Atatürk University
Discipline

Nükleer Tıp Anabilim Dalı

Atatürk University

160

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lu-177 PSMA tedavisi alan prostat kanseri hastalarında tedavi öncesi PET/BT metabolik parametrelerinin değeri

Bu çalışmada metastatik kastrasyona dirençli prostat kanseri hastalarında, Prostat Spesifik Membran Antijeni temelli radyoligand tedavi öncesi çekilen Pozitron Emisyon Tomografisi/ Bilgisayarlı Tomografi görüntülerinden edinilen verilerin hastaların kliniği, tedavi yanıtı ve prognozu ile ilişkisini araştırmayı amaçlanmıştır. Geriye dönük olarak yaptığımız çalışmamız için etik kurul onayı alınmış olup 01.01.2017 ve 31.12.2022 tarihleri arasında Ana Bilim Dalı' mızda Lutesyum-177 Prostat Spesifik Membran Antijeni tedavisi alan, kabul kriterlerini karşılayan 42 erkek hasta çalışmaya dâhil edilmiştir. Tedavi başlangıç tarihi ile son takip zamanı göz önüne alındığında medyan takip süresi 7,26 (2,96-13,26) ay, medyan sağkalım 8,10 (%95 GA:3,63-12,56) ay olarak hesaplanmıştır. Galyum-68 Prostat Spesifik Membran Antijeni görüntülemelerinden elde edilen parametreler ile tedavi yanıtı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamış olup çalışmamızdaki vaka sayısının azlığından kaynaklandığı düşünülmektedir. Dual görüntülemesi bulunan 19 hasta diskordant ve konkordant olmak üzere 2 gruba ayrıldığında, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir sağkalım farkı saptanmamış olsa da, sağkalım eğrisinde konkordant grup lehine belirgin olarak fark gözlenmiştir.Sonuçta prostat kanserinde Lutesyum-177 Prostat Spesifik Membran Antijeni tedavisi öncesi metabolik görüntüleme; hastalığın yaygınlığını, tedavi uygunluğunu değerlendirmede ve hasta sonuçlarını öngörmede değerli bilgiler vermektedir. Metastatik kastrasyona dirençli prostat kanserinde radyoligand tedavi genel sağkalıma fayda sağlamaktadır. Potansiyel daha yüksek sağkalım faydalarının değerlendirilmesi için radyoligand tedavinin daha erken evrelerde uygulandığı prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.

Şeyma Gizem Orun
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İzole karaciğer kitlelerinde F-18 FDG PET/BT'nin tanısal değeri ve geç görüntülemenin tanısal doğruluğa katkısı

Bu çalışmada, diğer görüntüleme yöntemleriyle tanısı konulamamış izole karaciğer kitlelerinde Florodeoksiglukoz Pozitron Emisyon Tomografisi/Bilgisayarlı Tomografi'nin tanısal gücünü ortaya koymak, histopatolojik alt tip dağılımlarının karaciğerdeki hastalık odağı yaygınlığı ile ilişkisini incelemek, ayrıca erken ve geç görüntülerde elde edilen kantitatif metabolik parametrelerin primer hastalık yerleşimi ve histopatolojik alt tipe göre değişimini saptamak amaçlanmıştır. Çalışmamız retrospektif olarak gerçekleştirilmiş olup, etik kurul onayı alınmıştır. Dahil edilme kriterlerine uyan, kılavuzlara uygun şekilde hazırlanan ve değerlendirilebilir kalitede görüntülere ulaşılabilen hastalar seçilmiştir. Klinikopatolojik olarak çalışmaya dahil edilen 103 hastanın 91'i malign, 12'si ise benign tanı almıştır. Pozitron Emisyon Tomografisi/Bilgisayarlı Tomografi'nin benign-malign ayrımındaki duyarlılığı %96,7, özgüllüğü %91,7 olarak bulunmuştur. Malignite tanısı alan hastaların %90,1'inde Pozitron Emisyon Tomografisi/Bilgisayarlı Tomografi ile primer hastalık odakları doğru şekilde tespit edilmiştir. Primer karaciğer tümörleri ve metastatik lezyonlar karşılaştırıldığında, metastatik grubun daha sık her iki lobu tuttuğu (p=0,0025) ve multiple lezyon sayısının daha yüksek olduğu ( p=0,000013) görülmüştür. SUVmaks ve primer lezyon indeksi değerleri metastatik grupta primer tümörlere göre anlamlı olarak yüksektir (p<0,001). Adenokarsinom ve kolanjiyokarsinom lezyonlarında SUVmaks ve primer lezyon indeksi değerleri, hepatoselüler karsinomdan ayırt edici bulunmuş ve ROC analizlerinde yüksek ayırt edici güce ulaşılmıştır (AUC > 0,80). Geç görüntüleme uygulanan 13 hastada, SUVmaks artışı (p=0,01) ve metabolik tümör volümü azalması (p<0,001) saptanmış, özellikle total lezyon glikolizi değişimi metastatik ve primer gruplar arasında anlamlı fark göstermiştir (p=0,004). Bulgular, Florodeoksiglukoz Pozitron Emisyon Tomografisi/Bilgisayarlı Tomografi'nin izole karaciğer kitlelerinde primer ve metastatik ayrımını güçlü bir şekilde desteklediğini ve geç görüntülemenin metabolik karakterizasyonu güçlendirdiğini göstermektedir. Çalışmamızın sonucunda Florodeoksiglukoz Pozitron Emisyon Tomografisi/Bilgisayarlı Tomografi'nin tüm vücut görüntülemeyi metabolik değişiklikleri yansıtarak tek bir seansta değerlendirebilme imkanı vermesiyle karaciğer kitlelerinde primer ve metastatik ayrımına yönelik yeni, noninvaziv bir yol gösterici olarak tanısal süreci kısalttığı ve doğru hasta yönetimine önemli düzeyde katkı sağladığı düşünülmektedir.

Aygün Aslan
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tüberküloz lezyonlarının değerlendirilmesinde pet parametreleri ve FDG PET/BT radyomiklerinin rolü

Tüberkülozun klasik tanı yöntemleri bazı hasta gruplarında yetersiz kalmakta, bu da ampirik tedaviye başvurulmasına yol açmaktadır. Bu çalışmada, Flor18-Florodeoksiglukoz Pozitron Emisyon Tomografisi/Bilgisayarlı Tomografi görüntülemesi ile elde edilen radyomik verilerin Tüberküloz ve malign akciğer lezyonları (adenokarsinom ve skuamöz hücreli karsinom) ayrımındaki tanısal rolü araştırılmış, ayrıca ampirik tedavi sonrası tanı konulan vakalar ile klasik yöntemlerle tanı alan olgular karşılaştırılmıştır. 2014–2019 yılları arasında Flor18-Florodeoksiglukoz Pozitron Emisyon Tomografisi/Bilgisayarlı Tomografi incelemesi yapılmış olan toplam 102 hasta retrospektif olarak incelenmiştir. Hastalar ampirik tedavi sonrası tanı doğrulanan Tüberküloz (n=27), klasik yöntemlerle tanısı konulmuş Tüberküloz (n=28), akciğer adenokarsinomu (n=20) ve skuamöz hücreli karsinom (n=27) olmak üzere dört gruba ayrılmıştır. 'Local Image Feature Extraction' yazılımı ile radyomik parametreler elde edilmiş, bu verilerden anlamlı bulunanlar üzerinden Python tabanlı makine öğrenimi modelleri geliştirilmiştir. Analizlerde, özellikle morfolojik, yoğunluk temelli ve tekstürel parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı farklar saptanmıştır. Elde edilen verilerle geliştirilen makine öğrenmesi modelleri Tüberküloz ve malignite ayrımında yüksek doğruluk oranlarına ulaşmış; en iyi modelde 'Area Under the Curve' değeri 0.95 olarak hesaplanmıştır. Grup 1 ile Grup 2'nin ayırımında ise 'Extreme Gradient Boosting'algoritması en yüksek duyarlılığı sağlamıştır. Bu çalışma, Bu çalışma, radyomik analizlerin lezyonların yapısal özelliklerini nicel olarak değerlendirdiğini ve özellikle tanısı zor tüberküloz vakalarında tanıya anlamlı katkı sağladığını ortaya koymuştur.

Zhala Mammadkhanlı
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endometrium kanseri alt tiplerinin F-18 FDG PET/BT görüntülemeden elde edilen metabolik, volümetrik ve tümör heterojenite parametreleri ile değerlendirilmesi

Çalışmanın amacı endometrium kanseri alt tipleri ve lenf nodu metastaz durumları ile F-18 FDG PET/BT görüntülerinden elde edilen primer tümöre ait metabolik, volümetrik ve tümör heterojenitesini yansıtan tekstür parametreleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Endometrium kanseri tanısıyla evreleme amacıyla F-18 FDG PET/BT görüntüleme yapılan 159 hasta çalışmaya dâhil edildi. Olguların yaş, vücut kitle indeksi, primer tümörün alt tipleri, gradeleri ve lenf nodu metastaz durumları tespit edildi. Olgular öncelikle primer tümör alt tiplerine, daha sonra lenf nodu metastaz durumlarına göre 2 ayrı şekilde gruplandırıldı. Görüntüler LIFEx programında değerlendirildi. Primer tümör segmente edilerek, metabolik, volümetrik ve tümör heterojenitesini yansıtan tekstür özellikleri elde edildi. Bu parametreler ile gruplar arasındaki ilişkiler incelendi. Tip 2 endometrial kanser hastalarında MTV, TLG, SUVmax, SUVmean ve SUVmin değerleri daha yüksek bulundu. Bu parametreler lojistik regresyon analizi ile incelendiğinde; tip 2 endometrium kanseri üzerinde en etkili parametrenin SUVmin olduğu tespit edildi. Lenf nodu metastazı olan hastalarda SUVmin ve TLG değerleri daha yüksekti. Tekstür parametrelerine bakıldığında heterojenliği yansıtan parametrelerin yüksek riskli endometrial kanserlerde ve lenf nodu metastazı olan hastalarda; homojenliği yansıtan parametrelerin ise düşük dereceli endometrial kanserlerde ve lenf nodu metastazı olmayan hastalarda yüksek olduğu tespit edildi. Çalışmamızda endometrial kanser tiplerini ayırt etmede ve lenf nodu metastazını öngörmede F-18 FDG PET/BT görüntülerinden elde edilen primer tümöre ait metabolik, volümetrik parametrelerin ve tümör heterojenitesini yansıtan radiomiks verilerinin katkı sağlayabileceğini gösterdik.

Samet Yağcı
Süleyman Demirel University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nivolumab tedavisi alan kanser hastalarında tedaviye yanıtın değerlendirilmesinde F-18 FDG PET/BT'nin etkinliği

Nivolumab Tedavisi Alan Kanser Hastalarında Tedaviye Yanıtın Değerlendirilmesinde F-18 FDG PET/BT' nin Etkinliği Çalışmanın amacı nivolumab tedavisi alan hastalarda tedavi öncesi ve sonrasında yapılan F-18 FDG PET/BT görüntülerinden elde edilen tümöre ait metabolik, volümetrik parametrelerin, tümör dışı hematopoetik doku aktivitesinin ve immünite ilişkili yan etkilerin tedavi yanıtını değerlendirmedeki etkinliği ve sağkalımla ilişkisini incelemektir. Nivolumab tedavisi öncesi ve sonrasında F-18 FDG PET/BT görüntülemesi yapılan toplam 90 hasta çalışmaya dahil edildi. Nivolumab tedavisine yanıt değerlendirmesi PET/BT görüntüleri incelenerek PERCIST kriterlerine göre yapıldı ve hastalar tedaviye tam metabolik yanıt, parsiyel metabolik yanıt, stabil metabolik hastalık ve progresif metabolik hastalık şeklinde gruplara ayrıldı. Hastalar daha sonra tedaviye yanıt verenler ve vermeyenler; hastalığı kontrol altında olanlar ve olmayanlar şeklinde gruplara ayrıldı. Tüm tümöral lezyonların SUVmax, SUVmean, SUVmin, total MTV, total TLG değerleri, dalak/karaciğer SUV değerleri ve kemik iliği/karaciğer SUV değerleri tedavi öncesi ve sonrasındaki PET/BT görüntülerinden elde edildi ve immünoterapi ilişkili yan etkiler görsel olarak değerlendirildi. Tanımlanan PET/BT parametreleri ve immünite ilişkili yan etkiler ile tedavi yanıtı ve sağkalım arasındaki ilişki incelendi. Çalışmamızda metabolik ve volümetrik parametreler, tedaviye yanıt veren ve hastalığı kontrol altında olan hastalarda tedavi sonrasında tedavi öncesine göre anlamlı bir şekilde daha düşük saptandı. Tedaviye yanıt vermeyen ve hastalığı kontrol altında olmayan hastalarda D/KC SUVmax, D/KC SUVmean, D/KC SUVmin, Kİ/KC SUVmax, Kİ/KC SUVmean ve Kİ/KC SUVmin değerleri tedavi sonrasında tedavi öncesine göre anlamlı bir şekilde daha yüksek saptandı. Tedaviye yanıt veren hastaların ortalama sağkalım süresi, tedaviye yanıt vermeyen hastalara göre anlamlı ölçüde daha uzun saptandı. İmmünite ilişkili yan etki gelişen hastalar ile tedaviye yanıt durumu ve hastalığı kontrol altında olma durumu arasında istatistiksel olarak bir fark bulunmadı. Bu çalışma ile nivolumab tedavisi alan kanser hastalarında F-18 FDG PET/BT görüntülerinden elde edilen tümöre ait metabolik, volümetrik parametrelerin ve tümör dışı hematopoetik doku aktivitesinin tedavi öncesi ve tedavi sonrası değişimlerinin tedavi yanıtını öngörmede rolü olabileceğini gösterdik. Anahtar Sözcükler: Nivolumab, İmmünoterapi, F-18 FDG, PET/BT, SUVmax, Dalak, Kemik iliği

İsmail Özkoç
Süleyman Demirel University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Multipl Myelomda moleküler görüntüleme

Multipl myelom (MM) kemiğin en sık primer malignitesi olup organ hasarıyla seyreden bir plazma hücreli diskrazidir. Hastalığın organ tutulumunu değerlendirmede hem klinik hem laboratuvar hem de görüntüleme bulguları önemli yer tutmaktadır. Görüntüleme yöntemleri arasında başlıca önerilen F18 FDG PET-BT yöntemi olup belli vaka gruplarında FDG'nin hassasiyetinin düşük olabildiği bildirilmiştir. Bu sebeple değerlendirmede IMPeTUs kriterleri kullanımının tetkik hassasiyetini artırdığı gösterilmiştir. Ancak hastalığı değerlendirmede daha hassas olabilecek ajanlar araştırılmaya devam edilmiş olup moleküler görüntüleme yöntemleri arasında kolin bazlı PET ajanları öne çıkmaktadır. F18 Fluorokolin (FCH) PET-BT ile yapılan dar vaka serili çalışmalarda FDG'ye kıyasla FCH'nin tanısal performansının daha iyi olabileceği gösterilmiştir. Amacımız MM hastalarında moleküler görüntülemelerin tanısal performansını ortaya koymak, çekim parametrelerini optimize edecek bulgular elde etmek, yöntemlerin klinik ve laboratuvar bulgularıyla ilişkisini göstermek ve FCH gibi gelecekte pek çok merkezin ulaşabileceği radyofarmasotik ile ilgili öncü bir şekilde literatüre katkı sağlamaktır. Bu sebeple çalışmamızda, FDG ve FCH tetkiklerinin IMPeTUs kriterlerine göre tanısal performansları karşılaştırılmış; bunun yanı sıra her iki yöntemin klinik ve laboratuvar bulgularıyla ilişkisi araştırılmıştır. Myelomda iskelet sisteminde FCH'nin FDG'ye kıyasla hem vaka hem de bölge bazlı analizde daha hassas bulunmuş olup daha üstün performans göstermiştir. Prognostik önemi olduğu gösterilmiş kemik iliği dışına hastalık yayılımının tespiti amaçlı lenf nodu ve yumuşak doku ayrıca değerlendirilmiş olup her iki yöntem de eşit performans göstermiştir. IMPeTUs önerilerinin FCH'ye uyarlanabildiği gösterilmiştir ancak yaygın hastalık değerlendirmede her iki tetkik için Deauville 3'ün iyi bir kestirim değeri olmadığı bulunmuştur. Görüntüleme ve klinik ilişkisi araştırılmış, FDG'ye kıyasla FCH'de belirlenen tümör yükü ile laboratuvar-klinik bulguları arasında daha belirgin ilişki saptanmıştır. Yöntemi optimize etmek adına FCH için iki zamanlı görüntüleme yapılmış olup; onuncu ve altmışıncı dakikada alınan görüntüler arasında anlamlı fark saptanmaması üzerine tetkikin onuncu dakikada yapılmasının yeterli olabileceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca distal alt ekstremite lezyon saptanan her hastada yaygın hastalık gösterilmiş olmasına dayanarak; çekim alanına standart olarak her hastada distal alt ekstremitenin dahil edilmesinin gerekmediği sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak MM'da FDG'de metabolik aktif hastalık gösterilemeyen veya klinik ile uyumsuz sonuçlar verdiği düşünülen olgularda ve özellikle minimal rezidüel hastalığın gösterilmesinde daha üstün performansa sahip olması nedeniyle FCH kullanılabilir. Anahtar kelimeler: Multipl myelom, F18 FCH, F18 FDG, moleküler görüntüleme

Gürsan Kaya
Hacettepe University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prostat kanseri tanı ve evrelemesinde Ga-68 PSMA PET/BT'nin katkısı

