Çağ University
Discipline

Turkish Language and Literature

Çağ University

3,231

Archived Theses

14

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Fuzûlî'nin Türkçe Divân'ında renklerin kullanımı

Fuzûlî, dîvan şiirinin usta şairlerinden biridir. Arap, Fars ve Türk dillerini iyi bilen âlim bir şairdir. Şiir anlayışını derin bilgi birikimi üzerine kurmuştur. Çok zengin bir hayal dünyasına sahip olan bu usta şair bu geniş hayal dünyasını anlatırken pek çok unsurdan yararlandığı gibi renklerden de yararlanmıştır. Aşkını, ıstırabını, hasretini kısacası insana ait olan bütün duyguları anlatırken renklerden faydalanmıştır.Renklerin insanlar üzerinde bir etkiye sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Renkler, insanların algı alanı sınırları içinde bulunan ve her an birlikte yaşanılan ancak etkilerinin farkına varılmayan gizli güçlerdir. ?Renk? yaşamımızda var olan, hayatımızın bir parçası hatta tamamını içine alan bir olgudur. Renklerin hayatımızda bu kadar önemli yere sahip olmasının doğal bir sonucu olarak yazılan bütün şiirlerin ruhunda bu etkinin var olması da kaçınılmazdır.Yaptığımız bu çalışmanın birinci bölümünde Fuzûlî?nin hayatını edebikişiliğini ve eserlerini tanıtmaya çalıştık. Tezin ikinci bölümünde renk olgusunu bütün yönleriyle anlatmaya çalıştık. Tezin üçüncü bölümünde Fuzûlî? nin şiirlerinde kullandığı renkleri ve bunu yansıtma biçimini anlatmaya çalıştık. Anahtar Kelimler: Fuzûlî, divan edebiyatı, renk, aşk, duygu.

Divan edebiyatıEdebiyatFuzuli+2
Hakan Uymaz
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Çağdaş Türk lehçelerinde Rusçadan yapılan kavram ve gramer çevirileri

Türkistan, Rus istilasına uğradıktan sonra yönetenin yönetilene etkisi her alanda ve her dönemde belirgin bir şekilde kendisini hissettirmiştir. Ancak en büyük etki dil alanında olmuş ve bölgede iki dilli bir toplum yaratılmıştır. Türkistan?da Rusçanın uzun yıllar yazı dili olarak her alanda etkili bir şekilde kullanılması, çağdaş Türk lehçelerine Rusça unsurların girmesine neden olmuştur. Bu unsurlar arasında çağdaş Türk lehçelerinde Rusçadan alıntı sözcük ve terimler sıkça karşımıza çıkmaktadır. Bu tür alıntılar belirgin bir şekilde tespit edilebilmektedir. Fakat alıntı sözcüklerin ötesinde çok belirgin olmayan Rusçadan alıntı unsurlar da bulunmaktadır. Bu tür alıntı unsurlar, Türkçe kelimelerle ama Türkçe yerine Rusçanın dilsel dünya görüşüne, dil mantığına uygun anlatımlardır. Kavram ve gramer çevirisi adını verdiğimiz bu unsurlar, Türkçenin genel yapısı içerisindeki kavram ve gramer yapısına zarar vermektedir. Kavram ve gramer çevirileri, ek, sözcük ve söz dizimi ile ilgili olarak gerçekleşmektedir. Ek ve sözcükte anlam, söz diziminde ise yapı çevrilmektedir. Bu çalışmada önce dil ilişkileri üzerinde durulmakta, ardından da çağdaş Türk lehçelerinde Rusçadan yapıldığını tespit ettiğimiz kavram ve gramer çevirileri dil bilgisi ve konularına göre sınıflandırılarak incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Çağdaş Türk Lehçeleri, Rusça, Kavram ve Gramer Çevirisi

Mehmet Özeren
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Dengbêjlik geleneği ve âşık edebiyatı ile karşılaştırılması

Kültür taşıyıcısı konumunda olan halk sanatçıları halk kültürünün sonraki kuşaklara aktarılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Teknolojinin hızla ilerlemesi sonucunda sözlü gelenekler özellikle sözlü kültür anlatıcıları çağa uyarak varlıklarını devam ettirmekte kimi yönleri ile yozlaşıp zamanla yok olmaktadırlar. Günümüzde Türkiye?de sözlü kültür aktarıcıları olan âşık ve dengbêjlerin sayısı gittikçe azalmaktadır. Aynı coğrafyada yaşayan, günlük yaşamın her noktasında ortak paydaları bulunan Türk ve Kürtlerin sözlü kültür aktarıcıları olarak âşıklar ve dengbêjlerin sanatçı kişiliği kazanmaları sırasında geçirdikleri evreler, icra ettikleri ürünlerin ayrı ayrı şekil, içerik ve üslup açısından incelenmiştir. İki gelenek etrafında oluşan tüm uygulamalar etraflıca karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırmalar sonucunda usta malı ürün söyleme, irtical yeteneğinin aranması, çırak yetiştirme, hikâye anlatma gelenekleri gibi çeşitli müşterekliklere ve mahlas alma, saz çalma, rüya görme, tarih bildirme vb. farklılıklara ulaşılmıştır. Geleneklerde bulunan müşterekliklerin farklılıklardan çok daha fazla olduğu görülmüştür. Bu da toplumların ne derece birbirleri içe geçtikleri ve ayrılmaz bir bütün hâline geldiğini gösteren bir kanıt olarak karşımıza çıkmaktadır. Âşıklar ve dengbêjler sanatlarını geleneklerinden de kopmayarak varlıklarını zor şartlar altında devam ettirmeye, geçmiş ile gelecek arasında kültürel bağ kurmaya devam ettirmektedirler. Teknolojinin ilerlemesi sonucunda birçok kişi tarafından âşıklık ve dengbêjliğin bitme noktasına geldiği iddia edilse de yeni şartlara göre kendilerini yeniledikleri görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Âşık, Dengbêj, Sözlü Kültür, Gelenek, Anlatı, Tür, Karşılaştırma

Canser Kardaş
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Redif kelimeler bağlamında Nâbî Divanı'nın çözümlenmesi

Divan şiirinin söylendiği dönemle günümüz arasındaki kopuşu engellemek, zengin şiir mirasını bugünün insanlarına aktarmak amacıyla söz konusu şiirlerin çözümlenmesi gerekir. Ancak, bu incelemeler sırasında şiirler, sadece bir yönüyle ele alınmamalı, şairin psikolojisi, eserin yazıldığı dönemin sosyo-külterel durumu ve genel anlamda "insan" problemi göz önünde bulundurulmalıdır. Bu şekilde çok yönlü bir çalışma, divan şiirinin öneminin daha sağlıklı bir şekilde ortaya çıkmasını sağlar. Redif, şairin psikolojisini, devrin atmosferini ve buradan hareketle "insan"ın benzer olan durumlarını ortaya koyan önemli bir etkendir. Redif kelime, şiirin temel taşı olup onun iskeletini oluşturur. Şair, şiirin bütününü redif üzerine kurarak, his ve hayal dünyasını redife yansıtır. Ayrıca şiiri oluşturan kelime kadrosu ile şiirdeki ahenk ve anlam bütünlüğü de redif etrafında meydana gelir. Bu çalışmada daha önceki şiir çözümlemelerinin aksine rediften hareketle yorumlamalar yapılmış; redifin şiir, şair ve dönem üzerindeki önemi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda şairin seçmiş olduğu rediften ve redifle bağlantılı şiire hâkim olan fikir dünyasından yola çıkılarak "insan"ın ortak duygu ve düşüncelerinin tespiti üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Nâbî ve Divanı, redif, şiir, çözümleme, hikmet, insan

Divan edebiyatıDivan şiiriDivanlar+2
Nuray Memiş
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

17. yüzyıl sosyal hayatı'nın Nâbî Divanı'na yansımaları ve anlam çerçevesi

Bu çalışma, 1642-1712 yılları arasında yaşamış divân şairi, Nâbî'nin divânında yer alan 1772 şiir metni üzerinde yürütülmüştür. Şairin divânında sosyal hayatla ilgili malzemeler tespit edililerek 1753 adet unsur fişlenmiştir. Tespit edilen fişler konularına göre tasnif edilip değerlendirilmiştir.İncelenen divân metninde, 17.yüzyıl Osmanlı toplumunun sosyal yapılanması, gelenek, inanış, davranış ve uygulamaları, eğlence hayatı, yiyecek ve giyecekleri, eşyaları, yerleşim merkezleri, hastalıklar ve tedavi yolları, suçlar ve ceza yöntemleri, spor faaliyetleri, haberleşme ve ulaşım araçları gibi insanı ve toplumu ilgilendiren unsurlar söz konusu edilmiştir. Şair, bu unsurları sanatsal bir üslupla şiirlerinde kullanmıştır. Bu başlıklara ek olarak, 17.yüzyılda Osmanlı Devleti'nin yaşadığı siyasî, ekonomik, toplumsal birçok problemin şair tarafından estetik bir malzeme şeklinde yorumlandığı tespit edilmiştir. Divânda Sosyal yapılanma ve gelenekler şairin en çok bahsettiği konular olurken en az bilgi verdiği konular ise; suçlar ve cezalandırma yöntemleri ile haberleşme ve ulaşım araçlarıdır.Anahtar Sözcükler:1. Nâbî2. Sosyal Hayat3. 17.yüzyıl Divân şiiri4. Kültür5. Tarih

17. yüzyılDivan edebiyatıDivan şiiri+5
Sezayi Özçelik
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Feridi ve Divanı

Divan Edebiyatı, yedi asır sürmüş ve bu sürede sayısız eser verilmiştir. Bu eserler geçmişimizi aydınlatan vesikalardır. Bu çalışma divan edebiyatı'nın şairlerinden Ferîdî ve Divânı üzerinedir.Ferîdî, XVII. yy. şairlerindendir. I. Ahmet, IV. Murat gibi şahsiyetlerin zamanında yaşamıştır. Kendisi Erzurumludur. Ferîdî iyi bir eğitim almıştır. Mezuniyetinden sonra da Tokat, İstanbul ve Erzurum'da kadılık, müftülük ve müderrislik görevlerinde bulunmuştur. Küçük yaşta vefat ettiğini tahmin ettiğimiz oğlunun mersiyyesinden Ferîdî'nin evli ve bir aileye sahip olduğunu söyleyebiliriz.Şairin divanın dışında "Zübdetü'l-Kelâm fi Husûli'l-Merâm" isimli bir eseri vardır. Biz çalışmamızda Ferîdî'nin divanını inceledik.Ferîdî Divanının kütüphanelerde ulaşabildiğimiz bir nüshası vardır. İstanbul Üniversitesi Ktp. T.2909 numaralı olan nüsha metnin oluşturulmasında kullanılmıştır. Bunun yanında şairin Arapça yazmış olduğu ?Zübdetü'l-Kelâm fi Husûli'l-Merâm? adlı eserindeki şiirler de divana alınmıştır. Şiirler transkribe edilerek, klasik divan tertibine göre sıralanmıştır.Ferîdî divanında 2 kaside, ikisi Farsça 3 tahmis, on ikisi Farsça 354 gazel, 1 rübai, biri Farsça 16 kıta, 2 nazm, ikisi Farsça 12 matla ve üçü Farsça, biri Türkçe-Farsça mülemma 81 müfret olmak üzere toplam 471 manzume vardır.Çalışmamızın birinci bölümünde Ferîdî'nin Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri işlenmiştir. Ferîdî'den bahseden biyografik eserler incelenerek şairin biyografisi oluşturulmuştur. İkinci bölümde divanın şekil ve muhteva özellikleri geniş çaplı incelenmiştir. Ferîdî'nin hayatı ve edebî kişiliği incelendikten sonra üçüncü bölümde ?Transkripsiyonlu Metin? verilmiştir. Daha sonra ise dizin çalışması eklenmiştir.Ferîdî, Arapça ve Farsça'yı da bilmektedir. Şiirlerinde Türkçe'yi başarılı bir şekilde kullanmıştır. Atasözleri ve deyimlerden de faydalanmıştır.Ferîdî, başarılı bir şairimiz olup, kültür tarihimiz içinde yerini almıştır.Anahtar Kelimeler: Feridi, Dîvân, Ferîdî Dîvânı, Zübdetü'l-kelâm fi husûli'l-merâm.

