
998
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
H2-O2 yakıt pillerinde PtRu/C ve PtIr/C kompozit elektrotların sentezi
Fosil yakıtlar hala dünya enerji tüketiminin %90'ını karşılamaktadır. Toplam dünya enerjitüketiminin %40'ını karşılayarak zirvede olan petrolü, sırasıyla kömür ve doğalgaz takipetmektedir. Fosil yakıtların yanmasıyla oluşan bileşikler havaya yayılarak; insanların,bitkilerin, hayvanların ve tüm ekosistemin zarar görmesine neden olur. Tüm bu nedenlerdenötürü, hidrojen enerjisi ve yakıt pilleri tüm dünyada giderek daha da önem kazanmaktadır.Bu çalışmada, daha çok proton elektrolit membranlı yakıt pillerinin verimli bir halegelmesinde oldukça önemli olan PtRu/C, PtIr/C ve PtRuIr/C kompozit elektrotlarının eldesiüzerinde çalışılmıştır. SEM, partikül boyutu ve zeta potansiyeli analizleri ile optimum çalışmakoşulları belirlenmiştir. Daha sonra, PtRu/C, PtIr/C ve PtRuIr/C kompozit elektrotlarıimpregnasyon metodu ile elde edilmiştir. Elektrotların SEM görüntüleri alınıp XRD analizleriyapılmıştır.
Kalsiyum oksalat kristalizasyonuna blok kopolimerlerin etkisi
Kalsiyum oksalat monohidrat (COM) birçok şeker fabrikasındaki radyatör borularda kabukoluşturan başlıca elementlerden biri olarak bilinmektedir. Buharlaştırıcılarda yapılanderişiklendirme işlemi esnasında bu bileşenin oluşumu, buharlaştırıcının ısı transferkatsayısını düşürür. Bu meydana gelen sert ve yoğun birikintilerin giderilmesi için kullanılanyöntemler pahalı ve yetersizdir.Az çözünen tuzların kristalizasyonu biyolojik sistemlerde de çok önemli bir yer tutmaktadır.drar taşı oluşumu insanlık tarafından bilinen en eski hastalıklardan biridir. Kalsiyum oksalatüriner bölgedeki patolojik kristal oluşumunun ana bileşenini oluşturur. Tıp alanında çalışanlarbu bileşenlerin kristalizasyonuna büyük ilgi duymaktadır.Bu çalışmada gerek endüstriyel gerekse biyomineralizasyon açısından kristalizasyonmekanizmasının araştırılmasında büyük önem taşıyan kalsiyum oksalat kristallerinin büyümemekanizmasına blok kopolimerlerin etkisi sabit kompozisyon ve spontane metot kullanılarakincelenmiştir. Molekül ağırlıkları ve yapıları farklı akrilik asit blok kopolimerleri kalsiyumoksalatın kristal büyümesine ve morfolojisine etkisini incelemek amacıyla radikalpolimerizasyon metodu ile üretilmiştir. Farklı molekül ağırlıklarında poli (etilen glikol-blok-akrilik asit) kopolimerleri sentezlenmiştir.Anahtar kelimeler: Kalsiyum oksalat, kristalizasyon, radikal polimerizasyon, polimerikkatkı maddeleri, biyomineralizasyon.
Biyokütle atık madde olarak ayçiçeği çekirdeği kabuklarının sıvılaştırılması ve elde edilen ürünlerin analizi
ÖZETFosil yakıt rezervlerinin yakın gelecekte tükenecek olması ve oluşturdukları çevresel kirlenmenedeniyle, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının araştırılması önem kazanmıştır. Ayrıca,yakıt fiyatlarındaki önemli artış, ülkeleri alternatif kaynaklar üzerinde düşünmeyeyöneltmiştir. Biyokütlenin ve biyokütle atık maddelerin bolca bulunmaları, ucuz veyenilenebilir olmaları; ayrıca sıvı, katı ve gaz ürünlere dönüştürülebilmeleri alternatif enerjikaynakları olarak ortaya çıkmalarını sağlamıştır.Bu çalışmada, bir biyokütle atık madde olan ayçiçeği çekirdeği kabuklarının sıvılaştırılmasısırasında çeşitli deneysel parametrelerin sıvılaşma verimleri üzerindeki etkileri incelenmiştir.Sıcaklık, basınç ve çözücü tetralin/(tetralin+kreozot yağı) oranı etkileri incelenenparametrelerdir. Deneyler için, 250 ml kapasiteli manyetik karıştırıcılı bir otoklav, çözücüolarak tetralin+kreozot yağı karışımı, ortam gazı olarak ise hidrojen kullanılmıştır. Reaksiyonkoşullarındaki reaksiyon süresi 45 dakika olarak alınmıştır. Sıvılaştırma işlemi sonundaoluşan sıvı ürünler Soxhlet ekstraksiyonu uygulanarak, yağ, asfalten, preasfalten ve artıkkesimlerine ayrılmıştır.Bu çalışmanın ön aşamasında, çeşitli biyokütle atık maddelerle (yer fıstığı kabuğu, antepfıstığı kabuğu, ceviz kabuğu, ayçiçeği çekirdeği kabuğu) sıvılaştırma deneyleri yapılmış, enyüksek yağ+gaz verimi sağlayan ayçiçeği çekirdeği kabuğu deneyler için seçilmiştir.Çalışmanın ilk aşamasında sıcaklık, basınç ve çözücü tetralin/(tetralin+kreozot yağı) oranınınayçiçeği çekirdeği kabuklarının sıvılaşma verimleri üzerindeki bireysel etkileri incelenmiştir.kinci aşamada, aynı parametrelerin verimler üzerindeki etkisi deneysel tasarıma uygun olarakaraştırılmıştır. Sıcaklık, basınç ve çözücü tetralin/(tetralin+kreozot yağı) parametrelerininçalışma aralıklar sırasıyla 325-375 oC, 10-30 atm., ve 0/1-1/1 olarak seçilmiş ve deneyseltasarım üç seviye üzerinden gerçekleştirilmiştir. Üçüncü ve son aşamada ise elde edilenbulgular temelinde, yağ+gaz, asfalten ve preasfalten verimleri ile toplam dönüşümler içinmodel denklemleri geliştirilmiş ve optimizasyon çalışması yapılmıştır.Anahtar kelimeler: Biyokütle atık madde, ayçiçeği çekirdeği kabuğu, sıvılaştırma, deneyseltasarım.
Çinko-nikel alaşım kaplamalarının karakteristiklerinin incelenmesi
Günümüzde otomotiv, uzay teknolojisi, metal kaplama ve deniz araçları gibi endüstrilerdeantikorozyon ihtiyaçları gün geçtikçe artmaktadır. Artan talebi karşılamak amacıyla, alternatifkaplama kimyasallarına ihtiyaç duyulmaktadır.Bu çalışmada, korozyona karşı direnci yüksek ve parlak bir Zn-Ni alaşım kaplaması eldeedilmesi için çalışılmıştır. Bu amaçla, kompleksan olarak tetraetilen pentamin, yüzey aktifolarak trietanol amin, ayrıca kaplamanın parlaklığı için ise Golpanol PPS ve Golpanol PMEseçilmiş, mevcut kompozisyonların optimal miktarları hesaplanmıştır. Kaplamanın Zn-Nioranını ve kalınlığını saptamak için elde edilen kompozisyon X-Ray Dal Cihazında analizedilmiştir. %12-14 Ni içeriğine sahip Zn-Ni alaşımlarında kaplama performansının yüksekolduğu saptanmıştır.
Balkabağı suyu üretim teknolojisinin geliştirilmesi
Latince adı Cucurbita moschata olan balkabagı, yaklasık 10.000 yıldır üretilen bir tarım ürünüdür. Ilıman iklimlerde yetisen bir meyve olup ilk olarak Amerika'da yetistirilmis daha sonraları Asya ve Avrupa'da da üretilmeye baslanmıstır. Günümüzde Dünya üretimine bakıldıgında en çok üretimin Çin'de yapıldıgı görülmektedir. Bu çalısma ile balkabagından parçalama, ısıtma, mayse enzimi ilavesi, presleme, pastörizasyon ve konsantrasyon islemleri ile laboratuvar ölçeginde balkabagı suyu konsantresi elde edilmistir. Çalısmada balkabagından sebze suyu eldesi üzerine etkili olabilecek ısıtma, mayse enzimi ilavesi, mayse enzimi miktarının arttırılması gibi parametreler belirlenmis ve bunların etkileri gözlenmistir. Mayseye ısıtma ve mayse enzimasyonu uygulamalarının yapılması sebze suyu verimini arttırmakta oldugu saptanmıs ve mayse enzimasyonunda kullanılan pektinaz kompleksi ve selülaz enzimlerinin dozajı sırasıyla 200 mL/ton ve 600mL/ton olması gerektigi bulgulanmıstır. Çalısma sonunda elde edilen balkabagı suyunun seker ve organik asit bilesimi, asitlik, A vitamini ve mineral madde analizleri yapılmıstır. Çalısmada ayrıca elde edilen balkabagı suyunun 10, 20, 30, 40, 45 oBx degerlerinde ve 10, 20, 30, 40, 50 ve 60 oC sıcaklıklardaki reolojik özelikleri rotaviskozimetre ile incelenmistir. Balkabagı suyunun kayma gerilimi-kayma hızı ve kayma hızı-viskozite grafikleri çizilmis ve akıskanın davranısının psödoplastik davranıs oldugu saptanmıstır. Anahtar kelimeler: Balkabagı, Cucurbita moschata, konsantre üretimi, mayse enzimasyonu, reolojik özellikler.
