
1,154
Archived Theses
11
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Karadere-İvrindi (Balıkesir) düşük sülfidasyonlu epitermal altın-gümüş yatağında cevher oluşturan çözeltilerin özellikleri
Batı Anadolu'daki pek çok epitermal Au-Ag (yüksek ve düşük sülfidasyonlu /HS-LS), porfiri Au-Cu-Mo ve baz metal skarn cevherleşmesi ve yatağı Tersiyer yaşlı kalk-alkalen magmatizması ile ilişkilidir. Karadere yatağı düşük sülfidasyon tipi epitermal bir yatak olarak kabul edilmekte olup cevherleşme alanında Triyas yaşlı metamorfik bir temel, Oligo-Miyosen yaşlı Kozak granadiyoriti ve Erken-Orta Miyosen yaşlı volkanik-subvolkanik kayaçlar gözlenmektedir. Altın ve gümüş cevherleşmeleri; Erken-Orta Miyosen yaşlı volkanik-subvolkanik kayaçlardan; yüksek-orta açılı normal faylar ile ötelenmiş andezitik domlar ile onları üzerleyen aglomera ve volkanik breşler içerisinde gözlenen kuvars damarları ile ilişkilidir. Cevherli damarlar şeker dokulu kuvarslardan oluşmakta olup, nadiren bıçağımsı ve breşik yapıdadır. Karadere yatağındaki kuvars mineralleri üzerinde gerçekleştirilen sıvı kapanım incelemeleri şeker dokulu kuvarslarda yapılan ölçümler ve ilk evreyi temsil eden çözeltilerin orta tuzluluk (%7 NaCl eşdeğeri) ve yüksek sıcaklığa (300°C) sahip olduğunu; rekristalize kuvarslarda yapılan ölçümler ve son evreyi temsil eden çözeltilerin düşük tuzluluk (%0,3 NaCl eşdeğeri) ve daha düşük sıcaklığa (180°C) sahip olduğunu göstermektedir. Bıçaksı yapılar ve sıvı ve gazca zengin sıvı kapanımların oldukça yaygın olarak gözlenmesi Karadere altın yatağında kaynamaya işaret etmektedir. İzotop jeokimyası incelemelerinde; pirit örneği içerisindeki kükürt δ34S değeri -1,4 ‰ olarak belirlenmiş olup, cevherleşmedeki sülfürlü minerallerin yapısında bulunan kükürtün magmatik kökenli olduğuna işaret etmektedir. Kuvarsların oksijen ve hidrojen izotop jeokimyasından itibaren elde edilen veriler, cevherleşmeyi oluşturan çözeltilerin başlıca meteorik suların derinlerde ısınmasıyla oluştuğunu ve magmatik kökenli yan kayaçlardan geçmesi nedeniyle meteorik su-magmatik su karışımını temsil eden izotopsal bir bileşim kazandığını göstermektedir.
Doğaltaşlarda donma çözünme deneyleri ile belirlenen parametrelerin tanımlanması ve değerlendirilmesi
Bu tez, doğaltaşlarda donma çözünme çevrimlerine bağlı olarak gelişen bozunma karşısındaki fiziksel ve mekanik davranış şekillerini ortaya koymak ve elde edilen fiziksel ve mekanik özelliklerdeki değişimleri incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda, Türkiye'nin 46 farklı lokasyonundan örnekler temin edilmiştir. Tüm örnek gruplarının mineralojik ve petrografik analizleri gerçekleştirilmiş ve ardından temel fiziksel ve mekanik özellikleri belirlenmiştir. Ardından tüm örnek grupları 4, 7, 10, 14, 20, 28, 35, 56, 70 ve 84 donma ve çözünme çevrimine tabi tutulmuştur. Her donma ve çözünme çevrimi sonrası örneklerin fiziksel ve mekanik özelliklerine ait veriler değerlendirilmiştir. Fiziksel ve mekanik değerlerin donma çözünme çevrim sayısı ile olan değişimi bütün örneklerin ortalama değerleri dikkate alınarak grafiksel olarak ortaya konmuş ve istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Artan donma çözünme çevrimleriyle birlikte örneklerin tek eksenli basınç dayanımı, Leeb sertlik değeri, P-dalgası geçiş hızı parametrelerinde belirgin azalımlar, görünür porozite, ağırlıkça su emme ve geniş disk aşınma parametrelerinde ise artışlar olduğu belirlenmiştir. İzlenen değerlerdeki değişimler 35. çevrime kadar belirgin olarak gözlenmiş, bu çevrimden sonra ise daha azalan oranlarda izlenmiştir. Doğaltaş örnek gruplarında donma çözünme sonrası meydana gelen fiziksel ve mekanik özelliklere ait verilerin değişimi ilgili standartlar doğrultusunda ve literatürde yaygın bir şekilde kullanılan sınıflamalara göre değerlendirilmiştir. Ayrıca doğaltaşların tek eksenli basınç dayanımı değerleri dona dayanım indisi kapsamında değerlendirilmiştir. Örneklerin donma çözünme sonrası belirlenen tek eksenli basınç dayanımı donma çözünme öncesi değerine oranlanarak elde edilen değer dona dayanım indisi parametresi olarak tanımlanmıştır. Dona dayanım indisi parametresi kullanılarak doğaltaşlar için genel bir donma çözünme sınıflama sistemi tez çalışması kapsamında önerilerek literatüre kazandırılmıştır. Bu sınıflama sisteminde kayaçlar donma çözünme çevrimleri sonrasında sahip oldukları dayanımlarına göre 'çok yüksek', 'yüksek', 'orta', 'düşük' ve 'çok düşük' sınıflara ayrılmıştır.
Sedimentological, diagenetical and petrophysical characterization of travertine lithofacies in the east of Denizli basin (SW Turkey)
The Ballık subaqueous travertine lithofacies in Denizli Basin were studied as reservoir analogues for the Cretaceous lacustrine Pre-salt carbonate reservoirs offshore Brazil and Angola. Despite that these subsurface reservoirs display significant differences in terms of depositional fabrics when compared to travertines, the latter show some similarity to lacustrine carbonate reservoirs, with regard to microporosity, vuggy and calcitic dendrites-related macroporosity, abundant cementation and dissolution overprints. In this thesis the spatial distribution of Quaternary depositional environments with diverse travertine lithofacies in the Ballık area was reconstructed to unravel reservoir architecture in geobody-scale. In addition, travertine lithofacies and travertine geobody-based reservoir heterogeneity in terms of diagenetic and petrophysical properties were determined. Primary fabrics of travertines are frequently modified by diagenesis, leading to heterogeneous pore networks. Therefore, it is very hard to define the porosity and permeability characteristics of travertine lithofacies formed in slope and sub-horizontal travertine geobodies. In travertine lithofacies, an integrated approach of computer tomography (CT), mercury injection porosimetry and imaging techniques has been applied to sort out the distribution of pore networks linked to their petrophysical parameters. Within the scope of the study, it is also explained how microporosity and macroporosity affect petrophysical parameters. In this thesis three main research targets were identified in determining reservoir heterogeneity of lacutrine travertines, namely: 1) how to reconstruct travertine lithofacies-based paleoenvironmental reconstructions, based on line-drawings from different travertine quarries in the Ballık area. The Faber-West, İlik, Alimoğlu, Best-Abandoned and Demmer-Başaranlar travertine quarries reflect a west to east lateral transition in the Ballık area. These travertine quarries, furthermore, occurred in a similar topographic level and formed a domal structure which was named as Lower Domain. Some terrestial clastic inputs were observed adjacent to travertine lithofacies in the Upper Tuna and Kömürcüoğlu travertine quarries, which are located at a higher topographic level in the Ballık area. Since these two travertine quarries in the so-called Upper Domain display different travertine lithofacies and depositional environments from those of the Lower Domain, paleoenvironmental reconstruction of Lower and Upper Domain was studied separately to delinate the spatial distribution of depositional environments, associated with depositional geometry of travertines. 2) addressing the diagenetic overprints and pore type properties and their impact on petrophysical parameters acquired from the Ballık, Aşağıdağdere, Gürlek, Akköy and Tivoli travertine lithofacies. Based on a large dataset related to travertine lithofacies-based reservoir heterogeneity, the controlling factors with regard to the relationship of porosity and permeability as well as porosity and Vp was investigated. 3) to study the Aşağıdağdere travertine quarry including slope and sub-horizontal travertine geobodies for travertine geobody-based reservoir heterogeneity. The following research steps were undertaken. Two hundred sixty-nine (269) plugs were sampled for helium porosimetry and nitrogen gas permeability analyses by using a hand-drilling machine. In addition compressional acoustic velocity measurements were performed on 117 plugs under low pressure conditions (5 MPa). To determine the dominant diagenetic overprints and pore types formed in different travertine lithofacies fluorescent-dye resin impregnated thin sections were made of 58 samples. High-pressure mercury injection capillary pressure (MICP) analyses (up to 60.000 psia) were carried out to quantify pore throat size distribution and to acquire information on capillary pressure plateau indicating displacement pressures on 7 broken fragments. Medical-CT analysis was performed on 4 inch cores representing different travertine lithofacies in order to render their pore networks in 3D. In Aşağıdağdere travertine quarry δ13C and δ18O isotope analysis was applied to 58 samples to figure out the origin of fluids giving rise to the slope and sub-horizontal travertines and to investigate the meteoric and vadose diagenetic products that occurred within these travertine deposits. Besides, sixteen samples were dated by the U/Th method to acquire information on the age of deposition of the slope and sub-horizontal travertine geobodies. Statistical methods were applied to reinforce the integrated study of diagenetic and pore type properties observed in the six differentiated travertine lithofacies and their petrophysical parameters such as porosity and permeability variables. These methods consisted of the application of linear regression model associated with multiple-way analysis of variance (ANOVA) analyses, homoscedasticity, principal component analysis (PCA) and Kruskal-Wallis test. The first statistical method was applied to determine how travertine lithofacies controls porosity and permeability as well as porosity and Vp relationships. In this study data (from 269 samples) from Turkey and Italy were compared with those (from 283 samples) from lacustrine Pre-Salt carbonates in terms of porosity and permeability variables by using Kruskal-Wallis test. In relation to the 1st research goal, it should be mentioned that the "Lower Domain" consists from west to east of a laterally complex amalgamation of extended pool, marsh pool and flood plain environments that formed within a mixture of spring and ground waters. The extended pond environment characterized by a stromatolitic boundstone lithofacies in the west evolves eastward into a marsh pool and flood plain environments. This change is interpreted in terms of decreasing CO2 degassing and water temperature as the water depth of the Lower Domain diminished towards the east. The marsh pool environment includes pack- to grainstone lithofacies and abundant wackestone lithofacies made of phytoclasts, whose crusts exhibit pustular fabrics. Moreover, the flood plains along with the marsh pool consist dominantly of pack- to grainstone lithofacies with many gastropods and intraclasts, interfingered with wackestone lithofacies made of phytoclasts. Irregular clotted fabrics, along with coated grains with radial fibres and high lime mud content with bioturbation are also characteristic features. The "Upper Domain" displays a laterally less heterogeneous paleo-environmental distribution with flooded slope and flood plain deposits. The eastern part of the "Upper Domain" is characterized by a systematic alternation of these environments, with intercalations of wackestone lithofacies made of phytoclasts, packstone lithofacies made of intraclasts and lime muds as well as coated grains. The flood plain consists of coated grains having peloidal nuclei and coatings of sparry laminations as well as clotted fabrics of peloids, whereas, the flood slope possesses coated grains with coatings of dendrites and nuclei of peloids, boundstone of stromatolites which have flat-laminated and columnar-laminated fabrics indicating laminar fluid discharge away from the spring(s). Noteworthy is also that alluvial fan and palustrine deposits with abundant bryophytes and reeds frequently interfinger with marsh pool deposits in the "Lower Domain", and with flood plain and flood slope deposits in the "Upper Domain". These results illustrate well how environmental changes identified in the two different domains control heterogeneity in reservoir-based depositional architecture. With regard to travertine lithofacies-based reservoir heterogeneity, six main travertine lithofacies were defined, namely: massive packstone (MP), pack- to grainstone (PG), phytoclastic packstone (PP), dendrite crusts (DC), stromatolite boundstone (SB) and phytoherm boundstone (PB). It was found that travertine lithofacies showed a moderate porosity to permeability relationship (R2 = 0.5), and it exhibited very weak porosity to Vp relationship (R2 = 0.12). Removing 43 outlier samples out of the total dataset (269) the porosity to permeability correlation increased to a R2 value of 0.7. These outlier samples contain abundant microporosity, vuggy macroporosity, microcrystalline calcite and blocky calcite cements and, to a lesser extent, geopetal micrite. After being created dummy variables for each of six travertine lithofacies in multiple regression analyses, ANOVA analyses show that phytoherm boundstone, pack- to grainstone and phytoclastic packstone travertine lithofacies are very distinctive in porosity to permeability, while phytoherm boundstone, stromatolite boundstone lithofacies are distinguished in terms of porosity to Vp relationship. Furthermore, the emprical equation representing pack- to grainstone travertine lithofacies can be used for calculating the permeability from porosity values. According to principal component and correlation analysis, variables showing a positive trend against PC1 was cementation, while the negative contributing variables to PC1 were permeability, dissolution and phyto-mould macroporosity. Similary, for PC2 the positively oriented variables consist of porosity and vuggy macroporosity, the negatively oriented variable was represented by the only microporosity.The Aşağıdağdere travertine quarry including slope and sub-horizontal travertine geobodies was selected as a case study to determine travertine geobody-based reservoir heterogeneity. The slope travertine geobody (deposited between 29.6 to 17 ka) is characterized by terrace, sloping fan and waterfall deposits displaying a progradational to aggradational pattern. The floodplain deposits (deposited between 17 to 10 ka ago) contain extraclasts, intraclasts and lime muds. They overlie a horizon reflecting less travertine precipitation, which truncates the slope travertines likely due to the high discharge of meteoric waters within the travertine system. The overlying sub-horizontal travertine geobody (deposited between 10 to 1.5 ka) contains intercalations of palustrine and marsh pool deposits displaying an aggradational pattern. The influx of meteoric waters caused an inverse relationship between δ13C and δ18O values which slightly decrease from terrace slope deposits towards the marsh pool and paludal deposits, reflecting abundant vadose diagenetic overprinting. The dissolution, recrystallization and cementation features observed in the terrace and sloping fan deposits created microporosity, inter-laminar, inter-peloidal, intershrub growth framework, mouldic and vuggy porosity. They are characterised by micro- and meso-sized pore throat abundances of 58 to 65% and 31 to 36%, respectively. In the sub-horizontal travertine geobody the marsh pool and palustrine deposits exhibit abundant micritization associated with microborings and dissolution features. The latter diagenetic processes can generate additional microporosity, inter-peloidal as well as vuggy porosity, represented by 58 to 75% micro- and 25 to 38% meso-sized pore throat abundances. In both travertine geobodies the diagenetic overprint resulted in (i) extensive micro- and macroporosity, (ii) patchy poroperm distribution, (iii) unimodal to bimodal pore throat size distribution, (iv) steep capillary pressure plateau levels and different displacement pressures, from 32 to 59 psia and 3 to 122 psia in slope and sub-horizontal travertines, respectively. In addition, the slope travertine in contrast to sub-horizontal travertine was characterized by a more homogeneous pore network and wider poroperm range. Our findings illustrate that their reservoir quality and heterogeneity can be linked to sedimentary and diagenetic processes. In terms of porosity, Pre-salt calcite crusts and grainstone/rudstone lithologies are similar to stromatolitic boundstone and packstone to grainstone travertine lithofacies, respectively. Moreover, mean permeability value of the first reservoir lithology is very close to those of dendrite crusts and stromatolitic boundstone travertine lithofacies. This confirms that porosity and permeability are controlled by diagenetic overprints and pore type properties since travertines contain diverse diagenetic fabrics yielding a variety of macro- and microporosity. Reconstructing the spatial distribution of porosity, cementation and dissolution zones in sub-horizontal and slope travertine geobodies allowed to figure out reservoir heterogeneity at geobody scale. This can serve as a good analogue study to improve exploration and production targets in subsurface lacustrine carbonate reservoirs as in the Pre-Salt. It is recommended that their spatial distribution should be merged with seismic data reflecting domal or slope morphology with aggradational and progradational depositional geometries.
