
450
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Türkiye'de para politikası duruşunun ölçülmesi: Sıralı probit yaklaşımı
Bu çalışma Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası(TCMB) için bir para politika duruş endeksi türeterek, TCMB' nin açık enflasyon hedeflemesine geçtiği dönem sonrası politika davranışını tahmin etmeyi amaçlamaktadır. Türetilen bu politika duruş endeksi TCMB' nin geleneksel ve geleneksel olmayan para politikası araçlarının etkinliğini de yansıtmaktadır. Böylece politika duruş endeksi ile bu araçların kullanıldığı dönemler arasında TCMB' nin politika davranışının farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmektedir. Sonuçlar, farklı dönemler için TCMB' nin politika davranışının değiştiğini göstermektedir. Özellike TCMB' nin geleneksel dönemde geleneksel olmayan döneme göre daha ihtiyatlı bir politika duruşunu sergilemiştir. Çalışmada ayrıca TCMB' nin politika duruşunun enflasyon, çıktı ve döviz kuru değişkenlerine ilgili dönemlerde verdiği tepkiler incelenmiştir. Bulgular TCMB' nin, geleneksel dönemde enflasyon ve döviz kuruna anlamlı tepki verdiği, geleneksel olmayan dönemde ise sadece döviz kuruna anlamlı tepki verdiği yönündedir. Anahtar Kelimeler: TCMB, Politika Duruşu, Geleneksel Para Politikası, Geleneksel Olmayan Para Politikası
Küresel rekabet ile ekonomik özgürlük arasındaki ilişkinin lojistik regresyon yöntemiyle analizi
Küresellik, ülkelerin bilgi ve teknolojileri kullanarak karşılıklı iletişim halinde ticari faaliyetlerini gerçekleştirebilmesini, ham madde ve ara mal değişimleri yapabilmesini, dünya ülkelerinde verilen yasal kararların tüm ülkelerde birbiriyle uyumlu hâle getirilmesini, sınırların yabancı kişilere açık olması sonucu yabancı kişilerin yeni pazarlara girmesinin sağlanmasını, ülkelerin mal ve hizmet üretimini ucuz işçi maliyetlerinin olduğu ülkelerde yaparak tasarruf etme isteği, ihracat-ithalat kısıtlamalarının ve gümrük tarifelerinin kaldırılmasını ifade etmektedir. Ülkelerin küreselleşmesi beraberinde küresel rekabete yol açmış ve ülkelerde faaliyet gösteren işletmeler ucuz ve kaliteli mal ve hizmet üretmek konusunda adeta birbirleriyle yarış içerisine girmiştir. Ülkelerde faaliyet gösteren firmaların rekabet edebilme gücü ancak özgürlüklerin getirdiği faydalar doğrultusunda olacağı aşikârdır. Özgürlük, bireylerin ekonomik aktivitelerini yasal çerçeveler doğrultusunda özgürce gerçekleştirebilmesini ifade etmektedir. Ekonomik özgürlüklerin varlığı ülke ekonomisinin gelişmesini, ticaret hacminin artmasını dolayısıyla ekonomik büyümeyi beraberinde getirmektedir.Çalışmanın amacı, ülkelerin ekonomik özgürlük düzeylerinin küresel rekabet gücü üzerindeki etkisinin belirlenmesi, ülkelerin rekabet edebilmek amacıyla hangi ekonomik özgürlük bileşenlerine ağırlık vermesi gerektiği ve makroekonomik faktörlerin küresel rekabet gücü üzerindeki etkisini belirlemek oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda bağımlı değişken olan küresel rekabet edebilirlik gücü kategorik hale getirilerek ikili lojistik regresyon analizi yöntemine uygun hâle getirilmiştir.2016, 2017 ve 2018 yıllarını kapsayan çalışmada, Heritage Vakfı ve Wall Street Journal tarafından ortaklaşa hazırlanan ekonomik özgürlük endeksinin, ülkelerin uluslararası rekabet gücünü gösteren bir gösterge olmasının yanında rekabet gücünün ölçümünde önemli sayılabilecek değişkenleri de içermesi bu çalışmanın altyapısını oluşturmuştur. Ülkelerin makroekonomik göstergelerinin uluslararası rekabet düzeyi üzerinde bir etkisi olabileceği düşüncesi makroekonomik göstergelerin (gayri safi yurtiçi hasıla, reel efektif döviz kuru, tüfe ve faiz) küresel rekabet gücü düzeyi üzerindeki etkisinin incelenmesini gerekli kılmıştır. Analizler sonucunda bir ülke küresel rekabet gücü düzeyini artırmak istiyorsa mülkiyet hakkı, kamu bütünlüğü, ticaret özgürlüğü, yatırım özgürlüğü, parasal özgürlük, yargı etkinliği, iş ve emek özgürlüğü gibi özgürlük bileşenlerine pozitif yönde ağırlık vermesi gerekirken, kamu harcamalarını düşürmesi ve vergi yükünü hafifletmesi gerekmektedir. GSYH'deki artış, TÜFE'deki azalış ülke küresel rekabet gücü düzeyini pozitif yönde etkileyen değişkenlerken, REDK değişkeni sadece 2017 yılı için küresel rekabet edebilirlik gücü üzerinde pozitif bir etkisinin olduğu, FAİZ değişkeninin ise küresel rekabet edebilirlik gücü üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunmadığı belirlenmiştir.
Sosyal sermaye, beşeri sermaye ve ekonomik kalkınma ilişkisinin yapısal eşitlik modellemesi yöntemiyle incelenmesi
Bir toplumun ya da toplumu oluşturan sosyal grupların aralarındaki sosyal ilişkilerinin ifade edilmesinde rol oynayan sosyal sermaye kavramı ekonomik faaliyetler arasında önem arz etmektedir. Dünya üzerindeki ülkelerin gelişmiş ya da az gelişmiş ülkelerle aralarındaki ekonomik açıdan farkı kapatılabilmesi için sosyal sermaye bakımından gelişmeleri ve sosyal sermayelerini arttırmaları gerekmektedir. Beşeri sermaye ekonomik gelişim sürecini etkileyen ve bireylerin bilgi, beceri ve deneyim gibi niteliklerini bu sürece dâhil ederek bireyler üzerinde olumlu etkisi olan bir sermaye türüdür. Ayrıca tüm ülkeler için büyük önem taşıyan beşeri sermaye az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için hayati derecede öneme sahiptir. Ancak bu az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin gelişmişlik düzeylerini ileri seviyelere taşıyabilmesi için yani gelişmiş ülke düzeyine taşınabilmesi için donanımlı insan sermayesine ihtiyacı vardır. Bu sermayenin ortaya çıkarılabilmesi için sağlık ve eğitim alanında sağlam bir altyapının oluşturulması gerekir. Bu çalışmada sosyal sermaye ve beşeri sermayenin ekonomik kalkınma ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırmanın kapsamında sosyal sermaye, beşeri sermaye ve ekonomik kalkınma arasındaki ilişkinin incelenebilmesi için yapısal eşitlik modellemesi yöntemi kullanılmıştır. Bu kapsamda verilerine ulaşılabilen 120 ülke için sosyal sermayeyi, beşeri sermayeyi ve ekonomik kalkınmayı temsil eden seçilmiş değişkenler kullanılmıştır. İncelenen 1. Düzey Çok Faktörlü Modelin uyum iyiliği değerlerine göre modelin verilere uyum sağladığı görülür. Sonuç olarak model ile veri arasındaki genel anlamda iyi uyumun varlığından bahsetmek mümkündür. Böylece model tarafından gözlenen değişkenlere ilişkin varyans ve kovaryansların oldukça iyi açıklandığı görülmektedir. Ayrıca analiz sonuçlarına göre ekonomik kalkınma, beşeri sermaye ve sosyal sermaye arasında doğru orantılı bir ilişkinin varlığından söz edilebilir.
Ekonomik kalkınma, küresel rekabet ve teknolojik inovasyon ilişkisinin panel veri ile incelenmesi; G-20 ülkeleri örneği
İktisadi kalkınma olgusunun ölçülmesinde ülkelerin; ekonomik, demografik, sosyal, kültürel ve siyasal yapılarında meydana gelen farklılıkların bulunması bu kavramın tek bir ölçütle belirlenmesine engel olmaktadır. Bu konu hakkında insani gelişme raporunda da bahsedildiği üzere kalkınmanın amaçları ve araçları arasında temel bir ayrımın yapılması zorunlu olmaktadır. Kalkınma ekolü gelişme ekonomisi olarak da adlandırılmakta ve ekonomide sayısal değerlerin ifade edildiği 'ekonomik büyüme' ve sosyal değerlerin de yer aldığı 'insani gelişme' olmak üzere iki ayrı çerçevede incelenmektedir. Günümüzde teknolojik alanda meydana gelen gelişmeler; ekonomik büyümenin tetikleyici, insani gelişiminde itici gücü olmaktadır. Küresel piyasalarda ülkeler elde ettikleri bu güç doğrultusunda orta ve uzun vadede üstünlük elde etme ve rekabetçi yapılarını da koruma arzusu içindedirler. Ekonomide kalkınma kavramı, inovasyon kavramı ve rekabet gücü kavramları arasında domino etkisi söz konusudur. Şöyle ki inovatif bir ülkede yaşanan gelişmeler rekabet gücünü arttırmakta, rekabet gücü ve inovasyon içeren ülkelerde kalkınmışlık seviyesine yaklaşmaktadır. Kalkınma gelişmekte olan ülkeler için önemli bir süreçtir. Bu süreç içerisindeki ekonomik hamlelerin doğru atılması, gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülke seviyesine yükselmesinde ve toplumsal refah elde etmesinde büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada gelişmekte olan G-20 ülkelerinde rekabet ve inovasyon değişkenlerinin ekonomik kalkınma ilişkisinin panel veri analizi kullanılarak araştırılması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda verisine ulaşılabilinen 13 G-20 ülkesi 1997-2018 dönemleri arasında incelenmiştir. Çalışmada panel veri analizi tekniklerinden yararlanılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre; ekonomik kalkınma ile rekabet ve inovasyon değişkenlerinin uzun dönende ilişkili oldukları ve bu değişkenler arasında pozitif nedensel ilişkinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Gelişmekte olan ülkelerde savunma harcamaları, kamu harcamaları ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin panel veri analizi
Bu çalışmada, 1997-2021 yılları arasında Türkiye dahil 37 gelişmekte olan ülkenin ekonomik büyüme, kamu harcamaları, askeri harcamalar ve beklenen yaşam süresi gibi makroekonomik değişkenleri panel veri analizi yöntemiyle incelenmiştir. Çalışmanın temel amacı, bu değişkenlerin ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini analiz ederek, gelişmekte olan ülkeler için uygulanabilir kamu politikalarına dair çıkarımlarda bulunmaktır. Analiz sürecinde, Breusch-Pagan LM ve Pesaran CD testleri kullanılarak ülkeler arasında anlamlı bir yatay kesit bağımlılığı olduğu tespit edilmiştir. Birim kök testleri (Levin, Lin ve Chu; Im, Pesaran ve Shin; ADF-Fisher; PP-Fisher) ile değişkenlerin durağanlık durumları incelenmiş ve değişkenlerin bir kısmının birinci farkları alındığında durağan hale geldiği belirlenmiştir. Eşbütünleşme testleri sonucunda, değişkenler arasında uzun dönemli bir ilişkinin var olduğu görülmüştür. Model seçiminde Hausman testi uygulanmış ve rassal etkiler modeli (RE) tercih edilmiştir. Ancak, heteroskedastisite sorununun varlığı nedeniyle en güvenilir tahminleri elde etmek amacıyla Feasible Generalized Least Squares (FGLS) yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, beklenen yaşam süresi ve kamu harcamalarının ekonomik büyümeyi pozitif yönde ve anlamlı bir şekilde etkilediğini göstermektedir. Bunun yanı sıra, askeri harcamaların da büyüme üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar, Neo-Klasik iktisat teorisinin devlet harcamalarının büyümeyi olumsuz etkileyebileceği yönündeki görüşüyle çelişmekte ve Benoit hipotezini desteklemektedir. Benoit hipotezine göre, savunma harcamaları sanayi gelişimini teşvik edebilir, teknolojik ilerlemeyi destekleyebilir ve ekonomik büyümeye katkı sağlayabilir. Bu çalışmanın bulguları, askeri harcamaların ekonomik büyüme üzerinde doğrudan pozitif bir etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, bu etkinin sürdürülebilir olabilmesi için askeri harcamaların sanayi ve teknoloji yatırımlarıyla entegre edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Çalışmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda, gelişmekte olan ülkeler için politika önerileri sunulmaktadır. Kamu kaynaklarının eğitim, sağlık ve altyapı gibi büyümeyi doğrudan destekleyen alanlara yönlendirilmesi gerekmektedir. Savunma harcamaları, ekonomik büyümeyi teşvik edecek sanayi ve teknoloji yatırımları ile bütünleştirilmeli ve bütçe dengesi içinde sınırlandırılmalıdır. Ülkeler arasındaki ekonomik yapıların farklılık gösterdiği göz önünde bulundurularak, politika yapıcıların homojen çözümler yerine ülkeye özgü stratejiler geliştirmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, bu çalışma askeri harcamaların ekonomik büyümeyi desteklediğini göstermekte ve Benoit hipotezini doğrulamaktadır. Ancak, askeri harcamaların tek başına ekonomik büyümenin ana unsuru olarak değerlendirilmemesi, bütçe kaynaklarının verimli şekilde kullanılması gerektiği de unutulmamalıdır. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Büyüme, Kamu Harcamaları, Askeri Harcamalar,
Türkiye'de dijital bankacılığın gelişim sürecinin analizi
Bu araştırmanın amacı, dijital internet ve mobil bankacılık kavramlarının tarihsel gelişimleri, bankalara olan katkıları, finansal gelişim teknolojilerine olan etkisi gibi konularına yönelik bir inceleme yapmaktır. Belirlenmiş bu amaç doğrultusunda, araştırmada konu olarak belirlenen kavramlar ile alakalı literatürde bulunan araştırma ve çalışmalar incelenmiştir. Literatür taramasının ardından konu ile ilgili kavram ve başlıklara araştırmada yer verilmiştir. Araştırma sonucunda ise teknolojide meydana gelen yenilik ve değişiklerin yarattığı etkilerden, en fazla etkilenmiş olan bankacılık sektöründe ortaya çıkan dijital internet ve mobil bankacılık sistemlerinin banka müşterilerine önemli avantajlar ve imkanlar sağladığı tespit edilmiştir. Ayrıca avantajlarıyla beraber birtakım dezavantajları da olduğu görülmüştür. Gerçekleştirilen araştırma, dijital internet ve mobil bankacılık kavramlarının tarihsel gelişiminin görülmesi, bankalara yönelik katkıları ve finansal gelişim teknolojilerine yönelik etkisinin görülmesi açısından önemlidir. Çalışma, dijital internet ve mobil bankacılık olgularının birlikte incelendiği dokümanların sınırlı olmasından kaynaklı literatüre katkı sağlaması ve gelecek çalışmalara yol göstermesi açısından önemlidir.