Prostat kanseri erkeklerde en sık görülen ikinci kanserdir. Hastalığın erken evrede teşhisi ile küratif tedavi ve uzun sağkalım sağlanabilmektedir. Klinik ve laboratuvar ile birlikte multiparametrik manyetik rezonans görüntüleme(mpMRG) bulguları; teşhis, klinik önemi olan/olmayan prostat kanserinin ayrımı ve uygun tedavi planı oluşturmada önemlidir. Ga-68 PSMA PET/BT'nin uzak evrelemede üstünlüğü klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır, güncel çalışmalarda tanı ve lokal evrelemede de değerli bir araç olduğunu kanıtlar nitelikte sonuçlar elde edilmektedir. Çalışmamızda; PSMA PET/BT'nin orta-yüksek riskli prostat kanserinde primer tümörün lokalizasyonu & intraprostatik yaygınlığının tespitinde ve evrelemedeki katkısının mpMRG ve patoloji bulguları ile kıyaslanarak saptanması amaçlandı. Ayrıca görüntüleme ve patoloji bulguları PSMA immünohistokimya boyama ile korele edilerek PSMA ekspresyonunun klinik önemi araştırıldı. Çalışmamızda prostat kanseri tanısı konulmuş, mpMRG'si olan 56 hastaya radikal prostatektomi öncesi Ga-68 PSMA PET/BT erken tüm vücut ve geç pelvik görüntüleme yapılmıştır. Her iki görüntüleme yöntemi; birbiri ile ve altın standart radikal prostatektomi sonuçları ile kıyaslanmıştır. Sonrasında radikal prostatektomi spesimeninden immünohistokimya (İHK) PSMA boyama ile her hastada indeks ve uygun hastalarda non-dominant tümörlerde boyanma paternlerini araştırılmış, PSMA PET/BT görüntüleme ile kıyaslanmıştır. Çalışmamızda Ga-68 PSMA PET/BT ile gerçek indeks lezyon saptama oranı %85, mpMRG ile %92'dir. PSMA PET/BT ve mpMRG birlikteliğinde sonuçlar daha yüksek (%94) saptanmıştır. PSMA PET/BT'de geç pelvik pozda zemin aktivitenin azalışı (p:0.002) ve böylece görüntü kontrastının artışı (p:0.002) erken tüm vücut görüntülemede saptanamayan lezyonların saptanmasına katkı sağlamıştır. Her iki görüntüleme modalitesi de diğerinin saptayamadığı klinik önemi olan lezyonları saptayarak birbirine katkı sağlamıştır. Ek olarak; alt grup analizi için hasta sayımız az olmakla birlikte yapılan analizlerde ISUP 1 ve 2 tümörü ayırt etmede PSMA PET/BT'nin etkili olduğu izlenmiştir. Çalışmamızda PSMA PET/BT'nin prostat bezinde tümör yaygınlığı-bilateral tümör varlığı ve ek lezyonların tespitinde literatür ile uyumlu olarak yüksek doğrulukta olduğu görülmüş ve mpMRG'ye üstün bulunmuştur. Ayrıca PSMA PET/BT ile saptanan tümör izlenen segment sayısı da daha fazladır. (PSMA PET/BT erken görüntülemede toplam 186, mpMRG'de 143 ve radikal prostatektomide 229 segment). Çalışmamızda PSMA PET/BT'de ekstraprostatik uzanım ve seminal vezikül invazyonu varlığını tespitte PSMA PET görüntü değerlendirmeyi standardize edebilmek adına pencere üst sınır değerlerini tümör SUVmaks değeri ve SUVmaks15 değeri olarak belirlenerek inceleme yapılmıştır. Her iki pencere değeri için PSMA PET/BT'nin tanısal doğruluğu hem ekstraprostatik uzanım (sırası ile %71.1 ve %51.9) hem seminal vezikül invazyonunda (sırası ile %86.5 ve %82.7) mpMRG'den yüksektir. Lenf nodu evrelemesinde PSMA PET/BT'nin duyarlılığı daha yüksek (%83.3 ve %60) olarak saptanmıştır. Çok değişkenli lojistik regresyon analizlerinde EPU için en iyi prediktörler; SUVmaks15 penceresinde tümör-kapsül temas yüzeyi (p: 0.018, %95 CI:1.018-1.210) ve PI-RADS skoru (p:0.050, %95 CI:1.001-7.452) iken; SVİ için MSKCC SVİ riski yüzdesi (p:0.003, %95CI: 1.016-1.081) olarak saptanmıştır Ayrıca tümör-kapsül temas yüzeyi ölçülerek EPU varlığını tespit için bir kestirim değeri belirlenmesi amaçlanmıştır. SUVmaks15 penceresinde tümör-kapsül yüzeyi>10.5 mm değerinde duyarlılık %85, özgüllük %56 olarak bulunmuştur. Ek olarak PSMA PET/BT görüntülemede tümör hacmi ve yaygınlığını temsil eden parametreler (TL-PSMA, MTV, segment sayısı); lokal ileri hastalıkla ilişkili bulunmuştur. SUVmaks; immünohistokimya çalışmalarından elde edilen verilerden PSMA 3+ alan yüzdesi (rs=0.52, n:54, p<0.001) ve H skoru (rs=0.46, n:54, p<0.001) ile pozitif korele; düşük tutan alan yüzdesi (rs=-0.37, n:54, p:0.01) ile de negatif korele olarak saptanmıştır. Ayrıca hem PSMA PET/BT'de SUVmaks (rs=0.43, n<.56, p<0.001) hem İHK boyamada +3 alan yüzdesi (rs=0.42, n:54, p<0.01) ISUP derecesi ile ilişkili bulunmuştur. Düşük ISUP derecesi (≤2), tümör boyutu, kresent ya da serpenjinöz şekil, İHK'da PSMA negatif alanın fazla olması; çalışmamızda PSMA PET/BT'de yanlış negatiflik sebepleri arasındadır. Sonuç olarak PSMA PET/BT orta-yüksek riskli prostat kanserinde primer lezyonu saptamada ve klinik önemi olan tümörü ayırmada etkili bir yöntemdir. Tümör yaygınlığı ve hacmi, ek lezyon, ekstraprostatik uzanım ve seminal vezikül invazyonu saptamada, kısaca lokal evrelemede sonuçlar mpMRG'ye üstünlük göstermektedir. Böylece gelecekte tedavi planlamasında etkili olacağı düşünülmüştür. Bulgularımızın daha geniş ve farklı risk gruplarını içeren hasta popülasyonunda doğrulanması yol gösterici olacaktır.

Manyetik rezonans görüntülemeNeoplazmlarPozitron emisyon tomografi+6
Zeynep Işık
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

90Y mikroküre tedavisinde anjiyojenik faktör düzeyleri ile prognoz arasındaki ilişkinin araştırılması

Anjiyojenez kanser oluşumunda kritik bir süreç olup; tümör büyümesi, invazyonu ve metastaz potansiyeli için en önemli belirleyicilerden birisidir. 90Y mikroküre tedavisinde hasta seçimi ve prognoz tayini için daha iyi belirteçlere ihtiyaç vardır ve anjiyojenik faktörler bu bağlamda oldukça umut vericidir. Bu çalışmanın amacı 90Y mikroküre tedavisinde dolaşımdaki anjiyojenik belirteç bazal düzeylerinin ve tedavi sonrası değişimlerinin prognostik öneminin araştırılmasıdır. Çalışmaya primer ve metastatik karaciğer kanserli 22 hasta dahil edilmiştir. Tüm hastalardan tedaviden önceki gün ve tedavi sonrası 1,7 ve 30.günlerde kan örnekleri toplanmış ve bu örneklerden farklı anjiyojenik belirteçlerin (IL-6, IL-8, Ang-2, osteopontin, VEGF-A, HGF, PDGF-BB) düzeyleri ölçülmüştür. Tüm hastalara tedavi yanıtı değerlendirilmesi için anatomik (BT ve/veya MRG) ve moleküler ([18F]FDG PET-BT) görüntülemeler uygulanmış olup, genel sağ kalım süreleri, tedavi uygulanan karaciğer alanında erken tedavi yanıtları, tedavi alanın dışında kalan karaciğerde ve karaciğer dışında progresyon durumları mRECIST ve PERCIST kriterleri ve klinik takip ile belirlenmiştir. Çalışmada tedavi uygulanan karaciğer alanında hastalık kontrolü sağlanan (kısmi yanıt ve stabil hastalık), hedef dışı progresyon saptanmayan ve ekstrahepatik progresyon saptanmayan hastaların genel sağkalım süreleri diğer hastalardan anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Tedavi alanı dışında progresyon gelişen hastalarda tedavi sonrası 1. ve 7. günlerdeki Ang-2 düzeyleri, progresyon saptanmayanlara göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Osteopontin 30. gün düzeyleri karaciğer dışında progresyon saptanan hastalarda saptanmayanlara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Ang-2 düzeylerinin mutlak düzeylerinin yanı sıra tedavi öncesinden 1. güne ve 1. günden 30. güne değişim oranları tedavi alanı dışındaki karaciğerde progresyon saptanan ve saptanmayan hastalarda anlamlı olarak farklı bulunmuştur. Benzer şekilde, tedavi edilen karaciğer bölgesinde hastalık kontrolü sağlanan ve sağlanmayan hastalar arasında PDGF-BB düzeylerinin tedavi öncesinden 1. güne değişim oranları anlamlı olarak fark göstermektedir. Sonuç olarak; 90Y mikroküre tedavisinde Ang-2, osteopontin ve PDGF-BB prognoz ön görüsü için ümit vadeden belirteçler olup, Ang-2 ve osteopontinin 90Y mikroküre tedavisi sonrası çeşitli zamanlardaki mutlak düzeyleri ile Ang-2 ve PDGF-BB'nin tedavi sonrası çeşitli zaman aralıklarındaki değişim oranları farklı prognoz gösteren hastaları başarılı şekilde ayırt edebilmektedir.

ANGPTL 2AnjiyogenezBiyobelirteçler-tümör+7
Mehmet Emin Mavi
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Monogenik parkinson hastalarında multimodal görüntüleme ve klinik korelasyon

Parkinson hastalığı (PH) heterojen nörodejeneratif bir hastalık olup; son zamanlarda idiyopatik Parkinson hastalığının (iPH), altta yatan Lewy patolojisinin yayılım paternine göre, "body-first" ve "brain-first" olarak iki alt tipi olabileceği öne sürülmüştür. Monogenik formlar ile ilişkili PH ise sıklıkla Lewy patolojisi göstermemekle ve farklı klinik seyriyle iPH'den ayrılmaktadır. Bu nedenle, Lewy patolojisinin gelişim ve progresyon paterni merkezinde formüle edilen farklılıklar monogenik formlar (mPH) için geçerli olmayabilir. Amacımız, iPH ile ülkemizde en sık görülen resesif geçişli Parkin ve DJ-1 mutasyonlu Parkinson hastaları arasında farklı klinik seyri açıklayabilecek görüntüleme temelli biyobelirteç(ler) bulabilmek ve fizyopatolojik sürece ışık tutmaktır. Bu çalışmada fonksiyonel bağlantısallık dinlenim durumu fonksiyonel MRG ile; beyaz cevherdeki değişiklikler difüzyon tensör görüntüleme ile çalışılmıştır. Amacımız doğrultusunda striatum ve miyokardiumdaki dopaminerjik denervasyon 18F-DOPA PET/BT ile; kortikal metabolik değişiklikler 18F-FDG PET/BT ile değerlendirilmiştir. Çalışmamızda mPH'de putamen ile yardımcı motor alan arasındaki fonksiyonel bağlantısallığın kontrol grubuna göre azaldığı ve beyaz cevher hasarının iPH'ye kıyasla daha yaygın olduğu bulunmuştur. Çalışmamızın öne çıkan bulgusu olarak, mPH'de kaudat çekirdek gövde kesiminde 18F-DOPA tutulumunun iPH'ye kıyasla belirgin azaldığı saptanmıştır. Ayrıca, iPH'de miyokard 18F-DOPA tutulumunun azaldığı; mPH grubunun miyokard 18F-DOPA tutulumu ile kontrol grubu arasında fark olmadığı bulunmuştur. Hem mPH hem iPH için kortikal hipometabolizma paterni gösterilmiştir ve bu iki grup arasında kortikal glukoz metabolizması açısından belirgin fark olmadığı saptanmıştır. mPH grubunda kaudat çekirdek gövde kesimininde belirgin azalmış 18F-DOPA tutulumu bir biyobelirteç olarak kullanılabilir. Literatürde bu grup hastada miyokard 18F-DOPA tutulumu ilk defa çalışılmıştır. Miyokard 18F-DOPA tutulumunun, hastalığın etiyolojik olarak gelişim paterni konusunda bilgi verdiğini ve mPH grubunun daha çok brain-first alt tiplemeye uyduğunu düşünmekteyiz. 18F-FDG PET/BT gerek iPH gerekse de mPH hastalarında hastalık sürecinde beyindeki kortikal metabolizmadaki değişiklikleri erken gösteren ve fizyopatolojik süreci yansıtan önemli bir biyobelirteçtir.

DenervasyonManyetik rezonans görüntülemeMonogenea+2
Başak Soydaş Turan
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Onkoloji hastalarında kronik stresin beyin metabolizması ve volümüne etkisinin 18FDG-PET/MR ile değerlendirilmesi

Amaç: Kanserin varlığı tek başına bir stres kaynağıdır. Bunun yanı sıra kanser hastalarında tedavinin olumsuz sonuçlanacağı düşüncesi, gelecek kaygısı ve belirsizlik, stres ve anksiyete ile sonuçlanabilir. Çalışmamızda kronik stresin beynin bilişsel ve davranışsal fonksiyonları üzerine etkilerini onkolojik hasta grubunda moleküler-anatomik düzeyde değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Flor-18 ile işaretli fluorodeoksiglukoz (FDG)-Pozitron Emisyon Tomografisi (PET) görüntüleme için Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı'na yönlendirilen malignite tanısı konmuş 64 hasta ve ilaveten malignite tanısı olmayan 11 kontrol olgusu çalışmaya alındı. Görüntüleme öncesi kontrol grubu dışındakilere Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) anketi uygulandı. Tüm katılımcılara standart tüm vücut PET görüntülemesini takiben ayrıca Manyetik Rezonans entegre edilmiş PET (PET/MR) sisteminde beyin görüntülemesi yapıldı. Beyin PET/MR ile elde edilen PET ve MR verisetleri Statistical Parametric Mapping (SPM) yazılımı ile analiz edilerek voksel kümeleri bazında bölgesel beyin metabolizma ve morfolojik değişimler araştırıldı. Hasta verileri ile kontrol grubu verileri ve ayrıca çeşitli hasta alt grupları (ASÖ 28 ve üstü- ASÖ 28 altı, metastatik hastalar-non-metastatik hastalar, ASÖ 28 ve üstü hasta grubunda tanıdan sonra 5 yıldan az süre geçmiş olanlar ile 5 yıldan daha fazla süre geçmiş olanlar) arasındaki farklılıklar incelendi. Bulgular: Hastalarda kontrol grubuna göre sağ superior parietal lobül, sağ inferior oksipital girus ve sol fusiform girusta hipometabolizma izlendi. ASÖ skoru 28 ve üstü – 28 altı grup karşılaştırmasında sol posterior singulat ve sağ parahipokampal girusta hipometabolizma izlendi. Metastazı olan-metastazı olmayan hastalar arasında yapılan karşılaştırmada sağ anguler girus, sağ prekuneus ve sağ posterior singulat girusta hipometabolizma izlendi. ASÖ skoru 28 ve üstü hasta grubunda süre ilişkisine de bakıldı. 5 yıldan fazla süredir kanser tanısı olan hastalarda hipometabolik alan görülmezken 5 yıldan daha az süre geçmiş olanlarda sağ inferior oksipital girus, sağ superior parietal lob ve sağ fusiform girusta hipometabolizma izlendi. Bahse konu hiçbir hasta grubunda hipermetabolik alan saptanmadı. MR verilerinde yapılan VBM analizinde ise hasta-kontrol grubu karşılaştırmasında hastalarda sol orbitofrontal girus, sağ hipokampüs, sağ parasantral girus ve her iki talamusta volüm azalması izlenirken diğer alt gruplarda anlamlı volüm değişikliği seçilmedi. Sonuç: Bu çalışma ile beyne yönelik FDG-PET/MR görüntüleme ile onkoloji hastalarında çok muhtemelen kanser tanısının neden olduğu stresin beyinde oluşturduğu bazı metabolik ve morfolojik değişiklikleri ortaya koyabildik. Bu değişikliklerin hastalığın patofizyolojisinin anlaşılmasında rol oynayabileceğini ve hatta prognostik bir etkisi olabileceğini düşünmekteyiz. Bu çerçevede en azından PET/MR yapma olanağı olan merkezlerde onkoloji hastalarında tüm vücut FDG-PET görüntülemeye ilaveten beyin PET/MR görüntüleme yapmanın, etkin hasta yönetimi açısından klinisyenlere faydalı olabileceğini öngörüyoruz.

Kübra Nur Toplutaş
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntrahepatik transarteryel y-90 mikroküre radyoembolizasyon tedavisi yapılan hastalarda tedavi öncesi tc-99m MAA SPECT/BT görüntüleme ile elde edilen dozimetri sonuçlarının tedavi sonrası PET/BT veya PET/MR ve spect/bt görüntüleri ile elde edilenlerle karşılaştırılması

Amaçlar: TARE tedavisi öncesi simülasyon amaçlı yapılan Tc-99 MAA ile tedavi sonrası Y-90 SPECT ve Y-90 PET görüntülerinden elde edilmiş multi-kompartman ve voksel tabanlı dozimetri sonuçlarının birbirleriyle olan uyumunu araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: TARE tedavisi almış 51 hasta retrospektif incelenmiş olup hastaların Tc-99m MAA SPECT/BT, Y-90 SPECT/BT ve Y-90 PET/BT veya PET/MR görüntüleriyle dozimetrik analizler yapılmıştır. Üç görüntülemenin multi-kompartman dozimetri parametreleri olan TDort, PDNNort ve TKNDDort ile voksel tabanlı dozimetri parametreleri olan tümöral DHacim ve HI değerleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Bulgular: TDort ölçümlerinin Tc-99m MAA ve Y-90 PET arasındaki uyumu iyi, Tc-99m MAA ve Y-90 SPECT arasındaki uyumu ise orta düzeylerde saptanmıştır. PDNNort ve TKNDDort ölçümleri üç görüntüleme arasında iyi uyum göstermiştir. Voksel tabanlı dozimetride ise üç görüntüleme arasında en yüksek uyum D50 ve D70 arasında izlenmiştir. HI değeri, yöntemler arasında anlamlı fark göstermiş olup Y-90 PET'te heterojenitenin diğer görüntülemelere göre daha belirgin olduğu gözlenmiştir. Cam ve reçine mikroküre grupları arasında HI değerleri anlamlı farklılık göstermemiştir. Sonuç: Tedavi öncesi Tc-99m MAA ve tedavi sonrası Y-90 SPECT ve PET ile ölçülen multi-kompartman dozimetri sonuçları orta-iyi düzeylerde uyum göstermiştir. Tc-99m MAA, tedavi planlama açısından ideal olmasa da yeterli bir radyofarmasötiktir. Tedavi sonrası dozimetride Y-90 PET daha başarılı gözükmekle birlikte, Y-90 SPECT de klinik yarar açısından yeterlidir. Voksel tabanlı dozimetri ile elde edilen D50, D70 ve HI değerleri klinik yaklaşıma katkı yapabilecek potansiyel göstermektedir.

Burak İnce
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radyoaktif iyota refrakter diferansiye tiroit kanserlerinde F-18 FDG PET/BT ile Ga-68 PSMA PET/BT görüntülemesinin karşılaştırılması

Amaç: Radyoaktif iyoda refrakter diferansiye tiroit kanserinde (RAİR-DTK) görüntülemede İyot-131 (I-131) refrakter durumdan dolayı istenen başarı sağlanamamaktadır. Bu sebeple rutin kullanımda olan FDG PET/BT ile Ga-68 PSMA PET/BT'nin lezyon deteksiyonu başarılarının karşılaştırılması hedeflenmiştir. Ayrıca Ga-68 PSMA PET/BT ile PSMA'nın teranostik potansiyelinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 2022-2024 yılları arasında bölümümüzde RAİR-DTK tanısı ile takip edilen hastalar dahil edildi. Aralarında 3 aydan fazla olmamak koşuluyla FDG PET/BT ve Ga-68 PSMA PET/BT görüntülemeleri yapıldı. Her iki görüntülemede arka plan aktivitesinden yüksek tutulum gösteren alanlar pozitif olarak değerlendirildi. Fizyolojik tutulum alanları ve BT kesitlerinde benign görünümde olan odaklar dahil edilmedi. İki görüntüleme yönteminin lezyon deteksiyon oranları hesaplandı. Lezyonların SUVmaks değerleri ile kan havuzu (aorta) SUVort değerleri birbirine bölünerek lezyon/arka plan oranı (TBR) hesaplandı. Bulgular: FDG PET/BT'de Ga-68 PSMA PET/BT'ye göre anlamlı olarak daha fazla sayıda lezyon tespit edildi. Tiroit loju, lenf nodu, akciğer ve diğer bölgelerde FDG PET/BT daha çok sayıda lezyon gösterirken; kemikte Ga-68 PSMA PET/BT'de daha fazla sayıda lezyon saptandı. FDG PET/BT SUVmaks değerleri ve TBR değerleri Ga-68 PSMA PET/BT'ye göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Ayrıca Ga-68 PSMA PET/BT'de 10 hastada karaciğer SUVmaks değerinden daha yüksek SUVmaks değeri olan lezyon/lezyonlar saptanmış olup bu hastaların PSMA bazlı radyonüklit tedavilerden fayda görebilecekleri öngörülmüştür. Sonuç: Genel olarak FDG PET/BT Ga-68 PSMA PET/BT'den daha yüksek lezyon deteksiyonu göstermiş olsa da PSMA PET daha fazla kemik lezyonu tespit etmiştir. Ayrıca tedavi imkanları kısıtlı olan bu hasta grubunda radyonüklit tedavi imkanını öngörmek açısından da PSMA PET faydalı olabilecektir. Daha geniş serilerle yapılacak çalışmalar gerekmektedir.

