Bezmialem Vakıf University
Discipline

Emergency Medicine

Bezmialem Vakıf University

701

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dezavantajlı durumlarda iskemik inme hastalarında profilin-l(PFN-I) ve homosistein düzeylerinin biyobelirteç olarak kullanım potansiyelinin araştırılması

Amaç: Acil serviste iskemik inme şüphesi olan dezantajlı durumlardaki hastalarda iskemik inme tanısında görüntüleme yöntemleri dışında, serum PFN-1 ve Homosistein gibi ek laboratuvar parametrelerinin erken tanı, hastalığın seyri, tedavi şeklinin planlanmasında ön belirteç olarak kullanılıp kullanılamayacağını belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız prospektif, gözlemsel ve tanımlayıcı bir araştırma olarak planlandı. Araştırmaya Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisine inme semptomları ile başvuran 117 hasta dahil edildi. Kontrol grubu için ise benzer yaş ve cinsiyetteki iskemik inme öyküsü olmayan sağlıklı kontrol 117 katılımcı seçildi. Çalışmaya dahil edilen hasta ve sağlıklınkontrol grubunun demografik özellikleri, acil servise başvuru şikayetleri, semptom başlangıcından acil servis başvurusuna kadar geçen süre, başvuru anındaki vital bulguları , detaylı özgeçmişi, fizik muayene ve detaylı nörolojik muayene bulguları, NIHHS skoru, GKS, EKG, ASPECTS bulgularından oluşan çalışma formu ile kayıt altına alındı. Hastalara acil servisteki takipleri boyunca beyin BT, difüzyon MR ve beyin BT anjiografi görüntülemesi yapılarak serum PFN-1 ve Homosistein düzeylerinin ölçümü için kan numuneleri alındı. Bütün analizlerde ise IBM SPSS 25.0 programı kullanıldı. Bulgular: Çalışmamızda hasta ve kontrol grubu arasında serum Homosistein ve PFN-1 düzeyleri sağlıklı kontrol grubuna kıyasla istatistiksel anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Hasta grubu semptomlarının başlamasından acil servis başvuru anına kadar geçen süreye göre (0–4,5 saat, 4,5–6 saat ve 6 saat üzeri) gruplandırıldığında, ilgili parametreler ile gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ancak serum Homosistein düzeyleri 0–6 saat başvuran hasta gruplarında, 6 saat üzeri başvuran hasta grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur. Vasküler etyolojik alt gruplar (ana ve küçük damar), tedavi yöntemleri ile ilgili parametreler arasında istatistiksel anlamlı fark bulunamamıştır. Sonuç: Çalışmada, acil servise başvuran iskemik inme hastalarında ve sağlıklı kontrol grubunda serum PFN-1 ve Homosistein düzeyleri incelenmiştir. Bulgular, her iki biyobelirtecin de sağlıklı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğunu göstermiştir. Bu sonuç, serum PFN-1 ve Homosistein'in Acil servise başvuran iskemik inme şüphesi olan hastalarda dezavantajlı durumlarda temel değerlendirme, nörolojik muayene sonrası tanıya yardımcı biyobelirteçler olarak kullanılabileceklerini düşündürmektedir. Ancak ilgili parametreler ile inme şiddeti, vasküler etyolojik alt gruplar (ana-küçük damar tutulumu) arasında ayrımı, tedavi tercihlerini belirlemede ve taburculuk durumunu öngerme ile aralarında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmamıştır. Daha geniş örneklemli, prospektif çalışmalarla klinik kullanım alanları netleştirilmelidir

Duygu İclal Gerger
Harran University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisi'ne kafa travması nedeniyle başvuran hastaların retrospektif analizi

Giriş: Travmalar dünya çapında gerek morbidite gerekse mortalite bakımından önemli bir halk sağlığı sorunudur. Kafa travmaları ise hafif kafa yaralanmalarından travmaya bağlı beyin hasarına kadar çok çeşitli yaralanmalara yol açabilir. Kafa travmaları her yıl önemli sayıda ölüme, geçici ve kalıcı sakatlığa neden olmaktadır. Amaç: Çalışmamızda kafa travmasına maruz kalan hastaların epidemiyolojik verilerini ortaya çıkarmayı, kafa travması sonucu BT'de patolojiye işaret edebilecek klinik parametreleri saptamayı ve bu hastaların acilde kalış sürelerini, hastaların son durumlarının ortaya çıkarılmasını hedefledik. Yöntem: Van YYÜTF Araştırma Hastanesi Erişkin Acil Servisi'ne 01 Ocak 2016 - 30 Haziran 2019 tarihleri arasında kafa travması nedeniyle başvuran ve beyin cerrahi bölümüne konsülte edilen hastaların bilgileri hastane otomasyon sistemi kullanılarak geriye dönük olarak incelendi. Çalışmaya dahil edilen hastaların hastane otomasyon sisteminden; yaş, cinsiyet, travma oluş mekanizması, amnezi, bilinç kaybı, baş ağrısı, kusma, otoraji, alkol, antikoagülan ilaç kullanımı, koagülopati ve beyin cerrahi operasyon öyküsü, GKS, baş dönmesi, nörolojik muayenede oryantasyon bozukluğu, kafa muayene bulguları, ek sistem travması, BBT sonuçları, acilde kalış süresi, beyin cerrahisi konsültasyon istemleri, konsültasyon sonuçları, hastaneye yatış kayıtları incelendi. Bulgular: Çalışmaya 822 hasta dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen kafa travmalı hastaların 587'si (%71,4) erkek, 235'i (%28,6) kadın idi. Vakaların çoğunluğu 13 ay-18 yaş arasındaydı. En sık travma mekanizması trafik kazası, en sık şikayet baş ağrısı, glaskow koma skoruna göre en sık saptanan hafif kafa travmalı hasta grubu olmuştur. Sonuç: Kafa travmasıyla başvuran tüm vakalar titizlikle incelenmeli, GKS 15 olan vakalarda bile bilinç takibi ve BBT seçeneğinden azami derecede faydalanılmalıdır. Acile basvuran hastaların hastane kayıtları epidemiyolojik veriler ve adli işlemler açısından özenle ve eksiksiz doldurulmalıdır

Acil servis-hastaneEpidemiyolojik faktörlerHasta başvurusu+4
Veysel Eskin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste sağ alt karın ağrısı olan kadın hastalarda akut apandisit ile over kist ayırıcı tanısında; c-reaktif protein, lökosit, nötrofil sayısı ve ultrasonografi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Giri ve Amaç: Acil servise sağ alt kadranda lokalize olan karın ağrısı sebebiyle başvuran hastalar, acil hekimi açısından, ayırıcı tanıları arasında akut apandisit ve ovaryan patolojiler olması nedeniyle ayrı bir öneme sahiptir. Benzer klinik ve fizik muayene bulguları ile sık karşılaşılan bu tablo acil hekimlerini zorlamaktadır. Çalışmamızda akut apandisit ve over kist rüptürü patolojilerinin ayırıcı tanısında laboratuvar değerleri ve ultrasonografi bulgularının karşılaştırılarak acil hekiminin doğru karar vermesine yardımcı olacak istatistiksel veriler elde etmek amaçlanmaktadır. Materyal ve Metod: Acil Servise karın ağrısı şikayeti ile başvuran hastalar arasından, BT veya USG ile teşhisi koyulan 78'i Akut Apandisit, 70'i Hemorajik Over Kist Rüptürü olmak üzere toplam 148 kadın hastanın verileri retrospektif olarak incelenmiştir. Laboratuvar ve ultrasonografi sonuçları hemoglobin(HGB), beyaz küre (WBC), nötrofil sayısı(NEU#), nötrofil yüzdesi(NEU%), C-reaktif protein(CRP), over kist rüptürü hastalarında serbest sıvı miktarı, akut apandisit hastalarında apendiks çapı açısından incelenerek değerleri kaydedildi. Akut apandisit ve over kist rüptürü tanısı alan hastalar teşhisine göre iki gruba ayrıldı, hemoglobin(HGB), beyaz küre (WBC), nötrofil sayısı(NEU#), nötrofil yüzdesi(NEU%), C- reaktif protein(CRP) değerleri iki grup arasında karşılaştırıldı. Over kist rüptürü hastalarında ultrasonda ölçülen serbest sıvı miktarının ve akut apandisit hastlarında ultrasonda ölçülen apendiks çapının, hasta gruplarının kendi içerisinde hemoglobin(HGB), beyaz küre (WBC), nötrofil sayısı(NEU#), nötrofil yüzdesi(NEU%), C-reaktif protein(CRP) değerleri ile korelasyonları incelendi. Bulgular: Akut apandisit hastalarında Lökosit, Nötrofil#, Nötrofil%, CRP oranlarının over kist rüptürü hastalarına göre anlamlı derecede yüksek (sırasıyla; 13,07±4,74 vs 9,37±3,57 p<0,001; 10,18±4,75 vs 6,17±3,26 p<0,001; 74,89±11,59 vs 64,07±10,94 p<0,001; 33,26±54,73 vs 5,83±16,46 p<0,001), hemoglobin değerinde ise anlamlı fark olmadığı gözlemlenmiştir (sırasıyla 13,17±1,78 vs 13,19±1,44 p=0,949). Aynı parametrelerin ROC analizi ve Youden Indexine göre belirlenen kesim değerleri için duyarlılık ve özgüllükleri sırasıyla Nötrofil sayısı (AUC=0.779; D=73,08; Ö=75,71), Lökosit sayısı (AUC=0,757; D=51,28; Ö=91,43), Nötrofil yüzdesi (AUC=0,756; D=73,08; Ö=70,00), CRP (AUC=0,731; D=64,10; Ö=78,57) şeklinde olmuştur. Akut apandisit hasta grubu kendi içerisinde Lökosit, Hemoglobin, Nötrofil#, Nötrofil%, CRP değerleri ile ultrasonda ölçülen apendiks çapı kıyaslanmıştır. Bu kıyaslama sonucunda CRP değeri ile ultrasonda ölçülen apendisk çapı arasında pozitif korelasyon bulunmuştur (p=0,004, Pearson korelasyon skoru=0,323). v Sonuçlar: Çalışmamız, akut apandisit ve over kist rüptürü arasında ayrım yapılması gereken vakalarda nötrofil sayısının kritik bir belirleyici olabileceğini ortaya koymaktadır. Özellikle akut apandisit teşhisinde şüphede kalınan genç kadın hastalarda laboratuvar değerleri teşhis ile uyumsuz hastaların yeniden değerlendirilmesi ve CRP seviyelerinde artış gözlemlenen hastalarda ultrasonografinin tekrarlanmasının tanıyı netleştirebileceği görüşündeyiz. Kan parametrelerinin tanıyla uyumsuzluğu durumunda Bilgisayarlı Tomografi (BT) veya Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) gibi ileri görüntüleme yöntemlerinin kullanımı da rutin hale getirilebilir. Bu yaklaşımın, yanlış tanı ve gereksiz cerrahi müdahalelerin önlenmesine katkıda bulunabileceği kanaatine varılmıştır.

Barış Gülerman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise künt toraks travmasıyla gelen hastalarda pnömotoraks ve kosta fraktürünün eşlik ettiği pnömotoraks sıklığının karşılaştırılması

Giriş ve amaç: Yaptığımız bu çalışmanın amacı acil servise künt göğüs travmasıyla başvuran hastalarda pnömotoraks ve kosta fraktürü eşlik eden pnömotoraks sıklığının karşılaştırılması ve yaş, cinsiyet ve travma mekanizmasına göre hasta kliniğinin değerlendirilmesidir. Gereç ve yöntem: Bu çalışma hastane acil servisine başvuran künt göğüs travmalı 519 kişi üzerinde geriye dönük olarak yapılmıştır. Hastalar yaş, cinsiyet, travma mekanizması, pnömotoraks varlığı, kot fraktürü varlığı, batın yaralanması, spinal yaralanma, santral yaralanma, ekstremite yaralanması, maksillofasiyal yaralanma, glasgow koma skalası (GKS) puanı, sonlanım durumu, adli açılma durumu, mortalite durumu ve toraks ek yaralanma açısından değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya dâhil ettiğimiz 519 hastanın yaş ortalaması 45,12 iken hastaların %81,1'i erkek, %18,9'u kadındır. Başvuruların %52'si trafik kazası nedeniyle idi. Hastaların %53,2'sinde pnömotoraks %78,8'inde ise kot fraktürü mevcuttur. Batın yaralanması %14,6, spinal yaralanma %33,5, santral yaralanma %12,5, ekstremite yaralanması %42, maksillofasial yaralanma %14,8 olarak bulundu. GKS %86,3 oranla iyi (15-14) tespit edildi. Hastaların %60'a yakınının serviste yatışı gerçekleşirken yoğun bakıma yatışı olanların oranı ise %34,5 idi. Başvuruların %79,6'sı adli vaka idi. Mortalite oranı %7,5 bulundu. Toraksta pnömotoraks ve kot fraktürü dışında ek yaralanma oranı %68,8 oranında tespit edildi. Sonuç: Acil servise künt göğüs travması ile başvuranların çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğunu, en sık başvuru sebebinin trafik kazaları ve en sık ek yaralanmanın ekstremite yaralanması olduğunu tespit ettik. Yaşla birlikte pnömotoraks sıklığının azaldığı ve kot fraktürünün arttığı görüldü. Yaşlı popülasyonda düşmelerin daha sık olduğu gözlemlendi. Toraksta pnömotoraks ve kot fraktürü dışında ek yaralanma oldukça yüksek tespit edildi. Aynı zamanda eşlik eden kraniyal, ekstremite ve spinal yaralanmalar da yüksek tespit edildi. Bu yüzden hastaların yaş, travma mekanizması ve ek yaralanmaları göz önünde bulundurup tedavileri ve uzun dönem takiplerine sistematik bir şekilde yaklaşılmalıdır. Öykü ve fizik muayene asla atlanmamalı, komplikasyonlar açısından dikkatli olunmalı, uygun tanı ve tedavisi hızlıca yapılmalıdır. Anahtar sözcükler: Travma, göğüs travması, künt göğüs travması

Niyazi İncin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Travmatik olmayan kardiyopulmoner arrest tanılı hastalarda kardiyopulmoner resüsitasyon sonrası kan laktat düzeyi ve acef skorunun hastane içi mortalite ile ilişkisi

Acil serviste Kardiyak Arrest hastalarında spontan dolaşımın geri dönüşü sonrası ölçülen kan laktat düzeyi ve ACEF skorunun birlikteliğinin mortaliteyi belirlemek hususunda literatüre katkı sağlayacak sonuçlar elde etmek. Gereç ve yöntem: Acil servis başvuru esnasında ve hastane dışında travmatik olmayan kardiyopulmoner arrest tanısı almış ve kardiyopulmoner resüsitasyon ile spontan dolaşımı geri dönen 18-100 yaş arası hastalar vaka grubu içine dahil edildi. Acil servis başvuru sırasında hastalarda kan laktat düzeyi, serum kreatinin düzeyi çalışılarak EKO ile EF ölçümü yapıldı. Başvuru sonrası 0-2 saat aralığında kan tetkiki alınmayan veya Exitus olan hastalar ile 24 saat içinde EF ölçülmeyen hastalar çalışma dışı bırakıldı. Çalışmamızın verileri acil servis takibi sırasında yapılan tetkiklerden elde edildi. Hasta acil servisten ilgili kliniğe yatışı yapıldığında hastanede yatışlı olduğu süre boyunca, hastanın exitus ve taburcu olup olmadığı takibi hastane bilgi sistemi üzerinden yapıldı. Çalışmanın sonlanma aşaması hastanın takip edildiği ilgili klinikte şifa ile taburcu ya da exitus olması parametreleri ile tamamlandı. Araştırmamızın süresi ve süreci ise 1 yıllık sürede her bir hastanın hastanede kalış süresi kadardır. Bulgular: Araştırmaya dahil ettiğimiz 32 hastanın ortalama laktat değeri 7,72, yaş ortalaması 69,81, ortalama ACEF değeri 2,11, ortalama kalış süresi 11,31 gün, ortalama CPR süresi ise 20,41 dakika olarak bulundu. Hastaların %56,3'ü erkek, %43,8'i ise kadın olarak tespit edildi. Hastaların %59,4'ü anesteziye %12,5'i dahiliye ve %28,1'i ise kardiyolojiye yatışı gerçekleşmiştir. Hastaların %81,3'ü ex olmuştur. CPR süresi %56,3'ünde kısa (20 dakika ve altında) sürmüşken %43,8'inde ise CPR uzun (20 dakika üstü) sürmüştür. Hastaların %68,8'i 65 yaş üstündeydi, %34,4'ü ACEF düşük (1,5 ve altı), %21,9'u ACEF orta (1,5-1,99), ve %43,8'inde ise ACEF yüksek (2 ve üzeri) tespit edildi. Hastaların %56,3'ü kardiyak dışı etiyoloji ile başvurmuşken %43,8'i ise kardiyak neden ile başvurmuştur. Sonuç: Yaptığımız bu çalışma kardiyak arrest sonrası spontan geri dönüşü olan hastaları kapsamaktadır. Bu hastalarda 65 yaş üstünde ACEF daha yüksek tespit edildi. Ex olan hastalarda taburcu olan hastalara göre laktat değeri anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Ayrıca ex grubundaki hastalarda kalış süresi daha yüksek bulunarak taburcu olanlardan faklı bulunmuştur. CPR süre aralığı ile Ex sonucu arasında istatistik olarak anlamlı bir ilişki gözlenmiştir. Ex olanlarda CPR süresi anlamlı düzeyde daha yüksektir. Taburcu edilen hastaların "CPR süresi" ile "Kalış süresi" arasında istatistik olarak anlamlı bir negatif ilişki bulunmuştur. ACEF skorunun mortalite ve etiyoloji (kardiyak-nonkardiyak) ile ilişkisi bulunmadı. Yaş, cinsiyet, yatış yapılan klinik ve etiyoloji ile mortalite arasında ilişki bulunmadı. Laktat değeri ile mortalite arasında ise ilişki bulundu.

Heval Ayseli
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Miyokard infarktüsü geçiren hastalarda koroner anjiyografi öncesi ve sonrası QT değişimi

EKG, göğüs ağrısıyla başvuran hastaların acil serviste değerlendirilmesinde hızlı, düşük maliyetli, kolay erişilebilir ve tekrarlanabilir bir tanı yöntemidir. Bu çalışmanın amacı, MI tanısı alan hastalarda, acil serviste çekilen EKG'lerde gözlenen QTc aralığı uzaması, ST segment depresyonu, T dalga negatiflikleri ve elektriksel aks değişikliklerinin, hastaların klinik seyri ve koroner anjiyografi sonuçlarıyla ilişkisini araştırmaktır. Ayrıca bu değişikliklerin uygulanan tedavi yöntemleri (medikal tedavi veya perkütan koroner girişim) ile olan ilişkisi değerlendirilmiştir. Yöntem: Bu araştırmaya, 20/05/2024–20/05/2025 tarihleri arasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı, Acil Servis Polikliniğinde miyokard infarktüsü tanısı alan ve takibi yapılan, yaşları 18-100 yaş arasındaki hastalar dahil edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, tanı bilgileri, kullanılan ilaçları ve EKG bulguları; hemşire gözlem formları, hasta dosyaları ve hastane veri kayıt sisteminden elde edilerek değerlendirildi. Tüm hastaların acil servise başvuru sırasında çekilen ilk ve ikinci EKG'leri ile PCI sonrasında elde edilen EKG'ler incelendi. QTc süresi, kalp elektriksel aksı, ST segment depresyonu ve T dalgası negatiflikleri ölçüldü. PCI öncesi ve sonrası veriler karşılaştırılarak QTc değişimi, aks kaymaları, ST segment değişiklikleri ve T dalga negatiflikleri arasındaki farklılıklar analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya 109 hasta dahil edildi. Hastaların %69,7 'si (n= 76) erkek, %30,3 'ü (n=33) kadındı. Hastaların yaş ortalaması 62±10,68 olarak hesaplandı. Hastaların çekilen EKG'lerinde PCI sonrasına göre QTc'de uzama vardı ve çalışmamızda tanı sırasındaki QTc ile PCI sonrası QTc arasında anlamlı farklılık vardı. T dalga negatifliğinde de anlamlı farklılık saptanmasına rağmen ST depresyonunda anlamlı farklılık saptanmadı. Hastaların %40,4'ünün aksı sola doğru sapmıştı ve hastaların %52,3'ünün ise sağa doğru saptığı tespit edildi. Hastaların PCI sonrasına göre aks değişimi anlamlı idi. LMCA, LAD veya Cx lezyonlarında aksın genellikle sola; RCA veya eşlik eden damar tutulumu olan olgularda ise sağa deviye olduğu gözlemlendi. Ancak tedavi yöntemi ile aks değişikliği arasında anlamlı bir fark saptanmadı. Tedavi yöntemine göre QTc karşılaştırıldığında, medikal tedavi grubunda anlamlı değişim saptanmazken, anjiyo uygulanan hastalarda QTc değerlerinde düşüş gözlemlennmiş ancak anlamlı bulunmamıştır (p=0,086). Post anjiyo T negatifliği ile tedavi yöntemi karşılaştırıldığında anlamlı bir fark elde edilmiştir. Tedavi türlerine göre en sık PCI uygulanan damar RCA (%26,6), ardından Cx (%23,9) ve LAD (%22,9) olmuştur. Hastaların %20,2'sine ciddi damar tıkanıklığı saptanmadığından medikal tedavi uygulanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada hastaların tanı sırasındaki QTc ile PCI sonrası QTc arasında anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir. Damar tıkanıklığı tespit edilen hastalarda, tıkanıklık saptanmayan ve anjiyografi sonrası medikal tedavi verilen hastalara kıyasla QTc aralığında uzama gözlemlenmiştir. Ayrıca, kalbin aksı işlem yapılan damar RCA ise sağa doğru kaydığı LAD ve/veya CX ise aksın sola doğru deviye olduğu saptanmış. T dalga negatifliği, QTc aralığı ve elektriksel aks takibi, hastalarda hem tedavi yanıtının değerlendirilmesinde hem de prognozun öngörülmesinde önemli bilgiler sunabilir. Özellikle yaşlı, diyabetik ya da atipik semptomlarla başvuran hastalarda bu EKG parametreleri, erken karar alma ve hızlı yönlendirme süreçlerinde destekleyici bir araç olarak kullanılabilir. Acil serviste hasta sirkülasyonunun hızlandırılması, koroner yoğun bakıma yatış ve anjiyografi ünitesine ulaşım süresinin kısaltılması büyük önem taşımaktadır. Kalp krizi, kompleks ve dinamik bir süreç olduğundan, erken reperfüzyon sağlayacak girişimlerin uygulanabilmesi için PCI adaylarının zamanında belirlenmesi gereklidir. Bu nedenle, invaziv olmayan tanı yöntemlerinin daha yaygın ve etkin bir şekilde kullanımı teşvik edilmelidir.

