
10
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Aile sistemleri kuramı bakış açısıyla özel gereksinimli çocuğu olan ailelerin deneyimleri
Özel gereksinimli bir çocuk aile sistemine dahil olduğunda ailenin tüm dinamikleri bundan etkilenir. Aile sistemine sağlık, eğitim, psiko-sosyal destekler, rutinlerin değişmesi, rollerin karmaşıklaşması gibi durumlar eklenir. Tüm bu değişiklikler ailenin deneyimlerini yeniden şekillendirir. Bu çalışmanın amacı, Aile Sistemleri Kuramı bakış açısıyla özel gereksinimli çocuğu olan ailelerin deneyimlerini değerlendirmektir. Aile Sistemleri Kuramına göre bütün sistemler birbiri ile ilişki halindedir ve bir sistemde olan değişiklik bütün alt ve üst sistemleri etkilemektedir. Bu bağlamda bütüncül bakış açısıyla anne, baba ve kardeşlerin deneyimlerinin değerlendirilmesi önemli görünmektedir. Bu çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım ile yapılmıştır. Veriler, Aile Bilgi Formu ve yarı yapılandırılmış formlar ile derinlemesine görüşmeler sonucunda elde edilmiştir. Katılımcılar, anne, baba ve varsa normal gelişen 14 yaş üzerindeki kardeşlerden oluşmuştur. Çalışma, 21 katılımcı ile yüz yüze görüşmelerle tamamlanmış ve veriler betimsel analizle incelenmiştir. Araştırma sonucunda aileler, tanı sürecini ve özel gereksinimli çocukların aile üzerindeki etkilerini ifade etmişlerdir. Katılımcılar, özel gereksinimli çocuğa sahip olmayı şans/kader, hayatı sınırlandırma ve farklılığı kabul etme olarak görmüşler; bakım yükünün artması, kardeşe olumsuz etki, artan çatışmalar ve aile desteği gibi etkileri ifade etmişlerdir. Deneyimlerini sosyal yaşam, iş yaşamı, ekonomik sorunlar, sürecin değişken olması ve destek arayışı başlıkları altında anlatmışlardır. Baş etme yöntemleri olarak iş hayatına devam etme, profesyonel destek alma, kendine vakit ayırma, destekleyici sosyal çevre edinme ve diğerlerinin deneyimlerinden öğrenme stratejilerini kullanmışlardır. Talep olarak ise bireyselleştirilmiş programlar, profesyonellerin yeterliliğinin artırılması, aile eğitimi, bakım desteği alternatifleri, psikososyal destek, toplumsal farkındalık ve ekonomik destek gereksinimlerini belirtmişlerdir.
Problemli dizi izleme ile evlilik algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
İnsanların hayatları boyunca deneyimledikleri romantik ilişkilerin sağlıklı bir şekilde inşa edilmesini ve sürdürülmesini etkileyen birçok unsur bulunmaktadır. Üniversiteli öğrencilerin gelişim dönemleri itibariyle romantik ilişkilerinde ve evlilik algılarında, kitle iletişim araçları arasında yer alan televizyonlarda gösterilen dizilerin önemli bir etkisi vardır. Bu araştırmada, Türk dizilerinin üniversiteli öğrencilerin evlilik algıları üzerindeki etkisini, Burdur ili özelinde gerçekleştirilen bir araştırma sonucunda tespit etmek amaçlanmaktadır. Belirlenen bu amaç ışığında ilk olarak konuyla ilgili bir literatür taraması gerçekleştirilmiş. Daha sonrasında Burdur'da yer alan 401 sayıda üniversiteli öğrenci ile çalışma yapılmıştır. Araştırma sonucunda Türk televizyon dizilerinin, üniversiteli öğrencilerin evlilik algılarını birçok açıdan etkilediği sonucuna varılmıştır. Bu araştırma, anlam ve kimlik arayışında olan üniversiteli gençlerin evlilik algıları üzerinde Türk dizilerinin yarattığı etkilerin tespit edilmesi, literatürde yer alan çalışmalarda Türk dizileri ve üniversiteli öğrencilerin evlilik algıları üzerindeki etkisini birlikte ele alan bir çalışmanın olmaması nedeniyle literatüre katkıda bulunulması ve gelecekte yapılacak çalışmalara örnek oluşturması açısından önem arz etmektedir.
