
801
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Öz yönetim deneyimleri ve kooperatifler: İspanya, Slovenya ve Türkiye üzerinden karşılaştırmalı bir değerlendirme
Birçok ülkede 1980'lerden bugüne genişleyerek uygulanan neoliberal politikalardan en çok etkilenenler işçi sınıfı ve kırsal küçük üreticiler olmuştur. Bir tarafta güçlenen sermaye diğer tarafta ise işveren karşısında pazarlık gücünü kaybederek ucuzlaşan emek bulunmaktadır. Tüm bu politikalar karşısında despotik emek rejimi altında çalışmaya zorlanan işçiler ve yoksullaşan kentsel/kırsal haneler için yeni toplumsal hareketler ve bu hareketler içinde ''yeni kooperatifçilik'' hareketleri genişlemeye başlamıştır. Bu çerçevede çalışmada, İspanya, Slovenya ve Türkiye'de yeni kooperatifçilik hareketleri ve öz yönetim deneyimleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş ve elde edilen olgusal veriler ışığında Türkiye'ye uygun bir kooperatif modelinin değerlendirilmesi ve elde edilen olgusal veriler ışığında Türkiye'ye uygun bir kooperatif modeli tartışılmıştır.
Estetik ve plastik cerrahların branş seçme nedenleri ve çalışma ilişkileri
Bu tez çalışması, estetik ve plastik cerrahların branş seçme nedenleri ile çalışma ilişkilerini açıklamayı hedeflemektedir. Modern tıbbın dönüşümü, sağlık sektöründe yaşanan neoliberal politikalar, tüketim kültürünün yaygınlaşması ve medyanın güzellik algısını yeniden üretmesi gibi toplumsal dinamikler, hekimlerin uzmanlık tercihlerini doğrudan etkilemektedir. Özellikle estetik ve plastik cerrahi, sadece medikal bilgiyle değil; aynı zamanda ekonomik kazanç, prestij, hasta profili ve özel çalışma olanakları gibi piyasa temelli etkenlerle şekillenen bir uzmanlık alanı olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, hekimlerin estetik ve plastik cerrahiyi seçme nedenlerini bireysel motivasyonlar kadar yapısal ve toplumsal faktörlerle birlikte değerlendirmek ve bu tercihin sağlık sistemindeki dönüşümle nasıl ilişkili olduğunu ortaya koymaktır. Araştırmada nitel yöntem kullanılmış, amaçlı örnekleme ile belirlenen estetik ve plastik cerrahlarla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırma bulguları, hekimlerin branş tercihinde sadece mesleki ilgi ve tatminin değil; yüksek gelir beklentisi, özel sektörde çalışma imkânı, hasta seçebilme özgürlüğü, esnek çalışma koşulları, özerklik ve prestij gibi unsurların belirleyici olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra estetik cerrahinin sanatsal yönü, birebir hasta ilişkisi kurma imkânı ve sosyal görünürlük gibi faktörler de tercih sürecinde önemli rol oynamaktadır. Bulgular neticesinde, estetik ve plastik cerrahi uzmanlığı, günümüz sağlık sisteminde sadece tıbbi bir alan olarak değil; ekonomik, kültürel ve sembolik sermaye ile iç içe geçmiş bir mesleki pratik olarak konumlanmaktadır. Bu çalışma, neoliberal sağlık politikalarının hekim emeği üzerindeki etkisini ve güzellik ideallerinin mesleki tercihlere nasıl yansıdığını sosyolojik bir perspektifle ele alarak literatüre özgün katkılar sunmaktadır. Ayrıca, estetik cerrahideki hukuki boşlukların giderilmesi gerektiği, doktorların piyasa mantığıyla hareket etmelerinin yaratabileceği etik sorunlara karşı yapısal düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Aynı zamanda, estetik müdahale kararı verecek bireylerin de bu yapısal koşulları göz önünde bulundurarak bilinçli tercihlerde bulunmaları önem arz etmektedir.
Türkiye'de sosyal güvenlikte neoliberal dönüşüm ve emeklilik rejimleri: Ordu ili örneği
Bu yüksek lisans tezi, tüm dünyada ve Türkiye'de her alanda büyük etkisi yaratan 1980 sonrası uygulanan neoliberal politikalar ve bu politikaların yarattığı neoliberal dönüşümün emeklilik rejimlerine olan etkisini incelemektedir. Çalışma, Ordu ilinde yaşayan emekli kişilerle yapılan görüşmelerle bu sorunları tespit ederek çözüm önerileri sunmayı hedeflemektedir. Neoliberal dönüşüm sonrası emeklilerin yaşadıkları sorunlar bu çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Araştırmada, nitel yöntem çerçevesinde, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Neoliberal politikaların emeklilik rejimlerine olan etkisi ve bu rejimlerin emeklilerin yaşamına yansımaları tespit edilerek, bu olumsuzluklara çözüm önerilerinin geliştirilmesine katkı sağlamak amaçlanmaktadır. Elde edilen bulgular, Türkiye giderek yaşlanan bir nüfus olma eğiliminde olması sebebiyle emekli nüfus oranı da sürekli bir artış göstermekte ve çalışan nüfusun emekli olan nüfusun devlete olan maddi yükünü karşılaması noktasında yetersiz kalmaya başlamıştır. Devlet karşılamakta zorlandığı bu maddi yükü neoliberal politikalarında desteğiyle emekliliğinde içine dâhil olduğu kişilerin sosyal güvenlikle ilgili alınacak önlemleri kendi sorumluluğundan kademeli olarak çıkartarak kişilerin bireysel sorumluluklarına bırakmayı amaçlamıştır. Bu çalışmada, Ordu ilinde yaşayan 23 emekli ile yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir.. Görüşmeler sonucunda emeklilerin sosyal hayatlarında birden fazla her görüşmecinin hem ortak hem de kendine özgü sorunları olduğu tespit edilmiş, fakat bu sorunların çoğunun temelinin aldıkları ücretin yetersizliğinden kaynaklandığı vurgulanmıştır.
Avrupa Birliği'nde işyerinde sosyal diyalog uygulamaları ve Türkiye
Çalışanların bilgilendirildiği ve karar süreçlerine belli ölçülerde katılımının sağlandığı bir iş ortamı hem verimlilik artışını desteklemekte hem de işgücü memnuniyetini yükseltmektedir. Bu nedenle işçi–işveren ilişkilerinin güçlendirilmesi ve sosyal ortaklığın tesis edilmesi bakımından işyeri düzeyindeki sosyal diyalog uygulamaları kritik bir rol üstlenmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, Avrupa Birliği'nde işyeri ölçeğinde uygulanan sosyal diyalog mekanizmalarını inceleyerek Türkiye'deki uygulamalarla karşılaştırmak; mevcut yapıyı analiz ederek işleyişin etkinliğini değerlendirmek ve uyum sürecinde ortaya çıkan sorunları ortaya koymaktır. Çalışmada veriler doküman incelemesine dayalı yöntemlerle toplanmıştır. Literatür taraması çerçevesinde sosyal diyalog kavramı açıklanmış; küreselleşmenin endüstri ilişkileri sisteminde yarattığı dönüşüm bağlamında işyeri ölçeğinde önem kazanan sosyal diyalog uygulamaları ele alınarak Avrupa Birliği ve Türkiye'deki düzenlemeler karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Avrupa Birliği'nde işyeri düzeyindeki sosyal diyaloğun güçlü yasal dayanaklara ve kurumsallaşmış mekanizmalara sahip olduğunu; genellikle sendikal yapılar ile sendika dışı temsil mekanizmalarıyla desteklenen çift kanallı bir yapı içerisinde yürütüldüğünü göstermektedir. Buna karşılık Türkiye'de işyeri ölçeğinde sosyal diyaloğa ilişkin uygulamaların, neredeyse tamamen tek kanallı temsil sistemi üzerine inşa edildiği ve oldukça sınırlı kaldığı görülmektedir. Özellikle işçi temsilciliği kurumunun ulusal mevzuatta açık ve bağımsız bir şekilde düzenlenmemiş olması hem yasal hem de kurumsal düzeyde önemli eksikliklere yol açmaktadır.
Sosyo-ekonomik haklar bağlamında yaşlılara yönelik sosyal koruma politikalarının seçili Avrupa Birliği ülkeleri ile Türkiye açısından incelenmesi
Yaşlı bireyler; yaşam sürecinde ekonomik, fizyolojik, psikolojik ve bakım gibi birçok sorunu bir arada yaşayan toplumun önemli bir kesimini oluşturmaktadır. İnsan olarak sahip olunan tüm haklar, yaşlılar için de geçerli olup kabul görmektedir. Ancak özel olarak korunması gereken diğer bireyler gibi yaşlıların da kendine özgü hakları ve doğrudan bunlara dayalı sözleşmenin olmaması, karşılaştıkları sorunları içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Bu çalışmanın amacı, yaşlıların karşılaştıkları sorunlara çözüm olabilecek politikaları insan olarak sahip oldukları sosyo-ekonomik haklar çerçevesinde değerlendirilmesiyle farkındalık yaratmak, haklar konusunda bilinç oluşturmak ve politikaların uygulanabilirliğini sorgulamaktır. Çalışmada, yaşlılara yönelik oluşturulan ve geliştirilen sosyal koruma politikalarına ilişkin literatür tarama nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın amacına ulaşabilmek için refah modelleri bağlamında seçili Avrupa Birliği(AB) ülkeleri ile Türkiye'de yaşlılara yönelik sosyal koruma politikaları, evrensel sosyo-ekonomik haklar çerçevesinde değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda sosyo-ekonomik haklar, yaşlıların korunabilmesi noktasında ayrıca bakılması gereken hususlardan biridir. Seçili AB ülkeleri ile Türkiye'de yaşanan demografik dönüşümün oluşturduğu negatif algı, kaliteli ve uygulanabilir politikalar ile fırsata çevrilebilir. Bu çerçevede oluşturulan politikaların sosyal içerme temelli olması ve güçlendirilmiş sosyo-ekonomik haklar bağlamında sunulması yaşlıların aktif ve sağlıklı şekilde yaşamlarına devam edebilmesine ortam hazırlayacaktır. Politikaların, ülkelerin temsil ettiği refah modeline göre değişiklik gösterdiği ve bununla birlikte sosyo-ekonomik haklara ve yaşlılara verilen değer ve önem düzeyinde kaliteli niteliğe ve sayıca artırılmış niceliğe sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Yoksulluk ölçümleri üzerine bir değerlendirme ve Türkiye ile seçilmiş OECD ülkelerinde gelir yoksulluğunun ölçülmesi
Bu tez çalışmasında seçilen OECD ülkeleri ve Türkiye arasındaki yoksulluk durumunu karşılaştırmalı bir perspektifle incelenmektedir. Yoksulluğun tanımı, ölçüm yöntemleri ve etkileyen faktörler gibi temel konulara odaklanarak farklı ülkelerdeki yoksulluk seviyeleri analiz edilmektedir. İlk olarak yoksulluk kavramına ilişkin tanımlar ve kapsam ele alınmaktadır. Geçmişten günümüze kadar olan süreçte devletlerin ve milletlerin ortak sorunu olan yoksulluk, sadece gelir eksikliğiyle sınırlı kalmayıp aynı zamanda eğitim, sağlık, konut, beslenme gibi birçok boyutu içeren olgu olarak ifade edilmektedir. Bu çalışmada yoksulluk ölçümünde kullanılan farklı metodolojiler detaylarıyla incelenerek mutlak yoksulluk, gelir eşiği ve yoksulluk çizgisine dayanan geleneksel yaklaşımların yanı sıra göreli yoksulluk ölçümü gibi tek boyutlu ve çok boyutlu yoksulluk ölçüm yöntemleri ele alınmaktadır. Dünyada sürekli olarak farklılık gösteren yoksulluk olgusuna göre ölçüm yapan Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Bankası (WB), Amerika ve Afrika Kalkınma Bankaları ile Uluslararası çalışma örgütü, IMF, Eurostat, OECD ve TÜİK gibi kurumların yaklaşımlarına yer verilmektedir. Bu tez çalışmasında aralarında Polonya, Finlandiya, Yunanistan, İtalya ve İsveç'in yer aldığı beş farklı OECD ülkesi ile Türkiye arasındaki yoksulluğun karşılaştırmalı analizine yer verilmekte ve bu ülkeler arasındaki farklılıklar ve benzerlikler ortaya koymaya çalışılmaktadır. Ülkelerin seçiminde kişi başı düşen gelir, yaşam standartları ve coğrafi konum gibi kriterler dikkate alınmıştır. Bunun için OECD ve TÜİK tarafından uygulanan gelire dayalı göreli yoksulluk ölçüm yöntemi ile Dünya Bankası tarafından uygulanan çok boyutlu yoksulluk ölçüm verileri kullanılacak ve bu ülkelerdeki yoksulluk değerleri Türkiye ile kıyaslanacaktır. Bu analizler ile yoksulluğun karmaşık doğasını anlamak, farklı ölçüm yöntemlerinin yoksulluk sıralamalarındaki etkisi, politika yapıcılara bilgi sağlamak ve sürdürülebilir çözümler geliştirmek için temel karşılaştırılabilir verilerin sunulması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Yoksulluk Ölçüm Yöntemleri, OECD, TÜİK, Dünya Bankası
X ve Y kuşağı kadınların kariyer beklentileri üzerine bir araştırma: Gaziantep ili örneği
İnsanlık tarihinde yaşanan ekonomik, kültürel, sosyal, siyasi ve teknolojik alanda yaşanan pek çok gelişme bireyleri, bireylerin hayatını, kişilik özelliklerini, olaylara bakış açılarını, değer yargılarını, algı, tutum ve beklentilerini de yakından etkilemiş ve etkilemeye devam etmektedir. Farklı zaman dilimlerinde farklı olaylarla karşılaşmış ve bu olaylardan etkilenmiş bireylerin olaylara verdikleri tepkiler, inanç, tutum ve beklentileri de yaşadıkları dönemin şartlarına göre farklılık göstermektedir. Bu durumun doğal bir sonucu olarak da kuşaklar ve kuşaklar arası farklılıklar meydana gelmektedir. Kuşak kavramını en genel anlamıyla aynı tarih aralığında doğup büyümüş, bu aralıktaki olumlu ve olumsuz olaylardan etkilenmiş, benzer tepkiler vermiş, benzer tecrübeler edinmiş insan topluluğu olarak tanımlamak mümkündür. Dünya genelinde farklı zamanlarda farklı yazarlar tarafından gerçekleştirilen kuşak sınıflandırmaları incelendiği takdirde en temelde 5 farklı kuşakla karşılaşılmaktadır. Bunlar; Sessiz Kuşak, Baby Boomers Kuşağı, X Kuşağı, Y Kuşağı ve Z Kuşağı olarak adlandırılmaktadır. Kariyer kavramı kişilerin yaşamı boyunca edindiği işle ilgili tecrübeleri ve mesleğindeki başarısını ifade etmekte iken kariyer beklentisi kavramı kişilerin elde etmek istediği ulaşılabilir hedefleri ifade etmektedir. Yaşanan değişim ve dönüşümlerle birlikte farklı kuşaktan bireylerin çalışma anlayışlarında da kariyer beklentilerinde de önemli farklılıklara rastlanmaktadır. Literatürde kuşaklar arası farklılıkları, kuşakların değişen kariyer anlayışını inceleyen çok sayıda çalışmaya rastlanmakta iken kuşaklar arası farklılıkları cinsiyet özelinde inceleyen bir çalışmaya rastlanamamıştır. Bu sebeple bu tez çalışmasında X ve Y kuşağı kadınların kariyer beklentilerini inceleyerek alana katkı sağlamak amaçlanmıştır. Araştırmada yöntem olarak çalışmanın amacına uygun anket yöntemi seçilmiştir. Aynı zamanda evren büyüklüğü göz önünde bulundurularak örneklem üzerinde çalışılmıştır. Araştırma X ve Y kuşağından toplam 417 kadın katılımcıyı içermektedir. Araştırmada araştırmacı tarafından geliştirilmiş ve alandaki uzman öğretim üyeleri tarafından gözden geçirilmiş olan "Kariyer Beklentileri" ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde SPSS 26 paket prograı kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kuşak, Kariyer, Kariyer Beklentisi, X Kuşağı, Y Kuşağı
Sosyal diyaloğun ekonomik büyümeye ve çalışanların örgütlenmesine etkileri
Sosyal diyalog çalışma hayatımızın her alanındaki önemi tartışılmaz bir gerçektir. Sosyal diyaloğun oluşmasında ve sağlanmasında hiç kuşkusuz örgütlenmenin önemi vardır. Örgütlenme ister işveren düzeyinde yahut işçi düzeyinde olsun temsil gücünün ve demokrasinin en önemli göstergesi arasındadır. Burada sosyal diyaloğun ülkelerde nasıl kullanıldığı, hangi ülkede hangi aşamada kullanıldığından bahsedilmektedir. Sosyal diyaloğun uygulamalarında ne gibi avantajlar sağladığı ya da uygulanamayan ülkelerde çıkan aksaklıkların neler olduğu ve ülkelerin refah seviyesinde oluşturduğu tahribat incelenmektedir. Günümüzde sosyal diyalog mekanizmalarının neler olduğu, sınır ötesi, yönetişim, pandemi sürecinde sosyal diyaloğun nelere katkı sağladığı konuları anlatılmaktadır. Sosyal diyalog, ekonomik büyüme ile OECD İncelemelerinde sağlanan istikrarın önemi ve gelir dağılımında ki hedeflere ulaşmada hangi amaç ile kullanıldığı konuları anlatılmaya çalışılmıştır.
