
Sosyal Hizmet Politikaları ve Uygulamaları Anabilim Dalı
Ankara Yıldırım Beyazıt University11
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kurum bakımından ayrılan bireylerin yaşamın düzenlenmesi ve uyum sürecinde karşılaştığı sorunlar ve sosyal destek kaynakları
Bu araştırma çeşitli nedenlerle korunma altına alınarak kurum bakımı hizmeti alan bireylerin kurum bakımından ayrıldıktan sonra yaşamın düzenlenmesi ve uyum sürecinde karşılaştığı sorunlar ve sosyal destek kaynaklarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma kapsamında amaçlı ölçüt örnekleme yöntemi ile kurum bakımı deneyimi olan 19 (on dokuz) katılımcı ile yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Araştırma verileri araştırmacı tarafından literatür göz önünde bulundurularak alanda çalışan uzmanların görüşleri alınarak hazırlanan görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Görüşmeler, öncelikle metinlere aktarılmış ve sonrasında Nvivo 10 programı kullanılarak içerik analizi yöntemiyle ana ve alt temalara ayrılarak kodlama işlemine tabi tutulmuştur. Araştırma verileri katılımcıları tanıtıcı bilgiler, kurum bakımında yaşam ve kurum bakımından sonraki yaşam olarak üç ana temaya ayrılarak araştırmanın amaçları doğrultusunda alt tema ve kodlara ayrılarak yorumlanmıştır. Araştırmanın bulguları literatürle büyük oranda paralellik göstermekle birlikte kurum bakımı deneyimi olan bireylerin kurum bakımından ayrıldıktan sonraki yaşamlarına ilişkin yeni bulgular ortaya çıkarmıştır. Araştırma kapsamında kurum bakımından ayrılan bireylerin yaşamın düzenlenmesi ve uyum sürecinde barınma, ekonomik, sağlık, eğitim, rehberlik ve danışmanlık, etiketlenme, istihdam edilme, iş yerinde etiketlenme, sosyal yaşama uyum sorunları ile karşı karşıya kalmakta olduğu tespit edilmiştir. Kurum bakımından ayrılan bireylerin çevresinde yer alan sosyal destek kaynaklarının, yaşamın düzenlenmesi ve uyum sürecinde bireyin karşılaştığı sorunlarla baş etme becerisi kazanmasına katkı vererek bireyin yaşamında önemli bir rol oynadığına dair bulgulara ulaşılmıştır.
Eşleri cezaevinde olan kadınların yaşam durumlarının sosyal hizmet bakış açısı ile incelenmesi
Yakınları cezaevinde olan kişilerin; ekonomik, psikolojik ve sosyal açıdan birçok soruna sahip oldukları bilinmektedir. Eşleri cezaevinde olan kadınlar, bu sorunları yaşayan mahkûm yakınlarının başında gelmektedir. Türkiye'de mahkûm yakınları ile ilgili yapılmış az sayıda çalışmaya rastlanmıştır. Bu nedenle bu çalışma, literatüre katkı sağlamak ve eşleri cezaevinde olan kadınların yaşam durumlarıyla mevcut sorun ve ihtiyaçlarını belirleyerek, ilgili sosyal politikaların oluşmasına rehberlik edebilmek amacıyla hazırlanmıştır. Çalışma, nitel araştırma yaklaşımıyla tasarlanmıştır. Çalışma kapsamında, İstanbul ve Ankara illerinde yaşayan ve eşleri cezaevinde olan toplam 17 kadın ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmecilere kartopu örnekleme yöntemiyle ulaşılmıştır. Görüşmelerde eşleri cezaevinde olan kadınların; çocukluk yaşamları, evlilik süreçleri, evlilik yaşamları, eşlerinin suça karışma süreçleri, eşlerinin cezaevine girmesi sonrası yaşamlarında meydana gelen değişimler ve ne tür hizmetlere ihtiyaç duydukları hakkındaki görüşleri alınmıştır. Görüşmecilerin çoğunluğu ilkokul mezunu ya da hiç okula gitmemiş kişilerdir. Birçoğu