
83
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Çankırı Orman İşletme Müdürlüğü'nde yapılan bazı sıklık bakımı çalışmalarının değerlendirilmesi
Bu çalışma kapsamında, Çankırı Orman İşletme Müdürlüğü'ne bağlı Eldivan İşletme Şefliği ve Çankırı İşletme Şefliği sınırları içerisinde bulunan doğal ve yapay yolla gelmiş olan Karaçam meşcerelerinde uygulanmış olan sıklık bakımı müdahalelerinin, meşcerenin artım ve büyümeye etkisi araştırılmıştır. 2013-2020 yıllları arasında sıklık bakımı müdahalesi görmüş ve görmemiş alanların çap ve boy artımı üzerindeki değerler karşılaştırılmıştır. Bu gaye ile, belirlenen örnek meşcerelerden 20x20=400 m2 olacak şekilde örnek alanlar alınmıştır. Alınan örnek alanlardaki çap ve boy değerleri ölçülerek istatistiksel olarak analizleri yapılmıştır. Eldivan şefliğinden alınan 10 adet örnek alanda yapılan ölçümler ve istatistiksel analizler sonucunda sıklık bakımı yapılmış 1 ve sıklık bakımı yapılmamış 2, 5 ve 6, 7 ve 8, 9 ve 10 numaralı örnek alanlarda % 95 önem düzeyinde hem çap hemde boy bakımından anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Bu alanlarda sıklık bakımı müdahalesi görmüş alanların lehine sonuçlara varılmıştır yani çap ve boy bakımından artımlar olmuştur. Ancak 3 ve 4 numaralı örnek alanda sadece çap bakımından anlamlı farklılık bulunurken boy bakımından bir farklılık bulunmamıştır. Çankırı şefliğinden alınan 10 adet örnek alanda yapılan ölçümler ve istatistiksel analizler sonucunda sıklık bakımı müdahalesi görmüş 11 ve müdahale görmemiş 12, 13 ve 14, 17 ve 18 numaralı örnek alanlarda % 95 önem düzeyinde hem çap hem de boy bakımından sıklık bakımı müdahalesi görmüş alanların lehine anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Ancak, 19 ve 20 numaralı örnek alanda sadece çap bakımından anlamlı farklılık bulunurken boy bakımından bir farklılık bulunmamıştır. 15 ve 16 numaralı örnek alanlarda ise hem çap hem de boy bakımından % 95 önem düzeyinde herhangi bir farklılık tespit edilmemiştir. Çalışma kapsamında sıklık bakımı müdahalelerinin zamanında ve uygun şiddette yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Eskişehir ilinde arazi kullanımının zamansal değişimi ve açık maden sahalarının ekosisteme etkileri
Bu çalışma Eskişehir İlinde arazi kullanımının zamansal değişimi ve Eskişehir arazisinde açık maden sahalarının ekosisteme etkilerini ortaya koymaya çalışmak amacıyla yapılmıştır. Araştırma alanı olarak seçilen Eskişehir tarihi, doğası, kültürel ve sosyal ortamı, eğitim ve sanayi durumu, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri ile ön plana çıkan Türkiye'nin önemli şehirlerinden biridir. Eskişehir'in yaklaşık %40' ı tarım, %30' u orman ve %20' si mera arazilerinden oluşmaktadır. Eskişehir yer altı kaynakları bakımından oldukça zengin bir bölge olarak değerlendirilmektedir. İlin önemli yer altı kaynakları arasında bor, manyezit, lületaşı gibi bazı madenler ile içme suyu olarak da kullanılan kalabak suyu ve çeşitli hastalıklara iyi geldiğine inanılan jeotermal kaynaklar bulunmaktadır. Çalışmada genellikle literatür taraması sonucu elde edilen veriler ve ilgili kurumlardan yüz yüze görüşmeyle veya internet sitelerinden temin edilen güncel bilgiler tezde kullanılmıştır. Çalışma, uydu görüntüleri, coğrafi bilgi sistemleri (CBS) ve uzaktan algılama teknikleri kullanılarak arazi kullanım sınıflarını analiz etmekte ve mekânsal boyutlarını ortaya koymaktadır. Çalışmada özellikle tarım alanları, ormanlık bölgeler ve madencilik faaliyetlerinin kapsamı ile bu faaliyetlerin doğal ekosistemlere olan etkileri ele alınmaktadır. Sonuç olarak madenlerin arama, çıkarma, işletme ve sonrası dönemleri ile kullanımları sırasında ortaya çıkabilen olumsuz durumların, ekosisteme ve canlı hayatına etkileri göz önüne alınarak konunun çözümü için çeşitli öneriler sunulmakta, madencilik faaliyeti sonrası rehabilitasyonun önemi vurgulanmakta ve maden sahalarının ekosisteme yeniden kazandırılması için izlenebilecek yollar önerilmektedir.
Coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama teknikleri kullanılarak orman depo yeri ihtiyacının karşılanması için lokasyon uygunluk analizi
Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve Uzaktan Algılama (UA) teknolojileri, çevresel kaynak yönetimi, doğal afet izleme, ekosistem takibi ve sürdürülebilir kalkınma için önemli araçlar olarak ortaya çıkmıştır. Bu teknolojiler, mekansal verilerin verimli bir şekilde toplanmasını, işlenmesini ve analiz edilmesini sağlayarak, karmaşık karar verme süreçlerinin doğruluğunu ve etkinliğini artırmaktadır. Ormanlarda, orman ürünlerinin sürdürülebilir yönetimi öne çıkan bir amaç olmasının yanı sıra uygun depolama alanlarının belirlenmesi hem ekonomik verimlilik hem de çevresel sürdürülebilirlik açısından kritik öneme sahiptir. Bu çalışma, Ankara Orman Bölge Müdürlüğü, Ilgaz Orman İşletme Müdürlüğü, Kurşunlu Orman İşletme Şefliği sorumluluk sahasında, orman depolama alanlarının yer seçim uygunluğunun belirlenmesinde CBS ve UA tekniklerinin kullanımı ve Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yaklaşımı çerçevesinde Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) uygulanan bu çalışmada, arazi kullanımı/örtüsü, eğim, yollara, korunan alanlara, yerleşim ve mevcut depolama alanlarına uzaklık olmak üzere toplam altı faktör üzerinden çevresel, lojistik ve sosyo-ekonomik faktörler birleştirilmiştir. Mekansal verilere Ağırlıklı Bindirme yöntemi uygulanarak, karar verme süreçlerini görsel olarak destekleyen uygunluk haritaları oluşturulmuştur. Elde edilen bulgulara göre, çalışma alanının yaklaşık %64,88'inin orman depolaması için oldukça uygun olduğunu, optimal yerlerin düşük eğim, yol ağlarına yakınlık ve hassas ekolojik alanlardan uzaklıkla karakterize edildiğini göstermiştir. Bu çalışma, sürdürülebilir orman yönetimi için CBS, UA ve AHS entegrasyonunun potansiyelini vurgulayarak orman kaynaklarının yönetiminde mekansal karar verme için sistematik bir yaklaşım sunmuştur.
Uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemleri yardımıyla orman ekosistemlerinin konumsal ve zamansal değişiminin incelenmesi: Devrez planlama birimi örneği
Orman ekosistemleri dinamik bir yapıya sahip olup, ormanların konumsal yapı, kuruluş ve fonksiyonları, doğal veya insan odaklı müdahalelere bağlı olarak zamanla değişim göstermektedir. Orman ekosistem yapısındaki bu zamansal ve konumsal değişimin boyutu; doğal olayların türü, yoğunluğu ve etkinliği ile insan faktörünün faydalanma derecesinin şekline göre sürekli olarak değişmektedir. Sürdürülebilir orman işletmeciliği ve planlaması ölçüt ve göstergeleri dikkate alındığında, hem orman ekosistemlerinin sürekliliğinin sağlanması hem de toplumun orman kaynaklarından sürdürülebilir ve rasyonel bir biçimde faydalanabilmesinin sağlanabilmesi için orman yapısındaki dinamiğin belirlenmesi gerekmektedir. Türkiye ormanlarındaki bu değişimin zamansal boyutunu, bir taraftan ülkenin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik yapıdan diğer taraftan da planlama açısından değerlendirmek mümkündür. Bu kapsamda, tez konusunun amacı; örnek bir devlet orman işletmesinde (planlama birimi), arazi yapısındaki konumsal ve zamansal değişimin, özellikle orman kaynakları itibarıyla ele alınarak, belirlenmesi ve değerlendirilmesidir. Ayrıca, bu değişimi etkileyen faktörler belirlenerek yöredeki sosyo-ekonomik yapı ile zamansal değişim arasındaki ilişkinin özellikleri yasal boyut da dikkate alınarak incelenmiştir.
Hızardere Orman İşletme Şefliği'ndeki (Ilgaz-Ankara) meşcere kuruluşları üzerine araştırmalar
Bu çalışma; Hızardere Orman İşletme Şefliği Hızardere Serisi ormanlarındaki önemli meşcere tiplerinden meşcere profilleri alınarak söz konusu meşcere kuruluşlarının bazı silvikültürel özelliklerini belirlemek amacıyla ele alınmıştır. Meşcere kuruluşlarını ortaya koyabilmek amacıyla farklı meşcere tiplerinden 18 adet örnek alan seçilmiştir. Örnek alanlarda; bütün ağaçların tepelerinin düşey izdüşümleri, göğüs çapı ve boyları, yaşları, yaş ve kuru dal yükseklikleri ölçülmüştür. Her örnek alan için bir adet meşcere profili ve bu profillerin tepe izdüşümleri çizilerek meşcere kuruluşlarının ağaç sayısı, ağaç varlığı, katlılık durumu, toplam göğüs yüzeyi, biyolojik üst boylar, çaplar ve yaşlar belirlenmek suretiyle meşcere içerisindeki ilişkiler ortaya konmuştur. Araştırmada elde edilen bulgular sonucunda, meşcereyi oluşturan ağaç türlerinin karışım ve katlılık durumları, tepe biçimlenmeleri ve gövde kaliteleri, doğal gençleşme durumları, meşcerelerin bazı ekolojik ve silvikültürel özelliklerini ortaya koyma amacı doğrultusunda tartışılmış ve araştırma alanında belirlenen meşcere kuruluşlarına ilişkin silvikültürel değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Ballıca deresi havzası tuzlu ve jipsli sahalarda oyuntu içi doğal yetişen ağaç ve çalı türleri
Bu araştırmanın amacı; Çankırı Ballıca Deresi havzası tuzlu ve jipsli sahalarında oyuntu içi doğal ağaç ve çalı türlerini ve oyuntu gelişimi ile ilişkilerini incelemektir. Araştırma 702.6 hektarlık bir alanda, durgunlaşma aşamasına gelmiş Doğu, Batı ve Kuzey bakılarda belirlenmiş on sekiz adet oyuntuda gerçekleştirilmiştir. Arazi çalışmalarında oyuntuların bazı morfolojik özellikleri ile oyuntu içi ve yakın çevresinde doğal olarak yetişmiş odunsu türler incelemeye konu edilmiştir. İncelenen oyuntularda çalı türlerinin daha geniş yayılış gösterdiği tespit edilmiştir. Sadece kuzey ve doğu bakılarda yayılış gösteren bu bakıya özgü türlerin olduğu, batı bakıda ise tüm alanda görülen türlerin bulunduğu tespit edilmiştir. Oyuntularda eğimin azaldığı mansap bölgesinde ağaç, daha yüksek eğimli memba bölgesinde çalı türlerinin yayılış gösterdiği belirlenmiştir. Oyuntularda eğim yükseldikçe, bitki gelişimi gerilemektedir. Bu araştırma, oyuntu ıslah çalışmalarında bitki tür seçiminde oyuntu karakteristikleri, oyuntu gelişim durumu, sediment özellikleri, bakı ve bitki özelliklerinin birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koymuştur.
Meşcere kuruluşları bazlı yaban hayatı habitat izlenmesi ve değerlendirilmesi (Ilgaz örneği)
Ilgaz Dağları step vejetasyondan Karadeniz ormanlarına geçiş konumundadır. Bu alanlar topoğrafya ve iklimin etkisiyle birlikte hem çeşitli flora ve orman kuruluşlarını hem de faunayı içermektedir. Mevcut orman kuruluşlarının değişimine bağlı olarak yaban hayatı değişimlerinin ortaya konulması oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, ormanlardaki farklı meşçere yapılarının yaban hayvanları üzerindeki etkilerinin ortaya konulmasıdır. Bu amaç için 9 farklı örnek alanda fotokapanla 210 gün süreyle izleme yapılmıştır. Çalışma sonucunda 12 farklı tür orta ve büyük memeli tespit edilmiştir. Alanda en fazla görüntülenen türler yaban domuzu ve tavşan olmuştur. En az görüntülenen tür çakal, tilki, kirpi ve sansardır. Tavşan, ayı ve kurt türleri en fazla yerleşime en yakın ve en yüksek oranda tarım alanlarının bulunduğu meşçerelerde görüntülenmiştir. Geyik ve karaca ise yerleşime en uzak, kapalılığı yüksek Sarıçam-Göknar meşçerelerini tercih etmiştir. Çalışma sonuçları tür çeşitliliği ve populasyon yoğunlukları göz önünde bulundurulduğuna Ilgaz ormanlarının sağlıklı bir orman yapısına sahip olduğunu göstermiştir.
