
272
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
13.-14. yüzyıl Tokat merkez yapılarında taş süsleme
13. yüzyılın başlarından 14. yüzyılın sonuna kadar Anadolu da mimari ve taş süsleme alanında gerçekleştirilen faaliyetler özellikle 13. yüzyıl Anadolu sanatında eşine az rastlanılan bir verimliliği ortaya koymaktadır.Taş süsleme: bölgedeki malzeme bolluğuna, var olan geleneğe, zamana karşı dayanaklı olma özelliği ile bu alanda yetişmiş sanatçı grubuna bağlı olarak farklı alanlarda, farklı motif ve kompozisyonlarla çok kullanılmıştır.13. yüzyılın ilk yarısında taçkapıların yan yüzlerinde yer alan bordür sayısı 12. yüzyıla göre daha fazladır ve 13. yüzyılın ikinci yarısında geometrik bezemenin yerini bitkisel düzenlemeler almıştır.Bu dönemde taçkapı nişinin iç yan duvarları, bordürlerle çevrilerek bezeme alanları daha düzenli ve simetrik bir süsleme anlayışı ile ele alınmıştır. Yüzeysel olarak süslenmiş arkaik karakterdeki Selçuklu yapılarının taçkapıları, bu dönemle birlikte daha dolgun ve yüzeyden kabarık motif ve kompozisyonlarla bezenmiştir. Mukarnas hücrelerinin sayıları artırılmış ve hücrelere estetik bir görünüm kazandırılmıştır.13. yüzyılın son çeyreğinde bitkisel ve geometrik süsleme öğelerinin büyük kısmı, barok üslubunda süsleme kompozisyonları ortaya koymaktadır.Çoğu kez ?ara devre veya geçiş devresi? olarak nitelendirilen İlhanlı etkili 14. yüzyıl da eserlerinin, plan şemaları Selçuklu dönem özellilerini tekrarlarken, cephe düzenlemelerinde değişim ve çeşitlilik gözlenmektedir.Bu dönemde bitkisel motiflerin yüzeyden oldukça taşkın şekilde işlendikler görülmektedir. Süsleme unsurları üzerinde, katlı biçimlenme ile sağlanan ışık- gölge zıtlığının yarattığı derinlik etkisi ve motiflerin bağımsız kullanımı farklılıklar meydana getirmektedir.14. yüzyıl sanatını Selçuklu sanatından kesin hatlarıyla ayırmak çok zordur. Çünkü birbirinin devamı niteliğindedir ve biri diğerinden devraldığı mirası yaşatmıştır.Anadolu da yoğun olarak bulunan taşın, hem mimari hem de süsleme oldukça geniş bir kullanım alanına sahip olması hiç şüphesiz Anadolu Selçukluların da olduğu gibi İlhanlı eserleri üzerinde de etkili olmuştur.13.-14. yüzyıl Tokat merkezde yer alan eserlerde de bahsedilen dönem özelliklerini bölgesel farklılıklar dışında görmek mümkündür.Anahtar Kelimeler1.13.-14. Yüzyıl2.Tokat3.Taş Süsleme4.Gök Medrese5.Halef Sultan Zaviyesi6.Sünbül Baba Zaviyesi7.Nureddin İbn-i Esentimur Türbesi
Elazığ ili çeşmeleri
"Elazığ ili Çeşmeleri" konulu Yüksek Lisans tezi kapsamında Elazığ il merkezi ile birlikte; merkeze bağlı Yenikonak Köyü, Palu, kovancılar, Keban ve Alacakaya İlçeleri ve bu ilçelere bağlı olan köylerde tespit edilen toplam 49 adet çeşme örneği incelenmiştir. Çeşme örneklerinin bir tanesi 16. yüzyıl'a 4 tanesi 18. yüzyıl'a, iki tanesi 19. yüzyıl'a ve üç tanesi de 20. yüzyıl'a aittir. Kitabesi olmayan çeşmeler 18 ve 20. yy'lar arasına tarihlenmektedir. Çeşmelerin bir bölümü eyvanlı tipte inşa edilmişken bir bölümü nişi çevreleyen bir kemer, ayna taşında bir lüle ve bu lüleden akan suyun biriktiği bir su yalağından oluşmaktadır. Elazığ İli Çeşmeleri Anadolu'da yer alan örneklerden farklı olarak su deposuna sahip değildir. Çeşmelerin üst örtüleri düz dam biçimindedir. Üst örtü önden arkaya doğrun kar ve yağmur sularının birikmemesi için meyilli yapılmıştır.Çeşme cephelerinde yoğun bir bezeme ile karşılaşılmaz. Cephelerde en çok dikkat çeken unsur neredeyse hepsinde sivri ya da yuvarlak kemerin kullanılmış olmasıdır. Elazığ ili Çeşmeleri'nde inşa malzemesi olarak taş kullanılmıştır.
Adana ili Kozan ilçe merkezindeki mimari yapılar (konut mimarisi hariç)
Çalışmamızın en önemli amacı, Adana ili, Kozan ilçe merkezinde yer alan Hoşkâdem Camisi ve caminin yakınında bulunan arastanın daha önceden kapsamlı bir şekilde araştırılmamış olması sebebiyle yeterli bilgi bulunmamasıdır. Günümüzde yok olmak üzere olan yapıların, özellikle arastanın belgelenmesi de en önemli amaçlarımızdan biridir. Hoşkâdem Camisi'nde de araştırma sürecimiz içerisinde, özgünlüğü korunarak çeşitli değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler de tezimiz içerisinde aşamaları ile verilmiştir. Yapıların her türlü aşaması, yapılan değişiklikler, fotoğraflarla belgelenmiştir. Konumuz kapsamında, cami ve arasta, planları ile verilmiş; kitâbeleri okunmuş ve bu bağlamda araştırmamızın kapsamına yeni bir boyut kazandırılmıştır. Cami ve arasta araştırılırken, ilk olarak yapılar yerinde incelenmiş; kayıtlar Vakıflar Genel Müdürlüğü kayıtları ile karşılaştırılmıştır. Yine Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden alınan planlar incelenerek; yapının ölçüleri belirlenmiştir. Literatür çalışması da göz önünde bulundurularak tezin yazım aşamasına geçilmiştir. Çeşitli medeniyetlerin bu bölgede hüküm sürmüş olması ile etkileşimin kaçınılmaz olduğu söylenilebilmektedir. Özellikle yapıların plan, süsleme ve devşirme taş kullanımları gibi özelliklerinin yansıttığı biçimler de bunu göstermektedir. Tezimizin sonucunda belgelemeye dayalı birçok yenilik getirilmiştir. Örneğin; camiye sonradan eklenen bölümün kaldırılmasıyla, caminin mezar yapısı belgelenmiş; yapının giriş kitâbesinde de mimar adı okunmuştur. Ayrıca araştırmamız sırasında ibadete açık olmayan caminin, bu değişiklikler sonrası ibadete açılması ile cami içerisindeki değişiklikler de fotoğraflarla belgelenmiştir. Sonuç olarak; araştırmamız kapsamında elde ettiğimiz veriler ışığında, yapıların tarihine ışık tutarak, yapıların tarihsel süreç içerisinde Kozan'da yaşayan medeniyetlere göre nasıl değiştiği ve etkileşimlerle nasıl şekillendiği aktarılmaya çalışılmış ve yapıların sanat tarihi açısından önemi vurgulanmıştır.
Kırıkkale MKEK silah müzesinde bulunan Osmanlı Dönemi silahları
Bu çalışmada, Kırıkkale MKEK Silah Müzesinde Bulunan Osmanlı Dönemi Silahları hakkında bir araştırma yapılarak elde edilen veriler bir düzen içerisinde, mümkün olduğu kadar açık ve destekleyici ön bilgilerle birlikte ortaya koyulmaya çalışılmıştır.Bunun için Kırıkkale MKEK Silah Müzesinde sergilenmekte olan Osmanlı dönemi silahları öncelikle işlevleri ve kullanılan yerler dikkate alınarak ana başlıklara ayrılmışlardır. Daha sonra ana başlıklar altında toplanan silahlar kendi içlerinde, biçim, boyut, kullanılan malzeme ve kullanım amaçları açılarından alt guruplara ayrılmışlardır.Alt başlıklara ayrılan silahlar, teker teker, ölçüleri, dönemleri, süsleme programları, yapım teknikleri, kullanılan malzemeler ve formları açısından değerlendirilerek, resim ve çizimlerle gösterilmeye çalışılmıştır.Bütün bu özelliklerin birbirine karışmaması ve bir düzen içinde sunulması bakımından, her bir eser için farklı katalog fişi doldurulmuştur.Bu çalışmalar sonucunda, Kırıkkale MKEK Silah Müzesinde halen sergilenmekte olan Osmanlı Dönemi silahlarının, gerek üzerlerindeki süsleme ve tekniklerinin dönem özelliklerini yansıtmaları ve gerekse Osmanlı döneminde silahların geçirmiş olduğu gelişim evrelerini göstermeleri açısından, önemli birer belge niteliği taşımaları, aynı zamanda bazı silahların üzerinde bulunan süsleme kompozisyonları, kullanılan malzeme ve süsleme teknikleri bakımından da birer sanat eseri özelliği taşımaları açılarından Türk süsleme sanatı için birer örnek teşkil ettikleri anlaşılmıştır.Anahtar Kelimeler:1-Silahlar2-Osmanlı3-MKEK Müzesi4-Kırıkkale5-Ateşli
İstanbul Askeri Müzedeki at alın zırhları
Bu tezde; İstanbul Askeri Müzesi'nde bulunan ve incelenmesine izin verilen otuz sekiz adet at alın zırhları form, malzeme, teknik, süsleme ve kompozisyon yönleriyle ele alınarak incelenmeye çalışılmıştır.Katalog kısmında ikisi 15.yüzyıla, biri 15 -16. yüzyıla, on ikisi 16. yüzyıla, ikisi 16. yüzyıl sonuna, yirmi tanesi 16. yy sonu -17. yüzyıl arasına ve biri 17. yüzyıla tarihli toplam 38 at alın zırhının fişlerine yer verilmiş ve bu bilgilerden hareketle değerlendirmeye gidilmiştir.Katalog bölümünde incelenen örneklerin malzemesi maden olduğu için zırhlarda uygulanan teknikler de maden üzerinde görülen dövme, perçin, lehim, kabartma, kazıma, kumlama, altın yaldız ve tombak teknikleri uygulanmıştır.At alın zırhları üzerinde yer alan süslemelerde bitkisel süsleme ağırlıkta olup geometrik ve sembolik süslemelerin yanı sıra yazıya da yer verilmiştir. Bitkisel süslemede; rumi, palmet, stilize ve rozet çiçekler, hatayi, lale, karanfil, sümbül, nergis, bahar dalları ve selvi motifleri kullanılmıştır. Geometrik süslemede balıksırtı, zigzag, zencirek, düğüm, su yolu, şemse, Çin bulutunun yanı sıra sembolik motiflere de yer verilmiştir.Süsleme programlarından hareketle iki adet kompozisyon ve bu kompozisyonların alt tipleriyle toplam yedi kompozisyon biçimi tespit edilmiştir. Bu süsleme ve kompozisyonlar aynı müzede ve diğer müzelerde bulunan madeni eserlerle ve mimari ve diğer sanat eserleri ile karşılaştırılmıştır.Elde edilen bu neticeler sonuçta kısaca belirtilmiştir.
Heykeltraş Burhan Alkar
Çalışmamızın birinci bölümü, Türkiye'de heykel sanatının gelişimini, ikinci bölümü, günümüz Türk heykel sanatını, üçüncü bölümü de heykeltraş Burhan Alkar'ı kapsamaktadır.Tezin birinci bölümü olan Türkiye'de heykel sanatının gelişimi başlığı altında, Cumhuriyet öncesi Türk heykel sanatı, Batı'ya açılış ve heykel sanatı, Sanayi-i Nefise Mektebi ve heykel bölümü, Türkiye'de heykel sanatının gelişiminde öncü çevreler ve kamusal talebin gelişme süreci, erken Cumhuriyet dönemi heykel sanatı ve Cumhuriyet'in ilk heykeltraşları, Cumhuriyet döneminde ilk sanat eğitimi kurumları ve heykel eğitimi, erken Cumhuriyet dönemi Türkiyesi'nde toplumsal yapı ve heykel sanatının toplum katlarına kazandırılması süreci, Türkiye'de heykel sanatının gelişiminde yabancı heykeltraşların katkıları, Cumhuriyet öncesi Türk heykeltraşları, çok partili hayata geçiş ve sonrası Türk heykelinde devletin rolü, çağdaş Türk heykelinin gelişiminde kamusal talepler ve kamu gücünün heykel sanatının niteliği ve gelişimine katkıları, 1980'li yıllara ulaşan süreçte Türk siyasal ve kültürel değişiminin heykel sanatının gelişimine etkileri, çağdaş Türk heykelinde üslupsal gelişmeler incelenmiştir.İkinci bölüm olan günümüz Türk heykel sanatında, çağdaş Türk heykel sanatı ve Batı'dan gelen etkiler, yeni eğilimler ve üslupsal arayışlar ve Türk heykeltraşlarının çağdaş sanat platformundaki yaratıcı rolü araştırılmıştır.Cumhuriyet dönemi heykeltraşlarımızdan olan Burhan Alkar'ı konu edinen üçüncü bölümde sanatçının yaşamı, eğitim süreci, öğretim görevliliği, sanatsal algıları, görüşleri, sanat felsefesi ve yorumları, Türk heykelindeki yeri ve heykele olan katkıları, başkaları tarafından kendisi hakkında yazılanları, heykele bakış açısı, soyut ve figüratif eserleri ve anıtlarına ayrıntılarıyla değinilmiştir.Türk heykel sanatının gelişim çizgisinin genel olarak ele alınmasının yanında, Burhan Alkar'ın, sanatçı kişiliği, heykel sanatına yapmış olduğu katkıların daha iyi anlaşılabilmesi ve yorumlanabilmesi amaçlanmıştır.Türkiye'de heykel sanatının gelişimi, günümüz Türk heykel sanatı konularını ve sanatçıyı incelerken, hayatta olan arkadaşlarından, yetiştirdiği öğrencilerinden, kendisinden ve arşivinden yaralanılmıştır.Bütün bunlardan yola çıkılarak, heykeltraş Burhan Alkar'ın sanatçı kişiliği tüm yönleriyle incelenmiş ve katalog oluşturularak çalışma sonlandırılmıştır.Anahtar Sözcükler1. Burhan Alkar2. Heykel3. Heykeltraş4. Soyut5. Figüratif
Aydın ve Denizli camilerinde duvar resimleri
Osmanlının son döneminde batılılaşma etkisiyle ile ortaya çıkan duvar resimleri süsleme sanatında önemli bir yer tutmaktadır. Batılılaşma dönemiyle süslemeye giren yeni olgular ve konular; saray ve konakların duvarlarında görülmeye başlamıştır. Erken ve Klasik Osmanlı dönemlerinde görülen Anadolu'dan batıya ulaşmış süsleme unsurları, batılaşma döneminde yön değiştirerek batıdan ? doğuya doğru bir gelişim izlemiştir. Duvar resimlerinde uygulanan kompozisyon minyatürden oldukça farklı bir üslupla işlenmiştir. Daha sonra tuval resminde görülecek olan üçüncü boyut acemice ifade edilse de ilk olarak duvar resimlerinde görülmektedir.Başkent İstanbul'da yabancı sanatçılarında etkisiyle oluşturulan duvar resimleri, daha sonra Anadolu'daki konak ve camilerde de görülmeye başlanmıştır. Konumuz dâhilinde yer alan Denizli ve Aydın illerindeki camiler gerek işleniş gerekse süsleme bakımından farklılık göstermektedir. Hazırlanan bu tezde Denizli ve Aydın camilerindeki süslemeler gruplandırılarak incelenmiştir. Çalışma daha çok bu iki ilde yer alan süslemelerin değerlendirilmesi ile oluşturulmuştur.XIX. Yüzyılın ilk yarısında İzmir sancağına bağlı olan Aydın ve Denizli ilerindeki camilerin süslemelerinin üslupsal özellikleri incelenmiş ve farklılıkları ortaya konmaya çalışılmış. İnceleme yapılırken önce yapılar tarihlerine göre sıralanmıştır ve katalog oluşturulmuştur. Oluşturulan katalogda yapının mimari tanımından sonra süslemenin yer aldığı duvar üzerindeki örnekler gruplandırılarak anlatılmıştır. Yapıların incelenmesinden sonra süslemelerin kendi içlerinde karşılaştırması yapılarak üslupsal özellik bakımından değerlendirilmiştir.Mimari kuruluş bakımından farklılık gösteren Aydın ve Denizli camilerindeki süslemeler konusu bakımından benzerlik göstermektedir. İncelenen yapılar üzerindeki kompozisyonların değerlendirilmesi ve gruplandırılmasıyla çalışmamız sonlandırılmıştır.Anahtar sözcükler1 ? Osmanlı2 ? Duvar Resmi3 ? Camii4 ? Batılılaşma5 ? Teknikler
Bolu il merkezinde bulunan eski evler
Bolu İl Merkezinde Bulunan Eski Evler adlı tezimin amacı Boluevlerinin Türk ev mimarisi içerisinde önemli bir yere sahip olduğunugöstermek istememden kaynaklanmaktadır. Bolu evleri Türk ev geleneğininözelliklerini yansıtması açısından önem taşımaktadır. Kataloğ içersinde yeralan 38 evde Bolu konut kültürünü yansıtmaktadır. Evlerin bazılarıorijinalliğini korurken bazılarında Türk evine ait bölümler değiştirilmiş ya dakaldırılmıştır. Bazı evler ise tamamen yenilenmiş ve değiştirilmiştir. Kataloğdaolupta şuan yerinde olmayan evlerde bulunmaktadır. Bolu Merkez evlerine aitçalışmamda ilk önce kütüphane araştırması yapılmış daha sonra incelenenyapıların fotoğrafları çekilmiş ve planları çizilmiştir. Kataloğda olan planlar iseAnkara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu arşivinden ve BoluBelediyesi'ne ait arşivden elde edilmiştir. Yapıların planlarıda elde edildiktensonra tez yazımına başlanmıştır. Tez kataloğ kısmı ile başlamaktadır.Kataloğda yapılar tüm özellikleriyle tek tek anlatılmaktadır. Daha sonra geneldeğerlendirme kısmına geçilmiştir. Burada Bolu Merkez evleri hem kendiaralarında hemde farklı yörelerdeki ev mimarileriyle kıyaslanmıştır. Sonuçolarak Bolu Merkez eski evleri Türk ev geleneğinin bir devamıdır. Her nekadar orijinalliği bozulmuş evler bulunsada, orijinalliğini koruyan evler bizeTürk ev geleneğinin bir devamı olduğunu kanıtlamaktadır.Anahtar Sözcükler1. Bolu2. Konut3. Ev4. Türk Evi5. Yapı
Osmanlı imparatorluk dönemi resim sanatında Türk giyim-kuşamı(1600-1700)
Osmanlı İmparatorluk Dönemi Resim Sanatında Türk Giyim-Kuşamı(1600-1700) konulu doktora tez çalışmasında bu döneme ait 212 adet görsel belgede bulunan figürlerin üzerindeki kıyafetlerin analizi yapılarak, 17. yüzyıl Türk giyiminin tür, model, kesim, malzeme ve süsleme özellikleri belirlenmeye çalışılmıştır.17. yüzyıl Osmanlı kıyafetlerinde aba, biniş, cüppe, hırka, kaftan, uzun ve kısa üstlükler, pelerin, kapaniçe, entari, gömlek, iç gömlek gibi üste giyilen giysi türleri ile şalvar, çakşır, don, tozluk, çorap, farbalalı etek gibi alt giyim türleri tespit edilmiştir. Bunlarda genellikle önleri açık, bele kadar yardımcı malzemelerle kapatılabilen giysi modelleridir. Kıyafetlerde sivri, hakim, kürk, geniş, "0", "V", "U", ayaklı yakalar kullanılmıştır. Günümüzde şömizye veya Amerikan yaka da denilen "V" yaka üzerine sivri yaka uygulamasının yapıldığı örneklerde bulunmaktadır. Elbise kesimlerinde giysilerin genellikle belden itibaren peş adı verilen eklerle genişletildiği görülmektedir.Kol kesimlerinde ise kısa, uzun, kolsuz ve sırttan sarkan sahte kolluklar kullanılmıştır. Yine Türk giyimine özgün kartal kanadı adı verilen bir tür sahte kol uygulaması da görülmektedir. Giysilerde düz ve desenli kumaşların yanı sıra altın ve gümüş iplikli kumaşların kullanıldığı anlaşılmaktadır. Astarlama malzemesi olarak kürk ve düz dokumalar, kapatma malzemesi olarak ta düğme, çaprast, şerit, kopça, püsküllü ip gibi malzemeler kullanılmıştır. Kadınların ve erkeklerin genellikle birkaç tür dışında benzer giyindiği ancak kullandıkları başlıklarda ise farklılık bulunduğu görülmektedir. Kadın başlıkları daha özenli ve değişik biçimlerde dizayn edilmiştir. Erkek başlıkları ise unvanlarına göre çeşitlilik göstermektedir. 17. yüzyıl Türk giyiminde pabuç, pabuç-mest, nalın, terlik, çizme gibi ayak giysileri kullanılmıştır.Sonuç olarak bu dönem Türk giyim-kuşamı daha önceki dönemlerden bazı model, tür ve kesim özelliklerini koruyarak almış, kendi dönemine özgün nitelikler katmış ve sonraki yüzyılı da bazı özellikleri ile etkilemiştir.
