Biruni University
Discipline

Orthodontics

Biruni University

379

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı tip yapıştırıcı ajanlarla yapıştırılan ortodontik braketlerin çevresinde gelişen demineralizasyonların kesme kopma dayanımına etkisinin değerlendirilmesi: İn-vitro çalışma

Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı tip yapıştırma ajanları kullanılarak yapıştırılan ortodontik braketlerde gelişen demineralizasyonların kesme kopma dayanımlarına etkisinin laboratuvar ortamında değerlendirilmesidir. Yöntem: Gemini metal braketlerle yapıştırılmış 60 adet çekilmiş insan üst premolar dişi, 20'şer örnekten oluşacak şekilde üç gruba ayrıldı. Grup 1'de Transbond™XT (asit+primer+adeziv), Grup 2'de GC Ortho Connect® (asit+tek aşamalı adeziv) ve Grup 3'te Transbond™Plus (primer+adeziv) ajanları kullanılarak braketlenmiş ve demineralizasyona uğramış dişler kullanıldı. Başlangıç (T0) ve 28 gün yapay karyojenik süspansiyonda bekletildikten sonraki (T1) ortalama demineralizasyon değerleri belirlenen örnekler düşük çevrimli, kapalı çevrim kontrollü, 300 mm/dk uç hızına sahip ve 10N kapasiteli yorulma makinesinde döngüsel yükleme testine tabi tutularak kopma vuruş sayılarına göre kesme kopma dayanımları karşılaştırıldı. Bulgular: Hem T0 hem T1 döneminde grupların demineralizasyon değerleri arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). T1'de, T0'a kıyasla tüm gruplardaki demineralizasyon değerleri anlamlı artış gösterdi (p<0,05). GC Ortho Connect® kullanılan Grup 2'nin kopma vuruş sayısı, Transbond™XT kullanılan Grup 1 ve Transbond™Plus kullanılan Grup 3'e kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunurken (p<0,05); Grup 1 ve Grup 3 arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Demineralizasyon ile kopma vuruş sayıları arasında anlamlı şekilde negatif korelasyon gözlendi (p<0,05). Grup 1 ve Grup 3'te 9'ar, Grup 2'de ise 7 adet örnekte sert doku hasarı gözlendi. Sonuç: Braket çevresinde gözlenen demineralizasyon artışlarının braketlerin kopma dayanımını olumsuz etkilediği; ancak bu artışların kullanılan yapıştırıcı ajan tipi veya yapıştırma tekniğinden bağımsız gerçekleştiği belirlenmiştir. Asit+adeziv şeklinde uygulanan GC Ortho Connect® ajanının, demineralizasyon varlığında nispeten düşük sert doku hasarı ve üstün kesme kopma dayanımı sergilemesi, uzun süreli ortodontik tedavilerde klinik açıdan avantajlı olabileceğini göstermektedir.

Dental bondingDiş demineralizasyonuOrtodontik aygıtlar+2
Deniz Arslan Aydoğan
Zonguldak Bülent Ecevit University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çise distalizasyon apareyinin etkinliğinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı iskeletsel ankraj ünitesine sahip, iki adet Ni-Ti açık sarmal yay içeren, üst molar tüpüne uygulanan yeni bir distalizasyon apareyinin etkinliğinin in vitro olarak değerlendirilmesidir. Apareylerin yerleştirilmesi için 11 adet çalışma modeli elde edilmiştir. Bu modellerin 7'sine tek taraflı 4'üne çift taraflı olarak Çise distalizasyon apareyi yerleştirilmiştir. Toplamda 15 adet Çise distalizasyon apareyi incelenmiştir. Birinci yay ve ikinci yay olarak adlandırılan iki adet Ni-Ti açık sarmal yay içeren apareyler iki adet mini vidaya ve molar tüpüne yerleştirilmiştir. Molar tüplerinin üzerine yerleştirilen strain gauge yardımıyla apareyin ürettiği kuvvetler ölçülmüştür. Birinci yayın ve/veya ikinci yayın 3 mm, 6 mm, 9 mm ve tam aktivasyonu sonucu ortaya çıkan kuvvet değerlerine göre apareyin etkinliği değerlendirilmiştir. Apareyin ürettiği kuvvet miktarı yayların aktivasyonlarına göre değiĢkenlik göstermiştir. Birinci yay ve ikinci yayın eşit aktivasyonlarda ürettiği kuvvet değerlerinin büyük bir çoğunluğunda istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Her iki yayın beraber aktivasyonuyla tek bir yayın aynı aktivasyonuna göre daha yüksek kuvvet değerleri elde edilmiştir. Bu farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Aparey tek taraflı 960 grama kadar kuvvet sağlayabilmektedir. Bu çalışmanın sonucunda sunulan aparey tarafından üst molar dişlerin distalizasyonu için gerekli olan kuvvetin sağlanabileceği in vitro olarak kanıtlanmıştır. Klinik çalışmaların önü açılmıştır.

Diş hareketleriMaloklüzyon-angle sınıf IIMini vidalar+4
Soner Arusoğlu
Zonguldak Bülent Ecevit University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı tip ortodontik braketlerin çevresinde mine demineralizasyonu gelişimininin streptococcus mutans içeren yapay tükürükte değerlendirilmesi: İn-vitro çalışma

Sunulan çalışmada, yapay karyojenik süspansiyon ortamına konulan farklı tip ortodontik braketlerin çevresindeki mine yüzeylerinde meydana gelen demineralizasyonların karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Bu in vitro çalışmada, 90 adet çekilmiş insan üst küçük azı dişi kullanıldı. Dişler, her biri 15 adet örnekten oluşan 5 adet çalışma ve 1 adet kontrol grubu olmak üzere toplam 6 gruba ayrıldı. Çalışma gruplarında kullanılan Victory metal, Gemini metal, Clarity self-ligating seramik, APC Clarity Advanced seramik ve Clarity Advanced seramik braketler (3M Unitek, Monrovia, Calif) direkt teknik ile dişlere yapıştırıldı. Braketlerin gingival, oklüzal ve proksimalindeki mine yüzeyleri DIAGNOdent pen (KaVo, Biberach, Almanya) ile ölçüldü (T0). Daha sonra dişler Streptococcus mutans, sükroz ve yapay tükürük içeren karyojenik süspansiyon ortamına yerleştirildi ve ortam 48 saatte bir yenilendi. 28 gün sonunda dişler süspansiyon içerisinden çıkarıldı. Braketlerin gingival, oklüzal ve proksimalindeki mine yüzeyleri DIAGNOdent ile yeniden ölçülerek kaydedildi (T1). Elde edilen verilerin homojen dağılıp dağılmadığı Kolmogorov-simirnov testiyle, grup içi karşılaştırmalar Wilcoxon testiyle, gruplar arası karşılaştırmalar ise Mann-whitney U ve Kruskal-wallis testleriyle gerçekleştirildi. Tüm gruplarda T1 döneminde braketlerin gingival, proksimal ve oklüzalindeki mine yüzeylerinin demineralizasyon değerleri T0 dönemine göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulundu (p<0,05). T1 döneminde, Victory metal grubunun gingival mine yüzeyinin demineralizasyon değerleri, Gemini metal, Clarity self-ligating seramik, APC Clarity Advanced seramik ve Clarity Advanced seramik gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşük bulundu (p<0,05). Gemini metal, Clarity self-ligating seramik ve Clarity advanced seramik gruplarının T1 döneminde, proksimal mine yüzeylerinin demineralizasyon değerleri, Victory metal ve APC Clarity Advanced seramik braket gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulundu (p<0,05). Yine T1 döneminde, Victory metal, APC Clarity Advanced seramik ve kontrol gruplarının oklüzal mine yüzeylerinin demineralizasyon değerleri, Gemini metal, Clarity self-ligating seramik ve Clarity Advanced seramik gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşük bulundu (p<0,05). Çalışma sonucunda, brakete komşu mine yüzeylerinde, mikrobiyal dental plak için artan retansiyon alanlarının oluşması neticesinde mine demineralizasyon değerlerinde önemli oranda artışlar olduğu gözlendi. Sabit ortodontik tedavilerde mine demineralizasyonlarının en aza indirilmesinin önemi dikkate alındığında Victory metal ve APC Clarity Advanced seramik braket gruplarında daha az mine demineralizasyonu gerçekleştiği görüldü.

Diş demineralizasyonuOrtodontiOrtodontik braketler+1
Melis Töz
Zonguldak Bülent Ecevit University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Fonksiyonel tedavisi tamamlanmış iskeletsel sınıf 2 hastaların sagittal havayolunun retrospektif sefalometrik büyüme değişikliklerinin incelenmesi

Bu retrospektif çalışmanın amacı, büyümekte olan fonksiyonel tedavisi tamamlanmış mandibular retrognati ile karakterize iskeletsel sınıf 2 maloklüzyona sahip hastaların sagital havayolu boyutlarında meydana gelen değişikliklerin tedavi öncesi ve sonrası lateral sefalometrik radyografiler kullanılarak değerlendirilmesidir. Çalışmaya hareketli ve sabit aparey ile tedavi edilmiş 9-16 yaş aralığına sahip 47 erkek ve 54 kız toplam 101 hasta arşiv taraması yapılarak dahil edildi. Cinsiyet ve aparey tipine göre gruplar oluşturulmuş olup 65 adet hareketli aparey ve 36 adet sabit aparey kullanılmış hastaların fonksiyonel tedavinin öncesinde (T0) ve sonrasında (T1) aynı standartta alınmış toplam 202 adet lateral sefalometrik radyografisi Nemoceph (Nemotec, 2006, Madrid, Spain) dijital analiz programı kullanılarak değerlendirildi. İskeletsel değerlendirmede SNA, SNB ve ANB açıları kullanılırken havayolu değerlendirilmesinde alt havayolu boyutu (PNS-AD1), üst havayolu boyutu (PNS-AD2), alt adenoid doku boyutu (AD1-BA), üst adenoid doku boyutu (AD2-HO), üst faringeal boşluk (SPS), orta faringeal boşluk (MPS) ve alt faringeal boşluk (IPS) doğrusal ölçümleri kullanıldı. Elde edilen verilerin grup için karşılaştırması bağımlı örneklem t-testi ile yapılırken, grupları arası karşılaştırması ise bağımsız örneklem t-testi ile yapıldı. Tüm hasta grubunda T1 döneminde T0 dönemine göre SNA açısı ile AD1-BA ve AD2-HO boyutlarındaki azalma ve SNB, ANB açıları ile PNS-AD1, PNS-AD2, SPS, MPS ve IPS boyutlarındaki artma istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Erkeklerde T1 döneminde T0 dönemine göre AD2-HO boyutundaki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunurken (p<0,05), AD1-BA boyutunda anlamlı değişiklik bulunmadı (p>0,05). Kızlarda ve hareketli aparey grubunda T1 döneminde T0 dönemine göre SPS ve IPS boyutlarındaki artma istatistiksel olarak anlamlı bulunurken (p<0,05), MPS boyutunda anlamlı değişiklik bulunmadı (p>0,05). Sabit aparey grubunda T1 döneminde T0 dönemine göre IPS boyutundaki artma istatistiksel olarak anlamlı bulunurken (p<0,05), SPS ve MPS boyutlarında anlamlı değişiklik bulunmadı (p>0,05). T1 döneminde hareketli aparey grubunda sabit aparey grubuna göre SNB açısındaki artma ve ANB açısındaki azalma istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha fazla bulunurken kızlarda ise erkeklere göre AD1-BA boyutundaki azalma istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha fazla bulundu (p<0,05). Çalışma sonucunda, iskeletsel sınıf 2 maloklüzyonun fonksiyonel tedavisiyle normal büyüme ve gelişmenin yönlendirilmesi sağlanırken sagital havayolu boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı artışlar görüldü. Bu anlamlı artışların daha sonra meydana gelebilecek solunum yolu problemlerinin önlenmesinde önemli rol oynayabileceği görülmektedir.

MaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf IIRetrospektif çalışmalar+2
İbrahim Berat Ay
Zonguldak Bülent Ecevit University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Genç-erişkin türk toplumunda yüz estetiğinin değerlendirilmesi

Çalışmanın amacı; genç erişkin dönemdeki Türk popülasyonunda çekici yüzlere sahip bireyler ile çekici olmayan yüzlere sahip bireylerin yumuşak doku parametrelerinin farklılık gösterip göstermediğinin değerlendirilmesi, ortodonti literatüründe sıklıkla kullanılan standart normlar yerine çekici yüzlere ait açısal ve oransal yumuşak doku parametrelerinin tespiti ve elde edilen verilerin literatür verileri ile karşılaştırılmasıdır. Yaşları 20-31 arasında olan, 88 kadın ve 61 erkek olmak üzere 149 bireyin katılımı ile gerçekleştirilen çalışmada; her bir katılımcıdan profil ve cephe fotoğrafları çekildi. 4 ortodontist, 4 plastik cerrah, 4 diş hekimi, 4 mimar ve 4 meslek dışı bireyden oluşan panel üyelerinden, katılımcılara ait fotoğraflara yüz estetiğinin değerlendirilmesi amacıyla 1-10 değerleri arasında puan vermeleri istendi. 7 puan ve üzeri alan 13 birey yüz estetiği açısından çekici grubu oluştururken; 3 puan ve altında puanlar alan 13 birey de çekici olmayan grubu oluşturdu. Yapılan puanlama sonucu, erkek katılımcılar çekicilik açısından yeterli puanları alamadığı için çalışma dışı bırakıldı. Bu yüzden yapılan çalışmanın sonucu sadece kadın bireyleri yansıtmaktadır. Elde edilen veriler, Bağımsız T-testi ile Mann Whitney U-testi kullanılarak istatistiksel analizlere tabi tutuldu. Cephe fotoğrafları üzerinde yapılan analizler sonucu; interpupiller genişliğin, yüz genişliği ve bigonial genişliğe oranları yüksek puan alan grupta düşük puan alan gruba göre anlamlı şekilde daha düşük bulundu. Alın yüksekliğinin, üst yüz yüksekliğine oranı; yüz genişliğinin, yüz yüksekliğine oranı; burun kanatları genişliğinin burun yüksekliğine oranı yüksek puan alan grupta düşük puan alan gruba göre anlamlı şekilde daha yüksek bulundu. Profil fotoğrafları üzerinde yapılan analizler sonucu; alt dudak projeksiyon açısı, orta ve alt fasial üçlü açısı ile nasal açı yüksek puan alan grupta düşük puan alan gruba göre anlamlı şekilde daha düşük bulunurken, fasial konveksite açısı daha yüksek bulundu. Yüzün vertikal gelişiminin, burun ucu pozisyonunun, yüzün vertikal ve transversal oranlarının ve fasiyal konveksite açısının yüz estetiğinin değerlendirilmesinde önemli subjektif belirteçler olabileceği görüldü.

Dental estetikEstetikFotoğraf+5
İrem Yolcu Kır
Zonguldak Bülent Ecevit University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı tip yapıştırıcı ajanların ortodontik braket kopma dayanımına etkisinin laboratuvar ortamında değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, laboratuvar ortamında konvansiyonel asitle pürüzlendirme yöntemiyle pürüzlendirilmiş dişlere farklı tip yapıştırıcı ajanlar kullanılarak yapıştırılmış braketlerin kesme kopma dayanımının kopma vuruş sayısı karşılaştırılarak değerlendirilmesidir. 60 adet insan üst küçük azı dişi 3 gruba ayrıldı ve tüm dişlere Gemini paslanmaz çelik metal braketler (3M Unitek, Monrovia, CA) yapıştırıldı. Grup 1'de Transbond™ XT Primer (3M Unitek, Monrovia, CA) ve Transbond™ XT Light Cure Adhesive Paste kompozit (3M Unitek, Monrovia, CA), Grup 2'de BracePaste® MTP Primer (American Orthodontics, Sheboygan, WI) ve BracePaste® Adhesive kompozit (American Orthodontics, Sheboygan, WI) ve Grup 3'te Ortho Solo™ Primer (Ormco, Orange, CA) ve Grengloo™ Adhesive kompozit (Ormco, Glendora, CA) kullanıldı. Örnekler, kapalı çevrim kontrollü, düşük çevrimli, 10 N kapasiteli ve uç hızı 300 mm/dk olan yorulma makinesi ile kopma testine tabi tutuldu. Braketlerin kopma vuruş sayıları kaydedildi. Elde edilen verilerle yapılan Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U testlerine göre gruplar arası kesme kopma vuruş sayıları açısından istatistiksel anlamlı farklılıklar bulundu (p≤0,05). Grup 3' te, Grup 1 ve Grup 2'ye göre anlamlı şekilde daha fazla kopma vuruş sayısı ile daha yüksek kopma dayanımı gözlendi (p≤0,05). Grup 1 ve Grup 2 örneklerinin kesme kopma vuruş sayıları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,05). Yapılan çalışma sonucunda, kullanılan yapıştırıcı ajan tipinin braket kopma dayanımına etkisi olduğu ve Grengloo™ Adhesive yapıştırıcı ajanının (Ormco, Glendora, CA) daha yüksek kopma dayanımı gösterdiği gözlendi. BracePaste® Adhesive (American Orthodontics, Sheboygan, WI) ve Transbond™ XT Light Cure Adhesive Paste (3M Unitek, Monrovia, CA) yapıştırıcı ajanlarının benzer kopma dayanımına sahip oldukları görüldü.