17. yüzyılDivan edebiyatıEski Türk edebiyatı+3
Mohamed L. Awad İbrahim
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni bir disiplin olarak metin dilbilim ve Türk edebiyatına metin dilbilimsel bir yaklaşım

?Yeni Bir Disiplin Olarak Metin Dilbilim ve Türk Edebiyatına MetinDilbilimsel BIr Yaklaşım? başlığını taşıyan bu tez, 20. yüzyılda özellikle batıdahızla gelişen bir disiplin olarak metin dilbilimin, edebî metne yaklaşımını veedebî metin üzerindeki uygulanabilirliğini konu almaktadır.Edebî metin, edebî faaliyetin gerçekleştiği düzlem olması yönüyleedebiyatın; dilin özel bir mesajı yansıtacak biçimde düzenlendiği bir metin türüolması yönüyle de metin dilbilimin araştırma ve inceleme alanına girmektedir. Buçalışmanın amacı, da metin dilbilimin ortaya çıkışı ve gelişim aşamalarınıtanıtmak, metin dilbilimin geliştirdiği metinsellik ölçütlerini irdelemek ve meitndilbilimsel kavramların edebî metin üzerindeki uygulanabilirliğinideğerlendirmektedir. Bu anlamda, metin dilbilimsel yaklaşımlardan hareketleedebî metinler üzerinde yapılan çözümlemeler, yeni bir edebî metin incelemeyöntemi olarak değil, metnin farklı seviyedeki birimleri arasındaki etkileşimleriaçıkladığından, metnin incelenmesi sürecine önemli katkılar sağlayayabilecekbir yaklaşım olarak görülmektedir.Bu tezin kapsamı, dilbilimin tarihçesi, metin dilbilimin temel özellikleri,metin dilbilimin edebiyat ile ilişkisi, metin dilbilimin temel unsurlarının edebiyatayansıtılması ve Türk edebiyatı metinlerinde metin dilbilimin uygulanmasını içinealmaktadır.Tezimizin hazırlanmasında terkîbî/sentezci bir yöntem uygulanmıştır.Metin dilbilim alanında yayımlanmış olanbilgiler birçok farklı kaynaktanderlenerek, bir kuramsal bütün oluşturulmuş, ardından da oluşmuş bu kuramsalbütünbirden fazla değişik alandaki metin üzerinde uygulanarak, etkinliğininortaya konması çalışılmıştır.Bu çalışmanın uygulamalı bölümü için seçilen edebî metinlerden Attilaİlhan'ın Sisler Bulvarıadlı şiiri, Sait Faik Abasıyanık'ın Müthiş Bir Tren adlı2hikayesi, Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar romanı ve Haldun Taner'in Keşanlı AliDestanı adlı tiyatrosu üzerine yapılan metin dilbilimsel çözümlemeler sonucundaanlaşılmıştır ki, edebî metnin birbirinden farklı seviyedeki birimleri, bazıetkileşimlere girerek, ahenkli bir bütünü ortaya koymaktadır. Metin dilbilimingeliştirdiği bağdaşırlık, tutarlılık ve metinlerarasılık kavramları da, edebî metninbütünselliğinin anlaşılmasında son derece gerekli birer süreç olduğuanlaşılmıştır.Anahtar Sözcükler: Metin Dilbilim, Edebî Metin, Metinsellik Ölçütleri,Bağdaşırlık, Tutarlılık, Metinlerarasılık.

Edebi metinlerEdebiyatMetin dil bilim+2
Murat Lüleci
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Bursalı Murad Emri ve Divanı

İçindekiler, Kısaltmalar, Önsöz ve ?19. Yüzyılda Divan Şiiri ve Değişim? başlıklı Giriş'ten sonra üç bölümden oluşan çalışmamızın I. Bölümünde ?Divan Şiirinin Sonbaharında Bursa'da Bir Yabangülü; Murad Emrî Efendi? genel başlığı altında A. Şairin hayatı, B.Eserleri, C.Edebî Kişiliği; burada 1.Şairliği üzerine kaynaklarda söylenenler, 2.Kendi sanatı hakkındaki düşünceleri, 3.Şiir tenkitçiliği, 4.Edebî kişiliğine etkisi olanlar, 5.Şairliğinin etkileri, 6.Ehl-i beyt sevgisi, 7.Eğitim anlayışı, 8.Bir tahmis şairi olarak Murad Emrî Efendi konuları üzerinde durulmuştur. Daha sonra D.İş yaşamı ele alınarak sırasıyla: 1. Matbaacı kimliği ve Matbaa-i Emrî, 2.Kütüphaneci, Kitapçı kimliği ve Kütüphane-i Emrî, 3.Gazeteci kimliği; Fevâ'id, Bursa ve Sanayi gazeteleri işlenmiştir.II. Bölümde Murad Emrî Divanı'nın değerlendirilmesi yapılmış; A.Şekil özellikleri incelenmiştir. Divanın şekil yönünden incelenmesinde her nazım şeklinin sayısı, divanda kullanılan vezinlerin oranlarıyla kafiye ve redif tek tek ortaya konmuş, istatistikî tabloyla gösterilmiştir. Şairin şiir diliyle ilgili ayrıntılı bir inceleme yapılmış, dil ve üslup özellikleri ortaya konulmuştur. B.Divanın muhtevasında dikkati çeken hususiyetler ele alınarak 1.Tasavvuf-din, 2.Aşk, 3.Sevgili, 4.Âşık, 5.Rakip, 6.Şarap, 7.Sosyal hayat altında; a.Tarihî-Efsanevî kişiler, b.Ferdî şikâyetleri ve istekleri, c.Gönül, d.Şehirler, e.Vatan-Gurbet, f.Yaşam konuları ele alınmıştır. 8.Murad Emrî Efendi'nin Bursalı diğer şairlerle münasebetleri konu edilmiştir. C.Divanın gelenek dışı nitelikleri ve değişimler incelenerek bölüm tamamlanmıştır. Divan-ı Murad Emrî'de farklı nazım şekillerinden toplam 918 manzume bulunmaktadır. Bunların 474'ü gazel, 139'u tahmis, 136'sı kıt'a, 89'u muhammes, 47'si müfret, 18'i muhammes kıt'a, 6'sı mersiye, 2 kaside şeklinde yazılmış münacat, 1 terkib-i bent, 1 terci-i bent, 1 murabba, 2 tarih, 1 mesnevi şeklinde yazılmış mezar şiiridir.Sonuç bölümünde tezimizde ulaşılan sonuçlar özetlenmiştir. Bibliyografyaya Murad Emrî ile ilgili günümüze kadar yapılan yazma, basma ve günümüz alfabesiyle yapılan çalışmaların tümü alınmaya çalışılmıştır. Divan metninden önce metnin oluşturulmasında tutulan yolla metinde kullanılan kısaltmalar birlikte verilmiştir. Çalışmamız genel bir dizinle sona ermektedir.Danışmanı: Prof. Dr. İsmail Hakkı AKSOYAKAnahtar Kelimeler: Murad Emrî Efendi, Dîvân, Bursa, Bursa, Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı, Şiir.

BursaDivan edebiyatıDivan şiiri+4
İbrahim İmran Öztahtalı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Türk masallarında kılık değiştirme

?Anadolu Türk Halk Masallarında Kılık Değiştirme? adlı tezde Anadolu coğrafyasında anlatılan masallarda geçen ?Kılık Değiştirme? motiflerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çerçevede bugüne kadar çeşitli araştırmacıların Anadolu'dan derlemiş oldukları masallar okunup incelenmiş, tespit edilen kılık değiştirme motifleri sınıflandırılmış ve bunların gerçekleşme biçimleri ve hangi durumlarda gerçekleştikleri ele alınmıştır. Mutlaka olağanüstü bir şekilde gerçekleştiği görülen kılık değiştirmenin masallarda önemli bir yeri olduğu ve kimi zaman kahramanların zor zamanlarında onlar için bir kurtuluş yolu olduğu kimi zaman da birer ceza olarak meydana çıktığı belirlenmiştir. Bu motiflerin masalın önemli unsurlarından biri olduğu sonucuna varılmış, hatta masaldan çıkarıldığı zaman masalın kuru bir anlatımdan öteye gidemediği sonucuna varılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. Masal,2. Motif,3. Kılık Değiştirme,4. Anadolu,5. Halk

DeğişimGiysilerKarakter+4
Essin Kaplan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Fahir Onger'in hayatı, sanatı ve eserleri

Çalışmamızda toplumcu gerçekçi bakış açısına uygun olarak eleştiri, inceleme,deneme ve kitap tanıtma yazıları kaleme alan Fahir Onger'in yazılarını, edebî fikirleri doğrultusunda incelemeye çalıştık. Bunun yanında Fahir Onger'in yazı hayatının ilk edebî mahsulleri sayılabilecek hikâyelerini de değerlendirdik.Üç bölüm halinde düzenlediğimiz çalışmamızın ilk bölümünde Fahir Onger'in hayatını inceledik. İkinci bölümde ise öncelikle edebî kişiliğini, bu kişiliğin oluşmasında etkili olan faktörleri, eleştirmenliğinin, denemeciliğinin ve hikâyeciliğinin özelliklerini ele aldık. Ayrıca bu bölümde, Fahir Onger'in inceleme, eleştiri, deneme ve kitap tanıtma yazıları doğrultusunda edebî fikirlerini de ortaya koyduk. Fahir Onger'in basılmış tek müstakil eseri olan Bugünkü Şiirimiz adlı antolojisinin tanıtımına da bu bölümde yer verdik.Çalışmamızın son bölümünde ise Fahir Onger'e ait altı hikâyenin ayrıntılı bir şekilde değerlendirmesini yaptık. Fahir Onger'in hikâyelerinin birer hikâye denemesi olmaktan öteye geçemediğini ve edebî yönden başarılı olduklarını söylemenin yanlış olacağını belirtmek gerekir. Bu nedenle, yazarın hikâyeciliği, eleştirmenliğinin çok gerisinde kalmıştır denilebilir. Onger'in denemelerinde ise eleştirel tutumunu sürdürdüğünü anlamak mümkündür.Fahir Onger, yazı hayatının ilk dönemi olarak adlandırabileceğimiz 1940-1955 yılları arasında kaleme aldığı inceleme, eleştiri ve tanıtma yazılarında toplumsal gerçekçiliğin tüm özelliklerine sadık kalmıştır; ancak bu doğrultuda kimi zaman öznel yorumlarda bulunmuştur. Eleştirmen, yazı hayatının ikinci döneminde ise (1965 -1971) yorum ve değerlendirmelerinde daha nesnel ve sistemli bir tutum izlemiştir.Fahir Onger, eleştiri ve incelemelerinde yazarın/şairin dünya görüşüne, insanı ele alış biçimine ve eserinde ortaya koyduğu özgünlüğe oldukça önem vermiştir.Anahtar Sözcükler1. Fahir Onger2. Toplumcu Gerçekçi3. Eleştiri4. Hikâye5. Toplum ve İnsan

BiyografiEdebi eserlerEdebiyat+4
Canan Uğurdağ
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk anlatı geleneğinde kahraman, mitoloji, iktidar ilişkisi

Bu çalışmada, farklı tarihsel dönemlere ait kahramanların, benzer değerler bütününe gönderme yaptığını mitolojik çözümleme yöntemi kullanarak ortaya koymak amaçlanmıştır. Aynı zamanda, bu kahramanların, zaman içerisinde iktidar kavramıyla ilişkilerindeki dönüşümlerin de gün ışığına çıkarılması hedeflenmiştir. Bu nedenle tezde, Oğuz Kağan, Bamsı Beyrek, Karaoğlan ve Tarkan gibi kahramanlar seçilmiş ve bu kahramanların anlatıları yakın okuma yöntemiyle çözümlenmiştir.Türk kültürünün İslamiyet öncesi metinlerinden Oğuz Kağan Destanı, İslami dönem metinlerinden Bamsı Beyrek Hikâyesi ve 20. yüzyıl çizgi romanlarından Tarkan ve Karaoğlan mitolojik bağlamda okunduğunda, kahramanların aynı kültür evreninden geldikleri görülmüştür. Bununla birlikte, aynı kültür evrenine gönderme yapan bu metinler, tarihsel süreklilik içerisindeki kahraman algısındaki dönüşümleri de açığa çıkartmaktadır. Üç ana bölümde yürütülen tartışmada elde edilen sonuçlar şu biçimde sıralanabilir:İlk bölümde incelenen Oğuz Kağan, arketipik ve göksel bir kahraman olarak iktidarın tam merkezinde yer alır ve hem tanrısal, hem siyasal, hem de örfi iktidar biçimlerini ?kut? kavramı ekseninde kendinde toplar. Merkezde ve gökte olan kahramanın iktidarla bağlantısı kolektif bilinçdışı ile ilişkilendirilerek ?arketip? kavramıyla birlikte okunduğunda, Oğuz Kağan'ın uygarlaştırıcı bir kahraman olarak kendilik arketipine ulaştığı görülür.İkinci bölümde çözümlenen Bamsı Beyrek'in bir kahraman olarak coğrafyada yayılmasıyla dünyevileşmesi arasında bir ilişki bulunmaktadır. Kahramanın bu biçimde dünyevileşmesi mevsimsel doğa döngüleriyle ilişkilendirilmesine olanak sağlar. Kahramanın bu dönüşümü iktidara bağlı merkezinin değişmesine neden olmuştur. Dünyevileşen kahramanın göksel olanla bağlantısını sürdürmesine karşın ?kut? kavramıyla ilişkisinin zayıfladığı tespit edilmiştir.Üçüncü bölümünde Karaoğlan ve Tarkan çizgi romanları, geleneğin icadı ve imhası bağlamında değerlendirilmiştir. ?İcat edilmiş gelenek? ve ?fake-lore? yani ?sahte-folklor? kavramlarından yola çıkılarak çözümlenen metinler ?fake-tip? yani ?sahte-tip? kavramından esinlenilerek ?kırkyama kahraman? olarak değerlendirilmiştir. Kahramanın arketipten, sahte-tipe dönüşmesinin onun iktidarla olan ilişki biçimini de değiştirdiği gözlemlenmiştir. Kırkyama kahramanların siyasal iktidarın erki altında, kahramanın doğasında var olan erginleme aşamalarını yitirdikleri saptanmıştır.Bu çalışmada, kültürün kahraman üretme ve tüketme dinamiklerinin metinlere yöneltilecek mitolojik yakın okuma yöntemiyle açığa çıkartılabileceği görülmüştür. Sonuç olarak kahramanın geleneği restore eden doğal döngüsünü sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi için iktidarla ilişkisinin önemli olduğu saptanmıştır.Anahtar Sözcükler1- Kahraman ve iktidar ilişkisi2- Mitoloji3- Kut ve töre4- Folklor5- Arketip

HikayeKahramanlarMitoloji+3
Evrim Ölçer Özünel
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Safahat'ta özlü sözler

Bu çalışmamızda XX. yüzyıl başlarında, şiirleriyle Türk edebiyatında önemli bir yer edinen Mehmet Âkif Ersoy'un Safahat adlı şiir kitabından seçtiğimiz atasözü gibi kısa ve özlü anlatıma sahip metinleri kaynak, muhtevâ âhenk ve fonksiyon bakımından değerlendirdik. Çalışmamızda büyük oranda klasik şiir inceleme metotlarını kullandık. Ancak metinlerin bir kısmını bağlamından kopardığımız için kimi zaman bu metotların dışına taşmak durumunda kaldık. Bu durumlarda ise atasözleri ve deyim gibi kısa, kalıp ifâdeleri değerlendiren tahlil metotlarına başvurduk.Çalışmamızın temel amacı, sanatçının şiir söyleme gücünün ve Türk edebiyatındaki rolünün anlaşılmasına hizmet etmektir. Bu çalışma sonunda Mehmet Âkif'in bazı mısra ve beyitlerinin klasik edebiyatımızda îcâz olarak isimlendirilen ?az sözle çok şey söyleme? niteliğine sahip olduğunu tespit ettik. Bu mısra ve beyitlerin tıpkı atasözleri gibi bilgece oluşturulduğunu, halk arasında yüzyıllarca yaşayabilecek özelliklere sahip olduğunu gördük. Ayrıca Safahat'ın, kuralları kendi içinde saklı bulunan daha önce Türk edebiyatında bir benzerinin görülmediği âdeta yeni bir tür olduğu kanâatine vardık.

