrutiyet II+1
Makul Yıldırım
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nde savcılık kurumunun kuruluşu ve Erzurum vilayetinde uygulanması

Osmanlı Devleti, uzun yıllar dünya siyasetinde önemli bir güç olarak yaşamış ve kendisi ile ilişki içerisinde olan devletler üzerinde önemli bir etkiye sahip olmuştur. Ancak zamanla devletin malî ve askerî güç kaybetmesine paralel olarak sosyal alanda bozulmalar başlamış ve yargı sistemi de bundan nasibini almıştır. Tanzimat'tan önce Osmanlı yargı sisteminde idari, adlî, cezaî, hukukî ve ticarî davalara bakan kadıların yetiştiği medreselerin bozulması, kadıların niteliksiz olmaları gibi olumsuzluklar getirmiştir. Hukukun, toplumun içinde yaşayan insanların birbirleri ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallar bütünü olması nedeniyle Adlî sistem, Osmanlı Devleti kanunlaştırma hareketlerini uyguladığı alanlardan biri olarak karşımıza çıkmıştır. Bu çalışmada Osmanlı hukukunun dayandığı kaynaklar tek tek ele alınarak adlî teşkilatın Tanzimat öncesi ve sonrasındaki durumuna bakılmıştır. Kanunlaştırma faaliyetleri ile yaşanan yenilikler ceza ve hukuk alanında yapılan reformlar, Kadılığın yanında Osmanlı adlî teşkilatında 1879 yılından itibaren yer alan müddei-i umumilik kurumuna değinilmiştir. Müddei-i umumiliğin son dönemlere kadar geçirdiği süreç ele alınmıştır. Osmanlı hukukunda davaların çözüme kavuşturulması için kadıların, vi inceleme ve soruşturma yapmak gibi görevlerinin yerini zamanla müddei-i umumilik kurumuna nasıl bıraktığı, müddei-i umumiliğin adlî süreçteki yeri Osmanlı toplumuna nasıl faydalı olduğu, gibi sorulara cevap bulmak için merkeze bağlı bir vilayet olan Erzurum Vilayeti örnek alınarak detaylandırılmıştır. Anahtar Sözcükler: Osmanlı Devleti, XIX. Yüzyıl, Erzurum Vilayeti, Müddei-i Umumilik, Ceza Hukuku,

Adliye teşkilatıErzurumKadı+5
Hilal Budak
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sultan I. Alâeddin Keykubad Döneminde Türkiye Selçuklu Devleti'nin komşu devletlerle olan siyasi ilişkileri

Sultan Alâeddin Keykubad, yaklaşık on sekiz sene süren saltanatı boyunca her alanda istikrarlı bir politika takip etmiştir. Dış politikada da akılcı, uzlaşmacı ve ileri görüşlü bir siyaset izleyen Alâeddin Keykubad, bu sayede Türkiye Selçuklu Devleti'ni siyasi, ticari ve kültürel bir güç haline getirmeyi başarmıştır. Alâeddin Keykubad, ülkesinin bağımsız bir şekilde mevcudiyetini devam ettirebilmesi için Anadolu'dan geçen uluslararası ticaret yollarının gelirinden maksimum seviyede pay almak istemiş, dış siyasetini de bu temel üzerine oturtmuştur. Nitekim, tahta çıktıktan hemen sonra Avrupa ülkelerine karşı Venedik Dukalığına bazı ticari ayrıcalıklar veren bir anlaşma imzalamış; bu anlaşmadan kısa bir süre sonra da ilk seferini önemli bir liman şehri olan Alâiye üzerine düzenlemiştir. Alâeddin Keykubad, komşu devletlerle olan münasebetlerinde gereksiz risklerden kaçınmış ve otoritesini sarsacak düzeyde olmadıkça anlaşmazlıkları barış yolu ile çözmüştür. Zira, Moğollara, Eyyubilere ve Celâleddin Harezmşah'a karşı izlediği bu siyaset sayesinde, hem ülkesini olası bir yıkımdan korumuş, hem de herhangi bir istila hareketine karşı zaman kazanıp, önlemlerini almıştır. Ancak, son bağımsız Türkiye Selçuklu Devleti hükümdarı Alâeddin Keykubad'ın ölümünden sonra, onun izlediği başarılı siyaset halefleri tarafından devam ettirilemeyince, Türkiye Selçuklu Devleti Moğolların hâkimiyetine girmiştir. Anahtar Sözcükler: Türkiye Selçuklu Devleti, Alâeddin Keykubad, Dış Politika

Alaeddin Keykubat IAnadolu SelçuklularıKomşuluk+6
Emre Erdem
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaçağ Iğdır tarihi ve taşınmaz kültür varlıkları

Iğdır ve çevresinin tarih öncesi dönemlerden beri yerleşim yeri olarak kullanıldığı ve farklı kültürlere ev sahipliği yaptığı bilinmektedir. Bölgede yapılan arkeolojik araştırmalara göre ilk yerleşimin Paleolitik ve Mezolitik devirlerden kaldığı tespit edilmiştir. Arkeolojik veriler doğrultusunda, Iğdır Ovası'nda bulunan çakmak taşından yapılmış küçük taş araç ve gereçler Paleolitik döneme ait veriler olarak literatüre geçmiştir. Uygun iklim koşulları ve verimli toprakları sayesinde İlkçağlardan itibaren Iğdır ve çevresinin yoğun bir iskân faaliyetine sahne olduğu anlaşılmaktadır.Iğdır Korganı ve önündeki Sürmeli Çukuru, İlkçağ'da Doğu Anadolu'nun büyük bir kısmına hâkim olan Urartu Devleti'nin elinde bulunmaktaydı. Daha sonra zaman zaman Sakaların akınlarına uğradığı bilinen yöre Roma ve Bizans egemenliği altına girmiştir. Bizans dönemi içinde Sasanilerin hâkimiyetine girmiş olan bölge, Hz. Osman devrinde (644-656) Aras havzasına yönelen akınlar sırasında Müslüman Arapların eline geçmiş, ardından da Müslümanlar ve Bizans yönetimi arasında birkaç kez el değiştirmiştir. VIII. yy. sonlarında Abbasilerin bölgedeki hâkimiyet mücadelesi görülmektedir. Bu dönemden sonra, bölgeye başlayan yoğun Türk akınlarıyla buradaki hâkim siyasi unsurlar da zamanla değişim göstermiştir. Bu zengin tarihsel süreçte bölgede farklı dönemlerden kalma tarihi ve kültürel varlıklar göze çarpmaktadır. Bu çalışmada Ortaçağ boyunca pek çok devletin ve yerel beyliklerin hâkimiyet bölgesi olan Iğdır ve çevresinin Ortaçağ tarihi ve bu döneme ait günümüze ulaşabilen kervansaray, köprü, kaleler, kilise, mezar taşları gibi kültür varlıkları incelenmiş, Ortaçağ Anadolu tarihi ve sanatı içindeki yerleri ve önemleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Günümüze ulaşmayan eserler ise arkeolojik belgeler ışığında değerlendirilmiştir.

IğdırKalelerKervansaraylar+3
Rabia Karta
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nin sefer organizasyonlarında kullandığı hayvanlar (XVI.-XVIII. yüzyıllar)

Asırlarca birçok devlete askeri bakımdan üstünlük sağlayan Osmanlı Devleti, yaptığı kapsamlı sefer organizasyonlarıyla pek çok fetih gerçekleştirmiştir. Osmanlı Devleti'nin yaptığı seferlerde başarılı olmasının altında yatan önemli sebeplerden birisi, sefer örgütlenmesinin büyük bir titizlikle planlanması ve askeri lojistiğinin (mühimmat, iaşe ve ikmal) eksiksiz bir şekilde tedarik edilmesidir. Üç kıta ve yedi iklime yayılan Osmanlı Devleti, sefer zamanlarında uzun mesafeler arasında hızlı hareket etmek zorundaydı. Bu nedenle, askeri mühimmat ve iaşe gibi ihtiyaçlarını cepheye; deniz ve kara yoluyla sevk etmekteydi. Kara yoluyla gerçekleştirilen nakliyatta, dönemin en önemli ulaşım araçları olan hayvanların gücünden faydalanılmaktaydı. Bu bakımdan askeri mühimmat, iaşe ve ikmal türündeki her türlü lojistik ve ihtiyaç maddelerinin sevki; at, deve, öküz, manda, katır ve bu hayvanların koşulduğu arabalarla sağlanmaktaydı. Sefer organizasyonları kapsamında farklı birçok hayvan türünden istifade eden Osmanlı Devleti, askerlerin et ihtiyacını karşılamak amacıyla da koyun, keçi, kuzu, sığır, tavuk gibi hayvanları satın almaktaydı. Bu çalışmada Osmanlı Devleti'nin sefer örgütlenmesinde ulaşımın ve nakliyenin sağlanmasındaki en önemli etken olan yük ve binek hayvanlarının temini, idaresi ve hangi amaçlarla kullanıldığı araştırılmıştır. Ayrıca askeri iaşe amacıyla kullanılan hayvanların sefer organizasyonu kapsamında satın alınması ve diğer askeri iaşe içindeki önemi üzerinde durulmuştur. Yine bu çalışmada sefer süresi boyunca kullanılan bu hayvanların beslenmesi için hayvansal gıdaların alınması; hayvanların tedarik edilmesi için ekonomik kaynak sağlama ve bu amaçla yapılan havale usulü ve hayvanların en fazla mubayaa edildiği veya kiralandığı yerler hakkında da bilgiler sunulmuştur. Bunlardan başka sefer hazırlıkları arasında sayılabilecek farklı türdeki diğer hayvanlar hakkında da bilgi verilmiştir.

Askeri teşkilatBüyük seferlerHayvanlar+5
Ersin Yıldız
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

77 numaralı Mühimme Defterinin transkripsiyonu ve hükümlerin özeti (1-370)

Osmanlı Devleti'nin birinci derecede önemli yargı ve karar organı olan Dîvân-ı Hümâyûn'nda yapılan toplantılarda siyasî idarî, askerî, örfî, şer'î, adlî ve malî işler, şikâyet ve davalar görüşülüp karara bağlanmaktaydı. Görüşülen sorunlar ve alınan kararlar çeşitli defterlere kaydedilirdi. Bu defterlerden biri, "Mühimme Defterleri"dir. Dîvân'da görüşülen siyasî, idarî, askerî, sosyal açıdan önemli kararların kaydedildiği defterlere Mühimme Defterleri denir. Ayrıca, Dîvân-ı Hümâyûn'da kararlaştırılan hususlar üzerine padişahın onayı alındıktan sonra düzenlenen fermanların suretlerinin kaydedildiği defterler olarak da tanımlanmaktadır. Mühimme Defterleri, daima birinci derecede kaynak olarak kullanılmış olup bu defterlere dayanan birçok araştırma ve çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmada ana hatlarıyla Mühimme Defterlerinin tanıtımını yapıldıktan sonra Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden temin edilen 77 Numaralı Mühimme Defterinin transkripi ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Ayrıca defterin düzenlendiği dönemde yaşanan siyasi ve sosyal gelişmeler ele alınıp hükümlerin özeti yapılmıştır.

DefterlerMühimme DefterleriOsmanlı Devleti+3
Serpil Gökçe
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Suç cetvellerine göre II. meşrutiyet döneminde Diyarbekir vilayetinde cinayet suçları ve failleri 1912-1917 (R.1328-1333)

Suç cetvellerinden olan "vukuat-ı cinaiye ve ceraim-i umumiye cetvelleri" olarak iki tip cetvel bulunmaktadır. Ceraim-i umumiye cetvelleri, faillerin niteliklerine ilişkin bilgiler verirken, vukuat-i cinaiye cetvelleri ise, vakalara dair bilgiler vermektedir. Bu çalışma adı geçen iki cetvel üzerinden ilerlemiştir. Bu cetveller ilk olarak 1878 yılından sonra alınan bir karar çerçevesinde tutulması gerekirken, devletin içinde bulunduğu savaşlar ve ülke içerisindeki ayaklanmalar sebebi ile alınan kararların sağlıklı bir şekilde uygulanmadığı görülmektedir. Normal şartlarda her ay düzenli tutulması gereken vukuat-ı cinaiye cetvelleri eksik ve düzensiz tutulmuştur. Bu çalışmada, 1912-1917 yılları arasında Diyarbekir vilayetinde meydana gelen cinayet suçları ele alınmıştır. Birden fazla dini grubun bir arada yaşayan vilayette meydana gelen suçlar, Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivinden çıkarılan, 24 aylık vukuat-ı cinaiye cetvelleri ile 12 aylık cerim-i umumiye cetvelleri kullanılarak, vilayet genelinde kişinin can ve vücut bütünlüğüne, mal varlığına, kadına ve son olarak devlete karşı işlenen cinayet suçları ele alınmıştır. Ayrıca bu çalışmada ortaya çıkan istatistik veriler ile toplumun genel yapısına suç ve suçluların oranları üzerinden veriler sosyolojik olarak değerlendirilmiştir.