Gelişmekte olan ülkelerde nüfus yapısının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: Ekonometrik bir inceleme
Demografik yapı, ekonomik büyümenin hem temel belirleyicisi hem de sonucu olarak ekonometri ve kalkınma ekonomisi literatüründe giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde nüfusun yaş yapısı, yaşam beklentisi ve bağımlılık oranlarındaki dönüşümler, üretim, tüketim ve yatırım kararları üzerinde doğrudan etkiler yaratmakta; bu durum ekonomik yapıların yapısal özelliklerini ve işleyişini etkileyerek uzun vadeli sürdürülebilir kalkınma süreçlerini doğrudan etkilemektedir. Özellikle nüfusun yaşlanması, doğurganlık oranlarındaki düşüş ve doğumda beklenen yaşam süresindeki artış gibi demografik değişimler, ekonomik yapıları hem etkileyip hem de onlardan etkilenerek gelişmekte olup, büyümenin dinamiklerini önemli ölçüde değiştirebilmektedir. Bu süreç, ekonomik büyümenin mekanizmalarını sadece biçimlendirmekle kalmayıp, aynı zamanda temel dinamiklerinde köklü dönüşümlere yol açmaktadır. Bu bağlamda, demografik faktörlerin ekonomik büyümeye olan etkilerinin derinlemesine ve doğru biçimde analiz edilmesi, sürdürülebilir kalkınma politikalarının oluşturulması ve uygulanması açısından önem arz etmektedir. Bu çalışma, 1995-2023 dönemine ait veriler ışığında, 19 gelişmekte olan ülkenin ekonomik ve demografik göstergeleri temelinde demografik yapının ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini ekonometrik yöntemlerle kapsamlı bir şekilde incelemeyi hedeflemektedir. Bağımlı değişken olarak kişi başına düşen Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) büyüme oranı seçilmiş, bağımsız değişkenler arasında toplam nüfus, 15-64 yaş arası nüfus, 65 yaş ve üzeri nüfus, doğumda beklenen yaşam süresi, yaşlı ve genç bağımlılık oranları, ticaretin GSYİH'deki payı, enflasyon oranı ve finansal olmayan varlıklara yapılan net yatırımlar yer almıştır. Bu geniş kapsamlı değişken seti, nüfusun niceliksel ve niteliksel özelliklerinin ekonomik büyümeye olan etkilerini çok boyutlu olarak ortaya koymaktadır. Analizlerde panel veri yöntemleri kullanılmış, özellikle dinamik panel veri analiz tekniklerinden Sistem Genelleştirilmiş Momentler Metodu (Sistem GMM) ile modeller kurulmuştur. Elde edilen sonuçlara göre, 65 yaş ve üzeri nüfus oranı, yaşlı bağımlılık oranı ve doğumda beklenen yaşam süresi model kapsamında istatistiksel olarak anlamlı bir etki göstermemiştir. Buna karşın toplam nüfus değişkeninin büyüme üzerinde negatif ve anlamlı bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, nüfusun yaş yapısına yönelik stratejik planlamaların yapılması, sağlık ve eğitim yatırımlarının artırılması ile üretken nüfusun potansiyelini en üst düzeye çıkaracak politikaların tasarlanması, gelişmekte olan ülkelerin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmasında merkezi bir rol oynayacaktır.
Dalgacık dönüşümü ve derin öğrenme yöntemleri ile hisse senedi fiyat tahmini
Yatırımcılar, yüksek getirili yatırım araçlarına sürekli ilgi göstermekte ve tasarruflarını bu tür araçlara yönlendirmektedir. Hisse senedi piyasasındaki dalgalanmaların ve eğilimlerin öngörülmesi hem bireysel yatırımcılar hem de yatırım firmaları için bir odak noktası olmaya devam etmektedir. Hisse senetleriyle ilgili önemli getiri potansiyeli göz önüne alındığında, analistler ve araştırmacılar da hisse senedi fiyat tahmini alanına büyük ilgi göstermektedir. Bununla birlikte hisse senedi fiyatları, ülkenin ekonomik durumu, siyasi ve sosyal olaylar, uluslararası ilişkiler ve sektörel gelişmeler gibi çok yönlü faktörlerden karmaşık bir şekilde etkilenmektedir. Sonuç olarak, hisse senedi fiyat hareketlerini önceden tahmin etme yeteneği zorlu bir görev teşkil etmektedir. Hisse senedi fiyat tahminleri geleneksel olarak zaman serisi analizine dayanan istatistiksel ve ekonometrik yöntemlere dayansa da son yıllarda yapay zeka ve derin öğrenme metodolojilerinin giderek daha fazla benimsendiğine tanık olunmaktadır. Bu eğilim, bilgisayar bellekleri ve veri işleme yeteneklerindeki gelişmelerden kaynaklanmaktadır. Ancak, tarihsel değerlere dayalı olarak eğitilmiş derin sinir ağlarının etkinliği, finansal verilerde yaygın olan gürültüden ciddi seviyede etkilenmektedir. Bu konuyu ele alan çalışma, bu ağların hisse senedi fiyatlarını doğru bir şekilde tahmin etmekte zorlandığını gözlemlemektedir. Çalışmada gürültünün finansal değişkenler üzerindeki etkisini azaltmak için sinyal analizinde yaygın olarak kullanılan bir teknik olan dalgacık dönüşümü yönteminin uygulanması önerilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, dalgacık dönüşümü ve derin öğrenme yöntemlerini kullanarak farklı sektörlerdeki hisse senedi verilerinin kapanış değerlerini tahmin etmek ve modellerin performanslarını karşılaştırmaktır. Bu amaca ulaşmak için, bağımlı değişken olarak 3 Haziran 2013 ile 28 Mayıs 2021 tarihleri arasında çeşitli sektörlerden seçilmiş şirketlerin kapanış fiyatı verileri toplanmıştır. Bağımsız değişkenler arasında her hisse senedi için kapanış fiyatlarının 20 günlük gecikmeli değerlerinin yanı sıra işlem günü açılış fiyatları, en düşük fiyatlar, en yüksek fiyatlar, gram altın fiyatları, Brent ham petrol fiyatları ve dolar kuru yer almaktadır. Analiz, bu çerçevede modellerin tahmin yeteneklerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Veri ön işleme aşamasında, finansal verilerdeki gürültü, dalgacık dönüşümü uygulanarak giderilmiştir. Daha sonra, ayrıştırılan finansal veriler, Yapay Sinir Ağları (ANN), Evrişimli Sinir Ağları (CNN), Tekrarlayan Sinir Ağları (RNN), Uzun Kısa Süreli Bellek (LSTM) ağları, Geçitli Tekrarlayan Birim (GRU) ağları gibi yöntemleri kapsayan çeşitli derin öğrenme modellerini eğitmek için kullanılarak hisse senedi kapanış fiyatları tahmin edilmiştir. Ayrıca söz konusu derin öğrenme yöntemleri herhangi bir dönüşüme tabi tutulmadan finansal verilere uygulanmıştır. Sonuçlar değerlendirildiğinde, RNN, LSTM ve GRU modellerinin, özellikle Symlets dalgacık dönüşümü ile ayrıştırılarak eğitildiklerinde, tahminde yüksek etkinlik sergiledikleri tespit edilmiştir. Çeşitli kombinasyonlarla toplam 8960 model oluşturulmuştur. Özellikle, bu modeller arasında, ASELS için Symlets dalgacık dönüşümünü kullanan gürültüden arındırılmış RNN modeli, 0,0067'lik bir RMSE değeri vererek üstün tahmin performansı sergilemiştir.
Organik tarım sektörü potansiyeli: Aydın ili örneği
Günümüzde insan hayatı için en önemli taleplerden olan besin ihtiyacı ve besin ihtiyacının vazgeçilmez parçası olan temiz gıda sorunu giderek artmaktadır. Bununla beraber, üretimin her safhasında temiz çevre bilinci vazgeçilmez bir unsurdur. Bu yüzdendir ki organik gıda ürünlerine olan talep son yıllarda giderek artmaktadır. Organik tarım, dünyanın her yerinde tarım sektörünün bir kolu olarak değişen ve ilerleyen bir yere sahiptir. Organik tarım, temiz çevre sağlıklı gıda anlayışı çerçevesine tarımsal teknolojinin işlendiği tarımsal bir süreçtir. Dünyada artan nüfus ve buna bağlı artan nüfusun gıda ihtiyacını karşılama talebi beraberinde metrekareye düşen üretim miktarındaki artışı ve kirlenen bir dünya oluşumunu tetiklemiştir. Bu sebeple tarım üreticileri son zamanlarda teknolojik unsurların gelişimine paralel olarak gelişen organik tarım sektörüne odaklanmıştır. Organik tarım dünyanın her yerinde gelişen ve değişen bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye, geniş ve temiz tarımsal girdileri ile organik tarımda gelişime açık ve dünyanın organik tarım sektöründe önde gelen ülkelerinden biridir. Türkiye geniş ve verimli tarım toprakları ve temiz su kaynakları olan bir ülkedir. Sürdürülebilir tarımsal faaliyetlerin devamını sağlamak gelecek nesillere temiz çevre ve sağlıklı gıda bırakmak için sürdürülebilir tarımsal faaliyetlerin temiz ve bilinçli üretilmesine bağlıdır. Her bireye sağlıklı gıda temiz çevre anlayışı ile organik tarımın geliştirilmesi ve genişletilmesi dünyanın her ülkesi ve bireyi için fayda sağlayacaktır. Türkiye'nin batı bölgesinde bulunan Aydın ili, Herodot'un söylediği rivayet edilen ''Gökyüzünün altındaki en güzel yeryüzü'' sözü gerek iklimi gerek bölgesel konumu açısından Aydın ilinin dünyanın en verimli yerlerinden biri olduğunu göstermektedir. Aydın ilinde organik tarımın varlığı Türkiye tarımının gelişim odağında lokomotif görevi görmektedir. Nitekim dünyada ve ülkemizde olduğu gibi Aydın ilinde de organik tarım girdi ve çıktılarında artış yaşanmıştır. Günümüzde tarımda gelişen teknolojilere bağlı olarak organik tarımın bütün canlı hayatı için sürdürülebilmesi kaçınılmaz bir gerçektir. Bu çalışmada dünyada ve Türkiye'de organik tarımın genel durumu ardından Aydın ili için organik tarım potansiyeli incelenmiştir. Aydın ilinde organik tarımın betimsel görüntüsü belirlenmek istenmiştir. Bu nedenle bu çalışmanın, organik tarım sektörünün geleceğe bakışı açısından bir bilinç kalitesini oluşturması beklenmektedir. Bu amaçlar doğrultusunda organik tarıma ait gerçekçi veriler toplanmış excel programında sabit ve değişir endeks hesaplamaları ardından trend analizi yapılmış ve en son swot analizi yöntemi kullanılmıştır.
