
1,021
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
ILO ve ILO normları açısından göçmen işçilerin ayrımcılığa karşı korunması
İnsanlık tarihi ile bağlayan göç hareketleri günümüzde de varlığını sürdürmekte, yaşanan küreselleşme ile beraber giderek de artış göstermektedir. Küreselleşme sadece göç hareketlerini arttırmakla kalmamış, bunun yanında göç nedenleri ve türlerinin de çeşitlenmesine neden olmuştur. Bununla birlikte artan göç hareketliliğine paralel olarak, dünya genelinde göçmen sayısında da artış yaşanmış ve göçmenlerin karşı karşıya kaldığı sorunlar da giderek artmıştır. Bu yüzden göç olgusu, dünyada önemli bir sosyal politika sorunu olarak görülmeye başlanmış ve tüm dünya ülkelerinde en önemli gündem konularından biri haline dönüşmüştür. Artan göç hareketliliği ile göç alan ülkelerde göçmen işçilerin ayrımcılığa maruz kaldığı ve yerel işçiler ile eşit hak ve fırsatlarla çalıştırılmadıkları göç gündem maddelerinin başında gelmektedir. Bu sebeplerin yanında göçmen işçilerin, göç alan ülkelerin çalışma mevzuatları tarafından yeterli korunmaması da onların uluslararası düzeyde geçerliliği ve bağlayıcılığı olan kurallarla korunması gerektiğini ortaya çıkarmıştır. Göçmen işçilerin maruz kaldıkları ayrımcı uygulama ve politikalara karşı, ILO'nun geliştirmiş olduğu koruma yöntemleri ve kabul etmiş olduğu uluslararası düzeydeki normatif düzenlemelerinin incelendiği bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde göç ve göçmen işçi ile ilgili kavramsal çerçeveye yer verilmiş, bunun yanında göçün nedenleri, göçün türleri de başlıklar halinde incelenmiştir. İkinci bölümde ILO'nun göçmen işçilere ve onların maruz kaldıkları ayrımcılığı engellemeye yönelik kabul ettiği normlar başlıklar halinde açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise ILO'nun göçmen işçilere yönelik politikalarına yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Göç, ILO Normları, Eşitlik, Adalet, Ayrımcılık, Temel İnsan Hakları
İş yükü ile iş-yaşam dengesinin işten ayrılma niyeti üzerine etkisi
Bireyler, iş ve yaşamlarında sürekli olarak devam ettirdikleri görev ve sorumluluklara sahiptirler. Bu görev ve sorumlulukları yerine getirme çabası, iki alan arasında kurulan ve her bireyin kendi sınırlarını belirlediği bir dengenin varlığını gerektirir. İş ile yaşam arasındaki dengede önemli bir kavram ise bireylerin sahip olduğu iş yükü olmaktadır. Dengenin kurulamaması birtakım olumsuz sonuçları beraberinde getirerek işten ayrılma niyetinin oluşmasında etkili olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, iş yükü, iş-yaşam dengesi ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkilerin incelenerek, iş yükü ve iş-yaşam dengesinin işten ayrılma niyeti üzerinde etkisini araştırmaktır. Çalışmanın ilk bölümünde, teorik çerçeve verilerek üç temel kavram açıklanmıştır. İkinci bölümde kavramları birbirleriyle ilişkilendiren benzer çalışmalara ve araştırma modellerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise iş yükü ile iş-yaşam dengesinin işten ayrılma niyeti üzerine etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilen araştırma yer almaktadır. Araştırmadaki veriler, anket yöntemi kullanılarak, Bursa ilinde bankacılık sektöründeki 102 çalışandan elde edilmiştir. Elde edilen tüm veriler ile ilgili analizler "SPSS 17.0 for Windows" programı ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, iş yükü ile iş-yaşam dengesi arasında anlamlı ve ters yönlü; iş yükü ile işten ayrılma niyeti arasında ise anlamlı ve aynı yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. İş-yaşam dengesi ile işten ayrılma niyeti arasında ise anlamlı ve ters yönlü bir ilişki saptanmıştır. Yapılan analizlerde modelin anlamlı olduğu ve iş yükü ile iş-yaşam dengesinin işten ayrılma niyetini etkilediği tespit edilmiştir. Cinsiyet, yaş, medeni durum, öğrenim durumu ve çalışma süresi demografik değişkenlerine göre üç kavram arasında yapılan analizlerde iş yükü ile yaş değişkeni; iş-yaşam dengesi ile medeni durum ve işten ayrılma niyeti ile öğrenim durumu arasında anlamlı ilişki tespit edilmiştir.
Yoksulluk sınırı şartlarında asgari ücret politikasının değerlendirilmesi
Asgari ücret politikası, çalışma hayatı içerisinde minimum seviyedeki ücret haddini ifade ederken, işverenler ile devlet için ekonomik ve sosyo politik açıdan olukça önemli bir konu halini almıştır. Bu araştırmanın amacı, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ve asgari ücret elde ederek çalışan bireylerin çok olduğu toplumlarda asgari ücretin politikalarının niteliğinin ve etkinliğinin araştırılmasıdır. Bu bağlamda çalışmamızda literatür taraması yöntemi kullanılarak devletin gelir dağılımında adaleti sağlamaya çalıştığı sosyal politika araçlarından biri olan asgari ücret politikasının günümüz koşullarında yoksulluk ile mücadeledeki etkinliği açıklanmıştır. Gerçekleştirilen araştırmanın sonucunda, asgari ücret tutarının belirlenmesinde devlet politikalarının etkili olduğu ve uygulanan asgari ücret politikalarının çalışanların yoksullaşmasını engelleyemediği görülmektedir. Asgari ücretin yoksulluk sınırının altında kalması, yaşamını asgari ücretle idame ettiren kesimlerin insan onuruna yakışır bir hayat seviyesi yakalayamamasına neden olmaktadır. Çalışma ayrıca Türkiye'de asgari ücretin belirlenmesinde siyasi faktörlerin ağır bastığını ve bunun sonucunda asgari ücretin "siyaset ücreti" haline geldiğini ortaya koymaktadır.
Kendi adına bağımsız çalışan Suriyelilerin ekonomik entegrasyonu: Bursa örneği
2011 Yılında Suriye'de başlayan iç savaş beraberinde güvenlik ortamının bozulmasına ve kitlesel göçe neden olmuştur. 2011 yılından günümüze değin geçen sürede Bursa yoğun göç alan bir şehir konumunda bulunmaktadır. Resmi rakamlara göre 176.728 Suriyelinin yaşadığı Bursa, Türkiye'deki Suriyeliler bakı-mından en yüksek nüfusa sahip 7. Sıradaki şehirdir. Kendi adına bağımsız çalışan Suriyeliler ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuki açıdan bir çok sorunla karşılaş-maktadır. İşyeri açma prosedürleri, işyeri devamlılığını sağlamak için hukuki süreçler, kamuoyunda veya halk arsında pozitif ayrımcılığa sahip oldukları düşüncesi bu sorunlara örnek olarak gösterilebilir. Bu çalışmadaki amaç, kendi adına bağımsız çalışan Suriyelilerin farklı boyutlarıyla ekonomim entegrasyon sürecini araştırmaktır.
Endüstri 4.0 ve çalışmanın anlamı: Kuşaklar arası bir inceleme
Endüstri 4.0 kavramı 2011 yılında Hannover'da "Endüstri 4.0 Manifestosu" adıyla açıklanmıştır. Çalışmanın anlamı ve kuşaklar ise daha önce birçok kez üzerinde çalışmalar yapılmış kavramlardır. Literatür araştırması yapıldığında; Endüstri 4.0 ile birlikte yeniden şekillenen çalışma hayatı ile ilgili bir çalışma olmadığı için böyle bir çalışma tasarlanmıştır. Bu çalışmanın amacı; Endüstri 4.0, çalışmanın anlamı ve çalışma hayatından beklentiler ile ilgili bilgilerin, öngörülerin, atfedilen anlamların belirlenmesi ve kuşaklar arası karşılaştırılmasıdır. Tezin amacı doğrultusunda 6 hipotez oluşturulmuştur. Demografik sorular ile 3 ayrı ölçekten oluşan bir anket formu 435 kişiye uygulanmıştır. Yapılan araştırma IBM SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiştir. Ayrıca literatürde Endüstri 4.0 ile ilgili bir ölçek bulunmadığı için geliştirme çalışması yapılmıştır. Yapılan pilot uygulama sonuçları da IBM SPSS 22.0 programında değerlendirilmiş ve cronbach's alpha değeri 0,75 olarak bulunmuştur. Bu sonuçla birlikte ölçek araştırmaya dahil edilmiştir. Endüstri 4.0 Ölçeği'nin açımlayıcı faktör analizi (EFA) de incelenmiş ve açımlayıcı faktör analizi sonucunda, ölçeğin KMO (Kaiser-Meyer Olkin) değeri 0,714 ve Barlett'in Küresellik testi (Bartlett's Test of Sphericity) değerleri Χ²=1971.176, p<0,001 anlamlılık düzeyinde elde edilmiştir. Çalışmada çoklu bağımsız grup karşılaştırması için Kruskal Wallis testi ile değerlendirmeler yapılarak ikili karşılaştırmalarda Dunn testi kullanılmış ve sonuçları medyanlar üzerinden tartışılmıştır. İş hayatından beklenti ile işin anlamı kavramlarının kuşaklar arasındaki korelasyonunun incelenebilmesi için de, Pearson Korelasyon Analizi yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, kuşakların işin anlamı üzerindeki algılarında herhangi bir farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. X, Y ve Z kuşaklarının iş hayatından beklentileri ve X-Y kuşaklarının işe atfettiği anlam açısından da bir farklılık bulunamamıştır. Ancak Y kuşağı üyelerinin iş hayatından beklentileri ile işin anlamı arasında anlamlı pozitif zayıf korelasyon bulunmuştur. Son olarak, Endüstri 4.0 ile ilgili bilginin de kuşaklar arası bir farklılığı olmadığı, ancak robotik gelişmelerin X-Z kuşaklarında anlamlı farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Erişilebilir üniversiteler kapsamında engelli öğrenci birimlerinin engelli öğrenciler açısından değerlendirilmesi
Engelli bireyler için engelsiz ve eşit bir toplum düzeni oluşturabilmek günümüzün devlet politikalarının en önemli konuları arasındadır. Günümüzde engellilik sadece engelli bireyin kendisini ilgilendiren bir konu olmaktan çıkmış toplumun her kesimini ilgilendiren bir konu haline gelmiştir. Engelli bireylerin bedensel olarak farklılıkları dışında diğer bireylerden hiçbir farkı yoktur. Farkı yaratan, engellilere karşı toplumun bakış açısı, algıları ve tutumlarıdır. Toplumsal düzenin her boyutunda engelli bireylere yönelik eşitsizlikler mevcuttur ve engelli bireyler sürekli bu eşitsizlikler ile mücadele etmek durumunda bırakılmaktadır. Eşitsizliklerin en çok mevcut olduğu yer ise eğitim kurumlarıdır. Engelli bireylere yönelik olumsuz tutumlar, mimari yönden engeller, eğitim materyallerinin engel durumuna uygun olmayışı vb. gibi nedenler dolayısıyla engelliler için eğitim sürdürülemez hale gelmektedir. Bu çalışmanın amacı, üniversitelerdeki engelli öğrenci birimlerinin, engelli öğrencilerin eğitimi esnasında karşılaştıkları sorunların çözümünde ne ölçüde destek sağladıklarını engelli öğrenciler yönünden incelemek ve değerlendirmektir. Bu çalışma, genel tarama modelinin tekil tarama türünde bir çalışmadır. Çalışmanın evrenini, Türkiye'deki özel ve devlet üniversiteleri oluşturmaktadır. Bu çerçevede, bütün üniversitelere ulaşılması hedeflenmiştir. Örnekleme katılan 13 Üniversite'de 92 engelli (fiziksel engelli, görme engelli, işitme engelli vb.) öğrenci, örneklem içinde yer almıştır. Çalışmanın verileri; online oluşturulan ve demografik bilgiler ile engelli öğrenci birimleri hakkında görüşleri içeren önceden yapılandırılmış soru formundan elde edilen bilgilerden oluşmaktadır. Bu çalışma ile engelli üniversite öğrencilerinin 2006 tarihinde "Yükseköğretim Kurumları Özürlüler Danışma ve Koordinasyon Yönetmeliği" ile üniversitelerde kurulması zorunlu hale getirilen engelli öğrenci birimlerinin eğitim hayatında etkinliği incelenmiştir. Ayrıca engelli üniversite öğrencilerin üniversite hayatında karşılaştıkları problemlere yönelik engelli öğrenci birimlerinin faaliyetleri ve çözüm yolları hakkında mevcut durum ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular sonucunda, yükseköğretim kurumlarında engelli bireylerin eğitim hayatında karşılaştıkları bütün sorunlara yönelik başvurabilecekleri bir birimin olması öğrenciler açısından hem güven duygusu yaratmış hem de karşılaştıkları sorunların çözümleneceğine ilişkin inanç oluşturmuştur. Engelli öğrenci birimleri ile engelli öğrencilerin ihtiyaçları doğrultusunda bilgiye ve bilime erişilebilirliği kısmi olarak sağlanmıştır. Ayrıca engelli öğrenci birimleri üniversitelerde engelliğe yönelik farkındalığın oluşmasına katkı sağlamıştır. Ancak engelli öğrencilerin eğitim hayatında yaşadığı sorunları tamamen ortadan kaldırmadığı ve eğitim hayatını tam anlamıyla kolaylaştırmadığı ortaya çıkmıştır.