Dental bondingDental stres analiziOrtodonti+3
İrfan Eser
Zonguldak Bülent Ecevit University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı tip yapıştırma ajanlarının mine demineralizasyonuna etkisinin yapay karyojenik süspansiyon ortamında değerlendirilmesi

Sunulan çalışmada, çekilmiş insan üst birinci küçük azı dişlerine farklı tip yapıştırma ajanları kullanılarak yapıştırılan braketlerin çevresindeki mine demineralizasyonlarının yapay karyojenik süspansiyon ortamında değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Bu in vitro çalışmada, 60 adet çekilmiş insan üst birinci küçük azı dişi kullanıldı. Çekilmiş dişler, her grupta 20 adet üst birinci küçük azı dişinin olduğu 3 gruba ayrıldı. Grup 1'de; Transbond XT Primer + Transbond XT Light Cure Adesive (3M Unitek, Monrovia, Kaliforniya), Grup 2'de; GC Ortho Connect Light Cure Adesive (GC Crop, Tokyo, Japan) ve Grup 3'te; Transbond™ Plus Self Etching Primer + Transbond XT Light Cure Adesive (3M Unitek, Monrovia, Kaliforniya) yapıştırma ajanları kullanılarak braketleme yapıldı. Tüm gruplarda Gemini metal (3M Unitek, Monrovia, Kaliforniya) braketler kullanıldı. Dişler üzerinde, braketleme sonrası braketlerin gingival, oklüzal ve proksimal kısımlarındaki mine yüzeyleri DIAGNOdent pen (KaVo, Biberach, Almanya) ile ölçülerek demineralizasyon değerleri kaydedildi (T0). Daha sonra dişler Streptococcus mutans, sükroz ve yapay tükürük ile hazırlanmış yapay karyojenik süspansiyon ortamına yerleştirildi ve süspansiyon 48 saatte bir yenilendi. 28 gün sonunda dişler süspansiyon içerisinden çıkarıldı. Braketlerin gingival, oklüzal ve proksimal kısımlarındaki mine yüzeyleri DIAGNOdent pen ile yeniden ölçülerek demineralizasyon değerleri kaydedildi (T1). Elde edilen verilerin homojen dağılıp dağılmadığı Kolmogorov-simirnov testiyle, grup içi karşılaştırmalar Wilcoxon testiyle, gruplar arası karşılaştırmalar ise Mann-whitney U ve Kruskal-wallis testleriyle gerçekleştirildi. Tüm gruplarda, T1 döneminde T0 dönemine göre braketlerin ölçüm yapılan tüm mine yüzeylerindeki demineralizasyon değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulundu (p≤0,05). T1 döneminde, Grup 1 ve 2'de oklüzal mine yüzeylerinin demineralizasyon değerleri, Grup 3'e göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulundu (p≤0,05). Grup 1 ve 2'de T0/T1 dönemleri arasında oklüzal mine yüzeyi demineralizasyon değerindeki artış miktarı Grup 3'ten istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksekti (p≤0,05). T1 döneminde gruplar arasında proksimal ve gingival mine yüzeylerinin demineralizasyon değerleri arasında istatistiksel anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Çalışma sonucunda, brakete komşu tüm mine yüzeylerinde, mikrobiyal dental plak için artan retansiyon alanlarının oluşması sonucu mine demineralizasyon değerlerinde önemli oranda artışlar olduğu gözlendi. Asitle pürüzlendirme uygulanmayan Transbond™ Plus Self Etching Primer yapıştırma ajanının kullanıldığı dişlerde anlamlı şekilde daha az oklüzal mine yüzeyi demineralizasyonu gerçekleştiği görüldü.

Dental bondingDental mineDiş demineralizasyonu+3
Raif Murat Demircioğlu
Zonguldak Bülent Ecevit University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İskeletsel burun profil morfolojisinin maloklüzyon ile ilişkisinin lateral sefalometrik film üzerinden retrospektif olarak incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, burnun iskeletsel sagital profil morfolojisi ile sagital iskeletsel maloklüzyonlar arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Gereç ve yöntem: Çalışma ortodontik tedavi görmemiş post-pubertal dönemdeki 49'u erkek ( ort.yaş 17,91 ± 1,16 ) 86'sı kadın ( ort.yaş 17,78 ± 1,91 ) toplam 135 bireyin (ort. yaş 17,88 ± 3,14) lateral sefalometrik filmleri üzerinde yapılan ölçümleri içermektedir. Grupların kadın ve erkek olarak oluşturulduğu çalışmada, bireyler cinsiyetten bağımsız olarak iskeletsel açıdan da Steiner'in ANB açısına göre iskeletsel Sınıf 1, Sınıf 2 ve Sınıf 3 olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Ayrıca her bir iskeletsel grup, grup içinde kadın ve erkek olarak da 2 gruba ayrılarak karşılaştırıldı. Her bir sefalometrik film üzerinde 4 tanesi doğrusal, 1 tanesi açısal olmak üzere toplam 5 parametre ölçüldü. Her ölçümün aritmetik ortalaması ve standart sapması hesaplandı. İstatistiksel analizler için normal dağılım gösteren verilerde bağımsız örneklem t test (student t test) ve tek yönlü varyans analizi (One Way Anova), normal dağılım göstermeyen verilerde Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri uygulandı. Bulgular: R-A (Rhinion - A noktası), N-A (Nasion – A noktası), N-ANS(Nasion- Anterior nasal spina) doğrusal burun parametreleri iskeletsel gruplardan bağımsız olarak cinsiyet grupları arasında anlamlı farklılık gösterirken (p≤0,05), N-R (Nasion-Rhinion) doğrusal burun parametresi ise sadece cinsiyetten bağımsız iskeletsel maloklüzyon grupları arasında anlamlı farklılık göstermiştir(p≤0,05). Tüm gruplarda, nazal kemik konkavite açısında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Sonuçlar: Çalışmamızın sonuçlarına göre tüm doğrusal burun parametrelerinde erkeklerin kadınlardan daha uzun ölçümlere sahip olduğu görüldü. İskeletsel Sınıf 3 bireylerde iskeletsel Sınıf 1 ve 2 bireylere göre tüm doğrusal burun parametrelerinde daha uzun ölçümler gözlendi. Nazal kemik konkavite açısının iskeletsel Sınıf 2 bireylerde daha büyük olduğu görüldü.

BurunMaloklüzyonMorfoloji+4
Yunus Ocak
Zonguldak Bülent Ecevit University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı tip sabit lingual pekiştirme aygıtlarının korozyon dirençlerinin laboratuvar ortamında değerlendirilmesi

Amaç: Sunulan çalışmada sabit pekiştirme aygıtı olarak kullanılan 6 farklı tip sabit lingual retainer telinin elektrokimyasal korozyon dirençlerinin in-vitro olarak karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, pH 7 ve pH 3,5 olarak 2 farklı şekilde oluşturulmuş Ringer çözeltisi kullanıldı. Her bir grupta 5 adet retainer olacak şekilde 6 grup oluşturuldu. Toplamda 60 adet retainer teli kullanıldı. 6 grup iki çözeltide ayrı ayrı test edildi. Çalışmada; 3 sarımlı Paslanmaz çelik (Dentaurum, Inspringen, Germany), 6 sarımlı Paslanmaz çelik (Dentaurum, Inspringen, Germany), Titanyum Grade 1 (Dentaurum, Inspringen, Germany), Titanyum Grade 5 (Dentaurum, Inspringen, Germany), Altın (Dentaurum, Inspringen, Germany) ve Dead Soft (Ormco, Calif, USA) retainer tellleri kullanıldı. Potansiyostat (Gamry Interface 1000E Potentiostat; Gamry Instruments Inc. 72 Warminster, USA) cihazı yardımıyla potansiyodinamik polarizasyon testleri yapıldı. Polarizasyon eğrileri üzerinde 'Ec Lab' bilgisayar yazılımı yardımıyla hesaplamalar yapılarak akım yoğunluğu (icor), korozyon hızı, polarizasyon direnci (Rp) belirlendi. Elde edilen veriler Kolmogorov-Smirnov, Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testleriyle istatistiksel analizlere tabi tutuldu. Bulgular: Akım yoğunluğu ve korozyon hızının yüksek olması korozyon direncinin düşük olduğunu ifade ederken, polarizasyon direncinin yüksek olması korozyon direncinin yüksek olduğunu ifade etmektedir. Altın retainer grubunun akım yoğunluğu her iki çözeltide diğer retainer gruplarından istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulundu (p≤0,05). Dead Soft retainer grubunun korozyon hızı her iki çözeltide diğer retainer gruplarından istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulundu (p≤0,05). Titanyum Grade 5 retainer grubunun polarizasyon direnci her iki çözeltide diğer retainer gruplarından istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulundu (p≤0,05). Alınan Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) görüntüleri sonucu Titanyum Grade 1, Titanyum Grade 5 ve Altın retainer grubunda çukurcuk korozyonu izlenmezken diğer retainer gruplarında çukurcuk korozyonu izlendi. Sonuç: Çalışma sonucunda, Titanyum Grade 5 retainer grubunun yüksek elektrokimyasal korozyon direnci sergilemesi ve SEM görüntülerinde çukurcuk korozyonu izlenmemesi nedeniyle klinik kullanıma daha uygun olabileceği görüldü.

KorozyonOrtodontiOrtodontik aygıtlar+1
Büşra Kumrular
Zonguldak Bülent Ecevit University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yeniden yapıştırılan braketler nedeniyle farklı tip mine yüzey hazırlık işlemlerinin mine demineralizasyonu gelişimine etkisinin laboratuvar ortamında değerlendirilmesi

Amaç: Sunulan çalışmada, yeniden yapıştırılan ortodontik braketlerin yapıştırılacağı mine yüzeyinde farklı tip mine yüzey hazırlık işlemleriyle demineralizasyon gelişiminin in-vitro ortamda değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, 60 adet ortodontik amaçla çekilmiş insan üst birinci küçük azı dişi kullanıldı. Çekilmiş dişler her grupta 15 adet olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Grup 1 ve 2'de asit ile pürüzlendirme sonrası Transbond XT primer + Transbond XT Light Cure Adhesive (3M Unitek, Monrovia, Kaliforniya), Grup 3 ve 4'te Transbond Plus Self-Etching primer + Transbond XT Light Cure Adhesive (3M Unitek, Monrovia, Kaliforniya) yapıştırıcı ajanları kullanıldı. Tüm gruplarda Gemini metal (3M Unitek, Monrovia, Kaliforniya) braketler kullanıldı. Dişler üzerinde birinci braketleme sonrası braketlerin oklüzal, gingival ve proksimal kısımlarındaki mine yüzeyleri DIAGNOdent pen (KaVo, Biberach, Almanya) ile ölçülerek demineralizasyon değerleri kaydedildi (T0). Daha sonra dişler, 37°C etüv cihazında günde 6 saat demineralizasyon solüsyonunda ve kalan 17 saat remineralizasyon solüsyonunda 15 gün boyunca bekletildi ve solüsyonlar her gün yenilendi. 15 gün sonunda braketler koparılıp, kopan braketler alüminyum oksit (Al2O3) ile kumlama uygulandıktan sonra Grup 1 ve 3'teki örnekler asit ile pürüzlendirilerek, Grup 2 ve 4'teki örnekler Transbond Plus Self-Etching primer kullanılarak yeniden yapıştırıldı. Gruplar aynı şekilde yeniden 15 günlük demineralizasyon ve remineralizasyon solüsyonlarında bekletildi. Toplam 30 günün sonunda dişler solüsyonlardan çıkarıldı. Braketlerin oklüzal, gingival ve proksimal kısımlarındaki mine yüzeyleri DIAGNOdent pen ile yeniden ölçülerek demineralizasyon değerleri kaydedildi (T1). Elde edilen verilerin homojen dağılıp dağılmadığı Kolmogorov Simirnov testiyle, grup içi karşılaştırmalar Wilcoxon testiyle, gruplar arası karşılaştırmalar ise Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleriyle analiz edildi. Bulgular: Tüm gruplarda T1 döneminde ölçüm yapılan tüm mine yüzeylerindeki demineralizasyon değerleri T0 dönemine göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulundu (p≤0,05). T1 döneminde, Grup 1'deki örneklerin tüm bölgelerden elde edilen değerleri Grup 3 ve 4'e göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulundu (p≤0,05). T0 ve T1 dönemi arasında gerçekleşen demineralizasyon artış miktarı tüm gruplarda en fazla gingivalde görülürken en az oklüzalde görüldü. Ölçüm yapılan mine yüzeyinden bağımsız olarak tüm bölgelerdeki değerlerin artış ortalaması en yüksek Grup 1'de en düşük Grup 4'te görüldü. Sonuç: Çalışma sonucunda, brakete komşu tüm mine yüzeylerinde braketlerin yeniden yapıştırılmasıyla mine demineralizasyonlarında artışlar gerçekleştiği gözlendi. Ortodontik braket tamirlerinin mine yüzeyine etkisi dikkate alındığında, Transbond Plus Self-Etching primer kullanılarak yeniden yapıştırılan braketlerin çevresinde daha düşük demineralizasyon değerleri görüldü.

Dental debondingDental mineDiş demineralizasyonu+5
Kemal Can Acır
Zonguldak Bülent Ecevit University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ortodontik nikel-titanyum kapalı yayların, elastomerik zincirlerin ve aktif tie back'lerin zamana göre kuvvet kayıplarının in-vitro karşılaştırılması

Amaç: Ortodontik kuvvet elemanı materyallerinden nikel-titanyum kapalı yayların, elastomerik zincirlerin ve aktif tie back uygulamak için kullanılan elastik ligatürlerin zamana göre kuvvet kayıplarının yapay tükürük içeren in-vitro ortamda karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Üç farklı markaya ait (Dentaurum, İnspringen, Germany; American Orthodontics, Washington, USA; G&H Wire Company, Franklin, USA); elastomerik zincirler, Ni-Ti kapalı yaylar ve aktif tie back uygulamak için kullanılan elastik ligatürler çalışmaya dahil edildi. Yapay tükürük içeren in-vitro ortamda ortodontik materyallerin zamana bağlı kuvvet kayıp yüzdeleri değerlendirildi. Ölçümler ilk aktivasyondan sonra 0. saatte, 1. saatte, 24. saatte, 7. günde, 21. günde ve 28. günde manuel bir kuvvet ölçer (Correx, Dentaurum, Germany) kullanılarak tekrarlandı. Elde edilen veriler Kolmogorov Smirnov, Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U ve Wilcoxon testleri ile istatistiksel analize tabi tutuldu. Anlamlılık değeri p≤0.05 olarak kabul edildi. Bulgular: Elastomerik zincirlerin, Ni-Ti kapalı yayların ve aktif tie back uygulamak için kullanılan elastik ligatürlerin 1. saat, 24. saat, 7. gün, 21. gün ve 28. gün sonunda kuvvet kayıp yüzdeleri karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulundu (p≤0.05). İlk aktivasyon sonrası 0. saatte en yüksek kuvvet elastomerik zincirlerde ve en az kuvvet Ni-Ti kapalı yaylarda görülmüş olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p≤0.05). 24. saatte yapılan ölçümlerde elastomerik zincirler, Ni-Ti kapalı yaylar ve aktif tie back uygulamak için kullanılan elastik ligatürler arasında istatistiksel anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,05). 28. günde yapılan ölçümlerde en az kuvvet değeri elastomerik zincirlerde ve en fazla kuvvet değerinin Ni-Ti kapalı yaylarda olduğu görülürken, aralarında istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklılık bulundu (p≤0.05). En fazla kuvvet kayıp yüzdesinin elastomerik zincirlerde olduğu ve en az kuvvet kayıp yüzdesinin Ni-Ti kapalı yaylarda olduğu görülürken, aralarında istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklılık bulundu (p≤0.05). Sonuç: Çalışma sonucunda en fazla kuvvet kaybının elastomerik zincirlerde ve en az kuvvet kaybının ise Ni-Ti kapalı yaylarda olduğu gözlendi. Ortodontik boşluk kapatma mekaniklerinde kullanılan kuvvet elemanları dikkate alındığında, Ni-Ti kapalı yayların daha stabil bir kuvvet uyguladığı dolayısıyla kullanılan kuvvet elemanı tipinin kuvvet kaybı düzeyinde temel belirteç olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Elastomerik zincir, Ni-Ti kapalı yay, Aktif tie back, Kuvvet kaybı, Karşılaştırma

Dental materyallerElastomerlerNikel titanyum+1
Emine Aydın
Zonguldak Bülent Ecevit University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konjenital maksiller lateral kesici diş eksikliği olan hastalarda ortodontik tedavi öncesi ve sonrası iskeletsel, dişsel ve yumuşak doku profil değişikliklerinin karşılaştırılması