CinayetDiyarbakırMeşrutiyet II+7
Faruk Kurtuluş
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrat Parti döneminde Denizli'de siyasal hayat (1950-1960)

Coğrafi alan bakımından Denizli, Ege Bölgesinin en büyük şehirlerinden ikincisidir. Denizli, tarihte çok önemli bir mevkide bulunmuş, çeşitli uygarlıklara ev sahipliği ettiği için zengin bir tarih birikimine sahip olmuştur. Bu kapsamda Denizli bölgesinin kapladığı alanın tarihi ile ilgili eserler çoğunlukla İlkçağ, Ortaçağ, Osmanlı devri ve Cumhuriyet'in ilk yılları ile ilgilidir. Söz konusu evrelerde meydana gelen doğal afetler, yangınlar ve savaşlar sebebiyle kalıntılar az bulunmuştur. Bundan dolayı Denizli'nin sadece yakın tarihini araştırabilmekteyiz. Bu bakımdan Denizli'nin 1950 ile 1960 arasındaki süreçte tarihini hazırladığımız yüksek lisans tezimiz ile Denizli'nin eksik kalan yanlarını tamamlamayı amaçladık. Tezimiz, DP (1950-1960) döneminde Denizli ilinin idari biçimi, belediye faaliyetleri, nüfusu, ekonomisi, siyasi, askeri ve sosyokültürel yapısı gibi ana konuları içermektedir. DP'nin 1950 milletvekili genel seçimleriyle başlayan ve 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile son bulan on yıllık iktidarı boyunca Denizli'deki gelişmeleri detaylı bir şekilde ele almaya çalıştık. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Cerideleri, Resmi Gazeteler, Denizli yerel basını, konuyla ilgili araştırma ve inceleme eserleri, yüksek lisans ve doktora tezleri tezimizin ana kaynaklarını oluşturmaktadır. Üç bölümden oluşan çalışmanın giriş bölümünde siyasi partiler milletvekilleri genel seçimleri üzerinde durulmuş, partilerin kuruluş süreci hakkında bilgi verilmiş ve partilerin Denizli teşkilatı anlatılmıştır. İkinci bölümde, 1950-1960 arası dönemde Denizli milletvekillerinin meclis içindeki faaliyetleri, konuşmaları aktarılmıştır. Üçüncü bölümde ise, Denizli milletvekillerinin TBMM'deki çalışmaları üzerinde durulmuştur. Çalışmamız birçok yönüyle diğer eserlerden ve il yıllıklarından farklı özellikler taşımaktadır. 1950 ile 1960 yılları arasında Denizli'de yaşanan gelişmeler neden sonuç ilişkisi bağlamında ve tarihi bir şema doğrultusunda incelenmiştir. Ele alınan her konu DP politikaları açısından ele alınmış ve Denizli'deki değişimler ülke genelindeki olaylarla kıyaslanmıştır. Bu yönüyle ilin ne derece gelişme gösterdiği daha açık bir biçimde anlatılmaya çalışılmıştır.

Cumhuriyet tarihiDemokrat PartiDenizli+2
Canan Şen
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Selçuklu Devleti'nin Kars ve çevresindeki faaliyetleri ve Kars Müzesi'nde bulunan Anadolu Selçuklu dönemi sikkeleri

ÖKars yöresinde ilk yerleşim, Paleotik Dönem'de başlamış olup bu dönemi sırayla Neolotik Dönem, Kalkolotik Dönem ve Tunç Çağı takip etmiştir. Günümüzde Erzurum - Kars Platosu üzerinde yer alan Kars, denizden yaklaşık 2000 m. yüksekte ve etrafı derin ve sarp arazilerden oluşmaktadır. Kars ve çevresi tarih boyunca önemli bir konuma sahip olduğundan birçok medeniyete beşiklik etmiştir. Bölge II. Süleyman Şah, I. Alâeddin Keykubad ve II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde kısmen Anadolu Selçuklu Devleti egemenliği altında kalmıştır. Ancak Gürcü ve Moğolların saldırıları Kars ve çevresinin Selçuklu egemenliğinden çıkmasına sebebiyet vermiştir. Kısıtlı zaman içerisinde Anadolu Selçuklu Devleti Kars ve çevresinde ticari amaçlı Ejder, Musun, Karakale ve Alacahan Kervansaraylarını inşa etmiştir. Bu kervansaraylar İpek Yolu'nun Anadolu, İran ve Gürcistan ticari güzergahı üzerinde kalmaktadır. Kars ve çevresinde inşa ettirdiği kervansaraylarla ticari güzergahlara hakim olan Anadolu Selçuklu Devleti, bu ticari güzergahlar üzerinde kendi darp ettiği sikkeleri kullanmıştır. I. Keyhüsrev, Aleaddin Keykubad, II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Üç Kardeşler Müşterek Sikkesi, II. İzzeddin Keykavus, IV. Rükneddin Kılıçarslan'a ait sikkeler Kars Müze'si deposunda muhafaza edilerek günümüze ulaşmıştır. Bu sikkeler üzerinde yazının yanı sıra bitkisel, geometrik, figürlü süslemeler ile çeşitli astrolojik semboller bulunmaktadır.

Anadolu SelçuklularıKarsKars Müzesi+3
Mesut Özaydın
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasetnâmelere göre hükümdarda bulunması ve bulunmaması gereken nitelikler

Siyasetnameler, ideal devlet yönetimini sağlayabilmek;devlet adamlarına ve yöneticilere öğüt vermek amacıyla yazılan eserlerdir. Siyasetnâmeler, muhtelif ilimleri ve siyaset geleneklerini kapsayan bir alandır. Siyasetnâmelerde genel olarak adaletin önemi, zulmün vahameti, hükümdara itaat, merhamet, liyakat, ehliyet ve benzeri konular ele alınmaktadır. Eserlerde gerek birbirlerinin gerekse İran, Hint ve Yunan eserlerinin tesirini görmek mümkündür. Doğu ile batı siyasi geleneklerini sentezleyen filozoflar, bu sentezi İslam kanunlarına uygun bir şekilde uyarlamışlardır. Çalışmamız sonucunda yöneticilerin sahip olması gereken nitelikler, belirtilmiş ve açıklanmıştır. Yöneticilerin sahip olması gereken başlıca özellikler "adil, akıllı, yumuşak huylu, cömert, zulmü önleyen" şeklindedir. Bu özellikleri esas alan yönetici siyasetnamelerde çizilen ideal devleti kurup yönetmeyi başarabilir. Araştırmamız, bu alanda yazılan makale ve yazılardan farklı olarak devlet başkanlarının sahip olması gereken ve onlar için uygun görülmeyen hasletleri ele almıştır. Anahtar Kelimeler: Adalet, Siyasetnâme, Devlet Başkanı, Nasihatnâme

Devlet başkanıDevlet idaresiHükümdar+3
Celal Demir
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nde Müddei-i Umumlik kurumu ve Erzurum vilayeti Müddei-i Umumiliği

Osmanlı Devleti, uzun yıllar dünya siyasetinde önemli bir güç olarak yaşamış ve kendisi ile ilişki içerisinde olan devletler üzerinde önemli bir etkiye sahip olmuştur. Ancak zamanla devletin malî ve askerî güç kaybetmesine paralel olarak sosyal alanda bozulmalar başlamış ve yargı sistemi de bundan nasibini almıştır. Tanzimat'tan önce Osmanlı yargı sisteminde idari, adlî, cezaî, hukukî ve ticarî davalara bakan kadıların yetiştiği medreselerin bozulması, kadıların niteliksiz olmaları gibi olumsuzluklar getirmiştir. Hukukun, toplumun içinde yaşayan insanların birbirleri ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallar bütünü olması nedeniyle Adlî sistem, Osmanlı Devleti kanunlaştırma hareketlerini uyguladığı alanlardan biri olarak karşımıza çıkmıştır. Bu çalışmada Osmanlı hukukunun dayandığı kaynaklar tek tek ele alınarak adlî teşkilatın Tanzimat öncesi ve sonrasındaki durumuna bakılmıştır. Kanunlaştırma faaliyetleri ile yaşanan yenilikler ceza ve hukuk alanında yapılan reformlar, Kadılığın yanında Osmanlı adlî teşkilatında 1879 yılından itibaren yer alan müddei-i umumilik kurumuna değinilmiştir. Müddei-i umumiliğin son dönemlere kadar geçirdiği süreç ele alınmıştır. Osmanlı hukukunda davaların çözüme kavuşturulması için kadıların, inceleme ve soruşturma yapmak gibi görevlerinin yerini zamanla müddei-i umumilik kurumuna nasıl bıraktığı, müddei-i umumiliğin adlî süreçteki yeri Osmanlı toplumuna nasıl faydalı olduğu, gibi sorulara cevap bulmak için merkeze bağlı bir vilayet olan Erzurum Vilayeti örnek alınarak detaylandırılmıştır. Anahtar Sözcükler: Osmanlı Devleti, XIX. Yüzyıl, Erzurum Vilayeti, Müddei-i Umumilik, Ceza Hukuku

19. yüzyılAdliye teşkilatıCeza hukuku+5
Hilal Budak
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

XIX. yüzyıl batı seyahatnamelerinde Van Sancağı

Van şehri, Osmanlı İmparatorluğu'nun taşradaki önemli merkezlerinden biriydi. XIX. yüzyılda Van şehrini birçok Batılı seyyah ziyaret etmiştir. Bu çalışma Van'ın şehir tarihine katkı sağlamak amacıyla XIX. yüzyıl Batı seyahatnamelerinden yararlanılarak hazırlanmıştır. Çalışmada seyahatnamelerin yanı sıra XIX. yüzyıl Van tarihi üzerine yapılmış araştırmalardan istifade edilmiştir. Bu çalışma beş bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde Van'ın coğrafi yapısı anlatılmaktadır. İkinci bölümde Van'ın idari yapısı ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Van'da sosyal ve kültürel yaşam anlatılmaktadır. Dördüncü bölümde Van'ın ekonomik yapısı yer almaktadır. Beşinci bölümde ise Van'ın tarihi yapılarından bahsedilmektedir. Neticede seyahatnamelerde yer alan bilgiler diğer araştırmalarla karşılaştırılarak çoğunlukla tutarlı sonuçlar elde edilmiştir.

19. yüzyılOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+5
Serdar Bozkurt
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

1276 – 1281 / 1859-1864 tarihli 18 numaralı Erzurum Vilâyet Ahkâm Defterinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı 18 Numaralı Erzurum Vilâyet Ahkâm Defteri'ndeki bütün Hükümlerin Latin harflerine çevirisinin ve değerlendirmesinin yapılmasıdır. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Tanzimat Döneminde Merkez ve Taşra teşkilatı hakkında bilgi verildikten sonra Erzurum Vilâyeti'nin tarihçesi ve vilâyetin Osmanlı taşra teşkilatındaki yeri ele alınmıştır. İkinci bölümde Osmanlı arşivi ve defter sistemi hakkında bilgi verilerek, ahkâm defterlerinin tanımı, gelişim seyri, biçimsel özellikleri, muhtevası ve ahkâm defteri tutulmuş olan bölgelere değinilmiştir. Devamında ise 18 Numaralı Erzurum Vilâyet Ahkâm Defteri'ndeki Hükümlerin şekli, diplomatiği ve dili açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde, defterde yer alan Hükümlerin özetleri ve tam metin olarak Latin harflerine çevirisi yer almaktadır. Bu çalışma neticesinde çevirisi yapılan kayıtlar ışığında XIX. yüzyılda Erzurum Vilâyeti ve sınırları içinde bulunan sancak, kaza, nahiye ve köylere ait içtimai, idari ve iktisadi meselelere ait önemli bilgiler tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ahkâm Defterleri, Erzurum Vilâyeti, Tanzimat, Osmanlı Devleti, Hüküm

Ahkam DefterleriDefterlerErzurum+3
Gülden Subay
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nde İran'dan gelen âlimler ve zanaatkârlar (1500-1750)