XVI. yüzyıldan XIX. yüzyıla Osmanlı gemi tasvirleri
Osmanlı'nın XVI. Yüzyıldan itibaren XIX. yüzyıla kadar yazılı görsel kaynaklardaki gemi tasvirleri üzerine yapılan bu tez çalışması tarihsel denizcilik literatüründe, denizciliğin ve gemiciliğin sanat perspektifinde incelenmesi açısından farklı bir gözle yorumlanmıştır.Antik Çağdan günümüze uzanan denizcilik kültürünün günden güne geliştirdiği gemiler, Osmanlı'nın büyümesinde ve imparatorluk haline gelmesinde büyük öneme sahiptir.Kuruluş yıllarından itibaren denizciliğe olan ilgisini geliştiren ve dönemin tüm teknik alt yapısını gemilerine uygulayan Osmanlı İmparatorluğu, denizlerde kazanılan zaferlerle denizler üzerinde de ne kadar güçlü olduklarını düşmanlarına ispatlamışlardır.Osmanlının yükseliş dönemlerinden itibaren Tersane-i Amire'de görkemli inşa edilen donanma gemileri, dönemin sanatçılarına da ilham kaynağı oluşturmuştur. Bir çok sanat dalında tasvirlerine rastladığımız gemi tasvirlerinin Osmanlı'nın denizler üzerindeki ihtişamını bugün de görmemizi sağlamıştır.Minyatürlerden, mezartaşlarına kadar bir çok alanda kendini gösteren, zengin ve çeşitli tasvirlerin yüzyıllar boyu bir çok sanatçıyı etkilediği anlaşılmıştır.Osmanlının Lale Devrinden sonra yoğun olarak kendini hissetirmeye başlayan Batılılaşma çabaları neticesinde Avrupa'dan gelen bir çok sanatçı Nefise-i Sanayi-i Hümayunda, kendi üsluplarını yansıtmışlardır. Minyatürlerde rastladığımız bir çok gemi tasvirinin pentur tekniğiyle tablolara taşınması, günümüzde Osmanlı'nın gemicilik üzerindeki başarısını gözler önüne sermiştir. Öyle ki yabancı sanatçıların gözüyle betimlenen gemiler, genellikle savaş sahneleriyle ve Boğaziçi'nin günlük hayatında kullanılan kayıklar ile o günleri günümüze çok çarpıcı taşımışlardır.Kütüphane çalışmalarından yararlanılarak görsel kaynaklardan edinilen bilgiler ışığında, her sanat dalının içinde yer alan gemi tasvirleri, gemi tiplerine göre gruplandırılarak ele alınmış, tümevarım metodu ile sonuca ulaşılmıştır.Gemi tasvirlerinin her sanat dalında yerli ve yabancı sanatçıların tasvirsel anlatımlarındaki renklerin kullanılışı, gemi tasvirlerinin doğal görünüşleri ile Osmanlı denizciliği ve sanatı üzerinde zengin çeşitlilik oluşturdukları görülmüştür. Aynı sınıfa ait gemi türlerinin farklı açılarla betimlenmeleri, dönemin sanatçılarının da denizlere olan bakış açısını nasıl yansıttıkları konusunda bilgi vermektedir.Görsel kaynaklar, tarihsel süreçte aydınlatıcı ve bilgilendirici özellikleri nedeniyle, yüzyıllar boyu geleceğe taşınacak en büyük miraslardır.Anahtar Sözcükler1 ? Osmanlı2 ? Denizcilik3 ? Gemi4 ? Sanat5 - Tasvir
Çorum şehri mezar taşları
?Çorum Şehri Mezar Taşları? isimli Yüksek Lisans tezimizde Çorum ilindeki Ulu ve Hıdırlık mezarlığında bulunan mezar taşları incelenmiştir.Bu mezarlıklarda toplam 194 (baş ve ayak taşı ayrı sayıldığında bu sayı 342'ye çıkmaktadır.) mezar tespit edilmiştir. 194 mezardan 103 tanesi erkek, 70 tanesi kadın mezarıdır. 21 mezarın kimliği ise tespit edilememiştir.194 mezarın 44 tanesinde ayak taşı mevcutken, 1 tanesinde baş taşı bulunmamaktadır.103 erkek mezarın, 2 tanesi 18.yy.a, 26 tanesi 19.yy.a ve 29 tanesi 20.yy. aittir. 46 tane erkek mezarın tarihi okunamamıştır.70 kadın mezarın, 1 tanesi M. 1727 tarihine ait olup çalışmamızda incelediğimiz tüm mezarların en eski tarihli olanıdır. 2 tanesi 18.yy.a, 19 tanesi 19.yy.a, 35 tanesi 20.yy. aittir. 13 tane kadın mezarının tarihi okunamamıştır.194 mezarı, mezar taşı olarak incelediğimizde 342 adet mezar taşı bulunmaktadır. Bunların 193'ü baş taşı ve 149'u ayak taşıdır.Toprak mezar , çerçeveli mezar ve sembolik lahit olmak üzere mezar tipleri 3 grupta incelenmiştir. Ayrıca sembolik lahit, açık sembolik lahit ve kapalı sembolik lahit olmak üzere iki alt gruba ayrılmıştır. İncelemiş olduğumuz 194 mezarın 127 tanesi toprak mezar, 34 tanesi çerçeveli mezar ve 33 tanesi ise sembolik lahittir. Sembolik lahitlerden de 22 tanesi açık ve 11 tanesi kapalı sembolik lahittir.İncelemiş olduğumuz 342 mezar taşını mezar taşı tiplerine göre ilk önce başlıklı ve başlıksız olarak iki ana başlıkta gruplandırılmıştır. Başlıklı mezar taşlarını da erkek başlıklar ve başlıklı ayak taşları olarak sınıflandırılırken, erkek başlıkları ise düşey dikdörtgen ön görünüşlü, dikdörtgen yatay kesitli erkek başlıklılar ve düşey dikdörtgen ön görünüşlü, yarım ovale yakın dikdörtgen yatay kesitli erkek başlıklılar olmak üzere bir alt grup içinde değerlendirilmiştir. Başlıksız mezar taşlarını da tepeliklerine göre üçgen tepelikler, sivri kemer tepelikliler, yuvarlak kemer tepelikliler, bitkisel tepelikliler, dilimli alınlıklı tepelikler ve piramidal tepelikliler olarak 6 grupta incelenmiştir. Bunlar da başlıklı mezar taşları gibi düşey dikdörtgen ön görünüşlü, dikdörtgen yatay kesitli ve düşey dikdörtgen ön görünüşlü, yarım ovale yakın dikdörtgen yatay kesitliler olarak bir alt grupta incelenmiştir.Baş ve ayak taşı olmak üzere toplam 342 mezar taşından 97 tanesinde başlık tespit edilmiştir. Bunlardan 96 tanesi başlıklı erkek baş taşı ve bir tanesi başlıklı ayak taşıdır. Başlıklar sarık , kavuk , fes ve oval başlıklar olarak 4 grupta incelenmiştir. Oval başlıklar ise kısa silindirik başlık ve hotoz başlık olmak üzere iki alt grupta değerlendirilmiştir. 96 başlıklı erkek baş taşından 5 tanesi sarık, 3 tanesi kavuk, 71 tanesi fes ve 17 tanesi kısa silindirik başlıktır. Başlıklı bir ayak taşında ise hotoz başlığı kullanılmıştır. Kadın baş taşlarında başlığa rastlanmamıştır.Mezar taşlarında uygulanan süslemeler değerlendirildiğinde bitkisel, nesneli ve geometrik motiflerin kullanıldığı toplam 18 mezarda süsleme ile karşılaşılmıştır. Mezar taşlarında bitkisel motiflerden; 8 örnekte gül, 2 örnekte lale, 6 örnekte mine, 8 örnekte kır çiçeği, 3 örnekte gonca, 5 örnekte kıvrık dal, bir örnekte hurma, 9 örnekte akant yaprakları, 8 örnekte soyut yapraklar ve bir örnekte servi motifi kullanılmıştır. Nesneli motiflerden; 3 örnekte vazo ve birer örnekte kandil ve tabanca motiflerine rastlanılmıştır. Geometrik motiflerden ise birer örnekte altı kollu yıldız, rozet ve yıldız motifleri kullanılmıştır.Mezar taşlarında kullanılan malzemeler incelendiğinde, 194 mezardan 177'sinde taş, 15'inde mermer kullanılmıştır. Ancak bu sayının haricinde 93 numaralı mezarın baş taşı taş, ayak taşı mermer olup 99 numaralı mezarın ise baş taşı mermer ve ayak taşı kireç taşından yapılmıştır. Bu mezarların tamamında oyma tekniği uygulanmıştır.İncelemiş olduğumuz mezar taşlarında süslü, nesih ve talik olmak üzere 3 yazı tipi kullanılmıştır. 4 örnek sülüs, 166 örnek nesih ve 23 örnek talik hatla yazılmıştır. Bir örnekte yazı bulunmamaktadır.Sonuç olarak Çorum şehri'nde bulunan mezar taşları genel olarak basit işçilikle yapılmıştır. Ancak yapan kişinin ustalığına göre ince işçilik ile yapılmış örneklerde mevcuttur. Süsleme öğelerinin az olması sebebiyle İstanbul, Kastamonu, Giresun ve Trabzon'da mevcut bulunan mezar taşı örnekleri ile kıyaslandığında daha sadedir.Çorum şehrinde bulunan mezar taşları mezar tipleri bakımından da örneklerine Urfa'da ve Kastamonu Müzesi'nde az rastladığımız dikdörtgen yatay kesitli ve düşey dikdörtgen ön görünüşlü, yarım ovale yakın dikdörtgen yatay kesitli mezar taşlarının fazla olması sebebiyle ayrıcalık göstermektedir.Anahtar Sözcükler1. Sanat Tarihi2. Çorum3. Mezarlar4. Mezar Taşları5. Tipoloji
İstanbul'da Ihlamur ve Küçüksu Kasırları
Sultan I. Abdülmecid (d.1823?c.1839-ö.1861) zamanında, mimar Nigoğos Balyan tarafından yapılan Ihlamur (1849?1855) ve Küçüksu (1856?1857) kasırlarını konu alan bu tez, yapıların tarihi çevreleri, bahçe düzenlemeleri, mimari tasarımları, süsleme programları, yapı malzeme ve tekniği konularını incelemektedir.Çalışmanın amacı, günümüze dek ulaşan bu yapıların durumlarını görsel ve yazılı arşiv malzemeleri yardımıyla inceleyerek, İstanbul'da son dönem Osmanlı kasır ve köşk yapıları arasındaki yerinin belirlenmesi ve öneminin vurgulanmasına yönelik bir araştırmayı tamamlamaktır.19. Yüzyıl, ?Batılılaşma? olarak adlandırılan değişim sürecinde, toplumsal, siyasal, ekonomik askeri vb birçok alanda olduğu gibi kültür ve sanat alanında da Batı etkilerinin yoğun olarak yaşandığı bir dönemdir. Batılılaşmanın görünürdeki ilk çerçevesi, Batılı malların tüketimini, mimarî ve resimdeki Batılı biçimlerin kullanılmasını içermektedir. Burada dikkati çeken nokta, 19. yüzyıl boyunca süren, birbirini izleyen yenilik hareketlerinin saraydan kaynaklanmış olmasıdır. Saray, toplumsal değişim hareketlerinin de kaynağı olmuştur. Osmanlı sultanları ve bürokrat seçkinlerinin Batılılaşma ve devleti eski ihtişamına kavuşturma özlemleri, İstanbul kentinde yeni imar hareketlerine neden olmuş ve onlar kanalıyla İstanbul'a taşınan etkilerin mimarideki ilk uygulamaları doğal olarak saray, kasır, köşk mimarisinde kendini göstermiştir.Sultan III. Ahmed (d.1673-c.1703-ö.1736) zamanından itibaren, kentin yönetimi, kurumları ve örgütlerinin yerine Avrupa'daki örnekleri uyarlayan yenileri getirilmiş, Batılı yaşam tarzının gereklerine uygun bir dizi yeni yapı tarzı geliştirilmiştir. Böylece, 18. yüzyılla birlikte İstanbul'un siluetini, Batı etkili üslûplar ve tasarım ölçütleriyle ele alınmış yapılar belirlemeye başlamıştır. Sultanların Batılı zevklerine ve yaşam biçimine uygun saray, kasır, köşk vb isteği hem Osmanlı'nın içinden yetişen, hem de Avrupa'yı tanıyan Balyan ailesi gibi gayri-Müslim ve Avrupalı mimarlara da iş vermiştir. Mimariye giren Batılı üslûplar, yerel mimarlar tarafından da özgün bir yorumla değerlendirilmiş, fakat yeni yapı tiplerinin İstanbul'daki uygulayıcıları çoğunlukla yabancı mimarlar olmuştur.Avrupa etkilerinin yoğun şekilde hissedildiği son dönemde İstanbul'da mimari çoğulculuk egemen olmuş ve yaşanan dönüşüm bir genel tasarımın sonucu olarak değil, parçaların bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Yavaş ve çok uzun bir süreçte gerçekleşen mimari değişim, bir eklektik düzeni beraberinde getirmiştir. Bu dönem içinde yenilik hareketlerine paralel olarak inşa edilen Ihlamur ve Küçüksu kasırlarında izlenen de bu mimari üslûp ve tercihlerin çeşitliliğidir. Barok, rokoko, ampir, neoklasik vb üslûpların yanı sıra eklektisist üslûp, yüzyılın ortalarında bu yapılarda kendini gösteren unsurlardır. Yapıların dekorasyonunda kullanılan mobilya ve eşyalarda da Batı etkileri sezilmektedir. Dekorasyon konusunda yabancı sanatçılara başvurulmuş ve Avrupa'dan mobilya getirtilmiştir. Batı etkisiyle uygulanan değişimler, cephe ve iç mekân dekorasyonu ile bezemelerde görülmektedir. Onları eski örneklerinden ayıran esas fark, dekorasyon düzeyinde ve mimari düzlemde veya binaların dış yüzeyinde binayı bir kabuk gibi saran bezeme düzeyinde kalmıştır. Bunun nedeni bu yapılardaki süslemenin tamamen Avrupai üslûplar ve örnekler alınarak gerçekleştirilmesidir. Plan organizasyonlarında gelenekten kopmamışlar ve geleneksel Türk ev mimarisine uygun olarak ?karnıyarık? adı verilen iç sofalı-odalı plan düzenine sadık kalmışlardır.Bu yapılara baktığımızda, tüm bu parçaların her birinin arkasında bir yandan Batı'ya yönelik bir anlayış savunulurken, diğer yandan planda geleneksel Türk evinde sofalara göre düzenlenen plan tipinin uygulanmasıyla, köklü gelenekleri yaşatma çabası göze çarpmaktadır.Kısacası, Osmanlı Sarayı'nda başlayan değişim hareketleri, Osmanlı toplumunu, kentini, mimarisini ve tüm yaşamını etkilemiştir. Fakat yeni gelişen teknolojilerin etkisi altında, Batı'nın mimari imajlarının yönlendiriciliğiyle oluşan bu değişimler, mimari alanda görüntü itibarıyla ve yüzeysel bir biçimde kopya edilmiş, özünde Doğulu ve gelenekçi kalınmıştır. Bu nedenle, 19. yüzyıl mimarisi kendi tarihsel gelişimi içinde değerlendirilmelidir.Anahtar Sözcükler1.Osmanlı2.Batılılaşma3.İstanbul4.Kasır ve köşk5.Sivil Mimari
A Sixteenth-century album to Constantinople: MS. Bodl. Or. 430 at the Bodleian Library
This thesis presents the first detailed study on a long-overlooked travel album housed at the Bodleian Library in Oxford. Catalogued under the shelf-mark MS. Bodl. Or. 430 it is a leatherbound codex composed of one hundred and ninety-two folios, including sixty-two illustrations pertaining in one way or another to the city of Istanbul. It hopes to bring to light an exceptionally informative example of early modern travel albums. It is believed that the Bodl. Or. 430 can prove additive to lively discussions around historical topics including the circulation of portraiture, naval history, the cartographic imaginary, the built environment and urbanism. Further, through a comparative methodology it looks to study the album and assess issues around its dating, patronage and authorship. Finally, it seeks to contribute to the growing study of travel albums, a field that is becoming attune to the complex processes of intellectual and material transmission that have informed their production as an early modern art historical phenomenon. The thesis is completed with running translations from the original Latin, an index of the Album's illustrative content and a full transcription of the text. These, it is hoped, may provide avenues for further scholarly analysis.
