Çankaya University
Anabilim Dalı

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı

Çankaya University

785

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortadoğu'da otoriter rejimler

Ortadoğu siyasal coğrafyasının en belirgin özelliklerinden biri, uzun yıllardır bölgede hüküm süren dirençli otoriter rejimlerdir. Otoriter rejimler yalnızca güncel siyaset üzerinde değil, yürüttükleri politikalarla, bölgenin ekonomik, toplumsal ve kültürel yapısı üzerinde de uzun erimli ve belirleyici etkilere sahiptir. Bu nedenle, Ortadoğu siyasetini ve toplumlarını anlayabilmek için, otoriter rejimlerin kaynaklarını ve işleyiş mekanizmalarını kavramak büyük öneme sahiptir. Bu tez, Ortadoğu'da otoriter rejimler üzerine akademik literatürün bir bilançosunu sunmayı hedeflemektedir. Otoriter rejimleri incelerken hangi kuramsal yaklaşımların benimsendiği, bu yaklaşımların literatüre olan katkıları ve sorunlu yönleri eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Böylece, Ortadoğu'da otoriter rejimleri uzun yıllar ayakta tutan kültürel, ekonomik, siyasal ve toplumsal dinamikleri ana hatlarıyla ortaya koyabileceğime inanıyorum. Bu amaç doğrultusunda, ilk olarak, mevcut literatür otoriter rejimlerin kaynakları ve rejimlerin kendilerini sürdürme stratejileri bakımından iki ana başlık halinde sınıflandırılacaktır. Literatürün sınıflandırılması ve alt başlıklar halinde incelenmesinin ardından, son bölüm, otoriter rejimler nasıl incelenmeli sorusuna cevap arayan bir tartışmaya ayrılmıştır. Bu bölümde ilk olarak, son yılların yeni otoriteryanizm tartışmaları ele alınacaktır. Yeni otoriteryanizm çalışmalarının vaatleri ve sınırlılıkları ortaya konulduktan sonra, otoriter rejimleri siyasal iktidar perspektifinden okumanın, ana akım rejim çalışmalarının sıkıştığı dar formalist bakış açısını zenginleştireceği, siyasal rejimleri ortaya çıkaran toplumsal faktörleri ve rejimlerin maddi ve sembolik yaşam stratejilerini bütün veçheleriyle kavramamıza yardımcı olabileceği ileri sürülecektir. Burada, siyasal iktidar perspektifi olarak önerilen yaklaşıma, Pierre Bourdieu'nun alan teorisi ve Michael Mann'ın siyasal iktidar üzerine geliştirdiği kavramsallaştırmalardan hareketle varılmıştır.

DemokrasiDevlet egemenliğiDevlet politikaları+4
Abdullah Erdem Demirtaş
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk-Yunan ekonomik ilişkileri (1980-2010)

Bu çalışmada Türkiye ve Yunanistan arasındaki ekonomik ilişkiler ve bu ilişkilerin derecesinin devletlerin çatışmasının önüne geçip geçemeyeceği incelenmiştir. Ekonomik ilişkiler analiz edilirken, Keohane ve Nye'ın ?karmaşık karşılıklı bağımlılık? teorisinden yararlanılmıştır. Buna göre, çatışmacı devletlerin kuracakları ekonomik ilişkilerde birbirlerine bağımlı olmaları, devletleri çatışmadan uzaklaştıracak ve ticaretin kârını elde etme çabasına girmelerini sağlayacaktır.Çalışmada bu bağlamda birinci bölüm içinde ekonomi ve siyaset ilişkisi incelenmiş, çatışmacı devletlerin analizinde kullanılacak olan ?karmaşık karşılıklı bağımlılık? teorisinin anlamı ve teoriyi oluşturan sacayakları analiz edilmiştir. İkinci bölümde, çalışma kapsamında incelenecek olan Türkiye ve Yunanistan arasındaki tarihsel problemlere ve Türkiye'nin 1980 yılı sonrasındaki dönüşümüne göz atılmış ve iki ülkeyi birbirine bağlayan bir parça olarak Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ekonomik ilişkiler ve bu ilişkilerin ülkeler arasında karşılıklı bağımlılık yaratıp yaratmadığı analiz edilmiştir. Ekonomik ilişkilerde karşılıklı bağımlılığın olup olmamasının uyuşmazlıkların çözümüne ve iki ülke arasında diyalog ortamının yaratılmasına yapmış olduğu etki ortaya konulmuştur. Ayrıca AKP hükümetleri döneminde tercih edilen komşularla yakınlaşma politikası ve bu politikanın Yunanistan'a yansımaları da incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda ise iki ülke arasında, henüz bir bağımlılık ilişkisinden söz edilemeyeceği, ancak sürece göz atıldığında, ekonomik ve siyasi ilişkilerdeki işbirliğinin geliştirilmesine koşut olarak ilişkilerin her geçen gün iyiye doğru seyrettiği yorumu yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Türkiye, Yunanistan, karmaşık karşılıklı bağımlılık, siyasal ekonomi.