Türkiye'de gıda enflasyonunun belirleyicileri: SVAR yaklaşımı
Gıda fiyatlarındaki artışlar ve gıda enflasyonu, ekonomik ve sosyal açıdan önem arz etmektedir. Ekonomik açıdan, gıda enflasyonu genel enflasyonu etkileyebilir ve hane bütçelerini zorlayarak tüketici harcamalarını azaltabilir. Aynı zamanda, tarım sektörünü etkileyerek çiftçi gelirlerini etkileyebilir ve ekonomik dengesizliklere yol açabilir. Sosyal olarak ise, yüksek gıda fiyatları özellikle düşük gelirli bireyleri ve aileleri olumsuz etkileyebilir, temel gıda maddelerine erişimi kısıtlayabilir ve gıda güvenliği sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle, gıda fiyatlarındaki artışlar ve gıda enflasyonu, toplumun genel ekonomik refahı ve sosyal uyum açısından önemli bir gösterge olarak kabul edilmektedir. Son yıllarda dünyada olduğu gibi Türkiye'de de gıda enflasyonu, önemli bir tartışma konusu haline gelmiştir. Bu durumun temel nedeni, gıdanın insan ihtiyaçları hiyerarşisinde en üst sıralarda yer alması ve tüketici fiyat endeksinde en yüksek orana sahip alt grup olmasıdır. Bu bağlamda, Türkiye için gıda enflasyonunun belirleyicilerinin etkili bir şekilde tespit edilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada, Türkiye ekonomisi özelinde gıda enflasyonunun belirleyicilerinin neler olduğunun araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla, öncelikle ilgili literatür incelenmiş ve literatür çerçevesinde model oluşturulmuştur. Araştırmada kullanılan modelin bağımlı değişkeni Türkiye'nin gıda enflasyonu, bağımsız değişkenleri ise; dünya gıda fiyat endeksi, petrol fiyatları ve reel döviz kuru değişkenleri olarak belirlenmiştir. Belirlenen model Yapısal VAR (SVAR) yaklaşımı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmada öncelikle ADF ve PP birim kök testleri ile Yapısal Kırılmalı Birim Kök testleri uygulanmış ve modelde yer alan değişkenlerin birinci farkında durağan oldukları belirlenmiştir. Kurulan modelde yer alan değişkenlerin şoklar karşısında verdikleri tepkileri tespit edebilmek için SVAR modeli uzun dönem çarpan matrisi incelenmiş, daha sonra etki-tepki analizi ve varyans ayrıştırması yapılmıştır. Çalışmanın ampirik bulguları, gıda enflasyonunun kendi şoklarına tepkisinin pozitif yönde, dünya gıda fiyat endeksine ve petrol fiyatlarına tepkisinin başlangıçta negatif yönde olduğunu göstermiştir. Gıda enflasyonunun reel döviz kuruna tepkisinin başlangıçta pozitif yönde olduğu, ilk bir ayın sonunda da istatistiksel olarak anlamsızlaştığı ve zamanla sönümlendiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, gıda enflasyonuna istikrar kazandırmayı hedefleyen politikaların yürütülmesi sürecinde dünya fiyat endeksi, petrol fiyatları ve döviz kurunun etkin bir şekilde yönetilmesinin önemli olduğu söylenebilir.
Yükselen piyasa ekonomilerinde dış borç sürdürülebilirliği: Yapısal kırılmalı, kantil ve panel birim kök testleri ile 1981-2021 dönemi analizi
Bu tez çalışmasının temel amacı, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yurt içi tasarruf açığı, yüksek kamu harcamaları, dış ticaret açıkları ve döviz talebinin dış borçlanmayı arttırdığına dikkat çekerek, 1981-2021 döneminde Türkiye, Brezilya, Çin, Kolombiya, Mısır, Hindistan, Filipinler, Endonezya, Meksika ve Peru'nun dış borç sürdürülebilirliğini incelemektir. Bu amaçlar çalışmada, panel birim kök testleri ve yapısal kırılmalı testlerle farklı varsayımlar test edilmiştir. İlk olarak, panel birim kök testleri kullanılarak yatay kesit bağımlılığı analizi yapılmış ve değişkenler arasında korelasyonun varlığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda Levin, Lin ve Chu (LLC), Harris Tzavalis (HT), CIPS ve PANICCA testler ile değişkenlerin durağanlıkları test edilmiştir. Bulgular, dış borç stokunun sürdürülebilir olduğunu, ancak borç servisinin GSMH'ye oranı gibi bazı değişkenlerde kalıcı şokların dış borç sürdürülebilirliğini tehdit ettiğini göstermektedir. Ülke bazında daha ayrıntılı analizler için yapısal kırılmalı ve kantil birim kök testleri kullanılarak, dış borç göstergelerinin kalıcı ve geçici şoklara tepkisi incelenmiştir. Yapısal kırılmalı testlerde Türkiye, Çin, Filipinler, Endonezya, Meksika, Mısır ve Peru için dış borç sürdürülebilirken, Brezilya, Kolombiya ve Hindistan'da sürdürülemez sonuçlar elde edilmiştir. Örneğin, Türkiye'de dış borç stokunun GSMH'ye oranında en düşük dönemde şokların geçici olduğu görülmüş; diğer dönemlerde ise şokların kalıcı olduğu, dolayısıyla sürdürülemez olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ekonometrik analiz bulguları, seçilen yükselen piyasa ekonomilerinde dış borç sürdürülebilirliğinin farklı dönemlerde farklı etkiler altında olduğunu göstererek, politika yapıcılar için önemli çıkarımlar sunacağı değerlendirilmektedir. Ülkelerin mali disiplin ve bütçe yönetimi, finansal reformlar, yabancı yatırımcıları çekme gibi önlemler alması sürdürülebilir borç yönetimi açısından önem taşımaktadır.
Kansei mühendislik modeli ile otomobil sürücü koltuğunun tasarımı
Günümüzde müşteriler, satın alacağı ürünü sadece iyi işlev görmesi değil, aynı zamanda ihtiyaçlarının zamanında karşılanmasını ve ürünün görselliği ile duygusal ihtiyaçlarının karşılanmasını da istemektedir. Müşterilerin ürün için duygusal ihtiyaçlarını ve görsel özelliklerini en iyi birleştiren yöntem Kansei mühendisliğidir. Kansei mühendisliği tüketici duygularına göre yeni ürün tasarımını geliştiren bir yöntemdir. Ayrıca, Kansei mühendisliği müşterinin duygusal ihtiyaçlarını parametrelere dönüştürmede diğer benzer yöntemlere göre daha üstün kabul edilmiştir. Bu çalışmada ele alınan problem, Bursa'da otomotiv endüstrisine koltuk üreten bir şirkette, müşterilerin en çok beğeneceği sürücü koltuk tasarımını, tasarımcı desteğiyle gerçekleştirmektir. Bilindiği gibi her geçen gün sürücü koltuğuna büyük önem verilmektedir. Çünkü iyi bir koltuk sürücüye ve yolculara güvenli, konforlu, sağlıklı ve keyifli yolculuklar sağlar. Bu amaçla çalışmada sürücü koltuk tasarımında müşteri duygularını en iyi karşılayacağı düşünülen Kansei mühendisliği yöntemi uygulanmıştır. Bu nedenle, Schütte Kansei mühendislik modeli ve Kansei tasarım modelinden yararlanarak izlenen altı aşamada, şirketin sürücü koltuk tasarımı gerçekleştirilmiştir. Kansei kelimelerine göre tasarımcı desteğiyle sekiz koltuk tasarlanmış ve sonra da bu koltukların aldığı Kansei değerleri, Güvenilirlik Analizi, Açıklayıcı Faktör Analizi, Çok Boyutlu Ölçekleme ve Lojistik Regresyon Analizi gibi istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir. En yüksek Kansei değerli kelimeleri bulunduran sürücü koltuğu, tasarım için uygun bulunmuştur. Buna göre çalışmada; krem renkli, deri, hareketli baş desteği, koltuk desteği ve koltuk ayarı olan "5" nolu koltuk modeli sürücülere en yüksek güven hissini verdiğinden tasarım için en uygun bulunmuştur.
Beyaz eşya sektöründe satış tahmini: Bir veri madenciliği uygulaması
Büyüme hedefi olan ve sürekli gelişmeyi hedefleyen firmaların hayatta kalarak varlığını sürdürmeleri için; yeni öngörüler, stratejiler ve en önemlisi onlara yol gösterebilecek veri analizlerine ihtiyaç duymaktadırlar. Bu analizler sayesinde firmalar, yoğun rekabet ortamında hızlı ve en doğru kararı verebilir durumda olabileceklerdir. Varlıklarını devam ettirebilmek isteyen üreticiler, bir yandan artan müşteri beklentilerini karşılamak isterken bir yandan da maliyetlerini en az seviyede tutmayı amaçlamaktadırlar. Firmalar içinde bulundukları mevcut yapı öncesine bir yolculuk yaptıklarında, karar mekanizmalarını daha doğru kullandıklarını düşünerek hareket ederler. Bu sebepledir ki, deneyimler bizlere her zaman doğru yolu gösterir sözü bu noktada kanıtlanabilir nitelikte olmaktadır. Bu çalışmada, firmaların geçmiş yıllara ait ciro ve karlılık durumu analiz edilerek veri madenciliği teknikleri içerisinde yer alan; yapay sinir ağı, destek vektör makineleri ve regresyon ile doğru sonuca ulaşması hedeflenmektedir. Önceki yılların verileri analiz edilerek, yeni bir yılın verileri hakkında ön görü sahibi olmak hedeflenmektedir. Bu doğrultuda, geliştirilebilecek stratejiler sonucunda karlılık seviyesinin artacağını düşünmemek elde değildir. Bu çalışmada amaçlanan, bu doğrusal düşünceyi matematiksel olarak ispatlayarak hedefe sağlam adımlar ile ilerleyebilmektir. Durumun kanıtlanabilmesi amacıyla, beyaz eşya sektöründe faaliyet gösteren firmanın; sevk verileri bağımlı değişken, reel kesim güven endeksi, gayri safi yurtiçi hasıla, sanayi üretim endeksi, evlenme oranı, tüketici güven endeksi ve ekonomi güven endeksi ise bağımsız değişken olarak aylık bazda alınmıştır. Veriler uygulama aşamasında, Weka programında test edilmiştir. Satış tahminleri üç ayrı yöntem ile ayrı ayrı test edilmiş ve sonuçlar birbirleri ile kıyaslanmıştır.
Finansal başarısızlığın yapay sinir ağları ve çok değişkenli istatistiksel analiz teknikleri ile tahmin edilmesi: Borsa İstanbul'da bir uygulama
Finansal başarısızlık, işletmelerin faaliyetlerini sürdürebilmesi açısından oldukça önemli bir konudur. İşletmeyi ve işletmenin alacaklıları, çalışanları, tedarikçileri, tüketicileri başta olmak üzere tüm paydaşlarını olumsuz etkilemektedir. Bu noktada işletme ve paydaşlarının finansal başarısızlığın olumsuz etkilerine maruz kalmaması için, finansal başarısızlığı öngören tahmin modelleri geliştirilmektedir. Finansal başarısızlık tahmin modelleri, başarısızlığın iflas ile sonuçlanmasını engelleyici niteliktedir. Bu araştırmanın amacı, lojistik regresyon analizi ve yapay sinir ağları yöntemi ile Borsa İstanbul'da imalat sektöründe işlem gören işletmelerin finansal başarısızlıklarını bir yıl önceden öngörebilecek tahmin modelleri geliştirmek ve geliştirilen modellerin tahmin güçlerinin karşılaştırılması ile uygun modeli belirlemektir. Araştırma kapsamında, Borsa İstanbul'da işlem gören 140 imalat sektörü işletmesinin 2015 – 2020 yıllarına ait gelir tablosu ve bilançolarından yararlanarak hesaplanan finansal oranlar modellerde bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Lojistik regresyon analizi IBM SPSS Statistics 21, yapay sinir ağları yöntemi ise MATLAB (R2021b) programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda yapay sinir ağları modelinin(%95,7), lojistik regresyon modeline(%92,1) kıyasla finansal başarısızlığı bir yıl önceden tahmin etme gücünün daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Van ilinin komşu illerden ve İran'dan aldığı göçün coğrafi ağırlıklı regresyon ile incelenmesi
Göç, modern toplumların karmaşık ve dinamik bir özelliğidir ve birçok faktörden etkilenir. Göçün coğrafi ağırlıklı regresyon yöntemiyle incelenmesi, göçün arka planında yatan etkileyici faktörlerin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlar. Coğrafi ağırlıklı regresyon, göçle ilişkilendirilen değişkenler arasındaki uzamsal ilişkileri dikkate alır ve bu ilişkilerin göçü nasıl etkilediğini belirlemeye yardımcı olur. Bu nedenle, göçün coğrafi ağırlıklı regresyon yöntemiyle incelenmesi, toplumların sosyal, ekonomik ve coğrafi yapılarının daha iyi anlaşılmasına, gelecekteki planlama ve politika oluşturma süreçlerinde kritik bir rol oynar. Bu tezde, Van ilinin birinci ve ikinci dereceden sınır komşu illerden ve İran'dan aldığı göç Coğrafi Ağırlıklı Regresyon yöntemi ile incelenmiştir. Tezde, yerel anketlerde "sosyal çevre baskısı nedeniyle yapılan göç" ve yurt dışı anketlerde "göç sonrası yeni yaşamıma kısa sürede uyum sağladım" değişkenleri ve bu değişkenleri etkileyen faktörler Coğrafi Ağırlıklı Regresyon yöntemi ile analiz edilmiştir. Analizde En Küçük Kareler ve Coğrafi Ağırlıklı Regresyon yöntemleri kullanılmış ve hangi yöntemin daha güçlü sonuçlar verdiği AIC, AICc, BIC, AKT, 𝑅2 ve 𝐷ü𝑧𝑒𝑙𝑡𝑖𝑙𝑚𝑖ş 𝑅2 değerlerine göre incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre, Coğrafi Ağırlıklı Regresyon yönteminin daha güçlü sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir. Ayrıca yerel anketlerde "göç sonrası uyum sürecinde işimin olumlu katkısı oldu" değişkeni ve bu değişkeni etkileyen faktörler ise Coğrafi Ağırlıklı Poisson Regresyon yöntemi ile analiz edilmiştir. Analizde Poisson Regresyon ve Coğrafi Ağırlıklı Poisson Regresyon yöntemleri kullanılmış ve hangi yöntemin daha güçlü sonuçlar verdiği AIC, AICc, 𝑅2 ve 𝐷ü𝑧𝑒𝑙𝑡𝑖𝑙𝑚𝑖ş 𝑅2 değerlerine göre incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre, Coğrafi Ağırlıklı Poisson Regresyon yönteminin daha güçlü sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir. Aynı zamanda bağımsız değişkenlerin il, ilçe ve bölgelere göre etkisi ve anlamlılığı haritalar üzerinde detaylı olarak sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Coğrafi Ağırlıklı Regresyon, Coğrafi Ağırlıklı Poisson Regresyon, En Küçük Kareler, Göç, Poisson Regresyon.