Sivas ili merkezindeki Türk devri hamamları
Hamam kültürünün çok üst düzeyde yaşandığı Sivas, Hamam mimarisibakımından da Türk Hamamları içinde önemli bir yer teşkil etmektedir.Halkın hamam kültürünü bu çağda hala yaşatıyor olması, hamamlarınkalıcılığını artıracak sosyal bir olgudur.Çalışmamızda, bazıları çeşitli araştırmalara konu olan, büyük bir kısmıise henüz bilinmezliğini koruyan Sivas Hamamları ele alınacak; söz konusubinalar ya da kalıntılar, mimari ve yapı elemanları, kent ya da arazidekikonumları, bina topoğrafya ilişkisi, mekân organizasyonu, dekoratif unsurlar,su tesisatı ve ısıtma tertibatı gibi yönleriyle tanıtılacak ve bu bağlamda eldeedilecek bilgiler ışığında Sivas Hamamlarının Türk Hamam mimarisi içindekiyeri belirlenmeye çalışılacaktır.Bu çalışmada, devrin çeşitli yazılı kaynaklarının da yardımıyla gerekmevcut, gerekse ortadan kalkmış Sivas Hamamlarının tespit edilmesi ve tamve sağlıklı bir analize tabi tutulması hedeflenmiştir. Sivas ili merkezinde yeralan Türk Dönemi hamamlarının plan, fonksiyon, tasarım gibi özelliklerininortaya konularak, Türk Hamam Mimarisi içindeki yerinin karşılaştırmalıolarak ayrıntılı bir biçimde incelenmesi diğer önemli bir husustur.Sivas ili merkezindeki hamamlar incelenirken dönem olarak üst sınır,Osmanlı'nın yıkılış, Cumhuriyetin kuruluş devri olmuştur.Günümüze tamamı ya da bir kısmı sağlam olarak 9 hamam ulaşmıştır.Bununla birlikte, kaynaklarda geçen 15 hamamın adı tespit edilmiştir.Yapılar, adı, yeri ve tanımı, tarihlendirilmesi, geçirdiği onarımlar, bugünküdurumu, dış görünümü, plan ve kesitleri, süslemesi, malzeme ve duvartekniği, sorunları, karşılaştırma ve değerlendirilmesi ve bibliyografyası olarakon bir ana başlığa ayrılarak incelenmiştir.
Edirne Üç Şerefeli Camii haziresi mezar taşları
Edirne Üç Şerefeli Camii Haziresi'nde yer alan 195 mezar taşıincelemiştir. Tespit ettiğimiz mezar taşlarının 55'i kadınlara, 139'u erkeklereaittir. Hazirede yer alan mezar taşlarının tümünün süslemesi kazıma-oymatekniğiyle yapılmıştır. Mezar taşının yüzeyi oyularak yapılan kitabeli vesüslemeli mezar taşlarının çoğu kabartma olarak verilmiştir.Mezartaşlarından bir tanesinin boyama tekniğiyle yapıldığı tespit edilmiştir.Hazirede yer alan dikdörtgen gövdeli başlıklı mezar taşı sayısıdoksanüç, sivri kemer biçimli mezar taşı sayısı onbeş, tepelik kısmı dilimlimezar taşı sayısı otuzbir, yuvarlak kemer biçimli mezar taşı sayısı beş,dikdörtgen prizmal gövdeli mezar taşı sayısı yirmi, üçgen tepelik alınlıklımezar taşı sayısı beş olarak tespit edilmiştir. Belirlenen bu mezar taşlarınındışında başlıkları kırık olan dikdörtgen form özelliği gösteren mezar taşı vesanduka sayısı ise yirmi olarak tespit edilmiştir.Edirne Üç Şerefeli Camii haziresi'nde yer alan mezar taşlarındayüzdoksaniki örnekte mermer, üç örnek de ise taş malzeme kullanılmıştır.Mezar taşlarında taşçı ustası,hattat, gibi meslek belirten bir yazıyarastlanmamıştır.Hazirede yer alan mezar taşların hepsi kitabelidir. Kitabelerde yer alanbilgilerin dışında şair ismine rastlanılmamıştır. Kitabelerin dizilişi yatay vediagonal eksende uygulanmıştır. Mezar taşlarındaki kitabelerde yer alan yazışeritlerinin yatay eksende dizilişi yüzaltmışaltı mezar taşında tespitedilmiştir.Diagonal eksende dizilmiş mezar taşı sayısı onbirdir.Mezartaşlarının en erken tarihlisi 1077/1666 en geç tarihlisi ise 1293/1875 olaraktespit edilmiştir. Ölü gömmenin en çok yapıldığı tarihler 1228/1812-1263/1846 olarak belirlenmiştir. Toplu ölüm yada hastalık sonucunda ölümtespit edilmemiştir. Mezar taşlarında doğum tarihi verilmediği için yaşortalaması tespit edilememiştir.Hazirede yer alan mezar taşlarında ki süslemeler, başlıklı erkek mezartaşlarında süslemeler başlıkta, kadın mezar taşlarında ise tepeliklerde, lahitmezarlarda lahit yan yüzlerinde ve köşeliklerde yoğunlaşmaktadır.Mezarlıkta yer alan mezar taşlarında görülen süsleme özellikleri bitkisel venesneli süsleme olarak yoğunluk gösterdiği tespit edilmiştir.Bitkiselsüslemelerde gül, lale, çan çiçeği, selvi ağacı, hurma ağacı, üzüm salkımı,akantus, armut, nar, yıldız çiçeği ve rozet çiçeğidir. Nesneli bezemelerde isearma , vazo, meyve kasesi, şal ,takı ve sepet motifine yer verilmiştir.Bitkiselbezemeler tek başına mezar taşlarında görülürken nesneli bezemeler bitkiselbezemelerle birlikte ele alınmıştır.Edirne Üç Şerefeli Camii haziresinde yer alan mezar taşlarınınçoğunun yönü bilinçsiz yapılan çalışmalar sonucunda değiştirilmiştir. Camihazireleri diğer mezarlıklara oranla daha bakımlı bir görünümdedir, fakat ÜçŞerefeli Camii haziresi tahrip edilmiş bir görünüm teşkil etmekte vemezarlıkta yer alan mezar taşları da kırık,bazı bölümleri eksik bir şekildegünümüze ulaşmıştır. Bu tahribatın bir kısmı doğa faktörüyle bir kısmı isebilinçsizce yapılmış çalışmalar sonucunda gerçekleştirilmiştir. Özelliklesembolik lahit mezarlar bu tahribattan oldukça etkilenmiş ve yerdeğiştirmeleri sebebiyle çoğu sembolik lahit mezarın yan yüzleriparçalanmıştır.Sanat ve sosyal açıdan önemli veriler ortaya koyan mezar taşlarınınkorunmasına yönelik tedbirler alınmadığı taktirde müzelerdeki örneklerdışında gelecek nesillere bir şey kalmayacaktır.Günümüzde yapılan mezar taşlarında mezarda yatan ile ilgilibilgiler veren motiflere ve biçimlendirme yöntemlerine rastlanmaz .Bugünmezar taşı geleneği ile ilgili kalan tek kural ölünün yerinin belirtilmesi ve baştarafının eski geleneklere göre değişmez yöne çevrilmiş olmasından ibarettir.Mezar alanları gerek genişliğe gerekse derinliğe ve yüksekliğine ekonomikgüce dayalı bir şekil çizmektedir. Kadın erkek mezar taşları artık ancaküzerlerindeki yazılardan anlaşılabilir. Osmanlı mezar taşlarında olduğu gibikadın mezarlarında detaycı süsleme özelliklerine fazla yerverilmemiştir.Mezar taşlarında yer alan yazılarda zamanla dış etkilerinsonucu olarak giderek kaybolur. Yazılar bazen renkli bazen renksiz herhangibir plastik etki amaçlanmadan gelişi güzel yazılmıştır.
Bursa Emir Sultan mezarlığındaki 18. ve 19.yüzyıl mezar taşları
Bursa'nın Yıldırım ilçesinde bulunan Emir Sultan Mezarlığında yapılmış olan araştırmalar sonucunda "Bursa Emir Sultan Mezarlığında Yer Alan 18. ve 19. Yüzyıl Mezar Taşları" konulu bir tez oluşturulmuştur. Bu tez kapsamı içerisinde ilgili mezarlıkta toplam yüz doksan dört adet mezar taşı incelenmiştir. İncelenen tüm örnekler 18. ve 19. yüzyıl mezar taşlarından oluşmaktadır. Bu mezar taşlarının dokuzu 18. yüzyıla, kalan yüz seksen beşi ise 19. yüzyıla tarihlenmektedir. Bilinen en eski tarihli örnek H.1160 - M.1747 yılına tarihlenen Katalog Örnek ve Katalog Kroki No: A99, en geç tarihli örnek ise H.1318 - M.1900 yılına tarihlenen Katalog Örnek ve Katalog Kroki No: A16,36,45 numaralı mezar taşlarıdır.İlgili mezar taşlarının altmış altısını kadın, yüz yirmi üçünü erkek ve dördünü ise bu tezde "ortak" olarak nitelendirilen, kadın ve erkeklerin üst üste gömüldüğü mezar taşları oluşturmaktadır. Bir mezar taşının ise günümüze sadece kaide kısmı kalmış olmasından dolayı kadın veya erkek kime ait olduğu bilinmemektedir.Mezar taşlarının yüz yetmiş altı tanesi taş, geri kalan on sekizi de mermer malzemeden yapılmıştır. Mezar taşlarının yüz üç tanesi sadece baş taşından ve yetmiş üç tanesi baş ve ayaktaşından oluşmaktadır. On sekiz mezar taşı ise sandukalı-lahitli mezar taşlarıdır.Mezar taşlarının gövde biçimine bakıldığında dikdörtgen, yukardan aşağıya doğru daralan dikdörtgene yakın, yukardan aşağıya doğru genişleyen dikdörtgene yakın, silindir ve akordeon şeklinde gövde biçimleri ile karşılaşılmaktadır.Ele aldığımız bütün mezar taşları kitabelidir. Yüz otuz dört örneğin kitabe dizilişi diyagonal, elli dokuz tanesi yataydır. Baş ve ayaktaşlarının yüz elli sekiz tanesi sağlam (dikili, devrik) durumdadır. Otuz altı örnek kırık veya hasarlı durumdadır.Süsleme konusu olarak bitkisel, geometrik, figürlü, nesneli ve yazılı süsleme kullanılmıştır. Bitkisel süslemelerde en çok akantus , selvi, dallar ve yapraklar, geometrik süslemelerde ay, yıldız vb. motifler, figürlü süslemelerde yılan tasviri, nesneli süslemelerde sıklıkla değişik biçimlerde vazolar, saksılar, meyve tabakları ve yazılı süslemelerde ise değişik türde yazı çeşitleri yer almaktadır. Mimari konulu süslemelere rastlanmamaktadır.Mezar taşlarında süsleme tekniği olarak oyma ve kazıma teknikleri kullanılmıştır. Oyma tekniği tüm mezar taşlarında kullanılırken kazıma tekniği bazı mezar taşlarında oyma tekniği ile beraber kullanılmıştır. Bazı mezar taşlarında ise boyama yapılarak kitabe veya başlık renklendirilmiştir.Kullanılan başlık türlerine bakıldığında erkeklerde çoğunlukla fes, kavuk, sarık ve sikke kullanılmıştır. Kadın mezar taşlarında ise çoğunlukla bitkisel tepeliklerin kullanıldığı görülmektedir.Anahtar Kelimeler1. Bursa2. Emir Sultan3. Mezar Taşları4. 18.yüzyıl5. 19.yüzyıl
T.C.Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tescili yapılan camii ve mescitler
ÖZET[ALTAŞ, Naciye]. [T.C.Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Tarafından Tescili Yapılan Camii ve Mescitler], [Yüksek Lisans Tezi], Ankara, [2007].`'T.C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Tarafından Tescili Yapılan Camii ve Mescitler '' adlı yüksek lisans tez çalışmamızın kapsamını yukarıda adını belirttiğimiz üç il merkezinde yer alan vakıf camileri oluşturmaktadır. Bulundukları şehirlerin dini mimari anlayışını yansıtan en güzel örneklerin başında gelen camiler işte bu üç ilin görsel kimliğini lanse eden mimari eserlerdir.Selçuklu Devleti, Beylikler Dönemi ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerine ait dini mimari vesikaların tanıtıldığı bu çalışmada özellikle ele alınan camilerin vakıf camileri olması ile dikkati çekmektedir. Bir vakıf tarafından yaptırılan, bir vakfın sahip olduğu vakfiye şartlarına dayalı vücuda getirilen, belirli bir vakfın amaçları doğrultusunda varlığını devam ettiren vakıf camileri için hazırlanan bu katalog çalışması ile Türk mimarlık tarihine ve sanat tarihine bir nebze olsun sağlıklı saptamalar yapılabilmesi çalışmanın özünü oluşturmaktadır.Tez çalışmamızın sonucunda Amasya, Sivas ve Tokat il merkezleri ile sınırlandırdığımız araştırmamızda adını hepimizin çok iyi bildiği, yakından tanıdığı, anıtsal camilerin yanı sıra adını çeşitli devlet adamları, yörenin ileri gelen kişileri veya bağlı bulunduğu eski mahalle adlarından alan küçük boyutlu camiler tespit edilmiş; bunların bağlı olduğu vakıf adları ve arşiv belgeleri yeterli fotoğraf, plân çizimleri ile teşhir edilmiştir.Çeşitli dönemlere tarihlenen ve bu çalışmanın özetini oluşturan, Vakıflar Genel Müdürlüğü arşiv bilgilerine dayalı olarak gerçekleştirilen bu bilimsel çalışmanın sanat tarihi ve mimari alanlarına ışık tutmasını temenni ederim.Anahtar Sözcükler1. Vakıf2. Cami3. Amasya4. Sivas5. Tokat6.Tescil
Sivas il merkezinde Türk devri türbe mimarisi
Türbe, ?slam dünyasında Türkler tarafından yaygınlastırılan bir yapı türüdür. Toprak anlamındaki Arapça ?türb? kökünden gelen türbe kelimesi, mezar üzerine kurulan bina anlamında kullanılmıstır. Anadolu'da bu yapı türüne ait Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinden günümüze birçok eser ulasmıstır. Sivas, tarihin her döneminde ticaret yollarının kesistiği önemli kavsak noktalarından birisi olmustur. Sivas'ın Türk hakimiyetine girdikten sonra il merkezine yapılmıs olan türbeler bu tezin konusunu olusturmaktadır. ?l merkezinde, günümüze ulasılabilmis olan türbelerin mimari ve sanat değerleri bakımından incelenmistir. Özellikle Selçuklu döneminden kalan eserlerdeki mevcut çini süslemeler Türk çini sanatının en güzel örneklerini teskil etmektedir. Sivas'ta tescillenmis ve koruma altına alınmıs on altı türbe mevcuttur. Bu eserler; Selçuklu, Eretna ve Osmanlı dönemlerinden kalmıstır. Selçuklu geleneğinde yapılmıs süslemelerinden dolayı sehir merkezindeki diğer türbelerden ayrılmaktadır. Selçuklu döneminden iki, Eretna Beyliği döneminden dört, Osmanlı döneminden sekiz türbe günümüze ulasabilmistir. Türbelerden bes tanesi kare planlı, iki tanesi dikdörtgen planlı, iki tanesi poligonal planlı, üç tanesi ayaklı türbe, iki tanesi münferit planlı olarak insa edilmistir. Türbelerden Abdülvehab Gazi (Cami) (14. yy), 1. ?zeddin Keykavus (Darüssifa) (1219), Burucerdi (Mederese) (1271) ve Hoca ?mam (Mescidi) (15. yy) Türbeleri, mevcut yapıların bünyesine bağlı olarak insa edilmistir. Eretna döneminden kalan Güdük Minare (1347) Türbesinin kuzey köselerinde bulunan duvar kalıntılarından türbenin baska bir yapıya bitisik olarak insa edilmis olabileceği akla gelmektedir. Bu eserlerin dısında diğer türbeler her hangi bir yapıdan ayrı, bağımsız olarak insa edilmislerdir. Eserler, plan, süsleme, üst örtü, malzeme açılarından katalog bölümünde detaylı olarak incelenmis, aynı dönemde Anadolu'daki benzer örnekleri ile karsılastırılmıstır. Kitabesi bulunan türbelerin kitabeleri okunmus, tarihlendirme bu doğrultuda yapılmıstır. Kitabesi bulunmayan veya okunamayan eserlerin tarihlendirmeleri plan tipine, kullanılan malzemeye, süslemelere ve strüktüel elemanlara dayanarak yapılmıstır.