Bursa Madan Deresi Havzası'nda coğrafi bilgi sistemi (CBS) teknikleri ve rusle yöntemi kullanılarak toprak kayıplarının belirlenmesi
Bu araştırma Bursa ili Osmangazi ilçesindeki Madan Deresi Havzası'nda farklı arazi kullanım şekillerinde CBS teknikleri ve RUSLE yöntemi kullanılarak toprak kayıpları miktarının belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Bu amaç kapsamında farklı arazi kullanımlarını (orman, ziraat, mera) içerecek şekilde 120 nokta belirlenmiştir. 60 orman, 40 ziraat, 20 mera alanından olmak üzere toplam 120 adet bozulmuş toprak örneği ve 120 adet bozulmamış silindir örneği alınmıştır. Araziden alınan toprak örnekleri üzerinde; tekstür, toprak tepkimesi ve organik madde içeriği analizleri yapılmıştır. Çalışmada, CBS teknikleri ve RUSLE modeli kullanılarak Madan Deresi Havzası'nda meydana gelen erozyon miktarı belirlenmiştir. RUSLE modeli parametreleri sonucunda elde edilen değerler neticesinde R faktörü için ortalama 820,65, K faktörü için ortalama 0,0275, LS faktörü için ortalama 1,67 değeri ve C faktörü değeri için 0 ile 0,07 arasında değiştiği belirlenmiştir. Madan Deresi havzasında RUSLE yöntemine göre farklı arazi kullanımlarında (orman, tarım, mera) hesaplanan yıllık erozyon miktarı mera alanlarında toplam 17,42 ton, tarım alanlarında 1695,42 ton ve orman alanlarında ise 281,82 ton olarak belirlenmiştir. Madan Deresi havzasında sediment iletim oranı hektarda 0,40 ton olarak hesaplanmıştır ve bu hesaplanan değer toprağın taşınması anlamına gelmektedir. Elde edilen verilere göre yılda 1995,4 ton toprak erozyon sonucu harekete geçerken; 798,16 ton toprak akarsulara ulaşmaktadır. Bu değer hektarda yılda 0,35 ton toprağın taşınması anlamına gelmektedir. Arazi kullanımlarına göre toprak kaybı ise mera alanlarında 0,35 ton/ha/yıl, tarım alanlarında 0,95 ton/ha/yıl ve orman alanlarında ise 0,07 ton/ha/yıl olarak hesaplanmıştır. RUSLE yöntemine göre en fazla tarım alanlarında erozyon meydana gelirken, en az erozyon ormanlık alanlarda meydana gelmiştir. Çalışma sahasında tarımsal faaliyetlerin çok olması doğal bitki örtüsünü tahrip etmiş ve havzada toprak kaybına sebep olmuştur. Sonuç olarak; havzada gerekli tedbirler alınmadığı taktirde erozyon şiddeti ve miktarının artacağı söylenebilir. Erozyon riski taşıyan alanlarda toprak kayıplarına neden olabilecek uygulamalardan kaçınılmalı ve erozyon ile ilgili mücadele çalışmaları başlatılarak Madan Deresi havzası etrafında kontrol çalışmalarının yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.
Using GIS-based on network analysis method for safer forest transportation planning summary
Forest transportation, performed by using logging trucks, is one of the costly stage of producing forest products. Driving a logging truck is regarded as one of the most dangerous tasks in forestry, especially in areas where forest lands are mostly located in mountains. In recent decades, large size logging trucks have been preferred during hauling of forest products to minimize the transportation costs. The forest roads with inadequate technical standards (i.e. platform width, curve radius, curve width, etc.) and the lack of engineering structures and superstructure limit the movement and maneuverability of large logging trucks which negatively effects the safety of truck drivers. In this study, it was aimed to develop transportation plan with safety constraint using GIS-based network analysis method and compute the additional transportation cost that would be faced when driver safety is the priority. The study area consisted of three Forest Enterprise Chiefs (FECs) including Paşalar, Sarnıç, and Turfal FECs located in the city of Bursa in Turkiye. Two scenarios considered in the study 1) transportation plan that minimized the transportation costs and 2) transportation plan that maximized the safety of the truck drivers. The difference between transportation plan of two scenarios were evaluated in terms of optimum routes, destination depots and additional transportation cost spent for safety of the truck drivers. Total forest products transported to landing areas in Paşalar, Sarnıç, and Turfal FECs were 8852.50 m3 , 10327.11 m3 , 6,352.73 m3 , respectively The results indicated that forest products from landings in Sarnıç FEC and Turfal FEC were transported to their own depots, while forest products from landings in Paşalar FEC were transported to both its own depots and to depots in other FECs in the first scenario. In the second scenario, the forest products from landings in Turfal FEC were transported to its own depot while forest products from landings in Paşalar and Sarnıç FECs were transported to both its own depots and to depots in other FECs. It was found that the total transportation cost increased in the second scenario of considering safety by 58.23% (12874.70 €). In was also found that the transportation cost increased in the second scenario by 36.14%, 93.33%, and 32.54% in Paşalar, Sarnıç, and Turfal FECs, respectively. GIS-based network analysis method can be effectively used to plan transportation of forest products considering safety of logging truck drivers. The results from the sample transportation plan example suggested that the decision-makers should be willing to pay over 50% additional transportation cost for transportation of forest products in forest areas with high safety risks associated with driving logging trucks.
İnsansız hava aracı tabanlı görüntüler kullanılarak mekanik üretim araçlarında verim analizi
Bu çalışmada, mekanik odun üretiminde kullanılan sürütücü ve kesici-istifleyici makinelerinin verimliliğinin belirlenmesinde İnsansız Hava Aracı (İHA) görüntülerinin kullanılabilirliği araştırılmıştır. Zorlu arazi koşullarında zaman etüdü çalışmalarının sağlıklı yürütülememesi, üretim verimliliğinin doğru ölçülmesini güçleştirdiğinden, üretim faaliyetleri DJI Mavic 2 Pro model İHA ile yüksek çözünürlüklü video olarak kaydedilmiş ve görüntüler üzerinden iş aşamalarına ait zaman ölçümleri yapılmıştır. Sürütücü için 34 döngü, kesici-istifleyici için 40 döngü değerlendirilmiş; analizlerde Pearson korelasyon testi ve doğrusal regresyon yöntemleri kullanılarak ağaç boyu, çapı, hacmi, sürütme mesafesi ve ağaç sayısının çalışma zamanı ve verim üzerindeki etkileri incelenmiştir. Sürütme çalışmasında ortalama çalışma zamanı 4,65 dakika ve verim 73,55 m³/saat bulunmuş; sürütme mesafesi ile verim arasında negatif, toplam hacim ve mesafe ile çalışma zamanı arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Kesici-istifleyici ile ağaç kesimi çalışmasında ortalama çalışma zamanı 26,9 saniye ve verim 73,55 m³/saat bulunmuş. Kesici-istifleyicide verim üzerinde en etkili faktörlerin ağaç boyu, çapı ve hacmi olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, İHA görüntülerinin zaman etüdü çalışmalarında yüksek doğruluk sağladığı ve saha koşullarından kaynaklanan belirsizlikleri azalttığı ortaya konmuş olup mekanik odun üretiminde verim analizleri için etkili bir yöntem olduğu gösterilmiştir.
Sanal orman görselleştirme sisteminin geliştirilmesi
Ormancılık faaliyetlerinin temelini; gençlik, sıklık, ışıklandırma ve aralama gibi bakım faaliyetleri ve ağaç kesme-devirme işlemleri oluşturmaktadır. Bu işlemler; daha fazla ürün elde etme, ormanda verimi arttırma, ormanların kapladığı alanları arttırma amaçlarıyla yapılmaktadır. Yapılan bu faaliyetlerin yüksek maliyetli olması ve orman çalışanlarına, kalan ormana veya çıkarılan ürüne zarar verme potansiyelinin bulunması nedeniyle dikkatli bir şekilde yapılması gerekmektedir. Dolayısıyla, hem planlama hem de yapma aşamasında bilgisayar teknolojilerinden daha etkin yararlanılması, bu faaliyetlere olumlu yönde katkı sağlayacağı kuşkusuzdur. Günümüzde artan teknolojik imkânlar sayesinde, en hassas hesaplamalar bilgisayarlar aracılığıyla yapılmakta ve eğitim ise etkin bir şekilde 3B (üç boyutlu) görsel materyallerle sağlanmaktadır. Bu nedenle; birden fazla parametreyi (çap, boy, yaş, mesafe, tepe tacı) bir arada kullanarak detaylı hesaplamalara imkân veren 3B karar destek sistemlerinin ormancılığın eğitim ve uygulama alanlarında kullanılması önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında; bu ihtiyaçtan yola çıkılarak gerçek arazi yüzeyini koordinatlı bir şekilde 3B ortamda modelleyen, orman yapısını arazide gerçekleştirilen etüt çalışması ile veya uzaktan algılama teknikleriyle toplanan verilere göre arazi modelinin üzerinde görselleştiren, 3B simülasyon yazılımı ("ForSim") geliştirilmiştir. Yazılım Python programlama dili ve temel numpy, pandas gibi kütüphaneler kullanılarak üretilmiştir. "ForSim" yazılımı gençlik, sıklık, ışıklandırma ve aralama gibi bakım faaliyetlerini ve ağaç kesme-devirme işlemlerini 3B ortamda gerçekleştirebilmekte, devirme işlemleri sırasında personelin kaçış yönünü ve iki ağaç boyu kuralına göre tehlikeli alanları belirleyebilmekte ve personelin en uygun devirme yönüne karar vermesine yardımcı olabilmektedir.
Orman suçlarının sosyoekonomik analizi: Düzce ili Yığılca örneği
Türkiye'de orman suçlarının kırsal alanlarda tarımla ve ormancılıkla uğraşan köylüler tarafından işlendiği görülmektedir. Orman suçları çeşitli sebeplerle işlenmekte olup, orman varlığının sürdürülebilirliği üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Bu çalışmanın amacı, orman suçlarının durumunun suç türlerine göre belirlenerek bu suçların işlenmesindeki sosyoekonomik sebepleri ortaya koymak ve orman suçlarının önlenebilmesi için birtakım öneriler sunmaktır. Çalışma alanı Türkiye'nin Batı Karadeniz Bölgesinde yer alan Düzce ili, Yığılca ilçesi orman köyleridir. Yörede işlenen 2011-2020 yıllarına ait orman suçlarına ilişkin veriler değerlendirilmek üzere doküman analizi çalışması yapılmıştır. Çalışma bulgularına göre Yığılca ilçesi köylerinde işlenen başlıca orman suçlarının sırasıyla; işgal-faydalanma, kaçak kesme, taksirle orman yangınına sebep olma ve kaçak nakil/bulundurma olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda Yığılca yöresinde işlenen orman suçlarının türlerine ve sayılarına göre karar vericilere öneriler getirilmiştir.
Türkiye'de kestane gal arısı (Dryocosmus kuriphilus yasumatsu)'nun iklim değişikliği temelinde günümüz ve gelecekteki yayılış alanlarının tahmini
Kestane gal arısı Dryocosmus kuriphilus Yasumatsu (Hymenoptera: Cnipidae); ülkemizde ilk defa 2014 senesinde Yalova ilinin Gacık köyünde saptanmıştır. Bu tür Dünya genelindeki kestane ağaçlarını etkileyen tomurcuk, sürgün ve yapraklarda gal oluşumuna neden olarak sürgün gelişimi ve çiçeklenmeyi engelleyen, meyve verimini düşüren, şiddetli zarar durumunda konukçusunu öldüren önemli bir istilacı türdür. Çalışmanın amacı; iklim değişimi senaryolarına göre istilacı tür kestane gal arısının günümüz ve gelecekteki yayılış alanlarının tespitidir. Bu amaca ulaşmak için, ekolojik modelleme metodlarından Maximum Entropi (Maxent) modeli kullanılarak Türkiye'de doğal olarak yayılış gösteren C.sativa (Anadolu Kestanesi)'ya zarar veren istilacı tür D. Kuriphilus'nun iklim değişikliği temelinde günümüz ve gelecekteki yayılış alanları tahmin edilmiştir. Çalışmada, Türkiye'de kestane gal arısı ile ilgili çeşitli kaynaklardan temin edilen var verileri kullanılmıştır. Kestane gal arısı için "uygun değil, az uygun, uygun ve çok uygun" olan alanların güncel ve gelecek iklim senaryoları doğrultusunda değişimleri tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda; 1) Türkiye'de Anadolu kestanesinin doğal yayılış alanlarının çoğunluğunda kestane gal arısının da yayılış gösterdiği ve zarar verdiği tespit edilmiştir, 2) ılımlı ve kötümser iklim senaryolarına göre kestane gal arısının gelecekte yayılış alanını genişleteceği görülmüştür, 3) ılımlı iklim senaryosuna göre kötümser iklim senaryosu sonucu kestane gal arısının gelecekte daha fazla alanda yayılış göstereceği tespit edilmiştir.
Çam kese böceğinin (Thaumetopoea wilkinsoni tams, 1924 (Lepıdoptera: notodontidae)) son larva evresinin bir yıllık dönemdeki erginleşme başarısı
Bu çalışmada Türkiyedeki çam ağaçlarına zarar veren Çam kese böceğinin (Thaumetopoea wilkinsoni) tırtıldan pupaya ve pupa evresinden sonra ergin dönemine geçişinde boyutları ve ağırlıklarının etkisi olup olmadığı karşılaştırılmış ve incelenmiştir. Batı Karadeniz Bölgesindeki Düzce ilinde bulunan Düzce Üniversitesi kampüsünden Nisan ayında, böceğin toprağa girmek için kesesini terk ettiği dönemde tırtıllar toplanmıştır. Düzce Üniversitesi laboratuvarında Çam kese böceklerinin larva ve ergin dönemlerindeki ağırlık ve boyları ölçülmüştür. ÇKB tırtılları ağırlıklarına göre Küçük boy (<0-0,600 gr), Orta boy (0,601-0,900 gr) ve Büyük boy (>0,900 gr) olarak gruplara ayrılmıştır. Pupa oluşturmak için toplanan ÇKB' ne ait 5. gömlekteki tırtıllarından toplam 300 bireyin ortalama ağırlığı 0,752 gr ± 0,214 ve ortalama boyu da 3,12 cm ± 0,42 olarak hesaplanmıştır. Küçük olarak gruplandırılan tırtılların ortalama boyu 2,72 cm ± 0,29 ve ortalama ağırlığı 0,515 gr ± 0,071, orta olarak gruplandırılan tırtılların ortalama boyu 3,13 cm ± 0,22 ve ortalama ağırlığı 0,740 gr ± 0,094, büyük olarak gruplandırılan tırtılların ortalama boyu 3,53 cm ± 0,26 ve ortalama ağırlığı 1,001 gr ± 0,063 olarak hesaplanmıştır. Her gruptan 90 larva olmak üzere 270 larva ayrıca kontrol amaçlı rastgele seçilen 30 larva gruplandırılmadan tartılmış ve uzunlukları mm olarak ölçülmüştür. K1, K2, K3, O1, O2, O3, B1, B2, B3, Kontrol olmak üzere 10 adet deney ortamına bırakılmış ve toprağa girişleri takip edilmiştir. Toprağa girme zamanı başlangıç kabul edilerek (Nisan sonu) Eylül ayının sonuna kadar ergin evreye geçişi gözlemlenmiştir. Pupa olmak üzere toprak altına giren larvaların tamamı başarılı krizalit olamamıştır. Toplam 300 larvanın 175 adeti (%58) pupa evresine geçmiştir. Bu oran orta büyüklükteki grupta en fazla (%66) iken Kontrol grubunda en az (%33) olmuştur. Düzce ilinde Çam kese böceğinin ilk ergin çıkışı 16 Temmuz tarihinde görülmüştür. 1 Ağustos'ta son ÇKB ergininin pupadan çıktığı tespit edilmiştir. Toprağa pupa oluşumu sağlamak için konulan 300 larvadan 38 adet ergin ilk yıl için elde edilmiştir. Ergin olma başarısı ilk yıl için %13'tür. 10 adet küçük grubunda, 14 adet orta grubunda, 11 adet büyük grubunda ve 3 adet kontrol grubundan ergin çıkışı tespit edilmiştir. Zararlının ilk yılında en çok (0,601-0,900 gr) orta olarak ifade ettiğimiz ağırlıktaki ÇKB'nin ergin döneme geçtiği görülmüştür.