Türkiye'de 1980 sonrası ekonomik krizler ve sosyal politika uygulamaları üzerindeki etkileri: Eğitim alanındaki sosyal politika uygulamaları üzerine bir inceleme
Ekonomik kriz, kısa ve uzun dönemde toplum nezdinde ciddi sorunlar yaratan ve toplum refahını olumsuz yönde etkileyen bir olgudur. Ekonomik krizlerin ortaya çıkardığı bu olumsuzluklar toplumu birçok açıdan etkilemekte ve dikkate değer sonuçlar doğurmaktadır. Dolayısıyla ekonomik krizlerin yarattığı sorunların incelenmesi ve bu doğrultuda politika önerilerinin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze Türkiye ekonomisinde çeşitli krizler yaşanmış ve her kriz sonrasında istikrar tedbirlerine başvurulmuştur. Bu çalışmada Türkiye ekonomisinde 1980 sonrası dönemde yaşanan ekonomik krizlerin sosyal politika uygulamalarındaki etkileri incelenmektedir. Çalışmada 1980 sonrası krizler üzerinde durulmasının temel nedeni 24 Ocak 1980 kararları sonrasında Türkiye ekonomisinde yaşanan dönüşüm sürecinin ortaya çıkardığı kırılgan yapıdır. Yapısal uyum politikalarının hayata geçirildiği, dışa açık ve serbest piyasa ekonomisi temelli uygulamaların başlatıldığı bu dönemle ile birlikte ekonomi bir yandan küresel ekonomiyle bütünleşme yönünde dönüşmeye başlamış diğer taraftan giderek dış şoklara karşı daha dayanıksız hale gelmiştir. Bu durum doğal olarak krizlerin ekonomik ve sosyal boyutlarını arttırmıştır. Bu çalışmanın temel amacı ekonomik krizlerin sosyal politika uygulamaları açısından değerlendirilmesidir. Sosyal politika uygulamaları refahın arttırılmasını ve/veya yeniden dağılımını hedefleyen tedbirleri ve müdahaleleri kapsamaktadır. Genel olarak bu uygulamalar eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler ve istihdam gibi alanlarda gerçekleşmektedir. Ancak çalışma bu konu başlıkları arasından eğitim konusuna yoğunlaşmakta ve 1980 sonrası ekonomik kriz dönemlerinde eğitim üzerinde yapılan harcamalarda ve yatırımlarda nasıl bir gelişme yaşandığını tespit etmeye gayret etmektedir. Genel olarak elde edilen sonuçlar Türkiye'de OECD ülkelerine kıyasla eğitime yapılan harcamaların çok yüksek olmadığını, devlet bütçesinden ayrılan kaynakların krizlerden doğrudan etkilenmeden belirli bir seviyede tutulduğunu göstermektedir. Buna göre öncelikli olarak eğitime ayrılan kaynakların arttırılması, diğer taraftan Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarının çözümüne yönelik çalışmaların hızlandırılması ve ekonominin daha dayanıklı hale getirilmesi, eğitim ve istihdam arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi gerekliliği ön plana çıkmaktadır.
Yerel yönetimlerde sosyal politika bağlamında sosyal belediyecilik uygulamaları: Mersin Büyükşehir Belediyesi örneği
Bu tez çalışmasının amacı; yerel yönetimlerde sosyal politika bağlamında sosyal belediyecilik anlayışını ele almak ve incelemektir. Sosyal belediyecilik yerel yönetimlerin sosyal politikalarının planlaması ve düzenlenmesi gibi düşünülebilir. Özellikle Büyükşehir Belediyeleri sosyal politikalar alanında önemli işlevlerden sorumlu olmaktadır. Bu tez çalışması teorik ve uygulama olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Uygulama kısmında Mersin Büyükşehir Belediyesinin sosyal belediyecilik faaliyetlerinden biri olan ve sınavlara hazırlık için kurulan kurs merkezlerinden faydalanan öğrencilerin memnuniyet düzeylerinin ortaya konabilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca söz konusu merkezlerle ilgili farkındalık yaratmaya çalışmak çalışmanın diğer amaçları arasında bulunmaktadır. Tez çalışmasının uygulama kısmında söz konusu merkezlerde anket yöntemi ile veri elde edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın hedef kitlesi Mersin merkez ilçelerde bulunan ve sınavlara hazırlık için kurulan kurs merkezlerinden faydalanan öğrencilerden oluşmaktadır. Verilerin analizinde SPSS 22 paket programı kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular ışığında kurs merkezinden faydalanan öğrencilerin kurs merkezinin işleyişi ile ilgili olumlu ve olumsuz görüşleri ortaya konmuş ve kurs merkezlerinin işleyişi ile ilgili mevcut durum tespiti yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal politika, sosyal belediyecilik, yerel yönetim.
Küresel düzeyde önleyici iş sağlığı ve güvenliği kültürü oluşturmada uluslararası çalışma örgütünün önemi
Üretim süreci ve üretimde güvenlik ve sağlık faaliyetleri, iktisadi politikalara bağlıdır. Günümüzde ise iktisadi politikalar, küreselleşme nedeniyle artan rekabet şartlarına dayanmaktadır. Bu durumda güvenlik ve sağlığa yönelik önlemler, maliyeti artırdığı düşüncesiyle ihmal edilmektedir. Toplumsal algı ve davranış kalıplarında güvenlikten sapan çalışma faaliyetleri iş kazaları ve meslek hastalıklarına yol açar. Yaşam hakkının varlığı için önem taşıyan iş sağlığı ve güvenliği, günümüzde küresel rekabet şartlarına yetersiz kalması nedeniyle önleyici kültürle proaktif yaklaşıma ihtiyaç duymaktadır. Kurulduğu günden itibaren işgücü piyasasına sosyal adalet ve insana yakışır iş anlayışıyla müdahale eden Uluslararası Çalışma Örgütü, esasında iş sağlığı ve güvenliği kültürünün oluşmasını sağlayan düşünceyle hareket etmektedir. Tezin amacı yaşam hakkının çalışma faaliyetine karşı korunmasına çözüm olan iş sağlığı ve güvenliği kültürünün oluşması için yapılması gereken ulusal hukuk düzenlemelerini ortaya koymak ve akabinde işyerlerinde herkesin sağlık ve refahını amaçlayan anlayışın hakimiyetinde çalışmanın sürdürülmesinin önemini Uluslararası Çalışma Örgütünün faaliyetleriyle açıklamaktır. Sağlık ve güvenliği önceleyen her çalışma faaliyeti, üretimde verimliliğin artmasını, ülke ekonomisinin gelişmesini ve refahı sağlar. Evrensel insan hakları bağlamında bireyin çalışma faaliyetinden kaynaklı risk ve tehlikelere karşı korunması amacıyla temel kural ve standart oluşturan ILO, bunların ülkelerde uygulanabilmesi için teknik ve mali yardımlar sunar. Yönetişim anlayışı ve sosyal diyalogla sözleşme ve tavsiye kararlarının onaylanıp uygulanması için sosyal ortaklarla işbirliği yürütür. İş sağlığı ve güvenliğine sistemsel yaklaşım sunarak proaktif anlayışı başlatan örgüt, yaşam boyu koruma ve öğrenme faaliyetlerinin geliştirilmesi için ülkelerde bilfiil çalışmalar sürdürmektedir. Bu tezde küresel düzeyde etkin olan Uluslararası Çalışma Örgütünün uluslara rehberliği sonucu meydana gelen değişimler bölgesel ayrımla incelenmiştir. Sonucunda ise örgütün faaliyet yürüttüğü ülkelerde temel normlara aşinalık ve uyum çabasının arttığı görülmüştür.
Küreselleşme sürecinde çalışan yoksulluğunun önlenmesi bağlamında temel gelirin sağlanması: Türkiye ve seçili OECD ülkeleri
Küreselleşme ve teknolojik gelişmelerle birlikte modern refah devletleri sistemlerinin günümüz sorunlarının çözümünde yetersiz kalması, gelir güvencesinden yoksun bireylerin artması, istihdam yaratmayan büyüme politikaları sosyal politikada yeni politika arayışı sürecini başlatmıştır. Sosyal politikanın bu arayış sürecinde en geniş tartışma alanını temel gelir uygulaması oluşturmaktadır. Temel gelir kavramı, çalışan yoksulluğunun önlenmesi bağlamında gelir eşitsizliğinin giderilmesi ve sosyal korumanın geliştirilmesi için potansiyel bir çözüm sunmaktadır. Yoksulluğun refah sorunlarını, sosyal dışlanmayı ve yoksunluğu kapsayan çok yönlü doğası, çalışan yoksulluğunu önlemek için kapsamlı müdahalelere olan ihtiyacın önemini ortaya çıkarmaktadır. Temel gelir uygulamaları çalışan yoksulluğunun önlenmesine ve insan onurunu artırmaya yönelik dönüştürücü bir politika olarak görülmektedir. Covid-19 pandemisinin getirdiği ekonomik etkilerin işgücü piyasasında bir dönüşüm sürecini başlatmış olması ile beraber daha çok gündeme gelen temel gelir uygulaması kriz dönemlerinde gerçekten düşük gelir gruplarına yönelik yapılacak nakdi gelir transferi ile insanlara bir tür finansal güvence ve özgürlük sağlama potansiyeline sahiptir. Tez çalışmamızın önemli bir bölümü çalışan yoksulluğu ve gelir eşitsizliği sorununa yeni dünya düzeninde çözüm olabilecek temel gelir uygulamasının alternatif olduğunun üzerinde durulmaktadır. Bu çalışma küresel ölçekte çalışan yoksulluğunun mevcut durumunu ortaya koyabilmesi ve çözüm önerisi olarak temel gelir uygulamasını sunması bağlamında özgün bir araştırmadır. Çalışan yoksulluğu bağlamında temel geliri ele alan çalışmamızda veri kısıtı olduğunu da belirtmek gerekmektedir. Tam olarak temel gelir modeli olarak ifade edebileceğimiz bir model hiçbir ülkede uygulanmamaktadır.
Türkiye ve seçili Avrupa Birliği ülkeleri işgücü piyasalarında enformel istihdam ve sosyal koruma ilişkisinin değerlendirilmesi
1970'lerin sonlarına doğru ortaya çıkan neoliberal politikalar, 1980'li yıllardan sonra dünya genelinde sosyal, ekonomik ve hukuki alanda etkisi görülmektedir. Neoliberal politikaların getirisi olan uluslararası ticaretin serbestleşmesi ve esneklik ile rekabet baskısı artan firmalar maliyetleri düşürme yoluna yönelmektedirler. Artan rekabet, esneklik uygulaması ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak üretim biçimlerinde değişme ve üretim faktörlerinin uluslararası alanda rahatlıkla yer değiştirmesi gibi birçok faktör işgücünün yapısını da etkilemektedir. İşgücü içerisinde vasıfsız ve üretim biimindeki değişikliklerden olumsuz etkilenen çalışanlarda formel istihdamın dışına itilmektedir. Çalışmamızda enformel istihdam ve sosyal koruma kavramları anlamaya çalışılarak, işgücü içerisinde aralarındaki ilişki sorgulanmaktadır. Seçili Avrupa Birliği ülkeleri ile Türkiye'de enformel istihdamın ve bu ülkelerdeki sosyal korumanın boyutları da incelenmektedir.