Kastamonu Ferhat Paşa Camisi haziresi mezar taşları
Kastamonu Ferhat Paşa Camisi Haziresi Mezar Taşları adlı yüksek lisans tez çalışmamızda adı geçen hazireyi incelediğimizde 106 tane mezar tespit edilmiştir. Bu mezarlardaki taş sayılarını baş ve ayak taşı olarak ayırıp, tipolojisini yaptığımızda 197 tane mezar taşı ortaya çıkmıştır. Bunlardan 49 tanesi erkek, 37 tanesi kadın baş taşı ve 61 tanesi de ayak taşıdır. Bu 197 mezar taşından 17 tanesi yakın dönemde yapılmış baş taşı, 27 tanesi yine yakın dönemde yapılmış ayak taşı olup, 6 tanesinin de kimliği belirlenememiştir. Biz de bu durumu göz önüne alarak daha sağlıklı bir inceleme yapmak adına mezar taşlarını kadın baş taşları, erkek baş taşları ve ayak taşları olmak üzere üç gruba ayırdık. Hazirede yer alan bu mezar taşları daha çok 19.yy'a aittir. Tipolojisi yapılan bu mezar taşlarının ayrıca form özelliklerine göre de tipolojisi yapılmıştır. Erkek mezar taşları, form tiplerine göre dört gruba ayrılmıştır. Kendi içinde kitabesine göre de iki gruba ayrılmıştır. Erkek mezar taşlarında başlık kısımlarını ayrı bir başlık altında değerlendirmek daha uygun bulunmuştur. Buna göre yapılan tipoloji de beş ayrı tip başlık kullanıldığı görülmüştür. 6 tane kavuk, 14 tane sarık, 18 tane fes, 1 tane uzun silindirik başlık ve 2 tane de taç, erkek mezar taşlarında başlık olarak kullanılmıştır. Kadın mezar taşlarının tipolojisi yapılırken, erkek mezar taşlarından farklı olarak başlıkları esas alınarak bir ayrım yapılmıştır. Buna göre de üç ayrı tip tespit edilmiştir. Ayak taşlarına baktığımızda da üç gruba ayrıldığı görülmüştür. Tüm bu mezar taşlarına baktığımızda süslemenin en çok görüldüğü ayak taşlarıdır. Bitkisel, geometrik ve nesneli süslemeler görülmektedir. 348 11 örnekte gül, 6 örnekte lale, 7 örnekte mine, 15 örnekte kır çiçeği, 4 örnekte gonca, 1 örnekte küpe çiçeği, 2 örnekte hurma, 8 örnekte servi, 2 örnekte asma, 16 örnekte kıvrık dal, 10 örnekte akantus yaprakları,3 örnekte gül dalı, 1 örnekte haşhaş, 10 örnekte soyut yapraklar, 2 örnekte yıldız çiçeği ve 1 örnekte de palmet ve rumi motifi bitkisel süsleme olarak kullanılmıştır. Geometrik süsleme olarak 9 örnekte baklava motifi, 12 örnekte dikdörtgenler, kare ve daire motifi, 1 örnekte çarkıfelek ve 1 örnekte de zigzag motifi kullanılmıştır. Nesneli motif olarak 4 örnekte vazo, 7 örnekte ay ve yıldız motifi ve 28 örnekte ışınsal çubuk motifi kullanılmıştır. 1 örnekte de mimari süsleme olarak sütunce kullanılmıştır. Hazirede yer alan 197 tane mezar taşından 13 örnekte mermer kullanımı görülürken diğer örnekler de taş kullanılmıştır. Bu malzemeler dışında 3 örnekte mozaik beton kullanımı dikkat çekmektedir. Mezar taşlarında oyma tekniği kullanılmıştır. İncelediğimiz Ferhat Paşa Camisi Haziresi'nde talik, sülüs, celi sülüs ve Türkçe olmak üzere dört farklı yazı tipi görülmüştür. 10 örnekte sülüs, 4 örnekte celi sülüs, 3 örnekte Türkçe ve bunların dışında kalan 60 örnekte talik hatla kitabeler yazılmıştır. İncelediğimiz Kastamonu Şehri Ferhat Paşa Camisi Haziresi'nde yer alan mezar taşları'nda sonuç olarak kullanılan malzemeden mezar taşlarında görülen süsleme proğramına kadar İstanbulda aynı dönem özellikleriyle karşılaştırdığımızda, burada görülen mezar taşları İstanbuldaki örnekler esas alınarak yapılmaya çalışılmış ancak çoğu daha basit işçilik örnekleri olarak kalmıştır. Geneline oranla bazı örneklerde birebir aynı özellikler taşıyan elemanlarla karşılaşmak mümkün olsada yöresel özellikler kazandığı da görülmektedir. Osmanlı döneminde görülen batılılaşma hareketlerinden etkilenen Türk sanatı, buna bağlı olarak ta süsleme kompozisyonları İstanbuldaki kadar olmasa da Kastamonu'yu da etkilemiştir.
Kastamonu Şehri Nasrullah Camisi, Yılanlı Camisi, Yakupağa Camisi, Ahmed Dede Camisi hazirelerindeki mezar taşları
Bu hazirelerde 84 mezar tespit edilmiştir. Bu 84 mezarda 163 mezar taşı mevcut olup, bunların 43 tanesi erkek baş taşı, 27 tanesi kadın baş taşı, 51 tanesi ayak taşıdır. 38 tanesi yakın tarihte bir şekilde tahrip olan mezar taşlarının yerine yapılmıştır. 4 tane taşın da kimliği belirlenememiştir. Biz de bu durumu göz önüne alarak daha sağlıklı bir inceleme yapmak adına mezar taşlarını kadın baş taşları, erkek baş taşları ve ayak taşları olmak üzere üç gruba ayırdık. Hazirede yer alan bu mezar taşları daha çok 19.yy'a aittir. Tipolojisi yapılan bu mezar taşlarının ayrıca form özelliklerine göre de tipolojisi yapılmıştır. Erkek mezar taşları, form tiplerine göre dört gruba ayrılmıştır. Kendi içinde kitabesine göre de iki gruba ayrılmıştır. Erkek mezar taşlarında başlık kısımlarını ayrı bir başlık altında değerlendirmeyi daha uygun bulduk. Buna göre yapılan tipoloji de beş ayrı tip başlık kullanıldığı görülmüştür. 8 tane kavuk, 15 tane sarık, 5 tane fes ve 4 tane de taç, erkek mezar taşlarında başlık olarak kullanılmıştır. Kadın mezar taşlarının tipolojisi yapılırken, erkek mezar taşlarından farklı olarak başlıkları esas alınarak bir ayrım yapılmıştır. Buna göre de 5 ayrı tip tespit edilmiştir. Ayak taşlarına baktığımızda da 5 gruba ayrıldığı görülmüştür. Tüm bu mezar taşlarına baktığımızda en çok süslemenin görüldüğü ayak taşlarıdır. Bitkisel, geometrik ve nesneli süslemeler görülmektedir. 3 örnekte gül, 1 örnekte lale, 2 örnekte mine, 4 örnekte kır çiçeği, 6 örnekte hurma, 4 örnekte servi, 2 örnekte asma, 9 örnekte kıvrık dal, 13 250 örnekte akantus yaprakları, 3 örnekte gül dalı, 1 örnekte tuba ağacı, 9 örnekte soyut yapraklar, bitkisel süsleme olarak kullanılmıştır. Geometrik süsleme olarak 4 örnekte baklava motifi, 1 örnekte daire motifi kullanılmıştır. Nesneli motif olarak 3 örnekte vazo, 2 örnekte ay motifi, 4 örnekte güneş motifi, 2 örnekte istiridye kabuğu motifi, 3 örnekte de kurdele motifi kullanılmıştır. Toplam 163 tane mezar taşından 15 örnekte mermer kullanımı görülürken geri kalan örnekler de taş kullanılmıştır. Mezar taşlarında oyma tekniği kullanılmıştır. İncelediğimiz Hazirelerde talik, sülüs ve celi sülüs olmak üzere 3 farklı yazı tipi görülmüştür. 6 örnekte sülüs, 2 örnekte celi sülüs ve bunların dışında kalan 55 örnekte de talik hatla kitabeler yazılmıştır. Sonuç olarak Kastamonu Şehri Nasrullah Camisi, Yılanlı Camisi, Ahmet Dede (Tekke) Camisi ve Yakup Ağa Camisi Hazirelerinde yer alan mezar taşları'nda, İstanbul'da görülen işçilik ve üslup burada daha yöresel özellikler kazanarak yapılmıştır. Bu mezar taşlarını daha basit işçilik eserleri olarak değerlendirmemiz mümkündür. Osmanlı mezar taşlarında 18.yy'dan itibaren batı etkileri ile birlikte görülen süsleme kompozisyonları ve değişimler, İstanbul'daki kadar olmasa da Kastamonu'da da kendini göstermektedir.
Ressam Şehit Hasan Rıza ve oryantalist ressam Stanislav Von Chelebowsky'nin resimlerinin karşılaştırmalı bir değerlendirmesi
Çağdaş anlamdaki Türk resim sanatının gelişimi, oldukça uzun birsürece dayanır. Özellikle 18. yüzyıl ile birlikte başlayan Batılılaşma-Yenileşme hareketleri, Osmanlı sosyo- kültürel hayatının her alanında olduğugibi resim alanını da etkilemiştir. Çağdaş Türk Resim süreci de bugelişmeden payını almıştır. Bu dönemde bu alanda atılan en büyük adım,başta askeri okullar olmak üzere, sonrasında da pek çok sivil okulda resimderslerinin eğitim müfredatı içinde yer alması olmuştur.Bu gelişmeleri takip eden zaman içerisinde yine resme önem verenve hatta bizzat kendisi resimler yapan Sultan Abdülaziz'in resim sanatınadolaylı yada doğrudan önemli katkıları olmuştur. Bu katkılardan birisikonumuz olan Stanislav Von Chelebowsky gibi pek çok sanatçının yurdagetirtilerek ciddi bir repertuarın oluşmasına yaptığı katkı olmuştur. Busanatçılar yaptıkları resimlerle sadece yaşadıkları döneme değilkendilerinden sonraki dönemlere de damgalarını vurmuşlardır. ÖzellikleStanislav Von Cehelebowsky, Osmanlı Devleti'nin önemli tarihi savaşlarınıve olaylarını resmederek pek çok kişi üzerinde hayranlık uyandırmaklakalmamış, aynı zamanda kendisinden sonraki pek çok ressama da ilhamkaynağı olmuştur.Bu sanatçılardan birisi de Şehit Hasan Rıza'dır. Stanislav VonChelebowsky ile konu, teknik, kompozisyon ve üslup gibi pek çok konudabenzer resimler yapmasına karşın, asla bu benzerlik bir esinlenmedenöteye gitmemiştir. Bu çalışmamızda bu iki değerli sanatçının resimlerininbenzer ve farklı olan yönlerini ortaya koyarak, nedenlerini araştırmayaçalıştık. Bunun için de resimlerini karşılaştırmadan önce konuyla ilgili detaylıbir araştırma yaptık.lk olarak Türk resim sanatı tarihi üzerinde çalıştık. Sonrasında,Stanislav Von Chelebowsky'nin oryantalist bir ressam olması sebebi ileoryantalizm, Şehit Hasan Rıza'nın asker ressam olmasından dolayı daasker ressamlar konularını inceledik. Daha sonrasında ise bu iki değerlisanatçının hayatları ve sanat anlayışlarını değerlendirdik.Yapmış olduğumuz bütün bu inceleme ve araştırmalar sonucundaelde etmiş olduğumuz bilgi birikimi ışığında, sanatçıların resimlerinikarşılaştırmalı olarak değerlendirmeye çalıştık. Bu iki önemli sanatçınınresimlerini iki ayrı katalog halinde inceledik. Yapmış olduğumuz bütün budeğerlendirmeler neticesinde de; birbirinden farklı bu iki sanatçınınresimlerinde ki benzer ve farklı yönlerini ortaya koyarak, nedenlerinisaptamaya çalıştık. Bu inceleme ve araştırmalar neticesinde elde ettiğimizbilgilerle sonuca ulaştık.Bu çalışmamız ile bu iki sanatçının resimleri arasındaki benzer vefarklı yönlerini ortaya koyarak, Türk resim sanatına katkılarını belirlemekşeklindeki amacımıza ulaşmaya çalıştık.
Amasya Bayezid İl Halk kütüphanesindeki 17. ve 18. yüzyıl ciltleri
ÖZETBu tezde; Amasya Bayezid İl Halk Kütüphanesi'nde bulunan 17. ve 18. yüzyılciltleri form, malzeme, teknik, süsleme ve kompozisyon yönleriyle ele alınarakincelenmiştir.Katalogta, 55'i 17. yüzyıla 57'si 18. yüzyıla tarihli toplam 112 cildin gözlemfişlerine yer verilmiş ve bu bilgilerden hareketle değerlendirmeye gidilmiştir.Katalogta incelenen örneklerin malzemesi deri olduğu için bu ciltlerdeuygulanan teknikler de deri üstünde görülen yekşah, boyama, kalıp ile baskı-kabartma teknikleridir. Kalıp ile yapılan baskı kabartma tekniğinde; soğuk, sıcak,mülevven, mülemma, alttan ayırma, üstten ayırma ve gömme şemse uygulanmıştır.Ciltlerdeki şemse süslemelerinde bitkisel süsleme ağırlıkta olup geometriksüslemelerde görülmüştür. Bitkisel süslemede; kıvrımdal, yaprak, hatayi venaturalist tarzda çiçekler, rumi, palmet, lotus görülmüştür. Geometrik süslemedebelirli motifler yoktur. Bunların dışında doğadan stilize edilmiş bulut motifi de sıkçakullanılmıştır.Süsleme programından hareketle 5 kompozisyon ve bu kompozisyonların alttipleri ile toplam 10 kompozisyon biçimi tespit edilmiştir. Bu süsleme vekompozisyonlar, diğer kütüphanelerde bulunan ciltlerin ve mimari elemanlarınsüsleme programları ile karşılaştırılmıştır. Ciltlerin formları, süslemeleri vekompozisyonları göz önünde bulundurularak 3 üslup tespit edilmiştir.Elde edilen bu neticeler sonuçta kısaca belirtilmiştir.
