Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
Anabilim Dalı

Biyoloji Anabilim Dalı

Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty

4.361

Arşivlenen Tez

2

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kütahya Yöresinde Kum Sineği (Diptera: Psychodidae) Türlerinin Araştırılması

Bu çalışma Kütahya yöresinde kum sineği (Diptera: Psychodidae) varlığının belirlenmesi üzerine gerçekleştirilmiştir. Arazi çalışması 2017 yılı Mayıs ve Ağustos ayları içerisinde Kütahya ili ve Simav ve Altıntaş ilçelerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma için 11 lokasyon belirlenmiş ancak gidilen lokasyonların 5'inde kum sineği yakalanmıştır. Bu çalışmada 2 adet CDC ışıklı tuzağı kullanılarak 32 gün boyunca örnek toplama işlemi gerçekleştirilmiştir. Olumsuz mevsimsel aktivitelerin yaşanması toplanan örneklem sayısını etkilemiştir. En çok kum sineği Temmuz ayı içerisinde gerçekleştirilen arazi çalışmalarında yakalanmıştır. Arazi çalışması içersinde toplamda 77 (19'u erkek 58'i dişi) kum sineği yakalanabilmiştir. Yakalanan kum sinekleri; Phlebotomus simici (36-%46,7), Phlebotomus perfiliewi (22-%28,5), Phlebotomus tobbi (3-%3,8), Phlebotomus neclectus/syriacus (5-%6,4), Phlebotomus sergenti (2-%2,5) ve Sergentomyia dentata (9-%11,6) türlerinde olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kum sineği, Psychodidae, Phlebotomus, Sergentomyia.

FaunaKütahyaPhlebotomus+2
Hakan Burhan
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Kampüsü örümceklerinin (araneae) düşürme tuzakları ile ekolojik ve faunistik açıdan incelenmesi

Bu çalışmada Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Kampüsü'nde bulunan örümcek türleri belirlenmiştir. Tez kapsamında üniversite kampüsünde birbirinden farklı olan 9 habitat şeçilmiştir. Çalışmanın arazisi 2012 yılı Nisan-Ekim ayları arasında 45 lokaliteden yapılmıştır. Çalışmalar sonunda, Gnaphosidae familyasından 15 (Callilepis cretica (Roewer, 1928), Civizelotes caucasius (L. Koch, 1866), Drassodes lapidosus (Walckenaer, 1802), D. pubescens (Thorell, 1856), D. villosus (Thorell, 1856), Drassyllus crimeaensis Kovblyuk, 2003, Haplodrassus signifer (C. L. Koch, 1839), Nomisia exornata (C. L. Koch, 1839), Trachyzelotes malkini Platnick & Murphy, 1984, Zelotes balcanicus Deltshev, 2006, Z. fulvaster (Simon, 1878), Z. longipes (L. Koch, 1866), Z. mundus (Kulczyński, 1897), Z. prishutovae Ponomarev & Tsvetkov, 2006 ve Z. strandi (Nosek, 1905); Lycosidae familyasından 8 (Alopecosa albofasciata (Brullé, 1832), A. cuneata (Clerck, 1757), A. cursor (Hahn, 1831), A. sulzeri (Pavesi, 1873), Hogna radiata (Latreille, 1817), Pardosa purbeckensis F.O.P.-Cambridge, 1895, Trochosa robusta (Simon, 1876) ve T. ruricola (De Geer, 1778); Dysderidae familyasından 1 (Dysdera crocata C. L. Koch, 1838); Thomisidae familyasından 3 (Cozyptila thaleri Marusik & Kovblyuk, 2005, Xysticus kochi Thorell, 1872 ve X. thessalicus Simon, 1916); Nemesiidae familyasından 2 (Brachythele varrialei (Dalmas, 1920) ve Nemesia pannonica Herman, 1879); Palpimanidae familyasından 1 (Palpimanus gibbulus Dufour, 1820); Agelenidae familyasından 1 (Tegenaria argaeica Nosek, 1905) ve Zodariidae familyasından da 1 (Zodarion thoni Nosek, 1905) olmak üzere toplam 8 familyaya ait 32 tür tespit edilmiştir. Teşhisi yapılan bu türlerden A. sulzeri (Pavesi, 1873), N. pannonica Herman, 1879, Z. balcanicus Deltshev, 2006, Z. fulvaster (Simon, 1878) ve Z. mundus (Kulczyński, 1897) türleri Türkiye için ilk defa kaydedilen türlerdir.

Fatih Acar
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çinko kontaminasyonunun Lythrum salicaria L. gelişimi üzerine etkisi

Bu çalışmada, Lythrum salicaria L. bitkisinin Zn ağır metalinin fitoremediasyonunda kullanılabilirliği araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, L. salicaria fidelerinin en fazla Zn'yi biriktirdiği (12 098,33 mg/kg) Zn konsantrasyonunun 30 mg/L olduğu ve solüsyonlardaki çinko artışı ile nisbi kök uzaması, gövde uzaması ve taze ağırlık artışları arasında istatistiksel olarak negatif bir korelasyon olduğu tespit edilmiştir (r = -0,89; r = -0,93 ve r = -0,96, sırasıyla). Bitkinin en iyi gelişim gösterdiği 30 mg/L Zn içeren solüsyonun pH artışı ile fidelerin nisbi kök uzaması, gövde uzaması ve taze ağırlığı arasında istatistiki açıdan bir ilişki tespit edilmemiştir (r = 0,32; r = 0,16 ve r = 0,21, sırasıyla). L. salicaria fidelerinin Zn'yi en iyi pH 7'de akümüle ettiği bulunmuştur (13 893,5 mg/kg). Buna karşılık, bitkinin en iyi kök gelişiminin 30 mg Zn/L pH 6'da, en iyi gövde gelişiminin ve taze ağırlık artışının ise pH 7'de olduğu belirlenmiştir. Bitkinin çinkoyu en fazla biriktirdiği organları sırasıyla kök > gövde > yaprak iken, TF=0,15 ve BCF=1,14 olarak hesaplanmıştır.

Onur Meşeli
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sıçan mesanesi düz kası kasılma-gevşeme cevapları üzerine ammonium pyrrolidine dithiocarbamate'nin etki mekanizmasının araştırılması

NF-κB'nin spesifik inhibitörü olan amonyum pirolidin dityokarbamat (PDTC), anti-viral, anti-apoptotik,anti-inflamatuar ve antioksidan etkileri birçok çalışmada kanıtlanmış bir tiyol bileşiğidir. APDTC'nin bu etkileri hangi yollardan meydana getirdiği hakkında yeterli literatür bulunmamaktadır. Bizim çalışmamızda APDTC' nin in vitro sıçan mesane düz kasındaki etki mekanizmasının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda 70 adet Wistar albino cinsi erkek sıçan kullanıldı. Anestezi altında servikal dislokasyon yöntemi ile ötenazi edilen sıçanların abdomenleri açılarak mesaneleri izole edildi. Mesaneler etrafındaki bağ dokular uzaklaştırıldıktan sonra içerisinde Krebs solüsyonu bulunan organ banyosuna yerleştirildi. Uygun bir protokol ile banyoya KCl, ACh, APDTC, Atropin, Fentolamin,Propranolol, Nifedipine, TEA uygulandı. Elde edilen veriler Kruskal Wallis ve Mann-Whitney U testleri uygulanarak değerlendirildi. ACh ile indüklenen mesane düz kasında APDTC gevşeme yanıtı meydana getirdi. Kolinerjik reseptör blokeri Atropin, β-adrenerjik reseptör blokeri Propranolol, L-tipi kalsiyum kanal blokeri nifedipin ve atropin+ fentolamin+ propranolol'den oluşan mix APDTC'nin oluşturduğu gevşeme yanıtını değiştirmemiştir. Potasyum kanal blokeri TEA varlığında APDTC kasılma yanıtı oluşturmuş ama bu anlamlı derecede bir yanıt olmamıştır. α-adrenerjik reseptör blokeri Fentolamin varlığında APDTC anlamlı kasılma yanıtı meydana getirmiştir. Sonuç olarak sıçan mesanesi düz kasında APDTC'nin etkisini α-adrenerjik reseptörler ve NANK sistemi vasıtasıyla gösterdiği düşünülmektedir.

Aysun Erdoğan
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sıçan trakea düz kası kasılma gevşeme cevapları üzerine ammonium pyrrolidine dithiocarbamate'ın etki mekanizmasının araştırılması

Amonyum pirolidin dityokarbamat (APDTC), enfeksiyonları önleyici, oksidasyonu düzenleyici, hücre ölümünü engelleyici, viruslere etkileri kanıtlanmış NF-κB'nin baskılayıcı tiyol bileşiğidir. Medikal etikte zararlı uygulamalardan sakınılması, etken madde araştıırmalarına önem verilmesi önerilmektedir. Cerrahi sonrası bakımda solunum sistemini rahatlatan tedaviler önemlidir. APDTC fonksiyonlarının insan ve hayvan vücudunda nasıl düzenlendiğine dair araştırmalar yetersizdir. Araştırmamızda APDTC'ın sıçan trakea düz kasındaki fonksiyonunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Wistar albino cinsi erkek 70sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar servikal dislokasyonla anestezi altında ötenazi yapılmış, trakeaları ayrıştırılmıştır, bağ dokuları ayrıldıktan sonra Krebs solüsyonuna koyulmuştur. İçerisine, KCl, ACh, APDTC, Atropin, Fentolamin, Propranolol, Nifedipine, TEA eklenmiştir. Sonuçta APDTC'ın ACh ile uyarılan trakea düz kasında gevşeme oluşturduğu, fakat bu relaksasyonun istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı saptanmıştır. Çalışmamızda EC50 dozunun etkisiz olduğu görülmüştür. Bu cevabı kolinerjik-adrener etki ortaya çıkaran almaçlar, L-tipi Ca kanalları, K kanallarını uyaran substantlar farklılaştırmamıştır. APDTC'ınbu kanalları etkilemediğini düşünülmüştür. İleri araştırmaların yapılması, farklı dozlarının kullanılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: APDTC, trakea, adrenerjik, kolinerjik, kalsiyum kanalları, potasyum kanalları.

Merve Aktaş
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sıçan aortu düz kası kasılma gevşeme cevapları üzerine ammonium pyrrolidine dithiocarbamate'ın etki mekanizmasının araştırılması

Amonyum Pirolidin Dityokarbamat (APDTC) NF-κB' nin inhibitörüdür. Bunun yanında antitümöral, antioksidan, antikanserojenik, antiviral özelliklere sahip olup düz kas hücrelerinde apoptozu inhibe edici etkisi saptanmıştır. Deneylerimizde, amonyum pirolidin dityokarbamat' ın etki mekanizmasının sıçan aort düz kasında araştırılması amaçlanmıştır. Bazı adrenerjik ve kolinerjik reseptörler, L-tipi kalsiyum kanalları ve potasyum kanalları 7 farklı grupta bloke edilerek, APDTC'nin etki mekanizmasında hangi kanal ve reseptörleri kullanıp kullanmadığı, ne derece etkili oldukları belirlenecektir. KCl ile canlılığı kontrol edilmiş, L-NAME ile NO sentezi engellenmiş, fenilefrin ile ön kasılma meydana getirilmiş aort preparatlarında APDTC, atropin, fentolamin, propranolol, nifedipin, tetraetilamonyum (TEA) ve mix (atropin+fentolamin+propranolol) uygulanması sonrası kasılma gevşeme cevapları incelenmiştir. Elde edilen veriler Kruskal Wallis ve Mann-Whitney U testlerinde değerlendirildi. APDTC aort düz kasında gevşeme yanıtı oluşturmuştur. Kolinerjik reseptör blokeri Atropin, α-adrenerjik reseptör blokeri Fentolamin, β-adrenerjik reseptör blokeri Propranolol, L-tipi kalsiyum kanal blokeri nifedipin ve potasyum kanal blokeri TEA APDTC'nin oluşturduğu gevşeme cevabını değiştirmemiştir.Atropin + fentolamin + propranolol'den oluşan mix grubunda APDTC anlamlı kasılma cevabı oluşturmuştur. APDTC'nin bu sistemlerde farklı mekanizmalar üzerinden etkili olabileceği saptanmıştır.