Yarı iletken alaşımlarının elektrik, termoelektrik, fiziksel ve kimyasal özelliklerinin incelenmesi
Uçucu küllerin agrega olarak beton üretiminde kullanılması
Uçucu kül kömüre dayalı termik santrallerden atık malzeme olarak elde edilmekte ve Türkiye'de yılda 15 milyon ton uçucu kül üretilmektedir. Ancak bu uçucu küllerin kullanım oranı çok düşük seviyelerdedir. Uçucu küllerin fiziksel, kimyasal ve mineralojik özellikleri incelendiğinde, bunların inşaat sektöründe rahatlıkla kullanılabileceği ve dolayısıyla bir yandan malzeme ve enerji üretiminde ekonomi sağlanırken diğer taraftan çevre kirliliğinin önlenmesi ile ekolojik dengenin korunmasının da mümkün olacağı görülmektedir. Bu çalışmada, farklı özellikli uçucu küllerden bentonit katkılı peletlerin üretilmesi, bu peletlerin hafif beton üretiminde agrega olarak kullanılması, betonun mekanik özelliklerindeki etkilerinin değerlendirilmesi ve Türkiye'deki uçucu kül kullanım alanlarını genişletme çabalarına katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Deneysel çalışmalarda kullanılan endüstriyel katı atık olan uçucu kül; Çayırhan, Orhaneli Seyitömer, Çatalağzı, Tunçbilek ve İskenderun Sugözü termik santrallerinden getirilmiştir. Deneysel çalışmaların ilk aşamasında uçucu kül numunelerinin kimyasal ve fiziksel özellikleri tespit edilmiş ve bentonit katılması ile pelet numuneler üretilmiştir. Üretilen peletlerin yaş basma, kuru basma, yaş düşme sayısı, pişmiş pelet basma dayanımı, nem ve boyut analizleri yapılmıştır. Deneysel çalışmaların ikinci aşamasında ise uçucu kül agregaların birim ağırlığı, özgül ağırlığı, elek analizi, su emme oranı ve magnezyum sülfatta don kaybı tespit edilmiştir. Son olarak uçucu kül agregasından elde edilen hafif betonun birim ağırlığı, su emme oranı, basınç dayanımı ve yarmada çekme dayanımı özellikleri tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Uçucu kül, Peletleme işlemi, Uçucu kül agregası, Hafif beton ve Dayanım
Uçucu küllerin peletlenmesi ve çinko(II), bakır(I) ve krom(III) adsorpsiyonunda kulanılması
Uçucu kül termik santrallerde önemli bir atık olup, kullanılan kömürün yanması nedeniyle baca tarafından çekilen gazlarla birlikte yukarıya sürüklenen çok ince parçacıklar olarak tanımlanmaktadır. Türkiye'deki termik santrallerde yıllık toplam kömür ve linyit tüketimi yaklaşık 55 milyon ton olup 15 milyon ton civarında uçucu kül ortaya çıkmaktadır. Uçucu kül, ağırlıklı olarak yapı malzemelerinde kullanılmakta ve bu da belirli bir limit doğrultusunda gerçekleştiğinden kullanılmayan uçucu küller ciddi çevre problemleri oluşturmaktadır. Bu sebeple uçucu külün çeşitli alanlarda kullanılması ve değerlendirilmesi çok önemlidir. Bu çalışmada atık sudan ağır metal (Cr, Cu ve Zn) gideriminde uçucu külün kullanılabilirliği incelenmiştir. Adsorpsiyonda önemli bir parametre olan yüzey alanı göz önünde bulundurularak uçucu küller peletlenerek pişirilmiştir. Gerçekleştirilen deneysel çalışmalarda, farklı pH 'ın, uçucu kül pelet miktarının ağır metal adsorpsiyonu üzerindeki etkisi ve Freundlich izotermine uygunluğu incelenmiştir. Yapılan deneyler doğrultusunda uçucu kül peletlerinin ağır metal adsorpsiyonunda çok iyi sonuçlar verdiği ve pH değeri arttıkça adsorpsiyon veriminin de arttığı saptanmıştır. Sonuçlar incelendiğinde uçucu kül peletlerinin iyi bir adsorban olduğu anlaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Uçucu kül, ağır metal, adsorpsiyon, peletleme
Bandırma Etibank sülfürik asit fabrikasından çıkan kalsine pirit külünün yüksek fırın hammaddesi olarak değerlendirilmesi ve pik demir üretiminde kullanılması
Pirit külleri bileşiminde bulunan yüksek miktardaki Fe2O3 nedeniyle demir-çelik endüstrisinde hammadde olarak değerlendirilebilir. Ancak Türkiye'de bugüne kadar bu konuda herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmanın amacı Bandırma Boraks ve Borik Asit Fabrikalarında sülfürik asit üretimi prosesi artığı olarak ortaya çıkan ve çevreye atıldığı için kirliliğe yol açan pirit külü atıklarının demir-çelik endüstrisinde kullanılabilirliğinin araştırılmasıdır. Pirit külünün yüksek fırında demir üretiminde hammadde olarak kullanılabilmesi için, belirli kimyasal ve fiziksel özelliklerin kazandırılması gerekmektedir. Pirit külleri peletlenerek yüksek fırında demir cevheri olarak kullanılabilecek boyut ve özelliklere sahip olması sağlanmıştır. Peletlenebilirliğin belirlenmesi amacıyla elde edilen yaş peletlerin boyut ve rutubet miktarı tayini yapılmış, daha sonra da yaş pelet düşme sayısı ile yaş, kuru ve pişmiş pelet basma dayanımı testleri uygulanmıştır. Bu testlerden elde edilen veriler pirit küllerinin peletlenebilir olduğunu göstermiştir. Pirit küllerinin peletlenebilir olduğu belirlendikten sonra demir eldesi amacıyla indirgeme denemelerine geçilmiştir. Ergitilen numunelerin görüntü analiz cihazında mikro yapıları incelenmiş, SEM, XRD ve XRF cihazlarında analizleri yapılmıştır. Tüm bu analizler sonucunda demir üretiminin gerçekleştiği görülmüştür. Demir çelik endüstrisinde hammadde talebinin karşılanması, atıkların ekonomik olarak değerlendirilmesi ve çevre kirliliğinin önüne geçilmesi açısından bu çalışma büyük önem taşımaktadır. Sonuç olarak, pirit külü atıklarının değerlendirilmesiyle, ithal edilecek cevher miktarı azalacak; ülke ekonomisine döviz açısından da kazanç sağlanacaktır.
Klor-alkali elektrolizde gaz difüzyon elektrotların karakterizasyonu için galvanostatik akım kesme ölçümleri
Klor-alkali elektrolizi, kimya endüstrisinde en dikkate değer proseslerden biridir; diğer inorganik kimya prosesleriyle kıyaslandığında, en fazla üretim uygulaması içeren daldır. Klor ve kostik soda için elektrokimyasal üretim prosesleri 19. yy.'dan beri bilinmektedir. Zamanla prosesteki yeni gelişmeler ve ilerlemelerle başarılı bir şekilde enerji tüketimi azaltılabildi; buna rağmen klor-alkali endüstrisi tüm dünyada en fazla elektrik tüketen proseslerden biridir. Oksijen tüketen gaz difüzyonu elektrotunun katod olarak kullanımı uygulamasıyla, enerji tüketimi teorik olarak 30% azaltılabilir.Gaz difüzyon elektrotlarının (GDE) kullanımına bağlı olarak 30% enerji tasarrufu sağlanabilirse; bu aynı zamanda açığa çıkan CO2 gaz emisyonunun da tabiatta azaltılabileceği anlamına gelir.Bu ayrıntılı çalışmada temel, deneysel olarak elde edilen galvanostatik akım kesme ölçümlerine dayanır. Gaz difüzyon elektrotunun çalışma sistemleri incelenmiş ve elektrotların gelişimine katkı sağlamak amaçlanmıştır.Bölüm 2 klor-alkali elektrolizinin teorisini içermekte; dünyadaki klor ve kostik soda üretimi ve günümüzde bu üretim prosesinin uygulaması ve detayları hakkında bilgi vermektedir.Bölüm 3 hücre voltajı ve katkısını içermektedir; bölümün ikinci kısmında ise hem elektrokimyasal hücre hem de yakıt pilinde galvanostatik akım kesme tekniği incelenmiştir.Akım kesme ölçülmesinin karakterizasyonu başlığı altındaki bölüm 4'te, deneylerde kullanılan yöntemin uygulaması ve deney düzeneği hakkında bilgi verilmektedir.Bölüm 5 ise deneyin değerlendirilmesi ve deneysel yolla elde edilen sonuçların yorumlanması üzerinedir; akım kesme yöntemi yardımıyla, GDE çeşitlemeleri hakkında bir açıklama sunmaktadır. Bölüm 6 sonuçlar hakkında genel bir değerlendirme sunmakta ve gelecekte yapılacak çalışmalarda, üzerinde durulması gereken hususlara açıklık getirmektedir.Burada sunulan çalışma, endüstriden ortakların da katılmasıyla geniş bir işbirliği içinde gerçekleştirilmiştir. Bazı değerli hususlara, elde edilen sonuçlara, GDE'lerin yapısal planları ve değişimlerine, bu yüksek lisans tezinde projenin gizliliği nedeniyle girilmemiştir
Nikel kaplama banyolarının karakteristiklerinin incelenmesi
Nikel kaplamalar Avrupa'da 1950'li yıllarda endüstride kullanılırken ülkemizde son yıllarda kullanılmaya başlanmış ve endüstriyel kullanım alanı hızla gelişmiştir. Nikel kaplama, kaplama kalınlığının malzeme yüzeyinde eşit olması, karmaşık şekilli parçaların rahatlıkla kaplanabilmesi, iyi korozyon dayanımı ve yeterli kaplama sertliğinden dolayı tercih edilir.Bu çalışmada, DELTA Firmasının DELTASOL ticari isimli parlatıcı, taşıyıcı ve ıslatıcısı kullanılarak Kale Kilit Fabrikası için en uygun işletme parametreleri belirlenmiştir
Bamya ve ıspanağın mikrodalga tekniği kullanılarak kurutulması, doku ve renk özelliklerinin incelenmesi ve modellenmesi
Birçok gıdanın kurutularak saklanması yüzyıllardan beri uygulanan bir yöntemdir. lk zamanlarda basit olarak yapılan bu islem, zamanla gıda sanayinde yerini almıs ve yüksek verimli, düsük maliyetli ve son ürün kalitesi yüksek yeni prosesler gelistirilmistir. Fakat bir tarım ülkesi olan Türkiye'de yaygın olarak kullanılan yöntem, güneste kurutma yöntemidir. Ancak, açık havada gıda kurutma; tozlanması, kuruma süresinin uzun olması, ürün veriminin ve kalitesinin düsük olması ve her zaman yeterince günes ısıgına maruz kalamaması gibi dezavantajlarından dolayı sanayide tercih edilmeyen bir yöntemdir. Bu nedenle, özellikle gıda teknolojilerindeki hızlı gelismeler sayesinde mikrodalga ile kurutma alternatif bir yöntem olarak öne çıkmaya baslamıstır. Bu çalısmada; bamya ve ıspanak sebzelerinin kurutma kinetikleri incelenmis, mikrodalga teknigi ile kurutulması sırasında meydana gelen renk degisimleri ve kurutma sonucundaki rehidratasyon oranları, Vitamin C degerleri ve doku özelliklerindeki degisimler arastırılmıstır. Yapılan çalısmalar sonucunda; uygulanan mikrodalga gücü arttıkça ve kurutulan numune agırlıgı azaldıkça numunelerin kurutma sürelerinin azaldıgı görülmüstür. Kurutulan bamya numunesinde renk degisimleri gözlemlenirken, ıspanak numunesinde renk degisimleri gözlemlenmemistir. Rehidratasyon kapasiteleri için yapılan çalısmalarda, bamya ve ıspanak numunelerinin rehidratasyon islemine tabi tutulmaları sonucunda, numunelerin geri absorplayabildikleri su miktarları hesaplanmıstır. Yapılan gözeneklilik analizleri sonucunda, bamya numunesinin kurutulması sırasında suyun transferini saglayan gözenekler gözlemlenememistir. Ispanak numunesinin gözenekliliginin ise mikrodalga çıkıs gücü arttıkça ya da kurutulan numune miktarı azaldıkça arttıgı saptanmıstır. Kuruma, renk degisimi ve rehidratasyon kinetiklerine ait modelleme çalısmaları yapılmıs; kuruma kinetiginin Page modele, renk degisim kinetiklerinin sıfırıncı ve birinci dereceden kinetik modellere; rehidratasyon kinetiginin ise Peleg modele uygunluk gösterdigi saptanmıstır. Ayrıca, aktivasyon enerji degerleri; elde edilen kinetik sabitler kullanılarak Arrhenius denklemi temel alınarak türetilen bir eksponansiyel denklem ile hesaplanmıstır. Anahtar kelimeler: Bamya, Ispanak, Mikrodalga, Kuruma hızı, Renk degisimi, Rehidratasyon, Vitamin C, Matematiksel modelleme, Aktivasyon enerjisi
Peynir altı suyundan elde edilen laktozun enzimatik hidrolizinin incelenmesi ve modellenmesi
Laktoz, süt ve süt ürünlerinde (peynir altı suyu vb.) bulunan bir karbonhidrattır. Laktoz kendi hidroliz ürünleri olan glikoz ve galaktoza kıyasla daha az tatlılıga ve çözünürlüge sahiptir. Ayrıca, higroskopik bir seker olması nedeniyle aroma ve kokuları adsorblamaya yatkındır. Bunlara ek olarak, birçok kisi, vücudundaki beta-galaktozidaz enziminin eksikligi ya da inaktifligi nedeniyle laktozu sindirememektedir. Bu nedenle, tükettikleri besinler laktoz içeriyorsa gaz, agrı, ishal gibi saglık sorunları yasamaktadırlar. Laktoz hidrolizi, dondurma ve diger süt ürünlerinin üretim proseslerinin gelistirilmesi ile yeni gıda katkılarının elde edilmesini, enerji maliyetlerinin düsmesini ve laktozun kristalli yapısından kaynaklanan kumsu dokunun engellenmesini saglaması açısından oldukça önemlidir. Laktozun hidrolizlenmesinde asidik ve enzimatik olmak üzere iki yöntem kullanılmaktadır. Enzimatik hidrolizde beta-galaktozidaz enzimi kullanılır. Bu enzim dogada; mikroorganizmalarda, bitkisel ve hayvansal yapılarda bulunmaktadır. Bu çalısmada, peynir altı suyundan elde edilen laktoz Kluyveromyces marxianus kaynaklı beta-galaktozidaz ile hidroliz islemine tabi tutulmustur. Laktoz hidrolizi deneyleri 250 ml 25 mM fosfat tampon çözeltisi içerisinde önce Gallenkamp marka modüler biyoreaktörde, daha sonra Bandelin Sonopuls marka sonikatörde gerçeklestirilmistir. Biyoreaktörde; zamana karsılık laktoz konsantrasyonu (g/L), hidroliz derecesi (%) ve enzim aktivitesi (%) degerlerinin, biyoreaktörde; baslangıç laktoz konsantrasyonu, enzim konsantrasyonu, sıcaklık, pH, karıstırıcı hızı, viskozite, hidrolizat miktarı, glikoz konsantrasyonu, galaktoz konsantrasyonu ve çesitli iyon (Mg2+, Mn2+ ve Ca2+) konsantrasyonları ile degisimleri, sonikatörde; ise akustik güç, % frekans aralıgı ve reaksiyon hacmi ile degisimleri incelenmistir. Ayrıca, laktoz konsantrasyonu ve % enzim aktivite degerlerine ait elde edilen deneysel veriler kullanılarak ilgili matematiksel modeller kurulmustur. Yapılan deneyler sonucunda, hidroliz derecesinin ve enzim aktivitesinin, incelenen her bir parametre için farklılık gösterdigi tespit edilmistir. Anahtar Kelimeler: Laktoz hidrolizi, Beta-Galaktozidaz, biyoreaktör, sonikatör, modelleme, proses degiskenleri
Yer fıstığı kabuğunun adsorban olarak kullanımı
Yer fıstıgının karbonizasyonu ile elde edilen adsorban üzerine 2,4-D adsorpsiyon kinetigi ve termodinamigi spektrofotometrik yöntemle incelendi. Adsorpsiyon kinetiginin pseudo ikinci dereceden hız denklemine uydugu bulundu. Adsorpsiyon hızının sabit sıcaklıkta konsantrasyonla arttıgı görüldü. Birim adsorban miktarı tarafından adsorplanan madde miktarı ile zamanın karekökü arasında çizilen grafikten intrapartikül difüzyon katsayısı bulundu.Grafikteki, baslangıç egrisi sınır tabaka etkisi ile lineer kısım ise intrapartikül difüzyon ile açıklandı. ntarpartikül difüzyon katsayısı sabit sıcaklıkta konsantrasyon artısı ile arttı. Yer fıstıgı kabugunun karbonizasyonuyla elde edilen adsorban üzerine 2,4-D adsorpsiyonunun Langmuir modeline uydugu belirlendi. Elde edilen termodinamik parametreler, adsorpsiyon prosesinin fiziksel ve egzotermik oldugunu gösterdi. Pozitif Serbest Entalpi degeri adsorpsiyon prosesinin kendiliginden olmadıgını gösterdi. Kendiliginden olmama hali artan sıcaklıkla arttı. Anahtar kelimeler: adsorban, adsorpsyon, bitkisel kabuk, 2,4-diklorofenoksiasetik asit, yer fıstıgı kabugu.