Afyon çeşmeleri
Afyon Çesmeleri? konulu Yüksek Lisans tezi kapsamında Afyon ili merkezinde tespit edilen 29 çesme örneği incelenmistir. Bu çesmelerden 1'i çatal çesme, 2'si köse çesmesi, 3'ü meydan çesmesi, 5'i cami çesmesi, 18'i mahalle çesmesidir. Çesme örneklerinin bir tanesi 13. yy., bir tanesi 14. yy., dört tanesi 18. yy., dört tanesi 19. yy. ve 12 tanesi de 20. yy. basına aittir. Kitabesi olmayıp tarihi bilinmeyen, baska bir yapıya ait kitabesi olan veya tamir kitabesi bulunan 7 çesme vardır. Çesmeler ağırlıklı olarak 20. yy. basına aittir. Çesmelerin daha çok 18. ve 19. yy.'da yapılmıs olmaları, Osmanlı Klasik Dönem çesme tasarımının dısına çıkılmamasına mani olmamıstır. Çesmeler; ortada kitabesi olan nisi çevreleyen bir kemer, ayna tasında bir musluk, musluktan akan suyun biriktirdiği bir yalak, yalağın iki yanında dinlenme tası formunda cephe düzenine sahiptir. Cephe gerisinde uzanan su haznesi ve genellikle düz dam ya da kırma çatı ile tamamlanan örtü sistemi yoğun olarak görülür. Çesmelerin cephelerinde yoğun bir bezeme görülmez. Birkaç örnekte devsirme malzeme kullanılarak süsleme yapılsa da, Klasik Dönem Osmanlı süsleme unsurları kullanılmamıstır. Çesmelerde daha çok, kullanılan malzemenin ritmik veya düzensiz olarak sıralanmasıyla yapılan cephe süslemeleri kullanılmıstır. Sade çesmelerin yanı sıra iki cepheli, büyük depolu ve ebatlarıyla dikkat çeken çesme örnekleri de bulunur. Çesme cephelerinde en çok göze çarpan unsur hemen hepsinde yuvarlak yada sivri kemer kullanılmasıdır. Kemerlerde kullanılan malzeme ile süsleme yapılmasına pek rastlanmaz. Bunun haricinde kemer kullanılmayıp, sadece ayna tası ve bu tası çevreleyen sövelerden olusan örnekler de vardır. Afyon çesmelerinde kullanılan malzeme tas, tuğla ve mermerdir. Yoğun olarak kesme tas kullanılmıs; tuğla malzeme ise süsleme amaçlı yada mimaride yardımcı malzeme olarak görev almıstır. Mermer malzeme ise sadece iki örnekte görülür. Anahtar Kelimeler 1. Afyon 2. Çesmeler 3. Çesme tipolojisi 4. Çesme malzemeleri 5. Çesme süslemeleri
Tokat ili ve Niksar ilçesi çeşme ile şadırvanları
Niğde şehrinde bulunan Beylikler Dönemi mezar taşları
Yeliz Bağcı. Niğde Şehrinde Bulunan Beylikler Dönemi Mezar Taşları, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2005.Niğde Şehrinde bulunan Beylikler Dönemi mezar taşları konusunda hazırlamış olduğumuz tezimizde, Ak Medresede bulunan 34 adet sanduka biçimli mezar taşı incelenmiştir.Tarihi tespit edilen mezar taşları 14. ve 15.yy.larda yapılmış olup, örnekler H.751 ve H. 840 yılları arasında değişmektedir.Sandukaların 31'i iki kademeli prizmatik formlu, 3'ü tek kademelidir. Mezar taşlarından toplam 32 adet örnekte mermer malzeme, sadece 2 örnekte taş malzeme kullanılmıştır. Türü tespit edilin 15 örnek içerisinde 10'u erkek, 5'i ise kadın mezar taşıdır. Bu mezar taşlarından 4 örnek çocuk mezar taşına aittir.Sandukalarda bitkisel süsleme, geometrik süsleme, yazı ve mukarnas olmak üzere dört tür süsleme unsuru kullanılmıştır. Mezar taşlarında daha çok bitkisel süsleme hâkimdir. Katalogdaki 19 örnekte sülüs, 10 örnekte nesih ve 1 örnekte ise talik yazı türü kullanılmıştır.Mezar taşlarının batı cephesinde ölen kişinin kimliği ile ilgili bilgilerin yazılı olduğu kitabe, doğu cephesinde ölen kişinin ölüm tarihi ile ilgili bilgilerin yazılı olduğu kitabe bulunmaktadır. Sadece bir örnekte kitabe sandukanın kuzey ve güney cephelerinin üst kısmına yazılmıştır. Sandukaların kuzey ve güney cephelerine çeşitli hadis, ayet ve ölümü hatırlatıcı yazılar yazılmıştır.İncelediğimiz sanduka biçimli mezar taşlarının süslemeleri, formları, kitabeleri ile sanat eseri olasının yanı sıra belli bir devre ve kültüre kaynaklık eden önemli tarihi vesikalardır.Anahtar Sözcükler:1.Niğde,2.Beylikler Dönemi,3.Mezar Taşları,4.Ak Medrese,5.Süsleme
Giresun ili sahil şeridindeki osmanlı mezar taşları
Tez çalışmamızda, Giresun il merkezi ile sahil şeridinde kalan Piraziz, Bulancak, Keşap, Espiye, Tirebolu, Görele ve Eynesil ilçelerindeki Osmanlı dönemine ait mezar taşları incelenmiştir. Bahse konu mezarlıklarda karşılaştığımız Osmanlı dönemine ait mezar taşları tespit edildikten sonra bunların resimleri çekilmiş, uygun olanlarının stampajları alınmıştır. Gerekli saha çalışmaları tamamlandıktan sonra ofis çalışmalarına geçilmiş, taşların kitabeleri okunup, yazıların kritiği yapılmıştır. Mezar taşlarında karşılaşılan süslemelerin çeşitleri tespit edilmiş, bunlar kendi içersisinde gruplanmıştır. Tez çalışmamızda Giresun'daki mezar taşlarının, mezar taşı literatüründeki yeri ve etkileşim alanları da belirlenmeye çalışılmıştır. Mezar taşlarındaki yazı, süsleme, malzeme vb. unsurlar değerlendirilerek, bu taşların yapıldığı dönemdeki sosyo-kültürel ortam da değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun Ankara kent merkezi hakkındaki 1993-2000 yılları kararlarının değerlendirilmesi
Ankara Koruma Kurulu 1985 den bu yana artan bir verimlilikle Ankara Kent merkezi için karar üretmektedir. 1985-1992 Arasındaki birinci sekiz yıllık dönemde aldığı 648 karara kıyasla 1993-2000 arasındaki ikinci sekiz yıllık dönemde 978 karar vermiştir. Bununla beraber sıralananlar ve benzeri sebeplerle Ankara Koruma Kurulu görevinde ve işleyişinde önemli zorlularla karşılaştığı gibi, aldığı kararların etkin ve doğru bir şekilde uygulanabilmesi konusunda da yapısal eksikliklerden kaynaklanan ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. a) Büro alanı ve donatımında eksiklik ve yetersizlikler; b) İlgili bütün alanlarda gerekli ihtisas personelinin yokluğu veya sayıca azlığı; c) Yeterli, doğru ve uygun bir içerikle alacağı kararlara dayanak olacak kanun ve diğer mevzuatın eksikliği, yetersizliği veya 'yokluğu, mevcut olanlardaki sarahat ve hassasiyet eksikliği; d) Görev alanın Türkiye'nin çok büyük bir coğrafi bölgesini kapsaması, ( Ankara, Bartın, Bolu, Çankırı, Kastamonu, Kırıkkale, Düzce, Zonguldak, Karabük, Çorum). e) Aldığı kararlara uygun ve doğru bir uygulama yapılabilmesini teminen, kararlarını takip, denetim ve kontrol ile gerekli yaptırımlarda bulunmasını sağlayacak yeterli yetkiye ve imkana sahip bulunmaması; kararlarını takip ve kontrol yetkisi kendisine verilmemiştir. Kurulun korumaya ilişkin kararlarında görülen eksiklikler ise ; a) Koruma kararları çoğunlukla bir gerekçe ihtiva etmemektedirler. b) Koruma alanı sayısı, tescilli yapılardan oldukça azdır.84 c) Sıklıkla guruplandırma yapılmaksızın onarım ve yapılaşma kararlan verilmektedir. d) Taşınmazların mimari, tarihi, estetik, arkeolojik ve diğer önem ve özellikleri bakımından hangi gerekçeyle korumaya alındıkları açıkça yazılı değildir. e) Tescil kararları çoğunlukla tarihsel sebeplerle verilmektedir. f) 19. Yüzyıldan sonraki tarihlerde yapılmış binaların korumaya alınmasında Bakanlıkça gerek görülmesi ön şartına sıkça rastlanılmamaktadır. Bütün bu eksiklik ve yetersizliklere rağmen yapılanlar ancak bireysel çabalarla, fedakarlık ve adanmışlık sayesinde mümkün olabilmektedir. SUMMARY The Preservation Committee of Ankara (P.C.A.) has been functioning since 1985 with increasing productivity, regarding the city of Ankara. During its second eight year period (1993-2000) the number of decisions taken was 978, compared to 648 in the fist eight year period (1985-1992). However, the P.C.A. is experiencing importand difficulties in its work and functioning, as well as having serious handicaps for the efficient and poper implementation of the rulings and decisions it has adopted, due to certain constructional deficiencies and various other reasons, which can be listed as: a) Suffeeing with a big shortage of offfice space and office facilities, b) Lack or insufficient number of required specialised personnel in all relative fields,
Nevşehir - Hacı Bektaş-i Veli külliyesi Haziresi'nde yer alan mezar taşları
ÖZET Hacıbektaş İlçesindeki Hacı Bektaş-i Veli Külliyesi haziresinde yaptığımız inceleme sonunda sağlam olarak 54 mezar taşı tespit ettik. Mezarlarımızın tarihleri 1100-1400 arasındadır. 1 tane sandukalı örneğimiz vardır. Onun dışında hepsi plaka şeklinde yükselen bir gövdeye sahiptir. Mezar taşlarının boyları 50-200 cm. arasında değişen uzunluklara sahiptir. Taşları Başlıklı ve Bitkisel süslemeli taşlar olarak ayırabiliriz. 30 erkek mezar taşı varken 6 tanesi bayanlara aittir. Erkeklerinki genellikle başlıklı bayanlarınki gül demetlerinden oluşur ve aşırı süslüdür. 18 tanede ayaktaşı vardır. Ayaktaşlarında kullanılan başlıca motifler; hurma ağacı, servi ağacı ve çeşitli bitkisel süslemelerdir. Malzeme 1 örnekte taş diğerlerinde mermerdir. Taşların çoğu alçak kabartma tekniğiyle işlenmiştir. Gövdeleri genelde tamamen kitabeye ayrılmıştır. Yazı niteliği çoğunda Ta'lik hattır. Mezarların sahipleri ise çoğunlukla külliyede hizmette bulunmuş Aşçı, Mihmandar, Ekmekevi Babası, Türbedar gibi vasıflara sahip kişiler ve bunların eşleridir.
Trabzon Sülüklü Şehir Mezarlığı'ndaki 18. yüzyıl mezar taşları
Mehmet Ruhi Arel ve Sanatı
279 ÖZET Türk resim sanatının gelişim süreci, Osmanlı İmparatorluğu'nun batılılaşma hareketiyle başlar. 1793 yılında askeri okullara resim dersleri konulması; 1 883 'te Sanayi-i Nefise Mektebi'nin açılması, 1908 yılında II. Meşrutiyet' in ilam ile birlikte, Avrupa'ya resim eğitimine gönderilen gençlerin, 1914 yılında yurda dönmesiyle çağdaş Türk resminin Cumhuriyet öncesi dönemi tamamlanır.Bu ilk dönemin önemli gelişmeleri içinde, 1909 yılında Osmanlı Ressamlar Cemiyeti adı ile ilk sanatçı bnüğinin kurulması, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi'nin yayınlanması, genç kızların sanat eğitimi için 1914 yılında înas Sanayi-i Nefise Mektebi'nin açılması ve 1916 yılından başlayarak her yıl düzenli olarak Galatasaray Sergileri'nin düzenlenmesi vardır. Ayrıca 1917 yılında Şişli Atölyesi 'nin kurulması ve 1918'de Viyana Sergisi önemli gelişmedir. Türk resminde ikinci dönem Mustafa Kemal önderliğinde kazanılan Kurtuluş Savaşı sonunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile başlar ve günümüze kadar devam eder. 1914 kuşağı bu iki dönem arasında bir köprü vazifesi görmüşler ve Cumhuriyet dönemi sanatçıları üzerinde de etkili olmuşlardır. MEHMET RUHÎ AREL 1880 yılında İstanbul'da Galata semtinde doğmuştur. Babası Halil Bey'dir. Dedesi Diyarbakırlı Kadiri şeyhi Hacı Ali Baba, Gülşeni soyundan köklü bir aileden gelmektedir. 1900'de gemi mühendis subayı olarak Bahriye Mektebi' ni bitirir. Aynı yıl bu okula resim muallim muavinliğine atanır. Resim merakım, sistemli bir eğitim üzerine oturtmak isteyen Ruhi Bey, Sanayi-i Nefise' ye kayıt yaptırır. 1905 yılında F. Muzaffer Neyzi Hanım ile evlenir. 1906' da büyük oğlu Şemsettin doğar. 1909' da Sanayi-i Nefise'yi birincilikle bitirir. Sanayi-i Nefise' de Valeri' nin öğrencisidir. Desen ve suluboyada üstün bir beceriye kavuşmasında bu hocanın, büyük payı vardır. 1909'da Sanayi-i Nefise' de açılan sınavı kazanarak Paris' e gider. Paris'te I'Ecole National Superieur des Beaux-Arts'a devam eder. Burada akademik resmin inceliklerini öğrenir. Hocası Fernand-Anne Piestre Cormon'dur. 1914'de Birinci Dünya Savaş başlaymca Mehmet Ruhi Bey de diğer arkadaşları gibi yurda döner. Akademi' de "menazır" (perspektif) öğretmeni olarak görev alır.l917'de Şişli Atölyesi'nde çalışır. Sanatın sağlam bir gözleme ve teknik bilgiye280 dayanması gerektiği yolunda temel bazı görüşlere sahiptir. Bu görüşlerden ödün verilmesini ve batılı anlamda bir sanat eğitiminin gerektirdiği ortamdan uzak düşülmesini şiddetle eleştirir. Akademideki öğretmenliği sırasında da bu görüşlerini uygulamaktan geri kalmaz. Ne var ki akademideki öğretim, henüz onun istediği düzeyde değildir. Atölyelerde çıplak modeller, peştemallarla poz veriyorlardı. Ruhi Bey sanat eğitimiyle çelişik gördüğü bu tür yöntemlere karşı çıktığı için, kısa süre sonra akademiden uzaklaştırılır. Bundan sonra, Darüleytam, Kabataş, Namık Kemal, Kız Muallim okullarında ve Bahriye' de resim öğretmenliklerinde bulunur. 1924 yılında tekrar Sanayi-i Nefise'de "menazır" öğretmenliğine atanır. 1926 yılında küçük oğlu Orhan doğar. Ruhi Bey'in son görevi Üsküdar Ortaokulu'nda resim öğretmenliğidir. Ruhi Bey, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin kurulmasında ve sanatçıların belli bir meslek örgütü çevresinde toplanmasında da büyük katkısı olan sanatçı, geniş kültürüyle dostları ve arkadaşları arasında saygı uyandırmıştır. Keman çalar, iyi İngilizce ve Fransızca bilirdi. Resimleri yaşadığı dönemde, Avusturya, Almanya ve İtalya' da karma sergilerde yer almıştır. Galatasaray sergilerinde gösterilen tabloları, o zaman büyük hayranlık uyandırmıştır. Özellikle derin perspektif bilgisi, Ruhi Bey'e saygm bir kişilik kazandırmıştır. Avrupa'da tahsil ettiği halde garplılaşmamış ve idealist bir milli ressam olarak kalması nedeniyle, ona çağdaşlarından farklı bir gözle bakılmıştır. Resimlerinde milli varlık ve hisli rengin olgunluğunu yaşatmış, özellikle de ordumuzun kahramanlıklarım gösteren "askeri" tablolar yapmıştır. Bu tablolarda aynı konuyu işlemiş diğerleriyle karşılaştırıldığında Ruhi Bey'inkilerde, konuyu aşan ve sorunun özüne yaklaşan ayn bir tutum görmekteyiz. Ruhi Arel'in daha gerçekçi yaklaşımlar içinde, halkın gündelik yaşamına eğilmiş olması, o zamana kadar pek denenmemiş bir yoldu. 1940' larda "Yeniler" ve Liman ressamları grubuyla resim sanatımıza girecek olan yöresel içerikli eğilimin temeli, Ruhi ile atılmış oluyordu. Büyük "Taşçılar" kompozisyonu başta olmak üzere, "Hilal-i Ahmer' e Para toplayanlar", "Yaşmaklı Kadın", "Hicrette Bir Valide", "Gazi'yi İstikbal" onun bu yönünü ortaya koymaktadır. Figür ressamlığının sonraki aşamasını, doğrudan doğruya çalışan ve üreten insanların konu alındığını, her yönüyle gerçekçi bir kompozisyon olan "Taşçılar" da görmekteyiz. Halk yaşamına bir gözlemci tavrıyla281 eğilmiştir. Samimiyet ve hassasiyetin ifadesi olan tabloları, gösterişten her zaman sakınmasını bilen bir anlayışın ürünleridir. 1919'da Galatasaray' da sergilenen "Sabah Namazı", doğu ruhunun bir yankısı olarak karşılanmış ve bu görüş, batılı eleştirmenlerce de paylaşılmıştı. Ruhi' yi çağdaşlarından ayıran çizgi, insan figürüne yaşayan ve üreten bir varlık gözüyle bakmış olmasıdır. Bu tutum onun kendi döneminden çok ilerde olduğunu göstermektedir. Eşinin yaşmak ve feraceli portresi, bu dalda da başarılı olduğunu gösterir. Paris dönemine ait bu eserde, ince ve titiz bir beğeni akla gelir. Cormon atölyesindeki akademik eğitimin klasik öğretisi bu tabloya yansımıştır. Desenin etkisini ikinci plana iten, geniş fırça darbeleri, yeni ve modern bir portre yorumun akla getirir. Çok figürlü, büyük boyutlu kompozisyonlar oluşturma düşüncesi de, çağdaş sanatımızda Ruhi Arel ile yöresel ve toplumsal bakışın bir göstergesi olmuştur. "Atatürk Köylülerle" adlı tablosunda, sanatçıyı bu anlayış içinde, öğrenmiş olduğu klasik atölye geleneğini bir yana koyarak içsel eğilimlerini yönlendiren bir anlayışta görürüz. Ruhi Bey resimlerinde, konuya, resmi sanat öğretilerinin bağlayıcı gözlükleri ile bakmaz. Doğa sevgisi, Ruhi Bey' de yöresel kökenli bir insan sevgisine dönüşmüştür. Onun resminde insan, bir model olmanın ötesinde, belli bir çevrenin inşam olarak karşımıza çıkar. Ruhi Bey'in bu sıcak yorumlu insanları, bize çalışmanın erdemini düşündürür, tüm toplumu ilgilendiren bir mutluluğun ışıklarım sezdirir. Ne var ki yaşamının son yıllarına kadar, Ruhi Bey'in sanatı yeterince anlaşılıp değerlendirilememiştir. Eserleri, müzelerimizde, torunlarmda, özel koleksiyonlarda, hatta Amerika'da (Mr. Crane'in Koleksiyonu'nda) gerçek değerlerini bulacağı günü beklemektedir. Son yıllarda çok çalıştığı için yorulan ve hastalanan Mehmet Ruhi Arel, sanat yaşamının verimli ve olgun döneminde 14 Ekim 1931 'de vefat etmiştir. Okmeydanı aile mezarlığında yatmaktadır.