Coğrafi ağırlıklı diskriminant analizi: Seçim sonuçları üzerine bir uygulama
Diskriminant Analizi (DA), birden fazla değişken arasındaki ilişkileri incelemek için kullanılan geniş bir istatistiksel terimdir. Bu analiz hedef bir grubun üyeliğini tahmin etmek için bağımsız değişkenlerin lineer kombinasyonunu kullanır. Fisher'ın 1936'daki ilk çalışmalarından bu yana bu alandaki araştırmalar gelişmiş ve genişlemiştir. Bu tez çalışmasının odağı Coğrafi Ağırlıklı Diskriminant Analizini (GWDA) tanıtmaktır. DA'nın temel amacı, farklı grupları birbirinden ayıran diskriminant fonksiyonlarını bulmak ve bu fonksiyonlar yardımıyla gruplar arası ayrıma en fazla etki yapan diskriminant değişkenleri ortaya çıkarmaktır. GWDA, diskriminant analizine coğrafi değişkenlerin eklenmesiyle genişletilmiş bir yaklaşımdır. Bu yöntem, coğrafi veri setlerinin analizinde grupları daha etkin bir şekilde ayırmayı ve coğrafi özelliklerin sınıflandırmada daha fazla ağırlığını dikkate almaktadır. DA ve GWDA yöntemlerinin coğrafi veri analizindeki potansiyeli ve pratik uygulamaları bu çalışmada araştırılarak mevcut literatüre yeni bir katkı sunma amaçlanmaktadır. GWDA odaklı bu eserde ayrıca Coğrafi Ağırlıklı Betimsel İstatistikler (GWSS) tanıtılacaktır. Bu bağlamda da sıradan betimsel istatistiklerin ötesinde farklı bir perspektife de odaklanılacaktır. Coğrafi ağırlıklı bu istatistikler, mekânsal heterojenlik veya coğrafi heterojenlik temellidir. Uygulama çalışmasında ise seçmen davranışlarına etki eden çeşitli faktörler analiz edilecektir. Türkiye'deki 81 il bazında 28 Mayıs 2023 tarihinde gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı ikinci seçim sonuçlarına ait veriler kullanıldı. Analiz amacıyla kullanılan faktörler şunlardır: kentleşme oranı, ilköğretim mezun oranı, lise mezun oranı, fakülte mezunu oranı, yüksek lisans mezunu oranı, genç yaş oranı, orta yaş oranı, yaşlı yaş oranı, işsizlik oranı, okuma yazma bilmeyen oranı, cumhurbaşkanlığı seçimi kadın seçmen oranı ile logaritmik kişi başına düşen GSYİH. Seçim sonuçlarının DA ve GWDA ile analiz sürecinde bu faktörlerden yararlanıldı. GWDA, seçim sonuçlarını etkileyen faktörlerin mekânsal farklılıklarını analiz eder. Her gözlem noktasında ayrı hesaplamalar yaparak yerel özelliklerin etkilerini ortaya koyar. Ayrıca GWDA, bölgeler arasındaki farklılıkları detaylı şekilde inceleyerek bölgesel dinamiklerin ve faktörlerin anlaşılmasını sağlar. Elde edilen amprik analiz bulgularına göre GWDA'nın DA'ya göre daha güçlü sonuçlar verdiği gözlenmiştir. Türkiye'deki Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarını etkileyen sosyo-ekonomik ve demografik faktörler için önemli ipuçları elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Diskriminant Analizi, Coğrafi Ağırlıklı Betimsel İstatistikler, Coğrafi Ağırlıklı Diskriminant Analizi, Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye için enerji yoğunluğu belirleyicileri: Coğrafi ağırlıklı regresyon analizinden kanıtlar
Bu çalışma, 2022 yılına ait Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ve Türkiye'nin enerji yoğunluğunu etkileyen faktörleri analiz etmektedir. Çalışmanın odak noktası enerji yoğunluğunu bağımlı değişken olarak ele almak ve enerji yoğunluğunun sağlık harcamaları, kişi başına düşen Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) ve ticaret değişkenleri ile olan ilişkilerini araştırmaktır. Bu amaçla En Küçük Kareler (EKK) tahmin yöntemi ve Coğrafi Ağırlıklı Regresyon (CAR) yöntemi kullanılarak mekansal ve küresel olarak çevre faktörünün etkisi incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar incelendiğinde EKK ile tahmin edilen modelin R^2 değerinin 0.176 ve CAR yöntemi ile tahmin edilen modelin R^2 değerinin ise 0.743 olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar CAR yönteminin verinin mekansal etkilerini daha iyi vurguladığını göstermektedir. R^2 değerlerinin yanı sıra CAR ve EKK modelleri BIC, AIC, AICc gibi bilgi kriterleri dikkate alınarak karşılaştırılmıştır. Analiz sonuçlarına göre CAR modelinin değişkenler arasındaki ilişkiyi daha iyi açıkladığı ve EKK model tahmin tekniğinden daha etkili olduğu rapor edilmiştir. Anahtar kelimeler: Enerji Yoğunluğu, Coğrafi Ağırlıklı Regresyon, Avrupa Birliği, Türkiye
Kaos teorisi ile Bitcoin fiyatlarının incelenmesi
Bitcoin, son yıllarda hem popülerliği hem de teknolojide yarattığı devrimlerden dolayı konuşulmakta, tartışılmakta ve çalışılmaktadır. Bütün dünyayı etkisi altına alan bu teknoloji geleceği şekillendirmekle kalmayarak bugünden bize geleceğe bakma fırsatı vermektedir. Kaos teorisi ise ortaya çıktığı dönemde benzer devrimleri yaratmış ve bizlere farklı bakış açısı sunmuş önemi ancak son yıllarda anlaşılan bir teoridir. Kaos teorisi, doğası gereği öngörülemezlik içerisindedir. Çalışmada öncelikle kaos teorisi üzerinde durulacaktır. Kaos teorisi günümüzde hem Fen Bilimlerinde hem de Sosyal Bilimlerde üzerinde çalışılan bir alandır. Kaos düzeni ve düzensizliği içinde bulundurandır. Bu çalışmada Yahoo Finance üzerinden elde edilen Bitcoin'in tarihsel fiyat listesi kullanılmıştır. Python programlama dili ile edilen tarihsel fiyat listesi kaos teorisi uygulanarak analiz edilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde Kaos teorisi üzerine bilgi verilmiş ve tarihsel gelişim süreci ele alınmıştır. İkinci bölümünde ise Bitcoin ve teknolojisi ele alınmış, para ile ilişkisi, madenciliği, blokzincir teknolojisi üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise kaos teorisi bağlamı içerisinde determinizm ve indeterminizm tartışması yapılmıştır. Dördüncü bölümde uygulaması yapılmış ve sonuca yazılmıştır.
Seçilmiş ülkelerden Türkiye'ye turizm talebi: Panel veri yaklaşımı
Turizm gelirleri Türkiye ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Bu çal mada söz konusu gelirlerin art r labilmesi için planlamalara k tutabilecek ve yat r mlar yönlendirebilecek bir talep modellemesi yap lmaya çal lm t r. Bu çal ma ile turizm talebini üzerinde etkili oldu u dü ünülen de i kenler ele al nm t r. Bu amaçla yabanc ülkelerden Türkiye'ye yönelen turizmtalebi üzerinde etkili olan ilgili ülkelerin ki i ba milli gelirleri ve ilgili ülkelerde yap lan tan t mlar incelenmeye çal lm t r. Söz konusu tan t m verilerini bulmak mümkün olmad için bu veriyi simgeleyebilecek alternatif yollar modele dahil edilmeye çal lm t r. Çal mada Türkiye'ye yönelen turizm talebinin büyük bir k sm n aç klayan ve Türkiye turizmi üzerine en etkili olan ilk yirmi ülke ele al nm t r. Çal mada ayr ca son zamanlarda önemi artan panel veri analizi yakla m mevcut yöntemlere bir alternatif olarak kullan lm t r.
Banka kredi müşterilerinin sınıflandırılması: Panel veri lojistik regresyon analizi yaklaşımı
Girişimler için öncelikli finansman aracı olan krediler ekonomik aktiviteler için oldukça önemlidir. Kredi vermeye yetkili birimler, kredi verme sürecinde kararlarını olumlu ya da olumsuz etkileyecek faktörleri bilmek isterler. Bu çalışmada seçilmiş bir grup değişken, kredi verme sürecine ilişkin kararlara etkileri yönünden değerlendirilmiştir. Çalışmada ayrıca geleneksel yöntemlere alternatif olarak panel veri yaklaşımı kullanılmıştır. Böylece kredi talep eden girişimlerin tarihsel değişimi de göz önüne alınarak kredi kararlarının daha sağlıklı bir zeminde verilmeye çalışılması amaçlanmıştır.
Lojistik regresyon analizi ile sigara içme alışkanlığının belirlenmesi: R'de uygulama
Doğrusal (linear) ve doğrusal olmayan (nonlinear) regresyon modellerinde yanıt değişkeninin normal dağılım gösterdiği varsayılır. Fakat uygulamada bu varsayım çoğu zaman gerçekleşmez. Bu durumda kullanılacak uygun modellerden biri genelleştirilmiş doğrusal modeldir (Generalized Linear Model-GLM). GLM iki varsayımı dikkate alır. Bunlardan ilki yanıt değişkeni bağımsızdır, ikincisi ise yanıt değişkeni üstel aileden gelen bir dağılıma sahiptir.Bağımlı değişkeninin Binom dağılım gösterdiği durumlarda Lojistik Regresyon Analizi, Poisson dağılım gösterdiği durumlarda ise Poisson Regresyon Analizi uygulanır. Temelde ise amaç, doğrusal regresyon analizinde olduğu gibi bağımlı değişken ile bağımsız değişkenler arasındaki neden sonuç ilişkisini en iyi şekilde açıklayan en sade modeli elde etmektir.GLM, doğrusal ve doğrusal olmayan regresyon modellerinin bir birleşimi olarak görülebilir. Model uyumu ve model çıkarsaması aynı sistem (framework) altında gerçekleştirilebilir. Hatta bu birleştirilmiş yaklaşım, yaygın olarak kullanılan ve kullanımı kolay olan bilgisayar yazılımları tarafından da desteklenmektedir. Bu yazılımlardan birisi R'dir. GLM'nin ilk kullanımı sağlık bilimleri ile sınırlı iken hızla diğer bilim alanlarındaki uygulamaları da çoğalmıştır. Bu noktada, çalışmamızda, GLM'nin özellikle sosyal bilimlerde uygulanması ve bu uygulamaların özellikle R programında yapılmasına odaklanılmıştır.Çalışmada GLM'nin ve üstel ailenin özelliklerine değinilmiştir, lojistik ve poisson regresyon analizi incelenmiştir. Bu tez çalışmasının uygulama kısmında İnönü Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğrencilerinin sigara içme alışkanlığını etkileyen faktörler ortaya konmuş ve gençlerin son zamanlarda ülkemizde uygulanmaya başlanan sigara yasağına olan bakış açılarını ortaya çıkarmak ve bu yasağın sigara kullanımına olan etkisini değerlendirmek hedeflenmiştir. Bu amaçla lojistik regresyon kullanılmış ve ilgili analizler için R programı etkin bir şekilde kullanılmıştır..Anahtar Kelimeler: Genelleştirilmiş Doğusal Model, Lojistik Regresyon, Poisson Regresyonu, Sigara İçme Alışkanlığı
LDL kolesterolün yapay sinir ağları ile tahmini
Yapay sinir ağları (YSA), farklı disiplinlerdeki karmaşık problemlerin çözümlenmesinde kabul gören ve uygulamalarda sıklıkla yer alan modelleme araçları haline gelmiştir. Farklı YSA yapıları, tıp alanında karar destek sistemlerinin gelişmesinde kullanılmakta olan önemli modellerdendir. Bu çalışmada, üç farklı algoritma ile eğitilen çok katmanlı sinir ağları LDL Kolesterol?ün tahmininde kullanılmış ve en başarılı algoritma belirlenmiştir. Öğrenme oranı ve momentumlu geri yayılım algoritması, Levenberg-Marquardt geriyayılım algoritması ve Bayesyen düzeltmeye dayalı geri yayılım algoritması çalışılmış olan üç algoritmadır. Çok katmanlı sinir ağlarının eğitimi ve testi veri tabanında yer alan farklı kişilere ait kayıtlar ile yapılmıştır. Performans belirleyiciler ve istatistiksel ölçümler ile çok katmanlı sinir ağları değerlendirilmiş ve sonuçlar LDL Kolesterol?ün tahmininde Bayesyen düzeltmeye dayalı geri yayılım algoritmasının en başarılı eğitim algoritması olduğunu göstermiştir.