Polimerik esaslı dental maddelerin sentez ve karakterizasyonu
Bu çalışmada, dental uygulamalarda kullanılmak üzere polimerler sentezlenmiştir. Bu amaçla akrilik esaslı farklı monomer ve çapraz bağlayıcılar olarak HEMA, EGDM, TEGDMA, EDMA kullanılmıştır. Farklı monomer, başlatıcı, çözücü oranlarında hazırlanan monomer çözeltileri, belirlenen polimerizasyon koşullarında polimerleştirilerek öncelikle jel zamanları tayin edilmiştir. Jel zamanları tayin edilen örnekler aynı miktarlarda tekrar hazırlanarak polimerizasyon ortamına konmuş bu kez jel zamanına varmadan ortamdan alınarak metanolun aşırısı içine konmuştur. Böylelikle, monomerlerin çapraz bağlanmaya ulaşmadan lineer polimer zincirleri halindeyken metanol içinde çöktürülmesiyle, kendi monomeri içinde çözünebilir, lineer polimer yapısı, metanolun uçurulması ile toz halinde elde edilebilmiştir. HEMA- TEGDMA, HEMA- EGDM, EDMA- EGDM olarak 3 farklı yapıda sentezlenen polimerlerin uygun UV başlatıcı ve hızlandırıcı ile önce macun haline getirilmiş daha sonra UV altında sertleştirilerek cure zamanları belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler : Akrilatlar, dental maddeler, diş dolgu malzemeleri, jelleşme zamanı sertleştirme zamanı
Çevre dostu polimerlerin kalsiyum oksalat kristalizasyonuna etkisi
Kalsiyum oksalat monohidrat (COM) birçok seker fabrikasındaki radyatör borularda kabuk olusturan baslıca elementlerden biri olarak bilinmektedir. Buharlastırıcılarda yapılan derisiklendirme islemi esnasında bu bilesenin olusumu, buharlastırıcının ısı transfer katsayısını düsürür. Meydana gelen sert ve yoğun birikintilerin giderilmesi için kullanılan yöntemler pahalı ve yetersizdir. Az çözünen tuzların kristalizasyonu biyolojik sistemlerde de çok önemli bir yer tutmaktadır. ?drar tası olusumu insanlık tarafından bilinen en eski hastalıklardan biridir. Kalsiyum oksalat üriner bölgedeki patolojik kristal olusumunun ana bilesenini olusturur. Tıp alanında çalısanlar bu bilesenlerin kristalizasyonuna büyük ilgi duymaktadır. Bu çalısmada sulu çözeltideki kalsiyum oksalat monohidrat (CaC2O4.H2O, COM) kristal büyümesine çevre dostu polimerlerin etkisi incelenmistir. Katkı maddesi olarak çevre dostu bir polimer olan inülinin karboksimetilasyon isleminden geçmis ve üç farklı karboksilat grubuna sahip olan türevi, karboksimetilinülin kullanılmıstır. Üç farklı karboksilat grup sayısına sahip olan polimerlerin COM kristalinin büyüme hızına etkisi çözelti iletkenliğinin zamanla değisimi ile belirlenmistir. Kristalizasyonun önlenmesinde, polimer konsantrasyonu ve karboksilat grup sayısının önemli parametreler olduğu saptanmıstır. Anahtar Kelimeler: Kalsiyum oksalat kristalizasyonu, inülin, inhibitörler, polimerler.
Hidrojenin ulaşımda yakıt olarak kullanılması: Hibrit elektrikli şehir içi kişisel ulaşım aracı konsepti
Özellikle son yıllarda, küresel ısınma ve iklim değisikliği dünyanın gündemine oturmustur ve günümüzde CO2' in sera etkisine katkısının %50 olduğu tahmin edilmektedir. 80'li yıllarda hızlı bir sekilde ekolojik dengenin bozulmaya baslaması ve çevre sorunlarının ortaya çıkmasıyla birlikte, toplam CO2 emisyonlarının %60'ından sorumlu olan motorlu tasıtların egzoz emisyonlarında sınırlamalar, önlemler arasında ilk sırayı almıstır. Hidrojen yakıtının kullanıldığı yakıt pilleri de, birçok farklı alternatifle beraber, motorlu tasıtlar için daha temiz ve sürdürülebilir bir enerji sistemi olusturulması amacıyla arastırılmaktadır. Doğaya zararlı emisyon yaymayan bir enerji sistemi olusturmak amacıyla yapılan çalısmalarda gelinen noktada halen hangi teknolojinin ve/veya teknolojilerin motorlu tasıtların ve otomotiv endüstrisinin geleceğini sekillendireceği netlik kazanmamıstır. Bu çalısmada ayrıca, kisisel ulasım araçlarının dezavantajları göz önünde bulundurularak, yeni bir yakıt pili - batarya hibrit elektrikli sehiriçi kisisel ulasım aracı konsepti önerilmistir. Bu aracın üretilip testlerinin gerçeklestirilmesi ise çalısmanın bir sonraki adımını olusturacaktır. Anahtar kelimeler: Hidrojen, yakıt pilleri, otomotiv
Süperkritik su ortamında zeytin karasuyunun arıtımı
Süperkrititik su oksidasyonu (SCWO) atıksuların içerdiği organikleri zararlı yan ürünler oluşturmadan parçalayabilen bir prosestir. Bu nedenle SCWO prosesi, tehlikeli atıkların bertarafında tercih edilen bir tekniktir. Süperkrititik su oksidasyonu, bir oksidan madde kullanılarak suyun kritik özellikleri olan 374.8°C'nin üzerindeki sıcaklık ve 221.3 bar'ın üzerindeki basınç değerlerinde gerçekleştirilir. Bu koşullarda suyun düşük yoğunluk, dielektik sabiti ve iyon ürünü değerlerinden dolayı su polar olmayan çözücü gibi davranır. Bu çalışmanın amacı, birçok organik kirletici içeren zeytin karasuyunun, süperkritik su ortamında kısa sürede ve tamamen arıtılmasıdır. Oksidan olarak hidrojen peroksit'in kullanıldığı, farklı reaksiyon koşullarında yapılan deneylerde başlangıç KOİ konsantrasyonu 16.97?154.47 mmol/L, başlangıç TOC konsantrasyonu 16.03?145.93 mmol/L, başlangıç O2 konsantrasyonu 147?588 mmol/L aralığındadır. Piroliz deneyleri hariç tüm deneyler O2 fazlalığı varlığında gerçekleştirilmiştir. Farklı reaksiyon koşullarında yapılan deneylerde 5?30 s reaksiyon süresi aralığında KOİ dönüşümleri %82.43-%99.96 aralığında, TOC dönüşümleri ise %55.39-%100 aralığında elde edilmiştir. Elde edilen deneysel veriler kullanılarak, çeşitli oksidasyon kinetiği görüşleri ortaya atılmış ve reaksiyon kinetik modelleri oluşturulmuştur. Anahtar Kelime: Süperkritik su, zeytin karasuyunun arıtımı, oksidasyon, reaksiyon kinetiği.
Magnetik nanopartiküller ile sulu çözeltilerden krom giderilmesi
Demir-esaslı nano malzemeler, çevresel uygulamalarda, kirlenmiş toprak ve yeraltı suyunun temizlenmesinde dikkat çekecek derecede etkindir. Bu çalışmada kimyasal birlikte çöktürme yöntemi kullanılarak nano boyutta magnetit üretilmiş ve üretilen malzeme XRD, XRF, FT-IR, SEM, zeta potansiyeli, pH titrasyonu ve BET yüzey alanı ölçümleri ile tanımlanmıştır. Elde edilen adsorbanın Cr(VI) giderim mekanizması farklı pH'larda kesikli ve kinetik çalışmalarla incelenmiş, Langmuir ve Freundlich adsorpsiyon izotermlerine uygunluğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Nano tanecikler, magnetit, krom giderimi, adsorpsiyon, zeta potansiyeli
Aktif karbon ile sulu çözeltilerden nikel gideriminde kolon çalışmaları
Karbon kökenli her maddeden üretilebilen aktif karbon, genis iç yüzey alanına ve farklı çaplardaki gözenek yapısına sahip olduğundan, gaz ve sıvı fazdaki organik ve inorganik maddeleri adsorblama kapasitesi oldukça fazladır. Bundan dolayı aktif karbonlar evsel ve endüstriyel atıkların içerdiği organik ve inorganik kirleticilerin gideriminde kullanılmaktadır. Nikel; gümüs rafinelerinde, elektro kaplamada, çinko dökümlerde ve pillerde genis kullanım alanı olan bir ağır metaldir. Dolayısıyla insan sağlığı ve çevreye zararlı etkileri olduğundan çevreye desarj edilmeden önce belirli değerlere indirilmelidir. Bu çalısmada, HNO3 asit ve elektrokimyasal aktivasyon metotları kullanılarak farklı sürelerde aktiflestirilmis ticari ve visne çekirdeği aktif karbonları kullanılarak, sürekli kolon sistemleri ile sulu çözeltilerden Ni(II) iyonu giderimi yapılmıstır. Bundan baska, asit konsantrasyonlarının rejenerasyona etkisini incelemek için dört farklı doymus karbonların sürekli kolon sisteminde rejenerasyon çalısmaları yapılmıstır. Anahtar Kelime: Adsorpsiyon, Ni(II) giderimi, Aktif karbon, atık su.
Raney-kobalt tipi katalizörlerin hazırlanmasında katı-sıvı reaksiyon kinetiğinin incelenmesi
Raney metal tipi katalizörler, Ni, Co, Fe ve Cu gibi katalitik aktif geçis metalleri ile Al ve Si gibi reaktif metallerin alasımlarından, reaktif maddenin konsantre alkali çözeltiyle ekstrakte edilmesiyle hazırlanırlar. Raney metal katalizörleri hidrojenasyon ve dehidrojenasyon reaksiyonlarında yaygın biçimde kullanılmaktadır. Bu çalısmada, agırlıkça %36 Co ve %64 Al içeren metal tipi Co-Al alasımı, kobalt ve alüminyumun eritilmesi ve sogutularak katılastırılmasıyla hazırlanmıstır. Hazırlanan alasım atritörde toz haline getirilmis ve daha sonra farklı tanecik boyutları elde etmek için elenmistir. Raney Co katalizör, Co-Al alasımından alüminyumun sodyum hidroksit çözeltisiyle ekstrakte edilmesiyle hazırlanmıstır. Alasımın ve katalizörün yapısal özellikleri SEM, XRD ve BET analiziyle belirlenmistir. Co-Al alasımından alüminyumun sulu sodyum hidroksitle katı-sıvı ekstraksiyonu, sıcaklık kontrollü bir su banyosuna yerlestirilen 1000 mL'lik karıstırmalı bir reaktörde gerçeklestirilmistir. Katı-sıvı ekstraksiyon üzerine reaksiyon sıcaklıgının (10, 25 ve 40°C), sodyum hidroksit konsantrasyonunun (2, 4 ve 6 M), katı-sıvı reaktan oranının (2, 3 ve 4 g/L) ve parçacık boyutunun (10-38, 45-53 ve 53-100?m) etkisi, reaksiyon karısımındaki alüminyum miktarının artısı izlenerek arastırılmıstır. Alasımdan ekstrakte edilen alüminyum miktarı, belirli zaman aralıklarında reaksiyon karısımından alınan örneklerden belirlenmistir. Sıcaklık, sodyum hidroksit konsantrasyonu ve katı-sıvı reaktan oranının katı-sıvı ekstraksiyon hızı üzerindeki etkileri, merkezi bilesik deneysel tasarım planı temel alınarak, istatistiksel olarak hesaplanmıs ve ekstrakte edilen alüminyum ve ilgili parametreler arasında etkilesim terimlerini içeren bir model gelistirilmistir. Ayrıca, deneysel verilere karsı degisik model denklemleri denenmis ve deneysel sonuçlara en iyi uyan kinetik model belirlenmistir.