AtasözleriDeyimlerEdebiyat+3
İsmail Alper Kumsar
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

XIX. yüzyıl halk şiirinde toplumsal hayatın izleri

Tez çalışmamız on iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Âşık edebiyatı ve XIX. yüzyıl Halk şiiri hakkında bilgi verilmiş ve şiirleri incelenen âşıkların hayatları hakkında kısaca bilgiler verilmiştir.Her bölümde incelenen şiirler farklı başlıklar altında toplanmış verilen bilgileri tanıklayarak şiirlerden alıntılar yapılmıştır.Çalışmada elde edilen bilgiler ?sonuç? başlığı altında verilerek değerlendirmeler yapılmıştır.Çalışma kaynakça ve Türkçe ? İngilizce özetle sona ermiştir.Anahtar Kelimeler:1. halk edebiyatı2. halk şiiri3. XIX. yüzyıl4. âşık5. toplumsal hayat

19. yüzyılAşık edebiyatıHalk şiiri+2
Ayşe Bilgin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Cemil Meriç'in denemeleri üzerine bir inceleme

Cemil Meriç'in denemeleri hakkında yapılan bu çalışmada, ilk olarak deneme türünün tanımı, tarihi gelişimi, Türk edebiyatındaki seyri ele alınıp değerlendirilmiştir. Cemil Meriç'in deneme kitapları, özellikle Bu Ülke ve Mağaradakiler adlı eserleri, muhtevâ ve anahtar kavramlar açısından ele alınmıştır. Çalışma boyunca denemelerde belli kavramların konu olarak sıkça işlendiği görülmüştür. Meriç'in edebiyat, sanat, kültür, medeniyet, tarih gibi kavramları bir problem olarak değerlendirdiği anlaşılmıştır. Meriç'in denemelerde öz olarak muhtevâyı bu anahtar kavramlarla biçimlendirdiği kanaatine ulaşılmıştırBu çalışmada, edebî eserin ilkelerinden amaç- mahiyet -fonksiyon kavramları, Meriç'in denemelerine ve sanat anlayışına uygulanmıştır. Denemelerin mahiyetinde kelime ve kavramların çok çeşitli olduğu tespit edilmiştir. Denemeci Meriç'in kendi uslûbunu denemelere etkili biçimde uyguladığı fark edilmiştir. Cemil Meriç'in Doğu ve Batı medeniyetlerinden edindiği birikimleri bir sentez oluşturma amacıyla kazandığı anlaşılmıştır. Doğu ve Batı sentezinin özünün günümüz Türkiye'sinde aydınlar ve kendi okurlarınca anlaşılmasını istediği fark edilmiştir. Edebiyat eğitimi ve öğretimi yoluyla denemelerin işlevsel biçimde eğitime malzeme olarak kullanılabileceği görülüp bununla ilgili örnek uygulamalar, bu çalışmada yapılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. Cemil Meriç2. Bu Ülke, Mağaradakiler3. Deneme türü4. Muhtevâ ve anahtar kavramlar5. Eğitim

DenemeEdebiyatEğitim+2
Mehmet Akif Sümer
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Nâkâm Divanı

Nâkâm, 19. yüzyıl dîvân şairlerindendir. Nâkâm hakkında bilgi veren tek kaynak şairden birkaç cümle ile söz eden Tuhfe-i Nâilî'dir. Şairin ulaşılabilen tek eseri Dîvân'ıdır. 239 manzumeden oluşan Dîvân'da toplam 14 aruz kalıbı kullanılmıştır. Eserde belirleyici olan nazım şekli ise gazeldir. Gazellerin ikisi hariç hepsi 7 beyitlidir. Şair, Sultan Abdulhamîd için 35 beyitlik bir de kasîde yazmıştır. Eserden hareketle şairin eğitimli bir şair olduğunu söyleyebiliriz. Şairin şiirlerinde yer yer sade söyleyişlere rastlansa da genel olarak sade bir dil kullandığını söyleyemeyiz. Şeyh Gâlip ve Fuzûlî'ye nazîreler yazan şairin şiirlerinde güçlü bir biçimde Fuzûlî etkisi vardır.Anahtar Sözcükler:1.Nâkâm Divanı2.19. Yüzyıl3.Şekil4.Muhteva5.Metin

19. yüzyılDivan edebiyatıDivanlar+1
Nesrin Sağlam
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Elçin'in povestlerinde dil ve üslup

Bu çalışma, Azerbaycan Edebiyatının önemli yazarlarından Elçin Efendiyev'in ?Toyuğun Diri Galması? ve ?Dolça? isimli povestleri üzerine yapılan bir dil ve üslûp incelemesidir.Çalışmamız, üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölümde Elçin'in dili ve üslûbu morfolojik, fonolojik ve leksikolojik açıdan toplam yirmi sekiz alt başlıkta değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmede Elçin'in povestlerinde yer alan her türlü dil unsurunun standart gramer kitaplarında ve sözlüklerde bulunmayan farklı kullanımlar olmasına dikkat edilmiştir. Çalışmamızın bu noktasında Eski Anadolu Türkçesinin dil özellikleri ve Azerbaycan Türkçesinin ağız özellikleri povestlere yansıdığı şekliyle tespit edilmiştir. Birinci bölümde üslûp kısmında povestler üzerinde bakış açısı ve anlatım teknikleri açısından da çalışma yapılmıştır. İkinci bölümde bu iki povestin Türkiye Türkçesine aktarıldığı metinlere yer verilmiştir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise her iki povestin Kiril alfabesinden Latin alfabesine yapılmış transkripsiyonuna yer verilmiştir..Anahtar Kelimeler: Elçin Efendiyev, Azerî edebiyatı, povest, dil ve üslûp,

Azeri edebiyatıDilEfendiyev, Elçin+1
Sinem Arısoy
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakırlı Azmî ve Dîvânçesi (İnceleme-metin- indeks)

Bu çalışma, Diyarbakırlı Azmî'nin hayatı, edebi şahsiyeti, eserleri, şiir tekniği hakkında bilgi vermeyi ve Azmî Divançesi'nin tenkitli metnini oluşturmayı amaçlamaktadır.Asıl adı Ahmet olan Azmî XIX. yüzyıl divan şairlerindendir. Diyarbakır'da doğan şair, İstanbul, Erzurum, Bitlis, Şam, Halep, Irak ve Hicaz bölgelerini dolaştıktan sonra memleketine dönmüş ve 1831 yılında burada vefat etmiştir.Kendisini din, tasavvuf ve edebiyat alanlarında yetiştiren Azmî, tespit edebildiğimiz kadarıyla, biri ?Divançe?, diğeri mesnevi nazım şekliyle yazdığı ?Miftahü'l-ma'âni? isimli bir rüya tabiri olmak üzere iki manzum eser yazmıştır.İki bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde, Diyarbakırlı Azmî'nin hayatı, eserleri ve şiir dünyası kaynaklarda bulunan bilgiler ve şairin eserlerinden elde edilen bilgiler birleştirilerek ortaya konulmuştur.İkinci bölümde ise Divançe'nin, katalog taramaları sonucu tespit edilen iki nüshası karşılaştırılarak, Diyarbakırlı Azmî Divançesi'nin tenkitli metni oluşturulmuştur.Tenkitli metnini hazırladığımız ve toplam 231 manzume ve 1431 beyitten oluşan Azmî Divançesi'nde: ?Mensur bir takriz, 3 kaside, 1 murabba, Nâbî, Râsih, Bâkî ve İlhâmî'nin gazellerine yazılmış 4 tahmis, 1 muhammes, 3 müseddes, 1 terkib-bend, 167 gazel, 14 kıt'a, 12 görsel şiir, 19 muamma ve 6 lügaz? yer almaktadır.Şiir tekniği açısından genel olarak klasik divan şiiri geleneğine bağlı olan şair, söyleyişten çok anlama önem vermiş, bu yüzden vezin ve kafiye kullanımında pek titiz davranmamıştır.Azmî üzerinde; ?Fuzûlî, Bâkî, Şeyhülislam Yahya, Nâbî, İlhamî? gibi şairlerle ?Vâlî, Hâmî, Lebib? gibi Diyarbakırlı şairlerin etkisi görülmektedir. Bu şairler arasında Azmî'yi en çok etkileyen hikemi şiirin en büyük temsilcisi olan Nâbî'dir.Üslup sahibi bir şair olmaktan çok, birçok şairden etkilenmiş bir şiir heveslisi izlenimi uyandıran Azmî'de, yer yer mahallîleşme hareketinin dil özellikleri görülmekle birlikte, ağırlıklı olarak hikemî tarzın ve klasik üslubun söyleyiş özellikleri görülmektedir.Ağırlıklı olarak aşk muhtevalı şiirler yazan şairin dinî ve tasavvufî ögeleri sık kullandığı çok sayıda şiiri de vardır.

19. yüzyılAzmiDivan edebiyatı+4
Mehmet Duymaz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi Kıpçak metinlerinde dini terminoloji

Bu çalışmada öncelikle Kıpçak sözünün teşekkülünden başlanarak çalışmamıza ışık tutması bakımından Kıpçakların tarihinden, Ermenilerin Kıpçaklarla münasebetinden, ayrıca Kıpçak Türkçesi ve Ermeni harfli Kıpçak Türkçesinden bahsedildikten sonra çalışmamızın temel kaynağı ve XVI. yüzyılda Batı Ukrayna'da (Lviv, Kamenets ? Podolsk) yazılmış anonim bir eser olan Armenian ? Qypchaq Psalter adlı eser genel özellikleri ve ses, biçim, sentaks bakımından tanıtılmıştır. Asıl çalışma ise eserde yer alan Türkçe dinî terminolojiyi, bu terimlerin metindeki örneklerini ve tarihî lehçelerdeki biçim ve anlamlarını içermektedir. Bu şekilde eserde yer alan dinî terimlerin tarihî süreç içerisinde aldığı biçim ve kazandığı anlam özelliklerine dikkat çekilmiştir. Bu terimlerin daha ziyade dinî eserlerde ve özellikle Kur'an tercümelerinde dinî hüviyet kazandığı görülmüştür.Anahtar Kelimeler1.Kıpçak Türkçesi2.Ermeni harfli Kıpçak Türkçesi3.Armenian ? Oypchaq Psalter4.Dinî terminoloji5.Tarihî Türk lehçeleri

DinDin diliEdebi metinler+7
Merve Karakaya
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kaide-i Zeban-i Türki(Türk dilinin grameri)

Tezin konusu olan Kaide-i Zeban-i Türkî 1872 yılında İran sahasında yazılmıştır. Azerbaycan Türkçesiyle yazılan bu eser o dönemin standart yazı diline dayanarak kaleme alınmıştır. Ancak söz konusu yazı dili belli bir ağza dayanmaktadır.Eser Türkiye Türkçesine çevrildikten sonra ses ve şekil bakımından incelendi. İnceleme bölümünde eserde tespit edilen dil malzemeleri, bugünkü Güney Azerbaycan Türkçesinin standart yazı dili ve üç ağızla karşılaştırıldı. Söz konusu ağızlar Güney Azerbaycan coğrafyasında batı (Salmas), doğu (Halhal) ve güney (Zencan) diyalektlerine dayanmaktadır. Yazar eserinde kendisinin Halhallı olduğunu söylediğinden dolayı, eserin dili özellikle bugünkü Halhal ağzı ile karşılaştırılmış; sonuç olarak eserin dili bazı bakımlardan farklılaşsa da, Halhal ağzına yakın olduğu tespit edilmiştir.