Kuyucak – Durasallı (Aydın) civarındaki yeraltı sularının hidrojeokimyası ve insan sağlığına etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Türkiye'nin batısında yer alan Aydın ili Kuyucak – Durasallı çevresinin 14 farklı kuyu ve doğal kaynak sularının hidrojeokimyasal özellikleri incelenmiştir. Çalışma alanının jeolojik ve hidrojeolojik yapısı araştırılmıştır. Analizi yapılan suların insan sağlığına etkileri dermal (temas) ve oral (içme-yutma) açısından riskleri USEPA tarafından hazırlanan 'Suların kanser riski değerlendirme yöntemi' esas alınarak değerlendirilmiştir. Alınan su örneklerinin fiziki parametreleri; Elektriksel iletkenlik (EC), pH, sıcaklık (T), Toplam çözünmüş madde değeri (TDS) arazide, majör anyon ve katyonlar (K+, Ca+2, Mg+2, HCO3-1, SO4-2, Cl-1) ve iz elementler (Al, As, B, Ba, Br, Co, Cr, Cu, Fe, Mn, Ni, Pb, Zn) ve laboratuvarda analiz edilmiştir. Piper, Schoeller, Wilcox ve ABD Tuzluluk Laboratuvarı Diyagramları kullanılarak tüm sular değerlendirilmiştir. Yapılan kimyasal analizi sonuçları, TSE-266 (2005), WHO (2011), ABD tuzluluk lab diyagramına göre tüm suların içme ve kullanma için uygun olduğunu, sadece KYC-1, KYC-7, KYC-9 ve KYC-12 su örneklerinin içme ve kullanmaya uygun olmadığını gösterir. Örneklenen ve analizi yapılan suların, SAR, %Na, MT, PI, ESR, TDS, KR, parametrelerine göre su kalite ve kullanım özellikleri araştırılmıştır. Suların, insan sağlığına etkileri dermal (temas) ve yutma (içme) açısından riskleri USEPA Amerika Birleşik Devletleri Çevre Ajansı tarafından belirlenen kanser riskine neden olabilecek kirletici değerlerin, su yoluyla vücuda girmesiyle bu suyun insanın maruz kalma süresi, yoğunluğu ve sıklığı, ortalama insan kilosu ve deri alanı gibi parametreler dikkate alınarak hesaplanmıştır.
Menderes Grabeni kuzey sınırında doğudan batıya (Tekkehamam-Germencik arası) jeotermal gradyanın litoloji ve tektonik denetimli değişimi ve etkileyen faktörlerin incelenmesi
Büyük Menderes Grabeni'nde kuzey sınır fayının açılma tektoniği ile permeabilitenin artması ve buna bağlı olarak sintetik basamak fayları ve segmentlerin atlama noktasındaki sıçrama faylarının derinlerdeki jeotermal rezervuara ulaşarak akışkan getirimini sağlaması, jeotermal potansiyel bakımından önemli tektonik unsurlar olarak değerlendirilmektedir. Büyük Menderes Grabenindeki jeotermal alanlardaki üretken sondajlar incelendiğinde, sondajların pek çoğunun grabendeki kuzey sınır sıyrılma ana fayını kestiği görülmektedir. Bununla birlikte çatlaklı ortam permeabilitesini rezervuarda yakalayabilen jeotermal sondajlar da jeotermal potansiyel olarak verimlidir. Grabende çok daha derin sondajlar bulunulmasına karşın bu çalışmada sıcaklık basınç, litoloji ve üretkenlik indeksi verileri kullanılan sondajların derinliği; 400 m ile 3800 m arasında değişmektedir. Elde edilebilen akışkan sıcaklığı 175 ºC ile 95 ºC arasında değişirken, kuyularda üretilebilen akışkan debisi; 50 ton/sa ile 600 ton/sa arasında değiştiği gözlemlenmiştir. En yüksek jeotermal gradyana sahip Kızıldere ve Ömerbeyli jeotermal sahalarında, gelişmiş birçok fay sistemleri ve mağmatik intrüzyonun etkisi ile devam eden kayaç ergimelerinin akışkan sıcaklığını daha da artırdığı düşünülmektedir. Denizliden itibaren Batı'ya doğru jeotermal gradyanın arttığı, özellikle Doğu'dan Batı'ya Kızıldere, Kuyucak ve Ömerbeyli sahalarında ölçülen kuyu dibi sıcaklıklarına göre, jeotermal gradyanın bölgedeki en yüksek değerlere ulaştığı belirlenmiştir. Bu bölgelerde magmatik sokuluma yaklaşılması veya daha fazla kabuk incelmesi olarak değerlendirilmiştir. Sonrasında, Doğu'dan Batı'ya doğru, Germencik'ten Gümüşköy'e doğru jeotermal gradyanın düştüğü gözlenmiştir.
Kumarlar (Çan-Çanakkale) polimetalik (Pb-Zn-Cu±Au) cevherleşmesini oluşturan çözeltilerin özellikleri
Kumarlar (Çanakkale/Çan) Pb-Zn-Cu±Au yatağında çalışma alanının tamamını Eosen yaşlı Çamyayla volkanitleri yüzeylemektedir. Bu volkanitler bazik bir magma kaynaklı olup, cevherleşmelerin kaynağı Tersiyer yaşlı granitoid intrüzyonlardır. Asidik ve nötr intrüzyonlardan gelen hidrotermal akışkanlar andezitlerin ve tüflerin konumlanmasından sonra oluşan kırık ve çatlak yapılarında düşük sülfidasyonlu epitermal tipte cevherleşmeyi oluşturmaktadır. Cevher mineralleri olarak galenit, sfalerit, kalkopirit, pirit gözlenirken, kuvars, kalsit, adularya ve barit gang mineralleri olarak gözlenmektedir. Sıvı kapanım çalışmalarında kuvars ve sfalerit minerallerindeki kapanımlarda sırasıyla; 210-271°C ve 190-273°C arasında, değişim gösteren sıcaklık değerleri tespit edilmiş, tuzluluklarının ise kuvars ve sfalerit minerallerinde %0,8-4,9 NaCl ve %0,8-6,7 NaCl değer aralıklarında olduğu belirlenmiştir. Sıvı ve gazca zengin içerikli kapanımların ve bıçaksı yapıların yaygın bir şekilde gözlenmesi, Kumarlar kurşun-çinko yatağında kaynama (boiling) olduğuna işaret etmektedir. İzotop jeokimyası analizleri sonucunda, sfalerit örneğinde kükürt δ34S değeri -3,8‰, galenit örneğinde ise -5,9‰ olarak ölçülmüş olup cevherleşmedeki sülfürlü minerallerin bünyesinde bulunan kükürtün magmatik kökenli olduğuna işaret etmektedir. Cevherleşmeleri temsil eden sıvı kapanım kesitleri üzerinden yapılan LA/ICP/MS analiz çalışmaları, cevher oluşturucu çözeltilerde Pb-Zn-Cu konsantrasyonlarının fazlasıyla yüksek olduğuna işaret etmektedir
Kansanshi (Solwezi-KB Zambia) bakır-altın yataklarında cevher oluşturucu çözeltilerin özellikleri
Cevher oluşumuna neden olan hidrotermal akışkanların kökenini ve özelliklerini incelemek, Kansanshi madenindeki stratiform bakır-altın yatağının mineralizasyon süreçlerini anlamak için oldukça önemlidir. Kansanshi madeni, Zambiya'nın Kuzeybatı eyaleti, Orta Afrika Bakır Kuşağı'nda bulunur ve Neoproterozoik Çağ'da 880-580 Milyon yıl önce oluşmuş sedimanter yan kayaçlı stratiform bakır yatağı olarak bilinir ve şu anda Afrika'daki en büyük ve tek bakır üretiminin yapıldığı yataktır. Bu çalışma, Bir mineral örneğinin X-ışını kırınımı (XRD) deseni. XRD, bir örnekte bulunan kristalin fazları, örneğe yönlendirilen X-ışınlarının kırınım desenlerini ölçerek tanımlamak için kullanılır. XRD analizi üç örnekte (S-1/S-6/S-15) yapıldı (Şekil 7.1/7.2/7.3). Her üç örnekte de albit tanımlandı ve bu da örneğin granitik veya metamorfik bir kökenden türetilmiş olabileceğini düşündürmektedir sıvı kapanım, SEM, LA-ICP-MS ve izotop jeokimyası analizlerinin sonuçlarını içermektedir. Sıvı kapanım çalışmalarında kuvars minerallerinin 156-500+°C (Avg.219,244°C) arasında, kalsit minerallerinin ise 169-500+°C (Avg.250°C) arasında değişim gösteren bir sıcaklık aralığına sahip olduğu tespit edilmiş, tuzluluk oranı olarak da kuvars minerallerinin %3,6-57,2 NaCl, kalsit minerallerinin de %30,4-52 NaCl değer aralıklarında olduğu belirlenmiştir. Sıvı ve gazca zengin içerikli kapanımların ve bıçaksı yapıların yaygın bir şekilde gözlenmesi Kansanshi yatağında kaynama (boiling) olduğuna işaret etmektedir. Karbon ve oksijen izotop jeokimyası analizleri sonucunda, kalsitlerin denizel kireçtaşı ile magmatik kalsit arasında (skarn bölgesinde) yer aldığı belirlenmiştir. Skarn tipi kalsitleri temsil eden bu değerler magmatik bir kaynağı işaret etmektedir.
Mutki (Bitlis) bakır cevherleşmelerini oluşturan çözeltilerin özellikleri
Bitlis-Mutki bölgesindeki inceleme alanında en yaşlı birim olarak Bitlis Metamorfikleri oluşturmakta olup üzerinde Tersiyer Havzalarına ait birimler yüzeylemektedir. Mutki bölgesindeki bakırlı oluşumlar genellikle bölgede yaygın olarak gözlenen ofiyolitik kayaçlarla birlikte gözlenen meta-karbonatlı kayaçlar içerisinde mercekler şeklinde gözlenmekte olup Kıbrıs tipi bakır yatakların tipik örneklerinden birisidir. Cevher minerali olarak hematit, manyetit, kalkopirit, bornit, speküler hematit ve altın gözlenirken, gang minerali olarak en yaygın gözlenen mineral kalsittir. Sıvı kapanım çalışmalarında kalsitlerdeki birincil kapanımların sıcaklıklarının (210-330°C) ve tuzluluklarının (%5,712-12,845 NaCl) daha yüksek olduğu, ikincil kapanımların ise daha düşük sıcaklık ve tuzluluğa sahip olduğu belirlenmiştir. İnceleme alanındaki cevherli zonlardan alınan örneklere ait kalsitlerin izotop jeokimyası analizleri sonucunda, kalsitleri oluşturan çözeltiler yan kayaçlardaki kireçtaşlarından çözünerek damar veya çatlaklarda çökelmiş gözükmektedir. Kükürt izotop jeokimyası incelemeleri ise sülfürlü minerallerin bileşiminde bulunan kükürtün magmatik veya metamorfik kökenli olduğunu göstermiştir.
Pamukkale termal kaynağının (Denizli) kimyasal ve izotop bileşiminin mevsimsel incelenmesi
Bu çalışmada Pamukkale termal kaynaklarının debileri ile kimyasal ve izotop kompozisyonundaki zamansal değişimlerin ve bu değişimleri etkileyen proseslerin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla Pamukkale sahasından 5 adet termal su, 4 adet soğuk su ve 1 adet yağmur suyu, Karahayıt sahasından 1 adet termal su örneklenmiştir. Su numunelerinin kimyasal ve izotopik (delta oksijen-18, delta döteryum, trityum ve delta karbon-13) analizlerinden yararlanarak suların kimyasal kompozisyonu, kökeni, yeraltındaki sirkülasyon zamanı, mineral doygunlukları ve rezervuar sıcaklığı belirlenmeye çalışılmıştır. İnceleme alanı termal sularının rezervuar kayaçları Neojen ve Mesozoyik yaşlı kireçtaşları ile Paleozoyik Menderes Masifi metamorfikleridir. Neojen yaşlı birimlerinin geçirimsiz litolojileri örtü kayayı oluşturur. Termal kaynaklar yağış sularının derinlere süzülmesi, yüksek jeotermal gradyan ile ısıtılması ve faylar yoluyla yüzeye yükselmesi sonucu oluşmuştur. Termal kaynakların sıcaklıkları, elektriksel iletkenlikleri ve pH değerleri sırasıyla 27,7–60,6 santigrad derece, 1950–3140 mikrosiemens/cm ve 5,82–7,00 arasında değişmektedir. Termal sular genellikle kalsiyum-magnezyum-bikarbonat-sülfat tipindedir. Çevresel izotop içerikleri termal suların meteorik kökenli olduğunu, yüksek sıcaklıklı suların 1952 yılı öncesi beslenmeye sahip olduklarını ve düşük sıcaklıklı suların ise 1952 yılı öncesi ve güncel beslenmenin bir karışımını yansıttığını göstermektedir. Soğuk suların duraylı izotop içerikleri ve kotları arasındaki ilişkiden termal suların beslenme alanı yüksekliklerinin 1190-1325 m arasında olduğu belirlenmiştir. Delta karbon-13 değerlerine göre termal sulardaki karbondioksidin kaynağı başlıca karbonat kayaların dekompozisyonudur. Pamukkale termal kaynaklarının debisi anlık ya da mevsimsel yağışlardan çok yıllık toplam yağış ortalamasından eklenik sapma ile kontrol edilmektedir. Ancak 2015 yılından beri debideki dikkate değer azalma olasılıkla doğal ve insan kaynaklı faktörlerden kaynaklanmaktadır.
Denizli altyapı hatlarında koruma sistemlerinin uygulanabilirliği ve sürdürülebilirliği
Kentlerde en hayati konulardan birisi altyapının sorunsuz şekilde çalışmasıdır. Sorunsuz ve sürdürülebilir bir sistem için altyapıda kullanılan malzeme-bağlantı türünden jeolojik-jeoteknik özelliklere kadar birçok parametre önem taşımaktadır. Bu çalışmada yeraltı arıza sayıları ile jeolojik-jeoteknik özellikler arasındaki ilişki araştırılmıştır. Buna yönelik olarak Denizli kent merkezinde problemli zeminlerin yaygın olduğu on sekiz adet mahalle pilot bölge olarak seçilmiştir. İnceleme alanında bulunan ve cazibe ile çalışan sistemler araştırmaya dahil edilmiştir. Çalışma sahasında yağmur suyu ve atık su hatları ayrık sistem olarak tasarlanmıştır. Bu nedenle zemin-arza ilişkisi her sistem için ayrı ayrı kurulmuştur. Zeminin taşıma gücü, kayma dalga hızı ve yeraltı su seviyesi dikkate alınmış ve veriler inceleme alanı içerisinde yer alan yüz bir adet jeoteknik sondajlardan elde edilmiştir. Jeoteknik veriler ile altyapı bilgi ve güzergahları coğrafi bilgi sisteminde sayısal olarak eşleştirilmiştir. Altyapı hatlarının üzerinde oluşan arızalar, lokasyon bilgileriyle birlikte sayısallaştırılmış ve sisteme entegre edilmiştir. Elde edilen veriler ve yapılan analizler, çalışma alanı içerisinde bulunan zeminlerin taşıma gücü, kesme dalgası hızı ve yeraltı su seviyesi ile altyapı hatlarındaki arıza sayıları arasında yakın ilişki olduğu ortaya koymaktadır.
Bayıralan formasyonu (Denizli-GB Türkiye) kumtaşlarının petrografik ve jeokimyasal özellikleri
Denizli havzasının (güneybatı Türkiye) doğu ve kuzeydoğu kesiminde geniş yüzeylenmelere sahip Bayıralan Formasyonu, konglomera, kiltaşı, organik maddece zengin kayaç seviyeleri içeren ince-orta tabakalı çökel kayaçlardan oluşmaktadır. Yeşilimsi gri ve açık kahverengi renklerde görülen kumtaşları; kuvars, klorit, kil + mika, plajiyoklaz, opak mineraller, piroksen, kalsit ve kayaç parçalarından (kuvarsit, serpantinit, gabro, çört, mermer, kireçtaşı) oluşmakta olup, bu mineralojik bulgular XRD ve SEM-EDS analizleriyle de desteklenmiştir. Kumtaşlarının ana oksit element içeriklerine dayalı kimyasal sınıflandırma diyagramlarında, litarenit ve Fe'ce zengin kum alanlarına düştükleri belirlenmiştir. SiO2-Al2O3/TiO2, Rb-K2O ve Hf-La/Th gibi jeokimyasal diyagramlar, kumtaşlarını oluşturan bileşenlerin çoğunlukla felsik-ortaç kayaçlardan türediğini, ancak bazı örneklerin mafik-ultramafik bileşimlere yakın olduğunu göstermektedir. Ni/Co, Cr/V, Cr/Th, Co/Th, Sc/Th, La/Th, La/Sc, Ba/Nb ve Y/Ni gibi iz element oranları, kaynak alandaki litolojilerin şeyl/şist, granit gibi felsik kayaçlarla, gabro ve bazalt gibi mafik kayaçlar arasında çeşitlilik gösterdiğine işaret etmektedir. PAAS normalize edilmiş çoklu element değişim diyagramlarında, Al, Ca, Cr, Co ve Ni elementlerinde önemli zenginleşmeler, Si, Ti, Na, K, Mn, Rb, Ba, Th, Nb, Sc ve V elementlerinde ise tüketilmeler gözlemlenmektedir. NASC ve PAAS normalize edilmiş REE diyagramlarında, kumtaşı örnekleri benzer ve düz desenler sergilemekte olup, REE içerikleri 22.11-178.67 ppm arasında değişmektedir. Kumtaşları, kaynak alanında zayıf ila orta derecede ayrışma olduğunu gösteren orta-hafif yüksek LOI, K/Cs, Al/Ti indeks değerleri ile düşük-orta ICV, CIA, PIA ve IOL indeks değerlerine sahiptir. Tektonik ayrım diyagramları kumtaşlarını oluşturan bileşenlerin aktif kıta kenarı (kıta ada yayı) ortamında oluşmuş kayaçlardan türediğine işaret etmektedir. Jeolojik, palinolojik ve jeokimyasal veriler, Bayıralan Formasyonu kumtaşlarının sıcak ve nemli iklimin etkisinde, sığ denizel-kıyı (geçiş) ortamında ve oksitleyici koşullar altında çökelmiş olduğuna işaret etmektedir.