Osmanlı Devleti ile İran asırlar boyunca birbirleriyle mücadele hâlinde olmuşlardır. İran'da 1501 yılında Safevi hanedanlığının kurulmasıyla birlikte bu mücadele doruk noktasına ulaşmıştır. Bu mücadelenin sebepleri arasında Safevi Şahı Şah İsmail'in Anadolu'daki Türkmenler arasında propaganda faaliyetleri yürütmesi, Şiîliği yayma düşüncesi ve Sünnî düşmanlığı yapması etkili olmuştur. Yavuz Sultan Selim döneminde Çaldıran Muharebesi'yle başlayan savaşlar, Safevi Devleti'nin 1736 yılında sona ermesine kadar devam etmiştir. Safevi hanedanından sonra İran topraklarına hâkim olan Afşar hanedanlığı döneminde de birçok çatışma yaşanmıştır. İki devlet arasındaki siyasî ilişkilerin yoğun olarak yaşandığı bu dönemde ilmî ilişkilerde oldukça hareketli bir seyir takip etmiştir. Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Şah İsmail'in baskılarına maruz kalan Sünnîlerin Osmanlı Devleti'ne göç etmek zorunda kalması ve Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Muharebesi'nden sonra ilim erbabından oluşan bir kafileyi Anadolu'ya sürgün etmesi XVI. yüzyıl boyunca devam eden ilmî hareketliliğin başlangıç noktalarıdır. Bu çalışmada, Osmanlı Devleti'ne gelen İranlı âlimlerin ve zanaatkârların geliş sebepleri, kaleme aldıkları eserleri ve Osmanlı Devleti'ndeki vazifeleri ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Safevi, Afşar, göç, sürgün, âlim, zanaatkâr

Bilim insanıGöçlerOsmanlı Devleti+5
Sevda Çetin
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İran İslam Devrimi'ne giden süreç ve devrimin Türk basınına yansımaları

Yaklaşık beş bin yıllık bir tarihi geçmişe sahip olduğu kadar önemli geçiş yolları üzerinde de bulunan İran, bu konumundan dolayı pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu nedenle oldukça eski bir devlet geleneği birikimine sahip olmasından dolayı belli dönemlerde güçlü bir ülke pozisyonunda olmuştur. Tarih içerisinde İran bu pozisyonunu korumaya çalışırken çeşitli hadiselerle karşılaşmıştır. XX. yüzyıla gelindiğinde ise dünyada tarihi ve siyasi pek çok olay yaşanmıştır. Yaşanan bu olaylar dünyanın dört bir yanında olduğu gibi Ortadoğu'da da görülmüştür. Bu olayların Ortadoğu'daki en önemli halkası ise 1979 yılındaki İran İslam Devrimidir. İran İslam Devrimi, 2500 yıllık İran monarşisinin son hanedanlığı olan Pehlevi Hanedanlığına karşı Humeyni ve taraftarları tarafından verilen mücadele sonunda gerçekleşmiştir. Bu mücadele sürecinin başlangıcı ise babasının İngiltere ve SSCB tarafından tahttan indirilmesi ile başa gelen son Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin Şahlık dönemidir. İki defa tahta geçen Şah Muhammed, ilk döneminde muhaliflere karşı yumuşak bir politika gerçekleştirmiştir. Fakat İran petrollerinin İngilizler tarafından işletilmesine göz yumduğu gerekçesi ile Musaddık'ın başlattığı İran petrollerini millileştirme politikası sonucu halk arasında bir itibar kaybına uğramıştır. Böylece bu politikasından dolayı kamuoyunda büyük destek bulan Musaddık'ı başbakanlığa getirmek zorunda kalan Şah, İran siyasetinde ikinci plana düşmüştür. Ancak Musaddık'ın İran petrollerini millileştirme hamlesinin İngiltere tarafından hoş karşılanmaması üzerine, İngiltere ve ABD istihbarat teşkilatları 16 Ağustos 1953 tarihinde Musaddık'a karşı bir darbe girişimine kalkışmışlardır. İlk darbe girişiminin başarısızlığı üzerine Şah, İran'ı terk etmiş fakat 19 Ağustos 1953 tarihindeki ikinci girişimde Musaddık devrilmiş ve 23 Ağustos 1953 tarihinde İran yönetimi tekrar Şah'ın eline geçmiştir. İkinci döneminde daha katı bir politika sergileyen Şah Muhammed Rıza Pehlevi, 20 Mart 1957 tarihinde kurmuş olduğu Milli İstihbarat ve Devlet Güvenlik Örgütü ya da kısa adı ile SAVAK adlı istihbarat örgütü ve 1963 yılının Ocak ayında uygulamaya koymaya çalıştığı "Ak Devrim" adlı reform paketi ile muhalefetin tepkisini çekmeye başlamıştır. Bu süreçte ise İran siyaset sahnesine ilk defa çıkan ve daha sonra Şah'a karşı en büyük muhalefeti yapan kişi Ayetullah Humeyni olmuştur. Humeyni bu muhalefetinden dolayı pek çok kez tutuklanmış, ancak muhalif olmaktan ve Şah'ı eleştirmekten vazgeçmediği için kısa süre sonra İran'dan sürgün edilmiştir. Fakat sürgünde olmasına rağmen hala İran'da fikirlerini yayıp faaliyetlerini sürdürmüştür. Humeyni sürgündeyken İran'da sosyal ve politik gerekçeler ile olaylar baş göstermiş ve bunu fırsat bilen Humeyni ise taraftarlarının daha da örgütlü hareket etmeleri için büyük çabalar sarf etmiştir. Böylece İran'da baş gösteren bu gösteriler bir türlü son bulmamış, muhalifler ise Humeyni'nin etrafında birleşmişlerdir. Muhalefetin birleşmesinden sonra olaylar bütün İran'a yayılmış ve bunun üzerine Şah ülkeyi bir daha geri dönmemek üzere tekrar terk etmiştir. Şah'ın ülkeyi terk etmesinden kısa bir süre sonra ise Humeyni İran'a dönmüş ve İran Devrimi'ni gerçekleştirmiştir. Devrimin gerçekleşmesinden sonra Humeyni, devrim sürecinde daha önceden fikri hazırlığını yaptığı İran modelini muhalefeti saf dışı bıraktıktan sonra 30 Mart 1979'da gerçekleştirdiği İslam Cumhuriyeti referandumu sonunda elde etmiştir. Yapılan bu referandum sonunda ise halkın büyük çoğunluğu İslam Cumhuriyeti'ni kabul etmiş ve 1 Nisan 1979 tarihinde İran İslam Cumhuriyeti resmi olarak ilan edilmiştir. Çalışmada bahsi geçen İran İslam Devrimi'nin, sınır komşusu ve uzunca yıllar siyasi faaliyetleri olan Türk Basınına yansımaları, nitel araştırma yöntemlerinden doküman ve belge analizi yöntemi kullanılarak ele alınmıştır. Böylece arşiv belgeleri, dönemin gazeteleri ve İran İslam Devrimi ile ilgili yazılan temel eserler incelenerek net bir çalışma ortaya konmaya çalışılmıştır.

BasınGazetelerHumeyni, Ayetullah+4
Uğur Yılmaz
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrat Parti döneminde Bitlis'te siyasal hayat

Coğrafi alan bakımından Bitlis, Doğu Anadolu Bölgesi'nin küçük vilayetlerinden birisidir. Bitlis, tarih boyunca çeşitli uygarlıklara ev sahipliği ettiği için zengin bir tarih birikimine sahip olmuştur. Ancak böylesine zengin bir tarihe sahip olan Bitlis'in tarihi ile ilgili çok az çalışma yapılmıştır. Gerçi son yıllarda yerel tarih alanında yapılan çalışmalar artmaktadır. Bu bağlamda Bitlis tarihi için de birtakım çalışmalar vardır, ancak bunlar halen yeterli düzeye ulaşmamıştır. Bu nedenle bahsi geçen çalışmanın en önemli amaçlarından birisi, Bitlis tarihin önemli bir evresi olan, ancak çok az araştırma yapılmış olan 1950 ile 1960 arasındaki dönemi belgeler ışığında ortaya çıkarmaktadır. Demokrat Parti Döneminde Bitlis'te Siyasal Hayat adlı çalışmada, DP döneminde Bitlis ilinin idari biçimi, belediye faaliyetleri, nüfusu, ekonomisi, siyasi, askeri ve sosyokültürel yapısı gibi ana konuları içermektedir. DP'nin 1950 milletvekili genel seçimleriyle başlayan ve 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile son bulan on yıllık iktidarı boyunca Bitlis'teki gelişmeleri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Cerideleri, Resmi Gazeteler, Bitlis yerel basını, konuyla ilgili araştırma ve inceleme eserleri, yüksek lisans ve doktora tezleri, bu çalışmanın ana kaynaklarını oluşturmaktadır. Üç bölümden oluşan çalışmanın giriş bölümünde siyasi partiler milletvekilleri genel seçimleri üzerinde durulmuş, partilerin kuruluş süreci hakkında bilgi verilmiş ve partilerin Bitlis teşkilatı irdelenmiştir. İkinci bölümde, 1950-1960 arası dönemde Bitlis milletvekillerinin meclis içindeki faaliyetleri, konuşmaları aktarılmıştır. Üçüncü bölümde ise, Bitlis milletvekillerinin TBMM'deki çalışmaları ve Vatan Cephesi üzerinde durulmuştu Bu çalışma, birçok yönüyle diğer eserlerden ve il yıllıklarından farklı özellikler taşımaktadır. 1950 ile 1960 yılları arasında Bitlis'te yaşanan gelişmeler neden sonuç ilişkisi bağlamında ve tarihi bir şema doğrultusunda incelenmiştir. Ele alınan her konu DP politikaları açısından ele alınmış ve Bitlis'teki değişimler ülke genelindeki olaylarla kıyaslanmıştır. Bu yönüyle ilin ne derece gelişme gösterdiği daha açık bir biçimde anlatılmaya çalışılmıştır.

BitlisDemokrat PartiSeçimler+3
Harun Yegen
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hakkâri'de siyasi hayat (1946-1960)

Bu çalışmada Hakkâri'nin 1946-1960 yılları arasındaki siyasi yapısını ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Musul sorunu Nasturî nüfus yoğunluğundan dolayı Hakkâri'yi de yakından etkilemiş, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması'nda karara bağlanamayıp, dokuz ay içerisinde taraflar arasında yapılacak karşılıklı görüşmelere bırakılmıştır. 5 Haziran 1926 tarihli Ankara Antlaşması ile Musul, İngiliz mandaterliği altındaki Irak'a bırakılırken Hakkâri Misak-ı Milli'ye uygun olarak Türkiye sınırları içerisinde kalmıştır. Bu tarihten sonra Hakkâri'nin il olma süreci başlamıştır. Zorlu coğrafi yapısı il olmasına rağmen bu bölgenin birçok faaliyetten mahrum kalmasına neden olmuştur. Bu dönemde dünyada yaşanan siyasi ve ekonomik krizler doğal olarak Türkiye'yi de yakından etkilemiş, ülke siyaseti ve ekonomisi ona göre şekillenmiştir. Bu süreçte 1923-1950 yılları arasında tek parti konumundaki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içinde yaşanan tartışmalar, yeni bir parti oluşumuna zemin hazırlamıştır. Bu dönemde Türkiye'nin çok partili siyasi hayata geçmesi ülkenin demokratik bir tarafa doğru gittiğinin göstergesi olmuştur. Demokrat Parti (DP)'nin doğması, yaptığı mitinglerde yapılan konuşmalarda Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu üzerinde durulmuş ve halkın güvenini kazanmış olmasına rağmen Hakkâri, 1950 yılına kadar CHP'den milletvekili çıkarmaya devam etmiştir. DP'nin 1950-1954-1957 seçimlerini kazanması yaşanan siyasi ve ekonomik buhranlar Hakkâri'yi de yansımış, siyaset bu bölgede de ülke ile doğru orantılı şekilde ilerlemiştir. Çalışmanın ana kaynağını Cumhurbaşkanlığı Cumhuriyet Arşivi belgeleri ve TBMM Zabıt Cerideleri oluştururken konuya ilişkin başvuru eserleri, makaleler ve tezlerden de istifade edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hakkâri, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 1946 Genel Seçimleri, Demokrat Parti (DP), Hakkâri Milletvekilleri

Cumhuriyet Halk PartisiDemokrat PartiGenel seçimler+5
Sevda Ertuş
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

