Ankara Yıldırım Beyazıt University
Institute

Institute of Health Sciences

Ankara Yıldırım Beyazıt University

462

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Utian yaşam kalitesi ölçeği'nin geçerlik ve güvenirlik çalışması

Bu araştırma, UYKÖ'nün Türkçe geçerlik ve güvenirliğini değerlendirmek, menopozdaki kadınların yaşam kalitesini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve metodolojik olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Menopoz Polikliniği'ne başvuran 250 kadın oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak; bireysel bilgi formu, UYKÖ ve eşdeğer form güvenirliği için SF-36 kullanılmıştır. Ölçeğin geçerliliğinin değerlendirilmesinde dil geçerliliği, kapsam geçerliliği ve yapı geçerliliği yöntemleri, güvenirliğinin değerlendirilmesinde Cronbach alfa iç tutarlılık anlamında güvenirlik katsayıları hesaplaması ve eşdeğer form güvenirliği yöntemleri, veri analizinde ise frekans, yüzde, Mann Whitney U Testi ve Bonferroni düzeltmeli Kruskal Wallis H Testi kullanılmıştır. Araştırmada UYKÖ'nün cronbach alfa güvenilirlik katsayısı 0.88 olarak hesaplanmış olup, ölçek Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olarak kabul edilmiştir. Çalışma kapsamında kadınların yaş ortalamasının x̅=54.25±6.17, %54.8'inin ilköğretim mezunu, %9.6'sının gelir getiren bir işte çalıştığı, %81.2'sinin evli, %81.2'sinin il merkezinde yaşadığı ve %79.6'sının ekonomik durum algısının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bunun yanında, kadınların UYKÖ tutum puan ortalaması x̅=75.43±15.64, meslek/iş yaşam kalitesi tutum puan ortalaması x̅=26.75±4.13, cinsel yaşam kalitesi tutum puan ortalaması x̅=9.34±3.16, sağlık yaşam kalitesi tutum puan ortalaması x̅=20.43±6.59 ve emosyonel yaşam kalitesi tutum puan ortalaması x̅=18.91±5.43 olarak tespit edilmiş olup, menopoz dönemindeki kadınların genel, meslek/iş, cinsel, sağlık ve emosyonel alanlardaki yaşam kalitesinin orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Aynı zamanda, kadınların özelliklerine göre UYKÖ tutum puan ortalaması karşılaştırıldığında eğitim düzeyi, ekonomik durum algısı, düzenli fiziksel aktivite yapma durumu, düzenli olarak kadın doğum uzmanına gitme durumu, olumlu menopoz algısı arttıkça, kronik hastalığa sahip olma durumu, ilaç kullanımı, menopoza ilişkin sağlık sorunu yaşama durumu ise azaldıkça yaşam kalitesinin yükseldiği belirlenmiştir (p<0.05). Bu kapsamda, menopoz dönemindeki kadınların yaşam kalitesinin yükseltilmesi için eğitim ve sosyoekonomik düzeylerinin iyileştirilmesi, sürekli eğitim ve bireysel danışmanlık hizmeti alabilecekleri menopoz polikliniklerinin yaygınlaştırılması, hemşirenin danışmanlık ve eğitim rolünü en iyi şekilde uygulaması gerekliliği sonucuna ulaşılmıştır.