Kadın cinayetleri sonrası mağdur yakınlarının deneyimlerinin avukatlar perspektifinden değerlendirilmesi
Dünyada ve ülkemizde çok ciddi boyutlara ulaşan kadına yönelik şiddetin en tehlikeli noktası olan kadın cinayetlerinde mağdur yakınlarının yaşadıkları deneyimleri belirlemek önemlidir. Kadın cinayetleri sonrası mağdur yakınları ile en yakın ve uzun süreli iletişimde olan avukatların bu alanda ki deneyimlerinin belirlemek önemlidir. Bu çalışma; kadın cinayetleri sonrasında geride kalanlara yönelik verilen hizmetlerin anlık müdahale odaklı olduğu, bütüncül bir bakış açısı içermediği gözlemlenmiş ve geride kalanların uzun vadede karşılaşabileceği sorunların psikolojik, sosyal, ekonomik ve hukuki gibi farklı sorun alanlarından olabileceği göz önünde bulundurularak, cinayet sonrası mağdur yakınlarının adli süreçteki temsilcisi olan ve yakınları ile birebir temas halinde olan avukatları aracılığı ile mağdur yakınlarının deneyimlerinin ve ihtiyaçlarının araştırılması amacıyla Nisan ve Ağustos ayları arasında 13 avukata yarı yapılandırılmış formda bulunan 24 soru aracılığıyla derinlemesine görüşme yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Çalışma, niteliksel araştırma tasarımlarından biri olan fenomenolojik yaklaşım kullanılarak yapılmıştır. Bu çalışma sonucunda mağdur yakınlarının deneyimlerine ilişkin elde edilen veriler kategoriler altında toplanmış ve değerlendirme yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, kadın cinayeti sonucu öldürülen kadınların büyük çoğunluğunun duygusal ilişki içerisinde olduğu erkekler tarafından öldürüldüğü, cinayet öncesi dönemde şiddete maruz kaldığı ancak sosyal destek eksikliği nedeni ile başvuruda bulunmaktan çekince duydukları, öldürülen kadınların çoğunun çocuklarının bulunduğu ve annenin baba fail tarafından öldürülmesi durumunda çocukların karşı karşıya kaldığı birçok sorun bulunduğu, mağdur yakınlarının cinayet sonrası dönemde farklı ihtiyaçlarının ortaya çıktığı, yaşanan ölümün kabullenilememesi ve adalet arayışı durumlarıyla karşı karşıya kaldıkları, kadın cinayeti haberlerinin basına ve sosyal medyaya yansıması ile mahremiyet hakkı ihlali yaşadıkları ancak bu sürecin olumlu ve olumsuz yanlarının bulunduğu verileri elde edilmiştir.
Dijital ebeveyn farkındalık psikoeğitim programının ebeveynlerin dijital farkındalığına etkisi
Bu çalışmanın amacı dijital ebeveyn farkındalık psikoeğitim programının ebeveynlerin dijital farkındalığına etkisini incelemektir. Araştırmada ön-test, son-test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini 2023-2024 Eğitim-Öğretim yılında Burdur İli Merkez İlçesindeki bir ilkokulda 6-10 yaş aralığında çocuğu bulunan anne ve babalar oluşturmuştur. Araştırmanın bağımsız değişkeni, "Dijital Ebeveyn Farkındalık Psikoeğitim Programı", bağımlı değişkeni ise dijital farkındalık düzeyidir. Araştırmanın örneklemini deney grubunda 15 ve kontrol grubunda 15 olmak üzere toplam 30 ebeveyn (26 anne ve 4 baba) oluşturmuştur. Araştırmada veriler kişisel bilgi formu ve dijital ebeveynlik farkındalık ölçeği ile elde edilmiştir. Hem deney, hem de kontrol grubu anne-babalara çalışma başlangıcında onamları alındıktan sonra ön test olarak Manap ve Durmuş (2020), tarafından geliştirilen 16 madde ve 4 alt boyuttan oluşan dijital ebeveynlik farkındalık ölçeği ve kişisel bilgi formu uygulanmıştır. Ön test sonrası deney grubuna araştırmacı tarafından geliştirilen her biri 90 dakika olan 8 oturum süren psikoeğitim programı uygulanmıştır. Kontrol grubuna deney süreci sona erene kadar herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Psikoeğitimin bitiminden iki hafta sonra deney ve kontrol grubuna son test ve 6 hafta sonra deney grubuna izleme testi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, deney grubundaki anne ve babaların dijital ebeveynlik farkındalık ölçeği 'nden aldıkları ön test ve son test puanlarında anlamlı fark olduğu bulunmuştur. Dijital ebeveynlik psikoeğitim programı' nın ebeveynlerin verimli kullanım ve risklerden korunma düzeyini artırdığı, olumsuz model olma ve dijital ihmal düzeylerini azalttığı ve 6 hafta sonrasında da etkinin korunduğu belirlenmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular literatür kapsamında tartışılarak ruh sağlığı çalışanlarına ve araştırmacılara yönelik öneriler sunulmuştur.