Sinan Işık
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste akut apandisit tanısında kullanılan Tzanakis, RIPASA ve Alvarado skorlama sistemlerini cerrahi sonuçlarla karşılaştırarak hangi skorlama sisteminin daha doğru, güvenilir ve kullanışlı olduğunu belirlemeye yönelik diagnostik etkinlik çalışması

Giriş ve Amaç: Akut apandisit (AA), acil cerrahi gerektiren en yaygın abdominal patolojilerden biridir. Tanı koymada gecikme, perforasyon ve morbidite riskini artırırken; erken tanı konulması negatif apendektomi oranlarını azaltabilir. Bu doğrultuda çeşitli klinik skorlama sistemleri geliştirilmiştir. Bu çalışmada amaç, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Acil Servisi'ne başvuran ve akut apandisit ön tanısı alan hastalarda, Tzanakis, RIPASA ve Alvarado skorlama sistemlerinin tanısal başarılarını karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, prospektif, tanımlayıcı ve karşılaştırmalı bir nitelikte olup, 16.09.2024–16.04.2025 tarihleri arasında AA tanısıyla acil servise başvuran 56 hastanın verileri üzerinden yürütülmüştür. Tüm hastaların demografik bilgileri, klinik belirtileri, laboratuvar değerleri, görüntüleme sonuçları ve patoloji raporları değerlendirilmiştir. Hastalara ait istatistiki bilgiler sunulmuş; Tzanakis, RIPASA ve Alvarado skorları her hasta için ayrı ayrı hesaplanmış ve her sistemin patoloji sonuçlarıyla uyumu analiz edilmiştir. Analizler için MS Excel ve SPSS programları kullanılmıştır. Bulgular: Hastaların tamamının patoloji sonucu AA ile uyumludur. Tzanakis için AA tanı skoru sınırı 8 ve üzeri, RIPASA için 7.5 ve üzeri, Alvarado için 7 ve üzeri olarak ele alınmıştır. Tzanakis için minimum skor 4, maksimum skor 15 ve ortalama skor 10.6 olarak hesaplanmıştır. RIPASA için minimum 5, maksimum 15 ve ortalama skor 10.5'tir. Alvarado skoru ise minimum 2, maksimum 10 ve ortalama 7'dir. Algoritmaların tanısal başarısına bakıldığında Tzanakis %76.79 (N=43), RIPASA %91.07 (N=51) ve Alvarado %67.86 (N=38) başarıya sahiptir. Buna göre en yüksek başarı oranı RIPASA'ya aitken en düşük başarı oranı ise Alvarado'ya aittir. Sonuç: En yüksek tanısal başarı RIPASA skorlama sistemi ile elde edilmiştir (%91,07), bunu sırasıyla Tzanakis (%76,79) ve Alvarado (%67,86) takip etmiştir. Tüm algoritmaların aynı anda AA tanısı koyduğu hastalarda sağ alt kadran ağrısı, hassasiyet ve rebound bulgularının %100 oranında mevcut olduğu gözlenmiştir. Bu da bu bulguların tanısal değeri yüksek çekirdek semptomlar olduğunu göstermektedir. Aynı anda üç algoritmanın da "AA değil" olarak değerlendirdiği sadece bir vaka bulunmuştur. Bu durum skorlama sistemlerinin genelde benzer tanısal yaklaşım sergilediğini desteklemektedir. Skorlama sistemlerine ait kullanılabilirliğe dair görüşler ve gelecek çalışmalara yönelik öneriler sunulmuştur.

Özkan Koç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvurup yatışı yapılan KOAH tanılı hastalarda ACEF, DECAF-L, Ottawa KOAH risk skala skorlarının, laboratuvar parametrelerinin hastane içi mortalite ile ilişkisi

Amaç: Hastaneye yatırılan kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) tanılı hastalarda erken dönem (ilk 10 gün) mortaliteyi etkileyen klinik ve laboratuvar faktörlerinin belirlenmesi ve Yaş, Kreatinin ve Ejeksiyon Fraksiyonu (ACEF); Dispne, Eozinopeni, Konsolidasyon, Asidemi, Atriyal Fibrilasyon ve Laktat (DECAF-L) ve Ottawa KOAH Risk Skalası (OKRS) risk skorlama sistemlerinin bu mortaliteyi öngörmedeki performanslarının değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma, acil servise başvuran ve KOAH tanısıyla servis veya yoğun bakıma yatışı yapılan 101 hasta ile prospektif takip çalışması olarak yürütüldü. Hastaların fizik muayene bulguları, semptomları, vital bulguları [bilinç durumu, Glasgow Koma Skalası (GKS), solunum desteği ihtiyacı gibi], tıbbi özgeçmişleri ve acil servis takiplerindeki solunum desteği durumları kaydedildi. ACEF, DECAF-L ve Ottawa KOAH Risk Skalası skorları başvuru anında hesaplandı. Başvuru anında böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, serum elektrolit düzeyleri ve enfeksiyon belirteçlerine yönelik laboratuvar ölçümleri yapıldı. Hastalar yatış sonrası mortalite açısından 10 gün boyunca takip edildi. Bulgular: Çalışma sonucunda, risk skorlama sistemlerinden DECAF-L (AUC: 0,857) ve OKRS (AUC: 0,877) mortaliteyi öngörmede oldukça iyi bir performansa sahipken ACEF skorunun (AUC: 0,772) öngörü gücünün orta düzeyde olduğu saptandı. Lojistik regresyon analizinde, Glasgow Koma Skoru (GKS) ve platelet değerlerinin artmasının mortaliteyi azalttığı ve kan üre azotu ve LDH değerlerinin artmasının ise ölüm olasılığını anlamlı şekilde artırdığı görüldü. Ek olarak, hastane içi ölümlerin en sık nedenlerinin pnömosepsis (%33.3) ve Tip 1 solunum yetmezliği (%28,57) olduğu belirlendi. Sonuç: DECAF-L ve OKRS gibi standardize edilmiş risk skorlama sistemleri, hastaların mortalite riskini hızlı ve etkili bir şekilde değerlendirmede değerli araçlardır. Elde edilen bulgular, KOAH tanılı hastalarda mortalite riskinin erken tanınması ve uygun klinik müdahalelerin planlanması için önemli bilgiler sunmaktadır.

Ali Haydar Üzel
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran multitravmalı hastaların retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada acil servise başvuran multitravmalı hastaların klinik özelliklerinin ve mortaliteyi etkileyen risk faktörlerinin retrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu kesitsel araştırma Uşak Eğitim Araştırma Hastanesi'nin Acil Anabilim Dalı'nda, 1 Ocak 2018 – 30 Nisan 2022 tarih aralığında gerçekleştirilmiştir. Bu tarihlerde acil servis'ten anestezi yoğun bakım ünitesi (YBÜ)'ne multitravma nedeniyle yatırılan hastalar (n = 188) çalışmaya dahil edilmiştir. Olguların klinik özellikleri, revize travma skoru (RTS), Glaskow koma skalası (GKS) ve şok indeksi kaydedilmiştir. Bulgular: Olguların %75'i erkekti ve yaş ortalaması 45,55 ± 19,29 yıldı. En sık travma türleri %61,7 trafik kazası ve %10,6 düşme nedenli yaralanmaydı. En sık yaralanmalar torakal bölge yaralanmaları olan %47,1 kot fraktürü, %41,5 akciğer kontüzyonu, %29,8 pnömotoraks ve hemotorakstı. Olguların %20,2'sinin genel durumu kötüydü, %11,2'sinin bilinci kapalıydı ve %6,9'u eksitus oldu. Mortaliteyi etkileyen risk faktörleri çok değişkenli analizle değerlendirildiğinde, olguların entübe olmasının (OR: 20,068 [%95GA: 0,941 - 136,959], p = 0,002) ve yüksek laktat düzeyinin (OR: 1,316 [%95GA: 1,051 - 1,647], p = 0,017) diğer değişkenlerden bağımsız olarak mortalite riskini arttırdığı belirlendi. Mortaliteyi öngörmede en yüksek sensitiviteye sahip parametre olan solunum sayısı <15 kesim noktasında %76,9 sensitivite ve %69,1 spesifite ile mortaliteyi öngörebiliyordu (AUC: 0,763 [%95GA: 0,608-0,918], p = 0,002). En yüksek spesifiteye sahip parametre olan GKS <8 kesim noktasında %53,8 sensitivite, %94,3 spesifite ile mortaliteyi öngörebiliyordu (AUC: 0,669 [%95GA: 0,475-0,894], p = 0,042). Sonuç: Multitravma nedeniyle acil servise başvuran olgular arasından laktat düzeyi daha yüksek olanlar ve entübe edilenlerin mortalite riski daha fazladır. Bu olgularda erken dönemde daha ciddi önlemler alınarak ve uygun tedavi yönetimi ile mortalite ve morbidite sıklığı azaltılabilir. Anahtar Kelimeler: Multitravma, Acil Servis, Yoğun Bakım Ünitesi, Mortalite

Acil servis-hastaneAcil tıpMortalite+5
Mustafa Yılmaz
Uşak University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servis monitörlü gözleme başvuran ve yoğun bakıma yatışı yapılan hastaların elektrokardiyogramdaki frontal QRS-T açısı ile hastane içi mortalite arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Acil servis monitörlü gözlemden yoğun bakıma yatış sonrası hastaların takipleri çok önemlidir. Hastaların takipleri sırasında gelişen mortalite oranı ve prediktörleri ve tahmin değerleri yoğun bakım yatışlarında önem arz eder. Frontal QRS-T açısı kardiyak mortalite ve potansiyeli açısından çalışmalarda geniş yer bulmuş parametredir. Bu çalışmanın amacı acil servis monitörlü gözlemden yoğun bakımlara yatışı yapılan hastalarda başvuru elektrokardiyogramdaki frontal QRS-T açısı ile mortalite arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız 1 Eylül 2022- 1 Kasım 2022 tarihleri arasında Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıp Fakültesi Acil servis monitörlü gözleme herhangi bir ön tanıyla başvurup yoğun bakıma yatışı yapılan hastalar retrospektif olarak dahil edilmiştir. Çalışmamızdan 18 yaş altı, travma geçirmiş hasta grubu, kalp pili takılan hastalar, sol dal bloğu olan hastalar, atrial fibrilasyonu olan hastalar dışlandıktan sonra geriye kalan 188 hasta çalışmamıza dahil edildi. Son analizde 36 ölü hasta ve 152 yaşayan hasta olarak iki gruba ayrıldı. Gruplar arasında frontal QRS-T açısı değerlendirildi. Çalışmamızın verileri SPSS 22.0 istatistik programıyla analiz edildi. Bulgular: Ölen grup sağ kalan grubu göre istatistiksel olarak daha yaşlıydı diğer parametreler arasında anlamlı farklılık yoktu (p=0.06). Ölen grupta sağ kalan grubu göre frontal QRS-T açısı istatistiksel olarak daha yüksekti (p<0.001). Çok değişkenli Cox regresyon analizinde ise frontal QRS-T [OR= 1.066(1.019-1.223), p <0,001], CRP [OR=1.005(1.002-1.098), p<0,001] bağımsız mortalite prediktörü olarak saptandı. ROC analizinde frontal QRS-T açısı için kesim noktası olarak 74.5 değeri belirlendi. 74.5 'den büyük bir QRS süresi; yoğun bakım yatışı yapılan acil servis başvuru hastalarında Sensitivite: %79 ve Spesifite %75 ile mortalitenin öngörüldüğü analiz edildi [AUC: 0,820, p<0,001]. Sonuç: Acil servis monitörlü gözlem hastalarında ölçülen frontal QRS-T, hastane içi mortaliteyi tahmin edebilen ve yoğun bakım takibinde kritik hastaların belirlenmesine yardımcı olabilen, ucuz, hızlı ve kolay elde edilebilen yeni bir EKG parametresidir.

Elektrokardiyografi
Ayşe Dindaş
Uşak University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

65 yaş ve üzeri hastaların mortalite tahmininde yapay zekanın yeri

Amaç: Bu çalışmanın amacı, acil servise başvuran 65 yaş ve üzeri hastaların kısa dönem mortalite riskinin tahmin edilmesinde yapay zeka algoritmalarını netkinliğini incelemek, literatürde geliştirilen modellerin doğruluğunu karşılaştırmak ve bu teknolojilerin klinik karar verme süreçlerine entegrasyonunun olası katkılarını değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Çalışmaya Uşak Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu 15.03.2024 tarih ve 330-330-08 sayılı etik kurul onayı ile başlanmıştır. Çalışma prospektif kesitsel tanımlayıcı bir çalışmadır. Bulgular: Çalışmaya 2000 hasta dahil edilmiştir. Hastaların %49'u (n=986) kadın, %51'i (n=1014) erkek ve yaş ortalaması 77,98 ± 7,72 yıl olarak saptanmıştır. Komorbidite oranı %93,8, ilaç kullanım oranı %90,5 saptanmıştır. Mortalite oranı %22,6 (n=452) olarak saptanmıştır. Mortalite yönünden yapılan logistik regresyon analizinde yüksek yaş (p=0,001), düşük glaskow koma skalası (GKS) (p=0,001), düşük sistolik (p=0,001) ve diyastolik tansiyon (p=0,001), düşük nabız (p=0,001), düşük oksijen saturasyonu (SPO2) (p=0,001), yüksek ateş (p=0,001), sinüs bradikardisi (p=0,001) ve diğer bradikardiler (p=0,001), hastane yatışı (p=0,001), kronik böbrek yetmezliği (KBY) (p=0,001), astım/koah (p=0,036), kalp yetmezliği (KY) (p=0,010), parkinson öyküsü (p=0,001), ritim bozukluğu (p=0,001), serebrovasküler olay (SVO) öyküsü (p=0,001), kanser öyküsü (p=0,001), bypass öyküsü (p=0,001), WBC yüksekliği (p=0,001), lenfosit yüksekliği (p=0,026), eozinofil ve hemoglobin düşüklüğü (p=0,001), glukoz(p=0,001), kreatin (p=0,001), BUN (p=0,001), CK (p=0,001), bilirubin (p=0,001), AST (p=0,001), ALT (p=0,001), LDH (p=0,001), sodyum (p=0,021), potasyum (p=0,001), CRP (p=0,001), laktat (p=0,001) yüksekliği, albümin (p=0,001), kalsiyum (p=0,001), pH (p=0,001) düşüklüğü anlamlı bulunmuştur. Yapay zeka algoritması kullanılarak yapılan mortaliteye yönelik analizde yapay zeka puanı (p=0,001) ve yapay zeka risk durumuna göre (p=0,001) anlamlı sonuç saptanmıştır. Sonuçlar: Yapay Zeka Tabanlı Risk Skorları, acil servis triyajında ileri yaş hastalarda erken mortalite öngörüsü için kullanılabilir; bu modeller rutin uygulamalara entegre edilebilir. Genişletilmiş, çok merkezli ve prospektif çalışmalar, bu bulguların genellenebilirliğini ve yapay zeka algoritmalarının gerçek yaşam koşullarındaki etkilerini değerlendirmek için gereklidir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, Yaşlı hasta, Yapay zeka

Hüseyin Metehan Gözlükaya
Uşak University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran mülteci ve sığınmacı hastaların retrospektif incelenmesi

ÖZET Acil Servise Başvuran Mülteci ve Sığınmacı Hastaların Retrospektif Değerlendirilmesi Amaç: Mülteci ve sığınmacılar günümüzde tüm Dünya'yı ilgilendiren önemli bir insanlık problemidir. Bu çalışmanın amacı acil servise başvuran mülteci ve sığınmacı hastaların, demografik özelliklerinin, acil servis başvurularının, acil servis üzerinde oluşturduğu yükün retrospektif olarak değerlendirilmesidir. Materyal ve metod: Çalışmaya hastanemizin acil servisine 3 yıllık bir süre içerisinde başvuran 5203 hasta dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, komorbiditeleri, acil servise en sık başvuru sebepleri, hastalardan istenen tetkikler, tekrarlayan başvuruları, acil servisten sonlanımları kayıt altına alındı. Bu değerler SPSS, MedCalc kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya 3 yıllık dönemde acil servise başvuran 5203 yabancı uyruklu hasta dahil edildi. Hastaların çoğunluğu genç erişkin (%84,3) olup yaş ortalaması 32,0 ± 11,9 idi. Başvuruların büyük bölümü yeşil alandan %57,4 yapıldı ve olguların %94,4'ü normal başvuru şeklindeydi. En sık tanılar üst solunum yolu enfeksiyonları, yumuşak doku bozuklukları, COVID-19, gebelik ve abdominal yakınmalardı. Ülke dağılımında Afganistan ve Suriye uyruklular çoğunluktaydı. Hastaların %31,2'si 6 ay içinde acile, %34,8'i polikliniğe tekrar başvurdu. Tekrar başvurular en çok yeşil alanda, en az pandemi alanında görüldü (p < 0,001). Laboratuvar ve görüntüleme istemleri başvuru birimine göre anlamlı şekilde farklılaştı ( p <0,001). Hemogram, biyokimya, troponin ve INR en sık sarı ve kırmızı alanda istendi. Röntgen ve tomografi travma ve sarı alanda belirgin yüksekti. Ultrason yeşil alanda nispeten daha fazla, pandemi alanında belirgin düşük düzeyde kullanıldı. MR en çok sarı ve kırmızı alanda istendi. Yaş grupları ile olgu türleri arasında anlamlı ilişki vardı (p < 0,001); adli vakalar ve trafik kazaları çocuk/ergen grupta, normal başvurular ise erişkinlerde yoğunlaştı. Vatandaşlık ülkesi ile olgu türü arasında ise anlamlı fark bulunmadı (p = 0,631). Sonuç: Araştırmamızda acil servislere başvuran mülteci ve sığınmacı hastaların %84'ünün 18-44 yaş arasında olduğu, en çok yeşil alan başvurularının olduğu, başvuruların %94.5'unun taburculukla sonuçlandığı görüldü. Çalışmamızda mülteci ve sığınmacı hastaların acil servisi sıklıkla birinci basamak sağlık hizmetleri yerine kullanma eğiliminde oldukları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Mülteci, Sığınmacı, Sağlık, Acil Servis

Büşra Nur Yılmaz
Uşak University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran sepsis ve septik şok tanılı hastaların prognoz ve mortalitelerinin öngörülmesinde laktat, baz defisiti ve albuminin beraber değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız sepsis veya septik şok ön tanılı hastalarda serum laktat, albumin ve baz defisiti değerlerinin kombine değerlendirildiklerinde prognoz ve mortalite öngörmedeki faydalarını saptayabilmektir. Gereç ve yöntem: Çalışmamız retrospektif gözlemsel bir çalışmadır. Çalışmaya Hacettepe Üniversitesi Hastanesi Erişkin Acil Servisine başvuran 18 yaş üstü ve SOFA skoru 2 ve üzeri olan 217 hasta dahil edilmiştir. Hastaların başvuru, 24. saat ve 48. saat laktat, albümin ve baz defisiti değerleri incelenmiştir. Laktat, albümin ve baz defisiti değerlerine göre hastane mortalitesi ve 90 günlük mortalite hesaplanarak prognoz ve mortalite öngörmede kullanılabilirliği araştırılmıştır. Sonuç: Çalışmamızda sepsis hastalarında 0-24-48. saat albümin değerlerindeki düşüklük mortaliteyi arttırmaktadır. 0-48. saat laktat değerleri hastane mortalitesini etkilemezken, 24. saat laktat değerindeki yükseklik hastane mortalitesini arttırmaktadır. 0-48. saat laktat değerlerindeki yükseklik 90 günlük mortaliteyi arttırmaktadır. Baz defisiti değerleri hastane mortalitesi ve 90 günlük mortalite üzerine etkisi bulunmamıştır. Septik şoktaki hastalarda laktat, albümin ve baz defisiti değerlerinin mortalite üzerine etkisi saptanmamıştır. Sepsis hastalarında laktat kleransına göre mortaliteler incelendiğinde sadece 24 saatlik laktat kleransı azaldıkça hastane mortalitesi artmaktadır. Alaktik baz defisitinin mortalite üzerinde etkisi yoktur. Laktat, albümin ve baz defisiti için yapılan ROC analizlerinde baz defisiti için anlamlı AUC değeri saptanmazken, laktat ve albümin için saptanan AUC değerleri 0.70'in altında olduğu için ayırt edicilikleri düşüktür. Laktat kleransı için yapılan ROC analizlerinde 24 saatlik laktat kleransı için AUC değeri anlamlıdır ancak eğri altında kalan alanın ayırt ediliciliği düşük bulunmuştur. Alaktik baz defisiti için yapılan ROC analizlerinde eğri altında kalan alanlar (AUC) istatistiksel olarak anlamlı saptanmamıştır. Tartışma: Çalışmamızda literatürün aksine laktat, albümin ve baz defisitinin prognoz ve mortalite belirlemede duyarlılıkları düşük bulunmuştur. Serum laktat, albümin ve baz defisitini etkileyebilecek faktörler (kronik karaciğer hastalıkları, kronik böbrek hastalıkları, metformin kullanımı gibi) dışlandığında bu biyobelirteçlerin, sepsis ve septik şokta mortalite belirlemedeki değerleri de azalmaktadır.