çalışmamakta ve devletten aldıkları sosyal yardımlarla geçinmektedirler. Çoğu görüşmecinin ekonomik durumu, eşlerinin cezaevine girmesinden önce iyi değildir, ancak eşlerinin cezaevine girmesi ile birlikte daha da kötüleşmiştir. Birçok görüşmeci, eşinin cezaevine girdiği ilk dönemde psikolojik açıdan sorunlar yaşadığını, ancak zamanla özellikle de çocukları olduğu için kendilerini toparladıklarını ifade etmişlerdir. Görüşmecilerin birçoğu eşlerini iyi özellikleri ile tanımlamaktadırlar, ancak çoğunun evliliğinde; aldatma, alkol-madde kullanımı, eş sorumsuzluğu, şiddet gibi ciddi yapısal problemler mevcuttur. Görüşmeciler açısından eşlerini cezaevinde ziyaret etmek; ekonomik açıdan maliyetli, ulaşım açısından zorlayıcı ve psikolojik açıdan yıpratıcıdır. Görüşmeciler, eşleri cezaevinde olduğu için toplum içerisinde bir kadın olarak çeşitli zorluklarla karşılaştıklarını ifade etmişlerdir. Görüşmecilerin eşlerinin yokluğu sürecindeki destek mekanizmaları; çocukları, aileleri, eşlerinin aileleri, arkadaşları ve devlettir, ancak hiçbirisi aldığı desteği yeterli görmemektedir. Görüşmecilerin ekonomik ve psikolojik açıdan daha fazla desteklenmeye ihtiyacı vardır. Görüşmecilerin geleceğe dair en temel beklentileri eşlerine kavuşmak ve sorunların olmadığı yeni bir hayata başlamaktır.
Zihinsel engelli çocukların kaynaştırma eğitiminde karşılaştıkları sorunların ve aile gereksinimlerinin sosyal hizmet perspektifinden değerlendirilmesi
Bu araştırma, hafif dereceli zihinsel engelli çocukların kaynaştırma eğitimi sürecinde karşılaştıkları sorunlar ve aile gereksinimlerinin belirlenerek sosyal hizmet perspektifinden değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler, Ankara'da en az 10 yıldır hizmet veren ve sosyal hizmet uzmanları tarafından işletilen 11 özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine devam eden 96 hafif dereceli zihinsel engelli çocuğun anne ve babaları ile 2 Mart – 23 Mayıs 2015 tarihleri arasında görüşerek toplanmıştır. Araştırma kapsamında görüşülen anne babaların çoğunluğu ilk ve orta dereceli okul mezunudur. Annelerin tamamına yakını ev hanımıdır. Babaların büyük çoğunluğu da işçi ve memur olarak çalışmaktadır. Bu nedenle sosyal yardımlardan yararlanan ailelerin sayısı oldukça düşüktür. Araştırmada, anne babaların çoğunluğunun kaynaştırma eğitimi ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmadıkları saptanmıştır. Kaynaştırmaya devam eden çocukların sadece %60.4'üne bireyselleştirilmiş eğitim programı (BEP) hazırlanırken ailelerin yarıya yakınının bu sürece katılmadıkları belirlenmiştir. Araştırmada, ailelerin yarıdan fazlasının, çocuklarının tedavisi, özel eğitimi ve bakımı için maddi yardıma gereksinim duydukları bulunmuştur. Ebeveynlerin yaş, çocuğun eğitim haklarıyla ilgili bilgilendirilme, okul öncesi dönemde eğitim alma, çocuğa BEP hazırlanma, ailenin BEP sürecine katılımı, çocuğun BEP'den yararlanması ve sınıf öğretmeniyle işbirliği yapılması gibi değişkenler ile anne babaların bilgi gereksinimi alt ölçeği puan ortalamaları arasında da anlamlı bir fark belirlenmemiştir. Sonuç olarak, özel gereksinimli çocukların ve ailelerinin psikososyal sorunlarının ekip çalışması anlayışıyla daha iyi ele alınabilmesi için özel eğitim kurumlarında ve okullarda sosyal hizmet uzmanlarının istihdam edilmesinin yararlı olacağı önerilebilir.