Toprak ve bitkilerdeki bazı besin elementlerinin madencilik faaliyetlerine bağlı olarak değişimi: Bakır madenciliği örneği
Son yüzyılda sanayi alanında ihtiyaç duyulan hammaddenin temin edilmesi için gerekli olan madencilik faaliyetleri sürekli artmaktadır. Yapılan bu faaliyetler doğrudan veya dolaylı olarak toprak, su ve havayı önemli ölçüde etkileyen faaliyetlerdir. Bu faaliyetler sonucunda hem çeşitli elementler doğaya salınmakta hem de toprağın yapısı önemli ölçüde değişebilmektedir. Madencilik faaliyetlerinin özellikle topraktaki etkilerinin belirlenmesi, hem madencilik faaliyetlerinin çevresel etkilerinin değerlendirilmesi, hem de bu sahaların madencilik faaliyetleri sonrasında restorasyonu konusunda yapılacak çalışmalar açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmada uzun yıllardır bakır madenciliği yapılan bir sahada pasa sahası, bitkilendirme (revejetasyon) yapılmış ve en az 20 yaşında yetişkin ağaçların bulunduğu rehabilitasyon sahası ve maden sahası içerisinde bulunan ancak herhangi bir işlem yapılmamış ormanlık alanda farklı toprak derinliklerinden toprak örnekleri alınmıştır. Toprak örnekleri rehabilitasyon sahası ve ormanlık alanda Pinus nigra Arnold., Pinus silvestris L. ve Robinia pseudoacacia L. türlerinin yetiştiği topraklardan alınmış ayrıca aynı bölgelerdeki ağaçlardan yaprak, kabuk, odun ve kök örnekleri toplanmıştır. Çalışma kapsamında hem topraklarda tür ve toprak derinliği, hem de bitkilerde tür ve organlardaki element konsantrasyonlarının değişimi değerlendirilmiştir. Böylece element konsantrasyonlarının toprak ve bitkilerdeki düzeyi değerlendirilmiş ayrıca, bitkilerde her bir organ için biyokonsantrasyon faktörü (BCF) ve translokasyon faktörü (TF) hesaplanarak fitoremediasyon çalışmaları için en uygun tür ve organların belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma sonucunda genel olarak hem topraklarda hem de bitki organlarındaki element konsantrasyonlarının önemli düzeyde değiştiği belirlenmiştir. Çalışma sonucunda Cu konsantrasyonunun alt topraklarda pasa sahalarında sadece Pinus sylvestris türünde belirlenebilir limitler dahilin de birikim yaptığı belirlenmiştir. Hem pasa hem de Pinus sylvestris dışında rehabilite edilen pasa sahalarında Cu konsantrasyonunun belirlenebilir limitlerin altında kalması, madencilik faaliyetleri esnasında topraktan Cu'nun büyük ölçüde alındığını göstermektedir. Tür olarak birçok elementte en yüksek konsantrasyonlar genel olarak Pinus nigra'da elde edilmiştir. Çalışma kapsamında bitki organlarının TF değerleri hesaplanmıştır. Ağır metaller için TF değeri 1'den büyük olan ağaçlar güçlü akümülatörler olarak kabul edilmektedir. Çalışma sonucunda TF değeri Cu dışında B ve Ge elementlerinde organların çoğu için hesaplanamamıştır. Buna karşın bu elementler de dahil olmak üzere çalışmaya konu elementlerin Pb dışında tamamında en az 1 türün organında TF değerinin 1'in üzerinde olduğu hesaplanmıştır. Bu sonuç, çalışmaya konu türlerin birçok element için fitoremediasyon çalışmalarında kullanılabileceğini ortaya koymaktadır. Çalışma sonucunda topraklarda Cr ve Cd gibi insan sağlığı açısından son derece zararlı bazı element konsantrasyonlarının belirlenebilir limitlerin altında kaldığı belirlenmiştir. Bunun dışında Cu konsantrasyonu da pasa sahasındaki topraklarda büyük oranda belirlenebilir limitlerin altında kalmıştır. Ancak bu elementlerin bitkilerdeki konsantrasyonları oldukça yüksek düzeydedir. Bu sonuç madencilik sahalarında ağır metal kirliliğinin tek kaynağının toprak olmadığını göstermektedir. Bu sahalarda madencilik prosesi esnasındaki ağır metal kirlilik kaynaklarının ayrıca değerlendirilmesi önerilmektedir.
Kayın (Fagus orientalis Lipsky) gençlik sahalarında seyreltmenin fidan büyümesi ve toprağın besin durumuna etkisi
Odun üretimi ile talebi arasındaki fark talep lehine olup, bu fark giderek açılmaktadır. Buna rağmen odun üretimi yapılan orman alanlarının başka beklentiler (su havzası, yaban hayatı, rekreasyon vb.) için de daha fazla kullanılma talebi odun üretim alanlarının giderek daralmasına yol açmaktadır. Bu nedenle giderek daralan alanlardan daha fazla üretim yapabilmek ve orman alanlarının diğer işlevler için daha fazla kullanılmasına olanak sağlamak için birim alandan elde edilen üretimi arttırma yollarının aranması gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'nin odun üretimi açısından en önemli türlerinden olan kayının doğal gençlik sahalarında farklı şiddetlerde yapılan seyreltme işlemlerinin fidan büyümesi ve beslenmesi ile topraktaki besin durumuna etkilerini değerlendirmektir.Çalışma için, Düzce-Akçakoca bölgesi, Deredibi şefliğindeki faklı yükseltilerde dozerli saha hazırlığı ile doğal gençleştirme yapılan 4 yaşındaki kayın gençlik sahalarında 3 blok ve her blokta 20 x 20 m büyüklüğünde beş adet deneme ünitesi oluşturulmuştur. Birinci ünitede m2'de bir fidan (M1F), ikinci ünitede m2'de iki fidan (M2F), üçüncü ünitede m2'de dört fidan (M4F) ve dördüncü ünitede ise m2'de sekiz fidan (M8F) kalacak şekilde seyreltme yapılmıştır. Ayrıca bu seyreltme işlemi yapılmış ünitelere ek olarak her blokta hiçbir işlem yapılmamış olan kontrol üniteleri oluşturulmuştur.Fidanların denemenin başlangıcındaki boy, çap, biyokütle, besin içeriği ve yaprak yüzey alanı her bloktan sökülen fidan örneklerinden yararlanılarak belirlenmiştir. İşlemlerden iki yıl sonra farklı deneme alanlarındaki fidanların yine boy, çap, biyokütle, besin içeriği ve yaprak yüzey alanını değerlerini belirlemek için her deneme ünitesinden rastgele yöntemle seçilen 30 adet fidan sökülerek gerekli ölçüm ve analizler yapılmıştır.Ayrıca deneme alanlarında bulunan ölü-örtü organik maddesi (OM) mineral toprak yüzeyine kadar alınarak biyokütlesi hesaplanmış ve besin içerikleri analiz edilmiştir.Toprak analizleri için her bir deneme ünitesinden rastgele yöntem ile seçilen 5 ayrı noktadan organik madde alındıktan sonra 0-10 ve 10-20 cm derinlik kademelerinden hacmi belirli olan silindirlerle toprak örneği alınmıştır. Alınan toprak örneklerinden bir seti hacim ağırlığı hesabında, diğer toprak seti ise tanecik bileşimi, tepkime (pH), katyon değişim kapasitesi (KDK) ve besin içeriği analizlerinde kullanılmıştır.Ayrıca işlemlerin toprak profilinden sızan inorganik besin miktarına etkilerini belirlemek için her bir deneme ünitesinde yerleri rastgele belirlenen 5 noktaya, 25 cm toprak derinliğine kadar olan toprak profilinin içine yerleştirilen reçine torbası yöntemi kullanılmıştır. Sahadaki bu reçine torbaları yağış durumuna göre her 1-1.5 ay süreyle yenileriyle değiştirilerek iyon kromatografide analiz edilmiştir.Analizler sonucunda en iyi boy büyümesi hiçbir seyreltmenin yapılmadığı kontrol ünitelerindeki fidanlarda gerçekleşirken, çap bakımından da bu sahalardaki fidanlar en kalın ikinci çapa sahiptir. Bununla birlikte en az boy büyümesi ve en düşük çap artımı ise metrekarede bir fidan bırakılan ünitelerdeki fidanlarda ölçülmüştür.M1F sahalarında bulunan fidanların diğer M8F ve M4F sahalarından daha yüksek iz-düşüm yaprak yüzey alanına sahip olması bu sahalardaki fidanların daha fazla gölgede kaldığını göstermektedir. M2F ile kontrol sahalarındaki fidanların N yoğunluğu diğer sahalardakilere göre yüksek çıkmıştır. M8F sahalarında bulunan fidanların da P içeriğinin diğer sahalara oranla daha yüksek olduğu saptanmıştır.Sonuç olarak, elde edilen veriler göre bu yaştaki fidanlarda yapılan seyreltme şiddeti hakkında hem fidan büyümesi ve beslenmesi hem de toprağın içerdiği besin miktarlarına dayanarak yorum yapmak ve uygulamacıya öneride bulunmak için henüz erken olduğu görülmektedir.
Mera ıslahında herbisit ve gübre uygulamaları (Düzce Köprübaşıömerefendi örneği)
2011 - 2012 yıllarında yürütülen bu çalışma ile 2,4-D Amin, azot ve fosforun farklı dozları ile birlikte kombinasyonlarının ot verimi ve kalitesine etkisinin belirlenerek, Düzce Köprübaşıömerefendi ve benzer özellikteki doğal mera alanlarında yapılan ıslah çalışmalarında daha iyi sonuçlara ulaşmak için uygun ıslah yönteminin ortaya konması amaçlanmıştır. Araştırma Köprübaşıömerefendi Köyü doğal mera alanında 25 m2 büyüklüğünde parsellerde, tesadüf bloklarında bölünen bölünmüş parseller deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak, ana parsellerde herbisit, alt parsellerde fosforun dozları, altın altı parsellerde azotun dozları olacak şekilde düzenlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre genel ortalama olarak 4387 kg/ha kuru ot verimi alınırken, ortalama kuru ot, kuru madde, ham protein ve ham kül veriminde 75 kg/ha P2O5+100 kg/ha N uygulaması ile yüksek değerler (sırasıyla 5175,3 kg/ha, 4814,3 kg/ha, 615,1 kg/ha ve 467,8 kg/ha) elde edilmiştir. Denemeden sağlanan genel ortalama olarak ADF oranı %32,40, NDF oranı ise %57,95?tir. Buğdaygil, baklagil ve diğer familyalara ait bitkilerin genel ortalama olarak botanik kompozisyona katılma oranları sırasıyla %76,10, %7,19 ve %16,71 olup, 75 kg/ha P2O5+100 kg/ha N uygulaması ile baklagillerin botanik kompozisyona katılma oranı ortalama %11,2?ye yükselmiştir. 2,4-D Amin uygulaması buğdaygillerin ortalama botanik kompozisyona katılma oranlarını arttırırken, baklagil ve diğer familyalara giren bitkileri azaltmıştır. Araştırma sonuçlarına göre ot verimi ve kalitesinde yüksek değerlerin elde edilmesi, artan verimle birlikte meranın baskın yabancı otu Ranunculus marginatus d'Urv. var. marginatus d'Urv.?un azalması, verime baklagillerin katılma miktarının artması ve mera alanının sürdürülebilirliği dikkate alındığında 2,4-D Amin uygulaması yapılmadan fosforun 75 kg/ha dozu ile azotun 100 kg/ha dozunun kombine edildiği uygulamanın en uygun ıslah yöntemi olabileceği düşünülmektedir.
ODTÜ Atatürk ormanındaki iğne yapraklı ağaçların su potansiyelleri
Bu çalışmada, ODTÜ Atatürk Ormanında geniş yayılış yapan iğne yapraklı ağaç türlerinden karaçam (Pinus nigra Arnold. subsp. pallasiana (Lamb.) Holmboe), sarıçam (Pinus silvestris L.), Toros sediri (Cedrus libani A.Richard.) büyüme dönemindeki su potansiyelleri ölçülerek kuraklığa karşı dirençleri belirlenmiştir. Bunun için her bir ağaç türünün, üç farklı yöneydeki optimal yayılış yaptığı aynı yaşlı ve morfolojik olarak sağlıklı fertleri seçilip işaretlenerek tespit edilmiştir. İlk ölçümler 02.08.2003-15.08.2003 tarihleri 05:00-07:00 saatleri arasında güneş doğmadan önce 0,3-0,7 cm kalınlığındaki yan sürgünleri, keskin bir bıçak ile pürüzsüz ve düzgün kesilerek, beklemeden basınç odası cihazına yerleştirilip tüpün vanası açılarak özsu belirene kadar basınç uygulanarak su potansiyeli ölçümleri yapılmıştır. Benzer şekilde su potansiyeli değerleri ölçümü 20.08.2003-04.09.2003 tarihleri arasında tekrarlanmıştır. İstatistiki olarak yöney bakımından su potansiyelleri arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır (P>0,05), türler arasında su potansiyeli 0,01 olasılık düzeyinde anlamlı bulunmuştur. Yapılan su potansiyeli ölçümlerinin ortalama değeri Zaman I için -9,767 Bar, Zaman II için -10,27 Bar olarak bulunmuştur. Türler arasında yapılan karşılaştırmalarda ise sedir türünün karaçama, karaçam türünün sarıçam türüne nispeten su potansiyeli değerlerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Zaman, yöney veya türleri içine alan ikili veya üçlü interaksiyonların tümü arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, Toros sedirinin karaçam ve sarıçama göre su potansiyeli değerinin yüksek olmasından dolayı vejetasyon döneminde su stresinden en az etkileneceği belirlenmiştir.