Profesyonellerin özel gereksinimli çocuklara yönelik şiddete ilişkin görüşleri ve deneyimleri: Nitel bir çalışma
Bu nitel araştırmanın amacı, profesyonellerin özel gereksinimli çocuklara yönelik şiddet olgusuna ilişkin görüş ve deneyimlerini ortaya koymaktır. Tanımlayıcı fenomenolojik desende yürütülen çalışma, Antalya'da görev yapan ve ölçüt örnekleme ile seçilen 61 profesyonel (13 avukat, 12 doktor, 14 hemşire, 13 öğretmen, 9 sosyal hizmet uzmanı) ile bireysel derinlemesine görüşmelere dayanmaktadır. Veriler yüz yüze toplanmış, kelimesi kelimesine deşifre edilmiş ve MAXQDA 2020 ile tümevarımsal tematik analizle çözümlenmiştir. Bulgular dört ana tema altında toplanmıştır: (1) Sessiz riskler ve kör noktalar (ailenin bakım yorgunluğu, çocukların savunmasızlığı, toplumsal duyarsızlık dışlanma ve ötekileştirme, adalet sisteminde özel gereksinimli çocukların görünmezliği, fiziki koşulların yetersizliği, tarama ve tedavi süreci ile ilgili yetersizlikler, eğitim süreci ile ilgili yetersizlikler); (2) Çocukların çok katmanlı şiddet deneyimleri (duygusal/psikolojik, fiziksel, ihmal, cinsel, akran zorbalığı, ekonomik istismar; etkiler ve göz ardı edilen mağduriyetler); (3) Profesyonelin koruyucu rolü ve etik sorumluluğu (sevgi sabır ve mesleki adanmışlık, eğitim ve farkındalık eksikliğinde koruma mücadelesi, profesyonellerin dolaylı travmatizasyonu, şiddete karşı duyarlılık ve koruyucu empati ); (4) Şiddetin dönüştürülmesi önleme ve müdahale perspektifleri (aile dayanıklılığını güçlendirmeye yönelik müdahale yaklaşımları, aile rehberliği ve bilgilendirme hizmetlerinin geliştirilmesi, toplumsal farkındalığın ve sosyal entegrasyonunun güçlendirilmesi, devlet destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, hukuki koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi, hukuki koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi). Sonuçlar; kapsamlı hizmet-eğitim paketleri, kurumlar arası koordinasyon, erişilebilir ve denetimli hizmetler, mola/evde bakım uygulamaları, çocuk dostu adalet süreçleri ve erken bildirim–müdahale protokollerinin güçlendirilmesi gereğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Özel gereksinimli çocuklar; çocuk koruma; şiddet; profesyonel görüşleri; nitel araştırma
Göçmen kadınların toplumsal cinsiyete dayalı şiddet algıları: Şanlıurfa örneği
Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet (TCDŞ) birçok insanın yaşamında kalıcı fiziksel ve psikolojik izler bırakan bireye sırf cinsiyetinden kaynaklı yöneltilen şiddettir. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddete; engelli kadınlar, engelli kız çocukları (özellikle çoklu engele sahip olanlar, zihinsel engelli olanlar), afet mağduru kız çocukları ve kadınlar, kurum bakımındaki kadın ve kız çocukları daha fazla maruz kalmaktadırlar. TCDŞ açısından dezavantajlı bireyler arasında daha hassas gruplardan biri de göçmen kadınlar olmaktadır. Menşe ülkelerinde afetler, kıtlık, şiddet, baskı gibi nedenlerle göç etmek durumunda kalan göçmen kadınlar gerek yolculuk esnasında gerekse de vardıkları ülkede toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz kalabilmektedirler. Göçmen kadınların geldikleri ülkede barınma problemleri, statülerinin olmaması, gittikleri ülkenin dilini bilmemeleri, kurumsal hizmetlere (emniyet, jandarma, savcılık, ŞÖNİM, vs.) nasıl ulaşacaklarını bilmemeleri veya yasal haklarının bilgisine sahip olmamalarından, kültürel kodlar ve toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklı dezavantajlı olma halleri daha yüksek olmaktadır. Bütün bu durumlar bir araya gelince göçmen kadınların toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz kalma olasılığı artmaktadır. Bu araştırma ile amaçlanan toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti ve bu şiddet türlerini tanımlamakla birlikte sahada göçmen kadınların maruz kaldığı TCDŞ ye bakış açılarını ve kendi tanımlamalarını ortaya koymaktır. Çalışmanın bu alanda yapılan birçok çalışmadan ayrılan yönü ise günümüzde birçok Birleşmiş Milletler kurumunda (UNHCR, UNFPA vb.) olduğu gibi toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti "mağdur" değil "maruz kalan" odaklı olarak ele alarak kadının mağduriyeti üzerinden kadının güçsüzleştirilmesi yerine maruz