Acil servis-hastaneAcil tıpAlbüminler+5
Ayşenur Gür
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste atriyal fibrilasyon/flutter hız kontrolünde ve diğer supraventriküler taşikardilerin tedavisinde kullanılan diltiazemin klinik başarısı ile kan kalsiyum düzeyleri arasındaki ilişki

Diltiazem, dar QRS kompleks taşikardilerin tedavisinde, yaygın olarak kullanılan anti-aritmik bir ilaçtır. Diltiazem, L tipi kalsiyum kanal blokajı ile hücre dışından hücre içine kalsiyum girişini inhibe ederek sitozolik kalsiyum düzeyini düşürür. Dar QRS kompleks taşikardilerin akut tedavisinde kullanılan iv diltiazemin etkinliğinin serum kalsiyumu ile olan ilişkisi in vivo olarak araştırılmamış bir konudur. Bu çalışmanın ilk amacı, akut tedavide kullanılan iv diltiazemin etkinliği ile kan kalsiyum düzeyleri arasındaki ilişkiyi araştırmak, ikincisiyse hız kontrol profilaksisinde kullanılan diltiazemin kan kalsiyum düzeyi üzerindeki etkilerini saptamaktı. Dar QRS kompleks taşikardi ile acil servise başvuran 383 hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların yaş ortancası 74 olup %55'i kadın, %45'i erkekti. Tedavi öncesi ritim hastaların %91,1'inde AF, %2,9'unda atriyal flutter ve %6,0'sında diğer SVT ritimleriydi. Tedavi başarı oranı %68,9 bulundu. Diltiazeme tedavi yanıtı olan hastalarda iyonize kalsiyum değerlerinin ortancası 1,14 mmol/L (IQR:0,12), yanıtsız hastalarda 1,10 mmol/L (IQR:0,12) tespit edilmiş olup aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0,298). Alt grup analizlerinde ise, tedavi başarısı, iyonize kalsiyumu düşük hastalarda %63,1; normal olanlarda %73,3; yüksek olanlarda %40 saptandı ve bu farklılık anlamlıydı (p=0,002). Diltiazem ile en yüksek başarı oranı, iyonize kalsiyumu normal sınırlarda olan hastalarda görüldü. Profilaktik KKB kullanan hastalarda serum iyonize kalsiyum değeri ortancası 1,17 mmol/L (IQR:0,11), kullanmayanlarda 1,12 mmol/L (IQR:0,15) olarak saptandı ve aradaki fark anlamlıydı (p=0,009). Bu bilgiler, acil servise dar QRS kompleks taşikardi ile başvuran, serum kalsiyum düzeyleri değişen hastaların tedavilerinde ilaç seçimi konusunda klinisyene kılavuzluk edebilir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAtriyal fibrilasyon+4
Safa Hüseyin Küçük
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fkültesi erişkin hastanesi acil tıp Ana Bilim Dalı erişkin acil servisinde 24 saatten uzun kalan hastaların demografik özellikleri ve hastaneye yatış süresini etkileyen faktörlerin incelenmesi

O Acil servisler (AS) sağlık sisteminin önemli bir bileşenidir. AS'lere başvuran hasta sayısı, talep ve beklentileri her geçen yıl artmaktadır. AS'de uzun süre yatış bekleyen hastalar, AS kapasitesinin azalmasına, kala-balıklaşmaya ve daha birçok olumsuz etkisiyle dünya çapında bir sorundur. 1 Temmuz 2018 – 1 Temmuz 2019 tarihleri arasında Hacettepe Erişkin AS'de 500 hastanın AS'de kalış süresi 24 saatten uzundu. Bu hastaların yaş ortancası 69'du. En fazla T3 triyaj kodu verilmişti. En sık HT (%43,8), Malignite (%42) ve DM (%28) olmak üzere %97,4'ünün komorbid hastalıkları vardı. Mor-talite demans (%19,6), KAH (17,5), ve malignitesi (%14,3) olan hastalarda anlamlı olarak daha yüksekti. En sık iç hastalıkları (%91,6), enfeksiyon hasta-lıkları (%74,6), ve kardiyoloji (%34,4) bölümlerinden konsültasyon istendi. Konsültasyon sayısı arttıkça doğru orantılı olarak kalış sürelerinin de anlamlı uzadığı saptandı.Bunlardan 251'inin tedavisi AS'de tamamlanarak taburcu edildi. 55'i vefat etti. 11'i başka merkeze sevk edildi. 8'i kendi isteğiyle ayrıldı. Kalan 175 hastanın 116'sı servislere, 59 tanesi de YBÜ'lere yatırıldı. Hastaların AS'de ortanca kalış süresi 66,3 saat olarak saptandı. Serviste (n=210) ya da YBÜ'de yer olmaması (n= 220) AS'de kalış süresini en fazla uzatan sebeplerdi. Servis, YBÜ ve palyatif merkez yatak kapasitelerinin arttırılması, evde bakım hizmetlerinin geliştirilmesi ve günlük tedavi merkezlerinin aktifleştirilmesi AS'de kalış sürelerini kısaltabilir.

Acil servis-hastaneAcil tıpDemografi+2
Ahmet Oktay
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste akut koroner sendrom tanısı alan hastalarda ölçülen BNP düzeyi ile mortalite arasındaki ilişki

Bu çalışmada acil servise başvuran akut koroner sendrom (AKS) hastalarındaki BNP düzeylerinin farklı zamanlardaki mortalite oranları üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmış olup sonuçların AKS hastalarının acil ve uzun dönem tedavi stratejilerine katkı sağlaması planlanmıştır. Retrospektif gözlemsel bir çalışma olarak dizayn edilen bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Erişkin Acil Servisine 01 Ocak 2015 – 31 Aralık 2019 tarihleri arasında başvuran, AKS tanısı alan ve BNP değeri bakılan 582 hastanın verileri analiz edilmiştir. Hastaların %76,6'sının (n=446) erkek, yaş ortalamalarının ise 62±12,6 (en küçük 28, en büyük 93) olduğu saptanmıştır. Kadınlarda hastane, 6.ay ve 1.sene mortalite oranları ile yaş ortalamalarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Bilinen hastalıklar ile hastane mortaliteleri arasında ilişki saptanmazken; KY, DM, KAH ve KBH için 1.sene mortalitesinin anlamlı olarak daha yüksek olduğu görüldü. Düzenli sigara içicilerinde 1.sene mortalite oranının anlamlı olarak yüksek olduğu saptanmış olup, BNP düzeyinin düzenli sigara içicilerinde en düşük olduğu görüldü. STEMİ hastalarında hastane içi ve 1.ay mortalite oranlarının diğer AKS gruplarına göre daha yüksek olduğu saptandı ancak 6.ay ve 1.sene mortalite oranlarında AKS tanı grupları arası anlamlı fark saptanmadı. Başvuru BNP düzeyinin ise NSTEMİ grubunda en yüksek olduğu görüldü. BNP ile en güçlü korelasyon ilişkisinın GRACE 2.0 puanı ile olduğu görüldü. Hastane, 1.ay, 6.ay ve 1.sene mortalite analizlerinde exitus olan hastaların başvuru BNP düzeylerinin yaşayan hastalara göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptandı. Hastane mortalitesi için başvuru BNP kesim noktası değeri ROC eğrisinde %73,3 duyarlılık , %76,1 seçicililik ile 311.1 pg/ml olarak kabul edildi (%95 GA=0.68-0.85). Başvuru BNP'si 311.1 pg/ml'nin üzerinde olanlarda hastane mortalite riskinin 8.75 kat fazla olduğu bulunmuştur (%95 GA=4.6-15.8). Bu bulgular AKS hastalarında acil serviste bakılan BNP düzeyinin, hastane ve yakın dönem mortalite öngörüsü amacıyla kullanılabileceği hipotezini desteklemektedir. NSTEMİ ve USAP hastalarının ilk başvurusunda BNP değerinin yüksek olması, erken invazif tedavi seçeneği için yol gösterici olarak kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Acil Tıp, BNP, Akut Koroner Sendrom, Mortalite

Acil servis-hastaneAcil tıpAkut koroner sendrom+3
Nurullah Yuca
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste pulmoner tromboemboli şüphesi taşıyan hastaların bilgisayarlı tomografi görüntülerinin yapay zeka ile değerlendirilmesi

Bu çalışmada; erişkin hastalarda mortalitenin önemli bir nedeni olan pulmoner emboliyi (PE) bilgisayarlı tomografi pulmoner anjiyografi (BTPA) görüntüleriyle acil serviste erken dönemde tanımak ve pulmoner emboliyi doğru lokalize etmek için yapay zeka kullanarak oluşturulan bilgisayar destekli algoritma kullanıldı. Retrospektif metodolojik bir araştırma olarak yapılan bu çalışmada, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Erişkin Acil Servisi'ne 01 Ocak 2016 – 31 Aralık 2020 tarihleri arasında başvuran ve PE ön tanısı ile BTPA tetkik edilen 1948 hastaya ait veriler analiz edildi. Hastalara ait görüntüler DICOM formatında kaydedildikten sonra Python programlama diliyle yazılmış olan algoritma üzerinde standardize edilerek değerlendirildi. Tasarlanan yapay zeka algoritması tarafından bu hastaların BTPA görüntüleri, PE varlığı ve yokluğu; PE varsa embolinin anatomik seviyesi (masif, ana pulmoner, lober, lober+segmenter, segmenter, subsegmenter) açısından değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların %51,4 ü kadın (n=1002), %48,6'sı erkekti (n=946). Hastalarda median yaş 61.50 yıl olarak saptandı. Radyolog yorumu altın standart olarak baz alındığında; segmenter PE tanısı için yapay zeka analizinin sensitivitesi %82,3, spesifitesi %93,5, pozitif prediktif değeri %29,5, negatif prediktif değeri ise %99,4 olarak hesaplandı. Ana pulmoner PE açısından yapay zeka analizinin sensitivitesi %84,2, spesifitesi %99,7, pozitif prediktif değeri %80, negatif prediktif değeri ise %99,7 olarak hesaplandı. Masif PE açısından yapay zeka analizinin sensitivitesi %84,6, spesifitesi %99,6, pozitif prediktif değeri %82,5, negatif prediktif değeri ise %99,7 olarak hesaplandı. Çalışmaya katılan tüm hastaların yapay zeka analizinde yanlış pozitiflik oranı %54,4 (n=276) olarak hesaplandı. Yapay zeka analizine göre, yanlış pozitif olan vakaların %44,1'i (n=127) subsegmenter PE olarak bulundu. Sonuç olarak 24 saat radyolog yorumu sağlanamayan acil servislerde yapay zeka analizlerinin kullanımı özellikle ana pulomer arter ve masif PE'lerin erken tanısının konulmasında acil servis hekimlerine büyük kolaylık sağlayacaktır. Subsegmenter PE başta olmak üzere daha küçük pulmoner arter dallarındaki PE'lerin tanısı için yapay zeka analizlerinin daha da geliştirilmesi gerekmektedir.

Acil servis-hastaneAcil tıpEmboli+4
Yasin Bucak
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut kolesistit hastalarında Galektin-3'ün prognostik önemi

Akut kolesistit (AK), safra kesesinin inflamasyonudur ve çoğunlukla safra taşlarının sistik kanalı tıkamasıyla meydana gelir. Klinik olarak karın ağrısı, ateş ve murphy bulgusu gibi belirtilerle ortaya çıkar. Tanı; klinik, laboratuvar ve görüntüleme bulgularının birlikte değerlendirilmesiyle konur. Tedavide temel yaklaşım laparoskopik kolesistektomidir; ancak yüksek riskli hastalarda drenaj veya antibiyoterapi ile desteklenen konservatif tedavi stratejileri uygulanabilmektedir. Galektin-3, β-galaktozid bağlayıcı lektin ailesinin bir üyesi olup hücre içi ve dışı birçok immünolojik fonksiyonda rol oynamaktadır. Sitoplazma, çekirdek, mitokondri ve hücre dışı alanlarda yer alabilen bu protein, apoptoz, hücre büyümesi, fagositik aktivite, makrofaj aktivasyonu gibi çeşitli süreçlerde etkilidir. Galektin-3'ün serum düzeylerinin inflamatuar hastalıklarda ve çeşitli enfeksiyon durumlarında arttığı gösterilmiştir. Ancak literatürde Galektin-3'ün akut kolesistit tanısı ve prognozundaki rolüne dair yeterli veri bulunmamaktadır. Gereç ve Yöntem Bu çalışmada, Galektin-3'ün akut kolesistit tanısındaki yeri ve prediktif değeri değerlendirilmiştir. Ordu Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Kliniği'nde 01.12.2023–01.12.2024 tarihleri arasında prospektif olarak yürütülen bu çalışmaya, akut kolesistit tanısı almış 50 hasta ile karın ağrısı şikayeti ile başvuran ancak organik patoloji saptanmayan 50 sağlıklı kontrol olgusu dahil edilmiştir. Her iki gruptan alınan kan örneklerinden Galektin-3 düzeyleri ELISA yöntemi ile analiz edilmiştir. Bunun yanında klasik laboratuvar parametreleri ve inflamatuar biyobelirteçler de karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bulgular Bulgulara göre, vaka grubu ile kontrol grubu arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Laboratuvar parametrelerinde beyaz küre sayısı, nötrofil sayısı, C-Reaktif Protein (CRP), AST, ALT, bilirubin ve glukoz düzeyleri anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Ayrıca, Nötrofil/Lenfosit Oranı (NLR) ve Lenfosit/Monosit Oranı (LMR) gibi yeni inflamatuar biyobelirteçlerde de anlamlı farklılıklar gözlemlenmiştir. Çalışmanın temel parametresi olan Galektin-3 düzeyleri, vaka grubunda ortalama 265.04 pg/dL, kontrol grubunda ise 171.17 pg/dL olarak bulunmuştur. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.001). ROC analizine göre Galektin-3'ün EAA değeri 0.796 olup, belirlenen eşik değeri olan>188.02 pg/dL ile %90 duyarlılık ve %65 özgüllük göstermiştir. Çok değişkenli lojistik regresyon analizine göre Galektin-3, nötrofil ve beyaz küre düzeyleri akut kolesistitin bağımsız öngörücüleri olarak belirlenmiştir. Sonuç Sonuç olarak, bu çalışma Galektin-3'ün akut kolesistit tanısında anlamlı bir biyobelirteç olabileceğini göstermektedir. Özellikle klasik tanı yöntemlerinin yetersiz kaldığı durumlarda Galektin-3 düzeylerinin değerlendirilmesi tanı doğruluğunu artırabilir. Galektin-3'ün klinik pratikte tanı, tedavi planlaması ve prognoz belirlemede kullanılabilirliğinin artırılması hedeflenmelidir. Bununla birlikte, bu sonuçların daha geniş örneklemli, çok merkezli ve uzun vadeli çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.

İshak Özkay
Ordu University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut apandisitte Galaktin-3'ün tanısal değeri

ÖZET AKUT APANDİSİTTE GALAKTİN-3'ÜN TANISAL DEĞERİ Giriş: Apendiks Vermiformisin inflamasyonu ile karakterize olan Akut Apandisit (AA), özellikle genç hastalarda akut karın ağrısının en yaygın nedenidir. Acil servis, AA hastalarının tanısında ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Beyaz kan hücresi (WBC), nötrofil sayısı, C-reaktif protein (CRP), nötrofil/lenfosit oranı (NLR), platelet/lenfosit oranı (PLR) gibi birçok laboratuvar belirteci AA tanısında kullanılmasına rağmen tanısal performansları yeterli değildir. AA tanısında kullanılacak yeni belirteçlerin arayışı devam etmektedir. Galektin-3, inflamasyon ve inflamatuar hastalıklarda rol oynayan yeni bir lektin bağlayıcı proteindir. Bu çalışmanın amacı Galektin-3'ün AA vakalarındaki tanısal performansının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya histopatolojik olarak doğrulanmış 18 yaş ve üstü 60 AA hastası ve yaş-cinsiyet uyumlu 60 sağlıklı kontrol dahil edildi. Acil servise başvuru sırasında alınan kan örneklerinden WBC, CRP, NLR ve PLR seviyeleri değerlendirildi. Preoperatif dönem Galektin-3 düzeyi ELISA yöntemi ile çalışıldı. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 37.17±1.62 yıl, kontrol grubunun ise 33.37±1.31 yıldı. AA hastalarının %52.7'si, kontrol grubunun ise %47.3'ü erkekti. AA olguların WBC sayısı (p<0.001), CRP (p<0.001), NLR (p<0.001) ve PLR (p=0.007) değerleri kontrol grubuna göre daha yüksekti. Medyan Galektin-3 düzeyleri hasta ve kontrol gruplarında sırasıyla 276.49 pg/ml ve 185.26 pg/ml idi. AA hastalarının Galektin-3 seviyesi kontrol grubundan daha yüksekti (p<0.001). ROC analizlerinde, Galektin-3 düzeylerinin AA tanısı için %95 sensitivite ve %66.67 spesifite gösterdiği izlendi (p<0.001, AUC=0.879, Cut-off >205.98). Sonuç: Galektin-3, AA için önemli bir tanısal potansiyele sahiptir. Acil serviste AA tanısının zor olduğu durumlarda Galektin-3'ün değerlendirme sürecine dahil edilmesi doğru tanı konulmasını kolaylaştırabilir. Anahtar Kelimeler: Akut Apandisit, Galektin-3, Karın Ağrısı, Acil Servis

Kardelen Közen
Ordu University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran İnflamatuvar Barsak Hastalığı tanılı hastaların analizi

Amaç: İnflamatuvar Barsak Hastalığı tanılı hastaların acil servise başvuru şikayetleri, sıklığı, demografik özellikleri, laboratuvar tetkikleri ve aldıkları tanıları analiz ederek, acil tıp hekimlerine yol gösterici olması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'nda 01.01.2022-31.12.2022 tarihleri arasında retrospektif olarak yapılmıştır. Acil servise başvuran 18 yaşından büyük, bilinen İnflamatuvar Barsak Hastalığı tanılı 229 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalar, yaş, cinsiyet, bilinen kronik hastalıkları, vital bulguları, laboratuvar sonuçları ve başvuru şikayetlerine göre analiz edilmiş ve aldıkları tanılar ile sonlanımları karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmamızdaki olguların cinsiyet oranına bakıldığında erkek/kadın oranı 1,20/1 olarak bulundu. Crohn Hastalığının (CH) Ülseratif Kolit (ÜK) hastalığına oranı 1,75/1 idi Yaş ortalaması 42,7±14,12 (19-75) yıl idi. En sık tanılar %33,73 ÜK atak, %24,65 ile CH ataktı. Ek hastalıklar arasında Diyabetes Mellitus (p=0,009) ve hipotiroidinin (p=0,010) ÜK ile birlikteliği anlamlı idi. Kanlı ishal ile başvuru ÜK'de anlamlı olarak daha yüksektir (p<0,001). Kilo kaybı (p=0,014), siyah dışkılama (p=0,016), genel durum bozukluğu (p=0,004), kanlı kusma (p=0,016) ile acil servise başvuran olgularda ise hastane yatışı anlamlı olarak daha yüksek saptandı. Sonuç: İnflamatuvar Barsak Hastalığı tanılı hastalar acil servislere birçok şikayet ile başvurabilmekte ve farklı tanılar alabilmektedir. Çalışmamızda 132 olgu (%57,6) atak dışı dahili hastalıklar ve 33 olgu (%14,4) atak dışı cerrahi tanı almıştır. Her ne kadar acil serviste en sık CH ve ÜK atak olarak karşımıza çıksalar da aldıkları atak dışı tanılar da oldukça fazla görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Acil Servis; Crohn Hastalığı; İnflamatuvar Barsak Hastalığı; Ülseratif Kolit

Cerrahpaşa Tıp FakültesiCrohn hastalığıİnflamatuar bağırsak hastalıkları
Pınar Ezgi Çoban
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Türkiye'deki lisanslı spor antrenörlerinin temel yaşam desteği ve ilk yardım bilgi düzeyinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırma, Türkiye'de faaliyet gösteren lisanslı spor antrenörlerinin temel yaşam desteği ve ilk yardım uygulamaları konusundaki bilgi düzeyini değerlendirmeyi hedeflemektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, anket formu çevrimiçi ortama aktarılmıştır. Etik kurul onayı alındıktan sonra çevrimiçi ortama aktarılan anket formu sosyal medya uygulamaları aracılığıyla antrenörlere ulaştırılmıştır. Uygulama öncesinde antrenörlere gizlilik konusunda bilgilendirme gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların, çalışmayı tamamlama süresi yaklaşık 10 dakika sürmektedir. Güncel lisansı olmayan antrenörlerin verileri araştırmaya dahil edilmemiştir. Antrenörlerin verdikleri yanıtlar, SPSS 27.0 programında analizi gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Anket çalışmasına 182 lisanslı spor antrenörü katıldı. Antrenörlerin doğru cevap ortalaması %51,4'tü. Bilgi düzeyi ile cinsiyet, yaş, daha önce ilk yardım eğitimi almış olma, antrenörlük lisansını güncelleme, eğitim durumu arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Katılımcıların en çok yanlış yaptığı önermeler; 10. önerme (n=164, %90,1), 3. önerme (n=151, %83) ve 7. önerme (n=146, %80,2) idi. En çok doğru bilinen önermeler ise; 4.önerme (n=175, %96,2), 20. önerme (n=159, %87,4) ve 23. önerme (n=156, %85,7) olarak saptandı. En çok 'bilmiyorum' cevabı verilen önermeler ise; 15. Önerme (n=88, %48,4), 21. önerme (n=59, %32,4) ve 14. önerme (n=58, %31,9) idi. Sonuç: Çalışmamız lisanslı antrenörlerin acil müdahale gerektirecek durumlara hazırlıklı olmalarını sağlamak için antrenörlük sertifikasyonu müfredatında Temel Yaşam Desteği, İlk Yardım ve OED kullanımı ile ilgili daha fazla eğitime ihtiyaç olduğunu öne sürmektedir. Anahtar Sözcükler: İlk yardım, temel yaşam desteği, antrenör, spor.