Şizofreni hastalarına bakım verenlerin travma sonrası gelişimlerinin ve bakım yüklerinin yaşam kalitelerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, ilişkisel tarama modelinde kesitsel ve korelasyonel bir çalışma olup, şizofreni hastalarına bakım verenlerin travma sonrası gelişimlerinin ve bakım yüklerinin yaşam kalitelerine etkisini incelenmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Kayseri ilinde bulunan Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi ve Psikiyatri Kliniğinde 01.10.2014-15.10.2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Örneklem seçiminde seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden amaçsal örnekleme yöntemi kullanılmış ve 146 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında; Sosyodemografik Bilgi Formu, Travma Sonrası Gelişim Ölçeği, Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Türkçe Formu kullanılmıştır. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Elde edilen veriler, bilgisayar ortamında SPSS 23 paket programında sayı, yüzde, frekans ve çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre, travma sonrası gelişim kişinin kendisindeki değişim alanı; psikolojik (p<.05, β= .157) ve sosyal (p<.05, β=.067) alanlardaki yaşam kalitesini, yaşam felsefesinde değişim; fiziksel (p<.05, β=.226) ve psikolojik (p<.05, β=.339) yaşam kalitesini, diğer kişilerle olan ilişkilerde değişim; yaşam kalitesi çevre alanını (p<.05, β=.389) olumlu ve anlamlı yönde etkilemiştir. Travma sonrası gelişim arttıkça yaşam kalitesi de artmıştır. Bakım yükünün, fiziksel (p<.05, β= -.119) ve psikolojik (p<.05, β= -.266) yaşam kalitesini olumsuz yönde anlamlı olarak etkilediği görülmüştür. Bakım yükü arttıkça fiziksel ve psikolojik alanlarda yaşam kalitesinin azaldığı belirlenmiştir. Çalışma bakım verenlerin yaşam kalitelerini etkileyen etmenlerin incelenmesi açısından önemlidir. Şizofreni hastaları ve ailelerine yönelik politika ve programlar geliştirilirken travma sonrası gelişim ve bakım yükü boyutunun da göz önünde bulundurulması önerilmektedir.
Farklı yaşam dönemlerindeki bireylerin zihinsel engelli bireylere ilişkin sosyal kabulleri
Bu araştırma farklı yaşam dönemlerindeki bireylerin zihinsel engelli bireylere yönelik sosyal kabullerinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden tarama araştırması kullanılarak dizayn edilmiş, kesitsel ve ilişkisel bir araştırmadır. Çalışma grubunu Ankara ilinde yaşayan 11-60 yaş aralığında olan 660 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada 11-18 yaş aralığındaki katılımcı grubuna Ergen Kişisel Bilgi Formu ve Sosyal Kabul Ölçeği; 19-60 yaş aralığındaki katılımcı grubuna Yetişkin Kişisel Bilgi Formu ve Sosyal Mesafe Ölçeği uygulanmıştır. Sosyal Mesafe Ölçeği, Arkar'ın ruhsal rahatsızlığı olan bireylere yönelik geliştirdiği ölçek baz alınarak araştırmacı tarafından zihinsel engelli bireylere uygun olarak geliştirilmiştir. Verilerin analizi için SPSS 22.0 programı, Sosyal Mesafe Ölçeğinin geliştirilmesinde doğrulayıcı faktör analizi için LISREL programı kullanılmıştır. Araştırma bulguları ergenler ve yetişkinler için ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Yetişkinlere uygulanan Sosyal Mesafe Ölçeği sonuçlarına göre katılımcıların zihinsel engelli bir yakına veya arkadaşa sahip olmalarının ve zihinsel engellilik hakkında bilgi sahibi olmalarının sosyal kabulü artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Ergenlere uygulanan Sosyal Kabul Ölçeği sonuçlarına göre ergenlerin zihinsel engelli yakına sahip olmaları ve zihinsel engellilik hakkında bilgi sahibi olmaları sosyal kabulü artırmaktadır. Ancak halen devam ettiği sınıfta zihinsel engelli arkadaşı olduğunda ergenlerin sosyal kabulünün azaldığı görülmüştür. Ergenlik döneminde olan katılımcılarda erkek katılımcıların sosyal kabulünün daha düşük olduğu saptanmıştır. Araştırmanın bulgularına göre yetişkinlerin ve ergenlerin zihinsel engelli bireylere yönelik sosyal kabulü yüksek olarak ifade edilebilir. Bu çalışma zihinsel engelli bireylere yönelik sosyal kabulü etkileyen değişkenlerin belirlenmesi açısından önemlidir. Araştırma bulgularının sosyal kabulü artırmak amacıyla yapılacak politika ve programlar geliştirilirken dikkate alınması önerilmektedir.