kalan odaklı bakış açısıyla kadının güçlenmesinin önünü açmak amaçlanmaktadır. Bu araştırmada Şanlıurfa ilinde saha çalışması yapılarak TCDŞ ye maruz kalan Suriyeli göçmen kadınlardan bir çalışma grubu oluşturulmuştur. Verilerin toplanması için çalışma grubuyla 7'şer kişiden oluşan 2 grupla odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Bu odak grup görüşmeleri ile Şanlıurfa ilinde yaşayan 14 Suriyeli göçmen kadının toplumsal cinsiyete dayalı şiddet tanımlamaları, bu şiddete bakış açıları ve bu şiddetten korunma ve müdahale yöntemleri hakkında bilgi alınmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: toplumsal cinsiyet, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, göçmen kadın, odak gurup görüşmesi vb.
Yetişkinlerde iklim değişikliği farkındalık düzeyi üzerine bir inceleme: Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi örneği
Dünya genelinde çevresel, toplumsal ve ekonomik yapıları çok boyutlu olarak etkileyen iklim değişikliği, 21. yüzyılın en önemli küresel krizlerinden biri olarak tanımlanmaktadır. İklim sisteminde meydana gelen bu değişimler, büyük oranda insan kaynaklı faaliyetlerden kaynaklanmakta; fosil yakıt kullanımı, ormansızlaşma, yoğun kentleşme ve sanayileşme gibi etkenler yeryüzündeki sera gazı birikimini artırarak küresel ısınmayı hızlandırmaktadır (IPCC, 2021). Küresel sıcaklık ortalamalarının yükselmesiyle birlikte iklim olaylarının sıklığı ve şiddeti artmakta; kuraklık, aşırı yağış, sel, fırtına gibi afetler daha yaygın hale gelmektedir. Bu durum, sadece doğal çevreyi değil, aynı zamanda insan yaşamını, tarımsal üretimi, biyolojik çeşitliliği ve ekonomik istikrarı tehdit etmektedir (NASA, 2025). İklim değişikliğiyle mücadelede bireylerin ve toplumların farkındalık düzeyi belirleyici bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu farkındalık; bilgi edinme, çevresel sorunlara yönelik tutum geliştirme ve sürdürülebilir davranışlar sergileme süreçlerini kapsamaktadır. Ancak farkındalık yalnızca çevresel bilgilerle sınırlı değildir; aynı zamanda etik, kültürel ve sosyal sorumlulukları da içine alan çok boyutlu bir bilinç düzeyini ifade eder (UNESCO, 2020). Araştırmalar, bireylerin çevreye yönelik olumlu tutumlar geliştirmesinin, sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarının kazanılmasında etkili olduğunu göstermektedir. Fakat bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için yalnızca bireysel farkındalık değil, aynı zamanda kurumların ve devletlerin de destekleyici politikalar üretmesi gerekmektedir (Kollmuss & Agyeman, 2002). Yükseköğretim kurumları, iklim değişikliğiyle mücadelede hem akademik bilgi üretimi hem de toplumda davranışsal dönüşüm yaratma potansiyeli açısından kilit aktörlerdendir. Üniversiteler, yalnızca bilimsel araştırmalar yürütmekle kalmaz; aynı zamanda öğrencilere, çalışanlara ve çevre topluma örnek teşkil edecek çevreci politikalar ve uygulamalarla liderlik etme sorumluluğunu da taşırlar (McCowan, 2019). Bu bağlamda, üniversitelerde görev yapan akademik ve idari personelin iklim değişikliğine ilişkin farkındalık düzeylerinin değerlendirilmesi, kurumsal sürdürülebilirlik stratejilerinin geliştirilmesi açısından son derece önemlidir. Bu araştırma, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi'nde görev yapan personelin iklim değişikliği konusundaki farkındalık düzeylerini bilgi, tutum ve davranış boyutları üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Aynı zamanda cinsiyet, yaş, görev türü, eğitim düzeyi gibi demografik değişkenlerin bu farkındalık üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Çalışma, ayrıca bilgi-tutum-davranış arasındaki ilişkileri ortaya koyarak farkındalık düzeyinin davranışlara yansıma biçimini değerlendirmektedir. Bu yönüyle araştırma, Türkiye'deki yükseköğretim kurumlarında çalışan personelin iklim değişikliğine ilişkin farkındalıklarını değerlendiren ve bu farkındalık düzeylerinin belirli değişkenlerle olan ilişkisini bütüncül biçimde ele alan nadir çalışmalardan biri olma özelliği taşımaktadır. Araştırmanın ortaya koyduğu veriler, yalnızca bireysel farkındalık düzeylerini tanımlamakla kalmayıp, aynı zamanda üniversite düzeyinde geliştirilecek sürdürülebilirlik politikaları için yol gösterici olacaktır.