Acil tıpTemel yaşam desteği
Tayfun Demiröz
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatolojik tanılı hastaların travma ilişkili acil başvurularının özellikleri ve sonuçları

Amaç: Bu çalışmada kronik hastalığın üzerine eklenen travmanın romatolojik hastalığı nasıl etkilediğinin incelenmesi ve bu hastalarda hangi acil durumlara dikkat edilmesi gerektiğinin tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın ön tarama verilerine, SQL programı kullanılarak ulaşılmıştır. Yedi yıllık retrospektif çalışmaya dahil olma kriterlerini karşılamayan hasta dosyaları Microsoft Excel (360) programı kullanılarak çalışmadan çıkarılmıştır. Ön taramadan geçen hasta dosyaları, hastane bilgi yönetim sistemi, İSHOP programı kullanılarak "düşme, çarpma, burkulma, yüksek enerjili kaza, ağır kaldırma" anahtar kelimeleri ile taranmıştır. Çalışmaya dahil edilen 174 hasta "fraktür olanlar" ve "fraktür olmayanlar" olarak gruplandırılmıştır. Hastaların şimdiki yaş, travma anındaki yaş, cinsiyet, ek hastalık, travma sayısı, romatolojik hastalık tanısı, fraktür yeri, subluksasyon, dislokasyon, subluksasyon veya dislokasyon birlikteliğinde fraktür, rotasyonel deformite, uygulanan tedaviler, servis yatışı, acil ameliyat, travma sonrası poliklinik takibi, osteoporoz, nörolojik tutulum, 30 günlük mortalite bilgileri hastane kayıtlarından elde edilmiştir. Verilerin tanımlayıcı istatistiklerinde ortalama, standart sapma, medyan en düşük, en yüksek, frekans ve oran değerleri kullanılmıştır. Analizlerde SPSS 28.0 programı kullanılmıştır. Bulgular: Fraktür olan hastaların travma anındaki yaşı, fraktür olmayan gruba kıyasla anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Fraktür olan gruplarda ek hastalık oranı fraktür olmayan gruplara kıyasla anlamlı derecede yüksekken (p<0.05), hipertansiyon, diabetes mellitus, KKY ve KBY gibi belirli hastalıklar arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p>0.05). Ayrıca, fraktür olan hastalarda osteoporoz ve nörolojik tutulum oranları anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Fraktür olan SRH tanılı hastalarda yaş, osteoporoz ve nörolojik tutulumun ilişkili olduğu görülmüştür.

Ceren Çimen
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste hipotansiyon saptanan olguların analizi

Amaç: Acil serviste tespit edilen hipotansif olguların demografik özellikleri, başvuru şikayetleri, vital bulguları, laboratuvar değerleri, ek hastalıkları, kullandığı ilaçlar, aldıkları tanılar ve sonlanımları analiz edilip hastalığın gidişatını etkileyen faktörlerin saptanarak hastaların yönetiminde klinisyene katkı sağlanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'nda yapılmıştır. Çalışmada retrospektif olarak 01/07/2022-31/12/2022 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi acil servise başvuran sistolik kan basıncı 90 mmHg'nın altında olan, 18 yaşında ve 18 yaşından büyük 624 hasta; hastane bilgi yönetim sisteminden taranarak dahil edilmiştir. Hastaların yaş, cinsiyet, bilinen kronik hastalıkları, kullandıkları ilaçları, vital bulguları ve laboratuvar sonuçları ile 30 günlük mortaliteleri değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 624 hasta dahil edilmiştir. Bunlardan 272 (%43,6) hasta erkek, 352 (%56,4) hasta kadındır. Hastaların yaş ortalaması 51,219 (18-94) bulunmuştur. Çalışmamızda ortalama sistolik kan basıncı 865,6 mmHg, ortalama diyastolik kan basıncı 53,96,5 mmHg hesaplanmıştır. Hastaların en sık eşlik eden hastalıkları sırasıyla malignite, hipertansiyon ve diyabetes mellitus olarak görülmüştür. Hastaların en sık aldığı tanılar sırasıyla enfektif nedenler %57,4, genitoüriner nedenler %32,1, solunumsal nedenler %12,2 olarak bulunmuştur. 30 günlük mortalite olan grupta sistolik kan basıncı 30 günlük mortalite olmayan gruptan anlamlı (p<0.05) olarak daha düşük bulunmuştur. Sonuç: Acil servis başvurusunda hipotansiyon tespit edilen hastaların demografik özellikleri, eşlik eden hastalıklar ve başvuru şikayetleri gibi faktörlerin değerlendirilmesi, hastalığın seyrini etkileyen faktörleri anlamak ve uygun tedavi stratejilerini belirlemek; ayrıca tanı ve sonlanımları açısından acil serviste hipotansiyon yönetimine ışık tutarak klinisyenlere önemli bilgiler sağlamaktadır. Anahtar Sözcükler: hipotansiyon, sistolik kan basıncı, mortalite, acil servis, şok

Gamze Doğan
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste saptanan alt extremite derin ven trombozlarının lokalizasyonu ile eş veya yakın zamanlı pulmoner emboli oluşumu arasındaki ilişkinin araştırılması

Amaç : Pulmoner emboli yüksek mortaliteye sahip ve bazen güç tanı alan önlenebilir bir hastalıktır. Çoğunlukla derin ven trombozu (DVT)'na bağlı olarak ortaya çıkar. Bu çalışmada amaç alt ekstremitede hangi damardaki derin venöz trombozun yakın zamanlı pulmoner emboli riskini daha çok arttırdığına dair retrospektif istatistiksel çalışma yapmak ve sonucunda anlamlı bir fark saptanırsa bu damardaki derin ven trombozlu hastalarda olası pulmoner emboli semptomları veya risk faktörleri eşlik ediyorsa pulmoner emboli tetkiki açısından daha duyarlı davranmayı sağlamaktır. Gereç ve Yöntem : Bu çalışma İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'nda etik kurul kararından sonraki dönemde retrospektif olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Hastane Bilgi Yönetim Sistemi'nden elde edilen verilerle yürütülmüş ve 3 yıllık retrospektif bir inceleme yapılmıştır. Acil servisten istenilen alt ekstremite venöz doppler ultrasonografisinde kronik olarak değerlendirilmeyen derin ven trombüsü saptanılan hasta grubu içinde , takip eden 1 ay içerisinde pulmoner emboli teşhis edilmiş olan hastaların DVT lokalizasyonlarının istatistiksel dağılımı araştırılmıştır. Bulgular : DVT hastalarında en sık trombüs lokalizasyonlarının popliteal ven ve superfisyal femoral ven olduğu görüldü. DVT hastalarının 28 günlük mortalite oranının %4,1 iken 6 aylık mortalitesinin %21,2 olduğu ve tüm DVT hastalarıın %11,8'ine pulmoner emboli teşhisi konulduğu görüldü. Komorbiditeler arasından malignite ve koroner arter hastalığı 28 günlük mortalite riski açısından anlamlıyken, malignite ve KOAH'ın 6 aylık mortalite riski açısından anlamlı olduğu görüldü. Pulmoner emboli gelişen hastalardaki en sık DVT yerlerinin %85 ile popliteal ven ve %45 ile common femoral ven olduğu tespit edildi. Sonuç : DVT semptomlarıyla başvurup bu tanıyı alan hastalarda eşlik eden hastalıkların, ileri yaş ve yüksek d-dimer seviyelerinin ve bu tanıya pulmoner embolinin eşlik etmesinin prognoz ve mortalite üzerine istatistiksel olarak anlamlı etkileri olduğu gösterilmiştir. İstatistiksel olarak anlamlı sonuç çıkmamış olsa da bazı DVT lokalizasyonlarının pulmoner emboli grubunda, genel DVT grubuna göre daha sık rastlandığı görülmüştür. Bu bulgular, tanı-tedavi-klinik takip sürecinde önemli bir yer tutabilir ve karar süreçlerinde göz önünde bulundurulabilir. Böylece venöz tromboemboli hastalarının sonlanımları iyileştirilebilir. Anahtar Sözcükler: Derin Ven Trombozu, Komorbidite, Mortalite, Pulmoner Emboli , Acil Servis

Doğukan Doğan
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran iki tekerli taşıt kazalarının analizi

Amaç: Çalışmanın amacı; trafik kazalarında meydana gelen yaralanma şekilleri ile ölümlü olgularda ölüm nedenlerini belirlemek, epidemiyolojik veri sağlamak ve sürücülerde iki tekerli araçla ilişkili yaralanmaların paternlerini, hastalarda triyajın önemini ve bu kazalara bağlı risklerin ciddiyetini vurgulamaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 1 Nisan 2021- 30 Nisan 2024 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi- Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi acil servisine başvuran iki tekerli taşıt kazaları retrospektif olarak incelendi. Hastaların demografik özellikleri, vital bulguları, yaralanmalara neden olan taşıt cinsi (motorsiklet, bisiklet, scooter), yaralanma tipi, yaralanma bölgeleri ve hastaların yaralanma skorları hesaplanarak kayıt edildi. ≤18 yaş pediatrik ve >18 yaş erişkin hasta olarak tanımlandı. Hastaların takipleri/yatışları, yatış yapılan bölümler, transfüzyon yapılıp ve hastane içi mortaliteleri analiz edildi. Bulgular: Çalışmamızdaki 476 hastanın; yaş ortalaması 27,16 ± 12,11 yıl, %80,5'i (n=383) erişkin ve %87,4'ü (416) erkek idi. En sık başvuru 134 olgu (%28,4) ile yaz mevsiminde iken, en sık taşıt cinsi 386 (%81,1) olgu ile motosiklet kazaları tespit edildi. Ekstremite yaralanmaları 382 (%80,9) olgu ile en sık görülen yaralanma bölgesi iken olguların çoğunluğunda yüzeysel yaralanma (%82.4, n=392) tespit edildi. Olguların %92,9'u (n=442) acil serviste takip ve tedavi edilirken %7,1'i (n=34) servislere yatırılarak takip edildi. Sadece 6 (%1,3) olguya transfüzyon uygulanırken sadece 1 (%0,2) olguda mortalite tespit edildi. Sonuç: İki tekerli taşıt kazaları sıklıkla genç yetişkin erkeklerde ve yaz mevsiminde görülmektedir. Bu olgularda taşıt cinsleri arasında; travma ciddiyet skorları, vital bulgular ve yatış süresi yönünden anlamlı fark tespit edilmedi. İki tekerli taşıt kazalarının önlenmesi için çok yönlü yaklaşımlar geliştirilmesi gerektiğinin hayati önem taşıdığını ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Acil servis, trafik kazası, iki tekerli, motosiklet, bisiklet, scooter, travma skoru, yaralanma

Merve Aslan Demir
İstanbul University-Cerrahpaşa
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bilgisayarlı beyin tomografisinde kibas bulguları ile optik sinir kılıf çapı arasındaki ilişkinin analizi

Amaç: Bu çalışmada, çekilen beyin bilgisayarlı tomografilerinde (BT) optik sinir kılıf çapı (OSKÇ) ölçümlerinin kafa içi basınç artışı sendromu (KİBAS) ile ilişkisini değerlendirmek ve non-invaziv bir yöntem olarak klinik kullanım potansiyelini araştırmak amaçlanmıştır. Ayrıca, OSKÇ'nin yaş, cinsiyet, Glasgow Koma Skalası (GKS), mortalite gibi değişkenlerle ilişkisi ve OSKÇ ölçümünün sağ ve sol gözden ölçülmesi arasındaki ilişki incelenmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya, 1 Ocak 2020 – 29 Şubat 2024 tarihleri arasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran ve beyin BT çekilen 598 hasta dahil edilmiştir. Hastalar, KİBAS bulgusu olanlar, KİBAS bulgusu olmaksızın patoloji tespit edilenler ve kontrol grubu olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. OSKÇ ölçümleri, BT ile orbitanın 3 mm, 5 mm ve 8 mm posteriorundan yapılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi için ROC eğrisi, AUC hesaplamaları ve parametrik/non-parametrik testler kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda OSKÇ değeri ile KİBAS, yaş ve GKS arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0,001). Beyin BT'de KİBAS bulgularının görülmesi için her iki gözden ve her mesafeden cut-off değerleri hesaplanmıştır. KİBAS ve OSKÇ arasında anlamlı ilişki tespit edilmesine rağmen OSKÇ'nin KİBAS'a spesifik olmadığı görülmüştür. OSKÇ ve mortalite arasında ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Sağ ve sol gözden ölçülen OSKÇ değerleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç: OSKÇ ölçümü, KİBAS'ın non-invaziv değerlendirilmesinde önemli bir yöntem olarak görülmektedir. Ancak, KİBAS dışındaki intrakraniyal patolojilerde de artış gösterdiği için spesifik bir belirteç değildir. OSKÇ'nin klinik kullanımı için daha geniş ölçekli ve prospektif çalışmalar gerekmektedir.

Yunus Çirkin
İstanbul University-Cerrahpaşa
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servisteki şok hastalarında yatak başı ultrasonografi aracılığıyla karotis doppler akım hızı ölçümü ile volüm değerlendirilmesi ve vena kava inferior çapı ölçümünün santral venöz basınç ile ilişkilendirilmesi

Şokun geri döndürülemez fazına gelmeden önce acil serviste erken tanınarak erken dönemde tedavisine başlanmasının mortalitenin azaltılması açısından önemi büyüktür. Erken dönem tedavilerin başlangıcı sıvı replasmanıdır. Volüm değerlendirmesi için birçok teknik kullanılmaktadır: Çalışmamızda hızlı, ulaşılabilir ve invazif olmayan bir teknik olan yatak başı USG ile şok hastalarında KDAH ölçümüyle volümün değerlendirilmesi; VKİKİ, VKİ çapı, CVP gibi parametrelerle korelasyonu ve bu ölçümlerin mortaliteyi öngörmede etkinliklerinin araştırılması amaçlandı. Prospektif ve gözlemsel olarak planan çalışma acil servisteki şok tablosundaki 51 hasta ile yapıldı. Yatak başı ultrasonografi ile KDAH, VKİ ölçümleri, VKİKİ hesaplaması ve CVP ölçümleri gerçekleştirildi. Hastalar herhangi bir sonlanıma (ölüm, taburculuk, sevk) ulaşana kadar takip edildi. Çalışmaya alınan hastaların %55'i erkek %45'i kadındı. Hastaların yaş ortalaması 67 yıl olarak hesaplandı. Hastaların özgeçmişinde %45'inde malignite saptandı. Hastaların %88'i septik şok tanısı aldı. Mortalite oranı % 57 olarak bulundu. KDAH ortalama değeri 4cm/sn olarak hesaplandı. KDAH, VKİK, CVP sonuçlarıyla hastalarının mortalitelerinin öngörülebileceği saptandı. CVP, VKİK, VKİ çapı, KDAH arasındaki korelasyonlar tespit edildi. Mortaliteyi öngörmede; KDAH için %72 sensitive ve %68 spesifite ile kesim değeri 50 cm/sn, CVP'nin %61 sensitivite ve %71 spesitife ile kesim değeri 1,5 mmH20, ve VKİKİ'nin %93 sensitivite ve %85 spesitife ile kesim değeri %54,5 olarak hesaplandı. Sonuç olarak KDAH, CVP ve VKİKİ parametrelerinin şok hastalarında volüm durumunun değerlendirilmesinde ve mortaliteyi öngörmede klinisyene fikir verebileceği görüşüne ulaşıldı.

Acil servis-hastaneAcil tıpKan akış hızı+5
Rukiye Kaymakcı
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste end tidal karbondioksit değerlerinin kardiyopulmoner resüsitasyonu sonlandırma kararında kullanılabilirliği

Kudu E, Acil Serviste End Tidal Karbondioksit Değerlerinin Kardiyopulmoner Resüsitasyonu Sonlandırma Kararında Kullanılabilirliği, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Acil Tıp Uzmanlık Tezi. Ankara, 2020. Hastane dışı kardiyak arrest vakalarında resüsitasyonun sonlandırılması için Amerikan Kalp Derneği ve Avrupa Resüsitasyon Konseyi'nin kardiyo pulmoner resüsitasyon (KPR) sonlandırma kriterleri mevcuttur. Çalışmamızda end tidal karbondioksit basıncı (EtCO2) değerleri ile diğer parametreler birleştirilerek resüsitasyonun sonlandırılmasında kullanılabilirliliğini geliştirmek amaçlandı. Böylece kötü sonlanımı olacak hastalar için gereksiz vakit, iş gücü ve maliyet harcanması önlemek hedeflendi. Prospektif ve gözlemsel olarak planlanan çalışmaya Ağustos 2018 ile Temmuz 2019 arasında Hacettepe Üniversitesi Acil Servis'e başvuran travmatik olmayan, erişkin kardiyak arrest hastalar çalışmaya alındı. Kardiyak arrestte Utstein stili raporlama parametreleriyle birlikte, başlangıç, beşinci, onuncu, yirminci, otuzuncu, kırkıncı ve KPR sonu EtCO2 değerleri ve birinci ay nörolojik sağ kalım analiz edildi. Çalışmaya 86 hasta dahil edildi. KPR'nin kötü sonuçlarını öngörmek adına üç adet KPR sonlandırma modeli oluşturuldu. EtCO2'nin tek başına spontan dolaşımın geri dönüşünü (SDGD) öngörmede yol gösterici olmasına rağmen yeterli olmadığı görüldü. Oluşturulan modellerden tanıksız kardiyak arrest, şahit tarafından KPR yapılmamış olması, sahada tam ileri kardiyak yaşam desteğine rağmen spontan dolaşımın sağlanmamış olması, otomatik eksternal defibrilatör şoku uygulanmamış olması ve yirminci dakika EtCO2'nin 20,5 mmHg'nın altında olan hastalarda KPR'nin sonlandırılmasını öneren model en duyarlı çıktı. SDGD sağlanamamasını öngörmedeki spesifitesi %100 ve pozitif prediktif değeri %100 olduğu görüldü. Ayrıca EtCO2'nin KPR süresince seyir paternini incelemenin SDGD öngörmek adına yüksek spesifite (%87,5) ve pozitif prediktif (%95) değere sahip olduğu görüldü. EtCO2'nin ve paterninin kardiyak arrestte diğer parametrelere beraber kullanılması hekimin SDGD'yi öngörmesindeki yetkinliğini arttıracaktır.

Acil servis-hastaneAcil tıpKapnografi+2
Emre Kudu
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Toraks travmalı hastalarda CA-FAST ve NEXUS chest BT kriterlerinin kıyaslanması

Acil servislerde travma hastalarında hızlı tanı erken dönemde stabilizasyon için hayati bir rol oynamaktadır. Toraks travmalarında oluşan yaralanmaların tespitinde bilgisayarlı tomografi (BT) en önemli görüntüleme yöntemidir. NEXUS Toraks BT kriterleri, künt toraks travması ile gelen hastalarda hastanın kliniği, yaşı ve travma mekanizmasına göre toraks görüntüleme ihtiyacının olup olmadığına karar vermekte kullanılan bir dizi kriterden oluşur. CA-FAST (Chest Abdominal- Focused Assesment with Sonography for Travma) travma hastalarında karın ve toraksı ultrasonografi (USG) ile değerlendirmeye yarayan bir yöntemdir. Çalışmamızda künt toraks travması ile acil servise başvuran ve bilgisayarlı tomografi çekilen hastalarda NEXUS Toraks BT kriterlerini temel alınarak CA-FAST değerlendirmenin tanısal değerliliğinin saptanması amaçlandı. Çalışmamız 668 hastanın dâhil edildiği prospektif bir çalışmadır. En sık başvuru sebebi %46,4 ile motorlu taşıt kazalarıydı. Toraks BT görüntülemede en sık kaburga kırıkları (%14,7) ve sırasıyla vertebra kırıkları (%3,7), pnömotoraks (%2,7), akciğer kontüzyonu (%1,2), hemotoraks (%0,7) tespit edildi. CA-FAST değerlendirmede patolojik bulgu saptanan hastalarda kan basıncı ve oksijen satürasyonu düşük, nabız yüksekti. Toraks yaralanmaları için CA-FAST'in duyarlılığı %48,39 özgüllüğü %99,69 ve NPD %97,54 olarak bulundu. CA-FAST'in pnömotoraks için duyarlılığı %55,56 özgüllüğü %99,85 ve NPD %98,78; hemotoraks için duyarlılığı %75,0 özgüllüğü %99,70 ve NPD %99,85; akciğer kontüzyonu için duyarlılığı %25,0 özgüllüğü %100 ve NPD %99,1 olarak hesaplandı. CA-FAST değerlendirmede saptanan patolojik bulgu oranı servise yatışı yapılanlarda %3,4, yoğun bakım ünitesine yatışı yapılan ya da eksitus olan hastalarda ise %31,7 olarak saptandı. CA-FAST değerlendirmenin toraks travmalarında hastaneye yatış gerekliliğini öngörmede yararlı olabileceği sonucuna varıldı. CA-FAST değerlendirmenin, pnömotoraks, hemotoraks ve akciğer kontüzyonunu saptamada duyarlılığı düşük saptandı. Bu nedenle klinisyen toraks BT görüntüleme kararını verirken CA-FAST sonuçlarına ek olarak hastanın klinik durumunu da göz önünde bulundurmalıdır.