Engelli üyeye sahip ailelerdeki bireylerin psikolojik dayanıklılığı ile algılanan aile işlevselliği arasındaki ilişki
Aile üyeleri arasındaki etkileşimin kalitesine işaret eden aile işlevselliği, ailenin duygusal bağlılığı ve değişime karşı uyumu gibi birçok yapıyı içine alır. Aile işlevselliğini tehdit eden hastalık, ölüm, yoksulluk vb. birçok değişken bulunmaktadır. Engelli bir üyenin bulunması halinde de aile işlevselliği risk altındadır ve aile üyeleri yeni koşullara uyum sağlamak zorunda kalabilir. Sağlıklı bir aile işleyişi ise, değişen koşullara uyum sağlayabilme yeteneği olarak tanımlanabilen psikolojik dayanıklılık üzerinde önemli bir rol oynar ve aile üyelerinin psikolojik dayanıklılık geliştirmelerine yardımcı olabilir. Bu çalışmanın amacı engelli üyeye sahip ailelerdeki bireylerin psikolojik dayanıklılığı ile algılanan aile işlevselliği arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmanın evrenini Ankara'da yaşayan ve ailesinde engelli bir üye bulunan yetişkinler oluşturmaktadır. Evren içinden amaçsal örnekleme yöntemi ile seçilen 141 yetişkin ise araştırmanın örneklemi oluşturmaktadır. Katılımcıların algılanan aile işlevselliğini ölçmek amacıyla Aile Değerlendirme Ölçeği, katılımcıların psikolojik dayanıklılığını ölçmek için ise Yetişkin Yılmazlık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni psikolojik dayanıklılık, bağımsız değişkeni algılanan aile işlevselliğidir. Aile işlevselliğinin psikolojik dayanıklılık üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla aşamalı regresyon analizi kullanılmıştır. Aşamalı regresyon analizi sonuçlarına göre, iletişim ve genel işlevler alt boyutları, psikolojik dayanıklılığın anlamlı bir yordayıcısı olarak bulunmuştur. Dolayısıyla engelli üyeye sahip ailelerdeki bireylerin psikolojik dayanıklılığı artırılmak isteniyorsa, aile faktörünü göz ardı etmemek gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile İşlevselliği, Engellilik, Sosyal Hizmet, Psikolojik Dayanıklılık.