Ali Kibar
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolorektal kanserlerde 18F-FDG PET tekstür özellikleri ve metabolik parametrelerin prognostik önemi

Amaç: Bu çalışma, kolorektal kanser (KRK) tanılı hastalarda 18F-FDG PET görüntülerinden elde edilen tekstür özellikleri ve metabolik parametrelerin prognostik değerini araştırmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2017-Aralık 2023 tarihleri arasında KRK tanılı hastaların primer evreleme amacıyla yapılan 18F-FDG PET/BT ve PET/MR görüntüleri retrospektif olarak incelendi. LIFEx yazılımı kullanılarak, primer tümörün segmentasyonu ile metabolik parametreler (maksimum standart uptake değeri [SUVmaks], metabolik tümör hacmi [MTV] ve total lezyon glikolizi [TLG]) ve tekstür özellikleri belirlendi. Metabolik parametreler ile tekstür özellikleri ile arasındaki ilişki Spearman korelasyon testi ile analiz edildi. Bu parametrelerin ve klinik özelliklerin genel sağkalım ile ilişkisi, Kaplan-Meier sağkalım eğrileri ve Cox regresyon analizi ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 62.01±12.8 yıl olan, 109 KRK tanılı hasta (48 kadın [%44] ve 61 erkek [%56]) dahil edildi. Ortalama genel sağkalım süresi 51.16±3.47 ay olarak hesaplandı. Metabolik parametreler ile bazı tekstür özellikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyonlar tespit edildi (p<0.01). Tek değişkenli analiz ve Kaplan-Meier genel sağkalım eğrilerine göre, tümör boyutu, TNM evresi, uzak metastaz varlığı, MTV, TLG ve altı tekstür özelliği (surface, GLCM_Correlation, GLRLM_GLNU, GLSZM_GLNU, GLSZM_ZSE ve NGTDM_Strength) genel sağkalımla ilişkili bulundu. Çok değişkenli Cox regresyon analizinde, uzak metastaz varlığı daha kısa genel sağkalımla ilişkili tek bağımsız prognostik faktör olarak saptandı (p<0.05). Sonuç: Bu çalışma ile 18F-FDG PET görüntülemelerinden elde edilen hacim tabanlı metabolik parametreler ve bazı tekstür özelliklerinin, KRK prognozu tahmininde önemli bir potansiyele sahip olduğu gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler:18F-FDG PET, Kolorektal Kanser, Metabolik Parametreler, Tekstür Özellikleri

Kübra Şahin
İstanbul University-Cerrahpaşa
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sarkom tanılı hastalarda Ga-68 FAPİ PET'in tanısal değeri

Amaç: Sarkom tanılı hastalarda Ga-68 FAPİ PET'in F-18 FDG PET'e kıyasla tanısal değerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza sarkom tanısı ile F-18 FDG PET görüntüleme yapılmış toplam 30 hasta prospektif olarak dahil edilmiş olup hastalara Ga-68 FAPİ-04 PET görüntüleme yapılmıştır. FAPİ PET ve FDG PET görüntüleri üç ayrı okuyucu tarafından lezyonların varlığı ve yerleşimi açısından vizüel olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca her iki görüntüleme yöntemi lezyonların tutulum yoğunluğu açısından semikantitatif olarak da karşılaştırılmıştır. Altın standart biyopsi ve takip görüntülemeler olarak belirlenmiştir. Lezyon bazlı ve hasta bazlı analize göre her iki görüntüleme yönteminin duyarlılık, özgüllük, pozitif prediktif değer ve doğruluk değerleri hesaplanmıştır. Bulgular: Lezyon bazlı analizde FAPİ PET'te daha fazla doğru pozitif lezyon saptanmış olup özellikle kemik ve akciğer metastazlarında FAPİ PET'in duyarlılığı daha yüksektir. FDG PET'te daha yüksek olmakla birlikte her iki görüntülemenin özgüllük değerleri arasında anlamlı fark yoktur. Hasta bazlı analizde her iki görüntülemede benzer düzeyde yüksek duyarlılık, PPD ve doğruluk saptanmıştır. FAPİ PET'te ortalama SUVmaks, SUVmaks tümör, SUVort, SULpik değerleri ile karaciğer ve kan havuzu tümör/arka plan oranları (TAO) FDG PET'e kıyasla anlamlı yüksektir. Düşük, yüksek ve derecesi belirlenemeyen gruplar ayrı değerlendirildiğinde; istatistiksel anlamlı olmamakla birlikte SUVmaks değerleri düşük derecelide daha belirgin olmak üzere tüm gruplarda FAPİ PET'te FDG'ye kıyasla yüksek bulunmuştur. FAPİ PET'te okuyucular arası uyum mükemmel saptanmıştır. Sonuç: Sarkom hastalarında FAPİ PET'in duyarlılığı FDG PET'ten daha yüksek bulunmuştur. Hem FDG PET'in duyarlılığının nispeten az olduğu bilinen düşük dereceli sarkomlarda hem de yüksek dereceli sarkomlarda yoğun FAPİ tutulumu saptanmıştır. Ayrıca sarkom tanılı hastalarda teranostik açıdan umut vericidir.

Cansu Güneren
İstanbul University-Cerrahpaşa
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Karaciğer fantomunda farklı hacimlerdeki taklit tümörlerin sintigrafik görüntülerinin değerlendirlmesi

Amaç: Yitriyum-90 (⁹⁰Y) ile yapılan radyoembolizasyon ve doz öncesi değerlendirme amacıyla Teknesyum-99m makroagregat albümin (⁹⁹ᵐTc-MAA) kullanımı, rezeksiyon yapılamayan karaciğer tümörlerinin tedavisinde rutin olarak etkili yöntemlerdir. Bu çalışmada, tümör hacmindeki değişikliklerin ve tümörlerin birbirine yakınlıklarının sintigrafik görüntü kalitesi ve dozimetri üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi ve bu etkilerin kontrast ve kontrast-gürültü oranı (CNR) parametreleri kullanılarak nesnel biçimde analiz edilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu deneysel çalışmada, çapları 1 cm, 2 cm, 3 cm ve 5 cm olan dört simüle tümör içeren özel tasarlanmış bir karaciğer fantomu kullanılmıştır. Tümörler ile çevresindeki karaciğer parankim dokusunu taklit eden bölgeler, ⁹⁹ᵐTc ile 4.88:1 oranında doldurulmuştur. Fantom, bir su tankı içinde hem planar hem de SPECT sintigrafi için standart klinik protokoller kullanılarak görüntülenmiştir. Görüntülerdeki lezyonların üzerine ilgi bölgeleri (ROI) çizilerek kontrast, CNR ve tümör dozları hesaplanmıştır. Bulgular: SPECT görüntülerinde tümör çapı arttıkça, mililitre başına düşen tümör/normal karaciğer oranı (T/N), kontrast, CNR ve tümör dozları da artmıştır. Çapı 1 cm olan lezyon için tümör dozu 6.9 Gy/ml, 5 cm olan için ise 13.43 Gy/ml olarak bulunmuştur. Benzer şekilde, plan görüntülemeden hesaplanan T/N oranları, kontrast ve CNR değerleri de tümör boyutu ile artmıştır; ancak tümör dozundaki artışın nispeten daha düşük olduğu gözlenmiştir. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmada, ⁹⁹ᵐTc-MAA ile yapılan karaciğer tümörü ön-dozimetri değerlendirmelerinde küçük ve çoklu tümörlerin varlığında ROI sayımlarının karşılıklı etkisi analiz edilmiştir. Daha büyük tümörlerin yakınında yer alan küçük tümörlerin (1–3 cm) büyük lezyonlardan kaynaklanan taşma (spillover) etkisinden etkilendiği, bunun da ROI sayımlarında yapay artışa ve dolayısıyla doz hesaplamalarında aşırı tahmine neden olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak, büyük lezyonların varlığı, 1–3 cm çapındaki daha küçük tümörlerin dozimetrik değerlendirmelerini etkileyebilir ve hatalı doz tahminlerine yol açabilir. Anahtar Kelimeler: ⁹⁹ᵐTc-MAA sintigrafisi, ⁹⁰Y radyoembolizasyon, ön-dozimetri, görüntü kalitesi, tümör dozu

Murat Kozanlılar
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Meme kanseri radyoterapisinde 3B yazıcı ile üretilen bolus malzemesinin dozimetrik değerlendirmesi

Meme kanseri kadınlarda en sık; kanser türlerinde ise ikinci sırada yer almaktadır. Meme radyoterapisinde kullanılan tekniğe bağlı olarak 6 MV, 10 MV ve/veya 15 MV gibi yüksek enerjili fotonlar kullanılması sebebiyle fotonlar maksimum enerjilerini cilt yüzeyinden daha derindeki bölgelere aktarırlar ve bu cilt koruyucu etki (skin spearing effect) olarak isimlendirilir. Yüksek enerjili fotonlarda oluşan bu özellik, yüzeye yakın lezyonların tedavisinde maksimum dozu yüzeye çekme ihtiyacı oluşturur. Ayrıca gerek memenin doğal anatomik yapısından gerek de öncesinde yapılmış cerrahi işlemler nedeniyle doku veya organ eksikliğinden kaynaklı doku düzensizliği sorunları ortaya çıkarabilmektedir. Radyoterapide doku eksikliği yetersizliği veya cilde yakın tümörlerde verilen dozun istenilen derinlikte etkin olabilmesi için bu gibi durumlarda doku eşdeğeri olan ve ticari olarak satılan 'bolus' malzemesi kullanılmaktadır. Ancak hasta anatomisi ve bolusun hasta cilt yüzeyine konumlandırılması esnasında oluşan farklılıklar nedeniyle bolus ve cilt arasında hava boşlukları oluşabilmektedir. Klinik rutinde kullanılan ticari bolusların; standart yapı ve boyutlarda olması, hastanın anatomik yapısına uymaması, geometrik olarak hasta yüzeyinde boşluklar oluşturması sebebiyle belirlenen dozun istenildiği gibi verilmesi problemini oluşturabilmektedir. Bu durumlarda radyasyon tedavisi ağrılı akut deskuamasyon ve kronik fibroz gibi olumsuz deri reaksiyonlarına neden olabilir. Son yıllarda 3 boyutlu (3B) yazıcıların geliştirilmesi ile hastaya özgü modelleme yapabilme seçeneği radyoterapide 3B yazıcılara ilgiyi arttırmıştır. Bu çalışmada göğüsduvarı ışınlama koşulları doku eşdeğeri Alderson Rando fantomda oluşturulmuştur. Çalışmamızda Alderson Rando fantomun BT simülatör ile görüntülemesi yapılmıştır. Çekilen görüntüler dicom (.dcm) formatında kaydedilmiş Materialise Mimics programı yardımı ile DICOM görüntüleri segmente edilmiştir. Materialise 3-matic programı ile ilgili alana ait tasarım gerçekleştirilmiştir. Tasarımın ardından veri stl. formatına çevrilerek 3B yazıcıda baskı işlemi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen PLA (Polilaktik Asit) ve kalıp silikonu G seri 5 Shore(G-5) malzemeleriyle iki ayrı bolus oluşturulmuş tedavi cihazında ışınlanan doz değerleri OSL dozimetre ile ölçülerek rutin olarak kullanılan ticari bolusla karşılaştırılması yapılmıştır. Dozimetrik karşılaştırma için, Optik Uyarımlı Lüminesans (OSL) dozimetre kullanılmıştır. Bu çalışmanın amacı, radyoterapide rutin olarak kullanılan ticari bolus materyali ile 3B yazıcılarda üretilen PLA ve yeni bir malzeme türü olan G-5 medikal uyumlu malzemeleri kullanarak basılan 3B bolus materyallerinin ışınlama sonrası yanıtlarını dozimetrik olarak karşılaştırıp değerlendirmektir.

Elif Aslan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

PET NEMA fantomu ve SPECT tomografik fantomu ile çekilen PET/BT görüntülerinin kalite kontrol amaçlı karşılaştırılması

Bu yüksek lisans tezinde, PET/CT sisteminde kalite kontrol amaçlı NEMA IEC Body fantomu ve Jaszczak fantomu kullanılarak performans testleri gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kontrast geri kazanımı, arka plan değişkenliği, homojenite, gürültü ve soğuk küre kontrastı gibi görüntü kalite parametreleri değerlendirilmiştir. NEMA IEC Body fantomu, farklı çaplara sahip sıcak küreler (10, 13, 17, 22, 28 ve 37 mm) üzerinden kontrast geri kazanımını ölçmek için kullanılmıştır. Ayrıca NEMA NU-2 standartlarına uygun olarak arka plan bölgelerine yerleştirilen çok sayıda ROI ile arka plan değişkenliği hesaplanmıştır. Bu yöntem, PET/CT görüntü kalitesi için standart, tekrarlanabilir ve literatürle uyumlu nicel veriler sağlamıştır. Jaszczak fantomu ise PET/CT kalite kontrolünde olası kullanımı incelemek amacıyla test edilmiştir. Homojenite, gürültü ve soğuk küre kontrastı parametreleri değerlendirilmiştir. Ancak elde edilen sonuçlar, Jaszczak fantomunun PET/CT için güvenilir veya tekrarlanabilir ölçümler sunmadığını göstermiştir. SPECT görüntülemede yaygın şekilde kullanılan bu fantom, PET sistemlerinin yüksek duyarlılık ve nicel doğruluk gereksinimlerini karşılayacak tasarım özelliklerine sahip değildir. Bu nedenle kontrast ve gürültü performansının değerlendirilmesinde sınırlı kalmıştır. Tüm ölçümler klinik PET/CT protokollerine uygun şekilde yapılmış, elde edilen bulgular literatür ile karşılaştırılarak doğrulanmıştır. Sonuçlar, PET/CT kalite kontrolünde güvenilir standartların yalnızca NEMA IEC Body fantomu ile sağlanabileceğini, Jaszczak fantomunun ise bu amaç için uygun olmadığını ortaya koymuştur. Bu çalışma, PET/CT kalite güvencesinde NEMA tabanlı fantomların gerekliliğini vurgularken, SPECT odaklı fantomların PET görüntülemede sınırlı kaldığını göstermektedir.

Rıdvan Küçük
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metastatik prostat kanseri olgularında tedavi amacıyla kullanılan 177 lu-PSMA tedavisinin başarısının klinik, görüntüleme ve biyokimyasal parametreler ile ilişkisinin belirlenmesi-gözlemsel ilaç çalışması

Belirgin heterojen hasta grubu ve hızlı hastalık seyri nedeniyle, 177Lu-PSMA tedavisinden fayda görecek olan ve tedaviye rağmen hızla progrese olacak hasta gruplarının tedavi öncesinden belirlenmesi kritik önem taşımaktadır. Bu çalışmada, 177 Lu-PSMA tedavisinin başarısının progresyonsuz ve genel sağkalım, klinik, PSA, PET yanıt kriterleri kullanılarak değerlendirilmesi ve PSA yanıtını öngören klinik, görüntüleme, biyokimyasal parametrelerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda 3 yıllık süre boyunca, 2-6 siklus 177Lu-PSMA tedavisi verilen hastalar prospektif olarak incelenmiştir. Serum PSA değeri tedavi süreci boyunca iki haftada bir, tedavi sonlandıktan sonra 3. ayda düzenli olarak takip edilerek, biyokimyasal yanıt Prostate Cancer Clinical Trial Working Group3(PCWG3)'de önerilen şekilde değerlendirilmiştir. İki tedavi sonrası 6-8. haftalarda, tedavi bitiminden sonra 8-12. haftalarda çekilen 68Ga-PSMA PET/BT ile modifiye edilmiş EORTC kriterleri ile PET yanıtı belirlenmiştir. Klinik yanıt için hastaların ECOG and Karnofsky performans skorları, visual analog skala (VAS) ile ağrı şiddetleri, EORTC QLQ-C30 anketleri ile yaşam kalitelerindeki değişiklikler takip edilmiştir. EORTC OH-15 anketi, tam kan sayımı, biyokimya tedavi süreci boyunca iki haftada bir, tedavi sonlandıktan sonra 3. ayda olası yan etkiler açısından takip edilmiştir. Hastaların 177Lu-PSMA öncesi ve tedavisi sırasında klinik, laboratuvar, moleküler görüntüleme parametreleri ile PSA yanıtı arasında ilişki incelenmiştir. Ortanca 10,93 aylık takipte, hastalardan 24'ü (%46,2) kaybedilmiştir, ortanca genel sağkalım süresi 17 ay, ortanca progresyonsuz sağ kalım süresi 6,73 aydır. Tedavi sırasındaki takiplerde hastaların 44'ünde (%84,6) PSA'da herhangi bir düşüş, 31 hastada (%59,7) PSA'da herhangi bir zamanda ≥%50 azalma, tedavi sonu 3. ayda 25 hastada (%49) PSA'da ≥%50 azalma izlenmiştir. Hastalarımızın 14'ünde (%26,9'unda) ise tedavi sırasında PSA 'da herhangi bir yanıt izlenirken, tedavi süresince veya tedavi tamamlandıktan sonra 3. aylık süreçte PSA'da progresyon saptanmıştır. PSA yanıt eğri paternine göre, 26 hastada (%50) "tedaviye yanıt", bir hastada (%1,9) stabil hastalık, 10 hastada (%19,2) "Edinilmiş Direnç", 15 hastada (%28,8) "tedaviye direnç" görülmüştür. İnterim 68Ga-PSMA PET'te hastaların 16'sında (%34,8) progresif hastalık, 3'ünde (%6,5) stabil hastalık, 3'ünde (%6,5) mikst yanıt, 23'ünde (%50) kısmi yanıt, 1'inde (%2,2) tam yanıt; dört veya daha fazla tedavi alan hastalarda tedavi sonrasında PET'te 9 hastada (%45) progresif hastalık, 1 hastada (%5) stabil hastalık, 10 hastada (%50) kısmi yanıt saptanmıştır. 177Lu-PSMA tedavisi ile hastalarımızda istatiksel anlamlı olarak ağrı palyasyonu sağlanmıştır. Kemik metastazı ve klinik anlamlı ağrısı olan 36 hastanın %52,7'sinde 177Lu-PSMA tedavisi ile ağrı skorunda yanıt sağlanmıştır. Tedavi öncesinde analjezik kullanımı olan hastaların %28'inde (güçlü etkili opioid kullananların %25'inde) 177Lu-PSMA tedavisi ile analjezik ihtiyacı kalmamıştır. EORTC-QLQ C30 anketleri ile yapılan takipte semptom skorlarından iştahsızlık ve ağrı semptomlarında tedavi öncesine göre tedavimiz ile istatistiksel anlamlı azalma bulunmuştur. En iyi PSA yanıtının ≥%50 olmasını öngörmede tek değişkenli analizler ile 2. jenerasyon ADT kullanımı, TLG/TL-PSMA, 68Ga-PSMA PET/BT'de dominant lezyondaki SUVmaks, FDG ile PSMA PET/BT uyumsuzluğu, kemik sintigrafisi ile bazal PSMA PET/BT uyumsuzluğu, bir siklus 177Lu-PSMA tedavisi sonrasında PSA, LDH ve ALP yanıtı arasında ilişki bulunmuş, çok değişkenli analizde 1 siklus 177Lu-PSMA tedavi sonrasında PSA yanıtı istatiksel anlamlılığını korumuştur. Tedavi sonrasında 3. aydaki PSA'da >%50 yanıtı öngörmede tek değişkenli analizler ile 2. jenerasyon ADT kullanım süresi, kemik sintigrafisi ile bazal PSMA PET/BT uyumu, TLG/TL-PSMA, MTV/TTV, 1 siklus 177Lu-PSMA tedavisi sonrasında PSA ve LDH yanıtı arasında ilişki bulunmuş, çok değişkenli analizde bir siklus 177Lu-PSMA tedavi sonrasında PSA yanıtı istatiksel anlamlılığını korumuştur. Yirmi iki hastada (%42,3) anemi, 18 hastada (%34,6) lökopeni, 6 hastada (%11,4) nötropeni, 37 hastada (%71,2) lenfopeni, 13 hastada (%25) trombositopeni , 4 hastada (%5,8) kreatin değerlerinde artış, 18 hastada (%34,6) ağız kuruluğu gelişmiştir. Gelişen yan etkilerin büyük bir çoğunluğu düşük dereceli olup, derece 3 anemi, derece 3-4 lenfopeni, derece 3-4 trombositopeni oranları sırasıyla %11,5, %25, %8'dir. Sonuç olarak 177Lu-PSMA tedavisi nadir ciddi yan etki profili ile özellikle ağrı palyasyonu açısından etkin bir tedavidir. Moleküler görüntüleme ile heterojenitenin in-vivo belirlenmesi klinik için önem arz etmektedir. Bir siklus 177Lu-PSMA tedavisi sonrası PSA yanıtı, hem en iyi yanıtı hem tedavi sonu 3. ay PSA yanıtını başarıyla öngörmektedir.