Güvenilirlik ve geçerlilik
Halime Abay
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Postmenopozal dönemdeki kadınlarda kemik mineral yoğunluğunu etkileyen bazı risk faktörlerinin ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Bu araştırma; postmenopozal dönemdeki kadınların kemik mineral yoğunluğunu etkileyen bazı risk faktörlerinin ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesine yönelik tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma örneklemini Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniği'ne başvuran araştırma kriterlerine uygun 172 kadın oluşturmaktadır. Araştırmada verilerin toplanmasında Bireysel Bilgi Formu, DSÖ Kırık Riski Değerlendirme Anketi (FRAX) ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği olmak üzere toplam üç form kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, ortalama, frekans, yüzde, ki-kare ilişki analizi ve sürekli değişkenler için korelasyon analizi yapılmıştır. Çalışma kapsamındaki kadınların yaş ortalaması 56.545.24 olup %51.2'si ilköğretim mezunu, %73.8'inin gelir getiren bir işte çalışmadığı, %75.6'sının evli, %91.3'ünün il merkezinde yaşadığı ve %62.2'sinin ekonomik durum algısının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Kadınların %42.4'ünün KMY'si osteopenik, %29.1'inin normal, %28.3'ünün osteoporoz veya yerleşmiş osteoporoz şeklinde dağılım gösterdiği belirlenmiştir. Majör osteoporotik kırık riski yüzde ortalaması 5.153.47 iken, kalça kırığı riski yüzde ortalaması 0.901.45'dir. Çalışma kapsamında kadınlarda, kahve içimi, laktasyon süresi, boy kısalma durumu, ailede osteoporoz öyküsü ile kemik mineral yoğunluğu arasında bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Kadınların yaşam kalitesi SF-36 toplam ölçek puan ortalaması 55.9221.07 olarak belirlenmiş olup, ölçek alt boyutlarının çoğunun puan ortalamasının orta düzeyde olduğu görülmektedir. Majör osteoporoz kırık riski ve kalça kırığı riski artıkça yaşam kalitesi düşmektedir (p<0.05). Bunun yanısıra lomber vertebra (LV1-4) ve femur boynu t-skorları artıkça yaşam kalitesi de yükselmektedir (p<0.05). Bu kapsamda, erken yaş döneminden itibaren kemik kütlesini artıracak ve kemik kaybını önleyecek davranışlar geliştirmeleri konusunda kadınlara eğitim ve danışmanlık yapılması, farkındalık düzeyinin artırılması önerilir. Anahtar kelimeler: Postmenopozal osteoporoz, yaşam kalitesi, risk faktörleri, hemşirelik

HemşirelerKemik dansitesiPostmenopozal osteoporoz+2
Ömür Aktaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerde görülen psikolojik semptomların sosyodemografik ve obstetrik risk faktörleri ile ilişkisi

Araştırma Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran gebelerde görülen psikolojik semptomların sosyo-demografik ve obstetrik risk faktörleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi, evreni bilinen örneklem formülü ile hesaplamıştır (N=297). Bu çalışmada elde edilen veriler SPSS 20.0 paket programı ile değerlendirilmiştir. Verilerin toplanmasında Gebe Tanılama Formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U Testi ve Bonferroni düzeltmeli Kruskal Wallis H Testi kullanılmıştır. Gruplar arası farklılık incelenirken anlamlılık seviyesi olarak p<0.05 kullanılmıştır. Çalışmada gebelerin %14.8'inde anksiyete (6.32±4.15), %28.6'sında depresyon (5.59±3.77) bulunmuştur. Yapılan analize göre, son trimesterde olanların, gebeliği planlı olmayanların, kendini anneliğe hazır hissetmeyenlerin, doğuma ilişkin korku ya da kaygı yaşayanların, eş desteği ve evlilik uyumu iyi olmayanların anksiyete puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bunun yanında, eğitim düzeyi ve gelir düzeyi düşük olanların, eş desteği ve evlilik uyumu iyi olmayanların, gebelik ve çocuk bakımı ile ilgili yeterli bilgisi olmayanların, doğuma ilişkin korku ya da kaygı yaşayanların, kendini anneliğe hazır hissetmeyenlerin ve ruhsal hastalık öyküsü olanların depresyon puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak anksiyete ve depresyon açısından gebelerin risk altında olduğu ve birçok faktörden etkilendikleri saptanmıştır. Bu açıdan gebelerin zamanında tespit edilerek yakın takibe almanın ve gereken durumlarda tedavi amaçlı yönlendirmenin anne ve bebek sağlığı açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler; Gebelik, anksiyete, depresyon, psikolojik semptomlar, risk faktörleri