Etki analizi: Fırat Kalkınma Ajansı tarafından düzenlenen mali destek programlarının TRB1 bölgesine etkisi
Devletler ekonomik ve sosyal anlamda bölgesel kalkınmanın hızlandırılması amacıyla ekonomilere müdahalelerde bulunabilmektedir. Bu kapsamda, kalkınmada önemli rol oynayan KOBİ'lere sağlanan destekler önemli bir yer tutmaktadır. Türkiye'de de birçok kurum ve kuruluş tarafından, KOBİ'lere çeşitli destekler sunulmaktadır. Ancak çoğunlukla etkin bir değerlendirme mekanizmasının olmaması nedeniyle, kamu kaynağı kullanılarak sağlanan bu desteklerle amaçlanan değişikliklerin yaratılma derecesi bilinememektedir. Bu nedenle, kamu müdahalelerinin uygulama öncesi ve sonrası değerlendirilmesi, bu konuda yöntem ve mekanizmaların geliştirilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmada, müdahalelerin amaçladığı değişiklikleri yaratma derecesini araştıran ve çıktı materyallerinden biri olan etki analizini de içine alan katkısallık değerlendirmesi ele alınmıştır. Öncelikle katkısallığın kavramsal çerçevesi ortaya konulmuş, daha sonra katkısallık değerlendirmesinde kullanılan yöntem ve araçlar ile bu alandaki uluslararası ve ulusal uygulamalar incelenmiştir. Bu incelemelerden hareketle, Türkiye'de KOBİ'lere yönelik destekler sunmaya başlayan kalkınma ajanslarından Fırat Kalkınma Ajansı' nın 2010 Yılı Ekonomik Gelişme Mali Destek Programının katkısallığı değerlendirilmiştir. Söz konusu değerlendirme kapsamında proje bazlı bir yaklaşım tercih edilmiş ve desteklenen KOBİ'lere anket uygulanmıştır. Anket sonuçlarının analiz edilmesiyle programların katkısallıkları değerlendirilmiş ve katkısallığı etkileyebilecek faktörler belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda kalkınma ajanslarının destek uygulamalarına ilişkin öneriler getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: "Katkısallık", "Dara Kaybı", "Sızıntı Etkisi", "Deplasman", "İkame Etkisi", "Çarpan Etkisi", "Etki Değerlendirmesi", "Mali Destek", KOBİ.
Tek parametreli dağılım ailesindeki olasılık fonksiyonlarının düzenlilik (regülarite) şartlarının incelenmesi
Türkiye'deki bankaların finansal performanslarının Critic temelli EDAS-TOPSIS yaklaşımı ile değerlendirilmesi
Bankacılık sektörü hem ulusal hem de uluslararası para piyasaları üzerinde kritik bir etkiye sahip olup, sermaye yaratımı ve ekonominin işleyişinde temel bir rol oynamaktadır. Sektör, ekonomik istikrarı sağlamada, kalkınmayı teşvik etmede ve büyümeyi desteklemede önemli bir yere sahiptir. Bu araştırmanın amacı, Türkiye'de faaliyet gösteren bankaların finansal performanslarını, 2021, 2022 ve 2023 yıllarına ait kamuya açık finansal veriler kullanarak değerlendirmek ve en iyi performans gösteren bankaları belirlemektir. Araştırmada kullanılan yöntemler, finansal performans kriterlerinin objektif ağırlıklandırılmasını ve performans değerlendirilmesini sağlayarak, Türk finans sektörüne ilişkin stratejik öneriler geliştirmeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, 2021 yılı için 34 ve 2022 yılı için 35 2023 yılı için 34 bankaya ait kamuya açık finansal veriler incelenmiştir. Veriler, sermaye yeterliliği, aktif karlılık, özkaynak karlılık oranları gibi çoklu performans kriterlerini içermektedir. Verilerin analizinde aşağıdaki yöntemler uygulanmıştır. CRITIC yöntemi, performans kriterlerinin önem ağırlıklarını belirlemek için kullanılmıştır. Bu yöntem, kriterler arasındaki korelasyonu dikkate alarak kriter ağırlıklarının objektif bir şekilde hesaplanmasını sağlamıştır. EDAS yöntemi, ortalama çözüme olan uzaklığa dayalı olarak bankaların performansını değerlendiren birçok kriterli karar verme yöntemidir. TOPSIS yöntemi, bankaları, ideal ve negatif ideal çözüme olan benzerlikleri temelinde sıralayan bir değerlendirme metodudur. CRITIC yöntemiyle yapılan analiz sonucunda, 2021, 2022 ve 2023 yıllarında mevduat/aktif oranı en önemli kriter olarak belirlenmiş, bunu mevduat hacmi/pazar payı oranı takip etmiştir. Analiz kapsamında, 2021 yılında en iyi finansal performansı sergileyen bankalar sırasıyla Ziraat Bankası, Türkiye İş Bankası ve Garanti Bankası olarak belirlenmiştir. 2022 yılında bu sıralama Ziraat Bankası, Adabank ve Türkiye İş Bankası şeklinde değişmiş, 2023 yılında ise Ziraat Bankası, VakıfBank ve Türkiye İş Bankası en iyi performansı sergileyen bankalar olarak tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, bankaların yıllar bazında finansal performansındaki değişimleri ortaya koymakta ve CRITIC yöntemiyle belirlenen kriterler çerçevesinde yapılan değerlendirmelerin akademik bir temel oluşturduğunu göstermektedir. Araştırma sonuçları, mevduat/aktif oranının bankaların finansal performansını değerlendirmede kritik bir öneme sahip olduğunu göstermektedir. Hem EDAS hem de TOPSIS yöntemleri, 2021, 2022 ve 2023 yıllarında Ziraat Bankası'nın her üç yılda da en iyi performans gösteren banka olduğunu ortaya koymuştur. Bu durum, Ziraat Bankası'nın finansal istikrar ve etkinlik açısından sektördeki lider konumunu pekiştirmektedir. Çalışma, bankacılık sektöründeki stratejik karar verme süreçlerine rehberlik edecek veriler sunmakta ve sektörün rekabetçi dinamiklerini anlamada önemli bir katkı sağlamaktadır. Gelecekteki araştırmalar, farklı dönemler veya ek kriterler kullanılarak sektörün daha geniş bir perspektiften analiz edilmesini sağlayabilmektedir.
Türkiye'deki illerin sosyo-ekonomik gelişmişlik göstergelerinin çok değişkenli istatistiksel yöntemlerle incelenmesi
Türkiye' nin illeri ve bölgeleri arasında sosyo-ekonomik gelişmişlik farklılıklarının olamaması için, dengeli ve sürdürülebilir kalkınma politikaları gerçekleştirilmelidir. İller ve bölgeler arasındaki farklılıkların tespit edilmesinde günümüz koşullarını yansıtabilecek sosyo-ekonomik göstergelerin, çeşitli istatistiksel tekniklerle araştırılması gerekmektedir. Bu araştırmalar hükûmet politikaları ve planlayıcıları için mevcut projelerde, ileriye dönük uygulanacak yeni projelerde ve kaynaklarının dağılımında oldukça önemlidir. Bu çerçevede çalışmada, Türkiye' nin sosyo-ekonomik gelişmişlik durumunun, belirlenen ekonomik, sosyal ve kültürel göstergeler üzerinden 2017 yılına kadar ki ulaşılabilen yıllık verileri itibariyle, 81 ilde değerlendirilmesi yapılmıştır. Temel bileşenler analizi uygulanarak illerin gelişmişlik endeksleri belirlenmiş, bulanık kümeleme analizi ile illerin belirlenen endeks değerleri üzerinden sınıflandırılması yapılmış, çok boyutlu ölçekleme analiziyle de illerin benzerlik durumları incelenmiştir.
Ticari açıklık ve ekonomik büyüme: G7 ülkeleri için ampirik bir yaklaşım
Dünyada küreselleşmenin artması ile birlikte ülkelerin daha karlı ticaret yapabilmeleri ve piyasada önemli rol oynayabilmeleri için ticari açıklık oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Bu sebeptendir ki, iktisadi araştırmalar için en çok ilgi gören konuların başında ticari açıklık ve ekonomik büyüme arasındaki etkileşim gelmektedir. Ticari açıklık ve ekonomik büyüme ilişkisini inceleyebilmek adına birçok amprik ve teorik çalışmalar yapılmıştır. Ticari açıklık farklı bakış açıları ile değerlendirilecek bu alana katkılar devam etmektedir. Bu çalışmada ticari açıklık öncelikle kavramsal ve teorik olarak incelenecek ardından ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin kurulabilmesi için ticari açıklık teorilerine, ayrıca teorik olarak ticari açıklık ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki ortaya konacaktır. Ticari açıklık ve ekonomik büyüme etkileşimini ampirik olarak incelemek için OECD'den sağlanan DTÖ'ye üye ve dünyada en gelişmiş ülkelerinin başında gelen G7 ülkelerinin (Kanada, Fransa, İtalya, Almanya, Japonya, İngiltere, Amerika) 1995-2017 gayrisafi yurtiçi hasıla, ithalat, ihracat ve ihracat ithalat farkı veri setine panel eşbütünleşme ve panel nedensellik analizi uygulanacaktır. Panel eşbütünleşme testi uygulamadan önce yatay kesit bağımlılığı ve birim kök testleri uygulanmıştır. Analiz sonucunda ticari açıklık sayesinde ekonomik büyümenin gerçekleşebileceği ve bu büyümenin daha çok ithalattan kaynaklandığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Büyüme, Panel Eşbütünleşme Testi, Panel Nedensellik Testi Ticari Açıklık
Demokrasi ve ekonomik özgürlüklerin banka performansına etkisi: Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yönelik ampirik bir yaklaşım
Ülkelerin kurumsal yapısının toplumsal ilişkileri düzenlemenin yanı sıra, makro değişkenlerin arka planında yer alarak bankacılık performansını da belirlediği düşünülmektedir. Son yıllarda ekonomi alanında yapılan çalışmalarda kurumsal yapının etkisinin göz ardı edilemeyeceği görüşü hakim olmuştur. Bu sebeple de yapılan çalışmada kurumsal yapının temel bileşenleri olan demokrasi ve ekonomik özgürlüklerin bankacılık performansına olan etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Demokrasi ve ekonomik özgürlüklerin banka performansı üzerindeki etkilerinin araştırıldığı çalışmada, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin 2005-2017 yılları arasını kapsayan bankacılık sektörüne ait veriler kullanılmıştır. Panel veri seti ve dinamik model ile sistem GMM tahmincisi kullanılarak yapılan analizlerden elde edilen sonuçların tutarlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada 36 gelişmiş, 46 gelişmekte olan ve hepsinin toplamı 82 ülke için ayrı ayrı analizler yapılmıştır. Diğer önemli bir özellik de, bankacılık performansının karlılık ve maliyet verimliliği yönleri ile analiz edilmesidir. Çalışmanın sonucunda demokrasi seviyesindeki artış aktif karlılığı arttırırken, net faiz marjını olumsuz etkileyerek azaltmaktadır. Ekonomik özgürlük seviyesindeki artış özkaynak karlılığı yüksek bir oranda artırmaktadır. Demokrasi maliyet verimliliğini artırırken, ekonomik özgürlük ise azaltmaktadır. Gelişmiş ülkelerde demokrasi karlılığı artırırken, maliyet verimliliğini azaltmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ise ekonomik özgürlük karlılığı arttırmakta, fakat maliyet verimsizliğine yol açmaktadır.
Sağlık çalışanlarının maruz kaldığı şiddetin sıralı lojistik regresyon analizi ile incelenmesi
Günlük hayatta karşılaşma ihtimalimiz olan şiddetin mesleğini icra eden sağlık çalışanlarına çok uzak olmadığı bilinmektedir. Bu çalışma da şiddet, genel olarak tarihçesi ve farklı yaklaşımlar üzerinden ele alınarak sağlık kavramının ayrıntılı incelenmesiyle ilişkilendirilmek istenmektedir. Bu amaçla Türkiye'de sağlık çalışanlarının maruz kaldığı şiddet sıklığını etkileyen faktörlerin bir ölçek oluşturularak aralarındaki ilişkinin boyutu ortaya koyulmak istenmektedir. Bu ilişkide bağımlı değişken sağlık çalışanının şiddete uğrama sıklığı olarak ifade edilirken, bağımsız değişkenlerimiz sosyo-demografik özellikler, sosyal özellikler, güvenlik koşulları, toplumsal kalıplar maddeleri altında oluşturulmuştur. Çalışmanın içeriğinde lojistik regresyon analizi hakkında açıklayıcı bilgiler yer almaktadır. Çalışmamızın tekniği lojistik regresyon analizinin bir türü olan sıralı lojistik regresyon analizi olarak belirlenmiştir. Araştırmaya konu olan sağlık çalışanlarının maruz kaldığı şiddet ile bu şiddeti etkileyen değişkenler arasındaki ilişki sıralı lojistik regresyon analizi yardımıyla en iyi şekilde ifade edilmektedir. Sıralı lojistik regresyon analizinin temel varsayımları ve değişkenler arasındaki ilişkinin ispatı tezin anlatılmasında yol gösterici olmaktadır. Anahtar kelimler: Sağlık, şiddet, sıralı lojistik regresyon analizi, çalışma ortamı, güvenlik koşulları.