Neoplazm metastazlarıNeoplazmlarPrognoz+3
Tuğçe Telli
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pankreatik kitlelerde 18F FDG PET/BT ile metabolik karekterizasyonun ve 18F FDG dağılımının klinik önemi

Amaç: Bu çalışmada pankreatik kitle nedeniyle onkolojik PET/BT tetkiki yapılan olgularda mevcut metabolik-klinik faktörlerin ve çekim parametrelerinin; tüm vücut 18F FDG dağılımına, tümör odaklarının saptanmasına olası etkisi ve 18F FDG PET/BT tetkikinin sensitivite değerine katkısı incelemek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı'na Temmuz 2012- Ocak 2019 tarihleri arasında pankreatik kitle saptanarak metabolik karekterizasyon amacıyla yönlendirilen hastalar, patolojik ve radyolojik bulguları eşliğinde retrospektif olarak incelendi. Olgular lezyonlarına göre benign tanılı, pankreatik adenokarsinom tanılı ve karaciğer metastazı olanlar olarak gruplandı. Her hastadan çalışmaya yanlızca bir pankreatik lezyon ve metastazı mevcut ise bir karaciğer metastazı dahil edildi. Hastalara ait çekim parametreleri, lezyonların ve fizyolojik dağılım alanlarının SUVmax değerleri, hastalara ait laborotuvar ve görüntüleme parametreleri not edildi. Data analizi IBM SPSS Statistics 22.0 Programı kullanılarak yapıldı. Bulgular: Çalışmada 162 olgu mevcut olup benign tanı alanlar 17, adenokarsinom tanısı alanlar 145, karaciğer metastazı olanlar ise 47 hastadan oluşmaktaydı. Adenokarsinom tanılı hasta grubu içerisinde 9 hastanın primer pankreatik lezyonu 18F FDG tutulumu göstermemişti. Benign pankreatik lezyonların SUVmax ortanca değeri 4,2 (1-10,7), malign olanların ise 9,6 (1,5-65) idi. Karaciğer metastazı olan olgu grubu içerisinde ise 13 hastada bir santimetreden büyük boyutta 18F FDG PET/BT tetkikinde saptanamamış karaciğer metastazı ile uyumlu lezyon mevcuttu. Saptanamayan tümöral lezyon varlığı bulunan olguların kan glukoz değerlerinin yüksek, SUVmax serebrum değerlerinin düşük olduğu tespit edildi (p<0,001). SUVmax serebrum değerinin saptanamayan primer veya metastatik lezyon varlığını ön gördüğü değer tüm hasta grubu için 8,2, kan glukoz düzeyi 120 mg/dl olan olgular için 7,2 olarak belirlendi. Tetkikin pankreatik lezyonları saptamasında sensitivitesi tüm hasta grubunda %94, kan glukoz düzeyi 120 mg/dl'den yüksek hastalarda ise %90 olarak belirlendi. Kan glukoz düzeyine göre SUVmax serebrum eşik değerleri altında kalan hastalar çalışmadan dışlandığında, tetkikin panreas lezyonlarını saptamadaki sensitivite değeri sırasıyla %98-%95 olarak hesapandı. Sonuç: Benign ve malign pankreatik lezyonların SUVmax değerlerinin istatistiksel olarak birbirinden farklı olduğu gösterilmiş olmakla birlikte iki grup arasında değer aralıklarının kısmen örtüştüğü gözlendi. Çalışmamızda pankreatik adenokarsinomlarda 18F FDG tutulumunun kan glukoz düzeyinden etkilendiği olgularda SUVmax serebrum değerinin de benzer şekilde etkilendiği ve kan glukozu yükselen hastalarda SUVmax serebrum düzeyine göre yanlış negatif olguların tahmin edilebileceği gösterildi. Bu bilgiler ışığında literatürde bildirilen tetkikler arasındaki sensitivite farklılıklarının nedeninin açıklanabileceği sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Fluorodeoksiglukoz F18; Pozitron Emisyon Tomografi Bilgisayarlı Tomografi, Pancreas, Adenokarsinoma

AdenokarsinomFlorodeoksiglükozNeoplazmlar+3
Sevil Tatlıdil
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nazofarenks kanserlerinde evreleme F-18 FDG PET/BT görüntülemede volümetri̇k parametrelerin prognostik değeri

Amaç: Nazofarenks karsinomu (NFK) ülkemiz için non-endemik bölge olmasına rağmen, erken evrelerde bile tümörün persistan durumu, nüks ve metastaz yapma ihtimali yüksek olup, prognozu kötü olarak sonuçlanabilir. Kişiselleştirilmiş tedavi protokolü hastalık sağkalımını arttırmakla birlikte, hangi hastada daha agresif tedavi modaliteleri uygulanacağına dair henüz bir yöntem bulunmamaktadır. Bu çalışma ile, evreleme F-18 Florodeoksiglukoz (FDG) pozitron emisyon tomografi/bilgisayarlı tomografi (PET/BT)'nin volümetrik paramaterelerinin hastalığın prognozunu öngörme başarısını saptamayı amaçladık. Gereç ve yöntem: Bu retrospektif çalışmaya, histopatolojik olarak NFK tanısı alıp, Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı'nda Mayıs 2010-Temmuz 2021 tarihleri arasında tedavi öncesi evreleme amacıyla FDG PET/BT görüntülemesi, daha sonra Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı tarafından definitif tedavisi yapılan toplam 62 hasta dahil edilmiştir. Hasta dosyaları retrospektif olarak incelenerek cinsiyet, yaş, sigara-alkol kullanım durumu, tümör evresi, nodal evre, hastalığın genel evresi, histopatolojik alt tipi, lokorejyonel nüks, uzak metastaz ve sağkalıma ait bulgular kaydedildi. Evreleme FDG PET/BT görüntülemede primer lezyon ve lenf nodundan ölçülen Maksimum Standardize Uptake Value (SUVmax), Ortalama Standart Tutulum Değeri (SUVmean), Metabolik tümör volümü (MTV) ve Tümör Lezyon Glikolizis (TLG) değerleri, NTR (Nodal to tumor ratio) oranı kaydedildi. Bu parametrelerin, hastalığın nüks, metastaz durumu ve sağkalımı öngörmedeki değeri araştırıldı. Bulgular: Araştırmaya 62 hasta dahil edilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 49,6 ± 14,1 di. Hastaların 50'si (%80.6) erkek, 28'i (%45.2) sigara içiyordu. Alkol kullanan 1 (%1.6) hasta vardı. Tümür grade'ine göre 12 hasta (%19.4) keratinize, 9 hasta (%14.5) diferansiye non- keratinize, 41 hasta (%66.1) ise indiferansiye-non keratinize olarak raporlanmıştı. Hastaların 18'i (%29) T1 evresinde, 27'si (%43.5) T2 evresinde, 6'sı (%9.7) T3 evresinde ve 11'i (%17.7) ise T4 evresindeydi. N evrelemesine göre ise 9 (%14.5) hasta N0, 9 hasta (%14.5) 6 N1, 32 (%51.6) hasta N2, 10 (%16.1) hasta N3a ve 2 (%3.2) hasta ise N3b olarak sınıflanmıştı. Tümör büyüklüğü ve lenf nodu tutulumuna göre genel olarak bakıldığında ise hastaların 3'ü (%4.8) evre 1, 11'i (%17.7) evre 2, 28'i (%45.2) evre 3 ve 20'si (%32.3) evre 4A olarak sınıflanmıştı. Volümetrik FDG PET/BT parametreleri dikkate alındığında, lenf nodu (LN) SUVmax, LN SUVmean değerleri takiplerde uzak metastazı olan hastalarda anlamlı biçimde daha yüksek saptanmıştı (her biri için p<0.05). NTR değerleri ise takiplerde uzak metastazı olmayan hastalarda olan hastalara göre anlamlı biçimde daha düşüktü (p=0.022). Genel sağkalım, lokorejyonel nükssüz sağkalım ve uzak metastazsız sağkalım analizlerinde ise PET/BT volümetrik parametrelerle anlamlı ilişkisi saptanmamıştır. Sonuç: Yeni tanı NFK hastalarında tedavi öncesi evreleme FDG PET/BT volümetrik parametrelerinin prognostik değeri olup olmadığını araştırmak için planlanan ve yürütülen tez çalışmamızda, ölçülen volümetrik parametrelerin sağkalımda anlamlı bir ilişkisi kurulamadı. Bununla birlikte uzak metastazı öngörmede metastatik lenf nodundan ölçülen SUVmax, SUVmean ve yeni NTR değerinin anlamlı ilişkide olduğu saptanmıştır. Bu parametrelerin, anatomik evreleme ile birlikte kullanılması, prognoz açısından entegre risk değerlendirmesi yapılması ve prognozu kötü hastaların tedavi klasifikasyonu açısından yol gösterici olacaktır.

HacimKarsinomaNazofarengeal neoplazmlar+3
Çağlagül Erol
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğer tümörlerinde transarteriyel radyoembolizasyon (TARE) tedavisi sonrası alınan Y-90 görüntüleri ile yapılan doz hesabı ve tedavi cevabının öngörülmesindeki rolü

Amaç: Karaciğerin primer ve sekonder tümörleri dünyada kanser ilişkili ölümlerin önemli sebeplerinden biri olup radyoembolizasyon bu hasta gruplarında uygulanabilecek olan bir lokal/bölgesel tedavi yöntemidir. Bu çalışmada 90Y cam ve reçine kürelerle radyoembolizasyon sonrasında alınan 90Y PET/MRG ile yapılan voksel temelli dozimetrinin tedavi yanıtını öngörmede rolü ve tedavi öncesinde yapılan 99mTc-MAA SPECT/BT ile korelasyonunun araştırılması amaçlanmıştır. İkincil amaç olarak ise tedavi sonrasında izlenen toksisite ve komplikasyon sebeplerinin tespiti belirlenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya retrospektif ve prospektif olarak toplamda TARE tedavisi uygulanan 84 hastaya ait 97 tedavi dahil edilmiştir. Bu tedavilerden 60'ında cam küreler kullanılmakla birlikte 37 tedavide ise reçine küreler kullanılmıştır. Hastaların 37'sinde (%44) kolorektal kanser, 24'ünde (%28) hepatosellüler kanser tanıları bulunmaktayken kalan hastaların ise kolanjiyosellüler, meme, pankreas, adrenal bez, tiroid karsinomları, nöroendokrin tümör ve uveal melanom tanıları bulunmaktaydı. Tedavi sonrası 90Y PET/MR görüntülerinde tümör ve normal karaciğer parankimi segmente edilmiş, 90Y PET görüntüleri kullanılarak her bir kompartman için ortalama doz değerleri ve doz-hacim histogramları elde edilmiştir. Dozimetrik parametrelerin tedavi öncesi ve takip PET görüntülerinde belirlenen tedavi yanıtı kategorilerinde (tam yanıt/parsiyel yanıt/stabil/progresyon) dağılımı regresyon analizleriyle araştırılmış ve tedavi yanıtı ile tam tedavi yanıtının öngörülmesinde ayırıcı güçlerinin belirlenmesi için ROC analizleri uygulanmıştır. Ayrıca 90Y PET/MRG ve 99mTc-MAA SPECT/BT ile elde edilen parametreler arasındaki korelasyon araştırılmıştır. PET/MRG ve SPECT/BT ile elde edilen tümör dozlarının tedavi yanıtının öngörülmesindeki başarıları ROC analizleri ile karşılaştırılmıştır. Toksisite değerlendirilmesi içinse tedavi sonrasında Child-Pugh skorunda artış ile ilişkili olabilecek klinik ve dozimetrik parametreler değerlendirilmiştir. Bulgular: 90Y PET/MRG ile elde edilen ortalama doz ve D0-99 değerleri ile yapılan regresyon ve ROC analizlerinde ortalama doz değerlerinin ve neredeyse tüm D değerlerinin tedavi yanıtı ve tam tam tedavi yanıtını öngörmede istatistiksel olarak anlamlı olduğu gözlenmiştir. Cam küreler için tam tedavi yanıtı öngörüsünde ise ayrıca D60 ve D70 değerinin tümör ortalama dozundan ayırıcı gücünün istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek olduğu görülmüştür. Tedavi yanıtı ve tam tedavi yanıtının öngörülmesi için yüksek seçiciliğe sahip eşik değerleri hesaplanmıştır. PET/MRG ve SPECT/BT'nin karşılaştırılmasında ise tedavi öncesinde alınan SPECT/BT'nin normal karaciğer parankimi doz değerlerini büyük bir doğrulukla öngördüğü ancak T/N ve tümör dozlarının ise daha düşük bir doğrulukla öngörebildiği izlenmiştir. Tedavi yanıtının öngörüsünde ise SPECT/BT ile PET/MRG edilen ortalama tümör doz değerleri ile tedavi yanıtını öngörüsünde PET/MRG'nin ayırıcı gücünün SPECT/BT'den daha üstün olduğu gösterilmiştir. Tam tedavi yanıtının öngörülmesinde yapılan analizde ise SPECT/BT için ROC analizinde AUC değeri 0,5'ten istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmamıştır. Tedavi öncesi albümin düzeyi, ALBI skoru ve karaciğerde tümör yüzdesinin tedavi sonrasında Child-Pugh skor artışı izlenen ve izlenmeyen gruplar arasında dağılmlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. Ancak karaciğer fonksiyon bozukluğunun öngörülmesi için dozimetrik verilerle yapılan analizde ise iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Sonuç: TARE sonrasında alınan PET/MR görüntüleri ile yapılan voksel temelli dozimetri ile tedavi yanıtının ve tam tedavi yanıtının büyük ölçüde öngörülebilmektedir. 99mTc-MAA SPECT/BT ise normal doku dozunu ve daha düşük doğrulukla da olsa T/N oranını ve tümör dozlarını öngörebilmekte ve her ne kadar tedavi yanıtı öngörüsünde PET/MRG'den daha düşük ayırıcı güce sahip olsa da tedavi planı oluşturulması için halen önemini korumaktadır.

Doz-cevap ilişkisi-radyasyonKaraciğer hastalıklarıKaraciğer neoplazmları+6
Burak Demir
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metastatik kastrasyona dirençli prostat kanserinde Ga-68 PSMA pet, Tc-99m MDP tüm vücut kemik sintigrafisi, F-18 FDG PET ve Lu-177 PSMA tedavi sonrası tüm vücut tarama görüntülerinin korelasyonu ve prognozu öngörmeye etkisi

Bu çalışmada, kliniğimizde metastatik kastrasyona dirençli prostat kanseri (mCRPC) tanısı almış ve Lutesyum-177 prostat spesifik membran antijeni radyoligand tedavisi (Lu-177 RLT) uygulanan hastalarda, Galyum-68 prostat spesifik membran antijeni pozitron emisyon tomografisi (Ga-68 PSMA PET/BT), Lu-177 RLT tüm vücut tarama sintigrafisi (WBS), Teknesyum-99m metilen difosfonat tüm vücut sintigrafisi (Tc-99m MDP WBS) ve Floro-18 deoksi glukoz (F-18 FDG) PET/BT görüntülerinin korelasyonunu ve prognostik etkisini belirlemeyi amaçladık. Bunun, hasta yönetimi ve klinik planlamaya katkı sağlayabilme potansiyeli olduğu düşüncesindeyiz. Temmuz 2018 ile Haziran 2024 tarihleri arasında takip ve tedavisi yapılan mCRPC tanısı almış toplam 70 hasta retrospektif olarak değerlendirildi ve 49'u dahil etme kriterlerini karşıladı. Hastaların yaşı, Gleason skoru, metastatik bölgeler, farklı zamanlardaki prostat spesifik antijen (PSA) seviyeleri, ilk Lu177 RLT'den önce aldıkları tedaviler, progresyon ve ölüm tarihleri, farklı görüntüleme tekniklerinden elde edilen parametreler kaydedildi ve istatistiksel olarak analiz edildi. Genel sağkalım (OS) ile tanı anındaki yaş, viseral metastaz varlığı, ilk Lu177 RLT öncesi ve sonrası PSA değerleri ve Lu-177 TVT görüntülemesinden sonra hedef lezyon 1 ve 2 ortalama piksel değeri (MPV)/parotis MPV oranı arasında anlamlı bir korelasyon bulduk. İkinci olarak, Lu-177 RLT sonrası xiv medyan OS ile viseral metastaz varlığı, ilk Lu-177 RLT öncesi ve sonrası PSA değeri arasında anlamlı bir ilişki bulduk. Son olarak, ilk Lu-177 RLT sonrası medyan PFS ile viseral metastaz varlığı ve ilk Lu-177 PSMA tedavisinden sonraki PSA değeri arasında anlamlı bir korelasyon bulduk. İlk Lu-177 RLT öncesi ve sonrası PSA eşik değerleri sırasıyla ≥38,93 ng/mL ve ≥32,85 ng/mL olarak bulundu. Ayrıca, Ga 68 PSMA ve Lu-177 TVT arasında anlamlı bir korelasyon bulduk. Lu-177 RLT öncesi ve sonrası PSA düzeyleri ile farklı görüntüleme parametrelerinin, Lu-177 RLT alan mCRPC hastalarında prognozu tahmin etmede faydalı olabileceğini bulduk. Bunun, daha etkili hasta yönetimine katkıda bulunma potansiyeline sahip olduğunu düşünüyoruz.

Samiye Demirezen Güçlü
Pamukkale University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radikal prostatektomi ile tedavi edilen prostat kanseri hastalarında bazal Ga-68 PSMA PET/BT volümetrik parametrelerinin prognostik önemi

Çalışmamızda, biyopsi ile prostat kanseri tanısı aldıktan sonra radikal prostatektomi (RP) olan hastalarda, preoperatif Ga-68 PSMA PET/BT volümetrik parametrelerinin, prognozu tahmin etmedeki rollerini göstermeyi amaçladık. Çalışmamızda, 256 hastanın artmış Ga-68 PSMA ekspresyonu gösteren lezyonları için SUVmax, SUVmean, PSMA-TV ve TL-PSMA değerleri hesaplanarak, wbPSMA-TV ve wbTL-PSMA değerleri elde edildi. İstatistiksel yöntemlerle, bu parametrelerin bPSK ve GSK için prediktif rolleri araştırıldı. Biyokimyasal progresyon gelişen hastalarımızda, tüm volümetrik parametreler, biyokimyasal progresyon gelişmeyenlere kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksekti. GSK üzerinde ise volümetrik parametrelerin anlamlı bir etkisi olmadığını tespit ettik. Ayrıca PROMISE V2 kriterlerinden; miTNM evresi, PRIMARY skoru ve PSMA ekspresyon skorunun bPSK ve GSK üzerine anlamlı bir etkisinin olmadığını saptadık. Bir yıl içerisinde biyokimyasal progresyon gelişen hastalarda prostat SUVmax ve prostat SUVmean değerlerinin, bir yıl içerisinde biyokimyasal progresyon gelişmeyenlere kıyasla istatistiksel açıdan anlamlı yüksek olduğunu saptadık. RP ile tedavi edilen prostat kanseri olgularında, bazal Ga-68 PSMA PET/BT volümetrik parametrelerinin biyokimyasal progresyonu öngörmede önemli prediktif rolü olduğunu tespit ettik. Ayrıca ilk bir yıl içerisinde biyokimyasal progresyonu öngörmede prostat SUVmax ve prostat SUVmean değerlerinin önemli prediktif rolü olduğunu saptadık. Bu sonuçlar, RP sonrası erken biyokimyasal nüks riski taşıyan hastalarda, preoperatif dönemde radikal tedavilerin kararını ve neoadjuvan yada sistemik tedavinin gerekliliğini belirlemede yararlı olabilir.

Ali Çelik
Pamukkale University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diferansiye tiroid kanseri hastalarında sekonder primer malignite gelişme riskinin ve riski arttıran faktörlerin belirlenmesi

Çalışmamızın amacı, DTK tanılı hastalarda SPM gelişme riskini ve bu riski artırabilecek faktörleri belirlemektir. 2010–2022 yılları arasında histopatolojik olarak tiroid malign neoplazmı tanısı almış 2364 hasta retrospektif olarak incelendi. Belirlenen dışlama kriterleri uygulandıktan sonra, SPM gelişen 67 hasta çalışma grubunu, SPM gelişmeyen 2297 DTK hastası arasından basit rastgele örnekleme yöntemiyle seçilen 250 hasta ise kontrol grubunu oluşturdu. Her iki grup demografik, klinik ve histopatolojik özellikler ile RAI tedavisi, kümülatif aktivite ve sağkalım verileri açısından analiz edildi. Sağkalım Kaplan–Meier yöntemiyle, prognostik faktörler ise çok değişkenli lojistik ve cox regresyon analizleriyle değerlendirildi. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Elde edilen sonuçlara göre, SPM insidansı %2,83 olarak hesaplandı. SPM gelişen olguların, anlamlı olarak daha ileri yaşta ve daha yüksek TNM evresine sahip olduğu saptandı (p<0,05). RAI tedavisi uygulanan ve uygulanmayan gruplar arasında SPM gelişimi açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). SPM gelişen hastalarda uygulanan ortalama toplam RAI dozu, SPM gelişmeyen hastalara göre daha düşük bulundu. RAI dozu ve uygulanma biçiminin SPM gelişimiyle ilişkili olmadığı belirlendi. Tümör boyutu, tümör sayısı, lenf nodu metastazı, lenfovasküler invazyon ve tiroid dışı invazyon varlığı açısından gruplar arasında anlamlı fark izlenmedi. Uzak metastaz varlığı SPM gelişen grupta daha yüksek oranda izlense de fark istatistiksel anlamlılığa ulaşmadı (p=0,059). Çok değişkenli analizlerde, SPM gelişiminin sağkalım üzerinde olumsuz etkili bağımsız bir faktör olduğu saptandı (p<0,0001). Ayrıca ileri yaş, erkek cinsiyet, ileri TNM evresi ve uzak metastaz varlığı da sağkalımı olumsuz etkileyen bağımsız faktörler olarak belirlendi. Sonuç olarak, DTK hastalarında düşük ve orta dozlarda uygulanan RAI tedavisinin, SPM gelişimi olasılığını arttırmadığı saptandı. Sağkalımın ise yaş, hastalık evresi ve ek malignite varlığı gibi klinik ve prognostik faktörlerle ilişkili olduğu bulunmuştur.