Yeni bir yöntemle bazik di cıva (I) nitrat üretimi
Bazik bir tuz olan bazik di cıva (I) nitrat [Hg10(OH)4(NO3)6] yeni bir yöntemle elde edildi. Bu yöntemde, cıva katodlu elektroliz ile sodyum bor hidrürü (NaBH4) elde ederken yan ürün olarak bazik di cıva (I) nitrat tuzu daha önce elde edilme yöntemine göre çok basit ve hızlı bir yöntemle elde edildi. Sulu ve susuz ortamda dönüsümlü voltametri (siklovoltametri) yöntemi ile elektrokimyasal davranısları incelendi. Sulu ortamda bir oksidasyon, iki redüksiyon piki vermektedir. pH'a baglı olarak pik yükseklikleri ve redüksiyon potansiyelleri degismektedir. Susuz ortamda (asetonitril) tek bir redüksiyon ve oksidasyon piki vermektedir. Reaksiyon ürünleri, kütle spektroskopisi, XRD ve FTIR ile açıklanmıstır. Elde edilen verilere göre reaksiyon mekanizmaları yazılmıstır. Anahtar kelimeler: Bazik di cıva (I) nitrat, cıva nitrat, sodyum bor hidrür, elektroliz.
Türk kahvesinin hidroklorik asit (HCI) ortamında karbon çeliği L 80 üzerindeki yeşil asit korozyon önleme reaksiyonu ve termodinamik parametrelerin incelenmesi
Bu çalışmada, "Türk Kahvesinin Hidroklorik Asit (HCI) Ortamında Karbon Çeliği(C) L 80 Üzerindeki Yeşil Asit Korozyon Önleme Reaksiyonu ve Termodinamik Parametrelerin İncelenmesi" çalışması yapılmıştır. Hidroklorik asit ile asitlendirme, petrol rezervuarlarının geçirgen verimliliğini arttırmak ve petrol kuyularının temizliğini sağlamak amacı ile uygulanır. Bu yöntem, zamanla petrol kuyusunun sondaj ve üretim için kullanılan ekipmanlarında ve borularında korozyona neden olur. Bu sebeple kullanılan HCl'in, karbon çeliği L80 üzerinde meydana gelecek korozyonu önleme çalışmaları önem taşımaktadır. Çevre dostu yeşil inhibitörler korozyon önleme çalışmalarında kullanılmaktadır. Bu çalışmadaki amaç, ağırlık kaybı testi ve yüzey çalışmaları yaparak korozyon hızının hesaplanması ve korozyon önleyici etkinliğin hesaplanması ve değerlendirilmesi çalışmalarıdır. Korozyon hızının 3, 4, 5, 6 saat olduğu ve 30, 50, 60, 70, 80, 90 °C'de korozyon önleyici Türk kahvesinin 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7 g ağırlık kaybı yöntemi hesaplamaları yapılmıştır. Sonrasında, inhibitör tarafından inhibisyon verimlilikleri % E ve yüzey kaplaması Ɵ hesaplanmıştır. Ayrıca korozyon sürecinde aktivasyon enerjisi Ea, adsorpsiyon ısısı ΔHads, termodinamik denge halindeyken reaksiyon parametreleri incelendi. Adsorpsiyon süreci için sabit (K), Gibbs serbest enerjisindeki değişim ΔGads ve adsorpsiyon süreci içinde entropi değişimi ΔSads hesaplanmıştır ve farklı sıcaklıklarda gerçekleştirilen denemelerde, adsorpsiyon dengesine ait deneysel veriler Langmuir izotermi ile değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar Langmuir izoterm modelinin daha uygun olduğunu göstermiştir. Elde edilen sonuçlar, korozyon önleyicinin Türk kahvesi, asidik ortamda % 15 HCl'de C - Çelik L 80 alaşımı için iyi bir korozyon önleyici olduğunu göstermiştir. Ayrıca, yüzey çalışmaları için SEM, EDX ve FTIR analizleri yapılarak metal yüzeyin Türk kahvesi inhibitörü ile korunduğunu göstermiştir.
Petrol türevi sıvı yakıtlara ilişkin kimyasal ekserji hesaplamaları
Enerji günümüzün önemli konularından birisidir. Fosil enerji kaynaklarının azaldıgı günümüzde, enerji kaynaklarının verimli kullanılması ve yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlastırılması enerji çalısmaları arasında önemli bir yer tutmaktadır. Fosil enerji kaynaklarından elde edilen yakıtların kullanıldıgı proseslerin verimleri, kaynakların azalması sebebi ile daha da önemli hale gelmektedir. Proseslerin verimleri termodinamik yasalar çerçevesinde hesaplanır. Termodinamigin birinci ve ikinci yasası ekserji analizinde uygulanır. Yanma reaksiyonlarının ve konsantrasyon degisimlerinin gerçeklestigi prosesler gibi kimyasal degisim proseslerinin analizinde kimyasal ekserji analizi önemli bir yer tutar. Kimyasal ekserji analizi ile, bir kimyasal degisim prosesinden elde edilebilecek maksimum yararlı is hesaplanabilir. Bu tip bir analizin yapılabilmesi için, tüm kimyasal maddelerin kimyasal ekserji degerleri gerekli olur. Dolayısıyla, petrol türevi yakıtlara ait kimyasal ekserji degerlerinin bilinmesi büyük önem tasımaktadır. Bu çalısmada, kimyasal ekserji hesaplama yöntemleri yanısıra, petrol ve petrol türevi yakıtlara uygulanabilen yöntemler verilmistir. Yapılan çalısmada, kimyasal ekserji hesaplamalarında termodinamik verilerin çok önemli oldugu ve bu tip verilerin eksikliginin uygulanabilecek yöntemleri kısıtladıgı görülmüstür. Burada açıklanan yöntemler uygulanarak, termodinamik verilerine ulasılan petrol türevi yakıtların kimyasal ekserji degerleri hesaplanmıstır. Ayrıca, petrol türevi yakıtların bilesenlerinin de kimyasal ekserji degerleri hesaplanmıs ve çizelgeler halinde sunulmustur. Anahtar Kelimeler: Kimyasal ekserji, kimyasal ekserji hesaplamaları, petrol, petrol türevi yakıtlar, petrol türevi yakıtların kimyasal ekserji hesaplamaları.
Atık sulardan adsorpsiyon yöntemi ile antibiyotik giderimi
Antibiyotikler, mikroorganizmaların çoğalmasını ve büyümesini azaltan veya inhibe eden, ve insan bulaşıcı hastalıklarının, hayvancılık endüstrisinin ve su ürünleri yetiştiriciliğinin tedavisinde faydalı olan kimyasallardır. Uygulamadan sonra antibiyotikler vücutta sadece kısmen metabolize edilirken, geri kalan antibiyotikler atılır. Belediye sistemlerinin ve ilaç işletmelerinin kanalizasyon arıtma tesisleri, bu antimikrobiyalleri uzaklaştırmak için yeterince verimli değildir. Ampisilinin farmasötik atık sudan uzaklaştırılması oldukça pahalıdır, ancak bu atıksu çevreye salınmadan önce uygun şekilde arıtılmalıdır. Antibiyotik içeren atık suların arıtımı için mevcut prosesler arasında adsorpsiyon prosesi etkili ve verimli bir yöntem olarak kabul edilmektedir. Sunulan çalışmada epiklorhidrin ile çapraz bağlanmış kitosan tanecikleri, karboksimetil selüloz çözeltisinde bekletildikten sonra sitrik asit ile çapraz bağlanmıştır. Elde edilen tanecikler ile ampisilin adsorpsiyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, taneciklerin karakterizasyonu FTIR, BET ve SEM/EDX analizleri ile gerçekleştirilmiştir.
Jellan Gam içeren yara örtü malzemelerinin sentezi ve karakterizasyonu
Yara örtü malzemeleri, cerrahi işlem gerektirmeden yara iyileşmesini desteklemenin en yaygın yoludur. Bu malzemeler; film, hidrojel, hidrokolloid, hidroaktif, köpük, aljinat ve hidrofiber formunda olabilirler. Kullanılacak malzemenin formu yaranın derinliğine ve eksüda miktarına bağlıdır. Filmler; esnek olması, uygulanmalarının kolay olması, bir miktar nemin buharlaşmasına izin vermesi, dış kontaminasyona karşı bir bariyer oluşturması ve malzemenin çıkarılmadan yara yatağının incelenebilmesi gibi özelliklerden dolayı avantaja sahiptir. Sunulan çalışmada, polisakkarit yapıdaki jellan gam (GG), karboksimetil selüloz (CMC) ve hyaluronik asit (HA) polimerleri varlığında timol içeren yara örtü filmleri hazırlanmıştır. Elde edilen filmlerin yapısal karakterizasyonu FTIR ve SEM analizleri ile gerçekleştirilmiştir. İstenilen malzemenin yara örtüsü olarak kullanım potansiyelini gözlemlemek için filmlerin su buharı geçirgenliği oranı, şişme ve degradasyon davranışları ile mekanik özellikleri incelenmiştir, timolün salım profili belirlenmiştir. L929 fibroblast hücre hattına karşı in vitro biyouyumluluk ve yara iyileşme testleri de gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar, polisakkarit esaslı filmlerin formülasyonunda %5 (ağırlıkça) timol içeren filmin (GCH-5) L929 fibroblast hücresinin göçü ve çoğalması açısından önemli ölçüde iyileştirme sağladığını ve bu nedenle klinik kullanım için potansiyel bir yara örtü malzemesi olabileceğini göstermiştir.
Akrilik esaslı gözenekli polimerler ile çevreye zararlı maddelerin giderimi
Bu çalışmada, toluen/siklohekzan çözücü sistemi kullanılarak süspansiyon polimerizasyonu tekniği ile sentezlenen gözenekli ve çapraz bağlı poli(metil metakrilat) (PMMA) kopolimer tanecikler ile sulu çözeltilerden nikel ve fenol giderimi araştırılmıştır. Kopolimerlerin sentezinde başlangıç monomeri olarak metil metakrilat (MMA), çapraz bağlayıcı monomer olarak etilen glikol dimetakrilat (EGDM) ve seyreltici olarak toluen/siklohekzan karışımları kullanılmıştır. Polimerizasyon sisteminde kullanılan çözücü, çapraz bağlayıcı, başlatıcı ve stabilizör miktarları, reaksiyon sıcaklığı, karıştırma hızı vb. parametreler deney şartlarının optimizasyonu ile belirlenmiştir. Toluen/siklohekzan çözücü sistemi bileşimi ve EGDM oranı değiştirilerek farklı gözenekli yapıya sahip kopolimerler sentezlenmiş ve bu parametrelerin kopolimerlerin gözenekliliğine etkisi araştırılmıştır. Kopolimer tanecikler, yoğunluk, hacimce şişme oranı, ağırlıkça şişme oranı, SEM ve FT-IR ile karakterize edilmiştir. Kopolimer taneciklerin gözenekliliği ve yüzey oluşum şekilleri taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile belirlenmiştir. Kesikli olarak gerçekleştirilen sorpsiyon denemelerinde kopolimer taneciklerin Ni(II) iyonu ve fenol tutma kapasiteleri belirlenmiş, Freundlich ve Langmuir izotermlerine uygunluğu araştırılmıştır.Anahtar kelimeler: Adsorpsiyon, gözenekli polimerler, nikel giderimi, fenol giderimi
Producing ferronickel via direct reduction of Gördes laterite in fluidized bed reactor
In this study, the laterite ore supplied from Manisa Gördes mine was crushed and calcined, afterward the calcined ore was reduced at a fluidized bed reactor by H2 stream with a volumetric rate 6 times the minimum fluidization velocity and the reaction kinetics of the process was determined. The reduction tests were performed at 700, 750, 800 and 850 ºC reaction temperatures using 10%, 25% and 40% H2 concentrations. The reduction degree of the ore was calculated with the help of the instantaneous concentration of gas streams leaving the reactor. The obtained "Time-Reduction Degree" graphs revealed that the process is more sensitive to H2 concentration compared to the temperature, this finding supports the idea that the process proceeded mainly under diffusion control. Detailed kinetic analysis revealed that the reduction consisted of 3 stages; the first progressed under chemical reaction control according to the "Contracting Sphere, R3(α)" model (Ea=34.76 kJ/mol), and the second progressed under diffusion control according to the "One Dimensional Diffusion, D1(α)" model (Ea=10.18 kJ/mol). No model representing the third stage, which proceeds with an extremely low reaction rate, has been found. The sintering caused by the high reaction temperature and the hardly reducable nature of the trevorite mineral in the ore limited the highest reduction degree obtained in this study to 81%.