Bütünleşik çok kriterli karar verme yaklaşımı ile boya sektöründe stratejik hammadde ve tedarikçi seçimi
Hammadde ve tedarikçi seçimi özellikle üretim yapan firmalar için kritik önem taşıyan karar problemleridir. İşletmelerin bu problem için verecekleri doğru karar, kabul edilebilir maliyetler ile üretimde aksaklık yaşamadan kaliteli ürünler üretebilmelerini sağlayacaktır. Bu çalışmada Eskişehir'de üretim yapmakta olan bir boya firmasının yeni geliştirmiş olduğu dış cephe boyası için hammadde ve tedarikçi seçim problemleri Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemleriyle çözümlenmiştir. Çalışmada boyada kullanılan titanyum dioksit pigmenti ve kaolin dolgu hammaddesinin seçimi için firma tarafından belirlenen titanyum dioksit ve kaolin markaları değerlendirilmiş, kriterler ve kriterlerin yönelimleri uzman kişiler tarafından belirlenmiştir. Kriterlere ait veriler elde edildikten sonra, kriter ağırlıkları CRITIC (Criteria Importance Through Intercriteria Correlation) yöntemiyle bulunmuştur. ÇKKV yöntemlerinden TOPSIS (Technique for Order of Preference by Similarity to Ideal Solution), EDAS (Evaluation based on Distance from Average Solution) ve COPRAS (COmplex PRoportional ASsessment) yöntemleri ile en uygun hammaddeler seçilmiştir. Tedarikçi seçim aşamasında bu seçimi etkileyen kriterler belirlenmiş, tedarikçileri değerlendirmek için Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) yöntemi kullanılmıştır. Bulunan sonuçların geçerliliği karar vericiler tarafından onaylanmıştır. Anahtar Kelimeler: Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS), COPRAS (COmplex PRoportional ASsessment), CRITIC (Criteria Importance Through Intercriteria Correlation), Çok Kriterli Karar Verme Yöntemleri (ÇKKV), EDAS (Evaluation based on Distance from Average Solution), Tedarikçi Seçimi, TOPSIS (Technique for Order of Preference by Similarity to Ideal Solution)
Zaman kullanım anketi ile boş zamanın değerlendirilmesinin çok değişkenli Probit Model ile analizi
Zaman kavramı tarih boyunca insanların hayatında her zaman önemli bir yere sahip olmuştur ve zamanın sınırlı bir kaynak olması zamanın önemini daha da arttırmaktadır. Bu nedenle insanların zamanlarını nasıl kullandıklarının araştırılması büyük önem taşımakta ve araştırmanın yapılabilmesi için de Zaman Kullanım Anketine (ZKA) ihtiyaç duyulmaktadır. Zaman Kullanım Anketi insanların zaman kullanımı ve günlük veya haftalık faaliyetlerine yönelik zamanlarını nasıl geçirdikleri ile ilgili ayrıntılı bilgi vermektedir. Ayrıca insanların zamanlarını nasıl kullandıklarının bir resmini de çizmektedir. Bu çalışmada, Türkiye için Zaman Kullanım Anketi verileri kullanılarak bireylerin boş zamanlarını nasıl değerlendirdiklerinin ve cinsiyet, yaş, medeni durum vb. değişkenleri oluşturan değişken düzeylerinin boş zamanın değerlendirilmesi üzerindeki etkilerinin Çok Değişkenli Probit Model ile belirlenmesi amaçlanmıştır. Yapılan çalışmada bireylerin boş zamanlarını nasıl değerlendirdiklerini temsil eden değişkenler spor ve doğa sporları, kültürel faaliyetler, organizasyonel faaliyetler ve gönüllü çalışma olmak üzere dört gruptan oluşmaktadır. Çalışmada, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)'undan alınan 1 Ağustos 2014-31 Temmuz 2015 dönemini kapsayan ikinci Zaman Kullanım Anketi verileri kullanılmıştır. Zaman Kullanım Anketinde yer alan üç veri seti birleştirilerek elde edilen veri seti 7305 gözlemden oluşmuş ve verilerin analizinde Çok Değişkenli Probit Model kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Zaman Kullanım Anketi, Boş Zaman, Çok Değişkenli Probit Model
Kantil ARDL yöntemi: Seçilmiş N-11 ülkeleri için bir uygulama
İnsanlığın giderek artan ihtiyaçlarının karşılanması ve toplum refahının gelişimi ekonomik büyümeyi de beraberinde getirmektedir. Bunun yanı sıra ülkeler, değişen ekonomik gelişmelere ayak uydurmak, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak ve yaşam kalitelerini arttırmak için enerjiye ihtiyaç duymaktadırlar. Bu ihtiyacın kontrolsüz bir şekilde karşılanmasının çevre üzerinde bir takım olumsuzluklara sebep olmaktadır. Bu kapsamda yapılan bu çalışmada ekonomik büyüme ve enerji tüketiminin yanısıra ticari olarak dışa açıklığın karbon salınımı üzerindeki etkileri, seçilen N-11 ülkeleri için Kantil ARDL (QARDL) yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Bu yaklaşım, geleneksel yaklaşımlar tarafından neredeyse göz ardı edilen değişkenler arasındaki genel ilişkinin daha kapsamlı bir şekilde incelenmesine olanak sağlamaktadır. QARDL yöntemi kullanılarak elde edilen sonuçlar seçilen ülkelerde gerek hata düzeltme parametresinde gerekse uzun ve kısa dönemli koentegre ilişkisinde kantiller boyunca çeşitli farklılıkların varlığını ortaya koymaktadır.
Mekansal ekonometri analizi ile Türkiye'de istihdamın belirleyicileri
Bölgesel olarak yapılan çalışmalar son dönemlerde yaygın hale gelmiştir. Coğrafi olarak birbirine yakın yerler arasındaki ilişkinin analizi için klasik ekonometrik yöntemlerin kullanımının yetersiz olmasıyla mekansal ekonometri analizi geliştirilmiştir. Mekansal otokorelasyon ve mekansal heterojenlik özellikleriyle mekansal ekonometri analizi, çevresel etkileri modele dahil etmektedir. Bölgesel analizlerde yaygın olarak kullanılan mekansal ekonometri analizi, bilgisayar programlarının da ilerlemesiyle daha çok kullanılmaya başlanmıştır. Bu bağlamda çalışmada, mekansal ekonometri tekniği anlatılmış, çalışma sonunda Türkiye için önemli bir konu olan istihdam üzerinde etkisi olan faktörler, yakınlık faktörü de modele dahil edilerek analiz edilmiştir. Çalışmada Türkiye'nin 81 iline ait 2020 yılı verileri ile mekansal yatay kesit analizi yapılmıştır. İstihdam değişkeni bağımlı değişken; okuma ve yazma bilmeyenlerin sayısı, lisans mezunu sayısı, nüfus, net göç hızı, doğalgaz tüketim sayısı, işsizlik sayısı ve kişi başına düşen gayrisafi yurt içi hasıla değişkenleri ise bağımsız değişkenler olarak değerlendirilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkinin yönü incelenirken aynı zamanda mekansal etki olup olmadığı analiz edilmiştir. Mekansal etkinin olduğu bölgeler Moran I test istatistiği ve LISA test istatistiği ile analiz edilmiştir. Pozitif yönde mekansal otokorelasyon olduğu tespit edilmiştir. İstihdamı etkileyen faktörlerin analizi için uygun mekansal model mekansal hata modeli olarak belirlenmiş, değişkenler arasındaki korelasyonun yönü analiz edilmiş ve iktisadi olarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: İstihdam, Mekansal Ekonometri, Mekansal Regresyon Modelleri, Spesifikasyon Testleri, Türkiye'de İstihdam.
Altın petrol fiyatları ve döviz kurunun Türkiye borsası üzerine etkileri: NARDL yaklaşımı analizi
Bu çalışmada Türkiye ekonomisinde 1994: Q1 ile 2020: Q4 arası dönem için altın ve petrol fiyatları ile döviz kurunun BİST100 üzerindeki etkisi NARDL modelleri ve ilgili sınır testleri kullanılarak kısa ve uzun dönem ilişkisi araştırılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkinin analizi için WinRats 8.1 programı kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda tüm değişkenler ADF, PP ve KPSS birim kök test sonuçlarına göre I(1) düzeyinde durağan hale gelmektedirler. Yapısal kırılmayı dikkate alan Perron birim kök test sonuçlarına göre ise Bist100, Altın fiyatı, Petrol fiyatı Döviz kuru değişkenleri sırasıyla 2000, 2014 ve 2005 yıllarında yapısal kırılmaya uğradığı belirlenmiştir. Ayrıca yapısal kırılma olmadan serilerde birim kökün varlığını gösteren temel hipotez reddedilmiş ve dolayısıyla yapısal kırılma olmadan seride birim kökün varlığını gösteren temel hipotez kabul edilmiştir. Perron birim kök testine göre BIST100, AF, PF ve DK değişkenlerinde histeri etkisine rastlanmıştır. NARDL testi sonucuna göre, AF, PF ve DK değişkenlerinin BİST100 endeksi üzerinde uzun ve kısa dönemde asimetrik etkisi vardır. Bir başka ifade ile, AF, PF ve DK değişkenlerinde gerçekleşen pozitif ve negatif şokların etki büyüklüğü bir birine eşit değildir. Uzun dönemli model sonuçlarına göre, altın, petrol ve döviz kuru değişkenlerinin pozitif şokları BİST100 üzerinde analamlı etkiye sahip iken, negatif şoklar istatisiksel açıdan anlamlı etkiye sahip değilir. Kısa dönemli model sonuçlarına göre, şoklar nedeni ile değişkenler arasındaki uzundönemli denge değerinden sapmalar yaklaşık 1.2 dönem sonra tekrar uzun dönem denge değerine dönecektir. Kısa dönemli model sonuçlarına dayanarak bağımsız değişkenlerde gerçekleşen pozitif ve negatif şokların BİST100 üzerindeki nedensel etkileri incelendiğinde, altın, petrol ve döviz kuru değişkenlerinde gerçekleşen pozitif şoklardan BİST100 endeksine doğru nedensel etki varken, altın, petrol ve döviz kuru değişkenlerinde gerçekleşen negatif şokların BİST100 endeksi üzerinde nedensel etkisi olmadığı sonucuna varılmıştır.
Türkiye`de Çevresel Kuznets Eğrisi Hipotezinin ARDL modeli ile tahmini ve Fourier Toda Yamamoto nedensellik analizi
Bu Çalışma, Türkiye'nin 1971-2014 dönemi için Çevresel Kuznets Eğrisi (ÇKE)'nin enerji kullanımı, kentsel nüfus, kişi başına düşen GSYİH, CO2 emisyonu değişkenleri ile geçerliliğini incelemektedir. Çalışmada yöntem olarak, Gecikmesi Dağıtılmış Otoregresif Model (ARDL) kullanılmıştır. ÇKE hipotezinin geçerliliğini inceleyen ve dönüm noktasını belirleyen bir diğer yöntem, Utest`i de kullanılmıştır. Ayrıca, değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisinin incelenmesi için Toda Yamamoto ve Fourier Toda Yamamoto nedensellik testi uygulanmış ve iki nedensellik testi sonuçları karşılaştırılmıştır. Çalışmada, değişkenlerin durağanlığını birim kök testleri; ADF, Fourier ADF, KPSS, Fourier KPSS, Phillips ve Perron (PP) ve yapısal tek kırılmalı birim kök testi; Perron (1989) ve Zivot-Andrew (1992) testleri ile test edilmiştir. Birim kök ve yapısal kırılmalı birim kök testlerinin ortak sonucu olarak, GSYİH, GSYİH karesi, CO2 emisyonu birinci farkında durağan I(1), kentsel nufus değişkeni ve enerji kullanımı düzeyde durağan I(0)`dır. Çalışmada, ARDL sınır testine göre değişkenler arasında eş-bütünleşme bulunmaktadır. Uzun dönem ARDL katsayılarından elde edilen sonuçlara göre Türkiye`de Çevresel Kuznets Eğrisi hipotezinin geçerli olduğununu yani; GSYİH ile CO2 emisyonu değişkenleri arasında ters U şeklinde bir ilişki bulunmuştur. Bu ilişki Utest`i ile de kanıtlanmış ve dönüm noktası 12,050$ olarak belirlenmiştir. Ayrıca, GSYİH, enerji kullanımı, kentsel nufus değişkenlerinin CO2 emisyonu üzerinde pozitif etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. TY nedensellik testi sonucuna göre, değişkenler arasında anlamlı bir nedensellik ilişkisi bulunmasada, Fourier TY nedensellik testinde CO2 emisyonun`dan GSYİH ve enerji kullanımı değişkenlerine doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: ARDL, Çevresel Kuznets Eğrisi, Fourier ADF, Fourier KPSS, Fourier Toda Yamamoto
OECD'ye üye G20 ülkelerinin Covid-19 dönemi 2019-2020 yılı makroekonomik performansları
Dünya'da uluslararası ticaret, küreselleşmeyle birlikte hız kazanarak rekabetin arttığı bir ortam haline gelmektedir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte piyasada hızlı bir şekilde değişimler olmaktadır. OECD ve G20 gibi ekonomik kuruluşların içinde barındırdığı sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkeler sürdürülebilir büyümeyi, ekonomik olarak kalkınmayı ve insanların refah içinde yaşamalarını hedeflemektedir. Bu doğrultuda sanayileşen ve gelişmekte olan ülkeler küresel piyasadaki pozisyonlarını güçlü tutmak için bu değişimlere ayak uydurmaları gerekmektedir. Ülkelerin birbirleriyle olan ticari ilişkilerini etkileyen olağanüstü durumlarda yaşanabilmektedir. Olağanüstü durumlar bazen diplomatik bazen savaş bazen de salgın hastalıklar olabilmektedir. Bu olağanüstü durumlardan biri de 2019 yılının sonunda Dünya'yı etkisi altına alarak ülkelerin sınırlarını kapatmak zorunda kaldığı, üretimlerin durma noktasına gelmesiyle ithalat ve ihracatın aksamasına neden olan Covid-19 pandemisi olmaktadır. Bu çalışmada OECD'ye üye G20 ülkelerinin Covid-19 pandemi döneminin ekonomik etkilerini görmek için 2019-2020 yıllarının makroekonomik performansları belirlenerek sıralama yapılmaktadır. OECD'ye üye G20 ülkeleri olan ABD, Almanya, Avustralya, Birleşik Krallık, Fransa, Güney Kore, İtalya, Japonya, Kanada, Meksika ve Türkiye olmak üzere toplam on bir ülke dahil edilmektedir. Çalışmada makroekonomik performans çalışmalarında en çok tercih edilen beş makroekonomik değişkene yer verilmektedir. Bu beş makroekonomik değişken büyüme oranı, enflasyon oranı, işsizlik oranı, ihracat ve ithalat olmaktadır. Değişkenlere ait veriler OECD, World Bank ve IMF'ten alınmaktadır. Ülkelerin makroekonomik performans sıralaması için karar verme sürecinde kolaylık sağlayan çok kriterli karar verme yöntemlerinden TOPSIS ve VIKOR tercih edilmektedir. TOPSIS ve VIKOR ile uygulama yapılarak çıkan sonuçlar Covid-19 pandemisi öncesi ve sonrası performans sıralaması olarak analiz edilmekte, iki yöntem arasında karşılaştırılmaktır.