Kanlıdede (Manisa) nikel yatağının üç boyutlu modellenmesi ve kaynak tahmini
Manisa ili Gördes-Akhisar ilçe sınırlarında yer alan Kanlıdede Nikel cevherleşmesi, Ege Bölgesi- Paleojen'de gerçekleşen bindirme esnasında oluşan yığışım karmaşığı içerisinde, Üst Kretase sedimanter istifleri ile karışan ve yüzeyleyen ofiyolit karışığı içerisinde yer almaktadır. Ultramafiklerin bozuşmasıyla lateritler oluşmuştur. İnceleme alanında yapılan arama çalışmaları sonucunda elde edilen sayısal veriler toparlanmış ve maden kaynağı olarak raporlanmıştır. Cevherleşmenin bir maden kaynağına dönüştürülmesini içeren tüm süreçler kaynak tahmini olarak açıklanmaktadır. Cevherleşmenin ekonomikliğini ve işletilebilirliğini belirlemek için yapılan tahminler, cevher katı modeli ve tenör değerlerinin hesaplanması üzerine kurulmaktadır. Çalışmada elde edilen verilerin güvenilirliği ve oluşturulan blok modelin kullanışlılığı arasındaki ilişki, uluslararası kalite güvence prosedürlerine göre incelenerek değerlendirilmiştir. Arama ve sondaj çalışmalarından edilen ham veriler üzerinden veritabanı derleme, jeolojik yorum ve katı modelleme çalışması yürütülmüştür. Elde edilen veritabanı ile tüm veriler jeoistatistik çalışmaya tabi tutulmuş, sondaj verileri kompozitlenerek optimum veri seti oluşturulmuştur. Çalışmalarda ortaya çıkan sonuçlar incelendiğinde verilerin düşük varyasyon katsayısına sahip olduğu görülmüştür. Kompozitli verilere devamlılık analizi uygulanmış, cevherin yöne bağlılığı tespit edilmiştir. Komşuluk analizleri ile uygun koşullar belirlenerek bloklar oluşturulmuş ve tenör tahmini için kullanılacak olan tüm parametreler detaylı şekilde belirlenmiştir. Değişken parametreler kullanılarak oluşturulan blok modellere tenör tahmini gerçekleştirilmiştir. Genel ortalama istatistikleri için kompozitli veriler ile blok tenörleri karşılaştırılmış, % 1.02 fark elde edilerek yapılan tahminin kullanışlı olduğu görülmüştür. Kavramsal ön ekonomik değerlendirme yapılmış, iyimser, kötümser ve ortalama senaryolarda maden kaynağının yerinde ekonomik değeri belirlenmiştir. Verilerin elde edilme yöntemi ile verilerin doğruluğu, kullanılabilirliği, tahmin yöntemleri, ekonomikliği ve uygulanabilirliğine kadar tüm süreçler bu çalışma kapsamında incelenmiş ve detaylı olarak açıklanmıştır.
Keşkek tepe altın cevherleşmesinin kökeni, akışkanının kaynağı ve yapısal kontrolleri (Gördes, Manisa)
This thesis aims to identify the origin of alteration - mineralization, source of ore fluid, and the relationship between mineralization and host rock characteristics along with constraints on structural controls in Keşkek Hill prospect in Gördes, Manisa. The mineralization is hosted by jasperoids hosted by gray recrystallized limestones as blocks within ophiolitic mélange. Ophiolitic mélange consists of serpentinized peridotites, epi-ophiolitic sequences including mudstone, radiolarite, light gray laminated limestones, beige-colored laminated limestones (wall rock of mineralization) and dark gray recrystallized limestones. Basement rocks of the study area belong to metamorphic rocks of Menderes Massif. Jasperoid is the main host rock which is mapped and identified by petrographic studies. It is formed by pervasive silicification and decarbonatization of the carbonate rocks. Silicification and decarbonatization are the first stage of the alteration in the study area. Jasperoid consists of very fine grained-massive quartz. It is cut by or infilled by comb textured quartz, and locally exhibit boxwork texture in decarbonized limestones. Calcification and oxidization are also characteristic alterations formed at the late stages of alteration. Calcification is typically observed in oxidized jasperoids and occur either as veins or as filling the empty spaces between the comb and boxwork textured quartz crystals. Oxidization of jasperoids is very common at surface outcrops, and intersections at drill holes showed that the degree of oxidation decreases with depth. The most significant texture observed on oxidized jasperoids is the liesegang texture. Mineralization in the area only observed in jasperoidal rocks associated with disseminated fine-grained pyrite, arsenopyrite, and stibnite. Gold is the only precious metal in the study area. Base metal abundances are very low in jasperoidal rocks. Jasperoid occurrences observed in high angle normal faults with NW-SE direction. High angle (73° to 90°) normal faults in NW-SE direction truncating the thrust faults within the ophiolitic mélange acted like a conduit for the ore fluids and mineralization. Mineralized jasperoids are cut by post mineralized normal and strike slips faults. The fluid inclusion studies include analyses of primary fluid inclusions on the samples from pre-syn ore stage quartz and syn-ore stage quartz crystals. The primary inclusions are of type-2 inclusions that refers to two-phase inclusions with variable amounts of liquid-vapor (L-V) inclusions. These inclusions subdivided into two as type 2a and type 2b depending on the relative abundance of liquid-vapor ratio in the inclusions. The microthermometric analyses of the inclusions showed that the mean homogenization temperature for pre-syn ore stage quartz minerals is 295.83 °C (ranging between 288.7 °C and 313 °C), and the salinity values range from 5.71 to 7.59 wt. % NaCl eq. The mean homogenization temperature for the inclusions from ore-stage quartz is calculated to be 169 °C (ranging from 136 °C to 182.7 °C) with salinity ranging from 0.70 to 15.86 wt. % NaCl eq. The salinity values for both samples are measured as relatively low salinity for inclusions. The calculated value δ18O(fluid) values for syn-ore stage quartz sample ranging between –5.69‰ and -1.77‰. δD(fluid) calculated values for syn-ore stage whole rock (jasperoid) sample ranging between -105.79‰ and -101.87‰. Stable isotope data suggest that the hydrothermal fluids that formed jasperoid have been originated by mixing of meteoric water mixing and formation water. The δ34S isotope value for stibnite is -0.6‰. δ34S, and suggests magmatic sulfur, due to the deep circulation of the meteoric water within the ultramafic rocks in ophiolitic mélange. The decarbonatization followed by pervasive silicification along with collapse breccia is typical for many sediments hosted gold deposits such as Carlin-type gold deposits. Additionally, the normal faults formed during a regional extension just after the main thrusting (compression), and silicification along the faults within the carbonate rocks also resemble to structural controls and mechanism of silicification for the Carlin-type deposits. Therefore, the similarities in nature and morphology of the jasperoidal rock hosting the main gold mineralization, and geologic-structural setting suggest that of the gold mineralization at the Keşkek Hill prospect is a Carlin-type gold mineralization. Keywords: Carlin-Type, Jasperoid, Decarbonatization, Fluid Inclusions, O And H Stable Isotope
Short-term high-temperature calcination effects on the physico-chemical, mineralogical and micromorphological properties of Ca-bentonite from Ünye (Ordu, NE Turkey)
Bentonite, which is commercially well-known industrial material, has been used widely due to its various physico-chemical properties -e.g., high swelling capacity; dispersion into colloid particles; reactions with organic materials; high thermal resistance; low hydraulic conductivity in different applications and may subjected to heat treatment in such industrial applications. Applications of heat treatment can change the physico-chemical and mineralogical properties of bentonite that has an important role to define the usage areas of bentonite. In this study, three Ca-bentonite samples from Ünye (NE Turkey) were calcined up to 1000 °C with 200 °C increments at 25 min. The physico-chemical and mineralogical effects of high temperature loading were evaluated by Simultaneous Differential Scanning Calorimeter and Thermogravimetric Analyzer (STD coupled with TGA), X-Ray Diffraction (XRD), Fourier-Transform Infrared Spectroscopy (FTIR), Scanning Electron Microscope (SEM), Brunauer–Emmett–Teller (BET) and Loss on Ignition (LOI) analysis. The results of the experiments show that the dehydration up to 400 °C does not alter the properties of Ca-bentonites significantly; however, the endothermic reactions due to dehydroxylation between 400 °C and 800 °C causes the deformation in the Ca-smectite crystal structure revealed by the collapse of the basal reflection from 14 Å to 10 Å and the gradual disappearance of OH stretching of structural hydroxyl groups and decrease in specific surface area and the closure of micropores.
Slug tests: Experimental study of hydraulic shock tests on the Oise structures (application to the Hydrogeological Experimental Site of Beauvais)
The Upper Cretaceous chalk aquifer is a vital water resource for industrial and agricultural activities in the Oise department (Hauts-de-France). To obtain the hydrodynamic characterization of the aquifer, field tests were implemented. This study aims to determine the hydraulic properties of the Hydrogeological Experimental Site of Beauvais (HESB, UniLasalle) with series of slug tests, which is a common field test method preferred for reasons such as cost-effectiveness, fast implementation, and quick response. Results obtained from the hydraulic investigations will be used while creating the hydrogeological model and developing the numerical code to identify the spatial distribution of the HESB transmissivity values which is useful to determine the groundwater circulation and potential mitigation of groundwater pollution. It will also provide information about the parameters required to define hydrogeological wells that are favorable for installing the pump system. Numerous experiments were carried out in eighteen wells in the study area. For understanding the behavior of groundwater, the applied tests need to be analyzed. Experimental results were analyzed with the Bouwer & Rice method, which is applicable for unconfined aquifers. Analytical solutions were performed by using an aquifer test analysis software called AQTESOLV. Experienced hydraulic conductivity value of site varies between 4.43e-8 and 7.56e-6 m/s. Concurrently, the groundwater recharge was estimated with episodic event-based approaches of the water table fluctuations (WTF) method. Another approach used in this study is the steady-state and transient-state modeling. These models resulted in hydraulic conductivity distribution maps and transmissivity values.
Behavior of copper (Cu) and zinc (Zn) in soils amended with agricultural effluents, isotopic approach
Soil is one of the most important non-renewable natural resources on Earth. It provides support for food production and habitat for humans and living organisms. Soil pollution caused by heavy metals can negatively affect the sustainability of this resource. In the world, pig slurry (PS) application on agricultural soils is a frequently used strategy which helps improving the physico-chemical properties of soils and increases the agricultural yield. However, pig manure contains high levels of Copper (Cu) and Zinc (Zn) concentrations and consequently the massive pig slurry applications cause an increase of the Cu and Zn concentrations in PS-amended soils. The aim of this work was to discriminate between anthropogenic and natural Cu contributions in PS-amended soils, using the isotopic approach. Soil samples of natural and PS-amended soils were sampled in Santa Maria, Brazil and analyzed for their Cu isotopic compositions. The highest Cu and Zn concentrations were observed in the surface horizons of amended soil. The isotopic signatures of δ65Cu analyzed in amended soils are different from those observed in natural soils, but close to the isotopic signatures of the pig manure used. Mixing calculations showed that the proportion of Cu coming from the pig slurry can reach up to 30 % of the total Cu accumulated in the surface horizons of the amended soils.
Eskişehir Fayı'nın İnönü ve Oklubalı arasındaki kesiminin paleosismolojik özellikleri
Eskişehir Fay Zonu Batı Anadolu Genişleme Bölgesi ile Kuzey Anadolu Makaslama Zonu arasında özel bir konuma sahiptir. Zonun Dodurga Fayı ile kesişiminden daha doğuya uzanımı Eskişehir Fayı olarak adlanmaktadır ve batıdan doğuya; BKB-DGD, D-B ve KB-GD uzanımına sahip, yaklaşık 75 km uzunluğunda Holosen fayı olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada, İnönü yerleşim merkezi güneyini sınırlayarak Eskişehir yönünde uzanan ve deprem tehlikesi anlamında kaynaklık etme potansiyeline sahip İnönü- Oklubalı segmentinin bazı karakteristik özelliklerinin (geometrisi ve deprem davranışı) ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda belirlenen alanda, diri fay uzanımları fizyografik yer değiştirme özellikleri ve jeolojik/morfolojik belirteçlerden yararlanılarak arazide haritalanmıştır. Eskişehir Fayı İnönü Oklubalı segmenti boyunca ilk paleosismolojik nitelikli fay kazısı çalışmaları yürütülmüş, segment bazında deprem davranış özellikleri konusunda ilk kez çıkarımlarda bulunulmuştur. Elde edilen bulgular segmentin yaklaşık D-B doğrultusunda 19 km uzunluğa sahip olduğunu göstermektedir. Bu uzanım boyunca jeolojik jeomorfolojik izlerle arazide dar birzonda rahatlıkla takip edilebilen fay üzerinde gerçekleştirilen paleosismolojik kazı sonuçları Holosen döneminde en az 2 olasılıkla 3 yüzey kırığı meydana geldiğini kanıtlamaktadır.
Eskişehir fayı Sultandere segmentinin holosen aktivitesi
Eskişehir Fayı, Bilecik ili Bozuyük ilçesi Erikli mahallesinden batı-güneybatı yönünde Eskişehir ili Odunpazarı ilçesi Türkmentokat mahallesine kadar uzanan, yaklaşık 78 km uzunluğunda sağ yanal doğrultu atımlı bir faydır. Fay genel olarak doğrultuları B−D ve BKB−DGD gidişli, deprem üretme potansiyeline sahip 4 farklı segmentten meydana gelmektedir. Bu çalışmada Eskişehir Fayı'nın en doğuda bulunan ve yaklaşık 20 km uzunluğa sahip Sultandere Segmenti detaylı jeolojik-jeomorfolojik arazi çalışmaları ile incelenmiş, segmentin Holosen aktivitesi açılan paleosismolojik hendekler yardımıyla araştırılmıştır. Sultandere Segmenti üzerinde yapılan çalışmalar fay boyunca güncel dere yataklarında sağ yanal yerdeğiştirmeye ait izlerin varlığını ve genç morfoloji kontrollü çizgisellikleri ortaya koymuştur. Fay kazıları, Holosen çökelleri içerisinde mevcut uzanım boyunca tekrarlanan depremlerin varlığını göstermiştir. Mevcut arazi gözlemleri ile birlikte değerlendirildiğinde, elde edilen paleosismoljik veriler Eskişehir Fayı Sultandere Segmentinin 6 ve üzeri büyüklükte deprem üretme potansiyeline sahip sağ yanal doğrultu atımlı bir aktif fay olduğunu kanıtlamaktadır.