AzericeAğızlarKaide-i Zeban-i Türki+4
Mehdi Rezaei
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Trabzonlu Emin Hilmi, hayatı, eserleri, edebi kişiliği ve Divanın metni

Bu çalısmada Divan edebiyatının 19. yüzyıl temsilcilerinden Hilmi'nin divanının transkripsiyonu ve değerlendirmesi yapılmıstır.Tezimiz üç bölümden oluşmaktadır. I. Bölümde Hilmi'nin hayatı ve edebi kişiliği kaynaklardan ve kendi şiirlerinden hareketle ortaya konulmaya çalışılmıştır.II. Bölümde divanda yer alan şiirler nazım şekillerine göre incelenmiştir. Bu bölümde şairin vezin, kafiye ve redif kullanımı örneklerle ortaya konulmustur. Hilmi'nin dili ve şiirlerinde kullandığı atasözü ve deyimler açıklanmaya çalışılmıştır.III. Bölümde Hilmi Divanı'nın metni ortaya konmuştur.Sonuç bölümünde Hilmi Divanı'nda karşılaşılan unsurlar genel hatlarıyla ortaya konulmuş ve çalışma tamamlanmıştır.Anahtar Sözcükler1. Hilmi2. Divan Edebiyatı3. Hilmi Divanı4. Trabzon

Divan edebiyatıDivan şiiriDivanlar+6
Muhammed Duman
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
10
Master'sOpen AccessTR

Eski Uygur Türkçesinde olasılık kipliği

Bir dilin konuşurları duygu, düşünce ve tavırlarını söz dizimi içinde belliişaretleyicilerle aktarırlar. Konuşurun istek, kesinlik, zorunluluk, tahmin,şüphe, çıkarım olasılık vb. pek çok anlamı aktarırken yararlandığı bu dilbilgisi işaretleyicilerine kiplik (modality) adı verilmektedir. Kipin anlamındadeğişiklik meydana getirebilen ve sözcenin anlamına netlik kazandırankipliğin alt kategorilerinden birisi de olasılık kipliğidir. Olasılık kipliği; şüphe,tahmin, varsayım, olasılık, kesin olmama durumunu gösteren kiplikkategorisidir.Türkçenin tarihî lehçelerinden Eski Uygur Türkçesinde üç altkategoride incelenen olasılık kiplikleri, tahminî, öznel ve nesnel olasılık kipliğitürlerinde örnekler vermektedir. Eski Uygur Türkçesinde olasılık kiplikleri sayıbakımından azımsanmayacak ölçüdedir. ?sA, -gAy, birök?erser, bolgukergek gibi olasılık kipliği işaretleyicilerinin kullanıldığı Eski Uygur Türkçesinde olasılık anlamının daha çok bağlamdan beslendiğini söylemekmümkündür.

DilbilgisiKiplerOlasılık kipi+1
Seçil Hirik
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Sürdürülebilirlik ve iktidar bağlamında sözel belleğin Türk müzelerinde kullanımı

Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca, iktidarı elinde bulunduran güçler tarafından müzenin nasıl araçsallaştırıldığı müze ve sözel bellek ilişkisi bağlamında bu tezin araştırma konusudur. Bu bağlamda tezde, her biri ayrı bir müze retoriğine sahip Mevlâna Müzesi, Ankara Etnografya Müzesi, Vedat Nedim Tör Müzesi, Gazi Üniversitesi Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi, Yaşayan Müze, İstanbul Modern Müzesi ile Halkevleri Müzecilik Kolları iktidar ve sürdürülebilirlik kurumları olarak değerlendirilmiştir. Buna ek olarak sözlü edebiyat ürünlerinin iktidarın meşruiyetini kurmada nasıl araçsallaştığı da müzeler ekseninde sorunsallaştırılmıştır.Tezde, sözel bellek bir müze nesnesi olarak değerlendirilmiş ve bu belleğin müze mekânlarında sergilenme biçimleri tarihsel gelişim süreçleriyle birlikte okunmuştur. Üç ana bölümde yürütülen tartışmada elde edilen sonuçlar şu biçimde sıralanabilir:Birinci bölümde sözel bellek temsili ve iktidar bağlamında ele alınan Mevlâna ve Ankara Etnografya Müzeleri, müze mekânının, müze binasının bu anlamda bir efsane üretim alanı olduğunun anlaşılmasını mümkün kılmıştır. Bu haliyle de müzelerin efsane yaratma geleneğini sürdüren mekânlar olduğu saptanmıştır. Söz konusu müzelerin sözel bellekle kurduğu ilişkinin, erken Cumhuriyet dönemi iktidar politikalarına ayna tuttuğu görülür.İkinci bölümde, tezde, kronolojik olarak ele alınan iktidar dönemlerinden biri de tek parti dönemine odaklanılmıştır. Bu dönemin müze üzerinden anlaşılmasını sağlayan kurum ise Halkevleri olarak belirlenmiştir. Halkevleri öncelikle Türk Ocakları ile kurdukları tarihsel ilişki bağlamında değerlendirilmiştir. Bu çalışmayla Halkevleri döneminde yerel kültür unsurlarına bir yaşam alanı tahsis edildiği görülmüştür. Bu yaşam alanın ise, Batılı formlar içinde bir temadan ibaret olduğu görülmüştür. Bu anlamda iktidarın ?geçmişi seçen güç? olarak belirdiği tespit edilmiştir.Son bölümde, Yeni Dünya Düzeni Ekseninde Gelişen Kültür Politikaları,sözel bellek bağlamında Vedat Nedim Tör Müzesi, Gazi Üniversitesi Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi, Yaşayan Müze ve İstanbul Modern Müzesi üzerinden tartışılmıştır. Müzelere özellikle sözel bellek temsilleri bağlamında bakılınca tezde bütünü kurmaya yönelik bütün kuramsal bakışlardan önce müzelerde sözün temsil edildiği görülmüştür. Bunun yanı sıra tarafsız bir kurum gibi algılanan müzelerin aslında baştan ayağa ideolojik bir kurum oldukları anlaşılmıştır.

HalkevleriKültür politikasıMeşruiyet+5
Zehra Sema Demir
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Ninnilerde kadın anlatıcının sesi

?Ninnilerde Kadın Anlatıcının Sesi? adlı bu tez çalışmasında Türk halk ninnileri, erkek egemen toplumda kadının kendi yaşamını ifade edişi yönüyle ele alınmaktadır. Kadının toplumsal düzene , aile yaşamına, geleneklere ve inançlara bakış açısının ninnilerde bulduğu karşılık değerlendirilmektedir.Bu çalışmanın amacı ağıt, mani, türkü gibi diğer anonim Türk halk şiiri ürünleri arasında ninnilerin kadın cinsiyetine ait söylemleri içeren bir tür olduğunu ortaya koymaktır. Bu bağlamda, Türk sosyo-kültürel yapısı içinde kadının ve annelerin değişen algısı paralelinde Türk halk ninnilerin farklılaşan nitelikleri belirlenmeye çalışılmıştır.

Anlatıcılar tipolojisiKadınlarNinni+1
Songül Çek Cansız
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Kırgız Türkçesindeki ünlü ile başlayan fiiller üzerine etimolojik bir inceleme

Bu çalışmada, Kırgız Türkçesi edebî dilinde kullanılan ve ünlüyle başlayan fiiller etimolojik açıdan incelenmeye çalışılmıştır. Fiiller, K. K. Yudahin'in ?Kirgizsko-Russkiy Slovar? adlı sözlüğünden tespit edilmiştir. Çalışma, ?Ön Söz?, ?İçindekiler?, ?İşaretler? ?Kısaltmalar?, I. Bölüm: Giriş?, ?II. Bölüm: İnceleme?, ?III. Bölüm: Bulgular ve Yorumlar: Kök Anlamlarına ve Ek İşlevlerine Göre Fiiller?, ?IV. Bölüm: Sonuç?, ?Kaynakça?, Türkçe ve İngilizce ?Özet? bölümlerinden oluşmaktadır.Çalışmada Kırgız Türkçesindeki tek ünlüden, ünlü ünsüzden, ünlü ünsüz ünsüzden ve ünlü ünsüz ünlüden oluşan fiiller öncelikle, ses düzenleri dikkate alınarak kendi içlerinde tasnif edilmiştir. Tasnif yapılırken, günümüz Kırgız Türkçesi esas alındığı için, uzun ünlüler tek ses olarak değerlendirilmiştir. Bu şekilde incelenen fiiller, ses düzenleri dikkate alınarak, dört maddede ele alınmıştır. Sonra her maddede, o maddeye uyan fiiller alt maddelerde incelenmiştir. Her alt maddede bir fiil kökü incelenmektedir. Fiil kökleri incelenirken, öncelikle Kırgız Türkçesindeki şekli ve anlamları, sonra sırasıyla Eski Türkçedeki ve Etimoloji incelemelerindeki şekilleri ve anlamlarına yer verilmiş, bu kaynaklardaki bilgiler, aynı maddenin sonunda yer alan ?Değerlendirme? kısmında değerlendirilmiş; araştırmacıya ait görüşler ve eleştiriler yine bu kısımda sunulmuştur.Aynı anlam dairesi etrafında toplanan ve ön ve son seslerinde denklikler görülen fiiller Bulgular ve Yorum bölümünde tablolar hâlinde bir araya getirilerek, bugüne kadar tespit edilemeyen dip kökler ile yapım ekleri ortaya konmaya çalışılmıştır.

AğızlarDil bilgisi-eylemKöken bilim+2
Kalmamat Kulamshaev
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Mehmed Nebil ve Divanı

18.yy'ın sonu ve 19. yy'ın başında yaşamış olan Mehmed Nebil Bey'in hayatı, edebi kişiliği ve Divan'ı tezimizin konusunu oluşturmaktadır.Mehmed Nebil Bey'in doğum tarihi belli değildir. Mehmed Nebil, oldukça tanınmış, kültürlü bir aileye mensuptur. Babası şair Halil Nuri Bey'dir. Kızı ise 19. yy'da yaşamış olan meşhur kadın şairlerimizden Şeref Hanım'dır. Mehmed Nebil farklı kaynaklardaki bilgilere göre 1818 ya da 1820 tarihinde vefat etmiştir ve kabri de Mısır'dadır.Tezimizin giriş kısmı üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde şairin hayatı yer almıştır. Daha sonra aile fertleri şairin yetişmesinde önemli görüldüğünden onlardan da ayrı bir başlık halinde bahsedildikten sonra edebi şahsiyetine geçilmiştir. Şair hakkındaki kaynaklar sınırlı olduğundan, ağırlıklı olarak Divan'ındaki kendi şiirlerinden yola çıkılarak saptamalar yapılmıştır. Dil ve üslup özelliklerinden bahsedildikten sonra Divan'daki deyim ve atasözlerine yer verilmiştir. Bu bölümümüzün temel amacı şairi edebiyat dünyasına tanıtmaktır.İkinci bölümde Mehmed Nebil Divanı şekil ve muhteva yönünden incelenmiştir. Gerektiği yerlerde tablolarla konu açıklanmıştır. Nazım şekilleri işlendikten sonra, Divan'daki kafiye ve rediflere yer verilmiştir. Muhteva bölümünde Divan'da yer alan konular ayrıntılı olarak ele alınmıştır.Üçüncü bölümde ise Mehmed Nebil Divanı metin kısmı yer almıştır.Mehmed Nebil Divanı'nda 16 kaside,151 gazel, 103 kıta, 9 murabba, 3 muhammes, 2 tahmis, 1 müseddes, 3 terkib-bend ve 1 adet de mesnevi bulunmaktadır.Mehmed Nebil dini, tasavvufu, gündelik yaşamı ve beşeri aşkı ustalıkla birleştirebilmiş çok yönlü bir şairdir. Dili oldukça sade ve anlaşılır bir dildir.

Divan edebiyatıDivanlarMehmed Nebil
Yasemin Aktaş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Servet-i Fünun romanında zamanın işlevi

Bu çalışmada, ?zaman? unsurunun Servet-i Fünun Dönemi romanlarındaki işlevi belirlenmeye çalışılmıştır. Bugüne kadar genellikle yazar açısından, yapı tema ve dil ve anlatım çalışmaları kapsamında romanın ana unsurlarından biri olarak ele alınan ?zaman?, bu çalışmada merkeze alınmış ve romanın kapısı ?zaman perspektifinden? aralanmıştır. Bu doğrultuda öncelikle zaman konusunda teorik bir araştırma yapılmış, araştırma sonucunda elde edilen bilgiler ışığında metin merkezli bir yaklaşım ve bilimsel bir bakış açısıyla Servet-i Fünun Dönemi romanlarında zamanın hangi yöntemlerle ne gibi işlevlerde kullanıldığı araştırılmıştır.Zamanın gerek metin içi gerek metin dışı etkileri ile roman çerçevesindeki işlevini incelemek, kurmaca olarak romanı, üslup olarak yazarı, dönemi içinde türü tanıma imkânı sağlamıştır. Çalışmanın evreni Halit Ziya Uşaklıgil ve Mehmet Rauf'un romanları merkezinde Servet-i Fünun Dönemi romanları ile anlatı ve zaman konularına temel teşkil edecek yazılı kaynaklardan oluşturulmuştur.Zamanın, mutlak ve parçalanamaz bir bütün olarak algılandığı bu dönemde romanlarımızın olay kurgusunda değişik yollar denenmiş, roman estetiği ve teorisi üzerine düşünülmüştür. Servet-i Fünun Dönemi romanlarında geçmiş, şimdiki ve gelecek zamandan oluşan üç zaman dilimi birbirinden kesin çizgilerle ayrılmıştır. Bu zamanlar arasındaki geçişler bazı tekniklere dayandırılarak yapılmıştır. Bu tutum da dönem yazarlarının eserlerinde zaman değişikliğine giderken bunu bir mantığa oturtmaya çalıştıklarını göstermektedir. Aynı dönemde, aynı düşünce sisteminde yer alan ve pek çok noktada birleşen yazarlarımızın zamanı algılayış ve onu romanlara yansıtış biçimleri farklıdır.Bu doğrultuda; roman düşüncesinin yapılanması ve modern roman tekniklerinin kullanımı bakımından büyük gelişmelere sahne olan bu evrede Tanzimat Döneminin tasvirle başlayan romanlarının yerini eylemle girişlerin aldığı, tasvir, özet, kırılma, eksilti ve sahneleme vb. yöntemlerin uygulamasında taklidin ötesine geçilmeye başlandığı görülür. Kullanılan bu zamansal teknikler kurguda; üzerinde durulup düşünülmesi istenilen davranış ve düşünceleri vurgulamak, önemli olayları ön plana çıkarmak, gereksiz zaman, olay ve ayrıntılardan kurtulmak, kahramanlarının kişilik özelliklerini ortaya çıkarmak, olayları gerçek zamana yakın bir biçimde aktarmak, doruk noktasını belirlemek gibi fonksiyonlar üstlenmiştir. Yazarlarımız eserlerinde vermek istedikleri mesajı zaman sıklığı, anlatma noktası yoğunluğu ile ortaya çıkarmaya çalışmışlardır. Zamanın, dönem romanlarında kişilerde meydana gelen değişimleri göstermek, mekân unsurları ile bütünleşerek kişilerin psikolojilerine derinlik kazandırmak ve bağlantı noktalarını oluşturmak gibi bir işlevi olduğu görülür. Genel olarak sunulan itibarî dünya zamanı da kronolojiktir.Eserlerin olay zamanlarının kurgulanışında tematik kaygının belirleyici olduğu ortaya çıkar. Bu netice bizi dönem yazarlarının romanlarını yazmadan önce tasarladığı düşüncesine götürmüştür. Servet-i Fünun Dönemi romanında zaman, biçimsel bir yönlendirici işlevindedir.Anahtar Sözcükler:1. Servet-i Fünun Dönemi2. Roman3. Zaman4. Yöntem5. İşlev

