Atatürk University
Discipline

Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı

Atatürk University

79

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Fissür örtücü olarak kullanılan materyallere diş fırçalamanın etkisinin in-vitro incelenmesi

Pit ve fissür örtücüler çürük riski yüksek daimi büyük azı dişlerinin okluzal yüzeylerine çürüğü önlemek amacıyla uygulanan restoratif materyallerdir. Bu çalışmanın amacı rezin, giomer, cam iyonomer ve cam karbomer içerikli fissür örtücüler ile kendinden adezivli bir akışkan kompozitin yüzey özelliklerine diş fırçalamanın etkisinin in vitro koşullarda incelenmesi ve bu materyallerin başarılarının karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. Çalışmada fissür örtücü materyallerden hazırlanan disk şeklinde örnekler ve çürüksüz üçüncü büyük azı dişleri kullanıldı. Disk şeklinde örnekler her materyalden 24 adet olacak şekilde hazırlandı ve farklı fırçalama döngüleri için iki alt gruba ayrıldı (n=12). 120 adet çürüksüz üçüncü büyük azı dişi fırçalama işlemi için iki ana gruba ve farklı materyaller için beş alt gruba ayrıldı (n=12). Disk şeklinde örneklerden mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü ve SEM-EDX analizleri için başlangıç kayıtları alındı. Bu örnekler fırçalama simülatöründe 6 ay (5000) ve 12 aylık (10000) döngülerde fırçalandı. Fırçalama sonrası mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü ölçümleri ve SEM-EDX analizleri tekrarlanarak başlangıç verileri ile karşılaştırıldı. Dişlere üretici firmaların önerileri doğrultusunda fissür örtücü materyaller uygulandı. Dişler 6 ay ve 12 aylık fırçalama döngülerinde fırçalandıktan sonra retansiyonlarının değerlendirilmesi amacıyla görsel skorlama metodu ile skorlandı. Çalışma sonucunda mikrosertlik ve yüzey pürüzlülüğü ölçümleri ile elde edilen verilerin istatistiksel analizi Kruskal Wallis testi ve tekrarlı ölçüm düzeylerinde varyans analizi, görsel skorlama sonucu elde edilen verilerin analizi ise ki kare testi kullanılarak yapıldı. Fırçalama döngüleri sonunda tüm materyallerin mikrosertlik değerlerinde azalma gözlendi ancak bu fark akışkan kompozit (Vertise Flow, Kerr) ve cam karbomer içerikli fissür örtücüde (GCP Glass Carbomer) istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Tüm materyallerin yüzey pürüzlülüğü değerlerinde fırçalama döngüleri sonrasında artış gözlenmesine rağmen istatistiksel olarak anlamlı artış sadece rezin içerikli fissür örtücüde (3M Clinpro Sealant) tespit edildi (p<0,05). Fırçalama sonrası tüm materyallerin flor oranlarında azalma gözlendi. Flor oranlarındaki değişim incelendiğinde fırçalama sonunda en fazla değişim giomer içerikli fissür örtücüde (Beautiselant, Shofu) tespit edildi. Materyallerin retansiyonlarının değerlendirilmesinde kullanılan görsel skorlama sonucunda en yüksek skorlar akışkan kompozit (Vertise Flow, Kerr) ve rezin içerikli fissür örtücüde (3M Clinpro Sealant), en düşük skorlar ise cam iyonomer (GC Fuji Triage) ve cam karbomer (GCP Glass Carbomer) içerikli fissür örtücülerde gözlendi. Sonuç olarak fırçalama sonrası fissür örtücü materyallerin yüzey özellikleri olumsuz yönde etkilenmiştir. Kullanılan fissür örtücüler diş fırçalama işleminden farklı oranlarda etkilenmiştir. Çalışma genelinde kendinden adezivli akışkan kompozitler cam iyonomer içerikli materyallere göre daha başarılı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Fırçalama simülatörü, Mikrosertlik, Pit ve fissür örtücü, Retansiyon, Yüzey pürüzlülüğü

Dental fissürlerDental materyallerDiş fırçalama+5
Edanur Gökce Meydan
Afyonkarahisar Health Sciences University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı diş fırçası tiplerinin saklama ortamlarına göre antimikrobiyal özelliklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, farklı antibakteriyel özelliklere sahip diş fırçalarının mevcut mikroorganizma yükü makroskobik, mikroskobik olarak belirlenerek diş fırçalarının ve saklanma ortamlarının birbirleri arasında değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Her katılımcı 1 ay süreyle verilen diş fırçasını banyo ve oda olmak üzere söylenen saklama koşulunda kullanılıp, saklayarak 1 ay süre sonunda verilen diş fırçalarını iade etmiştir. Diş fırçalarının iadesiyle, fırça kılları Thioglycolate broth ve Brain Hearth Infusion Broth içerisinde ön zenginleştirme için bekletildi. Koloni sayımı için özel besi yerleri bulunan petrilere ekim yapılarak mikroorganizma sayımı yapılarak CFU/ml düzeyinde tespit edilmiştir. Kolonilerin tür bazında kesin identifikasyonları VITEK® 2 Compact cihazı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Standart plastik diş fırçalarının hiçbirinde Lactobacillus türlerine rastlanmazken, gümüş nanopartiküllü ve bambu saplı kömür içerikli diş fırçalarının %4,2'sinde, misvak özellikli diş fırçalarının ise %29,2'sinde Lactobacillus türleri gözlendi. Standart plastik ve gümüş nanopartiküllü diş fırçalarının %54,2'sinde S. mutans gözlenirken, bu oran bambu saplı kömür özellikli diş fırçalarında %29,2 ve misvak özellikli diş fırçalarında ise %83,3'tür. Standart plastik diş fırçası ve gümüş nanopartiküllü diş fırçalarında C. albicans %8.3 oranında görülürken, bambu saplı kömür özellikli diş fırçalarında %4,2 misvak özellikli diş fırçalarının ise %25' tir. Her bir diş fırçası tipinde saklama koşulları için mikrobiyoloji sonuçlarına ait karşılaştırmalar incelendiğinde sadece gümüş nanopartiküllü diş fırçası tipinde saklama koşulu ile S. mutans arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0,041). Sonuç: Çalışmamız sonuçlarına göre; farklı saklama koşullarında saklanan diş fırçası tiplerinin antimikrobiyal potansiyellerinin eşit olmasını ön gören başlangıç hipotezimiz reddedilmiştir. Standart plastik diş fırçası, gümüş nanopartiküllü diş fırçası bambu saplı kömür içerikli diş fırçası ve misvak diş fırçaları saklanma ortamlarına göre kıyaslandığında oda ortamında saklanan bambu saplı kömür içerikli diş fırçasında diğer fırça gruplarına göre daha az bakteriyel kontaminasyon bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Plastik diş fırçası, Gümüş nanopartikül diş fırçası, bambu diş fırçası, kömür diş fırçası, misvak diş fırçası, antibakteriyel diş fırçası, saklama ortamı

Antimikrobiyal ajanlarAntimikrobiyal etkiBambular+4
Seher Gözde Uğur
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bilgisayar destekli lokal anestezi cihazlarının pediatrik dental hasta grubunda enjeksiyona bağlı ağrı ve korkunun azaltılmasına olan etkilerinin karşılaştırılması: Çapraz kesitli, split mouth (yarım ağız), klinik çalışma

Amaç: Bu çalışmanın amacı, çocuklarda uygulanan bilgisayar destekli lokal anestezi cihazı ve konvansiyonel anestezi yönteminde anestezi öncesi, esnası ve sonrasındaki kaygı, korku ve ağrı düzeylerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Diş Hekimliği kliniğine başvuran 7-11 yaş arası 100 çocuk dahil edildi. Çocuklara üç seanstan oluşan bir tedavi planı uygulandı. İlk seans çocukların ağız içi muayeneleri yapıldı, ikinci ve üçüncü seansta konvansiyonel ve bilgisayar destekli lokal anestezi yöntemleri uygulandı. Hastaların kaygı ve ağrıları Çocuklar İçin Diş Hekimi Korku Tarama Ölçeği, Görsel Yüz Skalası, kalp atım hızı ve Wong-Baker Ağrı Skalası kullanılarak belirlendi. Bulgular: Çalışmanın bulgularına göre bir kaygı ölçeğinde konvansiyonel anestezi yöntemi için anlamlı bir artış söz konusuyken (p=0,012), diğer ölçekte iki grup için de kaygı değişimleri anlamlı bulunamamıştır. Yöntemler birbirleriyle aralarında karşılaştırıldığında kaygı düzeyleri arasında fark bulunamamıştır (p>0,05). Hastalar konvansiyonel yöntemle daha fazla ağrı hissettiklerini söyleseler de, her iki yöntem sonunda hissedilen ağrı skorları arasındaki fark anlamlı değildir (p>0,05). Sonuç: Çalışmanın bulgularına göre, Sleeper One® ile konvansiyonel anestezi yönteminin benzer kaygı ve ağrıya neden olduğu sonucuna varıldı. Ağrı yönünden anlamlı bir farklılık görülmese de, hastaların çoğu bilgisayar kontrollü lokal anestezi yöntemini tercih ettiğini belirtti. Uygulama kolaylığı, post-operatif rahatlık ve hastaların tercihleri de göz önüne alınarak; çocuk diş hekimliğinde güncel lokal anestezi tekniklerinin kullanıldığı daha fazla çalışmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Bilgisayar kontrollü anestezi sistemi, Dental kaygı, Sleeper One

AnesteziAnestezi-lokalAğrı+4
Fatma Duygu Dertli
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı topikal diş jelleri uygulanan insan gingival fibroblast hücrelerinin IL-1ß, IL-6, IL-8, TNF-α VE IL-10 sitokin seviyelerinin in-vitro olarak incelenmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı topikal diş jelleri uygulanan insan gingival fibroblast hücrelerinin IL-1ß, IL-6, IL-8, TNF-α ve IL-10 sitokin seviyelerinin in-vitro olarak incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda HGF-1 hücrelerine uygulanan farklı topikal diş jellerinin MTT testi ile LD50 değerleri hesaplandı. Ardından topikal diş jeli uygulanmamış olan kontrol grubu ve topikal diş jellerinin LD50 dozu uygulanan HGF-1 hücrelerinin IL-1ß, IL-6, IL- 8, TNF-α ve IL-10 sitokin seviyelerinin ELISA yöntemiyle ölçülmesi için hücre lizatları oluşturuldu. Oluşturulan hücre lizatlarının total protein konsantrasyonu ölçüldü. Protein konsantrasyonu ölçümü ardından, sitokin seviyelerinin miktar tayini üretici firma talimatları doğrultusunda ELISA okuyucu ile yapıldı. Çalışma kapsamında elde edilen veriler GraphPad Prism version 8.0.1 (GraphPad Software, Inc., CA, A.B.D) programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Topikal diş jellerinin LD50 konsantrasyonlarının insan gingival fibroblast hücreleri üzerine etkisi kontrol grubuna göre karşılaştırıldığında; IL-1ß seviyelerinin LH1 hariç diğer topikal diş jellerinin uygulandığı hücre gruplarında, IL-6 seviyelerinin HA3 hariç diğer topikal diş jellerinin uygulandığı hücre gruplarında, IL-8 seviyelerinin tüm topikal diş jeli uygulanan hücre gruplarında, TNF-α seviyelerinin HA1 hariç diğer topikal diş jellerinin uygulandığı hücre gruplarında, IL-10 seviyelerinin HA3 hariç diğer topikal diş jellerinin uygulandığı hücre gruplarında istatistiksel olarak anlamlı düzeylerde düşüş sergilediği tespit edilmiştir.(p<0,05) Topikal diş jelleri içerik olarak değerlendirildiğinde, lidokain içeriğinin incelenen tüm sitokin seviyelerinde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeylerde düşüşe yol açtığı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda kullanılan lidokain, hyaluronik asit ve kolin salisilat içerikli diş jelleri genel olarak değerlendirildiğinde, inflamatuar süreci yöneten sitokinleri değişen oranlarla baskıladığı görülmüştür. Topikal diş jellerinin mevcut özellikleri göz önüne alınarak, farklı yaş grubundaki hastaların semptoma yönelik tedavilerinde endikasyon dahilinde ve doktor kontrolünde kullanımı önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Fibroblast, Hyaluronik asit, Kolin salisilat, Lidokain, Sitokin

Diş macunlarıFibroblastlarSitokinler+6
Melike Tıraş
Afyonkarahisar Health Sciences University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Karışık dişlenme dönemindeki çocuklarda ebeveyn desteğiyle diş fırçalamanın dental plak kaldırma üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda, karışık dişlenme dönemindeki çocuklarda, ebeveyn desteğiyle diş fırçalamanın plak kaldırma etkinliği üzerine etkisinin değerledirilmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışma dahil edilme kriterlerine uyan 6-12 yaş arası 175 çocuk hastada yürütüldü. Çocukların başlangıç plak değerleri G&V OHI-S indeksi ile değerlendirildikten sonra, hem anneye hem de çocuğa oral hiyen eğitimi verildi. Dört hafta boyunca çocukların dişlerini randomize bir şekilde anne desteği ile veya bağımsız olarak fırçalamaları istendi. Her ziyarette plak boyama ajanı ile G&V OHI-S plak indeksi ölçümleri yapılarak, kaydedildi. Elde edilen veriler, demografik faktörler, diş fırçalamaya destek varlığı, lokalizasyon ve anneye ait faktörlere göre değerlendirildi. İstatistiksel analizler için, IBM SPSS Statistics Version 26 (IBM SPSS®, Chicago, U.S.A) programı kullanıldı. Bulgular: Bağımsız diş fırçalama ve anne desteği ile diş fırçalamanın plak kaldırma etkinliği karşılaştırıldığında, anne desteği ile diş fırçalamanın istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla plak kaldırıldığı bulundu (p<0,001). Cinsiyetlerin plak kaldırma etkinliği kendi aralarında değerlendirildiğinde; kızlarda anne desteğiyle diş fırçalamanın bağımsız fırçalamadan daha iyi plak kaldırdığı görüldü (p<0,001). Yaş grupları fırçalama desteği açısından kendi aralarında değerlendirildiğinde; 6,7,8 ve 9 yaş grubu çocuklarda anne desteğiyle fırçalamanın, 12 yaş grubu çocuklarda ise bağımsız fırçalamanın istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla plak kaldırdığı tespit edildi (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda, ebeveyn desteği ile diş fırçalandığında daha fazla plak kaldırıldığı bulunmuştur. Çalışmamız özellikle ebeveynleri tarafından diş fırçalamasını kendi başına yeterli seviyede yapabildiği düşünülen karışık dişlenme dönemindeki ve okul çağındaki 10 yaş ve altındaki çocukların diş fırçalarken ebeveynleri tarafından desteklenmesi gerektiği gösterilmiştir. Ebeveynlere ve çocuklara yönelik diş fırçalama konusundaki eğitimlerin arttırılması, sürdürülebilir diş fırçalama alışkanlıkları için ebeveynlerin rol model olması ve her çocuğun kendi el becerisi doğrultusunda değerlendirilerek desteklenmesi önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Ebeveyn desteği, bağımsız diş fırçalama, çocuk, mikrobiyal dental plak, karışık dişlenme dönemi

Dental plakDiş fırçalamaDiş sürmesi+2
Ayşenur Tanrıkulu
Afyonkarahisar Health Sciences University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Demir takviyelerinin portakal suyu ilekarıştırılmasının süt dişi mine yüzey özelliklerineve renklenmesine etkisinin in-vitro değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, ferrik polimaltoz (Fe+3), ferröz sülfat (Fe+2) ve LipoferÒ içerikli demir takviyelerinin portakal suyu ile karışımının, süt dişleri üzerinde renk değişimi ve mine yüzey pürüzlülüğüne etkisini in vitro olarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 60 adet süt kanin dişi üzerinde gerçekleştirildi. Dişler akrilik rezin bloklara gömülerek her grupta 10 adet diş örneği olacak şekilde rastgele altı gruba ayrıldı. Üç farklı demir takviyesi portakal suyu ile veya distile su ile seyreltilerek, ilaç karışım solüsyonları hazırlandı. Hazırlanan diş örneklerine 28 gün boyunca günde beş dakika olacak şekilde ilaç daldırma döngüsü uygulandı. Daldırma döngüsü sonrasında dişler yapay tükürük solüsyonunda bekletildi. Diş örneklerinin başlangıç, 7, 14, 21 ve 28. günlerde spektrofotometre cihazı ile renk ölçümü, mekanik profilometre cihazı ile yüzey pürüzlülüğü ölçümü yapıldı. Her gruptan belirli sayıda alınan diş örnekleri 28. gün sonunda SEM ile incelendi. Çalışmanın istatistiksel analizi SPSS yazılım programı ile yapıldı. Bulgular: Demir takviyelerinin süt dişi renk değişimi üzerine etkisi anlamlı bulundu (p<0,05). LipoferÒ demir takviyesi tüm zamanlarda daha düşük Delta E (ΔE00) renk değişimi değeri gösterdi (p<0,05). Demir takviyelerini portakal suyu ile veya distile su ile karıştırmanın renk değişimi üzerine anlamlı bir etkisi bulunmadı (p>0,05). Farklı demir takviyelerinin ve karışım solüsyonlarının mine yüzey pürüzlülüğüne anlamlı bir etkisi bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre LipoferÒ içerikli demir takviyesinin, ferrik polimaltoz ve ferröz sülfat içerikli takviyelere göre daha az diş renklenmesine neden olduğu görülmüştür. Demir takviyelerinin portakal suyu ile karıştırılarak verilmesinin süt dişlerinin renk değişimine ve yüzey pürüzlülüğüne etkisi bulunmamıştır. Demir takviyelerinin, çocuk hastalara sistemik emiliminin artırılması ve tadının tolere edilebilmesi için portakal suyu ile karıştırılarak verilmesi önerilebilir.