Türkiye'de çalışma yaşamındaki hukuksal düzenlemelerin kadın istihdamına etkileri
Günümüzde toplumların çözmesi gereken sorunların başında işsizlik ve yetersiz istihdam gelmektedir. Bu sorunları çözüme ulaştırmak toplumların kalkınmışlık ve refah düzeyleri açısından büyük önem taşımaktadır. İstihdam sorunundan fazlasıyla etkilenen kesimlerin başında da kadınlar gelmektedir. Kadınların değişen ve esnekleşen çalışma şartları karşısında savunmasızlıkları daha da artmaktadır. Kadınların çalışma yaşamında yaşadıkları olumsuzlukları en aza indirebilmek için özellikle iş ve sosyal güvenlik hukukunda koruyucu düzenlemeler yapılmaktadır. Bu çalışmanın esas amacı, kadın ve sonrasında kadın işgücü olmanın getirdiği artılar ve eksileri uluslararası belgeler ışığında ve Türkiye uygulamalarında ele alarak yürürlükteki yasaların eksik yönlerini tespit etmek ve iyileştirmeye yönelik öneriler sunmaktır. Bu bağlamda, Türkiye'deki mevcut hukuksal düzenlemelerin, yıllar itibariyle kadın istihdamına etkileri karşılaştırmalı tablolar ile analiz edilmiştir. Türkiye'deki kadın istihdamına yönelik bu analiz yapılırken OECD ve TÜİK verilerinden yararlanılmıştır. Yıllar içinde kadın istihdamındaki değişikliği ortaya koymak için yapılan karşılaştırmalı analizler sonucu, Türkiye'deki mevcut hukuksal düzenlemelerin yasal anlamda var olmasının kadın istihdam oranlarında istenilen etkiyi yaratamadığı görülmektedir. Kadın istihdam oranlarının artırılabilmesi için hukuksal anlamda tanınan hakların çalışma yaşamında devletin etkin denetim mekanizması sayesinde uygulanabilir duruma getirilmesi ve bu denetimin sosyal politika ve diğer uygulamalarla da desteklenmesi gerektiği düşünülmektedir.
Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerde (KOBİ) kayıt dışı istihdam sorunu: Aydın ili örneği
Çalışanların sarf ettikleri emeğin gün veya kazanç (ücret) olarak ilgili kamu kurum ve kuruluşlara eksik bildirilmesi veya hiç bildirilmemesi şeklinde görülen ve işsizlik, gelir yetersizliği, enflasyon, istihdam üzerindeki mali yüklerin fazlalığı, denetimlerin yeterli ve etkin olmaması, hızlı nüfus artışı, eğitim seviyesinin düşük olması, göç, gibi sosyal, ekonomik ve idari birçok nedeni olan kayıt dışı istihdamın; çalışanların sosyal güvenceden ve yasaların koruyucu hükümlerinden mahrum kalması, sosyal güvenlik kurumunun sunduğu sağlık hizmetlerinden yararlanamaması, iş sağlığı ve güvenliğinden mahrum kalarak kötü çalışma şartlarında ve yetersiz ücretlerle çalışmak zorunda kalması, işverenler arasında haksız rekabete yol açması, kayıtlı istihdamda yer alan işletmeleri kayıt dışılığa yönlendirebilmesi, devletlerin gelir kaybı yaşaması, kamu hizmetlerinin aksaması, sunulan hizmet kalitesinin düşmesi ve mali dengeyi bozması gibi olumsuz etkileri bulunmaktadır. Kayıt dışı istihdam en yoğun Küçük ve Orta Ölçekli İşletme (KOBİ)'lerde görülmektedir. Türkiye'de faaliyet gösteren işletmeler incelendiği zaman toplam işletmelerin yaklaşık %99'nu KOBİ'ler oluşturmaktadır. KOBİ'ler arasında kayıt dışı istihdam ise en fazla mikro işletmelerde (on kişiden az çalışanın olduğu işletmeler) görülmektedir. Türkiye'de 2000'li yıllarda %50 civarında olan kayıt dışı istihdam oranı yapılan çalışmaların etkisiyle günümüzde %31 civarına düşmüş olmakla birlikte, mikro işletmelerde bu oran hala %56'dır. Bu çalışmanın iki amacı bulunmaktadır. Birinci amacı; Aydın İlinde faaliyet gösteren mikro işletmelerde kayıt dışı istihdamın mevcut durumunu, nedenlerini ve boyutlarını ortaya koymaktır. Çalışmanın ikinci amacı ise; sigortalılık tespitine yönelik denetim yapılan işletmelerle yapılmayan işletmeler arasında ve istihdam teşviklerinden haberdar olan işletmelerle söz konusu teşviklerden haberdar olmayan işletmeler arasında kayıt dışı istihdam oranları bakımından fark bulunup bulunmadığını araştırmaktır. Araştırma amaçlarına ulaşmak için; Aydın'da tarım dışında faaliyet gösteren 104 mikro işletme ve 270 çalışanı kapsayan alan araştırması yapılmıştır. Alan araştırması kapsamında nicel (anket) ve nitel (mülakat) araştırma yöntemleri (karma yöntem) bir arada kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; çalışanların %22,6'sının kayıt dışı çalıştığı, çalışanlar açısından kayıt dışı istihdamın en önemli nedeninin %47,8 ile işsizlik, işletmeler açısından ise %44,2 ile sigorta primleri ve vergilerin yüksekliği olduğu, kayıt dışı istihdamın kadınlarda, 55 ve üzeri yaş grubunda, eğitim seviyesi düşük olanlarda, yarı zamanlı çalışanlarda, 2.000 TL'nin altında ücret alanlarda ve ücret dışı gelir/aylık ya da burs alanlarda daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda ayrıca; işletmelerin %39,4'ünün kayıt dışı işçi çalıştırdığı, kayıt dışı istihdamın %65,3 ile en fazla yiyecek – içecek (kafe, lokanta v.b) sektöründe görüldüğü, sigortalılık tespitine yönelik denetim yapılmış işletmelerin denetim yapılmamış işletmelerden %19,2, istihdam teşviklerinden haberdar olan işletmelerin söz konusu teşviklerden haberdar olmayan işletmelerden %31,2 daha az kayıt dışı işçi çalıştırdığı tespit edilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Kayıt Dışı İstihdam, Sosyal Güvenlik, Denetim
Türk kamu yönetiminde insan kaynakları yönetimi iç denetim ilişkisi
Bu tez çalışmasında örgütlerde yönetimin araçlarından olan insan kaynakları yönetimi ve iç denetimin yeni kamu yönetimi anlayışının bir sonucu olduğu, kamu yönetimi anlayışında etkililik, etkinlik, ekonomiklik ve verimliliğin zaman içerisinde ön plana çıktığı bunun bir paradigma değişimi olduğu, bu değişimin yönetimin en önemli araçlarından olan personel yönetimini insan kaynakları yönetimine, klasik denetim anlayışını da iç denetime evirdiğini, kamu yönetimi anlayışında yeni bir paradigma değişimi yaşanana kadar da yeni kamu yönetimi anlayışı ile insan kaynakları yönetimi ve iç denetim arasındaki etkileşimin artarak devam edeceği öngörülmüştür.
Türkiye'de sağlıkta dönüşüm programı bağlamında toplam kalite yönetimi ile insan kaynakları yönetimi ilişkisi: Kamu ve özel hastane uygulamaları
Gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin önemli ortak sorunlarından bir tanesi de sağlık hizmetleridir. Sağlık hizmetinin etkili ve verimli bir yapıya sahip olması da uygulanan sağlık sisteminin etkinliğine bağlıdır. Türkiye?de sağlık sistemi yıllar boyunca tartışılan konuların başında gelmektedir. Özellikle 1980 sonrası hem kamu hem de özel sektörde sağlık sisteminin değişim gerekliliği gündeme gelmiştir. 2003 yılında T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından, şimdiye kadar çözülmemiş, çözülmedikçe büyümüş, bu nedenle de asla değiştirilemez olarak algılanan sorunlara yeni bir bakış açısıyla çözüm bulmak amacıyla ?Sağlıkta Dönüşüm Programı? başlatılmıştır. Sağlıkta Dönüşüm Programında yer alan ?Nitelikli ve Etkili Sağlık Hizmetleri İçin Kalite ve Akreditasyon Uygulamaları? ve ?Kalifiye Sağlık işgücü? bileşenleri program açısından önem arz etmektedir. Toplam Kalite Yönetiminin başarısı etkin İnsan Kaynakları Yönetimi ile mümkündür. Sağlık sektörünün 24 saat kesintisiz hizmet verme zorunluluğu olması ve belirli bir standarda sahip olmayan yapısı nedeniyle hizmet sektöründeki diğer kurumlara oranla daha karmaşık bir yapı sergilemektedir. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile birlikte kamu ve özel hastaneler açısından ciddi değişimlerin yaşandığını söylemek mümkündür. Hastane kalite standartlarının uygulamaya konulması, Medula sisteminin etkin hale gelmesi, Çekirdek Kaynak Yönetim Sisteminin devreye girmesi bu değişimlerden sadece birkaçıdır. Sağlıkta Dönüşüm Programı sonrası sağlık sektöründe yaşanan değişimlerin kamu ve özel hastanede çalışanlar açısından nasıl algılandığını araştırdığımız bu çalışmada, Sağlıkta Dönüşüm Programının Toplam Kalite ve İnsan Kaynakları Yönetimi ilişkisi açısından olumlu yönde değişimler getirdiği söylenebilir. Bilgi sisteminin etkin hale getirilerek, sağlık sisteminde köklü değişikler yaşanmasına neden olan Sağlıkta Dönüşüm Programında, uygulama açısından hala değişimler yaşanmaktadır. Programın devamlılığı ile toplum ve sağlık sektörü için projenin istenilen seviyeye çıkarılması, eksik yönlerin zamanla en aza indirgenmesi adına çalışmalara devam edilmesi ve süregelen bu çalışmalarda uygulayıcılar tarafından gelen önerilerin de dikkate alınması programın başarısı için oldukça önemlidir. Anahtar Sözcükler 1.Sağlık Hizmeti 2.Sağlıkta Dönüşüm Programı 3.Toplam Kalite Yönetimi 4.İnsan Kaynakları Yönetimi 5.Kalite ve Akreditasyon
Beşeri sermaye ve kalkınma arasındaki ilişkiler üzerine bir araştırma
1960'lı yıllardan itibaren teorik yaklaşımlar ve ampirik çalışmalar, beşeri sermaye kavramını iktisadi büyüme ve kalkınma konularıyla ilişkilendirerek, pozitif etkiyi ortaya koymuştur. 1970'lerin ikinci yarısından itibaren de ekonomik analizlerde insan faktörü yer almıştır. Azgelişmiş ülkeler, iktisadi kalkınmalarını fiziki sermaye yatırımlarıyla sağlayabileceklerinden hareketle, kaynaklarının önemli bir kısmını bu alana aktarmaktadırlar. Beşeri sermayeyi dışlayan bu yaklaşım, eğitime gerekli kaynak transferini de mümkün kılmamaktadır. Oysaki insanların kazandıkları bilgi ve yetenekler, gelişmiş ülkelerin üretim gücündeki üstünlüğünü açıklayan önemli bir unsur olmuştur.1980'lerin ikinci yarısıyla birlikte hızlanan globalleşme ve bilgi toplumuna dönüşüm sürecinde beşeri sermaye kaçınılmaz olarak en çok etkilenen unsur olurken "nitelikli insan" da bilgi toplumunun simgesi haline gelmiştir. Bu çalışmada, çağımızda kalkınmanın en önemli faktörü olan beşeri sermayede hangi ilişkilerin bulunduğu ortaya konulacaktır. Kalkınma içerisinde beşeri sermayenin önemi tespit edilerek, kalkınmanın sadece bir maddi sorun olmadığı gösterilmiş olacaktır Anahtar kelimeler: 1. BeĢeri Sermaye 2. Kalkınma 3. Sosyal Sermaye 4. Azgelişmişlik 5. Kalkınma Teorileri
Türkiye'de gazetecilerin emeklilik sonrası davranışları üzerine bir araştırma
Bu araştırmada gazetecilerin emeklilik sonrasındaki yaşam tercihlerinin incelebilmesi için emeklilik hakkını elde ettikten sonraki kararları ve bu kararların gerekçesi olan nedenlerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Tarama modeline uygun olarak tasarlanmış, betimleyici özellikte nicel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini basın kanununa bağlı olarak Türkiye'de "gazeteci" tanımı ile çalışarak emekliliği hak eden gazeteciler ve fiilen emekli gazeteciler oluşturmaktadır. Evrenden çalışma grubu olarak seçilen Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Parlamento Muhabirleri Derneği, Foto Muhabirleri Derneği üyelerinden 194 gazeteciye ulaşılarak emeklilik kararı sonrasındaki davranışlarını betimleyebilmek için tasarlanan anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler, SPSS 24 paket programında frekans (f), yüzde (%), aritmetik ortalama ile analiz edilmiştir. Araştırmadaki gazetecilerin %26,8'i emekliliği hukuken hak ettikten hemen sonra, %67'si ise en geç 5 yıl içinde emekli olmaktadır. Emeklilikten sonra yeniden çalışma yaşamına dönen gazetecilerin %64,7'si gazetecilik mesleğine devam etmekte, gazetecilik yapmayanların da %72,1'i de yine gazetecilikle ilintili işler yapmaktadır. Gazetecilerin %36,3'ü geçim sıkıntısı ve emekli aylığının yetersizliği, %27,4'ü mesleki tecrübeyi kullanmak, %22,6'sı üretken olmak, %4,1'i sosyal statünün devamı, %4,8'i boş zaman faaliyeti bulamama ve evde sıkılma nedenleriyle emeklilikte çalışmayı istemektedir. Emekli olan bu gazetecilerin %54,5'i ortaya çıkan boş zamanlarını ailesi ile ilgilenerek, %21,4'ü spor yaparak, %15,9'u hikâye, roman ya da şiir yazarak, %6,9'u el sanatı yaparak ve %1,4'ü resim yaparak değerlendirmektedir. Araştırmada kadın ve erkeklerin emeklilik ve sonrasındaki yaşamsal kararlarında farklılaşmalar da tespit edilmiştir. Buna göre, kadın gazetecilerin (%28,6) emeklilik sonrası sivil toplum kuruluşlarında çalışma tercihi erkeklerden (%17,9) fazladır. Erkek gazetecilerin büyük çoğunluğu (%47,3) emeklilik sonrası iş bulamadığı için çalışmazken, kadınların büyük çoğunluğu (%56) aileye vakit ayırmak, hayatı yaşamak, gazeteciliği zihinsel olarak sonlandırmak, yoğun iş temposundan sıkılmak, mesleğini gerektiği gibi yapamamak ve mesleğin uğradığı deformasyon gibi nedenlerle çalışmamaktadır.