Acil servis-hastaneAcil tıpGöğüs yaralanmaları+5
Halil Ölmez
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste kardiyopulmoner resüsitasyonda perfüzyon indeksinin değeri

Perfüzyon indeksi (PI) kritik hasta monitörizasyonunda kardiyak debiyi ve doku perfüzyonunu göstermede etkin olarak kullanılan bir parametredir. Çalışmamızda End Tidal Karbondioksit (EtCO2) ile PI değerleri arasındaki ilişkinin kardiyopulmoner resüsitasyondaki yeri ve sağkalımı öngörmedeki etkinliğinin araştırılması planlanmıştır. Prospektif ve gözlemsel olarak planlanan bu çalışmaya Kasım 2018 ile Nisan 2019 arasında Hacettepe Üniversitesi Acil Servis'e hastane dışından getirilen ve hastane içinde tedavisi devam ederken arrest olan erişkin kardiyopulmoner arrest hastaları alınmıştır. Çalışmaya 100 hasta dahil edildi. Utstein parametreleri kullanılarak veriler elde edildi. Ek olarak başlangıç, beşinci, onuncu, onbeşinci, yirminci, yirmibeşinci, otuzuncu, otuzbeşinci, kırkıncı ve kardiyopulmoner resüsitasyon (KPR) sonu EtCO2 ve PI değerleriyle birlikte bir aylık sağkalım ve serebral performans skala skoru analiz edildi. Hastaların cinsiyeti, komorbidite varlığı, etiyolojisi, geliş ritmi, tanık durumu, hastane öncesi KPR veya defibrilasyon uygulanmasının PI değerini etkilemediği görüldü (p=0,803), (p=0,764), (p=0,69), (p=0,244), (p=0,769). Mortaliteyi ve nörolojik sonlanımı öngörmede cut-off değeri belirlenememiştir. Spontan dolaşıma geri dönüş (SDGD) sağlanan hastalar incelendiğinde PI değerleri bir aylık sağkalımı öngörmede yetersiz olduğu bulunmuştur (p=0,15). Hemoglobin, SDGD sonrası ortalama arter basınçları ile PI değeri arasında da ilişki yoktur (p=1). Kardiyopulmoner resüsitasyonda PI'nın prognoz ve sağkalımı öngörmede etkin olmadığı görülmüştür (p=0.270). Kardiyopulmoner arrest hastalarında PI'nın prognostik değeri ile ilgili yeterli çalışma yoktur, bu konuyla ilgili geniş çapta çalışmalara ihtiyaç vardır.

Acil servis-hastaneAcil tıpKarbonmonoksit+3
Baki Doğan
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek enerjili travma hastalarında tüm vücut bilgisayarlı tomografi ve selektif bilgisayarlı tomografi protokollerinin retrospektif karşılaştırılması

Yüksek enerjili travma hastalarında TVBT (Total Vücut Bilgisayarlı Tomografi) veya SBT (Selektif Bilgisayarlı Tomografi) görüntüleme endikasyonları konusunda fikir birliği yoktur. Bu çalışmanın amacı travma mekanizması nedeni ile yüksek enerjili travma kriterlerine sahip, TVBT görüntüleme istenen künt travmalı hastalarda, SBT görüntüleme yapılması durumunda tanı koyulamayan patolojileri ve bu patolojilerin prognoza etkisini, her iki görüntüleme yöntemi arasındaki maliyet, radyasyon dozu ve kontrast madde maruziyet farkını tespit etmektir. Öykü, fizik muayene ve E-FAST sonuçlarına göre retrospektif olarak tekrar değerlendirildiğinde ve travma mekanizması dikkate alınmadığında; 543 hastanın sadece %5,2 sinde TVBT gerekliliği tespit edildi. SBT istenen 515 hastanın ise sadece 36'sında 42 patoloji tanınamadı. Tanınamayan patolojilerin tedavisinde 14 hastaya tıbbı malzemelerin uygulandığı, yaralanmaların hiçbirinde cerrahi gereklilik olmadığı tespit edildi. Yaşı 65'den büyük, antikoagülan-antiagregan ilaç kullanan ve GKS skoru 14 olan hastalarda SBT görüntüleme yapılması durumunda daha fazla patoloji atlandığı saptandı. TVBT görüntülemesi yapılan hastaların yaklaşık 3 kat daha fazla iyonize radyasyona maruz kaldıkları, görüntüleme maliyetinin 9 kat, kontrast madde kullanımının da 2 kattan daha fazla arttığı bulundu. Vittel ya da REACT-2 kriterlerinden en az bir kriterin olduğu hastalar ile bu kriterlerden hiçbirinin olmadığı hastalar arasında, tanı konulamayan patolojileri saptamak açısından bir fark saptanmadı. Sonuç olarak; şiddetli yaralanması olmayıp, bilinci açık, öykü ve fizik muayenesi güvenilir, sadece travma mekanizması nedeniyle yüksek enerjili olan künt travmalı hastalarda SBT, klinik olarak önemli az sayıda patolojinin tanınamamasına neden olur ancak çok sayıda hastaya gereksiz kontrast verilmesini önler, iyonize radyasyon maruziyetini azaltır.

Fizik muayeneRetrospektif çalışmalarTomografi-x ışınlı-bilgisayarlı+1
Özgür Bayar
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste entübe hastalarda ekstübasyon öncesinde diyafram kalınlığı ve hareketlerinin sonografik olarak değerlendirilmesinin ekstübasyon başarısına etkisi

Akut solunum yetmezliği, acil serviste en sık karşılaşılan durumlardan biridir. Bu hastalarda entübasyon oranları %60'lara ulaşmaktadır. Yoğun bakım ünitelerindeki hastaların yaklaşık %40'ı mekanik ventilatöre bağlı olarak takip edilmektedir ve bu hastaların %20-25'inde mekanik ventilatörden ayırma aşamasında zorluklar ile karşılaşılmaktadır. Bu çalışmanın amacı acil serviste ekstübasyon planlanan hastalarda, ultrasonografi ile diyafram kalınlığının ve hareketlerinin değerlendirilmesinin ekstübasyon başarısı ile ilişkisini araştırmaktır. Hastalara ekstübasyondan 0-6 saat önce yatakbaşı sonografik değerlendirme yapıldı. Diyafram kalınlığı, diyaframın inspiryum ve ekspiryum sonundaki kalınlıkları, diyafram gezintisi (Diaphragm Excursion-DE), diyafram kalınlaşma fraksiyonu (Diaphragm Thickening Fraction- DTF) ve diyafram kalınlaşma indeksi (Diaphragm Thickening Index-DTI) ölçüldü. Çalışmaya 23 hasta dahil edildi. Çalışmaya alınan 23 hastanın 18'inde (%78,3) ekstübasyon süreci başarılı sonuçlanırken, 5'inde (%21,7) başarısız sonuçlandı. Ekstübasyon süreci başarısız olan hastalarda diyafram daha kalın (3,5 mm'e karşı 3,3 mm) ölçüldü. DİSK, DE, DTF ve DTI değerleri ekstübasyon sürecinin başarılı olduğu hastalarda daha yüksek (DİSK: 4,12 mm'ye 3,45 mm; DE: 1,41 cm'ye 0,61 cm; DTF: %43'e %12; DTI: %35'e %10), DESK değeri ise başarısız olan hastalarda daha yüksek (3,08 mm'ye 2,76 mm) saptandı fakat bu farklar istatistiksel olarak anlamlı değildi. Ekstübasyon başarısını öngörmede USG ile diyafram kalınlığı, DİSK, DESK ve DE ve DTF değerlerinin etkiliğinin ortaya konabilmesi için daha fazla hasta sayısı ile yapılacak prospektif çalışmalara ihtiyaç olduğu kanaatine varıldı.

Acil servis-hastaneDiyaframEkstübasyon+2
Dilek Sarıoğlu
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste hipertansiyonu olan hastalarda optik sinir kılıf çapı ölçümü

Kafa içi basıncı değerlendirmek için kullanılan yöntemlerden biri optik sinir kılıf çapının (OSKÇ) değerlendirilmesidir. Bu çalışma ile acil servise hipertansif kriz ile başvuran hastaların erken dönemde tanı alıp ilgili tedavi yönteminin uygulanması ve hastalığa bağlı morbidite ve mortalitenin azaltılması hedeflenmiştir. Çalışmamızda; acil servisimize hipertansif kriz olarak başvuran hastalarda ultrasonografi ile ölçülen OSKÇ'nin hastanın kan basıncı ile korelasyonunun, artmış OSKÇ'yi gösteren kan basıncı eşik değerinin ve OSKÇ'nin taburculuğu öngörmedeki değerinin araştırılması planladı. Hacettepe Üniversitesi Acil Servis'e başvuran ve hipertansif acil ön tanısı olan 112 hasta çalışmaya alındı. Hastaların başvuru ve hedef kan basıncına ulaştıktan 1 saat sonraki kan basıncı ve OSKÇ ölçümleri yapıldı. Çalışmamıza göre hipertansif öncelikli durum tanısı alan hastaların OSKÇ değerleri ile sistolik kan basıncı arasında pozitif bir korelasyon saptandı ve OSKÇ düzeylerindeki değişimin %21'inin sistolik kan basıncı ile beraber olduğu tespit edildi. Yapılan analizlerin sonucunda artmış OSKÇ'yi göstermede en yüksek sensitivite ve spesifiteye sahip sistolik kan basıncı eşik değerinin 192 mmHg olduğu bulundu. Bu bulgu acil servise başvuran hastalardan sistolik kan basıncı ≥192 mmHg olan hastalarda kafa içi basınç artışı açısından dikkatli olunması gerektiğini düşündürmektedir. Çalışmamızın sonuçlarına göre hastane yatışını göstermede en yüksek sensitivite ve spesifite değerinin OSKÇ eşik değeri 5,6 mm alındığında ulaşıldığı görülmüştür. Hipertansif kriz ile başvuran hastalarda OSKÇ ölçümü; hipertansif acili öngörmede, kafa içi basınç artışını belirlemede ve hastanın yatış ihtiyacını değerlendirmede klinik bir yardımcı olarak kullanılabilir.

Acil servis-hastaneAcil tıpHipertansiyon+3
Faruk Danış
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin acil servisine 2019 ve 2020 yıllarında dispne şikayeti ile başvuran hastaların verilerinin karşılaştırmalı analizi

AKSAN A, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Acil Servise Dispne Şikayeti İle Başvuran Hastaların Verilerinin Yıllara Göre Karşılaştırmalı Analizi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Uzmanlık Tezi, 2021. Nefes darlığı (dispne) niteliksel olarak yoğunluğu kişiden kişiye değişen, subjektif bir solunum güçlüğü ile karakterize bir durum veya deneyim olarak ifade edilir. Dispne acil servis başvurularının önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Dispne birçok farklı hastalık ve patojene bağlı olarak ortaya çıkabilir. Tek merkezli retrospektif gözlemsel bir çalışma olarak dizayn edilen bu çalışma Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi erişkin acil servisinde yapılmıştır. Ocak-Nisan 2019 ve Ocak-Nisan 2020 tarihlerinde acil servise dispne şikayeti ile başvuran hastaların verileri analiz edilmiştir. Hastalar vital bulguları, hastane kalış süreleri, komorbiditeleri ve sonlanımları açısından incelenmiştir. 2019 ile 2020 yılının benzer dönemleri bu özellikler açısından karşılaştırılmıştır. Çalışmaya dahil edilen 1159 hastanın 590'ı (%50,9) erkek, 569'u (%49,1) kadın idi. 2019 yılı için yaş ortancası 68 yıl (min – maks:18-98 yıl) iken 2020 yılı için 60 yıl (min – maks:19-98 yıl) bulundu. Vital parametreleri açısından karşılaştırılan hasta gruplarında 2019 yılında değerlendirilen hastaların vücut ısılarının ve solunum sayılarının 2020 yılına göre daha yüksek olduğu tespit edildi. 2019 yılında başvuran hastalarda KOAH, KKY, KAH, hipertansiyon ve akciğer dışı malignitesi oranlarının 2020 yılında başvuranlara göre daha yüksek olduğu saptandı. Hastalar aldıkları tanılar açısından değerlendirildiğinde 2019 yılında KOAH, bakteriyel pnömoni ve konjestif kalp yetmezliği tanılarının anlamlı olarak daha çok konulduğu görüldü Hastalar acil serviste kalış süreleri ve hastane yatış süreleri açısından karşılaştırıldı. 2019 yılında ortanca kalış süreleri sırasıyla 12 saat ve 13 gün iken 2020 yılında 7 saat ve 14 gün olarak bulundu. Acil serviste kalış süresi 2020 yılında 2019 yılına göre daha kısa olmakla birlikte hastane yatış süresi açısından herhangi bir farklılık tespit edilmedi. Mevcut bulgular çerçevesinde 2019 ve 2020 yılları arasındaki farklılıkların temel sebebinin Covid 19 salgını olabileceği düşünülmektedir. 2020 yılında başvuran hastaların yaş ortancaları ve komorbid hastalık sayıları daha düşük saptandı. 2020 yılında başvuran hasta grubunda vital bulgular 2019 yılına göre daha normal seviyelerde idi. 2019 ile 2020 yılları arasında viral pnömoni tanısı alan hastalar arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark tespit edilmedi (2019: %15, 2020: %18,8). Fakat 2020 yılında viral pnömoni nedeniyle mortaliye oranının arttığı saptandı (2019: %10,6ve 2020: %35,9). Sonuçta COVID-19 pandemisine bağlı olarak 2020 yılında acil servise dispne yakınması ile başvuran hasta grubunda demografik ve komorbid hastalık özelliklerinde farklılıkların saptanmasına neden olduğu görülmektedir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAkciğer hastalıkları+5
Ahmet Aksan
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise baş ağrısı yakınması ile başvuran beyin tomografisi tetkiki yapılan hastaların prospektif olarak değerlendirilmesi

KARALAR G, Acil Servise Baş Ağrısı Yakınmasıyla Başvuran Beyin Tomografisi Tetkiki Yapılan Hastaların Prospektif Olarak Değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Acil Uzmanlık Tezi, Ankara, 2021. Baş ağrısı nedeniyle acil servislere başvuran hastalar önemli bir sağlık sorunu teşkil etmektedir. Travmatik olmayan baş ağrıları acil servislerde tüm başvuruların %2'si olarak karşımıza çıkmaktadır, bazı kaynaklara göre ise bu oran %4 gibi yüksek orana ulaşmaktadır. Yapılan çalışmalarda acil servislere başvuran baş ağrılarına %14 oranında görüntüleme yapıldığı, %5,5 oranında patolojik tanı aldığı gösterilmiştir. Çalışmamıza; acil servise baş ağrısı ile gelen travması olmayan, bilinen intrakraniyal patolojisi olmayan (tümör, arteriyo-venöz malformasyon, geçirilmiş kraniyal hemoraji, serebrovasküler olay, kranial cerrahi vb.), Glaskow Koma Skalası (GKS) 15 olan, nörolojik defisiti olmayan ama Beyin Bilgisayarlı Tomografi (BBT) tetkiki yapılan 386 hasta dâhil edildi. Hastaların % 58,3'ü (n=225) kadın, % 41,7'si erkekti (n=161). Hastaların ortalama yaşı 49,42 (±15,803) idi. Hastaların vital bulguları incelendiğinde ortanca sistolik kan basıncı 150 mmHg, ortanca diyastolik kan basıncı 87 mmHg olup ortanca nabız değeri 84 atım/dakika, ortanca solunum sayısı 16, ortanca ağrı skalası 8 idi. Hastaların baş ağrısı şikâyetine %21,5 oranında bulantı, %12,7 oranında kusma şikâyeti eşlik ediyordu. Bulantısı olan hastaların %39,8'inde kusma şikâyeti de vardı ve bulantısı olan hastaların %13,3'ü antikoagülan ilaç kullanmaktaydı. Bu oranlar hastaların diğer şikâyetleri ve kullandığı diğer ilaçlarla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlıydı. (p<0,05) BBT raporlarına göre tanılar incelendiğinde hastaların %74,1'inde patoloji bulunmadı, %17,4'ünde patoloji görüldü ancak acil değildi, %3,1 hasta öncelikli acil durum bulunup, hastaların %5,4'ünde acil durum görüldü. Çalışmamızda baş ağrısına bulantı, kusma, baş dönmesi şikâyetlerinin eşlik ettiği hastalara yapılan BT görüntülemede acil girişim veya hospitalizasyon gerektiren baş ağrısı tanıları raporlanmıştır. Baş ağrısı şikâyetiyle acil servise başvuran nörolojik muayenesi normal, GKS 15 olan, baş ağrısı için akut, subakut uyarıcı olan SNNOOP10 kriterlerini karşılamayan ama bulantı ve kusması da olan hastaların değerlendirmeleri dikkatli ve detaylı yapılmalı, klinisyen görüntüleme yöntemlerine başvurmayı düşünebilmelidir.

Görkem Karalar
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste kronik obstrüktif akciğer hastalığı tanılı hastaların yönetiminde prokalsitoninin kullanımı

KOAH alevlenme hastalarının ilk başvuru yeri olan acil servislerde bu hastalara sıklıkla antibiyotik başlanmaktadır. Ancak bu enfeksiyonların üçte biri ila üçte ikisi virüslerden kaynaklanmakta olup, antibiyoterapi gerektirmemektedir. Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri Erişkin Acil Servisine 01.11.2015-01.11.2018 tarihleri arasında KOAH alevlenmesi nedeniyle başvuran hastaların yönetiminde, antibiyotik tedavi başlama, değiştirme ve sonlandırma kararında prokalsitonin kullanımının yararlılığı ve prokalsitonin düzeyinin hasta yatış süresi ve mortaliteyi öngörmedeki etkisinin araştırılması planlandı. Çalışmaya alınan 284 hastanın %89,8'ine (n=255) hastanede kalış sürecinde en az bir antibiyotik başlandığı saptandı. Bu hastaların %57'sine (n=145) antibiyoterapinin prokalsitonin sonucundan önce başlandığı görüldü. Prokalsitonin değerinin klinisyenin antibiyoterapi kararını etkileme durumunu incelemek için hastalar prokalsitonin düzeyine göre 3 grubu ayrıldı. Prokalsitonin düzeyi 0,1ng/ml'nin altında olanlar birinci grubu, 0,1-0,5ng/ml arasında olanlar ikinci grubu, 0,5ng/ml'nin üzerinde olanlar ise üçüncü grubu oluşturdu. Birinci grupta (n=65) sadece bir hastanın antibiyotik tedavisinin kesildiği görüldü. Bu grupta prokalsitonin sonrası antibiyoterapisi değiştirilen hasta oranı %53,8'di (n=35). İkinci gruptaki 128 kişinin %50,8'inin (n=65) antibiyoterapisinin değiştirildiği görüldü. Üçüncü gruptaki 62 kişinin %46,8'inin (n=29) antibiyoterapisinin değiştirildiği saptandı. Antibiyoterapinin kesilmesi, devamı ya da değiştirilmesi hususunda verilen kararlarda, gruplar arası istatistiki olarak anlamlı bir fark görülmedi (p=0,710). Prokalsitonin düzeyi ile hastanede toplam kalış süresi arasında zayıf bir korelasyon saptandı. (r=0,152; p=0,010) Prokalsitoninin hastane içi mortalite için prognostik değeri incelendiğinde ROC eğrisi altında kalan alanın 0,648 olduğu ve 0,54ng/ml eşik değerinde mortaliteyi %52 sensitivite ve %80 spesifite ile öngörebildiği belirlendi. Sonuç olarak, prokalsitoninin acil serviste antibiyoterapi kararında klinisyenler tarafından kullanılmadığı, klinisyenlerin hastanın kliniğini daha önemli bir parametre olarak gördüğü ve prokalsitoninin hastane içi mortalite ile yatış süresini öngörmede zayıf bir parametre olduğu saptanmıştır.

Acil servis-hastaneAcil tıpAkciğer hastalıkları-obstrüktif+2
Yunus Emre Dündar
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise kalp yetmezliği bulguları ile gelen hastaların tanı ve tedavisinde düzeltilmiş karotis akım zamanı ve vena kava indeksin etkinliği

Amaç: Kalp yetmezliği(KY) ile acil servise başvuran hastaların volüm durumunun ve tedavi yanıtlarının değerlendirilmesinde İnferior vena kava kolapsibilite indeksinin (İVKKİ) ve düzeltilmiş karotis akım zamanının (FTc) karşılaştırılmasıdır. Burada elde edilecek veriler daha kolay uygulanabilen yeni bir yöntemin KY hastalarının tanı ve takip sürecinde de kullanılmasını sağlayabilir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma prospektif, gözlemsel, analitik çalışma olarak tasarlandı. Çalışma için Ege Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulundan alınan izin ile Eylül 2018 – Şubat 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi, Acil Servis Kliniğine Dekompanze KY ön tanısı ile başvuran 125 hasta çalışmaya alınmıştır. Hastalara ait yaş, cinsiyet, acil servise başvuru şikayetleri, eşlik eden komorbid hastalıklar, kullandığı kardiyak ilaçlar, vitalller kaydedildikten sonra acil servis hekimi tarafından fizik muayeneleri (ral,PTÖ,JVD) ve yatak başı ultrasonografi (USG) ile inferior vena kava (İVK) çapları, İVKKİ, karotis akımı, akciğer ve kardiyak değerlendirmeleri yapıldı. Sonrasında hastaların acil servis tanı, tetkik ve tedavi sürecine müdahale edilmedi. Acil serviste tedavisi sonuçlanan hastalarda USG ile İVK çapları, İVKKİ ve karotis akımları tekrar değerlendirildi ve kaydedildi. Kaydedilen veriler doğrultusunda istatistiksel analizler yapıldı. Bulgular: Kalp yetmezliği hastalarında Ejeksiyon fraksiyonlarına (EF) göre gruplandırılarak düzeltilmiş karotis akım zamanı ile arasındaki ilişkiler incelendi. EF değeri 40 altında olan grup ile 40-50 arsında ki grup arasında istatistiksel bir ilişki varken(p=0,01) diğer gruplar arasında bir ilişki görülmedi. KY hastalarında hem İVKKİ hem de İVK çaplarının sağ ve sol EF ile arasında ilişki olduğu görüldü. Hastalar EF'ye göre gruplandığında %40 altında kalan grup ile üstündeki grup arasında belirgin fark vardı. İVKKİ %40 üstündeki grupta daha etkin olarak değişti. İVKKİ'ndeki değişim ile FTc'deki değişim(%) karşılaştırıldığında aralarında negatif yönde bir ilişki görüldü. Fakat bu istatistiksel olarak anlamlı değildi. (Rho=-0,027) Sonuç: Acil servise başvuran KY hastalarının tanı ve takip sürecinde yatak başı USG etkilidir. İVKKİ kalp yetmezliği hastalarının tanı ve tedavi süreçlerinde kullanılabilir. İVKKİ EF değeri 40 üstündeki hastalar için daha kullanışlı bir yöntemdir. FTc ise KY hastaların tanı ve tedavi sürecinde çoklu etkileşim sebebiyle kullanımı uygun değildir.