Esra Akçay
Afyonkarahisar Health Sciences University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Derin öğrenme yöntemiyle geliştirilmiş yapay zekâ algoritmalarıyla panoramik radyografilerde dens invaginatus tespiti

Amaç: Çalışmamızın amacı, panoramik radyografilerde dens invaginatuslu dişlerin tespitinde, iki farklı etiketleme ile YOLOv5 ve YOLOv8 derin öğrenme modelleri kullanılarak geliştirilen yapay zekâ uygulamasının başarısını ve güvenilirliğini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, 8-18 yaş arası hastalara ait 656 panoramik radyografi üzerinde üst anterior bölgedeki dens invaginatuslu dişlerin detection ve segmentasyon yöntemleri ile etiketlemesi yapıldı. Görüntüler üzerindeki etiketlemeler, CranioCatch (Eskişehir, Türkiye) yazılımı kullanılarak 2,5 yıllık deneyime sahip araştırma görevlisi ve 15 yıllık deneyime sahip çocuk diş hekimi uzmanı tarafından gerçekleştirildi. Her bir model kesinlik, duyarlılık ve F1 skorunu içeren performans kriterlerine göre değerlendirildi. Bulgular: YOLOv5 modelinin detection yöntemi ile etiketlemeler sonucu kesinlik, duyarlılık ve F1 skoru değerleri sırasıyla 0,945, 0,887 ve 0,915 iken; segmentasyon yöntemi için bu değerler 0,905, 0,928, 0,916 olarak bulundu. YOLOv8 modelinin detection yöntemi ile etiketlemeler sonucu kesinlik, duyarlılık ve F1 skoru sırasıyla 0,950, 1 ve 0,974 iken; segmentasyon yöntemi için bu değerler 0,940, 0,994, 0,966 olarak bulundu. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre geliştirilen derin öğrenme modellerinin, dens invaginatus tespitinde başarılı olduğu görülmüştür. Derin öğrenme destekli sistemlerin çocuk diş hekimliği pratiğinde yer alabileceği ve hekimler için karar destek mekanizması olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Dens invaginatus, Panoramik radyografi, Yapay zekâ, YOLO

Esra Nur Akgül
Afyonkarahisar Health Sciences University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Büyük azı keser hipomineralizasyonundanetkilenmiş daimi dişlerde farklı simanlarkullanılarak uygulanan paslanmaz çelikkronların klinik başarısının değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı büyük azı keser hipomineralizasyonu (BAKH) bulunan dişlerin tedavisinde kullanılan paslanmaz çelik kronların, kalsiyum silikat esaslı rezin siman (KSRS) ve rezin modifiye cam iyonomer siman (RMCİS) ile simantasyonu sonrasında klinik performanslarının karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, dahil edilme kriterlerini karşılayan 8-12 yaş arası 30 hasta dahil edilmiştir. Kronlar, split-mouth (bölünmüş ağız) çalışma tasarımına uygun olarak kalsiyum silikat esaslı rezin siman (THERA CEM®, Bisco, USA) ve rezin modifiye cam iyonomer siman (KETACTM CEMP LUS, 3M ESPE, USA) gruplarına randomize edilerek simante edilmiştir. Tedavilerin tamamlanmasının ardından hastalar 3., 6., 9., ve 12. Aylarda kontrollere çağırılmıştır. Başlangıç ve kontrol seanslarında BAKH'den etkilenen daimi birinci molar dişlere hava püskürtme reaksiyonu ile hassasiyet testi yapılmıştır. Hassasiyet yoğunluğunun subjektif değerlendirmesi için Görsel Analog Skala (VAS) kullanılmıştır. Ayrıca plak intikatörü (GC Tri Plaque ID GelTM , GC corporation, Tokyo, Japan) kullanılarak Green ve Vermillion'un basitleştirilmiş oral hijyen indeksi (OHI) kullanılarak oral hijyen, periodontal sağlık durumları ise Löe&Sillness plak indeksi ve Löe&Sillness gingival indeksi ile değerlendirilmiştir. Klinik değerlendirmelerin yanı sıra, 6. ve 12. Aylarda radyografik değerlendirmeler de yapılmıştır. İstatistiksel analizler için, IBM SPSS Statistics Version 22 (IBM SPSS®, Chicago, USA) programı kullanılmıştır. Bulgular: On iki ayın sonunda KSRS grubundan 23, RMCİS grubundan 25 diş değerlendirilmiştir. Takip edilen sürede KSRS grubunun sağkalım oranı %95,3 RMCİS grubunun ise %100 bulunmuştur. İki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). VAS'a göre hassasiyet her iki grup için de anlamlı derecede azalmıştır; ancak simanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). OHI değerleri başlangıca göre takipte anlamlı düzeyde azalmıştır. Plak indeksi ve gingival indeks değerleri de her iki grup içinde azalmıştır; ancak benzer şekilde aralarında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç: PÇK simantasyonunda kullanılan KSRS ve RMCİS benzer başarı oranları göstermiştir. Bu simanların farklı yaş grubundaki hastalara ve semptomlara göre BAKH'li dişlerin tedavisinde kullanımı önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Büyük azı keser hipomineralizasyonu, Paslanmaz çelik kron, Kalsiyum silikat esaslı rezin siman, Rezin modifiye cam iyonomer siman.

Esma Atış
Afyonkarahisar Health Sciences University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı tasarım ve üretim metotları ile hazırlanarak uygulanan sabit yer tutucuların klinik sonuçlarının ve oral hijyene etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, dijital iş akışı ve lazer sinterizasyon 3D baskı yöntemiyle üretilen sabit yer tutucuların, geleneksel yöntemlerle üretilen sabit yer tutucularla klinik başarı ve periodontal sağlığa etkileri açısından değerlendirilmesi ve karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Yaşları 5-10 yaş (ort.:6,99±1,18) arasında değişen 70 çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastalar 2 gruba ayrılmıştır. Lazer Sinterizasyon (LS) Grubu (n=34): Hastaların 3Shape TRIOS®(Kopenhag/Danimarka) ağız içi tarayıcı ile ölçüsü alınmış ve yer tutucular CAD/CAM destekli 3D Baskı LS metoduyla titanyum bazlı metal tozundan üretilmiştir. Band-Loop (BL) Grubu (n=36): hastaların aljinat ile ölçüsü alınmış ve alçı model üzerinde bantların uyumlanması ve tellerin lehimlenmesi ile yer tutucular üretilmiştir. Hastaların ölçü yöntemi üzerindeki algısı ölçüden hemen sonra anket ile değerlendirilmiştir. Altıncı ay kontrollerinde yer tutucuların retansiyonu ve periodontal sağlığa etkileri değerlendirilerek karşılaştırılmıştır. Bulgular: BL grubundan 16 (%38), LS grubundan 25 (%65,7) yer tutucu başarısız kabul edilmiş ve retansiyon açısından BL yer tutucular daha başarılı bulunmuştur (p=0,007). BL grubunun ortalama sağ kalım süresi anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0,035). İki grubun başlangıç ve kontrol gingival indeks ve plak indeksi (GI/PI) değerleri arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. LS grubunun 6.ay genel GI/PI değerleri başlangıç değerlerine göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,005). BL grubunda da 6.ay GI/PI verilerinde düşüş görülmüş ancak yalnızca GI verilerindeki düşüş anlamlı bulunmuştur. Her iki grubun da destek dişe ait GI/PI değerleri ise anlamlı derecede yükselmiştir (p<0,005). Anket sonuçları göz önüne alındığında LS grubu hastaların ölçü yöntemini daha pozitif yorumladığı görülmüştür. Sonuç: Çalışmamızın sonucunda BL yer tutucuların klinik başarısının (%62), LS yer tutuculara (%34) göre daha yüksek olduğu, periodontal sağlığa ve ağız hijyenine etkileri açısından bir fark olmadığı, sabit yer tutucuların tipinden bağımsız olarak, yerleştirildiği destek dişin GI/PI değerlerinde artışa sebep olduğu, çocuk hastaların ölçü yöntemi olarak ağız içi tarayıcıları tercih ettiği bulunmuştur.

Ayşe Cengiz
Akdeniz University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda ön diş çapraz kapanış tedavisinde akrilik ve şeffaf plakların etkinliği ve bu tedavilerin yaşam kalitesine etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Karma dişlenme döneminde görülen dişsel ön çapraz kapanışın (AC) tedavisinde, şeffaf plaklar ve labiolingual yaylı Hawley (LH) apareylerin etkinliğinin karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Sagital planda en az bir daimi keser dişinde dişsel AC görülen, 7-12 yaş aralığında, 30 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma grupları; şeffaf plaklar (Grup A) ve LH aparey (Grup B) ile tedavi edilecek 15'er hastadan oluşmaktadır. Değerlendirme ölçütleri; tedavi süresi, sefalometrik ölçümler, analog ve dijital model analizi, ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi olarak belirlenmiştir. Dijital ve analog model analizlerinin uyumu Bland-Altman analizi ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan tüm hastalarda AC başarıyla düzeltilmiştir. Grup B'nin ortalama tedavi süresi (48,4±27), Grup A'ya (96,3±22,7) göre önemli ölçüde daha kısadır (p=0.00). Grup A'da tedavi sonrası U1-NA açısı 5,9°, overjet 4 mm artış gösterirken, Grup B'de ise U1-NA açısı 7,7° ve overjet 4,2 mm artış göstermiştir (p=0,00). Sefalometrik ölçümlerin tedavi öncesi ve sonrasındaki değişimleri gruplar arasında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir (p>0,05). Grup A'nın analog model analizinde, insizal ve gingival ark derinliği (sırasıyla; 2,6, 1,17, p=0,00) artış gösterirmiştir. Grup B'deki ark parametrelerinde ve Gruplar arasında COHİP-SF19 skorlarında anlamlı bir değişiklik olmamıştır (p>0,05). Bland-Altman analizine göre dijital ve analog analiz yöntemleri uyumlu bulunmuştur. Sonuç: Karma dişlenmede görülen dişsel AC, kısa sürede her iki grupta da başarıyla tedavi edilmiştir. Ancak, LH aparey ile tedavi süresi şeffaf plaklara göre anlamlı düzeyde daha kısa bulunmuştur. Tedavi yöntemlerinin çocukların yaşam kalitesi üzerinde benzer etkiler oluşturduğu görülmüştür.

Buse Nur Gök
Akdeniz University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Basketbol oynayan çocuk ve adölesanlarda dijital yöntemlerle yapılan kişisel ağız koruyucuların spor performansı üzerindeki etkisinin araştırılması ve ağız koruyucu kullanımı konusundaki görüşlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, basketbol oynayan çocuk ve adölesan sporcularda dijital yöntemlerle üretilen kişiye özel ağız-diş koruyucularının (ADK) spor performansı üzerindeki etkilerini araştırmak ve katılımcıların ADK kullanımı konusundaki görüşlerini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmaya yaşları 86-196 (ort.:127,08±24,27) ay arasında değişen 72 gönüllü amatör ve yarı profesyonel basketbol sporcusu dahil edilmiştir. Katılımcılar çocuk, 86-119 ay, (ort.: 106,21 ± 9,66; ay n=33), ve adölesan 120-196 ay (ort.: 144,74 ± 18,01; n=39) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Her katılımcı için dijital ağız içi tarayıcı ile ölçü alınarak 3D model üzerinde basınçlı vakum yöntemiyle 4 mm kalınlığında EVA materyalinden kişiye özel ADK üretilmiştir. Spor performansı, "Yo-Yo Intermittent Recovery Test Level 1 (Yo-Yo IR1)" ile ADK'li ve ADK'siz koşullarda değerlendirilmiştir. ADK'ye ilişkin kullanıcı algısı; nefes alma, konuşmaya alışma, konfor, performansa etkisi ve genel memnuniyet boyutlarını içeren 4'lü Likert ölçeğiyle (1=Kesinlikle katılmıyorum, 4=Kesinlikle katılıyorum) ölçülmüştür. Bulgular: Tüm örneklemde performans farkı istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0,358). Yo-Yo IR1 test sonuçlarına göre, ADK kullanımının Çocuk Grubunda (p=0,103) ve Adölesan Grubunda (p=0,970) performansı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilemediği saptanmıştır. Anket değerlendirmesinde her iki grupta da genel memnuniyet yüksek bulunmuştur (Çocuk: %63,6, Adölesan: %64,1). Nefes alma kolaylığı açısından olumlu yanıt oranları Çocuk Grubunda %48,5, Adölesan Grubunda %53,8 olarak tespit edilmiştir. Performansa yönelik pozitif algıda Adölesan Grup (%58,9), Çocuk Grubuna (%36,4) göre daha olumlu görüş bildirmiştir. Sonuç: Dijital iş akışıyla üretilen kişiye özel ADK'ler, çocuk ve adölesan basketbol sporcularının performansını olumsuz etkilememektedir. Yüksek memnuniyet oranları ve kabul edilebilir konfor düzeyi ile bu koruyucular, genç sporcuların dental yaralanmalardan korunması için güvenle önerilmektedir. Bulgular, ADK kullanımının performansı düşüreceği endişesinin temelsiz olduğunu göstermektedir.