Merve Yücel Kahraman
Pamukkale University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manyetik rezonans ve ultrasonografi ile karaciğer hemanjiyom tanısı alan hastaların Tc-99m-(V)DMSA ve in-vivo işaretli eritrosit sintigrafisi ile karşılaştırılması

Kavernöz hemanjiyom karaciğerin en sık selim tümörü olup toplumdaki prevalansı % 1-7 arasındadır. Çalışmamızın temel amacı, MR ve USG ile karaciğer hemanjiyom tanısı alan hastaların Tc-99m-(V)-DMSA ve in-vivo Tc-99m işaretli eritrosit sintigrafisi ile görüntülenme etkinliğini değerlendirmektir. Çalışmamıza 6'sı kadın 5'i erkek olmak üzere toplam 11 hasta (yaş ortalaması: 48,1±10.5 yıl, yaş aralığı 33-66 yıl); toplam 16 hemanjiyom dahil edildi. Nükleer Tıp Anabilim Dalı'na yönlendirilen hastalara 7 ? 3 gün aralık ile Tc-99m-(V)DMSA ve in-vivo Tc-99m işaretli eritrosit SPECT'leri çekildi. Çalışmamıza dahil edilen toplam 16 hemanjiyomun 11'inde Tc-99m işaretli eritrosit akümülasyonu izlenirken (68,8%), 5 tane lezyonda ise Tc-99m işaretli eritrosit akümülasyonu izlenmemiştir (31,3%). Bu 11 hemanjiyomun 2 tanesi 3 cm'den küçük iken, kalan 9 tanesi ?3 cm olarak değerlendirilmiştir. Eritrosit akümülasyonu izlenmeyen 5 hemanjiyomun 2 tanesi 3 cm'den küçük, 3 tanesi ise ?3 cm olarak izlenmiştir. Çalışmamıza dahil edilen 6'sı kadın 5' i erkek olmak üzere 11 hastada tespit edilen toplam 16 hemanjiyomun 8'inde Tc-99m-(V)DMSA tutulum izlenirken (50%) 8'inde izlenmemiştir(50%). Tc-99m-(V)DMSA tutulumu izlenen sekiz hemanjiyomun 2 tanesi 3 cm'den küçük, 6 tanesi ise ?3 cm olarak değerlendirilmiştir. Tc-99m-(V)DMSA tutulumu izlenmeyen hemanjiyomların ise 2 tanesi 3 cm'den küçük, 6 tanesi ise ?3 cm olarak değerlendirilmiştir.İşaretli eritrosit sintigrafisi ve 30. dk Tc-99m-(V)DMSA SPECT'i arasında istatistiksel olarak farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Çalışmamızda hemanjiyomların %50'sinde Tc-99m-(V)DMSA tutulumu izlenmiştir.

Dimerkaptosuksinik asitTeknesyum Tc-99m
İlker Taşbent
İnönü University
2009
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Plevral lezyonların ayırıcı tanısında flor 18 fluorodeoksiglukoz pozitron emisyon tomografisi/bilgisayarlı tomografinin rolünün değerlendirilmesi

Ateş, M. Plevral Lezyonların Ayırıcı Tanısında Flor 18 Fluorodeoksiglukoz Pozitron Emisyon Tomografi/Bilgisayarlı Tomografi Rolünün Değerlendirilmesi. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı Tıpta Uzmanlık Tezi, Eskişehir, 2024. Bu çalışmada, bilinen malignite öyküsü olmayan, plevral lezyonlu olgularda F-18 Fluorodeoksiglukoz Pozitron Emisyon Tomografisi-Bilgisayarlı Tomografinin rolünü retrospektif olarak değerlendirmeyi amaçladık. Plevral kalınlaşması olan 78 hasta çalışmaya alındı. F-18 FDG PET-BT bulguları ile plevra histopatojik bulguları karşılaştırıldı. F-18 FDG PET-BT'nin benign-malign plevral kalınlaşma ayırıcı tanısında duyarlılık ve özgüllüğü sırasıyla %77,27 ve %73,53 olarak saptadık. Çalışmamızdaki 63 hastada ek olarak izlenen plevral efüzyon mevcuttu. Plevral efüzyon SUVmaks'ının malign-benign ayrımında PET-BT'nin duyarlılık ve özgüllüğünü %59 ve %58,3 olarak belirledik. Hastaların 45'inde asbest temas hikâyesi olup benign-malign plevral kalınlaşma ayrımında asbest teması hikayesine ilişkin anlamlı farklılık saptanmadı. Ancak benign plevral kalınlaşma ve malign plevral mezotelyoma, plevral metastatik hastalık ve malign mezotelyoma ayrımında sadece malign mezotelyomalı olgularda istatiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Hastaların 38'inde diffüz, 40'ında fokal plevral kalınlaşma paterni gözlendi. Plevral kalınlaşma paterni yönünden benign-malign hastalık ayrımında anlamlı farklılık saptanmadı. Sigara içiciliğinde benign/malign plevral hastalık tanısı açısından anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç olarak F-18 FDG PET-BT'nin plevral kalınlaşmalı olgularda benign/malign ayrımında yön gösterici olduğunu, asbest temas öyküsünün varlığının malign mezotelyomanın tanısında faydalı olduğunu saptadık. Plevral efüzyon ayırıcı tanısında F-18 FDG PET-BT'nin kullanılabilirliğiyle ilgili daha geniş vaka sayılı çalışma serilerine ihtiyaç olduğunu gözledik.

Mehmet Ateş
Eskişehir Osmangazi University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erken evre akciğer kanserli hastalarda mediastinal lenf nodu metastazlarının belirlenmesinde standardize uptake değeri (SUV) temelli f-18 fluoro-2-deoksikglikoz pozitron emisyon tomografi (PET) metabolik parametrelerinin yeri

Akciğer kanseri, dünya genelinde yıllık yaklaşık 2,4 milyon yeni vaka ve 1,8 milyon ölüm ile kansere bağlı ölümler arasında ilk sırada yer almaktadır. Mediastinal lenf nodu metastazları, KHDAK'nin en sık görülen metastaz formu olup hastanın prognozu ve tedavi stratejisiyle yakından ilişkilidir. Çalışmamızda, 2013-2023 yılları arasında ESOGÜ Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı'nda FDG PET/BT görüntülemesi yapılan, ardından erken evre KHDAK nedeniyle Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı'nda opere edilen 295 hasta retrospektif olarak değerlendirildi ve dahil edilme kriterlerine uyan 215 hasta FDG-PET/BT ile elde edilen primer tümör boyutu, SUVmax, MTV, TLG ile lenf nodu SUVmax gibi SUV temelli parametrelerin lenf nodu metastazını saptamadaki yeri araştırıldı. Ayrıca, bu parametrelerin ADK ve SCC alt tiplerinin ayrımındaki rolünü incelendi. Hastaların yaş ortalaması 67,54 yıl idi. PET/BT sonuçları histopatolojik bulgularla karşılaştırıldığında PET/BT'nin lenf nodu metastazını tespit etmede sensitivitesi %52,4, spesifitesi %82,7 olarak hesaplanmıştır. ROC analizi sonucu, lenf nodu SUVmax için 4,74 eşik değeri belirlenmiş; bu değerle sensitivite %88,4 ve spesifite %78,3 bulunmuştur. Lenf nodu metastazının saptanmasında primer tümör boyutu ve tümör SUVmax anlamlı ilişki göstermemiştir. Ancak MTV (pozitif: 20,80 ± 22,66, negatif: 16,61 ± 21,91), TLG (pozitif: 164,11 ± 220,75, negatif: 132,18 ± 182,99) ve lenf nodu SUVmax (pozitif: 5,71 ± 1,01, negatif: 4,08 ± 1,05) değerleri lenf nodu pozitif grupta daha yüksektir. ADK ve SCC histolojik alt tiplerinin karşılaştırılmasında, tümör boyutu, tümör SUVmax ve TLG değerleri arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Ancak, lenf nodu SUVmax ve MTV değerleri açısından iki grup arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Sonuç olarak, erken evre KHDAK'li hastalarda, cerrahi öncesi FDG PET/BT ile elde edilen SUV temelleri PET parametreleri hem lenf nodu metastazını saptamada, hem de tümör alt tiplerinin ayrımında etkili bir araç olarak olabileceği ve klinik karar süreçlerine dahil edilmesinin tanısal doğruluğu artırabileceği düşünülmektedir.

Ahmet Çelen
Eskişehir Osmangazi University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İmmünoterapi alan hastalarda, Flor-18 florodeoksiglukoz pozitron emisyon tomografisi/bilgisayarlı tomografi'deki fonksiyonel parametreler ve sarkopeninin tedavi yanıtı ve sağkalım ile ilişkisinin araştırılması

İmmünoterapi (İT), ileri evre Malign Melanom, Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri ve Renal Hücreli Karsinom gibi malignitelerde sağkalımı uzatan önemli bir tedavi seçeneğidir. Ancak bu tedavilere verilen yanıt ve hastaların sağkalım verileri heterojen olup öngörülmesi zordur. Bu çalışmanın amacı; İT alan hastalarda tedavi öncesi, tedavi yanıtı ve kontrol amacıyla yapılan Flor-18 Florodeoksiglukoz Pozitron Emisyon Tomografisi/Bilgisayarlı Tomografi (F-18 FDG PET/BT) görüntülemelerinden elde edilen fonksiyonel parametreler, sarkopeni ve klinik parametrelerin, tedavi yanıtı ile sağkalımı öngörmedeki rolünü incelemektir. 2016–2024 yılları arasında İT başlanmış ve tedavi öncesi F-18 FDG PET/BT incelemesi mevcut olan 121 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların demografik verileri, klinik ve laboratuvar parametreleri, tedavi öncesi ve tedavi sürecinde elde edilen F-18 FDG PET/BT parametreleri, beslenmeye ilişkin durumları, sağkalım verileri kaydedildi. Sarkopeni, lomber 3 vertebra düzeyinden ölçülen iskelet kas indeksi (SMI) değerine göre tanımlandı. Parametrelerin birbirleri ile ilişkisi ve sağkalım verileri SPSS v25.0. paket programı ile analiz edildi. Tedavi öncesi yüksek Metabolik Tümör Volümü (MTV) ve Total Lezyon Glikolizi (TLG) değerlerinin genel sağkalım (GS) üzerinde olumsuz etkisi olduğu saptandı. Ayrıca yanıt ve kontrol PET/BT'lerde MTV ve TLG'nin azalması sağkalımla ilişkiliydi. Sarkopeni, albümin, performans skoru başta olmak üzere birçok parametre de kısa GS ile ilişkili bulundu. İT alan hastalarda F-18 FDG PET/BT'den elde edilen volümetrik parametreler (MTV, TLG), sarkopeni ve bazı klinik bulgular tedavi yanıtı ile sağkalımı öngörmede önemli prognostik belirteçler olarak bulunmuştur. Bu parametrelerin birlikte kullanımı, İT alacak hastaların belirlenmesine ve tedavi sürecinde risk sınıflandırmasının daha doğru yapılmasına katkı sağlayacaktır.

Hakan Deveci
Eskişehir Osmangazi University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Türk kadınlarında farklı iskelet bölgelerinde kemik mineral dansitometresi

Osteoporoz kemik yoğunluğunu azalması ve kemik yapısının bozulması ile karekterize ilerleyici metabolik kemik hastalığıdır.Çift enerji X-ışını absorpsiyometre (DXA) kemik mineral yoğunluğu ölçümünde yaygın kullanılan güvenilir ölçüm tekniğidir.Çalışmamızın amacı: (i) lumbal vertebra, proksimal femur ve önkol arasında istatistiksel anlamlı T skoru farkı varsa saptamak, (ii) yeni iskelet bölgelerinde KMY normal aralığını belirlemektir. Çalışma 25-69 yaşları arasındaki 55 kadında yapıldı. Lumbal vertebra, sağ proksimal femur, non-dominant önkol, sol proksimal humerus, sol proksimal tibia ve sol distal femurun DXA kullanılarak KMY ölçüldü.Bütün gruplarda proksimal femurun bütün alt-bölgelerin T skoru total lumbal vertebra (L1-L4) T skorundan anlamlı farklı bulundu (p<0.0001). Fakat femur alt-bölgelerin kemik mineral yoğunluğu değerleri ile total lumbal vertebra (LT) değeri arasında korelasyon vardı (r= 0.436- 0.591). Normal populasyonda total lumbal vertebra (L1-L4) ortalama KMY değerine götüren lineer regresyon formülüyle yaş ile uyumlu herbir bölgenin ortalama KMY değeri ve yeni simüle edilmiş T skoru hesaplandı. Daha sonra, bütün alt-bölgelerde KMY'nin yeni ortalama ve standart sapma değerleri ile uyumlu, sol proksimal humerus, proksimal tibia ve distal femurda herbir alt-bölgenin yeni simüle edilmiş T skoru hesaplandı. Proksimal tibia alt-bölgelerinin yeni simüle edilmiş T skorları ile total lumbal vertebra T skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0.05). Proksimal tibianın osteoporozda KMY ölçümü için ideal yeni bir değerlendirme alanı olduğunu düşünmekteyiz.Anahtar kelimeler: Kemik mineral yoğunluğu, Türk, kadın, T skoru, regresyon, korelasyon.

KadınlarKemik dansitesiTürk toplumu+1
Mustafa Arif Aluçlu
İnönü University
2012
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Miyokard perfüzyon sintigrafisi'nde maden suyu ve ekstraabdominal basıncın atenüasyon artefaktlarına etkilerinin araştırılması

Miyokart perfüzyon sintigrafisi (MPS) koroner arter hastalığı, miyokart canlılığı, koroner arter hastalığının risk ve prognoz değerlendirilmesinde kullanılan non-invaziv bir görüntüleme yöntemidir. Bu çalışmanın amacı maden suyu içirilerek ve ekstraabdominal basınç uygulayarak yapılan MPS SPECT çekimlerinin atenüasyon artefaktları üzerinde etkisini değerlendirmektir. Çalışmaya toplam 27 hasta (20 erkek, 7 kadın) dahil edildi. Bu hastalar stres görüntülemelerinde miyokardda şüpheli perfüzyon azalımı izlenen, maden suyu içirilerek ve basınç uygulayarak veya alınan rest çekimlerinde normal olarak raporlanan hastalardı. Stres SPECT görüntülemeleri sırasıyla bazal çalışma, ekstraabdominal basınç uygulaması ve maden suyu içirilmesi ile üç kez tekrarlandı. Ekstraabdominal basınç uygulanması ve maden suyu içirilmesi ile yapılan görüntülemelerde hastalara ilave radyofarmasötik doz uygulaması yapılmamıştır. Polar haritada summed stres skoru 3 ve üzerindeki alanlar baz alınarak 5 grup oluşturuldu. Yapılan üç SPECT görüntülemeden de summed stres skorları hesaplandı. İki nükleer tıp uzmanı çift kör olarak elde edilen görüntüleri görsel olarak ?en iyi görüntü?, ?orta derecede iyi görüntü?, kötü görüntü? şeklinde değerlendirdi. İstatistiksel sonuçlar neticesinde, maden suyu içirilmesi ve ekstraabdominal basınç uygulaması ile alınan görüntülerde miyokardın anteroseptal ve inferoseptal duvarlarının orta ve bazal kesimlerinin, bazal stres çekim protokolüne kıyasla daha iyi olduğu gözlendi. Nükleer tıp kliniklerinde yapılan MPS çekimlerinde, anteroseptal ve inferoseptal duvarlarda görülen şüpheli artefakt görüntülerini daha iyi değerlendirmek için maden suyu içirilerek ya da ekstraabdominal basınç uygulayarak çekim yapılmasının yarar sağlayacağını düşünüyoruz.

AbdomenBasınçMaden suları+2
Fatih Batı
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda biliyer atrezi ve hepatit ayırıcı tanısında TC-99M MIBI'nin yeri

Çalışmamıza, ağırlıkları 200-350 gr arasında değişen erkek cinsiyette toplam 20 adet wistar albino cinsi rat dâhil edildi. Ratlar rastgele 4 gruba ayrıldı. Sırasıyla, kontrol grubu, sham opere grup, biliyer atrezi grubu ve karbontetraklorür (CCl4) ile oluşturulmuş kimyasal hepatit grubu. Gama kamera kullanılarak 37 MBq 99m Tc-MİBİ internal juguler venden i.v. bolus enjekte edildilkten sonra 4 saniyeden 20 imajlık kanlanma fazının ardından 30 saniyeden 20 imajlık imajlama konsantrasyon ve erken ekskresyon fazı dual dinamik görüntüleme başlatıldı. Enjeksiyondan 15, 30, 60, 90 ve 120 dakika sonra aynı pozisyonda dual geç statik imajlar alındı. Bütün imajlar çift kör iki nükleer tıp uzmanı tarafından görsel olarak değerlendirildi. Ayrıca her bir rat için konsantrasyon ve erken ekskresyon fazı dinamik görüntülerin 4. ile 10.imajları üzerinde karaciğer, kalp, sol böbrek ve mesane üzerine kare ilgi alanları yerleştirilerek ortalama sayımlar elde edildi. Bu ortalama sayımı değerleri kullanılarak her bir rat için bu imajlara ait Karaciğer/Kalp Oranı, Karaciğer/Böbrek Oranı, Böbrek/Kalp Oranı, Mesane/Kalp Oranı ile Mesane/Karaciğer Oranı hesaplanarak istatistikî değerlendirmede kullanıldı. p<0.05 değerleri anlamlı olarak yorumlandı. Kontrol grubu ratlarında, ince bağırsaklara radyofarmasötik geçişi 45.- 60.dakika imajlarında orta hatta büyük hiperaktif odak olarak veya böbrek seviyesinde lineere olmayan hatta radyofarmasötik akümülasyonu olarak izlenirken bu 120- 150.dakika imajlarında daha belirgindi. Biliyer atrezi grubunda karaciğerde radyofarmasötik konsantrasyonu normaldi fakat bağırsaklara radyofarmasötik geçişi hiçbir ratta izlenmedi. Karbon tetraklorür grubunda kan akımı, konsantrasyon ve erken ekskresyon sintigrafik imajları kontrol grubundan farklı değildi ve ince bağırsaklara radyofarmasötik geçişi 45-60.dakikada izlendi. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, karbon tetraklorür ile oluşturulmuş kimyasal hepatit grubunda 99mTc-MİBİ konsantrasyonu değişmemişti. Bu hepatositte 99mTc-MİBİ'nin mitokondrial fiksasyonu ve farklı ekskresyon mekanizması olmasıyla ilişkili olabilir. Karbon tetraklorür grubunda bağırsaklara radyofarmasötik geçişi bir ratta 150.dakikada belirgin seçilirken diğerlerinde 60.dakikada seçilmekteydi. Safra yolları sintigrafisinde rat seçiminin safra kesesinin olmaması ve duodenum ve jejunumun karaciğer arkasında yer alması nedeni ile iyi bir seçim olmadığını düşünmekteyiz. İnce bağırsaklara radyofarmasötik geçişi karaciğer orta kısımda veya böbrekler seviyesinde fokal hiperaktif alan veya lineer olmayan hat olarak izlendi. İnce ve kalın bağırsaklar karaciğer ve mesane arasında izlenmedi. İnsanda 99mTc-mebrofenin ile çekilmiş safra yolları sintigrafisi ile kıyaslandığında, ratta 99mTc-MİBİ ile çekilmiş safra yolları sintigrafisinde posterior görüntünün değerlendirmeye katkısının daha fazla olduğunu düşündük. 99mTc-MİBİ'nin insanda da safra yolları sintigrafisi radyofarmasötiği olarak biliyer atrezi ve hepatit ayırıcı tanısında katkısının olacağını düşünmekteyiz.