Zeynep Keleş
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Epilobium hirsutum L. bitkisinin fitoremediasyon kapasitesinin araştırılması ve in vitro şartlarda çoğaltımı

Bu çalışmada, çinkonun Epilobium hirsutum bitkisinin kök ve gövde büyümesi, yaprak sayısı ve taze ağırlığı olmak üzere büyüme parametreleri üzerine etkisi ve bitkinin çinkonun fitoremediasyonundaki kullanılabilirliği araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, Zn konsantrasyonu ile bitkinin kök uzunluğu, gövde uzunluğu, yaprak sayısı ve taze ağırlığı arasında istatistiksel olarak negatif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (r= -0,75; r= -0,74; r= -0,84 ve r= -0,86, sırasıyla). Ayrıca, E. hirsutum bitkisinin en iyi gelişim gösterdiği Zn konsantrasyonun 30 mg/L olduğu bulunmuştur. Farklı çinko konsantrasyonlarında yetiştirilen E. hirsutum fidelerinin akümüle ettiği çinko miktarları karşılaştırıldığında ise, 30 mg Zn/L konsantrasyonunda yetiştirilen fidelerin en fazla çinkoyu akümüle ettiği bulunmuştur (14 894,90 mg/kg). Ayrıca, pH 6'nın, 30 mg/L çinko içeren çözeltide yetiştirilen fideler için en iyi pH seviyesi olduğu tespit edildi. Çinko analiz sonuçları, bitki dokularında Zn dağılımının, kökte 50 813.89 mg/kg, sürgünde 4 173.88 mg/kg ve yaprakta 697.0 mg/kg olduğunu göstermiştir. Bitki doku kültürü çalışmalarının amacı, E. hirsutum bitkisinin doku kültürü yöntemleri ile çoğaltılması ve su kültürü koşullarına en uygun adaptasyon koşullarının belirlenmesidir. In vitro çimlendirilen tohumlardan elde edilen fideler mikroçoğaltımda eksplant kaynağı olarak kullanılmıştır. E. hirsutum türünde sürgün oluşturmada en başarılı ortamların 1 mg BAP/L+1 mg NAA/L ve 1 mg BAP/L+1 mg IBA/L içeren besin ortamları olduğu tespit edilmiştir. En yüksek kök oluşumu ise 1 mg IBA/L (32,9±6,71 kök sayısı/eksplant) içeren MS besin ortamında elde edilmiştir. Köklenen sürgünler su kültürü ortamına başarılı bir şekilde aktarılmış ve fidelerin bu ortama adaptasyonu sağlanmıştır.

Nergiz Erdaş
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Amaranthus retroflexus L. tohumlarının dormansi durumuna iklim koşullarının etkisi

DaAna bitkilerin yetiştiği çevrenin, bitkinin genetik ve gelişimsel karakterleri yanında, tohum dormansi ve çimlenme üzerine önemli etkisi vardır. Türkiye' deki tarım alanlarında istilacı bir yabancı ot türü olan Amaranthus retroflexus L.' da çevre koşullarının fide çıkışı, fenoloji, tohumlarda dormansi ve çimlenme üzerine etkileri araştırılmıştır. Olgun tohumlar, yıllık ortalama sıcaklığı 9,3-20,6 °C olan lokalitelerde doğal olarak yetişen 8 popülasyondan toplanmıştır. F1 tohumlarının üretimi 2016-2017 yılında Kütahya' da doğal koşullarda gerçekleştirilmiştir. Tohumlar Kasım 2016' da toprağa gömülmüş ve deney tam şansa bağlı deneme planına göre dizayn edilmiştir. Fide çıkışı ve bitki gelişimi takip edilmiş, hasat tarihinde vejetatif ve generatif dokuların kuru ağırlığı belirlenmiştir. Ana ve F1 tohumlarının dormansi ve çimlenme potansiyelleri H2O ve GA içeren ortamlarda, 25 ve 35 °C' de test edilmiştir. Arazide fide çıkışı, soğuk bir mevsimin ardından Nisan' ın ilk haftasında başlamış ve Mayıs' ın son haftasında maksimuma ulaşmıştır. Fide çıkış oranı popülasyonlar arasında farklıdır ve bu farklılık tohumların toprağa gömüldükleri çevre koşullarından bağımsız olarak, tohum popülasyonlarının başlangıçtaki dormansi durumları ile ilişkilidir. Yüksek fide çıkışına sahip popülasyonlar, laboratuvar deneylerinde %50 çimlenme oranına daha kısa sürede ulaşmış ve yüksek çimlenme göstermiştir. Popülasyonlar aynı zamanda morfolojik karakterlerde fenotipik plastisite göstermiştir. F1 tohumları ana tohumlardan daha dormant olsa da, aydınlık ortamda sıcaklığa verdiği cevap ana tohumlarla benzerdir. Sonuçlar, bu popülasyonların tohum davranışlarının adapte oldukları çevre koşulları ile ilgili olduğunu göstermektedir. Yabancı otlardaki geniş genetik farklılıklar göz önüne alındığında, A. retroflexus iklim değişikliklerine rekabet halinde olduğu ve genetik farklılıkları az olan tarımsal bitkiler' den daha hızlı adapte olabilir. Bu durum potansiyel olarak ülkemizdeki tarımsal üretim için ekonomik sorunlar yaratabilir. ha sonra doldurulacaktır.

Emeti Köse
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkmen Dağının Kütahya ili Türkmen Şefliği bölgesi civarındaki adaçayı (Salvia tomentosa L.) bitkisinin yayılış durumu ve biyokütlesinin belirlenmesi

TÜRKMEN DAĞININ KÜTAHYA İLİ TÜRKMEN ŞEFLİĞİ BÖLGESİ CİVARINDAKİ ADAÇAYI (Salvia tomentosa L.) BİTKİSİNİN YAYILIŞ DURUMU VE BİYOKÜTLESİNİN BELİRLENMESİ Ufuk TUNA Biyoloji, Yüksek Lisans Tezi, 2019 Tez Danışmanı: Dr. Öğr. Üyesi Süleyman TOPAL ÖZET Çalışmamızda Kütahya Türkmen dağının Türkmen Şefliği bölgesi civarında yayılış gösteren adaçayı (Salvia tomentosa L.) türünün yayılış durumu ve biyokütlesinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, 2016 yılı vejetasyon süresince sözü edilen bölgeden, rastgele örnekleme alanları seçilerek her bir örnekleme alanındaki birey sayısı ve bunların tartılması suretiyle biyokütle analizleri için gerekli bilgiler elde edilmiştir. Bu arazi çalışmalarında toplamda 52 adet örnek alan belirlenmiş olup bu örnek alanlarının koordinat, yükselti bakı ve eğimleri de belirlenerek örnekleme alan karnelerine bu bilgiler not edilmiştir. Bu örneklemeler sonucunda, günümüz itibariyle, adaçayı türünün çalıştığımız bölgenin hangi mevkilerinde nasıl bir yayılış durumu gösterdiği ve bu türe ait biyokütle analizi yapılarak kayıt altına alınması sağlanmıştır. Bu araştırma sonuçları sayesinde, ilerleyen yıllarda yine aynı amaçla yapılacak müteakip çalışmalarla, adaçayı bitkisinin zamana bağlı olarak söz konusu bölgedeki yayılış durumu ve biyokütle yoğunluğunun kıyaslanması mümkün olabilecektir. Anahtar Kelimeler: Adaçayı-Boşşalba, Salvia tomentosa, Yayılış durumu, Biyokütle, Türkmendağı, Türkmen Şefliği Civarı

Ufuk Tuna
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kırıkkale ilindeki Paederinae (Coleoptera: Staphylinidae) altfamilyası türleri üzerinde taksonomik ve faunistik araştırmalar

daha sonra doldurulacaktır.Bu çalışmada, Haziran 2016- Nisan 2019 tarihleri arasında İç Anadolu bölgesinde bulunan Kırıkakle ilinde yapılan arazi çalışmaları sonucunda, Paederinae (Coleoptera: Staphylinidae) altfamilyasına bağlı 11 cins içinde yer alan toplam 17 tür kaydedilmiştir. Leptobium yagmuri Anlaş, 2017 türü Ankara'dan ve T. inexcisus Assing, 2009 türü ise Kastamonu'dan tanımlanmış türler olup her iki tür de deskripsiyonu yapıldıktan sonra ilk defa rapor edilmiştir. Araştırma sonucunda kaydedilen 17 türden Astenus thoracicus (Baudi di Selve, 1857), Leptobium. gracile (Gravenhorst, 1802) ve Lobrathium rugipenne (Hochhuth, 1851) hariç diğer 14 tür Kırıkkale için yeni kayıt özelliği taşımaktadır. Achenium scimbaliodes Koch, 1937 ve Tetartopeus. inexcisus Assing, 2009 türleri ise İç Anadolu Bölgesi'nden ilk defa bildirilmiştir. Karaman ilinden yakın zamanda Türkiye için ilk kayıt olarak verilmiş olan Astenus pulchellus (Heer, 1839) türü aynı zamanda Kırıkkale ilinden de kaydedilmiştir. Ek olarak, çalışma sonucunda saptanmış olan türlere ait ekolojik ve zoocoğrafik bilgiler de sunulmuştur.

Serkan Yaman
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bitki doku kültürü yöntemi ile elde edilen bazı bitki türlerinin antimikrobiyal aktivitelerinin belirlenmesi

Tıbbi bitkilerin bitki doku kültürü yöntemleri ile üretimi konusunda yapılacak çalışmalar son derece önemlidir. Bu tez çalışmasında Valeriana officinalis L., Prunella vulgaris L. ve Taraxacum officinale L. tıbbi bitkilerinin yaprak eksplantlarına uygulanan farklı konsantrasyon ve kombinasyonlardaki bitki büyüme düzenleyicilerinin kallus ve kök oluşumlarına etkileri araştırılmıştır. Daha sonra elde edilen rejeneratların antimikrobiyal aktiviteleri araştırılmıştır. Bitkilere ait kurutulmuş adventif kök ve kalluslardan elde edilen ekstrelerin Staphylococcus aureus, Pseudomonas aeruginosa, Enterococcus faecalis, Escherichia coli bakterileri ve Candida kruseii fungusu üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Antimikrobiyal aktivite testi sonuçlarına göre; P. vulgaris adventif kökleri ve kallusları Pseudomonas aeruginosa ve Escherichia coli bakterileri; V. officinalis adventif kökleri Pseudomonas aeruginosa, Escherichia coli bakterileri ve Candida kruseii fungusu; T. officinale kalluslarının ise Staphylococcus aureus bakterisi ve Candida kruseii fungusu üzerinde antimikrobiyal etkiye sahip oldukları belirlenmiştir. Farklı konsantrasyon ve kombinasyondaki bitki büyüme düzenleyicilerinin antimikrobiyal aktivite üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir.

Halit Özkan İçigen
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Genetically modified plants and their position among the agricultural products

The transformation in the agricultural sector; in which modern biotechnology has been used most which enabling the gene transfer from one species to another and giving new genetic characteristics by interfering with the existing genetic structure, has been positively reflected on human life and many other areas. These changes have also led to various ethical problems and economic conflicts. In the field of modern biotechnology, which is among the most important issues in the world; studies that are carried out in our country and their results, our country's existing potential, needs and opportunities related to usage of biotechnology should be evaluated as a whole and policies that can be carried out correctly and effectively should be established and implemented. The studies that are carried out in line with these policies and existing legal regulations' compliance with the international protocols and the European Union acquis should be monitored and evaluated. In this study, the current situation of genetically modified agricultural products in our country and in the world, has been investigated and it is aimed to evaluate the state policies by analyzing the legal regulations under this title.

Ayşe Özgül Arvas
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kütahya Gümüşdağı mevkiinde Censiyan'ın (Gentiana lutea L.) yayılış alanları ve yetişme ortamı özelliklerinin belirlenmesi.

KÜTAHYA GÜMÜŞDAĞI MEVKİİNDE CENSİYAN'IN (Gentiana lutea L.) YAYILIŞ ALANLARI VE YETİŞME ORTAMI ÖZELLİKLERİ'NİN BELİRLENMESİ Cihan KÖSE Biyoloji, Yüksek Lisans Tezi, 2019 Tez Danışmanı: Dr. Öğretim Üyesi Süleyman TOPAL ÖZET Bu araştırma 2012-2019 yılları arasında Türkiye'de nadir yayılış gösteren Gentiana lııtea L. 'nın Kütahya Gümüşdağı Radar mevkiisinde ki yayılış alanı ve yetişme ortamın özelliklerinin belirlenmesi maksadıyla yapılmıştır. Kütahya il merkezinin güneyinde doğu-batı yönlerinde uzanan Gümüşdağı dağ silsilesinin en yüksek iki noktası Karlıktepe ve Nalbanttepe'dir. Bu kısımlarda çok nemli orman bitki örtüsü vardır. Alpin orman zonunda ve üzerinde doğal yayılışı olan bu bitkinin, insan eliyle usulsüz ve yasadışı yollarla sökülmesi ve yoğun olarak küçük ve büyükbaş hayvan otlatılması sebepleriyle bitki popülasyonunda yeterli gelişme sağlanamamıştır. Bu çalışmada Gentiana lutea L.'nin sahada doğal yayılış alanları, morfolojik özellikleri, ekolojik tespitler ve sahadaki durumu ile ilgili bulgular verilmiştir. Bu alanın titizlikle koruma altına alınması şiddetle önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gentiana lutea L., Kütahya.

Cihan Köse
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Chlorella vulgaris kullanılarak Cu(II) ve Pb(II) ağır metallerinin biyosorpsiyonu

Ağır metallerin yol açtığı çevre kirliliği ekosistemdeki canlı organizmalar için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Mikroalgler, çevreden toksik ve zararlı maddelerin uzaklaştırılması için kullanılma potansiyeline sahip organizmalardır. Bu çalışmada, batch yöntemi uygulanarak Chlorella vulgaris (chlorophyta)'in Cu(II) ve Pb(II) ağır metallerini biyosorpsiyonu araştırılmıştır. Çalışmada farklı pH değerleri, biyosorbent miktarları, temas süreleri, karıştırma hızları ve sıcaklıklar uygulanarak C.vulgaris mikroalginin Cu(II) ve Pb(II) ağır metallerini giderim kapasiteleri incelenmiş ve optimum koşulların belirlenmesi hedeflenmiştir. Cu(II) ağır metali için en yüksek tutunma verimliliği pH 6, biyosorbent miktarı 5 mg, temas süresi 45 dakika, karıştırma hızı 500 rpm, sıcaklık 60 °C, çözelti derişimi 25 mg/L, çözelti hacmi 25 mL olduğunda elde edilmiştir. Pb(II) ağır metali için en yüksek tutunma verimliliği pH 4, biyosorbent miktarı 5 mg, temas süresi 60 dakika, karıştırma hızı 500 rpm, sıcaklık 25 °C, çözelti derişimi 25 mg/L, çözelti hacmi 25 mL sağlandığında elde edilmiştir. Bu çalışma ile optimum koşullar sağlandığında Chlorella hücrelerinin, Cu ve Pb adsorpsiyonunu yüksek verimlilik ile sağlayabildiği kanısına varılmıştır.