Ebru Kurt
Akdeniz University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Süt dişi dentin yüzeyinde üç farklı minimal invaziv yaklaşımın mikrosertlik ve mineral densitesi üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, yapay çürük oluşturulmuş süt dişi dentin yüzeyine uygulanan üç farklı minimal invaziv yaklaşımın remineralizasyon üzerine etkilerinin mikrosertlik testi ve mineral densitesi analizi ile değerlendirilmesidir. Yöntem: Toplamda 76 adet çekilmiş süt azı dişinin dentin yüzeyleri kullanılmıştır. Dişler GF, ART ve GMART yöntemlerini temsil etmesi amacıyla üç ana gruba ayrılmıştır. Vickers mikrosertlik ölçümleri için her grupta n=20 olacak şekilde 60 adet diş seçilmiştir. Tedavi gruplarında yer alan dişler, sırasıyla başlangıç (T0), pH siklusu sonrası (T1), tedavi uygulaması sonrası (T2) ve ek pH siklusu sonrası (T3) olmak üzere dört farklı zaman noktasında değerlendirilmiş olup, aynı örneklerden tekrarlı ölçümler alınarak sertlik değişimleri kaydedilmiştir. Mineral densitelerinin belirlenebilmesi amacıyla kullanılan SEM-EDX analizlerinde ise her bir tedavi grubu için ayrılan 4 örnek ve ek olarak T0 ve T1 grupları için ayrılan 2 örnekte haritalama analizleri ve longitudinal yüzeyde çizgisel analiz yapılmıştır. Bulgular: Tüm gruplarda, T1 aşamasında mikrosertlik değerlerinde anlamlı düşüş kaydedilmiş olup, T0 ve T1 aşamalarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. T2 aşamasında tüm gruplarda T1 değerlerine göre anlamlı artış görülmüş olup, En yüksek ortalama sertlik değeri GF grubunda (39,54 ± 3,13 VHN), en düşük ortalama sertlik değeri ise ART grubunda (34,41 ± 3,09 VHN) kaydedilmiştir. T3 aşamasında ise tüm gruplarda T2 aşamasına kıyasla düşüş olduğu görülmüş, en yüksek ortalama değer SMART grubunda (36,27 ± 3,64 VHN), en düşük ortalama değer ise ART grubunda (26,72 ± 2,35 VHN) kaydedilmiştir. SEM-EDX analizlerinde, tüm gruplarda T2 aşamasında Ca/P oranının T1 aşamasına kıyasla daha yüksek olduğu görülmüş olup GF ve GMART gruplarında Ag elementinin varlığı tespit edilmiştir. Sonuç: GF kullanılan çalışma gruplarında, ART'ye göre çok daha yüksek mikrosertlik değerleri elde edildiği görülmüştür. Çalışma sonuçlarına göre, yüksek çürük riski taşıyan ve kooperasyon güçlüğü yaşayan hasta gruplarında bu yöntemleri uygulamanın daha uygun bir seçenek olduğu önerilebilir. Anahtar Kelimeler: gümüş diamin florür, atravmatik restoratif tedavi, gümüş modifiyeli atravmatik restoratif tedavi, mikrosertlik analizi, mineral densitesi analizi

Elif Çakıroğlu
Akdeniz University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üç farklı restoratif materyalin gümüş florür uygulanmış çürük dentin dokusuna bağlantı dayanımının değerlendirilmesi

Amaç: Flor salınımı yapan üç farklı restoratif materyalin sağlam dentin, yapay çürüklü dentin ve yapay çürük + Gümüş Florür (GF) solüsyonu yapılan dentin yüzeylerine uygulandıktan sonra yaşlandırma işlemi yapılmış ve yapılmamış örneklerin makaslama bağlantı dayanımları ve meydana gelen kırık tipleri değerlendirilmiştir. Yöntem: Çalışmada, 180 adet çekilmiş çürüksüz veya mine çürüklü süt azı dişi kullanılmıştır. Sağlam dentin, yapay çürüklü dentin, yapay çürük+GF solüsyonu uygulanmış dentin yüzeylerine üç farklı restoratif materyal (yüksek viskoziteli cam iyonomer siman, rezin modifiye cam iyonomer siman ve alkasit restoratif materyal) uygulanmış; restorasyonlar tamamlandıktan sonra tüm örneklerin yarısı 500 döngü (55±5°C) termal döngüye tabi tutulmuştur. Makaslama bağlantı dayanım değerleri ölçülen örneklerin, stereomikroskop altında kopma yüzeyleri incelenerek kırık tipleri belirlenmiştir. Her gruptan 1 örnek SEM analizi ile x100, x500, x1000, x2500 büyütme altında incelenmiştir. Bulgular: Yaşlandırma yapılan ve yapılmayan gruplarda materyalden bağımsız olarak sağlam ve yapay çürüklü dentinde bağlantı dayanım değerleri benzer (p>0,05); GF uygulanan yapay çürüklü dentinde bağlantı dayanımı en düşük bulunmuştur (p<0,05). Sağlam ve yapay çürüklü dentinde Cention Forte, Fuji IX ve Fuji II LC'den anlamlı derecede yüksek değer göstermiştir (p<0,05). GF uygulanan grupta materyaller arasında fark yoktur. Sağlam ve yapay çürüklü dentinde Cention Forte diğerlerinden anlamlı derecede yüksektir (p<0,05). GF uygulanan grupta fark saptanmamıştır. Yaşlandırmanın etkisi açısından, sağlam dentinde Fuji IX ve Fuji II LC için yaşlandırılan, Cention Forte için yaşlandırılmayan örneklerde; yapay çürüklü dentinde Fuji IX ve Cention Forte için yaşlandırılmayan, Fuji II LC için yaşlandırılan örneklerde daha yüksek değerler görülmüştür. GF uygulanan grupta yalnızca Fuji II LC ve Cention Forte'de yaşlandırılmış/yaşlandırılmamış alt gruplar arasında fark bulunmuştur (p<0,05). Kırık tipleri çoğunlukla adeziv ve karma olup, gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç: Cention Forte erken ve geç dönemde sağlam dentin ve yapay çürüklü dentinde diğer cam iyonomerlere göre oldukça yüksek bağlantı dayanımı göstermiş olsa da GF solüsyonu sonrası bağlantı dayanımlarında anlamlı derecede düşüş yaşanmış; Fuji IX materyali GF solüsyonu uygulamasından en az etkilenen materyal olmuştur.

Zeynep Keleş Tepeli
Akdeniz University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bitkisel özütlerin oral patojen mikroorganizmalara karşı antimikrobiyal etkinliğinin in vitro olarak değerlendirilmesi

Amaç: Diş çürüğü çocukluk çağının en sık görülen kronik hastalığı olup, koruyucu diş hekimliğinde doğal yöntemlere ilgi giderek artmaktadır. Çalışmamızın amacı kivi ve stevia özütlerinin karyojenik mikroorganizmalar üzerindeki antimikrobiyal etkinliğinin değerlendirilmesidir. Yöntem: Çalışma kapsamında kivi ve stevia bitkilerinin etanolik özütleri elde edilmiştir. Özütlerin şeker, yağ ve fenolik içerik analizleri gerçekleştirilmiştir. S. mutans ve L. acidophilus üzerindeki antimikrobiyal etkinlik, sıvı mikrodilüsyon, minimum bakterisidal konsantrasyon, öldürme kinetiği ve biyofilm duyarlılık testleriyle değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel analizi SPSS (SPSS Statistics v23.0 for Windows, Chicago, IL, ABD) programı ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda stevia özütünün antioksidan kapasitesi ile toplam fenolik ve flavonoid içeriği kivi özütüne kıyasla sırasıyla 6-17 kat daha fazla tespit edilmiştir. Sıvı mikrodilüsyon testinde stevia özütünün MİK ve MBK değerleri S. mutans üzerinde kivi özütüne kıyasla daha düşük bulunmuştur. L. acidophilus için özütler arasında anlamlı fark görülmemiştir. Öldürme kinetiği testi sonuçları koloni sayımı ile değerlendirildiğinde, kivi özütü, S. mutans üzerinde yüksek dozda 3 saat içinde bakterisidal etki gösterirken, düşük dozlarda bu etki izlenmemiştir. Stevia özütü, S. mutans üzerinde tüm dozlarda 24 saat içinde bakterisidal etki göstermiştir. Bu durum stevia özütünün kivi özütüne kıyasla daha potent bir antimikrobiyal olduğuna işaret etmektedir. Her iki özüt de L. acidophilus üzerinde çözücüsüne göre daha zayıf etkinlik göstermiştir. Öldürme kinetiği testinin sonuçlarının optik yoğunluk ile değerlendirilmesinin ise prosedürel hatalara yol açabildiği düşünülmektedir. Biyofilm duyarlılık testinde S. mutans üzerinde her iki özüt de etkili olmakla birlikte, stevia özütünün etkinliği daha yüksek bulunmuştur. L. acidophilus biyofilmine ise stevia özütü etki ederken, kivi özütünün etkinliği çözücüsüne göre daha zayıf olmuştur. Tüm testlerde hem S. mutans hem de L. acidophilus için klorheksidinin etkinliği bitki özütlerinin etkinliğinden daha yüksek izlenmiştir. Sonuç: Çalışmamızın sonucunda, stevia özütünün S. mutans üzerinde belirgin antimikrobiyal etkinliği tespit edilmiş olup, koruyucu diş hekimliği açısından umut vadetmektedir. Kivi özütünün ise karyojenik mikroorganizmalar üzerindeki etkinliği zayıf izlenmiştir. Stevia ve kivi özütlerinin klinik kullanımda yer alması için daha kapsamlı çalışmalar gerekmektedir.

Diş çürükleriMikrobiyal duyarlılık testleri
Ecem Mamaklı Erdoğan
Akdeniz University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi Akdeniz Ateşinin (AAA) çocuk ve adolesanlarda ağız ve diş sağlığına olan etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç. AAA tanılı çocuk ve adölesanlarda ağız hijyeninin, diş ve çevre dokuların, klinik ve radyolojik olarak değerlendirilmesi ve elde edilen sonuçların sağlıklı bireylerle karşılaştırılmasıdır. Yöntem. Çalışmamıza, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Romatolojisi Kliniği'nden yönlendirilen ve Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Kliniği'nde değerlendirilen 45'i AAA'lı (çalışma grubu) ve 45'i sağlıklı (kontrol grubu) yaşları 6-15 arasında değişen hastalar dahil edilmiştir. Çalışma grubunda MEFV gen mutasyonları incelenmiştir. Her iki grubun da demografik ve klinik özellikleri kaydedildikten sonra ağız içi muayeneleri yapılmış olup DMFT, dft, bruksizm, bruksizme bağlı diş aşınması ve gingival/plak indeksleri değerlendirilmiştir. Tükürük pH'ı, akış hızı ve tamponlama kapasiteleri ölçülmüştür. Diş yaşı, Cameriere yöntemi ile belirlenmiş ve alçı model üzerinde dişlerin mezio-distal boyutları ölçülmüştür. Bulgular. Çalışma grubundaki hastaların 19'u (%42,2) erkek, 26'sı (%57,8) kız, yaş ortalaması 10,88±2,97, kontrol grubundaki hastaların yaş ortalaması 10,67±2,02'dir. Çalışma ve kontrol gruplarında DMFT (p=0,894), dft (p=0,882), OHI-S (p=0,280) MGI (p=0,212), tükürük pH'ı (p=0,051), tükürük tamponlanma kapasitesi (p=0,845) ve tükürük akış hızında (p=0,125) anlamlı farklılık bulunmamıştır. Çalışma grubundaki hastaların %46,6'sında afta ve %80'inde ise diş aşınmalarına rastlanılmıştır. Diş yaşı ile kronolojik yaş arasındaki fark çalışma grubunda-0,76±0,86, kontrol grubunda -0,45±0,84'tür (p=0,086). Sadece 63 numaralı dişin mesio-distal boyutu anlamlı derecede kontrol grubunda yüksek bulunmuştur (p=0,041). Sonuç. AAA hastalarında genellikle tekrarlayan oral aftöz lezyonlar ve periodontitis görülebilmektedir. AAA'lı çocuklarda tanı zamanındaki farklılık ve/veya düzenli olarak tedavi görmemeleri nedenleriyle etkilenen yaşam kaliteleri psikolojilerini olumsuz etkilemekte, bu durum da bruksizmin ortaya çıkma sebebini açıklamaktadır. Bu nedenlerle AAA hastalarının hem çocuk romatologları hem de pedodontistler tarafından düzenli olarak kontrol edilmesi bu hastaların yaşam kalitesini yükseltecek ve ağız diş sağlığını da olumlu yönde etkileyecektir Anahtar kelimeler: AAA, DMFT, tükürük pH, bruksizm

Ailevi akdeniz ateşiBruksizmErgenler+2
Canan Ozan
Akdeniz University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bitkisel içerikli diş macunlarının antibakteriyel etkinliklerinin in vitro streptococcus mutans biyofilm modelinde incelenmesi

Bu çalışmada, ticari olarak temin edilebilen yirmi adet diş macununun antibakteriyel etkilerini in vitro olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bitkisel diş macunlarının yan etkilerinin olmaması ve kimyasal diş macunlarına göre güvenli bulunması gibi nedenler ile son dönemde kullanımı artmıştır. Çalışmada on dokuz adet bitkisel ve bir adet fluoridli diş macununun agar-well difüzyon yöntemi ile Streptococcus mutans'a karşı olan antimikrobiyal etkileri araştırılmıştır. Antibakteriyel etkisi tespit edilen diş macunlarının (Oral B, Agarta, Bioplante, Urtekram, Ersağ, R.O.C.S. Baby) biyofilm üzerine etkisi incelenmiştir. Bu amaçla seyreltilen diş macunları, hidroksiapatit diskler üzerinde in vitro oluşturulan S. mutans biyofilm tabakası üzerine uygulanmıştır. Deney sonrası canlı kalan bakteri sayısı cfu/ml cinsinden hesaplanmıştır. Diskler üzerinden görüntüler konfokal mikroskop ve taramalı elektron mikroskobu ile elde edilmiştir. Veriler istatistik olarak IBM SPSS V22 programı ile analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda canlı bakteri sayıları açısından diş macunu grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). Agarta ve Bioplante diş macunlarının diğer bitkisel diş macunlarına göre daha yüksek antibakteriyel etkinlik gösterdiği saptanmıştır. Kalan canlı bakteri sayıları açısından Agarta ve Bioplante, Oral B ile benzer sonuçlar vermiştir. Bitkisel içerikli diş macunların çürük oluşumundan sorumlu bakteriler üzerinde göstermiş olduğu olumlu etkisi ile diş çürüğünden korunma çalışmalarında güvenle kullanımı önerilmektedir.

Antibakteriyel aktiviteBitkisel ürünlerDiş macunları+2
Sümeyra Acar Özlü
İstanbul University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Pedodontide kullanılan güncel restoratif materyallerin insan dental pulpa kök hücreleri üzerine etkilerinin in vitro olarak incelenmesi

Bu çalışmada çocuk diş hekimliğinde güncel olarak kullanılan restoratif materyallerin insan dental pulpa kök hücreleri üzerindeki sitotoksik etkilerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada kullanılan insan dental pulpa kök hücreleri 19-25 yaş aralığında bulunan bireylerin çekim endikasyonu konulmuş gömük üçüncü büyük azı dişlerinden elde edilmiştir. Hücreler izole edilip konfluent hale geldikten sonra pasajlama işlemine geçilmiş ve hücrelerin en iyi sitogenetik özelliklerini yansıtan 3. pasajdaki hücreler çalışmada kullanılmıştır. Meydana getirilen dental pulpa mezenkimal kök hücrelerine GC Fuji IX GP, GC Equia Forte, APA Cam Karbomer ve APA Esthetic Fill materyallerine ait salınım sıvıları maruz bırakılmıştır. 1. 3. ve 7. gün sonunda Anneksin V ve 7-Aminoactinomycin D (7-AAD) ile hücreler boyanarak canlı hücre, nekrotik hücre, erken ve geç apoptoza uğramış hücreler akım sitometri ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular IBM SPSS V23 ile istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Veriler değerlendirildiğinde canlı hücre bulguları açısından APA Cam Karbomer materyali en yüksek canlı hücre değerine sahip olan materyal olup ile diğer restoratif materyallerle arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,001). Erken apoptoz bulguları açısından ise gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p<0,05). Geç apoptoz bulguları açısından restoratif materyal grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemekle (p<0,05) beraber GC EQUIA Forte materyali için 3. ve 7. günler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmüştür (p<0,001). Nekrotik hücre bulguları açısından ise APA Cam Karbomer materyali en düşük nekrotik hücre değerine sahip olan materyal olup diğer restoratif materyal grupları ile aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (p<0,001). Çalışmadan elde edilen bulgular sonucunda APA Cam Karbomer materyali diğer restoratif materyal gruplarına göre 1. 3. ve 7. gün sonunda daha biyouyumlu bir materyal olduğu belirlenmiştir.