Yaşlı kızılçam meşcereleri ölü örtüsünde örtü yangın gelişimi
Orman yangınları genellikle ölü örtü tabakasından başlar. Örtü yangılnlarının yayılması örtüdeki yanıcı madde özellikleri ile diğer çevresel koşullara bağlıdır. Yangının büyümesi ve gelişmesi hakkındaki bilgiler yangın amenajmanı ile ilgili kararlarda ve kontrollü yakmaların planlanmasında oldukça kullanışlıdır. Bu çalışmada kızılçam plantasyon meşcerelerinde hat ve nokta yangınlarının gelişimi araştırılmıştır. Kızılçam meşcerelerinde çeşitli hava halleri, topografya ve yanıcı madde koşulları altında otuz beş adet hat yangını ve 11 adet nokta yangını yapılmıştır. Ayrıca nokta yangınlarının yayılma oranları zamana bağlı olarak (1 dk ,3dk, 5dk, 10 dk ve 15 dk) yayılması incelenmiştir.Yayılma oranı ile yanıcı madde hava hallleri ve topoğrafik koşullar arsındaki ilişkiler regrasyan ve korelasyon analizleri ile belirlenmiştir. Hat yangınlarında ki yayılma oranı değerleri 0,3-3,4 m/dk arasında değişmiştir. Nokta yangınlarında 1 dk ,3dk, 5dk, 10 dk ve 15 dakikada ki yayılma oranı değerleri sırası ile 0,6-2,6 m/dk, 0,9-2 m/dk, 0,8 ? 2,02 m/dk, 0,9-2,1 m/ dk ve 0,7 ? 1,6 m/dk arasında değişmiştir. Örtüdeki yanıcı madde miktarı hat yangınları için 0,190-0,690 kg /m2 , nokta yangınları için 0,300 ? 0,472 kg/m2 arasında değişmiştir.Sonuçlar hat ve nokta yangınlarında yayılma oranı ile rüzgar arasında kuvvetli bir ilişki olduğunu göstermiştir. Bu çalışma bu yanıcı madde tipinde örtü yangını karakteristiklerinin değişikliğinin karakterize edilmesinde önemli veriler sağlamaktadır. Bu çalışmanın sonuçları yangın davranış tahmin sistemine kontrollü yakmaların planlanmasına ve yangın tehlikesinin azaltılmasına önemli katkılar yapacaktır.
Orman yangınlarında su tanklarının kullanımının değerlendirilmesi: Kastamonu Orman Bölge Müdürlüğü örneği
Orman yangınlarıyla mücadele ve söndürme faaliyetlerinde en önemli unsur insan kullanılan hava ve kara araçları ile ekipmanlardır. Kara araçları olarak Orman Genel Müdürlüğü'ne ait arazözler yangınla mücadele faaliyetlerinde önemli yer tutmaktadır. Bununla birlikte ulaşımın zor ve zaman alıcı olduğu yerlerde su tankları yangına ilk müdahalede önemli yer tutmaktadır. Bu sebeple Orman Genel Müdürlüğü tarafından 2009 yılından bu yana 2,5 tonluk traktöre monte edilebilen ve traktör miliyle çalışan su tankları orman köylülerine dağıtılmıştır. Bu çalışmada Kastamonu Orman Bölge Müdürlüğü'nde dağıtılan su tanklarının orman yangınları ile mücadelede kullanım durumları araştırılmıştır. Su tanklarının kullanım durumları anket yöntemi ile değerlendirilmiştir. 2009 -2014 yılı sonuna kadar 193 adet su tankı dağıtılmıştır. Dağıtılan su tankları sayısı ile Orman İşletme Müdürlüklerinin yangına hassasiyet dereceleri arasında önemli bir ilişki olduğu görülmüştür. Zira Bölge Müdürlüğü ormanlarının yaklaşık %50'si yangına ikinci derecede hassas bölgede yer almaktadır. Su tanklarının %63'ü yangına ikinci derece hassas bölgede yer alan işletme müdürlüklerine dağıtılmıştır. Aynı şekilde yangın adedi ile su tankı sayısı arasında da ilişki olduğu görülmüştür. Dolayısıyla su tankı dağıtımında yangın sayısının göz önünde bulundurulduğu ifade edilebilmektedir. Orman içinde veya bitişiğinde yaşayan orman köylülerinin ormanda çıkan yangınlara İşletme Müdürlüklerinin ekiplerine nazaran daha erken ulaşabileceğinden ve yangına ilk müdahaleyi daha hızlı yapabileceğinden orman köylülerine verilen 2,5 tonluk su tanklarının yerinde ve amacına uygun bir uygulama olduğu ifade edilebilir.
Ormancılık üretim faaliyetleri açısından iş güçlüğü ölçmede kullanılan yöntemlerin değerlendirilmesi
Doğa koşullarında ve hava hallerinin etkisi altında, çoğunlukla dağlık bölgelerde gerçekleştirilen orman işleri ağır ve tehlikeli olup; ormancılıktaki en riskli iş grubu üretim işleridir. Bu çalışma ile orman işçilerinin hangi çalışma koşulları altında bulundukları, çalışma pozisyonları, vücut yapıları, enerji tüketimleri ve diğer değişkenler ile elde edilen bulgulara göre de orman işçiliğinin iyileştirilmesi, işçilerin sağlık ve verimliliklerinin artırılması için gerekli ergonomik yaklaşımların ortaya konulması gerekmektedir. Bu kapsamda çalışma duruşlarını bilimsel yöntemlerle incelemek, analiz etmek, gerekli iyileştirme ve düzenlemeleri yapmak çalışma performansının kontrol edilmesi ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının azaltılması konularında önemli katkılar sağlanması bakımından önem taşımaktadır. Çalışma duruşlarının uygunluğu, çalışma performansının etkili bir şekilde kontrol edilmesini ve kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarının azaltılmasını amaçlamaktadır. Uygun olmayan çalışma duruşlarını önemli kılan faktörler kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları ve bu rahatsızlıkların verimliliğe, kaliteye ve maliyete yansımalarıdır. Bu çalışma ile değişken ve etkilenebilir koşullar altında gerçekleştirilen ormancılık işlerinden özellikle üretim işleri sırasında çalışanların, çalışma duruşlarına yönelik ergonomik değerlendirme yöntemlerinden ormancılık faaliyetleri açısından uygun özelliklere sahip yöntemlerden en uygun ve uygulanabilir yöntemin belirlenmesidir.
Makroekonomik faktörlerin açık artırmalı tomruk satış fiyatı oluşumuna etkileri
Ormancılık sektörü dış çevre koşullarından etkilenen bir işletme modeli olmasının yanında, aynı zamanda diğer sektörler gibi ekonomik argümanlarında etkis altındadır. Bu nedenle uzun bir faaliyet süresine sahip ormancılık sektöründeki getiri ve kar marjını artırmak için orman ürünlerinin arz ve talebini etkileyen mikroekonomik ve makroekonomik faktörlerin etkilerinin araştırılması önemlidir. Bu çalışmada, makroekonomik faktörlerden altın, petrol, Amerikan Doları kuru, üretici fiyatları endeksi, tüketici fiyatları endeksi, sanayi üretim endeksi, reel faiz oranının ve bir önceki ürün fiyatının Kayın, sarıçam ve karaçam tomruk ihale fiyatı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Çalışmada, Amasya Orman Bölge Müdürlüğü'ndeki 2009-2017 yıllarında çalışma alanında gerçekleştirilen 103061 adet açık artırmalı satış verileri analiz edilmiştir. Analizlerde tanımlayıcı istatsitikler yanında korelasyon ve regresyon analizleri kullanılmıştır. Çalışma sonucunda çeşitli sınıf ve boylardaki Sarıçam, Karaçam ve Kayın tomruklarının fiyatında etkili olan makroekonomik faktörler belirlenmiş, ayrıca makroekonomi faktörlere bağlı olarak fiyat tahmin modelleri oluşturulmuştur.
Soğuksu Milli Parkı farklı koruma ve kullanma bölgelerinde topraktaki karbon miktarının belirlenmesi
Karbondioksit (CO²) küresel ısınmada etkili olan sera gazları içerisinde en fazla orana sahip olan (%50) organik karbona dönüşerek depolanmaktadır. Tez çalışmasında küresel ısınmanın olumsuz etkilerinin azaltılmasında karasal ekosistemler içerisinde dikkate değer olumlu bir etkiye sahip olan orman ekosistemlerinin insan faaliyetleri ile karbon depolama miktarlarının nasıl değiştiğini belirlemek amaçlanmıştır. Çalışma alanı olarak belirlenen Soğuksu Milli Parkı orman alanlarında koruma ve kullanma fonksiyonları bakımından önde gelen Hassas Koruma, Sürdürülebilir Kullanım ve Kontrollü Kullanım Bölgelerinin toprak organik karbon miktarları belirlenmek suretiyle çalışmaya konu olan insan baskısının karbon depolama kapasitesi üzerindeki etkisi ortaya konulmuştur. Antropojenik baskı düzeylerine göre araştırma alanında belirlenen örnek alanlar eğim, bakı, ana kaya, yükseklik özellikleri benzer alanlardan seçilmeye özen gösterilmiştir. Çalışmayı tamamlaması bakımından Hassas Koruma Bölgesi'nden, Sürdürülebilir Kullanım Bölgesi'nden ve Kontrollü Kullanım Bölgesi'nden olmak üzere deneme alanları seçilmiştir. Toprak örnekleri ilkbahar döneminde alınmıştır. Soğuksu Milli Parkı örneğinde bir korunan alan bünyesinde bulunan önemli alanlara ait orman ekosistemlerinin karbon tutma kapasiteleri belirlenerek, küresel ısınmanın azaltılmasındaki rolleri tespit edilmiş, bu ekosistemlere ait karbon tutma kapasiteleri bilimsel verilerle ortaya konularak bilimsel çalışmalarda doğru ve güvenilir bir referans olarak kullanılabilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler korunan alanlarda, orman ekosistemlerinin yüksek oranda karbon depolama kapasitelerinin bulunmasından dolayı küresel ısınmanın olumsuz etkilerinin azaltılması noktasında önemli bir referans olarak değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Karbon, Korunan Alan, Soğuksu Milli Parkı, Küresel Isınma
Batı Karadeniz kayın-kestane karışık ormanlarında yaprak ölü örtüsü ayrışmasının uzun vadeli dinamiği
Bu çalışmanın amacı Batı Karadeniz Düzce-Akçakoca bölgesi doğu kayını (Fagus orientalis Lipsky) ve Anadolu kestanesi (Castanea sativa Mill.) karışık ormanlarındaki yaprak ölü-örtüsünün ayrışmasının uzun vadeli (4 yıl) değişiminin belirlenmesidir. İklimsel olarak Batı Karadeniz kıyı kesimini temsil eden sahada farklı yükselti ve bakıdaki kayın ve kestane ormanlarında yaprak ölü-örtüsü ayrışmasına ilişkin veriler toplanarak, bu parametrelerin açıklanmasında etkili olan değişkenler belirlenmiştir. Örnekleme alanları doğu ve batı olmak üzere iki farklı bakıda 420-1050 m yükseltiler arasında 4 farklı yükselti (Y1: 450-600 m, Y2: 600-750 m, Y3: 750-900 m, Y4: 900-1050 m) basamağında seçilmiştir. Bu sahalarda toprak pH'ı 4,5-6,5 arasında değişmekte olup, ağırlıklı olarak balçık ve killi balçık özellikleri göstermekte ve USDA toprak sınıflandırma sistemine göre Inceptisol topraklar arasında yer almaktadır. Ormanlarda tepe tacı kapalılığı % 75 ve üzerindedir. Her yükselti basamağındaki 3 örnekleme noktası seçilmiştir. Her bir meşcerede 20x20=400 m2'lik bir alanda ölü-örtü ayrışma oranının belirlenebilmesi amacıyla mineral toprak üzerine yerleştirilen kapanlarla toplanmış ölü-örtü örneklerini içeren keseler toplanarak laboratuvara getirilip kütle kaybı hesaplanmıştır. Buna göre 4. yıl sonunda kestane sahalarında toplam kütlenin % 30'unun, kayın sahalarında ise % 40'ının geriye kaldığı bulunmuştur. Aynı periyotta bakılar arasında sadece kayın sahalarında doğu ve batı bakı arasında farklılık görülürken, kestane sahalarında doğu ve batı bakı arasında belirgin bir farlılık görülmemiştir. Kayında dördüncü yıl sonundaki yüzde kalan kütle miktarları yükselti basamakları arasında istatistiki olarak anlamlı bir farklılık gösterirken, kestanede böyle bir durum tespit edilememiştir. Dördüncü yıl sonu karbon ve azot oranları türler arası farklılıklar göstermemiştir. Bütün bu veriler ayrışmanın türler arasında farklılık gösterdiği gibi, farklı yükselti ve bakılarda aynı tür içerisinde de farklılıklar oluşabileceğini göstermektedir. Dolayısıyla ayrışmanın hem organik materyalin kimyasal özelliklerine bağlı olarak hem de çevresel koşullara bağlı olarak değişkenlikler gösterebileceği ortaya çıkmaktadır. Bu durum benzer ekosistemlerin yönetim süreçlerinde alınacak olan uzun vadeli kararlarda etkili bir karar destek mekanizması olarak kullanılabilir.