The impact of risk management on profitability of commercial banks in Turkey
Banks are considered one of the most fundamental financial sectors . Its importance has increased with the increase in the services it offers to companies and individuals. Loans are among the most basic services. Banks are faced with various risks while carrying out their activities, these risks are divided into groups such as credit risks, market risks and operational risks. Not being able to manage any of them will negatively affect its profitability. Thus the banking sector and the economy in general. Therefore, in recent years developed countries and OECD countries have focused on laying the foundations for managing these risks and adopting unified guidelines to mitigate risks. The research aims to determine the effect of risk management on bank profitability in Turkey and whether this effect is positive or negative. To conduct the statistical study, the ten largest banks (commercial banks) were selected and considered as a statistical sample representing the banking sector as a whole, as these ten banks represent 90% of the total assets of commercial banks in Turkey. The research was implemented over a 9-year period from 2013 to 2021. Three variables, namely capital adequacy ratio, non-performing loans ratio and quick liquidity ratio, were adopted to represent risk management. return on assets ratio was adopted as a variable representing banking profitability. The results of the study support the importance of risk management on banking profitability. It also supports the tightening policies of the Central Bank of the Republic of Turkey applied to all banks operating in the Republic of Turkey in the last ten years, and the steps to develop methods for calculating the capital adequacy ratio and monitoring bad loans. Keywords: Banks, Commercial Banks, Profitability, Risk Management, Turkey Risk Management
Yenilenebilir enerji dönüşümü: Seçilmiş ülkeler üzerine mekansal bir analiz
Mekansal analiz yöntemlerinde, analiz birimlerini oluşturan şehirler, ülkeler ya da bölgeler arası ilişkiler, birbirlerine olan coğrafi uzaklıklarına göre ağırlıklandırılarak ele alınmaktadır. Temel mantık, Tobler (1970)'in "Her şey birbiri ile ilişkilidir; ancak yakın olan şeyler uzak olanlara göre daha çok ilişkilidir" şeklinde ifade ettiği coğrafyanın temel yasasından ileri gelmektedir. Buna göre bir değişkene ait benzer değerler genellikle yakın konumlarda ortaya çıkar ve bu durum mekânsal kümelenme meydana getirir. Bu çalışmada, mekansal probit yöntemi kullanılarak ülkelerin yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını teşvik etmek amacıyla düzenleyici politikalar arasında en yaygın uyguladığı sabit fiyat garantisi (FİT) teşvik politikasını benimseme durumuna etki eden faktörler incelenmiş ve mekânsal etkinin derecesi hesaplanmıştır. Bu sayede, ülkelerin bu politikayı benimserken birbirlerine yakın olmalarının ne derece önemli olduğu, bir diğer deyişle komşuluğun ve gruplararası etkileşimin değeri vurgulanmıştır. Çalışmada, gelişmiş ve gelişmekte olan seçilmiş 54 ülkeye ait ABD Enerji Bilgi İdaresi ve Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı veri tabanlarından elde edilen 1980-2018 dönemi yıllık verileri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, enerji tüketiminden kaynaklanan toplam karbondioksit emisyonu, kişi başına düşen gayri safi yurt içi hasıla ve ülkelerin Kyoto Protokolü'ne katılımlarının yenilenebilir enerji teşvik politikasını benimseme durumları üzerinde pozitif ve anlamlı etkisi olduğunu göstermektedir.
Ekonomik büyümenin insani gelişmişlik üzerindeki etkisinde turizmin gelişiminin aracılık rolü: Akdeniz ülkeleri üzerinde bir araştırma
Turizmin ekonomik büyüme için önemini kabul eden çoğu uluslararası kuruluş, turizm büyümesinin toplumun ekonomik ve sosyokültürel gelişimini de etkileyebileceğini tartışmaya başlamıştır. İnsani Gelişmişlik Endeksi (İGE), bir ülkenin veya bölgenin insani gelişme alanındaki başarısını veya başarısızlığını ölçmek için kullanılan bir yöntemdir. Akdeniz ülkelerinin ve turizm sektörlerinin ekonomik büyümesi, İGE'nin iyileştirilmesi için çok önemlidir. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı, son yirmi yılda turizm faaliyetinin genişlemesi sonucunda bazı ülkelerde yaşanan ekonomik büyümenin insani gelişmişlik düzeyindeki artışı etkileyip etkilemediğini tespit etmektir. Bu amaca yönelik olarak, 15 Akdeniz ülkesinin 2000-2019 yıllarına ait Ekonomik, Turizm ve İnsani Gelişmişlik İndeksi verileri kullanılarak ekonomik büyüme, insani gelişmişlik ve turizm gelişimi arasındaki ilişki Yapısal Eşitlik Modeli kullanılarak araştırılmıştır. Araştırma sonucunda ekonomik büyümenin insani gelişmişlik ve turizmin gelişimi üzerinde, turizmin gelişiminin insani gelişmişlik üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi olduğu sonucu bulunmuştur. Bunlara ek olarak turizmin gelişiminin ekonomik büyüme ile insani gelişmişlik arasında kısmi aracılık rolü oynadığı sonucuna ulaşılmıştır.
MENA ülkelerinde göçmen havalelerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi
This study examined the empirical relationship between migration remittances on economic growth in eight MENA countries selectively: Algeria, Egypt, Jordan, Lebanon, Morocco, Iran, Tunisia, and Oman, using panel data from 2002 to 2020. Working abroad provides people with a greater opportunity to earn a living wage. For this reason, the phenomenon of working overseas has increased significantly. In particular, workers' remittances to NEMA have augmented from $15.9 billion in 2002 to $59.6 billion in 2020. However, this did not positively impact REM and economic growth. The analysis uses a panel data technique: Cointegration tests, Pooled Mean Group / Autoregressive Distribution Lag. The cointegration result shows a long-run relationship; the PMG/ARDL model also shows a negative and long-run association between remittances and economic growth in selected MENA countries. When we apply the PMG/ARDL cross-sectional test for the short-run coefficients, all countries have, using the PMG/ARDL cross-sectional coefficient test for the short run all countries have a long-run and negative relationship among remittances and economic growth, except for Algeria and Morocco, which have a positive association between remittances and economic growth in the long run. Still, Tunisia has no significant association between remittances and economic growth. Keywords: Remittances, Economic Growth, Cointegration Test, PMG/ARDL model, MENA Countries, Panel Data.
Türkiye`nin toplam enerji tüketiminin ekonomik büyüme üzerine etkisi: Fourier birim kök ve fourier adl eş-bütünleşme yaklaşımı
Bu tez çalışmasında, Türkiye`nin verilerinin ulaşılabilirliğide göz önüne alınarak 1971-2019 yılları arasında olan toplam enerjinin tüketiminde ve ekonominin büyümesi arasında olan ilişki araştırılmıştır. Bu çalışmanın, literatüründe olan diğer çalışmalarından farklı olması durumunda değişkenlerin durağanlıkları için eski nesil birim kök testlerinin; ADF, PP ve KPSS testlerinde yanı sıra olarak bilinen, yapısal kırılmaları dikkate alınması durumunda ve son zamanlar sıklıkla kullanılan yeni nesil birim kök testleri; Fourier KPSS, Fourier ADF, Esnek Fourier ADF, Kesirli Esnek Fourier ADF de kullanılmaktadır. Değişkenler arasında uzun dönem denge ilişkisi için eski yöntemlerden olan; Johansen ve ARDL eş-bütünleşme testlerinin yanı sıra yeni yöntemlerden olan; Fourier ADL eşbütünleşme testi de kullanılmıştır. Ayrıca değişkenlerinim arasında olan nedensellik ilişkisi için Toda-Yamamoto ve yapısal kırılmalarını dikkate alınması durumu Fourier Toda Yamamoto nedensellik testi uygulanmıştır. Çalışmadaki bulgulara göre ilk olarak değişkenlerin durağanlıkları incelenmiştir. Bu durağanlık testlerinin ortak sonucu olarak, ekonomik büyüme ve enerji tüketimi değişkeni birinci farkında durağan bulunmuştur. ARDL ve Johansen testlerine göre değişkenler arasında uzun dönem denge ilişkisi bulunsada Fourier ADL testine göre bulunmamıştır. Çeşitli uzun dönem tahmin yöntemleri kullanılarak enerji tüketiminin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi yorumlanmıştır. ARDL uzun dönem tahmin sonucuna göre Enerji tüketiminde %1`lik artış ortalama olarak ekonomik büyümede %1.64 oranında artışa neden olmaktadır. Ayrıca, Toda-Yamamoto ve Fourier Toda-Yamamoto nedensellik testine göre değişkenler arasında anlamlı bir nedensellik ilişkisi bulunmamıştır.
Türkiye'de Çevresel Kuznets Eğrisi Hipotezi: ARDL modeli yaklaşımı ve Granger nedensellik analizi"
Bu çalışma, Çevresel Kuznets eğrisi hipotezinin Türkiye için geçerliliğini test etmeyi amaçlamıştır. Çevresel Kuznets eğrisi hipotezi, çevre kirliliğinin ekonomik büyümeyle arttığı, ancak belirli noktasından sonra azaldığı iddiasını ireli sürülmüştür. Yapılan çalışmalarda, ölçek etkisi, kompozisyon etkisi, teknoloji etkisi ve model yapısı gibi yaklaşımlar incelenmiştir. Ekonomik büyüme ve çevre ilişkisi gibi konular ele alınmıştır. Kullanılan bu test sonucunda, GSYH, Enerji tüketimi ve Karbon emisyonların öncelikli durağan olmadığı sonucuna varılmış ve birinci dereceden farklarını alarak durağan olma durumuna getirilmiştir. ARDL eş-bütünleşme testi sonuçları ise değişkenler arasındaki uzun vadeli ilişkiyi belirlemek için kullanılmış ve istatistiksel olarak anlamlı bir uzun vadeli ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bu eksende Diagnostik test sonuçları, ARDL modelinin uygunluğunu ve geçerliliğini değerlendirmek amacıyla kullanılmıştır. Son olarak yapılan bu çalışmada, Uzun dönem tahminlerini, değişkenlerin uzun vadeli etkileşimleri göz önünde bulundurulmuştur. Bu eksende yapılan Kısa dönem tahminleri ise, değişkenler arasındaki kısa vadeli etkileşimleri ve dinamik sonuçları analiz edilmiştir. Granger nedensellik sonuçları ise değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisini değerlendirmek için kullanılmış ve çevresel faktörler ile ekonomik büyüme arasında ilişkilerin incelendiği ve karbon emisyonlarının ekonomik büyüme ve enerji tüketimi ile ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Azerbaycanda yenilenebilir enerji tüketiminin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: Yeni nesil genişletilmiş ARDL Sınır Testi yaklaşımı
Bu çalışmada, Azerbaycan'da ithalat, ihracat, yenilenebilir ve yenilenemeyen enerji kullanımının GSYİH`a olan etkisini incelemektedir. Araştırma, 1990-2022 dönemine ait yıllık veriler kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada ilk kez, Azerbaycan özelinde değişkenlerin durağanlıkları, Enders ve Lee (2012) ile Omay (2015) tarafından önerilen Fourier yaklaşımıyla araştırılmıştır. Ayrıca, eş-bütünleşme ilişkisi için Sam vd. (2019) tarafından önerilen Genişletilmiş ARDL sınır testi kullanılarak literatüre katkı sağlanması hedeflenmektedir. Durağanlık analizi sonucunda, yenilenemeyen enerji tüketimi dışındaki tüm değişkenlerin seviyede durağan olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Ardından, Genişletilmiş ARDL sınır testi kullanılarak değişkenler arasında eş-bütünleşme ilişkisi tespit edilmiştir. Genişletilmiş ARDL uzun dönem tahmin sonuçlarına göre, Azerbaycan'da ithalat, ihracat, yenilenebilir ve yenilenemez enerji kullanımının GSYİH`yı artan yönde etkilediği görülmektedir. İthalat ve ihracatta %1'lik bir artışın, Azerbaycan'ın GSYİH `da sırasıyla %0,12 ve %0,33 oranında artışa sebep olduğu bulunmuştur. Öte yandan, yenilenemeyen ve yenilenebilir enerji tüketiminde %1'lik bir artışın, ortalama olarak Azerbaycan'ın ekonomik büyümesinde sırasıyla %0,37 ve %0,17 oranında bir artışa neden olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, değişkenler arasındaki neden-sonuç ilişkisinin belirlenmesi için Nazlioglu vd. (2016) tarafından önerilen Fourier Toda-Yamamoto nedensellik testi kullanılmış ve Azerbaycan'da ithalat ve ihracat değişkenlerinden ekonomik büyümeye doğru tek yönlü nedensellik belirlenmiştir. Çalışma, Azerbaycan için çeşitli politika önerileri sunarak tamamlanmaktadır.