HepatitKaraciğerKarbon tetraklorür+4
İsmail Köksal
İnönü University
2013
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radikal prostatektomi uygulanmış düşük-orta dereceli prostat kanseri olgularında PSMA eskpresyonunun progresyonsuz sağkalımla ilişkisi

AMAÇ: Bu çalışmada düşük–orta dereceli, organla sınırlı prostat kanserinde (ISUP 1–2; pT2) immünohistokimyasal (İHK) PSMA ekspresyonu ile preoperatif PSMA‑PET/BT metriklerinin radikal prostatektomi (RP) sonrası progresyonsuz sağkalımı (PFS) öngörmedeki değerinin araştırılması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu retrospektif kohortta 01.05.2007–30.11.2023 tarihleri arasında RP uygulanmış, nihai patolojide ISUP 1–2 ve pT2 saptanan; cerrahi sınır pozitifliği, ekstrakapsüler yayılım, lenfovasküler/perinöral invazyonu olmayan 76 ardışık olgu değerlendirilmiştir. Preoperatif Ga 68 PSMA PET/BT yapılmış 46 hastada, yaklaşık 60. dakikadaki standart tüm vücut çekimi ve 120–180. dakikalar arasındaki gecikmiş pelvik görüntülerden intraprostatik SUVmax ve PSMA tümör volümü (PSMA TV) hesaplanmıştır. Standart ve gecikmiş görüntülemeler arasındaki mutlak (ΔSUVmax) ve yüzdesel değişim (Δ%SUVmax) elde edilmiştir. RP spesimenlerinde baskın tümör odağından alınan kesitlere PSMA İHK uygulanmıştır. Boyanma şiddeti 0/1+/2+/3+ olarak skorlanmış; H skor ise 0–300 aralığında (1×%1+ + 2×%2+ + 3×%3+) hesaplanmıştır. Birincil sonlanım PFS olup, RP'den PSA ≥0,2 ng/mL'nin en az iki ardışık ölçümle doğrulandığı biyokimyasal nükse kadar geçen süre olarak tanımlanmıştır. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statistics programı kullanılarak yapılmıştır. Sürekli değişkenler ortalama±SS veya medyan (min–maks), kategorik değişkenler n (%) olarak özetlenmiştir. Progresyonsuz sağkalım Kaplan–Meier yöntemiyle hesaplanmış, gruplar log-rank testi ile karşılaştırılmıştır. PSMA-PET metrikleri ile immünohistokimyasal değişkenler arasındaki ilişkiler Spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. İntraprostetik SUVmax'ın biyokimyasal nüksü ayırt edici gücü ROC analizi ile incelenmiş ve optimal eşik değerleri Youden indeksi kullanılarak belirlenmiştir. Biyokimyasal nüks ile ilişkili bağımsız belirteçleri saptamak için çok değişkenli lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. İstatistiksel analizlerde p<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 65,5±7,3 yıl olarak hesaplanmıştır. Medyan takip süresi 33,9 ay olan hastaların 13'ünde (%17,1) biyokimyasal nüks saptanmıştır. Preoperatif medyan PSA 6,95 (1,46–39,45) ng/mL, medyan PSA dansitesi 0,13 (0,04–0,41) ng/mL/cc'dir. Biyopsi materyalinde ISUP 1 oranı %39,4, ISUP 2 oranı %59,2 iken, RP sonrası nihai ISUP dağılımı sırasıyla %25 (ISUP 1) ve %75 (ISUP 2) olarak bulunmuştur. PSMA İHK'de boyanma şiddeti 0, 1+, 2+ ve 3+ oranları sırasıyla %28,9, %17,1, %32,9 ve %21,1; medyan H‑skor 30 (0–300) olarak saptanmıştır. PSMA‑PET alt kohortunda (n=46) standart faz intraprostatik SUVmax ortalaması 9,44±6,11, gecikmiş faz SUVmax ortalaması 11,41±7,04; medyan PSMA‑TV 2,93 mL (0,7–9,6) olarak hesaplanmıştır. Tek değişkenli analizlerde PSMA boyanma şiddeti 3+ varlığı, H‑skorun 180'in üzerinde olması, standart ve geç PSMA‑PET görüntülemelerindeki SUVmax, Δ%SUVmax, yaş ve preoperatif PSA yüksekliği PFS ile anlamlı ilişkili bulunmuştur. Buna karşın H‑skor/İHK şiddeti ile SUVmax/PSMA‑TV arasındaki korelasyon katsayıları zayıf ve istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur. ROC analizinde standart faz intraprostatik SUVmax için biyokimyasal nüksü en iyi ayırt eden eşik değeri 9,58 olup, bu eşikte sensitivite %83,3 ve spesifite %67,6 (Youden J≈0,51) olarak hesaplanmıştır. Gecikmiş faz için optimal eşik değeri 13,14 olup aynı sensitivite (%83,3) ile daha yüksek spesifite (%75,7) ve daha iyi ayırt edicilik sağlanmıştır (Youden J≈0,59). Çok değişkenli analizlerde ise PSMA boyanma şiddeti 3+, H‑skor >180, PSMA‑TV ve SUVmax birlikte modele alındığında yalnızca gecikmiş faz intraprostatik SUVmax PFS için bağımsız ve istatistiksel olarak anlamlı öngördürücü olarak kalmıştır (OR≈1,8; p≈0,026). SONUÇ: Düşük–orta dereceli, organla sınırlı prostat kanserinde gecikmiş faz intraprostatik lezyon SUVmax, PFS için bağımsız belirteç olarak öne çıkmaktadır. PSMA İHK (3+ şiddet, yüksek H‑skor) olumsuz seyirle ilişkisi görülmektedir. Klinik açıdan bu sonuçlar, aktif izlem–definitif tedavi arasında kararsız kalınan olgularda PSMA‑PET temelli risk yeniden sınıflamasının karar kalitesini artırabileceğine işaret eder. Bulguları doğrulamak ve genellenebilirliğini artırmak için çok merkezli, prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. ANAHTAR KELİMELER: Prostat kanseri, PSMA, PSMA PET/BT, immünohistokimya, progresyonsuz sağkalım.

Gamze Beydağı
Yeditepe University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akciğer kanserlerinde F-18 FDG PET/BT metabolik tümör volümü ve total lezyon glikolizisin prognostik önemi

Küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinde (KHDAK) F-18 FDG PET/BT ile metabolik tümör volümü (MTV) ve total lezyon glikolizisin (TLG) prognostik önemi Amaç: Tanı sonrası evreleme yapılan KHDAK olgularında lezyonların SUVmax, MTV, TLG gibi semikantitatif parametrelerinin hastalığın evresi, alt histolojik tipleri ile ilişkisinin ve prognozu öngörmeye katkısının araştırılmasıdır. Gereç-Yöntem: KHDAK tanısı alan ve evreleme için PET/BT görüntülemesi yapılan toplam 102 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların histopatolojik tanı, evre, kitle SUVmax-MTV-TLG değerleri, tanı tarihi kayıt altına alınmıştır. Sağ kalım süreleri tüm hastalar aranarak belirlenmiştir. Bulgular: Hastaların 71'i skuamöz hücreli karsinom (%69.6), 31' i adenokarsinom (%30.39) tanısı almıştır. TNM ile sağ kalım arasındaki ilişki bakıldığında, ileri evredeki hastalarda yaşam süresi kısa olarak izlenmiştir (p= 0.002). MTV-sağ kalım arasında (p=0.020), TLG-sağ kalım arasında (p=0.027) istatistiksel olarak anlamlı, negatif korelasyon saptanmıştır. SUVmax-sağ kalım arasında (p=0.861) ve SUVmax-evre arasında (p=0.473) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır. Ortalama MTV değeri evre 1,2' de 22.32, evre 3,4' te 68.2 (p=0.012); ortalama TLG değeri evre 1,2' de 232.27, evre 3,4' te 569.69 (p=0.037) olarak hesaplanmıştır. Evre yükseldikçe MTV ve TLG değerlerinin yükseldiği, sağ kalımın ise azaldığı saptanmıştır. MTV-TLG ile histopatolojik alt tip arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. SCC' lerde ise SUVmax değeri anlamlı derecede yüksek çıkmıştır. Sonuç: KHDAK' lerinde FDG PET/BT' de MTV-TLG değerleri, sağ kalım ve prognozu öngörmede hastalığın evresinden bağımsız anlamlı bir belirteçtir. Anahtar Kelimeler: Akciğer kanseri, FDG PET/BT, prognoz, SUVmax, MTV, TLG

Akciğer neoplazmlarıGlikolizNeoplazm evreleri+4
Sibel Göksel
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rektum kanserinde volümetrik F-18 FDG PET/BT parametrelerinin prognostik değeri: Retrospektif bir çalışma

Uzmanlık tezi olarak seçilen bu çalışmada rektum kanseri hastalarında tedavi öncesi dönemde yapılan F-18 FDG PET/BT'deki hesaplanan volümetrik parametrelerin sağkalım ilişkisinin belirlenmesi amaçlandı. Uludağ Üniversitesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı'na Kasım 2011 ile Mayıs 2018 tarihleri arasında tedavi öncesi F-18 FDG PET/BT yapılmak üzere başvuran 112 retrospektif olarak incelendi. Metabolik tümör volümü (MTV), total lezyon glikolizi (TLG), SUVmax ve SUVmean iş istasyonunda hesaplandı. Genel sağkalım, lokal rekürrens ve progresyonsuz sağkalımın ayrı ayrı klinik (yaş, pT, pN) ve PET parametreleri (SUVmax, SUVmean, MTV, TLG) ile ilişkisi tek değişkenli ve çok değişkenli Cox regresyon analizlerinde incelendi. Sağkalım eğrileri Kaplan-Meier yöntemi kullanılarak belirlendi. Takip süresince (27.1 ± 17.9 ay) hastalardan 13'ünde (%11.6) ex, 27'sinde (%24.1) metastaz ve 8'inde (%7.1) lokal rekürrens saptandı.TLG (HR 0.955 %95 CI 0.920-0.993, p=0.001) ve yaş (HR 0.955 %95 CI 0.920-0.993, p=0.020) ise hem tek değişkenli hem de çok değişkenli analizlerde uzak metastaz için prediktif değere sahip olduğu belirlendi. Kaplan-Meier analizinde ise TLG (log rank p=0.019), MTV (log rank p=0.035) ve SUVmax (log rank p=0.007) progresyonsuz sağkalım için anlamlı idi. MTV (HR 1.011 %95 CI 1.005-1.017, p<0.001) ve yaş (HR 0.904 %95 CI 0.849-0.963, p=0.002) ise hem tek değişkenli hem de çok değişkenli analizde genel sağkalım için bağımsız risk faktörü olarak bulundu. Kaplan-Meier analizinde, SUVmax (log rank p=0.018) ve MTV (log rank p=0.046) genel sağkalım için anlamlı bulundu. Çalışmamızda tedavi öncesi F-18 FDG PET/BT'nin metastatik olmayan rektum kanserinde volümetrik parametreler olan TLG ve MTV'nin sağkalım için prognostik belirteçler olabileceği öngörmekle beraber bu konuda kesin bir sonuca ulaşabilmek için randomize klinik çalışmalara ihtiaç vardır.

NeoplazmlarPozitron emisyon tomografiPrognoz+4
Gökçe Belge Bilgin
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

F-18 florodeoksiglukoz pozitron emisyon tomografisi ile miyokard canlılığının değerlendirilmesinde standart ve geç görüntüleme protokollerinin karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Bu prospektif tez çalışmasının amacı miyokard canlılığını değerlendirmek için yapılan kardiyak 18F-FDG-PET/BT görüntülemede geç ek görüntülemenin düşük miyokardiyal tutulum olan hastalarda değerlendirmeye katkı sağlayıp sağlamayacağını belirlemek amacıyla standart protokolde yapılan görüntüleme ile geç görüntüleme protokollerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Eylül 2020 ile Mart 2021 tarihleri arasında miyokard canlılığının değerlendirilmesi amacıyla F-18 FDG PET/BT görüntüleme için kliniğimize refere edilen 50 hastadan 43'ü (37 erkek, 6 kadın, ortalama yaş 60.8±9.58, ortalama kilo 82.13±17.32 kg, ortalama boy 169.69±8.50 cm ) çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların 20'sinin diyabet tanısı vardı. 7 hasta optimal düzeyde görüntü kalitesi elde edilemediği için çalışma dışında bırakılmıştır. Hastalara enjeksiyon sonrasında 60. dk'da yapılan standart görüntülemeye ek olarak 90-120. dakikalar arasında geç görüntüleme yapılmıştır. Standart ve geç ek görüntülemelerin ortalama çekim zamanları sırasıyla 65,87±11,34 dk, 109,88±19,87 dakikaydı. . F-18 FDG enjeksiyonu öncesi hastaların kan glukoz seviyesi ortalaması 154.79±27.75 mg/dl olarak hesaplandı. Hastaların görüntülerinden sagittal, aksiyel ve koronal kesitlerde sol ventrikül 17 segment modele göre SUVmax değerleri belirlendi ve CardIQ Physio programı kullanılarak polar harita üzerinde semikantitatif skorlama yapıldı. Sol ventrikülde ve karaciğer parankiminde SUVmax değerleri kaydedildi. Elde edilen veriler SPSS 26 ve Stata/MP 16 programlarında T testi ile analiz edildi. Bulgular: Sol ventrikül genel SUVmax ortalaması standart ve geç görüntülemede sırasıyla 11.09±4.90, 13.44±5.93 olarak hesaplanmış olup bu artış istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.049). Karaciğer parankim SUVmax ortalaması standart ve geç görüntülemede sırasıyla 2.36±0.66, 2.09±0.57 olarak hesaplanmış olup bu azalış istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p=0.044). 17 segment modelinde hesaplanan SUVmax değerleri ile semikantitatif skorların erken ve geç görüntüleme için karşılaştırması yapıldığında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Ayrıca hasta kan glukoz düzeylerine göre iki farklı kesme değeri kullanılarak (150 ve 156 mg/dl seviyelerine göre) gruplar karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Diyabetik ve diyabetik olmayan hastalar karşılaştırıldığında da ortalama SUVmaks değerlerinde ve semikantitatif skorlarda istatiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç: Geç görüntülemede standart görüntülemeye göre sol ventrikülde genel SUVmax artışı izlenmekle birlikte; 17 segment modelinde yapılan kantitatif ve semikantitatif değerlendirmede SUVmax düzeyleri ve semikantitatif skorlarda standart ve geç görüntülemeler arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Diyabet varlığı ve kan glukoz seviyesine göre yapılan gruplamada da geç görüntüler ile standart protokol ile yapılan görüntüler arasında SUVmax değeri ve semikantitatif skorlarda anlamlı fark bulunmamıştır. Bu bulgularla diyabetik ve diyabetik olmayan hasta gruplarında kardiyak viyabilite PET görüntülemede geç görüntülemenin miyokardiyal FDG tutulum düzeyine ve değerlendirmeye katkı sağlamadığı sonucuna varılmıştır.

Görüntüleme yöntemleriKalpMiyokard+1
Demirhan Eski
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lenfoma hastalarında FDG PET/BT görüntülemede farklı rekonstrüksiyon algoritmalarının kantitatif değerlendirmeye etkisi

Giriş ve Amaç: Lenfoma, küratif tedavilere yanıt veren heterojen bir grup malignitedir. Prognozu; tedavi ve yaşam süresi, histolojik alt tip, klinik evre ve tedaviye yanıt gibi etmenlere bağlıdır. Flor-18 Florodeoksiglukoz (FDG) pozitron emisyon tomografisi/bilgisayarlı tomografi (PET/BT) lenfomada sık kullanılmakta olup değerlendirmede standardize edilmiş tutulum değeri (SUV) gibi semikantitatif parametreler ve bu parametrelerle elde edilen Deauville skorlama sistemi hastalık değerlendirilmesinde önemli yer tutmaktadır. FDG PET/BT görüntülemede radyofarmasötik tutulumunu ve SUV ölçümlerini etkileyen birçok faktör arasında rekonstrüksiyon parametreleri de bulunur. Dolayısıyla PET/BT görüntülemede kullanılan farklı rekonstrüksiyon yöntemleri lenfoma hastalarının değerlendirilmesinde Deauville skorlarını değiştirebilir. Çalışmamızın amacı lenfoma hastalarında FDG PET/BT'nin kantitatif değerlendirilmesine farklı rekonstrüksiyon yöntemlerinin etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: 1 Kasım 2020- 30 Nisan 2021 tarihleri arasında lenfoma tanısı ile FDG PET/BT görüntülemesi yapılan 255 hastanın ham PET verileri bir Bayesian Penalized Likelihood (BPL) algoritması olan Q.Clear (GE Healthcare) ve sıralı altkümeler beklenti maksimizasyonu(OSEM) algoritması olan SharpIR (GE Healthcare) ile ayrı ayrı rekonstrükte edildi. İki görüntüde de her hastanın karaciğer, mediasten kan havuzu ile hastalardan seçilen toplamda 487 lezyonun SUV ölçümleri yapıldı ve Deauville skorları hesaplandı. Veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda BPL ile Deauville skorlarının anlamlı şekilde arttığını(p<0,001), OSEM ile Deauville skor 3 olarak değerlendirilen 30 hastada skorlamanın 4'e yükseldiğini belirledik. Lenf nodlarına ait kantitatif değerler ile sinyal geri plan oranlarının BPL ile istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde arttığı(p<0,001), referans bölgelerden olan karaciğere ait kantitatif değerlerin anlamlı bir şekilde azaldığı bulundu(p<0,001). Ayrıca lenf nodu kantifikasyonundaki bu farklılık, lezyonun boyutu ile bağımsız olarak ilişkili olup küçük boyutlu (<13 mm) lezyonlarda anlamlı olarak daha belirgindi (p<0,001). BPL algoritmasının etkileri SUVmaks ölçümlerinde SUVort ve SUVpik ölçümlerine göre daha belirgindi. SUVort ve SUVpik ölçümleriyle hesaplanan Deauville skorları olan Deauville-ort ve Deauville-pik skorları, SUVmaks ölçümleriyle hesaplanan Deauville-maks skorlarına göre BPL ile daha az değişikliğe uğradı. Sonuç: FDG PET/BT'de farklı rekonstrüksiyon algoritmaları kantitatif değerlendirmeyi etkiler. Bu durum lenfoma hastalarında Deauville skorlarının değişmesine dolayısıyla da hasta yönetimine etki edebilir.