Yaşlılara yönelı̇k sosyal polı̇tı̇ka uygulamalarında sı̇vı̇l toplum kuruluşlarının rolü: Ankara'da faalı̇yet gösteren dernekler üzerı̇ne bı̇r ı̇nceleme
Nüfus yaşlanması günümüzde tüm dünyanın yaşadığı bir dönüşümdür. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payının artması yaşlıların özel bir grup olarak ele alınması sonucunu meydana getirmiştir. Böylece yaşlanma sosyal politikanın güncel konularından biri haline gelmiştir. Dezavantajlı bir grup olarak yaşlı bireylerin sorunlarının yalnızca yaşlı bireyin sorumluluğunu üstlenen kişileri ilgilendirdiği görüşü çok geride kalmıştır. Yaşlı bireylerin sorunlarının tespitinde ve giderilmesinde sosyal politika aktörü olarak sivil toplum kuruluşları önemli bir konumdadır. Bu çalışmanın temel amacı Türkiye'de dezavantajlı bir grup olan yaşlı bireylere uygulanan sosyal politikalarda bir sosyal politika aktörü olarak sivil toplum kuruluşlarının rolünü Ankara'da faaliyet gösteren dernekler aracılığıyla saptamaktır. Bu bağlamda Ankara'da yaşlılara yönelik faaliyet gösteren derneklerin temsilcileriyle görüşme gerçekleştirilmiş, veriler içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir.
Dış göçün yemen milliyetçiliği üzerine etkisi: Türkiye'deki Yemenliler örneği
Milliyetçilik, son iki yüzyılda tüm siyasi ideolojilerin en güçlülerinden biri olduğunu kanıtladı ve bu yüzyılda önemli bir güç olmaya devam edecek gibi görünüyor. Genellikle antik, hatta ilkel bir siyasi ideoloji olarak sunulan milliyetçilik, kelimenin modern anlamıyla, tartışmasız bir şekilde 19. yüzyılın bir eseridir. Sözcüğün kendisinin de belirttiği gibi, insanların bir "ulusun" üyesi olması ve onunla derin duygusal bağlar kurması "doğal" olarak görülür. Aslında, milliyetçilik çok daha karmaşıktır. Bu tez kapsamında araştırmacı, göçün ve başka bir ülkeye taşınmanın milliyetçilik düzeydeki etkisini araştırmıştır. Yemen'deki siyasi değişimler ve savaşın koşulları sonucunda birçok öğrenci üniversite eğitimini tamamlamak için Yemen'in dışına, özellikle Türkiye'ye gitmek zorunda kalmıştır. Araştırmacı, tezde bir alan araştırması yapmış ve nicel araştırma yöntemini kullanmıştır. Anketler Google Formlar aracılığıyla dağıtılmış ve hedef örneklemden yanıt verenlerin sayısı 356 olmuştur. Anket SPSS kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre Türkiye'deki Yemenli öğrencilerin milliyetçilik düzeylerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Milliyetçilik düzeyi; ulusal kimlik ve gelenek ile kişisel kültürel yönelim olmak üzere iki boyutuyla ölçülmüştür.
Aktif yaşlanma perspektifinden yaşlı çalışanların yaşam memnuniyetini etkileyen dinamiklerin analizi
Yaşam memnuniyeti, kişinin yaşamını hem nesnel hem öznel bakış açısıyla bütün olarak değerlendirmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle kişinin yaşam memnuniyetini etkileyen unsurların belirlenmesi, yaşam memnuniyet düzeylerini koruyabilmek, yaşamdan memnun olmalarına etki eden durumlarını iyileştirebilmek ve geliştirebilmek için son derece önemlidir. Ayrıca bireyin yaşam memnuniyet düzeyinin yükselmesi yaşama aktif katılım sağlamasında etkili bir unsur olmaktadır. Bu çalışmada aktif yaşlanma bakış açısıyla değerlendirilen yaşlı çalışanların yaşam memnuniyetlerini etkileyen faktörler belirlenmiştir. Çalışmada ilk olarak Türkiye'deki yaşlı çalışanların profili hakkında bilgi sahibi olmak amaçlanmıştır. İkinci olarak ise yaşlı çalışanların yaşam memnuniyet düzeylerine etki eden dinamikler belirlenerek hem ekonomik hem iş gücü açısından gelecek dönemlerde yaşlı çalışanlara yönelik üretilecek aktif yaşlanma stratejilerine ve politikalarına yönelik katkı sağlamaktır. Ayrıca ulusal literatürde bu konuyla ilgili yapılan çalışmaların sınırlı olduğu görülmektedir. Bir diğer amaç ise yaşlı çalışanlar ve yaşam memnuniyeti ile ilgili literatürde yer alan çalışmalara katkı sağlamak ve yapılacak akademik araştırmalara bakış açısı sunmaktır. Çalışmada Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 2018 yılında yapılmış Yaşam Memnuniyeti Araştırması'nın verileri kullanılarak ikincil veri analizi gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara ilişkin özellikler ve yaşlı çalışanların yaşam memnuniyetlerini ölçme alanları SPSS programı aracılığı ile tanımlayıcı istatistiklerden ve çoklu doğrusal regresyon tekniklerinden yararlanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın örneklemi 55 yaş ve üzeri istihdamda olan yaşlı çalışanlardan oluşmaktadır. Çalışmanın bulguları katılımcılara ilişkin özellikler, yaşlı çalışanlar ve yaşam memnuniyeti ve yaşlı çalışanların yaşam memnuniyetini etkileyen unsurlar olmak üzere 3 başlık altında incelenmiştir. Sonuç olarak yaşlı çalışanların yaşam memnuniyetlerinde öznel ve nesnel göstergelerden oluşan sosyo-demografik özellikler, sağlık, gelir, çalışma, serbest zaman, sosyal ilişkiler ve çevresel faktörler olmak üzere yedi alanın etkisi ölçülmüştür. Bu alanların yaşlı çalışanların yaşam memnuniyeti üzerinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yaşlı çalışanların yaşam memnuniyetleri üzerindeki en etkili unsurun ülkenin genel refah düzeyi olduğu anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda yaşlı çalışanların yaşam memnuniyeti düzeyleri iyileştirmek ya da koruyabilmek için aktif yaşlanma politikaları temelli istihdamda kalma sürelerini, topluma katılım imkânlarını, sağlık alanında iyi olma durumlarını, yaş dostu çevreleri arttırmaya yönelik nesiller arası eşitliğin sağlandığı sosyal politikalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu politikaların, gelecek dönemlerde yaşlı çalışanların ekonomi ve iş gücü bağlamında sorun oluşturacağı yaklaşımından ziyade aktif yaşlanma bakış açısıyla değerlendirilmesi ve uzun dönemli politikaların oluşturulması gerekmektedir.
Sosyal risk grubu olarak bekar anneler ve çalışan yoksulluğu ilişkisi: Nitel bir araştırma
Bu araştırmada çalıştırmacı refah uygulamalarından olan TYP (Toplum Yararına Çalışma Programı) kapsamında çalışan bekar annelerin yaşadıkları çalışan yoksulluğu deneyimleri incelenmektedir. Zonguldak ilinde TYP kapsamında temizlik ve güvenlik personeli olarak geçici çalışan bekar annelerin yaşadıkları yoksullukları ve bu yoksullukla mücadele stratejileri üzerinde durulmaktadır. Bu tezin amacı, kamu eliyle geçici statüde çalıştırılan bekar annelerin sosyo-ekonomik ve sosyo-demografik yapılarını, çalışma hayatında karşılaştıkları sorunları, geçinme stratejilerini, beslenme alışkanlıklarını, yoksulluğa bakışlarını ve aile içinde yaşadıkları problemleri ortaya koymaktır. Bu çalışma ile bekar annelerin TYP statüsünde çalışma nedenleri, çalışma hayatında karşılaştıkları sorunlar ve bunlarla başa çıkmak üzere geliştirdikleri stratejiler de irdelenmektedir. Çalışmada yöntem olarak nitel araştırma deseni benimsenmiştir ve 26 bekar anne ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler MAXQDA 2020 ve 2022 programları ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda, bekar annelerin çalışma hayatına girişte ve çalışma sırasında cinsiyet ve yaş ayrımcılığına maruz kaldıkları ve geçici, düşük nitelikli, düşük ücretli, uzun çalışma saatlerinde, güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kaldıkları tespit edilmiştir. Bekar annelerin bu durumla başa çıkmak için özel sektörde çalışmak yerine kamu eliyle oluşturulan TYP kapsamında geçici çalışmaya yöneldikleri görülmüştür. Böylece düzenli çalışma saatleri olan, asgari ücretli ve sigortalı işte çalışarak kısa süreliğine kendilerini güvende hissettikleri ancak aynı zamanda geçici çalıştıkları için gelecek kaygısı yaşadıkları bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca TYP'de çalışmanın onları yoksulluktan kurtaramadığı, yalnızca yoksulluğun derinliğini kısa süreliğine azaltmakta destek sağladığı görülmüştür. TYP'de çalışmak bekar annelere nitelik ve vasıf kazandırmamaktadır. Ayrıca TYP'nin ortaya çıkış amacından uzaklaştığı dikkat çekmektedir. Bekar annelerin çalışma hayatlarında işsizlik- sosyal yardım –geçici istihdam üçleminde sürekli bir döngü halinde olması önemli bir tespittir. Bekar anneler çalışan yoksulluğu ile mücadele etmek için gıda, çocuk bakım, kök aile desteği ve sosyal yardımlar gibi geçinme stratejileri geliştirmektedirler. Bekar annelerin geçinmek için giderlerini sıkı bütçe sınırlamalarına tabi tuttukları ve en fazla gıda üzerinden kısıtlama yaptıkları, sosyal hayatlarını minimumda tuttukları, en fazla çocuklarının giderlerinde zorlandıkları başlıca bulgulardandır. Bekar annelerin önemli bir kısmının eğitimine devam ederek beşeri sermayelerine yatırım yaptıkları tespit edilmiştir.
Belediye şirketlerinde kadroya geçen alt işveren işçilerinin genel memnuniyet düzeyleri üzerine bir alan araştırması
Günümüz ekonomik koşullarında ülkeler, uluslararası rekabet koşullarına uyum sağlamak için iş gücü maliyetlerini düşürmeyi hedeflemektedir. Bu kapsamda ucuz iş gücünün sağlanmasında işletmeler için her konuda esnekliğe uyum sağlayan alt işverenlik yaygın bir istihdam biçimi haline gelmiştir. Türkiye'de öncelikle özel sektörde yaygın bir uygulama haline gelen alt işverenlik, daha sonra kamuda da yaygınlaşarak kalıcı bir istihdam biçimine dönüşmüştür. Alt işverenlik, kamu hizmetlerinin gerçekleşmesine yardımcı olmak için çeşitli yasal düzenlemeler ile oluşturulmuştur. Buna rağmen işçiler sendikal örgütlenme ve toplu pazarlık haklarından mahrum bırakılarak son derece düşük ücretler ile güvencesiz bir biçimde çalıştırılmıştır. Süreç içerisinde işçiler lehine yapılan düzenlemeler ise yetersiz kalmıştır. Alt işveren işçilerinin sorunlarına kalıcı bir çözüm olması adına 2017 yılının aralık ayında açıklanan 696 sayılı ile KHK ile kadro düzenlemesi gerçekleşmiştir. Böylelikle merkezi idarelerde alt işveren işçisi olarak çalışanlar doğrudan sürekli işçi kadrolarına geçirilerek kamu işçisi olmuştur. Mahalli idarelerde çalışan alt işveren işçileri ise mahalli idareler bünyesindeki şirketlerde işçi statüsünde istihdam edilmiştir. Söz konusu düzenlemenin Türk çalışma hayatı açısından son derece önemli olduğu düşünülmektedir. Bu bağlamda çalışmada yer verilen araştırma sonuçlarının kadro düzenlemesinden yararlanan belediye şirket işçilerinin düzenlemeye ilişkin memnuniyet düzeylerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda katılımcıların düzenlemeden nasıl etkilendikleri ve bu etkilerin hangi faktörlere bağlı olarak değişkenlik gösterdiği sorgulanmıştır. Ayrıca çalışanların düzenlemeye ilişkin ücret, güvence ve çalışma şartları gibi konularda görüşlerine yer verilmiştir. Bu çerçevede kadro düzenlemesinden yararlanan ve her bölgeyi temsil edecek şekilde rassal olarak seçilen 2162 kişi ile anket yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların memnuniyet düzeylerinde baskın bir görüş ortaya çıkmamıştır. Bu noktada çalışanların görüşlerinin çeşitli faktörlerden etkilendiği ve bu faktörler arasında özellikle ücret düzeylerinin etkili olduğu görülmektedir.