Gençlik çağındaki karaçam (P. nigra) meşcerelerinde toprak üstü karbon miktarının araştırılması
Hızla artan nüfus, sanayileşme ve doğal kaynakların tahrip edilmesi beraberinde iklim değişikliği ve küresel ısınma sorunlarını da ortaya çıkarmıştır. Bu sorunların temel kaynağı olarak havadaki zararlı gazlar özellikle de karbondioksit gösterilmektedir. Karbondioksitin temel bileşenlerinden olan karbon toprakta, suda ve ormanlarda depolanmaktadır. Küresel iklim değişikliği ile mücadele sözleşmesine imza atan pek çok ülke orman alanlarında depolanan ve havaya salınan kirletici gazların miktarının hesaplamakla yükümlüdür. Genellikle de ormanlarda tutulan karbon miktarı; biyokütle hesabına dayanılarak hesaplanmaktadır. Ülke çapında hesaplanan ilk veriler ASAN tarafından ülkemizin de yer aldığı küresel konuma bağlı olarak iğne yapraklı ve geniş yapraklı ormanlar için ayrı ayrı geliştirilen katsayılardan yararlanılarak yapılmıştır. Ülkemizde orman alanlarının artması, orman alanlarında tutulan karbon miktarında da çok ciddi bir artış olduğu göstermektedir. Çalışma kapsamında Karadere Orman İşletme Şefliğinde iki farklı yönteme göre karbon depolama miktarı hesaplanmış ve aradaki farkın ortaya konulması amaçlanmıştır. Yapılan çalışma sonucunda toprak üstünde depolanan karbon miktarı 1123,36 kg/ha olarak belirlenmiştir.
Hidroelektrik santrallerin çevresel etkileri ve toplum algısı (Loç Vadisi örneği)
Dünya nüfusunun giderek artması, kentleşmenin ve sanayileşmenin gelişmesi ile enerjiye olan talep artmaktadır. Ülkeler mevcut fosil enerji kaynaklarının dışında yeni enerji kaynak arayışlarına girmektedirler. Bu bağlamda suyun hareket gücünün kullanılmasıyla üretilen hidroelektrik enerji, yenilenebilir enerji kaynağı olarak mevcutlarının yanında, yeni HES'lerin ve barajların yapımını gündeme getirmektedir. Bu çalışmada Kastamonu İli, Cide İlçesi, Devrekâni Çayı üzerinde kurulması planlanan Cide Regülâtörü ve Hidroelektrik Santralinin öngörülen çevresel etkileri incelenmiştir. Bu kapsamda bölge halkı, sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumlarının katılımı ile bir anket çalışması yapılmıştır. Çalışma neticesinde kurulmak istenen hidroelektrik santralin doğal dengeyi olumsuz yönde etkileyeceği, yakın yerde yaşayan yöre halkının büyük çoğunluğunun kurulmak istenen hidroelektrik santralini istemediği, Küre Dağları Milli Parkının hemen sınırında kurulmak istenen bu santralin flora, fauna ve bakir ormanlar üzerinde geri dönüşü olmayan hasarlara sebebiyet verebileceği anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hidroelektrik Santral (HES), Loç Vadisi, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED), Cide, Kastamonu
Pinus pinea L. ve Mentha longifolia (L.) L.'den elde edilen uçucu yağlarin GC-MS analizi ve antimikrobiyal aktiviteleri
Bu çalışmada, Pinus pinea L. (Fıstıkçamı) ve Mentha longifolia (L.) L. (Pünk) bitkilerinden su buharı distilasyonu yöntemi ile uçucu yağları elde edilmiştir. Bu uçucu yağların patojen mantar ve bakteriler üzerindeki antimikrobiyal etkileri araştırılmıştır. Bitkilerden elde edilen uçucu yağlar patojen Bacillus subtilis, Enterococcus durans, Enterococcus faecium, Enterococcus faecalis, Klebsiella pneumoniae, Listeria monocytogenes, Listeria innocua, Staphylococcus aureus, Staphylococcus epidermidis, Escherichia coli, Enterobacter aerogenes, Salmonella typhimurium, Salmonella kentucky, Salmonella infantis, Salmonella enteritidis, Serratia marcescens, Pseudomonas aeruginosa, Pseudomonas fluorescens ve Candida albicans üzerinde test edilmiştir.
Bazı nano partiküllerin anadolu karaçamı (Pinus nigra arnold. subsp. pallasiana lamb. (holmboe)) tohumlarının çimlenmesi üzerindeki etkisi
Bu çalışmada, Türkiye'nin Kastamonu ili Taşköprü ilçesinden temin edilen Pinus nigra subsp. pallasiana (Anadolu karaçamı) alt türüne ait tohumlara uygulanan nanopartiküllerin çimlenmeye etkisi araştırılmıştır. Gün gün çimlenmeler takip edilmiş ve kayıtlara geçilmiştir. 14. günün sonunda plumula ve radikulası yani çap, kök ve gövde boyu ölçülmüştür. Petri kaplarında yapılan ölçümler sonucunda; Silika nanopartikülde en fazla çap 1200 mg/l, en uzun gövde yapan 1200 mg/l ve en uzun kök boyu oluşturan 1600 mg/l konsantrasyonudur. Fe2O3 Np de en fazla çap 2000 mg/l, en uzun gövde yapan 1200 mg/l ve en uzun kök boyu oluşturan 1200 mg/l konsantrasyonudur. Fe3O4 Np de yapılan ölçümler sonucunda en fazla çap 800 mg/l, en uzun gövde yapan 1600 mg/l ve en uzun kök boyu oluşturan 1600 mg/l konsantrasyonudur. ZnO Np de en fazla çap 2000 mg/l, en uzun gövde yapan 2000 mg/l ve en uzun kök boyu oluşturan 800 mg/l konsantrasyonudur. CuO Np de en fazla çap 800 mg/l, en uzun gövde yapan 600 mg/l ve en uzun kök boyu oluşturan 200 mg/l konsantrasyonudur. Au Np de en fazla çap 100 mg/l, en uzun gövde yapan100 mg/l ve en uzun kök boyu oluşturan 40 mg/l konsantrasyonudur. TiO2 Np de en fazla çap 600 mg/l, en uzun gövde yapan 600 mg/l ve en uzun kök boyu oluşturan 600 mg/l konsantrasyonudur. Ag Np de en fazla çap 100 mg/l, en uzun gövde yapan 100 mg/l ve en uzun kök boyu oluşturan 100 mg/l konsantrasyonudur. Sonuç olarak; Ag, Fe3O4, Fe2O3, ZnO ve Silika nanopartiküllerinin yüksek konsantrasyonda CuO2 veTiO2 Np'lerin ise düşük konsantrasyonlarında olumlu etki ettiği gözlemlenmiştir. TiO2 nanopartikül uygulamasında olumsuz bir etki tespit edilmemiştir. Ayrıca kontrol grubundaki radikula kalınlığı değerinin, nanopartikül uygulamalarına göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
Kastamonu yöresi sarıçam meşcerelerinde çap dağılımlarının modellenmesi
Bu çalışmada, Kastamonu yöresi saf sarıçam (Pinus sylvestris L.) meşcerelerinin çap dağılımlarının modellenmesi ve ağaç sayısı, orta çap, sıklık, bonitet sınıfı, kapalılık, gelişim çağı ve meşcere tipi gibi meşcere özelliklerinin en uygun dağılım fonksiyonunun seçimi üzerine olan etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma materyali olarak Orman Genel Müdürlüğü Orman İdaresi ve Planlama Daire Başkanlığı arşivinden temin edilen 890 adet örnek alan verisi kullanılmıştır. Çap dağılımlarının modellenmesinde Beta, Gamma-2p, Gamma-3p, Johnson SB, Lognormal-2p, Lognormal-3p, Normal, Weibull-2p ve Weibull-3p olasılık yoğunluk fonksiyonlarından yararlanılmıştır. Olasılık yoğunluk fonksiyonlarının başarılarının ortaya konulması ve en uygun fonksiyonun belirlenmesinde Kolmogorov-Smirnov (KS), Anderson-Darling (AD), Ki-kare (X2) ve Hata İndeksi (e) ölçütleri kullanılmış ve fonksiyonlar her bir örnek alan için bu ölçütlere göre başarı sıralamasına tabi tutulmuştur. Çeşitli meşcere özelliklerinin en uygun fonksiyonun seçimi üzerindeki etkileri ise Kruskal-Wallis ve Ki-kare testleri yardımıyla belirlenmiştir. İstatistiksel ölçütlere göre yapılan karşılaştırmalar sonucunda Johnson SB olasılık yoğunluk fonksiyonu tüm ölçütler bakımından en başarılı fonksiyon olarak belirlenmiştir. Olasılık yoğunluk fonksiyonlarının örnek alan bazında en başarılı bulunma durumları meşceredeki ağaç sayısı, meşcere orta çapı, kapalılık, gelişim çağı ve meşcere tipi bakımından anlamlı farklılık gösterirken, sıklık ve bonitet sınıfları bakımından herhangi bir farklılık göstermemiştir. Sonuç olarak, Kastamonu yöresi saf sarıçam meşcerelerinin çap dağılımlarının modellenmesinde Johnson SB olasılık yoğunluk fonksiyonunun en başarılı fonksiyon olduğu ve çeşitli özellikler bakımından farklılık gösteren bu meşcereler için düzenlenecek çap dağılım modellerinde Johnson SB fonksiyonunun kullanılabileceği belirlenmiştir.
Bazı kestane (Castanea sativa Mill.) genotiplerinin Düzce-Kaplandağı kestane anaçlarına uyuşabilirliği
Anadolu, pek çok meyvede olduğu gibi kestanenin de anavatanı ve en eski kültüre alındığı yerlerden biridir. Anadolu kestanesi, hem meyvesi hem de değerli odunu ile Türkiye'nin önemli yapraklı türlerinden biridir. Türkiye'nin farklı coğrafi bölgelerine yayılmış olan Anadolu kestanesinin, doğal ve optimum yayılış alanlarından biri de Düzce'dir. Dünya literatüründe çeşitlerin tespiti, korunması ve geliştirilmesi ile ilgili çok fazla araştırma bulunmasına rağmen ülkemizde bu tarz araştırmalar sınırlı sayıdadır. Bu çalışmada, Kaplandağı (Düzce) kestane popülasyonuna 25 farklı kestane genotipi (Kabalak, İbradı, Paşaormanı, Erfelek, Marigoule, Hacıömer, Serdar, Akçakoca, Alaplı, Çongara, Kabalak, Fındıklı 1, Gümeli 1, Fındıklı 2, Ereğli-Yazıören, Paşaormanı 2, Gümeli siyah, Fındıklı 3, Ereğli-Nevzat, Maraval, Gümeli Sarısı, Akçakoca Sarısı, Bethizac, Yığılca-Vedat, Yığılca-Çakır, Ibradı 2) ve 3 farklı aşılama yöntemi (yarma, dilcikli (İngiliz) ve yongalı göz) kullanılarak aşılanmış ve aşı tutma başarısı belirlenmeye çalışılmıştır. Aşılama yöntemlerinin ve kestane genotiplerinin aşı tutma başarısına etkisini belirlemek amacıyla elde edilen sonuçlara varyans analizi uygulanmıştır. Kestane genotiplerinin ve aşılama yöntemlerinin, serada (sabit sıcaklık ve nem ortamında) aşı tutma başarısını etkilediği tespit edilmiştir. En düşük aşılama başarısı yongalı göz aşıda (%55.38) iken, yarma ve dilcikli (İngiliz) aşı yöntemlerinde başarı oranı istatistiki olarak aynı (%63) çıkmıştır. Kestane çeşitleri arasında en yüksek aşılama başarısı Çongara genotipinde (%98.43), 2. olarak İbradı 2 genotipinde (%93.33) ve 3. olarak Alaplı-1 genotipinde (%87.90), en düşük aşılama başarısı ise Fındıklı 2 genotipinde (%20) tespit edilmiştir. Etkileşimlere bakıldığında; Çongara genotipinin yarma ve dilcikli (İngiliz) aşılama yönteminde aşıların tamamı tutmuştur. Aşı yöntemleri ve çeşit etkileşiminde en düşük başarı, yongalı göz aşılama yöntemiyle Serdar genotipinde (%8.9) bulunmuştur. Sonuç olarak Kaplandağı kestane genotipine en başarılı uyum sağlayan kestane genotipleri başta Çongara olmak üzere İbradı 2 ve Alaplı 1genotipleri olmuştur. A şı yöntemi olarak da aynı sonucun elde edildiği yarma ve ya dilcikli ( aşı lar en başarılı aşı yöntemleri olarak öne çıkmıştır.
Maki ve Pseudomaki vejetasyonlarına ait bazı odunsu taksonların ekolojik odun anatomisi
Ülkemizde doğal olarak bulunan pseudomaki (Yuvacık bölgesi) ve maki (Kozan bölgesi) vejetasyonuna ait bazı odunsu taksonların anatomilerinde ekolojik farklılıkların etkilerinin araştırılması çalışma konusunu oluşturmuştur. Bu çalışma kapsamında yedi türe ait (Arbutus andrachne, Erica arborea, Phillyrea latifolia, Laurus nobilis, Pistacia terebinthus, Rhus coriaria, Spartium junceum) odun örnekleri üzerinde çalışılmıştır. Odun örnekleri her bir tür için birer adet olmak üzere türlerin doğal olarak yayılış gösterdiği maki vejetasyonunda 200-480 m ile pseudomaki vejetasyonunda 195-460 m yükseltiler arasından toplanmıştır. İncelenen türlerin odun anatomisi kapsamında "Vulnerabilite" ve "Mesomorfi"değerleri tespit edilmiştir. Mesomorfi oranı L.nobilis türü için maki vejetasyonunda 262,84, pseudomaki vejetasyonunda 343,27 olarak hesaplan¬mıştır. Yapılan çalışma sonucunda, birim alanda trahe sayısı maki vejetasyonununda (104,01) pseudomaki vejetasyonuna (90,59) oranla daha yüksek olduğu görülmüştür. Türlerin doğal olarak yayılış gösterdikleri ortamlara odun anatomisi yapıları ile de uyum sağladıkları görülmüştür.