RomanServet-i Fünun DönemiTürk romanı+2
Gülderen Özdemir
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Yalnızlığın sarkacında insan:Şükrü Erbaş şiirinde dasein ve durèe

Şükrü Erbaş (1953), günümüz Türk edebiyatının önemli şairleri arasında yer alır. İlk şiiri 1978 yılında Varlık dergisinde yayınlanan şair, tutarlı ve başarılı bir çizgide ilerlemiştir. Tema çeşitliliğini önemseyen Erbaş'ın şiirlerinin büyük çoğunluğunda ise açık ya da gizli bir şekilde yalnızlık duygusunun hakim olduğu görülür. Erbaş şiirinde zamanın izinin sürüleceği bu çalışmada, yaşam ve zamanla eş değer sayılabilecek nitelikte olması nedeniyle önemli olan yalnızlık, "dasein" ve "durée" kavramları ile ilişkilendirilmiştir. Bu tez, Şükrü Erbaş şiirindeki zaman ve ona bağlı olarak yabancılaşma, yalnızlık ve yaşam algılarını çözümleyerek, şairin şiirlerini ne denli derin bir felsefi anlayışla kaleme aldığını göstermek ve bu sayede şiirlerine daha anlamlı bir okumayla yaklaşılmasını sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmanın kuramsal arka planınını ise Heidegger felsefesinin "dasein" kavramı ve Bergson felsefesinin "durée" kavramı oluşturmaktadır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde zaman kavramına yaklaşımın çağdan çağa ve medeniyetten medeniyete gösterdiği değişimlere genel olarak yer verilmiştir. İkinci bölümünde ise Heidegger felsefesi ve Bergson felsefesi özetlenerek bahsi geçen "dasein" ve "durée" kavramlarının Erbaş şiirindeki yansımaları örneklerle açıklanmaya; üçüncü ve son bölümünde de Erbaş şiirindeki yabancılaşma ve yalnızlık duyguları "dasein" kavramıyla çözümlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca, şairin şiir öznelerinin dasein yolunda yabancılaşma ve yalnızlık duygularıyla kapıldıkları ruhsal süreç ve böylelikle yaşadıkları sınırları kalkmış bir zaman algısı ise "durée" kavramıyla anlaşılır kılınmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Dasein, Durée, Yabancılaşma, Yalnızlık, Yaşam, Zaman.

EdebiyatErbaş, ŞükrüTürk edebiyatı+6
Gökçe Sena Kökce
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kanûnî Devri ihtişamının Divan Şiirine yansıması (Hayâlî, Bâkî ve Taşlıcalı Yahyâ Divanlarında değerli taşlar)

16. yüzyıl Osmanlı Devleti'nin en parlak devridir. Özellikle Kanûnî Sultan Süleyman'ın saltanat yıllarında devlet siyasî, askerî, ekonomik, sosyal vb. pek çok alanda zirveye ulaşmıştır. Bu durum hiç şüphesiz edebiyata da yansımış ve Divan şiiri bu dönemde üstat şairlerini yetiştirmiştir. Kanûnî Sultan Süleyman'ın lütuf ve ihsanlarına nail olan şairlerden başlıcaları Hayâlî, Bâkî ve Taşlıcalı Yahyâ'dır. Bu tezde, adı geçen şairlerin divanlarında yer alan değerli taşlardan hareketle başta Kanûnî devri olmak üzere 16. yüzyılın zenginliğinin divan şiirine nasıl yansıdığı sorusuna cevap aranmıştır. Söz konusu divanlarda hangi değerli taşların bulunduğu, bu değerli taşlarla kurulan tamlamalar, ilişkilendirildikleri unsurlar seçilen şiir ve beyitler yoluyla araştırılmıştır. Ayrıca tezde, bu divanlarda yer alan değerli taşların kullanım sıklıkları ve kazandıkları farklı anlamlarda incelenmiştir. Çalışmaya redifi değerli taşlarla kurulmuş şiirler de dâhil edilmiştir. Böylece metin merkezli bu tezde "şair-patron" ilgisi de dikkate alınarak, 16. yüzyıldaki ihtişamın Divan şiirine etkisi Hayâlî, Bâkî ve Taşlıcalı Yahyâ divanlarında yer alan değerli taşlar yoluyla ortaya konmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: 16. yüzyıl, Kanûnî Sultan Süleyman, Hayâlî, Bâkî, Taşlıcalı Yahyâ, değerli taşlar.

16. yüzyılBakiDeğerli taşlar+7
Yeliz Toprak
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Divan şiirinde gece (XV. - XVI. yüzyıl)

Gece, Divan şiirinde önemli bir yeri olan zaman dilimidir. Pek çok şair, gece ve geceye karşılık gelen kelimelere şiirlerinde sıklıkla yer vermiştir. Bu tez çalışmasında XV. yüzyıl ve XVI. yüzyılda gece motifinin ele alınış şekli incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmada ilk olarak tez ile ilgili genel bilgilere yer verilmiştir. Gecenin Türk mitolojinde ve Türk kültüründeki yeri, din ile ilgisi vurgulanmıştır. Ayrıca gece ile ilgili benzetmeler ele alınıp geceye karşılık gelen kelimeler üzerinde durulmuştur. Gece kelimesiyle kurulan tamlamalar saptanarak, söz sanatlarıyla birlikte açıklanmıştır. Bir zaman dilimi olarak gecenin kozmik unsurlarla ilgisi ortaya konarak, gece-aşk ilişkisi, geceyle ilişkilendirilen meslek ve tipler ele alınıp âdet ve inanışlara yer verilmiştir. Son olarak gece redifinin kullanıldığı gazellerden bahsedilerek genel bir değerlendirme yapılmış ve bazı çıkarımlar elde edilmiştir.

15. yüzyıl16. yüzyılDivan edebiyatı+4
Gülsüm Funda Boztopraklı
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Füsun Akatlı'nın denemeleri üzerine bir inceleme

Deneme; yazarın özgürce seçtiği bir konuda duygu ve düşüncelerini konuşma havası içinde kaleme aldığı bir düzyazı biçimidir. Deneme deyince Dünya edebiyatında akla ilk gelen isim Montaigne'dir. Bu tezde Cumhuriyet dönemi deneme yazarlarından Füsun Akatlı'nın denemeleri üzerine bir inceleme yapılmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde deneme türü hakkında genel bilgiler verilmiştir. Ayrıca deneme türünün yaygın tanımları, diğer türle ilişkisi açıklanmıştır. Denemenin tarihsel gelişim süreci, Batı edebiyatından hareketle ana hatlarıyla takip edilerek türün Türk edebiyatındaki gelişimi ele alınmıştır. İkinci bölümde Füsun Akatlı'nın hayatı hakkında bilgi verilerek edebi kişiliğine değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise Akatlı'nın denemeleri içerik ile dil ve üslup bakımından ikiye ayrılarak incelenmiştir. Akatlı'nın denemelerindeki içerik; kültürel, dil ve düşünce yazıları olmak üzere üç kısımda toplanmıştır. Akatlı'nın kültürel yazılarında eğitim, edebiyat, tiyatro, müzik, aydın-sanatçı gibi konular ele alınırken dil üzerindeki yazılarında da Türkçenin yanlış kullanımı, dilin yozlaşması, dilin kirlenmesi gibi dil ile ilgili sorunlarına değinilmiştir. Düşünce yazılarında ise siyaset, tarih, eleştiri ve felsefe konularını işlediği vurgulanmıştır. Akatlı, felsefeci kimliğini denemelerine yansıttığı için yazılarında soran, sorgulayan, eleştiren bir üslup kullanmıştır. Dili süsten, gösterişten uzak yalın ve açık bir özelliğe sahiptir.

Akatlı, FüsunDenemeEdebiyat+3
Şehmus Şahin
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Muhibbî divanı'nda rakip

Rakip, Divan şiirinin âşık ve sevgiliden sonraki en önemli tipidir. Bu şiir geleneğinde rakip, genel anlamıyla âşık ile sevgilinin arasına girerek onların kavuşmasına engel olarak görülür. Âşığın gözünde ise kendisi ve sevgili dışındaki herkes rakiptir. Divan şairleri de şiirlerinde rakibi bu çerçevede benzer anlamlara gelecek şekilde söz konusu etmişlerdir. Saltanatı yıllarında Osmanlı Devleti'nin en parlak devrini yaşadığı kabul edilen Kanûnî Sultan Süleyman, aynı zamanda Muhibbî mahlasıyla şiirler kaleme alan bir Divan şairidir. Bu tezde padişah bir şair olarak Muhibbî'nin divanında rakibin nasıl ele alındığı incelenmiştir. Çalışmada, şairin divanında rakip ve rakibe karşılık gelen kelimeler belirlendikten sonra rakibin özellikleri tespit edilmiştir. Ayrıca rakibin benzetildiği kişiler, hayvanlar ve diğer unsurlar da tezde incelenen konular arasındadır. Böylece tezde, padişah şairin rakip algısı irdelenerek, bu algının diğer Divan şairlerinden farkı olup olmadığı da ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu tezle, daha önce bir padişah şair örneğinden hareket edilerek incelenmemiş olan rakip motifinin daha ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

16. yüzyılDivan edebiyatıEdebiyat+3
Mesut Özkan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Faruk Nafiz Çamlıbel'in şiirlerinde anlatısallık

20. yüzyılın başında Türk siyasi ve kültür hayatında egemen olan halkçı eğilimlerin bir sonucu olarak geniş kitlelerin rahatça anlabileceği günlük konuşma üslûbu içinde anlatının yoğun olduğu şiirler yazılır. Tevfik Fikret ile başlayan ve Milli Edebiyat döneminde Türk şiirinin önemli bir vasfına dönüşen bu anlatımcı şiir geleneğinin Cumhuriyet edebiyatının ilk dönemlerindeki en önemli temsilcilerinden biri de Faruk Nafiz Çamlıbel'dir. Şiire Divan edebiyatı zevk ve estetik anlayışıyla başlayan ve Milli Edebiyat anlayışının etkisiyle devam eden Birinci Hececiler'den Faruk Nafiz Çamlıbel, gerek Türk şiirinin dil, muhteva, biçim ve işlev bakımından geçirdiği değişim gerekse dönemin siyasi ve kültürel ikliminin tesiriyle anlatının ön plana çıktığı şiirler yazar. Bu tez, Faruk Nafiz Çamlıbel'in şiirlerini anlatısallık ve anlatı unsurları bakımından değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda Faruk Nafiz Çamlıbel'in şiirleri anlatı, anlatısallık ve anlatı unsurları ( vaka, anlatıcı, karakter, zaman ve mekân) bakımından incelenmiştir. Türk şiirinde anlatı ve anlatısallık geleneği gibi konuların üzerinde durulmuştur. Yapılan bu çalışmayla Faruk Nafiz Çamlıbel'in şiirlerinde Tevfik Fikret ve Mehmet Âkif'in şiirlerinde gördüğümüz klasik anlamda manzum hikâyenin özelliklerinin ötesinde modern şiire yaklaşan bir anlatısallığın egemen olduğu tespit edilmiştir.