Hasan İlkay Yılmaz
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Scenedesmus dimorphus biyofilm kültürlerinde azot açlığının lipid üretimi üzerine etkisi

Bu çalışmada Scenedesmus dimorphus biyofilm kültürlerinde azot (N) stresinin lipid üretimi üzerine etkisi incelenmiştir. Yeşil alglerden (Chlorophyceae) S. dimorphus' un planktonik ve biyofilm formu, %100 N ve %25 N içeren ortamlarda inoküle edilmiştir. Yapılan denemelerde N stresinin ve biyofilm oluşumunun, kuru madde (DCW), klorofil-a ve total lipit miktarlarına olan etkisi incelenmiştir. S. dimorphus mikroalginin biyofilm oluşturma becerisinin incelenebilmesi için laboratuar koşullarına modifiye edilerek Dönen algal biyofilm reaktörü (RABR) kurulmuştur. RABR' ın tasarımında S. dimorphus mikroalginin biyofilm oluşturabilmesi için çeşitli tutunma materyalleri denenmiş ve en yüksek tutunma oranına ve hasat işleminin kolay olması gibi özelliklere sahip olmasından dolayı polietilen halat kullanılmasına karar verilmiştir. Deneme sonucunda elde edilen en yüksek kuru biyokütlenin 0,275 g/m2 olduğu ve bu sonucun %100 N içeren biyofilm formundan elde edildiği belirlenmiştir. Uygulanan azot stresinin total lipit miktarına olan etkisi incelendiğinde, en yüksek DCW içinde % total lipit miktarının 13,81 olduğu ve bu sonucun %25 N içeren biyofilm formundan elde edildiği belirlenmiştir.

Biyofilm sistemleriBiyofilmlerBiyoreaktörler+1
Fatma Kar
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Chlorella vulgaris biyofilm kültürlerinde azot açlığının lipid üretimi üzerine etkisi.

Yapılan bu çalışmada Chlorella vulgaris mikroalginin biyofilm formu üzerinde azot (N) stresinin lipit üretimine etkisi araştırılmıştır. C. vulgaris mikroalgi 40 gün süresince %100 N ve %25 N içeren ortamlarda üremeye bırakılmıştır. Laboratuar ortamına uygun olarak tasarladığımız Dönen Algal Biyofilm Reaktörü ile C. vulgaris' in biyofilm oluşturma yeteneğini gözlenmiştir. C. vulgaris' in reaktör üzerinde biyofilm oluşturabilmesi için çeşitli malzemeler denenmiştir. Hasat kolaylığı ve yüksek tutunma gibi kriterler nedeniyle polietilen halatı kullanılmasına karar verilmiştir. Yapılan denemede en yüksek kuru ağırlık değeri 0,359 gr/m2 ile %100 N içeren ortamda elde edilmiştir. En yüksek total lipit miktarı ise 8,02 mg ile azot stresi uygulanmış %25 N içeren biyofilm formunda olduğu belirlenmiştir.

Biyofilm sistemleriBiyofilmlerBiyoreaktörler+1
Ersel Çeçen
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bitki doku kültürü uygulamalarındaki sterilizasyon prosedürlerinde nanopartiküllerin kullanımı

Bitki doku kültürü uygulamaları in vitro steril koşullarda yapılmaktadır. Kültür ortamlarının biyolojik olarak kirlenmeden oluşturulması ve aseptik olarak korunması önemlidir. Kültür ortamındaki mikrobiyal kontaminasyonlar bitkilerin yeterli beslenme ve gelişimlerini engelleyerek deneysel sonuçları etkileyebilir. Kontaminasyonlar çoğunlukla eksplantların yüzeylerinde bulunan mikroorganizmalardır. Bu nedenle eksplantların kültür işlemleri öncesinde sterilizasyon işlemlerinden geçirilmeleri gerekmektedir. Bu amaçla her geçen gün bitkiye toksik etki göstermeyecek, etkili sterilantların keşfine ihtiyaç duyulmaktadır. Son yıllarda, nanomalzemeler özellikle Nanosilver [NS], tıp ve çevre alanlarında antimikrobiyal bir madde olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, Nepeta cataria L. tohumlarının steril olarak in vitro koşullarda çimlendirilmesi için yüzey sterilizasyonu işlemlerinde gümüş nanopartiküllerin (Ag NP) kullanım potansiyeli araştırılmıştır. Bitkinin tohumlarına uygulanacak olan en uygun konsantrasyon ve sürenin belirlenmesi amacıyla, üç (960 ml, 1300 ml ,1600 ml ) farklı konsantrasyon ve üç (5 dk, 10 dk, 15 dk) farklı süre denenmiştir. Yapılan uygulamalar sonucunda en düşük kontaminasyon, 3 dk. %70'lik etil alkolde, ardından 20 dk, 1980 ml konsantrasyonda Ag NP solüsyonunda bekletilen tohumlarda elde edilmiştir. Elde edilen bitkiciklerde herhangi bir toksisite semptomu gözlenmemiştir. Sonuçlar, in vitro steril bitkilerin elde edilmesi için Ag NP lerin kullanılabileceğini bizlere sunmaktadır.

Aslı Aktay
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akvaryum balıkçılığında yaygın olarak kullanılan ticari yemlerin doktor balık (Garra rufa)'ların büyüme ve bazı biyokimyasal parametreleri üzerine etkilerinin araştırılması

Doktor balık (Garra Rufa) son zamanlarda Alternatif Tıpta yaygın olarak kullanılan bir türdür. Doktor balıklar yaralar, egzama, sedef gibi bazı cilt hastalıların tedavisinde ve bazı cilt bakım merkezlerinde kullanılmaktadır. Doktor balıklara olan talep gittikçe arttığından doğal stoklar artan talebi karşılayamaz hale gelmiş ve 2016 yılında ülkemizde doktor balıkların doğal ortamlardan avlanması yasaklanmıştır. Bu sebeple doktor balıkların yetiştiricilik yolu ile üretilmesi ve artan talebin karşılanması zorunluluğu doğmuştur. Doktor balıkların kullanım alanları dikkate alınırsa, gelecekte yetiştiricilik yolu ile üretimin daha da gelişeceği ve artacağı tahmin edilmektedir. Yapılan bu çalışmada 26±1°C deki su sıcaklığında dört farklı yem (Sardalya ezmesi, Çamlı Alabalık Yemi, Sera Granugreen, Tetra Pro Algae) ile beslenen doktor balıkların mutlak boy artışı (MBA), oransal boy artışı (OBA), mutlak ağırlık artışı (MAA), oransal ağırlık artışı (OAA), günlük canlı ağırlık kazancı (GCAK), spesifik büyüme oranı (SBO), kondisyon faktörü (K) ve yem dönüşüm etkinliği (YDE) incelenmiştir. İlk otuz günlük besleme sonrasında Sera Granugreen marka yemle beslenen doktor balıkların MAA, OAA, GCAK, SBO ve YDE büyüme parametrelerinin diğer guruplara göre önemli derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). İkinci otuz günlük besleme süresi sonunda ise Çamlı Alabalık Yemi ile beslenen grubun MBA, OBA, MAA, OAA, GCAK, SBO ve YDE büyüme parametrelerinin diğer yemlerle beslenen gruplardan önemli derecede yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Farklı yemlerle beslenen doktor balıkların kan parametreleri Lökosit (WBC), Eritrosit (RBC), Hemoglobin (HGB), Hematokrit (HCT), Ortalama eritrosit hacmi (MCV), Ortalama hemoglobin miktarı (MCH), Ortalama hemoglobin konsantrasyonu (MCHC), Ortalama eritrosit dağılım genişliği (RDW), Trombosit (PLT), Ortalama trombosit hacmi (MPV), Trombosit dağılım genişliği (PDW) ve Platokrit (PCT) incelenmiş ve gruplar arasında önemli bir farklılık (Birinci ve üçüncü grup hariç) tespit edilmemiştir. Sardalya ezmesi ile beslenen (Birinci grup) balıkların RBC ve HBG Değerlerinin Sera Granugreen marka yemle (Üçüncü grup) beslenen balıklardan önemli derecede düşük olduğu belirlenmiştir (p<0,05).

Fiziksel büyümeHayvanlarda beslenme
Mehmet Zeybek
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çeşitli tatlı su örneklerinden izole edilen bazı mikroalglerin antimikrobiyal özelliklerinin ve anti-çoğunluk algılama aktivitelerinin belirlenmesi

Bu çalışmada, Kütahya ilindeki çeşitli tatlı su kaynaklarından, katı atık ünitesinden ve mezbaha atık su çıkışından 60 adet su örneği toplanmıştır. Bu örneklerden yeşil alglerin (Chlorophyta) izolasyonu yapılmıştır. Saf olarak elde edilen 7 alg türü (B1, B6, B27, T14, T15, T16, K3) makroskobik, mikroskobik morfolojilerine göre incelenmiş ve moleküler karekterizasyonları yapılmıştır. Yedi alg türünün sekans verileri incelendiğinde 5 tür için tanı konulabilmiştir. B6, B27, T14, K3 türleri Scendesmus sp., T16 ise Stichococcus bacillaris olarak identifiye edilmesine karşın filogenetik çalışmaların genişletilmesi gerekmektedir. İzolasyonu yapılan 7 alg türü uygun koşullarda sıvı besi ortamında çoğaltılarak etanol, metanol, kloroform ve su ekstraktalarının Staphylococcus aureus (ATCC 29213) , Enterococcus faecalis (ATCC 29212), Pseudomonas aeruginosa (ATCC 27853), Candida krusei (ATCC 6258) ve Escherichia coli (ATCC 25922) türleri üzerine antimikrobiyal aktiviteleri, disk difüzyon yöntemi ile belirlenmiştir. Zon çaplarına göre alg türleri değerlendirildiğinde B1 ve T16 alglerinin etanol ekstraktlarının S.aureus türüne karşı oldukça etkili olduğu saptanmıştır. Metanol ekstratında S. aureus türüne karşı en iyi aktiviteyi T16 kodlu alg, kloroform ekstratında ise B1 kodlu alg göstermiştir. Bu sonuçlara göre yedi alg türünün gram pozitif bakterilere karşı etkinliği yüksek iken gram negatif bakterilere karşı etkinliği zayıf olarak saptanmıştır. Ayrıca Choromobacterium violaceum türü üzerine alg ekstraktlarının anti-çoğunluk algılama aktivitesi incelenmiş ve etkinliğin olmadığı kanısına varılmıştır. Bu çalışma kapsamında en iyi sonuç alınan T16 etanol ekstraktlarının hastane orijinli MRSA türleri üzerine olası antimikrobiyal etkinliği de araştırılmıştır. S.aureus üzerine etkili olan etanol ekstraktının MRSA türleri üzerine etkisi olmadığı belirlenmiştir.

Antimikrobiyal aktiviteMikroalglerQuorum sensing
Eda Bozkurt
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Epilobium hirsutum L. ekstresinin prostat kanseri hücre hatlarındaki sitotoksik etkisinin moleküler düzeyde incelenmesi

Bu çalışmada; halk tıbbında birçok prostat hastalığının tedavisinde kullanılan ve ülkemizde doğal olarak yetişen Epilobium hirsutum L. (tüylü yakı otu) bitkisinin, DU 145 ve PC-3 insan androjen bağımsız prostat kanseri hücre hatları üzerindeki sitotoksik etkisinin moleküler düzeyde araştırılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda, ham ekstrelerin ve kaba fraksiyonların hazırlanmasında ʽbiyolojik aktivite rehberli fraksiyonlamaʼ yaklaşımı temel alınmıştır. Bitkinin toprak üstü kısımlarından, maserasyon yöntemiyle A (n-hekzan), B (diklorometan), C (%100 metanol), D (%80 metanol) ve E (su); Soxhlet ekstraksiyonuyla F (n-hekzan); Soxhlet ekstraksiyonu sonrası maserasyon ve geri soğutucu yöntemleriyle G (%80 metanol) ve H (%80 metanol); infüzyon yöntemiyle K (su) kodlu ekstreler elde edilmiştir. Aktif ekstreden ise kaba fraksiyonlama yapılmıştır. Ekstrelerin ve fraksiyonların sitotoksik aktiviteleri, SRB ve XTT hücre canlılık testleriyle taranmıştır. Sitotoksik ekstre/fraksiyon dozlarının neden olduğu ölüm şekli, M30 ELISA ve ikili boyama (Hoechst 33342/propidyum iyodür) yöntemleriyle analiz edilmiştir. Hücre ölüm yolaklarında görevli gen ve protein ekspresyonları ise, kantitatif gerçek zamanlı PZR ve western blot analizleri ile belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre; en güçlü sitotoksik etkiyi E kodlu ekstrenin gösterdiği ve bu ekstreden hazırlanan E1 (kloroform), E2 (etil asetat), E3 (n-butanol) ve E4 (su) kodlu fraksiyonların ekstre kadar etkili olmadıkları tespit edilmiştir. Bu sonuç, ekstredeki etken maddelerin birlikte bulunmaları durumunda sinerjik etki göstermeleriyle açıklanmıştır. Sitotoksik (>IC50) ve sitotoksik olmayan (Anahtar Kelime: Epilobium hirsutum = Epilobium hirsutum