Counting control of pheromone trap with electronic control unit in field condition
In today's forestry, control forest pests are one of the important issues in order to ensure the sustainability of forests and ecosystem balance. Biotechnical methods are also underlined in order to evaluate the risks by ensuring early warnings. Pheromone trap practices also play a role in this regard. Their contribution to the determination of control strategies is undeniable because they are developed by keeping up with today's technology and thus provide more data that are reliable. In this study, field studies of pheromone trap with electronic control unit (ECU) were carried out. It was evaluated whether Ips sexdentatus adults, which are under natural conditions and in the flying period, caught in this trap for 103 days. 97.2% of the insects caught in the trap belong to the target species. When the number of insects recorded by the trap and manual counts were compared, it was determined that the ECU pheromone trap worked with an error margin of approximately 4%. However, there is no statistically significant difference between these two values. During the study, 59% of the total beetle were caught between 27 May and 25 June in addition, a total of 2472 data intervals were created by evaluating each day according to 24-hour periods in order to reveal the situation in the moments of catching and not catching. While I. sexdentatus was caught in 24% of these data, it was determined that in 76% it was not caught. It was determined at the time of catching that the average temperature was 20.09ºC, the average humidity was 66% and the average wind speed was 2.9 m/sec. In addition, it was determined that the highest number of catching occurred during the period from sunrise to sunset and 77.3% of catching occurred in this period. From sunrise to the peak of the sun, in the hours when the highest number of catching occurred were between 20- 24,99ºC temperature, 1.6-3.3 m/sec wind speed, and 51-60% - 61-70% humidity. At least 1 and at most 33 I. sexdentatus were caught at each hour interval of a total of 594 hours during which catching occurred. KEYWORDS: Ips sexdentatus, ECU pheromone trap, moment of catching, meteorological parameter
Orman köylüsüne yapılan desteklerin beklentileri karşılama düzeylerinin ekonomik ve sosyal açıdan değerlendirilmesi (Daday örneği)
Türkiye ormancılığında önemli bir yeri olan orman köylülerine verilen ORKÖY destekleri üzerine gerçekleştirilen bu çalışma iki bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde Türkiye'de orman köyleri-köylülerinin iller düzeyindeki dağılımı ve 1974-2020 yılları arasında ORKÖY tarafından verilen desteklerin zamansal değişimi ortaya konulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde Kastamonu iline bağlı Daday ilçesinde yer alan orman köylerinden 2015-2021 yılları arasında ORKÖY desteği alan orman köylüleri ile ORKÖY desteği almamış orman köylülerinden oluşan iki farklı grup ile anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Yapılan anket çalışması ile katılımcıların demografik yapısı, orman algısı, ORKÖY hakkındaki görüşleri, katılımcılara göre orman köylüsü ve hakları hakkındaki görüşlerine ilişkin elde edilen sonuçlar ve önermeler sunulmuştur.
Samsun–Kuşkayası ve Bafra-Pamuklu orman fidanlıklarında bazı geniş yapraklı orman ağacı fidanlarında morfolojik kalite özellikleri
Bu tez çalışmasında; Samsun Orman Fidanlık Müdürlüğüne bağlı Samsun-Kuşkayası orman fidanlığı ile Bafra-Pamuklu fidanlıklarında yetiştirilen Adi dişbudak (Fraxinus excelsior L.) (3+0 yaşlı), Anadolu kestanesi (Castanea sativa Mill.) (4+0 yaşlı) ve Doğu kayını (Fagus orientalis Lipsky) (4+0 yaşlı) fidanları morfolojik kalite özelliklerine göre TS 5624/Mart 1988 Yapraklı Orman Ağacı Fidanları Kalite Sınıflamasına ve Aphalo ve Rikala (2003)'nın Gürbüzlük İndisi (Gİ) kalite sınıflamalarına göre değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, morfolojik karakterlerden; fidan boyu (FB), kök boğaz çapı (KBÇ), fidan dal sayısı (FDS), dal kalınlığı (DK), son sürgün uzunluğu (SSU), tomurcuk sayısı (TS), gövde kuru ağırlığı (GKA), kök kuru ağırlığı (KKA) ve fidan kuru ağırlığı (FKA) incelenmiştir. Elde edilen veriler ışığında; katlılık indisi (Kİ), gürbüzlük indisi (Gİ) kuru kök yüzdesi (%KKök) ve Dickson kalite indisi (DKİ) hesaplanmıştır. Çalışma sonucunda; üç ayrı türde Gİ bakımından 1. sınıf fidan oranı oldukça düşük bulunmuştur. Bu durumun temel sebebi olarak boy gelişimine paralel bir kök boğazı çapı gelişiminin olmaması ve dengeli bir fidan yetiştirilememesidir. Doğu kayını, Adi dişbudak ve Anadolu kestanesi fidanları için fidanlık şartlarında yürütülen uygulamaların kök gelişimini uygun olduğu ancak, kambiyal gelişimi destekleyici fidanlık kültürel uygulamaların gerekli olduğu kanaati oluşmuştur.
Ilgaz Dağında keçi söğüdünün yayılışı ve bazı anatomik özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışma kapsamında Ilgaz Dağı'nın kuzey bakısında farklı yükselti basamaklarında yayılış gösteren keçi söğüdünün (Salix caprea L.) bazı silvikültürel özellikleri, yaprak özellikleri ve çalışma alanındaki dağılımı incelenmiştir. Çalışma alanında toplam 144 adet ağaç da ölçüm yapılmış, yaprak örneklerinde elektron mikroskobu görüntüleri değerlendirilmiştir. Çalışmada farklı yükseltilerdeki ağaç çapı, boyu, tepe izdüşüm alanı gibi parametreler değerlendirilerek önerilerde bulunulmuştur. Özellikle ekstrem yetişme ortamı koşullarının hüküm sürdüğü subalpin yükselti basamağında biyolojik çeşitlilik açısından türün yayılışının artıtırılması gerektiği belirtilmiştir.
Bazı Avrupa ülkelerinde arazi kullanım değişiminin sosyoekonomik göstergelerle ilişkisinin belirlenmesi
Dünya var olduğu günden beri sürekli bir değişim göstermiş, göstermeye de devam etmektedir. Arazi örtüsünde ortaya çıkan değişimler muhtelif arazi kullanım şekilleri sonucunda ortaya çıkmaktadır. Arazi kullanım şekilleri, gerek doğal sebepler sonucunda gerekse insan ihtiyaçlarına göre gerçekleşmektedir. Arazi örtüsünde ortaya çıkan bu değişimler çoğu zamana geri dönüşü olmayan ekolojik ve ekonomik bir çok sorunu da beraberinde getirmektedir. Arazi kullanımında önemli iki sınıf olan ormanlık alanlar ve tarım alanları birbirleri ile yakın ilişkisi bulunan sınıflar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu iki sektörü birbirine bağlayan ise insan faktörüdür. İnsan, toprağı işleyip kullanabildiğinden geçmişten günümüze binlerce yıldır tarımsal faaliyetlerin içerisinde bulunmuş, geçimini ve beslenmesini bu şekilde gerçekleştirmiştir. Bu çalışmanın amacı Avrupa kıtasında yer alan 38 ülke için orman ve tarım alanları başta olmak üzere arazi kullanım sınıflarında ortaya çıkan değişimleri gözlemlemek ve bu değişimleri sosyoekonomik veriler ile ilişkilendirmektir. Çalışma kapsamında; 2000, 2012 ve 2018 yıllarındaki CORINE arazi örtüsü verileri kullanılarak incelenmiştir. 2000-2012, 2012-2018 ve 2000-2018 dönemleri için bu değişimler izlenmiş ve sınıflar arası değişimler tespit edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen veriler, ülkelere ait sosyoekonomik göstergelerle analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda 2000-2018 dönemi için 13 ülkenin orman alanlarında azalış, 25 ülkede ise artış meydana geldiği belirlenmiştir. Aynı dönem için tarım alanlarında ise 31 ülkenin tarım alanlarında azalış, 7 ülkede ise artış meydana geldiği sonucuna ulaşılmıştır. 2000-2018 döneminde ülkelerin gelir ve AB üyesi olup olmama durumları ile orman ve tarım alanı değişimleri arasında istatiksel anlamda ilişki bulunmadığı tespit edilmiştir.
Yüksek sıcaklık şoku uygulamalarının doğal çam türlerinin (Pinus sp.) tohum özelliklerine etkisi
Bu çalısmada; Türkiye'de genis yayılıs gösteren Anadolu karaçamı (Pinus nigra Arnold. subsp. pallasiana (Lamb.) Holmobe), sarıçam (Pinus sylvestris L. var . hamata (Steven) Fomin. ) ve kızılçam (Pinus brutia Ten.) türlerinin tohum ve dolayısıyla gençlestirmeleri üzerine yangınlar sonrası olusan yüksek sıcaklıkların etkisi belirlenmistir. Deneme kapsamında kullanılan dogal türlere, sistematik botanik açıdan yakın türlerdeki sıcaklık soku ve süreleri uygulamaları baz alınarak toplam 5 farklı sıcaklık soku [kontrol (sıcaklık soku uygulanmamıs tohum), 80, 100, 120 ve 140 oC ] ve 5 degisik maruz kalma süresi (1, 3, 5, 7 ve 9 dakika) tatbik edilmistir. Çalısma kapsamında kullanılan üç türün çimlenme yüzdeleri üzerine sıcaklık soku, sıcaklık uygulama süresi ve her iki faktörün birlikte etkisi istatistiki olarak önemli bulunmustur. Ayrıca, gerek çimlendirme dolabı gerekse fidanlık kosullarında yürütülen denemelerde; sarıçam ve Anadolu karaçamı tohumlarına uygulanan tüm sıcaklık soklarında, kontrole göre diger islemlerde çimlenme yüzdesi düserken, kızılçam v tohumlarında 80 oC'lik sıcaklık soku uygulaması tohumun çimlenmesi üzerinde tesvik edici rol oynamıstır. Üç çam türünde yapılan denemelerde 120 oC'nin üzeri ve 5 dk'dan daha uzun süreli sıcaklık uygulamalarının çimlenmeyi düsürdügü ve tohum canlılıgını yok edici etki yaptıgı belirlenmistir. Deneme kapsamında kullanılan aynı türün farklı orijinlerinden ve aynı orijinli tohumlara uygulanan farklı islemlerin önemli çimlenme varyasyonu göstermesi, yüksek sıcaklık soku ve süresi ile ilgili çalısmaların orijin ve genotip bazında daha ileri çalısmalara gereksinim gösterdigini ortaya koymaktadır. Diger bir ifadeyle, yüksek sıcaklık soku streslerine dayanıklılık gösteren populasyon ve genotiplerin belirlenmesi gerektigi sonucuna varılmıstır.
Fitohormonların saplı meşe (Quercus robur L.)1+0 yaşlı fidan morfolojik karakterleri üzerine etkisi
Çalısmada fitohormonların saplı mese (Quercus robur L) 1+0 yaslı fidan morfolojik karakterlerine etkisini belirlemek amacıyla, Çankırı- Merkez orijinli 8-10.9 gr agırlıgındaki palamutlara NAA (150, 300, 500 ppm), IAA (150,250,400 ppm), MCPA (100, 200,400 ppm), 11-13.9 gr agırlıgındaki palamutlara ise 2-4 D (100, 200, 400 ppm), IBA (150,250,400 ppm), IPA (150,300,500 ppm) hormonları 24 saat süreyle uygulanmıs, Fidan boyu (FB), Kök bogazı çapı ( KBÇ), Dal/Tomurcuk sayısı, Gövde taze ve kuru agırlıgı (GTA ve GKA), Kök taze ve kuru agırlıgı (KTA ve KKA), Fidan kuru agırlıgı (FKA), Kuru kök yüzdesi (KY), Katlılık (K), Gürbüzlük ndeksi (G), Kalite ndeksi (K) karakterleri incelenmistir. FB'da IBA(32.744 cm) ve IPA(31.304 cm); KBÇ'da IBA 400 (8,987 mm) islemleri en iyi gelisimi saglamıstır. Dal/tomurcuk sayısında islemlerin etkisi görülmemistir. TA'da IBA (7,340 gr) ve IPA ( 7,046 gr), GKA'da IBA(4,386 gr) ve IPA (4,161 gr), KTA'da IBA (15,894 gr) ve IPA (14,814 gr), KKA'da IBA (9,202 gr), FKA'da IBA (13,588 gr) ve IPA(12,597 gr) en yüksek degerleri saglamıstır. MCPA (74,567) ve NAA (70,957)'da en yüksek KY elde edilirken, kılcal kök oranında IBA ve IPA üstünlügü gözlenmistir. Katlılık yönünden, IAA'da en zayıf kök gelisimi (K=0.51), 2-4 D (K=0.42) ve MCPA'da en iyi kök gelisimi (K=0.40) gerçeklesmistir. G'i en yüksek fidanlar NAA 150 (4,297) ve IAA 150 (4,227) islemlerinden, K en yüksek fidanlar MCPA 200 (3,290) ve IAA 400 (3,217) islemlerinden elde v edilmistir. Saplı mese fidanlarının kullanım alanına uygun karakterleri gelistirici hormonal islemlere gidilmeli, uygun dozların belirlenmesi ve diger aplikasyon sekilleri konusunda çalısmalar yogunlastırılmalıdır. Anahtar Kelimeler : Fitohormon, saplı mese, fidan, morfolojik karakter
Bozkurt Orman İşletmesi Türk-Alman ormancılık projesi model amenajman planının planlama tekniği ve silvikültürel açıdan incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Göynük (Bozkurt) Orman işletmesi Türk-AlmanOrmancılık Projesi Model Amenajman Planının planlama tekniği vesilvikültürel açıdan incelemektir. Bunun için, araştırma alanına ait model planve daha önceki klasik plan; envanter metotları, meşcere tipleri ve işletmesınıflarının ayrılması, işletme amaçlarının ortaya konulması, bonitet sınıflarınınayrılması, idare süreleri, optimal kuruluşlar ve bu kuruluşa ulaşma yolları,silvikültürel işlemlerinin ve faydalanmanın düzenlenmesi ile haritalama tekniğiaçılarından karşılaştırılmıştır.Bu karşılaştırmalar sonucu, model amenajman planının planlama vesilvikültürel yönden yenilikleri ortaya konularak, bu planın araştırmaalanındaki yapraklı ormanlarda uygulanabilirliği araştırılmıştır.Araştırma sonucuna göre; model planda, envanter, meşcere tipleri ayrımı,gençlik durumu ve silvikültürel eta tespitinin klasik plana göre daha ayrıntılıyapıldığı görülmektedir.Bu olumlu özelliklere karşın model planlarda, bonitet tespitinin yapılmaması vemeşcereleri optimal kuruluşa ulaştırma açısından yetersiz olması gibieksikliklere de bulunmaktadır. Ayrıca, çok küçük gençleştirme alanlarıverilmesi uygulamada gençleştirmenin yapılması ve takibi açısındanproblemlere neden olmakta, sürekliliğin temel koşulu olan gençleştirme yetersizkalmaktadır. Model planlarda yetişme ortamı envanteri ve haritalanmasıöngörülmesine rağmen, uygulamada yapılmamaktadır. Model planlardaormanlara fonksiyonel yaklaşım asıl amaç olmasına rağmen, gerçek birfonksiyonel planlamanın yapılmadığı görülmektedir.Sonuç olarak, Türk-Alman Ormancılık Projesi kapsamında düzenlenen modelplanlar, Batı Karadeniz Bölgesi gibi yapraklı türlerin yoğunlukta olduğu ormankuruluşlarında belirli ön koşulların yerine getirilmesi durumunda uygulanabilirve sürdürülebilir bir yaklaşım olarak görülmektedir.Bilim Kodu : 502.01.02Anahtar Kelimeler : Bozkurt Orman İşletmesi, Orman Amenajmanı, ModelplanSayfa Adeti : 92Tez Yöneticisi : Yrd. Doç. Dr. Ahmet SIVACIOĞLU
Sarıçam (pinus sylvestris l.), anadolu karaçamı (pinus nigra arn. subsp. pallasiana (lamb.) holmboe) ve toros sedirinde (cedrus libani a. rich.) don stresi üzerine bir araştırma
Sarıçam (Pinus sylvestris L.), Anadolu Karaçamı (Pinus nigra Arn. subsp. pallasiana (Lamb.) Holmboe) ve Toros Sedirine (Cedrus libani A. Rich.) ait fidanlarda dona dayanıklılık testi gerçekleştirilmiştir. Yapılan dona dayanıklılık testlerinde bitkiler 16 saat süreyle 3 farklı donma sıcaklığına ( -150C, -250C ve -450C) maruz bırakılmışlardır.-25°C don uyguladığımızda Toros sedirinde ve -45°C don uyguladığımızda Anadolu Karaçamında önemli zarar olmuşken, bu sıcaklık kademesinde Sarıçamda önemli bir zarar görülmemiştir.Fidanların iğne yapraklarında oluşan zararlar, iyon sızıntısı ve klorofil floresans analizleri ile belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, don zararının iyon sızıntısı ve klorofil floresans' a (Fv/FM) etkisinin olduğunu ve bu iki parametre arasında kuvvetli bir ilişkinin bulunduğunu göstermiştir.