Adli Çocuk Tutum Ölçeği'nin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğinin yapılması ve profesyonellerin adli çocuk tutumunun farklı değişkenler açısından incelenmesi
Çocuk istismarının doğru ve etkin değerlendirilmesi, istismar vakalarının tespiti ve mağdurların korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, Adli Çocuk Tutum Ölçeği'nin (AÇTÖ) Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğini değerlendirmek ve profesyonellerin adli çocuk tutumunu farklı değişkenler açısından incelemektir. İki aşamalı kesitsel bir çalışma olan araştırmanın ilk aşamasında Türkiye genelinde AÇTÖ'nün geçerlilik ve güvenilirlik analizi yapılmış, ikinci aşamada ise ölçek Burdur ili örnekleminde test edilmiştir. Birinci aşamada 309 kişilik örneklem ile başlanan çalışmada, son örneklem büyüklüğü 395 olarak hesaplanmıştır. Veriler, çocuklarla çalışan eğitimci, sağlıkçı, hukukçu ve sosyal hizmet uzmanlarından; Kişisel Bilgi Formu, AÇTÖ, Cinsel İstismara Uğrayan Çocuklara Karşı Tutum Ölçeği (CİUÇKTÖ) ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum (TCRTÖ) Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde kapsam geçerliliği, AFA, DFA, KGİ, KMO ve BKT gibi yöntemler kullanılmıştır. Ölçeğin KMO değeri 0.829, BKT sonucu χ²(300)= 3495.302, p<0.001 olarak bulunmuş; AFA ve DFA sonuçlarına göre ölçek üç faktör altında toplanmış ve toplam varyansın %47.99'unu açıkladığı belirlenmiştir. Cronbach alfa katsayısı ölçek geneli için 0.806 olarak hesaplanmıştır. İkinci aşamada 431 profesyonelden elde edilen verilere göre adli tutum üzerinde etkili değişkenlerin cinsiyet, yaş, doktora düzeyinde eğitim, istismara maruz kalmış çocuklarla görüşme deneyimi ve cinsel istismar konusunda bilgi alma olduğu saptanmıştır. Ayrıca, TCRTÖ ve CİUÇKTÖ puanlarının adli tutumu anlamlı şekilde etkilediği görülmüştür.