Anneksin VDental materyallerDental pulpa+4
Sabiha Ceren İlisulu
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Süt dişlenme dönemindeki çocukların ağız mikrobiyotasının otizm spektrum bozuklukları ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), ağız mikrobiyotasındaki bozulmalarla birlikte orofaringeal bölgede anormalliklerle ilişkilidir. Gastrointestinal sistemin başlangıcı olarak ağız boşluğu, OSB'de mikrobiyal bağırsak-beyin ekseni aracılı iletişimin bir parçası olarak kabul edilmektedir. OSB'li çocukların ağız mikrobiyotalarındaki değişiklikleri bildiren çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, OSB'li çocukların tükürük mikrobiyotasındaki olası değişikliklerin sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılarak incelenmesidir. Çalışma kapsamında, 36-60 ay (ortalama 47,78 ± 8,54 ay) arasındaki OSB'li (n=9) ve sağlıklı kontrol (n=9) grubunu oluşturan erkek ve süt diş dizisine sahip çocukların tükürük mikrobiyotası 16S rRNA gen sekanslama analiz yöntemi ile değerlendirilerek OSB ile ilişkili farklılıklar araştırılmıştır. Flavobacteriales takımının OSB'li grupta göreceli bolluk miktarı kontrol grubuna oranla daha yüksek bulunurken, Fusobacteriales takımının OSB'li gruptaki göreceli bolluk miktarı kontrol grubuna oranla daha düşük bulunmuştur. OSB'li grupta Granulicatella elegans, Streptococcus anginosus SK52 = DSM 2563, Streptococcus cristatus AS 1.389, Streptococcus mitis, Streptococcus oralis subsp. dentisani, Streptococcus pneumoniae ve Neisseria zalophi taksonları anlamlı farklılık göstererek daha yüksek oranda gözlenmiştir. Gruplar arasında alfa çeşitlilik indeksleri açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. Bunun yanında OSB'li grupta Firmicutes filumu, Bacilli sınıfı ve Lactobacillales takımı ile vücut kitle indeksi arasında pozitif yönlü güçlü bir ilişki bulunmuştur. Çalışmadan elde edilen veriler OSB'li çocukların ağız mikrobiyotasının sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında bazı taksonların farklı seviyelerde artan ve azalan eğilimlerini göstermektedir. OSB ve ağız mikrobiyotası arasındaki ilişkinin anlaşılabilmesi ile, OSB ile ilişkili fenotiplerin araştırılmasında ağız mikrobiyotasının potansiyel bir araç olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: ağız mikrobiyotası, otizm spektrum bozukluğu, beyin-bağırsak ekseni, 16S rRNA analizi

AğızBağırsaklarBeyin+6
Gülsevim Usta
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Süt dişlerinde hazır pediatrik cam fiber kuronların klinik başarısının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; süt azı dişlerine 2 farklı yapıştırma simanı kullanılarak uygulanan hazır pediatrik cam fiber kuronların (CFK), klinik başarısını, dişeti sağlığı üzerine etkisini ve ebeveyn memnuniyetini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmamızda yaşları 5-9 arasında değişen 38 çocuğun süt azı dişlerine, 2 farklı siman materyali [cam iyonomer siman (CİS) ve rezin modifiye CİS (RMCİS)] kullanılarak 62 CFK uygulanmıştır. 12 aylık kontrol sürecinde, CFK'ların retansiyonu, anatomik bütünlüğü, dişeti sağlığı üzerine etkisi ve ebeveyn memnuniyeti değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda en yüksek sağ kalım RMCİS ile simante edilmiş grupta görülmesine rağmen gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmamaktadır (p>0,05). CFK uygulanan dişlerin plak indeksi skorlarında başlangıç değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir değişimin olmadığı görülmüştür (p>0,05). Gingival indeks skorları değerlendirildiğinde ise başlangıç değerlerine göre kontrol seanlarında görülen artış önemli düzeyde anlamlıdır (p≤0,001). Ebeveynlerin CFK'lardan genel olarak memnun oldukları ancak dayanıklılık konusunda estetik parametrelere oranla memnuniyetin daha düşük olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmamızda on iki aylık takipte, CFK'larda görülen yüksek kırılma, aşınma oranları ve periodontal indeks verileri değerlendirildiğinde; CFK'ların uzun süreli klinik kullanımda başarı oranının düşük olduğu görülmektedir.

Cam elyaf kompozitlerDental materyallerDental çimentolar+4
Kübra Bektaş
Akdeniz University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Derin dentin çürüğüne sahip süt azı dişlerinin sınıf II restorasyonunda dört farklı restoratif materyalin klinik başarısının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, süt azı dişlerinde parsiyel çürük uzaklaştırılmasını takiben kaviteye yerleştirilen, flor içerikli 4 farklı restoratif materyalin klinik başarılarının 12 aylık takip süresince değerlendirilmesidir. Yöntem: Çalışmamızda yaşları 5-9 arasında değişen 80 çocuğun derin dentin çürüğüne sahip 250 adet süt azı dişi, çürük lezyonunun selektif olarak uzaklaştırılmasının ardından hibrit cam iyonomer siman (Equia Forte HT), çinko ile güçlendirilmiş yüksek viskoziteli cam iyonomer siman (Chemfil Rock), rezin modifiye cam iyonomer siman (Fuji II LC) ve alkasit materyal (Cention N) ile restore edilmiştir. Materyallerin klinik başarıları 1, 3, 6 ve 12. aylarda Modifiye USPHS kriterleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda, 12 ay süresince 183 adet restorasyonun takibi yapılmış ve toplam 6 dişte pulpal enfeksiyon meydana geldiği görülmüştür. Hiçbir dişte pulpal perforasyon meydana gelmemiştir. Retansiyon açısından değerlendirildiğinde, en başarılı materyal Fuji II LC (%92,86) iken bunu sırasıyla, Chemfil Rock (%81,49), Equia Forte (%78,95) ve Cention N (%75) izlemektedir. Materyaller arasında 12.ay sonunda retansiyon kriteri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0,05). Diğer modifiye USPHS kriterleri değerlendirildiğinde kenar renklenmesi kriterine göre en başarılı materyal Fuji II LC, kenar uyumu ve anatomik form kriterine göre ise Cention N, renk uyumu kriterine göre ise Equia Forte HT olmuştur. Bu kriterlerden kenar uyumu, kenar renklenmesi ve anatomik form kriterlerinde 12. ayda materyaller arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu görülmüştür (p<0,05). Çalışmamızda hiçbir olguda ikincil çürük, postoperatif hassasiyet görülmemiştir. Sonuç: Çalışma sonuçlarımız değerlendirildiğinde, derin dentin çürüklü süt azı dişlerinde 1 yıllık takip süreci sonunda pulpal enfeksiyon oranının çok az olması, çalışmamızda kullandığımız materyallerin selektif çürük uzaklaştırma yöntemi ile birlikte başarılı bir şekilde kullanılabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte materyallerin modifiye USPHS kriterlerine göre değerlendirildiğinde birbirine yakın sonuçlar gösterdiği belirlenmiştir.

AlkasitAzı dişleriCam iyonomer çimentoları+4
Zeynep Burcu Bodur
Akdeniz University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Flor içerikli dört farklı restoratif materyalin diş fırçalama simülatörü sonrasında yüzey özelliklerinde meydana gelen değişiklikler ve bakteri tutulumunun değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı; tek aşamada uygulanabilen ve yüksek oranda flor salabilen dört farklı restoratif materyalin, başlangıç, polisaj sonrası ve fırçalama simülatörüne tabii tutulduktan sonra yüzey pürüzlülüklerinin ve bakteriyel tutulumunun değerlendirilmesidir. Yöntem: Çalışmamızda, kullanılan restoratif materyallere göre dört ana grup oluşturulmuştur; alkasit (CN), hibrit cam iyonomer siman (Eq), çinko içerikli yüksek viskoziteli cam iyonomer siman (CR), ve rezin modifiye cam iyonomer siman (Fj). Bu gruplar da uygulanan işlemlere göre 3 alt gruba [kontrol (K), polisaj (P) ve fırçalama (F) (n=12)] ayrılmış olup; Eq grubunda ek bir alt grup daha oluşturulmuştur [vernik (V) (n=12)]. Tüm alt gruplardan 6 mm çapında 2 mm yüksekliğinde örnekler hazırlanmış, kontrol grubuna hiçbir yüzey işlemi uygulanmamış, polisaj grubuna sadece polisaj yapılmış, fırçalama grubuna polisajdan sonra fırçalama işlemi uygulanmış ve vernik grubuna yüzey örtücü uygulandıktan sonra fırçalama işlemi uygulanmıştır. Tüm örneklerde profilometre cihazı ile yüzey pürüzlülüğü ölçülmüş olup her gruptan 2'şer örnekte AFM cihazı ile yüzey topografisi, SEM- EDX ile materyal yüzeyinin mikro görüntülemesi ve elemental içeriği değerlendirilmiştir. Her gruptan 10 örnek üzerinde, polimikrobiyal biyofilm oluşturulup, oluşan biyofilm her gruptan 2 örnekte Konfokal Taramalı Lazer Mikroskobu ile görüntülenerek değerlendirilmiş, toplam bakteri, S. mitis ve S. mutans koloni sayımları yapılmış ve elde edilen veriler karşılaştırılmıştır. Bulgular: Yüzey pürüzlülük değerleri en yüksek Eq-V grubunda ölçülmüştür ve bu grup ile diğer tüm gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Diğer gruplar arasında yüzey pürüzlülük değerleri açısından farklılık görülmemiştir (p>0,05). En düşük pürüzlülük değerleri bütün materyallerin polisaj gruplarından elde edilmiştir. Eq-V grubu hariç, fırçalama uygulamasının tüm materyallerde pürüzlülüğü arttırdığı görülmüştür. Materyallerin yüzey pürüzlülük değerleri ile mikroorganizma sayıları arasında bir ilişki görülmemiştir (p>0,05). Toplam bakteri ve S.mitis koloni sayıları bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır (p>0,05). En düşük S. mutans koloni sayıları CN gruplarından elde edilmiş olup, en yüksek sayılar Eq-K, Eq-P ve CR-F gruplarında görülmüştür. Sonuç: Polisaj ve fırçalama uygulamalarının tüm materyallerin yüzeyinde değişikliklere neden olduğu belirlenmiştir. Yüzey pürüzlülüğü ile bakteri kolonizasyonu arasında doğrudan bir ilişki bulunmamıştır. Özellikle, S.mutans mikroorganizmasının tutulumu açısından Cention-N materyalinin kullanımının avantajlı olabileceği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Yüzey pürüzlülüğü, polimikrobiyal biyofilm, S.mutans

BenzetimBiyofilmlerDental materyaller+5
Özge Özdemir
Akdeniz University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dudak damak yarıklı çocuk ve adölesanlarda ağız ve diş sağlığı bulgularının incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; dudak damak yarığı (DDY) bulunan çocuk ve adölesan hastaların, ağız hijyeninin ve diş-çevre dokularının, klinik, mikrobiyolojik olarak değerlendirilmesi, takibi ve elde edilen sonuçların sağlıklı bireylerle karşılaştırılmasıdır. Çalışmamızdan elde edilen sonuçların değerlendirilmesi ile DDY bulunan hastalar için yeni ve kapsamlı tedavi ve takip stratejilerinin geliştirilmesine katkıda bulunulması çalışmamızın bir diğer amacıdır. Yöntem: Araştırmamızın çalışma grubu yaşları 5-14 arası değişen (ort.:8,94±2,44) 19 kız 31 erkek toplam 50 DDY'li çocuk hastadan oluşturulmuştur. Kontrol grubu ise, herhangi bir sistemik hastalığı olmayan, yaşları 6-15 arası değişen (ort.:9,98±2,32) 24 kız 26 erkek toplam 50 sağlıklı çocuklardan oluşturulmuştur. Her iki grubun oral hijyen indeksi (OHİ), plak indeksi (Pİ), gingival indeksi (Gİ), diş taşı indeksi, DMFT, dft, tükürük akış hızı, tükürük tamponlama kapasitesi, pH ve S. mutans ve laktobasil değerleri kaydedilmiştir. Oral hijyen eğitimleri verilip, gerekli tedavileri için ilgili kliniklere yönlendirilen hastalarının altıncı ayda aynı ölçümleri tekrar yapılmış ve elde edilen veriler karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışma grubunun başlangıç OHI, GI indeks değerleri, S. mutans ve laktobasil düzeyi kontrol grubundan istatistiki olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,005). Çalışma grubunun 6 ay sonraki GI değeri, S. mutans ve laktobasil seviyelerinde başlangıç değerlerine göre anlamlı bir iyileşme görülmüş olup, kontrol grubu ile aralarındaki istatistiksel farklılık ortadan kalkmıştır. DDY grubunun DMFT ve dft değerleri sağlıklı gruptan daha yüksek olmasına rağmen, istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmamaktadır. Çalışma grubunun pH değeri 6.ayda artığı tespit edilmiştir. Sonuç: DDY'li çocuklara oral hijyen eğitimlerinin verilmesi, dental tedavi ihtiyaçlarının karşılanması ve düzenli takiplerinin yapılmasının önemli olduğu, 6 ay gibi kısa bir sürede ağız-diş sağlığı durumlarının sağlıklı bireylerle aynı seviyeye gelebileceği gözlemlenmiştir. Multidisipliner bir yaklaşım gerektiren bu hastaların tedavi ekibinde pedodontistler yeralması oldukça önemlidir. Anahtar Kelimeler: Dudak damak yarığı, OHİ, Gingival indeks, DMFT, S. mutans, Laktobasil

Ağız hastalıklarıAğız sağlığıErgenler+7
Raısa Ahmadova
Akdeniz University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Genç daimi dişlerde endodontik tedavi sonrası trabeküler kemiğin fraktal analiz ile değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı'nda, 2017-2022 tarihleri arasında geleneksel apeksifikasyon (GA), tek seans apeksifikasyon (TA) ve rejeneratif endodonti (RE) uygulanmış nekrotik genç daimî dişlerin 1 yıllık takip periyodu sonrası periapikal lezyon bölgesindeki kemiğin fraktal boyut (FB) değerindeki zamana bağlı değişimi değerlendirmektir. Yöntem: Bu çalışmada GA, TA ve RE ile tedavi edilmiş açık apeksli ve periapikal lezyonlu toplam 71 diş retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Her olguda, lezyon alanındaki trabeküler kemiğin FB'si Image-J programı aracılığıyla tedavi öncesi ve tedaviden 1 yıl sonra alınan periapikal radyografiler üzerinde kutu sayma yöntemi kullanılarak fraktal analiz (FA) ile hesaplanmıştır. Veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Bulgular: Her üç grupta da tedavi sonrası 1 yıllık takipte FB değerleri başlangıca kıyasla anlamlı ölçüde artmıştır (p<0,05). TA grubundaki zamana bağlı FB değer artışı, GA grubundan anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur (p<0,05). RE grubundaki zamana bağlı FB değer artışı TA grubuna yakın ve GA grubundan yüksek bulunmuştur, ancak GA ve RE grupları arasındaki bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızın sonucunda, TA yönteminin periapikal iyileşme başarısının GA yönteminden yüksek olduğu ancak RE yöntemi ile diğer iki yöntem arasında fark bulunmadığı görülmüştür.

Büşra Buse Karamete
Akdeniz University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yeni geliştirilen bir peptid zincirinin süt ve daimi diş minesinde remineralizasyona etkisinin ın vitro koşullarda incelenmesi

Amaç: Minenin remineralizasyonunda peptitlerin kullanımı araştırmacıların ilgisini çeken güncel konular arasında yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı; yeni geliştirilen farklı peptit ajanlarının, süt ve daimi azı dişlerinde yapay olarak oluşturulan başlangıç çürük lezyonları üzerindeki remineralize edici etkisinin, F ve kontrol gruplarıyla karşılaştırılarak değerlendirilmesidir. Yöntem: Çalışmamız 2 basamakta tamamlanmıştır. Ön çalışmada 44 adet süt ve daimi diş mine örnekleri kullanılmıştır. Yeni sentezlenen P1, P2 ve P3 peptitlerinin (GenScript, A.B.D) 200 ve 400 µg/ml' lik konsantrasyonları kullanılmıştır. Mine örneklerinin başlangıç, demineralizasyon ve remineralizasyon sonrası SEM-EDX analizleri yapılmıştır. Kapsamlı çalışmada her grupta 18 mine örneği olacak şekilde 144 adet süt ve daimi diş mine örneklerine SEM-EDX analizi, 180 adet süt ve daimi diş mine örneklerine Vickers mikrosertlik testi yapılmıştır. Bulgular: Ön çalışmanın SEM-EDX sonuçları değerlendirildiğinde; P2 ve P3 peptidinin remineralizasyon potansiyelinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Kapsamlı çalışmada, EDX sonuçlarına göre P2 grubundaki süt dişlerinin remineralizasyon sonrası Ca+2 değerlerindeki artış, kontrol grubundaki süt ve daimi dişlerin Ca+2 değerindeki artıştan istatistiksel olarak fazladır (sırasıyla; p:0,001 ve p:0,006). P2 grubundaki daimi dişlerinin remineralizasyon sonrası Ca+2 değerlerindeki artış, kontrol grubundaki daimi dişlerin Ca+2 değerlerindeki artıştan fazladır (p: 0,038). P2 grubundaki süt dişlerinin Vickers mikrosertlik dereceleri; P2 daimi, P2+P3 süt, kontrol süt dişi grubundaki örneklerin mikrosertlik derecelerine göre anlamlı derecede daha yüksektir (p≤0,05). Daimi dişlerde P2 ve P3 peptidi ayrı ayrı uygulamak yerine P2+P3 şeklinde uygulamak örneklerin mikrosertlik değerini artırma açısından daha etkili bulunmuştur. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p≤0,05). Mikrosertlik sonuçlarına göre; F uygulaması süt dişlerinde P2+P3' ten daha etkili iken, daimi dişlerde P2+P3 uygulaması F uygulamasından daha etkili bulunmuştur. Sonuç: Yeni geliştirilen peptitlerin süt ve daimi diş başlangıç mine lezyonlarının tedavisinde remineralizasyon amacıyla kullanılabileceği ve F uygulamalarına alternatif olarak geliştirilebileceği kanaatindeyiz. Ancak, yeni sentezlenen peptit zincirlerinin başlangıç çürük lezyonlarının remineralizasyonu üzerine etkinliğinin kesin olarak belirlenebilmesi için daha çok sayıda in vivo ve in vitro çalışma yapılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Peptit, remineralizasyon, florür, süt dişi, daimi diş