Yüksek teknoloji ihracatı ve inovasyonun istihdam üzerindeki etkisi: Türkiye üzerine bir uygulama
Teknolojideki gelişmeler son yıllarda Endüstri 4.0 çağında ekonomik büyüme ve istihdam açısından en çok tartışılan konulardan bir tanesi olmuştur. Rekabetin boyutu değişmiş, rekabet yüksek teknolojinin üretimi ve ihracatı, inovasyonun geliştirilmesi kapsamında olmaktadır. Bu araştırmada Türkiye'de 2007-2021 dönemi için yüksek teknoloji ihracatı ve inovasyonun istihdam üzerindeki etkisini ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Türkiye esas alınarak zaman serisi analizleri ile bu ilişkiler incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda ARDL modeli ile kısa ve uzun dönemli ilişkilerin yanı sıra değişkenler arasındaki nedensellik ilişkileri de araştırılmıştır. ARDL kısa dönem tahmin sonuçlarına göre araştırma ve geliştirme, ileri teknoloji ihracatı ve ekonomik büyüme ile istihdam arasında kısa dönemli istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Araştırma ve geliştirme ve İleri teknoloji ihracatı ile istihdam arasında kısa dönemde negatif ve anlamlı ilişkilerin varlığı ortaya çıkarılırken, Eğitim ve Ekonomik büyüme değişkenleri ile istihdam arasında ise pozitif ve anlamlı ilişkilerin varlığı ortaya çıkarılmıştır. Diğer taraftan hata düzeltme mekanizmasının modelde geçerli olduğu ve incelenen dönemde Araştırma ve geliştirme, İleri teknoloji ihracatı, eğitim ve Ekonomik büyümenin istihdam üzerinde yarattığı şokların dengeye geleceği de tespit edilmiştir.
Mevsimlik tarım işlerinde üreticilerin ve işçilerin karşılaştığı sorunlar: Çay tarımı örneği
Dünya'da sudan sonra en çok tüketilen ve en eski içecek olan çay yalnızca belirli tarımsal-ekolojik koşullara sahip bölgelerde ve sınırlı sayıda ülkede üretilmektedir. Türkiye, Dünya'da en çok çay üretimi yapan beşinci ülke olup, aynı zamanda Dünya'da en fazla kişi başına çayın tüketildiği ülkedir. Bu tez çalışmasında çay tarımının iki temel unsurunu oluşturan çay üreticileri ve çay hasadında çalışan mevsimlik işçilerin karşılaştıkları sosyo-ekonomik sorunların ortaya konulması amaçlanmıştır. Böylece 2020 ve 2021 yıllarında Türkiye'de çay üretiminin %90'dan fazlasını tedarik eden Rize, Trabzon ve Artvin illerinde 302 çay üreticisi ve 176 çay işçisi olmak üzere toplam 478 kişi ile anket çalışması yapılmıştır. Buna göre, Türkiye'de oligopson yapıya sahip çay piyasası çok sayıda küçük ölçekli üreticiden oluşmaktadır. Üreticilerin en önemli sorunları sırasıyla ÇAYKUR'un kota ve kontenjan uygulaması, yaş çayın satışı, özel sektörün yaş çay alım fiyatı, engebeli arazi yapısı ve işin zorluğudur. Çay tarımındaki en önemli maliyet faktörleri sırasıyla gübre, işçilik ve taşımadır. Artan girdi maliyetlerine karşılık yaş çay fiyat artışlarının daha az olması üreticinin çaydan elde ettiği gelirle geçimini zorlaştırmaktadır. Emek yoğun çay hasadında istihdam edilen işgücünün çoğunlukla yevmiyeli erkek işçilerden ve ücretsiz aile işçisi kadınlar oluşmaktadır. Gerek üretici gerekse işçilerin çay işi dışında farklı mesleklere sahip olduğu, sosyal güvencelerini ve esas gelirlerini tarım dışı işlerden sağladığı ve çay tarımının ikincil bir gelir teşkil ettiği tespit edilmiştir. İşçilerin karşılaştığı temel sorunlar ücretlerin düşük olması, kayıt dışılık ve arazi koşullarından kaynaklı zorluklardır. İşçilerin (özellikle kadınların) büyük çoğunluğu bağımlı sigortalı ve sosyal güvencesi olmayanlardan (tamamı erkek) oluşmaktadır.
Türkiye'de tarım sektöründe ücretsiz aile çalışanları: Nicel ve nitel verilerle bir analiz
Araştırmanın amacı, Türkiye, TR32 ve Denizli ili örneği ile 'Ücretsiz Aile İşçisi/Çalışanı' olmayı belirleyen sosyo-demografik özellikleri ve çalışma koşullarını tespit etmektir. Amaca uygun biçimde: Birincisi, "Türkiye ve TR32 Bölgesi'nde tarım sektöründe ücretsiz aile çalışanı olmayı belirleyen sosyo-demografik özellikler ve çalışma koşulları nelerdir?"; ikincisi "Denizli İlinde tarım sektöründe ücretsiz aile çalışanı olmayı belirleyen sosyo-demografik özellikler ve çalışma koşulları nelerdir?" olmak üzere iki temel araştırma sorusu belirlenmiştir. Kuramsal çerçeve, nicel ve nitel yönteme dayalı araştırma, üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ücretsiz aile çalışanı, kuramsal boyutuyla yazın taraması yöntemi ile incelenmiştir. İkinci bölümde araştırmanın soruları nicel yöntemle; 'TÜİK 2019-2021 Hanehalkı İşgücü Anketi Mikro Veri Seti ve 2021 Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması Mikro Veri Seti' aracılığı ile genel ve tarım sektörü özelinde 'Karşılaştırmalı Tablolar, Çoklu ve İkili Lojistik Regresyon' analizleri ile incelenmiştir. Fenomonolojik temelli üçüncü bölüm, Denizli ilinde otuz katılımcı ile yüz yüze yapılan görüşmelerden elde edilen bulguların içerik analizi yöntemi ile yorumlanmasından oluşmaktadır. Tarım sektöründe ücretsiz aile olarak çalışanlarının Türkiye'deki payı, %81,6; TR32 Bölgesi'nde ise %73,7'dir. Regresyon bulgularına göre kadın, evli ve 5 yıllık ilkokul eğitim düzeyine sahip olmak, 4 kişiden fazla kişinin olduğu hanede yaşamak, tarım sektöründe ve 10'dan az kişinin çalıştığı işyerlerinde çalışmak, Anadolu Bölgesi'nde yaşamak ücretsiz aile çalışanı olma durumunu artıran değişkenlerdir. Nicel ve nitel bulgular, haftalık çalışma süresi ve yaş değişkenleri dışında Türkiye, TR32 ve Denizli için büyük oranda örtüşmektedir. Nitel araştırma bulgularına göre ücretsiz aile çalışanı olma nedenleri; yoksulluk, toplumsal cinsiyetçi bakış açısı ve uygulanan tarımsal destekleme politikaları ile açıklanabilir. Anahtar Kelimeler: Ücretsiz Aile Çalışanı, Ücretsiz Aile İşçisi, Tarım, Denizli, TÜİK.
Covid-19 pandemisinin yükünü taşıyanlar: Kargo şirketi çalışanları üzerine nitel bir araştırma
Uzun zamandır var olan kargo sektörü, pandemi döneminde çok daha önemli hale gelmiş, piyasaya yeni kargo firmaları da eklenmiştir. Hem kargo firması sayılarında hem de kargo şirketi çalışanlarının sayısında önemli artışlar gerçekleşmiştir. Covid-19 pandemisinin etkilerini hala hissettiğimiz bu süreçte kargo firmaları ve kargo şirketi çalışanları hakkında yeterli literatürün bulunmaması, kargo şirketi çalışanlarına duyulan ihtiyacın her alanda artıyor olması ve pandeminin sona ermesine rağmen kargo çalışanlarının her geçen gün artarak çalışmaya devam ediyor olmaları bu çalışmanın yapılmasını gerekli kılmıştır. Bu çalışmanın amacı, pandemi döneminde kargo çalışanlarının çalışma koşullarının araştırılmasıdır. Bu çalışmada, kargo sektörü çalışanlarına yönelik sağlık ve güvenlik önlemleri, sosyal mesafe uygulamaları ile kargo çalışanlarının iş yükü, iş tatmini ve motivasyon düzeyleri olmak üzere karşılaştıkları zorlukların araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca, kargo çalışanlarının çalışma koşullarının iyileştirilecek ve genel refahını artıracak önlemlerin uygulanması için öneriler sunmak amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında, Muğla'nın Dalaman ilçesinde, farklı kargo şirketlerinde çalışan 16 kargo sektörü çalışanı ile yarı yapılandırılmış soru formuna dayanan görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında, Covid-19 sürecinde kargo şirketi çalışanlarının iş yüklerinin ve iş yürütüm sırasında yaşadıkları sorunların arttığı, birçok kişiyle temas halinde olmaları sebebiyle virüse yakalanma risklerinin yüksek olduğu ve kargo sektöründe kendi hesabına çalışma şekillerinin yaygın olması nedeniyle pek çoğunun sosyal koruma haklarından yararlanamadığı bulgulanmıştır.
Dijitalleşmenin kadın istihdamına etkileri: Bankacılık sektörü örneği
Teknolojik dönüşümün üretim ve işgücü piyasasına etkileri oldukça geniş kapsamlıdır. Dijitalleşmeyle birlikte bilgi teknolojilerinin kullanımı çalışma yaşamında büyük bir dönüşüm yaşanmasına ve yeni iş kollarının, mesleklerin, becerilerin ve çalışma şekillerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Teknolojiye ayak uydurmak toplumun farklı kesimleri için farklı zorluklar içermektedir. Yaşanılan coğrafya, eğitim düzeyi, meslek, sektör, yaş ve cinsiyet gibi faktörler teknolojiye uyum sağlama ve onu kullanma becerilerini etkilemektedir. Teknolojik değişim, tarihsel süreçte zaman zaman kadının işgücüne katılımına katkı sağlarken zaman zaman toplumsal cinsiyet normlarının bir sonucu olarak kadın istihdamının belirli mesleklerde ve sektörlerde yoğunlaşmasında ya da kadınların çalışma yaşamında geri planda kalmasında etkili olmuştur. Günümüzde; özellikle nitelikli kadın emeğinin istihdam edildiği sektörlerin başında yer alan bankacılık sektörü, dijitalleşmenin yoğun kullanıldığı ve teknolojik değişimden en fazla etkilenen sektörler arasında yer almaktadır. Dijitalleşme, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de bankacılık sektörünün işleyişinde ve istihdam yapısında değişikliklerin yaşanmasına neden olmuştur. Bu çalışmada, Türkiye'de bankacılık sektöründe dijitalleşmenin kadın istihdamına etkileri karma yöntem uygulanarak incelenmiştir. Nicel araştırma kapsamında 412 bankacıya anket uygulanmış ve ayrıca nitel araştırma kapsamında 26 kişi ile derinlemesine mülakat gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, bankacılık sektöründe dijitalleşmeyle birlikte istihdamın azalacağını; ancak dijitalleşmenin kadın istihdamına olumlu etkileri bulunduğunu göstermektedir. Bu bağlamda; kadınların teknolojiye uyum sağlamada başarılı olduğu, dijitalleşme ve uzaktan çalışmanın kadınların iş-yaşam dengesine erkeklere göre daha olumlu etki ettiği tespit edilmiştir. Ayrıca, dijitalleşme bankacılıkta cinsiyetin önemini azaltmakta ve dolayısıyla cinsiyete dayalı iş bölümünün azalmasına, estetik emeğin daha az önemli hale gelmesine neden olmaktadır. Dijital sistemler sayesinde, yapılan işlerin ve çalışanların performanslarının daha objektif bir biçimde değerlendirilmesiyle kadınlar cinsiyet ayrımcılığından daha arınmış bir atmosferde kariyer basamaklarına tırmanabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Dijitalleşme, toplumsal cinsiyet, kadın istihdamı, iş-yaşam dengesi, bankacılık sektörü, Türkiye.