Kadın konukevlerinde kalan kadınların sosyal destek sistemleri ve gelecek beklentileri
Kadına yönelik şiddet üzerinde çokça çalışılmış önemli bir sosyal sorundur. Bu bağlamda Türkiye'de kadına yönelik şiddetin farklı türlerine ilişkin pek çok araştırma bulunmaktadır. Şiddet, kadınların kadın konukevine gelme nedenleri arasında birincil konumdadır. Ancak pek çok kadın maruz kaldığı şiddetten kurtulmak amacıyla kadın konukevlerine başvurmayı son çare olarak düşünmektedir. Kadınlar şiddet dışındaki nedenlerden dolayı da konukevlerine başvurabilmektedir. Kadın konukevleri bu noktada kadını koruma altına almak için güvenli bir ortam sağlamaktadır. Bu çalışma şiddet başta olmak üzere ev ve aile sorunlarıyla karşılaşarak kadın konukevine yerleşmiş kadınların konukevi öncesi yaşam deneyimlerini kadınların sosyal destek sistemleri bağlamında ele almak, kadınların gelecek yaşamlarından ne gibi beklentilere sahip olduğunu ortaya koyarak bu alandaki literatüre katkı sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma tasarımına dayalı olarak yapılan bu çalışma kapsamında Ankara il merkezinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesindeki üç kadın konukevinde en az bir aydır kalmakta olan ve gönüllülük esasına göre araştırmaya katılmayı kabul eden 20 kadınla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgular konukevlerinde kalan kadınların ağırlıklı olarak düşük eğitim seviyesinde, erken yaşta evlenmiş, çalışma hayatına katılmamış ve çocuk sahibi kadınlardan oluştuğunu göstermiştir. Kadınların çoğu uzun süreli aile ve evlilik sorunları bulunmaktadır ve çeşitli biçimlerde şiddete maruz kalmıştır. Kadınların konukevine gelme nedenleri arasında şiddetten kaçma, sosyal destek alamama, maddi yetersizlikler ve barınma ihtiyacı ön plana çıkmaktadır. Kadınların gelecek yaşamlarındaki temel arzuları iş bulup çalışabildiği ve kendi hayatını kurabildiği yeni bir hayata sahip olmaktır. Kadınların bu özgürleşme isteklerine cevap verecek bireysel ve kurumsal düzeyde hizmetlerin sunulması önem kazanmaktadır.
Yaşlılık aylığı alan bireylerin bazı kişilik özellikleri bakımından incelenmesi
ÖZET Yaşlılık Aylığı Alan Bireylerin Bazı Kişilik Özellikleri Bakımından İncelenmesi Bu araştırma, nicel araştırma yöntemi ile yapılmış olup 2022 sayılı kanun kapsamında yaşlılık aylığı alan bireylerin yaşam doyumu, benlik saygısı ve algılanan sosyal destek düzeylerini inceleyerek; bu üç kişilik özelliği üzerinde farklılığa neden olan sosyo-demografik özellikleri ve benlik saygısı ile algılanan sosyal desteğin yaşam doyumu üzerindeki etkisini belirlemeyi amaçlamıştır. Araştırma, Bolu ili Seben ilçesi Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürlüğünden yaşlılık aylığı alan 126 yaşlı bireyden 01.01.2017-01.04.2017 tarihleri arasında elde edilen veriler ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu, yaşam doyumu ölçeği, rosenberg benlik saygısı ölçeği ve çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın verileri, tam sayım örnekleme yapılarak maksimum sayı olan 150 bireye ulaşmayı hedefleyerek en az 65 yaşında olan ve yaşlılık aylığı almaya devam eden 126 yaşlı bireyle yüz yüze mülakat yolu ile toplanmıştır. Elde edilen veriler, bilgisayar ortamında SPSS 22.0 paket programında sayı, yüzde, frekans, t-Testi, tek yönlü Anova, Pearson Korelasyon testi ve Çoklu doğrusal regresyon analizleri ile değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre, yaşlı bireylerin yaşam doyumunu; benlik saygısı ve algıladıkları sosyal destek düzeyinin etkilediği; ayrıca yaşam doyumu, benlik saygısı ve algılanan sosyal desteğin bazı sosyo-demografik özelliklere göre anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Çalışma, yaşlılık aylığı alan bireylerin yaşam doyumu, benlik saygısı ve algılanan sosyal destek düzeylerini incelemesi açısından önemlidir. Yaşlı bireylere yönelik politika ve programlar geliştirilirken çalışmanın yapıldığı tarzda sosyo-kültürel alt yapıya sahip bölgeler için yaşlı hizmet merkezleri, yaşlılara yönelik evde bakım ve destek hizmetleri ile huzurevlerinin yaygınlaştırılması ayrıca kalite yaşlanma programlarının geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Algılanan Sosyal Destek, Benlik Saygısı, Sosyal Hizmet, Yaşam Doyumu, Yaşlanma, Yaşlılık Aylığı.