AnlatıTürk şiiriÇamlıbel, Faruk Nafiz+1
Mehmet Kural
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çukurkuyu Kasabası sözlü kültürü üzerine bir inceleme

Bir milletin edebiyatı, nesilden nesle aktarılan kültürel öğelerin başında gelir. Kültürel değerler ve edebiyat toplumun yaşantısıyla direkt ilintilidir. Toplumun yaşantısında yaşanan küçük ve büyük olaylar kültürel değerleri ve edebiyatı etkiler. Gelişen ve değişen dünyamızda sözlü kültür ürünlerini yazılı olarak kayıt altına almadığımız takdirde unutulmaya mahkûmdur. Halk edebiyatının ana kaynağı ise halkın meydana getirdiği ürünlerdir. Bu anlayışla "Çukurkuyu Kasabası Sözlü Kültürü Üzerine Bir İnceleme" isimli bu tezde, Çukurkuyu Kasabası'nın sözlü kültür ürünleri ele alınmış ve bu sözlü kültür ürünleri saha araştırmasıyla kaynak kişilerden derlenip incelendikten sonra kayıt altına alınıp sözlü kültür ürünleri hazinesi ortaya çıkarılmıştır. Tezde, sözlü kültür ürünlerinin tanımı ve çeşitleri hakkında bilgi verilmiş, derlenen sözlü kültür ürünlerinin başlıklar halinde sınıflandırılmaları yapılmış ve sınıflandırmaların derlenen sözlü kültür ürün örnekleri ile desteklenmesi sağlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde araştırma alanıyla ilgili bilgiler, araştırmanın arka planı, amacı, problemi, önemi ve kuramsal çerçeve, yöntem hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde tezin yapılma yöntemiyle ilgili bilgiler sunulmuştur. Çalışmanın bulgular bölümünde Anonim Halk Edebiyatı manzum ürünleriyle (mani, ninni, ağıt, tekerleme) ilgili bilgiler verilip Çukurkuyu Kasabası'nda derlenen halk edebiyatı manzum ürünlerinden örnekler sunulmuştur. Anonim Halk Edebiyatı manzum-mensur ürünleri başlığında (bilmece, atasözü, deyim, halk hikâyesi, alkış-kargış) hakkında bilgiler verilip Çukurkuyu Kasabası'nda bu türler için derleyebildiğimiz örneklere yer verilmiştir. Anonim Halk Edebiyatı mensur ürünleri (masal, lakaplara) başlığında ise Çukurkuyu Kasabası'nda tesbit edebildiğimiz ürünlere yer verilmiştir. Çalışmanın sonunda ise sonuç ve öneriler, kaynak şahıslar, kaynakça bulunmaktadır. Çukurkuyu Kasabası'nın sözlü kültür ürünleri saha araştırmasıyla derlenerek kayıt altına alınmıştır. Kaynak kişilerle görüşmeler neticesinde Çukurkuyu Kasabası'nın gerek maddi gerek manevi değerlerinin sözlü kültür ürünlerine yansıdığı saptanmıştır.

Halk bilimiHalk edebiyatıKültür+4
Niyazi Durukan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Reşat Nuri Güntekin'in Dudaktan Kalbe romanındaki niteleme sıfatlarının işlevleri

Bu tezde Reşat Nuri Güntekin'in Dudaktan Kalbe adlı romanındaki niteleme sıfatları incelenmiş, bu sıfatların işlevleri, romanın kurgu ve üslûbuyla olan ilişkisi açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışma Giriş, İnceleme, Değerlendirme ve Sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın konusu, amacı, önemi, kuramsal çerçevesi, yöntemi ve sınırlılıkları ele alınmıştır. Çalışmanın temelini oluşturan inceleme bölümünde niteleme sıfatlarının oluşturduğu tamlamalar, "Sıfat ve İsim Unsurunun Niteliğine Göre Sıfat Tamlamaları" ana başlığı altında incelenmiştir. Bu başlık altındaki tamlamalar "Sıfat + İsim, Sıfat + İsimlik, Sıfatımsı + İsim, Sıfatımsı + İsimlik, Sıfatlık + İsim, Sıfatlık + İsimlik" alt başlıkları halinde sınıflandırılmıştır. Değerlendirme ve Sonuç bölümünde niteleme sıfatları, geçiş sayıları ve yüzdeleri ile beraber tablo ve grafikler yardımıyla sunulmuş, elde edilen verilerden hareketle niteleme sıfatlarının işlevleri ve romanın üslubuyla olan ilişkisi ortaya konulmuştur.

Dil bilgisiDil bilgisi-sıfatDil bilim+5
Hasan Sağlam
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Klâsik Türk şiirinde gül redifli kasideler

Bu çalışma, genel bir bakış açısıyla gül, gülün Klâsik Türk şiirindeki kullanımı ve gül redifli kasidesi bulunan divan şairlerinin şiirlerinin tespit edilerek, bunlardan birkaçının incelenmesini içermektedir. Tezde, öncelikle bir bitki türü olarak gülün tanımı yapılmış, Osmanlı Devleti'nde çiçek ve bahçe kültürü ve bu kültürün Klâsik Türk şiirine yansımaları üzerinde kısaca durulmuş, genel anlamda gül ve gülün şiirimizdeki kullanımına değinilmiş; Necâtî, Fuzûlî, Lâmi`î ve Hayâlî kasidelerinin incelenmesi yapılarak, Basirî, Nev'î, Sâbir Parsa ve Kütahyalı Rahîmî'nin kasideleri ile Hayalî'nin gonca kasidesi metin olarak verilmiştir.Bunlardan Necâtî, Fuzûlî, Lâmi`î Çelebi ve Hayâlî kasideleri nesre çevrilerek beyitler hem anlam hem de edebî sanatlar açısından incelenmeye çalışılmıştır. Ancak sanatlar gösterilirken tüm sanatlar değil, daha çok beytin söylenmesinde esas teşkil eden, şairin sanat gücünü ortaya koyması açısından önem arz eden sanatlar gösterilmiştir. Kasidelerdeki ortak hayal, mazmun ve imajlar ise ?Gül İle İlgili Müşterek Tasavvur ve Kullanımlar? başlığı altında ele alınarak maddeler halinde verilmiştir. Çalışma sonunda tespit edilen önemli hususlar da Sonuç kısmında belirtilmiştir.

Abdulmuttalip İpek
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu sahası türkülerinde renkler

Renklerin tarihsel süreçteki temel anlamları ile insanlar üzerindeki psikolojik etkileri, halk ozanlarının dikkatini çekmiş ve türkülerde sıklıkla bu ifadelere yer vermelerine neden olmuştur. Renk kavramı, halk ozanlarının duygu ve düşüncelerini ifade etmede birer sembol olurken türkülerde de içerik zenginliğini artırmıştır. "Anadolu Sahası Türkülerinde Renkler" başlığını taşıyan bu tezde, Selami Yücel'in Tüm Türküler adlı kitabında geçen 7232 adet türkü taranmıştır. Taranan türkülerden içinde renk ifadesinin geçtiği ve Anadolu sahasında söylenmiş toplamda 697 adet türkü tespit edilmiştir. Tespit edilen türkülerde geçen renklerin, türkülerde hangi anlamlara geldiği ve türkülerdeki kullanım oranlarına ilişkin verileri incelenmiştir. Tezde, renklerin doğuşu, yapılan çalışmalar ve dünya tarihindeki yeri, Türk kültür ve mitoloji tarihindeki önemi, tek tanrılı dinlerde ve tasavvufta hangi manalara geldiği ortaya konulduktan sonra Anadolu türkülerinde hangi anlamlara geldiği sorusuna cevap aranmıştır. Söz konusu kitapta renkleri ifade eden kelimeler ve ilgili tamlamalar, seçilen türküler yoluyla araştırılmıştır. Bu bağlamda, renklerin birbiriyle olan ilgisi, türkülerdeki kullanım sıklığı, türkülerin söz konusu konularına etkisi ile hangi anlamlarda kullanıldığı, tezde incelenen konular arasındadır. Böylece bu tezde, Anadolu türkülerinde renk kavramının nasıl yer aldığı metin merkezli bir incelemeyle ortaya konmaya çalışılmıştır.

AnadoluHalk edebiyatıHalk ozanları+5
Metin Dizoğlu
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

William Faulkner'ın Döşeğimde Ölürken romanı ile Adalet Ağaoğlu'nun Ölmeye Yatmak romanının psikanalitik kuram açısından incelenmesi

Sigmund Freud'un çalışmalarıyla temelleri atılan psikanalitik eleştiri, yazarın psikolojisini, yazarı yazmaya iten bastırılmış arzularını, bilinçdışı dünyasını ortaya çıkarmak, aynı zamanda eserlerini incelemek ve eserlerindeki kişilerin de davranışları altında yatan nedenleri açıklamak amacıyla uygulanmaktadır. Türk Edebiyatından Adalet Ağaoğlu'nun Ölmeye Yatmak adlı eseri ve Amerikan Edebiyatından William Faulkner'ın Döşeğimde Ölürken isimli eserini psikanalitik duyarlıklı bir bakışla inceleyerek iki eser arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları tespit etmeye çalışmak tezimizin amacını oluşturmaktadır. Yaptığımız tez çalışmasında psikanaliz kavramı, psikanalitik eleştirinin ortaya çıkışı ve yaratmanın bilinçdışı kaynakları çeşitli aydınların görüşlerinden yola çıkılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada eserlerin daha iyi anlaşılması ve incelenmesi amacıyla iki yazarın kısa hayatı ve edebi kişiliklerine de değinilmiştir. Bu tezin odak noktası, her iki eseri Freud'un bilinçdışı, id, ego, süperego, rüya analizi, savunma mekanizmaları, oidipus kompleksi gibi temel kavramlarıyla incelemek olsa da çeşitli kuramcıların görüşlerine de yer verilmiştir. Çalışmada her iki eserin kişilerinin davranış ve tutumlarından yola çıkılarak, bunların ardında yatan nedenler araştırmacılara ve okura sunulmuştur.

Amerikan edebiyatıAğaoğlu, AdaletFaulkner, William+4
Funda Kurt
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Katherine Mansfield'ın Bahçede Eğlence adlı öykü kitabı ile Tomris Uyar'ın İpek ve Bakır adlı öykü kitabının psikanalitik açıdan karşılaştırılması

19. yüzyılın sonlarında Sigmund Freud'la sistematik bir hâle gelen ve daha sonra diğer araştırmacılar tarafından geliştirilen psikanaliz, temelde insan davranışlarının çözümlenmesi ve bu davranışların neden-sonuç ilişkisi dâhilinde açıklanmasını amaçlamaktadır. Edebiyatın da temel konusu insan olduğu için edebiyat ve psikoloji birbirini besleyen iki daldır. Bunun en bilinen örneği, Freud'un incelediği Sophokles'in Kral Oedipus adlı eseridir. Freud, bu inceleme ile kendi psikanaliz kuramının temellerinden biri olan 'Oedipus Kompleksi'ni (karmaşası) bulmuştur. Bunun dışında Freud, Dostoyevski'nin eserlerini de edebiyat-psikoloji bağlamında incelemiştir. Türk Edebiyatından örnek verecek olunursa Prof. Dr. Mehmet Kaplan'ın Tevfik Fikret adlı çalışması, Tevfik Fikret'in eserlerinin psikolojik açıdan incelenmesiyle oluşturulmuştur. Bu çalışmada da 1900'lü yıllarda eserler veren, İngiliz Edebiyatının önemli öykücülerinden Katherine Mansfield'in Bahçede Eğlence adlı öykü kitabı ile Türk Edebiyatının 1950 kuşağı etkisindeki öykücülerinden Tomris Uyar'ın İpek ve Bakır adlı öykü kitabı psikanalitik açıdan karşılaştırılacaktır. İki kadın öykü yazarı, farklı coğrafya ve dönemlerde yaşasalar da eserlerinde ortak olarak sıradan insanların yaşamlarını, bu yaşanmışlıklar karşısındaki ruh hâllerini, iç dünyalarını, bastırılmışlıklarını ve var olma çabalarını konu edindikleri için bu çalışma, psikanalitik bağlamda karşılaştırılma açısından uygun görülmektedir.

Karşılaştırmalı edebiyatMansfield, KatherinaPsikanalitik Eleştiri Kuramı+4
Hatice Bengü Erbektaş
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Türkçesi ağızlarında yemek isimleri