Türkiye'de popülizm ve emeklilik sistemi
Günümüzde tüm dünyada gözlemlenen demografik değişimler sonucu ortaya çıkan küresel yaşlanma eğilimi Türkiye'yi de etkilemektedir. Dünya Bankası (DB)'nin 2023 yılı verilerine göre dünyanın %10'u, Türkiye'nin ise %10,2'si yaşlı nüfustan oluşmaktadır. Bu oranın 2050 yılında dünyada %16,5'e, Türkiye'de ise %21,1'e yükseleceği tahmin edilmektedir. Yaşlanan demografik yapıya karşı sosyoekonomik parametreleri dikkate alarak iyi planlanmış ve organize edilmiş, sürdürebilirliğe sahip emeklilik sistemlerinin kurgulaması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Ancak hayata geçirilen emeklilik politikalarında çeşitli sosyoekonomik göstergelerin göz ardı edilmesiyle politik kazanım hedefiyle çeşitli popülist girişimlerin varlığı gözlemlenebilmektedir. Durumun bu yönü emeklilik sistemlerinin sürdürülebilirliğini olumsuz etkileyerek karmaşıklaşan ve kronikleşen sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, Türkiye'de uygulanan emeklilik düzenleme ve uygulamalarındaki popülist yaklaşımların olup olmadığını tespit etmektedir. Bunun için 1946-2023 yılları arasında politika aktörleri (iktidar ve muhalefet partileri ve koalisyon ortakları) tarafından oluşturulmuş 90 siyasi parti seçim beyannamesi, 53 hükümet programı ve 12 kalkınma planı kapsama alınarak incelenmiştir. İncelenen dokümanlar nicel içerik analizine tabi tutulmuştur. Politik aktörlerin seçim beyannamelerinde sundukları emeklilik vaatlerinde ideolojik farklılıklara rağmen benzer emeklilik vaatleri sunduğu, çeşitli sosyoekonomik parametreleri değerlendirmekten kaçındığı, emekliliğe ilişkin vaatlerini plan ve projelerle detaylandırmadığı, emeklilerin sosyoekonomik sorunlarına ilişkin benzer vaatlere her seçim döneminde yer verildiği, seçim sonrası oluşturulan hükümet programlarının seçim beyannameleriyle benzerlik gösterdiği, kalkınma planlarında ise sosyal güvenlik ve emeklilik sistemlerinde ortaya çıkan ekonomik tahribatın ortadan kaldırılmasına ilişkin çözümlere değinmeleri ile emeklilik sistemi ve emeklilerin sosyoekonomik durumlarına dair sorunların popülist yaklaşımlar nedeniyle kronik bir hal aldığı tez çalışması kapsamında tespit edilen önemli bulguları ifade etmektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 27. Yasama Dönemi Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bütçe görüşmelerinde sosyal yardımlar
Türkiye'de 2017 referandumuyla parlamenter sistemin yerini alan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS), sosyal politikalar açısından kritik bir dönemeçtir. Yeni rejim, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) işlevinin değişimini, yürütmenin yasama karşısında güçlenmesini beraberinde getirmiştir. Merkezi yönetim bütçesinin hazırlanması, sunulması, onaylanması süreçlerindeki değişikliklerin sosyal yardım rejimine etkisi, incelenmeye değer bir araştırma alanıdır. Araştırmada, neoliberal düzende değişen sosyal yardım paradigması ve yürütme adına ilgili bakanların ve yasama faaliyeti sürdüren milletvekillerinin sosyal yardım söylemleri eleştirel söylem analizi yöntemiyle değerlendirilmektedir. Rejim değişikliğinin ilk bütçesinin hazırlanmasıyla 2018 yılında başlayıp seçim öncesi dönemin son Merkezi Yönetim Bütçesinin onaylanmasının ardından 2023'te sonlanan 27. Yasama Döneminde TBMM'de Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bütçe görüşmelerinde sosyal yardım söyleminin tutanaklar taranarak ele alınması, bu çalışmanın ana eksenini oluşturmaktadır. Bu tezin ana sorunsalı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu ile Genel Kurul'da sosyal yardım kavramının, sosyal yardım yararlanıcısı grupların, sosyal yardım ve yoksulluk ilişkisi ile sosyal yardımların devletin sosyal niteliğindeki işlevinin nasıl tartışıldığıdır. Araştırma bulgularında; CHS'ye geçişin ardından gerçekleştirilen sosyal yardım tartışmalarında ikiliklerin (düalizmin) öne çıktığı, belli kavram ve söylemlerin sürekli tekrarlandığı gözlemlenmiştir. Her bireyin insan onuruna uygun yaşam koşullarına erişimini içeren sosyal hak ve evrensel temel gelir temelli alternatif yaklaşımlar ile toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme ise ilgi görmekle birlikte bütçe görüşmelerinde yeterince gündeme gelmemiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Yardımlar, Sosyal Yardım Bütçesi, Yoksulluk, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Meclis Tutanakları, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme
Paternalizm ve popülizm ekseninde Türkiye demiryolu endüstrisinde emek süreci (1960-1980): Eskişehir Demiryolu Fabrikası örneği
Bu çalışmada, Türkiye'de 1960-1980 dönemindeki emek süreci, Eskişehir Demiryolu Fabrikası örneği üzerinden açıklanmaya çalışılmaktadır. Araştırmada, işçi sınıfı oluşumu "uluslararası yeni işçi sınıfı araştırmaları" yaklaşımından yararlanılmıştır. Bu yaklaşıma göre ülkelerin ekonomi-politik yapısı, işletmelerin üretim stratejisine doğrudan etki edebilmektedir. Ancak işçi sınıfının oluşumu ve sınıflar arasındaki mücadeleler açısından bir ülkedeki ekonomi-politik yapı tek başına açıklayıcı olamamaktadır. Örneğin, Osmanlı İmparatorluğu'nun geç sanayileşmesine ve çevreleşme süreecine bağlı olarak, yarı-sömürge bir ülke statüsünde yer alan Türkiye'deki sınıf oluşumunu, uluslararası yeni işçi sınıfı araştırmaları ekseninde ele almak mümkündür. Sanayileşme evresine tam anlamıyla geçememesi nedeniyle sermaye birikiminin oluşmadığı Osmanlı İmparatorluğu, Türkiye Cumhuriyeti'ne iktisadi miras olarak tarıma dayalı bir ekonomik yapı devretmiştir. Bu durum Türkiye işçi sınıfı oluşumundaki gecikmenin temel sebebidir. Diğer taraftan sınırlı düzeydeki sanayi işletmelerinde işçileşmenin başladığını ileri sürmek de mümkündür. Bu noktada Eskişehir Cer Atölyesi'nin, Türkiye işçi sınıfı tarihindeki öncül örnekler arasında yer aldığı belirtilebilir. Eskişehir Cer Atölyesi, erken Cumhuriyet döneminden itibaren hükümetlerin sanayileşme ve kalkınma stratrejileri açısından önemli bir yer tutmuştur. Anadolu-Bağdat Demiryolu Hattının inşası sırasında lokomotif bakım ve onarım atölyesi olarak kurulan işletme, 1950'li yıllardan itibaren demiryollarında çeken ve çekilen araçların üretiminde kritik bir role sahip olmuştur. İşletme, iktisadi faaliyetlerinin yanında, işçi sınıfı oluşumu ve çalışma ilişkileri açısından da büyük bir öneme sahip olmuştur. Planlı kalkınma ilkelerinin uygulandığı 1960-1980 dönemindeyse işletmede çalışanların iktisadi ve sosyal çıkarları azami noktaya ulaşmıştır. Arşiv araştırması ve sözlü tarih görüşmelerine dayanan bu çalışmada, bir kamu iktisadi teşebbüsü olan Eskişehir Demiryolu Fabrikası'yla, işletmede çalışan işçiler arasında paternalizme ve popülizme dayanan bir bağ bulunduğu ileri sürülmektedir.
Bir esnek çalışma modeli olarak uzaktan çalışmanın kritik olaylar tekniği ile analizi
Bu çalışma, uzaktan çalışma deneyimi elde etmiş kişilerin deneyimlerine odaklanarak, uzaktan çalışma modellerinin tarihsel gelişimi, günümüzdeki yeri ve gelecekteki potansiyel etkilerini ele alarak çalışma hayatındaki dönüşümü analiz etmektedir. Geleneksel çalışma biçimlerinin yerini giderek daha esnek ve dijital temelli çalışma modellerine bırakması, bireyler, kurumlar ve toplum üzerinde çeşitli etkiler yaratmaktadır. Özellikle son yıllarda teknolojik ilerlemeler ve küresel krizler (örneğin COVID-19 pandemisi), uzaktan çalışmayı kaçınılmaz bir uygulama haline getirmiştir. Bu bağlamda, araştırmada uzaktan çalışmanın olumlu ve olumsuz yönleri detaylı bir şekilde incelenmiş; bu çalışma modelinin sürdürülebilirliği üzerine öneriler sunulmuştur. Araştırmada, nitel araştırmalarda kullanılan amaçlı örnekleme yöntemlerinden kartopu örnekleme tekniği kullanılmıştır. Kritik olaylar tekniği ile katılımcıların konu ile ilgili deneyimleri derinlemesine irdelemek amaçlanmıştır. Aynı zamanda bu teknik ile yenilik getirmek istenmektedir. Araştırma kapsamında toplam 30 katılımcı ile Denizli ilinde yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen verilerden toplam 26 adet kod oluşturulmuştur. Belirlenen kodlardan, kategori ve temalar oluşturularak tekniğe uygun olarak çalışma verileri açıklanmıştır. Araştırma sonucunda uzaktan çalışmanın sürdürülebilir bir şekilde uygulanabilmesi, bireylerin ve kurumların bu dönüşüme adapte olmalarını sağlayacak yapısal düzenlemeler ve çözümler geliştirilmesiyle mümkün olduğunu ortaya çıkarmıştır. Uzaktan çalışmanın en önemli avantajları arasında zaman ve mekân esnekliği, çalışanların verimliliğinde artış, iş-yaşam dengesinin sağlanması ve işletmeler açısından maliyet tasarrufu yer almaktadır. Bununla birlikte, uzaktan çalışma modelinde ortaya çıkan iletişim eksiklikleri, sosyal izolasyon, teknolojik altyapı yetersizlikleri ve çalışanların iş yükü ile özel yaşam sınırlarının bulanıklaşması önemli sorunlar olarak tespit edilmiştir.
Bireylerin emeklilik kararlarının belirleyicileri ve emeklilik zamanlaması
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de bireylerin emeklilik kararı almalarında etkili olan faktörlerin belirlenerek, bu faktörlerin emeklilik zamanlamasını (zamanında veya geç) ne yönde ve nasıl etkilediğini ortaya koymaktır. Bu bağlamda çalışmada, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4/1-a (SSK) , 4/1-b (Bağ-Kur) ve 4/1-c (Emekli Sandığı) kapsamında emekli olan bireylerin almış oldukları emeklilik kararları arkasındaki temel belirleyiciler ve emeklilik zamanlaması analiz edilmiş, statüler arasındaki farklılıklar irdelenmiştir. Araştırma yöntemi olarak nicel araştırma yöntemi benimsenmiş ve değişkenler arasındaki ilişkileri temel alan ilişkisel tarama modeli seçilmiştir. Araştırma kapsamında Türkiye İstatiktik Kurumu (TÜİK) 2023 Hanehalkı Bütçe Anketi (HHBA) mikro veri seti yardımı ile Türkiye'deki emeklilerin genel profilleri ortaya konduktan sonra 792 emekli bireyden toplanan veriler, ikili lojistik regresyon yöntemi ile analiz edilmiştir. Alan araştırmasının bulguları neticesinde, tüm emeklilik statülerinin dahil olduğu modelde emeklilik kararlarının belirleyicileri; cinsiyet, emeklilik statüsü, çalışma süresi, bireyin eğitim, medeni, sağlık, ekonomik durumu, ikamet edilen evin sahiplik durumu, eşin çalışma durumu ve işin koşulları temel belirleyiciler olduğu ve emeklilik zamanlamasını farklı yönlerden etkilediği analiz sonucunda ortaya konmuştur.
Türkiye'de kadın eş ve kız çocukları için ölüm aylığı uygulaması ve istihdam ilişkisi: Nitel ve nicel analiz
Bu çalışma ölüm aylığı uygulamasının kadın eş ve kız çocuklarının çalışma kararları üzerindeki etkisini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda çalışmada, derinlemesine mülakat ve doküman analizi teknikleri birlikte kullanılmıştır. Çalışmada öncelikle Denizli Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü'nde hizmet akdiyle çalışan sigortalıların vefatı sonrasında hak sahiplerine bağlanan 1000 adet ölüm aylığı dosyası incelenmiştir. Bu inceleme kapsamında, aylık alan hak sahiplerinin demografik özellikleri, sigortalılık bilgileri, eğitim seviyeleri ve aylık kesilme nedenleri analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, kadın eşlerin ölüm aylığı alıyor olmalarının sigortalı olarak çalışma kararlarını etkilemediğini göstermektedir. Öte yandan, hak sahibi kız çocuklarında eğitim düzeyi yükseldikçe ölüm aylığı alma oranının azaldığı tespit edilmiştir. Kız çocuklar için en yaygın ölüm aylığı kesilme sebebinin sigortalı çalışma olduğu (%48,1) belirlenmiş; ayrıca aylığı bu nedenle kesilen kız çocukların %59,3'ünün yükseköğrenim mezunu olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla eğitim durumunun hem çalışma kararı almada sürecinde hem de ölüm aylığı alma eğiliminde belirleyici bir faktör olduğu görülmüştür. Ayrıca yükseköğrenim mezunu kız çocuklarının %81,6' sının eğitim aldığı alanla uyumlu işlerde çalıştığı belirlenmiştir. Çalışmada ayrıca, eşlerinden ölüm aylığı alan 16 kadın ve ebeveynlerinden ölüm aylığı alan 7 kız çocuğu ile derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların büyük kısmının maddi zorluklarla karşı karşıya olduğu ve kayıt dışı çalışmanın yaygın olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada, ülke bazında ölüm sigortalarından kadın eş ve kız çocuklarına sağlanan yardımların cömertliğini ölçmek amacıyla iki ayrı cömertlik endeksi oluşturulmuştur. Endeks sonuçlarının incelenmesi ve gerçekleştirilen çoklu regresyon analizi neticesinde, ölüm sigortasının cömertliği ile kadın istihdam oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadığı tespit edilmiştir.
Türkiye'de işsizlik ödeneğinin iş arama süresine ve girilen işler üzerine etkisi: Ödenek alanlar ve almayanlar arası karşılaştırma
İşsizlik sigortası, işsizlik sonrası ortaya çıkan gelir kayıplarını kısmen ve belirli bir süre karşılamak amacıyla oluşturulmuş önemli bir gelir koruma ve işgücü piyasası politikası aracıdır. Günümüzde işsizlik ödeneğinden çok sayıda kişinin yararlanması, ödeme miktarı ve süresi bakımından hem ekonomiyi hem de ödenek alan bireylerin karar ve davranışlarını etkilemesi pek çok araştırmacının işsizlik sigortasının ekonomi ve işgücü piyasası üzerindeki etkilerini araştırmasına neden olmuştur. Bu çalışmada, İŞKUR'dan elde edilen idari kayıtlar kullanılarak, 2014–2019 yıllarına ait 6.644.110 kişilik (ödenek alan ve almayan) veri seti analiz edilmiştir. Ancak COVID-19'un etkileri nedeniyle 2018 ve 2019 yıllarına ait veriler analiz dışında bırakılmıştır. Veri setinde yer alan bireylerin iş arama süresi, işe giriş olasılığı, girdikleri işlerdeki ücret düzeyleri ve istihdamda kalma olasılığı keskin regresyon süreksizlik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Son üç yılda 600 prim günü eşiği temel alınarak yapılan regresyon süreksizlik analizine göre, işsizlik ödeneği alanların iş arama süresi, ödenek almayanlara kıyasla 123,3 gün (kadınlarda 165,9, erkeklerde 85,5) daha uzun ve işe giriş olasılıkları %3,5 (kadınlarda %4,6, erkeklerde %1,5) daha düşüktür. Buna karşılık, ödenek alanların girdikleri işlerdeki ücret düzeyinin asgari ücrete oranı 10,9 puan (kadınlarda 9,3, erkeklerde 11,9) daha yüksektir ve istihdamda kalma olasılıkları %85,6 (kadınlarda %86,5, erkeklerde 84,9) daha fazladır. Yaş, cinsiyet, eğitim, işsizlik sigortası gibi çok sayıda unsur iş arayanların iş arama sürecini etkilemektedir. Bu unsurların dışında işgücü piyasasındaki işlerin çalışma koşulları da (işin kalıcılığı, çalışma yoğunluğu, iş sağlığı ve güvenliği riskine maruz kalma durumu, çalışma zamanının kalitesi, sosyal güvence gibi) iş arayanların işi kabul edip etmeme kararını etkilemektedir. Bulgular, işsizlik ödeneğinin iş arama süresini arttırdığını ve az da olsa işe giriş olasılığını azalttığını göstermektedir. Ancak işsizlik ödeneğinin işgücü piyasasında daha uzun süreli işlerde istihdam edilme ve daha yüksek gelir elde etme imkânı sağladığını göstermektedir.