Amaç: Sunulan çalışmada, konjenital bilateral maksiller lateral kesici diş eksikliği olan hastaların ortodontik tedavi öncesi ve sonrası iskeletsel, dişsel ve yumuşak doku profil değişikliklerinin karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Toplam 53 hastanın (ortalama yaş 16 ± 3.5) dahil edildiği çalışmada, boşluk açılan (n=18), boşluk kapatılan (n=17) ve kontrol (n=18) olarak üç grup oluşturuldu. Tedavi öncesi(T0) ve sonrasına(T1) ait lateral sefalogramlar üzerinde 14 açısal ve 13 doğrusal ölçüm yapıldı. Nicel bağımsız verilerde tek-yönlü Anova ve t-testi kullanılırken nicel bağımlı verilerde bağımlı örneklem t-testi, Wilcoxon testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak belirlendi. Bulgular: Çalışma gruplarında, T1'de T0'a göre iskeletsel ölçümlerde (SNA, SNB, ANB, GoGn/SN) anlamlı farklılık görülmedi. U1/NA açısında çalışma gruplarında anlamlı artışlar gözlendi. U1/NA mesafesindeki artışlar boşluk açma grubunda anlamlı bulunurken, boşluk kapama grubunda anlamlı bulunmadı. U1/SN açısında boşluk açma grubundan boşluk kapama grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı artış görüldü. İnterinsizal açıda boşluk açma grubunda anlamlı bir azalma görülürken, boşluk kapama grubunda anlamlı farklılık görülmedi. Nazolabial açı, üst dudak uzunluğu ve üst dudak kalınlığında gruplar arasında ve T1'de T0'a göre anlamlı farklılık gözlenmedi. Çalışma gruplarında Üst dudak-E doğrusu ve Alt dudak-E doğrusu mesafesinde T1'de T0'a göre anlamlı farklılık görülmedi. Üst dudak açısında boşluk açma grubunda anlamlı artma gözlenirken, boşluk kapama grubunda anlamlı azalma görüldü. A'-GDÇ mesafesinde boşluk açma grubunda anlamlı değişim görülmezken, boşluk kapama grubunda anlamlı artış görüldü. Sonuç: Boşluk açma ve kapama yöntemleri iskeletsel ve yumuşak doku profilini önemli düzeyde etkilemezken, her iki yöntemin dişlerin konumlarında önemli düzeyde farklı değişikliklere yol açtığı görüldü. Her iki yöntemin kabul edilebilir profil değişikliklerine neden oldukları sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Konjenital maksiller lateral kesici eksikliği; boşluk açma;boşluk kapama; ortodontik tedavi; lateral sefalometri

Ortodonti
Tuğba Şenel
Zonguldak Bülent Ecevit University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kortikotomi destekli hızlı maksiller genişletme sonrasında dentofasiyal yapılardaki değişikliklerin bilgisayarlı tomografi ile üç boyutlu değerlendirilmesi

?skeletsel gelişimini tamamlamış, transversal üst çene yetmezliği bulunan ve konvansiyonel hızlı üst çene genişletmesinin yeterli olmadığı erişkin bireylerde kortikotomi destekli hızlı üst çene genişletmesi (KDHÜÇG)uygulanmaktadır.Transversal yön anomalilerin teşhisinde kullanılan iki boyutlu sefalometrik filmlerde, anatomik noktaların üst üste çakışması ve bu noktaların belirlenmesindeki zorluklar nedeniyle yeterli bilgi sağlanılamazken, güvenirliliği de tartışmalıdır. Son yıllarda üç boyutlu görüntüleme üzerinde yapılan sefalometrik analizler, daha doğru ve güvenilir sonuçlar vermesi nedeniyle daha da ön plana çıkmaktadır.Bu çalışmanın amacı; maksiller darlık ile karakterize genç erişkin ve yetişkin bireylerde kortikotomi destekli hızlı üst çene genişletmesi sonrasında oluşan dentofasiyal yapılardaki değişikliklerin lateral sefalometrik, postero-anterior ve panoramik film yerine sadece bilgisayarlı tomografi ile 3 boyutlu değerlendirilmesidir.Araştırma materyali; maksiller transversal yetersizliğe bağlı tek veya çift taraflı çapraz kapanışsa sahip, büyüme ve gelişimini tamamlamış olanadölesan ve erişkin toplam 24 bireyden oluşturulmuştur. Yaş ortalaması 18 yıl 8 ay olan 24 birey, ?skeletsel Sınıf 1, 2 ve 3 olmak üzere 3 alt gruba ayrılmış olup genişletme öncesi ve sonrası çekilen bilgisayarlı tomografilerden elde edilen üç boyutlu görüntüleme üzerinde ölçümler yapılmıştır.Verilerin istatistiksel değerlendirmesi normal dağılıma uygunluk sonuçları doğrultusunda parametrik ve nonparametrik testler ile yapılmıştır.Üç boyutlu görüntüleme üzerinde yapılan dişsel ölçüm ile model üzerinde yapılan dişsel ölçüm karşılaştırılmış olup istatistiksel olarak fark görülmemiştir.Kortikotomi destekli hızlı üst çene genişletmesi sonucunda interkanin, interpremolar ve intermolar mesafesinde artışlar, alt ve üst keserlerde retrüzyon ve buna bağlı olarak interinsizal açıda artış gözlenmiştir. SNA açısında artış, SNB ve SND açısında azalma ve bunun sonucunda ANB açısında artış ve mandibulanın posterior rotasyonuna bağlı olarak vertikal boyutlarda artış meydana gelmiştir. Nazal genişlik ve juguler genişlikte önemli artışlar meydana gelmiştir. Genişletmeye bağlı olarak palatal derinlikte azalma ve alveoler proçesler arası mesafede artış görülmektedir.

Dentofasiyal yapıTomografi-emisyon-bilgisayarlıÇene anormallikleri
Esra Nazlı Hasanoğlu Nalcı
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Akkaya vertikal protraksiyon apareyi ve reverse headgear uygulamalarının iskeletsel ve dentoalveolar etkilerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi

Bu randomize klinik araştırmanın amacı, dik yön yüz boyutları artmış ya da normal olan üst çene kaynaklı iskeletsel Sınıf III bireylerde maksiller protraksiyon ve açık kapanış tedavisinin birlikte uygulanabilmesine imkan sağlamak ve konvansiyonel protraksiyon tedavisinin istenmeyen yan etkilerini ortadan kaldırılması amacıyla geliştirilen Akkaya Vertikal Protraksiyon Apareyi'nin(AVPA) iskeletsel ve dentoalveolar etkilerinin konvansiyonal reverse headgear uygulaması ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir.AVPA grubuna randomize olarak seçilen 30 bireyde(yaş ort.:10.19 yıl) maksiller yetersizlik kaynaklı iskeletsel Sınıf III yapı,artmış yada normal dik yön boyutları ve pubertal büyüme atılımında yada öncesi dönemlerde bulunma şartları arandı. RH grubu arşiv kayıtlarından seçilen 30 bireyden(yaş ort.:10.81 yıl) oluşturuldu. Grup içi farkların önem kontrolü eşleştirilmiş t-testi, gruplar arası farkların önem kontrolü bağımsız örneklem t-testi ile yapıldı.AVPA uygulaması sonucunda palatal düzlem eğimi değişmezken, RH grubunda önemli düzeyde azalmıştır. AVPA grubunda mandibular düzlem eğimi, ramal ve gonial açılar önemli düzeyde azalırken, RH grubunda belirgin artmıştır. RH grubunda maksiller anterior ve mandibular posterior rotasyona bağlı olarak alt ön yüz yüksekliğinde AVPA grubuna göre önemli artış gerçekleşmiştir.Her iki grupta da üst keserlerde ekstrüzyon ve protrüzyon, alt keserlerde ise AVPA grubunda protrüzyon, RH grubunda retrüzyon kaydedilmiştir. Üst ve alt molar mezializasyon miktarları iki gruptada benzer bulunurken, AVPA grubunda üst ve alt molar dişlerde dik yönde kaydedilen artış miktarlarının, dik yönlü kuvvetinde etkisiyle daha az gerçekleştiği kaydedilmiştir.AVPA uygulaması ile konvansiyonel protraksiyon tedavisi sonucunda maksilla ve mandibulada görülen rotasyonel yan etkilerin ortadan kaldırılarak, vertikal yön kontrolünün başarıyla sağlandığı sonucuna ulaşılmıştır. AVPA ile protraksiyon tedavisinin ,dentoalveolar yan etkilerin ortadan kaldırılmasına yönelik olarak, iskeletsel ankrajla uygulanmasının göz önüne alınabileceği düşünülmüştür.

Dental aygıtlarMaksillaMaloklüzyon-angle sınıf II+4
Berk Özoğul
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Frog apareyi ile molar distalizasyonunun iskeletsel ve dentoalveoler yapılar üzerine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, Sınıf II maloklüzyonların tedavisindeüst birinci molar dişin distalizasyonu amacıyla kullanılan ?Frog Apareyinin?iskeletsel, dişsel ve yumuşak dokularda meydana getirdiği değişimleriincelemektir.Araştırmaya, dişsel Sınıf II maloklüzyona sahip olan, üstçenede orta şiddetli çapraşıklık, alt çenede ise minimal düzeyde veyaçapraşıklığı olmayan, SN/GoGN açısı 38º'den yüksek olmayan ve ikincimolar dişleri oklüzyonda olan vakalar dahil edildi. Ayrıca, üst üçüncümolarların varlığı tedavi öncesi değerlendirilerek, ikinci molar trifurkasyonhattının altında olduğu vakalarda, bu dişlerin çekimi tedavi öncesindeyapıldı.Uygulama grubu kronolojik yaş ortalaması 14 yıl 8 ay olan 15kız, 5 erkek toplam 20 bireyden oluşturuldu Araştırma kapsamına alınankronolojik yaşları ortalama 14 yıl olan 15 birey (10 kız, 5 erkek) ise kontrolgrubunu oluşturdu. Kontrol grubu altı ay süre ile takip edildi. Uygulamagrubunda, ortalama tedavi süresi 6,6 ± 0,44 aydır.Araştırma kapsamına alınan tüm bireylerden uygulamabaşlangıcı ve sonunda lateral sefalometrik film, panaromik film veortodontik model alındı. Bu araştırmada her bir parametre bakımındangözlemler faktöriyel düzende tekrarlanan ölçümlü varyans analiz tekniği(Repeated Measurements Factorial ANOVA) ile analiz edildi. Farklarınhesaplanmasında Duncan testi uygulandı. Her bir özellik bakımındanfarkların farkı Student-t testi ile karşılaştırıldı. Frog apareyi ile üst birinci ve ikinci molarlarda belirgin birdistalizasyon sağlanırken, her iki dişte de distale devrilme izlenmektedir.Ankraj kaybı, birinci ve ikinci premolar dişlerdeki meziyal hareket ve keserdişlerde protrüzyon ile ortaya çıkmaktadır. İskeletsel vertikal ölçümlerdeğerlendirildiğinde alt ön yüz yüksekliğinde ve arka yüz yüksekliğindeartış uygulama grubunda istatistiksel olarak önemli bulundu.

Azı dişleriDental aygıtlarMaloklüzyon-angle sınıf II+1
Deniz Gencer
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Mini-vidaların yüklenmesiyle kemikte oluşan değişikliklerin histopatolojik, histomorfometrik, immünohistokimyasal ve tomografik değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı tavşan tibia kemiğine yerleştirilen farklı geometri ve çaplara sahip minividalara uygulanan kuvvetlerin kemik doku üzerindeki etkilerini histopatolojik, immünohistokimyasal, histomorfometrik ve tomografik olarak değerlendirmektir.Çalışmada 18 adet erişkin erkek tavşan kullanılmıştır. Silindirik A çapı (1.5 mm) mini-vidası, konik B çapı(1.5 mm) mini-vidası, boyun kısmı sık yivli konik geometride, C çapı (1.4 mm) ve D çapı (1.6 mm) mini-vidaları tibia kemiğine yerleştirilmiştir. Deneyde mini-vidalar, tavşanların sağ tibia kemiğine yerleştirilmiştir. Mini-vidalar tork değerleri ölçülerek kemiğe yerleştirilmiştir. Mini-vidalar arasına 1 N kuvvet verecek şekilde Nikel-Titanyum yaylar bağlanmıştır. Yerleştirilen mini-vidalar 1., 3. ve 5. haftaların sonunda denekler sakrifiye edilmiştir. Mini-vidalar kemikten tork değerleri ölçülerek çıkarılmış ve histopatolojik, histomorfometrik, immunohistokimyasal (RANK ve OPG) ve tomografik değerlendirme yapılmıştır.Silindirik yapıda olan A mini-vidası 1., 3. ve 5. haftanın sonunda konik mini-vidalara (B, C ve D) göre daha geç kemik iyileşmesi göstermiş ve çıkarma tork değerleri A mini-vidasında düşük bulunmuştur. İlk haftanın sonunda B mini-vidasında RANK immünoreaktivitesi, C mini-vidasında OPG immünoreaktivitesi gözlenmiştir. Üçüncü ve beşinci haftanın sonunda B,C,D mini-vidalarında OPG immünoreaktivitesinde artış kaydedilmiştir. En iyi kemik doku iyileşmesi, osteoblastik aktivite boyun kısmında sık yivli C ve D mini-vidasında gözlenmiş ve diğer vidalara göre daha yüksek tork değerleri ile çıkarılmıştır. Çapı fazla olan D mini-vidasında C mini-vidasına göre daha yüksek çıkarma tork değerleri kaydedilmiştir.Boyun kısmı sık yivli olan konik mini-vidaların daha stabil olduğu ve çap artışının stabilizasyonu arttırdığı kaydedilmiştir.

Dental implantlarDişlerKemik rejenerasyonu+5
Orhan Salmanlı
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Tip 1 diyabetli bireylerde kraniyofasiyal morfolojinin değerlendirilmesi

Bu araştırmanın amacı, tip 1 diyabetin (T1DM) kraniyofasiyal yapılar üzerindeki etkilerinin kesitsel klinik bir çalışma ile değerlendirilmesidir.Çalışmada T1DM grubu, en az 2 yıl önce T1DM tanısı konmuş kronolojik yaş ortalaması 14.16±2.46 yıl olan 38 kız 38 erkek toplam 76 bireyden; kontrol grubu ise Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvurmuş ve ortodontik tedavisine henüz başlanmamış, herhangi bir kronik metabolik hastalığı olmayan, iskeletsel Sınıf 1 yapıdaki kronolojik yaş ortalaması 14±2.08 yıl olan 38 kız 38 erkek toplam 76 bireyden oluştu. Gruplar kemik yaşına göre pubertal ve postpubertal olarak iki gruba ayrıldı.Bireylerden kraniyofasiyal morfolojinin değerlendirilmesi için lateral sefalometrik, posteroanterior, el bilek ve panoramik filmler alındı. Ayrıca genel diş sağlığının tespiti için DMFT (Decay Missing Filled Index - Çürük Kayıp Dolgulu Dişler İndeksi), CPITN (Community Periodontal Index Treatment Need ? Toplum Periodontal İndeksi ve Tedavi Gereksinimi) ve periodontal indeks (PI) değerlendirildi. T1DM grubundaki bireyler, HbA1c değerlerine göre sınıflandırılarak metabolik kontrolün kraniyofasiyal yapılar üzerine etkileri incelendi.Araştırmanın istatistiğinde; parametrik ve non-parametrik testlerden yararlanıldı ve p<0.05 düzeyi anlamlı kabul edildi.Kontrol grubuna göre T1DM grubunda; nörokranyum uzunluğu, arka kafa uzunluğu ve kortikal kalınlıklarının, sella tursika genişliğinin ve yüksekliğinin ve mental indeksin azaldığı; sella tursika morfolojisindeki ve mental kortikal indeksteki anomalilerin oranının arttığı bulundu. T1DM'li pubertal erkeklerde mandibulanın anterior rotasyonunun arttığı ve maksillanın kafa kaidesine göre daha önde konumlandığı; ancak postpubertal dönemde gruplar arası fark olmadığı görüldü. CPITN ve PI skorları T1DM'ten etkilenirken; DMFT skorlarının gruplararası farklı olmadığı ve tüm bulguların istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olduğu bulundu.