Epilobium hirsutum
Buse Vatansever
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kırmızı lahana (Brassica oleracea L. var. capitata f. rubra) bitkisinin antimikrobiyal, dna koruyucu ve sitotoksik aktivitesinin araştırılması

Günümüzde kardiyovasküler rahatsızlıklar ve kanser hastalıklarının görülme oranları giderek artmakta olup tedavi ve korunma amaçlı farmakolojik özelliklere sahip bitkilerin günlük diyetteki yerleri önem kazanmaktadır. Brassicaceae familyasından kırmızı lahana (Brassica oleracea L.var. capitata f. rubra) fitokimyasal, özellikle fenolik bileşikler, flavonoidler ve antosiyaninler bakımından oldukça zengin bir sebzedir. Çalışmamızda kırmızı lahananın su ve metanol özütleri elde edilmiştir. Bu özütlerin antimikrobiyal aktivitesi: Escherichia coli, Staphylococcus aureus, Stenotrophomonas maltophilia, Yarrowia lipolytica, Candida albicans ve Candida parapsilosis mikroorganzimalarına karşı disk difüzyon yöntemi ile araştırılmıştır. DNA koruyucu aktivitesi ise pBR322 plazmit ve UV-C kullanılarak belirlenmiştir. Sitotoksik aktivite H1299 ve HUVEC hücre hatlarında MTT yöntemi ile incelenmiştir. Çalışmamız sonucunda kırmızı lahana ekstraktlarının test edilen mikroorganizmalara karşı antimikrobiyal aktivitesinin olmadığı saptanmıştır. Metanol özütünün DNA koruyucu aktivitesi sahip olduğu ancak su özütünün aktivitesinin daha düşük olduğu görülmüştür. Diğer yandan, kırmızı lahana metanol ve su ekstraktları H1299 hücreleri üzerinde sitotoksik aktivite göstermemiştir. Daha önceki literatürü gözden geçirerek yaptığımız araştırma sonunda kırmızı lahananın bitkiden izole edildikten sonra biyolojik aktivitesi daha etkin görünen biyolojik olarak aktif bir takım bileşikler içerdiği sonucuna varılmıştır.

Houda Alanı
Gaziantep University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik lenfoid lösemi hastalarında MYD88 gen polimorfizmi

Lösemi, kan hücrelerinin özellikle de akyuvarların normalin üzerinde çoğalması ile kendini gösteren ve vücuttaki kan üretimini etkileyen bir kanser türüdür. Lösemiler akut veya kronik olarak ve tümörün yayılım ve gelişim özelliklerine göre sınıflandırılırlar. Kronik lenfosit lösemide (KLL), kanser hücreleri kemik iliğinde, kanda ve lenf nodlarında bulunurlar. Bu nedenle bu çalışmada KLL hastalarının MYD88 geninde meydana gelen polimorfizmlerin etkileri araştırıldı. Bu amaçla KLL tanısı almış 100 hasta ve kanser öyküsü bulunmayan 70 sağlıklı birey kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edildi.KLL hastalarından ve kontrol gruplarından DNA izole edildi. MYD88 (L265p T/C) promotör bölgelerindeki polimorfizmler RT-PCR ile çalışıldı. Genotip ve allel frekansları direkt olarak hesaplandı. KLL hastaları ve kontrol grupları arasındaki genotipik dağılımların istatistiksel önemi Z Oranlar testi ve Fisher's Exact test ile değerlendirildi.100 KLL hastasında MYD88 L265p T/C bölgesi için, 95 yabanıl tip TT, 3 TC ve 5 mutant tip CC genotipi tespit edildi. MYD88 L265p T/C bölgesinde KLL hastaları ile kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmedi (p> 0.05). Bölgenin alel frekanslarınagöre T ve C için sırasıyla 0,965 ve 0,0065 olarak belirlenmiştir. Fisher's Exact sonuçlarına göre sırasıyla TT için %0,078, TC için %0,078 ve Mutant için %0,269 olarak hessaplanmıştır.Araştırmaya dahil olan hastaların MYD88 genotip frekansları istatiksel olarak KLL hastaları ile ilişki görünmemektedir. Bu nedenle araştırmanın yeniden yapılması durumunda KLL hastalarının sayılarına daha fazla örneklem eklenerek yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: KLL, MYD88, Polimorfizm, Real-Time PCR

Naciye İrem Yikrik
Gaziantep University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kolorektal kanserli hastaların tümörlü ve sağlıklı dokularında miR-485-3p ve miR-4728-5p ekspresyon düzeylerinin araştırılması

Kolorektal kanser, en sık rastlanan kanser türlerinden olup; genetik faktörler, çevresel etkenler ve sindirim sistemi rahatsızlıkları gibi nedenlere bağlı olarak gelişen bir kanserdir. Özellikle son çalışmalar ile kolorektal kanser mekanizmalarının anlaşılması ve erken tanının belirlenmesi amaçlanmıştır. Önceki çalışmalar, mikro RNA (miRNA)'ların kolorektal kanserde protein kodlayan genlerin ifadelerini düzenlediğini bildirilmiştir. Bu tez çalışmasında, kolorektal kanser hastalarının dokularında miR-485-3p ve miR-4728-5p ekspresyon seviyelerindeki farklılıkların ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu çalışma, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Yerel Etik Kurulu tarafından onay alınmış ve araştımaya katılan tüm katılımcılar bilgilendirilmiş onam formunu imzamışlardır. Çalışmada, Gaziantep Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı'nda kolorektal kanser teşhisi konulmuş toplam 59 hastanın tümör ve komşu sağlıklı dokuları kullanılmıştır. Kolorektal kanser hastalarının hem tümör hem de komşu sağlıklı dokularından RNA ekstrakte edilmiş ve cDNA sentezlenmiştir. Daha sonra miR-485-3p ve miR-4728-5p'nin ekspresyon seviyeleri kantitatif Real-Time PCR metodu kullanılarak belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda kolorektal kanserli dokularda komşu sağlıklı dokulara kıyasla miR-485-3p ve miR-4728-5p düzeylerinin istatiksel olarak anlamlı derecede azaldığı tespit edilmiştir (p˂0,05). Sonuç olarak, miR-485-3p ve miR-4728-5p'nin kolorektal karsinogenezisinde tümör baskılayıcı olarak önemli biyolojik belirteçler olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kolorektal kanser, ekspresyon seviyesi, miRNA 485-3p, miRNA 4728-5p, RT-PCR

Enes Çakı
Gaziantep University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uludağ Milli parkındaki Sarıalan ve Kirazlıyayla piknik alanlarındaki antropojenik aktivitelerin epifitik liken çeşitliliği üzerine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmada Uludağ Milli Parkında Kirazlıyayla ve Sarıalanda piknik alanlarının Abies nordmanniana (Stev.) Spach. subsp. bornmuelleriana (Uludağ Köknarı)'nın gövdesi üzerindeki epifitik liken çişitliliği ve tür kompozisyonunu nasıl etkilediği değerlendirilmiştir. Abies gövdesi üzerinden toplam 74 tür bulunmuştur. Kirazlıyayla'dan 58 tür tespit edilmiştir. Bunlardan 16'sı sadece kontrol alanında, 25'i sadece piknik alanında ve 17'si hem kontrol hem de piknik alanlarında bulunuyor. Diğer bir araştırma alanı olan Sarıalan'da ise 57 tür bulunmuştur. Bunlardan 24'ü sadece kontrol alanında, 12'si sadece piknik alanında ve 21'i hem kontrol hem de piknik alanlarında bulunuyordu. Uludağ Milli Parkı Kirazlıyayla ve Sarıalan piknik alanlarında tespit edilen epifitik liken türlerinin frekans ve örtü değerleri arasında Kirazlıyayla ( R2=0,756) ve Sarıalan (R2=0,762) % 76'lık pozitif yönde anlamlı korelasyon bulunmaktadır. Uludağ Milli Parkındaki epifitik liken çeşitliliği, kontrol ve piknik alanları arasında önemli ölçüde farklı bulunmuştur. Bryoria capillaris, Bryoria fuscescens, Evernia prunastri, Hypogymnia tubulosa, Lecanora intumescens, Parmelia sulcata, Phlyctis argena, Pseudevernia furfuracea, Ramalina farinacea, Rinodina capensis, Usnea filipendula ve U. glabrescens hem Kirazlıyayla hem de Sarıalan'da kontrol alanının gösterge türleridir. Candelariella xanthostigma, Lecanora cinereofusca, Lecidella elaeochroma ve Melanohalea laciniatula hem Kirazlıyayla hem de Sarıalan'daki piknik alanı için gösterge türlerdir Kirazlıyaylada ortam nispi nemi kontrol alanına kıyasla piknik alanında anlamlı şekilde azalmaktadır. Sarıalanda ortam nispi nemi ile Shannon çeşitlilik değeri (SD) ve liken çeşitlilik değeri (LDV) arasında pozitif yönlü, ışık miktarı ile negatif yönlü anlamlı ilişki görülmektedir. Ortam nemi ile liken çeşitliliği arasında pozitif ilişkinin bulunması, ortam neminin epifitik liken gelişimi üzerine son derece önemli etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlardan ortam nemi ve ışık miktarının epifitik liken çeşitliliğinin şekillenmesinde önemli iki çevresel faktör olduğunu söyleyebiliriz.

Hülya Öztürk Kula
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vigna radiata ekotiplerinde genetik çeşitlilik ve filogenetik ilişkilerin belirlenmesi

Maş fasulyesi, dünyada tropik ve subtropik iklim koşullarında yetiştirilen önemli bir baklagil bitkisidir. Bu tarım bitkisinin besin içeriği açısından zenginliği ve kısa dönem içerisinde hasata hazır olması bitki rotasyon sistemlerinde önemli tane baklagil haline gelmesini sağlamaktadır. Türkiye'de mercimek, nohut ve fasulye gibi tane baklagillerin tarımı yaygın olarak yapılmaktadır. Bundan dolayı genetik ve moleküler çalışmalar ağırlıklı bu bitkilerde yapılmaktadır. Maş fasulyesi diğer baklagil bitkilerinden araştırma açısından geride kalmasına rağmen Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgeleri'nde tarımı yapılmaktadır. Türkiye'de maş fasulyesinin moleküler karakterizasyonu ve genetik çeşitliliği çalışmalarına literatür taraması sırasında rastlanmamıştır. Maş fasulyesinde bu zamana kadar yapılan çalışmalarda genel olarak fenotipik ve zirai önemi üzerinde durulmuştur. Bu durum genetik çeşitlilik açısından değerlendirilme yapılabilmesi bilgi eksikliğinden dolayı genetik kaynakların doğru değerlendirilmesini ciddi ölçüde sınırlamaktadır. Bu çalışmanın amacı; morfolojik olarak birbirine benzer olanların toplandığı maş fasulyesi tohumlarında DNA barkodlama yapılarak filogenetik analiz ile teşhisler sonrasında RAPD ve ISSR markır sistemleri yardımıyla genetik çeşitliliği belirlemektir. Çalışmamızda Gaziantep, Kahramanmaraş, Adıyaman, Ankara ve Malatya illerinde tarımı yapılan tohumları toplanan maş fasulyesi külti-genlerinin RAPD, ISSR ve DNA barkod markır sistemleri kullanılarak genetik çeşitlilik ve filogenetik analizler gerçekleştirilmiştir. Çalışmamız Türkiye'de tarımı yapılan maş fasulyesi popülasyonunun ilk genetik karakterizasyonu çalışması olma özelliğini taşımaktadır.

Meral Demral
Gaziantep University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

CuO nanopartiküllerine Lemna gibba L.'nin fizyolojik yanıtları

Bu çalışma, farklı CuO NP' (NP) konsantrasyonlarının sucul bir makrofit olan Lemna gibba üzerindeki bazı fizyolojik etkilerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Makrofitler Gaziantep ilindeki doğal kaynaklardan toplanmıştır. Bunlar kontrollü iklim kabininde iki hafta boyunca aklimasyona tabi tutulmuştur. Sağlıklı makrofitler 0, 25, 50 ve 100 mg/L CuO NP konsantrasyonlarının etkisi altında yetiştirilmiştir. Uygulamalardan sonra bazı fizyolojik değişiklikler tespit edilmiştir. Taze ve kuru ağırlıkta artan CuO NP derişimleriyle birlikte azalmalar tespit edilmiştir. Pigment içeriği sonuçlarında azalmalar belirlenmiştir. Toplam karbohidrat ve toplam fenolik madde içeriklerinde azalmalar görülmüştür. Buna karşılık, protein olmayan sülfhidril gruplarının içeriğinde önemli artışlar tespit edilmiştir. Ayrıca, hidrojen peroksit ve malondialdehit içerikleri arasında pozitif bir korelasyon bulunmuştur. Sonuç olarak, yüksek CuO NP konsantrasyonlarının L. gibba dokularında strese neden olduğu gösterilmiştir.