Genç işsizliğinin yarattığı psikolojik sorunlar açısından bir ara değişken olarak mesleki eğitim
Çalışmanın amacı, ortaöğretim son sınıf öğrencilerinin işsizlik kaygısı, stres, depresyon ve özsaygı düzeylerini belirlemek ve mesleki ortaöğretimin bu değişkenler arasındaki ilişkilerde aracılık etkisini incelemektir. Bu doğrultuda, mesleki ortaöğretimin gençlerin psikolojik iyi oluşuna katkısı araştırılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre öğrencilerin %18,9'u yüksek veya çok yüksek düzeyde işsizlik kaygısı yaşamaktadır. Öğrencilerin %66,4'ü iş bulamama nedenini ülkenin sosyo-ekonomik koşullarında görmektedir. Bu bulgu, ekonomik koşulların psikolojik kaygılar üzerindeki etkisini göstermektedir. İşsizlik kaygısı en düşük okul türü mesleki ve teknik Anadolu lisesidir. Bu değişken okul türlerine göre anlamlı biçimde farklılaşmaktadır. Örneklemi oluşturan öğrencilerde depresyon (%63,1) ve stres (%66,1) deneyimi yaşayanların oranı oldukça yüksektir. Bunun da ötesinde örneklemin yaklaşık üçte biri çok ileri düzeyde depresyon (%30,4) ya da stres deneyimi (%30) yaşamaktadır. Bulgular, öğrencilerin %43,7'sinin yüksek, %42,7'sinin orta, %13,6'sının ise düşük özsaygıya sahip olduğunu göstermektedir. Anadolu lisesi öğrencilerinin depresyon ve stres düzeyleri, mesleki eğitim merkezi (MESEM) öğrencilerinden anlamlı biçimde daha yüksektir. Depresyon, stres ve özsaygı düzeyi cinsiyete göre anlamlı biçimde erkekler lehine farklılaşmaktadır. İşsizlik kaygısı, depresyon ve stres değişkenleri, özsaygıdaki değişimin %44,8'ini; işsizlik kaygısı, özsaygı ve stres değişkenleri ise depresyondaki değişimin %71,6'sını açıklamaktadır. Bu oranlara göre modelimiz güçlü bir açıklayıcılığa sahiptir. Mesleki ortaöğretimin aracılık etkisi stres - depresyon, stres - özsaygı, depresyon - özsaygı arasındaki ilişkilerde tespit edilmiştir. İşsizlik kaygısı, depresyon, stres ve özsaygı düzeyleri açısından mesleki ortaöğretim öğrencilerinin genel ortaöğretim (Anadolu lisesi) öğrencilerine kıyasla daha iyi durumda olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bulgular mesleki eğitimin öğrencinin psikolojik iyi oluşu üzerinde koruyucu bir rol oynayabileceğini göstermektedir.
Eskişehir-Bozüyük bölgesindeki seramik sektöründe iş kazaları
Sanayileşmenin gelişimi ile işyerlerinde sıkça yaşanan iş kazaları ve meslek hastalıkları, tüm dünyada olduğu gibi ülkemiz için de, çalışanların yaptıkları iş ile bağlantılı olarak karşı karşıya kaldıkları önemli ve üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir sorundur. Yaşanan iş kazası ve meslek hastalığı sonucunda işçiler yaralanabilmekte, sakatlanabilmekte hatta yaşamlarını yitirebilmektedir. Bunun sonucunda kayıp işgünleri yaşanmakta, işçi, işveren ve devlet birçok bedel ödemek zorunda kalmaktadır. Riskler belirlenmediği, güvenli çalışma ortamları sağlanmadığı ve risklerden nasıl korunacağı konusunda çalışanlar eğitilmedikleri sürece, bu olumsuzluklar iş kazası ve meslek hastalıklarının yaşanmasına neden olacak, çalışanların sağlık ve güvenlikleri için tehdit oluşturmaya devam edecektir. İstihdam potansiyelinin yüksek olması, ihracattaki büyük başarısı ve hammadde de sıkıntı yaşanmaması seramik sektörünü ülkemiz için önemli kılmaktadır. Ülke ekonomisine büyük getirişi olan seramik sektörünün daha fazla gelişme gösterebilmesi için bu sektörde yaşanan sorunların ortadan kaldırılması zorunludur. Bu bakımdan yapılan araştırmada, Eskişehir-Bozüyük bölgesi seramik sektöründe karşılaşılan iş kazası nedenleri ve bunların önlenebilmesi için neler yapılması gerektiği belirlenerek, Eskişehir-Bozüyük bölgesi seramik sektörünün iş sağlığı ve güvenliği konusundaki sorunları aydınlatılmaya çalışılmıştır.
İntihar olgusunun sosyal ve demografik değişkenler açısından değerlendirilmesi ve Eskişehir bölgesinde bir uygulama çalışması
YÜKSEK LİSANS TEZ ÖZÜ İNTİHAR OLGUSUNUN SOSYAL VE DEMOGRAFİK DEĞİŞKENLER AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ VE ESKİŞEHİR BÖLGESİ'NDE BİR UYGULAMA ÇALIŞMASI Zerrin Sungur Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Mart 1998 Danışman: Prof.Dr. Enver ÖZKALP İntihar karmaşık ve çok yönlü bir süreçtir. Bu süreçte kişisel faktörler bazen ön plana çıkabilir, fakat bireyi toplumsal çevresinden izole biçimde incelemek mümkün değildir. İntihar olgusu çok yönlü yaklaşımlarla anlaşılabilir. Günümüze kadar, birleştirici, kapsamlı ve çok yönlü bir intihar teorisi ortaya atılmamasına rağmen, intiharın tek bir biçimi ya da nedeni olmadığı açıktır. Bu araştırmada, intihar olgusu intihar ve intihar girişimi ekseninde incelenerek, intiharla ilgili sosyal ve demografik değişkenler araştırılmaya çalışılmıştır.
Türk İş Hukuku ve Mukayeseli Hukukta sendika yöneticiliği
DOKTORA TEZ OZU TÜRK İŞ HUKUKU VE MUKAYESELİ HUKUKTA SENDİKA YÖNETİCİLİĞİ Dilek BAYBORA Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kasım 1999 Danışman: Prof. Dr. Nüvit GEREK Birden çok kişinin var olmasıyla ortaya çıkan yönetim faaliyeti kâr amaçlı olsun ya da olmasın bütün organizasyonlarda söz konusudur. Yöneticiler organizasyonları hedeflerine ulaştırmak için faaliyette bulunurlar. Çalışan ve çalıştıranların, çalışma ilişkilerinde ortak ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için meydana getirdikleri özel hukuk tüzel kişiliğine sahip kuruluşlara sendika denir. Sendika yöneticileri de, çalışma yaşamında sendikaları hedeflerine ulaştırmak için çaba harcayan kişidir. Türkiye'de kanunlarda sendika yöneticilerinin kim olduğu açık olarak düzenlenmiştir. Bunun yanı sıra, sendika yöneticiliğine ilişkin birçok hüküm de kanunlarda yer almıştır. Zaman içinde kanun hükümlerinin uygulanmasında yorum farklılıkları ortaya çıkmış ve düzenlemelerde boşluklar olduğu görülmüştür. Doktrinde ileri sürülen görüşler ve yargı kararları ile bunlar giderilmeye çalışılmaktadır. Amerika, İngiltere ve Almanya'da sendikaların örgütlenmeleri Türkiye'den farklıdır. İngiltere ve Almanya'da özel bir Sendikalar Kanunu yoktur. Sendikalara ilişkin konular içtihat kararlarıyla çözümlenmektedir. Bu ülkelerde sendika yöneticisinin kim olduğu konusunda kanunlarda açık bir düzenleme yapılmamıştır. Sendika yöneticiliğine ilişkin birçok konu düzenlenmek üzere sendika tüzüklerine bırakılmıştır.
Ekonomik faaliyetlerde enformelleşme ve Türkiye'de enformel ekonomik faaliyetlerde çalışanlara yönelik sosyal politikalar -Eskişehir'deki seyyar satıcılar üzerine bir alan araştırması-
DOKTORA TEZ OZU EKONOMiKFAALiYETl^RDEEWORMELLESMEVETURKiYE'DEENFORMEL EKONOMİK FAALİYETLERDE ÇALIŞANLARA YÖNELİK SOSYAL POLİTİKALAR -Eskişehir'deki Seyyar Satıcılar Üzerine Bir Alan Araştırması- Yener Şişman Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Mart 1999 Danışman: Prof.Dr. Ömer Zühtü Al tan Günümüzde, Dünya'daki küreselleşme sürecinin de etkisiyle ekonomik faaliyetler enformelleşmektedir. Bu süreçte, Devletin görevi sosyal güvenlikten yoksun insanları sosyal politikalar ile korumaktır. Oysa ülkemizde, istihdam, ücretler, sosyal güvenlik ve çalışma koşulları ile ilgili düzenlemeler enformel ekonomik faaliyetleri göz önüne almadan planlanmaktadır. Bunun sonucunda ise, problemlerin çözümüne ilişkin şimdiye kadar hiçbir etkili çözüme ulaşılamamıştır. Bu çalışmanın amacı, enformel ekonomik faaliyetlere ilişkin varolan problemleri araştırmak ve bu problemler için dinamik çözüm önerileri sunmaktır.
Yöneticilerin çalışanlara karşı iş etiğine yönelik değerlerinin tesbit ve analizine ilişkin bir çalışma (Bursa ili imalat sanayi işletmelerindeki yöneticiler üzerinde bir uygulama)
DOKTORA TEZ OZU YÖNETİCİLERİN ÇALIŞANLARA KARŞI İŞ ETİĞİNE YÖNELİK DEĞERLERİNİN TESBİT VE ANALİZİNE İLİŞKİN BİR ÇALIŞMA (Bursa Di imalat Sanayi işletmelerindeki Yöneticiler üzerinde Bir Uygulama) Birgül Şimşek Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Mart 1999 Danışman: Prof. Dr. Enver Özkalp Yöneticilerin örgüt-içi ve örgüt-dışı bazı gruplara karşı birtakım sorumluluklarının olduğu genel olarak kabul edilen bir görüştür. Geçmişte de kabul edilen bu görüş, günümüzde içerik ve boyut olarak biraz daha genişleyerek farklılaşmıştır. Özellikle de rekabetin artması, enformasyon teknolojilerindeki değişim ve yeni yönetim anlayışlarının benimsenmesi gibi nedenlerle "sosyal sorumluluk" kavramı değişerek bu sorumluluğun bir boyutu olan "etik sorumluluk"lan daha çok gündeme getirmektedir. Diğer önemli bir gelişme ise, yöneticiler açısından "kâr maksimizasyonu"nun tek başına bir amaç olmaktan çıkmasıdır. Artık yöneticiler, çalışanlara karşı birtakım etik sorumluluklarını yerine getirmenin zorunluluğunu hissetmektedirler. Etik sorumlulukların uygulanması ise, yöneticilerin değerleriyle yakından ilişkilidir. Bu çalışmada, yöneticilerin çalışanlara karşı sahip oldukları iş etiğine yönelik değerleri ve bu değerleri etkileyen kişisel ve örgütsel faktörler uygulamalı olarak araştırılmaktadır. Bu çalışmada iş etiği kavramı, iş etiği kuramları, iş etiği anlayışının değişimi, işletmelerdeki etik sorunlar, yöneticilerin etik sorumlulukları, etik karar alma süreci gibi konular tek tek ortaya konulmuştur. Daha sonra ise yöneticilerin çalışanlara karşı iş etiğine yönelik değerleri ve bu değerleri etkileyen faktörler uygulamalı olarak ortaya konmaya çalışılmıştır. Böylece yöneticilerin iş etiğine yönelik değerlerinin birbirinden farklı olduğu ve bu değerleri etkileyen çok sayıda faktör olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak iş etiği ve etik sorumluluk kavramlarının giderek daha önemli hale geleceğim söylemek mümkündür.
Türkiye`de işsizlik sigortasının uygulanabilirliği
İşsizlik sigortası, 4447 sayılı kanunla düzenlenerek, 1 Haziran 2000 tarihi itibariyle yürürlüğe girmesi sağlanmıştır. 36 yıllık bir uğraş sonucu kanunlaşan işsizlik sigortası, beklenen yararları yanı sıra ülkemizin yapısal özellikleri dikkate alındığında bir takım olumsuzlukları da beraberinde getirecektir. Avrupa Birliği'ne girme sürecinde olan ülkemiz için, sosyal güvenliğin bir kolu olan işsizlik sigortasının uygulamaya konması önemli bir gelişmedir. Ancak diğer ülkelerdeki uygulamalar ve alt yapı dikkate alındığında ülkemiz açısından bazı sorunlarla karşılaşılabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Ülkemizde işsizliğin türleri itibariyle açık işsizliğin yaygın oluşu, işsizlik sigortasından yararlananların işsizlere oranını oldukça düşürerek, sosyal politikalarda bir dengesizliğin doğmasma neden olacaktır. Diğer yandan yürütülecek işe yerleştirme çalışmalarında sigortadan yararlananlara öncelik tanınmasına, dolayısıyla sigorta bakımından kapsam dışı kalan işsizlerin iş bulmasının daha zorlaşmasına neden olacaktır. İşsizlik sigortası, kıdem tazminatı ile birlikte uygulandığında, işverenlere getireceği mali yük nedeniyle kayıt dışı çalışmayı veya ürün maliyetlerinin artması nedeniyle, istihdamın daralması sonuçlarım beraberinde getirecektir.