Diabetes mellitus-tip 1Diş hekimliğiDiş sağlığı araştırmaları+3
Nehir Canıgür Bavbek
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Palatinalden mini vida destekli molar distalizasyonuna bukkalden ek kuvvet uygulanması sırasında bukkalden vida desteğinin üst daimi birinci azı dişlerine etkileri

Bu çalışma palatinalden iki adet mini vida destekli birinci molar distalizasyonu sırasında, bukkal bölgeden uygulanan ek kuvvetin premolar dişe karşılık mini vida destekli olması gerekliliğinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır.Çalışma, tedavi başı yaş 15.74 yıl olan çift taraflı II. sınıf molar ilişkiye sahip 24 hastada gerçekleştirilmiştir. Distalizasyon süresi ortalama 0.68 yıl olarak sürmüştür. Palatinal bölgenin aktivasyonu bu bölgeye yerleştirilen iki adet mini vidadan destek alan 0.9 mm palatinal distalizasyon arkı üzerine bulunan açık NİTİ yayların aktivasyonu ile sağlanmıştır. Bukkal bölgeden uygulanan ek kuvvetin aktivasyonu ise bir tarafta mini vidadan destek alan Modifiye lokar iken diğer tarafta palatal arka lehimli olan premolar bandından basamak bükümü şeklinde molar dişe lehimli aktivatör tüpünden geçen ark teli üzerinde bulunan NİTİ yayların aktivasyonu ile gerçekleştirilmiştir. Çift taraflı aktivasyonla molar dişe toplamda 200 gr kuvvet uygulanmıştır. Distalizasyon öncesi ve distalizasyondan sonra alınan lateral sefalometrik radyografilerde 19 açısal, 26 doğrusal üst çene model fotokopisinde ise iki açısal 16 doğrusal ölçüm değerlendirilmiştir. Grup içi karşılaştırmalarda eş yapma t testi ve Wilcoxon testi uygulanırken gruplar arası karşılaştırmalarda ise Student t testi yapılmıştır.Bulgular incelendiğinde, uygulanan iki yöntem arasında molar dişlerin distalizasyonunda bir farklılık gözlenmezken, premolar dişlerin distale hareketinde önemli farklılık bulunmuştur.Sonuç olarak, palatinalden mini vida destekli birinci molar distalizasyonunda uygulamaya bukkalden mini vida destekli kuvvet uygulanmasının, premolar destekli kuvvet uygulanmasından farklı bir etkisi görülmemiştir ancak bukkalden mini vida destekli uygulama, birinci premolar dişin distale hareketine engel olmaması itibariyle avantaj oluşturarak sabit tedavinin süresinin kısalmasını sağlayacaktır.

Azı dişleriDental aygıtlarKemik vidaları+3
Mohammad Fakı
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Maksillada kullanılan farklı geometrilerdeki mikroimplantların sonlu elemanlar analiz yöntemi ile üç boyutlu incelenmesi

Çalışmanın amacı; farklı tedavi seçeneklerinde, ortodontik ankraj amaçlı kullanılan farklı geometrilerdeki mini vidaların üzerine uygulanan kuvvetler sonucunda, vida ve çevresindeki kemik yapı üzerinde oluşan stresi sonlu elemanlar analizi ile 3 boyutlu değerlendirmektir. Bu çalışma mini-vidaların geometrik farklılığının çevre kemik dokuya iletilen kuvveti etkilediği hipotezi üzerine kurulmuştur.Üç boyutlu olarak modellenen maksiller kemik üzerindeki analizler üç tip mini-vida kullanılarak yapılmıştır; Neo-anchor plus (anchor plus, USA) 1.6x8 mm; A vidası, O.S.A.S (Dewimed, Germany) 1.6x8 mm; B vidası ve Spider Screw (HDC Company, Italy) 2x8 mm; C vidası olarak senaryolarda tanımlandı.Senaryo 1'de, vidalar kanin retraksiyonu amacı ile yerleştirildi ve 1 N kuvvet uygulandı. Senaryo 2'de, vidalar molar distalizasyonu amacı ile yerleştirildi ve 2.5 N'luk kuvvet uygulandı. Senaryo 3'de vidalar, keser intrüzyonu amacıyla yerleştirildi ve 1 N'luk kuvvet uygulandı. Senaryo 4'de vidalar keser intrüzyonu amacıyla yerleştirildi ve 0.5 N'luk kuvvetler uygulandı. Senaryo 5'de vidalar bölgesel molar distalizasyonu amacıyla yerleştirildi ve 2.5 N'luk kuvvet uygulandı.Vidalar üzerinde kaydedilen en düşük von Misses stres değeri, tüm senaryolarda C vidasında görüldü. Kortikal kemik üzerinde kaydedilen en düşük von Misses stres seviyesi senaryo 4 hariç diğer tüm senaryolarda A vidası kullanıldığında saptandı.Vidalar üzerinde oluşan en yüksek von Misses stres değerleri vidanın boyun kısmında, kortikal kemik hizasına denk gelen ilk yivleri üzerinde görüldü, kemik üzerinde kaydedilen en yüksek von Misses stres değeri kortikal kemik yüzeyinde, vidanın yerleştirildiği bölgede görüldü.Mini-vida üzerinde stres değerinin en fazla olduğu vidanın boyun kısmında yiv sayısının arttırılması/adım mesafesinin azaltılması kortikal kemik üzerindeki stresi, mini-vida çapının arttırılması ise vida üzerindeki von Misses stres miktarını azaltmıştır.

Dental implantasyonDental implantlarKemik vidaları+3
İdil Bavbek Karakaya
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

İskeletsel sınıf I vakalarda farklı dik yön paternlerinin gülümsemeye etkisi

Bu çalışmanın amacı, iskeletsel Sınıf I maloklüzyona sahip bireylerde farklı dik yön paternlerinin (hipodiverjan-normodiverjan-hiperdiverjan) gülümseme özellikleri üzerine etkisinin, ortodontik tedavi ihtiyacı olmayan bireylerle karşılaştırılarak değerlendirilmesidir. Normal sagittal iskeletsel paterne sahip 90 hastadan oluşan çalışma grubu, vertikal gelişim paternine göre 3 gruba ayrıldı; hipodiverjan (15 kız, 15 erkek, ortalama yaş: 20.38±3.76 yıl), normodiverjan (18 kız, 12 erkek, ortalama yaş: 19.36±2.83 yıl) ve hiperdiverjan (19 kız, 11 erkek, ortalama yaş: 19.44±2.14 yıl) gruplar. Kontrol grubu (20 kız, 10 erkek, ortalama yaş: 20.95±1.90 yıl) ortodontik tedaviye ihtiyacı olmayan 30 bireyden oluşturuldu. Komik bir video klip izletilerek spontane gülümseme elde edildi. Kayıtlardan maksimum diş ve dişetinin göründüğü gülümseme kareleri seçildi ve bu gülümseme kareleri üzerinde İmage J® programı yardımıyla ölçüm yapıldı. Gruplar arasında gülümseme komponentlerindeki değişiklikler, ANOVA ve Post hoc Tukey "Honestly Significant Difference" (Tukey HSD) testi kullanılarak değerlendirildi. Maksiller kesici görünümü (MxiD) (p≤0.05), üst kesici kenarın alt dudağa uzaklığı ölçümü (MxiLL) (p≤0.01), gülümseme yüksekliği (SH) (p≤0.001) ve gülümseme alanı (SA) (p≤0.01) ölçümleri hipodiverjan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı oranda daha az bulundu. Görünen dentisyon genişliği (VTW) (p≤0.01) ve iç komissural genişlik (İCW) (p≤0.05), hiperdiverjan bireylerde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı oranda daha az bulundu. Bukkal koridor uzunlukları (BC-R, BC-L) (p≤0.001) hiperdiverjan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı oranda daha az bulundu. Gülümseme indeksi (SIx) (p≤0.001) ise hipodiverjan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı oranda daha fazla bulundu. sonuç olarak dik yön paterni ve cinsiyet gülümseme komponentlerini etkilemektedir. Hiperdiverjan bireyler, hipodiverjan bireylere göre daha vertikal bir gülümsemeye sahiptir. Daha çekici bir gülümseme için tedavi planı yapılırken dik yön paterninin gülümseme özellikleri üzerindeki etkisi dikkate alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Analiz, Angle Sınıf I, Estetik, Gülümseme, Maloklüzyon

AğızDental estetikDişler+4
Neslihan Seyhan Cezairli
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı vertikal yüksekliklere sahip iskeletsel sınıf I bireylerin kraniyofasiyal ve dentoalveolar özelliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı İskeletsel Sınıf I malokluzyona sahip bireylerde farklı dik yön paternlerinin (hiperdiverjan-normodiverjan-hipodiverjan) kraniyofasiyal yapılar üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Normal sagittal iskeletsel paterne sahip 90 hastadan oluşan çalışma grubu, vertikal gelişim paternine göre 3 gruba ayrıldı: hiperdiverjan (15 kadın, 15 erkek ortalama yaş: 19.40±2.78), normodiverjan (15 kadın, 15 erkek ortalama yaş: 20.49±3.27) ve hipodiverjan (15 kadın, 15 erkek ortalama yaş: 20.41±2.01) gruplar. 90 adet lateral sefalometrik filmler üzerinde Nemoceph ve AutoCAD programları yardımıyla ölçümler yapıldı. Gruplar arasında lateral sefalometrik filmlerdeki ölçümler, ANOVA ve Post hoc Tukey ''honestly significant difference'' (Tukey HSD) testleri kullanılarak analiz edildi. Havayolu alanları (p≤0.05) hipodiverjan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı oranda daha fazla bulundu. Maksiller anterior dentoalveolar yükseklik (MADH) (p≤0.05) hiperdiverjan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı oranda daha fazla bulundu. Pg-Pg', Me-Me', Gn-Gn' yumuşak doku kalınlıkları ve B-B'', Pg-Rgn simfiz ölçümleri hipodiverjan bireylerde hiperdiverjan bireylere göre daha fazla bulundu. Kraniyoservikal açılar (p≤0.05) hipodiverjan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı oranda daha az bulundu. Antegonial notch derinliği hipodiverjan bireylerde hiperdiverjan bireylere daha az bulundu. Sella tursika genişliği ve yüksekliği (p≤0.05) hipodiverjan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı oranda daha fazla bulundu. Sonuç olarak dik yön paterni kraniyofasiyal komponentleri etkilemektedir. Hiperdiverjan bireyler hipodiverjan bireylere göre daha vertikal bir kraniyofasiyal özelliklere sahiptir. İdeal ortodontik tedavi için tedavi planlaması yapılırken dik yön paterninin kraniyofasiyal özellikler üzerindeki etkileri dikkate alınmalıdır.

Dentoalveolar yapıDiş anomalileriKraniyofasiyal yapı+4
Ayşegül Gençcan
Karadeniz Technical University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sagittal yöndeki iskeletsel malokluzyonlarda gülümseme komponentlerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; normal dik yön paternine sahip Sınıf I, Sınıf II bölüm I ve Sınıf III malokluzyonlu bireylerde gülümseme komponentlerinin analizi ve sagittal yöndeki malokluzyonların gülümseme komponentleri üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Sınıf I (23 kadın, 7 erkek, yaş ort: 20.77±3.17 yıl), Sınıf II bölüm 1 (22 kadın, 8 erkek, yaş ort: 17.36±3.00 yıl) ve Sınıf III (12 kadın, 8 erkek, yaş ort: 17.59±3.59 yıl) malokluzyona sahip 80 bireyin gülümsemelerini elde etmek için video düzeneği ve sefalostat cihazı kullanıldı. Bireylerin spontane gülümsemeleri komik video klipler izletilerek elde edildi. Video kayıtlarından her hasta için istirahat ve en geniş spontane gülümsemesi olmak üzere iki görüntü karesi seçildi. İstirahat ve gülümseme görüntüleri Image J® programı ile analiz edildi. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS version 23.0 programı kullanıldı. Cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösteren parametrelerden gülümseme yüksekliği ve alt kesici görünümü dışındaki parametreler erkeklerde kızlardan daha yüksek bulunmuştur. Gülümseme arkı gruplar ve cinsiyetler arasında anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Dış komissural genişlik, bukkal koridor oranı ve görünen dentisyon genişliği Sınıf I bireylerde, Sınıf II bireylerden daha yüksektir. İstirahat ve gülümseme sırasındaki üst dudak kalınlıkları ile üst kesicinin alt dudağa uzaklığı Sınıf III malokluzyonlu kızlarda diğer gruplardan daha yüksek değerler göstermiştir. Bukkal koridorların doğrusal ölçümleri Sınıf II malokluzyonlu kızlarda, Sınıf I malokluzyonlu kızlardan daha yüksektir. Alt kesici görünümü Sınıf II malokluzyonlu erkeklerde, Sınıf III malokluzyonlu erkeklerden daha yüksek değerler göstermiştir. Gülümseme alanı Sınıf I malokluzyonlu kızlarda, Sınıf III malokluzyonlu kızlardan daha yüksektir. Sınıf I malokluzyonlu kız bireylerde yüksek gülümseme çizgisi görülme oranı diğer gruplardan daha yüksek bulunmuştur. Sagittal yöndeki iskeletsel malokluzyonlar ve cinsiyet gülümseme komponentleri üzerinde etkilidir.

Dental estetikDentofasiyal yapıGülümseme+4
Kezban Celikan
Karadeniz Technical University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

ANB açısı düzeltme yöntemlerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı; ANB açısına göre farklı sagittal yön ilişkisine sahip bireylerden elde edilen ölçümler sonucu oluşturulan veri havuzundan, farklı kraniyofasiyal paterne işaret eden kümelerin elde edilmesi, bu kümelerin hangi özellikler yönünden birbirlerinden ayrıldığının incelenmesidir. Çalışmada ANB açısı sınıflamasına göre Sınıf 1, Sınıf 2, Sınıf 3 ilişkiye sahip 3 grupta 110'ar adet olmak üzere toplam 330 adet lateral sefalogram kullanıldı. Tüm veriler üzerinde Rapidminer programının X-means algoritması kullanılarak 4 adet küme oluşturuldu. Kümelerin veriler ile ilişkisini belirlemek amacıyla Rapidminer'da karar ağacı analizi uygulandı. Karar ağacında dallanmanın uç kısımlarında yer alan bireyler ayıklandıktan sonra 288 lateral sefalogram üzerinde aynı işlem tekrarlandı. Elde edilen yeni veri kümesi üzerinde aynı işlemler tekrarlandı ve yeniden 4 adet küme elde edilerek yeni karar ağacı oluşturuldu. En son oluşturulan karar ağacında dallanmanın ilk ayrım noktasını belirleyen ölçüm Bireysel ANB hesaplanmasıydı. Bireysel ANB hesaplanmasının -2,3'den büyük olduğu dallarda Küme 0 ve Küme 1, küçük olduğu dallarda Küme 2 ve Küme 3 bulundu. Küme 0 ve Küme 1'in ayrımını belirleyen parametrelerin; interinsizal açı, SNA°, SNB°, Küme 2 ve Küme 3'ün ayrımını belirleyen parametrelerin; N-Go-Gn°, SN/MP° ve SN/GoGn ölçümlerinin olduğu görüldü. Kümeler arası farklar ANOVA, Tukey HSD, Tamhane, Kruskal-Wallis, Mann Whitney U testleri kullanılarak analiz edildi. N-Go-Ar°, FH/PP°, S-Ar-Go° (p<0.05) açıları haricindeki bütün ölçümlerde istatistiksel anlamlı farklılık bulundu.

Bilgisayar yazılımlarıKarar ağacıKraniyofasiyal yapı+7
Merve Gonca
Karadeniz Technical University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üst ikinci molar diş çekimli ve çekimsiz vakalarda twin force bite corrector apareyinin etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, Sınıf II maloklüzyonların tedavisinde kullanılan sabit fonksiyonel bir aparey olan Twin Force Bite Corrector apareyinin üst daimi ikinci molar diş çekimli ve çekimsiz tedavilerde dentoiskeletsel etkilerinin sefalometrik filmler aracılığıyla değerlendirilmesidir. Büyüme potansiyeli azalmış ve Sınıf II maloklüzyona sahip 45 hasta iki gruba ayrılmıştır. Bunlardan 23'ü (19 kız, 4 erkek; ortalama yaş 14.93±1.35 yıl) üst iki ikinci molar diş çekimli, 22'si (13 kız, 9 erkek; ortalama yaş 14.25±1.71 yıl) çekimsiz olarak Twin Force Bite Corrector sabit fonksiyonel apareyi ile tedavi edilmiştir. Lateral sefalometrik filmler tedavi öncesi (T0) ve Twin Force Bite Corrector apareyi çıkarıldıktan hemen sonra (T1) alınmıştır. Çekimli grupta SNA açısı istatistiksel olarak anlamlı bir azalma gösterirken (p<0.05), çekimsiz grupta ise SNB ve SNPog açıları istatistiksel olarak anlamlı bir artış göstermiştir (p<0.01). Üst keser retrüzyonu çekimli grupta istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.01). Her iki gruptaki maksillo-mandibular ilişkideki düzelmenin alt keser dişlerin protrüzyonu, üst keser dişlerin ise retrüzyonu ile elde edildiği ve daha çok dentolalveolar olduğu bulunmuştur. Oklüzal düzlemde saat yönü rotasyon gözlenmiş ve bu düzleme bağlı vertikal ölçümlerde değişiklikler gözlenirken, SN-GoGn açısında herhangi bir değişiklik gözlenmemiştir. Her iki tedavi grubunda da birinci molar dişin distalizasyon miktarında önemli bir değişiklik gözlenmemiştir. Tedavi etkileri karşılaştırıldığında ise; çekimli ve çekimsiz tedavi arasında hiç bir parametrede istatistiksel bir fark bulunmamıştır. Her iki tedavi grubunda da Twin Force Bite Corrector apareyinin dento-iskeletsel etkisi ve tedavi süresi benzer bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Sınıf II maloklüzyon, Twin Force Bite Corrector, Üst ikinci molar diş çekimi.