Kadınların vajinismus deneyimlerini sosyal hizmet bakış açısıyla anlamak
Vajinismus, Türkiye'de oldukça fazla sayıda kadının deneyimlediği bir cinsel zorluktur. Bu zorluk, günümüzde biyomedikal söylem aracılığı ile tıbbileştirilmiş ve vajinismus yaşayan kadınlar tıbbi tanı sistemleri aracılığı ile fizyolojik ve psikolojik bağlamda "hasta" olarak çerçevelenmiştir. Feminist cinsellik araştırmacıları tarafından bu durum, kadınların yaşadığı cinsel zorlukları patolojikleştirerek kadın cinselliğini kuşatan adaletsizlikleri ve çevresel etmenleri gizlediği, kadınları eril heteronormatif standartlara uymaya zorladığı, sorumluluğu tamamen kadına yüklediği, kadın bedeni üzerinden ilerletilen tedavilere indirgediği ve kadın deneyiminin bütününü görmezden geldiği gerekçeleriyle eleştirilmiştir. Araştırmanın amacı, Türkiye'de vajinismus yaşayan kadınların, vajinismus deneyimlerini sosyal hizmet bakış açısıyla anlamaktır. Nitel yönteme ve fenomenolojik desene dayanarak hazırlanan bu çalışmada, toplam 22 vajinismus deneyimine sahip kadınla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, vajinismusun kişisel bir hastalıktan ziyade sosyo-kültürel, politik, yapısal, psikolojik, fiziksel ve kişilerarası kompleks nedenleri olan, büyük ölçüde toplumsal cinsiyet, kültür, heteronormativite ve sosyal adaletsizlik eksenlerinde şekillenen, politik temelli bir cinsel hoşnutsuzluk olduğu sonucuna varılmıştır. Vajinismusu ortaya çıkaran etmenlerin, aynı zamanda vajinismus sürecini uzatmada da rolü olduğu saptanmıştır. Vajinismusu tıbbileştiren kısıtlı tanımın, çevresel unsurlar da dahil edilerek genişletilmesinin ve vajinismus yaşayan kadınlara çok disiplinli bir çerçevede sosyal hizmet uygulamaları aracılığı ile destek olunmasının önemli olduğu sonucuna varılmıştır. Vajinismusun önlenmesi için toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesi ve kadın cinselliğini baskılayan sosyo-kültürel etmenlere karşı çalışılması önerilmektedir.
Yüksek güvenlikli adli psikiyatri hastanelerinde tedavi görmüş bireylerin yaşam deneyimleri: Bir gömülü teori çalışması
İşlediği suçun farkında olmayan ve yaptıklarının sonuçlarını bilemeyecek derecede bir ruhsal hastalığa sahip bireylere ceza verilmemektedir. Ancak toplumun korunması amacıyla da bu kişilere mahkeme kararlarıyla zorunlu psikiyatrik tedavi uygulanmaktadır. Uygulanan zorunlu tedavilerde her ülke mevcut şartları ölçüsünde kendisine özgü bir yöntem geliştirilmiştir. Türkiye'de 2018 yılı itibariyle YGAP'lar açılmış ve adli sisteme dâhil olmuş bireyler bu hastanelerde tedavi almaya başlamıştır. Hem adli sisteme dâhil olma hem de mevcut psikiyatrik problemlere başa çıkma gayreti bireylerin ve ailelerinin toplum içinde çeşitli psikososyal sorunlar yaşamasına sebep olabilmektedir. Bu bağlamda araştırmanın temel amacı; adli psikiyatrik sisteme dâhil olmuş bireylerin deneyimledikleri psikososyal süreçleri ve bu süreçlerde karşılaştıkları güçlükleri haklar çerçevesinde kavramak ve çok yönlü analiz etmektir. Bu temel amaç doğrultusunda çalışmada nitel araştırma desenlerinden gömülü teori yaklaşımı kullanılmıştır. Araştırmada