Acil servis-hastaneAcil tıpKalp yetmezliği+4
Mehmet Efe
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Künt gövde travması nedeniyle acil servise başvurmuş pediatrik hastalarda odaklanmış travma ultrasonografisinin (OTU) hasta yönetimine etkisinin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Künt gövde travması sık görülen bir yaralanmadır. Toraks ve batın içi yaralanmaları pediatrik morbidite ve mortaliteye sebep olduğundan çoğu merkezde odaklanmış travma ultrasonu(OTU) kullanımı bilgisayarlı tomografi (BT)'nin önceliğinin yerini almıştır. Acil servislerde travma hastalarına yaklaşımda OTU görüntüleme açısından ilk sırada uygulanabilir. Hastanın travma mekanizması göz önünde bulundurularak klinik şüphe halinde BT ileri tetkik için ikinci yaklaşım olmalıdır. OTU ile BT'nin birlikte kullanımı batın içi yaralanma şüphesi olan hastalarda tanı olasılığını arttırır. Fakat düşük ya da orta risk varsa ve OTU bu sonuçları destekliyorsa BT ile sonuç doğrulanmalıdır. Bu çalışmada; tanı amaçlı uygulanmış olan ve hızlı ve radyasyon riski az olan OTU'nun batın içi patolojiyi saptamada ve BT ihtiyacını belirlemedeki etkinliğini araştırmaktır.

Acil servis-hastaneAcil tıpRadyografi+5
Özlem İnci
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste girişimsel sedasyon ve analjezi uygulanan hastalarda sedasyon derinliğini ölçmede eeg monitörizasyonu ('noninvasiv yükseltilebilir parametreli hemodinamik monitörizasyon platformu' tm) patient state ındex (psı) ile ramsey sedasyon skalasının uyumluluğunun değerlendirilmesi

Acil Serviste Girişimsel Sedasyon Ve Analjezi Uygulanan Hastalarda Sedasyon Derinliğini Ölçmede EEG Monitörizasyonu (Noninvasiv Yükseltilebilir Parametreli Hemodinamik Monitörizasyon PlatformuTM) Patient State Index (PSI) İle Ramsey Sedasyon Skalasının Uyumluluğunun Değerlendirilmesi. Giriş ve Amaç: Acil servislerde ağrılı işlemler oldukça sık uygulanmaktadır. Bu işlemlerin daha konforlu ve ağrısız yapılabilmesi için sıklıkla Girişimsel sedasyon ve analjezi (GSA) uygulanmaktadır. GSA uygulanan hastalarda sedasyon derinliği, oluşabilecek komplikasyonları önlemek ve erken müdahale etmek için takip edilmelidir. Sedasyon derinliği klinik skalaların yanı sıra 'Patient State Index (PSI)' gibi dijital EEG monitörizasyonu ile de yapılabilmektedir. Çalışmamızda birincil sonlanım noktası olarak acil serviste ekstremite kırık veya çıkığı nedeniyle GSA uygulanan hastalarda sedasyon derinliğini takip etmede EEG monitörizasyonu (Patient State Index) ile 'Ramsey Sedasyon Skalası'nın uyumluluğunu, ikincil sonlanım noktası olarak da gelişebilecek komplikasyonları erken tanımada kullanılabilirliğini belirlemeyi amaçladık. Ayrıca acil serviste kullanımı için uygun olup olmadığının değerlendirilmesi de amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne Ağustos 2016- Kasım 2017 tarihleri arası başvuran hastalardan ekstremite kırık ve çıkık nedeniyle GSA uygulanan 100 vaka prospektif, analitik çalışmamıza dahil edilmiştir. Olguların sosyo-demografik verileri, GSA öncesi, Bazal (girişim başlama anı) ve sonrasında 5, 10, 15, 30. dakikalardaki vital bulguları, GKS, EtCO2.PSI ve RSS değerleri kayıt edildi. PSI ve RSS değerlerinin uyumluluğu değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 96 hastanın yaş ortalaması 52,09±15,9, kadın/erkek 1 idi. En düşük ortalama PSI ölçümleri bazal (87,4±3,9) ve 1.dakikada (74,1±8,7) gelişti. Sonrasında 5-10-15.dk'larda (60,4±8,3- 56,4±7,1-70,6±10,1) ve 30.dk'da (84,3±3,8) olarak ölçüldü. Olguların bazal,10.dk. ve 30.dk 'da PSI ve RSS bakıldığında aralarında anlamlı bir korelasyon saptanamamıştır (Bazal, 10. ve 30. dk.; r: 0,051, r: 0,126 ve r: 0,026). 1.dk, 5.dk. ve 15.dk'da PSI ve RSS değerleri arasında zayıf derecede negatif korelasyon saptanmıştır. (1., 5. ve 15. dk. sırasıyla; r-0,259, r-0,252 ve r-0,390 – p<0,05). Olguların süreye göre ETCO2ve SATO2 arasındaki ilişkisi; Bazal, 1. dk., 5. dk., 10. dk., 15. dk. ve 30. dg'larda ETCO2ve SATO2 arasında korelasyon istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur. Sedasyon başlangıcında zayıf düzeyde korelasyon istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (r =-0,269, p = 0,008). Olguların Süreye Göre ETCO2ve PSI Arasındaki İlişki; Bazal, 1. dk., 5. dk., 10. dk. ve 30. dakikalarda ETCO2ve SATO2 arasında zayıf ilişki istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur. 15. dakikalarda istatistiksel olarak anlamlı zayıf korelasyon bulunmuştur (r=-0,207, p=0,043). Çalışma da toplam 15 (%15,6) hastada komplikasyon gelişti. En sık gelişen komplikasyon; 10 hastada (%10,5) gelişen kurtarıcı manevra ihtiyacı olmuştur. Komplikasyon görülme zamanları değerlendirildiğinde komplikasyonların 5. dk. da ve 10. dk.'da geliştiği görülmüşken, 1-15-30.dk'larda ise hiç komplikasyon gelişmediği gözlendi. Komplikasyon gelişen 15 hastanın 14'ünde (%93,3) komplikasyon öncesine göre komplikasyon geliştiği anda PSI değerinde düşüş görülmüştür. Komplikasyon gelişen ve gelişmeyen hastaların PSI ortalamaları arasında fark bulunmamıştır. PSI değerlerinin RSS 3-5 aralığı için, 75 – 55 aralığında kümelendiği saptanmıştır. Sonuç: Acil serviste GSA yapılan hastalarda RSS ve Patient State Index (PSI) monitörizasyonu arasında 1.5. ve 15. dakikalarda zayıf derecede korelasyon saptanmıştır. PSI komplikasyon gelişmesi için anlamlı bir değişiklik ortaya koyamamıştır. PSI'nin acil serviste bilinçli sedasyon monitörizasyonunda kullanımı bu çalışmanın verilerine göre ile klinisyene yardımcı olamamaktadır, bu kullanımın etkin olabilmesi için PSI eşik değerlerinin saptanacağı daha büyük ölçekli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Ramsey Sedasyon Skalası, Patient State Index (PSI), girişimsel sedasyon analjezi, acil servis, serebral monitörizasyon

Acil servis-hastaneAcil tıpAnaljezi+4
Battal Yıldırım
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ayak bileği grafisi çekme endikasyonunu belirlemede ottowa kuralları ile ayak bileği ultrasonunun karşılaştırılması

Ayak Bileği Grafisi Çekme Endikasyonunu Belirlemede Ottowa Kuralları ile Ayak Bileği Ultrasonunun Karşılaştırılması Amaç: Ayak bileği travmaları acil servis başvurularının büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır. Acil servise başvuran ayak bileği travmalarının %15 inde fraktür saptanmaktadır; yani bütün ayak bileği travmalarının X-ray görüntüleme gerekliliği yoktur. X-Ray endikasyonu belirlemede yaygın olarak kullanılan OAK'ın yüksek duyarlılık ve düşük özgüllüğe sahip olması nedeniyle başka yöntemler gündeme gelmektedir. USG noninvaziv, taşınabilir, ucuz ve zararsız olması nedeni ile birçok çalışmada kemik yapılar için tanısal bir araç olarak görülmüştür. Çalışmamızda, temelde OAK ve USG'nin fraktür öngördürmede birbirlerine üstünlükleri, yanı sıra USG'nin ayak bileği kırıkları için tanısal değerinin araştırılması amaçlanmıştır. Materyal-Metod: Çalışmada Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisine Eylül 2017 -Mart 2018 tarihleri arasında ayak bileği travması ile başvuran hastalar arasından 18 yaş üstü, cinsiyet ayrımı olmaksızın seçilen 285 hasta incelendi. Hastaların acil tıp asistan hekimi tarafından yapılan ilk muayenesinde OAK sorgulandı. Gönüllü Onam formunu imzalayan hastaların hepsine ayak bileği USG incelemesi yapıldı. Hastaların USG değerlendirmeleri, 2 yıl üstü kıdemde, çalışma öncesinde otör uygulayıcı ile iyi ve çok iyi uyum sağlayan 5 kişilik acil tıp asistan ekibi tarafından yapıldı. İncelemeler 10 sırasında Sonosite-Fujifilm portable ultrason 6-13M hz lineer prob kullanıldı. Yine tüm hastalara OAK ve USG sonuçlarından bağımsız X-Ray görüntülemesi yapıldı. Sonuçlarından habersiz acil servis ortopedi konsültan hekimi, hastaları değerlendirip kesin tanıyı belirledi. Veriler olgu rapor formuna kaydedilerek uygun istatistiksel yöntemlerle karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamızda ayak bileği travması ile başvuran ve çalışma kriterlerini karşılayan 285 hastaya OAK, USG ve X-Ray ile yapılan değerlendirmeler sonucunda elde edilen verilere göre OAK'ın negatif prediktif değeri yüksek olmasına rağmen pozitif prediktif değeri oldukça düşük bulundu (sırasıyla %100; %27,9). Çalışmaya katılan hastalara, 5 farklı uygulayıcı tarafından yapılan ayak bileği USG sonuçlarına göre fraktür tespitinde PPD %94,0, NPD %94,5 bulundu. USG, fraktür tespitinde özgüllüğü açısından OAK'a üstün bulundu (p= 0,036). Tüm hastalara uygulanan X-Ray'in ayak bileği kırıklarının tespitinde duyarlılığı %96,0, özgüllüğü %97,6 bulundu. X-Ray, USG ile kıyas edildiğinde, USG 'nin özgüllüğünün daha yüksek ve duyarlılığının daha düşük olduğu bulundu (sırasıyla %84,0; %98,1, %96,0; %97,6). USG ile X-Ray 'in fraktür tespitindeki kappa değeri ise 0,850 bulundu. Çalışmaya katılan hastalarda yaş ve cinsiyet açısından USG'nin tanı koyduruculuğu kıyaslandığında istatistiksel olarak farklılık bulunmadı. 11 Çalışmamızda X-Ray'in tanı koyamadığı ligament hasarları da değerlendirilmiş olup, literatürle uyumlu olarak %12,4 oranında ATFL hasarı tespit edildi. USG'nin ligament hasarı tanısı koymada özgüllüğü %97,6 bulundu. Sonuç: OAK, ayak bileği travmalarında görüntüleme öncesinde uygulanabilecek, duyarlılığı yüksek bir incelemedir. Gereksiz grafi çekimlerinin önüne geçmek için USG ile OAK'ın özgüllüğü artırılabilir. Tek başına USG, bu noktada OAK'a üstündür. Noninvaziv, taşınabilir ve radyasyon barındırmayan bir işlem olması nedeni ile USG, tekrarlayan görüntülemeye imkan sağlar ve atlanan fraktürlerin tespitinde kullanılabilir. USG ile fraktür tanısı için kadın-erkek, yaş açısından fark yoktur. Ayak bileği USG bakısı, grafi çekilemeyen hastaların fraktür tanı ve tedavisinde güvenle kullanılabilir. USG ile ayak bileğinin yumuşak doku ve ligament yaralanmalarını tespit etmek mümkündür; fakat özellikle ligament hasarı tespitinde güvenliği için yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.

Yasemin Delice
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste ST yükselmesiz myokard infarktüsü (NSTEMI) ve anstabil anjina pektoris (AAP) hastalarının tanısında kardiyogonyometrinin tanısal değerinin araştırılması

GİRİŞ: Dünya üzerinde en sık ölüm nedenlerinden biri olduğu bilinen iskemik kalp hastalıklarına, acil tıp hekimlerinin sıklıkla ilk karşılaşan hekim grubu olması; onların bu konudaki deneyimlerini arttırmış durumdadır. Ülkemizde hastane başvurularının %40'tan fazlasını kabul eden acil servislerde yaşamı tehdit eden akut koroner sendrom tanısını hızlı ve doğru bir şekilde koymak hayati önem arz etmektedir. AMAÇ: Acil serviste ST yükselmesiz miyokard enfarktüsü (NSTEMI) ve anstabil anjina pektoris hastalarının tanısında kardiyogonyometrinin tanısal değerinin incelenmesi. YÖNTEM: Çalışmamız Ege Üniversitesi Etik Kurulu onayı ve T.C. İlaç ve Tıbbi Cihaz kurumundan onay alındıktan sonra Kasım 2016- Nisan 2018 tarihleri arasında yapıldı. Toplam üç merkezde (Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı, Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı) acil servise göğüs ağrısı ve eşleniği şikayetler ile başvuran ve sonuçta AAP veya NSTEMI tanısı almış ve koroner anjiyografi için yatış yapılmış 341 hasta alındı. Tüm hastalardan bilgilendirilmiş gönüllü olur onam formu alınarak CGM uygulandı. Hastaların acil serviste yapılan diğer tanı ve tedavi süreçlerine müdehale edilmedi. İlk başvuruda STEMI tanısı alması, solunum durması, kalp durması, ciddi bilinç değişikliği, ventriküler fibrilasyon, ventriküler taşikardi saptanması, anstabil taşikardi, anstabil bradikardi, hastanın düz yatırılamayacağı kadar ciddi kalp yetmezliği ve akciğer ödemi olması, kardiyojenik şok, önemli kardiyak ektopik atımların varlığı, kalp pili (pacemaker) varlığı, taşikardi (150 atım/dak.,demet dal bloğu ve/veya atrial fibrilasyon), CGM yapılamayan hastalar (hareketsiz veya soluksuz kalamayacaklar), koroner anjiyografi yapılmayan veya yapılamayan hastalar, çalışmaya katılmak istemeyen ve onamı alınamayan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Yapılan koroner anjiyografilerin CGM sonucuna kör bir kardiyoloji hekimi tarafından yorumlanması sağlandı. Akut koroner sendrom tanısında altın standart olan koroner anjiyografi sonuçları ile CGM ve diğer tanısal testlerin sonuçları karşılaştırılarak tanısal etkinlik araştırıldı. BULGULAR: Çalışma boyunca acil servise göğüs ağrısı ve eşleniği yakınma ile başvuran 6205 hastanın, 5356 kadarı dışlama kriterlerini karşıladığı için ve geriye kalan hastalardan çeşitli sebepler ile (hasta reddi, yaş komorbidite sebebi ile medikal izlem kararı alınan veya koroner anjiyografi sonucuna ulaşılamayan) koroner anjiyografi yapılmayan hastalar çalışma dışı bırakıldıktan sonra, geriye kalan 341 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 59,5±12,5'di. Hastaların %69,5'i (n=237) 65 yaş altındaydı. NSTEMI tanısı alan hastalar istatistiksel anlamlı olarak daha ileri yaşlardaydı (p<0,001). 65 yaş üstü hastalarda koroner anjiyografi sonucunda %50'nin üzerinde darlık tespit edilen hasta sayısı istatistiksel anlamlı olarak daha fazlaydı (p<0,001). Çalışmaya alınan hastaların %67,4'ü (n=230) erkek, %32,6'sı (n=111) kadındı. Erkek hastaların 65 yaş altındaki hastaların %73'ünü oluşturduğu ve bu nedenle 65 yaş altındaki NONSTE-AKS tanılarının istatistiksel anlamlı olarak erkek cinsiyette daha fazla bulunduğu tespit edildi (p=0,001). Koroner anjiyografi sonuçları cinsiyete göre değerlendirildiğinde erkek hastaların %77,8'inde (n=179) koroner anjiyografi sonucunda %50'inin üzerinde darlık tespit edildiği ve bu nedenle erkek cinsiyette koroner anjiyografide anlamlı kritik darlığın istatistiksel anlamlı olarak daha fazla olduğu tespit edildi (p=0,001). Çalışmaya alınan hastalarda en sık görülen başvuru şikayeti %88,3 (n=284) ile göğüs ağrısıydı. Hastaların %80,9'u (n=276) en az bir komorbid hastalığa sahipti. En sık komorbid hastalıklar sırasıyla hipertansiyon, eski koroner hastalığı ve diyabetes mellitus idi ve herbirinin varlığında koroner anjiyografide %50'nin üzerinde darlık bulunan hasta sayısı istatistiksel anlamlı olarak daha fazlaydı (sırasıyla p=0,015, p=0,004 ve p<0,001). Hastaların %34,9'unda (n=119) AAP, %65,1'inde (n=222) NSTEMI saptandı. Acil serviste NSTEMI tanısı alan hastalarda koroner anjiyografide %50'nin üzerinde darlık tespit edilme oranı AAP'ye göre istatistiksel anlamlı olarak daha fazlaydı (p<0,001). Hastaların acil serviste kalış süreleri 1 saat ile 31 saat ile değişmekteydi. AAP tanısı alan hastaların acil serviste ortalama kalış süresi 5,7±2,9 saat iken NSTEMI tanısı alan hastaların ortalama kalış süresi 7,4±4,9 saatti. NSTEMI tanısı alan hastaların acil serviste kalış süreleri AAP'ye göre istatistiksel anlamlı olarak daha uzundu (p=0,004). Bu sonuçlar ile tanısal testlerin gold standart olan koroner anjiyografiye göre koroner damarlarda %50'nin üzerinde darlık olan hastaları ayırmadaki sensitivitesi, spesifisitesi, pozitif prediktif değeri, negatif prediktif değeri ve tanısal doğruluk oranları karşılaştırıldı. Çalışmaya alınan hastalarda CGM'nin akut koroner sendrom tanısında altın standart olarak kabul edilen koroner anjiyografi ile karşılaştırılması sonucunda, CGM'nin sensitivitesinin % 93,5 olduğu saptandı. CGM'nin sensitivitesi negatif troponin ile karakterize AAP tanılı hasta grubunda %92,4, NSTEMİ hasta grubunda %98,8'di. CGM'nin sensitivitesi ayırıcı tanıda kullandığımız EKG ve birinci troponin değerlerinden tüm alt gruplarda yüksek olarak saptanmıştır (tüm hastalarda EKG %57,9, seri EKG %59,1, birinci troponin %73,6 ve seri troponin bakılma endikasyonu konulan hastalarda %86,9). CGM'nin spesifitesi ise tüm NSTE-AKS'lerde %39,6 olarak bulunmuştur. CGM'nin pozitif prediktif değeri %80,2 iken, NSTEMI hasta grubunda %92,3 olarak tespit edilmiş ve pozitif troponin testi ile karakterize NSTEMI hasta grubunda izole birinci troponin testinin pozitif prediktif değerinin (%89,6) olarak tespit edilmiştir. CGM'nin negatif prediktif değeri tüm NSTE-AKS'lerde %69,8 olup, AAP hasta grubunda %85,7, NSTEMI hasta grubunda %52 olarak bulunmuştur. Kardiyogonyometri akut koroner sendromda kullanılan diğer tanısal testler ile birlikte kullanıldığında tanısal doğruluğu artırmaktadır. EKG'de iskemik bulgu olan hastalarda CGM pozitifliği, gold standart koroner anjiyografiye göre anlamlı kritik darlık olan hastalarda %97,3'tür. Bu oran yalnızca EKG'de iskemi için spesifik özellik olan hastalarda %57,9'dur. Birinci troponin negatif olan hastalarda CGM negatif olan hastaların %87,1'inde koroner anjiyografi sonucunda %50'nin altında darlık tespit edilmiştir. Bu oran yalnızca birinci troponin negatif olan hastalarda %50'dir. EKG'de iskemi için spesifik özellik olan ve birinci troponin pozitif olan hastalarda CGM'nin tanısal doğruluğu %88,2 iken, yalnızca EKG ve birinci troponin birlikte kullanıldığında bu oran %72,2'dir.Çalışmaya alınan hastalarda rutinde kullandığımız klinik ölçütler ile erken invaziv girişim kararı verdiğimiz hastaların %72,4'ünde (n=247) koroner anjiyografi sonucunda %50'nin üzerinde darlık tespit edilmiş iken, yalnızca CGM pozitif olan hastaların %80,2'sinde (n=231) koroner anjiyografi sonucunda %50'nin üzerinde darlık tespit edilmiştir. SONUÇ: Kardiyogonyometri yüksek sensitivitesi sebebi ile göğüs ağrısı ve eşleniği şikayetler ile acil servise başvuran hastalarda NSTE-AKS tanısı için tarama testi olarak kullanılabileceği, CGM negatif olan hastaların %30,2 sinde (n=16) koroner anjiyografi sonucunda %50'nin üzerinde darlık tespit edildiğinden, CGM'nin NSTE-AKS'lerde düşük spesifisitesi nedeniyle kesin tanı koydurucu test olarak kullanılamayacağı düşünülmüştür. AAP hasta grubunda mevcut klinik ölçütlerle tanı koyup koroner anjiyografiye yönlendirdiğimiz hastaların (n=119) %44,5'inde (n=53) koroner anjiyografi sonucunda %50'nin altında darlık tespit edildiğinden AAP hasta grubunda yüksek negatif prediktif değeri sebebiyle hastaları taburculuk algoritmleri içerisine dahil edilebilir. CGM diğer tanısal testler ile birlikte kullanıldığında testlerin sensitivitesini ve tanısal doğruluğunu artırmaktadır. ANAHTAR KELİMELER : Kardiyogonyometri, ST elevasyonsuz miyokard enfarktüsü, Anstabil anjina pektoris, EKG, CGM