Doğal afet kaynaklı risk olgusunun petrokimya ve Akrilik kimya sanayi sektöründe sosyolojik açıdan değerlendirilmesi: Kocaeli ve Yalova uygulamaları
11 DOKTORA TEZ ÖZÜ DOĞAL AFET KAYNAKLI RİSK OLGUSUNUN PETROKİMYA VE AKRİLİK KİMYA SANAYİ SEKTÖRLERİNDE SOSYOLOJİK AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ: KOCAELİ VE YALOVA UYGULAMALARI Zerrin SUNGUR Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eylül 2004 Danışman: Prof. Dr. Enver ÖZKALP Günümüzde risk olgusu birçok alanın ve farklı bilimin inceleme konusu haline gelmiştir. Risk, geleceği kontrol etme anlayışı bağlamında ortaya çıkan ve içinde yaşanılan toplumun kültürü ile yapılanan bir tür dünyayı görme biçimidir. Bu çalışmada doğal afet kaynaklı risk olgusu sosyolojik bir yaklaşımla incelenmektedir. Risk olgusunu açıklayan üç temel yaklaşım, bilişsel bilim perspektifi, sosyokültürel perspektifler; kültürel/sembolik perspektif, risk toplumu yaklaşımı, yönetimsellik yaklaşımı ve toplumsal yapılaşmacı yaklaşımlardır. Bu çalışmada daha sonra, doğal afet risklerinin örgütsel ve toplumsal anlamda yapılanışı ele alınmaktadır. Nüfusunun % 85'i, sanayi tesislerinin % 98'i deprem kuşağında yer alan Türkiye, doğal afet riski yüksek bir ülkedir. Bu çalışma kapsamında Kocaeli ve Yalova bölgelerindeki petrokimya ve akrilik kimya sektörlerindeki çalışanların riske bakış açıları araştırılmaktadır. Sözkonusu işletmelerin risk yönetimi uygulamalarım ve çalışanlarının riske bakış açılarını etkileyebilecek faktörler incelenmektedir. Bunlar; sosyo demografik faktörler, kamu/özel ayrımında faaliyet gösterilen sektör, küçük, orta ve büyük ayrımında işletme büyüklüğü, yerli, yabancı ve diğerleri ayrımında işletmenin mülkiyet durumudur. Modernleşmenin bir yolu olarak sanayileşme sürecinde doğal afet risklerinin önemi gün geçtikçe artmaktadır. 17 Ağustos 1999 Doğu Marmara Depremi Türkiye'de bu gerçeğe bir kez daha işaret etmiştir. Doğal afetlerin meydana gelme olasılığının azaltılması sözkonusu değilken, diğer taraftan risk yönetimi yaklaşımı ile doğal afet zararları en aza indirilebilir. Anahtar Kelimeler: Risk, Doğal Afetler, Risk Yönetimi, Risk Algısı, Afet Yönetimi, Risk Toplumu, Petrokimya Sanayi, Akrilik Kimya Sanayi.
Avrupa istihdam stratejisi ve aday ülkelerin içgücü piyasalarının bu strateji açısından değerlendirilmesi
1970'li yıllarda ortaya çıkan petrol krizleri, dünyada ekonomik krizlere yolaçarak tam istihdam seviyesinden uzaklaşılmasına neden olurken; 1980'li yıllardanbaşlayarak ve 1990'lı yıllar boyunca işsizliğin en yüksek seviyelere ulaşmasında daetkili olmuştur. Yaşanan bu gelişmelerin ardından işsizlikle mücadele edebilmek veistihdamı arttırmak için, AB düzeyinde ortak bir hareketin ve işbirliğinin gerekliliğiortaya çıkmıştır. şsizlikle mücadele amacıyla başlatılan Avrupa stihdam Stratejisi;dinamik, tarafların katılımını öngören ve aktif istihdam politikaları temeline dayananbir yapıya sahiptir. Avrupa stihdam Stratejisi'nin temel amacı, belirlenen öncelikler vehedefler doğrultusunda, AB düzeyinde istihdamı arttırarak, AB istihdam politikasınıngelişimine katkıda bulunmaktır.AB'ye aday olan ülkeler, Birlik düzeyinde oluşturulan istihdam politikaları veAvrupa stihdam Stratejisi hedeflerini dikkate alarak uygulamada bulunmaktadırlar.Birlik politikaları ve Strateji hedefleri sadece AB'ye üye olan ülkeleri değil, AB'yekatılımı söz konusu olan ülkeleri de ilgilendirmektedir. Bu bakımdan yapılançalışmada, aday ülkelerin -Bulgaristan, Romanya, Hırvatistan ve Türkiye- AB'yekatılım süreci içinde, işgücü piyasalarının Avrupa stihdam Stratejisi açısındandeğerlendirilmesi ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Yaşlı bakımında erkek bakıcılar: Nazilli örneği
Dünya genelinde yaşlı nüfusunun hızla artması bakım ihtiyacının da artmasına sebep olmaktadır. Yaşlı bakımı alanında, kadınların baskın konumu halen devam etmekle birlikte son yıllarda erkeklerin de yaşlanan ebeveynlerinin bakım ihtiyaçları için sorumluluk üstlendiği görülmektedir. Ancak az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde erkekler tarafından üstlenilen bu sorumluluk diğer ülkelere göre daha düşük seviyededir. Bu araştırmanın amacı, erkeklerin yaşlılara informal bakım verme deneyimlerini keşfetmek ve analiz etmek, ayrıca bakım verenlerin kişisel deneyimlerini ve bakım süreci ile olan ilişkilerini anlamaktır. Araştırmanın evrenini Nazilli'de yaşayan ve yaşlı bakımı yapan erkek bakıcılar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, Nazilli'de yaşayan ve yaşlı bakımı yapan erkek bakıcılar arasında kartopu örnekleme yöntemi ile ulaşılan 15 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından oluşturulan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Bu form aracılığıyla örneklemde yer alan 15 erkek bakıcı ile derinlemesine mülakat gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler Maxqda 2022 programına aktarılmış ve içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. İçerik analizi sonucunda, yaşlı bakımında erkek bakıcıların rolü teması altında bakım verenin bakım süreciyle ilgili algısı, bakım sürecinin ortaya çıkma nedeni, bakım veren kişi olma motivasyonu, bakım sürecinde yaşanan zorluklar, bakım sürecinde yaşanan zorlukları aşma yolları, bakım verende yaşanan değişiklikler, bakım alan ve bakım veren arasındaki ilişki durumu ve çevrenin erkek bakıcı rolüne bakışı adlı sekiz kategori belirlenmiştir. Bu kapsamda, katılımcıların bakım sürecini iyilikte bulundukları bir görev veya sorumluluk gibi gördükleri ve bakım sürecini cinsiyetten bağımsız değerlendirdikleri belirlenmiştir. Bakım sürecinin ortaya çıkmasındaki en önemli sebebin bakım verdiği yakınının günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirememesi olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların bakım veren olmalarındaki en önemli motivasyonun bakım alana iyi bir yaşam sunma isteği olduğu saptanmıştır. Katılımcıların bakım sürecinde en fazla yaşadığı zorluğun fiziksel zorluklar olduğu belirlenmiştir. Bakım sürecinde yaşanan zorlukları aşma konusunda, bakım alanın gelirinin, evde bakım parasının ve çevredeki insanlar ve profesyoneller tarafından verilen informal ve formal desteklerin etkili olduğu tespit edilmiştir. Bakım verme sürecinin bakım verenin daha sabırlı biri olmasını sağladığı saptanmıştır. Katılımcıların tamamında, bakım veren ve bakım alan arasındaki ilişkinin bakım öncesine göre daha güçlü olduğu tespit edilmiştir. Bakım verenin çevresindeki çoğu kişinin bir erkek olarak yaşlı bakımında bulunulmasını takdir ettiklerini fakat bazı kişilerinde bakım sürecine cinsiyetçi yaklaşarak erkek bakıcı rolünü benimsemedikleri belirlenmiştir.
Afgan işgücünün çalışma hayatına ilişkin tecrübeleri: Denizli ili örneği
Göç, genellikle az gelişmiş ya da gelişmemiş bölgelerden, daha gelişmiş bölgelere yapılmaktadır. Göçlerin sık olması yabancı uyruklu insanları kontrol altında tutmak için çeşitli politikaların uygulanmasını zorunlu hale getirmektedir. Günümüzde küresel bir kriz halini alan göç faaliyetlerini gerçekleştiren kişiler sığınmacı veya mülteci olarak tanımlanmaktadır. Bu göç krizlerinin önüne geçmek için, mültecilerin yaşadıkları sorunlara çözümler üretilmeye çalışılmıştır. Araştırmada Denizli ilinde yaşayan Afgan İşgücünün yaşadığı sorunların betimlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Denizli ilinde yaşayan Afgan işgücü oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise bu evrenden kartopu örnekleme tekniği kullanılarak belirlenen 120 Afgan İşgücü oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından hazırlanan ve deneklerin sosyo demografik, sosyo ekonomik ve yaşadıkları bazı sorunları tespit etmek amacıyla 20 sorudan oluşan bir soru formu kullanılmıştır. Bunun yanında 40 maddeden oluşan ve 5'li likert türünde hazırlanan, Afgan İşgücünün işverene, iş güvenliğine, yaşam ve gelir durumuna, memnuniyet durumlarına ilişkin bilgileri elde etmeyi amaçlayan ölçek kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde nicel veri analiz yöntemleri kullanılmıştır. Bu kapsamda toplanan veriler SPSS26 veri analiz programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin çözümlenmesinde frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, minimum, maksimum gibi tanımlayıcı istatistiklerden faydalanılmıştır. Verilerin analizinde normallik dağılım testlerinden Kolmogorov-Smirnov testi kullanılmış olup analiz sonucunda normallik varsayımları sağlandığından parametrik testlerden faydalanılmıştır. Bağımsız 2 grubun ortalamaları karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t testi, 2'den fazla bağımsız grubun karşılaştırılmasında One-way ANOVA testi sonucu kullanılmıştır. ANOVA testi için varyans homojenliği için Levene testi ve grup farklılıkları için ise varyans homojenliği sağlanıyorsa (p≥ ,05) Tukey HSD ve LSD, varyans homojenliği sağlanmıyor ise (p< ,05) Tamhane çoklu karşılaştırma testi kullanılmıştır. Ölçeğin güvenilirlik analizinde Cronbach's Alpha katsayısı kullanılmıştır. Tüm test sonuçları %95 güven aralığı ve ,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırmada ulaşılan bulgulara göre; Afgan iş gücünün işsizlik, düşük ücretlerde çalışma, kira ödeyememe, maaşlarını zamanında alamama, yeterli gıda alamama, dışlanma, fiziksel şiddet, ayrımcılık, yeterli eğitim alamama, sosyal ve kültürel adaptasyon, motivasyonsuzluk ve ayrımcılık gibi sorunlarla karşılaştıkları belirlenmiştir. Bununla birlikte yaşanan bu sorunlarda yaş, cinsiyet, medenî durum, harcama kalemi, hanedeki kişi sayısı ve çalışma amacı bakımından anlamlı farklılık meydana gelmediği belirlenmiştir. Ancak eğitim düzeyi düşük olan, düşük ücrette çalışan, kirada oturan, Türkiye'de bulunma ve çalışma süreleri az olan, uzun saatler çalışan, ve kayıtdışı çalışan Afgan iş gücünün daha fazla sorun yaşadığı belirlenmiştir.
Covid-19 pandemisinin çalışma hayatına etkileri: OECD ülke örnekleri
Salgın hastalıklar, geçmişten günümüze toplumsal, ekonomik, siyasi açıdan olmak üzere birçok alanda insanlık tarihini etkilemiş, değişim ve dönüşümlerin ortaya çıkmasında etkin bir rol almıştır. Tarihsel süreçte milattan önceki yıllara kadar dayanan pandemiler belirli dönemlerde uzun yıllar boyunca şekil değiştirerek, mutasyona uğrayarak kendini tekrarlamıştır. Günümüzde adı sıkça duyulan ve küresel ölçekte birçok alanda etkisini sürdüren Covid-19 pandemisi 2019 yılının sonlarına doğru Çin'de ortaya çıkarak tüm dünyaya yayılmış ve pandemik hastalıklar içerine girmiştir. Gelişen dünya, bilim ve teknolojinin ilerlemesine karşın Covid-19 pandemisinin ortaya çıkması tüm dünyayı panik haline sokmuş birçok insanın can kaybına ve salgına yakalanmasına sebep olmuştur. Bu durum dünyaca pandemi krizinin yaşanmasına sebebiyet vermiştir. Bu çalışmanın ana amacı Covid-19 pandemisinin çalışma hayatına etkilerini değerlendirmektir. Araştırmanın evrenini OECD üye ülkeleri oluşturmaktadır. Çalışmanın yönteminde, nitel araştırma yöntemi kullanılarak, konuyla ilgili kaynak, veri ve istatistiklere birincil kaynaklardan ulaşılmıştır. Kaynak taraması yapılarak elde edilen kaynak ve istatistikler değerlendirilerek sınıflama ve sıralama yöntemleri uygulanmıştır. Elde edilen veriler için sınıflama aşamasında tümdengelim yöntemi uygulanmış, sonuç kısmında ise elde edilen veriler tümevarım yöntemi aracılığıyla değerlendirilmiştir. GZFT analizinden elde edilen bulgulara göre, Covid-19 pandemisi çalışma hayatını birçok yönden etkilemiştir. Örneğin; işsizlik oranlarının yükselmesine neden olmuştur. OECD verilerine göre; 2020 yılının Mart ayında işsizlik oranı %5,5 iken, Nisan ayında salgının boyutunun büyümesiyle birlikte bu oran %8,8'leri bulmuştur. Karantina uygulamaları nedeniyle uzaktan çalışma modeline geçilmiş, dijital platformlar üzerinden toplantılar gerçekleşmiştir. İş hukuku ve sosyal güvenlik hukukuna geçici maddeler eklenerek pandeminin etkilerini hafifletme yoluna gidilmiştir. Bu süreçte neredeyse tüm OECD ülkelerinde sendikalar çalışanların sağlığını korumaya yönelik faaliyetlerde bulunmuştur. Ayrıca devletler pandeminin yol açtığı yıkım karşısında birçok mali tedbir ve teşviklerde bulunmuştur. Araştırmada elde edilen bulgular GZFT analiziyle sınıflandırılarak pandemi ve çalışma hayatındaki güçlü yönler, zayıf yönler, fırsatlar ve tehditler değerlendirilmiştir. Güçlü yönler içerisinde bilgi teknolojilerindeki gelişmeler, sağlık sektöründeki gelişmeler, hükümetlerin yaptığı mali tedbir ve teşvikler, yaratıcılık ve inovasyon konularına değinilmiştir. Zayıf yönlerde Covid-19'un küresel yayılımı, karantina uygulamaları, ekonomik belirsizlik ve yüz yüze iletişim eksikliğine değinilmiştir. Covid-19'un çalışma hayatında yarattığı fırsatlar olarak uzaktan çalışma, belirli sektörlerin gelişimi, hijyen alışkanlıklarının önem kazanması ve İKY'nin dijitalleşmesi konuları ele alınmıştır. Tehdit olarak ise salgınların devamı, işsizlik artışı ve ücretlerin düşmesi konuları değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda ise bundan sonraki süreçlerde oluşabilecek yeni pandemilere karşı alınabilecek tedbir önerilerinde bulunulmuştur.