H. 1248-1253/M . 1832-1837 tarihli Rum Atik Berat ve Ahkâm Defterinin transkripsiyon ve değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı Osmanlı Devleti'nde gayrimüslim cemaatler için tutulan defterler içerisinde olan H. 1248-1253/M. 1832-1837 tarihli Rum Atik Berat ve Ahkâm Defteri'nin tüm hükümlerini transkripte etmek ve elde edilen bilgiler ışığında XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin hâkimiyetinde olan Rum Milleti'nin statüsünü değerlendirmektir. Çalışma giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Osmanlı Devleti'nde adalet mekanizmasının nasıl çalıştığına dair bilgiler verilip; adaletin tesisi bağlamında önemli bir organ olan Divan-ı Hümayun'un işleyişi ve statüsüne değinilmiştir. Daha sonra Osmanlı Devleti'nin arşiv ve defter tutma geleneği üzerinde durulmuş, bu çalışmaya konu olan H. 1248-1253/M. 1832-1837 tarihli Rum Atik Berat ve Ahkâm Defteri'nin yapısı ve içeriğinden bahsedilmiştir. Birinci bölümde klasik dönemde Osmanlı Devleti'nin gayrimüslim tebaasının yönetimi kapsamında Rum Milleti'nin durumu detaylandırılmış, Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyılda (Sultan II. Mahmut dönemi) gayrimüslim tebaanın idaresi kapsamında Rum Milleti'nin ve millet reislerinin statüsü hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise söz konusu olan defterdeki hükümlerin tam metin olarak Latin harflerine çevirisi yapılmıştır. Sonuç bölümünde ise defterde yer alan hükümlerin genel bir değerlendirmesi yapılmış ve bu çalışmaya konu olan dönemde Osmanlı Deveti'nin Rum tebaaya dönük politikları irdelenmiştir. Bu bölümde hükümlerden çıkarılan sonuçlar yine hükümlerin muhtevasından hareketle yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Sultan II. Mahmud, Divan-ı Hümayun, Ahkâm Defteri, Rum Milleti

19. yüzyılAhkam DefterleriDivan-ı Hümayun+4
Faysal Uzkan
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türk siyasi hayatında Mustafa Necati Bey

Bu tez çalışmasında, Mustafa Necati Bey'in siyasi hayatının yanı sıra görev yapmış olduğu çeşitli vekâletler de ele alınmıştır. Mustafa Necati Bey, Osmanlı Devleti'nin Mondros Mütarekesinin imzalanmasından sonra ülkenin İtilaf Devletlerince işgal edildiği bir dönemde özellikle İzmir'in işgali sırasında her vatansever aydın gibi işgal kuvvetleri ile mücadele etmiş, yazmış olduğu yazılarla halkı işgale karşı bilinçlendirmeye çalışmıştır. İzmir'de Yahudi Maşatlık denen yerde bir miting yaparak ülkenin kurtuluşu için halkı birlik ve beraberliğe çağırmıştır. Mustafa Necati Bey, düşman kuvvetlerinin yıkımlarının başlaması üzere İzmir'den İstanbul'a oradan da Balıkesir'e geçmiştir. Balıkesir'de olduğu dönemde Balıkesir Kuva-yı Millîyesine katılarak ülke savunmasını buradan devam ettirmiştir. Sonraki süreçte Milli Mücadele döneminde çeşitli bölgelerde İstiklal Mahkemelerine başkanlık etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra Türkiye ve Yunanistan arasında nüfus mübadelesi sorunu ortaya çıkmıştır. Bu sorunun çözümü için Mustafa Necati Bey başkanlığında Mübadele, İmar ve İskân Vekâleti kurulmuştur. Halkın, adalet sistemine duyduğu güvenin azalması ve hâkimlerin görevlerini kötüye kullanmaları sonucunda Adliye Vekâletinde düzenlemeler yapılmıştır. Bu vekâletin yönetimine Mustafa Necati Bey atanmıştır. Mustafa Necati Bey, hayatının son yıllarında Maarif Vekâletinde de görev yapmıştır. Var olan eğitim sistemiyle çağın ihtiyaçlarına cevap verilemeyeceğini anlayan Mustafa Necati Bey, daha modern bir eğitim sistemi oluşturmaya çalışmıştır. Döneme ilişkin konuların araştırılıp incelenmesinde; Meclis Zabıt Cerideleri, Resmi Gazete Arşivi, Cumhuriyet Arşiv; dönemin yerel ve ulusal basını, hatıratlar, kitaplar ile konuyla ilgili dergiler ve makalelerden yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mustafa Necati Bey, Mütareke Dönemi, Maarif Vekâleti, Nüfus Mübadele

BiyografiMaarif VekaletiMustafa Necati Bey+3
Ceylan Türk
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Erciş Karakoyunlu Dönemi tarihi ve kültür varlıkları

Türkistan'da boylar halinde yaşayan ve Moğol istilaları sonucunda Anadolu'ya göç eden Barani ve Baranlu gibi aşiretler, XIV. yy.'ın ikinci yarısında Bayram Hoca önderliğinde bir araya gelerek Karakoyunlu Devleti'ni kurmuşlardır. Devlet yıllarının ilk zamanlarında Erciş başta olmak üzere Van Gölü çevresinde kurdukları hâkimiyetin ardından zamanla bütün Doğu Anadolu, Irak, Azerbaycan ve İran'a hâkim olmuşlardır. Karakoyunlular, tarihte Moğollar ile verdikleri kıyasıya mücadeleler, Osmanlı ile Timur Devleti arasında cereyan eden 1402 Ankara Savaşı'nın müsebbibi, akraba devlet Akkoyunlular ile aralarındaki anlaşmazlıklar gibi tarihi olaylarla tanınmaktadırlar. Bir asırdan fazla bir süre tarih sahnesinde kalan ve bağımsızlık kurdukları coğrafyanın Türk yurdu olarak kalması hususunda cihat ve fütuhat anlayışını benimseyen Karakoyunlular için Erciş büyük önem arz etmektedir. Hâkim oldukları coğrafyada önemli faaliyetler gerçekleştirdikleri gibi ilk başkentleri Erciş olması münasebetiyle siyasi faaliyetlerini burada yoğunlaştıran Karakoyunlular, şehrin imarına da önem vermişlerdir. Bugün ilçenin birçok noktasında bulunan ve yok olmaya yüz tutmuş eserler, bir yandan dönemin tarihine ışık tutarken diğer yandan Karakoyunluların sanatsal olarak geldiği nokta, bölgenin kültürel mirasına sağladıkları katkı ve sonraki dönemlere etkileri hakkında da önemli bilgiler sunmaktadır. Erciş ve çevresindeki kültür varlıkları içinde Karakoyunlu dönemine ait mimari eserler önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada, Karakoyunluların Erciş'teki faaliyetleri ile bu döneme ait kültür varlıklar incelenmiş, eserlerin Türk-İslam sanatı içindeki yerleri ve önemleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Günümüze ulaşmayan eserler ise tarihi kayıtlar ışığında değerlendirilmiştir.

KarakoyunlularKültür varlıklarıMimari eserler+5
Evren Bingöl
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sovyetler dönemi Karabağ meselesi (1920-1991)

Çalışmada, 1920-1991 yılları arası Karabağ ve çevresinde gerçekleşen siyasi olaylar ele alınmıştır. XI. Kızıl Ordunun 1920 yılında Güney Kafkasya'yı işgalinden sonra Dağlık Karabağ'da yaşanan çatışmalar ve bölge ile ilgili Ermeni iddialarına yer verilmiştir. Azerbaycan Türkleri'nin eski yaşam bölgelerinden olan Zengezur'un Ermenistan'a birleştirilmesi ve 1923 yılında Dağlık Karabağ'a özerklik verilmesi ile günümüzde de yaşanan sorunların temeli atılmıştır. Nahcivan ve Karabağ ile ilgili Ermeni iddiaları, Sovyetlerin son dönemlerine kadar sürmüştür. Tez çalışmasında, Sovyet yönetiminde bulunan Ermeni asıllı yöneticilerin ve Ermeni diasporasının bu konuda Ermenistan ve Karabağ Ermenilerine yardımları da araştırılmıştır. Sovyet lider Josef Stalin döneminde Ermenistan'dan Müslümanların zorunlu göçü de ele alınmıştır. 1960'lı yıllardan sonra Ermeniler Karabağ'da hızlı bir şekilde örgütlenerek terör faaliyetlerini gerçekleştiren birçok örgüt kurmuştur. Ermenistan Sovyet hükumetinin desteği ile bölgeye gelen Ermeni asıllı yöneticiler, Karabağ Ermenileri arasında milliyetçi propagandalar yapmışlardır. Bölgedeki bütün Ermeni faaliyetlerine Sovyet yönetimin ile birlikte Azerbaycan yönetimi de sessiz kalmıştır. Ayrıca Azerbaycan yönetiminde bulunan şahıslar, Ermeni faaliyetlerini durdurmak yerine, Karabağ'ı ekonomik yönden kalkındırmak için kararlar almışlardır. 1970'li yıllarda Ermeni milliyetçileri, kurdukları örgütler ile bölgeye silah ve mühimmat toplamakla birlikte bölge Ermenileri arasında milliyetçi propagandalar da yapmışlardır. 1985 yılından itibaren Ermeniler bölgede açık faaliyete geçmişlerdir. Ermenilerin son dönemlerde bölgede yaptıkları bütün siyasi ve askeri faaliyetlere çalışmada yer verilmeye çalışılmıştır. Azerbaycan ve Ermenistan'ın 1991 yılında bağımsızlık kazanmasından sonra Dağlık Karabağ sorunu iki devlet arasında farklı bir boyut kazanmıştır. Karabağ Savaşı'nın temelini atan olaylara da çalışmada yer verilmiştir. Döneme ilişkin konuların araştırılıp incelenmesi noktasında; Sovyetler döneminin ilk yıllarından Sovyetler Birliği'nin yıkılışına kadar olaylar araştırılırken Azerbaycan, Rus ve Türk arşiv belgeleri, dönemin gazeteleri, hatıratlar ile dönemi anlatan araştırma inceleme eserleri ve konuyla ilgili makalelerden yararlanarak çalışma tamamlanmaya çalışılmıştır.

AzerbaycanDağlık KarabağErmeniler+5
Amrah Bayramov
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

XX. yüzyılda Saray-Babıâli ilişkileri

XX. yüzyıla kadar Saray ve Babıâli ilişkilerinde güç dengeleri dönemsel olarak farklılıklar göstermiştir. Genç Osmanlıların devamı olan İttihad ve Terakki Cemiyeti II. Meşrutiyet ile ülkenin sorunlarına çözüm bulunacağı inancıyla Sultan II. Abdülhamid'i zorlamışlar ve otuz üç yıl var olan yönetim anlayışı tekrar II. Meşrutiyet ile değişikliğe uğramıştır. 31 Mart Vakasından sonra İttihatçılar Sultan II. Abdülhamid'i tahttan indirmiştir. 1909 Kanun-i Esasi maddelerinin tadili ile anayasada değişiklikler yapılmıştır. 1909 anayasa değişikliği ile padişahın yetkilerine sınır getirilip parlamenter sistem ön plana çıkarılmıştır. II. Meşrutiyet'in ilanı ile yeni bir özgürlük ortamı doğmuştur. Fakat bir süre sonra İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin devlet yönetiminde hâkimiyet sağlaması yönetimin monarşiden oligarşiye dönüşmesine yol açmıştır. 1908'den saltanatın kaldırılmasına kadar geçen süre zarfında sık sık hükümet değişikliklerinin yaşanması ve hükümetlerin sarayla ilişkileri hakkında fayda sağlayacak bilgiler aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Saray, Babıâli, II. Abdülhamid, Meşrutiyet, Kanun-i Esasi

20. yüzyılAbdülhamid IIBabıali+3
Nesrin Doğan
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

VIII. ve XII. yüzyılları arasında Sind bölgesi

Bu çalışmada pek çok tarihi olaya tanıklık etmekle birlikte, verimli tarım arazileri ve ticari imkânların bolluğu nedeniyle çok fazla istilaya uğrayan Sind bölgesi ele alınmıştır. Çalışma, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde bölgenin coğrafi konumu ve eski bir liman şehri olan Deybül, dini açından önemli sayılan Mültân, daha sonradan kurulan Mansûre ve verimli tarım alanlarına sahip olan Pencap şehirleri hakkında bilgiler verilmiş ve Arapların gelişine kadar ki süreç ele alınmıştır. Birinci bölümde Sind bölgesinde İslam hâkimiyeti ele alınmıştır. İlk olarak Hulefâ-yi Râşidîn döneminde Sind bölgesinde yapılan fetih çalışmalarına değinilmiştir. Hulefâ-yi Râşidîn döneminden sonra Emevîlerin bölgeye gelişi, İslamiyeti yaymak ve bölgeyi himaye altına almak için yaptıkları fetih çalışmaları, Müslümanların bölgeye yerleştirilmesinden söz edilmiştir. Daha sonra Abbâsîlerin bölgeyi ele geçirmesi, yine bu dönemde ortaya çıkan Arap asabiyetçiliğinden dolayı ortaya çıkan iç çekişmelere değinilmiştir. İkinci bölümde Abbâsîlerin güç kaybetmesiyle birlikte Sind bölgesinde bağımsız hanedanlıkların kurulması sonucu meydana gelen siyasi çekişmeler ele alınmıştır. Yine ikinci bölümde Türk-İslam devleti olan Gazneliler ele alınmıştır. Sultan Mahmud ve Sultan Mesud‟un Sind bölgesine hâkim olmak için yaptığı fetih ve fetih çalışmalarından söz edilmiştir. Daha sonra yine bir Türk devleti olan Gurların hâkimiyetinden söz edilmiştir. Üçüncü bölümde bölgedeki sosyal yaşamın yanı sıra bölgede yetiştirilen ürünler ve bölgedeki Arap tüccarların ticaretinden söz edilmiştir. Yine bu bölümde Sind topraklarında dini inançlar ve bu inançlar çerçevesinde ortaya çıkan gelenekler ele alınmıştır. Son olarak da bu bölümde eğitim ve mimari hakkında fayda sağlayacak bilgiler aktarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sind, İslam Fetihleri, Hind, Mültân, Emevîler