Farklı çevre sıcaklıklarında çalışan bir gaz türbininin termoekonomik analizi
Termodinamiğin birinci yasası, enerji kaynaklarının niteliksel değil, niceliksel olarak algılanmasını sağlar. Termodinamiğin ikinci yasası, doğada gerçek süreçlerin meydana geldiği yönü belirler. Bu araştırmada, Taza güç santralinin 300 MW kapasiteli üç nolu gaz türbini üzerinde ekserji ve enerji analizi yapıldı, gaz türbininin her bir bileşeni için ekserji ve enerji denklikleri yazıldı ve ekserji tahribi değerleri her bir ekimpan için ayrı ayrı ve tüm gaz türbini için hesaplandı. Çalışma, ekserji tahribinin en büyük değerinin yanma odasında meydana geldiğini ve ekserji verimliliğinin genel olarak çevre sıcaklığının artmasıyla azaldığını gösterdi. Çalışma ayrıca, güç santralinin termal veriminin ortam sıcaklığındaki artışla azaldığını göstermektedir. Termoeknomik analiz en yüksek maliyet oranının yanma odasında olduğunu ve maliyetinin yaklaşık 2,28 cent/kW-h olduğunu göstermektedir.
Kimyasal ekserji hesaplama yöntemlerinin petrol türevi hafif yakıtlara uygulanması
Günümüzde, kullanılan enerjinin kalitesi ve verimli kullanımı, en önemli araştırma konularından birisidir. Fosil enerji kaynaklarının azalmasına bağlı olarak, bu kaynaklar için verimliliğin artırılmasına yönelik çalışmalar hızla devam etmektedir. Fosil enerji kaynaklarından elde edilen yakıtların kullanıldığı proseslerin verimleri, kaynakların azalması sebebi ile daha da önemli hale gelmektedir.Proseslerin verimi, termodinamiğin birinci ve ikinci yasaları kullanılarak hesaplanır ve bu termodinamik kurallar ekserji analizinde uygulanır. Yapılan çalışmalarla enerji sistemlerinin daha verimli hale getirilmesi amaçlanır. Yanma reaksiyonlarının ve konsantrasyon değişimlerinin gerçekleştiği prosesler gibi kimyasal değişim proseslerinin analizinde kimyasal ekserji analizi önemli bir yer tutar. Kimyasal ekserji analizi ile, bir kimyasal değişim prosesinden elde edilebilecek maksimum yararlı iş hesaplanabilir. Bu tip bir analizin yapılabilmesi için, tüm kimyasal maddelerin kimyasal ekserji değerlerine ihtiyaç duyulur. Bu nedenle, petrol türevi yakıtlara ait kimyasal ekserji değerlerinin bilinmesi son derece önemlidir.Bu çalışmada, kimyasal ekserji hesaplama yöntemleri ile, petrol ve petrol türevi yakıtlara uygulanabilen yöntemler verilmiştir. Yapılan çalışmada, kimyasal ekserji hesaplamalarında termodinamik verilerin çok önemli olduğu ve bu tip verilerin eksikliğinin uygulanabilecek yöntemleri kısıtladığı görülmüştür. Burada açıklanan yöntemler uygulanarak, termodinamik verilerine ulaşılan petrol türevi yakıtların kimyasal ekserji değerleri hesaplanmıştır. Ayrıca, petrol türevi yakıtların bileşenlerinin de kimyasal ekserji değerleri hesaplanmış ve çizelgeler halinde sunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Kimyasal ekserji, kimyasal ekserji hesaplamaları, petrol, petrol türevi yakıtlar, petrol türevi yakıtların kimyasal ekserji hesaplamaları.
Mısır gluteninin enzimatik hidrolizi: Proses parametrelerinin optimizasyonu, hidroliz, çözünürlük ve enzim inaktivasyon kinetiği
Son yıllarda, hayvansal kaynaklı proteinlere alternatif olan bitkisel kaynaklı proteinlerin modifiye edilerek gıda katkısı olarak kullanımı önem kazanmıştır. Yaklaşık olarak % 60 oranında protein içeren mısır gluteni, nişasta üretimi sırasında yan ürün olarak ortaya çıkmaktadır. Günümüzde, daha çok hayvan yemi olarak kullanılan mısır gluteninin, gıda katkısı olarak kullanılabilmesinde en büyük dezavantajı çözünürlüğünün çok düşük olmasıdır. Ancak bu dezavantaj proteinin modifiye edilmesi ile ortadan kaldırılabilir. Mısır proteinin gıda katkısı olarak kullanımını geliştirmek amacı ile bu çalışmada, mısır glutenin enzimatik hidrolizi, kapsamlı bir biçimde incelenmiştir.Bu tez kapsamında gerçekleştirilen deneysel çalışmalarda; öncelikle beş farklı ticari enzim (Alcalase, Neutrase, Protamex, Flavourzyme ve PTN) kullanılmış ve bunların arasından mısır glutenin hidrolizi için en uygun enzimin Alcalase olduğu belirlenmiştir. Daha sonra, hidroliz derecesini belirlemek için kullanılan pH-stat yöntemi mısır glutenin Alcalase enzimi ile hidrolizi için kalibre edilmiş ve mısır gluteni hidrolizatları için pK değerleri; 40°C, 50°C ve 60°C sıcaklıklarda sırasıyla 6.82, 6.60 ve 6.37 olarak bulunmuştur. Kesikli sistemde, hidroliz paremetrelerinin optimizasyonu için, farklı substrat konsantrasyonlarında (10-60 g protein/L), enzim konsantrasyonlarında (% 0.05-0.35 (hacim/hacim)), sıcaklık (40-65°C) ve pH (6.5-8.5) değerlerinde deneyler gerçekleştirilerek hidroliz derecesi, protein çözünürlüğü ve enzim stabilitesi zamana karşı incelenmiştir. Farklı proses şartlarında gerçekleştirilen bu deneyler sonucunda hidroliz için optimum proses şartları; substrat konsantrasyonu 30 g protein/L, enzim miktarı % 0.25 (hacim/hacim), sıcaklık 55°C ve pH 8 olarak belirlenmiştir. Optimum proses şartlarında, 120 dakika süreyle gerçekleştirilen hidroliz reaksiyonu sonucunda, % 28.4 hidroliz derecesi, % 85.3 protein çözünürlüğü elde edilmiş ve enzimin aktivitesini yaklaşık % 74 oranında kaybettiği saptanmıştır. Çalışmada; hidroliz ürünlerinin, kademeli enzim ilavesinin ve glutene uygulanan; ısıl, mikrodalga, sonik ve nişasta hidrolizi ön işlemlerinin hidroliz reaksiyonu üzerindeki etkileri ayrıca incelenmiştir. Ultrasonikasyon uygulaması ile gerçekleştirilen hidroliz deneyleri ile, sonikasyon parametrelerinin hidroliz reaksiyonu ve enzim stabilitesi üzerindeki etkileri araştırılmıştır.Optimizasyon deneyleri sonucunda elde edilen tüm veriler analiz edilerek; hidroliz, çözünürlük ve enzim inaktivasyonu için kinetik modeller elde edilmiş, mısır gluteninin hidrolizinin Michaelis-Menten Kinetiğine uygunluğu, başlangıç hız deneyleri gerçekleştirilerek ayrıca incelemiştir. Hidroliz reaksiyonu için Michaelis-Menten kinetik parametreleri; Km= 53.77 g/L, Vmax= 5.94 mmol/L.dak olarak elde edilmiş, ayrıca bu parametrelerin sıcaklık ve pH ile değişimi incelenmiştir. Alcalase enzimi için ürün inhibisyon türünün unkompetitiv olduğu belirlenmiş ve inhibisyon sabiti Ki= % 44.68 (hidrolizat hacmi/reaksiyon çözeltisi hacmi) olarak hesaplanmıştır.Anahtar Kelimeler: Mısır gluteni, Alcalase, enzimatik hidroliz, proses değişkenleri, optimizasyon, kinetik
Süperkritik CO2 ortamında ayrı ayrı yapılan metil metakrilat ve stiren polimerizasyonlarına çeşitli parametrelerin etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada, toksik olmayan ve bilinen organik solventlere alternatif ve mutedil kritik özellikleri olması dolayısıyla süperkritik CO2 (scCO2) polimerizasyon ortamı olarak kullanılmış ve bu çalışmada sentezlenen veya satın alınan ticari surfaktanlar varlığında metil metakrilat ve stiren monomerlerinin homojen fazda dispersiyon polimerizasyonları gerçekleştirilmiştir.Başlangıçta, uygulanacak minimum reaksiyon basınçlarını belirlemek için 105 ml hacimli ve gözetleme pencereli paslanmaz çelikten yapılmış bir reaktör içinde metil metakrilat ve stiren monomerleriyle bulutlanma noktası deneyleri yapılmıştır. Ardından, scCO2 ortamında polimerizasyon reaksiyonlarında kullanılan surfaktanın ?3,3,4,4,5,5,6,6,7,7,8,8,9,9,10,10,10-heptadecafluorodecyl acrylate-co-3-methacryloyloxy-propyltries (trimethyl-silyloxy) silane? (p(HDFDA-co-SiMA)) sentezi yapılmıştır. Ayrıca flor içeren ticari surfaktanlar da (Clariant Nuva DT, Clariant Nuva HPC ve Krytox 157FSL) temin edilmiştir. Sentezlenen surfaktanın ve ticari surfaktanların herbirinin bulutlanma noktaları belirlenmiştir. Polimerizasyon karışımını yansıtması amacıyla monomer+surfaktan karışımları için de bulutlanma noktası deneyleri yapılmıştır.Polimerizasyon deneylerinde başlatıcı ve surfaktan derişimi ile basınç ve polimerizasyon süresinin polimerizasyon verimine, molekül ağırlığı dağılımına, polimer yapısına ve morfolojisine etkileri çeşitli analitik teknikler kullanılarak incelenmiştir. Metil metakrilat ve stirenin dispersiyon polimerizasyonları scCO2 ortamında, ayrı ayrı surfaktanlar kullanılarak, ?2,2'-azobisisobutyronitrile? (AIBN) başlatıcı varlığında, 40 ml hacimli bir paslanmaz çelik reaktör içinde 65°C sıcaklıkta ve 15-40 MPa basınç aralığında gerçekleştirilmiştir. Tarama deneylerinden optimum basınç olarak 35 MPa bulunmuştur. Polimerizasyon süreleri 4-48 saat arasında tutulmuş ve değişik surfaktanlarla farklı optimum polimerizasyon süreleri (12-36 saat) elde edilmiştir. Ürün üzerindeki başlatıcı derişiminin etkisi, % 1-20 (w/w) aralığında değiştirilerek incelenmiştir. Ancak diğer deneylerde ise % 1 (w/w) derişimi kullanılmıştır. Surfaktan derişiminin etkisi, % 0-20 (w/w) aralığında değiştirilerek incelenmiştir. Diğer deneylerde ise genelde % 5 (w/w) derişimi kullanılmıştır. Tarama çalışmalarında molekül ağırlığı 1000-140 000 g/mol, tanecik büyüklüğü dağılımları ise 1-2.5 ? m aralığında elde edilmiştir.Optimum reaksiyon koşullarında, polimetil metakrilat (PMMA) ve polistirenin (PS) her birisinin verimine, tanecik boyutu dağılımına ve morfolojisine surfaktanların olumlu etkileri şu sıralama ile azalmıştır: p(HDFDA-co-SiMA) > Clariant Nuva surfaktanları > Krytox 157FSL. Ancak, polimetil metakrilat verimleri bütün surfaktanlar için polistirenden daha yüksek bulunmuştur. Optimum reaksiyon koşullarında kuru, beyaz toz şeklinde ve küresel yapıda elde edilen PMMA ve PS verimleri % 85-95 aralığındadır.Son olarak da, metil metakrilat ve stiren monomerleri için 15-360 dakika aralığındaki reaksiyon sürelerinde ve % 10'un altındaki verimlerde reaksiyon derecesi, hız sabiti ve reaksiyon hız denklemi belirlenerek polimerizasyon kinetiği incelenmiş ve bu koşullarda elde edilen ürünlerin molekül ağırlıkları ve morfolojileri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. PMMA ile PS oluşumlarındaki hız sabitleri oranı (~ 4) ile optimum polimerizasyon süreleri oranı (~ 3) arasında uyum olduğu görülmüştür.