Dijitalleşen emek sürecinde çalışma pratiğinin dönüşümü ve freelance çalışma
Dijitalleşme süreci, "ultra esnek" istihdam biçimi olarak tanımlanan freelance çalışma biçiminin önemini gitgide artırmaktadır. Emek sürecinin dijitalleşmesiyle birlikte büyük bir dönüşüm içinde olan çalışma biçimlerine bağlı olarak, örgüt algısının ön planda olduğu kariyer algısından, kişinin kariyer sürecininin yönetimini tamamen eline aldığı bireyi temel alan kariyer algısına doğru yönelim söz konusudur. Bu çalışma, son yıllarda esnek bir çalışma biçimi olarak ivme kazanan freelance çalışmayı, emeğin dijitalleşmesiyle birlikte farklılaşan çalışma ilişkilerini ve kariyer tutumlarını freelance çalışanların kişisel deneyimleri aracılığıyla ortaya koyarak; emek sürecinin dönüşümünü ve freelance çalışmanın doğasını anlamayı amaçlamaktadır. Söz konusu amaç doğrultusunda Türkiye'de freelance çalışarak kariyerini sürdüren 28 kişi ile nitel desenli bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Alan araştırması kapsamında freelance çalışan bireylerin freelance çalışmayı tercih nedenlerini, geçmiş çalışma deneyimlerini, mevcut çalışma koşullarını ve kariyer tutumlarını açığa çıkarabilmek için, yarı yapılandırılmış sorular yöneltilerek derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Alan araştırması sonuçlarına göre, katılımcıların freelance çalışma biçimine ilişkin, olumlu ve olumsuz olmak üzere iki farklı görüşe sahip oldukları tespit edilmiştir. Bunlardan ilki, freelance çalışmanın diğer çalışma biçimlerine göre bireylere daha özgür bir çalışma ortamı sunması ve bireylerin ortaya koydukları iş üzerindeki kontrollerinin daha belirgin olması dolayısıyla iş göreni tatmin edici bir çalışma biçimi olduğudur. İkincisi ise freelance çalışma biçiminin, freelance çalışan bireyler açısından aynı zamanda güvencesiz bir çalışma biçimini temsil etmesidir. Bununla birlikte alan çalışmasında, başarılı bir freelance kariyer sürecine sahip olabilmek için, ortaya koyulan işin niteliği kadar freelance çalışan bireylerin müşterileriyle kurdukları diyaloğun niteliğinin ve istikrarının da önem arz ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dijitalleşme, Emek, Freelance Çalışma, Esneklik, Güvencesizlik
Tarihsel değişim sürecinde iş ve aile yaşamında kadın: Muğla ili, bankacılık sektöründe çalışan çocuklu kadınlar üzerine bir inceleme
Ataerkil toplumlarda daha baskın olarak, kadının hane içerisinde yaşamış olduğu toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümü, kadının aile yaşamında eşitsizliklerin olduğunu göstermektedir. Hane içerisindeki eşitsizlikler kadının, iş yerinde yaşamış olacağı cinsiyete dayalı ayrımcılık uygulamalarını derinleştirmektedir. İş yerinin vermiş olduğu görevleri gerçekleştirdikten sonra hane içi görevleri için ikinci mesaisi başlayan kadın hem fiziksel hem de zihinsel olarak yorgun düşmektedir. Ev işleri ve bakım sorumlulukları için harcayacak enerjisi kalamamaktadır ya da bunun tam tersi olarak; ev işleri, bakım görevlerini yerine getirirken yorgun düşen kadının iş yeri için harcayacak enerjisi kalamamaktadır. İş yerinin vermiş olduğu görevlerin yapımı sırasında zihni sürekli ev işleri ile meşgul olmakta ve kendini işe verememektedir. Cinsiyete dayalı ayrımcılık tutumları hane içerisindeki eşitsizliklerin yanı sıra iş yerlerinde de kadınların sıklıkla karşılaştıkları bir durumdur. Kadının erkek karşısında ikinci cinsiyet olarak algılanması ve yetersiz olarak düşünülmesi söz konusudur. Kadınlar iş yerlerinde işe alım, ücret, terfi, eğitim, izin ve rapor kullanımı, güdülenme, tayin, işten ayrılma ve taciz gibi birçok konuda cinsiyete dayalı ayrımcılık uygulamalarına maruz kalmaktadırlar. Gerek aile içerisindeki gerekse iş yerindeki eşitsiz tutumlar kadının iş ve aile yaşamını uyumlaştırma çabasında sorunlar yaşamasına neden olmaktadır. Son yıllarda bireylerin, özellikle kadınların iş ve aile yaşamını uyumlaştırmaya çalışmak devletin de stratejik planlarına konu olmuş ve bu konuda politikalar üretilmiştir. Kadının iş ve aile yaşamında uyumu yakalayabilmesi için toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılıkların sona erdirilmesi ve eşitliğin sağlanması gerekmektedir. Bu durum bireylerin, iş yerlerinin ve devletin ortak çabası ile mümkün olabilecektir. Anahtar Kelimeler: Çalışan Kadınlar, Aile, Çalışma Yaşamı, Toplumsal Cinsiyet, İş bölümü
Türkiye'de Endüstri 4.0 ve çalışma yaşamının geleceği
Endüstri devrimleri, insanlık tarihinin seyrini değiştirerek köklü değişimlerin yaşanmasına neden olan gelişmelerdir. Sanayi Devrimi ile birlikte ortaya çıkan üretim sisteminin makineleşme süreci, işlerin yapılma şekillerinin de değişmesine neden olmuştur. Endüstri Devrimi öncesinde, el tezgahlarında atölye ortamında yapılan üretim faaliyeti, daha sonra makinelerin üretim sistemine entegre olması sayesinde fabrikalara taşınmıştır. Fabrikaların artması; istihdam, çalışma koşulları ve üretim imkanlarının gelişmesine yol açmıştır. Endüstri 4.0, 2011 yılında Almanya'nın Hannover kentinde düzenlenen fuarda ortaya çıkmıştır. Dördüncü Sanayi Devrimi olarak bilinen Endüstri 4.0, üretimde otomasyon sisteminin endüstriyel internet tabanlı teknoloji ile donatılması ve uzaktan kontrol edilebilmesini mümkün kılmaktadır. Robotlar, Siber-Fiziksel Sistemler, sensörler, RFID gibi birçok teknolojiyi barındıran Endüstri 4.0, birçok niteliksiz ya da orta nitelikteki işin insan gücünün yerine robotlar ve otomasyon sistemi sayesinde yapılmasını sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı; endüstri alanında ortaya çıkan gelişmelerin neler olduğunu anlayarak, bu gelişmelere ayak uydurmanın önemini ortaya koymaktır. Endüstri devrimlerinin etkileri sadece endüstriyel alanda sınırlı kalmamaktadır. Ekonomik, sosyal ve kültürel değişimleri de beraberinde getirmektedir. Endüstri devrimlerinin ortaya çıkışı ile birlikte yarattığı dönüşümlerin yer aldığı bu çalışma içerisinde Endüstri 4.0'ın ortaya çıkış tarihine kadar yaşanan tüm teknolojik gelişmeler yer almaktadır. Endüstri öncesi dönemden başlayarak tarihsel sürecinin incelenmesiyle başlayan çalışma, aynı zamanda Endüstri 4.0'ın paradigmaları ve bileşenlerinin hakkında bilgi vermektedir. "Türkiye'de Endüstri 4.0 ve Çalışma Yaşamının Geleceği", çalışmanın ana içeriğini oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Endüstri 4.0, Çalışma Yaşamının Geleceği, Türkiye'de Endüstri 4.0
Alternatif bir üretim biçimi olarak kooperatifçilik: S.S Ovacık 94 Mah. Tarımsal Kalkınma Kooperatifi'nin dayanışma ekonomileri açısından incelenmesi
21. yüzyılın ilk çeyreği, "büyümenin sonuna" geldiğimize dair birçok kanıt ortaya koymaktadır. Açgözlülük, rekabet, bireysel hırs ve borç ile yürütülen küresel kapitalizm, amansız bir büyümeyle "hayali zenginlik" yaratmakta, eşitsizliği derinleştirerek, doğayı ve dünya toplumlarını tehdit etmektedir. Yoksulluk, savaş, suç, işsizlik, ırkçılık, açlık, her geçen gün yaygınlaşmaktadır. Eşitsizliğin derinleşerek büyümesi, neo-liberal iktisadın bakış açısını yeniden sorgulamamıza ve alternatif yaklaşımlar üzerinde düşünmemize neden olmuştur. Bu durum sosyal ve politik teoride uzun süre göz ardı edilen dayanışma kavramının, tekrar hak ettiği ilgiyi görmesini sağlamıştır. Son yıllarda yaşanan yeni toplumsal hareketlerin kimlik ve emek mücadelelerindeki dirençli ve ortak tavrı, farklı dayanışma biçimlerinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu çalışmanın amacı, neo-liberalizmin yıkıcı etkilerinin yeniden sorgulandığı ve buna bağlı olarak farklı dayanışma biçimlerinin ortaya çıktığı bir dönemde, alternatif üretim sistemleri tartışmasına dikkat çekmektir. Çalışma, alternatif üretim sistemleri arayışını, dayanışma ekonomileri tartışması üzerinden gerçekleştirmektedir. Bu bağlamda, dayanışma ekonomilerinin en önemli bileşeni olan kooperatifçilik hareketi öne çıkmaktadır. Türkiye'deki kooperatifçilik tartışması açısından, son zamanlarda dikkat çeken örneklerden biri, S.S. Ovacık. 94 Mahallesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifidir. Toplumsal faydayı ve dayanışmayı öne çıkaran uygulamaları nedeniyle, S.S. Ovacık 94 Mahallesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, dayanışma ekonomileri tartışması açısından önemli bir noktada durmaktadır. Çalışma, "Küresel kapitalist üretim biçimine karşı, alternatif üretim sistemi geliştirilebilir mi?" ana sorunsalına odaklanmaktadır. Çalışma, alternatifi dayanışma ekonomileri yaklaşımı ile S.S. Ovacık 94 Mahallesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi içinde aramaktadır. Anahtar Sözcükler: Dayanışma Ekonomileri, Kooperatif, Kooperatifçilik, Küreselleşme, Neo-liberalizm, S.S. Ovacık 94 Mah. Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, Tunceli
Görünmeyeni görünür kılmak: Mersin'in Tarsus ilçesinde çadırda yaşayan mevsimlik tarım işçisi hanelerin yaşam stratejileri ve toplumsal cinsiyet algıları
İnsani yaşam koşullarından mahrum olan mevsimlik tarım işçileri, işgücü içerisinde en kötü koşullara sahip kitleleri oluşturmaktadır. Bu grup, sürekli hareket halinde olup genellikle ikamet bölgelerinden uzak bölgelere göç etmektedir. Bu çalışma mevsimlik tarım işçisi hanelerin göç hareketlerinden başlanarak çadır yaşamını, gündelik yaşam deneyimlerini, sosyo-ekonomik yapısını, çalışma koşullarını, kültürel etkileşimlerini ve toplumsal cinsiyet algılarını araştırmayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda nitel araştırma yöntemi kullanılarak Mersin'in Tarsus ilçesinde çadırda yaşayan dördü Suriyeli ve ikisi aracı olmak üzere 29 mevsimlik tarım işçisi, bir işveren, üç muhtar ve üç doktor ile derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Böylelikle çadırda yaşayan mevsimlik tarım işçilerin çalışma ve toplumsal ilişkilerini, etkileşim içerisinde oldukları yerli halk, işveren ve aracı gibi çeşitli grupların incelenmesi suretiyle çok boyutlu olarak değerlendirme imkânına sahip olunmuştur. Alan araştırması sonuçlarına göre, ikamet bölgelerinden tarımsal üretime dâhil olma amacıyla kalabalık gruplar halinde göç eden işçilerin insani koşullardan uzak barınma ve çalışma ortamlarında yaşam sürdükleri gözlemlenmiştir. İşçiler genellikle elektrik, su ve kanalizasyon gibi alt yapı sistemlerinin bulunmadığı çadırlarda yaşamaktadırlar. Mevsimlik tarım işçileri sosyal güvenceden yoksun, uzun çalışma saatleri ve kötü çalışma koşulları altında çalışmaktadır. Tarım işçilerinin güvenceden yoksun olma durumlarına ek olarak etnik kimliklerinden ötürü dışlanmış ve toplumsal yaşamdan uzaklaştırılmış hissetmeleri de görüşmeler sonucunda ortaya çıkmıştır. Ayrıca Tarımsal üretim ve yaşam koşulları içerisinde özellikle kadın ve çocukların daha kırılgan ve dezavantajlı olduğu görülmüştür. Yaşam ve çalışma koşullarındaki söz konusu tüm olumsuzluklara rağmen yasal düzenlemelerin yeterince korumadığı/kapsamadığı, mevsimlik tarım işçiliği bu anlamda "köleliğin modern versiyonu'' olarak nitelendirilebilir. Anahtar Kelimeler: Mevsimlik Tarım İşçiliği, Çalışma ve Yaşam Koşulları, Toplumsal Cinsiyet Algısı, Tarsus
Türkiye'de bilgi toplumu görünümü ve çalışmanın dönüşümü
Bu çalışmada bilgi toplumu ve değişen emek süreci konusu ele alınarak, çalışmanın dönüşümü ve Türkiye'nin bilgi toplumu görünümü incelenmiştir. 21. yüzyılda bilgi ve iletişim teknolojileri sayesinde, tarihte sanayi toplumuna geçişte olduğu gibi; toplumsal ve ekonomik hayatın her alanında kendini gösteren bir dönüşüm yaşanmaktadır. Bilgi iletişim teknolojilerinin sosyal ve ekonomik hayata entegre edilmesi gelişmişlik için önem arz etmekte, toplumsal refahı arttırmaktadır. Üretim süreçlerine bilgi iletişim teknolojilerinin dâhil edilmesi tarih boyunca sürekli bir değişim içerisinde olan emek ve çalışmayı da etkilemiştir. Ekonominin asli üretim unsurunun değişmesi sosyal hayatı da etkilemiştir.