AbbasilerDinEkonomi+7
Nebi Cengiz
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kocaeli'nde yerel ve genel seçimler (1950-1960)

Türk siyasi hayatında önemli bir yere sahip olan DP (Demokrat Parti)'nin 10 yıllık iktidarlık süreci birçok yönüyle tartışılmıştır. DP, 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi sonrasında mecburi olarak siyasetten çekilmiştir. Bahsi geçen darbe sürecinden sonra birçok yeni parti kurulmuştur. Bu partilerden biri de asker kökenli Ragıp Gümüşpala öncülüğünde kurulmuş olan AP'dir. AP, 11 Şubat 1961 tarihinde kurulmuş olup; DP'nin devamı görüntüsünü vererek halkın desteğini sağlamıştır. Bu yeni parti, DP'nin oy kitlesini hedefleyerek siyasi faaliyette girişmiştir. Adı geçen parti teşkilatı farklı geçmişlere sahip üyelerden oluşmuştur. Özellikle eski Demokratlar partide önemli bir yere sahip olmuştur. 1965'ten 1971 tarihli muhtıraya kadar iktidarda kalan AP, kısa süre içerisinde güçlü bir parti konumuna gelmiştir. 1965 ile 1971 yılları arasında ülkeyi tek başına yönetmiştir. AP iktidarda bulunduğu süre boyunca ülkenin iç ve dış politikasında istikrar sağlamıştır, ancak yaşanan sosyal, siyasal ve ekonomik sorunlar beraberinde 12 Mart Müdahalesi'ni getirmiştir. Bu müdahaleden sonra iktidardan indirilen AP bir daha tek başına iktidara gelememiştir. AP, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi ile kapanarak tarihteki yerini almıştır. Türk siyasi tarihinde önemli bir yere sahip olan AP, 1980 Asker Darbesi ile kapandıktan sonra da ortaya koyduğu siyasi fikirler günümüzde de varlığını sürdürmektedir. Çalışmada, Türkiye'nin on yılı ile birlikte bu on yılın önemli bir bölümünü teşkil eden, AP yer almaktadır. AP'nin kuruluş süreci, katıldığı genel ve yerel seçimler, Kocaeli teşkilatı, dönemin milletvekilleri ile bu milletvekillerin Meclis'teki konuşmaları, kanun önergeleri ve katıldıkları yoklamalar yer almaktadır. Çalışmanın amacı, TC (Türkiye Cumhuriyeti) tarihinde önemli bir yere sahip olan AP döneminde yapılan genel ve yerel seçimlerin Kocaeli'ye yansımaları ve bu vilayette meydana gelen değişim ve gelişmeleri ortaya çıkarmak olmuştur. AP döneminde yapılan genel ve yerel seçimlerin doğru bir şekilde değerlendirilmesi yapılıp, Kocaeli'ye etkileri sonucunda vilayette ne gibi değişimlerin meydana geldiği tarafsız ve ilmi metotlarla ortaya konulmuştur. Yapılan araştırmalarda Kocaeli ili ile ilgili çok sayıda çalışmanın var olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmalar içerisinde doktora ve yüksek lisans gibi birçok akademik düzeyde eserlerde mevcut olmuştur. Ancak Kocaeli ili ile ilgili olarak bu zaman kadar Adalet Partisi Kocaeli Milletvekilleri ve TBMM'deki Faaliyetleri (1961- 1980) kapsamında bir çalışmanın olmadığı anlaşılmıştır. Bundan dolayı bu çalışmanın Kocaeli'nin siyasi tarihi açısından önemli bir çalışma olacağı şüphesizdir. Çalışma konusunun belirlenmesinin ardından, öncelikle konuyla ilişkili olan kaynakların tespit edilmesi amacıyla genel bir kaynak taraması yapılmıştır. Ardından 1961-1977 yılları arasında Kocaeli'nde yayınlanan gazeteler tek tek incelenmiştir. Kaynak taramasının sonucunda tespit edilen kaynakların tamamı bir araya getirtilmiş ve kullanılan malzemeler tamamen düzenlenmiştir. Sonrasında arşivlerdeki belgeler taranmaya başlanmış ve konuyla ilgili olan arşiv belgeleri detaylı bir şekilde irdelenmiştir. Elde edilen kaynaklar kullanılmadan önce diğer kaynaklarla karşılaştırılarak bu kaynaklardaki bilgilerin doğrulukları tespit edilmiştir. Bu anlamda kaynaklar arasında ortaya çıkması muhtemel çelişki ve yer yer yanlış olan bazı bilgilerin de titiz bir çalışmayla ortadan kaldırılmasına itina edilmiştir. Bu yolla çalışmanın daha iyi bir şekilde irdelenmesi ve anlaşılabilir kılınması sağlanmıştır. Yazım ile imla kurallarına büyük bir itina gösterilmiş ve genel olarak TDK (Türk Dil Kurumu)'nun yazım kaideleri temel alınmıştır. Böylece eserin genelinde tek tip dilbilgisi kuralları kullanılarak bir bütünlük sağlanmaya çalışılmıştır. Cumhuriyet ve TBMM arşivlerinden sağlanan belgelerinin kullanımı sırasında uygun bir yöntem kullanılmaya dikkat edilmiştir. Bu kapsamda başta AP olmak üzere diğer partilerin Kocaeli'ndeki milletvekillerinin meclis faaliyetleriyle ilgili belgelerin büyük bir kısmı temin edilmiş olup, içerikleri kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Konuyla ilgili elde edilmiş olan kaynaklar yazım esnasında tekrardan gözden geçirilmiştir. Her belge ayrı bir titizlikle değerlendirilmiştir.

Adalet PartisiCumhuriyet Halk PartisiDemokrat Parti+7
Semra Karaduman
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Târîhu'l-Vüzerâ'ya göre Irak Selçuklu Devleti vezirleri (Kıvamü'd-dîn Ebu'l Kasım dergüzînî ve Şerefü'd-dîn Ali bin Recâ'i)

Büyük Selçuklu Devleti ve Irak Selçukluları dönemi teşkilatını ve vezirleri tarihini çalışan araştırmacılar, çalışma veya tezlerinde o dönemde yazılmış olan İran tarih yazıcılığı, Irak Selçukluları teşkilatı ve vezirleri devrine ait önemli bir kaynak eser olan Necmeddin Ebü'r-Reca Kummî'nin kaleme aldığı Târîhu'l-Vüzerâ'yı göz ardı etmişlerdir. Kummî'nin bu eseri Irak Selçukluları devlet adamları ve vezirler tarihi açısından büyük önem arz etmektedir. Kummî o dönemde bizzat tanık olduğu veya güvendiği kişilerden duydukları ile verdiği malumatlar ile oluşturduğu Târîhu'l-Vüzerâ vezirler tarihi açısından en önemli kaynakların başında gelmektedir. Bu eserde önemli vezirlerden Kıvâmü'd-dîn Ebû'l Kasım Dergüzînî ve Şerefü'd-dîn Ali Bin Ebî El-Recâ'i'nin hayatı ve faaliyetleri hakkında önemli bilgiler vermektedir.

Irak SelçuklularıNecmeddin Ebü'r-Reca KummiSelçuklular+3
Nizam Yüce
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Adalet Partisi döneminde Bitlis'te siyasi hayat ve Bitlis milletvekillerinin TBMM'deki faaliyetleri

Demokrat Parti (DP) 1950 ile 1960 yılları arasında iktidarda kalmış önemli bir siyasi partidir. DP'nin on yıllık iktidar süreci birçok yönüyle tartışılmıştır. 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi ile kapatılan DP'den sonra birçok yeni parti kurulmuştur. Bu partilerden birisi de Adalet Partisi (AP)'dir. DP'nin mirasçısı AP, DP'nin devamı olduğu izlenimini vererek halkın desteğini sağlamak istemiş ve parti teşkilatında eski DP'lilere yer vermiştir. Kısa sürede güçlü bir parti haline gelen ve 1965 seçimleriyle iktidara gelen AP, birçok seçimi kazanarak iktidarını devam ettirmiştir. Türk siyasi tarihinde derin izler bırakan AP, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi ile kapatılmıştır. Türk siyasi tarihin önemli bir dönemini kapsayan ve AP dönemi olarak adlandırılan 1961 ve 1980 yıllarında Türkiye'de başta siyaset olmak üzere birçok alanda önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu dönemde Bitlis'te siyasi hayatın nasıl olduğu, seçimler boyunca burada seçim faaliyetlerinin nasıl yürütüldüğü ve Bitlis milletvekillerin Meclis'teki faaliyetlerinin nelerden ibaret olduğu ayrıntılı olarak ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Yani bu çalışma ile 1961 ve 1980 arası dönemde Bitlis'in yaşadığı siyasi gelişmelerin neler olduğunun ayrıntılı biçimde ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Bitlis'in yakın dönem Türkiye tarihinde siyasal bakımdan ne gibi süreçlerden geçtiğinin ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Adalet Partisi Döneminde Bitlis'te Siyasi Hayat ve Bitlis Milletvekillerinin TBMM'deki Faaliyetleri'' adlı bu tez çalışması nitel bir çalışma olup, yapılan çalışmada veriler doküman analizi tekniği kullanılmak suretiyle elde edilmiştir. Doküman analizi ile incelenen olan dönemdeki olaylar hakkında başta TBMM Arşivinden, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivinden Bitlis yerel basınından konuyla ilgili telif eserlerden elde edilen bilgi ve belgeleri içeren materyallerin genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır.

Adalet PartisiBitlisGenel seçimler+7
Erdal Çelik
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı'da kadının istihdam alanlarına etkin katılımı (XVI- XVIII.yüzyıl)

Hür, cariye, Müslime, gayrimüslime, şehirli, köylü, hatun, avrat, hanım, kadın gibi adlarla tavsif edilen, imparatorluk hüviyeti ile biçimsel bir benzerliği ihtiva eden nisvan dünyası, Osmanlı iktisadi hayatına bazen görünür, bazen sessiz ortaklar olarak katılmışlardır. Klasik dönem ekonomi paradigmasının değişmeden seyrettiği XVI-XVIII. yüzyıllarda kadın istihdamına dönük sınırlı politikaların izlendiği bir zeminde; kamusal alan, istihdam, maişet, mahremiyet ilişkisi çerçevesinde, kadınlar kendi tarihsel bağlamları içinde Osmanlı iktisadi yaşamına mal varlıkları, muhtelif gelir yöntemleri ve çalışarak etkin bir biçimde müdahil olmuşlardır. İktisadi tarihin inşasında tarihsel özneler olarak yer alan çalışan kadınların, deneyimlerine konulan bütün sınırlara rağmen haneden tarlaya, pazara, atölyeye uzanan özgül iktisadi gücü, ekonomide köklü değişikliklerin yaşandığı Sanayi Devrimi'ne kadar sürmüştür. Çalışmada, 1960'larda başlayan ve 1970 sonrası yapılan araştırmalar ile ortaya koyulan Osmanlı kadın tarih anlatısı, özellikle Osmanlı'da istihdam alanlarına etkin olarak katılan çalışan kadınlar konusu bağlamında yeni soru ve sorunlarla açılmaya ve genişletilmeye çalışılmıştır. Bu minvalde, kantitatif mahiyette yığılarak ilerleyen paradigmatize edilmiş bir tarihsel yaklaşım sorunu üzerinde durulmuştur. Çalışma, Osmanlı kadınını iktisadi özerklikten tamamen yoksun addeden veya Osmanlı kadınını tam iktisadi özerkliğe sahip özneler olarak tavsif eden anlatıların dikotomik çatışması arasında tarihi gerçeği tahrifata uğratmadan, kadına iktisadi bağlamda yerini teslim etme perspektifinde yapılmıştır.