İklimsel değişimin Sazlıdere Barajı (Başakşehir-İstanbul) memba ve mansap sularının fiziksel ve kimyasal özelliklerine etkisi
Su bütün canlıların yaşam kaynağını oluşturan maddedir. Dünyada ve ülkemizde içilebilir su kaynakları kısıtlı bulunmaktadır. Suyun büyük miktarda depolanması ve güvenli saklanması barajlar vasıtasıyla yapılmaktadır. Uygarlık seviyesinin ve nüfusun artması sebebiyle akarsuların önemi artmıştır. Başlangıçta akarsuların doğal rejimine bağlı olan kullanım giderek yetersizleşmiş, çoğalan nüfus ve gelişen teknoloji için sular depolanmaya başlanmıştır. Diğer yandan, özellikle sanayi devrimi ile birlikte artan ve 20. yüzyılda en üst noktaya ulaşan enerji gereksinimini karşılamak için dünyanın hemen her yerinde hidroelektrik santralleri kurulmuştur. Böylece bir yandan kullanma suyu temin edilirken diğer yandan da ucuz ve çevre kirliliğine yol açmadan enerji elde edilebilmiştir. Anadolu'da özellikle Osmanlılar döneminden Cumhuriyet dönemine kadar bazı bentler yapılmıştır. Bunlar genellikle içme suyu sağlama amaçlardır ve çoğunlukla İstanbul çevresinde yoğunlaşmışlardır. Tez Çalışma alanı Sazlıdere Barajı (Başakşehir-İstanbul) içerisinde yer almakta ve 40 km uzunluğunda Sazlıdere üzerine kurulmuş İstanbul'un içme suyu temini amaçlı bir baraj olup İstanbul'da bulunan aynı amaçlı tüm barajlar içerisinde Ömerli, Terkoz, Büyükçekmece, Darlık, Alibeyköy Barajlarından sonra verimliliği 33,35 hm3/yıl altıncı sırada yer almaktadır. Barajın memba ve mansap sularının yıllara göre mevsimsel değişimini kapsamaktadır. Bu tez kapsamında yapılacak olan araştırmalar arazi çalışması ve büro çalışmaları şeklinde yürütülmüştür. Ön büro çalışmaları kapsamında tez alanı ve çevresinde konuyla ilgili yapılmış çalışmalar irdelenmiş sonra arazi çalışması gerçekleştirilmiştir. Arazi çalışmaları ile Baraj Gölü civarındaki jeolojik birimler ve örnek noktaları arasındaki ilişki ayrıntılı incelenmiştir. Büro çalışmaları ile İklim Değişikliği Bakanlığı, Meteoroloji Genel Müdürlüğü 1. Bölge Müdürlüğünden alınan İstanbul'un 20 yıllık sıcaklık ve yağış bilgileri ile Devlet Su İşleri 14. Bölge Müdürlüğünden temin edilmiş Sazlıdere barajını besleyen derelerden ölçüm yapılan yılların aylık fiziksel ve kimyasal analiz sonuç ham verileri jeoistatistiksel değerlendirilmesi yapılmıştır. Sıcaklık ve yağış bilgileri su kalitesinin kimyasal ve fiziksel parametrelere bağlı değişiminin iklimsel veriler ile korelasyonunun, jeoistatistik veri analizi için SPSS istatistik programı ve Microsoft Excel den yararlanılmıştır. Ölçüm istasyonlarından alınan yağış verileri ile her bir yıl için aylık korelasyon analizi yapılmıştır. SPSS analiz programı ile veriler tanımlanmış ve bazı testler yapılmış, tablolar üretilmiştir. Bu analiz ile yıllık yağış miktarının su parametrelerine etkisine bakılmıştır. Değişkenler arasındaki bir ilişki olup olmadığını belirlemek için korelasyon analizi yapılmıştır. Yağış miktarı değişince suyun kimyası nasıl değişmiş, suyun kimyası değişince yağış miktarı nasıl etkilenmiş sorularına cevap bulunmuştur. Elde edilen veriler doğrultusunda memba ve mansap sularının Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğine göre değerlendirilmesi ve iklimsel değişimin su kalitesi üzerine etkisi diğer önceki çalışmalardan faydalanılarak belirlenmiştir.
Yeşilöz (Nevşehir) çevresinde kayaç ve dere sedimanlarında uranyum zenginleşmelerinin mineralojik ve jeokimyasal özellikleri
Bu çalışma kapsamında, Yeşilöz (Nevşehir) çevresinde kayaç ve dere sedimanı örnekleri drenaj ağları boyunca toplanarak bölgede drenaj jeokimya prospeksiyon çalışmaları, detaylı mineralojik ve kimyasal analiz çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Önceki çalışmalar, bölgede uranyum varlığını ortaya koymasına rağmen, mineralojik olarak detaylı bir çalışma yapılmamıştır. Bu doğrultuda, toplanan kayaç ve dere sedimanı örneklerinde mineralojik ve kimyasal analizler, Raman, XRF, XRD, SEM, ICP-MS yöntemleri ile gerçekleştirilmiştir. XRD, SEM, ICP-MS ve XRF analizleri sayesinde örnekler içerisinde uranyumun varlığı belirlenmiştir. Kayaç örneklerinde kimyasal analiz sonuçları uranyum konsantrasyonlarının dere sedimanlarından fazla olduğunu ve 950 ppm'e kadar çıktığını göstermektedir. Kayaç örneklerindeki mineralojik incelemeler sonucunda, metatorbernit, uraninit, kofinit mineralleri belirlenmiştir. Dere sedimanı örneklerinde berlinit, klarkeit mineralleri belirlenmiştir. İnce kesit çalışmalarında opak görülen uranyum, parlak kesit çalışmalarında karakteristik yapısı ile belirlenmiştir. Uranyum minerallerinin tam olarak tanımlanabilmesi için ultraviole ışık yardımıyla bazı minerallerin lüminesans özellikleri ortaya konulmuştur. Uranyumun birlikte bulunduğu elementler ve mineraller çalışma kapsamında değerlendirilerek analizlerde belirlenmiştir. Dere sedimanı örneklerinde eşik değer hesaplanarak, uranyumun yüksek pozitif korelasyon gösterdiği elementler (Nd, Pr, Th, La, Ce, Se) ile uranyum zenginleşme alanları örnek lokasyon haritası üzerinde belirlenmiştir. Anomali haritası uranyum zenginleşmelerinin havzanın doğu-batı yönünde olduğunu göstermektedir.
Kızılbük-Değirmisaz (Tavşanlı/Kütahya) arasındaki kömürlü neojen sahasının neotektonik incelemesi
Bu çalışma Kütahya Değirmisaz-Kızılbük köyleri arasındaki alanda Neojen birimlerinin stratigrafik ve yapısal özelliklerini ortaya çıkarmak için yapılmıştır. Çalışma alanındaki temel kayaçlar, Geç Kretase yaşlı Dağardı Melanjı oluştururken, üzerine Erken-Orta Miyosen yaşlı çakıltaşları, kiltaşları ve marnlardan oluşan Taşbaşı Formasyonu, onun üzerine ise Orta-Geç Miyosen yaşlı kömür ara düzeyli marnlar, kiltaşları ve kömür parçalı çakıltaşlarından oluşan Kızılbük Formasyonu gelmektedir. Stratigrafik istif Kuvaterner'e ait çakıl, kum, kil boyutundaki gevşek malzemeden oluşan alüvyon ile son bulmaktadır. Çalışma alanında Orta-Geç Miyosen yaşlı Kızılbük Formasyonu'nu kesen, KD-GB uzanımlı doğrultu atımlı fayların egemen olduğu Değirmisaz Havzası tanımlanmıştır. Bu havza, faylarla sınırlanmış, gözlemlenebilen dokanaklarla tanımlanmış kapalı bir havza özelliği taşımaktadır. Bölgede bulunan fayların karakterleri çoğunlukla doğrultu atımlı faylar olup, normal faylar da gözlenmiştir. Kızılbük Formasyonu içerisinde yaklaşık eksen gidişi KD-GB yönünde olan açık senklinal kıvrımlarının varlığı gözlenmiş, bu durumda sıkışma tektoniğine işaret etmiştir. Üst Miyosen'den Kuvaterner'e kadar faylanmaların devam ettiği zaman diliminde, KD-GB uzanımlı olan Değirmisaz Havzası'nda, alüvyon çökelleri ile faylar ilişkilendirilmiştir. Neojen yaşlı kaya birimlerinde tabaka eğimleri, Kızılbük Formasyonu'nda değişiklik gösterirken, Taşbaşı Formasyonu'nda güneydoğu olarak gözlenmiştir. Eğim yönü, eğim miktarı ve doğrultu değerlerine göre yapılan gül diyagramlarına göre, birimlerin genel eğim yönünün KB ve GD yönünde yoğunluk kazandığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Değirmisaz, Kızılbük, Neojen, Neotektonik.
Sinop çevresindeki paleojen istifinin planktonik foraminifer biyostratigrafisi ve ortamsal yorumu
İnceleme alanı, Batı Karadeniz Bölgesi'nde yer alan Sinop iline bağlı Gerze ve Merkez ilçelerini kapsamaktadır. Bu çalışma, bölgede geniş yayılım gösteren Erken- Geç Paleosen yaşlı Akveren ve Atbaşı Formasyonları olarak tanımlanan birimlerde gerçekleşmiştir. Kampaniyen yaşlı Cankurtan Formasyonu üzerinde uyumlu olarak yer alan Akveren Formasyonu' nu Geç Paleosen – Erken Eosen yaşlı Atbaşı Formasyonu uyumlu olarak üzerlemektedir. Atbaşı Formasyonu üzerinde Orta Eosen yaşlı Yenikonak Formasyonu uyumsuz olarak yer almaktadır. Bu çalışmada Akveren ve Atbaşı Formasyonlarına ait 3 stratigrafik kesit ölçülerek bu kesitlerden 18 adet örnek derlenmiş, örnekler laboratuarda Knitter yöntemi ile yıkanarak içerdikleri planktonik foraminiferler ayıklanmıştır. Bu bol ve iyi korunmuş planktonik foraminiferlerden 11 cins, 40 tür tanımlanarak ayrıntılı biyostratigrafik çalışmalarla Daniyen, Selandiyen ve Tanesiyen yaşını veren üç biyozon ve bu biyozonlara ait dört alt biyozon belirlenmiştir. Bu biyozonlar; Daniyen'de Parasubbotina pseudobulloides Zonu (P1) ile bu zona ait Subbotina triloculinoides Altzonu (P1b) ve Globanomalina compressa-Praemurica inconstans Alt zonu (P1c); Selandiyen'de Morozovella angulata-Igorina pusilla Zonu (P3) ve biyozona ait Morozovella angulata Altzonu (P3a) ve Igorina albeari Altzonu (P3b); Selandiyen-Tanesiyen'de ise Globanomalina pseudomenardii Menzil Zonu olarak tanımlanmıştır. İncelenen birimlerin litolojik özellikleri ve içermiş olduğu planktonik foraminiferlerin çok bol olması (%99), derin denizel bir çökelme ortamını işaret etmektedir.
Yüksek hızlı demiryollarında jeolojik-jeoteknik çalışmalar ve tünel uygulamaları
Bu tez içeriğinde, yüksek hızlı demiryollarının projelendirilmesi ve yapımında jeolojik – jeoteknik çalışmalar incelenmiştir. Bu çalışmaların en yoğun olarak yapıldığı tünel uygulamaları, çalışmanın ana konusudur. Proje öncesi, sahadaki araştırmalar ve labaratuar çalışmaları irdelenmiştir. Tünellerin projelendirilme ve yapım aşamaları ayrıntılı olarak incelenmiştir. Tünel açma yöntemleri incelenerek, Ankara - İstanbul Yüksek Hızlı Tren Projesinde uygulanan NATM (New Austria Tunneling Methot) Yeni Avusturya Tünel Açma yöntemi tüm yönleriyle ele alınmıştır. Bu tez çalışması, Ankara-İstanbul 2.Etap Yüksek Hızlı Tren Projesi Vezirhan – İnönü kesiminde, açılmış olan tünellerin, jeolojik ve jeoteknik yapısını incelemek, tünellerde karşılaşılan kayaç birimlerinin minerolojik- petrografik yapısını ortaya koyarak, tünel açımında belirlenen kaya kütle sınıflamasını ve tahkimat - iksa metodu ile ilişkisini belirlemek amacıyla hazırlanmıştır.
Kütahya ve Köprüören Ovalarındaki yüzey ve yeraltısularındaki ağır metal kirliliğinin incelenmesi
Çalışma, Kütahya ve Köprüören Ovalarının yüzey ve yeraltısularının ağır metal kirliliğinin ve bu kirleticilerin ne derece etkin olduğunun belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya literatür derlemesi ve öncül arazi çalışmaları ile başlanmıştır. Arazide belirlenen lokasyonlar GPS cihazı ile koordinatları alınarak CBS tabanlı yazılımlarla harita takımlarına aktarılmış ve lokasyonların dağılımları gözlemlenmiştir. Sonraki aşamada ise bu lokasyonlarda bulunan yüzey ve yeraltısularından fiziksel ölçümler ve örnekleme yapılmıştır. Elde edilen verilerle yörenin hidrojeoloji ve elektriksel iletkenlik (EC) haritaları oluşturulmuştur. Örnekleme yapılan numunelerin major iyon ve iz element derişimlerinin tespiti için kimyasal analizler gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre major iyon dağılım haritaları oluşturularak suların jeokimyasal özellikleri ve ovalardaki dağılımı tespit edilmiştir. Buna göre, yörenin yeraltısularının kimyasal fasiyesinin karbonatlı kayalarca denetlendiği görülmüştür. İz element derişimlerinin yüksek ppb değerlere ulaştığı sular, yörenin bazı kesimlerinde insan kaynaklı kirleticilere, bazı kesimlerinde ise jeojenik kökenli kirleticilere maruz kaldığını gösterir. Her iki ovada Arsenik(As) değerleri L1, L2, L6, L7, L11, L30, L32, L36, L37, L43 nolu lokasyonlarda 10 ppb üzeri değerlerdedir ve sınır değerleri aşmaktadır. Kurşun(Pb) konsantrasyonları L2 lokasyonunda 10 ppb değer üzerinde olup sınır değerleri aşmıştır. Demir(Fe) konsantrasyonları L34 ve L35 noktalarında 200 ppb üzerindedir ve sınır değerleri aşmıştır. Antimon(Sb) konsantrasyonları L2, L11, L30, L32 lokasyonlarında 5 ppb üzerindedir ve sınır değerleri aşmıştır. Çinko(Zn) konsantrasyonları L10, L15, L25, L29, L30, L35, L36 lokasyonlarında 100 ppb değer üzerindedir ve sınır değerleri aşmıştır. Mangan(Mn) konsantrasyonları L9 lokasyonunda 50 ppb'den fazladır ve sınır değerleri aşmıştır. Bu suların içme suyu olarak kullanımına uygunluğu Ulusal ve Uluslararası Kalite Standartlarına göre tespit edilmiştir. Ayrıca, bu suların tarımsal sulamaya uygun olup olmadığı da tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğal Kirlilik, İz Element, Kirlilik, Köprüören, Kütahya, Yeraltısuyu
Ürgüp formasyonu (Nevşehir) karasal çökellerinin fasiyes ve paleoekolojik özellikleri
Miyosen'de Avrasya ve Afro-Arabistan plakalarının çarpışması ile İç Anadolu Bölgesinde yaygın olarak volkanik etkinlikler meydana gelmiştir. Bu volkanik alan Türkiye'deki en büyük volkanik alanlardan biri olan Orta Anadolu Volkanik Alanı olarak bilinmektedir. Tez çalışmasının amacı, İç Anadolu Bölgesinde yer alan Ürgüp (Nevşehir) ve çevresindeki Neojen yaşlı akarsu ve gölsel çökellerinin jeolojisi, jeokimyası ve çökelme ortamının ortaya çıkarılmasıdır. Örneklerin mineralojik ve jeokimyasal özelliklerine polarizan mikroskopisi, X-ışınları kırınımı, taramalı elektron mikroskopisi ve X-ışınları floresans ve duraylı izotop analizleri (δ13C, δ18O) ile incelenmesiyle ilgili sonuçlara ulaşılmıştır. Ürgüp Formasyonu birçok ignimbirit, andezitik bazalt ve akarsu-göl çökellerinden meydana gelmektedir. İgnimbiritler, andezitik lavlar, tüfler, çamurtaşları, kalişler, dolomitler ve dolomitik kireçtaşlarının varlığı ve onların litofasiyes özellikleri volkanik alandaki akarsu ve sığ göl ortamlarını göstermektedir. Fasiyes ve fasiyes toplulukları sedimantolojik özelliklerine göre (sedimanter yapılar, tane boyu, geometri, dokanak ve fosil içeriği) belirlenmiştir. Fasiyes toplulukları göl, volkanik-volkanoklastik ve akarsu olmak üzere üç sınıfa ayrılmıştır. Bu ortamlarda feldispat, kuvars, kalsit, opal-CT, amfibol mineralleri egemendir, bunlara simektit ve illit eser olarak eşlik etmektedir. Karbonat örneklerindeki duraylı oksijen, karbon izotopları ve jeokimyasal analiz değerleri bunların oluşumu süresince kurak koşulların egemen olduğunu göstermektedir. Bu özellik küresel Messiniyen (geç Miyosen) tuzluluk krizi ile ilişkilendirilebilir. Ayrıca analizlerden elde edilen veriler, Miyosen-Pliyosen geçişi süresince iklim ve bitki örtüsündeki değişimleri de göstermektedir.
Kırıkkale-Keskin-Çelebi demir cevherleşmesinin oluşumu
Kırıkkale - Çelebi demir cevherleşmesi, İç Anadolu bölgesinde, Kırıkkale il merkezinin yaklaşık 65 km güneyinde, Çelebi ilçesi sınırlarında, J30-b2 ve J31-a1 paftaları arasında bulunmaktadır. Kırşehir Masifi içinde yer alan çalışma alanının büyük bir bölümünde, Paleozoyik yaşlı çoğunlukla mermerlerden ve yer yer amfibol şist merceklerinden oluşan Bozçaldağ Formasyonuna ait metamorfik birimler yüzeylemektedir. Metamorfikleri kesen Üst Kretase-Tersiyer yaşlı Orta Anadolu Granitoyidleri ile tüm bu birimleri örten Miyosen-Pliyosen yaşlı İç Anadolu Grubu'na ait sedimanter kayaçlar çalışma alanı içinde oldukça sınırlı bölgelerde gözlenmektedir. Bu çalışmada, haritalama, jeokimya, sondaj, mineraloji ve petrografi çalışmaları ile alterasyon ve cevher yan kayaç ilişkileri üzerine veriler üretilerek Çelebi demir cevherleşmesinin oluşum koşullarına yönelik yaklaşımlar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma alanı içerisinde, Bozçaldağ Formasyonuna ait mermerler ile Orta Anadolu Granitoyidleri'nin dokanaklarında skarn zonu (ekzoskarn) gelişmiştir. Ancak yoğun olarak Maden Sırtı ve Çardak Tepe mevkilerinde, mermerler içerisinde masif manyetit damarları şeklinde gözlenen cevherleşmelerde skarn zonu (endoskarn) oldukça sınırlı gözlenmiştir. Maden Sırtı ve çevresinde gözlenen masif manyetit damarlarının genel doğrultusu KD/90° konumlu ve kesikli olarak 1-2 km devam ederken Çardak Tepe mevki cevherleşmesinin genel doğrultusu ise KB/90° konumlu ve yine kesikli olarak yaklaşık 1 km boyunca devam ettiği gözlenmiştir. Yapılan çalışmalar, Çelebi demir cevherleşmesinin Orta Anadolu Granitoidleri ile Bozçaldağ Formasyonunun dokanaklarında, kontak metomorfizma sonucunda geliştiğini desteklemektedir. Cevherleşmelerin, granitoidlerin sokulumu esnasında, mermerlerin kırık-çatlaklarında akışkanların uygun ortam bulup çökelmesiyle, masif manyetit damarlarını oluşturması sonucunda meydana geldiğini düşündürmektedir.