Çimento sanayinde ücret yönetimi: Mukayeseli bir analiz
İnsan Kaynakları Yönetiminin fonksiyonlarından olan ?Ücret Yönetimi?, bir işletmenin veya işyerinin ihtiyaç duyduğu çalışanları işe alma ve istihdamında devamını sağlamanın yanı sıra, bu kişilerin motivasyonunu ve çabasını, kurumun hedeflerine ulaşmasına yardımcı olan stratejileri, politikaları ve sistemleri geliştirme ve uygulamaya koyma süreci olarak tanımlanabilmektedir.Ücret Yönetimi, insan kaynakları yönetiminin bir parçası olmakla birlikte, işletmenin maliyetlerine direkt etki göstermekle birlikte, işletmenin ve çalışanların da performansı üzerinde etkili olmakla birlikte işgücü devrine de etkisi olduğu düşünülmektedir.Bu çalışmada, ücret, ücret yönetimi, ücret yapısı ve ücret sistemleri kuramsal olarak incelenmiş ve ülkemizin önde gelen sektörlerinden olan çimento sektörünün, sermaye yapısı dikkate alınarak, karşılaştırmalı olarak ücret yönetimi uygulamaları incelenmiştir. Bu incelemede, Türkiye'de faaliyette bulunan çimento şirketlerin yaklaşık %80'inin ücret yönetimi dikkate alınmak suretiyle alan araştırması yapılmıştır.Çalışma neticesinde ücret yönetiminin araçlarından olan iş değerlemesi, performans değerlendirmesi ve piyasa ücret araştırmalarından yararlanma gibi enstrümanların sektörde çok yaygın bir şekilde kullanılmadığı, uygulandığı işletmelerde çok düşük seviyelerde de olsa işgücü devrine etkisi olduğu ve özellikle performans değerlendirmesi uygulamasının çalışanlar açısından şirket tercihi esnasında dikkate alındığı gözlenmiştir.Bahse konu ücret yönetimi uygulamalarının hassas ve objektif bir şekilde yaygın halde kullanılması, sektördeki beyaz yakalı çalışanlar arasındaki işgücü devrini azaltıp, yetişmiş işgücünün şirketten ayrılarak yarattığı maliyetleri de azaltıcı bir etki gösterecektir.
Yıllık ücretli izin hakkı
Yıllık ücretli izin hakkı, Anayasa ile güvence altına alınmış ekonomik ve sosyal bir haktır. İşçi, bedeni ve ruhi yorgunluğunu yıllık ücretli izin süresince dinlenerek gidermekte, bu döneme ait ücretinin ödenmesi nedeniyle geçim kaygısı çekmemektedir. Dinlenmiş olarak işine dönen işçinin iş verimliliği artmakta, bu durum iş kazalarının azalmasına neden olarak sonuçta mikro planda işverenin ekonomik çıkarlarının korunmasına, makro planda toplum sağlığına ve ülke ekonomisine önemli katkılar sağlamaktadır. Bu çalışmada öncelikle yıllık ücretli izin hakkının tanımı yapıldıktan sonra bu hakkın amacı, önemi, ilkeleri ve hukuki niteliği üzerinde durulmuştur.İkinci bölümde yıllık ücretli izin hakkının tarihsel gelişim süreci uluslararası belgeler ve sözleşmeler ile ulusal mevzuatımız kapsamında ayrıntılı olarak açıklanmıştır.Çalışmanın üçüncü bölümünde 4857 sayılı İş Kanunumuz açısından yıllık ücretli izin hakkından yararlanma şartları belirtilmiştir.Dördüncü bölümde yıllık ücretli izin hakkının kullanımı ve hükümleri üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda yıllık ücretli izin süreleri, yıllık ücretli iznin kullanım tarihi ve izin ücreti konuları kısmi süreli çalışmalarda dikkate alınarak irdelenmiştir. Konunun önemi gereği bu hakkın iş sözleşmesinin devamı esnasında kullandırılmasının sağlanması amacıyla soruna çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır.Çalışmanın beşinci ve son bölümünde yıllık ücretli izin hakkının kullandırılmaması halinde işçinin ne gibi haklara sahip olduğu, işçi için vazgeçilmez olan bu hakkı gereği gibi kullandırmayan işveren ya da vekilinin karşı karşıya kalacağı cezai müeyyideleri iş davaları ve özellikleri yeni Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında açıklanmaya çalışılmıştır.Yıllık ücretli izin hakkı önemi gereği iş sözleşmesinin devamı sırasında ücretide ödenerek ?izin? olarak kullandırılmalıdır. Uygulamada konunun ciddiyeti ne işçiler ne de işverenler tarafından anlaşılmış değildir. Bu nedenle olağan kullanım tarihinde bu hakkın kullandırılmasını sağlayacak yasal önlemler alınmalı, bu bilincin yerleşmesi için gerekli eğitim çalışmaları yapılmalıdır.Anahtar Sözcükler1.İş Kanunu2.Yıllık Ücretli İzin Hakkı3.Yıllık İzin Ücreti4.İş Sözleşmesi5.Olağan Kullanım Tarihi
Türk İş Hukukunda iş güvencesi çerçevesinde tazminatlar
İş güvencesi kavramı dar anlamıyla işçilerin feshe karşı korunmasını ifade etmektedir. İş güvencesi kurumu 22.05.2003 tarihinde kabul edilen 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18-21. maddeleri çerçevesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Çalışma konumuzu oluşturan iş güvencesi düzenlemeleri işçinin iş sözleşmesinin feshine karşı koruma sağlamak amacıyla yapılmış düzenlemelerdir. Bu düzenlemeler feshe karşı tam bir koruma sağlamasa da iş sözleşmesinin mümkün olduğunca sürekliliğini sağlama yönünde önemli bir güvencedir. İş sözleşmesinin geçersiz feshedildiğini düşünen işçi iş mahkemesinde feshe itiraz ve işe iade davası açarak dava sonunda feshin geçersizliğini sağlayarak eski işine dönebilme hakkına sahip olabilmektedir. İşveren işçiyi işe başlatmazsa 4 aydan 8 aya kadar ücret tutarında iş güvencesi tazminatı ve en fazla 4 aylık ücret tutarında boşta geçen süre tazminatı ödemek zorunda kalmaktadır.Yine çalışmamız konuları arasında bulunan ve İş Hukuku alanında uygulanan tüm tazminatlar incelenmiştir. İş Hukukundan veya Borçlar Hukukundan kaynaklanıp İş Hukuku alanında uygulanan tazminatlar da işverenin iş sözleşmesini feshetmeyi düşündüğü sırada caydırıcı rol oynayabilmektedir. Her tazminatın kendine özgü caydırıcılığı bulunmaktadır. İş sözleşmesinin feshine karşı koruma sağlayacak olan tazminatların bir arada bulunmaları halinde daha etkili bir koruma sağlamaları da mümkündür. Tazminatlar hem işverenin fesih yapma kararı üzerinde caydırıcı bir etkide bulunmakta hem de fesihten sonra işçi tarafında meydana gelen zararın karşılanması yönünde onarıcı bir etki sağlamaktadır.Anahtar Kelimeler1. İş Güvencesi2. Geçersiz Fesih3. İşe İade4. İş Güvencesi Tazminatı5. Boşta Geçen Süre Tazminatı
2008 küresel ekonomik krizinin Türkiye'de istihdam üzerindeki etkileri
Bu çalışmanın amacı, 2008 küresel ekonomik krizinin Türkiye'de istihdam yapısında ortaya çıkarmış olduğu etkileri incelemektir. Bu amaçla, öncelikle ekonomik kriz kavramı ele alınmıştır. Küresel ekonomik krizin oluşmasına yol açan nedenler analiz edildikten sonra, istihdam ve işsizlik kavramsal olarak incelenmiştir. Küresel ekonomik krizin dünya genelinde ve Türkiye'de işsizlik oranlarını çok dramatik bir şekilde yükselttiği, aynı zamanda, zaten bozuk olan istihdam yapısını daha da bozduğu tespit edilmiştir.Anahtar Sözcükler:1. Ekonomik Kriz2. Küresel Kriz3. İstihdam4. İşsizlik5. Türkiye
Kamu bankası çalışanlarının iş tatmin düzeyinin ölçümü: T.C. Ziraat Bankası A.Ş. örneği
Bankacılığın ileri teknolojiyi kullanmayı gerektirir bir sektör olmasına karşın, hizmet sektörü içinde yer aldığı ve bankalar tarafından müşterilere kaliteli hizmet verilebilinmesi için işgörenin niteliğinin ve iş tatmininin önemli olduğu su götürmez bir gerçektir. Bankaların kullandığı teknolojiyi yükseltmeye yönelik donanımsal ve yazılımsal yatırımlar başta olmak üzere yöneticileri tarafından yapılan diğer tüm yatırımlardan maksimum faydanın elde edilebilmesi için, banka personelinin çalıştığı işte tatmin olması ve yüksek performans göstermek için istekli olması gerekmektedir.Bu araştırmada, banka çalışanlarının sahip olduğu (yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, şubede/genel müdürlük biriminde çalışma durumu, unvan, hizmet süresi, ailede başka bankacı olup olmaması durumu, geleceğe dair beklentilerden oluşan) bireysel faktörlerin iş tatminine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. T.C. Ziraat Bankası A.Ş. çalışanları üzerinde Minnesota Satisfaction Questionnaire (MSQ) İş Tatmin Ölçeği kullanılarak gerçekleştirilen alan araştırması, 26 farklı şubede ve genel müdürlük birimlerinde çalışan personelle sınırlı tutulmuştur. Anket verileri SPSS programının 17.0 versiyonunda işlenmiş olup, bütün sorular için frekans dağılımları yapılmıştır. Anket formunda, banka personelinin iş tatminini ölçmeye yönelik kullanılan sorularda 5 Düzeyli Likert Tipi Ölçek kullanılmıştır. Birinci bölümü 9 sorudan oluşan anket formunun, ikinci bölümünde 20 sorudan oluşan MSQ İş Tatmin Ölçeği bulunmaktadır. Ölçekteki cevap seçenekleri ?Çok Memnunum?, ?Memnunum?, ?Kararsızım?, ?Memnun Değilim?, ?Hiç Memnun Değilim? şeklindedir. Ölçekten alınabilecek en yüksek puan 5, en düşük puan 1'dir.Alan araştırması sonucunda; banka personelinin tatmin düzeyinin çeşitli faktörlerden etkilenerek değiştiği belirlenmiştir.
Türk sosyal güvenlik sisteminde geçmişten günümüze isteğe bağlı sigortalılık ve mevcut durumun eleştirel bir yaklaşımla analizi
Sosyal sigortaların en temel özelliği sigortalılığın zorunlu olmasıdır. Sigortalı olup olmamak kişinin iradesine bırakılmamıştır. Belirli koşulların oluşması halinde işveren, sigortalı ve Kurum arasında çerçevesi Kanun ile belirlenen bir hukuksal ilişki ortaya çıkar. Ancak, zorunluluk ilkesi olarak adlandırılan bu durum tam anlamıyla uygulandığında, zorunlu sigortalılık niteliğini kazanma koşullarını sağlayamayanların sigortalı olamamaları sonucu ortaya çıkacaktır. Bu noktada, zorunlu sigortalılığın istisnası olarak nitelendirilen isteğe bağlı sigortalılık uygulaması ile zorunlu sigortalılık niteliği kazanamayanlar ve bu koşulları sonradan yitirenlere sigortalılık imkanı sağlanmaktadır.Tez çalışmasında özetle, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda yer alan isteğe bağlı sigortalılık ile ilgili düzenlemeler; konuyla ilgili geçmiş uygulamalara, yargı kararlarına ve uygulamadaki sorunlara da yer verilmek suretiyle incelenmiş ve açıklanmaya çalışılmıştır.
İŞKUR ve yerel yönetimlerde mesleki eğitim faaliyetlerinin eğitim-istihdam ilişkisi yönünden analizi: Ankara ili İşkur İl Müdürlüğü ve Ankara Büyükşehir Belediyesi mesleki eğitim faaliyetlerinin karşılaştırmalı analizi
İşsizlikle mücadelede önemli bir aktif işgücü politikası olan mesleki eğitimin istihdam edilebilirlik, kalkınma, refah seviyesinin yükselmesi, işgücünün verimliliği ve rekabet edebilme ile yakın ilişkisi bulunmaktadır. Teknoloji, üretim, yönetim ve rekabet şartlarında yaşanan hızlı değişimler bilginin stratejik değer kazanmasını sağlamıştır. Günümüzde iş sahibi olmanın veya istihdamda kalmanın yolu bilgi, beceri ve yeteneklerle doğru orantılı hale gelmiştir. Artık beşeri sermaye olarak adlandırılan insan kaynaklarına yapılan harcamalar yatırım olarak ele alınmaktadır. Bu nedenle eğitim ile istihdam ilişkisinin sağlanması günümüzde üzerinde önemle durulan konulardan biri olmuştur.Genel ve mesleki eğitim sistemimiz karmaşık ve yıllardır süregelen köklü sorunlarla karşı karşıyadır. Mesleki eğitim sistemimizde çok sayıda aktör rol almasına karşın aralarında herhangi bir işbirliği ve koordinasyon bulunmamaktadır. Ülkemizde mesleki eğitimlerin verilmesi ve işgücünün iş piyasasının ihtiyaç duyduğu alanlarda yetiştirilmesinde İŞKUR ile birlikte birçok kamu kurum ve kuruluşunun yanında Belediyeler de rol almaktadırlar.Türkiye'de mesleki eğitime ayrılan kaynak yetersiz olduğu gibi mevcut kaynaklar da verimli kullanılamamaktadır. Diğer taraftan mesleki rehberlik ve danışmanlık hizmetleri etkin ve verimli sunulamamaktadır. İşgücü piyasasının izlenmesi ile ihtiyaçların tespitinde kurumsal yapılar henüz oluşturulamamıştır.Ülkemizde eğitim istihdam ilişkisinin sağlanması amacıyla eylem planları hazırlanmış ve ulusal istihdam stratejisi oluşturulmaya çalışılmıştır. Ancak hazırlanan ulusal istihdam stratejisi henüz uygulamaya konulamamıştır. Mesleki eğitim sistemimizde meslek standartları ve belgelendirme sorunlar devam etmektedir.İşgücü piyasasının ihtiyaçlarını zamanında ve bilimsel veriler ışığında tespit edebilen, hızlı çözümler üretebilen ve teknolojik gelişmelere duyarlı bir mesleki eğitim sistemine gereksinim duyulmaktadır. İhtiyaç duyulan mesleki eğitim sistemi eğitim ve istihdamı bir bütünlük içerisinde ele almalıdır. Yeni sistem sosyal tarafların görev ve sorumluluk üstlendiği, hayatboyu öğrenme stratejisine dayalı ve dinamik bir yapıda olmalıdır. Yine mesleki eğitim sistemi politik etkilerden arındırılarak reel sektör talepleri doğrultusunda şekillendirilmelidir. Bunun için öncelikle yerel düzeyde işgücü ihtiyaçlarının tespitine ihtiyaç vardır. Ayrıca birçok kamu kurum ve kuruluşu tarafından yürütülen tüm mesleki eğitimlerin ulusal bir istihdam stratejisine dayandırılması gerekmektedir.Anahtar Sözcükler1.Mesleki Eğitim2.Eğitim-İstihdam İlişkisi3.Yerel Yönetimler4.Karşılaştırmalı Analiz5.Kamu İstihdam Kurumu
Sosyal forumlar ekseninde yeni küresel politika arayışlarının sendikal hareketteki değişime etkisi
Bu çalışmanın konusunu, küreselleşme sürecinde, neo-liberal politikalara karşı, Sosyal Forumlar şeklinde gelişen yeni küresel politika arayışlarının sendikal hareket ile ilişkisinin ve etkileşiminin incelenmesi oluşturmaktadır.Çalışma, küreselleşmenin tanımını, boyutlarını ve aktörlerini, bu süreçte ortaya konulan neo-liberal politikaları, alternatif küreselleşme yaklaşımlarını, endüstriyel ilişkilerde ortaya çıkan değişimi, küresel sosyal sorunları, sendikaların geliştirdiği stratejileri ve Sosyal Forumlar sürecinde sendikaların etkisini ve etkilenmesini ele almaktadır. Çalışma, yerli ve yabancı literatür taraması üzerinden yapılmıştır.Bu çalışmadan çıkan temel sonuçlar şunlardır: Neo-liberal politikaların etkisini artırması karşısında, bu politikaları dizginleyecek alternatif yaklaşımlar ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Gerek endüstriyel ilişkilerde yaşanan değişimin gerekse küresel sosyal sorunların ulaştığı boyut karşısında sendikalar kendilerini yeniden konumlandırmakta, yeni stratejiler geliştirmektedir. Bu süreçte, Sosyal Forumlar, neo-liberal politikaların eleştirildiği temel adres haline gelmekte, sendikal hareket, Sosyal Forum sürecine katılarak, Sosyal Forumlara katkı yapmakta ve yeni ittifaklar oluşturarak ve sosyal konulara dikkat çekerek hem Forumlardan etkilendiği hem de Forumlardan yararlandığı bir süreç yaşamaktadır.