Kernit mineralinden sodyum borhidrür (NaBH4) üretimi ve üretim mekanizmasının incelenmesi
Dünyadaki fosil yakıtların giderek azalması ve enerji üretiminde kullanılmalarının neden olduğu olumsuz çevresel etkiler, yeni ve temiz enerji üretim kaynaklarına yönelmeyi zorunlu kılmaktadır. Hidrojen, bugün kullanılan sistemler ile maliyet, çevresel etkiler ve kullanım verimliliği açısından karşılaştırıldığında 21. yüzyılın sonunda fosil yakıt sistemlerinin yerini alacak en önemli alternatif enerji taşıyıcısı olarak dikkat çekmektedir.Hidrojenin en önemli özelliği depolanabilir olmasıdır. Hem sabit hem de taşınabilir uygulamalar için hidrojenin etkin, kolay ve güvenilir bir şekilde depolanabilmesi gerekmektedir. Hidrojen gaz veya sıvı olarak saf halde tanklarda depolanabileceği gibi, fiziksel olarak karbon nanotüplerde veya kimyasal olarak hidrür şeklinde depolanabilmektedir.Son yıllarda yapılan araştırmaların çoğu hidrojenin kimyasal hidrürlerde özellikle de sodyum bor hidrürde (NaBH4) depolanması üzerinde yoğunlaşmaktadır. NaBH4, benzer amaçlı diğer bileşiklere oranla daha fazla hidrojen depolayabilmesi ve kolay kontrol edilebilir bir hidroliz reaksiyonu ile saf hidrojen vermesi nedeniyle diğer hidrojen taşıma yöntemlerine göre daha avantajlıdır.Bu çalışmada kernit mineralinin bor kaynağı olarak kullanıldığı sürekli ve kesikli H2-beslemeli iki farklı yöntemle NaBH4 üretimi gerçekleştirilmiştir. Yapılan deneysel çalışmalar neticesinde, NaBH4 üretim proseslerinde bor kaynağı olarak boraksa alternatif kernit mineralinin de kullanılabileceği görülmüştür.Anahtar kelimeler: Sodyum borhidrür, hidrojen enerjisi, yakıt pilleri, bor bileşikleri
Kalsiyum sülfat dihidrat kristalizasyonuna fosfonik asit içerikli katkı maddelerin etkisi
Çözeltiden katı materyallerin kristalizasyonu en sık kullanılan temel işlemlerden biridir ve kimyasal endüstrilerde çeşitli materyallerin üretilmesinde kullanılan en eski ayırma işlemidir. Kristallerin büyüme modellerinin buharın yoğuşması ile meydana geldiği bilinmektedir ancak kristal büyümesi ve çözeltiden çözülmesi olayları oldukça karışıktır. Pratikte çoğu alanda uygulamasına rağmen, birçok kristalizasyon prosesinin mekanizması tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Kalsiyum sülfat kristalizasyonu, tuz giderme proseslerinde aşırı doygun çözeltilerde çökerek kabuk oluşturduğundan dolayı çok önemlidir. Çünkü bu kabuklanmalar ısı transfer verimini düşürmektedir. Kristalizayon prosesi, aşırı doygunluk, çözelti sıcaklığı, karıştırma hızı ve katkı maddesi gibi birçok faktörden etkilenmektedir. Bu faktörlerden kristalizasyonu en çok etkileyen faktör katkı maddesidir.Bu çalışmada, çeşitli endüstri dallarında özellikle fosforik asit üretiminde, atık su işleminde, jeokimya alanında, petrol üretiminde, tuz giderme işlemindeki kabuk oluşumunda ve soğutma kuleleri teknolojisinde büyük önem teşkil eden kalsiyum sülfat dihidratın (alçıtaşı), kristal büyümesine sodium fosfositrat (NaPC), etilendiamin tetra metilen fosfonik asitin (EDTMP), hekzametilendiamin tetra metilen fosfonik asitin (HDTMP), oktametilendiamin tetra metilen fosfonik asitin (ODTMP) ve dodekametilendiamin tetra metilen fosfonik asitin (DDTMP) etkileri incelenmiştir. Bu katkı maddelerinin kalsiyum sülfat dihidratın kristalizasyon hızına etkisi çözelti iletkenliğinin zamanla değişimi ile belirlenmiştir. Ayrıca kristal büyüklüğü ve morfolojisi elektron tarama mikroskobu (SEM) ve partikül boyut analiz cihazı (PS) yardımı ile belirlenmiştir.Yapılan deneysel çalışmalar değerlendirildiğinde kullanılan katkı maddelerinin kalsiyum sülfat dihidratın (alçıtaşı) kristalizasyon hızını ve kristal boyutunu etkiledikleri ve kristalizasyon geciktirici olarak davrandıkları görülmüştür.
Zeytinyağı rafinasyon atıklarından süperkritik ortamda biodizel üretimi
Zeytinyağının rafinasyonu sürecinde oluşan yan ürünlerden biri olan ?soapstock?un asitlendirilmesiyle elde edilen zeytinyağı asit yağından, süperkritik etanol ortamında 45 ml hacminde boru tipi reaktör kullanılarak deneysel ölçekte biodizel üretimi gerçekleştirilmiştir. Kullanılan hammaddenin başlangıçtaki serbest yağ asidi içeriği %85'dir. Deneyler, deneysel tasarıma dayalı olarak gerçekleştirilmiş ve dönüşüm üzerine etkili olan paramatreler sıcaklık (280-360°C), basınç (100-180 bar), etanolün zeytinyağı asit yağına hacimsel oranı (1:1-2:1), ve reaktan karışımının debisi (0.3-0.9 mL/dk) olarak seçilmiş ve dönüşüm üzerine etkileri incelenmiştir. Reaksiyon gerçekleştirildikten ve fazla alkol vakumlu döner buharlaştırıcı yardımıyla uzaklaştırıldıktan sonra elde edilen ham biodizel numunelerine kuru sodyum sülfat uygulanarak numunelerde bulunabilecek nem giderilmiştir. Serbest yağ asitlerinin etil esterlere dönüşüm oranı Response Surface Methodology kullanılarak optimize edilmiştir. Dönüşüm üzerinde en çok etkili olan parametrelerin sıcaklık ve debi olduğu tespit edilmiştir. Etanolün zeytinyağı asit yağına hacimsel oranının düşük olduğu çalışma koşullarında ve düşük debilerde %99'a kadar varan etil ester dönüşümü elde edilmiştir.
Dental amaçlı polimerik kompozitlerin sentez ve karakterizasyonu
Bu çalışmada, diş hekimliğinde dolgu amaçlı kullanılmak üzere polimerik esaslı dental kompozitler sentezlenmiş ve sentezlenen bu yapıların karakterizasyonu yapılmıştır. Bu amaçla akrilik esaslı 2- hidroksietil metakrilat (HEMA) ve glisidil metakrilat (GMA) monomerleri, çapraz bağlayıcı olarak da etilenglikol dimetakrilat (EGDM) ve etilen dimetakrilat (EDMA) monomerleri kullanılmıştır. Farklı monomer, çapraz bağlayıcı, başlatıcı ve çözücü oranlarında çeşitli monomer çözeltileri hazırlanmış ve bu çözeltilerin jel zamanları tayin edilmiştir. GMA-EGDM, HEMA-EGDM, GMA-HEMA-EGDM ve GMA-EDMA-EGDM olmak üzere 4 farklı yapıda sentezlenerek jel zamanları tayin edilen monomer çözeltileri jel zamanına ulaşmadan önce polimerizasyon ortamından alınarak metanol içerisinde çöktürülmüş ve toz olarak elde edilmiştir. Toz halde ve lineer zincirli bu yapılar FTIR spektrofotometresi ile karakterize edilmiştir. Sentezlenen bu polimerler aktivatör bileşeni komforkinon (CQ), aktivatör hızlandırma ajanı etil 4- dimetilaminobenzoat (EDMAB) ve kendi monomeri ile karıştırılıp macun haline getirilmiş ve LED cihazı kullanılarak sertleştirilmiş ve su emilim değerleri belirlenerek karakterize edilmişlerdir. Ayrıca bu yapılara katkı maddesi olarak hidroksiapatit (HAP) eklenerek su emilim testleri yapılamış ve alınan sonuçlar değerlendirilmiştir.