Ekonomik ilişkilerKarşılıklı bağımlılıkSiyasal ekonomi+4
Nazlı Usta
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'deki Gürcü ve Çerkes Diasporasının gözüyle Abhazya meselesi ve kimlik sorunu

Bu çalışma, SSCB döneminden sonra ortaya çıkan Abhazya Meselesinin Türkiye'deki Çerkes ve Gürcü topluluklarının kimlik yapısını nasıl etkilediğini göstermektedir. Bir de bu çalışma, bu topluluklar için Abhazya Meselesi'nin anlamının nasıl değiştiğini anlatmaktadır. 1993'te meydana gelen Gürcü-Abhaz Çatışması, Türkiye'deki Çerkes topluluğunda, özellikle genç Çerkesler arasında ?diaspora? kimliğini oluşturmuştur. Ayrıca Abhazya Meselesi, Türkiye'deki Çerkes topluluğunda ?birleşme?nin sembolü olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye'deki Gürcü topluluğu ise 2003 yılındaki ?Gül Devrimi?nden sonra Gürcistan ile ilişkileri güçlendirmiştir. Bu süreçte Türkiye'deki Gürcü topluluğu içinde de ?diaspora? bilinci oluşmaya başlamıştır. Abhazya meselesi de Gürcistan ve Türkiye'deki Gürcüleri bağlayan ?birleştirici? işlevini kazanmıştır. 2008'de Abhazya'nın bağımsızlığının tanınması, 2014'teki Soçi Olimpiyatları'nı ve Çerkes Sürgünü'nü de gündeme getirmiştir. Bu durumun günümüzde Çerkes topluluğu içinde bölünmeler yarattığı söylenebilir. Özellikle Kafkaslarla ilişkileri güçlendirmesi Gürcistan'ın kendi kimliği ile ilgili tartışmalara sebep olmuştur. Sonuç olarak; Abhazya meselesi, hem Çerkesler hem de Gürcüler arasında ?diaspora? kimliğinin oluşumunu hızlandırmıştır. Aynı zamanda, son yıllarda bu toplulukların ?ana yurtları? ile ilişkilerini güçlendirmiştir. Bilhassa teknolojinin gelişmesiyle Abhazya ve Gürcistan'daki gelişmeleri yakından takip etmeleri Türkiye'deki Çerkes ve Gürcüleri daha derinden etkilemeye başlamıştır. Dolayısıyla bu toplulukların yapısı da daha karmaşık olmuştur.

AbhazyaDiasporaGürcistan+3
Keisuke Wakizaka
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2005 yılından günümüze Türkiye-AB ilişkilerinde temel sorunlar