Dental mineDiş remineralizasyonuDişler+4
Kadriye Altunbaş
Akdeniz University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk diş hekimliğinde uygulanan topikal fluor uygulamasının ebeveynler tarafından reddedilme nedenlerinin araştırılması

Topikal fluor uygulamaları, diş çürüğünün engellenmesi için kullanılan mevcut birkaç kanıta dayalı önleyici tedaviden biridir. Çocuk diş hekimliğinde de kullanılan topikal fluor uygulamaları kimi zaman ebeveynlerde tereddüt oluşturmakta hatta ebeveynler tarafından reddedilmektedir. Bu çalışmanın amacı topikal fluor uygulamalarının ebeveynler tarafından reddedilme sebeplerinin araştırılmasıdır. Çalışma kapsamında Karadeniz Teknik Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı'na başvuran 320 hasta velisinin fluor uygulamaları hakkındaki görüş ve tutumlarını değerlendirmek amacıyla anket uygulaması yapıldı. Anket sonuçlarına göre katılımcıların % 51.9'unun çocuklarına fluor uygulaması yaptırdığı, % 40'ının daha önce fluor uygulamasını reddettiği tespit edildi. Çalışmaya katılan ebeveynlerin % 66.3'ünün fluor ile ilgili daha fazla bilgiye ihtiyacı olduğu saptandı. Ebeveynlerin % 50,9'unun Sağlık Bakanlığı'nın okullarda fluor uygulamasını desteklediği bulgulandı. Katılımcıların anket yanıtları ebeveyni oldukları çocuk cinsiyeti, gelir seviyesi, eğitim seviyesi ve daha önce fluor uygulamasını reddedip reddetmediklerine göre karşılaştırıldı. Çocuk cinsiyeti, eğitim seviyesi ve fluor uygulaması reddinin karşılaştırıldığı gruplarda katılımcı cevapları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptandı (p<0,05). Ebeveynlerin anket sorularına verdikleri cevaplar fluoru reddetme durumlarına göre karşılaştırıldığında; aralarında çocukların fluor uygulamasını tolere edebilmeleri, fluor uygulamasının yan etkileri hakkındaki görüşler, fluor uygulaması ve diş çürüğü arasında tercih, sosyal medyanın fluor uygulamasından vazgeçme üzerine etkisi ve Sağlık Bakanlığı'nın okullardaki fluor uygulamasına olan desteğin de sorgulandığı sorular bulunan 18 anket sorusunun 11'inin cevaplarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulgulandı (p<0,05). Topikal fluor uygulamasıyla ilgili endişelerin giderilebilmesi için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Topikal fluor uygulamasının gerekliliği, etkinliği ve güvenilirliği ile ilgili daha fazla bilginin ebeveynlerle paylaşılmasının uygulamaya engel olan görüşlerin azaltılmasında etkili olacağı kanısındayız. Anahtar kelimeler: ebeveyn tutumu, ebeveyn davranışı, fluor , fluor reddi, koruyucu tedavi, topikal fluor.

Ana-babaAna-baba tutumuDiş hekimliği+6
Tuğba Reis
Karadeniz Technical University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı deproteinizasyon ajanlarının ve termal siklusun fissür örtücülerin makaslama bağlanma dayanımı üzerine etkisi: İn Vitro çalışma

Bu tez çalışmasının amacı daimi dişlerde fissür örtücü uygulaması için farklı yüzey hazırlık yöntemlerinin termal siklus ile birlikte fissür örtücülerin makaslama bağlanma dayanımı üzerine etkisini in vitro olarak değerlendirmektir. Bu çalışmaya mine yüzeylerinde herhangi bir hipomineralizasyon ya da çekime bağlı defekt bulunmayan, çürüksüz 60 adet 3.molar diş dahil edildi. Grup 1 (n=6) %37'lik fosforik asit, Grup 2 (n=6) Hipokloröz asit (15 sn), Grup 3 (n=6) Hipokloröz asit (30 sn), Grup 4 (n=6) Sodyum Hipoklorit (60 sn), Grup 5 (n=6) Bromelain (60 sn), Grup 6 (n=6) %37'lik fosforik asit + Termal Siklus, Grup 7 (n=6) Hipokloröz asit (15 sn) + Termal Siklus, Grup 8 (n=6) Hipokloröz asit (30 sn) + Termal Siklus, Grup 9 (n=6) Sodyum Hipoklorit (60 sn) + Termal Siklus, Grup 10 (n=6) Bromelain (60 sn) + Termal Siklus olarak oluşturuldu. Ardından tüm gruplardaki örneklere makaslama bağlanma dayanımı testi uygulandı. Veriler IBM SPSS V23 (SPSS 23.0 Chicago, IL, USA) ile analiz edildi. Önem düzeyi p<0,05 olarak alındı. Termal siklus ayrımı yapmaksızın farklı yüzey hazırlık yöntemlerinin ortalama makaslama bağlanma dayanımı değerleri istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir (p=0,431). Grup ayırt etmeksizin termal siklus durumuna göre ortalama makaslama bağlanma dayanımı değerleri istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir (p=0,022). Yüzey hazırlığı ve termal siklus etkileşiminin ortalama makaslama bağlanma dayanımı farklılık göstermemektedir (p=0,480). Deproteinizasyon ajanları termal siklus uygulaması sonrası kontrol grubuna göre fissür örtücülerin makaslama bağlanma dayanımını arttırmıştır. Bu sebeple çalışmamızın sonuçlarına göre fissür örtücü uygulaması öncesinde deproteinizasyon ajanı kullanımını önermekteyiz. Anahtar Kelimeler: Deproteinizasyon, Fissür örtücü, Hipokloröz asit, Sodyum hipoklorit, Bromelain

Merve Tatar
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Obez çocuklarda mandibular indeksler ve fraktal boyut analizi kullanılarak dental panoramik radyografi üzerinden kemik değişikliklerinin değerlendirilmesi

Obezite; inflamatuar etkileşimler, artmış mekanik yüklenme, hormonal değişiklikler ve D vitamini eksikliği gibi metabolik bozukluklar yoluyla kemik yapısını etkileyebilmektedir. D vitamini eksikliği, kemik mineralizasyonunun azalmasına ve mikromimari yapının bozulmasına neden olarak kemik bütünlüğü ile mekanik dayanıklılığın azalmasına yol açabilir. Bu çalışmanın amacı obez ve D vitamini eksikliği olan, obez ve D vitamini eksikliği olmayan ve sağlıklı çocuklar arasındaki kemik mikromimarisinin ve dansitesinin, fraktal boyut analizi (FB) ve mandibular indeksleri kullanarak değerlendirmektir. Çalışmamıza, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı'na muayene veya tedavi amacıyla başvurmuş obez D vitamini eksikliği olmayan, obez D vitamini eksikliği olan ve sağlıklı çocuklardan teşhis amacıyla alınmış 120 panoramik radyografi dahil edildi. Hastalar yaş ve cinsiyet açısından eşleştirildi. Panoramik radyografiler üzerinden radyomorfometrik indeksler (mandibular kortikal indeks, mental indeks, panoramik mandibular indeks) ölçüldü ve altı farklı bölgeden (sağ kondil, sağ angulus, sağ interdental alan, sol kondil, sol angulus ve sol interdental alan) elde edilen ROI'ler ile fraktal boyut analizi yapıldı. Veriler analiz edilirken IBM SPSS V23 R programlama dilinin 4.4.1 versiyonu kullanıldı ve önem düzeyi p<0,05 alındı. Obez D vitamini eksikliği olmayan ve obez D vitamini eksikliği olan çocuklarda panoramik mandibular indeks (PMİ) ve mental indeks (Mİ) değerleri sağlıklı çocuklara göre anlamlı derecede istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05). Gruplara göre mandibular kortikal indeks (MKİ) tiplerinin dağılımları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Obez D vitamini eksikliği olmayan çocuklarda FB sağ interdental değerleri, obez D vitamini eksikliği olan çocuklara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). İstatistiksel olarak anlamlı olmasa da obez D vitamini eksikliği olmayan çocuklarda FB sol interdental değerleri, obez D vitamini eksikliği olan çocuklara göre daha yüksek bulunmuştur. Gruplara göre ortalama FB sağ kondil, sağ angulus, sol kondil ve sol angulus değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Panoramik radyografiler üzerinden yapılan değerlendirme sonuçlarına göre; obezite ve D vitamini eksikliği mandibulanın trabekülasyonunu, porozitesini ve kemik mineral yoğunluğunu etkilemektedir. Fakat bu faktörlerin etkileri, mandibulanın angulus, kondil, korpus ve interdental alan gibi farklı anatomik bölgelerinde değişkenlik gösterebilmektedir. Bu farklılıkların, dental tedavi sürecinde uygulanacak ortodontik, protetik ve cerrahi yaklaşımları etkileyebileceği dikkate alınmalıdır. Anahtar kelimeler: Panoramik Radyografi, Fraktal Boyut Analizi, Radyomorfometrik İndeksler, D Vitamini, Obezite

Burcu Bölükbaşı
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi akdeniz ateşi hastası olan çocuklarda mandibular indeksler ve fraktal boyut analizi kullanılarak dental panoramik radyografi üzerinden kemik değişikliklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) hastalığının en sık görüldüğü ülkelerden biri olan Türkiye'de, hastalığın yüksek oranda görüldüğü Tokat şehrindeki AAA hastası çocukların kemik kalitesinin panoramik radyografi üzerinden mandibular indeksler ve fraktal boyut analizi kullanılarak ölçülmesi amaçlanmaktadır. Materyal Metot: Bu tez çalışması Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi arşivinde bulunan panoramik radyografilerin kullanıldığı tek merkezli kesitsel retrospektif bir çalışmadır. Dental panoramik radyografiler kullanılarak 124 AAA hastası çocuk ve 124 sağlıklı çocukta, mandibular kortikal indeks (MKİ), mental indeks (Mİ), panoramik mandibular indeks (PMİ) sonuçları değerlendirildi ve altı farklı bölgenin (kondil, angulus, interdental) fraktal boyut analizi yapıldı. Veriler IBM SPSS V23 ile analiz edildi. Bulgular: AAA hastası çocuklarda MKİ dağılımı kontrol grubuna benzerdir (p>0.05). AAA hastalarında ortalama Mİ (3,59) değerleri istatistiksel olarak kontrol grubuna göre daha yüksek bulundu (p=0,016). AAA hastaları ve kontrol grubu arasında PMİ açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Gruplara göre ortalama fraktal boyut (FB) değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Sonuç: AAA hastası çocukların trabeküler kemik mikromimarisi sağlıklı çocuklar ile benzerdir. AAA hastası çocuklarda ilk radyografik kayıtlar arasında yer alan dental panoramik radyografiler, mandibular indeksler ve FB analiz yöntemi ile trabeküler ve kortikal kemik değişikliklerinin değerlendirilmesine ve gerekli durumlarda hastaları kemik mineral yoğunluğunun belirlenmesi için ileri tetkiklere sevk etmeye olanak sağlayabilir.

Ailevi akdeniz ateşiFraktal boyutKemik ve kemikler+4
Nihal Altunok Ünlü
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Orta Karadeniz Bölgesinde Türk çocuklarının yaş tahmininde Nolla, Willems ve Cameriere yöntemlerinin karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmesi

Amaç: Diş yaşı tahmin yöntemlerinin doğruluk ve güvenirlik düzeyleri her toplumda farklılık gösterdiği için kullanılacak yöntemin toplumlara uygun olması gerekmektedir. Çalışmamızın amacı Nolla, Willems ve Cameriere yöntemlerinin Orta Karadeniz Bölgesi'nde Türk çocuklarına uygulanabilirliğini değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Bu çalışma Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalına 2016-2020 yılları arasında muayene için başvuru yapan 6-14 yaş aralığındaki 400 çocuğun panoramik radyografları üzerinde yapıldı. Seçilen panoramik radyograflarda diş yaşı tahminleri Cameriere, Nolla ve Willems yöntemleri kullanılarak yapıldı. Nolla yöntemi için sol mandibulada ve maksillada olmak üzere 14 diş, Willems ve Cameriere için sol mandibulada olmak üzere 7 diş değerlendirildi. Veriler IBM SPSS V23 ile analiz edildi. Bulgular: Hastaların ortalama kronolojik yaşı 10,3±2,5'tir (kızlarda 10,5±2,5 yıl, erkeklerde 10,1±2,4 yıl). Her yaş grubunda kızlarda diş yaşı ve kronolojik yaş arasındaki ortalama farklar Nolla yönteminde -0,27 yıl ve Cameriere yönteminde -0,1 yıl, Willems yönteminde +0,76 yıl olarak bulunmuştur. Her yaş grubunda erkeklerde diş yaşı ve kronolojik yaş arasındaki ortalama farklar Nolla yönteminde -0,24 yıl, Cameriere yöntemi -0,17 yıl, Willems yönteminde +0,49 yıl olarak bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda Orta Karadeniz Bölgesi'nde incelediğimiz 6-14,99 yaş arası çocuklarda kronolojik yaşa en yakın tahmin yapan yöntem hem kızlarda (% 79,9) hem erkeklerde (% 80,6) Cameriere yöntemi olmuştur. İkinci sırada Nolla yöntemi, en son da Willems yöntemi bulunmuştur.

DişlerKemik yaşı ölçülmesiOrta Karadeniz bölgesi+3
Esra Hato
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Doğal kaynaklı ürünlerin oral patojenler üzerinde antimikrobiyal etkinliklerinin in vitro değerlendirilmesi

Yapılan tez çalışmasında; taş suyu (Kale Natural, Balıkesir, Türkiye), çam terebentin esansı (Ali Ünyazıcı, Ankara, Türkiye), zeytin yaprağı ekstraktı (Kale Natural, Balıkesir, Türkiye), üzüm çekirdeği yağı (Ali Ünyazıcı, Ankara, Türkiye), Hindistan cevizi yağı (Ali Ünyazıcı, Ankara, Türkiye), propolis (Bee'o Up, İstanbul, Türkiye), çay ağacı yağı (Ali Ünyazıcı, Ankara, Türkiye), çam kabuğu ekstraktı (Kale Natural, Balıkesir, Türkiye), %2'lik klorheksidin (Drogsan, Ankara, Türkiye), gliserol ve distile suyun, Enterococcus faecalis (E. faecalis, ATCC#29212), Streptococcus mutans (S. mutans ATCC#25175), Lactobacillus acidophylus (L. acidophylus ATCC#4356) ve Candida albicans (C. albicans ATCC#10231) üzerindeki antimikrobiyal etkinlikleri araştırıldı. Disk difüzyon ve kuyucuk difüzyon antimikrobiyal aktivite düzeyi saptama yöntemleri üçer kez tekrarlandı, sonucunda etkinlik gösteren doğal ürünlerle mikrodilüsyon testi çalışıldı. Doğal ürünlerin oluşturduğu gruplar arasında antimikrobiyal etki gösteren doğal kaynaklı ürünler ile klorheksidin diglukonat grubu istatistiksel analize dahil edildi. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro-Wilk testi ve homojenlik varsayımına uygunluğu Levene testi ile incelendi, analiz yöntemi olarak Kruskal Wallis testi kullanıldı. Farklılığın bulunduğu grupları ortaya koymak adına ileri aşama testi olarak Dunn testi uygulandı. Bahsi geçen istatistiksel yöntemlerin değerlendirilmesinde p<0.05 kriteri esas alındı ve testlerin uygulanmasında SPSS 26 ve R Studio paket programlarından yararlanıldı. Çalışmanın sonucunda, çam terebentin, propolis, çay ağacı yağı ve kızılçam kabuğu ekstraktı; kullanılan oral patojenlere karşı antimikrobiyal etkinlik gösterdi. Çay ağacı yağının C. albicans'a karşı en yüksek antimikrobiyal etkinliği gösterdiği ve %2'lik klorheksidin diglukonattan anlamlı derece daha antikandidal bulunduğu, çam terebentin, propolis, çay ağacı yağı ve kızılçam kabuğu ekstraktı L. acidophylus'a karşı etkinlik gösterse de %2'lik klorheksidin diglukonat kadar yüksek antibakteriyel özellik göstermediği, S. mutans ve E. faecalis'e karşı ise en az klorheksidin kadar antimikrobiyal oldukları sonucuna varıldı.