İscehisar (Afyon) yöresindeki volkanik kayaçların petrolojisi ve petrojenezi
Bu çalışmada, Anatolid-Torid blokunun bir parçası olan Afyon Zonu'nda bulunan Afyonkarahisar iline bağlı İscehisar ilçesi ve yakın cevresinde yüzeyleyen Karakaya Volkanikleri'nin mineralojik-petrografik ve jeokimyasal özellikleri incelenmiş, volkanizmanın kökeni ve oluşumunda etkili olan süreçlere açıklık getirilmeye çalışılmıştır. İnceleme alanının temelini Çobanlar şisti ve İscehisar Mermerleri oluşturmaktadır. Bunun üzerinde ise Seydiler İgnimbriti uyumsuz olarak yer almaktadır. Karakaya Volkanitleri Seydiler ignimbritlerini üzerlemektedir. Geç Miyosen-Erken Pliyosen yaşlı Gebeceler Formasyonu'na ait çakıltaşı, kumtaşları ve yöredeki en genç birimi olan Kuvaterner yaşlı alüvyon tüm birimleri uyumsuz olarak örtmektedir. İnceleme alanındaki volkanik ürünler, bazaltik trakiandezit, trakiandezit türü kayaçlar ve riyolitik piroklastitlerden oluşmaktadır. Mineralojik–petrografik incelemeler sonucunda, kayaçlarda yaygın olarak plajiyoklaz, piroksen, biyotit ve opak mineral birliktelikleri saptanmıştır. Mineral kimyası çalışmalarına göre; olivin, sadece bazaltik trakiandezit bileşimindeki kayaçlarda gözlenirken, kuvars, riyolitik piroklastiklere ait örneklerde bulunmaktadır. Trakiandezit bileşimindeki örneklerde plajiyoklazlar andezin, labrador ve bitovnit bileşiminde gözlenirken, klinopiroksenler diyopsit, ojit bileşimindedir. Kayaçlarda porfirik, hipokristalin porfirik, vitrofirik, glomeroporfirik ve trakitik dokular gözlenmektedir. Jeokimyasal incelemeler sonucunda, bölgedeki volkanik kayaçların bazaltik trakiandezit, trakiandezit, Seydiler İgnimbriti'nin ise riyolit bileşiminde oldukları ve hem alkali, hem de kalkalkali özellik gösterdikleri belirlenmiştir. Majör ve iz elementlerin SiO2 ile oluşturulan değişim diyagramlarından elde edilen trendler, bu volkanik kayaçların oluşumunda fraksiyonel kristalleşme sürecinin etkili olduğunu göstermektedir. Karakaya Volkanitleri'nin LIL element (Ba,Rb, Sr ve LREE) içeriklerinin, HFS elementlerine (Nb, Hf, Ta, Zr,Ti) göre yüksekolması, Nb/La < 1.3 ve yüksek Th/Nb (0,33-2,74) oranları,, bölgedeki kayaçların oluşumunda fraksiyonel kristalleşmenin yansıra magma karışımı, dalma-batma ve kabuksal kirlenme süreçlerinin de etkili olduğu söylenebilir.
Kütahya yerleşim alanı zeminlerinin fiziksel ve mekanik özelliklerinin araştırılması
Ülkemizde şehirleşme için seçilmiş yerleşim alanlarının önemli bir kısmı deprem bölgelerinde yer almakta olup, günümüze kadar ağır kayıplarla sonuçlanan büyüklüğü 7'nin üzerinde birçok yıkıcı deprem bu yerlerde meydana gelmiştir. Kütahya yerleşim alanı ve çevresi, Türkiye deprem bölgeleri haritasına göre 2. derecede deprem bölgesinde yer almaktadır. Kütahya Fay Zonu şehrin güney kısmında Yellice Dağı eteklerinde bulunmakta ve yerleşime paralel olarak uzanmaktadır. Ayrıca, Kütahya'nın 100 km. güney batısında Simav ilçesinin 1. derecede deprem bölgesinde bulunması ve sık sık önemli büyüklüklere sahip depremlerin bu bölgede gerçekleşmesi, Kütahya yerleşim alanı için büyük risk oluşturmaktadır. Çeşitli nedenlerden dolayı meydana gelen nüfus artışıyla birlikle, yeni yerleşim alanlarına ihtiyaç duyulmakta ve Kütahya'da inşaat çalışmaları hızla artmaktadır. Bu çalışmada, Kütahya'daki yapılaşma sürecindeki artış göz önünde bulundurularak, bu ilde daha güvenli ve planlı bir kentleşme sağlamak ve yaşanılabilir yerleşim alanlarının oluşturulmasında katkıda bulunmak için, Kütahya yerleşim alanı zeminlerinin fiziksel ve mekanik özelliklerini konu alan bir araştırmanın gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır.Bu amaçla, Kütahya yerleşim alanı sınırları içinde daha önce yapılan 283 sondaja ait verileri içeren raporlar incelenmiştir. Ayrıca, özellikle mevcut jeoteknik sorunların tespiti, zemin birimlerinin fiziksel ve indeks, konsolidasyon ve şişme özelliklerinin belirlenebilmesi amacıyla arazi çalışmaları gerçekleştirilerek farklı lokasyonlardan örnekler alınmıştır. Görgül yaklaşımlar kullanılarak şişme parametreleri değerleri ve alansal dağılımları belirlenmiştir. Sıvılaşma analizlerinde kullanılmak üzere SPT-N verileri üzerinde ihtiyaç duyulan düzeltmeler yapılmıştır. Kütahya zeminlerinin sıvılaşma özelliklerinin belirlenmesi amacıyla 6.5 ve 7.2 büyüklüğündeki depremler dikkate alınarak, güvenlik katsayısı (FL) ile sıvılaşma potansiyeli indeksi parametreleri hesaplanmıştır. Kütahya yerleşim alanının sıvılaşma potansiyeli değerlendirilmesinde kullanılmak üzere bu iki parametreyi esas alan sıvılaşma haritaları hazırlanmıştır. Sıvılaşma analizleri sonuçları dikkate alındığında, Kütahya yerleşim alanının bazı bölgelerinin ?çok yüksek? ve ?yüksek? oranda sıvılaşma potansiyeline sahip olduğu tespit edilmiştir.
Yenice-Kalkım (Çanakkale) havzasında yüzlek veren oligo-miyosen yaşlı tortulların palinolojisi, paleoekolojisi ve palinofasiyesi
Bu tez kapsamında, Yenice-Kalkım havzasında yüzlek veren Soma Formasyonu'nun palinolojisi, paleoekolojisi ve palinofasiyesi çalışılmıştır. Çalışma alanında linyit içerikli tortullar genellikle çamurtaşı, marn, silttaşı, tüf,tüfit, kumtaşı ve kireçtaşından oluşmaktadır. Formasyon, altta kalın linyit damarı ile başlamakta, üste doğru ince kırıntılı tortullar ve piroklastiklere geçmektedir. Ayrıca, formasyonun üst bölümlerinde jipsli, kükürtlü linyit damarları ve volkanik seviyeler de yer almaktadır.Arazi çalışmaları süresince bu linyit içerikli tortullardan bölümsel stratigrafik kesitler ölçülmüştür. Kesitler, Bengiler, Danişment, Linfa, Ünsa ve Metehan açık ocaklarından elde edilmiştir. Kesit hatları boyunca linyit içerikli tortullardan palinolojik amaçlı örnekler derlenmiştir. Ayrıca, Danişment, Linfa ve Bengiler'de bulunan volkanik içerikli seviyelerden de radyometrik analiz amaçlı örnekler derlenmiştir.Radyometrik analiz sonuçlarına göre,Danişment ve Linfa linyitli tortullarının oluşumu Geç Oligosen'dir. Ayrıca, Metehan ve Ünsa kesitlerinin sporomorf içerikleri Geç Oligosen'deki sporomorf topluluklarıniçeriklerine benzer özellikler göstermektedir. Bengiler kesitine ait radyometrik veriler ise linyit içerikli tortulların yaşının Erken Miyosen olduğunu belirtmektedir. Bu verilere göre Soma Formasyonu'nun yaşı Geç Oligosen-Erken Miyosen olarak belirlenmiştir.Geç Oligosen ve Erken Miyosen'dekipalinolojik topluluklar; sporormofların botanik bağlılıklarına göre vejetasyon gruplarına ayrılmıştır. Geç Oligosen'e ait topluluklarda konifer ormanı ve ırmak kenarı vejetasyonu elemanları baskındır. Ayrıca, karışık orman ve geniş yapraklı orman topluluğu elemanları da bol olarak gözlenmektedir. Bataklık ormanı,sucul bitkiler ve otsullar düşük oranlarda bu topluluklara eşlik etmektedir. Erken Miyosen'den elde edilentoplulukların sporomorf içerikleri Geç Oligosen topluluklarına benzemektedir. Ancak, Erken Miyosen'de bataklık ormanına ait elemanların yüzdesi daha fazladır. Bu verilere göre, Erken Miyosen'deki havzanın Geç Oligosen'e göre daha geniş olduğu düşünülmektedir.Palinolojik topluluklara dayalı sayısal iklim sonuçları, Geç Oligosen'de genel olarak yıllık ortalama sıcaklık 16,5-18,4°C, kış ve yaz ayları sıcaklıkları sırasıyla 5,5-12,5°C ve 27,3-27,9°C olduğunu göstermektedir. Yıllık yağış miktarı ise 1096-1355mm arasındadır. Erken Miyosen'eait yıllık ortalama sıcaklık ise 17,2-18,4°C'dir. Kış ve yaz ayları sıcaklıkları Geç Oligosen değerlerine benzemektedir. Yıllık yağış miktarı ise 1187-1355mm arasındadır. Bu değerlere göre Erken Miyosen'deki tortulların çökeliminin daha sıcak ve yağışlı koşullar altında gerçekleştiği söylenebilir. Erken Miyosen'e ait sayısal yağış değerlerinin Geç Oligosen'e göre daha yüksek olması, havzanın daha geniş ve derin olduğunu göstermektedir.Ayrıca, Bengiler ve Sebepli linyit işletmelerinde gözlenen tüfitli seviyelerden yaprak fosilleri de derlenmiştir.Ayrıca, Linfa linyit işletmesine ait örneklerin palinofasiyes çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Örneklerin fitoklast, amorf organik madde ve palinomorf içerikleri incelenmiştir. Yüzde değişimlerine göre, Linfa açık ocaklarına ait örneklerden kıyı yakını ve kıyı uzağı fasiyeslerin varlıkları elde edilmiştir.
Kınık köyü (Kütahya) çevresindeki ofiyolitik kayaçların petrolojisi ve jeokimyası
Bu çalışmada Kınık köyü (Kütahya) çevresindeki ofiyolit birimlerin araştırılması ve bölgedeki jeodinamik evrime katkıda bulunulması amaçlanmıştır. Kütahya iline bağlı Kınık köyü ve yakın çevresini kapsayan çalışma alanı, güneyde Akdeniz Bölgesi?deki Torid- Anatolid kuşağı ile Batı Anadolu?da, İzmir ? Ankara ? Erzincan sütur zonu arasında yer almaktadır. İnceleme alanındaki kayaçlar dört birimden oluşmaktadır. Ofiyolitik melanj; Çokköy ve Beke formasyonları üzerine bindirme yerleşmişlerdir. Ofiyolitik melanjın ana kayaçları pelajik çökeller, bazik kayaçlar ve serpantinitlerdir. Ofiyolit biriminin tabanını oluşturan peridotitler arazide kırıklı çatlaklı yapılı serpantinitlere dönüşmüş durumda olup, uralitleşme ve listvenitleşme yoğun miktarda gözlenmektedir. Peridotitler; ofiyolitik melanj üzerine tektonik bindirme ile yerleşmiş durumdadır. Gabrolar; Kınık köyü doğusunda geniş yayılım gösteren tabakalı bir istif şeklinde görülmekte, kümülat dokuya sahiptir. Diyabaz daykları; gabroları keser biçimde konumlanarak, kısmen hidrotermal alterasyona uğramışlardır. Ultrabazik kayaçlarda; serpantinleşme, listvenitleşme, lateritleşme, bazik kayaçlarda ise genel olarak damuritleşme, uralitleşme, kloritleşme, epidotlaşma ve karbonatlaşma gibi ayrışım olayları, ancak gibi ayrışım olayları gözlenmektedir. Ofiyolitik kayaçların jeokimyasal özelliklerine göre ultramafik ve mafik kayaçlar, aynı kökenli subalkalin toleyitik magmanın ayrımlaşma ürünleridir. Bu kayaçlar N-tipi MORB?a göre bazı LIL elementlerce (Rb, Ba, K, Sr) zenginleşmiş buna karşın bazı HFS elementlerce (Ti, Nb, Y) de tüketilmişlerdir. Özellikle Th ve LIL elementlerin pozitif ve Nb?un negatif anomalileri dalma-batma zonu bileşenini göstermektedir. Bazı element içeriklerine göre hazırlanan tektonomagmatik diskriminasyon diyagramları bu kayaçların okyanus içi dalma-batma zonu (Suprasubduction) üzerinde oluştuğunu ifade etmektedir. Serpantinitlere ait kimyasal analiz sonuçlarına bakıldığında örneklerin bir kısmında bazı oksit değerlerinin, diğer örneklere kıyasla farklı olduğu belirlenmiş ve bu farklılıklar kayaçların sahip olduğu mineral içerikleri ile açıklanmaya çalışılmıştır. Yaygın olarak görülen ikincil karbonat minerallerinden dolayı, kayaçlardaki CaO değerlerinin yüksek çıktığı belirlenmiştir. Serpantinit örneklerinin bir kısmında ikincil klorit minerallerinden dolayı, Al2O3 değerlerinin yüksek çıktığı saptanmıştır. Arazi gözlemleri ve jeokimyasal analizler neticesinde Kınık ofiyolitine ait kayaçların; dalma-batma zonunda oluşmuş ada-yayı toleyitik (island arc tholeitic) karakterli bir magmadan türedikleri ve yay ardı (back-arc) bir evrede oluşmuş SSZ (suprasubduction zone) ofiyolitlere ait olabileceği düşünülmektedir.
Emet-Hisarcık (Kütahya) Yöresi Travertenlerinin jeolojisi, petrografisi ve jeokimyası
Bu çalışma ile Emet-Hisarcık (Kütahya) yöresi travertenlerinin jeolojisi, petrografisi ve jeokimyası hakkında bilgi vermek amaçlanmıştır. İnceleme alanının, Kuzeyinde Tavşanlı Zonu, Güneyinde Afyon Zonu, Güneybatısında ise Menderes Masifi yer almaktadır. İnceleme alanında K-G doğrultulu Emet fayı boyunca oluşan Kuvaterner (güncel) yaşlı traverten ve tufa oluşumları gözlenir. Bu oluşumlar Emet fayı ile oluşan çatlaklardan çıkan termal sular ile geliştiği bilinmektedir. İnceleme alanında K-G doğrultusunda 5 farklı bölgeden ve 46 farklı noktadan 120 adet traverten örnekleri alınmıştır. Alınan örnekler ile yapılan analizler ve laboratuvar çalışmalarından elde edilen verilere göre traverten örneklerinde kalsit hakim mineraldir. CaO; Boyut bölgesi (Boyut 3 % 26,59) genelinde (% 55,01 – 56,01), Beştaş bölgesinde 4. ve 5. seviyelerinde (% 53,09 – 55,87) yüksek değerlerde, Yenice bölgesinde 1.den 5. seviyeye doğru artmış, 6-11A seviyelerinde düşük değerler göstermiş tavana doğru artmıştır Sefaköy ve Uyuzhamamı bölgelerinde CaO yüksek değerlerdedir. Boyut ve Beştaş bölgelerinde eski oluşumlu travertenlere olduğu, Sefaköy ve Uyuzhamamı bölgelerinde ise güncel traverten oluşumları olduğu bilimektedir. Yeniceköy'de meydana gelen hidrotermal alterasyon traverten oluşumunu etkilemiştir. Travertenlerin fiziksel ve mekanik özelliklerini anlamak ve yorumlamak amacı ile yoğunluk, birim hacim ağırlık, görünür gözeneklilik, boşluk oranı, ağırlıkça ve hacimce su emme, tek eksenli sıkışma dayanımı ve aşınma kaybı deneyleri yapılmıştır. Sonuçlar, TS 11143 ile karşılaştırılmış ve yorumlanmıştır. Travertenlerin; yoğunluk, birim hacim ağırlık, gözeneklilik, ağırlıkça su emme, donma-çözünme ve aşınma kaybı değerleri TS 11143'e uygun olmasına rağmen, travertenler tek eksenli sıkışma dayanımında standarta uymamaktadır. Anahtar kelimeler: Afyon Zonu, Emet, Hisarcık, Jeokimyasal analiz, Traverten, Tufa, Tavşanlı Zonu.