Görüntü işlemeGörüntü işleme-bilgisayarlıLenfoma+3
Mustafa Genç
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kemoterapi ve kastrasyona dirençli metastatik prostat kanseri hastalarında 177Lu-PSMA-617 radyoligand tedavisine yanıtın öngörülmesinde tüm vücut 68GA-PSMA-11 PET/BT parametrelerinin kullanımı: Ek merkezli, retrospektif çalışma

Amaç: 177Lu-PSMA-617 radyoligand terapisi almış, kastrasyona ve kemoterapiye dirençli prostat kanseri hastalarında 68Ga-PSMA-11 PET/BT'nin, moleküler yanıt veya progresyonla ilişkili prediktif değerini araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Nisan 2019–Ağustos 2023 tarihleri arasında, retrospektif olarak analiz edilen 48 hastanın; demografik-klinik verileri, laboratuvar tetkikleri, tedavi öyküleri ile tedavi öncesi ve sonrasında yapılan 68Ga-PSMA-11 PET/BT görüntüleri, moleküler yanıt ve progresyonla ilişkileri bakımından analiz edilmiştir. Tedavi öncesinde yapılan görüntülemenin, eşik SUV değerlerine göre METAVOL programıyla tüm vücut segmentasyonu yapılmıştır. Total tümör yükü ve lokasyon ağırlıklı metastaz yükü, ölçülen parametrelere göre belirlenmiş ve prediktif değerleri analiz edilmiştir. Analizler SPSS 22.0 programıyla gerçekleştirilmiş olup anlamlılık seviyesi için p<0,05 seçilmiştir. Bulgular: Moleküler yanıt ve moleküler progresyona göre yapılan binominal sınıflamada hastaların %58,3'ü (n=28) yanıtlı iken %41,7'si (n=20) yanıtsız olup %29,2'si (n=14) progrese iken %70,8'i ise non-progrese olarak izlenmiştir. Prostat kanseri tanı süresinin 12 ayın üzerinde olması (OR= 0,235, p= 0,049), parotis SUVmax (OR= 1,099, p= 0,047) ve SUVmean (OR= 1,137, p= 0,047) değerleri ile en yüksek miM1 evresi (OR= 0,241, p= 0,046) moleküler yanıt ile ilişkili bulunmuştur. Moleküler progresyonun ise lenf nodu metastazı varlığı (OR= 0,144, p= 0,006), sadece kemik metastazı varlığı (OR= 4,333, p= 0,030), ln/metTL-PSMA oranı (OR= 0,070, p= 0,042), k/metTL-PSMA oranı (OR= 13,085, p= 0,040) ve kemik / lenf nodu metastazı dağılımının TL-PSMA parametresine göre lenf nodu lehine baskınlık göstermesi (OR= 0,385, p= 0,044) ile anlamlı olarak ilişkili olduğu ortaya onulmuştur. Sonuç: Hastalığın temel yayılım karakteristiklerinin, PSMA ekspresyon dağılımının ve lokasyon ağırlıklı metastaz yükünün moleküler yanıt ve progresyonun ön görülmesinde potansiyel kullanımı ortaya konulmuştur. Anahtar sözcükler: 177Lu-PSMA, PET/BT, RECIP 1.0, PSMA-TV, TL-PSMA

Lutesyum-177Neoplazm metastazlarıNeoplazmlar+6
Yusuf Burak Çayırlı
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir CM 'den büyük pulmoner lezyonların tanısında FDG PET/BT'nin rolü

Akciğer lezyonlarının tanısında radyografi ve bilgisayarlı tomografi gibi radyolojik yöntemler tanı amaçlı uygulanan noninvaziv yöntemlerin başında gelir. Radyolojik olarak akciğerdeki lezyonun benign-malign ayırımında belli morfolojik kriterler kullanılmasına rağmen bu kriterler her zaman doğru sonuç vermemektedir. FDG PET/BT ise lezyonun metabolizmasını da değerlendirdiğinden son yıllarda onkoloji alanında yerleşmiş bir görüntüleme yöntemi haline gelmiştir. Çalışmamızın amacı, Toraks BT ile akciğerde lezyon saptanan hastalarda lezyonun malignite potansiyelinin değerlendirilmesinde FDG PET/BT' nin tanısal değerini belirlemekti. Çalışmamıza Ocak 2010-Aralık 2012 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalında 1 cm'den büyük akciğer lezyonu olan ve bu lezyona yönelik tanısal amaçlı FDG PET/BT görüntülemesi yapılmış 213 hasta (182 erkek, 31 kadın) dahil edilmiştir. PET/BT'nin sınırlı uzaysal çözünürlüğü nedeniyle 1 cm'den küçük akciğer lezyonu olan hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. SUVmax >2,5 değeri olan lezyonlar malign olarak kabul edilmiştir. Hastaların PET/BT görüntüleri ve dosyaları retrospektif olarak incelenip akciğerdeki lezyonlara yönelik tanısal amaçlı yapılan PET/BT nin sensitivitesi, spesivitesi, pozitif prediktif değeri ve negatif prediktif değeri araştırıldı. PET/BT görüntüleme sonrası 188 hastada hipermetabolik lezyon, 25 hastada ise hipometabolik lezyon saptanmıştır.Yapılan histopatolojik incelemeler ve radyolojik takip sonucu 162 hastaya malignite tanısı konulmuş, 51 hasta ise benign tanı almıştı. 162 malign hastanın 143'ü KHDAK, 17'si KHAK, 2 hasta ise metastaz olarak değerlendirilmişti. FDG PET/BT'nin sensitivitesi, spesivitesi, PPD ve NPD sırasıyla %100, %49, %86, %100 idi. 3 cm'den küçük lezyonlarda PET/BT'nin sensitivitesi, spesivitesi, PPD ve NPD sırasıyla %100, %66,6, %78 ve %100 olarak hesaplanmış iken 3 cm'den büyük lezyonu olan grupta ise sensitivite, spesivite, PPD ve NPD sırasıyla %100, %29, %88 ve %100 idi. Sonuç olarak çalışmamızda FDG PET/BT'nin sensitivitesi yüksek bulunmasına karşın, spesifikliği literatürdeki çalışmalarla karşılaştırıldığında düşük bulunmuştur. Çalışmamızda spesiviteyi düşüren faktör yanlış pozitifliğe yol açan patolojilerdi. Ülkemizde özellikle bölgemizde tüberküloz, sarkoidoz gibi granülomatoz inflamasyonlar görülmektedir ve bu durumlar yanlış pozitifliğe yol açabilmektedir. Bu yüzden akciğerde hipermetabolik lezyon tesbit edilen hastalarda bu patolojilerin de göz önünde bulundurulması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: FDG PET/BT görüntüleme, Sensitivite, Spesivite, Akciğer Kanseri.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıPozitron emisyon tomografi+1
Hasan Deniz Demir
Gaziantep University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anabilim dalımızda iyot-131 ile tedavi edilen hipertiroidi hastalarına ait klinik ve laboratuvar verilerinin değerlendirilmesi

Hipertiroidi, tiroid bezinde fazla hormon yapılarak dolaşıma salınmasını ifade eden bir terimdir. Sık karşılaşılan bir endokrionolojik rahatsızlıktır. Hipertiroidi tedavisinde üç farklı yöntem kullanılmaktadır. Bunlar; antitiroidal ilaç kullanımı, radyoaktif iyot-131 (RAİ) tedavisi ve cerrahidir. Bu çalışmada laboratuvar sonuçları ve klinik tabloların ışığında hipertiroidili hastalarda RAİ tedavisinin etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmamıza hipertiroidi nedeniyle kliniğimizde RAİ tedavisi gören, en az altı ay takip edilen 276 (ort. yaş: 50.9, yaş aralığı: 18 -82) hasta dahil edildi. Hastaların dosyaları retrospektif olarak incelendi. Hastaların 71' i erkek (ort. yaş: 51.2, yaş aralığı: 18-80), 205' i ise kadındı (ort. yaş: 50.7, yaş aralığı: 18-82). Tiroid ultrasonografi veya palpasyon bulgularına göre hastaların 102'sinde diffüz, 174'ünde ise nondiffüz (nodüler veya multinodüler) hiperplazik tiroid bezi mevcuttu. Hastalara 1, 2 veya gerekiyorsa 3 kez RAİ verildi. İlk uygulamada ortalama 13,1 mCi, ikinci uygulamada ortalama 16,6 mCi, üçüncü uygulamada ise ortalama 25 mCi iyot-131 verildi. Ötiroidi veya hipotiroidiye giren hastalarda tedavi başarılı kabul edildi. Tedavi başarısı % 76 olarak bulundu. Sonuç literatürde verilen başarı oranları ile yaklaşık olarak benzerlik gösterdi. En yüksek başarı oranı toksik diffüz guatrlı (Graves hastalığı) hastalarda elde edildi. Hastalarımızda ciddi hiç bir yan etki görülmedi. Sonuç olarak kliniğimizde RAİ ile yapılan hipertiroidi tedavilerinde başarı oranının literatürde verilen başarı oranları ile yaklaşık olarak benzerlik gösterdiği ve aynı zamanda yan etkilerin çok düşük olduğu belirlendi. Uygulama kolaylığı ve yan etkilerinin çok az olması nedeniyle RAİ ile hipertiroidi tedavisinin seçilmiş hastalarda ilk tedavi yöntemi olarak tercih edilmesi gerektiği kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Hipertiroidi, Radyoaktif İyot-131, Tedavi

HipertiroidizmRadyoaktif iyotTedavi+2
Mustafa Başıbüyük
Gaziantep University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mide ve kolorektal kanserli hastalarda serum CA 72-4 ve CEA değerlerinin karşılaştırılması

-38- ÖZET Çalışmamızda, mide ve kolorektal kanserli hastalarda, yeni bir tümör belirleyicisi olan CA 72-4'ü CEA ile kıyaslamayı amaçladık. Mide kanserli 35, kolorektal kanserli 48 hasta ve ayrıca kontrol grubu olarak sağlıklı 7 kişide, serum CA 72-4 ve CEA düzeylerine bakıldı. Yüksek serum CA 72-4 değeri (>5 U/ml) mide kanserli hastaların %42.9'unda (15 hasta), kolorektal kanserli hastaların % 18. 75 'inde (9 hasta), yüksek serum CEA değeri ise mide kanserli hastaların % 45.7'sinde (16 hasta), kolorektal kanserli hastaların % 54.2'sinde (26 hasta) tespit edildi. Kontrol serumların tümünde serum CA 72-4 değeri 3 U/ml'nin altında bulundu. Mide kanserli hastaların %63'ünde (22 hasta), kolorektal kanserli hastaların %58.3'ünde (28 hasta) serum CA 72-4 veya CEA değerleri yükselmiş olarak bulundu. Yalnızca yüksek serum CA 72-4 değeri, mide kanserli hastaların %17.1'inde (6 hasta), kolorektal kanserli hastaların %4'ünde (2 hasta), yalnızca yüksek CEA değeri mide kanserli hastaların % 20' sinde (7 hasta), kolorektal kanserli hastaların %40'mda (19 hasta) bulundu. Mide kanserli hastaların %37'sinde, kolorektal kanserli hastaların %41.7'sinde serum CA 72-4 ve CEA değerlerinin her ikisi de normal sınırlarda bulundu. Mide kanserli hastalarda serum CA 72.4 ile CEA değerleri arasında orta derecede bir korelasyon (r = 0.69) olduğu, kolorektal kanserde ise bu iki belirleyici arasında herhangi bir korelasyon olmadığı (r < 0) bulunmuştur. Mide kanseri tanısı için serum CA 72-4 ve CEA düzeylerinin her ikisine birden bakılmasının sensitiviteyi artıracağı, kolorektal kanserde ise CA 72-4 sensitivitesinin çok düşük olması nedeniyle bu iki behrleyicinin simültane olarak çalışılmasının kolorektal kanser tanısına pek fayda sağlamayacağı sonucuna varıldı.

Antijenler-tümör assosiye karbonhidratHastalarKarsinoembriyonik antijen+3
Mustafa Kibar
Çukurova University
1993
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Miyokard perfüzyon sintigrafisinde diyastol sonu görüntülerin değerlendirilmesi

MİYOKARD PERFÜZYON SİNTİGRAFİSİNDE DİYASTOL SONU GÖRÜNTÜLERİN DE?ERLENDİRİLMESİ ÖZET Miyokard perfüzyon sintigrafisi için genellikle "nongated SPECT" yöntemi rutin olarak uygulanmaktadır. Bu yöntemle kardiyak siklüsün toplamım gösteren standart görüntüler (S) elde edilmektedir. Diyastol sonu görüntüler (ED) ile sistol sonu (ES) ve standart görüntüler arasında koroner arter hastalığım tesbit etmek açısından bir üstünlük olup olmadığım belirlemek amacıyla bir çalışma yaptık. Koroner anjiografi ile koroner anatomisi tesbit edilen 34 hastaya (20 erkek, 14 kadın; ort yaş: 54.6) Tc-99m tetrofosmin kullanılarak "gated SPECT" miyokard perfüzyon sintigrafisi yapıldı. Elde edilen S, ES ve ED görüntüleri kalitatif olarak karşılaştırıldı. Değerlendirmeye anjiografiye ek olarak EKG yorumu da dahil edildi. Koroner arter hastalığım teşhis etmek için elde edilen S, ES ve ED görüntüleri anjiografi ve anjiografi artı EKG ile karşılaştırıldığında sensitivite ve spesifisiteler arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Bununla birlikte stenoze olmuş koroner arterlerin tesbitinde ED görüntülerinde sensitivite oranlan ES ve S görüntülerinden anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.05). Spesifisiteler arasında ise anlamlı fark bulunmadı. Sonuç olarak koroner patolojiyi tesbit etmek için birden fazla damar hastalarında veya ciddi koroner stenozlarda tanımlanan metodlar arasmda önemli fark çıkmamakla birlikte, tek tek damar sensitivitesinin yüksek olması nedeniyle stenoz oranının düşük olduğu olgularda veya tek damar hastalarında ED görüntülemenin daha iyi s'onuç verdiği kanaatindeyiz. Anahtar sözcükler: Tetrofosmin; SPECT; miyokard perfüzyonu; EKG gating. VI

Miyokardial reperfüzyonPozitron emisyon tomografiRadyonüklid görüntüleme
Gülgün Büyükdereli
Çukurova University
1997
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Propiltiyourasilin Tiroid ve Kalp Dokusunda Tc-99m MIBI Up-take'ine Akut Etkisi

ÖZETPropiltiyourasilin Tiroid ve Kalp Dokusunda Tc-99m MIBI Up-take'ine Akut EtkisiTc-99m MIBI (Tc-99 m 2-hexakis-methoxy-butyl-isonitrile) daha çok myokardperfüzyon görüntüleme amacıyla kullanılan bir radyofarmasötiktir. Biyodağılımçalışmaları esnasında tiroid bezinde de birikim göstermiş olması tiroid hastalıklarınıntanısında da kullanılabilir mi sorusunu gündeme getirmiştir.Hipertiroidi klinikte çok fazla karşılaşılan sorunlar arasında yer almaktadır. PTU(propiltiyourasil) hipertiroidi tanısı alan hastalarda sıkça kullanılan antitiroid ajandır. Bizyeni tanı almış hipertiroidi hastalarında tedavi öncesi ve tedaviyi takiben PTU kararlıplazma seviyesine ulaştıktan sonraki akut dönemde Tc-99m MIBI tutulumunun tiroid vekalp dokuları üzerindeki etkilerini araştırdık. Bu amaçla 20 hastaya tedavi öncesi vesonrası olmak üzere 2 kez 20mCi Tc-99m MIBI intravenöz yoldan bolus tarzındaverildikten sonra 40 dakikalık anterior statik görüntüleme uygulandı. Bu görüntülerüzerinde tiroid, kalp ve geri plan ilgi alanları çizilerek birbirine oranlandı. Hastaların kendiortalamaları ile grupların ortalamalarının değişimleri incelendi. Hastaların tedavi öncesitiroid ve kalp kantitasyon oranları ile tedavi sonrası kantitasyon oranlarının ortalamalarıkarşılaştırıldığında anlamlı bir fark bulunamadı ?(p=0,316), (p=0,440) sırasıyla?.Doku düzeyinde Tc-99m MIBI'nin tutulumunun PTU'dan etkilenmediğigörülmüştür. Bu durum PTU ile tedavi edilen hastalarda Tc-99m MIBI ile sintigrafiçekilmesi için ilacın kesilmesinin gerekli olmadığı sonucunu ortaya çıkarmaktadır.Kelimeler: Propiltiyourasil, Tc-99m MIBI, Hipertiroidi, Myokard, Sintigrafii

Esra Kırım
Çukurova University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kliniğimizde izlenen tiroid kanseri olgularının retrospektif analizi ve I-131 Tüm Vücut Tarama Sintigrafisi ile F-18 FDG PET/BT''nin klinik takipteki önemi

Çalışmamızda kliniğimize 2006-2009 yılları arasında müracaat eden diferansiye tiroid karsinomu tanısı konmuş 217 hasta retrospektif olarak incelenmiştir. Tüm hastalara total tiroidektomi yapılmış ve bölümümüze ablasyon ve metastaz tedavisi için refere edilmiştir.Amaç: Tedavi başarımız ve tedaviyi etkileyen faktörler ile izlemde görüntüleme yöntemi olarak yararlanılan I-131 tüm vücut tarama sintigrafisi ve F-18 FDG PET/BT'nin etkinliğini ortaya çıkarmaktır.Gereç ve Yöntem: Radyoaktif iyot tedavisi cerrahi sonrası bakiye dokusu yeterince küçük olan, diferansiye türlere ampirik sabit doz ile uygulanmıştır. Tedavi öncesi T4 hormonu kesilip, iyottan fakir diyet uygulandı ve hastaların onamları alınmak suretiyle özel donanımlı odalarda yatırılarak RAI verildi. Bu olgular daha sonra düzenli olarak takip edildi. I-131 tedavisi sonrası 7. günde ve 6. ayda I-131 tüm vücut tarama (TVT) sintigrafisi, 3-6 aylık periyotlarda serum TSH, Tg, Anti-Tg ölçümleri ile boyun USG yapıldı. Daha sonra hastanın risk durumuna ve serum Tg düzeylerine göre 6 aylık veya 1 yıllık periyotlarla I-131 TVT sintigrafisi çekildi. Serum Tg düzeyleri belirgin yüksek saptanan bazı olgular ve ablasyon sonrası Tg düzeyleri düşmeyen I-131 TVT negatif bir grup hasta F-18 FDG PET/BT ile araştırıldı. Tedavi hedefi olarak TSH ile stimüle serum Tg düzeyinin 2 ng/ml'nin altında olması ve I-131 TVT'de radyoiyot tutulumu gösteren odak olmaması belirlendi. Tümörün histopatolojisiyle hastaların tedaviye verdikleri yanıt arasındaki ilişki ve 2. dozu alma durumları araştırıldı.Bulgular ve Sonuç: Grubumuzda tedaviyi etkileyen faktörler tümörün büyüklüğü, odak sayısı, invazyon durumu ve evre olarak saptandı. Hastaların % 70'inde tek dozla, % 5'inde 2 dozla tedavide istenilen sonuca ulaşıldı. Papiller karsinomların % 40'ı mikrokarsinomdu. Bunların % 34'ü multifokaldi. Tedavi başarıları hem tek odaklı hem çok odaklı olanlarda oldukça yüksekti. Ablasyondan sonra izlem aşamasında çekilen tanısal (5 mCi) I-131 TVT sintigrafisinin duyarlılığı % 59, özgüllüğü % 99 olarak hesaplandı. Ablasyon sonrası dönemde tanısal I-131 TVT görüntülerinin % 40'ında pozitif bulgu gözlenirken, postterapötik 7. günde çekilen I-13 TVT'de pozitif bulgu oranı % 88'e yükseldi. Bu bulguların çoğunluğunu diffüz karaciğer tutulumunun oluşturduğu tespit edildi. Postterapötik I-131 TVT'de diffüz karaciğer tutulumu izlenen olgulara çekilen F-18 FDG PET/BT ile % 30 oranında metastatik odak saptandı.Odak ortaya çıkarma bakımından post-terapötik I-131 TVT düşük doz tanısal sintigrafiye göre anlamlı bir üstünlük göstermemiş olup, Tg değeri yükseldikçe hem düşük hem de yüksek doz I-131 TVT etkinliği artmaktadır. Ancak terapötik açıdan diffüz karaciğer tutulumu hesaba katıldığında fark istatiksel açıdan belirginleşmektedir. Diffüz karaciğer tutulumunun yoğunluğu ile tedaviye verilen yanıt arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Ancak hasta bazında değerlendirildiğinde radyoaktif iyot tedavisinden sonra % 67 olguda Tg düzeyi stabil seyretmekte, % 22'sinde düşüş, % 11'inde de progresyon göstermektedir. Bu durum herhangibir kontrendikasyon yoksa ve tedavi dozunun üst sınırına ulaşılmamışsa, diffüz karaciğer tutulumu gözlenen hastalarda RAI tedavisi verilebileceğini düşündürmektedir.Aynı hastalar üzerinde her iki yöntem karşılaştırıldığında; F-18 FDG PET/BT'nin duyarlılığı % 58, özgüllüğü % 71, I-131 TVT'nin duyarlılığı % 62, özgüllüğü % 100 bulundu. Serum Tg düzeyleri 10 ng/ml'nin altında olan olgularda F-18 FDG PET/BT pozitifliği izlenmedi. Tg düzeyleri 10-100 ng/ml olan 2 hastada I-131 TVT negatif, F-18 FDG PET/BT pozitif, 2 hasta da I-131 TVT pozitif, F-18 FDG PET/BT negatifti. Tg düzeyi 100 ng/ml'nin üstünde olanların % 71'inde her iki yöntem de uyumlu pozitiflik gösterdi. Geri kalan vakaların ise yarısında F-18 FDG PET/BT, diğer yarısında I-131 TVT lezyon bölgesini tespit etti. Bulgularımıza göre F-18 FDG PET/BT I-131 TVT'ye üstün değildir. Ancak serum Tg'si düzeyi belirgin yüksek olgularda en az I-131 TVT kadar duyarlı ve I-131 TVT'ye tamamlayıcı rol oynayan bir değer taşımaktadır.