Etil asetat üretimine yönelik esterleşme reaksiyonunun değişik katalizörler varlığında pervaporasyon membran reaktörde incelenmesi
Pervaporasyon membran reaktörler, özellikle denge reaksiyonlarında oluşan ürün ya da ürünlerin kontrollü olarak uzaklaştırılması yoluyla dönüşümü arttırmak üzere kullanılan ayırma ve reaksiyonun bir arada gerçekleştirildiği sistemlerdir. Bu çalışmada, paslanmaz çelikten yapılmış iki farklı kesikli pervaporasyon membran reaktörde etanol ve asetik asitin etil asetat ve su vermek üzere girdikleri esterleşme reaksiyonu incelenmiştir. Reaktörlerden bir tanesi geri döngüsüz, diğeri ise geri döngülüdür. Geri döngüsüz reaktörde çoğunlukla esterin uzaklaştırılması gerçekleştirilmiş, bir miktar da suyun uzaklaştırılmasına yönelik deneyler yapılmıştır. Çalışılan sıcaklıklar 50, 60 ve 70°C'dir. Etanol derişiminin asetik asit derişimine oranı (M) 1 ve 1.5 olarak seçilmiştir. Kullanılan katalizörler Amberlit 15, sülfürik asit ve Nafyon sac-13 katalizörleridir. Membran olarak, reaksiyonda ürün olarak oluşan etil asetatata karşı seçici olan ve laboratuarımızda hazırlanan polidimetilsiloksan kullanılmış ve böylece etil asetatın düzenli olarak reaksiyon ortamından uzaklaştırılması ile dönüşümün arttırılması sağlanmıştır. Laboratuarımızda hazırlanan polivinilalkol (PVA) ve Nafyon 117 membranları ile de suyun uzaklaştırılmasına yönelik deneyler yapılmıştır. Çalışılan membran alanının besleme karışımının hacmine oranı 0.1325 cm-1'dir.Reaksiyonlar, pervaporasyon membran reaktörde çalışılan tüm deneyler için aynı şartlar altında membransız kesikli reaktörde de gerçekleştirilmiştir. Böylece membranın, dönüşümü ne kadar arttırdığı saptanmıştır. PDMS membran ile elde edilen akılar kabul edilebilir yüksekliktedir (3000-4500 g/m2h). 350 dakikalık reaksiyon süresi sonunda dönüşümlerin yaklaşık %9-10 civarında arttığı görülmüştür. Kullanılan katalizör cinsi, sıcaklık ve reaktan oranının dönüşüm üzerine etkileri incelenmiştir. Sıcaklığın artması hem membranın geçirgenliğini, hem de reaksiyon hızını arttırdığı için dönüşüm ve akıyı arttırıcı yönde etkilemiştir. Reaktanlardan birisinin fazla kullanılması dengeyi ürünler yönüne kaydırdığı için reaktan oranının arttırılması dönüşümü arttırmıştır. Kullanılan katalizörlerin etkinliği ise şu sırayı takip etmektedir: sülfürik asit>Amberlit 15>Nafyon Sac-13. Ek olarak, PVA ve Nafyon 117 membranları ile suyun uzaklaştırılmasına yönelik deneyler yapılmıştır. Ancak PVA membranda akı oldukça düşük olduğu için (?100 g/m2h), dönüşümün arttırılması mümkün olmamıştır.Geri döngülü reaktör kullanılarak reaksiyondan suyu uzaklaştırmak üzere yapılan deneyler İspanya'nın Oviedo Üniversitesinde gerçekleştirilmiştir. Bu sistemde kullanılan membran Sulzer'in Pervap 2216 kodlu polivinilalkol esaslı membranıdır. Çalışılan sıcaklık 70°C'dir. Kullanılan katalizör sülfürik asittir. Etanol derişiminin asetik asit derişimine oranı (M) 8 ve 10 olarak seçilmiştir. Çalışılan membran alanının besleme hacmine oranı 0.99-1.37 cm-1 aralığındadır. Farklı besleme hacimleri kullanılarak, membran alanının besleme hacmine oranının dönüşüm üzerine etkisi incelenmiş ve bu oranın artmasının dönüşümü arttırıcı etkisi olduğu saptanmıştır.Kesikli pervaporasyon membran reaktörde sülfürik asit katalizörü varlığında PDMS membran ile esterin uzaklaştırılmasına yönelik yapılan deneyler için dönüşümlerin zamana bağlı olarak hesaplanabildiği homojen katalizör kinetiğine dayalı bir model önerilmiş ve böylece dönüşümlerin pervaporasyon süresiyle değişimleri hesaplanabilmiştir. Modelden elde edilen sonuçlar deneysel sonuçlar ile uyum içerisindedir.Anahtar kelimeler: Pervaporasyon membran reaktör, esterleşme, etil asetat, membran, katalizör
Şeftali çekirdeği ve polimer esaslı aktif karbon ile sulu çözeltilerden krom (VI) giderimi
Deri, tekstil, metal kaplama, pil ve pigment üretimi gibi bir çok endüstride kullanılan krom bileşikleri sulu çözeltilerde Cr(III) ve Cr(VI) şeklinde bulunur. Cr(III) nispeten zararsızdır ve eser miktarı canlı organizmalar için gereklidir. Cr(VI) bileşikleri ise son derece toksik ve kanserojen olduğu için çevreye verilmeden önce uzaklaştırılmalıdır. Sulardan krom giderimi için aktif karbon kullanımı büyük önem taşımasına rağmen ticari aktif karbonların adsorpsiyon kapasitesinin sınırlı ve fiyatının yüksek olması nedenleri ile bu konudaki uygulamalar kısıtlı kalmıştır. Bu çalışmada, farklı başlangıç maddeleri kullanılarak yüksek Cr(VI) sorpsiyon kapasitesine sahip aktif karbonlar üretilmiştir.Deneysel çalışmalar iki farklı başlangıç maddesi kullanılarak aktif karbon üretimi ve Cr(VI) sorpsiyonu olmak üzere iki ana başlıkta gerçekleştirilmiştir. Dünya sıralamasında üretiminde beşinci sırada olduğumuz şeftali meyvesinin çekirdeği ve çapraz bağlı makro gözenekli akrilonitril divinil benzen (AN/DVB) kopolimeri aktif karbon üretiminde kullanılan başlangıç maddeleridir. Şeftali çekirdeği ile gerçekleştirilen üretim deneylerinde su buharı ve potasyum hidroksit aktivasyonu, polimer esaslı aktif karbon üretiminde ise hava aktivasyonu uygulanmıştır. Elde edilen aktif karbon numuneleri N2 adsorpsiyon yöntemi, FTIR Spektroskopisi, Boehm titrasyonu analizi, SEM, pH titrasyonu analizi, zeta potansiyeli ölçümleri, elementel analiz ve kjeldahl azotu tayini kullanılarak karakterize edilmiştir.Sulu çözeltilerden Cr(VI) giderimi şeftali çekirdeği esaslı (KSN) ve polimer esaslı (PAK) aktif karbon ile ticari aktif karbon (Chemviron, CPG-LF) kullanılarak kesikli ve sürekli akışlı sistemlerde incelenmiştir. Sorpsiyon kapasiteleri CPG-LF ? KSN > PAK sırasıyla değişmektedir ve en iyi Cr(VI) giderimi pH 2'de elde edilmiştir. Denge adsorpsiyon verilerinin Langmuir ve Freundlich adsorpsiyon modellerine uygunluğu incelenmiş ve sorpsiyonun Freundlich modeline daha çok uyduğu görülmüştür. Sorpsiyon kinetiği yalancı (pseudo) ikinci derece denklem kullanılarak modellenmiştir. Aktif karbonların rejenerasyonu farklı konsantrasyonlardaki asit ve alkali çözeltileri kullanılarak gerçekleştirilmiş ve yürütülen adsorpsiyon/desorpsiyon deneyleri ile kapasitedeki değişimler beş döngü boyunca incelenmiştir. Cr(VI) sorpsiyonunun aktivasyon enerjisi, ortalama serbest sorpsiyon enerjisi, izosterik adsorpsiyon ısısı ile ? G°, ? H°, ? S° gibi termodinamik parametreleri hesaplanmış ve XPS (X-ışını fotoelektron spektroskopisi) kullanılarak Cr(VI) sorpsiyon mekanizması aydınlatılmaya çalışılmıştır.
Determination of non-isothermal reduction kinetics of Gördes laterite ore-Soma lignite coal mixture by thermal gravimetry
In this study, fine laterite samples from Manisa Gördes mine were calcined, and mixed with dried and fine Soma lignite particles in molar stoichiometric ratio (87% laterite and 13% lignite). Afterwards, the mixtures were heated from ambient temperature to 1000 ºC under N2 flow at different heating rates; 5, 10, 15, 25, and 40 ºC/min in a thernogravimetric analyser. All experiments were repeated for the same amount of lignite keeping all other parameters the same. Using the weight loss values of both lignite and mixture samples, reduction degrees of the metallic oxides in the ore samples were calculated. Due to the low concentration of the lignite in the mixtures, the highest reduction degree was around 30%. The obtained data was analyzed by non-isothermal kinetic methods and the mean activation energy (Ea) for 0 to 0.18 conversion range of the reduction was determined as 103.44 kJ/mole, 50.32 kj/mole, and 65.68 kJ/mole via Friedman (FR), Flynn-Wall-Ozawa (FWO), and Kissinger-Akahira-Sunose (KAS) methods, respectively. On the other hand, Coats-Redfern (CR) method revealed that the initial stage of the reduction of calcined Gördes laterite by Soma lignite between 0 and 0.3 conversion range progressed under phase boundary chemical reaction control with Ea of 60.01 kJ/mole.
Determination of non-isothermal reduction kinetics of gördes laterite ore-tunçbi̇lek lignite coal mixture by thermal gravimetry
In this study, fine laterite samples from Manisa Gördes mine were calcined, and mixed with dried and fine Tunçbilek lignite particles in molar stoichiometric ratio (87% laterite and 13% lignite). Afterwards, the mixtures were heated from ambient temperature to 1000 ºC under N2 flow at different heating rates; 5, 10, 15, 25, and 40 ºC/min in a thernogravimetric analyser. All experiments were repeated for the same amount of lignite keeping all other parameters the same. Using the weight loss values of both lignite and mixture samples, reduction degrees of the metallic oxides in the ore samples were calculated. Due to the low concentration of the lignite in the mixtures, the highest reduction degree was around 29%. The obtained data was analyzed by non-isothermal kinetic methods and the mean activation energy (Ea) for 0 to 0.18 conversion range of the reduction was determined as 107.97 kJ/mole, 51.87 kj/mole, and 63.67 kj/mole via Friedman (FR), Flynn-Wall-Ozawa (FWO), and Kissinger-Akahira-Sunose (KAS) methods, respectively. On the other hand, Coats-Redfern (CR) method revealed that the initial stage of the reduction of calcined Gördes laterite by Tunçbilek lignite between 0 and 0.29 conversion range progressed under phase boundary chemical reaction control with Ea of 54.04 kJ/mole.
Farklı demir içerikli cevherlerin ve atıkların kimyasal döngülü yanma prosesinde oksijen taşıyıcı olarak kullanılması ve performanslarının karşılaştırılması
Bu çalışmada farklı demir içerikli cevherlerin ve atıkların gaz yakıtlar (CO, H2 ve sentez gazı) kullanılarak laboratuvar ölçekli programlanabilir mantık kontrol sistemine bağlı kesikli akışkan yatak reaktörde kimyasal döngülü yanma (KDY) performansları incelenmiştir. Atık olarak kırmızı çamur, bakır konverter cürufu, ve proses atığı (nikelin laterit cevherinden ayrılması sonrası kalan kısım), cevher olarak siderit ve laterit kullanılmıştır. Ayrıca aktif faz olarak kırmızı çamur ve hematit, destek fazı olarak kolemanit ve çinko borat kullanılarak mekanokimyasal yöntem ile sentezlenen oksijen taşıyıcıların programlanabilir mantık kontrol sistemine bağlı TGA'da kimyasal döngülü yanma performansı da incelenmiştir. Kalsine kırmızı çamur, kalsine bakır konverter cürufu, kalsine siderit ve kalsine proses atığı ile yapılan deneyler sonucunda tüm gaz bileşimleri için ortalama gaz dönüşüm verimi sırasıyla %86, %87, %92 ve %88 olarak elde edilmiştir. Mekanokimyasal sentez ile elde edilen oksijen taşıyıcılarda kullanılan ve miktarına bağlı olarak bor içerikli destek fazlar, aktif fazların kimyasal döngülü yanma performansını ya hiç etkilememiş ya da aglomerasyona sebep olarak performansının düşmesine sebep olmuştur. Laterit cevheri ham ve kalsine olarak denenmiş ancak her iki formu için de yeterli gaz dönüşüm verimi elde edilememiştir. Kalsine proses atığı için termodinamik kısıtlamalara uygun indirgenme derecesinin elde edilebilmesinde gerekli şartlar uygulanabilir bulunmamıştır. Bu çalışmada oksijen taşıyıcı olarak kullanılan kırmızı çamur, bakır konverter cürufu ve siderit cevherinin ucuz olması ve laboratuvar ölçekli sistemdeki kimyasal döngülü yanma performansı göz önüne alındığında büyük ölçekli kimyasal döngülü yanma sistemlerinde kullanımı açısından umut vericidir. Ayrıca endüstriyel atıkların tekrar kullanımı kimyasal döngülü yanma sisteminin oksijen taşıyıcı açısından da çevreci bir yakma prosesi olmasını sağlamaktadır.
Investigation of effect of PSSS on calcium sulfate crystal morphology and size distribution
The effect of PSSS (Poly(sodium 4-styrenesulfonate)) and the effect of reactants concentration on calcium sulfate crystallization depends on the specific conditions of the experiment. Studies have shown that PSSS and the reactants concentration can influence the morphology and size distribution of calcium sulfate crystals under certain conditions. Therefore, it is important to consider the specific experimental conditions and parameters when evaluating the effectiveness of PSSS and the reactants concentration on calcium sulfate crystallization. In this study, the effect of changing equal concentration of reactants (0.04 M, 0.05 M, 0.06 M, 0.07 M and 0.08 M), on the formation of calcium sulfate (CaSO4) crystals from the reaction of calcium chloride (CaCl2) with sodium sulfate (Na2SO4) was investigated by using different concentrations of reacting compounds. The effect of PSSS as an additive and at different concentrations was also examined when the reactant concentration was kept constant at 0.04 M, and the additive used 0.001 g/L, 0.0025 g/L, 0.005 g/L, 0.010 g/L, 0.050 g/L, 0.1 g/L, 0.15 g/L and 0.250 g/L. XRD, SEM and BET analyses of the reaction products were used to investigate the effect of the varying concentrations on the crystals obtained at the end of the reaction. Although a change in crystal size was determined with increasing reactant concentration, change in crystal morphology was not observed.
Tuzluca bölgesi kaya tuzundan elde edilen atık çamurun adsorban üretimi için kullanımının incelenmesi
Kaya tuzu kullanılarak yapılanüretim prosesinde atık çamur ele geçmektedir. Bu atık çamur özellikle kozmetik amaçlı olarak kullanıma sunulmaktadır. Ele geçem yüksek miktardaki atık çamur için kullanım alanı arayışı sürmektedir. Bu araştırmanın amacı, Iğdır ilimizde bulunan Tuzluca bölgesindeki kaya tuzunun işlenmesi sırasında ele geçen atık çamurun adsorban üretimi için kullanımının incelenmesidir. Çamurdan farklı flokülantlar ile elde edilen ve asitle muamele edilen farklı tipteki adsorbanların Congo Red boyarmadde çözeltileri üzerinde adsorpsiyon kapasiteleri incelenmiştir. Atık çamurun kurutulduktan sonra direkt olarak kullanılmasıyla maksimum adsorban kapasitesinin 14,28 mg/g olduğu bulunmuştur. Kullanılan flokülantlarla bu değerin yukarı yönde değiştiği anlaşılmıştır. Adsorbanların maksimum adsorpsiyon kapasitelerinin HCl asit banyosu kullanılarak arttığı anlaşılmıştır. Çalışmadaki en yüksek maksimum adsorban kapasitesi 24,05 mg/g değeri ile adsorbana F1%5'eaittir.