Dental aygıtlarDiş çekimiDişler+3
Eda Yılmaz
Karadeniz Technical University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Twin blok apareyinin günlük farklı sürelerde kullanımının dentofasiyal etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, pubertal büyüme atılımında olan Sınıf II Bölüm 1 maloklüzyona sahip hastaların TheraMon mikrosensör yerleştirilmiş Twin Blok apareyini günlük farklı sürelerde kullanmaları ile meydana gelen dentofasiyal etkilerin karşılaştırılmasıdır. Sınıf II Bölüm 1 maloklüzyona sahip pubertal büyüme atılımında olan 23 hasta (14 kız, 9 erkek, yaş ort. 12.2 ± 1.28 yıl); içerisine TheraMon mikrosensör gömülmüş olan Twin Blok apareyini 10 ay (313 ± 14 gün) boyunca kullanmıştır. Bu sürenin sonunda hastalar günlük ortalama kullanım zamanlarına göre iki gruba ayrılmıştır. Grup 1 (GR1)'de yer alan 11 hasta (6 kız, 5 erkek, yaş ort. 12.32 ± 1.25 yıl) Twin Blok apareylerini 18.11 ± 1,51 saat/gün ortalama ile; Grup 2 (GR2)'de yer alan 12 hasta (8 kız, 4 erkek, yaş ort. 12.07 ± 1.4 yıl) ise apareylerini 21.08 ± 0,64 saat/gün ortalama ile kullanmışlardır. Hastalardan tedavi başı (T0) ve Twin Blok apareyi çıkarıldıktan 1 ay sonra (T1) alınan lateral sefalometrik filmlerin karşılaştırılması ile elde edilen ve normal dağılıma uyan veriler, Paired-t test ve Student-t test ile; normal dağılıma uymayan veriler ise Wilcoxon işaret sıralama testi ve Mann Whitney U testi ile istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Co-Pog (GR1: 5.01, GR2: 5.38 mm) ve Ar-Pog (GR1: 5.47 mm, GR2: 5.72 mm) ölçümleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmıştır. Maksiller büyümenin sınırlandığı görülmüştür. Overjet ve molar düzeltimleri yaklaşık olarak yarı iskeletsel, yarı dental katkı ile gerçekleşmiştir. Grup 2'de meydana gelen değişimlerin, sayısal olarak Grup 1'de meydana gelenlerden daha yüksek olduğu gözlenirken, gruplar arası karşılaştırmada istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark sadece labiomental yumuşak doku ölçümünde (B-SLi noktaları arası mesafe) mevcuttur (GR1: 0.8 mm, GR2: 1.8 mm, p=0.01). Bu çalışmanın sonucunda, Twin Blok apareyinin Sınıf II maloklüzyonun tedavisinde etkili olduğu görülmüş ve 18 saat/gün kullanım protokolü ile 21 saat/gün kullanım protokolü arasında anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Anahtar Kelimeler: Twin Blok apareyi, TheraMon Mikrosensor, Kooperasyon

Dentofasiyal yapıMaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf II+5
Arzu Erdoğan Kekül
Karadeniz Technical University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İskeletsel sınıf II olguların herbst ve xbow apareyleri ile tedavi etkilerinin sefalometrik olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, alt çene gelişim geriliğine bağlı iskeletsel Sınıf II malokluzyonlu olguların tedavisinde, pubertal büyüme atılımı döneminde kullanılan Herbst ve Xbow apareylerinin iskeletsel, dentoalveolar yapılar ve yumuşak dokular üzerine etkilerini karşılaştırılmalı olarak incelemektir. Çalışma grubu alt çene gelişim geriliğine bağlı Sınıf II malokluzyona sahip pubertal büyüme atılımı döneminde bulunan ortalama yaşı 12.08 ±1.23 yıl olan 46 bireyi içermiştir. Bireyler randomize bir şekilde gruplara ayrılmıştır. 16 bireye Herbst, 19 bireye Xbow sabit fonksiyonel apareyleri uygulanmıştır. Kontrol grubu da 11 hastanın arşivdeki kayıtları kullanılarak retrospektif olarak oluşturulmuştur. Keser dişleri başbaşa gelinceye kadar aktive edilen apareyler 7 ay süreyle aylık kontrolleri yapılarak ağızda tutulmuştur. Tedavi başlangıcında ve apareylerin sökümünden hemen sonra alınan lateral sefalometrik filmler ve kontrol grubundan elde ettiğimiz 7 ay aralıkla alınmış lateral sefalometrik filmler karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin istatistiksel olarak karşılaştırılması sonucu her iki apareyle de overjet ve molar ilişki düzeltiminin büyük oranda dişsel olarak sağlandığı ve Xbow grubundaki dişsel etkinin Herbst grubuna göre çok daha fazla etkili olduğu görüldü. Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında Herbst apareyinin mandibulanın sagital yön gelişimini stimüle edici bir etkiye sahip olduğu, Xbow apareyinin ise mandibulanın sagital yön gelişimine etkisinin sınırlı olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Xbow ve Herbst apareylerinin büyüme gelişim dönemindeki bireylerde alt çene gelişim geriliğine bağlı Sınıf II malokluzyonu düzeltmeye yönelik etkili apareyler olduğu görülmüştür. Bu çalışma Karadeniz Teknik Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje numarası: TDH-2016-5590. Anahtar Sözcükler: Crossbow, Herbst, Sabit fonksiyonel aparey, Sınıf II malokluzyon, Xbow

Dentofasiyal yapıMaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf II+4
Veda Boynueğri
Karadeniz Technical University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ortodontik tedavi ihtiyacı olan hastalarda yüz estetiğinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, hastaların yüz estetiğini değerlendirmek ve yüz estetiğinin ortodontik sorunlarla ilişkisini araştırmaktır. Çalışma örneklemi, Bülent Ecevit Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran 250 hastayı içermektedir. Ortodontik tedavi öncesinde tüm hastaların standart fotoğrafları çekilmiştir. Bu fotoğraflarda, hastaların yüz özellikleri 11 farklı yüz bölgesi temel alınarak ayrıntılı olarak değerlendirilmiş ve elde edilen veriler istatistiksel analiz ile incelenmiştir. Araştırmada elde edilen fotoğrafların ve yumuşak dokunun değerlendirilmesinde Fitzpatrick fototip sınıflaması, Glogau kırışıklık sınıflaması ve yüz iskelet/dolgunluk sınıflaması kullanılmıştır. Araştırmada alın ve göz yapılarının değerlendirilmesinde Alın, Kaş ve Göz Analizi Kontrol Listesi; burun yapılarının değerlendirilmesinde Burun Analizi Kontrol Listesi kullanılmıştır. Dudakların analizi, diş analizi ve çene analizi, dudak, diş ve çenelerin değerlendirilmesinde kullanılmıştır. Araştırmaya katılanlar yaşları 7-38 arasında değişen 158 kız ve 92 erkekten oluşmaktadır. Bunların% 36.4'ü Sınıf I,% 53.2'si Sınıf II,% 10.4'ü Sınıf III molar ilişki'ye sahiptir. 18-30 yaş arasındaki bireylerin% 57,8'i düz alın profiline sahiptir, 15-18 yaş arasındaki hastalarda ise bu oran% 28,5'dir. Bazı iskeletsel ve dental malokluzyonlar ve yüz özellikleri birbiriyle ilişkilidir. Sunulan çalışmada bu korelasyonlar değerlendirilmiştir. Bazı yüz özellikleri belirli hasta gruplarında daha yaygındır. Diş hekimleri, özellikle de ortodontistler, hangi yüz özelliklerinin hangi hasta grubunda daha yaygın olarak ortaya çıktığını bilirse, tedavi planı yalnızca dişleri değil, aynı zamanda yüz görünümünü iyileştirmek için de modifiye edilebilecektir.

BurunDudakEstetik+6
Çağla Maya
Zonguldak Bülent Ecevit University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Debonding sonrası mine yüzey pürüzlülüğünün optik profilometre ile incelenmesi

Amaç:Bu tez çalışmasının amacı ortodontik adeziv uzaklaştırma tekniklerinin in vitro ortamda mine yüzeyine etkilerinin temassız üç boyutlu optik profilometre kullanılarak değerlendirilmesidir. Materyal ve metot: Çalışmada 50 adet premolar diş kullanıldı. Dişler alçı kalıplara sabitlendikten sonra rasgele şekilde seçilerek 10'arlı gruplara ayrıldı. Tüm örneklerin mine yüzeylerine %37'lik fosforik asit 20 saniye süreyle uygulandı. Transbond XT yapıştırıcı ile yapıştırılan braketler Howe pensi kullanılarak uzaklaştırıldı. Gruplardaki artık rezin 8, 12 ve 30 bıçaklı tungsten karbit frez, Arkansas taşı ve fiber destekli kompozit bitirme frezi kullanılarak düşük devirde hava soğutması altında temizlendi. Örnekler PoGo polisaj lastikleri kullanılarak 20 saniye cilalandı. Tüm örneklerin yüzey özellikleri uygulama öncesi (T0), rezin temizliği sonrası (T1) ve cilalama sonrası (T2) optik profilometre(PhaseView ZeeScope)kullanılarak üç boyutlu görüntü elde edildi. Ayrıca tüm frezlerin artık rezin uzaklaştırma süreleri de hesaplandı. Bulgular:Gruplar arası yüzey pürüzlülük parametrelerinde anlamlı bir fark yoktu.(P ≥ 0.05). Ancak rezin temizleme hızları arasında gruplar arası anlamlı fark bulundu (P≤ 0.01). 12 bıçaklı tungsten karbit frez 9.05 (SD 0.58) saniye ile rezini en kısa sürede,Arkansas taşı 25.89 (SD 1.63) saniye ile rezini en uzun sürede mine yüzeyinden uzaklaştırdı. Sonuç: Bu çalışmanın bulgularına göre, frezlerin mine yüzey pürüzlülüğüne etkileri arasında fark olmadığı, ancak rezin uzaklaştırması için harcanan sürelerin farklı oldukları ifade edilebilir.

Dental bondingDental mineKompozit reçineler+4
Engin Yıldıran
Zonguldak Bülent Ecevit University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

On iki haftalık mekanik vibrasyonun kök rezorpsiyonuna etkileri: Mikro – BT çalışması

Amaç: Bu çalışmanın amacı mekanik vibrasyonun, kuvvetuygulanan veya uygulanmayan üst birinci premolar dişlerdeki kök rezorpsiyonuna etkisini Mikro-BT ile araştırmaktır. Materyal Metot:Ortodontik tedavinin bir parçası olarak üst premolar dişlerinçekimigereken 20 hasta rastgele olarak iki gruba ayrıldı: grup 1, kuvvet uygulanan grup(150 g) ve grup 2, kuvvet uygulanmayan grup. 150 gram kontrollü bukkal devirme kuvveti, grup 1'deki her bir hastanın maksiller birinci premolar dişlerine 12 hafta boyunca uygulandı. Split-mouth prosedürünü kullanarak, hem grup 1 hem de grup 2'de her hastanın maksiller birinci premolar dişleri, "vibrasyon" ve "vibrasyonsuz" taraf olarak rasgele atandı. Çalışma için, "vibrasyon" tarafındaki maksiller birinci premolarlara, 10 dk/gün süre boyuncamodifiye edilmiş uca sahip Oral B HummingBird cihazı kullanılarak 113Hz'lik bukkal yönlü vibrasyon uygulandı. Kuvvet uygulama periyodundan sonra tüm hastalardan üst 1. premolar dişler çekildi. Kök yüzeyleri x-ışını mikrotomografi cihazında (SkyScan-1172, Belgium) tarandı. Elde edilen görüntülerde açık kaynaklı Fiji (ImageJ) yazılımı kullanılarak rezorpsiyon kraterlerinin hacimsel ölçümleri yapıldı. Bulgular:Vibrasyonlu ve vibrasyonsuz taraflar arasında kök rezorpsiyon hacimleri ve dağılımı açısından istatistiksel olarak bir fark yoktu(p>0.05). Kuvvet uygulanmayan gruba (grup 2) kıyasla kuvvet uygulanan grupta (grup 1) hacimce daha fazla rezorpsiyon mevcuttu (P<0.05). Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre, mekanik vibrasyonun kök rezorpsiyonunu azaltmada yararlı bir etkisinin olmadığı vebukkal yönde 150 g kuvvet uygulamanınkök yüzeyinde önemli miktarda rezorpsiyona neden olduğu bulunmuştur.

Kök rezorpsiyonuMekanik titreşimRadyografi-dental+2
Hakan Yılmaz
Zonguldak Bülent Ecevit University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İskeletsel ve dental gelişim aşamaları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi (retrospektif çalışma)

Bu çalışmanın amacı; diş gelişimini, servikal vertebra maturasyonunu ve el-bileğin iskeletsel maturasyonunu incelemek ve diş kalsifikasyonu ile iskeletsel gelişim arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Çalışmamızın örnekleri, ortodonti kliniğinin arşiv kayıtlarından elde edilmiştir. Çalışma yaşları 8 ile 18 yaş arasında değişen, 201 kız ve 152 erkek hastadan oluşmaktadır. Toplam 353 hastanın panoramik, lateral sefalometrik ve el-bilek radyografileri toplanarak analiz edilmiştir. Sol mandibular yedi dişin mineralizasyonu Demirjian metoduna göre değerlendirilmiştir. El-bilek radyografilerinden iskeletsel maturasyon aşamaları Björk, Grave ve Brown metodu kullanılarak belirlenmiştir. Servikal vertebra gelişimi Hassel ve Farman metodu ile saptanmıştır. Rasgele seçilen 50 hastaya ait radyografiler aynı yöntemlerle 1 ay sonra aynı araştırmacı tarafından tekrar değerlendirilmiştir. Spearman korelasyon katsayılarına göre diş kalsifikasyonu ile iskeletsel maturasyon aşamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki elde edilmiştir. Diş gelişimi ile el bileğin iskeletsel maturasyonu arasındaki ilişki kızlar için 0,123-0,668 ve erkekler için 0,124 -0,652 arasında dağılım gösterir. Diş gelişimi ile servikal vertebra maturasyonu arasındaki ilişki kızlar için 0,119-0,628 ve erkekler için 0,117-0,557 arasında dağılım gösterir. İkinci premolar diş kız hastalarda en yüksek korelasyon görülen diştir. Premolar dişler erkek hastalarda en yüksek korelasyonu göstermiştir. Bu çalışma, panoramik radyografilerden diş kalsifikasyon aşamalarının, pubertal büyüme döneminin bir gelişim göstergesi olarak klinik açıdan yararlı olabileceğini öne sürmektedir. Mandibular dişlerin kalsifikasyon aşamaları, kolay belirlenebilir ve bir kişinin olgunluk durumu hakkında kolayca tanınan endikasyonlar sağlayabilir.

BilekBüyümeDiş çıkarma+6
Hande Erener
Zonguldak Bülent Ecevit University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sefalometrik radyografilerin analizlerinde kullanılan dijital ve manuel metotların karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, konvansiyonel elle çizim ve dijital sefalometrik çizim metotlarının, güvenilirlik ve tekrar edilebilirliğinin değerlendirilmesidir. Üç yüz adet tedavi öncesi sefalometrik radyografi çalışmaya dahil edilmiştir. Tedavi öncesi dijital sefalometrik radyografiler Nemoceph Dental Studio NX Pro 10.4.2 çizim programı ile ve çıktıları elle çizilmiştir. Aynı araştırmacı tarafından 24 anatomik nokta tanımlanmıştır ve 12 iskeletsel, 10 dişsel ve 3 yumuşak doku parametresi ölçülmüştür. Konvansiyonel ve dijital çizim ve ölçümler, rastgele seçilmiş 75 radyografi üzerinde, 1 ay aralıkla aynı araştırmacı tarafından tekrar yapılmıştır. Her bir metot için araştırmacı içi güvenilirlik ve metotlar arasında tüm ölçüm değerlerinin uyumunu belirlemek için Test-tekrar test (GA) ve sınıf içi korelasyon katsayısı (SKK) hesaplanmıştır. Katsayının 1'e yakın olması uyumun ve aynı grupta değerler arası güvenirliğin yüksek olduğunu gösterir. Metotlar arası tekrar edilebilirlik Paired Sample T testi kullanılarak hesaplanmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak belirlenmiştir. Her iki metot için araştırmacı içi güvenirlik tüm ölçümlerde SKK 0,90'ın üzerindedir (güçlü korelasyon). L1-NB açısı (p=0,061) ve Nasolabial açı (p=0,777) haricinde açısal ve doğrusal ölçümlerin çoğunda istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Metotlar arasında, Gonial açı (SKK=0,751) ve Nasolabial açı (SKK=0,780) haricinde tüm ölçümlerde iyi bir uyum gözlenmiştir. Çalışmamızın sonuçlarına göre, konvansiyonel ve dijital sefalometrik analiz metotlarının her ikisinde de yüksek güvenilirlik bulunmuştur. İki metot arasında tekrar edilebilirlikler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmesine rağmen, farklılıkların çoğu klinik olarak anlamlı değildir.