Miyosen yaşlı kömür içerikli Himmetoğlu Havzası'nın (Göynük-Bolu) palinolojisi ve paleoekolojisi
Bu tez kapsamında, Sakarya Zonu içerisinde yer alan Miyosen yaşlı Himmetoğlu Havzası'ndaki linyitli çökellerin palinolojisi ve paleoekolojisi çalışılmıştır. Miyosen süresince kıta içinde gelişmiş olan gölsel Himmetoğlu Havzası'nın temelini Üst Maestrihtiyen-Alt Paleosen aralığında oluşmuş olan kayalar oluşturmaktadır. Miyosen yaşlı linyitli çökeller bu temel kayaları üzerine uyumsuz olarak gelmektedir. Himmetoğlu'nun kuzeybatısında yüzlek veren Himmetoğlu Formasyonu alttan üste çamurtaşı, konglomera, linyit, organik şeyl, marn, silisifiye kireçtaşı, kiltaşı ve tüfit gibi tortullardan oluşmaktadır. Bu çalışmada yaklaşık 19m kalınlığında ölçülü kesit alınmıştır. Linyit içerikli tortullardan palinolojik amaçlı örnekler derlenmiştir. Palinolojik topluluklarda konifer ve geniş yapraklı orman topluluğu bitkileri egemendir. Tüm topluluklar içerisinde en düşük oranı bataklık-tatlısu topluluğu oluşturmaktadır. İstif genelinde Pityoposorites labdacus, Pityosporites microalatus, Momipites punctatus, Tricolporopollonites megaexactus ssp. brühlensis, Tricolpopollonites microhenrici, Ulmipollonites undulosus ve Alnipollonites verus formları bol miktarda gözlenmektedir. Ayrıca kesit boyunca tatlısu ortamını belirten yeşil alglerden Botryococcus braunii ve Sigmapollis pseudosetarius formları da kaydedilmiştir. Polen yüzdelerindeki değişime göre 5 farklı yersel polen zonu ayırt edilmiştir. Sporomorf topluluklarında spor çeşitliğinin ve yüzdesinin az olması, Momipites quietus, Subtriporopollonites anulatus ssp. nanus ve Platycaryapollonites miocaenicus'un az oranda gözlenmesi nedeniyle tortullaşmanın Erken-?Orta Miyosen'de gerçekleşmiş olduğunu göstermektedir. Elde edilen paleoiklimsel veriler yıllık ortalama sıcaklığın 17.2-21.1°C, kış ve yaz ayları sıcaklıklarının sırasıyla 5,5-13,3°C ve 27,3-27,9°C olduğunu göstermektedir. Yıllık yağış miktarı ise 1217-1355mm arasındadır. Bitki örtüsü belirgin bir değişim göstermemekte ancak istif boyunca sıcaklık ve yağış miktarlarında küçük dalgalanmalar görülmektedir. Sonuç olarak çökelim süresince sıcak, yağışlı ve nemli bir iklim hüküm sürmüştür. Anahtar Kelimeler: Erken-Orta Miyosen, Göynük, Himmetoğlu Formasyonu, Paleoekoloji, Palinoloji.
Örenköy (Kütahya) yöresi volkaniklerinin mineralojisi, petrografisi ve jeokimyası
Ege Bölgesi'nde volkanik faaliyetler oldukça yaygın olarak gözlenebilmektedir. Bölgede gözlenen bu volkanik faaliyetlerin bir kısmı, Ege Bölgesi'nin Marmara ve İç Anadolu bölgeleri ile kesiştiği yerde bulunan Kütahya'da gözlenmekte olup, Kütahya-Örenköy civarında yüzeyleyen andezit ve bazaltik andezit bileşimli volkanitler bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Çalışma sahasında; Paleozoyik, Mesozoyik ve Senozoyik döneme ait kayaçlar yüzeylemektedir. Stratigrafik olarak altta taban metamorfikleri ile bunun üzerinde tektonik dokanakla gelmiş ofiyolitik kayaçlar, bunların üzerinde volkanik kayaç yayılımı ve en üstte gölsel ortama ait karbonatlı çökeller gözlenmektedir. Petrografik açıdan detaylı olarak incelenen volkanitler; çoğunlukla grimsi ve siyah renklerde andezit ve bazaltik andezitler olarak gözlenmektedir. Kayaçlar; mikrolitik doku göstermektedir. Bu kayaçlardan alınan örneklerin mineralojik ve petrografik incelemeleri yapılması amacıyla 12 adet ince kesiti yaptırılmıştır. Kesitlerin alttan aydınlatmalı polarizan mikroskop altında yapılan incelemelerinde; fenokristal ve mikrolitler halinde plajiyoklaslar, fenokristaller halinde olivin, klinopiroksen minerali olan ojit ve opak minerallerin kayacın bileşimini oluşturan başlıca mineraller olduğu tespit edilmiştir. Bu kesitlerde plajiyoklas minerallerinde zonlanma ve elek dokusuna rastlanmıştır. Bu özellikler kayaçların gelişiminde dengesiz bir kristallenme koşulunu işaret etmektedir. İnce kesitler arasından TS-5, TS-8, TS-9 ve TS-11 örnek numaralı kesitler seçilerek üzerlerinde minerallerin konumu işaretlenmiş ve bu konumlardan mikroprob ölçümleri alınmıştır. Bu ölçümlerin sonuçlarından yola çıkarak plajiyoklas, piroksen, olivin ve opak minerallerin bileşimlerini ortaya koymak amacıyla diyagramlar çizilmiştir. Volkanitlerin ana oksit, iz element ve nadir element analizleri yapılmış ve bunların sonuçları ile jeokimyasal yorumlamalara gidilmiş ve volkanitlerin kimyasal olarak adlandırılması ve kökensel yorumlamaları yapılmıştır.
Eskişehir grabenindeki erken-orta miyosen yaşlı kömürlü tortulların vejetasyon ve iklimi (Eskişehir-Ağapınar ve Eskişehir-Alpu sondajları)
Bu çalışmada, Eskişehir çevresindeki Erken-Orta Miyosen yaşlı linyitli çökellerin paleoekolojisi incelenmiştir. Palinolojik örnekler, Eskişehir-Alpu (230 m) ve Eskişehir-Ağapınar (36 m) olmak üzere iki sondaj karotundan elde edilmiştir. İstif genellikle kumtaşı, çamurtaşı, çakıltaşı ve kömürlü seviyelerden oluşmaktadır. Paleozoyik yaşlı metamorfitler ve Mesozoyik yaşlı ofiyolitler temel kayaları oluşturmaktadır. Miyosen yaşlı linyitli çökeller, temel kayaları üzerine uyumsuz şekilde gelir ve tabandan tavana m1, m2, m3 serilerinden oluşur. Palinolojik topluluklar m2 serisinin altında ve üstünde bulunan linyit seviyelerinden elde edilmiştir. Topluluklarda Taxodiaceae/Cupressaceae, ayırtlanmamış Pinaceae, Osmunda, Alnus, Pinus haploxylon tip, Polypodiaceae ve Castanea-Castanopsis formları yüksek yüzdelerdedir. Topluluklar baskın olarak konifer orman topluluğu ve ırmak kenarı bitki topluluğu bitkilerinden oluşmaktadır. Buna karşılık geniş yapraklı orman ve karışık orman topluluğu bitkileri ise daha düşük yüzdelidir. Palinolojik sonuçlar, beslenme alanında yoğun bir orman örtüsü ve bataklık gelişimi olduğunu göstermektedir. Otsul formlardan Ephedraceae, Poaceae ve Chenopodiaceae formlarının düşük miktarda gözlenmesi, çökelim süresince kurak dönemlerin varlığını gösterebilir. Sayısal paleoiklim verileri ise yıllık ortalama sıcaklığın 17.2-21.3 oC, kış sıcaklıklarının 5.6-12.5 oC ve yaz sıcaklıklarının 27.3-27.9 oC aralığında olduğunu belirtir. Yıllık yağış miktarı 1300 mm'yi aşmaktadır. En kurak ay yağış miktarı 7-41 mm arasında, nemli ay 204-227 mm ve yaz yağış miktarı da 118-125 mm arasındadır. Elde edilen palinolojik verilere göre Eskişehir Havzası'ndaki linyitli tortulların çökelimi nemli ve sıcak iklim koşulları altında gerçekleşmiştir. Bu veriler, Eskişehir alanının Erken-Orta Miyosen boyunca günümüzdeki iklim özelliklerine göre daha sıcak ve fazla yağış aldığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Alpu, Ağapınar, Erken-Orta Miyosen, Eskişehir, Palinoloji, Paleoiklim.
Gerede havzasından Ankaraya içme suyu aktarımında mühendislik jeolojisi çalışmaları
Bu çalışma, Ankara İçme Suyu Projesi'ni örnek göstererek, çizgisel mühendislik yapısı projelerinde geçki seçiminin önemini vurgulamaktadır. Zamanlama, maliyet, duraylılık- güvenlik ve çevre etki değerlendirme mühendislik projelerinin hemen her aşamasında göz önünde tutulması gereken ana konulardır. Mühendislik projelerinin değiştirilebilir nitelik taşıması özellikle zaman, maliyet ve çevre açısından yadsınılamaz önem taşımaktadır. Genel jeoloji, hidrojeoloji ve mühendislik jeolojisi modelleri, güvenilebilir bir jeoteknik modelin ortaya çıkarılmasında temeli oluştururlar. Her modelin güvenilirliği bir öncekinden geçer. Modellerin ortaya çıkarılabilmesi için yukarıda verilen sıranın korunması gerekmektedir. Yukarıda değinilen mühendislik ilkeleri ve yaklaşımları, konu içerisinde verilen gerçek örneklerden de anlaşılabileceği gibi daha uygun tasarımın gerçekleştirilmesinde mühendisi yetkin kılar. Gerede havzası suyunun Ankara'ya aktarılması için bu çalışmada önerilen E5 (boru hattı) seçeneği 19601ı yulardan beri çalışılan Köroğludağı (tünel) seçeneğine göre yukarıda değinilen 4 ana konu açısından küçümsenemez üstünlükler sağlamaktadır. E-5 boru hattı boyunca ayrıntılı süreksizlik çalışmaları yapılıp, karşılaşılacak birimlerin mühendislik özellikleri ve açılacak boru kanalı yamaçlarında devrilme, kamatipi ve düzlemsel kayma analizleri kinematik yöntemle incelenmiştir. Köroğludağı seçeneğinde bulunan Işıklı Tünelleri'nde gerilmeler oranının değişmesinin tünel tasarımına etkisi sonlu elemanlar yöntemi ile araştırılmıştır. E-5 seçeneği tünelleri ortadan kaldırmakta ve içme suyu projesi olmasına rağmen ikincil enerji olanağı sunmaktadır. Hiç bir noktasına ulaşım sorunu yoktur. Çevre etki değerlendirmesi açısından sorun içermemektedir
Kahramanmaraş (Afşin-Göksun-Kavşut-Kömürköy ve Ağboyun köyü mahallesi) arasında yer alan bölgenin jeolojik petrografik ve barit cevherleşmesi bakımından incelenmesi
oz YÜKSEK LİSANS KAHRAMANMARAŞ(AFŞİN-GÖKSUN-KAVŞUT- KÖMÜRKÖYVE AĞBOYUN KÖYÜ MAHALLESİ) ARASINDA YER ALAN BÖLGENİN JEOLOJİK PETROGRAFİK VE BARİT CEVHERLEŞMESİ BAKIMINDAN İNCELENMESİ. ŞAHIN TAŞKIN ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ JEOLOJİ MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALI Danışman : Prof. Dr. Mesut ANIL Yılı: 1998, Sayfa: 66 Jüri : Prof. Dr. Fikret İŞLER Prof. Dr. Atike NAZİK İnceleme alanı Doğu Toroslann güney kesiminde(Afşin-Göksun_Kavşut- Çamdere-Kömürköy-Ağboyun Köyü) arasında yer alan bölgeden oluşmaktadır. Yapılan çalışmada yörenin jeolojik,petrografik ve barit cevheleşmesi yönünden incelenmesi amaçlanmıştır. Keban -Malatya birimi dört formasyona ayırtlanmıştır. Bunlar alttan üste doğru sıra ile Yoncayolu formasyonu, Çayderesi formasyonu, Alıçlı formasyonu ve Kaletepe formasyonudur.Birincil ve ikincil Kurşun -Çinko-Barit cevherleşmeleri Engizek karbonat platformları içinde yer alan Malatya Metamorfitleri içindeki kırık, çatlak fay aralıkları erime boşlukları ve karstik yapılar içinde düzensiz olarak yataklanmıştır. Anahtar KelimelerBarit, Erime boşluğu, Metamorfitler, Hidrotermal barit damarları.
İskenderun baseni kantitatif basen analizi ve modellemesi
oz DOKTORA TEZİ iskenderun baseni kantttatif basen ANALİZİ VE MODELLEMESİ REMZİ AKSU ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ JEOLOJİ MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALI Danışman : Prof.Dr. Cavit DEMİRKOL Yıl: 1999, Sayfa: 126 Jüri : Prof.Dr. Cavit DEMİRKOL (Başkan) Prof.Dr. İ. Erdal KEREY (Üye) Doç.Dr. Ulvi Can ÜNLÜGENÇ (Üye) Doktara tezi olarak hazırlanan bu çalışmanın amacı; İskenderun Baseni güney kesiminin "Kantitatif Basen Analizi" yöntemiyle değerlendirilerek hidrokarbon potansiyelinin belirlenmesidir. Orta Miyosen'de oluşmaya başlayan İskenderun Baseni'nde kaynakkaya, rezervuar ve örtü kayaları sırasıyla Köpekli (Menzelet), Karaisalı (Horu) ve Cingöz (Kızıldere) formasyonlanyla temsil edilir. Köpekli formasyonu yeryer örtü kaya da olabilmektedir. Olgunlaşmanın güneybatıya doğru arttığı basende anakaya ile hazne kaya yanal ve düşey geçişli olduğundan stratigrafik kapanlar da yapısal kapanlar kadar önemlidir. Petrol penceresi 3200-5250 metreler arasındadır. Maksimum petrolün türediği en erken zaman Alt Pliyosen (5 Mabp), en geç ise günümüz (0 Mabp) olup türüm zamanı batıdan doğuya doğru gençleşmektedir. Hidrokarbon türümü ile organik maddenin olgunlaşması arasında uyumlu bir bağıntı yoktur. İskenderun Baseni'nin ısınma hızı (heating rate) yüksek olup maksimum petrolün (peak oil) türediği olgunlaşma değeri (0.7-0.8) %Ro aralığından düşüktür. Anahtar Kelimeler: İskenderun Baseni, Kantitatif Basen Analizi, Modelleme.