Comparative evaluation of the social inclusion between Türkiye and European countries using MCDM
Social inclusion ensures that every individual has equal opportunities to lead a fulfilling life and thrive within society, while actively preventing any form of exclusion or marginalization. A range of opinions and approaches in the world puts people in unstable and unsatisfying situations to protect the minimum standards for an acceptable life. These circumstances have prompted some societies to make balancing decisions. However, they usually aim to increase the standards instead of protecting the minimum standards. Improving social inclusion involves enhancing the conditions under which individuals engage in society, fostering harmonious coexistence, and eliminating instances of social marginalization. On the other side, social exclusion can be described as the lack of involvement in society. Social exclusion deprives people of the chance to participate in decision making and take control of their lives. It constrains them to the margins or the edges of society. This disrupts the integration of societies and causes isolation of individuals or groups. It can be seen as a multidimensional and dynamic process, and it can be observed as a lack or denial of resources, rights, goods, and services to identify with society and participate in its norms, customs, and values. Social inclusion advances the social integration of underprivileged and marginalized individuals by empowering them, fostering united and resilient communities, and ensuring that governmental bodies are accessible and accountable to the public what reflects the civilization and sophistication of peoples. Measures of social exclusion can be put in various researches, and in this research and with implementing MCDM on 29 European countries included Türkiye from 2015 to 2022 using CRITIC, VIKOR and TOPSIS method, social inclusion primary indicators were examined, and it recognized that Luxembourg ranking as number one in implementing social inclusion in both VIKOR and TOPSIS from 2015 till 2022, while Türkiye showed weaker performances dropping to the twenty five position in VIKOR and twenty eight in TOPSIS. On the other hand, Portugal and Poland in VIKOR and Austria and Poland in TOPSIS are actively working towards addressing inequality and exclusion of vulnerable populations by enhancing their participation in society, improving access to resources, amplifying their voices, and upholding human rights. Through these efforts, they aim to empower individuals, foster peaceful and inclusive societies, and strengthen institutions. These initiatives align with the Sustainable Development Goals (SDGs) set to be accomplished by 2030, which focus on eradicating poverty, preserving the environment, and ensuring prosperity for all.
Türkiye'de ormancılık alanları yük kapasitesi eğrisi hipotezinin geçerliliğinin sınanması: ARDL sınır testi ve granger nedensellik yaklaşımı
Bu çalışma, Türkiye'de Orman ekosistemi Yük Kapasitesi Eğrisi (FSTLCC) Hipotezi'ni ARDL modeli ile test ederek, ormansızlaşma ve çevre kalitesi arasındaki ilişkileri incelemektedir. Çalışmada, insan sermayesi, yenilenebilir enerji, yenilenemeyen enerji ve çevresel ayak izi (FSTLCF) gibi değişkenler arasındaki dinamik ilişkiler analiz edilmektedir. Literatürdeki çeşitli araştırmalar incelenmiş ve bu hipotezi destekleyen bulgular elde edilmiştir. ARDL modeli ve Granger nedensellik testleri kullanılarak, değişkenler arasındaki uzun ve kısa dönem ilişkileri ve nedensellik ilişkileri değerlendirilmiştir. Çalışmada geleneksel, kırılmalı ve fourier terimlerin eklendiği birim kök testleri kullanılmaktadır. Öncelikle çevre kalitesi ile ilgili bilgi verilip daha sonra kullanılacak testlerle ilgili teknik bilgiler açıklanmaktadır. Daha sonra uygulama kısmına geçerek ARDL ve Granger testlerinin modele uygulaması yapılmaktadır.
The impact of stock market on United States economic growth
Stock market changes may significantly affect consumer and corporate confidence, investment choices, and economic development. The stock market is a key sign of the health of the economy as a whole. But in other hand, the impact of the stock market on the US economy carries a systemic risk. Due to the financial markets' interdependence, a substantial shock to the stock market can easily spread to other sectors of the economy, causing a more severe slump. This study analyzed the connection among stock market growth and US economic growth. Used time series data between 1975-2019, Cointegration tests, bound Autoregressive distribution lag (ARDL), and a causality test is using to validate the analysis. The outcome of the cointegration test demonstrates that the explained and explanatory variables have a long run association. Moreover, we perform the bound ARDL test to determine whether the connection is short or long. The outcome demonstrates that the association amongst the variables is long. Additionally, when the long-term connection was used, the consequences designated a negative and significant association among marketplace capitalization and US economic growth. However, there is no immediate correlation among market capitalization. The Causality Test reveals a one-way connection among market capitalization and US economic growth.
Nigeria's financial development: a comparative study of two periods (2010-2014 and 2016-2020)
This study examines Nigeria's financial development during two separate periods: 2010-2014 and 2016-2020, by analyzing key indicators including GDP growth, inflation rates, foreign direct investment (FDI), and stock market performance. The objective is to provide an overview of Nigeria's financial landscape and assess the changes Uand trends observed over these specific periods. In the first period, 2010-2014, Nigeria experienced a relatively positive financial development. GDP growth averaged around 5%, driven primarily by the oil sector, which accounted for a significant portion of the country's revenue. However, the economy remained heavily dependent on oil exports, leaving it vulnerable to price fluctuations. Inflation rates during this period ranged from 9% to 13%, indicating a moderate level of price stability. FDI inflows showed signs of improvement, with various sectors attracting foreign investors, particularly in telecommunications and manufacturing. The stock market experienced mixed performance, with periods of growth followed by declines, influenced by global economic conditions and domestic factors. During the second period, 2016-2020, Nigeria faced various challenges that impacted its financial development. The country experienced an economic recession in 2016 and 2017 due to declining oil prices and production disruptions. This led to a significant contraction in GDP growth, which averaged around -1.5% during this period. Inflation rates surged, reaching double-digit figures due to exchange rate pressures, import restrictions, and supply chain disruptions. FDI inflows remained relatively subdued, as investor confidence was affected by economic uncertainties and policy inconsistencies. The stock market also faced significant volatility, with periods of decline and recovery, reflecting both domestic and global factors. Overall, Nigeria's financial development during these two separate periods exhibited a mixture of positive and challenging trends. While the first period witnessed moderate growth, stable inflation, and improving FDI inflows, the second period was characterized by economic recession, high inflation, and limited FDI. The stock market performance reflected these broader economic conditions and exhibited fluctuations in both periods. These findings emphasize the importance of addressing structural vulnerabilities, diversifying the economy beyond oil, and implementing consistent and investor-friendly policies to foster sustainable financial development in Nigeria.
Bütünleşik bulanık çok kriterli karar verme metotları: Türk otomotiv ana sanayi örneği
Çevreye duyarlı düzenlemeler, firmalar arasında tedarik zincirindeki uygulamaları iyileştirmek amacıyla artan bir ilgi görmektedir. Bu düzenlemeler, her geçen gün gelişmekte olan bir alan olduğu için sürekli araştırılmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu çalışmada da Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi'nin (STZY) çevresel boyutu olan Yeşil Tedarik Zinciri Yönetimi (YTZY), Türk Otomotiv Ana Sanayi bağlamında, Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) metotları kullanılarak incelenmiştir. Çalışmanın ilk aşamasında, Türk Otomotiv Ana Sanayi içerisinde bulunan 11 firma tarafından YTZY ait kriterler belirlenmiş ve bu firmaların YTZY'ye olan tutumları, girişimleri ve karşılaştıkları engeller hakkında bilgi verilmiştir. İkinci aşamada, kriterler oran ağırlıkları tekniği kullanılarak ağırlıklandırılmıştır. Ağırlıklandırma sonucunda, yeşil geri dönüşüm ve yeşil tasarıma ait alt kriterlerin ön plana çıktığı belirlenmiştir. Üçüncü aşamada, Ford OTOSAN'ın fabrikaları mutlak sayıları (Doğrusal Skorlama, Doğrusal Olmayan Skorlama, TOPSIS), bulanık sayıları (Bulanık TOPSIS, Entropi Ağırlıklı Bulanık TOPSIS) ve sezgisel bulanık sayıları (Üç Farklı Entropi ile Ağırlıklandırılmış Sezgisel Bulanık TOPSIS) içeren 8 ayrı metot kullanılarak, YTZY kriterleri kapsamında sıralanarak değerlendirilmiştir. Her metot için ayrı sıralamalar elde edilmiştir. Dördüncü aşamada ise karar verici olarak yer alan 11 firmanın önem ağırlıkları değiştirilerek 10 farklı senaryo oluşturulmuştur. Böylelikle Ford OTOSAN'ın fabrikalarının sıralamalarındaki değişimler duyarlılık analizleri ile izlenmiştir. Sonuçta, bu çalışma için Entropi ile Ağırlıklandırılmış Sezgisel Bulanık TOPSIS metotları (IFT-1, IFT-2, IFT-3)daha etkin olarak görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Yeşil Tedarik Zinciri Yönetimi, Çok Kriterli Karar Verme, Entropi, Sezgisel Bulanık TOPSIS
Cezalı kantil regresyon modelinin yarı-parametrik bağlılaşımlı etkiler yöntemiyle tahmini ve bir uygulama
Bu tezde yakın tarihte Harding ve Lamarche (2017) tarafından geliştirilen yarı parametrik cezalı panel kantil regresyon tahmincileri ve daha uygulanabilir olan parametrik ikameleri incelenmekte ve öncülleriyle kıyaslanmaktadır. Bundan başka, cezalı panel kantil regresyon için bir ayar parametresi seçim algoritması, benzetim temelli bir test ve Hausman tipi bir belirlenme hatası testi de tanıtılarak Mincer tipi bir kazanç modelinde uygulamaları yapılmaktadır. Veriseti, TÜİK "Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması" anketinden belirlenen 2953 bireyin 2012 – 2015 yılları arasındaki bilgilerini kapsamaktadır. Test sonuçları (i) Harding ve Lamarche (2017) tahmincilerinin geleneksel benzerlerinden daha üstün olduklarını; (ii) optimum λ'nın yarı parametrik tahminci için 0.9, Lamarche (2010) tahmincisi için 1.4 ve diğer tahminciler için 1 olduğunu; (iii) modelin doğru olarak kurulduğunu ve bu bakımdan tutarlı olduğunu göstermektedir. Tahmin sonuçları ise tecrübe ile kazanç arasında ters U şeklinde bir ilişki olduğunu; sheepskin etkisine dair kısıtlı bir kanıt olabileceğini; daha çok öğrenim görenlerin daha çok kazandığını; mesleki lise mezunlarının normal lise mezunlarından daha çok kazandığını; medeni halin ve cinsiyetin kazançlar üzerinde her kantilde etkili olduğunu; sağlık durumunun ise yalnızca düşük kantillerde kazanç üzerinde etkili olduğunu ve son olarak kazacın en yüksek gelir kantili hariç iş kollarına göre değişkenlik gösterdiğini ortaya koymaktadır.
Seçime dayalı konjoint analizi ve bir uygulama
Bu çalışmada; tüketicilerin bir ürün, hizmet veya düşünce tercihlerini yaparken birçok seçenek arasından yaptıkları seçimi anlamak için geliştirilen konjoint analizi kullanılmıştır. Konjoint analizi tekniklerinden biri olan seçime dayalı konjoint analizi, direk tüketici tercihleri ölçüldüğünden ve yapılan çalışma sayısının az olmasından dolayı çalışmada tercih edilmiştir. Çalışmanın asıl amacı başta pazarlama olmak üzere birçok alanda yaygın olarak kullanılan konjoint analizini inceleyerek, seçime dayalı konjoint analizi için bir uygulama yapmaktır. Bu sebeple yapılan uygulamada DPÜ İ.İ.B.F. öğretim elemanlarının seçime dayalı konjoint analizi kullanılarak var olan bir kampüsün sürdürülebilir yeşil kampüse dönüşümü sırasında öncelikli olarak yapılması istedikleri uygulamaların belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada; Geng ve ark.(2013) tarafından "Çin'de "Yeşil Üniversite" Oluşturulması: Shenyang Üniversitesi Örneği" adlı yayımlanan çalışmada kullanılan değişkenler ve bu değişkenlere ait düzeyler ele alınmıştır. Her biri 3 düzeyden oluşan enerji, su, atık, eğitim ve araştırma özelliklerine ait 21 adet seçim seti, 2015-2016 yılında DPÜ İ.İ.B.F.'de görevli akademik personele anket çalışması ile uygulanmıştır. Çalışma sonucunda İ.İ.B.F. akademik personelinin sürdürülebilir yeşil kampüs dönüşümünde öncelikli olarak enerji, su, atık, eğitim ve araştırma kriterlerinde önem verdikleri uygulamalar belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Seçime Dayalı Konjoint Analiz, Sürdürülebilir Kampüs, Yeşil Kampüs.