AnksiyeteBelirti ve semptomlarDepresyon+3
İlknur Demirhan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Hasta ve gözlemci skar değerlendirme ölçeği'nin Türk toplumu için yanık hastalarında geçerlik ve güvenirliğinin değerlendirilmesi

Çalışma Hasta ve Gözlemci Skar Değerlendirme Ölçeği (HGSDÖ)'nin Türk Toplumu için yanık hastalarında geçerlik ve güvenirliğinin değerlendirilmesi amacı ile metodolojik olarak yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Yanık Tedavi Polikliniği'ne bir yıl boyunca başvuran hastalar, örneklemini ise 53 hasta oluşturmuştur. Araştırmanın gerçekleştirilebilmesi için ölçeği geliştiren ve geçerlik, güvenirlik çalışmasını yapan Lieneke Draaijers'dan ve Araştırmalar Etik Kurulu'ndan yazılı izin alınmıştır. Araştırmada veriler, GSDÖ ve HSDÖ, anket formu ve pleksiglas ile toplanmıştır. Araştırmada öncelikle ölçeğin dil geçerliliği yapılmış, ardından uzman görüşleri alınarak kapsam geçerliği sağlanmıştır. Çalışmanın uygulama aşamasında 53 hastaya ölçekler ve anket formu uygulanmıştır. HSDÖ hastalar tarafından, GSDÖ ise iki gözlemci tarafından ayrı ayrı doldurulmuştur. Test-tekrar test güvenirliği için 2 hafta sonra ölçekler, 25 hastaya tekrar uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, Kruskal Wallis Varyans Analizi ve Mann Whitney-U testi kullanılmıştır. Ölçeğin kapsam geçerliğinde KMO ve Barlett Testi, yapı geçerliğinde faktör analizleri, güvenirliğin değerlendirilmesinde iç tutarlılık ve gözlemciler arası uyum, Cronbach Alpha ve sınıf içi korelasyon katsayısına bakılmıştır. HGSDÖ'de yer alan 7. madde, orjinal ölçekte olduğu gibi, ölçeğin puanı dışında tutularak değerlendirilmiştir. Araştırmamızdan elde edilen bulgulara göre, hastaların %62.3'ünün kadın, yaş ortalamasının =39.75±1.76 yıl, yanmadan sonra geçen sürenin =4.02±3.9 ay, %66'sının 2. derece yanığa sahip olduğu, AFA'ya göre ölçeğin faktör yüklerinin uygun aralıkta, DFA'ya göre orjinal ölçeğin 6 madde tek faktörlü yapısının geçerli ve uyum indekslerinin yüksek olduğu, ölçeğin toplam puanı ile 7. madde arasında sınıf içi korelasyon katsayısının doğru orantılı, iç tutarlılığın yüksek derecede güvenilir olduğu (HSDÖ α=0.992; GSDÖ α=0.993), gözlemciler arasında tutarlılığın yüksek (α=0.952, r=0.909) ancak hastalar ve gözlemciler arasındaki uyumun düşük olduğu (r=0.465) saptanmıştır. Araştırmada hastaların yanıklarının derecesi arttığında, GSDÖ puanının anlamlı derecede arttığı belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak HGSDÖ'nün Türk Toplumu için yanık hastalarında geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlenmiş ve gerekli önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yanık, skar, skar değerlendirme ölçeği, geçerlik ve güvenirlik.