Merve Akın
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servis asistanlarının iş doyumunun ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Acil Servis Asistanlarının İş Doyumunun Ve Yaşam Kalitesinin Değerlendirilmesi Çalışmamızda, Türkiye'de acil tıp uzmanlık eğitimi almakta olan acil tıp asistanlarının iş doyumu ve yaşam kalitesi düzeylerini belirlemek, iş doyumu ve yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin araştırılması amaçlanmıştır. Bu araştırma kesitsel, tanımlayıcı ve analitik türde bir araştırmadır. Çalışma evreni, Ocak 2018 ve Haziran 2018 tarihleri arasında, Türkiye'de 29 adet Üniversite Acil Tıp Anabilimdalı ve 12 adet Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği olmak üzere toplam 41 Acil Tıp kliniğinde uzmanlık eğitimi alan toplam 912 kişiden, oluşmaktadır. Çalışmanın örneklemini ise araştırmaya katılmayı kabul eden, 708 acil tıp asistanı oluşturmuştur. Kapsayıcılık % 69 (708/1031) olarak hesaplanmıştır. Veri toplama formunun ilk bölümünde çalışanların sosyodemografik özellikleri, çalışma hayatına yönelik sorular yer alırken, ikinci bölümde İş Doyum Ölçeği, üçüncü bölümde ise Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi-Kısa Form'dan (WHOQOL-BREF) yer almaktadır. Veri toplama formları ve çalışmayı kabul ettiklerini belirten onam formları, ulaşılabilen Üniversite ve Eğitim Araştırma Hastanelerinin Acil Servislerinde çalışan Acil Servis Asistanlarına posta(kargo) yoluyla ulaştırılmıştır. Anket formu, Mandıracıoğlu ve ark.ı tarafından geliştirilen 5'li Likert sistemine göre düzenlenmiş 47 soru ve 9 alt faktörden oluşan İş Doyum Ölçeği anketi ve 5'li Likert sistemine göre düzenlenmiş, ikisi genel sorular olmak üzere 4 alan ( 26 soru ) ve 1 ulusal alandan (1 soru ) oluşan WHOQOL-BREF Türkçe versiyonu ile araştırmacı tarafından literatür bilgileri doğrultusunda hazırlanan sosyo-demografik, iş yaşamına ait ve özel yaşama ait sorular olmak üzere toplam 105 sorudan oluşmuştur. Veriler elektronik ortamda veri tabanına aktarılmış ve istatistik analiz uygulanmıştır. Ölçeklerde elde edilen puanlar değerlendirilirken, ortalamalar arası farkın anlamlılığı, Mann-Whitney U testi ve Tek Yönlü Kruskal-Wallis Varyans Analizi; Students' t test ve Varyans analizi (ANOVA) ve oranlar arası farkın anlamlılığı değerlendirilirken Kikare testi uygulanmıştır. Sürekli değişkenler arasındaki ilişkiyi saptamak için Korelasyon analizi (Pearson). İleri analizde Lineer Regresyon (Stepwise) uygulanmıştır. Tüm analizlerde güven Aralığı %95 kabul edilmiş olup, p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamıza katılan acil tıp asistanlarının yaş ortalamaları 29,4 ± 3,5 (min:24, max:48) , %64,8 (n=459)'i erkek, %52,3 (n=370)'ü evli ve %68,6 (n=486)'sı üniversite hastanesinde çalışan, %35,5 (n=251)'nin asistan olarak çalışma yılının 12 aydan daha az olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan tüm asistanların İş Doyum Ölçeğinin alt faktörlerinden ve WHOQOL-BREF Ölçeğinin alt alanlarından aldıkları ortalama puanları ile; cinsiyet, gece vardiyasında bakılan hasta sayısı, gelir algısı, teorik eğitimden memnuniyet, bireysel olarak acil servis eğitimine katkı amaçlı çalışma, öğretim görevlisi danışman varlığı, hobi varlığı, alkol kullanımı, antidepresan-anksiyolitik ilaç kullanımı, acil tıp asistanı olmaktan memnuniyet ve şiddete maruz kalma ve şiddetten etkilenme durumları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. İş doyumu ile yaşam kalitesi arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak acil servislerde nitelikli bir biçimde hasta bakımının sağlanabilmesi, bu hizmeti sunan ATA'ların iş doyumunun ve yaşam kalitesi ile yakından ilişkilidir. Hekim başına düşen hasta sayısının azaltılması, acil servislerde çalışan danışman uzman sayısının artırılması, sosyal etkinliklere ayrılan zamanın arttırılması, hobilere zaman ayırmak, bireysel olarak acil servis ile ilgili çalışmalara zaman ayırmak, şiddet olaylarını engelleyecek önlemlerin alınması, gelir düzeylerinde iyileşmenin sağlanması, uzmanlık eğitimlerinin yeterliliği iş doyumunu ve yaşam kalitesini olumlu etkileyen faktörlerin başında gelmektedir. İş doyumu ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkileri irdeyebilmek amacıyla daha geniş ve acil servis hekimlerine uygun yeni ölçeklerin geliştirildiği çalışmalara gereksinim vardır. Anahtar sözcükler: Acil Tıp Uzmanlık Öğrencisi; İş Doyumu; Yaşam Kalitesi; WHOQOL-BREF

Özlem Vural
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel temas tipi yanıklarda acil uygulanan tedavi yöntemlerinin yara iyileşmesi üzerine etkilerinin momordica charantia (kudret narı)topikal tedavisi ile karşılaştırılması

AMAÇ: Yanık yaralarında çeşitli topikal ajanlar kullanlılmaktadır.Gümüş sülfadiazin (GSD) uygulama kolaylığı ve göreceli olarak toksisitesinin az olmasından dolayı dünyada en fazla tercih edilen topikal ajandır.[1-3]. Ancak tedavide etkin ve ortak bir yöntem olarak belirlenmiş bir ajan veya uygulama yöntemi görülmemektedir. Momordica Charantia (kudret narı), halk arasında pek çok rahatsızlığın tedavisinde uzun yıllardır kullanılmaktadır [4-10]. Yanık tedavisinde de etkili olabileceğini düşündürecek pek çok özelliği mevcuttur . Yapılan literatür taramasında yanık hastalarında veya deneysel yanık modellerinde Momordica Charantia etkileri üzerine klinik ve deneysel çalışmaların az olduğu dikkat çekmektedir. Acil uygulanan tedavi yöntemlerinden olan yanığa topikal gümüş sülfadiazin (GSD) uygulamasını, topikal Momordica Charantia tedavisi ile kıyaslayan bir çalışmaya da rastlamadık. Bu nedenle uzun zamandır yanık ve yara iyileşmesi üzerine etkili olduğu düşünülen Momordica Charantia'nın deneysel temas tipi yanıklarda yara iyileşmesi üzerine etkili olup olmadığının belirlenmesi ve etkilerinin acil uygulanan tedavi yöntemlerinden topikal GSD uygulaması ile karşılaştırılması amaçlandı. YÖNTEM: Çalışmada Ege Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Deney Hayvanları Yetiştirme Merkezi'nden temin edilen, seksüel olgunluğa erişmiş, ağırlıkları 200-220 gram arasında değişen, sadece dişi eşeyden, 35 adet sağlıklı Spruge Dawley cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar beş gruba ayrıldı. İntraperitoneal ksilazin ve ketamin anestezisi sonrası bütün deneklerin sol torakodorsalinde iki, sağ torakodorsalinde bir olmak üzere toplamda üç adet, aralarında sağlam cilt dokusu bırakacak şekilde 1x1 cm'lik kare alanlar traşlanarak kıllardan arındırıldı. Yanık modeli oluşturmak amacıyla tasarlanan cihazın sabit 100°C sıcaklıkta tutulan, 1x1 cm'lik kare şeklindeki bakır ucu traşlanan alanlara 10 saniye boyunca ekstra basınç uygulanmadan temas ettirilerek yanık oluşturuldu. Daha sonra gruplarda planlanan işlemler her bir gruba ayrı ayrı sırası ile gerçekleştirildi. Grup I'e (kontrol grubu) herhangi bir işlem veya tedavi uygulanmadı. Grup II'ye (yanık kontrol grubu) yanık uygulaması sonrası sadece 100 cc serum fizyolojik (SF) ile iki dakika irrigasyon sağlanıp ilaçsız pansuman ile kapatıldı. Grup III'e (GSD grubu) yanık oluşturulması sonrası topikal GSD tedavisi altı saat ara ile toplamda dört kez (0, 6, 12 ve 18. saatlerde) uygulandı. Grup IV'e (kudret narı grubu) yanık oluşturulması sonrası momordica charantia 'dan yapılan jel altı saat ara ile toplamda dört kez uygulandı. Grup V'e (jel grubu) ise yanıktan sonra altı saat ara ile toplamda dört kez plasebo jel uygulandı. Sıçanlarda yanık oluşturulan üç bölgeden 4, 8 ve 24. saatlerde tam kat deri biyopsileri alınarak ışık mikroskobu altında, hematoksilen eozin (H&E) boyama ile histolojik olarak incelendi. Elde edilen veriler SPSS (Statistical Package For Social Sciences) 15.0 programında oluşturulan veri tabanına girildi ve istatistiksel analizler aynı program ile yapıldı. BULGULAR: Ödem miktarının değerlendirilmesinde grupların birbirleri arasında yapılan karşılaştırmalar sonucunda; kudret narı-gümüş sülfadiazin ve kudret narı-jel grubu ile karşılaştırmalarında 4. saatte anlamlı fark (p<0.05) saptanırken, 8. ve 24. saatte istatistiksel olarak anlamlı fark (p>0.05) gözlenmedi. Kontrol grubunun tüm gruplarla karşılaştırmalarında istatistiksel olarak anlamlı fark (p<0.05) ödem miktarı açısından saptanırken, yalnızca kudret narı ile 24. saatte anlamlı fark (p>0.05) oluşmadığı saptandı. Gümüş sülfadiazin-jel karşılaştırmasında da 8.ve 24. saatte istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p<0.05). PMNL infiltrasyonu açısından bakıldığında kudret narı grubu dışındaki diğer tüm gruplarda PMNL infiltrasyounun ilk 8 saat içerisinde artarak devam ettiği gözlemlendi. yine kudret narı dışındaki gruplarda enyüksek PMNL değeri 8. saatte izlenirken, kudret narı grubunda en yoğun PMNL hakimiyeti 4. ve 8. satte görüldü ve 24. saatte istatistiksel olarak anlamlı azalma görüldü. Grupların birbirleriyle karşılaştırılmasında; gümüş sulfadiazine-jel, kudret narı-gümüş sülfadiazin, kudret narı-jel karşılaştırımalarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Kollojen diskolarizasyonu yanık kontrol ve jel grubunda 4. saatte en yüksek değerlerdeyken 8. saatte azalarak en düşük değerine 24. saatte ulaştı. Gümüş sülfadiazin grubunda 4. ve 8. saatte anlamlı değişiklik yokken 24. saatte bir miktar azalma gözlemlendi. Kudret narı grubunda ise diğer 3 gruba kıyasla diskolarizasyondaki azalma 4. saatte belirgindi; 8. ve 24 saatlerde ise diskolarizasyon azalmasında progresyon gözlendi. Grupların kendi arasında karşılaştırılmasında; gümüş sülfadiazin-kudret narı, gümüş sülfadiazin-jel ve kudret narı-jel gruplarının 4. ve 8. saatlerinde anlamlı değerler elde edilirken (p<0.05), 24. saatte istatistiksel olarak anlamlı değer elde edilemedi (p>0.05). Damar hasarı kudret narı grubunda en fazla 4. saatte gözlenirken, 8, ve 24. saatte progresif azalma gözlemlendi. Gümüş sülfadiazin grubunda en yüksek değerler 8. saatte, en düşük değerler ise 24. saatte gözlemlendi. Yapılan ikili karşılaştırmalarda istatistiksel olarak gümüş sülfadiazin-kudret narı arasında anlamlı fark elde edildi (p<0.05). Kıl kökü hasarı ile ilgili tüm gruplarda en yüksek değerler 4. saatte gözlemlenirken 8. ve 24. saatte kıl kökü hasarının azaldığı görüldü. Ayrıca kudret narı grubunda iyileşmenin diğer gruplara kıyasla daha hızlı ve iyi olduğu görüldü. Gümüş sülfadiazin-kudret narı karşılaştırmasında 8. ve 24. saatte anlamlı değerler (p<0.05) bulunurken 4. saatte istatistiksel olarak anlamlı değer elde edilemedi (p>0.05). Glandula sebasea hasarı değerlendirmesinde kontrol grubu dışındaki grupların birbirleri arasında yapılan karşılaştırmalar sonucunda sadece kudret narı'nın glandula sebasea hasarını azaltıcı ve iyileştirici etkisi olduğu göze çarpmaktadır. Epidermis kalınlığı ikili karşılaştırmalar sonrası 4. , 8. ve 24. saatlerde; kudret narı-yanık ve jel-yanık değerleri anlamlı fark göstermiştir (p<0.05). Gümüş sülfadiazin-kudret narı karşılaştırılması sonrası 4., 8. ve 24. saatlerde kudret narı yönünde anlamlı fark (p<0.05) göstermiştir. Jel-kudret narı karşılaştırması sonrası 4. ,8. ve 24. saatlerde anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). Jel-gümüş sülfadiazin karşılaştırması sonrası 24. saatte anlamlı farklılık gösterirken (p<0.05), 4. ve 8. saatlerde anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0.05). Epidermis kalınlığı grupların kendi süreçleri içinde değerlendirildiğinde yanık, gümüş sülfadiazin, kudret narı ve jel grubunda anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). Dejenere kıl kökü sayısı analizi için yapılan ikili karşılaştırmalar sonrası kudret narı tedavisi alan grup 4. , 8. ve 24. saatlerde, diğer tüm gruplarla karşılaştırıldığında anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). Gümüş sülfadiazin-jel grubu karşılaştırmasında anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0.05). Gümüş sülfadiazin-yanık karşılaştırmasında 8. saatte anlamlı farklılık gösterirken (p<0.05), 4. ve 24. saatlerde anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0.05). Dejenere kıl kökü sayıları kendi grupları içinde karşılaştırmalarında; kudret narı grupları anlamlı farklılık (p<0.05) gösterirken, kudret narı dışındaki gruplarda anlamlı değer elde edilememiştir (p>0.05). Damar sayısı ikili karşılaştırmaları sonrası 4. saat, 8.saat ve 24. saatlerde; kontrol ve yanık grupları tüm karşılaştırmalarda 4., 8. ve 24. saatlerde anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). Kudret narı-gümüş sülfadiazin 8. saatte karşılaştırıldığında anlamlı farklılık (p>0.05) göstermezken, kudret narı'nın diğer tüm gruplarla karşılaştırmalarında anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). Gümüş sülfadiazin-jel karşılaştırmasında 4., 8. ve 24. saatlerde anlamlı farklılık göstermiştir. Damar sayıları grupların kendi süreçleri içinde değerlendirilmiş ve tüm gruplar için anlamlı farklılık gösterilmemiştir (p>0.05). Toplam kıl kökü sayısı ikili karşılaştırmaları sonrası 4., 8, ve 24. saatlerde; yanık-gümüş sülfadiazin ve jel-gümüş sülfadiazin gruplarının karşılaştırılmasında anlamlı farklılık (p>0.05) gösterilmemiştir. Kudret narı-gümüş sülfadiazin, kudret narı-yanık ve kudret narı-jel arasında 8. saatte anlamlı farklılık (p<0.05) gösterirken, 4. ve 24. saatlerde anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0.05). Toplam kıl kökü sayısı gruplarının kendi süreçleri içinde; kudret narı tedavisi alan gruplar için anlamlı farklılık (p<0.05) gösterirken, diğer gruplar için anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0.05). SONUÇ: Yapılan bu tez çalışmasında akut temas tipi yanıklarda uygulanan topikal Momordica Charantia (kudret narı) tedavisinin PMNL infiltrasyonunu, kollojen diskolarizasyonunu, damar hasarını, kıl kökü hasarını ve glandula sebasea hasarını azalttığı, damar sayısının ve epidermis kalınlığının korunmasında da etkili olduğu görüldü. Topikal GSD tedavisinin ise yanlızca kollojen diskolarizasyonunu azaltığı, epidermis kalınlığı ve damar sayısını korumada etkili olduğu görüldü.

Acil servis-hastaneAcil tıpGümüş sülfadiazin+5
Fatih Tepe
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut iskemik inme ve geçici iskemik atak tanısında ve hastalıkların şiddetinde kan hemogram parametrelerinin önemi

Akut İskemik İnme Ve Geçici İskemik Atak Tanısında Ve Hastalıkların Şiddetinde Kan Hemogram Parametrelerinin Önemi Akut iskemik inmede hastalıkların tanı ve şiddetinin değerlendirilmesinde bir çok biyobelirteç araştırılmış ve araştırılmaya da devam edilmektedir. Geçici İskemik Atakla ilgili ise az sayıda çalışma vardır. Bu çalışma İskemik İnme ve Geçici İskemik Atak kliniği ile acil servise başvuran hastalarda kan hemogram parametrelerinin; hastalığın şiddeti, mortalitesi ve görüntüleme bulgularıyla olan ilişkisini incelemek amacıyla tasarlanmıştır. Prospektif olarak çalışmaya 261 iskemik inme ve 120 geçici iskemik atak hastası olmak üzere 381 hasta alınmıştır. SVO hastalarında; GKS Skoru düşük olanlarda RDW değerleri (p=0,001), NLR değerleri daha yüksek saptandı (p=0,043). NIHSS Skoru yüksek olanlarda RDW değerleri daha yüksek saptandı (p=0,008). İlk başvuruda Modifiye Rankin Skoru arttıkça RDW değerlerininde arttığı (p< 0,0001) saptandı. Aynı zamanda 1 ay sonraki Modifiye Rankin Skoru arttıkça RDW değerlerinin de arttığı (p<0,0001) saptandı. SVO ve GİA hastalarında; NIHSS Skoru yükseldikçe NLR ortalamasının (p=0,001), RDW ortalamasının (p=0,038) ve beyaz küre ortalamasının arttığı (p=0,006) saptandı. İlk başvuruda Modifiye Rankin Skoru arttıkça NLR ortalamalarının (p< 0,0001), RDW ortalamalarının arttığı (p=0,001) saptandı. Aynı zamanda 1 ay sonraki Modifiye Rankin Skorları arttıkça NLR ortalamalarının (p<0,0001), RDW ortalamalarının arttığı (p<0,0001) saptandı. BT' de enfarkt büyüklüğü arttıkça NLR değerlerinin de arttığı (p= 0,001) saptandı. Ayrıca beyaz küre ortalamalarının (p=0,050), NLR ortalamalarının (p= 0,010), MPV ortalamalarının da arttığı (p=0,032) saptandı. Boyun damar görüntülenmesinde % 50 üzeri darlık olan hastalarda NLR düzeyleri daha yüksek saptandı (p=0,020). İleri darlık olan hastalarda NLR ortalamalarıda daha yüksek saptandı (p= 0,045). 30 günlük mortaliteye bakıldığında; RDW düzeyleri yüksek olanlarda (p=0,001), NLR düzeyleri yüksek olanlarda (p<0,0001), MPV değerleri yüksek olanlarda daha fazla (p=0,043) mortaliteye sahip oldukları saptandı. Ortalamalara bakıldığında ölen hastalarda; hemoglobin değerleri (p<0,001), hematokrit değerleri düşük (p=0,003), beyaz küre sayıları (p=0,018), NLR değerleri daha yüksek (p<0,001), eritrosit sayıları daha düşük (p=0,023), RDW değerleri (p<0,001), troponin değerleri daha yüksek (p<0,001) saptandı. MPV, RDW, NLR gibi kolay elde edilebilen hemogram parametrelerinin inme ve GİA hastalarının prognozu hakkında öngörüsel değerler olarak acil servis pratiğinde gelecekte daha fazla kullanılabilir.