EkonomiKadınlarOsmanlı Devleti+3
Pemila Vural
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Demir Çağı'nda Muş ve çevresi

Muş ve çevresi uygun yaşam koşullarından dolayı Paleolitik, Kalkolitik ve Tunç Çağları'nda itibaren yerleşim görmeye başlamıştır. Özellikle Muş ilinin en yoğun yerleşim gördüğü dönem, Demir Çağı olmuştur. Demir Çağı'nda Muş ve çevresi hem Urartuların hakimiyet alanı olmuş hem de, Urartu ve Asur Devletleri'nin mücadele alanlarından biri haline gelmiştir. Bu dönem aynı zamanda Urartu ve Asur Devletlerinin bıraktığı mimari eserler ve yazılı belgeler sayesinde hakkında en çok bilgi sahibi olunan dönem olmuştur. Bu iki büyük devlet başta olmak üzere Medler, Selevkoslar, Romalılar, Partlar ve Akhaimenidler'in bıraktığı eserler. Muş bölgesini arkeolojik alanlar ve yazılı kaynaklar bakımdan oldukça zengin bir ilimiz haline getirmiştir. Muş ve çevresinde bulunan; höyük, kale, nekropol ve diğer buluntu alanları şeklinde gruplandırmak mümkün olacaktır.

Demir ÇağıEski ÇağEski Çağ tarihi+1
Sinan Bingöl
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

1965 seçimlerinde Adalet Partisi'nin seçim propagandası

Türkiye 1946 yılında çok partili hayata geçerek demokratik rejimin oluşmasında önemli adımlar atmıştır. 1950 yılındaki seçimleri kazanan Demokrat Parti on yıllık iktidar süreci yaşadıktan sonra bu iktidar darbe ile sonuçlanarak demokraside duraklama meydana gelmiştir. Kısa bir süre sonra partilerin kurulması ile demokratik düzen devam etmiştir. 11 Şubat 1961 tarihinde kurulan Adalet Partisi, demokratik rejimin sürdürülmesinde önemli bir parti olmuştur. Bu çalışmadaki amaç; 27 Mayıs 1960 Hükümet Darbesinden sonra kurulmuş olan Adalet Partisi'nin kısa süre içerisinde 1965 seçimlerini kazanmasında etkili olan seçim propagandalarının etkisini anlayabilmektir. Bu bağlamda değerlendirilecek olursa yapılan seçim propagandasını anlamak için seçim konuşmalarına bakılarak yerel ve ulusal basından faydalanılma yoluna gidilmiş ve arşiv belgeleri incelenmiştir. Yapılan değerlendirme sonucu Adalet Parti'nin Demokrat Parti'nin oy tabanına sahip olmak istemesi, ayrıca darbeden sonra yaşanan sorunlardan Cumhuriyet Halk Partisini sorumlu tutarak, ülkeyi koalisyonlar çıkmazına sürüklemesi gibi nedenle güçlü bir rakibini bertaraf edip iktidar olması anlaşılmaktadır. Çalışmanın konusunun belirlenmesinin ardından, konuya ilişkin kaynak taraması yapılmıştır. Sonrasında ise döneme ilişkin yerel ve ulusal basın incelenmiştir ve ardından arşiv belgelerinden yararlanılmıştır. Elde edilen kaynakların güvenirliği tespit edilerek yazım aşamasına geçilmiştir.

Adalet PartisiPropagandaSeçimler+2
Nejla İlkhan
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

1983 seçimlerinde meclise giren siyasi partilerin seçim propagandaları

1971 muhtırası sonrasında ülkede koalisyon hükümetlerinin etkisiyle oluşan kamplaşma, yaşanan anarşi ve terör olayları, ekonomik sıkıntılar, yaşanan siyasi boşluk ve bunalımlar ülkeyi çok zor durumda bırakmış yaşanan gelişmeler sonucunda ordu 12 Eylül 1980'de yönetime el koymuştu. Askeri müdahaleden sonra siyasi faaliyetler durdurulmuş, Bülent Ulusu'nun başbakanlığında yeni bir hükümet kurulmuştu. Ülkenin bu hale gelmesinde en büyük etken olduğu öne sürülen 1961 Anayasası'nın yerine yeni bir anayasa hazırlanmış, bir yandan da mevcut siyasi partiler tamamen kapatılmış, parti yöneticileri siyasi yasaklı hale gelmişti. Ülke yönetimine el koyan MGK'nın hazırlattığı 1982 Anayasası'nın kabulüyle birlikte Kenan Evren Cumhurbaşkanı olmuştu. Ülkedeki her şey Kenan Evren ve Milli Güvenlik Konseyinin kontrolüne geçmişti. Daha sonraki süreçte siyasi alandaki bunalımların nedenleri de dikkate alınarak 10 Haziran 1983'te çıkarılan Milletvekili Seçim Kanunu ile Siyasi Partiler Kanunu hazırlanarak siyasi faaliyetler serbest bırakıldı. Siyasi faaliyetlerin serbest bırakılmasıyla birlikte 6 Kasım 1983 Genel Seçimlerine kadar toplam 15 siyasi parti kuruldu. Milli Güvenlik Konseyi koalisyon hükümetlerinin daha önce ülkeye yaşattığı sıkıntıları bildikleri için çok fazla siyasi partinin kurulmasında rahatsız olmuş ve partilerin kuruluş esnasında kurucu üyelerini veto etme yetkisini sonuna kadar kullanarak, seçimlere sadece Anavatan Partisi, Milliyetçi Demokrasi Partisi ve Halkçı Parti'nin katılmasına izin vermişti. 6 Kasım 1983 Genel Seçimleri öncesi bu üç parti liderleri ülkenin birçok yerinde mitingler düzenlemiş, siyasi propagandalarını yaparak seçimlere girmişlerdir. Seçimler sonuçlandığında Turgut Özal liderliğindeki Anavatan partisi birinci parti olarak seçilmiş, Halkçı Parti ikinci, Kenan Evren ve milli güvenlik konseyinin sıcak baktığı milliyetçi demokrasi partisi de üçüncü parti olarak seçilmişti.

Anavatan PartisiHalkçı PartiSeçimler 1983+4
Murat Avcı
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk siyasi tarihinde II. Şükrü Saraçoğlu hükümeti (9 Mart 1943-7 Ağustos 1946)

Türkiye'de son zamanlarda ulusal tarih çalışmaları konusunda önemli çalışmalar yapılmaktadır. Bilhassa Türk siyasi tarihi ile alakalı olarak çok önemli bilimsel çalışmalar hazırlanmıştır. Ancak Türk siyasi tarihinin bir devresi olan İkinci Şükrü Saraçoğlu Hükümeti döneminde Türkiye'de siyasi, ekonomi ve sosyal alanlarda ne gibi çalışmaların olduğunun ortaya çıkarılması konusunda ayrıntılı bir çalışma yapılmadığı tespit edilmiştir. Bunların, Türk siyasi tarihi açısından birtakım boşlukların oluşmasına sebep değerlendirildiğinden; söz konusu eksikliği gidermek amacıyla bu tez hazırlanmıştır. Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü Hükümetlerinde bakanlık yapan Şükrü Saraçoğlu, daha sonraki süreçte iki defa Hükümet kurarak başbakanlık ve Meclis Başkanlığı yapmıştır. Bu bağlamda, Türk siyasal yaşamında büyük bir yer tutan Şükrü Saraçoğlu hakkında bilimsel çalışmalar yapmak, yakın dönem Türk tarihi açısından da büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'de çok partili siyasi hayata geçiş sürecinde Şükrü Saraçoğlu'nun hem bakanlık hem başbakanlıkları döneminde neler yapıldığının ortaya çıkarılması temel hedeflerdendir. Türk siyasi tarihinde II. Şükrü Saraçoğlu Hükümeti (9 Mart 1943-7 Ağustos 1946) adlı tez çalışmasında Şükrü Saraçoğlu'nun Başbakanlığı döneminde Türkiye'de siyasi, hukuki, iktisadi ve sosyal alanlardaki düzenlemelerin, Türkiye'nin iç ve dış siyasetindeki değişikliklerin ve bunların halk üzerinde ne gibi etkiler bıraktığının ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu bağlamda, 1943 yılında ikinci defa hükümet kurarak Türkiye'nin 14. Hükümeti'ni kuran II. Şükrü Saraçoğlu Hükümeti Dönemi'nde iç ve dış siyasette takip edilen politikaların ve yapılan icraatlarının neler olduğu teferruatlı biçimde ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Ayrıca Hükümet'in icraatları, önceki hükümetlerin verileri ile karşılaştırılarak farklılıkların ortaya çıkarılmaya çalışılması da, çalışmanın amaçlarındandır. "Türk Siyasal Hayatında İkinci Şükrü Saraçoğlu Hükümeti (1943-1946)" adlı bu tez nitel bir çalışma olup, yapılan çalışmada veriler doküman analizi tekniği kullanılmak suretiyle elde edilmiştir. Doküman analizi ile adı geçen dönem hakkında literatürde yer alan bilgi ve belgeleri içeren materyallerin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Bunlar yapılırken, Cumhurbaşkanlığı Cumhuriyet Arşivi'nden elde edilen arşiv belgeleri, TBMM Tutanak Dergileri, ulusal gazeteler ve telif eserlerden istifade edilmiştir

Mehmet Özcan
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yaver-i Ekrem Nusret Paşa'nın hayatı ve muhacirlerin iskânına yönelik icraatları

Sultan II. Mahmud'un himayesinde eğitim görerek memuriyet hayatına başlayan Nusret Paşa, Sultan II. Abdülhamid dönemi de dahil olmak üzere uzun yıllar çeşitli kademelerde devlete hizmet etmiştir. Sırbistan ve Resmo gibi stratejik konumlarda hudut komutanlığı yapan Nusret Paşa, ayrıca valilik görevleri de icra etmiştir. Yürütmüş olduğu askeri ve idari görevleri sırasında gösterdiği başarılardan ötürü merkezi hükümet tarafından himaye altında tutulan Nusret Paşa, özellikle Anadolu'ya akın akın gelen muhacirlerin himayesi, iskân ve iaşesinin sağlanması konusunda gerek içeride gerekse yabancı devletler nezdinde taltife mazhar olmuştur. Bu çalışma Osmanlı Devleti'nin siyasi ve ekonomik anlamda zor günlerden geçtiği bir süreçte binlerce insanın gerçekleştirdiği göç karşısında nasıl hareket ettiği, hangi önlemleri aldığı, iskân ve iaşe meselesinde ne tür pratik çözüm önerileri geliştirdiğini, bizzat bu meselelerle ilgilenen Nusret Paşa üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Her ne kadar Nusret Paşa'nın hayatına ve fikirlerine bu çalışma içerisinde değinilecek olsa da çalışmanın ağırlığını Nusret Paşa'nın muhacirlere yönelik faaliyetleri oluşturacaktır. Osmanlı Arşivlerinin sunduğu belgeler yanında temin edilen müteferrik evraklar ve araştırma inceleme eserler de kullanarak konu ve süreç bütünlüğü kronolojik olarak aktarılmaya çalışılacaktır. Nusret Paşa'nın göçmenlerin iskanı konusunda yürüttüğü faaliyetler konusunda gösterdiği azami özen ve çoğu zaman inisiyatif alarak hareket etmesi kimi zaman devletin diğer üst düzey bürokratları ile sorunlar yaşamasına sebebiyet verse de özellikle gösterdiği insani tavır ve hızlı karar verme yeteneği, devletin çıkarını da düşünerek ortak bir yol bulma çabaları, Osmanlı yönetiminin tüm bu zorlu süreci başarılı bir şekilde yürüttüğünü göstermektedir. Muhacirlerin iskân ve iaşesi konusunda ise Nusret Paşa'nın üst düzey bir başarı gösterdiği görülmektedir.