Turizm işletmelerinde kayıtdışı istihdam ile mücadelede etkin denetim (iş etüdü yönteminin uygulanabilirliği)
Kayıt dışı istihdam; büyüklüğü ve çeşitliliği nedeniyle akademik, sosyal ve siyasi çevrelerin kendisine olan ilgilerini sıcak tutmakta ve gündeme geldiği her zaman ?mücadele? kavramı ile birlikte anılmaktadır. Küresel bir gerçeklik haline gelmiş bu sorun, ülkemiz açısından tek bir kurumun sorumluluğuyla yada salt denetim gibi tekbir politikayla önlenebilecek bir sorun değildir. Bu nedenle sorunu belirleyici sosyal ve ekonomik problemler çözülmeli, toplumsal bilinç düzeyi yükseltilmelidir. Bununla birlikte mücadelede denetim önemli bir enstrümandır ve etkinliği tartışılan mevcut denetim sistemimiz yetersiz kalmaktadır. Etkin bir denetimden bahsedebilmek için; denetim stratejisi, yaptırımların caydırıcılığı ve hesap verilebilirlik konuları gözden geçirilmeli ve mücadele için sürdürülebilir bir yapı kurulmalıdır.Denetimlerin etkinliği, asgari işçilik incelemelerinin yoğunlaşmasıyla sağlanabilecektir. Bu inceleme türü salt bir denetim faaliyeti değildir, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesiyle beraber getirilen rehberlik anlayışı ve uzlaşma müesseseleriyle birlikte bir sürece dönüşmüştür. Bu süreç içersinde gerçekleştirilen; bilgilendirme, risk analizi, denetim rehberleri ve denetimlerin risk oranı yüksek bölge ve faaliyet alanlarında yoğunlaşması uygulamaları, denetimlerden etkin sonuçlar alınmasına imkan tanıyacaktır.Denetimlerde; kayıt dışılığa yönelmeyi tespit etmekten daha önemlisi ise kayıt dışılığı ölçebilme sorunudur. Kayıt dışı istihdam, işin yürütümü için gerekli olan ve bildirilmesi gereken çalışma ile bildirilen çalışma arasındaki farktır ve ölçülmesi gerekli olduğu kadar zor olan bir aralığı ifade etmektedir. Bu noktada İnsan Kaynakları Yönetiminin optimal çalışan sayısının belirlenmesi amacıyla kullandığı iş etüdü çalışmalarının, işin yürütümü için yeterli asgari işçilik miktarının hesaplanması konusunda bir yöntem olarak kullanılabileceği kanaatindeyiz. Çünkü, iş etüdü çalışmalarında kullanılan teknikler; görev tabloları, iş sürelerinin hesaplanması ve çalışan sayısının belirlenmesi, işin yürütümü için yeterli asgari işçilik miktarının hesaplanması için duyulan ihtiyaçlara cevap vermektedir.Bu yöntemin kullanıldığı otel işletmeleri asgari işçilik incelemelerine ait tespitlerin değerlendirilmesi, çarpıcı sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Bu çalışmada, kayıt dışı istihdam ile mücadelede tepkisel denetimler yerine denetimde öncelikli alanlarda yoğunlaşan denetimlerin gerekliliğine yer verilmiştir. Üstelik hem kayıt dışı istihdam farkı hesaplanabilmiş hem de denetimin yönlendirici etkisi görülebilmiştir.
Türkiye'de 2000 sonrası dönemde uygulanan ekonomik ve sosyal politikalar temelinde yoksulluk sorunu: Ankara'da uygulamalı bir araştırma
Türkiye'de 2000 ve 2001 ekonomik krizlerinin ardından yaşanan ekonomik gelişmeler ve uygulanan sosyal politikalar temelinde yoksulluk sorununun analiz edilmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu kapsamda, 2000'li yılların başında yaşanan ekonomik krizlerin sonrasında özellikle 2002-2007 döneminde, Türkiye'nin ekonomik göstergelerinde ortaya çıkan olumlu seyrin, toplumsal alandaki en önemli sorunlardan biri olan yoksulluk sorununa nasıl yansıdığı TÜİK'in yoksulluk istatistikleri esas alınarak incelenmiştir. Çalışma kapsamında, Türkiye'de yoksulluk sorunu üzerinde etkili olan yapısal faktörlerin analiz edilmesiyle böyle bir inceleme için gerekli zeminin sağlanmasına çalışılmıştır.2002-2009 döneminde, Türkiye'de yoksulluk oranlarının özellikle ekonomik kriz dönemlerinin ardından yükselme eğiliminde olduğu görülmüştür. 2003-2006 döneminde gıda ve gıda dışı harcamaları içeren mutlak yoksulluk oranının azalma eğiliminde olmasında ise bu dönemde gerçekleşen yüksek oranlı ekonomik büyüme ile birlikte görece düşük gıda enflasyonu etkili olmuştur.Çalışmanın önemli bölümlerinden birini saha araştırması oluşturmaktadır. Ankara'nın il merkezini oluşturan sekiz ilçesinde, nicel araştırma yöntemlerinden survey (tarama) tekniği kullanılarak yürütülen saha araştırmasıyla, 2000'li yılların başında yaşanan ekonomik krizlerin sonrasında mutlak yoksulların yaşam koşullarında ortaya çıkan değişimin yönü tespit edilmeye çalışılmıştır.Araştırma sonucunda, mutlak yoksulların yaşam koşullarında görece bir iyileşmenin varlığına işaret eden bulgulara ulaşılmıştır. Yoksulların ikamet ettikleri konutlarda yaşama süreleri itibariyle belirli bir istikrarın varlığına; yaşamın daha kolay sürdürülmesinde önemli role sahip olan çamaşır makinesi, buzdolabı ve televizyon gibi eşyaların edinilmesinde 2003-2007 döneminin öne çıkmasına; yoksullukla mücadelede devletin uyguladığı politikalara duyulan güvene ve geleceğe yönelik beklentilerde daha kötüye bir gidişin olmayacağı yönündeki güçlü kanaate ilişkin bulgular bu yöndeki değerlendirmeyi desteklemektedir. Bununla birlikte, araştırma sonucunda, yoksulların kendi yoksulluklarının nedenleri olarak işsizlik, eğitimsizlik ve sigortasız çalışmayı öne çıkardıkları ve yoksullukla mücadele konusunda alınması gereken tedbirlere ilişkin görüşlerinin de işsizlik sorununun çözümüne odaklandığı görülmektedir. Türkiye'nin yüksek oranlı ekonomik büyüme döneminde yeterli düzeyde istihdam yaratılamaması ve işsizlik oranlarının yüksek düzeylerde seyretmeye devam etmesi, yoksullukla mücadelede ekonomik ve sosyal politikaların birlikte ve eşgüdüm içinde uygulanmasını gerektirmektedir.
Türkiye'de yabancıların istihdamı
Yabancı istihdamı tüm dünyada binlerce yıldır değişik şekillerde uygulana gelmiş, küreselleşme ile birlikte de değişik bir boyut kazanarak çok önemli bir hal almıştır. Ancak Türkiye'de yabancı istihdamı konusunda sıkıntılar yaşandığı ve yasal boşluklar olduğu görülmüş ve bu konuda bir tez araştırması yapılmasının yararlı olacağına kanaat getirilmiştir.Türkiye'de Yabancıların İstihdamı konusu incelenirken öncelikle yabancı istihdamının tarihsel gelişimi sonrasında Türkiye'deki mevcut durum açıklanmıştır. Konunun genişliği göz önünde bulundurularak izinsiz (kaçak) yabancı istihdamı konusuna ayrıntılı olarak girilmemiştir.Türkiye'de yabancı istihdamını düzenlemek amacıyla 2003 yılında 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun çıkarılmıştır. Tezimiz içerisinde bu Kanun çerçevesinde çalışma izninin nasıl alınacağı, kimlerin çalışma izni başvurusunda bulunabileceği, çalışma izni alabilmek için gerekli olan şartlar, yabancıların çalışmasına izin verilmeyen meslekler ve çalışma izni verilen yabancıların sahip olacakları haklar ve yükümlülükler gibi hususlar irdelenmiştir. Ayrıca çalışma izni almış olan yabancıların sayıları, meslekleri ve yaptıkları görevlerle ilgili istatistikler açıklanmıştır.Çalışma izni almak suretiyle ülkemize gelen yabancılar, izin aldıkları işyeri/işletme ve meslekte çalışabilmektedir. İzin alan yabancılar, çalıştıkları işyerinde Türk vatandaşı çalışanların sahip olduğu haklardan aynı şekilde yararlanabilmekte; ücret, sosyal güvenlik, fazla mesai ve servis hizmetleri gibi her türlü haktan yararlanabilmektedir. Bunların yanı sıra vergi ödeme, sosyal güvenlik primi ödeme, izin alınan meslek ve işyeri haricinde çalışamama gibi yükümlülükleri de bulunmaktadır.Özetle yabancı istihdamı kavramı oldukça önemli bir kavram olmakla birlikte, Ülkemizde konunun ciddiyeti tam olarak anlaşılamamaktadır. Değişik kanunlarda konuyla ilgili hükümler olmakla birlikte uygulama birliğini sağlamak ve karışıklığı önleyebilmek adına yeni bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır.