Abiyotik stresBitki fizyolojisiNanopartiküller+1
Şeyda Yılmaz
Gaziantep University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

DNA methylation profiling of ING1 gene in triple negative breast cancer

Due to the high incidence of triple-negative breast cancer in women globally, which is characterized by poor diagnosis and treatment, there was a need to search for new and innovative ways to diagnose and investigate this type of breast cancer at the epigenetic level. Epigenetic inheritance is the key to understanding diseases and the physiological changes in the organs and tissues of the body, and global and normal precancerous breast cancer in particular. DNA methylation plays an essential role in the pathogenesis of diseases in the human body. Understanding gene expression, epigenetics, and DNA methylation and their relationship to the ING1 tumor suppressor gene family can contribute to the development of treatment for triple- negative breast cancer. Through our research, we investigated the relationship between methylation of the ING 1 promoter site and triple-negative breast cancer. As a result of this study, we found the relative methylation rate was 93.5% in our triple- negative breast cancer samples. We noticed an increase in DNA methylation in triple breast cancer cells, which may be related to its expression decreasing in this aggressive breast cancer subtype. We suggested the ING-1 gene may be a potential marker for the early diagnosis of triple-negative breast cancer. We used 92 samples taken from women diagnosed with triple breast cancer with different stages of cancer. We found a close relationship between DNA methylation and this type of breast cancer. We also found a decrease in the expression of the ING-1 gene in the cells. As 93.5% of the samples showed the presence of DNA methylation, and only 6% showed un-methylation.

Alaa Anwer Ezzat Ezzat
Gaziantep University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kolorektal kanserli dokularda mirna ekspresyon seviyelerinin belirlenmesi

Kolorektal kanser dünyada en sık rastlanan kanser türleri arasında yer almakta olup farklı fenotiplere yol açan farklı moleküler yolaklara sahip heterojen bir hastalıktır. Bu nedenle hastalığın erken tanısına yönelik çok sayıda araştırma yapılmaktadır. MikroRNA'lar (miRNA), hedef mRNA'nın moleküler yolağındaki özelliğine göre, tümör baskılayıcı ve onkogenik özellik göstermektedir. Son yıllarda miRNA'ların işlevlerinin ve kanser gelişimindeki rollerinin belirlenmesiyle, hem kanserlerin moleküler patolojisinin anlaşılmasında hem de moleküler hedeflere yönelik yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesinde destek olmuştur. Bu tezin amacı kolorektal kanserli hastalarda miR-639, miR-641, miR-1915-3p ve miR-3613-3p ekspresyon düzeylerinin ve bu miRNA'ların hastalığın tanısındaki potansiyellerinin belirlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda kolorektal kanserli 59 hastadan tümörlü ve sağlıklı komşu doku örnekleri toplanmıştır. Kantitatif Real Time-PCR yöntemiyle miR-639, miR-641, miR-1915-3p ve miR-3613-3p ekspresyon seviyeleri belirlenmiştir. Çalışma sonucunda miR-639 (p = 0.000), miR-641 (p = 0.000) ve miR-3613-3p (p = 0.000)'nin ekspresyonunun tümörlü dokularda normal dokulara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı, miR-1915-3p (p = 0.032)'nin ekspresyonun ise anlamlı düzeyde arttığı tespit edilmiştir. Bununla beraber miR-639'un düşük ekspresyonu ile hastalığın ileri evresi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak miR-639, miR-641 ve miR-3613-3p'nin kolorektal kanser patogenezinde tümör baskılayıcı, miR-1915-3p'nin ise onkojenik rol oynadığını ve tanıda kullanılabilecek yeni biyomarkırlar olabileceği düşünülmektedir.

Ruşen Avşar
Gaziantep University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Altındağ (Nizip/Gaziantep) florası

Bitki çeşitliliği, doğal ekosistemlerin ana bileşenlerinden biridir ve ekosistemlerin işlevselliğini ve sağlığını korumada kritik bir rol oynar. Alan florasının incelenmesi, bölgeye özgü bitki türlerinin dağılımını ve çeşitliliğini anlamamıza yardımcı olan önemli bir araştırma alanıdır. Bu çalışma, Altındağ (Nizip/Gaziantep) florasını tespit etmek amacı ile yapılmıştır. 2021 ve 2023 yılları arasında gerçekleştirilen arazi çalışmaları sonucunda 611 bitki örneği toplanmıştır. Toplanan bitki örneklerinin değerlendirilmesi yapılmış olup 54 familya ve 236 cinse ait 319 tür, 49 alttür ve 28 varyete olmak üzere toplamda 396 takson tespit edilmiştir. Araştırma alanında bulunan başlıca büyük ilk 5 familya: Fabaceae 51 (%12,88), Asteraceae 46 (%11,62), Lamiaceae 30 (%7,58), ve Apiaceae 26 (%6,57), Poaceae 21 (%5,30) ve sırasıyla büyük ilk 5 cins ise: Convolvulus 8 (%2,02), Trifolium 8 (%2,02), Euphorbia 7 (%1,77), Vicia 7 (%1,77), Hypericum 7 (%1,77), şeklindedir. Araştırma alanında 11 endemik takson (%3) tespit edilmiştir. Taksonların fitocoğrafya bölgelerine göre dağılımı: 96 takson (%24) İran-Turan elementi, 67 takson (%17) Akdeniz elementi ve 4 takson (%1) ise Avrupa-Sibirya elementi ile ilişkilendirildiği; 228 taksonun ise (%58) çok bölgeli ya da bölgesel ilişkisinin belirlenemediği tespit edilmiştir. Araştırma alanında tespit edilen 13 taksonun tehlike kategorileri: CR (2 takson), EN (2 takson), CD (1 takson), DD (1 takson), LC (2 takson) ve VU (5 takson) olarak belirlenmiştir.

Bitki taksonomisiBitki çeşitliliğiBiyolojik çeşitlilik
Ebru Bozlar
Gaziantep University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Gaziantep'te (Türkiye) trafik kökenli ağır metal kirleticilerinin bazı toprak enzim aktiviteleri üzerine etkileri

Bu çalışmada trafik kaynaklı potansiyel toksik elementlerin (PTE) toprakların mikrobiyal ve enzimatik aktiviteleri üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç için yol kenarlarındaki karışık antepfıstığı (Pistacia vera L.) ve zeytin (Olea europaea L.) bahçelerinden 80 toprak örneği toplanmış ve örneklerin seçili genel özellikleri, besin elementleri, PTE içerikleri ile toprak mikrobiyal ve enzimatik aktivitesine ait içerikleri analiz edilmiştir. PTE kaynakları, çoklu istatistiksel yöntemlerle belirlenmiş, kirlilik düzeyleri ekolojik ve çevresel indekslere göre değerlendirilmiştir. PTE bolluğunun Fe>Mn>Ni>Cr>Zn>Pb>Cu>Co>Cd olduğu bulunmuştur. Toprakların %53,13'ünün Ni, %15,63'ünün ise Cr içerikleri bakımından yasal sınırları aştığı belirlenmiştir. Çoklu istatistiksel analiz sonuçlarına göre Co, Cr, Cu, Fe, Mn, Ni ve Pb'nin litojenik, Cd ve Zn'nin ise antropojenik kökenli olduğunu saptanmıştır. Toprakların, Ni ve Pb bakımından orta, Cd ve Cr bakımından ise düşük düzeyde kirlendikleri ve toprakların tarımsal üretim açısından veriminin düştüğü bulunmuştur. ALP üzerine inorganik ve organik gübreleme sonucu zenginleştiği belirlenen Cd'nin olumsuz, Zn'nin ise olumlu ve litojenik PTE'lerin ise ASP ve ÜRA üzerine olumsuz, KAT, ALP, BSR ve C/N üzerine ise olumlu etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Taşıt trafiğinin oluşturduğu emisyonların mikrobiyal ve enzimatik aktiviteler üzerine önemli düzeyde etkisi olmadığı sonucuna varılmıştır.

Gaziantep
Mustafa Demir
Gaziantep University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğu Akdeniz bölgesi bitkileri

öz YÜKSEK LİSANS TEZÎ DOĞU AKDENİZ BÖLGESİ BİTKİLERİ DENİZ KARAÖMERLİOĞLU ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman:Prof. Dr. Atabay DÜZENLİ Yıl: 1999, Sayfa:203 Jüri:Prof. Dr. Atabay DÜZENLİ Doç. Dr. K. Tuluhan YILMAZ Yrd. Doç. Dr. Necattin TÜRKMEN Bu çalışma; Doğu Akdeniz Bölgesi'nin sahip olduğu bitki türlerini ve bunların botaniksel özelliklerini ortaya koymak amacı ile yürütülmüştür. Doğu Akdeniz Bölgesine ait bitkiler ve bu bitkilere ait bilgiler (sistematik bilgiler, ömürleri, yapılan, hayat formları, kromozom sayılan, ilk ve son çiçeklenme zamanı, spor olgunlaşma zamam, Türkiye'de Grid sisteme göre bulunduğu kareler, Doğu Akdeniz Bölgesinde bulunduğu yerler, Türkiye'deki genel dağılımı, Dünyadaki genel dağılımı, habitat özellikleri, Türkiye'de bulunduklan minimum ve maksimum yükseklikleri, tip örnekleri, tanımlandığı yerler, endemizim durumu, fitocoğrafik bölgeler, Türkiye'deki tehlike sınıflan, Türkçe adlan, zehirli olanlar, tıbbi özelliğe sahip olanlar, sanayide kullanılanlar, gıda olarak değerlendirilenler, süs bitkisi olarak değerlendirilenler, kültürü yapılanlar) bir araya getirilmiş ve bu bilgilerin değerlendirilmesi yapılmıştır. Buna göre; Doğu Akdeniz Bölgesi florasının; 145 familya'ya ait 927 cins ve bu cinslere ait toplam 4106 tür ve tür altı düzeyde taksondan oluştuğu saptanmıştır. Bölge florasının en hakim familyalar olan Legüminosae 472 takson ve Composüae 463 takson içermektedir. En çok tür içeren ilk iki cinsten Astragalus 117 takson ve Verbascum 80 taksona sahiptir. Endemik takson sayısı ise 996 olup endemizm oram %24,4'dür. Bunlardan 933'ü Red Data Book'a göre beş farklı tehlike sınıfı içerisinde yer alır. Araştırma alanında saptanan 4106 bitkiden; 1291'i Akdeniz, 1017'si İran-Turan, 358'i Avrupa-Sibirya elementi ve 107'si kozmopolit taksonlardır. Araştırma alanında bulunan taksonlardan 828 takson tıbbi amaçlı olarak kullamlmaktadır. Saptanan taksonlardan 465 takson zehirli sınıfına girmektedir. 4106 taksondan 238'i gıda, 23'ü süs bitkisi, 78'inin kültürü yapılmakta ve 114'ü sanayi alanlarında kullamlmaktadır. Anahtar Kelimeler: Doğu Akdeniz, Flora, Takson, Fitocoğrafya, Endemizim.

Bitki coğrafyasıDoğu Akdeniz bölgesiFlora+1
Deniz Karaömerlioğlu
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
1999
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bazı Tanacetum L. türlerinde antimikrobiyal aktivite ve minimum inhibitör konsantrasyon tayini

Lale Özcan
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toprak izolatı Pseudomonas suşlarının pestisit biyo parçalama düzeyleri

Bu çalışmada toprak izolatı Pseiıdomonas sp. suşlarmın klorpirifos'u biyolojik olarak parçalaması ve parçalanma ürünleri araştırılmıştır. Pestisit uygulanmış topraktan izole edilen ve P3, P4 ve P15 suşlan Pseiıdomonas sp. olarak tanımlanmış ve çalışmalarda kullanılmıştır. Bu suşlann minimal tuzlar besiyerinde klorpirifos'u parçaladığı belirlenmiştir. P3 ve P15 suşlannın klorpirifos'lu besiyerindeki bakteri gelişimi klorpirifos'suz besiyerindekinden iki kat daha fazla olduğu saptanmıştır. Klorpirifos miktarmdaki en yüksek düşüşün olduğu periyotlarda, toplam bakteri sayısında en yüksek artışın olduğu belirlenmiştir. Klorpirifos'un besiyerlerindeki azalışı gaz kromotografisi (GK) ile analiz edilmiştir. P4 susunu diğer suşlardan daha hızlı olarak klorpirifos'u parçaladığı belirlenmiştir. İnkübasyonun 12 saatinde besiyerinde klorpirifos'un %89.1'inin azaldığı belirlenmiş 48. saatte besiyerinde klorpirifosun başlangıçtaki konsantrasyonunun sadece %4.3'ünün kaldığı tespit edilmiştir. P3 susu ilk 12 saatte başlangıçtaki klorpirifos'un %76.1'ini parçaladığı, P15 susunun ise %51.2'sini parçaladığı belirlenmiştir. Kontrol besiyerindeki klorpirifos miktarındaki azalış bakteriyle yapılan çalışmalara oranla çok fazla olmadığı tespit edilmiştir. Kontrol besiyerindeki klorpirifos miktarında inkübasyonun 12. saatinde başlangıçtaki konsantrasyonunun sadece %3.4'ünün azaldığı tespit edilmiştir. 96. saatte bakterili besiyerlerinde hiç klorpirifos tespit edilemezken kontrol besiyerinde klorpirifos'un %42.3'ünün sıvı çözeltide parçalanmadan kaldığı belirlenmiştir. 96. saatteki parçalanma ürünlerinin tayini gaz koromatografisi kütle spektrometresi (GK-KS) birleşik sistemi kullanılarak belirlenmiştir. Bakteriyle çalışılan besiyerlerinde klorpirifos'un parçalanma ürünü olan 3,5,6-trikloro-2-piridinol (TKP) tespit edilmiştir. Kontrol besiyerinde ise besiyerinde kalan klorpirifos piki oldukça belirgin bir şekilde gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Pseudomonas sp., Klorpirifos, Biyolojik Parçalanma, TKP, GK-KS