GüvenilirlikGüvenilirlik ve geçerlilikYanıklar+2
Ayşe Yalılı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

50 yaş ve üzeri kadınların kolorektal kanserlere yönelik farkındalık durumları ve kolorektal kanser risk faktörlerinin incelenmesi

Bu araştırma 50 yaş ve üzeri kadınların kolorektal kanserlere yönelik farkındalık durumlarının ve kolorektal kanser risk faktörlerinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 16 Haziran-30 Temmuz 2014 tarihleri arasında Kadın Doğum Polikliniğine başvuran 50 yaş ve üstü 196 kadın oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, ilgili literatür doğrultusunda geliştirilen ve altı bölümden oluşan Veri Toplama Formu kullanılmıştır. Birinci bölümde sosyo-demografik özellikler, ikinci bölümde obstetrik özellikler, üçüncü bölümde kolorektal kanser risk faktörleri, dördüncü bölümde kolorektal kanser ile ilgili farkındalık ve uygulamalar, beşinci bölümde kolorektal kanser risk faktörleri ile ilgili bilgi düzeyi, altıncı bölümde ise risk sınıflaması bulunmaktadır. Verilerin analizi için; sayı, yüzdelik, ortalama, standart sapma, iki gruplu karşılaştırmalarda; Mann-Whitney U testi, üç ve daha fazla gruplu karşılaştırmalarda Kruskall-Wallis testi, değişkenler arasındaki ilişkilerde; korelasyon analizi veya ki-kare bağımlılık testleri kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık değeri olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Araştırma kapsamında yer alan kadınların yaş ortalaması 57.2±7.9'dur. Kadınların kolorektal kanserden korunmaya yönelik bilgi puanı ortalaması 6.4±3.3 (min=0, max=10)'dür. Kadınların %78.1'i kolorektal kansere yakalanma açısından kendisini riskli görmediğini, %85.7'si kolorektal kanser tarama yöntemleri konusunda bilgi sahibi olmadığını, %93.4'ü tarama yaptırmayı planlanmadığını belirtmiştir. Ayrıca kadınların %81.6'sının vasat, %16.4'ünün orta ve %2.0'inin düşük düzeyde risk grubunda olduğu bulunmuştur. Araştırmaya katılan kadınların; kendisinde ve birinci derece yakınında barsak hastalığı öyküsü olan, kolorektal kanser tarama yöntemleri ile ilgili yeterli bilgisi olmayan, tarama yaptırmayı planlamayan, doktoru tarafından kolorektal kanser tarama önerisi alan, kolorektal kansere yakalanma risk algısı yüksek olan ve kolorektal kanser tarama öyküsü olan grubun kolorektal kanser risk derecesinin daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Çalışma sonucunda araştırma kapsamına alınan kadınların azımsanmayacak düzeyde kolorektal kanser risk faktörlerini taşımalarına rağmen tarama ve korunmaya yönelik yeterli bilgiye sahip olmadıkları saptanmıştır. Bu anlamda kolorektal kanser risk faktörleri ve taramanın önemine ilişkin ileri epidemiyolojik çalışmalarının yapılması ve topluma sağlıklı yaşam davranışlarını kazandırmak için hemşirelerin danışman rollerini üstlenmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kolorektal kanser bilgi düzeyi, kolorektal kanser farkındalığı, kolorektal kanser risk faktörleri, kolorektal kanser tarama, 50 yaş ve üzeri kadınlar

KadınlarKolorektal neoplazmlarNeoplazmlar+3
Gonca Karataş Baran
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni evlenecek çiftlerin evliliğe yönelik görüşleri ile üreme sağlığı bilgi ve gereksinimleri