Atasu-Galyan baraj havzasında farklı arazi kullanım biçimlerinin agregat stabilitesine etkileri
Trabzon ili Maçka ilçesi Atasu-Gaylan havzasında yapılan bu çalışmanın amacı, arazi kulanım biçimlerinin (orman, tarım, mera) agregat stabilitesi üzerine etkilerinin belirlenmesidir. Bu amaçla çalışma alanını temsil edecek 180 adet toprak örneği alınmıştır. Toprak örneklerinde mekanik, pH, elektriksel iletkenlik, hacim ağırlığı, tane yoğunluğu, kireç, organik madde, agregat stabilitesi, mikrobiyal biyokütle karbon analizleri yapılmıştır. Agregat stabilitesi, (1-2 mm agregatlar için) en düşük orman topraklarında, en yüksek tarım topraklarında bulunmu?tur. Tarım alanlarında yüksek agregat stabilitesi kil içeriğinin yüksek olması ile ilgili olabilir. Orman topraklarının düşük agregat stabilitesi diğer arazi kullanım biçimlerine göre daha yüksek toz içeriğinden (%11.95) kaynaklanabilir. Organik karbon konsantrasyonu ile agregat stabilitesi arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Genel olarak agregat stabilitesi, organik madde içeriği %5-%6?dan fazla olduğunda, agregat stabilitesini olumlu etkilemektedir. Ancak, bu değerin altındaki organik madde değerlerinde agregat stabilitesi daha çok kil içeriğine bağlı olarak değişmektedir. incelenen toprakların mikrobiyal biyokütle karbon içerikleri tarım alanında 295.6 ?g g-1, merada 376.6 ?g g-1, ormanda ise 383.6 ?g g-1 bulunmuştur. Basit varyans analizi sonuçlarına göre tarım toprakları anlamlı oranda daha düşük miktarda mirobiyal biyokütle karbon içermektedir. Ancak, agregat stabilitesi ile toprak mikrobiyal biyokütle karbon arasında anlamlı bir ilişki (r= 0.148 P> 0.05) bulunamamıştır. Araştırma sonuçları, agregat stabilitesinin daha çok toprakların mekanik bileşimi ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca, çalışmada kullanılan agregat boyutları (1-2mm), toprak taneciklerinin çimentolanmasında organik madde ve biyolojik toprak özelliklerinden çok kil minerallerinin etkili olmasına yol açabilir.
Quercus pontica K.Koch'nın yayılış alanlarında bitki birliklerinin analizi
Bu çalışma, Quercus pontica'ın doğal yayılış alanlarından Trabzon-Of, Rize-İkizdere, Rize-Çamlıhemşin, Artvin-Arhavi, Borçka-Karagöl ve Borçka-Camili yörelerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında bu türün yayılış alanlarının meşçere profilleri ve vejetasyon alımı yapılmıştır. Bunun yanında bu alanların yetişme ortamı özellikleri ve silvikültürel özellikleri belirlenmiştir. Trabzon-Of'ta 6 örnek alan, Rize-İkizdere'de 4, Rize-Çamlıhemşin'de 6, Artvin-Arhavi'de 9, Artvin-Borçka-Camili mevkiinde 3 ve Artvin-Borçka-Karagöl mevkiinde ise 8 örnek alan olmak üzere toplamda 36 örnek alanda meşcere profili ve vejetasyon çalışmaları yürütülmüştür. Q. pontica'nın yetişme ortamı özelliklerini belirlemek için iklim tipleri ve örnek alanların toprak özellikleri belirlenmiştir. Toprak özelliklerini belirlemek amacıyla ise toplamda 14 adet toprak profili (83 adet toprak örneği) açılmıştır. Farklı çalışma alanlarında Q. pontica'nın floristik çeşitliliği üzerinde olası etkisi olduğu düşünülen topoğrafik ve toprak faktörlerinin etkileri değişik istatistik analizler yardımıyla test edilmiştir. Yapılan vejetasyon analizi sonucunda 1 adet birlik ve 2 adet alt birlik bilim dünyası için yeni olup, bu çalışmayla ilk kez saptanmıştır. Belirlenen meşcere kuruluşları silvikültürel özellikler bakımından farklılıklar göstermektedir. Q. pontica ile karışıma en çok katılan türler Vaccinium arctostaphylos, Rhododendron ponticum ve Sorbus aucuparia olduğu görülmüştür. Kafkas endemiği ve relikt bir tür olan Q. pontica türü genel olarak gruplar ve kümeler halinde yayılış göstermekte olup bu alanların korunmaya alınması gerektiği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Meşcere kuruluşu, İklim, Vejetasyon, Yetişme ortamı
Uludağ göknarı (Abies nordmanniana subsp. bornmülleriana Mattf.) populasyonlarında genetik çeşitliliğin yapılanması
Genetik çeşitlilik; bir türün gen havuzundaki kalıtsal bilgilerin zenginliğidir. Tür içi genetik çeşitliliğin yüksekliği, değişen çevre şartlarına uyum açısından bir güvencedir, türün adaptasyon potansiyelini belirler ve ekosistem stabilitesinin önemli bir parçasıdır. Genetik çeşitlilik, aynı zamanda ıslah çalışmaları için şekillenecek bir hammaddedir. Bu nedenle, genetik çeşitlilik ile ilgili araştırmalar, orman ağaçları ıslahı programlarında öncelikli çalışma konuları arasındadır. Ancak Uludağ Göknarı hakkında bu güne kadar yapılmış az sayıda çalışma bulunmakta olup, türün tüm yayılış alanını kapsayacak ve bundan sonra yapılacak araştırmalara altlık oluşturacak düzeyde kapsamlı bir çalışma bulunmamaktadır.Bu çalışmada Uludağ Göknarında genetik çeşitliliğin morfolojik karakterlere dayalı olarak belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma ile Uludağ göknarının tohum, fidecik ve fidan özellikleri popülasyonlar arası düzeyde belirlenmiş, böylece bu türün genetik çeşitliliğin yapılanması, temel morfolojik özellikleri, coğrafi varyasyonları ve optimal yayılış alanları ile ekstrem yayılış alanlarında yetişen bireyler arasındaki morfolojik farklılıklar ortaya konulmuştur.Elde edilen verilerle, SPSS istatistik programı ile varyans analizi yapılarak, gerek tohum gerekse fidana ilişkin ölçülen karakterler bakımından populasyonlar arasında genetik varyasyonların olduğu belirlenmiştir. Korelasyon analizi ile karakterler arasında anlamlı ilişkilerin olduğu belirlenmiştir. Bunun yanında faktör analizi ile belirlenen varyasyonun, daha az değişken kullanılarak ortaya koyulma imkanları, penrose analizi ile populasyonların birbirine olan mesafe değerleri tespit edilmiştir.
Doğu Karadeniz bölgesi bazı akçaağaç türlerinin (Acer trautvetteri Medvedev ve Acer cappadocicum Gleditsch) tohumla üretilmesi üzerine teknolojik araştırmalar
Çalışma kapsamında, Doğu Karadeniz Bölgesinde doğal olarak yayılış gösteren iki önemli Akçaağaç türünün (Acer trautvetteri ve Acer cappadocicum) tohumlarının çimlenme engelinin giderilmesi ve bazı tohum özelliklerinin belirlenmesiyle ilgili araştırmalar yapılmıştır. Bu amaçla, bu türlerin yörede toplu olarak bulunduğu yerler tespit edilerek 2006, 2007 ve 2008 yıllarında 15 gün arayla 2-3 farklı zamanda her iki türden tohum toplanmıştır. Toplanan tohumların; eni, boyu, kalınlığı, 1000 tane ağırlığı ve tetrazolium yöntemine göre canlılık yüzdeleri her yıl ve her toplama zamanı için ayrı ayrı belirlenmiştir.Her iki türün tohumları çimlenme engelinin giderilmesi için suda bekletme, katlama ve GA3 işlemlerine tabi tutularak, farklı sıcaklıklardaki çimlendirme dolabında, sera ve açık alanda çimlendirme denemelerine alınmıştır. Ayrıca tohumlar hiç bir işleme tabi tutulmadan toplanır toplanmaz sonbaharda açık alana ekilmiştir.Yapılan çalışmalar sonucunda, her iki Akçaağacın tohumunda da fizyolojik dormansinin bulunduğu ve bunun da ancak katlama işlemiyle ortadan kalkabileceği belirlenmiştir. En yüksek çimlenme yüzdesi her iki türde de 8 hafta katlamaya alınarak, serada erken ilkbaharda ekilen tohumlarda elde edilmiştir (Acer cappadocicum % 97, Acer trautvetteri % 81). Çimlendirme dolabında çimlendirilen her iki türün tohumları için optimum çimlenme sıcaklığı +5 0C olarak bulunmuştur. Çimlendirme dolabında en yüksek çimlenme yüzdesi (Acer trautvetteri % 66, Acer cappadocicum % 62) 8 hafta katlamaya alındıktan sonra GA3 ile işleme alınarak çimlendirilen tohumlarda elde edilmiştir. Açık alanda ise en yüksek çimlenme yüzdesi (Acer trautvetteri % 74, Acer cappadocicum % 81) 8 hafta katlamaya alınarak erken ilkbaharda ekilen tohumlarda tespit edilmiştir.Toplanan tohumlar 3 yıl saklanarak, saklama töleransları belirlenmeye çalışılmıştır. Her iki türün de çimlenme yüzdeleri istatistiksel olarak düşmesine rağmen, yaklaşık % 10 nemde 3 yıl canlılıklarını kaybetmeden saklanabildikleri, ayrıca Acer cappadocicum'un saklama töleransının Acer trautvetteri'ye göre daha iyi olduğu ortaya çıkmıştır.