Antienfektif ajanlarAğızAğız hastalıkları+7
İlayda Hünler Dönmez
Gazi University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

Yaşları 7-14 arasında değişen Türk ve Libya'lı çocukların diş yaşlarının demirjian, willems ve cameriere yöntemleri kullanılarak değerlendirilmesi ve karşılaştırılması

Many changing human body parameters have been researched and compared to biological age in living humans, and human age prediction has been a subject of concern since documented history. Since it is applied to both the living and the deceased, age estimation is important in forensic odontology. In pediatric dentistry and orthodontics, the dental age (DA) is essential in determining the diagnosis and treatment plan. The aim of this study was to evaluate the accuracy of the Demirjian method (DM), Willems method (WM), and Cameriere method (CM) to Turkish and Libyan children because dental age assessment is considered appropriate in several countries. Compare Turkish and Libyan children's dental ages. A convenience sampling method was used in this retrospective cross-sectional observational study. The panoramic radiographs (ortopantographs) (OPTGs) of 300 Turkish children were selected from those who referred to Yeditepe University, Faculty of Dentistry, Pediatric Dentistry Clinics whose ages were between 7.0 and 14.9 years. The panoramic radiographs of 300 Libyan children were selected from the patient records who referred to the Pedodontic clinic at Al Hussein dental clinic in Tripoli, Libya whose ages were between 7.0 and 14.9 years. After a brief training phase, one examiner (M.A.) was responsible for the complete assessment of all radiographs. All mandibular teeth (except for the third molars) were scored using Demirjian et al system, as well as Willems and Cameriere's methods. All the recorded scores were statistically analyzed. The numerical variables were compared across two groups with using Mann Whitney U test or t-test, and three or more groups by Kruskal-Wallis test or ANOVA depending on their distribution. The assumption of normality was assessed with Shapiro Wilks' test in addition to visual inspections of QQ and PP plots. The Demirjian method overestimates the chronological age for both ethnicities. While Cameriere method underestimates the chronological age for Turkish group. Willlems method seems to have the closest estimate for chronological age for Turkish group. Willems seem to underestimate for Libyan while Cameriere seems to be the closest estimate for Libyan children. The use of the Demirjian procedure to estimate dental age in Turkish children resulted in an overestimation of chronological age. The use of the Willems method for estimating dental age for Libyan children led to the finding that Willems dental age works reasonably well in estimating chronological age for both Libyan and Turkish children.

TeethAge determination by skeletonLibya+3
Mohanıd S Kh Almozughı
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

Vital pulpa tedavilerinde kullanılan güncel kalsiyum bazlı materyallerin PH ve kalsiyum saliminin değerlendirilmesi

The aim of this study is to evaluate and compare the pH values and the calcium release of various pulp capping materials, in vitro. Calcium hydroxide-based materials; Dycal, Ultra-Blend plus and calcium silicate-based materials TheraCal LC, MTA Angelus, Biodentine and were prepared and placed into molds (diameter: 8.0±0.1 mm; thickness: 1.6±0.1 mm) (n=10). Set samples were immersed in the 10 mL of deionized water. On Day 1, 3, 7,14 and, 28 the storage media were collected for measurement of pH and calcium release and refreshed. The measurements of pH were carried out with a pH-meter (pH 2100 series; pH/mV/Ion/°C/°F Meter with RS232 and Recorder output; OAKTON Instruments, Vernon Hills, IL USA) and the amount of calcium release was determined using an Atomic Absorption Spectrophotometer (Zeenit 700 P, Analytik Jena AG, Germany). All the material groups released both hydroxyl and calcium ions over 28 days which decreased gradually. Exceptionally, the Dycal group showed a tendency to increase regarding calcium ion release. The mean pH was found significantly highest in the MTA Angelus and Biodentine groups in short term (Day 1 and 3) (p<0.005); and Dycal and Biodentine groups in long term (Day 28) (p<0.05). Biodentine group showed significantly the highest amount of calcium ion release among all the material groups in Day 1 (p=0.0001); also highest in Day 28 except Dycal group (p<0.05). On Day 28 the least amount of calcium ion release was measured in the Ultra-Blend plus group among all material groups (p=0.0001). There were no statistically significant differences between the mean amount of calcium ions in MTA Angelus, Dycal, and Ultra-Blend plus groups in Day 1; however, on Day 28, the Dycal material group showed significantly higher calcium ion release than the other material groups except Biodentine (p<0.05). As conclusion; both calcium silicate and calcium hydroxide-based materials tested in this in vitro study were found successful in the release of products required for hard tissue formation. Especially Biodentine group released significantly more calcium and hydroxyl ions in short term. In long term; Biodentine still showed statistically significantly the highest pH and calcium release among all material groups; except the Dycal material group. Keywords: TheraCal, MTA Angelus, Biodentine, Calcium release, pH

BiodentineDental materialsDental pulp+2
Burcu Sanem Turan
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

Farklı içerikteki diş macunlarının yapay başlangıç çürük lezyonlarının yüzey mikrosertliğine ve yüzey özelliklerine olan etkisinin in vitro koşullarda değerlendirilmesi

In the present study, the aim was to evaluate and compare the effect of toothpaste with different fluoride concentrations and kinds of toothpaste with alternative remineralization agents on the surface microhardness and surface properties of artificial incipient caries, in vitro. Enamel samples from bovine incisors were divided into 5 groups as 4 study groups (N-HAP, BioC, 1450F, and 1000F) and 1 control group (n=13). Baseline surface microhardness (SMH) values were measured for all samples and they were kept in a demineralization solution at 37°C for 72 hours, after which the artificial incipient caries lesions were created. Post-demineralization (PD) SMH values and post-treatment (PT) SMH values with tubes of toothpaste in the study groups were measured following a 14-day pH cycle. Baseline, PD, and PT surface properties of the samples were evaluated using a Scanning Electron Microscope (SEM) (n=3). The crystal phases that occurred on the enamel surfaces were determined by X-Ray Diffraction (XRD) (n=3). Statistical analyses were done using one-way analysis of variance, Newman Keuls, Tukey, Kruskal Wallis, and Dunn's tests. The findings were evaluated at a significance level of p<0.05. There were statistically significant differences between all groups in terms of mean PT SMH values (p=0.0001). The highest mean SMH among the study groups was observed with 1450 F, and the lowest was observed with N-HAP. PT SMH values were higher than PD SMH values but lower than baseline across all study groups. SEM examinations revealed mineral gains on enamel surfaces after treatment across study groups. XRD analysis revealed calcium phosphide and calcium phosphate carbonate on enamel surfaces after demineralization and the predominant presence of HAP and FAP in the 1000F and 1450F groups, HAP in the N-HAP group, and calcium silicate in the BioC group after treatment. In conclusion, it can be suggested that fluoride toothpaste remains the best choice for preventing dental caries, and toothpaste with bioactive glass and N-HAP could be alternatives to fluoride toothpaste.

Bioactive glassTooth demineralizationToothpaste+7
Necmiye Bulam
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

Yüzey örtücü uygulamasının ve yapay yaşlandırmanın cam iyonomer esaslı restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğü ve mikrosertliğine etkilerinin ın vitro değerlendirilmesi

Yıldırım Y. 2023. The Effect of Surface Coating and Artificial Aging on the Surface Roughness and Microhardness of Glass Ionomer-Based Restorative Materials In- Vitro. Yeditepe University Institute of Health Sciences, Ph.D. Thesis, Istanbul. Glass Ionomer Cements (GIC), due to their chemical bonding to dental tissues with minimal preparation and their fluoride-releasing properties, have become popular in pediatric dentistry. Until the secondary hardening of restorations made using GIC is completed, surface coatings are applied to the restoration surface to reduce its negative physical properties. When applied to glass ionomer restorations, surface coatings improve the properties of materials, such as surface roughness and microhardness. A bioactive restorative material ACTIVATM kids BioACTIVE-RESTORATIVETM (PULPDENT®, Watertown, USA), high-viscosity glass ionomer cement materials EQUIA® Forte Fil (GC Corporation, Tokyo, Japan) and ChemFil® Rock (Dentsply Sirona, Konstanz, Germany) were used within the scope of the study. EQUIA ForteTM Coat (GC Corporation, Tokyo, Japan) was used as a surface coating agent. Thirty-four samples were prepared from each material group, and Equia Forte Coat was applied to half of them. Plexiglass molds (10±0.1 mm in diameter and 2±0.1 mm in depth) were used for surface roughness and microhardness tests. Before and after the thermal cycling procedure, surface roughness and microhardness measurements were performed for all samples. Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) 24.0 program was used for statistical analysis. Significance was evaluated at p<0.01 and p<0.05 levels. In the intragroup comparison where the effect of the surface coating application was evaluated, the surface roughness values of all tested materials showed a statistically significant decrease (p<0.05). Surface roughness values in all other tested materials showed a statistically significant decrease after artificial aging (p<0.05). In the intragroup comparison where the effect of the surface coating application was evaluated, the surface hardness value of all tested materials showed a statistically significant decrease (p<0.05). The microhardness value of all other tested materials showed a statistically significant decrease after artificial aging (p<0.05). Keywords: Surface roughness, surface microhardness, thermal aging, glass ionomer cement, artificial aging, in vitro, surface coating.

Glass ionomer cementsDental restorationMicrohardness+4
Yağmur Yıldırım
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Dudak damak yarıklı çocuk ve genç hastalarda maksiller sinüs patolojilerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi: Retrospektif çalışma

The aim of this study is to retrospectively evaluate maxillary sinus pathologies in children and adolescents with cleft lip and palate and compare them with those of a sex- and age-matched control group using Cone-Beam Computed Tomography (CBCT). For the sampling, the CBCT images of 7-18 aged patients between the years 2014 and 2022 were retrieved from the archives of the Department of Oral and Maxillofacial Radiology at Yeditepe University, the Faculty of Dentistry. Four hundred and two scans were reviewed initially. All scans were taken using the same imaging device (i-CAT Imaging Science International, Inc. Hatfield, PA, USA). Based on inclusion and exclusion criteria, groups were designed and matched according to gender and age. Then a total of 130 scans were considered eligible for this study. After evaluating the coronal, sagittal, and axial views of the scans, a yes/no scale was used to determine the presence or absence of sinus pathologies. Findings of the maxillary sinus were categorized into groups based on the level and pattern of sinus opacification. The groups were: (1) healthy, (2) mucosal thickening >3 mm, (3) polypoidal mucosal thickening, (4) partial opacification, and (5) complete opacification. Variations of polypoidal mucosal thickenings were subcategorized as small, large, and multiple. The right and left sinuses of the patients in the CLP and control groups were recorded separately for pathologies. Also, the cleft side of the CLP patients was noted to identify the relationship with the side of the pathology. Among 130 patients, polypoidal mucosal thickening (25.4%) was found as the most frequent sinus pathology, followed by mucosal thickening greater than 3 mm (19.2%), partial opacification (6.1%), and total opacification (1.6%). The comparison of the presence and absence of the pathologies, the comparison of the sides of the pathologies, and the comparison of the groups resulted only in the number of sinuses with mucosal thickening greater than 3 mm was significantly higher in the CLP than that of the control group (p<0.05). Comparing the frequency of pathology based on the sinuses according to cleft types and cleft sides showed no significant difference in any of the pathology groups (p > 0.05). In conclusion, CBCT plays a very important role in detecting incidental findings in the oral and maxillofacial region. For children with CLP, it's absolutely essential to get an early diagnosis of maxillary sinusitis. Keywords: Cleft Lip and Palate, Maxillary Sinus, Pathology, Children, CBCT

YoungsCone-beam computed tomographyMaxillary sinus+4
Ayşe Çelik
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Erken çocukluk çağı çürükleri olan okul öncesi dönemdeki çocukların ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi

Early Childhood Caries (ECC) disrupt functional and social aspects, decreasing the Oral Health-Related Quality of Life (OHRQoL). Assessing the correlation between ECC and the OHRQoL is proposed to lead to the further development of measurements used in the Paediatric Dentistry Clinic routine and would help to determine and allocate the sources to patients in need. This study aimed to assess the impact of ECC on the OHRQoL of preschool children using the Turkish version of ECOHIS (T-ECOHIS) and the Turkish version of SOHO-5 (T-SOHO-5) which will be adapted in the process. The SOHO-5 measurement is cross-culturally adapted to Turkish and pilot-tested (n=20). Sociodemographic background information and dental status of children (dmft and ICDAS), the OHRQoL scores (T ECOHIS and t- SOHO-5) were evaluated (n=86). The frequencies of answers given to scales and the level of agreement (T-ECOHIS vs T-SOHO-5 parent and T-SOHO-5 parent vs child) were tested with Percent agreement, Spearman's rho, Intraclass Correlation Coefficient (ICC), Cohen's Kappa and Gwet's AC. Results showed a significant correlation between dmft values and T-ECOHIS (p=0.002), T-ECOHIS CIS (p=0.002), T-ECOHIS FIS (p=0.020), T-SOHO-5 parent (p=0.029) and T-SOHO-5 child (p<0.001). The agreement analysis between T-ECOHIS vs T-SOHO-5 parent and T-SOHO-5 parent vs child were statistically significant (p<0.05), except the items related to the child's self-esteem and appearance (p>0.05). In conclusion, the consequences of ECC on the oral health of children affect both preschool children's and their parents' OHRQoL. T-SOHO-5 is a valid tool to be used on preschool children to evaluate the effects of ECC.Keywords: Early Childhood Caries, Oral Health-Related Quality of Life, the Turkish version of the Early Childhood Oral Health Impact Scale (T-ECOHIS), The Scale of Oral Health Outcomes for 5-year-old children (SOHO-5)

Oral healthTooth diseasesDental caries+3
Dilek Düzenli
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Diş minesi dejeneratif hastalıkları ile ENAM gen polimorfizmlerinin ilişkilerinin araştırılması

The Human Genome Project and advances in molecular genetics have made substantial progress in the identification of genes implicated in the pathogenesis of human diseases. In addition, these projects include dental diseases that affect enamel and dentin formation as well as tooth anomalies. These complex mechanisms are regulated by genes and influenced by epigenetic and environmental factors. Abnormalities in the developmental pathways may result in decreased tissue production and/or poor mineralization quality. Developmental enamel defects may be inherited as a result of mutations in the genes that code for enamel proteins or as a characteristic of more general familial conditions. The genes that encode the enamel matrix proteins are Enamelin (ENAM) and Ameloblastin (AMBN) (4q11-q21), Tuftelin (TUFT) (1q21-31), Matrix Metalloproteinase20 (MMP20) (11q22), and Kallikrein4 (KLK4) (19q13.3-q13.4). The Enamelin gene (ENAM) encodes a matrix protein that is essential for tooth enamel formation. Amelogenesis imperfecta (AI) refers to a group of inherited conditions in which the developmental defects are restricted to the teeth and enamel. This thesis study aims to investigate the possible association between single nucleotid polymorphism (SNP) rs12640848 in ENAM gene and susceptibility to Enamel Degenerative Disease (EDD) in the group of Turkish population. The two groups were investigated enamel degenerative disease patients (n=20) and the control groups (n=20), using real time PCR and statistical analysis of data was performed by the SPSS program. This study is focused on the genotypic and allelic distribution of this SNP (rs12640848). The results revealed no signifcant relationship between the genotype distributions for the ENAM gene (rs12640848) polymorphism between the patient and control groups (p=0.052). However, the distributions of allelic A carrier and noncarrier for the ENAM gene (rs12640848) between the patient and control groups, there was significantly higher frequency of A carriers in patient group (p=0.025). In conclusion, the identification of genes associated with AI, along with the ongoing documentation of mutations responsible for different forms of both AI and enamel generative diseases, will enhance our understanding of the molecular basis underlying enamel anomalies.