Türkiye'de yol işçileri: Kamuda çalışan yol işçilerinin sosyokültürel profili
Bu çalışma Türkiye'deki yol işçilerinin örgütlenme ve mücadele geçmişi ile bugünkü koşulları esas alınarak hazırlanmıştır. Buna ek olarak yol işçilerinin sosyokültürel profilini daha net ortaya koymak amacıyla, kamuda çalışanlar arasında bir araştırma yapılarak desteklenmiştir.Tez dört ana başlıktan oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmanın kavramsal çerçevesi çizilmiş ve daha sonra sanayi devriminin etkisiyle beraber ortaya çıkan kapitalist süreç ve bu sürecin devamında kendini sendikalar aracılığı ile ifade etmeye çalışan işçi sınıfı; İngiltere, Almanya, ABD ve Fransa örnekleri ile ele alınmıştır. Birinci bölümün son kısmında ise Türkiye'de işçi sınıfının ortaya çıkışı ve gelişimi Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet dönemi olarak iki ana başlıkta incelenmiştir.İkinci bölümde; bir olgu olarak yol ve yol işçiliği analiz edilerek, Türkiye'deki yol işçilerinin gelişimi, örgütlenmesi ve mücadele süreci anlatılmıştır. Yine bu bölümde sanayileşme hamleleri ve yatırımların artmasının doğal sonucu olarak işçilerin sayısındaki ve yasal düzenlemelerinde desteğiyle ortaya çıkan sendikaların sayısındaki artış incelenmiştir.2010 yılı esas alınarak, Türkiye'deki yol işçilerinin hem kişisel hem de örgütsel davranışları ile profilleri ortaya çıkarılmıştır. Kamuda çalışan yol işçileri içerisinde (646 işçi ile) anket çalışması yapılmış, bu şekilde topluluğun sosyokültürel yapısı belirlenmiştir. Bu anket çalışmasının detaylı sonuçları üçüncü bölümde anlatılmıştır.Çalışmanın dördüncü bölümünde ise, yol işçilerinin cinsiyeti, kuşak farklılığı, doğum yerinin kentsel ölçeği, eğitim durumu, çalıştığı kurum ve internet kullanıcılığı gibi belli başlı özellikleri esas alınarak, karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve kendi aralarındaki benzerlikler ile farklılıklar ortaya konulmuştur.Çağımızda yaşanan hızlı değişim sürecini daha iyi anlamaya çalışmak ve sahip olduğumuz veriler ışığında bu değişime pozitif bir katkı koymak toplumsal bir sorumluluktur. Bu çalışma ile genelde Türkiye tarihine özelde ise işçi sınıfı tarihine çalışmanın boyutları içerisinde katkı koymak hedeflenmiştir. 2010 yılına kadar Türkiye'de yol işçiliği hakkında hiçbir araştırma bulunmamaktadır. Bu yönüyle bu çalışma, türünün ilk ve şimdilik son örneğidir.Anahtar Sözcükler1. Yol İşçileri2. İşçi Sınıfı3. İşçi Sendikası4. Sosyokültürel Profil5. Türkiye Yol, Yapı ve İnşaat İşçileri Sendikası
Avrupa Birliği ve Türkiye uygulamalarının ücretler ve enflasyon bakımından karşılaştırmalı değerlendirilmesi
Günümüz dünyasında bireylerin iş ve meslek seçimlerinin temelinde ücret kaygısı yatmaktadır. Bireyler daha dolgun ücreti olan işleri mevcut işlerine tercih etmektedirler. İşçi ve işverenler açısından ücret düzeyini bir ortak paydada birleştirmek sorun olmakta ve her iki tarafın yararına olacak düzenlemeler yapılmaya çalışılmaktadır. Elbette ki ücret düzeyini belirleyen değişik faktörler varsa da enflasyon bu faktörlerin başında gelmektedir. Bu çalışmada ülkemizde ücret düzeyi belirlenirken nelere dikkat edildiği, hangi ortamda hangi ücret politikalarının uygulandığı Avrupa Birliği ülkeleri ile karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Konu, genel olarak Avrupa Birliği Sosyal Politikası alanına girdiğinden ücretler konusu Avrupa Birliği bağlamında ele alınmıştır. Konu ile ilgili olarak yerli ve yabancı kaynaklar geniş bir şekilde taranmış ve bu çalışmanın ortaya çıkarılması esnasında birçoğundan faydalanılmıştır. Yapılan araştırmalar ve edinilen bilgiler dahilinde sonuç olarak Türkiye'nin ücret politikasının belirlenmesinde Avrupa Birliği ile uyumlu olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Ücret, enflasyon, sosyal politika, ücret politikası
Genç işsizliği ve Türkiye'de genç işsizliğine yönelik çözüm arayışları
Dünya giderek büyüyen bir genç işsizliği sorunu ile karşı karşıyadır. Bugün hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler, gençler için istihdam olanaklarını artırmak konusunda başarısızlığa uğramaktadırlar. Genç işsizlerin sayısı yaşanan son küresel krizin de etkisiyle yaklaşık 82 milyona ulaşmıştır. Gençler işgücü piyasasında her zaman dezavantajlı konumda olmuşlardır. Fakat bugün daha çok sayıda genç işsiz, yoksul ya da eksik istihdam edilmektedir. Sorun sadece gençler için yeni işler yaratmak değil, aynı zamanda ?insan onuruna yakışır? işler yaratmaktır.Türkiye'de gençlerin en çok istediği şey ?düzgün bir iş bulmak?tır. Son yıllarda artan genç işsizliği oranları, genç istihdamı sorununun önemine dikkatleri çekmiştir. Demografik yapısı itibariyle genç bir ülke olarak kabul edilen Türkiye gençlerin dinamizmini ekonomisine taşımak zorundadır. Genç işsizliği sorununun çözümü daha spesifik politikaların uygulanmasını gerektirmektedir. Türkiye'nin gençler için bir ulusal istihdam stratejisine ihtiyacı vardır.Anahtar Sözcükler: 1. İstihdam 2. İşsizlik 3.Genç işsizliği 4. Türkiye'de Genç İşsizliği 5.Dünya'da Genç İşsizliği
Merkez çevre bağlamında küresel süreçte doğrudan yabancı sermaye yatırımları
Bu çalışmanın amacı doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını merkez çevre teorileri çerçevesinde ele almaktır. Ticari merkantilizmin ilk dönemlerinden beri ayrışmaya başlayan merkez ve çevre ekonomileri arasındaki ilişkiler, küreselleşme ve küreselleşmenin temel dinamiği olan teknolojik gelişmelerle birlikte daha yoğunlaşmıştır.Günümüzde kalkınmanın en önemli finansman kaynağı olarak görülen doğrudan yabancı sermaye yatırımları, gitmiş oldukları ülkelerdeki sermaye ihtiyacını karşılayarak, üretim kapasitesini ve istihdamı arttırma, ihracatı arttırma, yeni teknoloji ve üretim bilgisi getirme, döviz girişi ve vergi geliri sağlama açısından olumlu etkilere sahiptir. Bu olumlu etkilerinden dolayı doğrudan yabancı sermaye yatırımları, özellikle kalkınma sorunlarını çözmeye çalışan yerel hükümetler açısından, bu hedefi gerçekleştirebilmek için önemli bir araç olarak görülmektedir. Bu olumlu etkilerinin yanı sıra, ekonomi üzerinde yabancı denetiminin artması, dış ticaret kısıtlamalarının aşılması, ekonomi de ikili bir yapı oluşması, yabancı şirketlerle yerli şirketler arasında haksız rekabet oluşması, döviz giderlerini arttırması, ihracatı yapay olarak kısıtlama ve teknolojik bağımlılık gibi olumsuz etkileri de mevcuttur.
Türkiye'de sosyal yardım ve sosyal yardımların tek merkezden yürütülebilirliği
Yoksul bireylere veya hanelere devlet tarafından yapılan para, mal veya hizmet şeklindeki desteklere sosyal yardım adı verilmektedir. Toplum refahının artırılmasını ve yoksullukla mücadeleyi hedefleyen sosyal yardım programları, çağın değişen koşullara uygun olarak şekillendirilmeli ve ihtiyaç sahiplerinin talepleri en uygun şekilde giderilmelidir. Bu çalışmada; sosyal yardımların daha etkili bir şekilde yerine getirilmesi ve kaynakların daha verimli kullanılabilmesi için merkezi bir sistem veya uygulama yoluyla sosyal yardım ve hizmetlerin ihtiyaç sahiplerine daha fazla fayda sağlayacağı düşüncesi ortaya konulmuştur.Türkiye'deki sosyal yardım sisteminin işleyişinin incelenmesi yoluyla, sistemdeki sorunların tespit edilmesi, yeni bir sistem önerisi olan merkezi uygulama ve bu yöndeki sorunların çözümüne yönelik önerilerin getirilmesi gerekmektedir. Uygulamadaki yaşanan aksaklıkların ortaya konulabilmesi için; farklı hizmet sunucuları tarafından yürütülen sosyal yardım programlarının neler olduğu ve nasıl uygulandığı gösterilmiştir.Çalışmada; yoksulluk, sosyal hizmet, sosyal güvenlik, sosyal yardım ve sosyal politika kavramları ayrıntılı olarak incelenmiştir. Sosyal yardımlara ilişkin ulusal ve uluslararası yasal kaynaklargösterilerek Türkiye'deki sosyal yardım kurum ve kuruluşları irdelenmiş. Sosyal yardım uygulamalarının en üst düzeyde ve kapsamda uygulandığı refah devleti konusu kapsamlı bir şekilde ele alınmış ve Almanya, İngiltere, İsveç, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki sosyal politika uygulamaları belirtilmiş ayrıca Cumhuriyetin ilanından bu yana Türkiye'deki sosyal yardımların tarihsel süreci anlatılmıştır.Sosyal yardımlarla ilgili karşılaşılan başlıca sorunlar bu sorunlara ilişkin çözüm önerileri olarak; sosyal yardım alanında faaliyet gösteren ve sosyal yardım yapan kamu kurum ve kuruluşlarını tek bir çatı altında toplanarak merkezi bir uygulamanın hayata geçirilmesi, bu kurum ve kuruluşların mevzuatları gözden geçirilerek çağın ihtiyaçlarına uygun, gerçekçi değerlendirme kriterlerinin getirilmesi, sosyal yardım aktörlerinin yapmış olduğu yardımlara ilişkin yararlanıcı bilgilerinin ortak ve her an ulaşılabilir bir bilgi ağında bir araya getirilmesi gerektiği, ortak değerlendirme kriterlerin getirilmesinin önem arz ettiği ve ihtiyaç sahibine "balık yemeyi değil balık tutmayı öğretmek" diğer bir deyişle sosyal yardım-istihdam bağı kurularak kişinin kendi ayakları üstünde durmasının sağlanması gerektiği önerilmiştir.Anahtar Sözcükler1.Yoksulluk2.Sosyal Yardım3.Sosyal Politika4.Refah Devleti5.Merkezi Yönetim
Türkiye'de bankacılık sektöründe insan kaynağı seçimi: Bir alan araştırması
Tüm dünyada her alanda gerçekleşen değişim süreci çalışma yaşamında da etkisini göstermiştir. Bu değişim süreci içerisinde yer alabilme ve rekabet ortamında varlığını koruyabilmede birçok kurumla beraber bankaları da insan kaynakları yönetimi anlayışına yöneltmiştir.Günümüzde teknolojik gelişmelerden etkilenen insan kaynakları ve buna bağlı olarak işe alım süreci; bilişim teknolojilerinin gelişimiyle birlikte iş ve teknoloji dünyasının tarihindeki en büyük değişimi yaşamıştır. İnsan kaynakları yönetimi ile işe alım süreci; internet ve iletişim teknolojilerinin etkisinde kalarak küresel rekabet ortamında e-insan kaynağı ve e-işe alım süreci olarak tanımlanan yeni bir alanda etkinliğini sürdürmeye başlamıştır.Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de faaliyet gösteren bankaların insan kaynakları planlaması ve personel seçim sürecine ilişkin bir durum saptaması yapmaktır. Bu nedenle de bankacılık sektöründe personel seçim sürecini sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek amacıyla insan kaynakları faaliyetlerinin geçmişi ile bugünü ele alınmıştır. Küreselleşme süreci ile birlikte kullanımı zorunlu hale gelen yeni teknolojilerin personel seçim ve tedarik sürecine etkisi ile bankaların e-iky uygulamalarının düzeyi tartışılmıştır.Bu çalışmada nicel araştırma tekniklerinden alan araştırması tekniği kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak iki bölümden oluşan görüşme formu geliştirilmiştir ve Türkiye'de bankacılık sektöründe söz sahibi sekiz banka ile görüşülmüştür. Genel müdürlük birimleri Ankara'da bulunan bankaların yöneticileri ile yüz-yüze görüşülürken, Genel müdürlük birimleri İstanbul'da bulunan bankaların yöneticileri ile e-mail yolu ile görüşülmüştür.Çalışma, bankaların geçmişinden günümüze insan kaynakları uygulamalarını tarafsız bir değerlendirme ile bir bütün olarak ortaya koyması bakımından önem arz etmektedir. Ayrıca elde edilen verilerin bankaların karar mercilerindeki yöneticiler açısından önemli bilgiler sağlayacağı ve bundan sonra yapılacak çalışmalara temel oluşturacağı düşünülmektedir.Anahtar Sözcükler;1.Bankacılık2.Türkiye'de Bankacılık Sektörü3.İnsan Kaynakları4.Personel Seçim Süreci5.E-İnsan kaynakları Yönetimi
Türkiye' de uygulanan 1980 sonrası ekonomi politikalarının yoksulluk-şiddet ilişkisi üzerine etkisi
Yoksulluk ve şiddet, toplumun büyük bir çoğunluğu ve toplumsal kurumlar tarafından istenmeyen bir durum olarak kabul edilip önlenmeye çalışılan, insanlık tarihi boyunca sürekli var olmuş ve artarak devam eden ekonomik, sosyal ve psikolojik boyutları olan çok yönlü bir problemdir. Türkiye'de yoksulluk ve şiddet incelendiğinde hanehalkı büyüklüğü, nüfus artışı, göçler ile doğru orantılı; eğitim, gelir düzeyiyle ters orantılı olarak değiştiği saptanmıştır. Özellikle 1980'lerden sonra küreselleşme sürecinin dinamiğini oluşturan neoliberal politikalar, yoksulluğun ve şiddetin uluslararası boyutta yaygınlaşmasına, derinleşmesine ve kronikleşmesine neden olmuştur. Bu süreçle birlikte, eşitsizlikler artmış, istihdam sorunu kalıcı bir hal almış, kamu harcamalarında kısıtlamaya gidilmiş, gelir dağılımında adaletsizlikler hem ülke içinde hem de ülkeler arası artış göstermiş ve yoksulluk ve şiddet giderek büyüyen bir sorun haline gelmiştir.Bu tez çalışmasında yoksulluk ve şiddet ilişkisi ortaya konarak; bu ilişki üzerinde, neoliberal politikaların hem ekonomik alanda hem de sosyal alanda toplumsal etkileri incelenmiştir. Bu çalışma oluşturulurken, alan yazın taraması yapılarak konuyla ilgili veriler toplanmıştır. Kitap, dergi, makale, internet vb. kaynaklar toplanarak çalışmanın kavramsal çerçevesi oluşturulmuş ve ilgili konular detaylarıyla incelenmiştir. Kavramsal çerçevede sunulan konuları somutlaştırabilmek için de resmi istatistikler kullanılmıştır. Yoksulluk ve şiddet arasındaki ilişki açıklanmaya çalışılarak bu ilişki üzerinde neoliberal politikaların sosyo-ekonomik etkileri ortaya konulmuş ve son olarak çeşitli çözüm önerileri sunulmuştur.