Manisa Gördes'te bulunan Osmanlı Dönemi süslemeli mezar taşları
?Manisa Gördes'te Bulunan Osmanlı Dönemi Süslemeli Mezar Taşları" konulu bu doktora çalışmasında Gördes'te Ağalar, Büyük, Garipler, Hüseyni Baba Mezarlıklarından üçyüzotuzsekiz mezar taşı, Belediye'ye ait Soğuk Hava Deposu önünde bulunan mezar taşlarından beş mezar taşı incelenerek, katalog çalışmamızda yer almıştır. Mezar taşlarında tarihi bilinen bütün örnekler XVIII.yy.basi ile XX.yy. ilk çeyreği arasındadır. Üçyüzkırküç örnekten yetmişsekiz tanesi XVIII. yy., yüzdoksanbeş tanesi XlX.yy., otuziki tanesi XX.yy. ilk çeyreği, kırk tanesinin de tarihi bilinmemekle birlikte benzer malzeme, form ve bezeme özelliklerine göre tarihlendirilip, XVIII-XIX.yy. arasındaki bir zaman diliminde olabileceği düşünülmektedir. Mezar taşlarının yedi tanesi taş, geri kalanı da mermer malzemeden yapılmıştır. Mezar taşlarının büyükten küçüğe doğru yükseklikleri 190 cm. ile 31 cm., genişlikleri 54 cm. ile 15 cm., kalınlıkları ise 38 ile 3 cm. arasında değişmektedir. Gördes'te bulunan mezar taşları şahideli tiptedir. Örneklerin çoğu dikdörtgen gövdeli, bir kısmı da dikdörtgen prizma! gövdelidir. Ellidört mezar taşında ayak taşı bulunmaktadır. Seksenyedi mezar taşında ikisi kadın başlığı olmak üzere kavuk, sank, fes, külah türü başlık bulunmaktadır. Genel olarak ele aldığımız bütün mezar taşlarından üçyüzonsekiz tanesi kitabelidir. Yirmibeş tanesi kitabesizdir. Üçyüzbir örneğin kitabe dizilişi diagonal, onyedi tanesi yataydır. Baş ve ayak taşlarının üçyüz tanesi sağlam, bunlardan elliiki tanesi toprak üstündedir. Kırkdokuz örnek kırık, eksik veya aşınmış durumdadır. Üçyüzkırküç mezar taşından seksenbeş tanesi erkek mezarı, ikiyüzellisekiz tanesi kadınlara ait mezarlardır. Taşlar üzerindeki açıklamalar yeterli olmadığından bu gruplama da çocuk mezar taşlan düşünce düzeyinde ele alınmıştır. Şahidelerin yapım tekniği olarak oyma ve kazıma karşımıza çıkmaktadır. Süsleme tekniği olarak oyma, kazıma ve boyama tekniği uygulanmıştır.Kazıma tekniği daha çok ayak taşlarında karşımıza çıkmaktadır. Taşın üzerine çizilerek yapılan süsleme oldukça şematik ve yüzeyseldir. Boyama tekniğinde, doğal boyalarla daha çok taşınkitabesi renklendirilmiştir. Az örnekte de tepelikteki süslemenin üzeri boyanmıştır. Kitabelerin ve süslemelerin çoğu kabartma görünümünde yapılmıştır. Süsleme konusu olarak bitkisel, nesneli, geometrik bezeme unsurları ve yazı kullanılmıştır. Bitkisel tasvirlerde en çok akantus, servi, gül, lale, kır çiçekleri, bazen tek, bazen çiçek demetleri şeklinde, bazen de mimari ve geometrik unsurlarla beraber kullanılmıştır. Nesneli bezemelerde değişik tipte vazolar, saksı, meyve kaseleri ve içinde yer alan meyveler, çiçekler, inci ve gerdanlık dizisi, geometrik süslemelerden çarkıfelek, burma, ışın çubuğu, hilal, saç örgüsü, zikzak, testere dişi, yıldız, yürek motifi diğer örneklerde olduğu gibi taşın tepeliğinde, alınlığında, alınlıkla kitabeyi çeviren yatay kuşak veya kitabeyi ters U şeklinde saran kuşak içerisinde, kitabenin üst yan köşelerinde ve ayak taşlarında karşımıza çıkmaktadır. Genellikle tabiattan alınan bitkisel süslemeler çoğunlukla naturalist bir yaklaşımla taşın yüzeyine işlenmiştir. Mimari kompozisyonlu mezar taşları taşın alınlık kısmında yer almaktadır. Kompozisyon içinde akantus, serviler, çiçekler, vazo, meyve kasesi ve diğer bitkisel unsurlarla birlikte tasvir edilmiştir. Cami, türbe ve evlerin yer aldığı mimari tasvirler 1709 ile 1877 tarihleri arasındaki 168 yıllık bir zaman dilimini kapsamaktadır. Yüzbir mezar taşında mimari tasvirler göze çarpmaktadır. On mezar taşında sadece alem ve cami kubbesinin küçük bir kısmı verilerek caminin bir ünitesiyle cami vurgulanmak istenmiştir. Taşçı işaretli mezar taşlan ondokuz örnekte bulunmaktadır. Üç tanesi Hüseyni Baba, attı tanesi Garipler, on tanesi Büyük Mezarlıkta yer almaktadır. Kitabesi bulunmayan mezar taşlarının yüzeyinde işlenen şekillerin insanı ve kadın cinsini akla getirmektedir. Diğer bölgelerdeki mezarlık alanlarında bu tür işaretlerle karşılaşılmamış olması dolayısıyla, Gördes'e özgü olabileceğini düşünülen işaretler mezar taşı alanında önem arz etmektedir.
Trabzon Sülüklü Şehir Mezarlığı 19. yüzyıl kadın mezar taşları
Makedonya Türk dini yapılarında ahşap süsleme sanatı: XIV-XIX. yy
İstanbul askeri müze ve kültür sitesinde bulunan ressamı bilinen yağlıboya tablolar
istanbul Askeri Müze ve Kültür Sitesinin ilgili yerlerinde ikiyüz otuz kadar tablo bulunmaktadır. Bu eserlerin büyük bir kısmı teşhir salonlarındadır. Basıları Kültür Sitesinin çeşitli birimlerinde yer almaktadır. Bir kısmı da depoda muhafaza altın¬ dadır. Eserlerin büyük bir kısmı tuval üzerine yağlıboya çalışması olmasına rağmen; fotoğraf üzerine yağlıboya, suluboya ve paatel örnekleri de as da olsa mevcuttur. Tarih olarak XIX. yüzyıl or¬ tası ile günümüze değin uzanan bu enerlerin bazılarının ressamı bilinmekte, basılarının da bilinmemektedir. Ressamların büyük çoğunluğu Türk ve aaker ressamlar olup, geriye kalanlar ise Osmanlı uyruğuna bağlı gayri müalim sanatçılar (O. Kürkçüyan, S. Agopyan, G. Yazmacıyan) ile Türkiye'yi, XIX-XX. yüzyılın çeşitli tarihlerinde ziyaret eden (Ayvazovaki, Chlebowsky, F. Zonaro, F. Adama) yabancı ressamların eserleri oluşturmaktadır. Katöluglanan eserlerin, Türk sanatçıları arasında; Halil Paşa, Çehit Hasan Rıza, ibrahim Çallı, Sami Yetik, Hayri Çizel, Ali Sami Boyar gibi şöhretli sanatçılar yanında, ismi işitilme¬ miş ve haklarında bilgi olmayan sanatçılar da yer almaktadır. Hamdi, Yzb. Hal it, Kafkasyalı Mehmet bunlardan bazılarıdır. Türk sanatçılarına ait eserler incelendiği zaman, konularınJçoğunu aakeri olanların teşkil ettiği görülmektedir. Cepheye gidiş veya dönüş, harp anı, ittifak gibi sahnelerin çoğunlukla ele alındığı ortaya çıkmaktadır. Mevzuların işlendiği zaman ise; Belgrad, Viyana, Yanıkkale vb. kuşatma ve savaşlar, I. Dünya ve Kurtuluş Savaşı zamanlarıdır. Yabancı sanatçıların bir kaçı da; savaş konulu (Piamonte Sa¬ vaşı, Oltanitze Meydan Muharebesi, Preveze Deniz Savaşı, Varna Savaşı vb. ) eserler verdiği göze çarpmaktadır. Diğer eserleri de; natürmort, portre, peyzaj, günlük yaşam konulu tablolar oluşturur. Eserlerin bir çoğu; figüratif, natü~ raliat, fotoğrafik ve realist anlayışla, bir kısmı da hayali ve sembolist bir anlayışla yapılmıştır. Bazıları da figürsüz açık- bir havada geçmekte ve romantik ile lirik bir etki uyandırmakta¬ dır. Açık havada geçen figürlü kompozisyonlarda bazen eski Os¬ manlı sosyal yaşamı ile ilgili değişik sahneler yer almaktadır. Natürmort konulu kompozisyonlarda iki tane olup, bunlar da; Ka- sımpatları, Karpuz ve Üzümler adlı eserlerdir. Portre konulu eserlerin çoğunluğunu da Sultan, Paşa ve Atatürk konulu tablolar oluşturmaktadır. Figürler ya ayakta, ya da otururken ele alınmış olup, kimisi tam portre, kimisi de yarım portre olarak işlenmiş, göz alıcı canlı renklerle; real¬ ist ve fotoğrafik bir tarzda yapılmıştır.
İletişim açısından ticari ve kültürel olarak, Türk banka ve tiyatro afişleri
ÖZET YE SONUÇ j_ Afiş olgusuna Türkiye boyutunda bakıldığında, temel ol mas açısından, 1908-1923 yılları koşulları, gelişen süreç içerisinde ele alınarak, Cumhuriyet dönemine geçerken toplumun konumuz açısından durumu saptanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda Osmanlı toplumuna baktığımızda, yeni biçimlenen dünya koşullarına ayak uyduramamakla birlikte çok dışında kalmadığını da görürüz. Gerileme döneminin başarısızlıkları Meşrutiyet ' lerin ilan edilmesi kültürel değişimleri de birlikte getirdi. Günlük hayat batılı normlara göre değişirken bu kamusal düzenlemelerden, ekonomik girişimlere, kentlerin görüntüsüne dek yansıyordu. İmar planları yaşamı rasyonelleştirici çabalar olurken, yeni basımevleri basılan kitaplar, yayıncılığın gelişimini sağlayamazsa da, nitelik ve nicelik açısından önem kazanıyordu. Giderek süreklileşen gazeteler, Türk mizahının ilk örneklerini sunuyorlardı. 1883 'de Osmanlı Hamdi tarafından kurulmuş olan Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi, 1914'te kız öğrencileri de alarak, Batılı normlarda bir sanat okulu olmaya çaba harcıyordu. Batılaşmayla birlikte gelen batı tarzı eğlenceyse, daha önce Osmanlı toplumunda olmıyan bir yenilik getiriyordu; eğlence mekanı, böylece eğlence hayatı kamulsallaşmış olmaktaydı. Hayatın dışsal koşullarında değişimlerin başlaması, Osmanlı maliyesinin zor durumda olması, mali durumun dışardan denetlenmesi, ekonomideki yeni düzenlemelerin yabancı bankalar eliyle yapılmasını getirdiği, ilk reklamcılık faaliyetlerinin başladığı bu dönemde ülkede bankacılık olgusuna, tasarrufa alışkın olmıyan halka reklamla bankaya ilgi uyandırmak amaçlanmamış tır. Ancak bu, bugünkü anlamda bir tanıtım değildir. Tanıtımın sürekli kullanıldığı alan tiyatroydu. Tazminat'tan sonra gelişen tiyatro, ilk olarak Ermeni azınlık tarafından gösterimler verdi. Bu ilk batılı anlamdaki gösterimleri, meşrutiyet döneminde "Darülbeda-i Osmani"nin kurulması izledi. Bu gösterimler için, oyuncuların isimlerinin yer aldığı broşürler hazırlanmıştır. Bu broşürlerin zamanla afişe dönüştüğü görülmüştür. 1923'te kurulan Cumhuriyet yönetimi, bir dizi reformla batılaşma yolunda, kültürel, sosyal, ekonomik önlemler alarak yeni bir ulus yaratma çabalarına girişmiştir. Politik değişimin günlük hayata yansıması, hayatın dışsal koşullarının büyük ölçüde değişimiyle sonuçlanmıştır. Devletin 1923'te İktisat Kongresinde aldığı kararlar gereğince, ekonomik düzenlemeler yapılmıştır. Varolan finans kurumları geliştirip yeniden düzenlenirken, yeni finans 56kurumlarının kurulmasını destekleyen devlet, ülkenin ihtiyacı olan tüketim mallarını üretmek, sanayi kuruluşları kurmak ve geliştirmek, kamusal düzenlemeleri gerçekleştirmek için bankalara işlevler yüklemiştir. Devlet kültür politikasında afişten yararlanırken, bankacılık sektörü de üretim ve hizmet alanlarında reklam amacıyla afiş kullanımına önem vermiştir. Gelişen ekonomik yapı içinde reklamcılık da giderek önem kazanmış, gazetelerin düzenli gelirleri konumuna dönüşmüştür. Reklam sektörünün yanı sıra çalışmaya başlıyan grafik tasarımcıları da ortaya çıkmıştır. Bu dönemin en önemli afiş ustası İhap Hulusi GÖREY, banka afişlerinde düz ofset basımıyla, doğan imgeleri kullanmış, resimse (pictural) bir tavırda yaptığı afişleri ilgi ile izlemiştir. Bu afişler aynı zamanda yeni kurulan Cumhuriyet 'in özlemleri ve biçimlenişinin de göstergeleri durumundadır. Kültürel anlamdaki girişimlerden bir de tiyatrodur. Geçmiş dönemden kalan Darülbeda-i geliştirilmiş, Devlet Tiyatrosunun temelleri atılmıştır. 1923' ten başlıyarak kadın oyuncuların sahneye çıkışı yasallaşırken gösterimlerin de kadın-erkek karışık izleyiciye verilmesi gerçekleştirilmiştir. 1950'lere doğru popülerlik kazanan volviller, tiyatro sanatı açısından önemli olmasa da izleyicilerin ilgisini toplamıştır. Tiyatroların, ilk başlarda gördüğümüz, 30x42 boyutlu fotoğraflı afişlerinin yerini, 1930'larda, 50x70 cm tipo baskı yazılı afişlere bıraktığı, daha sonra volvil af işlerindeyse 70x100 cm düz ofset renkli illustratif afiş örnekleri görüldü. Resimsel kaygılarla tasarlanan bu afişler îhap HULUSİ 'nin görsel düzlemine erişemese de, dönemin ve volvi İlerin görüntüsel göstergeleri olarak önemli örnekleridir. Cumhuriyet döneminin aldığımız ilk zaman dilimi içinde henüz kitlelere erişememiş bir resim sanatının olduğu dönemde, ticari ve kültürel açıdan afiş önemli bir öğedir. Afişler gerçekçi, doğal, resimsel imgeleri kullanarak, halk kitleleriyle sokaklarda iletişim kurma olanağı bulmuştur, dönemin sosyol-ekonomik yapısının simgesi olurken, kültürel ve politik olarak batılaşma çabalarını görüntü imgeleriyle topluma taşımışlardır. Bu dönemde örneklerini gördüğümüz afişler, grafik sanatının önemli dalı olan afiş sanatı olgusunu ortaya çıkarmıştır. Türkiye'de tasarlanıp basılmış ilk örnekler olmalarının yanında, daha sonraki dönemlerdeki gelişmeler açısından önemlidir. Siyasal alandaki gelişmelerle, Türkiye çok partili döneme geçmiş, kitlelerin ülke yönetiminde söz sahibi oldukları bilincini verirken, Batı ülkeleriyle yapılan antlaşmalar, Batı kültürünün ürün ve araştırmalarını yaygınlaştırmıştır. 57Kitle kültürünün taşıyıcısı Radyo 50'li yılların yaygın fenomeni olurken, kültürün yaygınlaşması ve standartlaşmasını sağlamıştır. Enflasyonist politika çeşitli halk kesimlerinin hayat standartlarını yükseltmesine neden olurken, günlük hayatta da kültürel ikilik, 'Alatuka/Alaf ranga' ayrımı ile somutlaşıyordu, gazino kültürü olgusu ortaya çıkıyordu. 1960'larda Askeri yönetimden sonra, sanayinin gelişimi, gecekondu olgusunu ortaya çıkarırken, tüketim alışkanlıkları yerleşmiş, kültürel anlamda yeni dönüşümlerin izleri görülmüştü. Ekonomideki bir dizi yenilik, gelişmeler, bankacılık sektöründe, 1944'te başlıyan ikramiye furyası ve kurulan bankalarla rekabet körüklenmiş banka şubeleri artmıştır. Yeni gelişmeler, afiş kullanımını nicelik ve nitelik açısından önemli kılmıştır. Gelişen sektörler, ajans olgusunun gelişmeye başlamasını sağlamıştır. Ancak bankalar afişlerini, 50'li yıllarda serbest grafiklere yaptırırken, 60 'lı yıllarda kendi grafik birimlerinde ekonomik kaygılarla yaptırma gereği duymuşlardır. Buna karşın ajanslar basın, radyo gibi medialarla tanıtım için, önemli işlevler üstlenmişlerdir. 1950'li yıllarda Mengü ERTEL tarafından I. kuşak afişçisi olarak nitelenen, grafik tasarımcısı Mesut MANIO?LUnun yaptığı banka afişleri, dönemin özgün örnekleridir. Batılı imgelerin, hayat tarzının yaygınlaştığı bu dönemde, modern yapıların giderek kentleşmenin simgelendiği afişler, kitle etkisi veren birbiri içinde modle anlayışıyla biçimlenmiş hedef kitleye, modern anlayışıyla ilişki kurması açısından önemlidir. Banka grafik birimlerinin yaptığı afişler ise 1960'lı yıllarda, geçmiş dönemlerin biriklerini yeterince değerlendirir nitelikte işler olarak görünmemektedir. Sözel elemanların düzenlemeleri olan afişler belli bir grafik anlayışı ve çizgi taşımakla birlikte illustratif işlerde bu tutarlılık görünmemektedir. Kültürel etkinliklerin bu yıllarda açılan yeni tiyatrolarla artması, afiş tasarımına önem verilmesine neden olmuştur. özellikle özel tiyatroların yaptırdıkları afişler, Türk grafik sanatlarına canlılık getirmiş, grafik sanatçılarının dış ülkelerde afişlerinin sergilenmesi, yaygınlaşması, müzelere girmesini sağlamıştır. Mengü ERTEL, Yurdaer ALTINTAŞ, Sadık KARAMUSTAFA, Devlet Tiyatrosuna yaptığı afişlerle Ozan SAGDIÇ, Altan ERBULAK afiş tasarımı yapan sanatçılardır. ERTEL' in II. kuşak olarak nitelediği tasarımcılar; Yurdaer ALTINTAŞ, ERTEL, KARAMUSTAFA, biçim-içerik bütünlüğü içinde çeşitli teknikleri deneyerek çarpıcı sembollerle afiş tasarımı yaparken, Altan ERBULAK 58popüler, karikatür çizgilerini kullanarak mizah öğeleri taşıyan tasarımlar yaptı. SA?DIÇ ise, belli bir grafik düzenleme anlayışıyla, sembollerle biçim-içerik ilişkisini kurduğu afişler tasarladı. Başlangıçta Düz Ofset yöntemi ile afiş tasarımları çözümlenirken, 1965' ten sonra Foto Ofset kullanımı sanatçılara teknik olanaklar (Bkz, Ekler Tablo 1,2) afiş tasarımında da yeni olanaklar sağlamıştır. Bu dönem tiyatro afişleri genellikle 100x140 cm. olarak boyutlandırılmıştır. (Bkz. Ekler Tablo 4) Banka afişleri ise genellikle 70x100 cm. boyutlarda uygulanmıştır. (Bkz. Ekler Tablo 3) Bu dönem afiş kullanımı, tasarımı ve grafik sanatları açısından tüm Türk Afiş tarihinin en önemli dönemidir. Sektörlerde görülen gelişme, sosyal ve politik sorunlara da kaynaklık ederken, politik hayatın günlük yaşama yansıması, günümüzde oluşan kültür bunalımı; yansıyan çelişkiler, 'arabesk' denilen kitle kültürünün oluşmasına yol açtı. Hayatın her alanına giren bu eğilim, görsel değerlere de yansırken, ekonomik gelişmelerde tanıtımı Tv aracılığı ile toplum katmanlarına yayıyordu. 60'lardan sonra ajansların sektör olarak gelişmeye başlamış, bankaların tanıtım kampanyalarını kullanılması, Ajansları önemli kıldı. Grafik kalitesi yüksek işler üretildi. Toplumsal hayatın en önemli iletişim kanalı olan Tv'de, Batılı imgeleri pekiştirici, görsel kültürü yönlendirici tanıtım kampanyaları yer aldı. Genelde dönem (Bkz. Ekler Tablo 7,8) çeşitli boyutların kullanıldığı kentlerin büyümesiyle, afişin boyutunun da büyüyerek, bi llboardlarda yer alması, bu görüntülerin büyük boyutta etkili olarak, topluma iletilmesi sonucunu doğurdu. Teknik gelişim basım yöntemlerinin giderek en iyi biçimde kullanılmasını doğurdu. (Bkz. Ekler Tablo 5,6) Kültürel anlamda geçmiş dönemin birikimi yeni tasarımlarda etkili olmakla birlikte, nicelik açısından büyük bir gerileme görüldü. Politik oyunların yanısıra gazino kültürü. ağırlıklı müzikli oyunlar gibi çeşitli oyunların sahnelendiği t iyatrolar Tv'nin de yaygınlaşmasıyla belirgin kitleler tarafından izlenmeye başladı. Kültürel katmanları ayrı olan bu kitlelere göre, oyun afişleri de çeşitli çözümler buldu. Eski ustalar, özgün tavırlarını sürdürürken, kültürel çözümlü imgesel yaklaşımlarda bulunmuşlardır. Bunun yanısıra arabesk kültürün öğelerinden yararlanılarak, estetik boyutlarla tasarımlar yapılan afişlerde bulunmaktadır i ya t r olar, tarafından ki ustalar, Türk afiş gelişim süreci önemli bir yere sahip olan Türk banka ve tiyatro afişleri, kültürel ve ticari iletişim açısından, Türkiye'de yaşanan sürecin bir görüntüsel göstergesi konumundadır. 59
Kıbrıs'taki Osmanlı Dönemi su yapıları: Çeşme ve hamamlar
Bu çalışmada Kıbrıs'ta Osmanlı döneminde inşa edilmiş olan çeşme ve hamamlar ele alınmıştır. Tez "Giriş", "Kıbrıs'taki Su Yolları ve Yapıları", "Günümüze Gelemeyen Çeşme ve Hamamlar", "Katalog", "Değerlendirme" ve "Sonuç" olmak üzere altı bölümden oluşmaktadır. "Giriş" bölümünde konunun tanımı, amacı ve sınırları belirlenmiş; araştırma yöntemi belirlenerek, kaynaklar değerlendirilmiş ve Kıbrıs'ın tarihi hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümü oluşturan "Kıbrıs'taki Su Yolları ve Yapıları" başlığı altında Osmanlı dönemi öncesi ve Osmanlı döneminde inşa edilmiş olan suyolları, su kemerleri ve sarnıçlar incelenmiştir. "Günümüze Gelemeyen Çeşme ve Hamamlar" başlığı tezin üçüncü bölümünü oluşturmaktadır. Bu başlık altında kaynaklarda adına rastladığımız, ancak günümüze ulaşamamış veya sadece kalıntılarına rastladığımız eserler ele alınmıştır. Tezin "Katalog" bölümünde Osmanlı dönemi Kıbrıs'ında inşa edilmiş olan hamam ve çeşmelerin mimari özellikleri ortaya konulmuştur. "Değerlendirme" kısmında çeşme, şadırvan ve hamamlar, tipoloji, malzeme, kitabeler, yapı elemanları, cephe elemanları, örtü elemanları, aydınlatma ve süsleme gibi ana başlıklar altında kendi içerisinde karşılaştırılmıştır. Çalışmanın "Sonuç" bölümünde ise araştırmanın sonucunda elde edilen bulgular göz önünde bulundurularak genel yargılara varılmaya çalışılmıştır.