Bu araştırma, yeni evlenecek çiftlerin evliliğe yönelik görüşleri ile üreme sağlığı bilgi ve gereksinimlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 15 Haziran-25 Eylül 2014 tarihleri arasında, Ankara İli Çankaya Belediyesi hizmet sınırları içerisinde ikamet edip, evlenmek maksadıyla Çankaya Belediyesi Vedat Dalokay Evlendirme Müdürlüğü'ne başvuran çiftlerle yürütülmüştür. Araştırma örneklemini gönüllü toplam 257 çift oluşturmuştur. Araştırmaya katılan çiftler, basit rastgele örnekleme yöntemi kullanılarak seçilmiştir Veri toplama aracı olarak, ilgili literatür doğrultusunda geliştirilen veri toplama formu kullanılmıştır. Veri toplama formu 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sosyo-demografik özellikler, ikinci bölümde evliliğe yönelik görüşler ile ilgili sorular ve üçüncü bölümde üreme sağlığı-cinsel sağlık ile ilgili sorular bulunmaktadır. Verilerin analizi için sayı, yüzdelik, ortalama, standart sapma, iki gruplu karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, üç ve daha fazla gruplu karşılaştırmalarda Kruskall-Wallis testi, değişkenler arasındaki ilişkilerde korelasyon analizi veya ki-kare bağımlılık testleri kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık değeri olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Çalışmada yeni evlenen bireylerin ortalama evlilik yaşı kadınların 27.1±3.6 (min:18, max:35), erkeklerin 29.1±3.2 (min:20, max:36) olarak bulunmuştur. Bireylerin çoğunluğunun üniversite mezunu olduğu (%77.2) ve gelir getiren bir işte çalıştığı (%90.3) belirlenmiştir. Bireyler evliliği en çok "hayatı paylaşma" (%83.1) olarak tanımlamışlardır. Çiftler, evlendikleri kişinin ilk sırada "sorumluluk duygusuna sahip olması"nı (%74.3) istediklerini belirtmişlerdir. Bireyler evlilik öncesi danışmanlıkta, anne baba olmayı öğrenme, problem çözme becerisi, çatışma yönetimi, iletişim becerileri ve üreme sağlığı-cinsel sağlık konularında danışmanlık almak istediklerini belirtmişlerdir. Araştırmaya katılan bireylerin üreme sağlığı-cinsel sağlık bilgi puanı ortalaması 44.6±20.7 (min:0, max:100) olarak bulunmuştur. Katılımcıların yaş grubu, eğitim düzeyi, çalışma oranı ve gelir düzeyi arttıkça üreme sağlığı bilgi puanının arttığı, evlilik öncesi danışmanlık hizmeti almayanların, parçalanmış aileye sahip, görücü usulü ile evliliğe karar verenlerin ve akraba evliliği olanlarda üreme sağlığı bilgi puanının daha düşük olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Araştırma sonucunda, evlilik öncesi danışmanlık alma durumunun üreme sağlığı-cinsel sağlık bilgi durumunu artıracağı bulunmuştur. Elde edilen sonuçlara yönelik konu ile ilgili gerekli önerilerde bulunulmuştur.

Evli erkeklerEvli kadınlarEvli çiftler+4
Ebru İnan Kırmızıgül
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Postmenopozal dönemdeki kadınların menopoz semptomlarına yönelik uyguladıkları tamamlayıcı ve alternatif tıp yaklaşımlarının yaşam kalitesine etkisi

Postmenopozal Dönemdeki Kadınların Menopoz Semptomlarına Yönelik Uyguladıkları Tamamlayıcı Ve Alternatif Tıp Yaklaşımlarının Yaşam Kalitesine Etkisi Araştırma, postmenopozal dönemdeki kadınların, menopoz semptomlarına yönelik başvurdukları tamamlayıcı ve alternatif tedavi uygulamaları ve bunun yaşam kalitesine etkisini saptamak amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Turgut Özal Üniversitesi Hastanesi Menopoz Polikliniği'ne başvuran 270 kadın oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından literatür bilgisine dayanılarak oluşturulmuş Bireysel Bilgi Formu ve Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde ortalama, frekans, yüzde, Ki-kare, Mann-Whitney U testi, Bonferroni düzeltmeli Kruskall-Wallis testi kullanılmıştır. Çalışma kapsamına alınan kadınların yaş ortalaması 54±5.0'dir. Kadınların menopoz döneminde sıklıkla sıcak basması (%86.9), terleme (%82.1) ve vajinal kuruluk/disparoni (%81.7) yaşadıkları saptanmıştır. Ev hanımlarında, ileri yaş grubunda, düzenli ilaç kullananlarda, cerrahi yolla menopoza girenlerde, hormon tedavisi görmeyenlerde ve cerrahi operasyon öyküsü olanlarda menopozal semptomların daha yoğun görüldüğü ve yaşam kalitelerinin düşük olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Çalışmada TAT kullanma oranı %62.2 olarak bulunmuştur. Kadınlar sıklıkla soya (%50), kara yılan otu (%28.9) bitkisel çay (%11.2), akupunktur (%39.7) ve hidroterapi (%10.3) gibi yöntemlere başvurmaktadır. Gebelik deneyimi olan ve hormon tedavisi alanların TAT kullanımına daha meğilli oldukları tespit edilmiştir (p<0.05). TAT kullananlarda menopozal semptomların daha az görüldüğü ve yaşam kalitelerinin daha iyi olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çalışmanın sonucunda, kadınların yarıdan fazlasının, TAT kullanmalarına rağmen konuyla ilgili sağlık çalışanlarından yeterli bilgi almadıkları belirlenmiştir. TAT kullanımı ile menopoz semptomlarını daha iyi kontrol edilebildiği belirlendiğinden, menopoz dönemindeki kadınlara güvenli TAT kullanımı hakkında eğitim, danışmanlık hizmeti verilmesi ve daha ileri çalışmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Menopoz, tamamlayıcı ve alternatif tedavi, yaşam kalitesi.