İstihdamın geliştirilmesi bağlamında yatırımlarda devlet yardımları hakkında 2006 ve 2009 kararlarının ve istihdamı teşvik paketlerinin Şanlıurfa ilinde ortaya çıkardığı sonuçların değerlendirilmesi
Şanlıurfa ili Türkiye'de bir yandan kalkınmada öncelikli iller arasında sayılmakta; diğer yandan da şu an yürürlükte olan 14.07.2009 karar tarihli, 2009/15199 karar sayılı ?Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar?daki yardımlardan en fazla imkan sağlanan IV. Bölge illerden biri olma özelliğine sahiptir. Kalkınmada öncelikli iller arasında ikinci sırayı alan Şanlıurfa'nın idari yapısının, yapılacak uygulama açısından kolaylık sağlayacağı ve bu sayede güvenilir veriler elde edilebileceği öngörülmektedir. 5763 sayılı ?İş Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun? ve 5838 sayılı ?Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun?lar ile yürürlükten kaldırılmış olan 2006/10921 karar sayılı ?Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar?ın sonuçları değerlendirilerek, faiz desteği, gümrük vergisi muafiyeti ya da katma değer vergisi istisnası yardımlarından hangisi ya da hangilerinden yararlandıkları ve bu yararlanılan kalemlerden ne tür geri dönüşümler elde ettikleri belirlenerek işveren algısı ortaya koyulmuştur. Aynı zamanda 2009 yılında yürürlüğe giren yatırımlarda devlet yardımları hakkındaki karardan neler beklediklerinin de yapılan anket çalışması sonucunda ortaya konulmuştur. Bu çerçevede yapılan çalışmadan elde edilecek sonuçlar ileride yapılacak olan benzer çalışma ve araştırmalara da örnek teşkil edecektir.
Türk sosyal güvenlik sisteminde kısa vadeli sigorta kolları uygulamaları
Kişilerin hayatta ki en önemli hedeflerinden biri, yaşamlarını sağlık ve sıhhat içerisinde sürdürebilmek ve eğer çalışıyorlarsa mesleklerine kesintisiz bir şekilde devam etmektir. Ancak ne zaman ortaya çıkacağı belli olmayan bazı sosyal riskler, kişilerin bu hedeflerini ve yaşantılarını kesintiye uğratmaktadır. Kısa vadeli sosyal riskler olarak da adlandırabileceğimiz iş kazaları, meslek hastalıkları, hastalık ve analık durumları ile bireyler; hem gelir azalması, hem de gider artışı gibi olumsuzluklarla karşılaşmaktadır. Bireylerin bu gibi ani sıkıntılarını gidermek ve bu durumu en az zararla atlatmalarını sağlamak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından bazı sosyal güvenlik uygulamaları bulunmaktadır. Bu çalışmada ortaya çıkması muhtemel kısa vadeli riskler ile bu risklerin ortaya çıkması ile birlikte Sosyal Güvenlik Kurumu'nun yapacağı uygulama ve yardımlar incelenmiş, konunun üç ayrı sac ayağı olan sigortalı, işveren ve devletin konu ile ilgili hak ve yükümlülükleri ortaya konmuştur.Ayrıca Tezimizin bir amacı da iş kazaları ile ilgili bir kısım yargı kararlarını da irdeleyerek, konunun yargı ve SGK açısından nasıl anlaşıldığı ortaya konmaya çalışılmıştır. Zira özellikle iş kazaları ile ilgili uygulama ve yargı boyutunda bazı farklılıklar bulunmakta ve bireyler çoğu kez haklarını ancak yargısal süreç sonunda kazanabilmektedirler.
Çalışma hayatında cinsiyete dayalı ayrımcılığın Türk Hukuku ve Uluslararası Hukuk açısından incelenmesi: Kavram, köken, tarihsel süreç ve bugünü
Dünya nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan kadınların çalışma hayatında erkeklere göre daha düşük oranda yer almaları karşılaştıkları ayrımcı davranışlarla yakından ilgilidir. Cinsiyete dayalı ayrımcı davranışlar hemen her toplumda psikolojik ve sosyal kaynaklardan beslenmektedir. Böylelikle çalışma hayatının her aşamasında ayrımcı davranış ve uygulamalar ortaya çıkmakta ve kadınların çalışma hayatında var olmalarını güçleştirmektedir. Cinsiyete dayalı ayrımcılık hukuksal boyutta incelendiğinde ise uluslar arası anlaşmalar ve belgeler ışığında İş Kanunumuzda da eşit davranma ilkesi çerçevesinde cinsiyete dayalı ayrımcılığın yasaklandığını ve yaptırımlarının düzenlendiğini görmekteyiz.ANAHTAR KELİMELER:1. Ayrımcılık2. Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık3. Çalışma Hayatında Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık4. Uluslararası Sözleşmelerde Kadın Erkek Eşitliği5. Türk Hukukunda Kadın Erkek Eşitliği
Çalışan çocuklar ve sorunları (İstanbul örneği)
İlk çağlardan beri dünya genelinde var olan ve sanayileşme ile birlikte artan çalışan çocuklar sorunu bugün de dünyanın her yerinde farklı boyutlarda varlığını devam ettirmektedir. Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ve ekonomik yapıları çocukların çalışmasının temel nedenlerini oluşturmaktadır. Özellikle yoksulluk en temel nedendir. Bu yüzden de gelişmekte olan ülkelerde çalışan çocuklar daha yoğun bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde dünya genelinde çalışan çocuk sayısı 265 milyonun üstündedir. Toplumların geleceği olan çocukların çalışması; eğitim, sağlıklı bir çevrede büyüme, yeterli beslenme gibi en temel haklardan çoğu zaman mahrum kalmasına, fiziksel ve zihinsel gelişimlerinin olumsuz yönde etkilenmesine ve toplumsal açıdan onarılması çok güç olumsuzluklara neden olmaktadır. 19. yüzyılın başlarından beri kısa vadede çocukların çalışma şartlarının iyileştirilmesi, uzun vadede ise çocukların çalışmasının tamamen yok edilmesi için mücadele edilmektedir. Başta ILO olmak üzere birçok kurum ve kuruluş çocukların çalışma yaşamından uzaklaştırılması için çalışmaktadır. Bu çalışma, İstanbul'da yaşayan ve tamamı 14 yaş ve altında olan çocuklar ile yapılan bir alan araştırmasıdır. Araştırmada çocukların çalışma nedenlerini ve çalışma şartlarını tespit etmek, çalışmanın çocuklar üzerindeki etkilerini ortaya koymak ve çözüm önerileri getirmek amacıyla 175 çocuk ile mülakat yapılmıştır. Araştırmaya katılan çocuklar tesadüfi örneklem yönetimiyle seçilmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu ile Haziran-Temmuz 2015 tarihleri arasında toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programında; yüzdelik, ortalama, ki-kare ve standart sapma testleri ile değerlendirilerek çocukları çalışmaya iten sosyo-demografik ve diğer nedenler tespit edilmeye çalışılarak, yoksulluk ve istihdam ilişkisi saptanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çalışan Çocuklar, Yoksulluk, İstihdam
İşverenin işçiyi koruma borcu kapsamında iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma borcu
Üretim süreçlerindeki hızlı değişim iş sağlığı ve güvenliği konusunda çeşitli önlemler alınmasını gerektirmiştir. Bu kapsamda önlemler 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'na kadar İş Kanunlarında yer almıştır. 2012 tarih ve 6331 sayılı Kanun'un kapsamı oldukça geniş olup birçok işvereni etkilemektedir. Ancak mevzuatın dağınık yapısı ve aydınlatılmamış noktaları sebebiyle öğretide çokça tartışma söz konusudur. Çalışmamızın amacı bu tartışmaları biraraya getirmek ve işverenin sorumluluğunun niteliği, yükümlülükleri ve iş kazası ve meslek hastalığı durumunda karşı karşıya kalabileceği hukuki yaptırımları irdelemektir. İş sağlığı ve güvenliği borcunun temelini işverenin işçiyi koruma ve gözetme borcu oluşturmaktadır. Koruma ve gözetme borcuna ilişkin işverenin sorumlulukları geçmişte sadece İş Kanunları ve Borçlar Kanunu'nda yer almaktaydı. 6331 sayılı Kanun ile birlikte işverenin yükümlülükleri müstakil bir düzenlemeye kavuşmuştur. İş kazası ve meslek hastalığı oluşması durumunda işverenin özel hukuktan kaynaklı sorumlulukları maddi ve manevi tazminatlardır. Kamu hukukundan kaynaklı sorumluluğu ise idari para cezası ödeme sorumluluğudur. Cezai sorumluluğu ise taksirli adam öldürme veya taksirli yaralamadan kaynaklı hapis cezası veya adli para cezasıdır. İşverenin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin sorumluluğu öğretide tartışmalı durumdadır. Çalışmamızda Türk Borçlar Kanunu'nda kusur sorumluluğu asıl sorumlulukken kusursuz sorumluluk istisnai sorumluluktur ve kanunen düzenlenmediği sürece söz konusu olmayacağı görüşünden hareketle iş kazası ve meslek hastalığı durumunda kusur sorumluluğunun söz konusu olduğu savunulmuştur. Anahtar kelimeler: İş Sağlığı ve Güvenliği, İş Kazası ve Meslek Hastalığı.
Avrupa Birliği'nde ve Türkiye'de göçmenlere yönelik sosyal politika düzenlemeleri
Bu çalışma son yılların en önemli sorunlarından biri olan göçmenleri ve söz konusu göçmenlere yönelik sosyal politika düzenlemelerini açıklamayı hedeflemektedir. Sosyal politika ve göç kavramlarının açıklanması, hedefe ulaşılması açısından önemlidir. Bu hedef doğrultusunda öncelikle Avrupa Birliği'nin sosyal politika ve göç mevzuatına bakılmış daha sonra ise Birliğe üye olan fakat hem kültürel açıdan hem de yönetim açsısından önemli derecede farklılık gösteren üç ülke analiz edilmiştir. Seçilen ülkeler İsveç, Birleşik Krallık ve Almanya sırası ile göç tarihi ve göçmenlere yönelik sosyal politika açısından incelenmiştir. Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde olan Türkiye, Cumhuriyet'in ilanından itibaren Balkanlardan ve Kafkaslardan gelen göç dalgası ile karşı karşıya kalmıştır. Bu durum Türkiye'nin göçmenler açısından düzenlemeler yapmasına neden olmuştur. Çalışmanın son kısmında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Cumhuriyet'in ilanından bu yana almış olduğu göçler ve göçmenlere yönelik sosyal politika düzenlemeleri yer almaktadır. Çalışmanın sonucunda seçilmiş üç ülke ile Türkiye göç ve göçmenlere yönelik sosyal politikalar çerçevesinde karşılaştırılarak Türkiye'ye söz konusu alanda öneriler getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Politika, Göç, Göçmen, Göçmen Politikaları.
Unemployment and labor market policies in the European Union and Turkey
This study has been carried out to examine the policies of labour market implemented for dealing with the prolems of unemployment with regards to EU and Turkey. İn this study, unemployment and policies of labour market primarly have been discussed cognitively. Then, the employment policies implemented have been evaluated with the existing form of unemployment and applications in some countries are discussed by touching upon the regularization related to labor marked in EU. Afterwards, labour market in Turkey has been evaluated and the policies of labor market implemented from past to present have been pointed up. Finally, the labour market and policies of labor market having application areas in EU and Turkey have been compared in a general sense and some suggestions are tried to be put forward.
Türkiye'de kayıt dışı istihdamın boyutu ve kayıt dışı istihdamı önlemeye yönelik politikaların irdelenmesi
Kayıt dışı istihdam, kayıt dışı ekonominin çalışma hayatına yansımasıyla ortaya çıkan önemli bir sorun olup, çalışma hayatını düzenleyen hukuk kurallarına uyulmaksızın kayıt ve beyan dışı işçi çalıştırılması şeklinde ortaya çıkmaktadır Kayıt dışı istihdam sadece gelişmekte olan ülkelerin değil gelişmiş ülkelerin de temel ekonomik sorunlarından birisidir. Kısa dönemde işsizliği ve yoksulluğu azaltması, belirli kesimlere gelir imkanı sağlaması gibi olumlu sonuçları olmakla birlikte, kayıt dışı istihdam uzun dönemde kamu gelirlerini azaltması, haksız rekabete yol açması, kaynak dağılımı bozması gibi nedenlerle ülkelerin sosyo-ekonomik istikrarını tehdit edici olumsuz etkileri de bulunmaktadır. Kayıt dışı ekonomideki faaliyetlerden kaynaklanan mali kayıplar ve kayıt dışılığın olumsuz ekonomik ve sosyal etkileri nedeniyle birçok ülke kayıt dışı istihdamı azaltmaya çalışmaktadır. Bu kapsamda sadece denetime dayalı mücadele yerine kayıt dışı çalışmaya neden olan sorunları ortadan kaldırmaya yönelik politikalarda uygulanmalıdır. Böylece sadece bir politikaya ağırlık vermek yerine karma politika yaklaşımı ile birçok politika eş zamanlı olarak planlı, sistematik ve kararlı şekilde uygulanarak, bir yandan sosyal güvenlik primleri, vergiler, istihdamla ilgili bürokratik süreçler azaltılırken, bir yandan da kayıt dışı istihdama yönelik denetim ve yaptırımlar artırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: İstihdam, Kayıt Dışı Ekonomi, Kayıt Dışı İstihdam.