Ortaçağ'da Philadelphia/ Alaşehir
Philadelphia'nın İncil'in Vahiy Bölümü'nde, Îoannes tarafından Hristiyanlığın ilkyüzyılındaki yedi kilise arasında övgüyle söz edilen bir kent oluşu, yüzyıllar boyuncaözellikle Hristiyan din adamlarının dikkatini çekmiştir. Asya eyaletinin yedi kilisesine yapılanbir çok seyahat ve yedi kilise hakkında kaleme alınan bir çok yapıt bu ilginin bir sonucudur.M.Ö. 150- 138 yılları arasında Bergama Kralı II. Attalos Philadelphos tarafından kurulankent, M.Ö. 133'de vasiyet üzerine Roma topraklarına dahil edilmiştir. Philadelphia, özellikleRoma döneminden itibaren önemli bir yere sahip olmuştur. M.S. 17 depreminde büyük birzarar görse de, Tiberius'un desteğiyle yeniden inşa edilmiştir. Nitekim 3. yy. başlarındaTapınak Koruyucusu ünvanıyla onurlandırılmış, büyük festivalleri ve tapınaklarından dolayıKüçiik Atina olarak adlandırılmıştır.Dördüncü yy. ile Türklerin Anadolu'ya girdiği onbirinci yy. arası Philadelphia tarihihakkındaki bilgilerimiz kısıtlıdır. Ancak bu dönemde birçok bölgenin zarar görmesine hattabazılarının yıkılmasına sebep olan Arap veya Pers saldırılarından kentin pek fazlaetkilenmediği düşünülmektedir.11. yy.'dan 14. yy.'ın sonlarına kadar Philadelphia Türklerle yapılan birçok savaşa sahneolmuştur. 12. yy.'dan itibaren Thrakesion Theması'nm önemli bir merkezi haline gelen kent,ana istihkam özelliği kazanarak, İmparatorluğun doğuya karşı yaptığı seferler için bir üsniteliği kazanmıştır. 1335'de Aydınoğulları himayesi altında girmiş olsa da, 1390/91'deBayezid tarafından ele geçirilinceye kadar Batı Anadolu'da tek Hristiyan şehri olarak varlığınısürdürebilmiştir.Kentte tespit edilebilen Ortaçağ eserleri oldukça azdır ve çoğu yıkıntı halde günümüzeulaşabilmiştir: Şehir surlarının tamamına yakını apartmanlar arasında koybulmuş ve büyük birkısmı yıkıntı hale gelmiştir. İnşa edildiğinde muhtemelen kentin başkilisesi işlevi gören Azizİoannes Kilisesi'nden günümüze sadece üç paye ulaşabilmiştir. Henüz bir sene önce kaçakkazı sonucu ortaya çıkarılan mozaikli yapının büyük bir bölümü halen konutların temelialtındadır. Aynı şekilde 1976'da tespit edilebilen 12 hipojeden günümüze ancak 3 tanesigelebilmiştir. 20. yy.'ın başına ait tek bir fotoğrafı bulunan Peygamber Nahum Kilisesi'ninyeri tespit edilememiştir. Azıtepe'deki Theotokos Manastırı ve Ta Derma Huzurevi yıkıntıolmakla birlikte, bir kısmı halen toprak altındadır. Boreine'deki Theotokos Manastırıhakkkında elimizdeki en önemli veriler ise günümüze ulaşabilmiş manastır belgeleridir.
Antalya'da yer alan Osmanlı Dönemi tek kubbeli cami ve mescitler
Bu çalışmada Antalya ili ve ilçelerinde, Osmanlı Dönemi'nde inşa edilmiş olan tek kubbeli cami ve mescitler ele alınmıştır.Tez, ?Giriş?, ?Katalog?, ?Değerlendirme? ve ?Sonuç? olmak üzere dört ana başlık altında incelenmiştir.Birinci bölüm olan ?Giriş? kısmında; konunun tanımı, amacı ve sınırlandırılması yapılmış; araştırmanın yöntemi ortaya konulmuş, konu ile ilgili kaynaklar değerlendirilmiş ve Antalya'nın tarihçesine kısaca değinilmiştir.?Katalog? bölümünde Osmanlı döneminde Antalya'da inşa edilen cami ve mescitlerin sahip oldukları bütün mimari ve diğer özellikleri tanıtılmıştır.?Değerlendirme? bölümünde katalogda yer alan yapılar plan, malzeme, süsleme, yapı elemanları, cephe elemanları, kitabeler gibi ana başlıklar altında, hem kendi içerisinde hem de çağdaş örneklerle karşılaştırılmıştır.?Sonuç? bölümünde araştırmanın sonucunda elde edilen bulgulara dayanarak genel yargılar ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Antalya, Osmanlı, Cami, Mescit, Tek Kubbe, Mimari
"Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i 'Irâkeyn-i Sultan Süleyman Han / Mecmu-ı Menâzil (İstanbul Üniversitesi Kitaplığı T 5964)" minyatürlerinde mimarlık betimlemeleri
Matrakçı Nasûh hayatı, eserleri, çok yönlü ve renkli kişiliğiyle 16.yüzyıl'ın en önemli ve merak edilen sanatçılarındandır. Kendine özgü tarzı ve yeteneği onu çağdaşlarının önüne geçirmiştir. Matrakçı Nasûh silahşorluk, matematik ve tarih konulu pek çok eser yazmasına karşın, en dikkat çekici eserleri hem yazıp hem de minyatürini yaptığı tarih konulu eserleridir. Bu tarih konulu eserlerin üçünü resimlemiştir. Bu eserler; Tarih-i Sultan Bayezid, Tarih-i Feth-i Şikloş Estergon ve İstol- Belgrad ile Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn -i Sultan Süleyman Han'dır. Bu eserlerden çalışmamızın konusu olan Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn -i Sultan Süleyman Han, diğer bilinen ismiyle Mecmu-ı Menazil Matrakçı'nın sefere bizzat Padişahla katıldığı ve gözlemlerine dayalı olarak hem yazdığı hem de resimlerini yaptığı yazma eseridir. Bu eserin önemi Matrakçı Nasûh'un kendine özgü tarzı ve resimler ile takip edilen menzillerin gerçekliğidir. Konaklanıp göçülen menzillerin yazılması ve birçoğunun resimlerinin de yer alması bu eserin bir harita niteliği taşımasıyla da önem arz eder. Matrakçı Nasûh bu eseri daha sonra tekrar sefere çıkılması durumunda harita gibi kullanılması için bu şekilde yapmıştır. Resimlerdeki yapıların, özellikle önemli olanların gerçekçi ve asıllarına uygun şekilde yapılması da o dönemin mimari ve şehir planı açısından ayrı bir önem arz etmektedir. Matrakçı'nın resimlerde kullandığı üslup ve canlı renkler de kendine özgü tarzını vurgular. Matrakçı Nasûh bu eserinde menzilleri, buralardaki mimari yapıları, bölgelerin topoğrafik özelliklerini, yapılarında kullanılan malzemeleri renklere göre, iklim özelliklerini ve bölgelerde görülen hayvanları da resmetmiştir. Hiç insan figürü kullanmamıştır. Matrakçı Nasûh'un eserleri pek çok kişi tarafından merak edilmiş ve incelenmiştir. Eserleri hakkında farklı yönlerden ele alınmış çok fazla çalışma vardır. Sadece Mecmu-ı Menazil eseri ile ilgili bile onlarca çalışma ve araştırma yapılmıştır. Çünkü eserde farklı yönlerden ele alınabilecek çok fazla faktör yer almaktadır.
Tyana Antik Kenti kazısı Bizans dönemi sırlı seramikleri (2002-2021)
Kapadokya bölgesinin tarihsel sürecinde öne çıkan kentlerden biri olan Tyana kenti, bölgeye farklı zamanlarda iki kez başkentlik yapmıştır. Arkeolojik veriler, kentte yaşamın bilinen en erken evresinin MÖ 2 binli yılların ilk yarısından başlatıp, günümüze dek getirmektedir. Kent, farklı dönemlerde farklı isimlerle anılmaktadır. Asur Ticaret Kolonileri döneminde Tuwana / Tuhana / Tukhana, Hitit ve Geç Hitit döneminde Tuwanuwa, Pers ve Hellenistik dönemde Dana, Roma ve Bizans döneminde Tyana, Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde Kilisehisar, Cumhuriyet dönemi ile de Kemerhisar olarak isimlendirilmiştir. Uygarlıkların gelip art arda yerleşmeleri sonucunda yerleşim alanı 8 m. yüksekliğinde bir höyük oluşmuştur. Kentte yapılan kazı çalışmaları sonucu farklı uygarlıklara ait mimari kalıntılar ile birlikte önemli bir grubu seramik buluntular oluşturmaktadır. Kent, Bizans döneminde piskoposluk merkezi olarak öne çıkmakta ve haç yolu üzerinde yer almaktadır. Kazı çalışmaları sırasında ele geçen seramik buluntularının önemli bir kısmını da Bizans dönemi seramikleri oluşturmaktadır. Çalışmalar sırasında ortaya çıkarılan Bizans Dönemi sırlı seramik buluntuları çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Söz konusu seramik buluntularından 180 adedi bilimsel yöntemler kullanılarak malzeme, biçim ve bezeme teknikleri açısından incelenerek seramik gruplarına göre katalogları hazırlanmıştır. Çalışmalar sırasında incelenen seramikler beyaz ve kırmızı hamurlu seramikler olararak belirlenmiş ve seramikler kendi içerisinde tekniklere göre alt gruplara ayrılmaktadır. Bizans dönemi ardından kentte Türk yerleşiminin başlaması ve kalıntıların üzerine Osmanlı döneminde konutların inşa edilmesi nedeniyle stratigrafi takip edilememekte, seramiklerin tabaka verileri üzerinden tarihlendirilmesi güçleşmektedir. Bu nedenle ilgili seramikler hamur, form ve bezeme özellikleri göz önüne alınarak tarihlendirilmiştir. Bu bağlamda Tyana kazısı Bizans sırlı seramikleri, 10. – 14. yüzyıl arasına tarihlendirilmektedir. Tyana Antik Kentinin bulunduğu coğrafi konum ve Kilikya geçidi üzerinde yer alması nedeniyle ticari bakımdan da önemli bir kent olduğunu ortaya koymaktadır. Kentte ele geçen ve farklı üretim merkezlerine işaret eden seramikler ticari etkileşimi net bir biçimde ortaya koymaktadır.
İstanbul Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi
İslam kültüründe vakıf sistemi ile şekillenen külliyeler, merkezde cami olmak üzere, medrese, türbe, hamam, kervansaray, çarşı, imarethane, kütüphane gibi dini, sosyal ve kültürel yapılar topluluğundan meydana gelir. Vakıf gelirleri ile işleyen bu tesisler, zamanla şehir merkezlerini meydana getiren alanlar haline gelmişlerdir. Çalışma konumuzu oluşturan Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi, tarihi yarımada bölgesinde İstanbul'un yedinci tepesinde konumlandırılmıştır. Külliye; cami, kütüphane, türbe, tekke, sebil, su terazisi ve üç çeşmeden meydana gelmektedir. 18. Yüzyılda inşa edilen külliye, klasik üsluptan modernleşme süreci unsurlarına geçişi yansıtan ilk ve en önemli yapılardan biri olarak kabul edilmektedir. Çalışma kapsamında incelenen eserlerde inşa malzemesi çoğunlukla kesme taş olmakla birlikte kısmen tuğla ve mermer kullanımı da görülmektedir. Merkezi konumlu cami, kareye yakın dikdörtgen planlı olup, 18. Yüzyıldaki ilk altıgen taşıyıcı sisteme sahip camidir. Üst kat planı kare, alt kat planı dikdörtgen olan kütüphane, aynı zamanda beşik tonozların üzerine yükseltilerek, cami avlusuna kuzey yönden girişi sağlayan bir geçit oluşturmaktadır. Eser, cami girişi üzerindeki konumu ile diğer kütüphane yapıları içerisinde önemli bir yere sahiptir. Türbe, kubbe ile örtülü iki kare mekânı birleştiren ayakların bulunduğu dikdörtgen planda tasarlanmıştır. Hekimoğlu Ali Paşa Caddesi ile Ese Kapısı Sokağı'nın kesiştiği köşede, külliye girişinin hemen yanında yer alan sebil sekizgen planlı, dış bükey bombelidir. Külliyenin günümüze ulaşan üç çeşmesi bulunmaktadır. Yapılarda klasik süsleme unsurları devam etmekle birlikte, Lale Devri süsleme özellikleri, barok ve rokoko üslupları da ağırlıklı olarak görülmektedir. Cami içerisinde Tekfur Sarayı imalatı olan çini süslemeler bulunmaktadır. Çalışmamızda külliyeyi oluşturan her bir eser plan, mimari ve süsleme özellikleri bakımından ayrıntılı bir şekilde tanıtılarak Anadolu Türk Mimarisi içerisindeki yeri ortaya konulmuştur.