RadyografiRadyografi-dentalSayısal analiz yöntemi+2
Ayla Yılmaz
Zonguldak Bülent Ecevit University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mini vida güçlendirici aygıtların etkinliğinin laboratuar ortamında değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı üzerinde stabilite ayağı olan bir mini vida güçlendirici aygıtın kullanımının, mini vidaların kuvvet dayanımları üzerindeki etkisinin in vitro olarak değerlendirilmesidir. 4 farklı markaya ait 120 adet mini vidanın ve sentetik kemik bloklarının kullanıldığı çalışmada vidaların yarısı 1 mm' lik kortikal kemik içeren bloklara, diğer yarısı ise 2 mm' lik kortikal kemik içeren bloklara yerleştirilmiştir. 2 farklı kalınlıktaki kortikal kemik içeren bloklara yerleştirilen 60' ar adet mini vida da vidaların sadece yiv içeren kısımlarının kemik içerisine yerleştirildiği, vidaların boyun bölgeleri ile birlikte kemik içerisine yerleştirildiği ve vidaların mini vida güçlendirici başlık ile birlikte kullanıldığı 3' er gruba eşit şekilde dağıtılarak 6 grup oluşturulmuştur. Vidaları kuvvetle yüklemek için 0,005 mm/sn hızında kuvvet uyguyan küçük ölçekli bir yükleme cihazı kullanmış olup vidaların, yerleştirildikleri kemik içerisinde stabil kaldıkları en yüksek kuvvet değerleri belirlenip bu veriler istatistiksel analiz ile incelenmiştir. Farklı markalara ait mini vidaların kuvvet dayanımları, kortikal kemik kalınlığı ve vidaların kemik dışında kalan abutment yükseklikleri arasındaki farklılıklara bağlı olarak değişkenlik göstermiştir. Bu farklılıkların büyük bir çoğunluğu istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır (p<0.05). Mini vida güçlendirici başlığın kullanımı ile mini vidaların kuvvet dayanımları istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yükselmiş olup (p<0.05) yaklaşık olarak 2.5 katına çıkmıştır. Bu çalışmanın sonucunda mini vida güçlendirici aygıtın, mini vidaların kuvvet daynımlarını arttırmadaki etkinliği in-vitro olarak kanıtlanmış olup bu alanda daha ileri klinik çalışmaların önü açılmıştır. Mini vida güçlendirici aygıt ile mini vidaların hem kuvvet moment sistemi değiştirilmiş hem de kortikal kemik desteği arttırılmıştır.

Diş hekimliğiDişlerKemik ve kemikler+3
Erdi İçen
Zonguldak Bülent Ecevit University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yeni bir yer tutucu apareyin laboratuvar ortamında test edilmesi

Sunulan tez çalışmasının amacı ölçü ve laboratuvar işlemlerine ihtiyaç duymayan, her hastaya göre ayarlanabilen ve gerektiğinde modifiye edilerek dişin dikleştirmesini sağlayan yeni bir yer tutucu apareyin üretilmesi ve etkinliğinin in vitro değerlendirilmesidir. Kuvvet oluşturucu eleman olarak Truflex Ni-Ti Open Coil Springs .014" x .036", Truflex Ni-Ti Distalizing Springs .010" x .045" ve 3M Nitinol Open Coil Springs 0.033" olmak üzere 3 farklı yay yer tutucu apareye yerleştirilmiştir. Test düzeneğinde bu open coiller aktive edilerek prototipin uyguladığı kuvvet değerleri belirlenmiştir. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi ile apareyin etkinliği belirlenmiştir. Truflex Ni-Ti Open Coil Springs grubunun oluşturduğu kuvvet değeri ortalaması 67,52 g, Truflex Ni-Ti Distalizing Springs grubunun oluşturduğu kuvvet değeri ortalaması 54,11 g ve 3M Nitinol Open Coil Springs grubunun oluşturduğu kuvvet değeri ortalaması 69,08 g olarak belirlenmiştir. Bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Bu çalışmanın neticesinde yer tutucu apareyin etkinliği in vitro olarak gösterilmiştir. İleri klinik çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: yer tutucu, erken süt molar kaybı

Azı dişleriDental aygıtlarDiş kaybı+1
Sevda Tahincioğlu
Zonguldak Bülent Ecevit University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Ön açık kapanış vakalarında ortopedik amaçla kullanılan vertikal çeneliğin alt çene üzerindeki biyomekanik etkilerinin üç boyutlu sonlu elemanlar metodu ile incelenmesi

Sonlu elemanlar stres analizi araştırmasının amacı iki farklı üç boyutlu geometrik modelde ortopedik kuvvetler uygulayan vertikal çenelik apareyinin dentofasiyal yapılar boyunca oluşturduğu stres modellerinin incelenmesidir.Gerçek kemik reaksiyonlarının simulasyonu için dentofasiyal yapıların üç boyutlu sonlu elemanlar modelinin oluşturulmasında konik ışınlı bilgisayarlı tomografi tekniği kullanılmıştır. Birçok kemik ve dişten oluşan Model I 617586 tetrahedral eleman, 130420 düğümden, Model II 578410 tetrahedral eleman, 120673 düğümden oluşmaktadır. 5 N'luk ortopedik kuvvet uygulamasının dentofasiyal yapılarda neden olduğu gerilmelerin hesaplanmasında ABAQUS (ABAQUS Version 6.8.1, Hibbitt, Karlsson & Sorensen Ins.-HKS) programı kullanıldı.Model I ve Model II de oluşan stres dağılımlarının birlikte değerlendirildiği bu araştırmada; alt çene kemiğinde, üst çene kemiğinde, alt-üst çene kemiğine ait daimi dişlerde ve üst çene kemiğinin kafa kaidesine bağlantısını sağlayan suturlarda stres oluşumları izlenmiştir.Çene kemiklerine iletilen stres yön ve miktarlarının, bireyin iskelet yapısı yanında dişsel özelliklerinden de etkilendiği gösterilmiştir.Bu araştırmada derin ve yüzeyel kemik tabakalarında elde edilen farklı stres düzeyleri ilgili bulgular, ortopedik mekanik kuvvet uygulamalarında kemik düzeyinde elde edilen yanıtın tipinin değerlendirilmesinde katkı sağlayacaktır.Stres miktarı ve dağılımındaki değişimlerin sefalometrik referans noktalarında neden olabilecekleri yerdeğiştirmelerin tespiti ile çene kemikleri ve dişlerle ilgili anatomik yapılarda ortodontik tedavi sonuçlarının daha detaylı olarak değerlendirilebilmesi mümkün olabilecektir.

BiyomekanikDental stres analiziMaloklüzyon+4
Özer Alkan
Gazi University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Derin kapanış olgularında, üst kesici dişlerin intrüzyonlarının dentofasiyal bölge ve çiğneme kasları üzerindeki etkilerinin incelenmesi.

Araştırmanın amacı; morfolojik derin kapanış olgularında, sabit mekaniklerle üst kesici dişlerin intrüzyonlarının dentofasiyal yapılar ve çiğneme kasları üzerindeki etkilerinin tespitidir. Çalışmaya; iskeletsel Sınıf 2 veya 1, dişsel Sınıf II 1, Sınıf II, 2 veya Sınıf I, optimum veya düşük açılı, artmış overbitelı, 26 olgu dahil edildi.Araştırmada her iki grupta TMA utility intrüzyon arkları kullanıldı. 1.gruba, kronolojik yaşları ortalama 18.65 yıl olan 14 birey dahil edildi. Kronolojik yaşları ortalama 18.65 yıl olan 12 bireyin dahil edidiği 2.grupta, farklı olarak, sağ ve sol üst posterior bölgeye ankraj amaçlı, mini-implant yerleştirildi. Uygulama süresi 1.grupta ortalama 11.68±3.37ay, 2. grupta ortalama 10.5±3.0 aydı.Araştırmanın istatistiğinde; parametrik ve non prametrik testlerden yararlanıldı.Her iki grupta, üst kesici dişlerde istatistiksel olarak anlamlı miktarda intrüzyon ve overbite'ta azalma elde edildi, meydana gelen değişiklikler iki grupta benzer bulundu. Her iki grupta üst kesici dişlerde protrüzyon ve bu dişlerin aksiyel eğimlerinde artış bulundu. 1.grupta; overjet artış ve üst molarlardaki ekstrüzyon miktarı istatistiksel olarak anlamlı bulundu.Uygulamayla, istirahat konumunda 1.grupta sağ DA kasın elekromiyografik aktivitesinde istatistiksel olarak anlamlı azalma bulundu. 2.grupta, sağda sakız çiğnemede, sağ MM elektromiyografik aktivitesinde istatistiksel olarak anlamlı artış bulundu. Diş sıkmada 1.grup sağ MM elektromiyografik aktivitesindeki değişimle, üst 1. molar dişin CT düzlemine uzaklığındaki değişim arasında pozitif korelasyon bulundu.Kapanışın açılmasında kullanılan utility intrüzyon arkının, dentofasiyal yapıda değişiklikler oluşturduğu ancak çiğneme kas fonksiyonlarında önemli değişikliklere neden olmadığı bulundu.

Elektromiyografi
Özlem Sezgin Çınar
Gazi University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Power-arm yüz arkı uygulamasının ve üst çenede tek taraflı molar distalizasyonu için oluşturulan yeni bir sistemin ortodontik bölgeye etkisinin karşılaştırılması

Power-Arm Yüz Arkı Uygulamasının ve Üst Çenede Tek Taraflı Molar Distalizasyonu İçin Oluşturulan Yeni Bir Sistemin Ortodontik Bölgeye Etkisinin KarşılaştırılmasıBu araştırmanın amacı, tek taraflı üst molar distalizasyonu sağlamak amacıyla geliştirilen yeni bir yöntemin (Ata headgear) ve unilateral yüz arkı tiplerinden power-arm yüz arkı uygulamasının etkilerini değerlendirmek ve her iki uygulamanın ve büyüme ve gelişimin etkilerini karşılaştırmaktır. Bu araştırmada, her iki uygulama grubu ve kontrol grubuyla beraber 3 grup oluşturuldu ve her grupta 17 birey (14 kız, 3 erkek) olmak üzere, 51 birey araştırma kapsamına dahil edildi.Araştırma başlangıcında bireylerin, üst daimi ikinci molar dişlerinin tamamen sürmüş şekilde daimi dentisyonda olması ve iskeletsel problemleri bulunmayarak asimetrik sınıf II molar ilişkiye sahip olması şartı arandı. Her üç gruptaki bireyler cinsiyet, iskeletsel yaş ve seçilen iskeletsel parametreler doğrultusunda eşleştirilerek gruplar oluşturuldu.Power-arm yüz arkı uygulamasında, her iki üst birinci molar diş bantlandı. Distalizasyon istenen taraftaki uzun dış kol, 20 derece dışa açılandırıldı ve distalizasyon istenmeyen taraftaki kısa dış kol, üst birinci molar mezialinde sonlandırıldı. Tek tarafta 350-400 gr servikal yönlü kuvvet uygulandı. Ata Headgear uygulamasında, üst birinci molar diş ve diğer tarafta üst ikinci molar diş bantlandı. Servikal yönlü kuvvet (tek tarafta 350-400 gr), distalizasyon istenmeyen tarafta birinci molara, distalizasyon istenen tarafta ikinci molara, bilateral simetrik yüz arkı vasıtasıyla iletildi.36 Her iki uygulama grubunda istenen molar ilişki elde edilince, molar distalizasyonu sonlandırıldı.Araştırma başında ve sonunda lateral sefalometrik filmler, posteroanterior filmler, el-bilek filmleri, panoramik filmler ve ortodontik modeller bireylerden alındı. Verilerin biyometrik değerlendirmesi normal dağılıma uygunluk sonuçları doğrultusunda parametrik ve nonparametrik testler ile yapıldı.Her iki uygulama grubunda, bantlı üst molar dişlerin distalizasyon miktarı ve distalizasyon istenen tarafta bantlı molar dişin distale eğilme miktarı biyometrik olarak önemli bulundu. Transversal düzlemde, power-arm yüz arkı uygulamasının bantlı molar dişlerde bukkal yönlü harekete, Ata headgear uygulamasının palatinal yönlü harekete neden olduğu bulundu. Power-arm yüz arkı uygulama grubunda ve kontrol grubunda ön ve arka yüz yüksekliklerindeki artışlar dışında her üç grupta iskeletsel yapılarda biyometrik olarak önemli değişim görülmedi.Sonuç olarak, power-arm yüz arkı ve Ata headgear uygulamalarının asimetrik distalizasyon sağlamada etkili oldukları saptandı.Anahtar kelimeler: Asimetrik distalizasyon; Unilateral yüz arkı; Tek taraflı sınıf II molar ilişki; Ata headgear; Power-arm yüz arkı

Diş hareketleri
Neşe Ak
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Adolesan dönemde kız ve erkek bireylerde çekimli ve çekimsiz sabit ortodontik tedavilerin yumuşak doku profile etkisinin incelenmesi

The Evaluation of the Effects of Extraction and Nonextraction Fixed Orthodontic Treatment on Soft Tissue Profile of Adolescent Boys and GirlsBu çalışmanın amacı, adolesan dönemdeki kız ve erkek bireylerde çekimli ve çekimsiz sabit ortodontik tedavilerin yumuşak doku profil üzerindeki etkilerinin farklı olup olmadığının incelenmesidir. Çekimli ve çekimsiz tedavi grupları 15 kız ve 15 erkek bireyden, büyüme ve gelişimin etkisini elimine etmek amacıyla kullanılan kontrol grupları ise tedavi edilmemiş 11 kız ve 11 erkekten oluşturulmuştur.Araştırmaya dahil edilen bireylerin seçiminde; ANB açısının 0°- 4°, GoGn/SN açısının 26°- 38° değerleri arasında olmasına, sabit tedavi öncesinde herhangi bir fonksiyonel tedavi görmemiş ve sabit tedavi sırasında herhangi bir ağız dışı aparey, molar distalizasyonu, expansiyon vb. herhangi bir ağız içi aparey kullanılmamış olmasına, konjenital diş eksikliği veya herhangi bir nedenle diş kaybı bulunmamasına, kraniyofasiyal bölgede herhangi bir konjenital anomalisi olmamasına, Mp3 union öncesi büyüme ve gelişim döneminde olmasına dikkat edilmiştir.Hastalardan araştırma başında ve sonunda alınan lateral sefalometrik filmler, el-bilek filmleri değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel değerlendirmesi normal dağılıma uygunluk sonuçları doğrultusunda parametrik ve nonparametrik testler ile yapılmıştır.Çekimli tedavilerin kız ve erkekler arasında yumuşak doku profilde anlamlı değişikliğe neden olmadığı, çekimsiz tedavilerin ise kız ve erkeklerde alt dudakta farklı cevaba yol açtığı görülmüştür. Vertikal referans düzlemine göre alt dudağın protrüzyonu çekimsiz erkek grubunda çekimsiz kız grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla bulunmuştur. Alt dudak kalınlığının çekimsiz erkek grubunda artması çekimsiz kız grubunda azalmasıyla iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır.Anahtar kelimeler: Yumuşak doku profil; Çekimli ve çekimsiz sabit tedavi; Büyüme ve tedavi değişiklikleri; Cinsiyet farkları.

Gül Burcu Büyükbayram
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

İskeletsel sınıf ııı anomalili bireylerde reverse headgear uygulamasının tedavi sonu ve uzun dönem etkilerinin değerlendirilmesi

Bu araştırmanın amacı, Sınıf III anomalili bireylerde reverse headgear apareyinin tedavi etkilerinin ve büyüme potansiyelleri bitmeye yakın veya bittikten sonra yapılan uzun dönem takip sonuçlarının değerlendirilmesi ve reverse headgear uygulaması sonrasında herhangi bir uygulama yapılmayan bireyler ile çekimsiz sabit tedavi uygulanmış bireylerin uzun dönem tedavi sonuçlarının karşılaştırılmasıdır.Araştırma materyali; maksilla veya maksillo-mandibular kaynaklı iskeletsel Sınıf III maloklüzyona sahip, uzun dönem takip sonunda büyüme potansiyeli bitmeye yakın veya bitmiş 34 bireyden oluşturuldu. Bu 34 birey, reverse headgear uygulaması sonrasında herhangi bir uygulama yapılmamış 17 birey (Grup 1), reverse headgear uygulaması sonrasında çekimsiz sabit tedavi uygulanan 17 birey (Grup 2) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Lateral sefalometrik ve el-bilek radyografileri uygulama başı, uygulama sonu ve uzun dönem takip sonunda alındı.Uzun dönem takip sonunda maksillanın ileri hareketi, uygulama sonucunda oluşandan daha az miktarda olduğu bulundu. Uygulama döneminde mandibulada posterior rotasyon, takip döneminde anterior rotasyon bulundu. Uygulama dönemindeki SN/GoGn ve Y açılarındaki önemli düzeydeki artışların, takip döneminde azalma göstermesi ile bireylerin orijinal büyüme paternine döndüğü bulundu.Her iki grubun uzun dönem takibinde stabilite açısından gruplar arasında farklılık olmadığı bulundu.