İnsanoğlunun temel ihtiyaçlarından biri de beslenmedir. Beslenme ve buna paralel olarak şekillenen yemek ve çeşitleri insanoğlunun yaşamını devam ettirebilmesi için gerekli bir ihtiyaçtır.Beslenme ve beslenmeyle ilgili çeşitli faktörler insanoğlunun yaşadığı mekân ve zamana göre oluşmuş, değişmiş ve gelişmiştir. Bu durumda insanoğlunun yaşayış tarzı da etkili olmuştur. Yerleşik hayata geçişle birlikte coğrafi ve kültürel şartlara bağlı olarak her millete ait beslenme ve yemek kültürü ortaya çıkmıştır.Türk beslenme kültürünün meydana gelmesindeki en önemli faktörler; Türklerin hâkim olduğu coğrafya ve kültürel özelliklerdir. Önceleri göçebe bir hayat tarzına sahip olan Türklerin geçim kaynağına bağlı olarak beslenme kültürünün temeli et ağırlıklıydı. Zamanla yerleşik hayata geçen Türklerin beslenmelerinin temellerinden biri de tahıl ve tahıl ürünleri olmuştur. Bunun en güzel örneğini ise Kaşgarlı Mahmud' un kaleme aldığı ?Divan-ı Lügatit Türk? te görmekteyiz. Bu eserde birçok yemek isimlerine rastlamaktayız. Yusuf Has Hacip de eseri ?Kutadgu Bilig? de sofra ve yemek yeme adabına yer vermiştir.Türk mutfağı sadece Orta Asya kökenli değil, Kafkasya'dan Balkanlara, Kırım'dan Mezopotamya'ya, Doğu Akdeniz'e kadar uzanan bir karışımdır. Bu karışım ise Osmanlılardan kalmıştır. Kaynaklardan öğrendiğimize göre Osmanlı mutfağı başlı başına bir bölümdü. Özellikle yükselme dönemi Fatih Sultan Mehmet zamanında mutfakta çalışanlar ve yemek çeşitleri bunu kanıtlar niteliktedir. Sonuçta Osmanlı saray mutfağı ortaya çıkmıştır. Anadolu Türk mutfağının ise kendini hala yaşattığına şahit olmaktayız. Elbette ki bölgesel olmakla beraber her bölgenin ve yörenin kendine has yemekleri de mevcuttur. Öyle ki artık yemek isimleri yöre ismiyle anılır hale gelmiştir. Adana kebabı, Harput köftesi?Türkiye bölgeden bölgeye hatta ilden ile yemek kültürlerini içinde barındırır. Karadeniz'de mısır ve hamsinin; İç Anadolu' da tahıl ve etin; Ege' de sebze ve zeytinyağının ağırlığı hissedilmektedir. Fakat şunu da unutmamak gerekir ki bölgeleri sembolize eden özellikler coğrafyaya ve bölge insanın geçim kaynağına bağlıdır.Tespit ettiğimiz yemek isimleri tek kelime ya da kelime gruplarından oluşmaktadır. Yapıları bakımından basit, türemiş ve bileşik olan bu isimlerin çoğu Türkçe olmakla birlikte Arapça ve Farsçanın çoğunlukta olduğu yabancı yemek isimleri de mevcuttur. Kelime grubu halindeki yemek isimlerinin çoğu da Türkçe ve yabancı kökenli yemek isimlerinden oluşmaktadır.Sadece bir bölgede kullanılan ve anlamını o bölge insanının bildiği bazı yemek isimleri, farklı bölgelerde farklı anlamlara bürünmüştür.Türk beslenme kültürüne ait bini aşan yemek isimlerinin tespit edilmesi; Türk kültürünü vazgeçilmez bir parçası olan yemeğin çeşitlilik arz etmesi, zengin bir yemek kültürünün olduğunu göstermektedir.Anahtar kelimeler: Türkiye Türkçesi Ağızları, yemek isimleri, Türklerde beslenme kültürü, sözlük

Meliha Kekilli
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Halide Edip Adıvar'ın romanlarında idealize edilmiş kadın karakterler

Halide Edip Adıvar, Türk edebiyatının önemli isimlerindendir. Onun romanlarındaki karakterler, Cumhuriyet ideolojisine paralel olarak Doğulu-Batılı bir senteze bağlı olarak gelişir. O, romanlarında hem Batı hem Doğu kültüründen beslenir ve çeşitli karakterlerle kadın meselesini ele alır. Yazar, Ateşten Gömlek, Seviyye Talip, Handan, Sinekli Bakkal, Vurun Kahpeye, Kalp Ağrısı, Sonsuz Panayır, Zeyno'nun Oğlu, Yeni Turan adlı romanlarında kadın karakterleri idealize ederek irdeler. Yazar, özellikle kadın erkek eşitliği, kadının eğitimi ve toplumsal yaşamdaki yeri gibi konulara ağırlık verir. Halide Edip Adıvar, kadın karakterlerini idealize ettiği romanlarda romantik bir bakış açısı kullanır. Yazarın incelediğimiz romanlarında kadın karakterlerin; eğitim, sosyal ve kültürel yapı, din-inanç, gelenek, güç, iktidar, cinsiyet ve feminizm ekseninde idealize edildiği görülür. Adıvar, kadın karakterleri ağırlıkta olarak millî değerlerle Batılı eğitimi bir sentez halinde birleştirir. Yazar bu şekilde güçlü karakterler oluşturur. Bu çalışmada amaç, Halide Edip Adıvar'ın romanlarında kadın karakterlerinin nasıl ve hangi yönlerden idealize edildiğini tespit etmektir.

Adıvar, Halide EdipKadınlarRoman+2
Mehmet Tilek
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Batılılaşma açısından Tanzimat dönemi Türk romanı

Tanzimat, ana çizgileriyle siyaset, cemiyet ve edebiyat alanlarında göstermiş olduğu değişmeler ve gelişmelerle Türk hayatında önemli bir yer teşkil eder. Tanzimat edebiyatı, Batı edebiyatını örnek alarak varlığını sürdürür. Edebiyattaki değişim Batı'ya, özellikle Fransız edebiyatına, yöneliktir. Sanat anlayışında Doğu ile Batı arasında kalan yazarlar yaşadığı ikilemi eserlerine de yansıtır. Bu sebeple edebiyatımız Doğu ? Batı kültürleri arasında kalır. Batılı gibi düşünmelerine rağmen Doğulu gibi yaşayan sanatçılar zamanla eski edebiyattan uzaklaşırlar.Tanzimat dönemi romanlarının ana konusunu ?Batılılaşma? oluşturur. XIX. Yüzyılda Osmanlı toplum yapısında meydana gelen değişiklikler Türk insanını büyük ölçüde etkilemiştir. Bu süreçte romanın üstlendiği işlevi dikkate almak gerekir. Batı'dan alınan roman türü, çağdaşlaşmanın araçlarından biri olarak kullanılmaya başlanmıştır. Romanı bir eğitim ve Batılılaşma aracı sayan Tanzimat romancıları, bir taraftan Doğu değerlerine bağlı kalarak Batılılaşmak isterken, diğer taraftan Batılılaşmayı Batıya ait değerlere yöneliş olarak ele alıyorlardı. Bu nedenle yazarlar bir ?kültür ikilemi? arasında kalmışlardır. Bu süreçte hem devlet yapısında hem de toplumun kültürel değerlerinde değişmeler olmuştur. Özellikle ahlak yapısında, insan tipinde, eğitim sisteminde, âdetlerde, zevkte ve sosyal alanda önemli ikilikler ortaya çıkmıştır.Anahtar Kelimeler: Tanzimat, Batılılaşma, Edebiyat, Roman, Toplum,

Mustafa Karabulut
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Orhan Pamuk' un Kara Kitap adlı eserinin metinlerarası ilişkiler çerçevesinde incelenmesi

Metinlerarası ilişkiler, en genel tanımıyla bir metnin kendinden önce yazılmış metinlerle olan ilişkisi ilkesine dayanır. Bu ilişki, kullanım özellikleri göz önünde bulundurularak çeşitli kategorilere ayrılır. Postmodernizmin metin çözümleme yöntemlerinden biri olan metinlerarasılık, kuramsal bir inceleme alanı oluşturarak, Dünya edebiyatında olduğu gibi Türk edebiyatında da kendine önemli bir yer edinmiştir. Kuramı, Doğu ve Batı kaynaklarını referans alarak kullanan, Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Orhan Pamuk, metinlerarasılığı en çok kullanan yazarlardandır. Orhan Pamuk' un romancılık kariyerinin dönüm noktası sayılan en önemli eserlerinden biri olan Kara Kitap ise metinlerarası yöntem ve tekniklerinin sıkça uygulandığı bir romandır. Bu çalışma da, Orhan Pamuk' un Kara Kitap adlı eserinde kullanılan alıntı, gönderge, parodi, pastiş, kolaj-brikolaj, klişe, anlatı içinde anlatı gibi metinlerarası tekniklerin detaylandırılıp açıklanması amaçlanmıştır. Romanı kuramsal çerçeve dahilinde ele alırken, Orhan Pamuk' un hayatı ve edebî kişiliği de göz önünde bulundurulmuştur.

DilbilgisiDilbilimKara kitap+5
Elif Egüz
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Şeyhülislâm Yahyâ Divanı'nda rindlik

Rind genel olarak; şeriatın sıkı kurallarına karşı çıkan, meyhaneden çıkmayan, kalender, dünyanın geçiciliğine inanan ve gösterişten uzak olan bir gönül kişisidir. Rindin bu özelliklerinin kaynağını oluşturan anlayış çoğu zaman tasavvufi düşünceyle benzerlik gösterir. Divan şairleri, rindi ve rindliği şiir konusu etmiş ve bu kavramları övmüşlerdir. Katı ve olumsuz yapısıyla rinde zıt bir karakter olan zahide karşı her zaman rindten yana olumlu tavır sergilemişlerdir. Ayrıca rindlik, şairlerin fikir ve hislerini yansıtmak amacıyla ele aldıkları bir kavram olmuştur. Bu tez çalışmasında, öncelikle Şeyhülislâm Yahyâ'nın hayatı, edebi kişiliği ve eserleri üzerinde durulup bunlar hakkında bilgiler aktarılmıştır. Sonrasında rindlik kavramı tanımlanıp özellikleri belirtilmiş, elde edilen bulgular neticesinde XVII. yüzyıl şairi Şeyhülislâm Yahyâ'nın Divanı rindlik açısından incelenmiştir. Yahyâ'nın şiirlerinde rindliğe ait kavramları nasıl işlediği tespit edilip, özellikle din adamı kimliğiyle rindliği hangi şekilde değerlendirdiği sorusuna cevap aranmıştır.

17. yüzyılDivan edebiyatıDivanlar+4
Mehmet Alcan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Klasik Türk edebiyatında ?delilik? kavramı (Fuzûlî, Nâ'ilî, Fehîm-i Kadîm, Şeyh Gâlib Dîvânları ve Fuzûlî'nin ?Leylâ vü Mecnûn? mesnevîsi)

Tasavvufî düşüncenin hâkim olduğu Klasik Türk Edebiyatının söz dağarcığı, madde âlemine ait varlıkları, durumları karşılayan ve gündelik dile ait olan kelimelerden meydana gelmektedir. Bu durum, tasavvufî düşüncenin gündelik dile ait kelimelere tasavvufî anlamlar yüklenmesi suretiyle ifade edilmesinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla da Klasik Türk Edebiyatında kullanılan ve gündelik dile ait olan kelimelerin çoğu, zahirî anlamlarının altında batınî/tasavvufî bir anlam barındırmaktadır. Klasik Türk Edebiyatında, insanlık mertebelerinden birini karşılayan ?delilik? kavramının kullanılış amacı da Klasik Türk Edebiyatının bu özelliğini tam olarak yansıtmaktadır.Klasik Türk Edebiyatında ?delilik? kavramı, birbirinden oldukça farklı olan, hatta birbirinin zıddı olarak değerlendirilebilecek nitelikte iki durumu ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır. Bunlardan ilki, deliliğin gerçek anlamıyla doğrudan bir ilgisi olmayan, yaratılışın doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan ?ikilik? durumunu ifade eden ve çaba sarf ederek bu durumdan kurtulanlar hariç bütün insanlığı kapsayan bir deliliktir.İkincisi ise tıbbın ve inanç sahasının ortak konusu olan, deliliğin gerçek anlamıyla yakından ilgili olan ve aşk sebebiyle ortaya çıkan bir deliliktir. Biri, diğerine zemin hazırlayan veya biri diğerini mümkün kılan iki delilik türünün meydana getirdiği bir süreç hâlinde karşımıza çıkan bu delilik, zahirî ve batınî olmak üzere iki katmanlı bir anlama sahiptir. Çaba sarf edilerek ulaşılabilen bu delilik, aynı zamanda Klasik Türk Edebiyatındaki ?âşık? tipinin farklı bir kimlikle karşımıza çıkmasıdır. İki aşamadan meydana gelen bu delilik, Fuzûlî'nin ?Leylâ vü Mecnûn?unda da Leylâ'nın ve Mecnûn'un şahsında verilmektedir.Sınırlı ve ortak bir malzemeyle şiirlerini söylemiş olan Klasik Türk Edebiyatı şairlerinin şiirlerinde, kelime tekrarlarına sık sık rastlamak mümkündür. Çoğu za¬man, Klasik Türk Edebiyatının sınırlı bir söz dağarcığına sahip olmasının bir so¬nucu olarak değerlendirilebilecek olan bu kelime tekrarları, bazen de söz konusu tekrarları yapan şairin hayatı veya kişiliğiyle ilgili çeşitli ipuçları taşıyabilmektedir.Bu çalışmada, Klasik Türk Edebiyatının ortak malzemesi içinde yer alan ?delilik? kavramının arka plandaki anlamı üzerinde durulmuş ve ?delilik? kavramı eksenindeki kelimeleri şiirlerinde sık sık tekrar eden Fehîm-i Kadîm'in hayatı ve kişiliğiyle söz konusu kavram arasındaki ilişki ve paralellikler tespit edilmeye çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Akıl, aşk, deli, delilik, Leylâ, Mecnûn

Ayşegül Akdemir
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Türk masallarında kardeş ilişkileri

Anlatmaya bağlı edebi türlerden biri olan masallar, ait olduğu toplulukların kültürel ve milli değerlerini içinde barındırmaktadır. Bu değerler, masal anlatıcıları vasıtasıyla kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar ulaşmıştır. Masallar, bir milletin inançlarını, hayata bakışını, adet, gelenek ve göreneklerini kendine has bir üslupla yansıtmaktadır. "Türk Masallarında Kardeş İlişkileri" başlığını taşıyan bu tezde, Türk masalları içerisinde kardeşliğin yeri ve önemi vurgulanarak kardeşlik anlayışının temelleri üzerinde çıkarımlarda bulunulmuştur. Türk masallarında kardeşlik kavramı ve kardeşliğin önemi ile ilgili üvey kardeşlik, kan kardeşliği, kıskançlık, kardeş katli, sevgi, hoşgörü, miras paylaşımı gibi temel etmenlerin kardeşlik üzerindeki etkileri göz önünde bulundurulmuştur. Bilhassa olumsuz kardeşlik ilişkilerinin nedenlerine değinilmiştir. Belirlediğimiz masallardan hareketle neden-sonuç ilişkisi, soru-cevap yöntemiyle kardeş ilişkileri irdelenmiştir.