Hatay ilinde yaşayan 65 yaş üzeri bireylerin "Aktif" ve "Başarılı" yaşlanma süreçlerine ilişkin deneyimleri
Dünyada artan yaşlı nüfus ve toplam nüfus içinde 65 yaş üzeri bireylerin oranının artıyor olması, farklı sorun ve beklentilerin ortaya çıkmasını sağlayarak, konuya ilişkin hem akademik hem de sosyal politika çalışmalarını zorunlu kılmaktadır. Bir yandan neoliberal politikalarla birlikte normal yaşam süreçlerine ve döngülerine ilişkin durumların bireyselleştirilmesi ve tıbbileştirilmesi tartışılırken, öte yandan bu süreçlerin yol açtığı toplumsal, ekonomik ve politik süreçlerin de önemi tartışılmaya başlanmaktadır. Yaşamın her alanını kuşatan "kaliteli", "başarılı", "aktif", "zinde", "mutlu" bir yaşam söylemi bütün yaş gruplarında önemli olmakla birlikte yaşlı bireylerin yaşamları üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu bağlamda bu çalışma; söz konusu meselenin önemi ve güncelliğini göz önünde bulundurarak yaşlanma sürecine ilişkin sorunları, güncel tartışmaları ve özellikle son yıllarda literatürde tartışılmaya başlanan "kaliteli", "başarılı" yaşlanma söylemini konu edinmektedir. Çalışmanın amacı bütün bu tartışmaların odağında doğal yaşam döngülerinden biri olan yaşlanma ve yaşlılığa ilişkin süreçleri ve sorunları; başarılı ve aktif yaşlanma kavramları odağında ele alarak, Hatay ilinde yaşayan 65 yaş üzeri kadın ve erkelerin öznel deneyimlerine odaklanmaktır. Çalışma başarılı, aktif ve kaliteli yaşam söylemlerinin uygulanabilirliği, gözlenebilirliği ve etkileri tartışmalı olduğunu göz ardı etmeden doğrudan bireylerin anlam dünyasından ve kendi tanımlamalarından yola çıkarak sosyal dünya ile kurdukları ilişkileri betimsel bir temelde anlamaya çalışacaktır. Yaşlı bireylerin nasıl yaş aldığı, bunu nasıl tanımladıkları, fiziksel, psikolojik ve sosyal ilişkilere yönelik anlatılarının neler olduğu bu temelde ele alınmaya çalışacaktır. Bireylerin kendi söylemlerinde yaşlanmaya yönelik sorunların, beklentilerin ve deneyimlerinin neler olduğunu nitel bir analizle ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışmanın örneklem grubu Hatay ilinde yaşayan 65 yaş üzeri 41 bireyden oluşmaktadır. Yarı yapılandırılmış görüşme formu ile elde edilen veriler tematik bir biçimde betimsel olarak yorumlanmıştır. Anahtar kelimeler: Yaşlı, Yaşlı Sağlığı, Yaşam kalitesi, Aktif ve Başarılı Yaşlanma
Psikologlar arasında madde kullanım bozukluğu olanlara yönelik damgalanma düzeyi ve etki eden faktörlerin belirlenmesi
Bu araştırmada psikologların madde kullanım bozukluğu olan bireylere yönelik damgalama düzeyleri ile bu düzeylere etki eden faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Örneklem seçilmemiş olup 01.12. 2024/ 28.02.2025 tarihleri arasında elektronik ortamlarda (sosyal medya/whatsapp grupları gibi) gönüllü olarak araştırmaya katılanlara ulaşmak amaçlanmıştır. Toplamda 204 katılımcıya ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında; katılımcıların sosyodemografik özellikleri, madde kullanım bozukluğu ile ilgili deneyimlerini değerlendiren sorular ve YEDAM Madde Bağımlılığı Stigmatizasyon Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS 25.0 programı kullanılarak bağımsız örneklem t-testi, varyans analizi (ANOVA) ve lineer regresyon analizi uygulanmıştır. Ulaşılan bütün sonuçlarda istatistiki anlamlılık p<0,05 seviyesinde değerlendirilmiştir. Katılımcıların %79.4'ü kadın iken %20.6'sı erkektir. YEDAM Madde Bağımlılığı Stigmatizasyon Ölçeği puan ortalaması 19.22±4.70 olup minimum ve maksimum puanlar sırasıyla 5 ve 32'dir. Forward lineer regresyon analizi sonucunda; sigara ve alkol dışında madde kullanma (p = 0,011), YEDAM'ı duyma (p < 0,001), madde bağımlısı bireylerin topluma kazandırılabileceğini düşünme (p = 0,008), psikolojik problemlerin madde bağımlılığını etkilediğini düşünme stigmatizasyon düzeyini azaltırken (p =0,004) madde bağımlısı bireylerin özkıyım (intihar) ihtimalinin varlığı değişkeni stigmatizasyon düzeyini arttırdığı (p = 0,005) bulunmuştur. Psikologlar arasında madde kullanım bozukluğu olan bireylere yönelik damgalanma düzeyinin belirlenmesi ve bu duruma etki eden faktörlerin incelenmesi, müdahale programları ve hizmet modellerinin etkin bir şekilde geliştirilmesi için büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle psikologların damgalayıcı tutum düzeylerinin belirlenmesi, hem ruh sağlığı hizmetlerinin kalitesini artırmak hem de bireylerin topluma yeniden kazandırılmasını desteklemek açısından kritik öneme sahiptir. Anahtar Kelimeler: Madde Kullanım Bozukluğu, Damgalama, Psikolog, Bağımlılık Yapıcı Maddeler