BiyografiGöçmenlerMahmud II+4
Hatice Baykan
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Senatosunda Ordu ili senatörleri ve faaliyetleri

Türk siyasi tarihinin ilk parlamentosu olan Meclis-i Umumi 23 Aralık 1876 tarihli Kanun-i Esasiyle Türk siyasi hayatında ilk çift meclisli sistemin örneği olmuştur. Bu çift meclisli parlamento Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan olmak üzere iki ayrı kanattan oluşmuştur. Cumhuriyet'in ilanından sonra 1924 Anayasası'nda çift meclis sistemi yer bulamamış ve tek meclisli sisteme geri dönülmüştür. Cumhuriyet Tarihi'nde zaman zaman çift meclisli yapıya geri dönülmesine dair görüşler ortaya çıksa da tek meclisli sistem 27 Mayıs 1960 Askeri müdahalesine kadar devam etmiştir. Türkiye 1945 yılına kadar tek parti iktidarı tarafından yönetilmiştir. 1946 seçimleriyle ilk kez çok partili bir seçim gerçekleştirilmiştir ve 1950 yılında Demokrat Parti(DP) iktidar olunca Cumhuriyet Halk Patisi'nin (CHP) iktidarı sona ermiştir. Demokrat Parti'nin 1950- 1960 yılları arasında iç ve dış siyasette uygulamış olduğu yanlış politikalar DP iktidarının sonunu getirirken ikinci meclis fikrinin yeniden doğmasına sebep olmuştur. 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi sonrası 1961 Anayasası ile çift meclis sistemi Türk siyasi hayatına tekrar girmiştir. TBMM 1961 Anayasası'na göre Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu'ndan oluşan iki farklı meclisle kurulmuştur. Türk siyasi hayatına 1961 Anayasası ile giren Cumhuriyet Senatosu parlamentoda ikinci meclis olarak 19 yıl görev yapmıştır. Millet Meclisi ile birlikte yasama görevini paylaşarak alınan kararlarda bir denetim mekanizması olmak, yasama işlemlerinin verimliliğini sağlamak, çoğunluğu azınlığa ezdirmemek, yasama ve yürütme işlerinde bir fren mekanizması ve denge unsuru olmak Cumhuriyet Senatosu'nun amaçlarından olmuştur. Cumhuriyet Senatosu 1961 Anayasası'na göre 150 üye ile kurulmuştur. Ordu ili 19 yıl içinde Cumhuriyet Senatosu'na genel seçimle görevlendirilen sekiz senatör tarafından temsil edilmiştir. Bunlar; Eşref Ayhan, Şevket Köksal, Zeki Kumrulu, Bekir Sıtkı Baykal, Ata Bodur, Selahattin Acar, İdris Gürsoy ve Orhan Vural' dır. Ordu İli senatörleri senatoda görev aldıkları dönem içerisinde ülkenin genel durumu ve Ordu ilinin sorunları ile ilgili çözüm yollarını ve görüşlerini paylaşmışlardır. Ordu İli'ni temsil eden senato üyeleri ülke için hazırlanan kanun tasarılarında tavsiyelerde bulunarak yasama faaliyetlerinde etkili olmaya çalışmışlardır. Yüksek Lisans Tezi olarak hazırlanan bu çalışma da kaynak taraması yapılmış olup Ordu İli Senatörleri'nin özlük bilgileri için TBMM Arşivi'nden hal tercümeleri ve mazbatalarına ulaşılmıştır. Parlamento Tarihi ile ilgili kitaplar ve makaleler kullanılmıştır. Senatörlerin senato faaliyetleri için başta Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi ve Ordu ilinin yerel gazeteleri taranmıştır. Anahtar Kelimeler: Ordu, Cumhuriyet Senatosu, Anayasa, Senatör, Parlamento.

Cumhuriyet SenatosuOrduSenato+4
İlknur Özkan
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

1980 cumhurbaşkanlığı seçim süreci "TBMM'de yapılan tartışmalar vebu tartışmaların basına yansıması"

29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetin ilan edilmesi ve yeni Türk Devletinin kurulmasından, 2022 yılına kadar 21 kez cumhurbaşkanı seçimi yapılmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü 4'er kez, Celal Bayar 3 kez, Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer ve Abdullah Gül TBMM tarafından 1 kez cumhurbaşkanı seçilmişlerdir. 1980 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleri, mecliste yapılan 115 tur oylamaya rağmen sonuçsuz kalmış ve Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından ülke yönetimine el konulmuştur. 1982 yılında yapılan anayasa referandumuna konulan bir madde ile Kenan Evren cumhurbaşkanı olmuştur. 2007 yılında anayasada yapılan değişiklik ile cumhurbaşkanını halkın seçmesi kararlaştırılmış 2014 ve 2018 yılında yapılan referandumlarla Recep Tayyip Erdoğan doğrudan halk tarafından cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. 1921 anayasası ve ardından uygulamaya konan 1924 anayasasının yürürlükte olduğu 37 yıllık süreçte cumhurbaşkanı seçimlerinde herhangi bir sorun olmadan meclis cumhurbaşkanını seçmiştir. 1961 ve 1982 anayasaların uygulamada olduğu dönemde ise cumhurbaşkanlığı seçimlerinde zaman zaman siyasi çözümsüzlükler ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet rejimlerinin uygulandığı ülkelerde devletin başındaki kişi cumhurbaşkanıdır. 1982 anayasasına göre de cumhurbaşkanı yürütmenin başı ve devlet başkanıdır. Türkiye de cumhurbaşkanlığı seçimleri; basın, yargı, ekonomi çevreleri ve silahlı kuvvetler başta olmak üzere toplumun tüm kesimleri tarafından dikkatle izlenmektedir. Dolayısıyla Türkiye de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleri tüm kesimleri etkilemekte ve kapsamaktadır. Konumuz olan 1980 cumhurbaşkanlığı seçimleri, mecliste yer alan partilerin ortak bir aday çıkaramaması ve herhangi bir adayın seçilmek için gerekli oyu alamaması nedeniyle, TBMM de yapılan 115 tur oylamaya rağmen nihayete ermemiştir. Bu süreçte ülkede ekonomik sıkıntılar, anarşi ve kutuplaşma artmış 12 Eylül 1980 askeri müdahalesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koymuştur. Araştırma kapsamında Türkiye de 1980 yılına kadar yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerine kısaca değinilerek, 1980 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin meclis tutanaklarında ve basında nasıl yer aldığı hususu üzerinde durulacaktır.

1980 sonrasıBasınCumhurbaşkanı+6
Fatih Öcal
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ağrı'nın sosyal ve kültürel tarihi (1950-1980)

Doğu Anadolu Bölgesi'nin sınır illerinden biri olan Ağrı, Cumhuriyetin ilanına kadar sancak olarak idare edilmiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra sancakların il haline getirilmesiyle Bayezid müstakil bir vilayet haline getirilmiştir. Bayezid'in ilk merkezi bugünkü Doğubayazıt ilçesiydi. Daha sonra ise 1927 yılında yapılan idari düzenlemeyle il merkezi Karaköse'ye nakledilmiş ve vilayetin ismi Ağrı olarak değiştirilmiştir. Bu bakımdan Ağrı, Cumhuriyetin ilanıyla birlikte vilayet statüsü kazanmış ilk yerlerden birisi olmuştur. Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde başlatılan modernleşme süreciyle birlikte ülke genelinde birçok alanda yenilikler yapılarak Türkiye'nin kalkındırılması sağlanmıştır. Bu süreçte ülke genelinde olduğu gibi çalışma sahamız olan Ağrı'da da birçok alanda kayda değer ilerlemeler kaydedilmiştir. Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde olduğu gibi Demokrat Parti (DP) hükümetleri döneminde de yapılan yatırımlar ile Ağrı'da özellikle sosyal ve kültürel alanlarda birtakım düzenlemeler yapılmıştır. Aynı şekilde DP'den sonra planlı süreç olarak adlandırılan Adalet Partisi (AP) hükümetleri döneminde de kalkınma hamlelerine devam edilmiştir. Bu etkiyi, Ağrı'da özellikle sosyal ve kültürel alanda görmek mümkündür. Türkiye'de 1950-1980 yılları arasında eğitim, sağlık, ulaşım, haberleşme, sosyal ve kültürel alanda ciddi ilerlemeler olmuştur. Ülke genelinde olduğu gibi Ağrı'da da bu alanda önemli adımlar atılmıştır. Adı geçen dönemde vilayet nüfusu, ciddi oranda artmış ve bu artışa bağlı olarak belediye ve sağlık hizmetlerine ağırlık verilerek eğitim ve sağlık kurumlarının yapımı hızlandırılmıştır. Bu da, doğal olarak Ağrı'da sosyal ve kültürel alanda bir canlılığın oluşmasına ortam hazırlamıştır. Bu çalışmada, Cumhuriyet döneminde Ağrı'da sosyal ve kültürel alandaki gelişim ve değişimlerin ayrıntılı bir şekilde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, 1950'den 1980'e kadar sosyal ve kültürel alandaki devlet politikaları, bu politikalar çerçevesinde Ağrı'da sağlık, eğitim, sosyal ve kültürel alanda görülen toplumsal değişimler ele alınmıştır. Bu verilerin ortaya konulabilmesi için nüfus sayımlarına ait dokümanlar, eğitim, sağlık, kültür, spor, iletişim ve haberleşme verilerine ait istatistikler incelenmiştir. Ayrıca il yıllıkları, Ağrı hakkında yazılan kitaplar, makaleler, Ağrı'daki yerel gazeteler, Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivi Başkanlığı arşiv belgeleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) zabıt ceridelerinde yer alan ilgili konuşma metinlerinden yararlanılmıştır. Son olarak bu çalışma nitel bir çalışma olup; araştırmadaki veriler doküman analizi tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Adalet Partisi, Demokrat Parti, Eğitim , Kültür, Nüfus, Sağlık, Sosyal.

Meryem Canbay
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ahilerin Moğollar ile mücadelesi ve diğer gruplarla ilişkileri

Anadolu toprakları tarihin her devresinde istila ve göç hareketlerine maruz kalmıştır. Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlayan bir köprü konumunda olması bu durumun gerçekleşmesine katkıda bulunmuştur. Türkler Anadolu sınırlarına tarihin çeşitli zamanlarında göç etmeye başlamışlardır. Göç hareketleri 1071 Malazgirt Savaşından sonra hızlanarak artmıştır. Anadolu topraklarında ilk Türk Devletleri kurulmuş ve Anadolu'nun her bölgesini fetih etmişlerdir. Bu durum sonucu olarak Anadolu Selçukluları Türklerin oluşturduğu en gösterişli ve Anadolu'nun her bölgesine yayılım gösteren devlet olmuştur. Anadolu Selçuklu Devleti'nin en parlak dönemi Alâeddin Keykubat dönemidir. Bu dönemde sosyal, siyasal, ekonomik ve askeri niteliklerde en parlak dönemdir. Fakat Alâeddin Keykubat'ın ölümü ile Moğol İşgali Anadolu topraklarına kadar yayılım göstermiştir. II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in 1243 yılında Kösedağ Savaşını Moğollara karşı kaybetmesi sonucu Anadolu'da Moğol tahakkümü ortaya çıkmıştır. Moğolların Anadolu topraklarını işgali ile birlikte bölgede buluna Türkmen nüfusun gücü azalmış ve Türkmenlerin üzerlerine baskı ve şiddetle gidilerek, Türkmen katliamları gerçekleşmiştir. Moğol işgali her alanda bir kargaşa dönemidir. Bu kargaşada Ahilerin de Türkmen nüfus gibi dışlanarak katledildikleri görülmektedir. Moğolların, Ahiler ile münasebetleri Kayseri'ni işgali sırasında ortaya çıktı. Kayserinin işgali sırasında Ahiler Kayseri kalesinin müdafaası sırasında kahramanca şehri korudular. Fakat şehrin ele geçirilmesi ile birlikte Ahilere büyük zulümlerin başlamasına neden oldu. Ahilik teşkilatının kurucusu olan Ahi Evren'in eşi olan Fatma Bacı ve Kayseri'de bulunan Ahiler tutsak edildiler. Ahi Evren'de II. Gıyaseddin Keyhüsrev ve Sadeddin Köpek'e muhalifliğinden dolayı hapis edilmişti. Bundan sonraki dönemde Ahiler Moğol tahakkümünü tanımayarak devlet yönetiminin boşaldığı bölgelerde yönetici olarak faaliyetlerde bulundular. Bu şehirlerin başında Ankara ve Konya gelmektedir. Ahiler, Moğollara karşı her zaman bağımsızlık yanlısı olan gruplar ile birlikte hareket ederek Moğol işgalini sonlandırmak istemişlerdir. Ahiler bağımsızlık düşüncesinde olan Türkmenler, Kübreviler ve Bektaşiler ile birlikte isyanlara katılmışlardır. Moğol işgalini tanıyan ve birlikte hareket eden gruplarda söz konusudur. Bu gruplar arasında Mevleviler, Kalenderiler ve bazı devlet adamları gelmektedir. Ahiler bu guruplar ile de çatışma halindeydi. Çünkü Moğol işgalinden önce Ahilere ait olan zaviyeler Moğol işgalinden sonra bu guruplara verilmeye başlandı. Ahiler, Moğol işgali ile başlayan zulüm ve şiddet ile geçen yıllarda Anadolu topraklarını yeniden imar faaliyetlerine girişerek, zararı en aza indirmek için çabaladılar. Fakat Moğol işgali ile başlayan zulümden dolayı Batı Anadolu bölgelerinde bulunan Türkmen nüfusun da etkili olacağı bölgelere göç ettiler. Batı Anadolu bölgesinde Osmanlı Beyliğine katılarak, Anadolu'yu tekrar eski gösterişli günlerine getirecek bir devleti desteklediler.