KomplikasyonlarMenopozPostmenopoz+3
Nurcan Gökgöz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin genetik danışmanlık rollerine ilişkin farkındalıkları ve yetkinliklerinin belirlenmesi

Bu araştırma, hemşirelerin genetik danışmanlık rollerine ilişkin farkındalıkları ve yetkinliklerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, GATA Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalışan 600 hemşire oluşturmaktadır. Araştırmaya katılmayı kabul eden ve ulaşılabilen 451 hemşire araştırma grubunu oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından literatür incelemesi sonrasında geliştirilen anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde ise frekans, yüzde, Mann-Whitney U testi, Kruskall-Wallis testleri kullanılmıştır. Çalışmada anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışma kapsamında yer alan hemşirelerin yaş ortalaması 30.8±5.5'tir. Hemşirelerin %54.6'sıının bekar, %94.4'ünün lisans ve üzerinde eğitim aldığı, %87.1'inin servis hemşiresi olarak görev yaptığı belirlenmiştir. Hemşirelerin %57.7'sinin genetik konusunda bilgi aldıkları, %81.6'sının genetik bilimindeki gelişmeleri önemsediği, %32.6'sının ülkemizde genetik danışmanlık hizmetlerini yeterli bulmadığı tespit edilmiştir. Çalışmamızda hemşirelerin genetik bilgi testi puan ortalamalarının 8.25±2.65 (min=0, max=13) ve genetik hasatalıklar bilgi testi puan ortalamalarının ise 6.52±1.83 (min=0, max=10) olduğu belirlenmiştir. Yapılan analizlere göre, genetik bilimindeki gelişmeleri önemseyenlerin, hasta değerlendirme formunda genetik bilgileri kullananların, mevcut genetik danışmanlık hizmetlerini yeterli bulmayanların ve genetik danışmanlık yapmayı isteyenlerin genetik ve genetik hastalıklar bilgi puan ortalamalarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Bunun yanında lisans ve üzerinde eğitim alan hemşirelerde genetik hastalıklar bilgi puan ortalamasının, yoğun bakım deneyimi olan ve yönetici konumunda çalışan hemşirelerde ise genetik bilgi puan ortalamasının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Bu araştırmada, hemşirelerin genetik danışmanlık rollerine ilişkin farkındalıkları ile yetkinliklerinin yeterli olmadığı saptanmıştır. Bu konuda mezuniyet öncesi ve sonrası eğitim programları ile hemşirelerin yetkin hale getirilmesi ve konuyla ilgili daha ileri çalışmaların yapılması önerilmektedir.