Mecmua-i murakkaat şah kuli mihrdar minyatürlerinde üslup ve ikonografi
Aslı Farsça olan ve derleme anlamına gelen murakkaa, Türkçe'ye murakka' şeklinde geçerek albüm terimi olarak karşılık bulmuştur. Murakkaât, terimin çoğul halidir. Birkaç kâğıdın; buğday nişastası, jelatin, şap, su gibi malzemeler kullanılarak hazırlanan yapıştırıcı maddeyle birleştirilmesiyle ortaya çıkarılan murakka' geleneksel Türk sanatlarımızdan minyatür, tezhip ya da ebru gibi alanlarda karşımıza çıkar. Murakka'ların birleştirilerek klasik üslupta ciltlenmesi ile kitap murakka'lar ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti'nde bilhassa minyatür sanatında rastladığımız murakka' genellikle minyatür albümleri ifade etmek için kullanılır. Şahkulu Mihrdar'ın Murakkaât" adlı eseri de bu türde ortaya konmuş eserlerden biridir. Mecmua-i Murakkaat Şah Kuli Mihrdar Osmanlı Devleti'nin 16. yüzyılına tarihlendirilen yazma eserlerinden biridir. Üç bölüm olarak ele alınan eserin birinci kısmı otuz bir adet varaktan meydana gelmiş olup Pançatantra, Kelile ve Dimne, Envar-ı Süheyli,Hümâyunnâme gibi farklı adlarla tanınan ancak konuları hükümdarlara ders vermek, yol göstermek, devlet büyüklerine yardımcı olmak olan hikâyeleri anlatan minyatürlerin yanı sıra kaynağını Şehname ve Mesnevi'den alan minyatürleride içerisinde barındırır. Eserdebulunan kırk bir adet minyatürlü varakta, seksen üç farklı minyatür yer almaktadır. Bunlarla birlikte Arapça, Farsça ve Çağatay Türkçesi ile yazılmış hatlara da yer verilmiştir. Murakkaat'ta yer alan minyatürler, 16. yüzyıl İran minyatürleriyle olduğu kadar, 16. yüzyıl Osmanlı minyatürleri ile de benzerlikler göstermektedir. Yapılan araştırmalar ve değerlendirmeler sonucunda minyatürlerin Kelile ve Dimne'ye değil bir Hümayunname'ye ait olduğu kanısına varılmıştır. Bu bağlamda minyatürlerin, tamamının değilse bile bir kısmının Şah Kuli ile öğrencisi Kara Memi ve ekibi tarafından yapıldıkları veya yapımında rol aldıkları sonucuna varılmıştır
Sakarya ili hudutlarında Bizans mimari plastiğinin belgelenmesi (Geyve-Pamukova ve Akyazı ilçeleri)
Tez çalışmasında Sakarya'nın Akyazı-Geyve-Pamukova ilçelerindeki Bizans dönemi mimari plastik eserleri ele alınmıştır. Bu bağlamda birinci bölümde; Sakarya'nın coğrafi konumu ve tarihi hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca tezimizin sınırlarını kapsayan Geyve, Akyazı ve Pamukova ilçelerinin tarihi hakkında alt başlıklar açılmıştır. İkinci bölümde; Bizans mimari plastiği gruplandırılarak bu öğelerin nerelerde kullanıldığına, formlarına, süslemelerine değinilmiştir. Üçüncü bölümde; Sakarya'nın Geyve, Pamukova ve Akyazı ilçelerinde yapılan yüzey araştırması sonucunda tespit edilen, bölgede daha önce yapılan çalışmalar sonucunda Sakarya Müzesi'ne taşınmış olan eserler; mimari işlevli, mimariye bağımlı ve işlevi belirlenemeyen eserler başlıkları altında katalogda tanımlanmıştır. Her başlık kendi içerisinde türlerine ve tiplerine göre gruplandırılmıştır. Bu gruplarda yer alan eserler ayrıntılı bir şekilde betimlenmiş, malzeme, teknik, süsleme ve üslup açısından benzer örnekleri de verilmiştir. Ayrıca plastik değeri olan eserlerin CorelDraw programında çizimleri yapılmıştır. Dördüncü bölümde; katalogda ele alınan eserlerin benzer eserlerle karşılaştırmalı olarak detaylı analizi yer almaktadır. Sonuç kısmında ise tez verilerinin analizi sonucunda ortaya çıkan sonuçlar ele alınmıştır. Tez kapsamında kullanılan birincil kaynaklar; yüzey araştırması sonucunda çoğu in situ durumunda olmayan ve müzelerde sergilenen arkeolojik eserlerdir. İkincil kaynakları ise; konuyla alakalı kitaplar, makaleler, tez çalışmaları, kazı ve yüzey araştırması raporları oluşturmaktadır. Tespiti yapılan bu eserler sayesinde Bizans Dönemi'ndeki Sakarya bölgesinin mimari faaliyetleri konusunda fikir sahibi olunmaya çalışılmıştır. Bu çalışma yalnızca çok az bir kısmı Sakarya Müzesi'ne taşınarak korunabilen, ne yazık ki birçoğu âtıl durumda olan ve gerek doğa gerek insan tahribatı ile yok olacak olan birçok eserin belgelenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nde bulunan Derviş Mustafa'nın Şehnâme Tercümesi'nde (NEK TY 06131-06132-06133) üslup ve ikonografi
Günümüzde İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Nadir Eserler Bölümünde TY06131-06132-06133 numaralara kayıtlı Şehnâme Tercümesi'nin üç cildinde yer alan minyatürlerin üslup ve ikonografik değerlendirmesi, tez konusu olarak seçilmiştir. Bu üç ciltlik eserin birinci cildinin sonunda 1773 yılı ve istinsahının Derviş Mustafa olduğu kayıtlıdır. Bu eserde yer alan üç cildin, birinci cildinde; 46, ikinci cildinde; 23, üçüncü cildinde; 33 minyatür olmak üzere toplamda 102 minyatür bulunmaktadır. Ayrıca bu eser, Veliyyüddin Efendizade'nin metrukatı olması, bu minyatürlerin farklı dönemlerde, farklı nakkaş ya da nakkaşların hazırladığı eserler olması ve bu eserlerin vassale tekniğiyle bir araya getirilmesi bakımından önemlidir. İran'ın milli destanı, Firdevsî'nin Şehnâme adlı eseri Osmanlı Sultanları tarafından büyük ilgi görmüş ve bu eser örnek alınarak, Osmanlı döneminde çok sayıda resimli nüshaları hazırlanmıştır. Osmanlı'da Şehnâme Tercüme faaliyeti ise, Sultan II. Murad ile başlamış, XVIII. yy'a kadar azalarak devam etmiştir. Araştırmanın konusunu oluşturan İÜK. Şehnâme Tercümesi de XVIII. yy.'da Osmanlı'nın kültür-sanatta yönünü Batıya çevirdiği bir dönemde, dönemin önemli koleksiyonerlerinden biri Mehmet Emin Efendi farklı nüshalardan elde ettiği minyatürleri vassale tekniğiyle bir araya getirilmesini sağlamış ve böylece minyatürlerin dağılıp yok olmasının önüne geçilmiştir. Üç cildin bu teknikle birleştirilmesi sırasında kendi mi çalışmış, yoksa başka vassal ya da vassallar mı çalışmış bilinmemekte, fakat resimlerin özensiz bir araya getirilmesi, bu eserde farklı vassal ya da vassalların çalışmış olabileceğini düşündürmektedir. Yapılan inceleme sırasında ulaşılan XV.-XVIII. yy. arasında hazırlanan resimli Şehnâme nüshalarından seçilen örneklerle üç ciltteki tasvirlerin karşılaştırılması sonucunda, bu tasvirlerde Osmanlı ve Safevi üsluplarını bilen nakkaşların varlığı tespit edilmiştir. Tasvirlerin bazı farklılıklar dışında seçilen örnekler ile benzer ikonografik şemayı sürdürdüğü gözlenmiştir.
Mihrişah Valide Sultan'ın İstanbul'daki mimari eserleri
Osmanlı İmparatorluğu'nda kadın baniler özellikle hanım sultanlar mimaride oldukça etkin bir rol oynamıştır. Aldığı iyi eğitim ve terbiyeyle öne çıkan bir şahsiyet olan Mihrişah Valide Sultan 24 Aralık 1761 tarihinde Osmanlı hanedanına 36 yılın ardından bir veliaht vermiştir. 1789 yılında tahta çıkan Sultan III. Selim, validesine değer vermiş, gerektiğinde ona danışmıştır. Mihrişah Valide Sultan dönem siyasetinde aktif olmayı tercih etmeyerek geri planda oğluna destekte bulunmuş, yaptırmış olduğu birçok hayır eseriyle tarihe adını yazdırmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun sosyal tabakalaşmasında en üst sırada bulunan hanedan mensupları anıtsal ve büyük ölçekte yapılarin inşasında başat rol üstlenmiştir. Hanedan üyeleri içerisinde padişahlardan sonra en fazla yapı inşa ettirenler valide sultanlardır. Söz konusu grup içerisinde ilk sıralarda olanlardan birisi de Mihrişah Valide Sultandır. Mihrişah Valide Sultan, Osmanlı mimarîsinde Batılılaşmanın yaşandığı bir devirde pek çok yapı inşa ettirmiştir. Kapsamlı ve büyük ölçekte eserlerin yanı sıra çeşme, bent gibi yapıların inşasında da rol oynamıştır. Bu çalışmada; Mihrişah Valide Sultanın banisi olduğu günümüze gelen İstanbul'daki mevcut yapıların tarihçesi ve mimari özellikleri detaylı bir biçimde ele alınarak kendisinden evvel ve sonra devrin üslubunda, hanedan mensupları tarafından inşa ettirilmiş aynı tipte yapılarla mukayese edilmiş ayrıca zamanımıza gelemeyen yapilara da kısaca değinilmiştir
Bibliothèque Nationale de France Müzesi'nde bulunan Od.23 numaraya kayıtlı Osmanlı Kıyafet Albümü
18. ve 19.yüzyıllarda Osmanlı toplumu, Avrupa'nın politik, askeri, ekonomik ve kültürel etkilerini giderek daha fazla hissetmeye başlamış, bu etkiler resim sanatı alanında da önemli değişimlere neden olmuştur. Batılılaşma döneminde Osmanlı resim sanatı, Avrupa tarzı resimlerin popüler hale gelmesiyle birlikte portreler, manzaralar ve natürmortlar gibi batı tarzında yapıtların üretimi artmıştır. Ayrıca bu dönemde, Osmanlı hükümdarları ve soyluları da Avrupalı ressamlar tarafından portrelenmiştir. Batı'nın Osmanlı'ya merakı neticesinde yurda pek çok sayıda sanatçı, elçi, gezgin, misyoner gelerek İstanbul manzarasını, saray ve sosyal hayattan insanların kıyafetlerini resmetmeye başlamışlardır. Böylece Osmanlı toplumunda albüm geleneği giyim ve kıyafet kültürünün belgelenmesi amacıyla ortaya çıkmış önemli bir yenilik olarak meydana gelmiştir. Bu seyahatlerin bir sonucu olarak, yerli sanatçılar da batının tek bir yaprağa çizdiği figürlerden ve oluşturdukları albümlerden etkilenerek yeni bir gelenek meydana getirmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu'nda, giyim ve kıyafetler sosyal statüyü ve kültürel kimliği yansıtan önemli bir unsurdur. Dolayısıyla, kıyafet albümleri, belirli bir dönemin modasını, giysilerin kesimini, kumaşını, desenlerini ve aksesuarlarını göstererek o dönemin giyim kültürünü belgelemesiyle oldukça önemlidir. Bu albümler genellikle el yapımı ile oluşturulmuştur. Albümler, Osmanlı toplumunun farklı sosyal sınıflarından insanların giyim tarzlarına, saray kıyafetlerinden halk kıyafetlerine kadar çeşitli kıyafetlerin resimleri barındırır. Ayrıca, özellikle düğünler, bayramlar, resmî törenler gibi özel etkinliklerde giyilen kıyafetler de bu albümlerde sıkça yer almaktadır. Günümüzde yerli ve yabancı birçok sanatçının albümleri yer almaktadır. Çalışmanın konusu olan albüm, batılı bir sanatçı tarafından resmedilmiştir. Figürlerin altında Fransızca tanımları bulunan albümde Sultan III. Selim'e ait üç portrenin yer alması, saray çalışanlarının resmedilmesi ve sosyal hayattan insanların tasvirlerinin de yer almasıyla önem taşır.
Bursa taş köprüleri
Mimarlık Tarihi içerisinde ''su mimarisi'' her dönem değerini korumuş önemli alanlardan birisidir. Su mimarisinin önemli bir kolunu köprüler teşkil etmektedir. Köprüler; medeniyetin bir göstergesi olup, bulundukları bölge halkının ihtiyaçlarına cevap veren bir inşa anlayışı ile ele alınmışlar, sosyo-ekonomik durum, geçiş güzergâhları gibi etmenler göz önünde bulundurularak inşa edilmişlerdir. Anadolu coğrafyası üzerinde yer alan köprüler tarihsel süreç boyunca farklı birçok medeniyet tarafından inşa edilmişlerdir. Köprüler bu medeniyetlere ait izler taşısalar da mimari özellikleri bakımından ortak bir plan anlayışı göstermektedirler. Anadolu coğrafyası içerisinde Bursa, tarih sahnesinin en önemli şehirleri arasında yer almaktadır. Jeopolitik konumu, hinterlandı, verimli toprakları dolayısıyla Bitinya, Roma, Selçuklu, Osmanlı gibi önemli medeniyetlerin izlerini bünyesinde barındırmaktadır. Bursa her dönemde önemini korumuş, ticaret yollarının güzergâhlarını bünyesinde bulunduran bir merkezdir. Bu suretle denizcilik faaliyetleri ve su varlıklarıyla birlikte köprü inşa faaliyetlerinin yoğun olduğu görülmektedir. Kentte Roma devrinden başlayarak inşa edilen köprüler Osmanlının erken devrinden itibaren imar faaliyetlerinin en önemli mimari kollarından birini oluşturmaktadır.
Somut Olmayan Kültürel Miras kapsamında Sakarya'da Meddahlık, Karagöz, Orta Oyunu
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu'nun (UNESCO) kültür varlıklarının korunması için yürüttüğü çalışmalar sırasında ortaya çıkan "Somut Olmayan Kültürel Miras" kavramı insanların belirli bir topluluk, grup veya bölge içinde nesilden nesle aktardıkları kültürel öğeleri ifade eder. Bu miras, kültürel kimlik, gelenekler, dil, inançlar, ritüeller, hikâyeler, şarkılar, danslar, el sanatları, gastronomi, bilgelik ve diğer kültürel uygulamalar gibi soyut kavramlar ve pratikler içerir. Somut Olmayan Kültürel Miras insan topluluklarının tarihsel deneyimleri, gelenekleri, ritüelleri, sanat formları ve yaşam tarzları gibi somut olmayan kültür öğelerinin korunması, değerlendirilmesi ve geçmişten geleceğe aktarılmasıyla ilgilidir. 2003 yılında Paris'te ortaya konan "Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi" ile "sözlü gelenekler ve anlatılar; gösteri sanatları; toplumsal uygulamalar, ritüeller ve şölenler; doğa ve evrenle ilgili bilgi ve uygulamalar ile el sanatları geleneği" olmak üzere beş farklı başlık altında tasnif edilen bu unsurların, yaşatılarak korunması ve kuşaktan kuşağa aktarılması amaçlanmıştır. Türkiye'nin 2006 yılında taraf olduğu sözleşme sonucunda bu alandaki araştırmalar önem kazanmıştır. Tez kapsamında geleneğin yaşatılması ve yeni kuşaklara aktarılması gibi amaçlarla somut olmayan kültürel mirasın gösteri sanatları sınıfında değerlendirilen "Karagöz/Gölge Oyunu, Meddahlık ve Orta Oyunu" gelenekleri ele alınmış ve bu seyirlik sanatlar Sakarya bağlamında incelenmiştir. Söz konusu sanatların gelecek kuşaklara aktarılması için uygulanan atölye çalışmaları eğitim faaliyetleri, sahne performansları tahlil edilip, Anadolu'nun farklı yöreleri ile mukayese edilerek, benzer ve farklı yönleri ortaya konmaya çalışılmıştır
Kütahya çeşmeleri
Kütahya şehir merkezinde, Türk-İslam döneminde inşa edilmiş çeşmelerin tanıtıldığı bu çalışmanın amacı, çeşmelerin tarihlendirme sorunlarına değinmek, mimari ve süsleme özellikleri belgelemektir. Kütahya şehir merkezi, bu çalışmanın coğrafi sınırlarını oluşturmaktadır. Bu çalışma kapsamında, kentte Beylikler ve Osmanlı döneminde inşa edilmiş çeşmeler, arazi çalışmaları ile tespit edilecek ve sanat tarihi açısından incelenecektir. Kütahya'da, Germiyanoğlu Beyliği ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde çok sayıda çeşme inşa edilmiş, ancak bunlardan sadece 28 tanesi günümüze ulaşmıştır. Bu çeşmelerin de bazıları orijinal özelliklerini kaybetmiş ve bazıları da kısmen harap olmuştur. Günümüzde, Hürriyet Çeşmesi, Çinili Çeşme ve Kütahya Ulu Camii Sakahane Çeşmesi gibi çok az sayıdaki örnek orijinalliklerini korumaktadır. Kütahya çeşmelerinden sadece bir tanesi Germiyanoğlu Beyliği döneminde inşa edilmiştir, geriye kalan tüm çeşmeler Osmanlı İmparatorluğu dönemine tarihlendirilmektedir. Kütahya çeşmeleri içinde kitabeli olanlar olduğu gibi kitabesiz olan çeşmeler de vardır. Ayrıca, kentteki çeşme kitabelerinin tahrip edildiği ve bazı çeşme kitabelerinin ise yapım tarihi içermediği tespit edilmiştir. İnşa tarihi bilinmeyen çeşmeler, yakın ve uzak coğrafyalardaki benzer mimari ve süsleme özelliklere sahip çeşmeler temel alınarak tarihlendirilmiştir. Kütahya çeşmeleri, kendine has mimari ve süsleme özellikleri ile Osmanlı mimarlığı ve çeşme mimarisi içinde önemli bir yere sahiptir. Detaylı bir kaynak araştırması ve arazi çalışması yapıldıktan sonra, çeşmelerin ölçüleri alınarak çizimleri yapılmış ve fotoğrafları çekilerek belgelenmiştir. Daha sonra çevredeki iller ve Osmanlı sınırlarındaki diğer bölgelerde bulunan benzer çeşmelerle karşılaştırılarak değerlendirilmiştir.
Bursa'da erken dönem Osmanlı Mimarisi'nde Kemer
Bursa'da 1326-1500 yıllarına tarihlenen yapıların (cami, mescit, türbe, medrese, hamam, han, bedesten, darüşşifa ve çeşme) kemerleri, bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Bu dönemde yukarıda bahsedilen yapıların kemerlerini bir bütün halinde inceleyen ilk çalışma olması bakımından önemlidir. Türk-İslam mimarisi kapsamında; Karahanlı, Gazneli, Büyük Selçuklu, Atabeylikler, Anadolu Selçuklu ve Beylikler devri mimarisinde kemerlerin gelişimi incelenerek, bunların erken Osmanlı dönemindeki yapıların kemerlerine etkisi üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte bu dönemde Bursa'da çok sayıda benzer yapı olmasından dolayı, katalogda yalnızca 59 adet yapının kemerleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiş ve bu kemerler, kataloğa dâhil edilmeyen Bursa'daki ve İznik, Edirne, İstanbul, Manisa, Tokat, Amasya, Afyon, Ankara gibi şehirlerdeki erken Osmanlı dönemi yapılarının kemerleriyle malzeme, teknik ve süsleme bakımından karşılaştırılıp değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme neticesinde, kemerlerde kültürel etkileşimler ve yeni denemelerle şekillenen bir erken Osmanlı dönemi mimari üslubunun oluştuğu görülmüştür. Klasik Osmanlı mimarisinin temellerinin atıldığı bu dönem, yapıların kemerlerinin şekillenmesine de kaynaklık etmiştir.