Hamza Kaya
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

839 numaralı İşkodra Eyaleti Ayniyat Defteri'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi

XIV. yüzyılın başlarında kurulan ve uzun yıllar dünya siyasetinde önemli bir rol oynayan Osmanlı Devleti gerek merkezde gerekse taşrada resmi ve özel yazışmalar olmak üzere bütün bürokratik yazışmalarını kayıt altına almıştır. Bu kayıtlar belge ve defter biçiminde tasnif edilmiştir. Osmanlı Devleti'nde XIX. yüzyıldan itibaren tutulmaya başlanan Ayniyat defterleri bu tarz kayıtlardan bir tanesidir. Ayniyat defterleri; sadaretten vilayetlere, nezaretlere ve diğer resmi makamlara yazılan tezkirelerden oluşmaktadır. Bâbıâlî Evrak Odası Defterleri fonu altında tasnif edilmiştir. Bu defterler Miladi 1812-1912 (Hicri 1227- 1330) tarihleri arasında tutulmuş ve Osmanlı Arşivi'nde BEO.AYN.d fon koduyla kayıtlı toplam 1875 adet defter mevcuttur. Bu çalışmada, Osmanlı Arşivi'nde Bâbıâlî Evrak Odası Ayniyat Defterleri kataloğunda yer alan 839 numaralı İşkodra Vilayeti'ne ait Miladi 29 Kasım 1876 tarihli (H. 12 Zilkade 1293) ayniyat defterinin transkripsiyon ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu analiz neticesinde Osmanlı Devleti'nde XIX. yüzyılın sonlarında İşkodra Sancağı'nın idari, ekonomik, sosyal, siyasal ve askeri konularında önemli bilgiler ortaya çıkarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ayniyat defteri, İşkodra Vilayeti, Osmanlı Devleti, XIX. Yüzyıl, transkripsiyon

Yücel Kaya
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı-İran Savaşlarında Van Eyaleti'nin lojistik desteği (18. yüzyıl)

16. yüzyılın başlarından itibaren, Şah İsmail tarafından kurulmuş olan Safevi Devleti, Yavuz Sultan Selim'in saltanat döneminden itibaren Osmanlı Devleti ile güç ve rekabet mücadelesine girişmiştir. 16. yüzyılda başlayan Osmanlı- Safevi çekişmeleri kimi zaman kesintilere uğramasına rağmen 18. yüzyılın başlarından itibaren sıcak çatışmalarla devam etmiştir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, bir daha el değiştirmemek üzere kesin olarak Osmanlı hâkimiyetine giren Van Eyaleti, özellikle 17. yüzyılda başlayıp 18. yüzyılın sonlarına doğru devam eden mücadelelerde önemli bir sınır üssü olarak ön plana çıktığı görülmektedir. Van Eyaleti bulunduğu konum itibariyle, Osmanlı Devletinin Doğu seferlerinde kimi zaman ileri bir sınır karakolu, kimi zaman ordunun ihtiyacını giderecek bir ambar olarak ön plana çıkmıştır. Osmanlı Devleti, İran üzerine yaptığı seferlerde lojistik ikmal maddelerini ağırlıklı olarak kara yolu ile ulaştırırdı. Bu nedenle seferlerin öncesinde yollarının güvenliğinin tesis edilmesi için belirlenmiş ve bu konuda ön plana çıkmış merkezler bulunmaktaydı. Bu bağlamda önde gelen merkezlerden biri de Van Eyaleti'ydi. Bu çalışmamızda 17. yüzyılın sonlarından ve 18. yüzyılın son çeyreğine kadar aralıklarla devam eden Osmanlı- İran savaşlarında Van Eyaleti'nin lojistik ikmal hattı için önemli merkez üssü olduğunu ve sefer öncesi ve sonrasında orduya sağlamış olduğu desteği stratejik öneminden bahsedilmeye çalışılacaktır. Osmanlı- İran savaşlarında son derece önemli bir eyalet olan Van Eyaleti hakkında yapılan çalışmalara bakıldığında, Osmanlı-İran savaşlarında üstlenmiş olduğu stratejik ve lojistik desteğine direk olarak değinilen çalışmaların olmadığı dikkat çekilmiştir. Yapılan kitap ve makale çalışmalarında Van Eyaleti'nin Osmanlı idaresindeki konumu ve önemine dair kaynaklar mevcuttur. Çalışmamızda 18. yüzyılda cereyan eden Osmanlı- İran Savaşlarında Van Eyaleti'nin lojistik ve stratejik önemi üzerinde durulacaktır. Anahtar Kelime: Van Eyaleti, Kale, Ordu, Sınır, Osmanlı, Safevi, Sefer Lojistiği, Sefer Güzergâhı.

Osman Dinç
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hukuksal ve tarihsel açıdan 1961 Anayasası'nda sosyal devlet ilkesinin analizi

1961 Anayasası, Türk hukuk tarihinde kabul edilen dördüncü anayasa olma özelliğine sahiptir. 27 Mayıs Askerî Darbesi'nin bir sonucu olarak hazırlanan bu anayasa, içerdiği hükümler itibariyle "ilklerin anayasası" olarak nitelendirilmiştir. Zira adı geçen anayasanın yürürlüğe girmesiyle beraber birçok kurum ve kuruluş ilk defa anayasal bir statü kazanmış, ilk kez "Parlâmenter Hükûmet Sistemi" ve buna bağlı olarak "Kuvvetler Ayrılığı Teorisi" gerçek anlamda uygulanmaya başlanmış ve bunun sonucunda Türkiye'de yeni bir siyasal yapı ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte bahsi geçen anayasa, özgürlükçü-çoğulcu bir anlayışla oluşturulduğundan ve temel hak ve hürriyetlere geniş bir yer verdiğinden Türk demokrasi kültürünün gelişmesine de önemli bir katkı sağlamıştır. 1961 Anayasası'nın özgürlükçü bir karaktere sahip olması, Türkiye'deki sosyal hayatı da önemli ölçüde etkilemiştir. Bu kapsamda Türk hukuk tarihinde ilk defa 1961 Anayasası içeriğinde, devletin bir niteliği olarak "sosyal devlet ilkesi" düzenlenmiştir. Bu ilkenin anayasada yer almasıyla hukuksal açıdan devlete, sosyal ve ekonomik hayattaki değişiklikleri sağlama ödevi verilerek onun sosyal olma yönündeki temel iradesinin güçlendirilmesi amaçlanmış ve böylelikle bireylerin insan onuruna yaraşır asgari bir yaşam seviyesine sahip olabilmelerinin de önü açılmıştır. Sosyal devlet ilkesi, sosyal adalet ve toplumsal barışı sağlamak amacıyla devletin sosyal ve ekonomik yaşama aktif biçimde müdahalesini meşru ve zorunlu gören hukukî ve iktisadî işlevlere sahip bir devlet anlayışı olarak tanımlanmaktadır. Bu ilkenin iktisadî yönü devletin kişilere yönelik sosyal hayatta gereken ekonomik önlemleri alması iken; hukukî işlevi ise devletin bireylere sosyal ve ekonomik hakları sağlamasıdır. Adı geçen hakların da hukuksal açıdan önem kazanmasıyla beraber bahsi geçen ilkenin etkinliği artmaktadır. Bu nedenle söz konusu haklar, sosyal devlet ilkesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Dolayısıyla bu hakların, ancak anayasa adı verilen toplum sözleşmelerinde düzenlenerek güvence altına alınması sonucunda sosyal devlet ilkesinin hukukî yönü ortaya çıkmaktadır. Yukarıda belirtilen açıklamalar kapsamında bu çalışmada, sosyal devlet ilkesini anayasal anlamda ilk kez vurgulayan 1961 Anayasası'nda adı geçen ilkenin ne şekilde yer aldığı hususunun hukuksal ve tarihsel açıdan ayrıntılı bir biçimde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, sosyal devlet ilkesi ve bu ilkenin hukukî işlevini teşkil eden sosyal ve ekonomik haklar; 1961 Anayasası'yla bu anayasa öncesindeki Türk anayasa ve anayasal belgelerin içeriğine göre ele alınmıştır. Bu verilerin ortaya konulabilmesi için Türk anayasa hukuku, anayasa tarihi ve 1961 Anayasası'yla söz konusu ilke ve haklar hakkında yazılan kitaplar, makaleler ve lisansüstü çalışmalar incelenmiş, ayrıca ansiklopedi ve bildiri metinleriyle süreli yayınlardan istifade edilmiştir. Son olarak bu çalışma, nitel bir çalışma olup; burada doküman analizi tekniği kullanılarak hazırlanmıştır.

Anayasa 1961AnayasaEkonomik haklar+4
Eren Akarçay
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

1924 Anayasası'ndaki değişikliklerin Türk demokrasi tarihinin gelişimi açısından değerlendirilmesi

Türk hukuk tarihinde anayasal süreç, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde yaşanan ekonomik ve siyasi koşulların bir sonucu olarak başlamıştır. Bu dönemde Şerr-î Hüccet, Sened-î İttifâk, Tanzimat ve Islahat Fermanları gibi anayasal belgeler padişahın bir fermanı olarak yayımlanmıştır. Söz konusu anayasal belgeler, Türkiye'nin anayasal gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Bu belgelerden sonra Osmanlı Devleti, demokratikleşme açından önemli bir adım atarak Türk hukuk tarihinin ilk anayasası olan 1876 Anayasasını kabul etmiştir. Bu dönemde ilk Osmanlı Meclisi açılmış ve Türkiye'de Meşrutiyet Dönemi başlamıştır. Osmanlı Devleti'nin parçalanmasını engellemek için atılan bu adımlar, I. Dünya Savaşı'nın da kaybedilmesiyle etkisiz kalmış ve galip devletler tarafından İstanbul fiilen işgal edilerek Son Osmanlı Mebussan Meclisi dağıtılmıştır. Mebussan Meclisi'nin dağıtılmasından sonra Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları tarafından Ankara'da açılan yeni meclis, bir yandan ülkenin kurtulması için çaba harcarken diğer taraftan da 1921 Teşkilat-ı Esasiye'yi kabul etmiştir. Yeni Türk devletinin ilk anayasası olan 1921 Teşkilât-ı Esâsiye, savaş yıllarında olağanüstü koşullarda hazırlanmış kısa bir anayasadır. Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasından sonra Türkiye'nin demokratikleşmesini ve modernleşmesini sağlamak amacıyla bu anayasada bazı değişiklikler yapılmıştır. Bu amaçla saltanat ve hilafet kaldırılarak Cumhuriyet ilan edilmiştir. Bu düzenlemelerle Türkiye'nin demokrasi ve insan hakları gibi temel değerlere dayalı bir yönetim modeli benimsemesi sağlanmış olunuyordu. Yukarıda bahsedilen değişikliklerden sonra Türkiye Cumhuriyeti, yeni yönetim şekline uygun bir anayasaya ihtiyaç duymuş ve 1924 Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu'nu kabul etmiştir. Söz konusu yeni anayasa, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türkiye'nin siyasi, sosyal ve ekonomik koşullarına uygun olarak tasarlanmış olup ülkenin anayasal gelişim sürecinde önemli bir yere sahip olmuştur. "1924 Anayasası'ndaki Değişikliklerin Türk Demokrasi Tarihinin Gelişimi Açısından Değerlendirilmesi" adlı çalışmadaki amaç; saltanatın kaldırılması, hilafetin kaldırılması ve Cumhuriyet'in ilanı gibi demokratikleşme alanında yapılan devrimlerden sonra 1924 Anayasası'nın Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratikleşmesine ve laikleşmesine ne gibi katkıları olduğunu ortaya çıkarmaktır. 1924 Anayasası'nın ilk hali ve daha sonraki süreçte anayasada yapılan düzenlemelerle Türkiye'de ne gibi değişiklikler olduğunu, hangi demokratikleşme adımlarını atıldığını ve bunların ülkenin gelişiminde ne gibi etkiler bıraktığının belgelerle ortaya çıkarılması hedeflenmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalar bağlamında, bu çalışmada 1924 Anayasası'nda Türkiye'de demokrasi alanında gelişimini sağlamak amacıyla ne gibi değişiklikler yapıldığı hususu ele alınmıştır. Söz konusu değişikliklerin, Türkiye'nin demokratikleşmesinde ve modernleşmesinde ne gibi katkılar sağladığının ortaya çıkarılması tezin temel problemi ve amacı olmuştur. Anayasadaki söz konusu değişiklikler incelenirken konuyla ilgili kitaplar, makaleler, lisansüstü tezleri, süreli yayınlar ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tutanakları incelenmiştir. Son olarak bu tez nitel bir çalışma olup; araştırmadaki veriler doküman analizi tekniği kullanılarak elde edilmiştir.

Eren Bacak
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2023
00