KarsinomaNeoplazmlarPozitron emisyon tomografi+4
Pınar Saltaoğlu
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radyonüklid sinovektomnin kronik hemofilik sinovitis tedavisindeki önemi

Amaç: Bu çalışmada ki amacımız radyonüklid sinovektominin (RS) hemofili hastalarındaki kronik hemofilik sinovitis tedavisindeki etkinliğini ve güvenirliğini araştırmaktı.Gereç ve Yöntem: Kronik hemofilik sinovitisi ve rekküren eklem içi kanama şikayeti bulunan 24 hastanın 35 eklemi çalışmaya dahil edildi. Radyonüklid sinovektomi sonrası ortalama takip periyodu 14,6 (10?20) aydı. Rekküren kanama, hemofilik hastalarda kronik hemofilik sinovitise yol açabilir. Radyonüklid sinovektomi, kronik hemofilik sinovitis tedavisinde oldukça etkin bir tedavidir. Hastalarımızda RS uygulamasında, diz eklemleri için Y-90'ı ve diğer eklemlerde ise Re-186'yı kullandık. Hastalarımızın tamamında RF öncesi ve sonrası faktör replasman tedavisi verildiUygulama öncesi ve sonrası hedef eklemde kanamanın sıklığı ve ağrı şiddeti hastaya soruldu. RS öncesi ve sonrası hedef eklemlerde manyetik rezonans görüntülemede (MRG) Denver skorlama kullanıldı. Denver MRG skorlama eklem efüzyonu, hemosiderin depozisyonu, sinovyal hiperplazi, kartilaj kaybı, kist ve erozyon bulgularını içermektedir. Ayrıca 17 hastadan tedavi sonrası radyonüklid kaçak tespiti, için sintigrafi çekildi.Bulgular: Eklemlerin tamamında eklem içi kanama sayılarında ve ağrı şiddetinde önemli derecede azalma izlendi. MRG ile tedavi öncesi ve sonrası ortalama 14,6 aylık takip sonunda, dirsek ve ayak bileği gibi orta boy eklemlerde Denver skorunun bozulmadığı görüldü. Diz gibi büyük eklemlerde ise sınırda anlamlı olduğunu gördük. Tedavi sonrası 17 hastanın sintigrafik görüntülerinin görsel değerlendirilmesinde ise hedef eklem organ dışında sızıntıya ait patolojik bir aktivite tutulumu izlemedik.Sonuç: Y-90 ve Re-186 ile radyonüklid sinevektomi, hemofili hastalarında güvenle kullanılabilecek etkin tedavi yöntemidir. Bizim çalışmamızda, diz eklemler sayısı sınırlı sayıda olması nedeniyle daha uzun takip yapılması gerektiğini bize düşündürmüştür.

Cerrahi tedaviHemofiliManyetik rezonans görüntüleme+3
Aygül Polat Kelle
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meme kanseri hastalarında tedavi öncesi 18F-FDG PET/BT ve shear wave elastografinin kantitatif parametreleri arasındaki ilişki

Amaç: Bu prospektif çalışmanın amacı, meme kanseri hastalarında tedavi öncesi 18F-FDG PET/BT ve Shear-Wave Elastografi (SWE) yöntemleriyle elde edilen kantitatif parametreler arasındaki ilişkiyi inceleyerek tümörün biyolojik davranışıyla bağlantısını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Histopatolojik olarak doğrulanmış 111 kadın hastaya tedavi öncesi 18F-FDG PET/BT ve SWE uygulanmıştır. PET/BT'den elde edilen SUVmax, MTV, TLG, TBR ile SWE'den elde edilen Vmean, Vmax, Vsd değerleri; tümör derecesi, moleküler alt tipler ve Ki-67 proliferasyon indeksiyle karşılaştırılmıştır. Veriler istatistiksel olarak Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis ve Spearman korelasyon testleriyle analiz edilmiştir. Bulgular: SUVmax ≥6,5 olan olgularda tümör boyutu, TLG, MTV ve TBR değerleri anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p=0,000). Ayrıca yüksek SUVmax grubunda Ki-67 proliferasyon indeksi anlamlı olarak daha yüksek bulunmuş, HER2 pozitiflik oranı artmış ve Luminal A alt tip oranı azalmıştır. Ki-67 <14 ve ≥14 karşılaştırmasında Vmax, Vmean ve Vsd açısından fark saptanmamışken, Ki-67 ≥30 eşiğinde Vmax anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p=0,045). Sonuç: Yüksek SUVmax, TLG ve MTV değerlerinin artmış Ki-67 proliferasyon indeksi ve HER2 pozitifliği ile anlamlı ilişki gösterdiğini; bu parametrelerin tümörün metabolik aktivitesini ve biyolojik agresifliğini yansıtabildiğini ortaya koymuştur. Bununla birlikte, SWE parametreleri ile PET parametreleri arasında anlamlı bir korelasyon saptanmamıştır. Bulgular iki yöntemin tümör biyolojisinin farklı yönlerine duyarlı olabileceğini düşündürmüştür.

Edanur Ekinci Yıldırım
Gaziantep University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı'nda PET/BT'de saptanan primer ve metastatik lenfoma, akciğer ve meme kanserlerinin lateralitesi ve F18-FDG aktivitesi ile ilişkisi

Amaç: İnsan vücudunun internal anatomisi belirgin asimetri göstermektedir. Bu açıdan ortaya çıkan malignensilerde de vücutta izlenen bu asimetriyle ilişkili olarak benzer lateralite eğilimleri görülebilir. Bu çalışmada, PET/BT ile görüntülenmiş lenfoma, akciğer kanseri ve meme kanseri olguları retrospektif olarak incelenmiş ve primer tümör ve metastazlarının lateraliteye göre dağılımları belirlenerek, SUVmax değerleri üzerinden lateralite ile metabolizma arasındaki ilişkinin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Bu şekilde söz konusu tümörlerin lateralite eğilimleri sadece anatomik olarak değil metabolik olarak da değerlendirilmiştir.Gereç ve Yöntemler: 75 lenfoma, 71 akciğer ve 38 meme kanseri olmak üzere toplam 184 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Ayrıca PET/BT görüntüleri tekrar incelenerek primer tümör ve lezyonlarının SUVmax değerleri kaydedildi.Bulgular: Çalışmada akciğer kanserinde primer tümör ve lezyonlarının sağ tarafta, lenfomada ise lezyonların sol tarafta yerleşme eğiliminde oldukları gözlemlenmiştir. Lezyonların SUVmax değerleri lateraliteye göre incelendiğinde ise meme kanserinde sol tarafta ölçülen SUVmax değerlerinin sağ tarafta ölçülenlerden daha yüksek oldukları saptanmıştır (p = 0,01).Sonuç: Meme kanseri için sol tarafta ölçülen SUVmax değerlerinin yüksek bulunması, tümör yerleşimiyle SUVmax değerleri arasındaki muhtemel ilişkinin göstergesi olarak sayılabilir. Dolayısıyla, daha geniş hasta serileriyle yeni çalışmaların yapılması, kanserdeki asimetrik metabolik eğilimlerle prognoz arasındaki ilişkinin gösterilmesi açısından önemli olacaktır.Anahtar Kelimeler: Lateralite, Akciğer kanseri, Meme kanseri, Lenfoma, , F18-FDG-PET, SUVmax

Akciğer neoplazmlarıLateraliteLenfoma+3
Evren Tümkaya
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnce iğne aspirasyon biyopsi sonuçları malignite yönünden şüpheli olan tiroid nodüllü olgularda preoperatif değerlendirmede F-18 FDG PET/PT `nin rolü

Amaç: İnce iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) sonucu malignite kuşkusu taşıyan tiroid nodüllü olgularda preoperatif değerlendirmede F-18 FDG PET/BT'in rolünü ortaya çıkarmaktır.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalında, prospektif olarak 2009-2011 yılları arasında Genel Cerrahi ve Endokrinoloji polikliniklerine başvuran, tiroid nodülü olan, İİAB yapılmış ve sonuçları malignite kuşkusu (foliküler neoplazi kuşkusu, hurtle hücreli neoplazi kuşkusu) gelen 46 hastanın, lobektomi veya total tiroidektomi yapılmadan önce tüm vücut F-18 FDG PET/BT çekilerek, tiroid nodüllerindeki FDG tutulum paternleri ve SUVmax değerleri, postoperatif histopatolojik sonuçları ile karşılaştırıldı.Bulgular: Toplam olgu sayısı, 40 (% 87,0) kadın ve 6 (% 13,0) erkek olmak üzere 46 hastadır. 46 olgunun patoloji sonuçlarına göre 29 (% 63) tanesi benign, 17 (% 37) tanesi malign histopatolojik tanıları almıştır. Tiroid USG bulgularının değerlendirilmesinde; 46 olgunun 19 (% 41,3) tanesinde tek (soliter), 27 (% 58,7) tanesinde ise 2 ve 2'den fazla (multiple) nodüller izlenmektedir. 19 soliter nodülün 9 (% 47,4) tanesi malign, 10 (% 52,6 ) tanesi ise benign patolojilere sahip hastalarda izlenmiştir. Nodül iç yapıları değerlendirildiğinde; 33 (% 71,7) olguda solid, 13 (% 28,3) olguda ise mikst, (solid ve yer yer kistik yapılar içeren) nodül izlenmiştir. Tiroid nodüllerinin USG görünümleri; 21 (% 45,7) olguda izoekoik, 23 (% 50,0) olguda hipoekoik ve 2 ( % 4,3) olguda ise hiperekoik görünümdedir.Olguların SUVmax değerleri karşılaştırıldığında; malign olgularda ortalama 5,6 ± 3,5, benign olgularda ise 3,8 ± 4,2, tüm olgularda ortalama 4,5 ± 4,0 `dır. Malign ve benign histopatolojik tanı almış olgularda SUVmax değerleri arasında anlamlı istatistiksel fark saptanmamıştır.(p=0,160). F -18 FDG PET/BT değerlendirmelerinde, FDG tutulum görünümlerine göre olgular; fokal tutulum, diffüz tutulum, irregüler tutulum ve normal bazal tutulum olarak 4 ana kategoriye ayrıldı. Malign histopatolojik tanılı 17 olgudan 15 (% 88,2) olguda fokal tutulum, 1 (% 5,9) olguda irregüler tutulum ve 1 (% 5,9) olguda ise normal bazal tutulum izlenmektedir. Benign histopatolojik tanılı olgulardan 17 (% 58,6) olguda tiroid bezinde irregüler FDG tutulumu, 8 olguda (% 27,6) bazal tutulum, 2 olguda (% 6,9) diffüz tutulum ve 2 olguda (% 6,9) fokal tutulum paternleri izlenmiştir. Malign olgularda istatistiksel olarak anlamlı şekilde en çok fokal FDG tutulum paterni izlenmiştir.(p=0,001)Sonuç: Ultrasonografik incelemede, nodüllerin soliter ve multiple olması, ekojenite özellikleri ve çapları arasında benign- malign ayrımında istatistiksel anlamlı fark saptanmamıştır. PET/BT değerlendirmede benign ve malign olgularda ayırt ettirici bir SUV max eşik değeri izlenmemiştir. Malign ve benign nodüller arasındaki en ayırt ettirici özelliğin F-18 FDG tutulum paterninde olduğunu saptadık. Malign olgularda tiroid nodüllerinde belirgin şekilde fokal tutulum paterni izlenmektedir. Bizim yaptığımız bu çalışma İİAB sonuçları malignite yönünden şüpheli olan tiroid nodüllü olgularda, F-18 FDG PET/BT'in hasta yönetiminde önemli rol oynayabileceğini göstermektedir.Anahtar Sözcükler; F-18 FDG PET/BT, FDG tutulum paterni, SUVmax, İİAB, tiroid nodülü.

Biyopsi-iğneNeoplazmlarPozitron emisyon tomografi+4
Yasemin Aktar
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akciğer, karaciğer ve pankreasta saptanan lezyonların benign/malign ayrımında 18-florodeoksiglikoz pozitron emisyon tomografisi/bilgisayarlı tomografinin rolü

ÖZET Akciğer, Karaciğer ve Pankreasta Saptanan Lezyonların Benign Malign Ayrımında 18-Florodeoksiglikoz Positron Emisyon Tomografisi / Bilgisayarlı Tomografinin Rolü Amaç: Bu çalışma ile 2008-2012 yılları arasında bölümümüzde en sık karşılaştığımız akciğer, karaciğer ve pankreasta saptanan nodül yada kitlelerde tanıya yönelik çekilen positron emisyon tomografisi/bilgisayarlı tomografi görüntüleme yönteminin kendi kliniğimizdeki diagnostik doğruluğunu hesaplayarak benign malign ayrımında 18-Florodeoksiglikoz Positron Emisyon Tomografisi/Bilgisayarlı Tomografinin rolünü belirlemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: 2008- 2012 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı?nda akciğer, karaciğer ve pankreasta tespit edilen lezyonlarda tanı amaçlı 18-Florodeoksiglikoz Positron Emisyon Tomografisi / Bilgisayarlı Tomografinin çekilen, hastane kayıt sistemindeki patoloji raporlarına yada klinik takip verilerine ulaşılabilen 331 hasta çalışma grubumuza dahil edildi. Hastalar lezyonlarının bulunduğu organa göre 3 gruba ayrılarak ayrı ayrı incelendi. Bulgular: Akciğerde lezyonu olan 226 hastada; malignite kriteri SUVmax eşik değeri 2,5 olarak kabul edildiğinde positron emisyon tomografisi/bilgisayarlı tomografinin sensitivitesi % 98, spesifitesi % 51, pozitif prediktif değeri % 85, negatif prediktif değeri % 91, doğruluğu % 85 olarak hesaplandı (p<0,05). SUVmax eşik değeri 4,7 olarak kullanıldığında ise sensitivitesi % 95, spesifitesi % 75, pozitif prediktif değeri % 91, negatif prediktif değeri % 85, doğruluğu % 89 olarak hesaplandı (p<0,05). Karaciğerde lezyonu olan hastalarda malignensi tespitinde yöntemin sensitivitesi % 88, spesifitesi % 56, pozitif prediktif değeri % 90, negatif prediktif değeri % 50, doğruluğu % 83 olarak hesaplandı. Pankreasta lezyonu olan hastalarda malignite saptamada yöntemin sensitivitesi % 83, spesifitesi % 82, pozitif prediktif değeri % 89, negatif prediktif değeri % 73 doğruluğu % 83 olarak hesaplandı. Sonuç: 18-Florodeoksiglikoz Positron Emisyon Tomografisi/Bilgisayarlı Tomografi, malign lezyonların tespit edilmesinde faydalı noninvaziv bir tetkiktir. Yüksek derecede florodeoksiglikoz tutulumu izlenen lezyonlar büyük olasılıkla malign özelliktedir. Ancak enfeksiyon/inflamatuar durumların varlığı yanlış pozitif sonuca; florodeoksiglikoz affinitesi düşük tümörler de yanlış negatif sonuca neden olabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Florodeoksiglikoz, Positron Emisyon Tomografisi/ Bilgisayarlı Tomografi, Akciğer, Karaciğer, Pankreas Lezyonu, SUVmax değeri.

AkciğerKaraciğer neoplazmlarıNeoplazm evreleri+3
Mehtap Güler
Çukurova University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radyoiyot tedavisi almış tiroid kanseri hastalarında hastalık algısının anksiyete, depresyon ve yaşam kalitesi ile ilişkisi

Çalışmamızda kliniğimizde son bir yıl içerisinde total tiroidektomi sonrası radyoaktif iyot-131 tedavisi görmüş iyi diferansiye tiroid kanseri hastalarında hastalık algısı, anksiyete, depresyon ve yaşam kalitesi değerlendirilmesi yapıldı. Yeni tanı ve tedavi sürecinde olan ve tedavisi tamamlanıp 6. ay iyot-131 ile tüm vücut taraması yapılmış TSH supresyonu ile kontrolleri devam eden hastaların hastalığa uyumunun, anksiyete ve depresyon semptomlarını tetikleyip, yaşam kalitesini olumsuz etkileyip etkilemediği araştırıldı. Tüm hastalara değerlendirildikleri sırada Hastalık Algısı Ölçeği (HAÖ), SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği ve sosyo-demografik form uygulandı. Çalışmaya katılan olguların yaş ortalaması 40.62±10,28 yıl idi. 84 (%84,0) kadın,16 (%16,0) erkek olgu vardı.72 olgu güç kaybı yaşadığını belirtmiş ve bunun %60'ı bu belirtiyi hastalıkla ilişkilendirmiştir.60 hasta soluk almada güçlük yaşadığını ifade ederken yüzde 48'i bunu hastalıkla ilişkilendirmiştir. Ağrı belirtisi %40'ta kalmıştır, sonuç differansiye tiroid kanserli olgularda ağrı şikayetinin hastalığın belirleyici bir semptomu olmadığı yönündedir. Kilo kaybı bulgusu hastalıkla ilişkilendirilen en az sayıda belirti olurken çoğu kadın olan olguların asıl şikâyeti 'kilo alma' oldu. Ayrıca, hastalarda hastalığı anlayabilme boyutunda dikkat çekici düşüklük bulundu. Yaşam kalitesi ölçeklerinde puanlar hafif düşük izlendi. Bunun yanında olgularımızda belirgin olarak yüksek yorgunluk ve güç kaygısı, düşük yaşam kalitesi, emosyonel rol güçlüğü ve fiziksel rol güçlüğü tespit edildi.

AnksiyeteDepresyonKanser hastaları+5
Güzide Akyıldız
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolon kanseri tanılı hastalarda F-18 FDG PET/BT'den elde edilen volümetrik parametrelerin tümör lateralizasyonu ve TNM evresi ile ilişkisi

Amaç: Bu çalışmada kolon kanseri tanısı alan hastaların F-18 FDG PET/BT görüntülerinden elde edilen volümetrik parametrelerin tümörün evresi ve lateralizasyonu başta olmak üzere birkaç değişken ile ilişkisi incelendi. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı'nda kolon kanseri tanılı, cerrahi operasyon geçirmemiş ve evreleme amaçlı F-18 FDG PET/BT tetkiki uygulanan 55 hasta dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri (yaş, cinsiyet, kilo, boy vb.) klinikopatolojik özellikleri (histolojik alt tip, TNM sınıflaması, metastaz yeri, tümör yerleşimi) ve CEA ve CA 19-9 gibi biyokimyasal parametreleri hastane sisteminden retropektif olarak elde edildi. Hastalara tedavi öncesi evreleme amaçlı çekilen F-18 FDG-PET/BT görüntülerinde SUVmax 2.5 ve 3.0 olacak şekilde sabit eşik değeri alınarak metabolik tümör volümü (MTV), SUVmax ve SUVmean ölçümleri kaydedildi. MTV ile SUVmean'in çarpımı ile total lezyon glikoliz (TLG) değeri hesaplandı. Kaydedilen bu verilerin tümör lateralizasyonu, TNM evresi, CEA ve CA 19-9 gibi çeşitli parametreler ile ilişkisi değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 55 hastanın 31'i (%56.4) erkek , 24'ü (%43.6) kadın olup yaş ortalaması 65.8±13.7 yıldır. Hastaların %58.2'sinde tümör sol kolon yerleşimliydi. Klinik evre değerlendirildiğinde, hastaların %50.9 ile çoğunluğu Evre 4, %31'i Evre 2, %16.4'ü Evre 3'tür. Primer tümör lokalizasyonu ile tümörün klinik evresi arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p=0.483). Primer tümör lokalizasyonu ile serum CEA ve CA 19-9 düzeyleri arasında anlamlı farklılık saptanmadı (sırasıyla p=0.577, p=0.912). T ve N evresi ile serum CEA değerleri arasında anlamlı ilişki saptanmadı (sırasıyla p=0.925, p=0.473). T ve N evresi arttıkça CA 19-9 düzeyinde anlamlı bir artış saptandı (sırasıyla p=0.042, p=0.014). Uzak metastazı olan hastalarda uzak metastazı olmayan hastalara göre serum CEA ve CA 19-9 düzeyi anlamlı düzeyde yüksek saptandı (sırasıyla p=0.001, p=0.025). Sağ kolon tümörlerinde MTV2.5 ve TLG2.5 değerleri daha yüksek saptandı (sırasıyla p=0.008, p=0.023). Sağ kolon tümörlerinde MTV3.0 ve TLG3.0 değerleri daha yüksek saptandı (sırasıyla p=0.010, p=0.027). T, N ve M evreleri arasında SUVmax, MTV, TLG parametreleri açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Sonuç: Kolon kanseri tanılı hastalarda F-18 FDG PET/BT görüntülerinden elde edilen volümetrik parametreler ile tümörün klinik evresi arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Sağ kolon tümörlerinde MTV ve TLG değerleri daha yüksek saptandı. Çalışmamızın sonuçlarında ve bu amaçla yapılan daha önceki çalışmaların bulgularında gözlenen farklılıkların hasta sayısı, hasta seçimi, hastaların klinik ve tümör ile ilgili özellikleri, gözlemci ile ilgili faktörler gibi çeşitli faktörlerden kaynaklanabileceği düşünüldü. Bu nedenle hasta sayısının fazla olduğu prospektif çalışmalar gelecekte bu konuya daha çok ışık tutacaktır.

Kolon hastalıklarıKolon neoplazmlarıNeoplazm evreleri+2
Serhat Aktaş
Manisa Celal Bayar University
2023
00