Halk edebiyatıKardeş ilişkileriKardeşler+4
Hilal Demirkıran
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler ile Murathan Mungan'ın Şairin Romanı eserlerinin varoluşçuluk temelinde karşılaştırılması

Dünya edebiyatında klasik olarak kabul edilen Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler ile edebiyatımızda kendine has bir dil yaratan Murathan Mungan'ın Şairin Romanı eserlerini varoluşçuluk temelinde karşılaştırmak, tezimizin amacını oluşturmaktadır. Dostoyevski ve Murathan Mungan üzerine bugüne dek birçok çalışma yapılmış ama bu iki yazar karşılaştırılmamıştır. Karamazov Kardeşler ve Şairin Romanı ortak varoluşçu temalar; özgürlük, umut, umutsuzluk, ölüm ölümsüzlük, intihar, yabancılaşma, yalnızlık, din, inanç, hiçlik, boşluk, anlamsızlık bağlamında incelenmiştir. Bu ortak varoluşçu temalar öncelikle varoluşçuluğun önemli temsilcilerinden yola çıkılarak açıklanmış ve eserlerdeki ortak temaların karakterler üzerindeki yansımaları ele alınmıştır. Karakterlerin varoluşçu yönleri ortak başlıklar altında toplanarak, benzerlikleri ve farklılıkları ile incelenmiştir. Sonuç olarak, iki eserde de tespit edilen varoluşçu unsurlar ışığında bir değerlendirme yapılmıştır.

Dostoyevski, Fiodor MihayloviçKarşılaştırmalı edebiyatMungan, Murathan+2
Ercan Yiğit
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Şeyh Gâlib Dîvânında zaman

Şeyh Gâlib, Dîvân şiirinin son büyük temsilcisidir. Sembolizmdeki başarısı doruk noktaya ulaşmıştır. Onun şiirlerindeki gizi çözebilmek çok kolay değildir. Şiirlerindeki anlamın arka perdesini görebilmek için, sadece sözcüklerin anlamına bakmak yetmez. Sözcüklere, Klasik şiir geleneğindeki mazmunların kullanımından daha ötede anlamlar yüklemiştir.Zaman kavramı, oldukça soyut ve anlaşılması güç bir kavramdır. Bu kavram, dilde de birçok sözcükle karşılanmıştır. Bu çalışmada, Gâlib'in zaman ifade eden sözcüklere, kelime anlamı dışında nasıl anlamlar yüklediği üzerinde durulmuştur. Aynı zamanda metin içerisindeki anlamı doğrultusunda zaman ifade eden sözcükler değerlendirilmiştir. Bu çalışmada zaman ifade eden kavramların ve sözcüklerin Gâlib tarafından nasıl algılandığı değerlendirilmeye çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler : Dîvân Şiiri, Şeyh Gâlib, sembolizm, zaman,

ZamanŞeyh Galib
Kübra Yerlikaya
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Malatyalı Aşık Birfani (Hayatı, sanatı ve şiirleri)

Türkler sık sık yurt değiştirerek çok geniş bir coğrafyaya yayılmış, birçok kültürün etkisi altında kalarak farklı uygarlıklar yaşamışlardır. Bundan dolayı edebiyat geleneğimiz Orta Asya'dan günümüze kadar değişip gelişmiştir. Sözlü edebiyat geleneğimizde kopuz eşliğinde sanatlarını icra eden ozanlar, aynı zamanda hekimlik, büyücülük, din adamlığı gibi görevler üstlenmişlerdir. Ozan-baksı veya destan geleneğiyle başlayan İslamiyet öncesi halk şiiri, Anadolu'da İslam kültürünün etkisiyle yeni bir biçim ve öz kazanmıştır. 11. yüzyıldan itibaren Orta Asya'dan özellikle Horasan'dan gelen dervişlerin etkisiyle tanrı aşkını dile getiren dinî ? tasavvufî mahiyetteki şiir geleneği, Yunus Emre ile Anadolu'da en parlak dönemini yaşamıştır. Dinî mahiyetteki bu edebiyat geleneği Anadolu'da 15. yüzyılın sonlarına doğru yerini âşıklık geleneğine bırakmıştır.Ozan - baksı geleneğinin devamı olarak kabul edilen âşık şiirinin ilk dönemleri hakkında fazla bir bilgimiz yoktur. Bundan dolayı 16. yüzyıl âşık şiirinin hazırlık dönemi gibidir. Karacaoğlan, Âşık Ömer ve Gevherî gibi birçok ünlü âşığın yetiştiği 17. yüzyıl ise âşık şiirinin en parlak dönemidir. Bu parlak dönemden sonra durgunluk yaşayan âşık şiiri, 19. yüzyılda yeniden zirve heyecanını yaşamıştır. 20. yüzyılda eski önemini kaybeden âşıklık geleneği, günümüzde çağın şartları doğrultusunda biraz değişerek varlığını devam ettirmektedir.Kültür varlığımızın önemli bir bölümünü oluşturan âşıklık geleneği geçmişe göre biraz zayıflamış olsa da günümüzde özellikle Doğu Anadolu, Güney Anadolu ve İç Anadolu bölgelerinde canlı bir şekilde yaşatılmaktadır. Malatya, âşıklık geleneğinin sürdürüldüğü birkaç ilden biridir. Malatya yöresinde yüzyıllar boyunca pek çok âşık yetişmiştir. Niyazi Mısrî, Derviş Muhammed ve Şah Sultan'la başlayan Malatya âşıklık geleneğinin günümüzdeki en önemli temsilcilerinden biri de Birfâni'dir.Bu çalışmamızda Malatya âşıklık geleneğinin yaşayan güçlü temsilcilerinden Âşık Birfâni'nin hayatını, şiirlerini ve âşıklık geleneği içerisindeki yerini çeşitli yönleriyle değerlendirmeye çalıştık. Türk kültüründe ve Malatya'da âşıklık geleneğiyle ilgili bilgiler verdikten sonra, Birfâni'nin hayatını ve yakın çevresini tanıttık. Daha sonra âşıklık geleneğindeki yerini belirlemeye çalıştık.Rüyasında bade içtikten sonra halk şiirine yönelen, mahlas kullanan, saz çalan, dedim ? dedi ve leb-değmez tarzlarında şiirleri olan, Sefil Selimî gibi usta bir âşıktan feyiz alan Birfâni, âşıklık geleneğini her yönüyle sürdüren âşıklarımızdandır. Birfâni'nin şiirleri, tıpkı etkilendiği Yunus Emre'nin, Karacaoğlan'ın ve Âşık Veysel'in şiirleri gibi toplumun her kesiminden insanın severek okuyacağı ve kendinden bir şeyler bulacağı türdendir.Bu çalışmada âşığımızın 300 şiirini şekil, dil ve ifade özellikleri, kelime kadrosu, âşıklık geleneğiyle ilişkisi ve içerik açısından detaylı olarak inceleyerek Birfâni'nin gelenekteki yerini belirlemeye çalıştık.Anahtar Kelimeler: Âşık Birfâni, âşık, halk şiiri, gelenek, âşıklık geleneği.

Halk şiiri
Mahmut Ercil
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Francıs Scott Key Fitzgerald'ın muhteşem Gatsby ile Peyami Safa'nın Sözde Kızlar romanlarının karşılaştırılması

Karşılaştırmalı edebiyat, farklı ülke edebiyatlarından olan eserlerin ortak konu ve motif anlamında benzerlikleri ve farklılıklarıyla karşılıklı incelenmesidir. Francis Scott Key Fitzgerald'ın Muhteşem Gatsby adlı eseri Amerika'da Birinci Dünya Savaşı sonrası yılları kapsayan dönemin toplumsal yaşantısından kesitler sunmaktadır. Kolay kazanç, eğlence ve yozlaşmanın belirgin olarak öne çıktığı bu dönemi Fitzgerald "Caz Çağı" olarak isimlendirmiştir. Türkiye'de aynı dönemde kaleme alınan Peyami Safa'nın Sözde Kızlar adlı romanı da geleneksel değerlerden uzaklaşan yozlaşmış bireyler aracılığıyla toplumdaki bozulmaya dikkat çekmektedir. Her ne kadar farklı toplumlar olsalar da, her iki romanda da savaş sonrası toplumsal yapı değişmekte, kuşaklar birbirleri ile benzerlikler göstermekte ve her iki kuşağın bireyleri de yitik bireyler olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmada Francis Scott Key Fitzgerald'ın Muhteşem Gatsby (1925 )adlı eseri ile Peyami Safa'nın Sözde Kızlar (1922-1925) adlı eserleri farklı coğrafyalara ait olsalar da aynı dönemi (1920-1930) anlatmaları, toplumların ortak yönlerine işaret etmeleri bakımından, karşılaştırmalı edebiyat yöntemlerinden biri olan metne odaklı inceleme metoduyla öz ve biçim bakımından karşılaştırılmış, eserlerin benzer ve farklı yönleri ortaya konulmuştur.

Amerikan edebiyatıFitzgerald, Francis ScottKarşılaştırmalı edebiyat+3
Suzan Yavuz
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Halk şairi Halil Çivi'nin hayatı, sanatı ve şiirleri

Türk halk şiirinin ilk sanatçı tipi ?ozan?dır. Sözlü edebiyat geleneğimizde kopuz eşliğinde sanatlarını icra eden ozanlar, aynı zamanda hekimlik, büyücülük, din adamlığı gibi görevler üstlenmişlerdir. Ozan veya destan geleneğiyle başlayan İslamiyet öncesi halk şiiri, Anadolu'da İslam kültürünün etkisiyle yeni bir şekil ve içerik kazanmıştır. Ozanlar da tasavvufun etkisiyle ?âşık? adını alarak şiirler söylemeye başlamışlardır. XI. yüzyıldan itibaren Orta Asya'dan özellikle Horasan'dan gelen dervişlerin etkisiyle Tanrı aşkını dile getiren dinî ? tasavvufî mahiyetteki halk şiiri geleneği, X-XII. yüzyıllarda hazırlık ve oluş, XIII-XV. yüzyıllarda gelişme ve yayılma, XVI-XVII. yüzyıllarda duraklama ve gerileme dönemlerini yaşamıştır. XVIII.?XIX.?XX. yüzyıllarda ise gerileme devrini devam ettiren bu şiir, XIII. yüzyıldaki Yunus Emre ile Anadolu'da ulaştığı en verimli ve olgun dönemine bir daha erişememiştir.Bu edebiyat geleneği Anadolu'da XV. yüzyılın sonlarına doğru yerini âşıklık geleneğine bırakmıştır. Ozan geleneğinin devamı olarak kabul edilen âşık tarzı Türk şiirinin ilk dönemleri hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz. Bundan dolayı XVI. yüzyıl âşık tarzı Türk şiirinin hazırlık dönemi gibidir. Âşık Ömer, Ercişli Emrah, Karacaoğlan, Köroğlu gibi birçok ünlü âşığın yetiştiği XVII. yüzyıl ise âşık şiirinin en parlak dönemidir. Bu dönemden sonra durgunluk yaşayan âşık tarzı Türk şiiri, XIX. yüzyılda yeniden aynı parlak dönemini yaşamış, XX. yüzyılda eski önemini kaybederek, günümüzde çağın şartları doğrultusunda değişimlerle varlığını devam ettirmektedir.Söz konusu bu değişimin temsilcilerinden birisi olan Halil Çivi'nin şiirleri üzerine bilimsel bir çalışma yapılmamıştır.Çalışmamızda genelden özele doğru bir metot takip etmeyi uygun gördük. Bu düşünceler çerçevesinde de çalışmamızda halk şiiri geleneğinin yaşayan güçlü temsilcilerinden Halk Şairi Halil Çivi'nin hayatını, şiirlerini ve halk şiiri geleneği içerisindeki yerini çeşitli yönleriyle değerlendirmeye çalıştık. Türk kültüründe halk şiiri kavramı, halk şiiri geleneği, geçmişten günümüze halk şiir ve şairliği, konuları ile ilgili bilgiler verdikten sonra, Halil Çivi'nin hayatını ve yakın çevresini tanıttık. Ardından da onun halk şiiri geleneğindeki yerini Sivas, Tokat, Erzurum, Aydın, Malatya, İstanbul illerinde söylemiş olduğu şiirlerini inceleyerek belirlemeye çalıştık.Şiirlerini dokuz başlık altında ele aldığımız Halil Çivi'yi, rüyasında bade içmeyen, saz çalmayan, dedim ? dedi ve lebdeğmez tarzlarında şiirleri olmayan; ancak mahlas kullanan, tarih düşüren, hece ölçüsü, dörtlük nazım birimi ve halk şiiri biçimlerini kullanarak sade bir Türkçe ile yazdığı şiirleriyle halk şiiri geleneğinin yaşayan bir temsilci olduğunu gördük. Halil Çivi'nin yetiştiği ortam, yaşadığı maddî imkânsızlıklar, uğradığı haksızlıklar sevdiklerini kaybetmesi, hasretlik, sosyal sorunları dile getirmeye öncelik vermesi gibi sebepler yanında şairlik istidadına sahip olması şiir söylemeye başlamasında etkili olmuştur.Bu tespitimizi desteklemek için onun 200 şiirinin şeklini, dil ve ifade özelliklerini, kelime kadrosunu, halk şiiri geleneğiyle ilişkisini ve içeriğini detaylı olarak ortaya koyduk. Ardından da çalışmamızı indeks ve kaynakçayla bitirdik.Anahtar Kelimeler: Türk halk Şiiri, Türk halk edebiyatı, Halil Çivi, Halk şiiri geleneği

Halk şiiri
Aysun Arslantaş
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00