AmelogenesisAmelogenesis imperfectaDental enamel+3
Burcu Aksoy Özgüven
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Süt azı dişlerini restore etmek için kullanılan paslanmaz çelik kuronların kullanım sıklığı: Retrospektif bir çalışma

Agin AS. Frequency of stainless steel crowns use to restore primary molars: a retrospective study, Ph.D. Thesis, Yeditepe University, Institute of Health Sciences, İstanbul, 2023. Objective: Many different ways to treat caries lesions in young children have been studied throughout history for their clinical efficacy and durability. According to these studies, the widespread use and good clinical performance of stainless steel crowns (SSC) have increased the frequency of preference for them. This thesis study aims to examine how the Department of Pediatric Dentistry at Yeditepe University's Faculty of Dentistry has changed its preference for stainless steel crown treatments in light of recent research. Materials and Methods: Between January 2016 and December 2022, patients who were treated in Yeditepe University Dental Hospital's Pediatric Dentistry Department, and whose records were kept in the hospital's operating system, were evaluated. According to the years and the clinic in which it was done, the data collected by requesting it from the hospital operating system were categorized and submitted in the excel file. The data obtained in the study were analyzed using the IBM SPSS 22 (ver. 22.0, SPSS Inc, Armonk, NY, USA) program. The Kolmogorov-Smirnov test was used to assess if the study's data were normal. The number of SSC treatments carried out by year was compared using the Kruskal Wallis test to see whether there was a statistically significant difference. The effect of the pandemic on the shift in the number of SSC treatments was evaluated using the Mann Whitney U test. The Kruskal Wallis test was used to compare the treatments provided by general dentists, specialized dentists, and PhD students, as well as to assess the pandemic impact. Results: When the data are reviewed, it is found that while the quantity of stainless steel crowns rose from 2016 to 2019, it declined slightly in 2020. As of 2021, the number of stainless steel crowns has increased again. According to statistics, there was a difference in the quantity of stainless steel crowns by year (p<0.05). This distinction was made between stainless steel crown treatments carried out in 2022 and those carried out in 2016 and 2017. Conclusion: Primary teeth are of great importance for the general health and development of the child. The treatment of caries in primary teeth should be done as soon as possible, taking into account factors such as the child's age, caries risk group, and the size of the caries lesion. Among these treatment options, pediatric crowns prepared from different materials are especially recommended for teeth with endodontic treatment and large caries lesions. Among pediatric crowns, stainless steel crowns are preferred due to their affordability, durability and easy application. Stainless steel crowns greatly contribute to the retention time of primary teeth by reducing the risk of secondary caries and preserving the structural integrity of the tooth. According to the results of this study, stainless steel crown procedures increased until the COVID-19 epidemic disturbed clinical applications. The fall in treatments observed in 2020 was followed by an increase in treatments once more in 2022 as the pandemic's influence diminished.

MolarDental restorationDental caries+5
Ayşe Sultan Agin
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Çocuklarda kullanıma uygun farklı içerikli gargaraların antimikrobiyal etkilerinin ve sitotoksisitelerinin in vitro olarak incelenmesi

The study aimed to compare the antimicrobial effects and cytotoxicity of five mouthwashes containing chlorhexidine (CHX), fluoride, probiotics, and their combinations (Klorhex: 0.2 % CHX, Humble Co.: CHX+NaF, Listerine: NaF, Luvbiotics: probiotic+NaF, Henry Blooms: probiotic). In this in vitro study, the antimicrobial activity was screened against Streptococcus mutans (S. mutans) using the disc diffusion assay. To evaluate the antibiofilm efficacies, an in vitro biofilm model was used. The S. mutans biofilm was formed on the hydroxyapatite discs coated with the artificial saliva. The resulting biofilms were rinsed with mouthwashes, and the discs were examined with a confocal laser scanning microscope (CLSM). In the final part of the study, cytotoxicity of the mouthwashes was determined by 3-(4,5-dimethylthiazol-2-yl)-5-(3-carboxymethoxyphenyl)-2-(4 sulfophenyl)-2H-tetrazolium (MTS) assay on human dermal fibroblast (HDF) cell lines. The cell cultures were exposed to three different concentrations (5%, 10%, and 20%) of the mouthwashes for 30 seconds, and the cell viability of HDFs was calculated. According to the disc diffusion assay, the highest inhibition zone values among the groups were obtained in the Klorhex, Luvbiotics, and Listerine groups, respectively, and no inhibition zones were formed in Henry Blooms and Humble Co. groups. In the CLSM analysis, the most effective antibiofilm activity was seen in Klorhex, Luvbiotics, Listerine, Henry Blooms, and Humble Co. groups, respectively. According to the MTS assay, the cell viability decreased at certain levels in Klorhex, Luvbiotics, and Listerine groups. It was observed that almost all cells died in these groups at high concentrations (10% and 20%). Also, in the Henry Blooms group, the cell viability reduced highly at 20% concentration; only the Humble Co. group showed high cell viability at all concentrations. It was found that the cell viability decreased in all groups as the concentration increased. As a result of this study, it was observed that mouthwashes with higher antimicrobial activity also had higher cytotoxicity; only the Humble Co. group had lower antimicrobial and cytotoxic effects. However, more in vitro and in vivo studies are needed for more valid results.

Anti infective agentsBiofilmsMouthwashes+7
Pırıl Başaran
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

İstanbul'da çocuk sağlığı ve hastalıkları polikliniklerine başvuran bir grup okul öncesi çocuğun ebeveynlerinin ağız hijyeni konusundaki tutum ve uygulamalarının değerlendirilmesi

This cross-sectional study aimed to assess parents' attitudes and practices of oral hygiene in a group of preschool children attending two different paediatric outpatient departments in Istanbul, Türkiye. Parents of children under six attending the Paediatric Outpatient Departments of, Istanbul, were included. A self-administered questionnaire was designed in two parts: parents' demographic information and attitudes and practices of oral hygiene for their children. Statistical analyses were done using the chi-square test, and multiple comparisons were examined using the Z test with Bonferroni correction. The results were evaluated at a significance level of p<0.05. Two hundred three parents with a mean age of 36.15±5.57 participated in the study. Most parents reported their children brushed their teeth once daily and started toothbrushing within a few months to a year after the eruption. The majority of parents supervised their children during toothbrushing by giving verbal instructions. Paediatricians and dentists were reported as the primary sources of information regarding oral hygiene. Most children were using toothpaste and started toothbrushing between the ages of 1 to 3 years. The reasons for using toothpaste were reported primarily as preventing dental caries. Most parents selected their children's toothpaste by considering the contents of the toothpaste organic or herbal ingredients were the main consideration. It was concluded that it would be beneficial for parents to have more information about their children's correct oral hygiene behaviours and the importance of using fluoridated toothpaste at an early age and receiving education at the earliest possible period to improve and develop children's oral and dental health.

ParentsParents attitudeOral health+4
Melis Ünsal Çalışkaner
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk hematoloji kliniğinde tedavi gören hastaların ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesinin ve verilen oral hijyen eğitiminin etkinliğinin araştırılması

Amaç: Ağız ve diş sağlığı ile ilgili hastalıklar ve sistemik hastalıklardan kaynaklı olarak ortaya çıkan oral komplikasyonlar bireyin ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı çocuk hematoloji kliniğinde tedavi gören pediyatrik kanser hastalarının ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesi ve hastalara verilen oral hijyen eğitiminin etkinliğinin araştırılmasıdır. Materyal ve Metot: Çalışmaya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Çocuk Hematoloji polikliniğinde ayaktan tedavi alan 15, Çocuk Hematoloji servisinde yatarak tedavi alan 14 hasta olmak üzere toplamda 29 hasta ve ebeveyni katılmıştır. Hastalar aldıkları tedavi durumuna göre "ayaktan tedavi alan" (Grup 1) ve "yatarak tedavi alan" (Grup 2) şeklinde iki gruba ayrılmıştır. Tüm katılımcıların sosyodemografik durumları ve oral hijyen alışkanlıklarının sorgulandığı, ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesinin değerlendirildiği bir anket uygulanmıştır. Hastaların oral muayeneleri yapılıp diş ve dişeti sağlığı bulguları kaydedilmiştir. Hastalara ebeveynleriyle birlikte oral hijyen eğitimi verilmiştir. Bulgular: Hastaların ortalama dmft değeri 5.52±4.58'dir. Kemoterapi öncesinde hastalardan hiçbirinin gerekli olan diş tedavisi yapılmamıştır. Kemoterapi tedavisi sürecinde hastaların %27.6'sı diş hekimine gitme ihtiyacı duymuştur. Hastaların hiçbirine daha önce oral hijyen eğitimi verilmediği tespit edilmiştir. Hastaların oral hijyen eğitimi öncesi ve sonrası ortalama OHİ-S skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmüştür (p<0.001). ECOHIS aile etki bölümü için yüksek çürük riskli grup ile orta ve düşük çürük riskli grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç: Oral hijyenin sağlanmasıyla kemoterapi gören hastalarda dişeti sağlığına kavuşmak mümkündür. Kemoterapi alan hastalar ve ebeveynlerine yönelik ağız ve diş bakımıyla ilgili bilgilendirmelerin yapılması tedavi süreçlerinin bir parçası olmalıdır. Bu hastaların doktorlar tarafından diş hekimlerine yönlendirilmeleri için doktorlara gerekli eğitimler verilmesine ihtiyaç vardır. Anahtar sözcükler: Diş Çürüğü, Dental ihmal, ECOHIS, Kemoterapi, Lösemi

Ağız sağlığıDiş çürükleriKan hastalıkları+5
Merve Serme
İnönü University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessEN

Evaluation of restoration thresholds and restorative material selections in primary and young permanent teeth of dentists in turkey

Aim: The aim of the study is to evaluate restorative treatment decisions taken by dentists in management of caries in primary and permanent molars in children and to investigate which demographic characteristics the decisions taken were related to. Materials and Methods: Questionnaire were created in accordance with dentistry education in our country, terminology used and current treatment approaches. Survey questions were prepared under 3 main headings; demographic questions, questions about daily treatment routines, and multiple choice questions prepared with clinical case examples. Based on the prepared cases, the participants were asked to choose the occlusal and interface lesions to recommend restorative treatment in the treatment of primary and permanent molars. They also chose the preparatory technique and restorative material they would use to treat the lesion they chose to restore. Results: The number of participants who participated in the survey and whose answers were evaluated was 345. 69.3% of the participants were female and 30.7% were male. Of the participants, 47.8% were general dentists, 26.7% were pedodontists, 8.1% were restorative dentistry specialists, and 17.4% were students at 5th class. In interface lesions of young permanent teeth; 20.2% of the participants chose grades 1 and 2 as thresholds. 65% of all participants preferred the box preparation method. In occlusal lesions of permanent teeth; Grade 4 was the most preferred cutoff and the most conservative preparation was chosen. In primary teeth, the decision to intervene in enamel-level lesions was 4 times higher in the high-risk group than in the low-risk group. In primary tooth interface lesions; the most preferred threshold value was Grade 3. Composite materials were most preferred in permanent teeth and compomer materials were preferred most in primary teeth. Conclusion: Based on the survey study, it was concluded that dentists in Turkey have a high tendency to intervene early. Factors such as the risk group of the individual, the physician's age, professional year, education, and field of expertise are effective factors in caries management.

MolarDental materialsDental restoration+7
Handan Vural
İnönü University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Dermatolojik hastalığı olan çocukların mine gelişim defektleri ve diş çürüğü açısından incelenmesi

Amaç: Deri hastalığına sahip olan çocuklarda görülen mine gelişim defekti tiplerini ve defekt görülme sıklığını değerlendirmek. Farklı deri hastalıkları grupları ile hastalıklarda görülen defekt tiplerinin ilişkisini belirlemek. Deri hastalıkları olan çocuklarda diş çürüklerinin mine defektleriyle ilişkisini, diş çürüğü riskini ve varlığını ve incelemek. Gereç ve yöntem: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Kliniği' ne başvuran, yaşları 4-16 arasında değişen, deri hastalığı olan çocuklardan 79 hasta tez çalışmasına dâhil edilmiştir. Marmara Üniversitesi Pedodonti Anabilim Dalı Kliniği' ne ilk kez başvuran, çalışma grubundaki hastalarla yaş ve cinsiyet dağılımı uyumlu olacak şekilde sağlıklı 41 çocuk hasta kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Çalışmaya dâhil edilen çocukların klinik muayenesi tek bir araştırıcı tarafından yapılarak, anne ve çocukla ilgili demografik veriler kaydedilmiştir. OHI-S indeksi ile çocukların oral hijyen durumları değerlendirilip tükürük akış hızı, tamponlama kapasitesi Mutans Streptokok ve Laktobasil sayıları kaydedilmiştir. Mine defektleri Modifiye Gelişimsel Mine Defekti İndeksi ile değerlendirilip; çürük, dolgulu ve kayıp dişlerin tespiti için CAST indeksi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma grubunda hem süt (%13,79) hem de daimi (%53,13) dişlerde mine gelişim defekti varlığı yüzdesi kontrol grubundaki süt (%2,86) ve daimi (%22,58) dişlere göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. En fazla mine defekti konjenital hastalık alt grubunda, özellikle epidermolizis bülloza hastalarında görülmektedir. Dermatit ve papüloskuamöz hastalık alt gruplarında ise en fazla diffüz opasiteler görülmektedir. Tüm çalışma grubunda da diffüz tipte opasiteler daha fazla görülmektedir. Çalışma ve kontrol grupları arasında OHI-S ve CAST indeksi değerlendirmeleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Sonuç: Deri hastalığı olan çocuklarda mine defektleri daha yaygın görülmektedir. Anahtar kelimeler: gelişimsel mine defekti, diffüz opasite, deri hastalığı, mDDE indeksi, CAST indeksi.

Dental mineDeri hastalıklarıDiş çürükleri+4
Alev Eda Okutan Sarıbeyliler
Marmara University · Institute of Health Sciences
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Derin öğrenme yöntemi kullanılarak geliştirilen yapay zeka uygulamaları aracılığıyla diagnostik doğruluğun tespiti

Amaç: Bu çalışmada amaç derin öğrenme algoritmasıyla eğitilmiş olan yapay zeka modelinin, panoramik radyografide, 5-12 yaş arası çocukların süt molar dişlerindeki arayüz, bukkal ve oklüzal çürük durumunu değerlendirerek bunu farklı tecrübelere sahip üç diş hekiminin panoramik radyografilerden yaptıkları arayüz, bukkal ve oklüzal çürük teşhisiyle kıyaslamak ve panoramik radyografilerde arayüz, bukkal ve oklüzal çürük tanısındaki performanslarının karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, 2018-2024 yılları arasında Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi'nde tedavi gören 5-12 yaş arası çocuklara ait panoramik radyografiler kullanıldı. Süt molar dişlerdeki arayüz, bukkal ve oklüzal çürükler, üç farklı deneyime sahip diş hekimi tarafından CranioCatch etiketleme yazılımı (Eskişehir, Türkiye) ile etiketlendi. Bu etiketlerle YOLOv8x algoritması kullanılarak bir yapay zeka modeli geliştirildi. Ardından, araştırmacıların ve modelin tanı başarısını karşılaştırmak amacıyla 100 röntgen rastgele seçildi ve yeniden etiketlendi. Bu görüntüler için doğru etiketler, 10 yıllık tecrübeye sahip bir çocuk diş hekimi tarafından belirlendi. Bulgular: Mevcut çalışmada, elde edilen yapay zeka modelinin genel çürük tespit başarısı orta düzeyde bulundu. Arayüz çürüklerinde başarı orta, oklüzal çürüklerde zayıf, bukkal çürüklerde ise düşük bulundu. Hem yapay zeka modeli hem de diş hekimleri en iyi performansı arayüz çürüklerinde, en düşük performansı ise bukkal çürüklerde gösterdi. Tecrübeli asistanın tespit başarısı, model ve diğer etiketleyicilere kıyasla daha yüksekti. Sonuç: Çalışmamızda özellikle ara yüz çürükleri ve tecrübeli asistanın gösterdiği başarı dikkat çekmektedir. Elde edilen bulgular, yapay zeka modellerinin tanı sistemlerinin klinik verimliliği ve doğruluğu artırabileceğini göstermekte; bu alanda yapılacak ileri araştırmalar için güçlü bir temel oluşturmaktadır. Anahtar kelimeler: Derin öğrenme, Diş çürüğü, Panoramik radyografi, Yapay zeka, YOLOv8x,