Yöresel hayvansal atıklardan (sığır ve tavuk gübresi), şehir şebeke suyu arıtma çamuru ve şehir katı atık sızıntı sularından mikrodalga önişlemi yardımıyla anaerobik eş-sindirimle biyogaz üretiminde deneysel parametrelerin optimizasyonu
Yenilenebilir enerji kaynaklarından biri, organik maddelerin anaerobik sindirim işleminin bir sonucu olan biyogaz (metan) dır. Yöresel hayvansal atıklardan (sığır ve tavuk gübresi), şehir şebeke suyu arıtma çamuru ve şehir katı atık sızıntı suları gibi hammadde kaynakları, C/N oranları belirlenip literatürde önerilen karışım oranları ile birlikte pH, sıcaklık, hidrolik tutulma süresi, organik yükleme oranı, alkalilik ve uçucu yağ asitliği gibi parametreler dikkate alınarak karıştırılmıştır. Karışım, 900 mL'si aktif kullanılan 1000 mL hacimli çift cidarlı cam reaktörde (batch tipi anaerobik sindirim ünitesi) mezofilik şartlar (35±1 °C) sunan bir su banyosu sirkülatörüne bağlanmıştır. Cam reaktöre, hava sızdırmaz şekilde 40 rpm'de çalışan bir mekanik karıştırıcı monte edilmiştir. Reaktör fermantasyona bırakılmadan önce sisteme 5 bar basıçta 2 dakika süre ile azot gazı basılmış ve oksijen sistemden uzaklaştırılarak anaerobik şartlar sağlanmıştır. Deneylerde 2, 4, 8, 12 ve 24 saat süresince elde edilen biyogazın kompozisyonu Metan (CH4), Karbondioksit (CO2), Oksijen (O2), Hidrojen (H2) ve Hidrojen Sülfür (H2S) olmuş ve Metan (CH4) oranı 24 saatlik eş-sindirim süresinde %86 olarak belirlenmiştir. En yüksek metan üretim hızı ilk 8 saatlik sürede gözlenmiş, söz konusu organik atıklarla metan (biyogaz) üretiminin mümkün olduğu belirlenmiştir. RSM (Response Surface Methodology) yöntemi kullanılarak söz konusu organik atıklar ve süre değişkenlerinin metan gazı oluşumuna etkisi incelenmiştir. Anaerobik eş-sindirim sonrası reaktörde kalan bulamaç, fermente gübre olarak adlandırılmaktadır. Fermente gübrenin ve Çankırı yöresi Eldivan ilçesi tarım toprağının kimyasal analizleri (pH, elementel bileşimi gibi) yapılarak tarımsal üretimdeki durumu incelendiğinde, fermente gübrenin 7,57 pH değeri ile tarım toprağı (ort. pH 8,033) ile yakın bir değer taşıdığı; ayrıca içerdiği %4,49 hümik fümik asit ile tarım topraklarının organik maddelerce zenginleştirilmesinde kullanılabileceği değerlendirilmektedir.
Determination of optimum operating parameters of a naphtha reforming process
The process of reforming naphtha is considered one of the important processes in the oil industry. In this process, the molecular structure of hydrocarbon compounds with a low octane number is converted into hydrocarbon compounds with a high-octane number using the catalyst, platinum metal support on alumina. This work focuses on simulating the process of reforming naphtha to increase the octane number and studying the effect of operating conditions on the quantities of products. The study aims to optimize the conditions of the naphtha reforming process and operating conditions inside the reactors to obtain a high-octane number. These conditions are the temperature of the feedstock entering the reactors (RiT), the amount of hydrogen-rich return gas (RG) injected with the naphtha, temperatures of separation vessels (HPS and LPS), and pressure of the stabilizing tower. The optimization process was restricted by determining the minimum amount of reformate (C5+) at least 80% wt.%. In this work, a simulation of the naphtha reforming process was done in the Salah Al-Din/2 refinery in Iraq using the AVEVA PRO/II simulation program and matching the results obtained from the simulation with the real results taken from the factory. The results were getting aromatic content, octane number and hydrocarbon concentrations close to each other. The optimization was carried out using the same program to obtain an increase in octane number, where certain ranges were entered for the operational conditions that directly affect the specifications of the final product, as follows; RiT = (460-500 oC), LPS Temp = (35-40 oC), HPS Temp=(35-45 oC), Tower Pressure=(15-20 barg), RG= (60-120 ton/hr), Feed Quantity= (66-110 m3 /hr). The optimization result was that reducing the amount of RG to 60 tons raises the octane number from (90.5 to 93.7) value with a slight change to other operating conditions.Among the benefits of the optimization process, an 18,467% improvement was achieved in the heat exchanger and the total amount of energy consumed in the process. In addition, a 22.838% improvement in energy efficiency in compressors and pumps was achieved. These results have shown that the implementation of simulation and optimization can be applied and adapted in the process, which reduces costs in terms of the process and has a positive effect on process efficiency. For this reason, the simulation and optimization work has achieved its goal.
Bir nafta reforming prosesinin enerji ve ekserji analizi
Petroleum refining involves numerous physical separation and chemical conversion processes that have high energy consumption. The impact of global warming, one of today's most significant global issues, is increasing day by day. Therefore, it is becoming more important to enhance the energy efficiency of industrial facilities with high energy consumption and to carry out production with lower energy consumption by reducing energy losses. One of the most important tools used to improve the energy efficiency of thermal processes and reduce energy losses is energy and exergy analysis based on the second law of thermodynamics. In this study, the energy and exergy analysis of the naphtha reforming facility, where the octane number of products such as naphtha and gasoline is increased, located at the Salahuddin-1 Refinery in Baiji, Iraq, was conducted. The simulation of the facility under actual operating conditions was performed using the AVEVA Pro/II Process simulation program. In the simulation model, the hydrogen recycle flow rate fed to the catalytic naphtha reforming reactor was increased from 30,000 kg/h to 35,000 kg/h under real operating conditions. This proposed change resulted in a 2% increase in the energy efficiency of the reforming unit, a 1% increase in exergy efficiency, and a 0.71 MW decrease in exergy destruction.
Determination of optimum operating parameters of crude oil distillation unit
The operational conditions together and the study of their impact make engineers provide more products in less quantities and less time and increase the efficiency of operational and production units. The purpose of the study is to obtain the ideal results for the products coming out of the distillation tower and to analyze the difference of some information by increasing or decreasing in some operational conditions on the products and their quantities. The results of the simulations are compared with the results of the real unit in the oil refineries. During the process, the variables that directly affect the results of the treatment, such as temperature, pressures, and concentrations, are closely monitored because they affect each other, so the modification of one variable affects the course of the entire process. The simulation process was used using the PRO// program to study the effect of changing some operating conditions on the products in the oil distillation unit. in the program that several adjustments can be made in the quantities of the required products by controlling the operating variables. It is worth noting that the variables were set according to the ideal operating system to obtain the required quantities. The results were compared to the results of the AL-Dora refinery / crude oil distillation unit. It can be noted in the program that several adjustments can be made in the quantities of the required products by controlling the operating variables. It is worth noting that the variables were set according to the ideal operating system to obtain the required quantities, but due to Depreciation of the equipment's and too long uses in the refinery plant, the operating capacity does not exceed 60%. Therefore, the idea of improving distillation processing will show the way to other simple and practical solutions to obtain products in controlled quantities. Performance design was conducted based on the physical properties of chemical compounds, as the Pro program is an ideal simulation environment to serve the manufacturing and production industries and has many options to expand industrial capabilities. Monitoring, error detection and repair, operational improvement and business planning can also be performed using the Pro //program.
Statistical comparison of silver nanoparticles' properties synthesized with tannic acid and ascorbic acid
Silver nanoparticles have been one of the most studied nanomaterials in recent years due to their antibacterial properties and important mechanical properties. Reducing agents have an important place in the synthesis of silver nanoparticles. Although hydrazine and sodium borohydride are among the most preferred reducers, they are not preferred because they are both carcinogenic and toxic. Recently, green reducers have been preferred to toxic chemicals such as sodium borohydride, especially in the reduction step. In particular, the success of glucose and ascorbic acid in the synthesis of nano-sized silver nanoparticles is promising for a more environmentally friendly approach. In this study, in contrast to literature studies, the properties and efficacy of silver nanoparticles obtained with tannic acid and ascorbic acid, in particular particle size distribution, will be statistically compared. This study proposed a systematically design of expert method for the synthesis of silver nanoparticle (AgNPs) and characterized with the use of Taguchi L4 experimental design. The experiments were carried out using 23 orthogonal arrays and main and interaction effects are prepared. Silver nitrate is used as a raw material and soluble starch as a coating agent. Tannic acid and ascorbic acid will be used as reducing agents. Synthesized nanoparticles will be characterized using FTIR, zetasizer and ultraviolet-visible (UV-Vis) spectroscopy. The average size distribution of silver nanoparticles and product efficiency will be statistically compared by paired-t analysis and statistical comparison of the properties of silver nanoparticles obtained with tannic acid and ascorbic acid. The glucose/AgNO3 and ascorbic/AgNO3 molar ratios were shown to have the greatest influence on AgNPs particle size dispersion. The findings demonstrate that the lowest variances AgNPs are produced at the greatest Ascorbic/AgNO3 molar ratios. As a result, it can be said that the higher-quality AgNPs production process is possible by adjusting Ascorbic/AgNO3 molar ratio.
Yeni bir elektroliz yöntemiyle sodyum borhidrür eldesi
Dünyada kullanılan enerjinin çoğu fosil yakıtlardan elde edilmektedir. Bu yakıtların giderek azalması, enerji maliyetlerinin yüksek olması, hava ve çevre kirliliğine neden olmaları gibi sebepler dünyada ve ülkemizde yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili çalışmaların önemini arttırmıştır.Yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları içerisinde hidrojen büyük öneme sahiptir. Dünyada çok bulunan bir element olan hidrojen birim kütle başına en yüksek enerji içeriğine sahiptir.Hidrojenin enerji kaynağı olarak kullanılabilmesi için uygun bir ortamda güvenli ve ucuz bir şekilde depolanabilmesi gerekmektedir. Fiziksel ve kimyasal olarak çok çeşitli hidrojen depolama yöntemleri mevcuttur. Çok yüksek oranda ve verimde, güvenli bir şekilde hidrojen depolama kabiliyetine sahip olan sodyum borhidrür hidrojenin depolanmasında oldukça önem kazanmıştır. Sodyum borhidrür hidrojen depolamadan farklı olarak yakıt pillerinde doğrudan yakıt olarak ve yakıt pilleri dışında istendiğinde hidrojen üretiminde de kullanılmaktadır.Bu çalışmada hammadde olarak çeşitli konsantrasyonlarda sodyum klorür ve sodyum metaborat kullanılarak, farklı elektrot potansiyelleri uygulanarak elektroliz yöntemiyle sodyum borhidrür elde edilmiştir. Ayrıca elektroliz sonucunda elde edilen ürünlerin saflaştırılması için de çalışmalar yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Sodyum borhidrür, elektrokimyasal metot, hidrojen enerjisi
Karboksimetil inülin'in hidroksiapatit kristalizasyonuna etkisi
Kimyasal formülü Ca10(PO4)6(OH)2 olan hidroksiapatit (HAP), yüksek biyouyumluluğu ve kimyasal ve biyolojik olarak kemik yapısına benzerlik özellikleri ile ortopedi, dişçilik, cerrahi ve ilaç salınım sistemlerinde implant malzeme olarak oldukça geniş kullanım alanı bulan bir biyomalzemedir. Bugüne kadar HAP tozu üretmek amacı ile sol-jel, homojen çöktürme, hidrotermal, mekanokimyasal, püskürterek kurutma ve yanma sentezi yöntemleri uygulanmıştır.Bu çalışmada HAP üretimi için düşük maliyet ve proses uygulanabilirliğinin kolaylığı açısından çözelti prosesi kullanılmıştır. Ancak bu durumda malzemelerin yapısı ve pH, sıcaklık gibi çözelti koşulları sürekli kontrol altında tutulmalıdır.Çalışmada, bozunabilen çevre dostu polisakkarit bazlı polikarboksilat olan karboksimetil inülin'in (CMI), doygun kalsiyum fosfat çözeltisine eklenen HAP aşı kristali üzerinden gerçekleşen kristalizayon reaksiyon kinetiğine etkisi incelenmiştir. Eklenen polimerin konsantrasyonu ve karboksilasyon derecesi kristalizasyon prosesi üzerinde etkilidir.Anahtar kelimeler: Hidroksiapatit, kristalizasyon prosesi, çevre dostu polimerler, polimerik katkı maddeleri.