DanışmanlıkGenetikHemşireler+3
Yeşim Arslantürk
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

0-2 yaş arası çocukları olan annelerin ilk 6 ay sadece anne sütü verme durumları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Bu çalışma 0-2 yaş arası çocukları olan annelerin ilk 6 ay sadece anne sütü vermelerini etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Pediatri Polikliniğine başvuran 0-2 yaş arası çocukları olan 258 gönüllü anne oluşturmaktadır. Veriler dört bölümden oluşan Veri Toplama Formu ile elde edilmiştir. Verilerin analizi için sayı, yüzdelik, ortalama, standart sapma, Mann-Whitney U testi, Pearson Korelasyon Analizi, Kruskall-Wallis testi ve Ki-kare testleri kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık değeri olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Çalışmada ilk altı ay sadece anne sütü verme oranı %54.3 olarak bulunmuştur. Yapılan analizlerin sonucunda sigara kullanımı, bebeğin düşük doğum ağırlığı, bebeğe ilk gıda olarak şekerli su verilmesi, ilk emzirme zamanının gecikmesi, emzik ve biberon kullanımı, doğum sonu hastanede mama ile besleme, eş ve aileden emzirmeye karşı yeterli destek görememe gibi durumlarda ilk altı ay sadece anne sütü verme oranının azaldığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca erken doğumu olan ve son doğumunda anestezi alan annelerin daha geç emzirmeye başladıkları saptanmıştır (p<0.05). Araştırmada eğitimli, gelir düzeyi yüksek, çalışan, normal vajinal doğum yapan, termde bebeği olan, emzirme deneyimi olan ve emzirme ile ilgili bir sorun yaşamayan annelerin ile ilk ay sadece anne sütü verme oranları daha yüksek bulunmasına karşın, aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, annelerin ilk altı ay sadece anne sütü vermelerinin pek çok faktörün etkilediği ve bundan dolayı ebe/hemşirelik yaklaşımının; uygun destek ve eğitimi içermesi gerektiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: sadece anne sütü, emzirme, etkileyen faktörler

Anne sütüAnnelerEmzirme
Melek Koç
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Acil servislerde çalışan sağlık bakım personelinin sık karşılaşılan adli olgulara yaklaşımlarına ilişkin bilgi düzeylerinin belirlenmesi

Araştırma acil servislerde çalışan sağlık bakım personelinin sık karşılaşılan adli olgulara yaklaşımlarıyla ilgili bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Ankara Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde yer alan ve yetişkin acil servisi bulunan tüm devlet, eğitim-araştırma ve üniversite hastanelerinin acil servislerinde çalışan sağlık bakım personeli (hemşireler, ATT ve sağlık memurları) oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise, evrende yer alan hastaneler arasından araştırmanın yapılabilmesi için gerekli iznin alınabildiği 6 eğitim araştırma hastanesi, 6 devlet hastanesi ve 3 üniversite hastanesi olmak üzere toplam 15 hastanenin yetişkin acil servisinde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden toplam 404 sağlık bakım personeli oluşturmuştur. Araştırmada veriler, sağlık bakım personelinin tanıtıcı özelliklerini ve adli olguya yaklaşımlarıyla ilgili bilgi ve uygulamalarını belirlemek amacıyla literatür doğrultusunda geliştirilen anket formları ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzde, Mann Whitney U Testi, Bonferroni düzeltmeli Kruskal Wallis H Testi ve Ki-Kare testi kullanılmıştır. Araştırmada acil servislerde çalışan sağlık bakım personelinin sık karşılaşılan adli olgulara yaklaşımlarıyla ilgili bilgi düzeylerinin beklenilen düzeyde olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca çoğunluğunun adli hemşirelikle ilgili eğitim almadığı; lisansüstü mezunların, adli hemşirelikle ilgili eğitim alanların, çalıştığı kurumda adli olgularla ilgili kaynaklara başvuranların ve acil servise gelen vakaları adli olgu açısından değerlendirenlerin bilgi düzeylerinin diğerlerinden anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, adli hemşirelik, adli olgu, bilgi düzeyi.

Acil servis-hastaneAdli tıpHemşireler+2
Emine Tuğba Topçu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2015
00