Cezaevlerinde bir dezavantajlı grup olarak engelli mahkumlar ve yaşadıkları sorunlar
Dünyada ve Türkiye'de engellilerin sayıları azımsanmayacak kadar çoktur. Cezaevlerinde de var olan engellilerin engelli olmayan mahkumlara göre farklı ihtiyaçları bulunmaktadır. Bu ihtiyaçlar belirlenerek gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Mahkumların gerek sağlıklarını gerekse psikolojilerini kötü yönde etkileyecek koşullarda tutulmaları ve ihtiyaç duydukları şeylere erişememeleri ağır mağduriyetlere yol açmaktadır. Söz konusu olan veya olabilecek mağduriyetlerin önüne geçebilmek için gerekli kurum ve kuruluşların sorumlulukları dahilinde gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Bu çalışma ile, engelli mahkumların ceza infaz kurumları içerisinde yaşamış oldukları fiziksel, sağlık, sosyal, eğitim ve ekonomik sorunları belirleyerek, konuyla ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat ve yasalar incelenerek bu sorunların çözülmesinde yol gösterici olması amaçlanmıştır. Mevcut akademik literatür, Türkiye'de konuyla ilgili çeşitli kurumlar tarafından hazırlanan raporlar ve istatistiklerden yararlanılmıştır. Araştırmanın temel veri kaynağı ikincil veri kaynakları ve raporlar olduğu için nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi deseni ile yürütülmüştür.
Türkiye'de çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri öğrencilerinin sosyal sorunlara bakış açıları
Küreselleşmenin yarattığı baş döndürücü hız sosyal sorunları bir yanıyla kadimleştirirken, diğer yanıyla da yeni sosyal sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Sosyal sorunlar karşısında dezavantajlı kesimlerin giderek artan kayıpları, sosyal sorunların saptanması ve bu sorunlara yönelik bakış açısının ortaya konması da yaşamsal bir öneme taşımaktadır. Sosyal sorunların belirlenmesi ve çözüm sunulması bağlamında sosyal politika anahtar roldedir. Sosyal sorunlara çözüm arayarak refahın sağlanmasını hedef alan sosyal politikanın anlamı ve geleceği yalnız uygulamalar değil, akademik çalışmalarla da yeniden ve yeniden sürekli olarak oluşturulmaktadır. Böyle düşünüldüğünde, sosyal politika çalışanlar sosyal sorunlara nasıl bir anlam vermekte ve nasıl yapılandırmakta sorusu daha da önemli hale gelmektedir.Sosyal politika geleneğinin ülkemizdeki temsilcileri olan Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri (ÇEEİ) bölümü öğrencileri sosyal sorunların tanımlanmasında özel önem taşımaktadır. Çünkü; ÇEEİ bölümü ile sosyal sorunlar, hem disiplinler arası yaklaşım hem de sosyal politika eğitimi temelinde bağdaşmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada; ÇEEİ eğitiminin mevcut durumu incelenerek, sosyal politika eğitimi alan ÇEEİ öğrencilerinin hem sosyal politikanın konu alanları içerisinde yer alan sosyal sorunlara bakışının hem de bölüme yönelik algılarının incelenmesi ile birlikte ÇEEİ'nin sosyal politika geleneğinden uzaklaşıp uzaklaşmadığı tartışmasına katkı sunmak amaçlanmıştır. Nicel çalışma yöntemlerinden anket yönteminin kullanıldığı bu çalışmanın örneklemini ÇEEİ bölümü dördüncü sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Bu araştırmada veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından geliştirilen "Sosyal Sorunlara Bakış Ölçeği" kullanılmıştır. Bu araştırma sonucunda; ÇEEİ öğrencilerinin sosyal sorunlar karşısında sosyal politika yanlı yanıtlar verdiği görülmüştür. Bununla birlikte alan içinde tartışılan "sosyal politika geleneğinden" uzaklaşma konusunda sosyal sorunlara bakış bağlamında bir uzaklaşma olmadığı görülmüştür. ÇEEİ öğrencilerinin sosyal sorunlara bakışına etki eden değişkenleri analiz edildiğinde, cinsiyete, yaşam idamesi durumuna, barınma durumu, kardeş sayısına, baba istihdam durumuna, ailedeki engelli birey varlığına, ailedeki sendikal katılıma ve not ortalamalarına göre sosyal sorunlara bakışın değişmediği görülmüştür. Diğer yandan sosyal sorunlara bakışın yaş grupları, ebeveyn medeni hali, ebeveynlerin eğitim durumu, gelir yeterliliği, gelir durumu, anne istihdam durumu, ebeveynlerin gelir durumu, eğitim gördükleri üniversite ve bölüme yönelik algılarına bağlı anlamlı değişiklik göstermektedir.
Kadın akademisyenlerde iş-aile yaşam dengesi: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi örneği
Kadın akademisyenler, akademik yükselme ve aile sorumlulukları arasında karmaşık bir denge kurmaya çalışan özel bir grup oluşturmaktadır. Bu durum, birçok zorluk ve stres kaynağı olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, Kadın akademisyenlerin iş-aile yaşamı dengesini kurarken karşılaştıkları zorlukları, sınırları ve dengeye yönelik uyum aşamaları incelemektir. Çalışma, kadın akademisyenlerin iş-aile yaşam arasındaki dengeni kurarken çevre faktörlerin dengeye etkisini anlamamıza yardımcı olarak çalışmadan sonraki benzer çalışmaların yapılmasına örnek teşkil etmesi amaçlanmıştır. Ayrıca bu bulguların üniversitelerin ve ilgili kurumların kadın akademisyenlerin iş-aile yaşam dengesini destekleyecek politikalar geliştirmesine katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Araştırmanın kapsamı, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Eğitim Fakültesi, Fen Fakültesi, Hemşirelik Fakültesi, İktisat Fakültesi, İletişim Fakültesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Mühendislik Fakültesi, Nazilli İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Söke İşletme Fakültesi, Spor Bilimleri Fakültesi, Tıp Fakültesi, Turizm Fakültesi, Veterinerlik Fakültesi, Ziraat Fakültesi birimlerinde görev yapan kadın akademisyenlerden oluşmaktadır. Araştırma da veriler anket yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin analizinde, SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 25 paket programında Cronbach's Alpha ile anket güvenilirlik testi, frekans analizleri ve Ki-Kare testi yapılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: İş-Aile Yaşam Dengesi, Kadın Akademisyenler, Politika, Toplumsal Cinsiyet.
Kayıt dışı istihdam ve kadın işgücü: Bağcılar ilçesi örneği
Kayıt dışı ekonominin çalışma hayatına yansımış yüzü olan kayıt dışı istihdam, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ortak problemidir. Kayıt dışı istihdam olarak kabul edilebilecek faaliyetleri işverenler kendi çıkarları için isterken çalışanlar zorunluluktan dolayı kabul etmekte veya bu istihdam biçimini kendileri tercih etmektedirler. Kayıt dışı istihdamı ortaya çıkaran ekonomik ve mali, sosyal, hukuksal ve bürokratik ile sosyal güvenlikten kaynaklanan birtakım nedenler etkili olmaktadır. Kayıt dışı istihdamın her ne kadar olumlu yönleri olsa da olumsuz yönleri ülkelerin ekonomilerine zararlar verebilmektedir. Kayıt dışı istihdamdan en çok etkilenen kesim ise kadın işgücüdür. Ülke ekonomisine büyük katkıları olsa da kadın işgücü, çeşitli sebeplerden dolayı kayıt dışı istihdam edilmektedir. Bu nedenle, kayıt dışı istihdam ve kadın işgücü arasındaki ilişki ele alınmış, Bağcılar'da yaşayan kadınların neden kayıt dışı çalıştıkları, çalışma koşullarının nasıl olduğu üzerine alan çalışması yapılmıştır.
İş güvenliği uzmanlarının perspektifinden KOBİlerde iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları
Bu çalışmada, Türkiye'de küçük ve orta ölçekli işletmelerde (KOBİ) iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları incelenmiştir. Bu amaçla öncelikle literatür araştırılması yapılarak yazın alan ele alınmıştır. KOBİ'lerin değişen tanımı, ülke ekonomisi içindeki önemi, bu tür işletmelerin avantaj ve dezavantajları değerlendirilmiştir. Daha sonra iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının amacı ve önemine değinilmiş ve 2012 yılında kabul edilen 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun KOBİ'lerde uygulanabilirliği incelenmiştir. Bu amaçla sanayi kenti olan Kocaeli, İzmit ve Gebze bölgesinde alan araştırması yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini bu bölgedeki KOBİ'lere hizmet veren iş güvenliği uzmanları oluşturmaktadır. Araştırmada yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılmıştır. 6331 sayılı Kanun sağlıklı ve güvenli çalışma ortamlarının oluşturulmasını büyük ölçüde işveren yükümlülükleri üzerinden düzenlemiştir. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmesinde de iş sağlığı ve güvenliği profesyonellerinden destek alınmasını öngörmüştür. Bu bağlamda iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları büyük işletmeler ile küçük ve orta ölçekli işletmelerde farklılık göstermektedir. İş güvenliği uzmanları ile yapılan görüşmeler sonucunda KOBİ'lerde finansman, insan kaynağı, eğitim, güvenlik kültürü ve güvenlik bilinci konularında mevcut olan sorunlar nedeniyle 6331 sayılı Kanun'un uygulanması bakımından sıkıntılar yaşandığı ortaya çıkmıştır.
Mühendis emeğinin eğretileşmesi: Bursa'da tekstil mühendisleri üzerine nitel bir araştırma
Eğretileşme, günümüz çalışma yaşamında emeğin istihdamının istikrarsız, belirsiz ve güvencesiz niteliğine vurgu yapmak için kullanılan bir kavramdır. Fordist dönemde emeğin standart istihdam biçimi, tam zamanlı, güvenceli ve kayıtlı istihdamdır. Standart istihdam biçiminin anlamı, emeğe üretim ve yeniden üretim sürecini garanti altına alacak koşulların sağlanması olmuştur. Neoliberal dönüşüm süreciyle birlikte standart istihdam biçimi giderek aşınmış; kısa vadeli, istikrarsız ve güvencesiz nitelik gösteren esnek istihdam biçimleri ortaya çıkmıştır. Fordist dönemde emek açısından istihdam olma ile güvende olma arasında kurulan bağ günümüz koşullarında büyük ölçüde kopmuştur. Bu kopuş, emeğin çalışma ve yaşam koşullarını güvencesiz, belirsiz ve güvencesiz ve kırılgan hale getirmektedir. Eğretileşmeye ilişkin literatür incelendiğinde eğreti istihdam koşullarının emek piyasasında pazarlık gücü açısından dezavantajlı gruplara odaklanarak değerlendirildiği görülmektir. Ancak günümüz çalışma yaşamında emek piyasasında pazarlık gücü açısından avantajlı gruplar arasında da eğreti istihdam ve güvencesiz yaşam koşulları giderek yaygınlaşmaktadır. Bu çalışma, emek piyasasında pazarlık gücü açısından avantajlı gruplar arasında yer alan mühendislerin eğretileşme deneyimlerine odaklanmaktadır. Araştırmanın örneklem grubunu Bursa'da çalışan/çalışmış tekstil mühendisleri oluşturmaktadır. Birinci bölümde çalışma yaşamında eğretileşme ve mühendis emeğinin eğretileşme deneyimleri incelenmiştir. İkinci bölümde dünyada ve Türkiye'de tekstil sektörünün gelişimi ve Türkiye'de tekstil mühendisliği eğitiminde yaşanan dönüşümler değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılarak Bursa'da çalışan/çalışmış on sekiz tekstil mühendisiyle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu kapsamda önceden hazırlanmış sorular çerçevesinde mühendislerin çalışma ve yaşam koşulları, tekstil sektörü, tekstil mühendisliği eğitimi ve tekstil mühendisleri odasına yönelik görüş, düşünce ve beklentileri değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı, tekstil mühendislerinin eğretileşme deneyimlerinin Türkiye'de tekstil sektörü ve tekstil mühendisliği eğitiminde yaşanan dönüşümlerle birlikte derinlemesine değerlendirilmesidir.
İş sağlığı ve güvenliği okuryazarlığının iş kazalarına etkileri: İnşaat sektörü-Malatya ili örneği
İnşaat sektörü, ülke ekonomisinin temel yapı taşlarından biri olup sanayi ve ticaretin gelişmesine katkı sağlamanın yanı sıra, altyapı projeleri, konut, ticari yapılar, ulaşım ağları ve enerji tesisleri gibi geniş bir yelpazede projeleri kapsar. Bu sektör yalnızca yapıları inşa etmekle kalmaz aynı zamanda istihdam yaratma, ekonomik büyümeyi destekleme ve yerel ekonomilerin güçlenmesine katkı sağlama gibi çok yönlü etkiler yaratır. Ayrıca şehirleşme, sürecinin temel aktörlerinden biri olarak, kamu altyapısı projeleriyle yaşam kalitesini artırır, ulaşım ağlarını geliştirir. Ancak inşaat sektörünün bu dinamik yapısı, projelerin emek yoğun yapıda olmasını ve büyük ölçüde vasıfsız iş gücü kullanımını zorunlu hale getirmektedir. Sektör, çoğunlukla kısa süreli çalışma süreçleri, yoğun iş gücü gereksinimi ve uzun çalışma saatleri ile karakterize edilmektedir. Ayrıca, sektörde kayıt dışı çalışmanın yaygın olması, İSG standartlarının etkin bir şekilde uygulanmasını zorlaştırmaktadır. Bu sebeplerle, sektörde güvenli bir çalışma ortamının oluşturulması giderek daha büyük bir gereklilik haline gelmektedir. Sektörde sürdürülebilir bir İSG kültürünün oluşturulması, çalışanların güvenlik konusunda bilinçlendirilmesi ve İSG okuryazarlığı seviyesinin arttırılması hem iş kazalarını azaltacak hem de sektörde verimliliği arttıracaktır. VI Bu araştırma Malatya İlinde 10 farklı inşaat şantiyesinde toplamda 270 inşaat çalışanına anket uygulanarak, sektördeki İSG bilincini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırma mevcut durumu ortaya koyarak, İSG farkındalığının arttırılması için somut öneriler sunmayı hedeflemektedir.