Kaygısız Emine
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Mikro-implant ankrajıı ile üst keser intrüzyonunun ortodontik bölgeye etkisii

Üst dört keser dişin supraoklüzyonundan kaynaklanan derin örtülü kapanışa sahip bireylerde mikro-implantlar vasıtasıyla kemik ankrajı oluşturarak ve mini bir ark kullanarak yeni bir yöntemle üst keser intrüzyonunu gerçekleştirmek ve kraniofasiyal, dental ve yumuşak doku değişikliklerini incelemek amacıyla yapılan bu araştırma, dişsel ve iskeletsel Sınıf I ve Sınıf II maloklüzyona sahip, minimum çapraşıklıkla birlikte 4 mm'nin üzerinde overbite'ı olan ve mandibuler düzlem açısı normal veya artmış, üst keser supraoklüzyonundan kaynaklanan derin kapanışa sahip toplam 35 bireyde yapıldı.Araştırma kapsamına alınan bireylerden, uygulama ve kontrol olmak üzere iki grup oluşturuldu. Kronolojik yaş ortalamaları 13,08+1,15 yıl olan, 10 kız 10 erkek toplam 20 birey uygulama grubunu; kronolojik yaş ortalamaları 12,07+1,3 yıl olan 5 kız 10 erkek toplam 15 birey kontrol grubunu oluşturdu.Araştırma başlangıcındaki kemik yaşlarının, uygulama grubunda ortalama 13,00+1,18 yıl, kontrol grubunda ortalama 12,34+0.95 yıl olduğu belirlendi.Üst dört kesici dişin blok halinde intrüzyonu amacıyla, maksiller kanin ve lateral dişlerin köklerinin arasındaki dentoalveoler bölgeye yerleştirilmiş olan mikro-implantın baş kısmı ile üst lateral dişlerin hemen distal kenarından biraz yukarıya heliks bükümü yapılmış mini ark sistemi arasına toplamda 100gr kuvvet uygulayan kapalı coil springler bağlanarak aktive edildi. Uygulamaya üst keser dişler ile üst dudak arasında uygun ilişki sağlanıncaya ve derin örtülü kapanış açılarak normal overbite miktarına ulaşılıncaya kadar devam edildi. Kontrol grubundaki bireyler ise 4 ay boyunca izlendi. Tedavi süresi ortalama 3,66 ay oldu.Araştırma materyalini; her iki grubu oluşturan bireylerden uygulama ve kontrol başında ve sonunda alınan lateral sefalometrik filmler, periapikal filmler, panoramik filmler ve ortodontik modeller oluşturdu.Bu araştırmada her bir parametre bakımından gözlemler faktöriyel düzende tekrarlanan ölçümlü varyans analizi tekniği ile (Repeated Measurements Factorial ANOVA) değerlendirilmiştir. Grup faktörünün tedavi ve kontrol olmak üzere iki seviyesi, zaman faktörünün de araştırma başı ve sonu olmak üzere iki seviyesi bulunmaktadır. Farklı grupların saptanmasında Duncan testi kullanılmıştır.Yapılan uygulama sonunda üst dört keser dişte önemli derecede intrüzyon ve protrüzyon, oklüzal düzlem eğiminde, overbite'da ve interinsizal açıda azalma, overjet'te artış, üst yan keserlerde önemli düzeyde laterale devrilme ve kök rezorpsiyonu gözlenmiştir. Üst keserler tarafından hapsedilmiş olan mandibulada uygulama grubunda daha fazla uzunluk artışı ortaya çıkmıştır. Yumuşak doku profilinde üst dudak uzunluğu uygulama grubunda önemli düzeyde azalmıştır.Anahtar Kelimeler: Maksiller keser intrüzyonu; Ortodontik mikro-implant; Derin kapanış

Zehra Bekler
Gazi University · Institute of Health Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı estetik braketler ve konvansiyonel braketlerlerin farklı ark telleriyle kombinasyonları sonucu oluşan sürtünme dirençlerinin ın vitro olarak karşılaştırılması

Çalışmamızın amacı , farklı tipteki estetik ve metal braketler ile farklı ark teli eşleşmeleri karşılaştırıldığında oluşan sürtünmenin in vitro olarak değerlendirilmesidir. Absolute, Prism, Avex CXi, OmniArch PLUS, OmniArch PLUS-MBT braketlerinden 40'ar adet olacak şekilde 200 adet 0,022x0,025 inç slotu olan alt santral diş braketi ve 0,017x0,025 inç boyutu olan NiTi, BioSlide NiTi, paslanmaz çelik ve TMA ark tellerinin her birinden 50 adet olacak şekilde toplam 200 adet tel kullanılmıştır. Çalışmamız içerisindeki sürtünme deneyleri TÜBİTAK Gebze Ulusal Metroloji Enstitüsü Kuvvet Ölçümleri Laboratuvarı'nda gerçekleştirilmiştir. Deneylerde kullanılan test makinesi Zwick (Zwick / Roel Ulm, Germany) Z250 evrensel test makinesidir. Çalışma bulgularına göre tüm kombinasyonlarda ikinci düzen açılanma arttırıldıkça sürtünme direnci de artmaktadır. Tüm ark teli ve braket kombinasyonları arasında ise en çok sürtünme değeri gösteren ark teli materyali TMA ark teli olarak gözlenmiştir. Metal slotlu seramik braketlerin tamamen seramik olan braketlere göre daha az sürtünme kuvvetine neden oldukları gözlemlenmiştir. Çalışmanın tamamında en yüksek sürtünme kuvveti gösteren kombinasyon ise TMA ark teli ile safir braket arasında 10° açılanmada gözlemlenmiştir.

Dental estetikDental porselenOrtodonti+3
Cansu Kaya Moustafa
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı malokluzyonlarda maksiller santral diş kollum açılarının ve alt dudak yüksekliklerinin karşılaştırılması

Bu retrospektif araştırmanın amacı, farklı malokluzyona sahip bireylerde, ortodontik tedavi planlamasını, biyomekaniğini, stabiliteyi etkileyen maksiller santral dişin kollum açısının ve alt dudak yüksekliğinin değerlendirilmesidir. Çalışmanın materyalini, 2017-2021 yılları arasında Biruni Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na ortodontik tedavi amacıyla başvuran bireylerin başlangıç lateral sefalometrik radyografileri oluşturmaktadır. Çalışmada toplam 200 radyografi malokluzyonlarına göre dört temel gruba ayrılmıştır. Tüm radyografiler AutoCAD programına aktarılıp sefalometrik ölçümler bu programda gerçekleştirilmiştir. Veriler IBM SPSS V23 ile analiz edilip, normal dağılıma uygunluk Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk testleriyle incelenmiştir. Gruplara göre kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-kare testi kullanılmıştır. Üç ve üzeri gruplara göre verilerin karşılaştırılmasında Tek yönlü varyans analizi, Kruskal Wallis testi ve çoklu karşılaştırmalarda Tukey HSD, Tamhane's T2 ve Dunn testi kullanılmıştır. Sınıf II bölüm 2 malokluzyonda maksiller santral dişin kollum açısı ve alt dudak yüksekliği diğer gruplardan anlamlı şekilde fazla olup ortalama kollum açısı grup 1, 2, 3 ve 4'te sırasıyla 1.1±3.9, 0.5±4.2, 5.3±5.9, 0.3±4.0 olarak ölçülmüştür (P<0.001). Alt dudak yüksekliği ile kollum açısı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olup en yüksek kollum açısı (4,3±5,3), alt dudak yüksekliğinin orta üçlüde olduğu durumda bulunmuştur (P=0.001).

DişlerDudakMaloklüzyon+3
Yasemin Canpolat
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortodontide aktif tedavi ve retansiyon tedavisi boyunca kullanılan farklı şeffaf plak materyallerinin sitotoksik etkilerinin ve bisfenol salınımlarının in vitro olarak değerlendirilmesi

Aktif ortodontik tedavi ve retansiyon döneminde kullanılan şeffaf plaklar, polietilen (PE), polietilen terefalat (PET), polietilen terefalat glikol (PETG), poliüretan (PU) ve polipropilen (PP) gibi polimerlerlerden üretilmektedir. Bu materyallerin tedavi süresince dişler, dişeti ve intraoral sıvılar ile etkileşim halinde olmaları sitotoksik etkileri ve zararlı etkileri araştırmalarla tespit edilmiş olan Bisfenol A (BPA), Bisfenol F (BPF) ve Bisfenol S (BPS) salınımları bakımından değerlendirmesini önemli kılmaktadır. Çalışmamızda 6 farklı şeffaf plak markasının [Duran (ScheuDental GmbH, Iserlohn, Almanya), Zendura Flx (Bay Materials LLC, Fremont, CA, ABD), Taglus (Laxmi Dental Export Pvt. Ltd, Mumbai, India) ve Smart Track (Align Technology, San Jose, CA, ABD), Zendura (Bay Materials LLC, Fremont, CA, ABD), Essix C+ (Dentsply, FL, ABD)] sitotoksisitesi, 3-(4,5-dimetiltiyazol-2-il) -2,5-difenil tetrazolium bromür (MTT) yöntemi ve X CElligence gerçek zamanlı hücre analiz sistemi ile insan gingival fibroblast hücre hattı kullanılarak belirlenmiştir. Bisfenol salınımlarının değerlendirilmesinde, sıvı kromatografisi/kütle spektrometresi (LC/MS-MS) cihazı kullanılmıştır. MTT yöntemi ile elde edilen hücre proliferasyon yüzdeleri incelendiğinde Smart Track ve Zendura gruplarının proliferayon yüzdeleri anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p= .028, p= .028). X-Celligence yöntemi verileri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p= .063). BPA salınımları karşılaştırıldığında Smart Track değerleri Zendura ve Zendura Flx gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (sırasıyla p= .02, p= .03) BPF değerleri bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamışken (p= .108); BPS değerlerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmış (p= .002) ve Smart Track grubunun BPS değerlerinin Zendura grubuna göre anlamı derecede yüksek olduğu gözlenmiştir (p= .001, p= .001).

BisfenolBisfenol ADental materyaller+3
Esra Çifçi Özkan
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortodontik tedavi amaçlı doğrudan baskı ile üretilen yeni bir aligner plağı ile farklı güncel termoplastik aligner plaklarının fiziko-mekanik özelliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, ortodontik tedavi için üretilen 4 farklı termoplastik şeffaf plak materyali ile 3 boyutlu yazıcıdan direkt olarak üretimi yapılabilen yeni bir şeffaf plak materyalinin fiziksel ve mekanik özelliklerinin değerlendirilmesidir. Çalışmada termoplastik plak materyalleri 0,76 mm (Duran, Comfort Track, Zendura) ve 1 mm (Duran, Zendura, Erkolign) kalınlıklarda üretici firmalardan temin edilmiştir. Direkt üretim plak ise aynı kalınlıkta olacak şekilde üç boyutlu yazıcıda basılmıştır. Termoplastik plak materyalleri 74mm x 66 mm x 12 mm boyutlarında uzunluk, genişlik ve yüksekliğe sahip yarı silindir model üzerine basıldı, aynı taban genişliğinde direkt üretim plak ise üç boyutlu yazıcıdan çıkartıldı. Örnekler 40 mm x 10 mm boyutlarında küçültülüp testlere hazır hale getirildi. Termoform edildikten sonra numunelerdeki kalınlık değişimleri dijital bir mikrometre yardımıyla değerlendirildi. Ardından numune ağırlıkları dijital bir ağırlık ölçer ile hesaplandı. Kalınlık ve ağırlık ölçümleri numuneler termal siklus prosedürü ve 37°C' lik yapay tükrükte 14 gün süreyle bekletildikten sonra tekrarlandı. Numunelerim son ağırlıkları durulanma sonrası da ölçüldü ve su absorbsiyonları ile suda çözünürlük miktarları hesaplandı. Termal siklus öncesi ve sonrası olacak şekilde aynı numunelerin transparanlığı UV/VIS spektrofotometresi ile hesaplandı. Universal bir test cihazı ile çekme ve üç nokta bükülme testleri yapılarak plakların termal siklus öncesi ve sonrası bükülme mukavemeti, esneklik modülü ve sertlik değerleri karşılaştırıldı. Veriler wilcoxon sign-ranked ve kruskal-wallis testleri ile analiz edildi (p <0.05). 0,76 mm kalınlığındaki Duran materyali ve 1mm kalınlığındaki Zendura materyalinin en fazla su emilimi gösterdiği görülmüştür. Üç boyutlu yazıcıda üretilen (Graphy) şeffaf plak materyali termal siklus öncesi ve sonrası 0,76 mm kalınlığındaki grupta en düşük transparanlığı gösterdi.1 mm'lik grupta hem Graphy materyali (termal siklus öncesi) hem de Erkolign (termal siklus öncesi ve sonrası) en düşük transparanlığı gösteren materyal grupları olmuştur. Tüm plaklarda baskı işlemi sonrası plak kalınlıklarının anlamlı bir şekilde düştüğü görülmüştür. 0,76 mm kalınlıktaki plaklar arasında sertlik (stiffness) değerinde termal siklus sonrası anlamlı artış görülen materyal Duran olmuştur. Bükülme mukavemeti verilerinde 0,76 mm kalınlığındaki plaklarda Comfort Track materyalinin diğer gruplara göre en düşük bükülme mukavemeti gösterdiği bulunurken, 1mm kalınlığındaki plaklarda Erkolign materyalinin en düşük bükülme mukavemeti gösterdiği görülmüştür. Elastisite modülü verilerinde 0,76 mm kalınlığındaki plaklar için Comfort Track materyalinin en düşük elastisite modülü değerine sahip olduğu bulunmuştur. 1mm kalınlıktaki gruplar için yapılan termal siklus öncesi gruplar arası karşılaştırmada Erkolign materyalinin elastisite modülü anlamlı ölçüde düşük bulunmuştur.

Fiziksel özelliklerMekanik özelliklerOrtodonti+2
Betül Ballı Demirel
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Plazma ark ve led ışıklı dolgu cihazlarının insan gingiva hücreleri üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Ortodontik tedavilerde sıkça kullanılan mavi ışıklı dolgu cihazlarının etkileyebileceği oral dokular üzerindeki in vitro fizyolojik etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Ortodontik tedavi amaçlı çekimi yapılan 1. küçük azı dişlerinin üzerinde kalan gingivadan elde edilen insan gingival epitel hücreleri, hücre kültüründe çoğaltılarak kullanılmıştır. Hücrelere Led ve Pac ışık cihazları kullanılarak 2,5 ve 7,5 J toplam enerji yoğunluğunda mavi ışık uygulanmıştır (90° ve 45° açı ile). Mavi ışık uygulamasından 24, 48 ve 72 saat sonrasında hücrelerin canlılık oranlarının saptanması amacı ile MTT testi yapılmıştır. 48. saatte apoptotik/nekrotik hücre oranları AT/EtBr ve AnneksinV/PI boyaması yapılarak tespit edilmiştir. Hücrelerin oksidatif stres düzeyleri DCF-DA uygulaması ile belirlenmiştir. Bulgular: Primer gingival epitel hücrelerine uygulanan mavi ışıklar, 24., 48. ve 72. saatlerde canlılık oranlarında (48 saat: Pac 90° için: %19,3; Pac 45° için %18,63; 48 saat: Led 90° için: %1,62; Led 45° için %1,26) toplam enerji yoğunluğuna bağlı olarak azalmaya (P˂0,001) neden olmuştur. 48. saatte apoptotik/nekrotik hücre oranları (Pac 90° toplam apoptotik %39,33, nekrotik %6,67; Pac 45° toplam apoptotik %36, nekrotik %5,33; Led 90° toplam apoptotik %6,1, nekrotik %1,35; Led 45° toplam apoptotik %5,34, nekrotik %0,69; P˂0,05) ile oksidatif stres düzeyleri [(-) Kontrol: 1,1 Pac 90°: 13,61; Pac 45°: 12,62; Led 90°: 2,21; Led 45°: 2 P˂0,05)] tespit edilmiştir. Ayrıca AT/EtBr boyamasının sonuçlarındaki % toplam apoptotik hücre sayısı ile ROS yoğunluk değerleri arasında korelasyon tespit edilmiştir (R2 =0,9990-0,9999). Sonuç: Led ve Pac ışıklı dolgu cihazları gingival epitel hücrelerin canlılık oranını, apoptotik hücre oranını ve hücrelerin reaktif oksijen düzeyini toplam enerji yoğunluğuna bağlı olarak değiştirebilir. Ortodontik braketlemede led ışıklı dolgu cihazlarının Pac ışıklı dolgu cihazlarına göre daha güvenilir bir seçenek olduğu ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Hücre kültürü, Led, Pac, ışıklı cihazları, MTT

Ağız mukozasıDental aygıtlarGingiva+5
Özgür Aslaner
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortodontide pekiştirme tedavisinde kullanılan retainer tellerinin sitotoksisitesinin in vitro olarak değerlendirilmesi

Pekiştirme tedavisinde kullanılan sabit lingual retainer telleri, genel olarak paslanmaz çelik yapısında olup altın, titanyum, fiber veya alüminyum silika yapısında da bulunabilmektedir. Paslanmaz çelik yapısında olan retainer telleri farklı metalürjik özelliklere sahip metal alaşımlardan oluşmakta, içeriğinde ise magnezyum, krom, nikel gibi elementler bulunmaktadır. Tedaviden sonra ömür boyu retansiyon gerekliliği birçok çalışmada gösterilmiş olduğu için retainer telleri ağız içerisinde uzun süre kullanılmaktadır. Retainer tellerinin hasta ağzında uzun süre kalması ve diş, dişeti ve intraoral sıvılarla uzun süre etkileşim halinde olacağını göstermekte ve sitotoksik etkilerinin değerlendirmesini önemli kılmaktadır. Çalışmamızda yedi farklı sabit lingual retainer telinin [(Stainless Steel 6-Strand, G&H Orthodontics, Franklin/ USA), (Strand Flat Lingual Wire, RMO, Denver/ CO), (Retainium, Reliance Orthodontics Products, Itasca/USA), (Bond A Braid, Reliance Orthodontics Products, Itasca/USA), (Stranded Retantion Wire, Orthoclassic OC, Tokyo/JAPAN), (Flat Lingual Retainer Wire, Orthoessentials, Connecticut/USA), (Dead Soft Retantion Wire, Orthoclassic OC, Reading/USA) ] sitotoksisitesi, 3-(4,5-dimetiltiyazol-2-il) -2,5-difenil tetrazolium bromür (MTT) yöntemi ve X CElligence gerçek zamanlı hücre analiz sistemi ile ,insan gingival fibroblast hücre hattı kullanılarak belirlenmiştir. MTT ve X-Celligence yöntemi ile elde edilen hücre proliferasyon değerleri incelendiğinde, Stranded Retantion Wire (Orthoclassic OC, Tokyo/JAPAN) grubunun hücre proliferayon yüzdeleri anlamlı olarak düşük bulunmuştur.