Biyolojik parçalanmaGaz kromatografisiKlorpirifos+2
Ayşenur Kaya
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2003
00
DoktoraAçık ErişimTR

Aksu (Kahramanmaraş) nehrinin bakteriyolojik kirlilik düzeyinin belirlenmesi ve Enterobacteriaceae üyelerinde antibiyotik ve ağır metal dirençliliği

Bu çalışmada Aksu nehrindeki Enterobacteriaceae grubuna ait bakteriler, bu bakterilerin antibiyotik ve ağır metal dirençliliği ile bu dirençliliğin eliminasyonu ve dirençlilik transferi incelenmiştir. Aksu nehrinde bakteriyel kirliliğin yoğun olduğu belirlenmiştir. Su örneklerinden Enterobacteriaceae familyasına ait 67 suş izole edilmiş olup, izolatlar arasmda E. coli %612, Klebsiella sp. %29.8, Citrobacter sp. %1.5, Pseudomonas sp. %1.5 oranında temsil edilmektedir. tzole edilen suşlarda KP, ATM, CRP, CZ, SAM, FOX, IPM, CEF, CFZ, CRO, MER, CTX antibiyotiklerine karşı dirençlilik testi yapılmış olup, %76.1'inde çoklu antibiyotik dirençliliği tesbit edilmiştir. Bu izolatlann Ni, Cd, Cu, Cr ağır metalleri için dirençlilik frekansı belirlenmiştir. Bu ağır metallere karşı bakterilerin %94'ünün çoklu ağır metal dirençliliği gösterdiği bulunmuştur. Nitrocephin metoduna göre bakterilerin beta-laktamaz üretme yetenekleri test edilmiş ve bu izolatlann %49.3'ünün beta-laktamaz ürettiği bulunmuştur. Beta-laktamaz testi sonucu pozitif olan 1 1 suş Ethidium Bromid ile dirençlilik eliminasyon testine tabi tutulmuş ve KP, ATM, CRP, CZ, SAM, FOX, IPM, CEF, CFZ, CRO, MER antibiyotikleri için farklı oranlarda dirençlilik eliminasyonu saptanmıştır. E.coli ve Klebsiella sp. cinsleri arasmda yapılan konjugasyon denemelerinde KP, ATM, CRP, CZ, SAM, FOX, IPM, CEF, CFZ, CRO, MER antibiyotikleri için konjugasyon gerçekleşmiştir. Konjugantlardan plazmid izolasyonu yapılarak, plazmid DNA' sı agaroz jel elektroforezinde separe edilmiş, plazmid saptanamamıştır. Herhangi bir arıtma işlemine tabi tutulmadan şehirsel ve endüstriyel atıkların akarsular gibi yüzey sularına verilmesinin bakterilerde antibiyotik ve ağır metal dirençliliğini artırdığı, enfeksiyon hastalıklarına neden olan bakteriler ile antibiyotik ve ağır metal dirençliliğinin akarsular tarafından geniş alanlara yayıldığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Aksu Nehri, Enterobacteriaceae, Dirençlilik, Konjugasyon.,

Aksu NehriDirençlilikEnterobacteriaceae+2
Sevil Toroğlu
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2003
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pimplea turionellae L. erginlerinin eşey oranına suda çözünen vitamin karışımının farklı derişimlerinin etkileri

Bu çalışmada, farklı derişimlerdeki suda çözünen vitamin karışımının bir endoparazitoid hymenopter türü olan Pimpla turionellae L. (Hymenoptera: Ichneumonidae) erginlerinin eşey oranı üzerine etkileri kimyasal yapısı belirli sentetik besinler kullanılarak incelenmiştir. Besinin vitamin karışımım içermemesi toplam ergin çıkışım önemli derecede etkilememiştir. Besindeki vitamin karışımının kontrole oranla iki katma çıkartılması (%0.426) böceğin eşey oranına kontrole oranla önemli bir etkide bulunmazken, vitamin oranının kontrolün yarısına düşürülmesi (%0.142) veya besinin vitamin içermemesi dişi birey çıkışını önemli düzeyde etkileyerek düşürmüştür. P. turionellae erginlerinin maksimum sayıda dişi birey üretebilmeleri için besinlerinde en azından %0.284 oranında vitamin karışımı içermesi gerektiği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Pimpla turionellae, eşey oranı, vitamin.

Sayad Kocahan Soltanova
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2003
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cyprinus carpio'da bakırın karaciğer ve solungaç dokularında birikimi ve metal bağlayıcı protein sentezine etkisi

öz YÜKSEK LİSANS TEZİ CYPRİNUS ÇARPIMDA BAKIRIN KARACİĞER VE SOLUNGAÇ DOKULARINDA BİRİKİMİ VE METAL BAĞLAYICI PROTEİN SENTEZİNE ETKİSİ Özgür FIRAT ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman: Prof. Dr. Ferit KARGIN Yıl:2004., Sayfa :59 Jüri: Prof. Dr. Ferit KARGIN : Prof. Dr. Seyhan TÜKEL : Yrd. Doç. Dr. Hatice K. GÜVENMEZ Bu araştırmada 0.1 ve 1.0 ppm derişimlerinde Cu içeren ortama 10 ve 20 günlük sürelerle bırakılan Cyprinus carpiö'mm. karaciğer ve solungaçlarında bakırın birikimi ve metal bağlayıcı protein düzeylerine etkisi incelenmiştir. Denenen tüm koşullarda organlardaki bakır birikimi süreye ve ortam derişimine bağlı olarak artmıştır. En yüksek bakır birikimi karaciğerde bulunmuş, bunu solungaç dokusu izlemiştir. C. carpiö>ram karaciğer ve solungaç proteinleri SDS-poliakrilamid jel elektroforez yöntemiyle saptanmıştır. Çalışılan tüm konsantrasyonlarda, karaciğerde 40-54 kDa arasında orta molekül ağırlıkta (OMAP) 5 band, 66-170 kDa arasında yüksek molekül ağırlıklı (YMAP) 6 band olmak üzere toplam 11 protein bandı, solungaçlarda ise 64-101 kDa arasında YMAP'den 4 band ve 25-48 kDa arasmda OMAP'den 5 band olmak üzere toplam 9 protein bandı saptanmıştır. Deney gruplarının tümünde karaciğerde saptanan 11 protein bandının densitometredeki ölçümlerin de 170, 136, 113 ve 88 kDa olan YMAP bantlarında ve 40 kDa OMAP bandının protein yoğunluğu kontrol balıklarıyla karşılaştırıldığında önemli derecede artmıştır. Solungaçlarda ise 90 ve 72 kDa olan YMAP bandlannda ve 30, 26 ve 25 kDa olan OMAP bantlarının protein yoğunluklanmn önemli oranda arttığı belirlenmiştir. Hem karaciğer hem de solungaçlarda protein bantlanndaki yoğunluk artışı derişim ve süre açısından bir ayrım göstermemiştir. Anahtar Kelimeler :Bakır, Balık, Birikim, Metal Bağlayıcı Protein, Cyprinus carpio

Özgür Fırat
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2004
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadmiyum'un Clarias lazera (Valenciennes, 1840)'nın solungaç, karaciğer, böbrek, dalak ve kas dokularındaki birikim ve eliminasyonu

oz YÜKSEK LİSANS TEZİ KADMİYUM'UN Clarias lazera (Valenciennes, 1840)'nın SOLUNGAÇ, KARACİĞER, BÖBREK, DALAK ve KAS DOKULARINDAKİ BİRİKİM ve ELİM İNASYONU Serda KARAYAKAR ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman: Prof. Dr. Cahit ERDEM ikinci Danışman Yü Jüri Yrd. Doç. Dr. Bedii CİCİK 2004, Sayfa: 34 Prof. Dr. Cahit ERDEM Prof. Dr. Nevin ÜNER Doç.Dr. M. Z Lugal GÖKSU Yrd. Doç. Dr. Bedii CİCİK Yrd. Doç. Dr. Özcan AY Clarias lazera ile yapılan bu araştırmada kadmiyumun 0.25, 0.50 ve 1.00 ppm ortam derişimlerinin etkisinde 30 gün süre ile solungaç, karaciğer, böbrek, dalak ve kas dokularındaki birikimi ile bunu izleyen 15, 30 ve 45 günlük periyotlarda bu dokulardan depurasyon düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Doku metal düzeylerinin belirlenmesinde ICP-AES spektrofotometrik yöntemi kullanılmıştır. Denenen ortam derişimlerinin etkisinde kadmiyum birikiminin kontrole oranla tüm dokularda önemli düzeyde arttığı, en fazla birikimin böbrek dokusunda olduğu, bunu sırasıyla karaciğer, dalak, solungaç ve kas dokularının izlediği saptanmıştır. Farklı ortam derişimlerinin 30 gün etkisi sonunda belirlenen depurasyon periyotlarında ise dalak ve karaciğer dokusunda herhangi bir değişim gözlenmemiş, solungaç ve kas dokusundaki metal düzeyinde genel olarak bir azalma, böbrek dokusunda ise bir artış belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Clarias lazera, Kadmiyum, Birikim, Depurasyon

Serda Karayakar
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2004
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kadmiyumun Cyprinus carpio (L. 1758)'da serum parametrelerine etkileri ve doku birikimi

ÖZ DOKTORA TEZİ KADMİYUMUN Cyprinus carpio (L. 1758)'DA SERUM PARAMETRELERİNE ETKİLERİ VE DOKU BİRİKİMİ SahireKARAYTUG ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman : Prof. Dr. Cahit ERDEM İkinci Danışman : Yrd. Doç. Dr. Bedii CİCİK Yd : 2004, Sayfa: 50 Jüri : Prof. Dr. Cahit ERDEM Prof. Dr. Nevin ÜNER Doç. Dr. M.Z. Lugal GÖKSU Yrd. Doç. Dr. Bedii CİCİK Yrd. Doç. Dr. Özcan AY Cyprinus carpio 1, 3, 15 ve 30 gün sürelerle kadmiyumun 0.1, 0.2, 0.4 ve 0.8 ppm ortam derişimlerinin etkisinde bırakılarak yürütülen deneylerde metalin solungaç, karaciğer, böbrek, dalak, kas ve beyin dokularındaki birikimi ile serum aminotransferaz, total protein, albumin ve glukoz düzeylerindeki değişimler belirlenmiştir. Doku metal düzeylerinin belirlenmesinde ICP-AES, serum parametrelerinde ise otoanalizatör spektrofotometrik yöntemler kullanılmıştır. Kadmiyum etkisinde çalışılan tüm dokularda kontrole oranla önemli düzeyde birikim belirlenirken, dokular arasında aşağıdaki ilişki saptanmıştır; Böbrek > Solungaç > Karaciğer > Dalak > Kas > Beyin Metalin kısa süreli etkisinde, serum aminotransferaz, total protein, albumin ve glukoz düzeylerinin kadmiyumdan etkilendiği, sürenin uzamasıyla bu etkinin ortadan kalktığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Cyprinus carpio, Kadmiyum, Birikim, Serum, Enzim

Sahire Karaytuğ
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2004
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğu Akdeniz kıyı kumul ekosistemlerindeki bitki süksesyonu ile mikoriza arasındaki ilişkiler üzerine bir çalışma

KumullarMikorizaSıralı değişim
Çiğdem Karataş
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2004
00
DoktoraAçık ErişimTR

Adana, Mersin ve Osmaniye illerinde bulunan pyraloidea (lepidoptera) faunası üzerine taksonomik-sistematik çalışmalar

Öz DOKTORA ADANA, MERSİN VE OSMANİYE İLLERİNDE BULUNAN PYRALOIDEA (LEPIDOPTERA) FAUNASI ÜZERİNE TAKSONOMİK-SİSTEMATİKÇALIŞMALARErol ATAY ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman: Prof. Dr. İskender EMRE Yıl: 2005, Sayfa: 267 Üye : Prof. Dr. Rıfat ULUSOY Yrd. Doç. Dr. Erdal SERTKAYA Yrd. Doç. Dr. Pınar ÖZALP Yrd. Doç. Dr. Mehmet SULANÇ Bu çalışmada; Adana, Mersin ve Osmaniye illerinde bulunan Pyraloidea (Lepidoptera) faunası türlerinin tespit edilmesi amaçlanmışta. Örnek toplama işleri Mart 2003-Kasım 2004 tarihleri arasında Doğu Akdeniz Bölgesi'nde, Adana, Mersin ve Osmaniye il merkezleri ve bu illere bağlı ilçe ve köyler, Aladağlar ve İç Toroslar'da farklı yükseklikler, farklı iklim koşullan ve değişik türlerdeki bitki örtüsüne sahip lokalitelerde, atrap, beyaz perde ve ışık tuzağı kullanarak yapılmışta. Ayrıca arazide toplanan tırtıllar ve pupalar laboratuara getirilmiş ve bunlardan erginler elde edilmiştir. Bu çalışmalar sonucunda, Adana, Mersin ve Osmaniye Pyraloidea faunasına ait Pyralidae ve Crambidae familyaları, 12 alt familya, 69 cins ve 92 tür tespiti yapılmışta. Ayrıca, Pyraloidea faunasına ait 9 tür ülkemiz için yeni kayıt niteliğindedir. Bu örneklere ait familya, altfamilya ve tür tam anahtarları hazırlanarak teşhiste kullanılan önemli morfolojik karakterlerin şekilleri verilmiş ve erginlerin fotoğrafları verilmiştir. Türlerin tarifleri yapılarak her biri hakkında biyolojik bilgiler verilmiştir. Anahtar kelimeler: Adana, Mersin, Osmaniye, Pyraloidea, sistematik.