Orta Toroslarda Büyükeceli (Gülnar)-Yeşilovacık (Silifke) dolayının tektono-stratigrafi birimleri ve bölgenin yapısal evrimi
oz DOKTORA TEZİ ORTA TOROSLAR'DA BÜYÜKECELİ (GÜLNAR) - YEŞİLOVACIK (SİLİFKE) DOLAYININ TEKTONO-STRATİGRAFİ BİRİMLERİ VE BÖLGENİN YAPISAL EVRİMİ Jüri Selim ÖZALP ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ JEOLOJİ MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALI Danışman : Prof. Dr. Cavit DEMİRKOL Yıl: 1999, Sayfa: 167 Prof.Dr. Cavit DEMİRKOL (Başkan) Prof.Dr. Erdal KEREY (Üye) Doç.Dr. Ulvi Can ÜNLÜGENÇ (Üye) Orta Toroslar'da; Silifke, Anamur ve Gülnar ilçeleri arasında kalan alanda yürütülen bu çalışmada; Neojen istifine temel oluşturan birimlerde; stratigrafi, kaya türü, metamorfizma, yapısal özellikler açısından birbirinden farklı havzaları temsil eden ve birbiriyle tektonik ilişkili iki tektonik birlik ayırtlanmıştır. Bunlar "Geyikdağı Birliği" ile ilk kez bölgede bu çalışmayla ortaya konan "Görbiyesdağı Birliği"dir. Görbiyesdağı Birliği, inceleme alanı içerisinde Üst Kretase yaşlı Sipahili formasyonu ile temsil edilirken, Geyikdağı Birliği kendi içerisinde Ovacık Tektonik Dilimi ve Araca Tektonik Dilimi olmak üzere iki tektonik dilimi içermektedir. Ovacık Tektonik Dilimi içerisinde; Orta-Üst Kambriyen yaşlı Işıklı, Üst Kambriyen-Ak Ordovisiyen yaşlı Ovacık, Alt Silüriyen yaşlı Eğripınar ve Hırmanlı, Üst Silüriyen-Alt Devoniyen yaşlı Karayar, Alt Devoniyen yaşlı Sığırcık, Orta Devoniyen yaşlı Büyükeceli, Üst Devoniyen yaşlı Akdere, Üst Permiyen yaşlı Kırtıldağı ve Orta-Üst Triyas yaşlı Kuşyuvasıtepe formasyonları yüzeylemektedir. Araca Tektonik Diliminde ise; İnfra-Kambriyen yaşh Emirgazi, Üst Devoniyen yaşlı Akdere, Alt Karbonifer yaşlı Korucuk, Üst Permiyen yaşlı Kırtıldağı, Üst Triyas yaşlı Murtçukuru, Ak Jura yaşlı Yanışlı, Orta Jura-Ak Kretase yaşlı Tokmar ve Üst Kretase-Üst Paleosen yaşlı Hayvandağı formasyonları yüzlek vermektedir. Ayrıca Üst Kretase yaşlı Ofiyohtli Kanşık tektonik dokanaklı olarak bölgede gözlenmektedir. Görbiyesdağı ve Geyikdağı birliklerindeki birimler, örtü çökellerini oluşturan Alt Miyosen yaşh Tepeköy ve Çavuşlar ile Orta Miyosen yaşh Mut formasyonları tarafından açısal uyumsuzlukla üzerlenmektedir. Bölgedeki en genç birimleri oluşturan Kuvaterner yaşh oluşuklar tüm birimleri açısal uyumsuzlukla örtmektedir. Geç Triyas'ta etkin olan Erken Alpin orojenezi süresince Ovacık Tektonik Dilimi Araca Tektonik Dilimi üzerine itilmiştir. Erken Paleosen-Erken Eosen zaman aralığında etkin olan Orta Alpin orojenezi süresince ise kuzeydeki Görbiyesdağı Birliği güneydeki Geyikdağı Birliği üzerine bindirmiştir. Bu çalışma sonucunda elde edilen yapısal verilere göre, bölgenin genel olarak yaklaşık kuzeybatı-güneydoğu yönlü sıkıştırma kuvvetlerinin etkisinde kaldığı ve buna bağlı olarak kuzeydoğu-güneybatı gidişti bindirme ve ters faylar ile kıvrım eksenlerinin geliştiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Orta Toroslar, Silifke, Tektono-Stratigrafi, Yapısal Evrim.
Çamardı (Niğde) yöresi tersiyer (eosen) istifinin bentik foraminifer topluluğu
Çalışma alanı, Ecemiş Fay Kuşağı içerisinde Çamardı İlçesi'nin kuzey ve kuzeydoğusunda yer almaktadır. Çamardı ve yakın civarındaki stratigrafik istif temelde Paleozoyik yaşlı Niğde metamorfitleri ile başlayıp daha sonra Mesozoyik ve Senozoyik yaşlı karbonat kayaçlanyla devam etmektedir. Bu çalışma, kireçtaşı, kumtaşı, çakıltaşı, kumlu-killi kireçtaşı, ardalanmasından oluşan Kaleboynu formasyonu içerisinde gerçekleştirilmiştir. Yapılan araştırmada, 2 stratigrafik kesit ölçülerek, bu kesitlere ait bol fosilli ve ayrışmış tabakalardan 11 örnek alınmıştır. Bu örneklerden 191 adet ince kesit yapılmıştır. Bu ince kesitlerin mikroskopik incelemesi sonucunda sistematik olarak Alt-Orta Lütesiyen'i karakterize eden 6 cins ve 15 tür tayin edilmiştir. Bu türlerden Alveolina cattosa, A. afif. obtusa, A. obtusa, A. pinguis, A. levantina, A. frumentiformis, A. stercusmuris, Asterigerina rotula, LocJâıartia alveolata, Nummulites praediscorbimıs Alt Lütesiyen'i belirtmektedir. N. beaumonti, N. millecaput, N. praeaturicus ve Discocyclina cf. harrisoni ise Orta Lütesiyen tabakaları içerisinde yer almaktadır. Ayrıca tayin edilen bu bentik foraminiferlere dayanılarak Alt Lütesiyen için SBZ 13 biyozonu, Orta Lütesiyen içinse SBZ 14 ve SBZ 15 biyozonlan ayırtlanmıştır. İnceleme alanınındaki birimlerin litolojik özellikleri ve bentik foraminifer içeriklerinin değerlendirilmesi sonucu resifâl ortamda çökeldiği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bentik, biyostratigrafi, biyozon, Lütesiyen, Çamardı.
Doğu Toroslarda devoniyen karbonifer sınırının Brachiopod faunasına dayalı incelenmesi
Bu çalışma, Doğu Toroslarda Saimbeyli (Adana) ilçesine bağlı Naltaş ve Himmeüi Köyü yörelerinde görülen Devoniyen-Karbonifer geçişi ve geçişi belgeleyen brachiopod faunasının incelenmesi ile ilgilidir. Bu amaçla stratigrafik, paleocoğrafik ve paleontolojik incelemeler yapmak üzere seçilen üç yerdeki ölçülü stratigrafik kesitte örnek alımı yapılmıştır. Alman toplam 141 örnekten elde edilen brachiopod örnekleri tanımlanmış ve onların biyostratigrafik konumlarına dayanarak D-C sınırı belirlenmiştir. Paleontolojik incelemeler sonucu 3 1 cins ve 36 brachiopod türü belirlenmiş, sistematik olarak tanımlanmış ve fotoğraflanmıştır. Schizophoria, Leptagonia, Mesoplica, Whidbornella, Araratella, Cleiothyridina ve Eohrachythyris cinslerine ait 7 yeni tür tanımlanmıştır. Anahtar Kelimeler : Brachiopod, Toroslar, D-C geçişi, Devoniyen ve Karbonifer. I
Aydıncık (İçel) yöresinin tektono-stratigrafisi ve jeolojik evrimi
öz DOKTORA TEZİ AYDINCIK (MERSİN) YÖRESİNÎNTEKTONO-STRATİGRAFİSİ VE JEOLOJİK EVRİMİ Hayati KOÇ ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ JEOLOJİ MÜHENDİSLİĞİ ANABÎLİM DALI Danışman : Doç. Dr. Ulvi Can ÜNLÜGENÇ Yıl: 2003, Sayfa: 284 Jüri : Prof. Dr. Cavit DEMİRKOL : Prof. Dr. Selim İNAN : Doç. Dr. Erol ÖZER : Doç. Dr. Kemal GÜRBÜZ Orta Toroslar'da Aydıncık ve civarının tektono-stratigrafisini ortaya koymak ve Toros kuşağının jeolojik evrimine katkı koymayı amaçlayan bu çalışmada; Tersiyer çökelleriyle örtülen, stratigrafi, kaya türü, yapısal özellikler açısından birbirinden farklı havzaları temsil eden, birbirleri ile tektonik ilişkili iki tektonik birlik ve bunları açısal uyumsuzlukla üzerleyen karbonat istifi tanımlanmıştır. Bu birlikler güneyde yer alan "Geyikdağı Tektonik Birliği" ve kuzeyde yer alan Aladağ Tektonik Birliği" dir. Bunları üzerleyen karbonat istifi bu çalışmada "Mesozoyik Çökelleri" olarak incelenmiştir. Geyikdağı Tektonik Birliği içerisinde, İnfra-Kambriyen-Üst Permiyen zaman aralığında çökelmiş bulunan 1 1 formasyon ayntlanmıştır. Bunlar tabandan itibaren; Sipahili, Hüdai, Çaltepe, Eğripmar, Hırmanlı, Karayar, Sığırcık, Büyükeceli, Akdere, Korucuk ve Kırtıldağı formasyonlarıdır. Aladağ Tektonik Birliğinde ise; Orta Devoniyen-Alt Triyas yaş konağı arasında çökelen 4 formasyon ayırtlannuştır. Bu birimler yaşlıdan gence doğru; Gölboğazı, Dikenlidere, Dumlugöze ve Mediova formasyonlarıdır. Bu iki tektonik birlik, başlıca karbonatlardan oluşan Mesozoyik istifleri tarafından açısal uyumsuzlukla üzerlenmektedir. Bütün bu birimler, Üst OHgosen-?Alt Miyosen yaşlı Derinçay, Alt-Orta Miyosen yaşlı Mut formasyonları tarafından açısal uyumsuzlukla örtülmektedirler. Çalışma alanında Triyas döneminde Aladağ Tektonik Birliği Geyikdağı Tektonik Birliği üzerine kuzeyden itilmiştir. Geç Kretase ve sonrası dönemde Alpin Orojenezine bağlı olarak bölge yoğun bir tektonizma geçirmiş olup, her iki tektonik birliklerin ve Mesozoyik çökellerin birbirleri ile olan dokanaklan çoğu yerde faylı ve yer yer de kendi içlerinde bindirmeli, kıvrımlı ve ekayh yapılar kazanmışlardır. Bu çalışmada edinilen yapısal veriler, bölgenin genel olarak KB-GD yöndeki sıkıştırma kuvvetlerinin etkisinde kaldığı ve buna bağlı olarakta KD-GB gidişli bindirme ve ters faylar ile kıvrım eksenlerinin geliştiğini göstermektedir. Çalışma alanındaki veriler, bölgenin İnfra-Kambriyen-Kambriyen dönemi boyunca çökelim alanı olduğu, Ordovisiyen döneminde ise bir yükselim alanı olarak gözlenmektedir. Orta-Geç Paleozoyik süresince ise bölge karbonat platformu niteliğini kazanmıştır. Geç Triyas 'tan önce bir sıkışma rejiminin etken olduğu, Geç Triyas'ta da Geç Paleozoyik karbonat platformunun riftleştiği görülmektedir. Bölgede Jura-Kretase süresi boyunca karbonat platformu halinde olup, Geç Kretase ve sonrası dönemde Afrika-Avrasya yaklaşımına bağlı, kompresyonel tektonik rejim etkisiyle bölgede güneye doğru bindirmelerin geliştiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Orta Toroslar, Aydıncık, Geyikdağ Tektonik birliği, Aladağ Tektonik birliği, tektono-stratigrafi.
Zonguldak-Devrek Bartın yol ayrımı ve tünel güzergahlarının mühendislik jeolojisi incelemesi
Zonguldak-Devrek Bartın Yol Ayrımının Mühendislik Jeolojisi İncelemesi adlı çalışma ile 35 km'lik bir hattın mühendislik jeolojisi çalışılmış; biri 900 m, diğeri ise 800 m uzunluğunda iki tünel gereksinimi çıkmıştır. Ayrıca 10 adet alt geçit ve 34 adette sel geçidin yapılması zorunludur. Tüneller, ani topoğrafik değişimlerin gözlendiği arazilerde çizgisel mühendislik yapılarının en önemli bileşenini oluştururlar. Mühendislik Projelerinde genel jeoloji, hidrojeoloji, morfolojik özellikler ve mühendislik jeolojisi modelleri güvenilir bir jeoteknik modelin ana bileşenlerini oluştururlar. Yapılan çalışmalar ile Üzülmez tünelinin Karbonifer yaşlı birimlerde, Sapça tünelinin ise Kretase yaşlı birimde açılacağı görülmüştür. Tünel güzergahları boyunca yapılan arazi çalışmalarından tünellerin yeraltısu seviyesinin üzerinde açılacağı anlaşılmıştır. Mühendislik jeolojisi çalışmaları ile tünel güzergahları boyunca 1/2000 ölçekli ayrıntılı mühendislik jeolojisi harita ve boy kesitleri hazırlanmıştır. Ayrıca yol hattı boyunca eğim haritası hazırlanmıştır. Tünel tasarımlarında RMR ve Q ampirik yöntemleri kullanılmış, tünellerin orta-zayıf kalite kaya sınıfı içinde açılacağı görülmüştür. Analitik yaklaşımlarda ise Phase2 (4.05) bilgisayar programı kullanılarak, yerinde gerilmelerin etkisi ve kaya kütle özelliklerine göre gerilme-deformasyon analizleri ve kazı-destek etkileşimi incelenmiştir. Birimlerin indeks özellikleri belirlenmiş, tek eksenli basma dayanımı ile schmidt sertlik değeri arasında doğru orantılı bir ilişki belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler:Mühendislik jeolojisi, tünel tasarımı, kaya sınıflaması, gerilme- deformasyon, kazı-destek etkileşimi
Tünel kazı deformasyonlarının modellenmesi
oz DOKTORA TEZİ TÜNEL KAZI DEFORMASYONLARININ MODELLENMESİ Ahmet ÖZBEK ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ JEOLOJİ MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALI Danışman: Yrd.Doc.Dr. Altay ACAR Yıl: 2004, Sayfa: 206 Jüri :Yrd.Doç.Dr. Altay ACAR Jüri.Doç.Dr. Hasan ÇETİN Jüri :Yrd.Doç.Dr. Sedat TÜRKMEN Jüri :Prof.Dr. Ilyas YILMAZER Jüri :Prof.Dr. Aziz ERTUNÇ Mühendislik jeolojisinin önemli uygulama alanlarından birisi de yer altında tünel ve benzeri boşlukların açılmasıdır. Zayıf kayaçlar içerisinde açılan tünellerde, kaya kütlesinin heterojenliği, yüksek deformasyon ve düşük dayanım özelliği tünel duraylılığı ve tünel performansını etkileyen en önemli parametrelerdir. Başarılı bir tünelcilik için kaya kütle yapısı ve kaya kalitesinin iyi-kısa süreli tahminleri gerekmektedir. Tünel ve benzeri mühendislik uygulamalarında, güvenlik, ekonomiklik ve uygulanabilirliğin sağlanabilmesi için ampirik (RMR ve Q), analitik (Phases2 2D) ve ölçüm-gözleme dayalı (Yeni Avusturya Tünelcilik Yöntemi (NATM)) sistemler geliştirilmiştir. Diyojen (Sinop) tüneli yaklaşık 2 km uzunluğunda olup, fliş fasiyesi (kumtaşı-kiltaşı ardalanmalı), konglomera ve kireçtaşı olistolitlerinden oluşan sedimanter birimler içinde açılmıştır. Kırkgeçit- 1 (Pozantı) tüneli 503 m uzunluğunda olup, mikrogabro, bazalt, tüf, aglomera ve biyomikritik kireçtaşı içinde açılmıştır. Her iki tünel açımında NATM sistemi uygulanmış. Diyojen tünelinde konverjanmetreler (sadece deformasyon büyüklüğü belirlenir) kullanılarak yapılan konverjan ölçümlerinde en yüksek konverjan değeri KM.36+651'de 95 mm olarak ölçülmüştür. Kırkgeçit-1 tünelinde 3D optik ölçüm sistemi kullanılarak (deformasyonlann hem büyüklüğü hemde yönü belirlenebilir) yapılan yerdeğiştirme ölçümlerinde en yüksek yerdeğiştirme vektörü değeri sol tüp'te 150. m'de 6 mm olarak ölçülmüştür. Her iki tünel RMR-Q sistemine göre genelde zayıf, orta ve yer yer de iyi dayanımlı kaya grubunu temsil etmektedir. Phases2 2D programı kullanılarak yapılan analitik çözümlemelerde tünel desteklemesi yapılmadan önce Diyojen tünelinde en yüksek yerdeğiştirme değeri KM.3 5+400 - 36+040'ta tavan için 7 mm, taban köşe noktalarında 9 mm, KM.36+040 - KM.36+480'de tünel yan duvarlarında 13.2 mm olarak belirlenmiştir. Kırkgeçit-1 tünelinde en yüksek yerdeğiştirme değeri KM.20+100 - 20+225'de tavan için 1 mm, taban köşe noktalarında 3.5 mm, KM.20+225 - KM.20+530'da tünel yan duvarlarında 6.9 mm olarak belirlenmiştir. NATM tünelcilik yöntemi kaya kütle kalitesi hakkında iyi-kısa süreli tahminler yapılmasına olanak sağlar. Bundan dolayı, her iki tünel için en uygun sınıflama sistemi olarak değerlendirilmiştir. Ancak bu sistemin uygulanmasında hızlı ve doğru değerlendirme yapabilecek yetişmiş elemanlara gereksinim duyulacağı unutulmamalıdır. Anahtar Kelimeler: Tünel, Konverjan, Yerdeğiştirme, Kaya Kütle Sınıflama Sistemi