OrtodontiOrtodontik aygıtlarOrtodontik teller+2
Zübeyde Bölükbaşı Erol
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortodontik malzeme yüzeylerinde uygulanan kimyasalların antimikrobiyal etkisinin incelenmesi

Ortodontik mini vidalar geçici ankraj sistemi olarak kullanılır. Bunun yanı sıra intrüzyon, distalizasyon veya mesializasyon gibi hareketlerde yardımcı olmaktadır. Ağız bakımı, mini vidanın stabilitesini ve neticesinde tedavinin akışını doğrudan etkileyebilir. Mikrobiyal dental plak birikimine bağlı vida çevresindeki komşu dişetinde enfeksiyonlar ve kemik kayıpları görülebilir. Bu sebeple tedavinin başarısı olumsuz yönde etkilenebilir. Sitotoksik etki göstermeyen antibakteriyel bir mini vida, yüzeyde olası mikrobiyal biyofilmin önlenmesinde etkili olacaktır. İpek kozasından elde edilen ipek proteinleri biyouyumlu ve antialerjen yapıya sahiptir. Çeşitli çalışmalarda gümüş nanopartiküllerin (AgNP) ve karbon kuantum noktalarının anitbakteriyel özellik gösterdiği ifade edilmektedir. Bu çalışmada, ortodontide mini vida yapımında kullanılan titanyum alaşımının yüzeyinde bir dizi kimyasal işlemlerle ipek serisin (İS) veya hidrolize ipek peptit (HİP) bağlanmıştır. Daha sonra protein veya polipeptid ile kaplanmış titanyum yüzeyine ilk defa, gümüş nanopartiküller veya karbon bor kuantum noktaları (KBKN) tutturulmuştur. Malzeme yüzeyine bağlanmış kimyasalların titanyum malzemeye kazandırdığı antibakteriyel etki gram pozitif ve gram negatif bakteri üzerinde araştırılmıştır. Uygulanan kimyasal işlemlerin ardından malzemenin yüzey morfolojisi taramalı elektron mikroskopu (SEM) ile görüntülenmiş, malzeme yüzeyindeki fonksiyonel gruplar ve bağlar Fourier dönüşümlü kızıl ötesi spektroskopisiyle (FTIR) incelenmiş ve disk yüzeylerindeki elementel bileşim enerji dağılımlı x-ışınları spektroskopi (EDS) ile analiz edilmiştir. Bu üç yöntemle kimyasalların her basamakta yüzeye başarılı bir şekilde uygulanmış olduğu saptanmıştır. Kuantum noktalarının ve gümüş nanopartiküllerin titanyum malzemeye kazandırdığı antibakteriyel etki disk diffüzyon yöntemiyle invitro olarak incelenmiştir. İstatiksel değerlendirme için ölçülen zon çaplarının varyans analizi (ANOVA) yapılmış ve kuantum noktalarının AgNP'lerden daha yüksek antibakteriyel etki gösterdiği belirlenmiştir. Amaca uygun ortodontik mini vida üretimi için bu çalışma, sitotoksisite, hücre canlılığı testleri ve hayvan deneyi çalışmalarıyla takviye edilmelidir.

Antienfektif ajanlarDental implantasyonDental implantlar+7
Pamir Tor
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı şeffaf plak materyallerinin fiziksel özelliklerinin karşılaştırılması

Son yıllarda ortodontik tedavi gören yetişkin hasta sayısının artması nedeniyle ortodontik apareylerle ilgili estetik kaygılar önemli ölçüde artmıştır. Şeffaf ve çıkarılabilir özellikteki hizalayıcılar, geleneksel sabit apareylere estetik ve rahat bir alternatif olarak sunulmuştur. Şeffaf plak tedavisi ayrıca çıkarılabilir olmaları sayesinde hastaların günlük ağız hijyenini uygun şekilde sürdürmelerini sağlamaktadır. Hizalayıcıların klinik etkinliğini etkileyen parametreler arasında üretiminde kullanılan malzeme kilit rol oynamaktadır. Günümüzde şeffaf plak sistemleri, ortodontik ürünlerde lider markalar da dahil olmak üzere dünya çapında çok sayıda şirket tarafından üretilmektedir. Şeffaf plakların etkinliği birçok faktörden etkilenebilir. Bu plakların üretiminde kullanılan malzemelerin özellikleri kuşkusuz mekanik ve klinik özelliklerin belirlenmesinde önemli unsurlardandır. İdeal şeffaf plak materyali mükemmel şeffaflığa, düşük sertliğe, esnekliğe, mekanik strese ve biyouyumluluğa sahip olmalıdır. Bu nedenle, ortodontik tedavide şeffaf plak materyallerinin performansını iyileştirmek için malzemelerin karakteristik özelliklerini ve çeşitli streslere nasıl tepki verdiklerini araştırmak ve ardından performansı daha yüksek olanları geliştirmek ve bunları birleştirmek önemlidir. Çalışmamızda dünya çapında kullanılan yedi farklı şeffaf plak malzemesi gözden geçirilerek, mekanik ve optik performansları değerlendirilmiştir. Malzemelerden Zendura FLX ve CA Pro çok katmanlı yapıda bulunurken, Zendura içeriğinin poliüretan özellikte olduğu ve diğer tüm materyallerin polietilen tereftalat glikol (PETG) bazlı olduğu belirtilmiştir. Araştırmamızda çok katmanlı olan Zendura FLX ve CA Pro materyalleri en düşük elastisite modülü değerlerini vermiştir. Bu sonuca paralel şekilde çekme dayanımında da her iki çok katmanlı şeffaf plak malzemesinin düşük değerler gösterdiği bulunmuştur. Bunlara ek olarak literatür ile uyumlu şekilde, materyal sertliğnini en yüksek olduğu malzeme poliüretan içerikli Zendura olarak tespit edilmiştir. Duran+, CA Pro, GT Flex, GT Pro materyallerinin de diğer malzemelere kıyasla daha pürüzsüz bir yüzey gösterdiği saptanmıştır. Ek olarak, görünür alan UV-Vis absorbans değeri en düşük olan Taglus malzemesi daha iyi şeffaflığa sahiptir.

ElastikFiziksel özelliklerOrtodonti+4
Ahmet Murat Artuç
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda metilfenidat hidroklorid'in ortodontik diş hareketi ve kök rezorpsiyonu üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı metilfenidat kullanan bireylerde ortodontik tedaviye başlanılması durumunda ilacın diş hareketi ve kök rezorpsiyonu üzerine etkisini incelemektir. Bu amaçla toplam 30 adet wistar albino sıçan kullanılmıştır. 30 adet sıçan 3 ana gruba ve 3 ana grup 2'şer alt gruba ayrılmıştır. 1.grup olan SF grubu; SF-30 ve SF-44 olmak üzere 2 alt gruba ayrılmıştır. SF-30 grubundaki 5 adet sıçana 30 gün boyunca günlük 5 ml/kg serum fizyolojik çözeltisi gavaj yoluyla verilmiş ve sonrasında sakrifiye edilmiştir. SF-44 grubundaki 5 adet sıçana 44 gün boyunca günlük 5 ml/kg serum fizyolojik çözeltisi gavaj yoluyla verilmiş ve deneyin 31.gününde sıçanın sağ 1.molar dişlerine 50 gram ortodontik kuvvet uygulanmaya başlanmıştır. 14 gün ortodontik kuvvet uygulamasını takiben SF-44 grubundaki 5 adet sıçan sakrifiye edilmiştir. 2.grup olan MSD grubu; MSD-30 ve MSD-44 olmak üzere 2 alt gruba ayrılmıştır. MSD-30 grubundaki 5 adet sıçana 30 gün boyunca günlük 3 mg/kg metilfenidat çözeltisi gavaj yoluyla verilmiş ve sonrasında sakrifiye edilmiştir. MSD-44 grubundaki 5 adet sıçana 44 gün boyunca günlük 3 mg/kg metilfenidat çözeltisi gavaj yoluyla verilmiş ve deneyin 31.gününde sıçanın sağ 1.molar dişlerine 50 gram ortodontik kuvvet uygulanmaya başlanmıştır. 14 gün boyunca ortodontik kuvvet uygulamasını takiben MSD-44 grubundaki 5 adet sıçan sakrifiye edilmiştir. 3.grup olan MAD grubu; MAD-30 ve MAD-44 olmak üzere 2 alt gruba ayrılmıştır. MAD-30 grubundaki 5 adet sıçana 1. ve 8.günler arası 3 mg/kg, 9. ve 16. Günler arası 6 mg/kg, 17. ve 24.günler arası 9 mg/kg, 25. ve 30.günler arası ise 12 mg/kg metilfenidat gavaj yoluyla verilmiştir ve sonrasında sakrifiye edilmiştir. MAD-44 grubundaki 5 adet sıçana 1. ve 8.günler arası 3 mg/kg, 9. ve 16. Günler arası 6 mg/kg, 17. ve 24.günler arası 9 mg/kg, 25. ve 44.günler arası ise 12 mg/kg metilfenidat gavaj yoluyla verilmiştir. Deneyin 31.gününde MAD-44 grubundaki 5 adet sıçanın sağ 1.molar dişlerine 50 gram ortodontik kuvvet uygulanmaya başlanmış ve 14 gün ortodontik kuvvet uygulamasını takiben MAD-44 grubundaki 5 adet sıçan sakrifiye edilmiştir. Tüm gruplarda meydana gelen ortodontik diş hareketi ve kök rezorpsiyonu; Mikro Bilgisayarlı Tomografi, histomorfometrik ve immünohistokimyasal değerlendirme yöntemleriyle incelenmiştir. Ortodontik diş hareketi (Mikro-BT ve Histolojik İnceleme), diğer çalışma gruplarına kıyasla "MAD-44" grubunda daha yüksek bulunmuştur. Çalışmamızda kök rezorpsiyon hacmi için gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır.

Diş hareketleriKök rezorpsiyonuMetilfenidat+5
Burak Akçe
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda krill yağının palatal ekspansiyon nedenli yeni kemik oluşumuna etkisi

Üst çenenin darlığı günümüzde yoğun olarak hızlı üst çene genişletmesi tedavisi ile düzeltilebilmektedir. Sonrasında 6 ay pekiştirme süresi olarak kabul edilmekte, fakat bu süreçte hasta kooperasyonunun kaybedilmesine, tedavi süresinin uzamasıyla enfeksiyon riskinin artmasına neden olabilmekte ve sonunda yine nüks görülebilmektedir. Bu nedenle pek çok araştırmacı genişletme sonrası oluşacak kemik dokunun hızı ve mekanik niteliğini geliştirmeyi amaçlayan çalışma yapmıştır. Çalışmamızın amacı antienflamatuvar özelliği olan krill yağının sıçanlara uygulanan hızlı üst çene genişletme tedavisi ve pekiştirme dönemi sonrası kemik remodellingi üzerindeki etkisinin radyolojik ve histolojik olarsk incelemektir. Çalışmamızda 32 adet Wistar Albino sıçan kullanılmıştır. Denekler 4 çalışma grubuna ayrılmış, kontrol grubundaki deneklere hiçbir girişimde bulunulmamıştır. Sadece ekspansiyon grubuna heliksli genişletme apareyi uygulanmıştır. Krill ekspansiyon grubuna genişletme ve pekiştirme dönemi boyunca krill yağı ektresi uygulanmıştır. Krill retansiyon grubuna genişletme tedavisinden 40 gün öncesinden başlanarak pekiştirme dönemi sonuna kadar krill yağı ekstresi uygulanmıştır. Deney sonunda örnekler Mikro bilgisayarlı tomografi ile taranmış sonrasında histolojik boyamalar yapılmıştır, sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Radyolojik değerlendirme sonucunda HÜÇG tedavisinde krill yağı takviyesi yapılan gruplarda trabeküler ayrılma parametresinde sadece ekspansiyon yapılan gruba göre düşük, trabeküler sayı parametresinde kontrol grubuna göre yüksek bulunmuştur. İmmünohistokimyasal incelemeye göre HÜÇG tedavisi boyunca krill yağı takviyesi yapılan grupta RANKL primer antikoru boyanma yoğunluğu kontrol ve sadece ekspansiyon yapılan gruba göre düşük, krill yağı takviyesi yapılan gruplarda OPG primer antikoru boyanma yüzdesi kontrol grubuna göre yüksek bulunmuştur. Krill yağı ekstresinin hızlı üst çene genişletme sonrası oluşan yeni kemik dokuda osteoklastik aktiviteyi azaltabileceğini ve trabekülasyonu arttırabileceği sonucuna varılmıştır.

Alveolar kenar artırılmasıDamakDiş hekimliği+5
Doğa Şimşek
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Nazal septum deviasyonunun morfolojik paternine göre mandibula ve maksilla morfolojisinin incelenmesi

Çalışmamızın amacı Mladina sınıflandırmasına göre NSD şekillerinin maksilla ve mandibula morfolojisi üzerindeki etkilerini, ortodontik açıdan retrospektif olarak incelemektir. Bu çalışmada nazal septum deviasyonunun (NSD) iskeletsel ve dental etkileri, nazofasiyal iskelet ile gelişimsel ilişkisi, maksiller damak derinliği ile ilişkisi ve maksiller sinüs hacmi üzerine etkileri değerlendirilmiştir. Bilgisayarlı tomografi (BT) taramaları, Biruni Üniversitesi Hastanesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz ABD'da önceden paranazal sinüs BT görüntülemesi yapılmış hastaların veri arşivlerindeki kayıtları kullanılarak gerçekleştirildi. BT görüntüleri vertikal, sagittal ve koronal düzlemlerde incelenerek NSD varlığı, sagittal ve frontal kesitlerde değerlendirilerek de NSD tipleri belirlendi. Toplam 337 hasta üzerinde yapılan değerlendirmelerde maksilla ve mandibulaya ilişkin parametrelerin (anterior ve posterior nazal spina mesafesi, maksilla genişliği ve yüksekliği, maksilla burun tabanına olan yüksekliği ve mandibula genişliği) NSD varlığına ve morfolojik paternlerine göre önemli bir farklılık göstermediği belirlendi. NSD bulunan 16 yaş ve üzeri hastaların maksilla genişliğinin (63,09), Ricketts'in maksillomandibular indeksinde yer alan standart değerlere göre (66,2) anlamlı derecede düşük olduğu tespit edildi. Ayrıca cinsiyete göre yapılan karşılaştırmalarda; maksilla ve mandibulaya ait tüm parametrelerin erkeklerde önemli düzeyde yüksek olduğu belirlendi. Ortodontistlerin rutin olarak kullanımı maliyetli olsa da, NSD varlığında bu görüntülemelerden yararlanılarak maksiller ve mandibular morfoloji incelenebilir ve NSD paternlerine göre farklılıklar ortaya konabilir.

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografiMaksillaMandibula+4
Elham Eıvazıgharamalekı
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2022
00