Küreselleşmenin gelişmekte olan ülkelerde ve Türkiye'de emek talebi üzerindeki etkilerinin karşılaştırmalı analizi
Yaşamın tüm alanlarını etkileyerek her şeyi tüketim nesnesi haline getirip tek tipleştiren küreselleşme olgusu, bilgi teknolojilerindeki gelişmeler sonucu ortaya çıkarak finans, iletişim ve ulaşım gibi birçok alt sektörün yapısını değiştirmiştir. Finans sektörünün gelişmesine paralel olarak artan sermaye hareketleri dünya üzerinde üretim örgütlenmesini değiştirmiştir. Üretim sürecinde yer alan her organın yapısında değişim meydana getiren küreselleşme, emek piyasasına küresel hüviyet kazandırmıştır.Yıkıcı rekabet koşullarının hakim olduğu yeni ekonomik yapıda emek-yoğun üretim süreçleri, coğrafya değiştirerek ucuz emeğin bulunduğu gelişmekte olan ülkelere kaymaya başlamıştır. Emek talebini kökten uca değiştiren bu yenilikle gelişmiş ülkelerde emek-yoğun sektörde çalışan işgücüne duyulan talep azalmıştır. Buna karşın teknoloji yoğun üretim sistemlerin devreye girmesi mavi yakalı işçilerin talebini azaltırken, bilgi işçisinin talebini arttırmıştır. Üretim süreçlerinin gerektirdiği nitelikten yoksun olan vasıfsız işgücü talebinde meydana gelen azalma kayıt dışılığın artmasına neden olmuştur. Bir yandan artan bilgi işçisi talebi, diğer yandan iş bulma olanakları zaten sınırlı olan vasıfsız işgücü talebinde meydana gelen değişim; işgücü piyasasında bölünmeye neden olmuştur.Üretim sürçlerinde kullanılan teknoloji emek bağımlılığını azaltırken bilgiyi kullanarak üretimin yapıldığı hizmetler sektörünü ön plana çıkarmıştır. Üretim sistemlerindeki hareketlilik ile tek tipleşen emek piyasaları küresel düzeyde bilgi işçisi ihtiyacını artırmıştır. Gelişmiş ülkeler beşeri sermaye yolu ile vasıflı işgücü yetiştirmektedirler. Ayrıca bu ülkeler beyin göçü ile yetişmiş işgücünü transfer etmektedirler. Teknolojik yeterliliğe sahip olmayan gelişmekte olan ülkeler ise, kıt kaynakları ile beşeri sermaye yatırımı yapabildiği ölçüde bu ihtiyacı karşılayacaklardır.Gelişmekte olan ülkeler bu yeni süreçte, hem kronik sorunları ile mücadele edecekler hem de değişen üretim sisteminin gerektirdiği insan gücünü yetiştirmek için çaba sarf edeceklerdir. Gelişmekte olan ülkeler için kolay olmayan bu süreçte başarılı olmak kararlı, sürdürülebilir ve kapsamlı politikalar geliştirmek ve bunları uygulamakla mümkün olacaktır.Anahtar Sözcükler1.Küreselleşme2.Emek3.Talep4.İstihdam5.işgücü
İşsizliğin sosyal dışlanma üzerindeki etkileri
Özellikle, günümüz toplumlarının, en önemli sorunlarının başında, işsizlik ve beraberinde yaşanan sosyal dışlanma gelmektedir. İşsizliğin sosyal dışlanma üzerindeki etkilerini konu alan bu çalışma, işsizliğin sosyal dışlanma üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmak diğer bir deyişle, işsizliğin sosyal dışlanma üzerindeki etkilerinin boyutunu belirlemek amacıyla hazırlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, literatür taraması ve alan araştırması yapılmıştır. Yapılan alan araştırmasından elde edilen sonuçlar, işsizliğin sosyal dışlanma üzerinde oldukça yüksek bir düzeyde etkisinin bulunduğunu ve işsizlerin çalışanlara göre çok daha yüksek bir düzeyde sosyal dışlanmaya uğradıklarını, istatistiksel verilerle ortaya koymuştur. Ayrıca, belirtmek gerekir ki, ülkemizin geleneksel yapısı ve eş/dost/akraba/aile ilişkilerine önem verilmesi nedeniyle, ülkemizde dayanışma ve yardımlaşma kültürü bulunduğundan, bu olgu, işsizlerin sosyal dışlanmışlığının daha yüksek düzeylere çıkmamasında etkili olmuştur.Sonuç olarak, işsizliğin sosyal dışlanma üzerindeki etkileri, hem birey hem de toplum üzerinde kendini göstermekte olup, bu etkiler hem ekonomik hem sosyal hem de psikolojiktir. Üstelik, tüm bu etkiler, birbirinden kopuk değil birlikte yaşanmaktadır.Anahtar Sözcükler1. İşsizlik2. Sosyal Dışlanma3. İşsizlik Teorileri4. İşsizliğin Ölçülmesi5. Sosyal Dışlanmanın Ölçülmesi
Uluslararası insan kaynakları yönetiminde iç kontrol etkinliği, ALSTOM ve NCR örneğinde uygulanması
Günümüzde oldukça önemli bir yer tutan iç kontrol sisteminin özellikle uluslararası şirketlerin insan kaynakları yönetimi bölümlerinin liderliğinde, merkez ve merkeze bağlı bulunan ülkelerdeki iç kontrol mekanizmalarının etkinliği, uygulanmasının önemi ve bunların insan kaynakları yönetimi ile ilişkisinin belirlenerek, iç kontrol sistemindeki eksikliklerin giderilmesi için insan kaynakları çatısı altında toplanması ve firmalarda etkin bir şekilde uygulanabilir olması amaçlanmaktadır.Tez, enerji ve bilişim sektörleri içerisinde insan kaynakları ve iç kontrol alanını kapsayarak, uluslararası firmalar olan ALSTOM ve NCR örnekleri çerçevesinde Türkiye'de kurumsallaşma hedefleri olan firmaların üzerine çıkarımlarda bulunulmasını sağlamaktadır. Araştırmada ALSTOM ve NCR firmalarının Türkiye'de faaliyet gösteren organizasyonlarından faydalanılmıştır.Bu araştırma, kesitsel ve tanımlayıcı ağırlıklıdır. Araştırma uluslararası NCR ve Alstom firmalarında 01.03.2008 ile 01.09.2008 tarihleri arasında mülakatlar halinde uygulanmıştır.İç kontrol sisteminin güvenilir, sağlam, temelleri şirket gelişme politikasıyla doğru orantılı, çağa ayak uydurabilir, rutin olmayan işleyişler karşısında cevap vermeye hazır olmasının şirketin devam sürecini pozitif yönde etkileyip rekabet gücünü arttıracağı söylenebilir. İnsan kaynaklarında yapılacak iyi bir organizasyonla tüm departmanların ve bunlara bağlı çalışan personelin iç kontrolü sağlanıp organizasyonlar daha etkin ve faydalı hale getirilebilir. Periyodik olarak yapılan kontrollerde disiplinin sağlanması ve görevlerin tam olarak yerine getirilmesini, eksik bulunan işlevlerin tamamlanmasını sağlayacaktır.
İş doyumunun örgütsel bağlılık üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın amacı, Türkiye çapında telekomünikasyon sektöründe faaliyet gösteren Başarı Holding'de çalışan işgörenlerin iş doyumunun örgütsel bağlılıkları üzerindeki etkisinin saptanmasıdır. Bu süreçte işgörenlerin yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu ve hizmet süresi gibi demografik özelliklerinin, iş doyumu ve örgütsel bağlılık düzeyinde ne derece değişiklik yarattığını tespit etmeye çalışılmaktadır.Çalışmanın birinci bölümünde iş doyumu ve örgütsel bağlılığın kuramsal çerçevesinin oluşturulması maksadıyla; literatürde bu kavramlara ilişkin yapılmış tanımlamalar ile teorik yaklaşımlar, iş doyumu ve örgütsel bağlılığın önemi, iş doyumu ve örgütsel bağlılığı etkileyen demografik, örgütsel ve örgüt dışı faktörler ve sonuçları üzerinde durulmuştur.Çalışmanın ikinci bölümünde örnek olay tarama modeli kullanılarak, iş doyumunun örgütsel bağlılık üzerindeki etkisini ölçmek amacıyla, Başarı Holding'de anket uygulaması yapılmıştır. 309 işgörene anket dağıtılmış, 281 adet kullanılabilir anket geri dönmüştür. Geri dönüş oranı % 90.94 olmuştur. İşgörenlerin iş doyumlarını belirlemek için Smith, Kendal ve Hulin tarafından geliştirilmiş olan ?İş Tanımlama Ölçeği? ve örgütsel bağlılıklarını belirlemek için Porter ve Smith tarafından geliştirilmiş olan ?Örgütsel Bağlılık Ölçeği? Türkçe'ye çevrilerek, yorumlanmış ve araştırmada kullanılmıştır. Uygulanmış olan anket yoluyla elde edilen veriler kodlanarak SPSS 15.0 programında oluşturulan veri tabanına aktarılmıştır. Bu veriler veri tabanına girildikten sonra frekans ve crosstabs analizleri yapılarak, iş doyumu ve örgütsel bağlılık düzeylerine ilişkin gerekli bulgulara ulaşılmıştır. Daha sonra iş doyumu ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişkiyi test etmek için korelasyon analizi yapılmıştır. Korelasyonların bulunmasında Pearson Momentleri Çarpım Korelasyonu ve Spearman'ın Sıralama Korelasyon Yöntemi' nden yararlanılmıştır. Araştırmanın sonucunda; iş doyumu ile örgütsel bağlılığın birbiriyle - yüksek düzeyde ve pozitif yönde ? çift yönlü etkileşim haldinde olduğu ortaya çıkmıştır.Anahtar Sözcükler1.İş Doyumu2.Örgütsel Bağlılık3.Başarı Holding San. ve Tic. A.Ş.4.Smith, Kendal ve Hulin tarafından geliştirilen ?İş Tanımlama Ölçeği?5.Porter ve Smith tarafından geliştirilen ?Örgütsel Bağlılık Ölçeği?
Bütüncül bir model olarak ahiliğin girişimcilik boyutunun zihniyet temelleri
İnsanlık, tarih boyunca hep mükemmel toplumun peşinde koşmuştur. Türk-İslam Medeniyeti dengeli fert ve dengeli toplumu sağlayarak mükemmele yakın bir toplumun en güzel örneği olan Ahiliği bundan yüzyıllar önce oluşturmuştur. Türk insanının öz değerleri olan akıl, ahlak ve çalışmayı tasavvuf eğitimi ile harmanlamış bir ekonomik ve sosyal model olan Ahilik Kurumu insanlığın refah arayışını temin için sosyal hayatı her yönüyle kucaklamıştır. Ahi Evran'ın insanlık âlemine miras olarak bıraktığı ve Anadolu'da yaşayan bütün insanların gurur kaynağı olan Ahiliğin daha iyi anlaşılmalı ve yeniden kurum ve kurallarıyla canlandırılıp insanlığa armağan edilmelidir. Burada karşımıza zihniyet kavramı çıkmaktadır. Toplumsal yapıdaki bütün kesimlerin sahip olduğu değer yargıları, tercihler ve eğilimlerin hepsini açıklayan zihniyet aslında toplumların hayat tarzını belirleyen düşünce yapısıdır ve bu hayat tarzı ile zihniyet arasındaki ilişki de toplumun bilgi hiyerarşisini ve kültür unsurlarını belirler. Ahinin zihniyet yapısının tam olarak anlaşılabilmesi, zihniyetin oluşmasını sağlayan unsurların neler olduğu, içinde yaşadığı toplumun bilgi hiyerarşisi ve kültürünün iyi idrak edilmesi ile sağlanabilir. Fakat bu kurumu ve yetiştirdiği fert olarak Ahiyi tam anlayabilmemiz için Batı Avrupa pozitivist düşüncesinden sıyrılarak incelemelerde bulunmamız gerekir.
Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde iş göremezlik ödeneği ve uygulama sonuçları
Sigortalılara, iş görememe durumuna düştükleri iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık hallerinde oluşan gelir kaybını gidermek üzere ödenek verilmekte veya gelir bağlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, geçici iş göremezlik ödeneğinin ve sürekli iş göremezlik gelirinin detaylı olarak incelenmesi, iş göremezlik uygulamasıyla ilgili göstergelerin ve karşılaşılan sorunların değerlendirilmesidir. Birinci bölümde, iş göremezlik kavramı, sosyal güvenlik hukukundaki yeri, iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık hali ayrıntılı olarak açıklanmıştır. İkinci bölümde iş göremezlik ödeneği uygulaması irdelenmiştir. Üçüncü bölümde, iş göremezlik ödeneği uygulamasıyla ilgili göstergeler ve karşılaşılan sorunlar incelenmiştir. Konu ile ilgili yasal düzenlemelerin yorumlanması, yargı kararlarının incelenmesi ve mevcut resmi istatistiklerin değerlendirilmesi sonucunda çalışma tamamlanmıştır.
Sosyal sigortada kayıt dışılıkla mücadele
Günümüzde sosyal sigortada kayıt dışılık kavramı nedenleri, etkileri ve sonuçları itibariyle çeşitli unsurları içeren, gelişmiş ve gelişmekte olan bütün ülkelere zarar veren, bu sebeple mücadele edilmesi gereken sosyo - ekonomik bir sorundur. Sosyal sigortada kayıt dışılık sadece sosyal güvenlik sistemini olumsuz etkilememekte, ekonomik yapı, sosyal yapı başta olmak üzere hayatın tüm ünitelerinde etkilerini hissettirmektedir.Soysal sigortada kayıt dışılık, hizmet akdine istinaden çalıştırılan kişilerin Sosyal Güvenlik Kurumuna bildiriminin ya hiç yapılmaması ya da çalıştığı gün veya aldığı ücretinin eksik bildirilmesi olarak tanımlanabilir. Sosyal sigortada kayıt dışılık niteliği itibariyle üstesinden gelinmesi zor bir sorundur. Üstesinden gelmek bir tarafa hesaplanması dahi aynı derecede imkansız görünmektedir. Bu kadar zor bir şekilde mücadele edilen ve ülkemizin bugünkü ekonomik tablosuna etkin bir şekilde yansıyan kayıt dışı istihdam ülkemizin en başta gelen problemlerinden biridir ve her ülke bu sorunla baş edebilmek için kendi ekonomik ve sosyal yapısına uygun çözümler aramaktadır.Bu çalışmada sosyal sigortada kayıt dışılık tanımlanmış, unsurları, nedenleri, sonuçları, boyutları, etkileri ve çeşitleri incelenmiştir. Ancak çalışmanın asıl amacını oluşturan, sosyal sigortada kayıt dışılığı oluşturan nedenler ve sosyal sigortada kayıt dışılığı kayıtlı hale getirebilmek için alınması gereken önlemler konusunda, özgün yaklaşımla tespitler yapılmaya çalışılmış ve çözüm önerileri sunulmuştur. Bu çalışma ile sosyal sigortada kayıt dışılık kavramı sebep sonuç ilişkisi içerisinde daha iyi anlaşılmış olacaktır.