Kohezyonlu zeminlerde kayma düzlemleri boyunca oluşan rotasyon
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİKOHEZYONLU ZEMİNLERDE KAYMA DÜZLEMLERİBOYUNCA OLUŞAN ROTASYONBülent DERİNÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜJEOLOJİ MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALIDanışman : Doç. Dr. Hasan ÇETİNYıl: 2005, Sayfa: 58Jüri : Doç. Dr. Hasan ÇETİNProf. Dr. Aziz ERTUNÇDoç. Dr. Mustafa LAMANYüksek Lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, özel olarak hazırlanmışkilli zemin örneklerinden yaptırılan ince kesitler kullanılmıştır. Bilgisayar ortamındazemin örneklerinin tane, boşluk ve diğer bileşenlerinin yönlenmeleri ölçülmüş vemikro dokuda (fabrik) değişikliğe neden olan en büyük asal gerilme ile ilişkikurulmaya çalışılmıştır. Çalışmada, zemin taneleri ve boşluk yönlenmeölçümlerinden elde edilen açılar gül diyagramlarıyla değerlendirilerek rotasyonuntane yönlenmesi ve maksimum asal gerilme (Ï1) yönü üzerindeki etkisini belirlemekamaçlanmıştır.Zemin mekaniğine konu olan zeminlerin mühendislik ve yapısal özellikleri;doğrudan doğruya tane karakteristikleri, tanelerin konumları ve taneler arasındaoluşan kuvvetler tarafından kontrol edilirler. CU (Hızlı) ve CD (Yavaş) deneyleri ilezemin bileşenleri tek tek incelenerek her bir ince kesitten 600-1100 arasında tane,boşluk ve kil domain ölçümü alınmıştır. CorelDRAW programında tanelerin,boşlukların ve kil domainlerinin uzun eksenleri çizilerek yatay ve düşey düzlemlerleyaptıkları açılar bulunmuştur. Açılar gül diyagramı formatında düzeltilerek dipsprogramında rotasyonu belirlemek için gül diyagramları çizilmiştir. Her yenilmemiktarında ince kesitlerin uygun yerlerinden zemin dokularının fotoğraflarıalınmıştır.CU (Hızlı) ve CD (Yavaş) deneylerinde tane bileşenlerinin düşeyle 0-100arasında açı yapan bileşen yüzdelerinin, tane bileşenlerin düşeyle yapmış olduklarıortalama açı değerleri ile orantılı bulunmuş ve rotasyonun gerçekleştiğidoğrulanmıştır. Rotasyonun tane yönlenmesi ve maksimum asal gerilme yönüüzerindeki etkisi belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler : Rotasyon, Yönlenme, Asal Gerilme , Zemin Dokusu
Keypez-Nişanıt-Domuzdere-Kitiz (Afşin-Kahramanmaraş) dolayının jeolojisi
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİKEYPEZ-NİŞANIT-DOMUZDERE-KİTİZ (AFŞİN-KAHRAMANMARAŞ)DOLAYININ JEOLOJİSİMetin BEYAZPİRİNÇÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜJEOLOJİ MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALIDanışman: Prof. Dr. Cavit DEMİRKOLYıl: 2006 Sayfa: 79Jüri: Prof. Dr. Cavit DEMİRKOLProf. Dr. Ulvi Can ÜNLÜGENÇYrd. Doç. Dr. Alican KOPİnceleme alanı; Afşin İlçesi (Kahramanmaraş) yakın batısında, Keypez-Nişanıt-Domuzdere-Kitiz köyleri arasında kalan alanı kapsamaktadır. İnceleme alanında allokton veotokton konumlu kaya türü toplulukları yer almaktadır. Allokton birimler; Geç Maastrihtiyenöncesinde bölgeye nap şeklinde yerleşmiş olan Göksun ofiyoliti, Binboğa metamorfitleri veEsence granitoyidleridir. Otokton birimler ise; Maastrihtiyen-(?) Paleosen yaşlı Haramiformasyonu, Geç Paleosen-Geç Eosen yaşlı Seske formasyonu, (?) Geç Miyosen-Pliyosenyaşlı Ahmetçik formasyonu ile Kuvaterner örtü birimleridir. Tüm bu kaya türü topluluklarıayrıntılı şekilde çalışılarak jeolojik özellikleri ortaya konmuş; Seske formasyonu ileYoncayolu formasyonu üye düzeyinde ayırt edilmiş ve inceleme alanının 1/25.000 ölçekliayrıntılı jeolojik haritası yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Allokton, Otokton, Göksun ofiyoliti, Binboğa metamorfitleri, Seskeformasyonu.I
Ceyhan (Adana) dolayı yapı taşı potansiyelinin değerlendirilmesi
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİCEYHAN (ADANA) DOLAYI YAPI TAŞI POTANSİYELİNİNDEĞERLENDİRİLMESİGaye SEVDİNLİÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜJEOLOJİ MÜHENDİSLİĞİ ANA BİLİM DALIDanışman : Yrd.Doç.Dr. Altay ACARYıl: 2005, Sayfa: 134Jüri : Yrd.Doç.Dr. Altay ACARProf. Dr. Aziz ERTUNÇDoç.Dr. Suphi URALBu araştırmada Ceyhan (Adana) bölgesindeki yapı taşı blok potansiyelitartışılırken buna yönelik olarak Bakü-Tiflis-Ceyhan Deniz Terminali'nde anroşmanolarak kullanımları değerlendirilmektedir. Bazalt ve kireçtaşları değerlendirme içinseçilmiştir. Bu amaç için, laboratuar deneyleri yapılarak, anroşman olarakkullanılacak kayaçların fiziksel ve mekanik özellikleri tanımlanmıştır. Bununyanısıra bu tip kayaçların farklı çevresel koşullardaki davranışı belirlenmeyeçalışılmıştır. Sonuçlar daha sonra şartnamelerle karşılaştırılarak uzun dönemlistabilite ve en uygun kayaç kullanımı belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Ceyhan, anroşman, bazalt, kireçtaşı, kaya bloğu.I
Divriği-Pınargözü (Sivas), Hekimhan (Malatya), Attepe (Kayseri) ve Feke (Adana) demir cevherleşmelerindeki hematitlerin karşılaştırmalı jeokimyasal incelenmesi
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİDİVRİĞİ - PINARGÖZÜ (SİVAS), HEKİMHAN (MALATYA),ATTEPE (KAYSERİ) ve FEKE (ADANA) DEMİRCEVHERLEŞMELERİNDEKİ HEMATİTLERİNKARŞILAŞTIRMALI JEOKİMYASAL İNCELENMESİEbru ATAÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜJEOLOJİ MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİMDALIDanışman : Yrd. Doç. Dr. Mustafa AKYILDIZYıl:2005, Sayfa:95Jüri : Yrd. Doç. Dr. Mustafa AKYILDIZProf. Dr. Servet YAMANDoç. Dr. Suphi URALFarklı kökensel oluşuma sahip Karakuz (Hekimhan/Malatya), B-Kafa(Divriği/Sivas), Dumluca (Sivas), Pınargözü (Çetinkaya/Sivas), Feke (Adana), Attepe(Yahyalı/Kayseri) bölgelerinde bulunan demir yatak ve zuhurlarına ait hematit örneklerijeokimyasal açıdan incelenerek benzerliklerinin ve farklılıklarının ortaya çıkarılmasıamaçlanmıştır. Hematit cevher örnekleri üzerinde ana, iz ve nadir toprak elementianalizleri yapılmıştır. Fe2O3 konsantrasyonu Feke dışındaki örneklerde çok yüksek olup,birbirine yakınken, Feke örneklerinde çok düşük olup işletme tenörünün altındakalmaktadır. İz element beraberlikleri incelendiğinde Feke örneklerinde Zr, Ta, Sr, Sc, Vve Ba iz elementleri, Karakuz örneklerinde As, Na, Ca, Bi yüksek değerler verirkenPınargözü demir yatağından alınan örneklerde Sb, Sr, Fe, W, Mo ve Sn değerleri diğerörneklerden yüksek olarak belirlenmiştir. NTE analiz sonuçlarına göre, genel olarakeğriler birbirine benzer şekiller sunarken, Attepe yatağını temsil eden eğri farklıdır.Karakuz ve Attepe yataklarını temsil eden eğrilerde pozitif Eu ve negatif Ce anomalilerihidrotermal kökenli yatakları karakterize etmektedir. Negatif Ce ve Eu anomalilerinekarşılık pozitif La ve Nd anomalileri skarn tipi yatakları karakterize eder. Au hemenhemen bütün yataklarda gözlenmekte olup, en çok 9,6 ppm ile Divriği B-Kafa `da tespitedilmiştir.Anahtar Kelimeler: Hematit, NTE, İz elementler
Niğde masifi temel kayalarının anizotropik dayanım ve deformasyon özelliklerinin incelenmesi
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİNİĞDE MASİFİ TEMEL KAYALARININ ANİZOTROPİKDAYANIM VE DEFORMASYON ÖZELLİKLERİNİN İNCELENMESİYusuf Recep BAYRAKÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜJEOLOJİ MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALIDanışman: Yrd.Doç.Dr.Tolga ÇANYıl: 2005, Sayfa: 113Jüri: Yrd.Doç.Dr.Tolga ÇANProf.Dr. Aziz ERTUNÇDoç.Dr.Candan GÖKÇEOĞLUKayalarda anizotropi, kayacın sahip olduğu yönlü fabrik ve mikroyapı veyamevcut süreksizliklerin etkisi sonucunda farklı yönlere göre değişik dayanım vedeformasyon davranışları göstermesi olarak tanımlanmaktadır. Yüzey ve yeraltı kazılarıile yapı temeleri gibi mühendislik uygulamalarında kaya anizotropisi stabilite üzerindeönemli rol oynamaktadır. Bu çalışmada, Orta Anadolu Kristalen Kompleksi'nin birparçasını oluşturan, Niğde Masifi içerisinde yer alan metamorfik kayaların (amfibolşist,kalkşist, kuvarsmikaşist, metagabro) fiziksel özellikleri ile foliasyon düzlemlerinin farklıyönelim açılarına göre dayanım anizotropisi ile statik ve dinamik deformasyonanizotropisi özellikleri araştırılmıştır. 224 adet karot örneği üzerinde 0, 30, 60 ve 90derecelik foliasyon yüzeylerine göre toplam 890 adet laboratuvar deneyi yapılmıştır.Dayanım anizotropisi tek eksenli basınç ve dolaylı çekme dayanımı deneylerinden, statikdeformasyon anizotropisi özellikleri elastisite modülü değerlerinden, dinamikdeformasyon anizotropisi özellikleri ise sonik hız deneyinden elde edilmiştir. Buna göre,anizotropi düzlemleri göz önüne alınarak elde edilen elastik sabitlere göre, bütünbirimlerde transversal anizotropi davranışı belirlenmiştir. İncelenen kaya gruplarınıntamamında U tipi dayanım anizotropisi özelliği gözlenmiştir. Dayanım anizotropisioranlarına (Rc) göre kuvarsmikaşistlerin 5.14, diğerlerinin ise 2.07 ile 3.81 arasındadeğiştiği ve sırasıyla yüksek ve orta derece aniozropi gösterdiği saptanmıştır. Son olaraktek eksenli basınç, statik ve dinamik elastisite modülü ve basınç dalga hızları arasındayüksek korelasyon katsayılarına sahip ilişkiler elde edilmiştir.Anahtar kelimeler: transversal anizotropi, anizotropi oranı, tek eksenli basınçdayanımı, elsatisite modülü, sonik dalga hızı.
Coğrafi bilgi sistemleri ve istatistiksel analiz teknikleri ile Kumluca havzası (gd Bartın) heyelan duyarlılık değerlendirilmesi
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİCOĞRAFİ BİLGİ SİSTEMLERİ VE İSTATİSTİKSEL ANALİZTEKNİKLERİ İLE KUMLUCA HAVZASI (GD BARTIN) HEYELANDUYARLILIK DEĞERLENDİRMESİTolga MAZMANÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜJEOLOJİ MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALIDanışman: Yrd.Doç.Dr.Tolga ÇANYıl: 2005, Sayfa: 110Jüri: Yrd.Doç.Dr.Tolga ÇANProf.Dr. Aziz ERTUNÇDoç.Dr.Candan GÖKÇEOĞLUBu çalışmada, Bartın ilinin güneydoğusunda ve Bartın Çayı'nın anakollarından birini oluşturan Kumluca havzasının (340 km2) heyelan duyarlılıkdeğerlendirmeleri, coğrafi bilgi sistemleri ve çok değişkenli istatistiksel analizyöntemleri birlikte kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma alanı heyelanlardanoldukça olumsuz yönde etkilenmektedir. 1985 ve 1998 yılları arasında Kumlucabeldesi ve Kozcağız ilçesinde heyelan olayları nedeniyle afet kapsamı içine alınantoplam konut sayısı 370 adet olup, bunların 256 tanesi çalışma alanı içindeyeralmaktadır. 1998 yılı sonrası havzada heyelandan dolayı oturulamayacak halegelen konut sayısı ise 58 adettir. Heyelanların oluşumunda önemli rol oynayanjeolojik faktörler, topoğrafik faktörler, çevresel faktörler, arazi çalışmaları ve bölgeile ilgili yapılmış önceki çalışmalara göre değerlendirilip CBS ortamındasayısallaştırılmıştır. Heyelan duyarlılık haritası, bölgenin heyelan envanter haritası veheyelanları hazırlayıcı faktörlerin mantıksal regresyon analizi iledeğerlendirilmesiyle üretilmiştir. İsatistiksel değerlendirmelerde havzanın yamaçbirimi haritası oluşturularak değerlendirilmiştir. Çalışma alanının heyelan duyarlılıkharitası % 20 olasılık aralığında olmak üzere, çok düşük, düşük, orta, yüksek ve çokyüksek duyarlı olmak üzere beş zona ayrılmış olup çalışma alanının % 27'sininyüksek ve çok yüksek duyarlı bölgelerde bulunduğu görülmüştür. Performansanalizleri sonucunda da çalışma alanındaki heyelanların %77'sinin yüksek ve çokyüksek duyarlı bölgelerde yer aldığı görülmüştür. Üretilmiş olan heyelan duyarlılıkharitasının bölgede ileriye dönük yerleşim planlamalarında duraysızlıklarla ilgilisorunların azaltılması ve önlenmesi konusunda önemli katkı sağlayabileceğidüşünülmektedir.Anahtar kelimeler: Coğrafi bilgi sistemleri, sayısal yükseklik modeli, heyelanduyarlılığı, mantıksal regresyon, heyelan envanteri.I
Güneydoğru-Beğre (Doğanşehir-Malatya) arasında yüzeyleyen tektonomagmatik birimlerin petrografisi ve jeokimyası
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİGÜNEDOĞRU-BEĞRE (DOĞANŞEHİR-MALATYA) ARASINDAYÜZEYLEYEN TEKTONOMAGMATİK BİRİMLERİNPETROGRAFİSİ VE JEOKİMYASIFatih KARAOĞLANÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜJEOLOJİ MÜHENDİSLİĞİ ANA BİLİM DALIDanışman : Doç. Dr. Osman PARLAKYıl : 2005, Sayfa: 121Jüri : Doç. Dr. Osman PARLAKProf. Dr. Fikret İŞLERProf. Dr. Mesut ANILMalatya iline bağlı Doğanşehir ilçesinin hemen batısında yer alan çalışmaalanı yaklaşık 190 km2'lik bir alanı kapsamaktadır. Bu çalışmada çalışma alanındayüzeyleyen değişik litolojiler haritalanmış, Doğanşehir granitoyidi ile Beritmetaofiyoliti ayrıntılı incelenmiş ve bölgesel jeoloji içerisindeki konumları ortayakonmuştur.Çalışma alanında Palezoyik-Mesozoyik yaşlı Pütürge ve Malatyametamorfikleri, Üst Kretase yaşlı Berit metaofiyolit ve Doğanşehir granitoyidi, OrtaEosen yaşlı volkano-sedimanter Maden karmaşığı ve Tersiyer-Kuvaterner yaşlısedimanter birimler haritalanmıştır. Berit metaofiyoliti tip yerinde düzenli bir ofiyolitistifi sunmasına karşın, çalışma alanında birim ultramafik kayaçlardan ve şistserilerinden oluşmaktadır. Bu şist serileri Berit metaofiyolitinin granülit fasiyesindenepidot fasiyesine değin ters metamorfizma geçirdiğini göstermektedir.Doğanşehirgranitoyidi amfibollü gabro, diyorit, kuvars-diyorit, tonalit, granodiyorit, mafikdayklar ve felsik dayklardan oluşmaktadır. Granitoyid, değişik şekil ve boyutlardamafik magmatik anklavlar (MME) içermektedir. Doğanşehir granitoyidi I-tipi kalk-alkalen bir magma özelliği göstermektedir. Arazi ve jeokimyasal veriler Doğanşehirgranitoyidinin aktif kıta kenarında oluşan bir volkanik yay granitoyidi (VAG)olduğunu göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Doğanşehir Granitoyidi, Berit Metaofiyoliti, Volkanik AdaGranitoyidi, Doğu Anadolu, Ters MetamorfizmaI