Kastamonu yöresi Uludağ göknarı (Abies nordmanniana (Stev. ) Spach. subsp. bornmülleriana (Mattf. ) meşcerelerinde gövde profili, hacim ve hacim oran denklem sistemlerinin geliştirilmesi
Kastamonu Orman İşletme Müdürlüğü'ne bağlı Bostan Orman İşletme Şefliği sınırlan içinde kalan Göknar meşcerelerinden alınan örnek ağaçlar üzerinde yapılan ölçümler ile elde edilen veriler kullanılarak, Gövde Profili, Hacım ve Hacım Oran Denklem Sistemleri geliştirilmiştir. En uygun modelin belirlenmesinde, Ortalama Hata, Ortalama Mutlak Hata, Hataların Standart Sapması ve Açıklanan Varyans Yüzdesi ölçütleri kullanılmıştır. En uygun modeller belirlendikten sonra, bağımsız bir veri grubu ile modellerin bölgeye uygunlukları test edilerek a=0,05 önem düzeyinde kullanılabilecek modele karar verilmiştir. Verilerle en uyumlu sonuçlar, Kozak (1988) tarafindan geliştirilen Değişken- Exponent Gövde Profili Modeli, Perez vd. (1990) tarafindan geliştirilen Değişken-Şekil Gövde Profili Modeli, Bruce vd. (1968) tarafindan geliştirilen Uyumlu Gövde Profili Modeli ve Ailen (1993) tarafindan geliştirilen Ortalama Oransal Gövde Profili Modeli ile edilmiştir. Ancak, kontrol amacıyla oluşturulan bağımsız veri grubu için en iyi sonucu Ailen (1993) tarafindan geliştirilen model vermiştir. Elde edilen sonuçlar, uygun bulunan modellerin, verilerin sağlandığı Kastamonu bölgesi için kullanılabilir nitelikte olduğunu göstermiştir.Anahtar Kelimeler: Gövde Profili Modelleri, Gövde Çapı, Gövde Hacmi, Uyumlu Gövde Profili-Gövde Hacım ve Hacım Oran Denklem Sistemleri
Altındere Vadisi (Maçka-Trabzon) subalpin ve alpin florası
Bu çalışmada, Maçka (Trabzon) Altındere Vadisi'nin subalpin ve alpin florası ortaya konmuştur. Çalışma alam, bitki coğrafyası yönünden; Holarktik Bölgenin Avrupa-Sibirya Flora alanının Kolşik (Colchis) kesiminde kalmaktadır. Araştırma alanında, Pteridophyta ve Spermatophyta bölümlerine ilişkin 61 familya ve 190 cinse ait toplam 385 vasküler bitki taksonu saptanmıştır. 374 adet tohumlu bitkinin sistematiği Davis ve Cronquist'e göre, 11 adet Eğreltinin sistematiği ise Parris ve Fraser- Jenkins yöntemlerine göre yapılmıştır. Araştırma alanında 32 adet endemik ve 9 adet nadir bitki taksonu saptanmıştır. Araştırma alanında saptanan endemik ve nadir bitkilerin IUCN tehlike kategorilerine göre durumları belirtilmiştir. Bunlar arasından Barbarea integrifotta DC, EN (Endangered) tehlike kategorisinde bulunmaktadır. Çalışma alanında saptanan 385 taksonun 220 (% 57,14) adetinin fıtocoğrafık bölgesi belirlenebilmiştir. Bu taksonlardan 193 adeti (% 50,13) Avrupa-Sibirya, 23 adeti (% 5,97) İran-Turan ve 4 adeti (% 1,82) Akdeniz elementidir. Saptanan 385 taksondan 25 adetinin A7 karesi için yayılışları yenidir. Anahtar Kelimeler : Flora, Alpin, Subalpin, Trabzon, Altındere Vadisi
Ülkemiz ormancılığında konumsal veri tabanının tasarımı, kurulması ve uygulamaları: Artvin Merkez İşletme Şefliği örneği
20.7 milyon hektar orman alanı ile ülkemizin dörtte birini yönetme çabası içerisinde olan Orman Genel Müdürlüğü (OGM), 1965 yılında Türkiye'nin en güçlü Bilgi İşlem Merkezini kurmuş olmasına rağmen, günümüzde ihtiyacını karşılayacak düzeyde sistemli bir konumsal veri tabanını kuramamıştır. Bu nedenle, kararların alınmasında kullanılan konumsal verilerin tekrarlı toplanması sonucu harcanan emek, zaman ve para artmakta, birimler arası iletişim eksikliği ortaya çıkmakta ve bilişim çağını yakalama noktasında ormancılığımız yavaş kalmaktadır. Bu sorunların üstesinden gelmek için, OGM'nün, orman ekosistemiyle ilgili konumsal verilerin (grafik ve öznitelik) elde edilmesiyle oluşan Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) destekli geniş kapsamlı konumsal orman veri tabanını kurması ve bu işlemleri destekleyecek işletme şeflikleri itibariyle bilgisayar ağını oluşturması en büyük atılım olacaktır. Ormancılıkta, karar verici ve uygulayıcı durumundakilere doğru, zamanında ve güncel veri/bilgi akışını sağlayacak CBS destekli konumsal veri tabanı tasarımını yapmak ve klasik orman amenajman planlarının uygulanması ve izlenmesi için örnek arayüz programı geliştirmek amacıyla yapılan bu çalışma, üç aşamada gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamada; OGM ve biyerarşik şekilde bağlı üç taşra teşkilatı (bölge müdürlüğü, işletme müdürlüğü, işletme şefliği) için kurum içi ve dışı verileri de dikkate alan konumsal prototip veri tabanı tasarımı yapılmıştır. İkinci aşamada; kurulan veri tabanına dayalı klasik orman amenajman planlarının uygulanması ve izlenmesi amacıyla bir arayüz programı geliştirilmiştir. Son aşamada; arayüz programı, Artvin Merkez Planlama Birimi verileri kullanılarak test edilmiştir. Sonuçta; konumsal prototip veri tabam kurulmasıyla, ormancılık faaliyetlerinin yapıtaşı olan konumsal veriler bir sistem dahilinde saklanabilmekte ve gerekli konumsal analiz ve sorgularla karar verici ve kullanıcıların hizmetine daha hızlı, güvenilir ve zamanında sunulabilmektedir. Aynı zamanda bu sistem, gelecekte kurulacak olan Çevre ve Orman Bakanlığı veri tabanına entegre edilebilecektir. Geliştirilen programla, özellikle işletme şeflerinin amenajman planlarım uygulama ve izlemesi kolaylaştırılacak ve CBS teknolojisiyle tanışmaları sağlanmış olacaktır.Anahtar Kelimeler: Konumsal Orman Veri Tabam Tasarımı, Orman Bilgi Sistemi, Arayüz Programı Geliştirme
Sinop merkez yöresi sahil çamı (Pinus pinaster Ait.) ağaçlandırma alanlarındaki meşcerelerin gelişimi ile bazı ekolojik etmenler arasındaki ilişkiler
Bu çalışmada, Sinop yöresindeki Sahilçamı {Pinus pinaster Ait.) ağaçlandırma alanlarındaki meşcerelerin boy gelişimi ile bazı ekolojik özellikler arasındaki ilişkiler saptanmaya çalışılmıştır. Bu amaçla, Sinop Merkez Orman İşletme Şefliği sınırları içerisindeki Sahilçamı meşcerelerinden 64 adet örnek alan alınmıştır. Alınan her bir örnek alanda yeryüzü şekli özellikleri, toprak ve biyotik etmenler belirlenmiştir ve bitki örtüsüne ilişkin veriler toplanmıştır. Alman toprak örnekleri üzerinde toprak türü, toprak reaksiyonu, organik madde, faydalanılabilir su kapasitesi (FSK) v.b. gibi özellikler belirlenmiştir. Ayrıca her bir örnek alan için 20 yaşındaki üst boy (verimlilik endeksi = BE) hesaplanmıştır. Hesaplanan verimlilik endeksi iyi, orta ve düşük olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Her bir örnek alandaki verimlilik indeksi ile bazı toprak ve yeryüzü şekli özellikleri arasındaki ilişkiler istatistiksel olarak ortaya konulmuştur. Sonuç olarak; verimlilik indeksi ile yükselti (p<0.01, R2= 0.0815), eğim (p<0.01, R2= 0.109), bakı (p<0.05, R2= 0.0193), MTD (p<0.05, R2= 0.0184) ve FTD (p<0.01, R2= 0.028) arasında pozitif, toprağın organik maddesi (p<0.01, R = 0.0428) ile negatif ilişkiler bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Sahilçamı, Verimlilik Göstergesi, Toprak ve Fizyografik Özellikler, Yetişme Ortamı Verimliliği VI
Orman depolarında liebher 902 ile tomruk yükleme ve istiflemenin zaman verim ve masraf yönünden araştırılması
Teknolojik gelişmenin insan hayatında en büyük etkisi, insanın hayat standardının yükseltilmesine yardımcı olması seklinde ortaya çıkmıştır. Bedensel olarak ağır ve güç olan islere karsı talep giderek azalmış, bu gibi islerin makine ile kısa samanda ve daha az maliyetle yaptırılması yönünde büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Odun hammaddesinin üretimi isi ve onun bir parçası olan depolama faaliyetleri bedensel olarak ağır ve tehlikeli islerdendir. Orman depolarında özellikle yükleme ve istifleme isleri, gerek zaman ve masraf yönünden gerekse depolama faaliyetlerinin organizasyonu yö nünden oldukça önemlidir. Bu çalışmada Doğu Karadeniz Bölge sinde bası orman depolarında, depolama faaliyetlerine ilişkin gözlem ve ölçmeler yapılarak değerlendirilmiştir. îs kısımla rına ilişkin zaman ölçümleri "devamlı çalıştırılan kronometre usulü" ile yapılmıştır. Liebher 902 ile istifteki kayın tomruklarının kamyonlara yüklenmesinde ortalama kamyon yükü 17.216 m3, ortalama tomruk çapı 50.4 cm., ortalama tomruk boyu 2.36 m. için ortalama zaman değerleri | hazırlık zamanı 4.4S dk CO. 26 dk/m3), saf yükleme zamanı 16.78 dk (0.98 dk/m3), yerleştirme ve düzeltme zamanı 2.19 dk (0. 13 dk/m3), kaçınılmaz zaman kayıpları 0.96 dk (0-06 dk/m3) ve bunların toplamı olan gerçek yükleme zama nı 24.41 dakika (1.43 dk/m3) olarak bulunmuştur (dağınık vaziyetteki tomrukların gerçek yükleme zamanı için bulunan değer %22 fazladır). Yükleme verimi ise; istiften yükleme durumunda 42.887 m3/saat5 dağınık tomrukları yükleme durumun da 34.344 m3/saat bulunmuştur. Liebher 902 ile istifteki ladin tomruklarının kamyonlara yüklenmesinde ortalama kamyon yükü 26.720 m3, ortalama tomruk çapı 56.0 cm., ortalama tomruk boyu 3.30 m. için ortalama zaman değerleri? hazırlık zamanı 5.73 dk (0.22 dk/m3), saf yükleme zamanı 19-04 dk CÖ.71 dk/m3), yerleştirme ve düzeltme zamanı 6.30 dk (0.23 dk/m3), kaçınılmaz zaman kayıpları 1.85 dk (0.07 dk/m3) ve bunların toplamı olan gerçek yükleme zamanı 32.92 dakika (1.23 dk/m3) olarak bulunmuştur. Yükleme verimi 48.674 m3/saat olarak hesaplanmıştır. Veriler- arasında araştırılan matemetik istatistik eşitliklerden gerçek yükleme zamanını en iyi açıklayan eşitlik; makinenin kaldırma kolunun bir yükleme işlevi için harcadığı zaman, kavradığı tomruk sayısı, bu tomrukların ortalama çapı ve ortalama boyunun ortak etkileşimi ile bulunmuştur. însan gücü ile ibreli tomrukların kamyonlara yüklenme sinde 1 işçinin verimi; yerden yüklemede 1.688 m3/saat, ram padan yüklemede 3.788 m3/saat olarak bulunmuştur. Liebher 902 ile ortalama çapı 52.8 cm., ortalama boyu 2.55 m. olan karışık cinste tomrukların istiflenmesinde orta lama zaman değerleri; hazırlık zamanı 0.24 dk/m3, saf istifleme zamanı 0.74 dk/m3, yerleştirme ve düzeltme zamanı 0.09 dk/m3 ve bunların toplamı olan gerçek istifleme zamanı i. 07 dk/m3 bulunmuş ve verim 56.052 m3/saat olarak hesaplanmıştır. însan gücü ile ibreli tomrukların istiflenmesinde 1 işçinin verimi i. 111 ro3/saat olarak bulunmuştur. Elde edilen bu sonuçlar, gerek kendi aralarında ve gerekse konu ile ilgili diğer araştırma sonuçları ile tartışıl mış ve orman depolarında depolama faaliyetlerinin rasyonel olarak yapılmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Amasya Orman Bölge Müdürlüğü'nde orman suçlarının nedenleri
ÖZET ülkemizde orman-halk ilişkilerinin bozuk olusu önemli bir ormancılık sorunudur. Bu sorunun en önemli göstergesi orman suçlarının yoğunluğudur. Orman köylülerinin orman yasalarınca yasaklanan eylemlerde bulunmaları sonucunda orman alanları giderek azalmak ta; ormanlarımız» yangın» açma» kesme» kaçakçılık, yerleşme» işgal» faydalanma ve otlatma gibi amaçlarla servet ve artım yönünden kayba uğramakta» kendilerinden beklenen ekonomik ve sosyal işlevlerini yerine getirememektedir. Ormanlarımızı alan» servet ve artım kaybına uğratan bu eylemler orman suçlarını oluşturmaktadır. Orman suçu islediği gerekçesiyle yargılananların dışında, gizli suçluluk(Criminalita latente) nedeniyle oluşan ürün» artım ve ormanlık alan kaybı nedeniyle meydana gelen kayda geçmemiş zararların da büyük boyutlarda olduğunun anlaşılması, orman suçlarını daha da önemli hale getirmektedir. Araştırma bölgesi olarak Ülkemizde en fazla orman suçunun islendiği bölge olduğu için Amasya Orman Bölge Müdürlüğü seçilmiştir. Araştırmanın yürütüldüğü 60 köy ise» 1990 yılında islenen orman suçu sayısına göre belirlenmiştir. Çalışmada veri toplamak amacıyla anket ve açık görüşme yöntemlerinden yararlanılmış olup} anket çalışmasında iki adet soru kağıdı kullanılmıştır. Bunların birisinden araş tırmanın yürütüldüğü köylerin, diğerinden ise orman köylülerinin özellikleriyle ilgili bilgilerin alınması amacıyla yararlanılmıştır. Bu çalışmada verilerin değerlendirilmesi için korelasyon analizi ile faktör analizi ve diskriminant analizi gibi çok boyutlu analizler kullanılmıştır. Araştırmada, köylerde orman suçlarına neden olan değişkenlerin, köy sistemine etki eden değişkenler kompleksi içinden seçilmesi ve daha basit bir yapı içerisinde yorumlanması hedeflenmektedir. Bu amaçla öncelikle köylerin çeşitli özellikleriyle ilgili 105 adet değişken tanımlanmış olmaktadır. Yapılan korelasyon analizi sonucunda 24 adet değişkenin orman suçları ile önemli korelasyon gösterdiği saptanmış olup; araştırmanın bundan sonraki bölümlerinde yapılan faktör analizi ve diskriminant analizlerinde bu 24 değişken esas alınmış bulunmaktadır. Faktör analizi sonucunda orman suçlarına neden olan değişkenlerin 4 adet ortak faktörle açıklanabileceği anlaşılmış bulunmakta olup; bu faktörler şunlardır» 1- Yükselti ve tüpgaz tüketimi 2- Ticari gelir 3- Koruma önlemleri 4- Nüfus artısı Yapılan diskriminant analizi sonuçlarına göre de, orman suçlarına göre gruplara ayrılan köylerin anılan değişkenlerle Z 9S.7 tutarlılıkla iki; % 88.3 tutarlılıkla da üç gruba ayrılabildiği ve buna göre de seçilen değişkenleri gruplandırmada başarılı olduğu anlaşılmış olmaktadır. - VII -