Kader Biçengil
Recep Tayyip Erdogan University
2025
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk hastalarda diyetin inflamatuar potansiyeli ile oral ve periodontal sağlık ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada, sağlıklı 6-14 yaş arası çocuklara ait kişisel faktörlerin (sosyodemografik faktörler, ağız-diş sağlığı alışkanlıkları, antropometrik ölçümler), beslenme alışkanlıklarının ve diyetin inflamatuar potansiyelinin (C-Dİİ) ağız ve diş sağlığı üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı'na muayene ve tedavi amacıyla başvuran 300 çocuk ve ebeveynleri ile yürütülmüştür. Katılımcılardan sosyodemografik veriler, ağız hijyeni alışkanlıkları, besin tüketim sıklıkları ve üç günlük besin tüketim kayıtları elde edilmiştir. Çocukların ağız içi muayeneleri sırasında DMFT, dmft, Pİ, Gİ ve SKİ değerleri kaydedilmiştir. Çocuğun üç günlük beslenme kaydının bulunduğu formdaki veriler, BeBiS 8.1 programına girilerek alınan besin ögeleri miktarı belirlenmiştir. Bu veriler ışığında; C-Dİİ skorları hesaplanmıştır. İstatiksel analiz için, Jamovi:2.3.28 İstatistik Programı kullanılmıştır. Veriler Ki-kare, Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis Testi ve Spearman Korelasyon Analizi ve Regresyon Analizi yapılarak analiz edilmiştir. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: C-Dİİ skoru ile DMFT (r=-0,122, p=0,035) arasında negatif, Pİ (r=0,125, p=0,03) arasında pozitif yönde korelasyon gözlemlenmiştir. 6-10 yaş grubunda Pİ (F3,152=4,33, p=0,011), Gİ (F3,152=3,74, p=0,011) ve SKİ (F3,152=2,76, p=0,041); 11-14 yaş grubunda Gİ (F3,140=3.50, p=0,021) değerlerinin, C-Dİİ çeyreklikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gösterdiği belirlenmiştir. Diyet ile alınan besin ögeleri ve besin tüketim sıklıklarının; DMFT, dmft, Pİ, Gİ ve SKİ üzerine etkilerinin olduğu gözlemlenmiştir. Gece diş fırçalama alışkanlığı olan çocuklarda Pİ (p<0,01), Gİ (p<0,01) ve SKİ (p=0,01) anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Diş fırçalarken kanama görülen bireylerde DMFT (p<0,01), Gİ (p<0,01) ve SKİ (p<0,01) değerleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır. Ayrıca, kardeş sayısı (p=0,005), hasta yaşı (p<0,001) ve VKİ (p<0,001) ile DMFT ve SKİ arasında anlamlı pozitif ilişkiler bulunmuştur. Sonuç: Çalışma sonuçlarımız dahilinde diyetin inflamatuar yapısının çocukluk dönemi periodontal sağlığı üzerinde belirgin etkiler oluşturduğu saptanmıştır. Antiinflamatuar özellik taşıyan beslenme düzenlerinin, periodontal parametrelerde iyileşmeye katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle çocuklarda erken dönemde, antiinflamatuar temelli beslenme alışkanlıklarının kazandırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağız sağlığı, Antiinflamatuar diyet, Beslenme, Çocuk diş hekimliği, Diyet inflamatuar indeksi

Hilal Erdem Tuç
Recep Tayyip Erdogan University
2025
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Derin öğrenme yöntemi kullanılarak geliştirilen yapay zekâ uygulamaları aracılığıyla panoramik radyografiden diş yaşının tespiti ile demirjian diş yaşı belirleme yönteminin kıyaslanması

Derin Öğrenme Yöntemi Kullanılarak Geliştirilen Yapay Zekâ Uygulamaları Aracılığıyla Panoramik Radyografiden Diş Yaşının Tespiti ile Demirjian Diş Yaşı Belirleme Yönteminin Kıyaslanması Amaç: Bu çalışmanın amacı, çocuklara ait panoramik radyografilerden Demirjian yöntemiyle etiketlenen diş gelişim evrelerini kullanarak geliştirilen derin öğrenme tabanlı yapay zekâ modelinin diş yaşı tahminindeki performansını değerlendirmek ve bu modelin, aynı yöntemi manuel olarak uygulayan uzman ve araştırma görevlisi ile doğruluk ve güvenilirlik açısından karşılaştırılmasını sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Retrospektif tanımlayıcı tasarıma sahip bu çalışmada, 5–14 yaş aralığındaki çocuklara ait 1910 panoramik radyografi değerlendirilmiştir. Mandibular sol daimi dişler Demirjian yöntemine göre manuel olarak etiketlenmiş ve veriler, YOLOv8x tabanlı CranioCatch yazılımıyla geliştirilen yapay zekâ modeline öğretilmiştir. Modelin segmentasyon, nesne tespiti ve sınıflandırma performansı analiz edilmiş; diş yaşı tahminleri çocuk diş hekimi uzmanı, araştırma görevlisi ve yapay zekâ tarafından hesaplanarak istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Bulgular: Yapay zekâ modeli, diş gelişim evrelerini sınıflandırmada orta düzeyde bir başarı sergilemiştir. Kadın bireylerde yöntemler arasında anlamlı fark saptanmazken, erkek bireylerde yapay zekâ ve araştırma görevlisi tarafından etiketlenen gelişim evrelerinden hesaplanan diş yaşları, kronolojik yaştan anlamlı biçimde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Bununla birlikte, yapay zekâ modeli genel olarak diğer gözlemcilere kıyasla daha yüksek diş yaşı değerleri üretmiştir. Tüm gözlemciler arasında yüksek düzeyde uyum gözlenmiştir (ICC=0,927). Sonuç: Çalışma sonuçlarımıza göre Demirjian yöntemine dayalı yapay zekâ modeli, diş yaşı tahmininde ortalama düzeyde farklılık göstermiş olsa da, yöntemler arasında yüksek düzeyde gözlemci uyumu saptanmıştır. Bu çalışma, derin öğrenme algoritmalarının diş yaşı tahmininde destekleyici bir araç olarak potansiyel taşıdığını, ancak daha ileri boyutlu çalışmalarla model doğruluğunun artırılması ve sınıf bazlı performansın iyileştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk diş hekimliği, Demirjian yöntemi, Derin öğrenme, Diş yaşı tahmini, Yapay zekâ, YOLOv8x

Sude Gümüş
Recep Tayyip Erdogan University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dental anomaliye sahip olan daimi santral dişe farklı yönlerden gelen kuvvetlerin yarattığı etkinin sonlu elemanlar etki analizi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada, SEEA kullanılarak talon tüberkülü şekil anomalisine sahip daimi santral dişe farklı yönlerden uygulanan travmatik kuvvetlerin diş ve çevre kemik dokuda oluşturduğu stres ve deformasyonların belirlenmesi, travmanın anomalisi olan ve anomalisi olmayan normal morfolojideki simetrik sağlıklı diş üzerindeki biyomekanik etkilerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'nda, sistemik olarak sağlıklı, 6–14 yaş aralığındaki çocuk hastalara ait CBCT görüntüleri incelendi. Daimi santral dişinin birinde talon tüberkülü şekil anomalisi olan, simetrik santral dişin normal morfolojide olduğu vaka çalışmaya dahil edildi. CBCT görüntüleri bilgisayar programına aktarılıp SEEA'da kullanılmak üzere üç boyutlu dijital model elde edildi. Travmatik kuvveti simüle etmek için 10 mm yarıçapındaki çelik bir bilye, dişlere bukkal yüzey ve insizal kenardan 10 m/s hızla çarptırılarak oluşan stres ve deformasyonlar analiz edildi. Stres dağılımları von Mises stres değerleri esas alınarak; deformasyonlar ise maksimum toplam deformasyon değerlerine göre değerlendirildi. Bulgular: Uygulanan travma simülasyonları sonucunda tüm modellerde insizal kenardan dikey yönde uygulanan darbenin, bukkal yüzden yatay yönde uygulanan darbeye kıyasla belirgin farkla daha fazla stres ve deformasyona neden olduğu gözlemlendi. Tüm modeller arasında hem stres hem de deformasyonda görülen en büyük değer talon tüberkülü olan dişte bulundu. Sonuç: Mevcut çalışma sonuçlarımız travma karşısında dişin geometrik yapısının da kuvvetin yönü ve büyüklüğü kadar önemli bir parametre olduğunu ortaya koymuştur. Anomalisi olan dişteki stres ve deformasyon değerleri tüm modeller arasında en yüksek değeri göstermiştir. Şekil anomalisinin stres ve deformasyon dağılımları üzerinde anlamlı fark yarattığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Dental travma, Diş anomalileri, Sonlu elemanlar etki analizi, Talon tüberkülü

Çise Dolunay Uslu Şener
Recep Tayyip Erdogan University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dramatik oyun terapisi ve müzik terapinin diş çekimi yapılacak çocuklarda görülen dental anksiyete üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, oyun terapisi ve müzik terapisi uygulamalarının diş çekimi yapılacak çocuk hastaların dental anksiyete ve ağrı düzeyleri üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu randomize kontrollü çalışmaya Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalına başvuran 6-8 yaş aralığındaki 126 hasta dahil edildi. Katılımcılar; kontrol (AGU), müzik terapisi ve oyun terapisi olmak üzere üç gruba (n=42) ayrıldı. Hastaların diş çekimi öncesinde ve sonrasında vital bulguları, Modifiye Çocuk Dental Anksiyete Skalası Yüzler Versiyonu (MCDASf) ve Görsel Yüz Skalası (FIS) değerleri; diş çekimi sonrasında Wong-Baker yüz ifadeleriyle ağrı skalası (WBS) değerleri kaydedildi. İstatistiksel analizlerde Pearson Ki-kare, One-Way ANOVA, Kruskal Wallis, Wilcoxon İşaretli Sıralar ve Eşleştirilmiş örneklem t testleri kullanıldı. Sonuçlar p<0,05 anlamlılık derecesi kabul edilerek değerlendirildi. Bulgular: Tüm gruplarda işlem öncesi ve sonrası ölçülen MCDASf ve FIS skorları arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0,001; p<0,001). Kontrol grubuna kıyasla oyun terapisi ve müzik terapisi uygulanan gruplarda, dental anksiyete düzeylerinde anlamlı bir azalma gözlendi. Ayrıca müzik terapisi grubuna kıyasla oyun terapisi grubunun dental anksiyete değerlerinin daha düşük olduğu belirlendi. Fizyolojik parametreler açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmedi. Ancak her üç grupta da işlem öncesine göre işlem sonrasında kaydedilen sistolik ve diyastolik kan basıncı ile nabız değerlerinin daha yüksek olduğu görüldü. WBS skorları açısından gruplar arasında anlamlı fark bulundu (p<0,001); en düşük ağrı skorları oyun terapisi grubunda kaydedildi. Sonuç: Çalışmanın sınırları dahilinde, oyun terapisi ve müzik terapisi gibi yenilikçi davranış yönlendirme yöntemlerinin, çocuk hastalarda dental anksiyete ve ağrı algısını azaltmada etkili olduğu görülmektedir. Bu doğrultuda çocuk odaklı yaklaşımların benimsenmesi, tedaviye uyumu artırarak klinik sürecin daha konforlu ve etkili ilerlemesine katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: AGU, Anksiyete, Davranış Yönlendirme, Müzik Terapisi, Oyun Terapisi

Hande Nur Kabasakal
Recep Tayyip Erdogan University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk diş hekimliğinde ebeveynlerin antibiyotik kullanımına yönelik bilgi ve tutumları: Kesitsel bir çalışma

Amaç: Bu çalışmanın amacı, ebeveynlerin antibiyotik kullanımına yönelik bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi ve çocukların ağız sağlığı ile ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu kesitsel araştırmaya Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı'na başvuran 3–14 yaş arası 805 çocuk ve ebeveyni dahil edildi. Çalışmanın ilk aşamasında ebeveynlere dört bölüm ve 45 sorudan oluşan anket yüz yüze uygulandı. Ebeveynlerin antibiyotik kullanımına ilişkin bilgi ve tutum düzeyleri, Anne ve Babaların Antibiyotik Algıları (ABANA) ölçeği aracılığıyla değerlendirildi. Çalışmanın ikinci aşamasında ise çocukların ağız sağlığı durumları DMFT ve PUFA indeksleri ile değerlendirildi. İstatistiksel analizlerde Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis Testi, Bağımsız Örneklem t testi ve Spearman Korelasyon testi kullanıldı. Tüm analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Yüksek eğitim düzeyine sahip olan, sağlık alanında çalışan, yüksek gelir düzeyi olan ebeveynlerin ABANA puanlarının daha yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Çocuğunda kronik bir hastalık olmayan, son bir yıl içinde çocuğu birden çok kez antibiyotik kullanan ve ailesindeki çocuk sayısı fazla olan ebeveynlerin ABANA skorlarının daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Ayrıca ortalama ABANA puanları ile çocuklara ait D, DMFT, P, F1, A ve PUFA indeksleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü ilişkiler saptandı (p<0,05). Diş ağrısına bağlı antibiyotik kullanma öyküsü olan çocukların M, DMFT, P, F1, A ve PUFA değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edildi (p<0,05). Antibiyotik kullanımı sonrası şikâyetlerin geçmesi durumunda hekime başvuran ebeveynlerin daha yüksek ABANA puanları olduğu ve çocuklarının ağız sağlığı durumlarının daha iyi olduğu tespit edildi (p<0,05). Sonuç: Çalışmanın sınırlılıkları dahilinde, ebeveynlerin antibiyotik kullanımına dair bilgi ve tutum düzeyleri arttıkça çocukların ağız sağlığının olumlu yönde etkilendiği görülmektedir. Bilinçli antibiyotik kullanımını teşvik eden bilgilendirme ve farkındalık programlarının, toplum ağız ve diş sağlığı açısından önemli katkılar sağlayabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: ABANA, Ağız sağlığı, Çocuklarda antibiyotik kullanımı, DMFT, Ebeveyn bilgi ve tutumları, PUFA

Şeyma Lök
Recep Tayyip Erdogan University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çeşitli bitki özütlerinin ve sirkenin süt dişi kanal irrigasyonunda kullanımlarının değerlendirilmesi

Amaç: Çeşitli bitki özütlerinin ve elma sirkesinin E. faecalis ve C. albicans'a karşı antimikrobiyal özelliklerinin ve smear tabakası uzaklaştırma etkinliklerinin değerlendirilmesidir. Materyal ve Metod: Antimikrobiyal inceleme için rastgele iki gruba ayrılan kökler (n:112), E. faecalis (n:56) ve C. albicans (n:56) ile enfekte edildi. Serum fizyolojik, NaOCI, beyaz çay, altın otu, elma sirkesi, limon ve Anzer kekiği olmak üzere rastgele 7 gruba (n:8) ayrıldı. Kök kanalları MBK/MFK değerleri belirlenen solüsyonlar ile irrige edildi, uygulama sonrası CFU sayımları Image J programı ile yapıldı. Smear tabakasını uzaklaştırma etkinliğinin değerlendirilmesinde ise prepare edilen dişler (n:70) antimikrobiyal incelemede belirlenen 7 gruba (n:10) ayrıldı. Her bir grupta 5 örnek sadece test edilen solüsyon ile irrige edilirken, 5 örnek irrigasyon sonrası ayrıca EDTA ile de irrige edildi. İrrigasyonun ardından kökler ikiye bölünüp; koronal, orta ve apikal bölgelerden X1000 büyütmede Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) görüntüleri alındı. Açık dentin tübül oranı ImageJ programıyla değerlendirildi. Bulgular: Altın otu ve limon, E. faecalis'e karşı serum fizyolojiğe göre yüksek (p=0.038, p=0.009), NaOCl ile benzer antibakteriyel etkinlik gösterdi (p>0.05). Elma sirkesinin ise C. albicans üzerinde serum fizyolojiğe göre yüksek (p<0.001), NaOCl ile benzer antifungal etkinlik gösterdiği tespit edildi (p>0.05). Smear tabakasının uzaklaştırılmasında koronal üçlü bölgesinde elma sirkesinin, orta üçlü bölgesinde ise limonun serum fizyolojik ve NaOCI'ye göre daha fazla smear uzaklaştırdığı tespit edildi (p<0.05) ve NaOCI-EDTA ile aralarında istatistiksel olarak fark gözlenmedi (p>0.05). Apikal bölgede ise elma sirkesi ve kekik gruplarının NaOCI-EDTA grubu ile benzer sonuçlar gösterdiği bulgulandı (p>0.05). Sonuç: Mevcut çalışmanın sınırları dahilinde smear tabakasını uzaklaştırabilen ve E. feacalis'e karşı antibakteriyel etkisi bulunan limon ile C. albicans'a karşı antifungal etkili elma sirkesi süt dişi kök kanal irrigasyonlarında kimyasal içerikli irrigasyon solüsyonlarına alternatif olarak önerilebilir. Ayrıca E. feacalis'e karşı antibakteriyel etkisi gözlenen altın otunun EDTA ile birlikte kullanımı da alternatif irrigasyon solüsyonları arasında yer alabilir. Mevcut bitkisel ajanlar ile planlanacak ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Antibakteriyel ajanlarAntifungal ajanlarBitki özütü+5
Semih Ercan Akgün
Recep Tayyip Erdogan University
2021
00