Erol Atay
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2005
00
DoktoraAçık ErişimTR

Brachidontes pharaonis'de ağır metal, total protein ve MDA düzeyleri ile enzim aktivitelerinin mevsimsel değişimi

ÖZ DOKTORA TEZİ Brachidontes pharaonis'de AĞIR METAL, TOTAL PROTEIN VE MDA DÜZEYLERİ İLE ENZİM AKTİVİTELERİNİN MEVSİMSEL DEĞİŞİMİ Fahri KARAYAKAR ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman: Prof. Dr. Cahit ERDEM İkinci Danışman: Yrd. Doç. Dr. Bedii CİCİK Yd : 2005, Sayfa: 80 Jüri : Prof. Dr. Cahit ERDEM Prof. Dr. Nevin ÜNER Prof. Dr. Ö.Osman ERTAN Yrd. Doç. Dr. Bedii CİCİK Yrd. Doç. Dr. Özcan AY Bu araştırmada Mersin sahil şeridinde yaygın olarak bulunan Brachidontes pharaonis'ia solungaç, hepatopankreas ve kas dokularındaki Cu, Zn, Cd, Cr ve Pb birikim düzeyleri ile total protein, lipid peroksidasyonu ve antioksidant enzim aktivitelerinin mevsimlere bağlı incelenmesi ve çalışılan yörede bu türün biyoindikatör tür olma olasılığının saptanması amaçlanmıştır. Araştırma 2002-2003 yıllarında Mersin kıyı şeridinde belirlenen 4 istasyonda aylık örneklemelerle yürütülmüştür. Belirlenen dokulardaki ağır metal düzeyleri atomik absorbsiyon spektrofotometrik, biyokimyasal parametreler ise spektrofotometrik yöntemler kullanılarak saptanmıştır. Dokulardaki metal düzeyleri ve MDA miktarının kışa doğru artma, yazın düşme, buna karşın total protein düzeyi ile antioksidant enzim aMvitelerinin yazın artma, kışın azalma gösterdiği saptanmıştır. Kışın metal düzeyi ile MDA miktarındaki artış lipit peroksidasyonunun metal kaynaklı olduğunu göstermektedir. Total protein düzeyi ve antioksidant enzim aktivitelerinde yaz mevsiminde belirlenen artış bölgedeki organik madde zenginHğinin bir göstergesi olabilir. Bu sonuçlar da B. pharaonis'm ortamda bulunan kirletici ajanlara karşı duyarlı bir tür olduğunu gösterir. Anahtar Kelimeler: Brachidontes pharaonis, Doku Birikimi, Ağır Metal, Enzim, Protein

Fahri Karayakar
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2005
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Krom (VI) birikiminin Chlorella vulgaris'te hücre sayısı, klorofil, büyüme hızı, protein ve şeker miktarlarına etkileri

ÖZYÜKSEK LİSANSKROM (VI) BİRİKİMİNİN Chlorella vulgaris'TE HÜCRE SAYISI,KLOROFİL, BÜYÜME HIZI, PROTEİN VE ŞEKER MİKTARLARINAETKİLERİÖzge ÖZDİŞÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman: Doç.Dr. Saadet SAYGIDEĞERYıl: 2005, Sayfa: 101Jüri : Doç.Dr. Saadet SAYGIDEĞERProf.Dr. Cahit ERDEMYrd.Doç.Dr. Fatma ÇEVİKBu araştırmada, 0.1, 1, 5, 10, 25 ve 50 mg/L'lik derişimlerde krom (VI) içerenortama 9 gün süreyle bırakılan Chlorella vulgaris hücresindeki krom (VI)'nın birikimi vekrom (VI)'nın C. vulgaris'in biyokonsantrasyon faktörleri (BKF), hücre sayısı, büyüme hızı,protein, şeker, klorofil a, klorofil b ve pH üzerine etkisi incelenmiştir.Çalışmada krom (VI) birikimi, BKF, hücre sayımı, klorofil a, b ve pH analizleri hergün; protein ve şeker analizleri 1, 3, 6 ve 9. günlerde yapılmıştır. Denenen tüm koşullarda C.vulgaris'teki krom (VI) birikimi, süreye ve ortam derişimlerine bağlı olarak artmıştır. BKFdeğerleri, 10 ve 25 mg/L'lik derişimler hariç diğer derişimlerde 1'in üstüne çıkmıştır. Krom(VI) etkisinde, C. vulgaris'te hücre sayısı, büyüme hızı, klorofil a, klorofil b miktarlarıazalmıştır. Bu prosesler üzerine krom (VI)'nın toksik etkisinin düşük derişimlere (0.1, 1 ve 5mg/L) oranla yüksek derişimlerde (10, 25 ve 50 mg/L) daha fazla olduğu belirlenmiştir.Araştırmada, C. vulgaris'in fizyolojik ve biyokimyasal prosesleri üzerine krom(VI)'nın toksik etkisinin algdeki krom (VI) birikimiyle doğrudan ilişkili olduğu, algdekikrom (VI) birikimi artıkça bu proseslerdeki inhibisyonun arttığı belirlenmiştir. Ortamın pH'ıda krom (VI)'nın derişimine bağlı olarak azalmıştır.Araştırmada, C. vulgaris'in krom (VI)'ya oldukça hassas olduğu ve ortamdaki krom(VI)'nın toksik etkisini değerlendirmek için biyoindikatör bir tür olarak kullanılabileceğibelirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Krom (VI), Chlorella vulgaris, alg, fizyolojik etki, biyokimyasal etkiI

Özge Özdiş
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2005
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gıda tatlandırıcısı olarak kullanılan maltitolun insan lenfositlerinde sitogenetik etkileri

ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİGIDA TATLANDIRICISI OLARAK KULLANILAN MALTİTOL'UN İNSANLENFOSİTLERİNDE SİTOGENETİK ETKİLERİSemir CANIMOĞLUÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman : Doç. Dr. Eyyüp RENCÜZOĞULLARIYıl : 2005, Sayfa: 87Jüri : Doç. Dr. Eyyüp RENCÜZOĞULLARIProf. Dr. Mehmet TOPAKTAŞProf. Dr. Rüştü HATİPOĞLUBu çalışmada şeker alkolleri (poliol) sınıfına giren düşük kalorili yapaytatlandırıcı maltitol'un insan periferal lenfositlerinde kardeş kromatid değişimi(KKD), kromozom anormalliği (KA) ve mikronükleus (MN) oluşumu üzerindekietkileri araştırılmıştır.Tüm dozlarda (1.25, 2.5 ve 5 mg/ml) ve muamele sürelerinde (24 ve 48 saat)maltitol, KKD sayısını istatistiksel olarak önemli derecede artırmamıştır. Aynışekilde, tüm dozlarda maltitol KA sayısını kontrol grubu ile karşılaştırıldığındaartırmış, fakat bu artış istatistiksel olarak önemli bulunamamıştır. Halbuki, maltitol24 ve 48 saatlik muamele sürelerinde MN oluşumunu istatistiksel olarak önemli birşekilde (P<0.05) artırmıştır, fakat bu artışın doza bağlı olmadığı saptanmıştır.Maltitol, tüm dozlarda ve muamele sürelerinde hem RI'ni hem de MI'ietkilememiştir. Ayrıca maltitol besi yerinin pH ve osmolitesini de değiştirmemiştir.Sonuç olarak maltitol'un in vitro insan lenfositlerinde zayıf genotoksik risktaşıyabileceğini fakat sitotoksik etkiye sahip olmadığını söyleyebiliriz.Anahtar Kelimeler: Maltitol, İnsan periferal lenfositleri, Kardeş kromatid değişimi,Kromozom anormallikleri, Mikronükleus

Semir Canımoğlu
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2005
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pestisitlerin Alcaligenes denitrificans ve Alcaligenes xylosoxidans ile mikrobiyal bozunmasının spektrofotometrik tespiti

ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİPESTİSİTLERİN Alcaligenes denitrificans ve Alcaligenes xylosoxidans İLEMİKROBİYAL BOZUNMASININ SPEKTROFOTOMETRİK TESPİTİÖzlem ÖZTÜRKMENÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman : Doç. Dr. Sadık DİNÇERYıl: 2005 Sayfa: 72Jüri: Doç. Dr. Sadık DİNÇERJüri: Doç. Dr. Hatice GÜVENMEZJüri: Doç. Dr. Mehmet Macit İLKİTBu çalışmada bölgemizde yaygın olarak kullanılan 2,4-Diklorofenoksiasetikasit (2,4-D) herbisitinin, Na-Montmorillonit (MM), Ca-MM ve MM üzerineadsorbsiyonu ve topraktan izole edilen iki Alcaligenes türü ile biyo parçalanmasıaraştırılmıştır.2,4-D'nin, Na-MM, Ca-MM ve MM üzerine adsorbsiyonu başarıylayapılmıştır. 2,4-D'nin Na-MM'den ilk 72 saatte desorbe olduğu sıvı-sıvıekstraksiyonu ile belirlenmiştir. Ca-MM için 2,4-D, 72. saatten sonra desorbeolmuştur ve MM için ise 2,4-D başlangıçta Minimal tuz besiyerine desorbe olduğumiktarı korumuştur. Çalışmalar, zamana bağlı olarak 2,4-D abiyotik parçalanmayauğramadığını göstermiştir.Topraktan izole edilen Alcaligenes xylosoxidans ve Alcaligenes denitrificansbakterileri API 20NE test kiti ile tanımlanmış ve çalışmalarda kullanılmıştır. 2,4-D'nin Alcaligenes xylosoxidans bakterisi ile parçalanması çalışmalarında Na-MM'eadsorbe olmanın bakterinin herbisiti parçalamasını %70.8 oranında, Ca-MM'eadsorbe olması %76.4 oranında ve MM'e adsorbe olması %61.6 oranında azalttığıgözlenmiştir. Alcaligenes denitrificans bakterisi için 2,4-D'nin Na-MM'e adsorbeolması bakterinin herbisiti parçalamasını %71.0 oranında, Ca-MM'e adsorbe olması%77.2 oranında ve MM'e adsorbe olması %86.1 oranında azalttığı gözlenmiştir.2,4-D'nin Minimal tuz besiyerinden azalışını tayin etmek için örnekler etilasetat ile ekstrakte edilmiş ve UV spektrofotometrede 282 nm'de okunmuştur.Minimal tuz besiyerinde 2,4-D Alcaligenes xylosoxidans tarafından %28.4oranında biyo parçalanmaya uğrarken, Alcaligenes denitrificans bakterisi tarafından%25.9 oranında biyo parçalanmaya uğradığı gözlenmiştir.Anahtar Kelimeler: 2,4-D, Alcaligenes sp., Adsorpsiyon, Montmorillonit, BiyolojikParçalanmaI

Özlem Öztürkmen
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2005
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İlköğretim fen bilgisi dersi biyolojik çeşitlilik, çevre kirliliği ve erozyon konularının yapıcı (constructivist) öğrenme kuramına göre öğretiminin, akademik başarıya ve kalıcılığa etkisi

ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİİLKÖĞRETİM FEN BİLGİSİ DERSİ BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK, ÇEVREKİRLİLİĞİ VE EROZYON KONULARININ YAPICI ( CONSTRUCTIVIST )ÖĞRENME KURAMINA GÖRE ÖĞRETİMİNİN, AKADEMİK BAŞARIYAVE KALICILIĞA ETKİSİMehmet Duran ÖZNACARÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman : Prof. Dr. Atabay DÜZENLİYıl : 2005, Sayfa : 291Jüri : Prof. Dr. Atabay DÜZENLİYrd. Doç. Dr. Pınar ÖZALPYrd. Doç. Dr. Mahinur KARATAŞ COŞKUNBu deneysel araştırmanın temel amacı, İlköğretim 5. sınıf öğrencilerininbiyolojik çeşitlilik, çevre kirliliği ve erozyon konularının yapıcı öğrenme kuramınadayalı olarak öğretiminin akademik başarıya ve kalıcılığa etkisini araştırmaktır.Yapıcı öğrenme teorilerinin uygulanmasında, anlamlı öğrenme, proje tabanlıöğrenme, işbirliğine dayalı öğrenme, gibi yöntemlerin uygulandığı deney gurubu ilegeleneksel yöntemin uygulandığı kontrol grubunun akademik başarıları ve kalıcılıkpuanları arasında anlamlı farkların olup olmadığı sınanmıştır. Araştırma 2004-2005öğretim yılı güz dönemi Adana İli Seyhan İlçesi sınırları içerisinde yer alanŞakirpaşa' da alt sosyo ekonomik düzeyde bir devlet okulu olan Şehit İlbey Gülbeyİlköğretim Okulu 5. sınıf öğrencileri üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmayakatılan öğrenciler arasından araştırma süresince işlenen derslerin tümüne katılanöğrenciler denek olarak kabul edilmiş ve yalnızca bu öğrencilerin puanları üzerindegerekli çözümlemeler yapılmıştır. Bu yolla deney grubunda 34, geleneksel öğretimgrubunda da 29 olmak üzere toplam 63 öğrenci denek olarak belirlenmiştir.Uygulama toplam 4 hafta ve 25 ders saati sürmüştür. Ölçme aracı olarak araştırmacıtarafından geliştirilen geçerlilik güvenirlilik çalışmaları yapılan? Biyolojik Çeşitlilik,Çevre Kirliliği ve Erozyon Konularına Yönelik Başarı Testi? her iki gruba ön test,son test ve kalıcılık testi olarak verilmiştir. Araştırmanın bulguları, akademik başarıve kalıcılık açısından yapıcı öğrenme kuramı ile geleneksel öğretim arasında yapıcıöğrenme kuramı lehine anlamlı bir fark (p<0.0001) olduğunu göstermiştir.Anahtar Kelimeler: Akademik başarı, Biyolojik Çeşitlilik, Erozyon ve ÇevreKirliliği, Yapıcı Öğrenme Kuramı.I