Beyin iskemisiGlasgow koma ölçeğiKan testleri+4
Ömür Aşık
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Perfüzyon indeksi ve pletismografik değişkenlik indeksi ölçütlerinin volüm değişikliğini öngörme yeteneklerinin değerlendirilmesi

AMAÇ: Bu çalışmada, spontan soluyan hastalarda perfüzyon indeksi ve pletismografik değişkenlik indeksinin hacim artışı ve eksilmesini öngörme yeteneklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM: Prospektif kesitsel analitik nitelikteki çalışmamızda hastalar iki grup halinde değerlendirildi. Hacim artışı grubunda Ege Üniversitesi Acil Servise başvuran ve acil tıp hekiminin kararı ile rutin tedavileri gereği 1000 cc serum fizyolojik intravenöz bolus verilmesi planlanan 18 yaşından büyük hastalar; hacim eksilmesi grubunda ise Ege Üniversitesi Kan Merkezine eritrosit süspansiyonu bağışı için başvuran 18 yaş üstü gönüllüler değerlendirildi ve her iki grupta da gönüllü onam formunu imzalayanlar çalışmaya alındı. Her iki grupta işlem öncesi ve işlem sonrası vital parametreler, şok indeksleri, ultrasonografi ile hesaplanan kardiyak output, inferior vena cava indeksi, perfüzyon indeksi ve pletismografik değişkenlik indeksi olgu rapor formuna kaydedildi. BULGULAR: Hacim artışı grubunda 101 çalışmaya alındı ve 2 hasta arter basıncı değerlerinin stabil olmaması ve madde etkisinde olmaları nedeniyle çalışmadan çıkarıldı. Hacim ekşimesi grubunda 104 hasta çalışmaya alındı. Hacim artışı grubundaki hastaların yaş ortalaması 34±15 saptandı. %38,4'ü kadın, %61,6'sı erkekti. Hacim artışı grubunda işlem öncesi ve işlem sonrası nabız (81,4±12,9 atım/dk ve 77,5±11,2 atım/dk; p<0,001), şok indeksi (0,680 ± 0,127 ve 0,657 ± 0,125; p=0,024), kardiyak output (5,3 ± 1,3 L/dk ve 5,7 ± 1,5 L/dk; p = 0,001) ve PI (%9,2 ± 6,9 ve %6,7 ± 5,2; p = 0,003) ortalamaları arasında anlamlı fark vardı. Hacim eksilmesi grubunda ise yaş ortalaması 32±8 saptandı. %4,8 erkek, %95,2 kadındı. Hacim eksilmesi grubunda işlem öncesi ortalama arter basıncı (94,6±8,6 mmHg ve 88,6±10,7 mmHg; p<0,001), şok indeksi (0,598 ± 0,092 ve 0,629 ± 0,106; p < 0,001), kardiyak output (5,1±1,2 L/dk ve 4,5±1,1 L/dk; p<0,001) ve PVI (%20,8±8,2 ve %26,1±11,7; p <0,001) ortalamaları arasında anlamlı fark saptandı. Hacim artışı grubunda PI, PVI ve diğer parametrelerin değişimi arasında anlamlı korelasyon saptanmazken; hacim eksilmesi grubunda PI değişimi ile kardiyak output arasında orta dereceli anlamlı korelasyon saptanmıştır (r=0,370; p<0,01). Hacim eksilmesi grubunda PVI değişimi ile şok indeksi değişimi arasında orta dereceli anlamlı korelasyon bulunmuştur (r=0,306; p<0,01). TARTIŞMA: Hacim artışı grubunda, PI, işlem öncesinde ve sonrasında istatistiksel olarak anlamlı şekilde azalmıştır fakat PI ve PVI değişimi ile diğer parametrelerin değişimi arasında anlamlı korelasyon saptanamamıştır. Hacim eksilmesi grubunda, PVI işlem öncesi ve işlem sonrası istatistiksel olarak anlamlı şekilde artmıştır. Bu grupta, PI ile kardiyak output değişimleri arasında ve PVI ile şok indeksi değişimleri arasında orta dereceli anlamlı korelasyon bulunmuştur. Her iki gruptaki bireylerde, işlemle birlikte değişimin yönü değişken olduğundan PVI, spontan soluyan yetişkinlerde gruplarda hacim durumundaki değişimi gösterebilmekle beraber bireylerde kullanımı kısıtlıdır. Anahtar Kelimeler: Perfüzyon İndeksi, Pletismografik Değişkenlik İndeksi, Sıvı Yanıtlılığı, Kardiyak Output, IVC İndeksi

Ekokardiyografi-dopplerKan donörleri
Elif Dilek Çakal
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Santral juguler venöz katater uygulamalarında ultrasonografik ileri iğne teknolojilerinin etkinliği

Giriş Acil servisler çok sayıda kritik hastanın bakıldığı birimlerdir. Hasta bakım sürecinde tanı ve tedaviyle ilgili anlık kritik kararlar acil servis hekim ve hastaları için önem arz etmektedir. Bu tanı ve tedavi süreçlerinde ultrasonografi hekimlerin sık başvurduğu görüntüleme yöntemlerinden biridir. Ultrasonografinin taşınabilirliği, dinamik kullanımı, pratik uygulanması ve hastaya radyasyon maruziyeti olmaması gibi özellikleri tanı ve tedavi sürecinde ultrasonografiyi ön plana çıkarmaktadır. Ultrasonografi komplikasyonları azaltması ve başarı oranlarını yükseltmesi nedeniyle girişimsel işlem uygulamalarında literatürde önerilen bir görüntüleme yöntemi haline gelmiştir. Yeni geliştirilen ileri iğne teknolojili ultrasonografilerin işlem süresini ve komplikasyonları azaltacağı, başarı oranlarını yükselteceği düşünülmektedir. Ancak bu yöntemler ile yapılmış çalışmalar çok az sayıdadır ve model üstünde yapılmış çalışmalardır. Bizim çalışmamız yeni ileri iğne teknolojili ultrasonografilerin işlem süresi, komplikasyon ve başarı oranlarının standart 2-Boyutlu( B ) ultrasonografiye göre üstünlüğünü araştırmayı hedeflemiştir. Yöntem Çalışmaya Ege Üniversitesi Hastanesi Acil Servis'ine Kasım 2016-Mayıs 2017 tarihleri arasında başvuran hastalardan santral venöz yol ihtiyacı olanlar dahil edilmiştir. Hasta ve/ veya yakınının onamı alınan olgulardan 64 hastaya standart 2-B ultrasonografi cihazı, 36 hastaya Axotrack ultrasonografi cihazı, 32 hastaya ileri iğne teknolojili ultrasonografi cihazı ile internal jugüler katater takılmıştır. Hastaların olgu numarası, bilinen hastalıkları, kullandıkları ilaçları, boy-kilo değerleri, vital bulguları kaydedilmiştir. Kateter uygulayan hekim hastanın boynunun kateter yerleştirmek için uygunluğunu zor veya kolay olarak değerlendirmiştir. Kateter uygulama sürecinde başarı ve komplikasyon durumu, girişim sayısı, işlem süresi olgu rapor formuna yazılmış ve hekimin süreçle ilgili memnuniyeti belirlenmiştir. Elde edilen bu veriler uygun tekniklerle karşılaştırılmıştır. Bulgular Çalışmada 2-B usg, Axotrack usg ve ileri iğne usg tekniği uygulanan hastalar arasında yaş, vital, kan sulandırıcı kullanımı, zor-kolay boyun yorumu, boy ve vücut ağırlığı açısından anlamlı fark saptanmamaktadır. 2-B usg kullanılan hastaların %54.7'sine (35 kişi) 2 ve %28.1'ine (18 kişi) 1 ponksiyon yapılırken; Axotrack kullanılan hastaların %72.2'sine (26 kişi) 3 ve %22.2'sine (8 kişi) 4 ponksiyon yapılırken; ileri iğne usg kullanılan hastaların %59,4'üne (19 kişi) 2 ve %34.4'üne (11 kişi) 1 ponksiyon yapılmıştır. 2-B usg ile kateter takılan hastaların %23.4'ünde (15 kişi) ; Axotrack ile kateter takılan hastaların %22.2'sinde (8 kişi) ve ileri iğne usg ile işlem yapılan hastaların %9.4'ünde (3 kişi) hematom komplikasyonu gelişmiştir. 2-B usg ile kateter takılan hastaların %6.3'ünde (4 kişi) ; Axotrack usg ile kateter takılan hastaların %8.3'ünde (3 kişi) ve ileri iğne usg ile işlem yapılan hastaların %3.1'inde (1 kişi) arter ponksiyonu gelişmiştir. 2-B usg tekniği kullanılan hekimlerin %23.4'ü (5 kişi) 5 , %21.9'u (14 kişi) 6 ve %17.2'si (11 kişi) 4 memnuniyet puanı verirken, Axotrack usg tekniği kullananların %75.0'ı (27 kişi) 1, ve %19.4 (7 kişi) 2 puan verirken, ileri iğne usg tekniği kullanılan hekimlerden %31.3'ü (10 kişi) 7 , %28.1 'i (9 kişi) 8 ve %18.8 (6 kişi) 6 puan vermiştir. 2-B usg tekniği kullanılan hastaların %92.2'sinde (59 kişi) ; Axotrack usg tekniği kullanılan hastaların %5.6'sında (2 kişi), ileri iğne usg tekniği kullanılan hastaların %100'ünde (32 kişi) başarı vardır. Kullanılan tekniğe göre başarı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.001) . Sonuç Santral venöz kateter uygulamaları ultrasonografi eşliğinde yapılmalıdır. İleri iğne teknolojili ultrasonografiler ile komplikasyon ve işlem süresini düşürmek, başarı oranlarını yükseltmek hedeflenmektedirler. Çalışmada ileri iğne teknolojili ultrasonografi ile ilk giriş başarısı, uygulayıcı memnuniyeti, uygulama süresi ve başarı oranı olarak standart 2-B ultrasonografiden daha iyi sonuçlar elde edilmiştir ve her üç teknikte de komplikasyon oranları benzer sonuçlanmıştır. İleri iğne teknolojili ultrasonografilerle model üstünde yapılmış az sayıda çalışmalar vardır. Bu yeni teknolojilerle gerçek hasta çalışmaları yapılmalı ve tekniklerin geliştirilmesine devam edilmelidir. Geliştirilen yeni yöntemlerle komplikasyonların azaltılması, hasta ve hekim konforunun artırılması hedeflenmelidir.

Acil servis-hastaneAcil tıpKateterizasyon+2
Alper Şener
Ege University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servis hızlı bakı alanına gelen hastaların aciliyet durumlarının hasta ve hekim tarafından değerlendirirmesi ve acil servislerin uygunsuz kullanımı

Günümüzde acil servislere başvuru oranları her geçen gün artmakta ve acil servis kalabalığı dünya çapında bir sorun olmakla birlikte, birçok ülkede en büyük ulusal sağlık hizmeti krizlerinden biri olarak tanımlanmaktadır. Acil olmayan başvurular, birinci basamak sağlık hizmetlerinin etkin kullanılamayışı, acil serviste yatış bekleyen hastalar nedeniyle oluşan blokaj bu krizin nedenlerinden sadece bir kaçıdır. Literatürde Acil servis kalabalığına çözüm yaklaşımları nedenleri kadar geniş bir yelpazede yer bulmaktadır. Bu çözüm önerilerinden biri olan hızlı bakı uygulaması birçok çalışmada, hastaların hızlı şekilde tedavi edilmesi, bekleme süresinin ve acil servis kalabalığını azaltıcı bir çözüm önerisi olarak sunulmaktadır. Çalışmamız, bir üniversite hastanesinin acil servis hızlı bakı birimine başvuran hastaların, aciliyet uygunlukları, bu duruma etkisi olabilecek sosyo-demografik özellikleri ve elde edilen verilerle acil servis kalabalığına çözüm önerilerine katkıda bulunmak amacıyla, prospektif ve kesitsel olarak planlanmıştır. Çalışmamızda hızlı bakı birimine başvuran ve çalışmayı kabul eden 1281 hastanın %65,3'ü acil olmayan başvuru olarak saptanmıştır. Acil olmayan başvurularda kadınların, üniversite mezunu olanların, 17-34 yaş grubundaki hastaların, bekârların oranı daha yüksek çıkmıştır (p<0,05). Acil servisi tercih etme nedenleri arasında yakınlık ve güvenilir bulma ilk sırada yer almıştır. Acil olmayan başvurular en fazla 17-20 saatleri arasında yapılmıştır. Hasta ve hekimlerin aciliyet algıları arasında anlamlı düzeyde farklılık olduğu saptanmıştır. Hastaların acil servis kalabalığına getirdikleri çözüm önerileri arasında en büyük oran çalışan personel sayısının artırılması olmuştur. Acil servislere başvurularda aciliyeti değerlendirebilecek standart bir yöntem bulunmamaktadır. Bu nedenle başvuru taleplerinin acil servis kalabalığına neden olmayacak ivedilikle çözümlenmesi gerekmektedir. Çalışmamız sonucunda, acil servislerde hızlı bakı birimlerinin bu talepleri karşılayacak personel sayısı ve fiziki düzenlemesinin yapılması, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirlmesi, sevk 10 zincirinin oluşturulması, yatış bekleyen hastaların akışının sağlanması çözüm önerilerimiz arasında yer almıştır. ANAHTAR KELİMELER: acil servis, hızlı bakı birimi, acil servis kalabalığı

Acil servis-hastaneAcil tedaviAcil tıp+6
Mustafa Zeybeker
Ege University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise senkop ile başvuran COVİD-19 hastalarının risk faktörlerinin ve klinik özelliklerinin incelenmesi

Acil Servise Senkop ile Başvuran COVID-19 Hastalarının Risk Faktörlerinin ve Klinik Özelliklerinin İncelenmesi Pandeminin başlangıcından bu yana klinik deneyimler COVID-19 hastalığının senkop yapabileceğini göstermiştir. Senkopa yol açan mekanizmaları inceleyen az sayıda ve kısıtlı hasta ile yapılan çalışmalar mevcuttur. Diğer çalışmalardan daha fazla sayıda hasta ile yapılmış olan çalışmamız, COVID-19 pandemisi döneminde artan senkop sıklığının sebeplerini ve senkop gelişen hastalarda mortaliteye etki eden klinik durumları incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmamız 15.06.2020-15.08.2021 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi acil servisine başvuran COVID-19 tanısı olan 18 yaş ve üstü 700 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmamız tek merkezli, retrospektif, kesitsel, tanımlayıcı bir gözlem çalışmasıdır. Çalışma grubu olarak COVID-19 tanılı senkop yaşayan 55 hasta; kontrol grubu olarak COVID-19 tanılı senkop yaşamayan 60 hasta olmak üzere toplam 115 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışmamızda birincil sonlanım; senkop risk faktörlerinin belirlenmesi, ikincil sonlanım senkop yaşayan hastalarda mortaliteye etki eden faktörlerin belirlenmesi idi. Çalışmaya dahil edilen toplam 57 kadın, 58 erkek hastanın yaş ortalaması 64,7 olarak görülmüştür. COVID-19 hastalarında senkop insidansı %7,8 olarak ölçülmüş olup toplum ortalamasından anlamlı olarak yüksektir. COVID-19 hastalarında senkop için risk faktörleri düşük solunum sayısı, bulantı eşlik etmesi, potasyum ve C-reaktif protein (CRP) düşüklüğü, prokalsitonin yüksekliği olarak bulunmuştur. Pulmoner emboli eşlik etmesinin yanı sıra; solunum sayısı yüksekliği olan ve satürasyon düşüklüğü olan, hemoglobin ve hemotokrit düşüklüğü olan; lökosit, troponin-I, üre, kreatinin, CRP ve sedimentasyon yüksekliği olan, ek oksijen ihtiyacı olan, başvurusunda veya takibinde şok kliniği gelişen COVID-19 tanılı senkop hastalarında mortalite daha yüksek görülmüştür. Çalışmamızda COVID-19 hastalarında senkop sıklığı belirgin olarak artmış olarak görülmüş olup acil servise senkop ile başvuran COVID-19 tanılı asemptomatik hastaların erken teşhisi yayılımın önlenmesini sağlar. Anahtar Kelimeler: Acil servis, COVID-19, Koronavirüs, Mortalite, Senkop

Acil servis-hastaneAcil tıpCOVID 19+1
Halil Oktay Usluer
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 hastalarında sistemik inflamatuar yanıt indeksinin ve sistemik yanıt indeksinin prognostik önemi

COVİD-19, hastalarda asemptomatikten ölüme kadar geniş yelpazede etkilere sebep olmaktadır. Hastalığın prognozunu birçok şey etkileyebilir. Çalışmamız Sistemik inflamatuar indeksi (SII) ve Sistemik inflamatuar yanıt indeksinin (SIRI) hastalarda prognozu ve mortaliteyi saptama gücünü değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmaya 01.09.2020 - 31.08.2021 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi hastanesi acil servisine başvuran ve COVİD-19 polimeraz zincir reaksiyon testi pozitif hastalar dahil edildi. Hastaların verileri retrospektif olarak incelendi. Çalışmamıza 446 hasta dahil edildi. Çalışmamıza ciddi hastalığa sahip olguların oranı %55.6, ölüm oranı ise %30.5 saptandı. Yaş arttıkça ölümün arttığı tespit edildi (p<0.001). Ölen olgularda ve hastalığı ciddi geçirenlerde SII ve SIRI düzeylerinin daha yüksek olduğu tespit edildi (p değerleri p<0.001). SIRI parametresi yönünden; 1,648 üzerindeki değere sahip olguların COVİD-19 hastalığını ciddi geçirebileceği (p<0,0001, AUC=0,689), SIRI düzeyi 2,057 üzerindeki değere sahip olgularda da ölüm olabileceği (p<0,0001, AUC=0,640) tespit edildi. SII parametresi açısından değerlendirildiğinde; 867,834 üzerindeki değere sahip olguların ciddi olgular olabileceği (p<0,0001, AUC=0,744), SII düzeyi 1370,353 üzerindeki değere sahip olgularda da ölüm olabileceği (p<0,0001, AUC=0,682) tespit edildi. COVİD-19 tespit edilen olgularda, SII ve SIRI parametrelerinin hastalığın ciddiyet ve mortaliteyi öngörebileceği tespit edildi. İndekslerin gelecekteki yerini belirleyebilmek için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.

COVID 19Korona virüs enfeksiyonlarıKorona virüsler+2
Alikemal Topal
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran akut kolesistit hastalarının şiddetini öngörmede immatür granülosit yüzdesinin değeri

Akut kolesistit, akut karın ağrısının en yaygın nedenlerinden biridir. Genel popülasyonun yaklaşık %10' unda safra kesesi taşı olduğu ve safra taşı olan kişilerin %20'sinin hayatları boyunca akut kolesistit semptomları ile acil servise başvurduğu tahmin edilmektedir. Akut kolesistitte ölüm oranı genel olarak 1'in altında olmakla birlikte, ağır/şiddetli kolesistit vakalarında bu oran %10' u geçebilir. Şiddetli olguları erken dönemde saptayabilen bir belirteç henüz bulunmamaktadır. Erken tanı ve tedavi prognoz açısından kritik önem taşımaktadır. Bu çalışmada, akut kolesistit hastalarında IG%' sinin, hastalık şiddeti ve hastane içi mortalite üzerine etkisi araştırıldı. Bu çalışma 01.01.2019 ile 30.06.2022 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisi'ne karın ağrısı şikayeti ile başvuran, laboratuvar tetkikleri ve görüntüleme yöntemleri kullanılarak akut kolesistit tanısı alan hastalar dahil edilmiştir. Verileri retrospektif taranmıştır. Hastalar hafif, orta ve ağır/şiddetli olarak üç gruba ayrılmıştır. Ayrıca hastalar yaşayanlar ve hastane içerisinde ölenler olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların demografik bilgileri (yaş, cinsiyet), acile başvuru anındaki CRP (C- Reaktif Protein), laktat dehidrogenaz (LDH) , kan şekeri, aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT), total bilirubin, direkt bilirubin, hematolojik parametrelerin değerleri (lökosit sayıları, nötrofil sayıları, lenfosit sayıları, trombosit sayıları, immatür granülosit sayısı ve immatür granülosit yüzdeleri) kaydedildi. Çalışmamıza akut kolesistit tanısı konulan 312 dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 56,60 ±15,80 olarak saptanmıştır. Hastaların 162'si (% 51.9) erkek, 150'si (%48.1) kadın idi. Hastalar; hastalık şiddetine göre sınıflandırıldığında 293'ü (%93.9) hafif/orta, 19'u (%6.1) şiddetli olarak bulunmuştur. Çalışmamıza dahil edilen hastaların 13'ü (%4.2) ölmüştür. İmmatür granülosit yüzde düzeyi (IG% düzeyi), ağır/şiddetli gruptaki hastalarda hafif-orta şiddetli gruplardaki hastalara göre daha yüksek bulunmuştur. Hastalık şiddetini öngörmek için yapılan ROC analizinde IG (immatür granülosit) için kesme değeri >0.1 ve üzeri alındığında; sensitivite %84.21, spesifite %77.47, pozitif prediktif değer (PPD) %19.51 ve negatif prediktif değer (NPD) %98.70 bulundu. (Area Under Curve (AUC)=0.817, p=0.0001). Hastane içi mortaliteyi öngörmek için yapılan ROC analizinde IG için kesme değeri >0.1 ve üzeri alındığında; sensitivite %76.92, spesifite %75.92, PPV %12.20 ve NPV %98.70 bulundu (AUC=0.785, p=0.0002). Lojistik regresyon sonuçlarına göre IG yüzde düzeyi yüksek olanların normale göre 9.497 kat daha fazla risk altında olduğu söylenebilmektedir (p=0.035). Bu çalışma, akut kolesistit hastalarında, hastalığın şiddetini ve hastane içi mortaliteyi öngörmede IG% düzeylerinin kullanılabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Akut kolesistit, immatür granülosit, prognoz, mortalite

Acil servis-hastaneAcil tıpHastalık şiddeti indeksi+4
Mert Cemre Ünal
Mersin University
2023
00