YGAP'ta tedavi görmüş 15 birey, 5 aile üyesi ve adli psikiyatrik alanda çalışan 10 kişi ile yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bireylere ve aile üyelerine üye oldukları bir dernek üzerinden ulaşılmıştır. Elde edilen veriler MAXQDA 20 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda oluşturulan kategoriler 5 ana tema altında toplanmıştır. Adli psikiyatrik sistemin yapılandırılması ihtiyacı, birey ve ailenin yaşadıkları adli psikiyatrik süreçte psikososyal ihtiyaçlarının karşılanması, adli psikiyatride etkili bir risk yönetimimin sağlanması, insan haklarının korunduğu sistemlere olan ihtiyaç ve son olarak yaşanan adli psikiyatrik sürecin her aşamasında sosyal hizmet uzmanının etkin müdahalelerine duyulan ihtiyaçlar çalışmanın temel sonuçlarıdır. Bununla birlikte araştırma sonuçlarına dayalı adli psikiyatrik sisteme dahil olmuş bireyin ve ailesinin psikososyal ihtiyaçlarını cevap verebilecek ve hak temelli "Adli Psikiyatride Vaka Yönetimi" model önerisi sunulmuştur.
Kurum bakımı deneyimi olan yetişkinlerin iş yaşamına uyumları
Kurum bakımı hizmeti korunma gereksinimi olan çocuklara sağlanan bakım modellerinden en yaygın olan hizmet türüdür. Kurum bakımı sonrası, yetişkinlerin sosyal yaşamlarını, evlilik yaşamlarını ve iş yaşamlarını sağlıklı bir şekilde yürütebilmeleri için bu olumsuz etkilerin en aza indirgenmesi gerekmektedir. Bu nedenle son yıllarda ülkemizde aileye dönük çalışmalar artmış olup, çocuğun öncelikle aile ortamında yetişmesi için ailenin güçlendirilmesi önem kazanmıştır. Bu araştırmada; kurum bakımda yetişip 3413 Sayılı Kanun kapsamında istihdam edilen yetişkinlerin, istihdam edilme şekilleri ve iş yaşamına uyumları incelenmiştir. Ayrıca 3413 Sayılı Kanunun etkileri ve sonuçları bütün yönleriyle ele alınmıştır. Bu araştırma nitel desende olan olgu bilim (fenomenolojik) yaklaşımına dayanmaktadır. Çalışma grubu, amaçlı örnekleme yöntemlerinden kartopu örnekleme ile belirlenmiştir. Çalışma grubu Siirt İlinde belli bir dönem kurum bakımda kalmış ve 3413 Sayılı Yasa ile işe girip halen Siirt ilinde çalışmaya devam eden 20 yetişkinden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen yarı-yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde ise, bilgisayar destekli nitel veri analizi programından (NVivo) yararlanılmış ve içerik analizi yöntemi kullanılarak veriler analiz edilmiştir. Korunma gereksinimi olan çocukların çoğunluğu ebeveyn kaybı sonrasında kurum bakımı altına alındıkları, çocukların eğitimleri kurum bakımda ayrıldıklarında düşük seviyede olduğu, çocukların kurum bakımında ayrılıp işe yerleşene kadar geçen süre zarfında sorunlar yaşadığı, çocukların istihdam edilirken almış oldukları eğitimler göz ardı edildiği, çocuklara yönelik kurum bakımı altında iken yönlendirici ve mesleki rehberlik faaliyetlerinin olmadığı, çocukların iş yaşamından önce ve iş yaşamında herhangi bir uyum eğitimi alamadığı gibi önemli sonuçlara ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: 3413 sayılı yasa, işe uyum, korunma gereksinimi olan çocuk, kurum bakımı, sosyal hizmet, sosyal hizmet uzmanı