Mehmet Duran Öznacar
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2005
00
DoktoraAçık ErişimTR

Doğu Akdeniz bölgesinde iki farklı anamateryalden oluşan toprak üzerinde yetişen Olea europaea L., Pinus brutia ten., Pistacia terebinthus L.'un bazı ekolojik özelliklerinin mevsimsel değişimlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi

ÖZDOKTORA TEZİDOĞU AKDENİZ BÖLGESİNDE İKİ FARKLI ANAMATERYALDENOLUŞAN TOPRAK ÜZERİNDE YETİŞEN OLEA EUROPAEA L., PINUSBRUTIA TEN., PISTACIA TEREBINTHUS L.'UN BAZI EKOLOJİKÖZELLİKLERİNİN MEVSİMSEL DEĞİŞİMLERİNİNKARŞILAŞTIRMALI OLARAK İNCELENMESİHüsniye AKA SAĞLIKERÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman : Prof. Dr. Cengiz DARICIYıl : 2005, Sayfa: 87Jüri : Prof. Dr. Cengiz DARICIProf. Dr. Zülküf KAYADoç. Dr. Sadık DİNÇERDoç. Dr. Hatice KORKMAZ GÜVENMEZYrd. Doç. Dr. Ayşe EVERESTBu çalışmada, Doğu Akdeniz Bölgesinde iki farklı anamateryalden (marn vekonglomera) oluşan toprak üzerinde yetişen Olea europaea L., Pinus brutia Ten. vePistacia terebinthus subsp. palaestina L.'nın yaprak, dal, ölüörtü ve topraklarının C,N, P ve K içerikleri, topraklarının C ve N mineralizasyonu ile humik ve fulvik asitiçeriklerinin zamana bağlı değişimleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Ölçülenözellikler üzerinde anamateryal, bitki, zaman etmenleri ve bunların etkileşimlerininistatistiksel açıdan değerlendirilmesi sonucunda (TUKEY, P<0.05) üçlüetkileşimlerden sadece toprak azotu önemli bulunmuş olup diğerleri anlamlıbulunmamıştır. Aynı zaman dilimi içerisinde bitkilerin yaprak, dal, ölüörtü ve toprakbesin elementi içerikleri sadece anamateryal farkına göre kıyaslandığında ise Olea'daanlamlı bir fark bulunmamışken, Pinus'un ölüörtü karbonu (Mart 2000); Pistacia'nınise yaprak azotu (Haziran 2000), fosforu (Eylül 1999) ve potasyumu (Eylül 1999 ve2000) ile dal fosforu (Mart 2000) ve toprak karbonu (Eylül 1999 ve 2000) ile azotu(Eylül 1999, Mart 2000 ve Eylül 2000) anlamlı farklar yaratmıştır. Tüm bufarklılıklar öncelikle bitki türlerinin farklı olması ile ilişkili olarak bitkilerinvejetasyon periyotlarının, metabolik işlevlerinin ve ekolojik isteklerinin farklı olmasıile alakalıdır. Toprakların karbon mineralleşme oranları ile FA/OM (FulvikAsit/Organik Madde) oranları anamateryal farklılığına göre sadece Pinus'ta anlamlıiken bu farklılığın diğer bitkiler için karakteristik olmadığı gözlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Makro Besin Elementleri, Marn, Konglomera, MikrobiyalFaaliyet, Humin Maddeleri

Hüsniye Aka Sağlıker
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2005
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ceratophyllum demersum L.'de kadmiyum klorür, sodyum klorür ve bunların kombinasyonlarının fizyolojik ve morfolojik etkileri

ÖZDOKTORA TEZİCeratophyllum demersum L.'DE KADMİYUM KLORÜR, SODYUM KLORÜRVE BUNLARIN KOMBİNASYONLARININ FİZYOLOJİK VE MORFOLOJİKETKİLERİMuhittin DOĞANÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman: Doç. Dr. Saadet SAYGIDEĞERYıl: 2005, Sayfa: 137Jüri: Doç. Dr. Saadet SAYGIDEĞERProf. Dr. Cengiz DARICIProf. Dr. Ferit KARGINDoç. Dr. Elman İSKENDERDoç. Dr. Levent ÖZTÜRKBu çalışmada, farklı derişimlerdeki Cd (0, 0.01, 0.1 ve 1 mg L-1) ve NaCl (0, 20, 40 ve 80mM) ile bunların kombinasyonlarının (0, 0.01+20, 0.1+40 ve 1+80 mg L-1+mM) etkisinde 96 saatbırakılan Ceratophyllum demersum L.'de meydana gelen bazı fizyolojik ve morfolojik değişiklikleraraştırılmıştır.Cd, NaCl ve Cd+NaCl uygulamalarının düşük derişimlerinde dikkate değer morfolojikdeğişim olmamış, yüksek derişimlerde ise yapraklarda dökülmeler ve kısmi doku yumuşamalarınınolduğu görülmüştür. 0.01, 0.1 ve 1 mg Cd L-1 etkisinde yetiştirilen makrofitlerin Cdkonsantrasyonlarının kontrole göre sırasıyla 15.4, 33.5 ve 160.0 kat arttığı bulunmuştur. 0.01+20 ve0.1+40 Cd+NaCl etkisinde ise Cd derişimindeki bu artışların sırasıyla 14.4 ve 28.1 kat olduğubulunmuştur. Yalnız NaCl'li koşullarda yetiştirilen makrofitlerde 80 mM'lık derişimde Na derişimi2.31 kat, 0.1 mg Cd L-1 + 40 mM NaCl'li kombinasyonda ise 1.92 kat artmıştır. Makrofitin Cdderişimleri, ayrı ayrı Cd ve NaCl uygulamaları ile karşılaştırıldığında Cd+NaCl uygulamasındaazalmalar göstermiştir. Makrofitin makro- ve mikro-nutrient derişimlerinin Cd ve NaCl'denetkilendiği bulunmuştur. Makro-elementlerden K derişimleri Cd etkisinde %49-%132 artarken, NaClve Cd+NaCl etkisinde ise azalmıştır. P ve N derişimlerinin ise her üç uygulamada azaldığıbulunmuştur. Cd ve NaCl uygulamalarında mikro-elementlerden Mn derişimi artarken, Cu ve Znderişimlerinin önemli düzeylerde azaldığı bulunmuştur. Makrofit dokularının Fe derişiminde önemlibir değişim olmamıştır. Uygulanan stres faktörlerinin yüksek derişimleri klorofil-a ve klorofil-bmiktarlarının önemli oranlarda azalmasına neden olmuştur. Ancak karotenoid miktarlarında kaydadeğer değişme olmamıştır. Cd ve NaCl derişimleri ile bunların kombinasyonları özellikle yüksekderişimlerde toplam çözülebilir karbohidrat ve glukoz miktarlarında azalmalara neden olmuştur.Aminoasitlerden prolin ve sistein miktarlarında artışların olması, bu aminoasitlerin Cd ve NaCltoksisitesine yanıtta rol aldıklarını göstermektedir. İndirgenmiş askorbat miktarında belirlenen enyüksek artışlar Cd için 1 mg L-1'de %72, NaCl için 40 mM'da %82 ve Cd+NaCi için 0.1 mg L-1 + 40mM'da %92 düzeylerinde bulunmuştur. Lipid peroksidasyonunda artış olması membranlarda Cd veNaCl streslerinden kaynaklanan bir oksidatif hasarlanma olduğunu göstermektedir.Anahtar kelimeler: Ceratophyllum demersum L., kadmiyum stresi, NaCl stresi, etkileşim, fizyolojikve morfolojik değişmeler.I

Muhittin Doğan
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2005
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çukurova Üniversitesi kampusunda doğal olarak yetişen bazı çok yıllık tıbbi bitkilerin toprak özellikleri ile sabit ve uçucu yağ içeriklerinin belirlenmesi

ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ KAMPUSUNDA DOĞAL OLARAK YETİŞENBAZI ÇOK YILLIK TIBBİ BİTKİLERİN TOPRAK ÖZELLİKLERİ İLESABİT VE UÇUCU YAĞ İÇERİKLERİNİN BELİRLENMESİSongül YAŞARÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman: Prof. Dr. Cengiz DARICIYıl:2005, Sayfa:43Jüri: Prof. Dr. Cengiz DARICIProf. Dr. Menşure ÖZGÜVENYrd. Doç. Dr. Sema DÜZENLİÇukurova Üniversitesi kampusunda üç farklı alanda doğal olarak yetişen çokyıllık dört tıbbi bitkinin (Ceratonia siliqua L., Eucalyptus camaldulensis Dehnh,Nerium oleander L., Olea europaea L.) yapraklarındaki yağ içerikleri iletopraklarındaki organik karbon, toplam azot, C/N oranları, pH, kireç içerikleri,toprak renkleri, bünye tipi ve tarla kapasitesindeki nem değerleri belirlenmiştir.Bitkilerden sırasıyla 3.22, 3.33, 3.44, 2.33 (%) düzeylerinde sabit yağ elde edilmiş,uçucu yağ ise sadece Eucalyptus camaldulensis'de ( %0.98 ) gözlenmiştir.Anahtar Sözcükler : Uçucu yağ, Ceratonia, Eucalyptus, Nerium, OleaII

Songül Yaşar
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2005
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı kadmiyum oranlarının ergin Pimpla turionallae L'nin sentezlediği protein ve glikojen miktarına etkileri

ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİFARKLI KADMİYUM ORANLARININ ERGİN Pimpla turionellae L.'NİNSENTEZLEDİĞİ PROTEİN VE GLİKOJEN MİKTARINA ETKİLERİ.Tamer KAYIŞÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman: Prof.Dr. İskender EMREYıl: 2005, Sayfa: 38Jüri Prof.Dr. İskender EMREYrd.Doç.Dr. Fatma ÇevikYrd.Doç.Dr. Pınar ÖzalpKadmiyumun farklı oranlarının (%0.05, %0.10, %0.50 ve %1.00) erginPimpla turionellae'nin sentezlediği protein ve glikojen miktarı üzerine günlere göre(10., 15., 20., 25. ve 30.) olan etkileri kimyasal yapısı bilinen sentetik besinlerkullanılarak araştırıldı.Deneylerde kullanılan kadmiyum derişimleri erkek P. turionellae bireylerininsentezlediği protein miktarını genelde etkilemezken, dişi bireylerde düşük derişimler(%0.05 ve %0.10) protein miktarını arttırmış, yüksek derişimler ise (%0.50 ve%1.00) azaltmıştır. Erkek bireylerdeki glikojen miktarı deney periyodunun ilkgünlerinde kadmiyum derişimlerinden etkilenmezken, kadmiyuma maruz kalmasüresinin artmasına bağlı olarak glikojen miktarı azalmıştır. Dişi glikojen miktarıgenelde günlere ve derişimlere bağlı olarak dalgalanmalar göstermekle beraber, 20.ve 25. günlerde kadmiyum derişiminin artmasına paralel olarak glikojen miktarındabir azalma gözlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Pimla turionellae, Kadmiyum, Protein ve Glikojen SenteziI

Tamer Kayış
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2005
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı civa oranlarının ergin Pimpla turionellae L'nin sentezlediği protein ve glikojen miktarına etkileri

ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİFARKLI CİVA ORANLARININ ERGİN Pimpla turionellae L.'NİNSENTEZLEDİĞİ PROTEİN VE GLİKOJEN MİKTARINA ETKİLERİ.Kadir KOCALARÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman: Yrd.Doç.Dr. Pınar ÖZALPYıl: 2005, Sayfa: 40Jüri : Yrd.Doç.Dr. Pınar ÖZALPProf.Dr. İskender EMREYrd.Doç.Dr. Fatma ÇevikBu çalışmada, civanın (Hg+2) farklı oranlarının (%0.05, %0.10, %0.50 ve%1.00) bir endoparazitoid hymenopter türü olan ergin P.turionellae L.'ninsentezledikleri protein ve glikojen miktarı üzerine etkileri, kimyasal yapısı bilinensentetik besinler kullanılarak aseptik koşullarda beslemek suretiyle incelenmiştir.Deneylerde, besine ilave edilen %0.05, %0.10 ve %0.50'lik civa dozları,kontrol grubuna göre; dişi böceklerin protein ve glikojen seviyelerinin önemliderecede azalmasına neden olmuştur. Bununla beraber, P. turionellae erginerkeklerinin yaşam süreleri boyunca sentezledikleri protein ve glikojen miktarlarındabütün konsantrasyonlarda azalmalar olmamıştır.Anahtar Kelimeler: Pimpla turionellae, Civa, Protein ve Glikojen SenteziI

Kadir Kocalar
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2005
00