Bu tez çalışmasında, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki temel sorunlar irdelenecektir.Türkler, Osmanlı İmparatorluğu döneminden itibaren Batı'nın bir parçası olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu zor bir süreç yaşarken, Batılılar, Osmanlı'yı `Hasta Adam' olarak adlandırmışlardır. Bu adlandırmada Osmanlı İmparatorluğu'nun, Batı'nın bir parçası olduğunun delilidir.Avrupa Devletleri, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'nın tekrar yaşanmaması için bir Topluluk (AET) kurmuşlardır. Türkiye'de 1950'li yılların ikinci yarısından itibaren bu Topluluğun bir üyesi olmak için politikalar üretmiştir. 1959 yılında Türkiye, bu Topluluğa ortak üye olmak için başvuruda bulunmuştur. 1963 yılında Türkiye ile AET arasında Ankara Anlaşması imzalanmıştır. 1963 ile 1999 yılları arasında AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerde pozitif bir ilerleme sağlanamamıştır. 1999 yılında Helsinki Zirvesi'nde Türkiye aday ülke olarak ilan edilmiştir. 2005 yılında Türkiye ile Birlik arasında müzakereler başlamıştır. Ancak Birlikle yürütülen müzakerelerde kapatılması gereken 35 fasıldan sadece bir fasıl kapatılabilmiştir. Birçok fasıl, Fransa, Avusturya, Yunanistan ve Kıbrıs sorunu nedeniyle açılamamaktadır.Bu çalışma, Türkiye ile Birlik arasında duraklama noktasına gelen müzakeredeki temel sorunların anlamını ve yerini ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu bağlamda birinci bölümde Türkiye ile Birlik arasındaki ilişkilerin arka planı tartışılacaktır. Türkiye'nin, AET'ye ortak üyelik başvurusundan itibaren gelişen politik süreç irdelenecektir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, Türkiye ile Birlik arasında müzakere sürecinin başlamasının ardından ilişkilerinin gerilemesinin nedenleri incelenecektir. Üçüncü bölümde, AB'nin, Türkiye'nin tam üyeliğine bakışında temel tartışma konuları değerlendirilecektir. Üçüncü bölümün son kısmında ise Avrupa Birliğinin, Kıbrıs ve Ege sorunlarına karşı olan politikası irdelenecektir.Yapılacak inceleme sonucunda, AB ile Türkiye arasında imzalanan Müzakere Çerçeve Sözleşmesi'ne göre müzakerelerin uçunun açık olduğu vurgulanacak ve devam eden müzakerelerde yaşanan sorunlar ele alınacaktır. Bu incelemede ayrıca, AB ile Türkiye arasındaki temel sorunlar da irdelenecektir. Bu temel sorunlardan en önemlisi Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlardır. Kıbrıs sorunu nedeniyle Birlik, Türkiye ile devam eden müzakerelerde sekiz başlığın açılmamasına karar vermiştir. Açılamayan müzakereler nedeniyle Birlik ile Türkiye arasındaki müzakere süreci durma noktasına gelmiştir. Bir diğer taraftan AB, Kıbrıs ve Ege sorunlarının çözümünde havuç-sopa politikasını yürütmektedir. Birliğin bu politikasının incelenmesinde, Birliğin bir parçası olan Yunanistan'a havuç politikası uygularken, Türkiye'ye karşı sopa politikasını uygulamasının analizi yapılacaktır.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Avrupalılık Kimliği, AB-Türkiye İlişkileri, Türkiye-Yunanistan İlişkileri, Kıbrıs Sorunu.

Avrupa BirliğiSosyoekonomik sorunlarTürkiye+1
Arzu Balıkçı
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye siyasetine paradigmatik yaklaşımlar: İktidar-sivil toplum ilişkisinde MÜSİAD ve MAZLUMDER örnekleri

1990 yılında kurulan MÜSİAD ve 1991 yılında kurulan MAZLUMDER farklı alanlarda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları olmalarına rağmen İslami kimliğe sahip oldukları için ortak bir paydada buluşmuşlardır. İki dernek de kuruluş anlarındaki mevcut iktidara muhalif olmuş, kendilerini mazlum/dışlanmış olarak görmüş ve kuruluş gerekçelerini İslami referanslarla oluşturmuşlardır. MÜSİAD ekonomik alana yönelik faaliyetlerinde İslami referanslar sunarken, MAZLUMDER ise sosyal ve siyasal alana yönelik söylemlerinde İslami referanslara başvurmuştur. 28 Şubat sürecinde İslami kimliklerini temkinli bir şekilde yansıtan MÜSİAD ve MAZLUMDER, AKP iktidarına kadar olan dönemde belirli siyasal süreçlerde benzer refleksler geliştirmiş; ancak AKP hükümeti ile birlikte bu durum son bulmuştur. AKP hükümeti döneminde MÜSİAD iktidara yönelik muhalif kimliğini kaybederken, MAZLUMDER bu kimliğini korumuştur. Bu dönemde MÜSİAD, MAZLUMDER?in aksine, merkeze yakın bir konuma geçmiş ve dışlanmış/mağdur kimliğini terk etmiştir. Ayrıca bu tespit sadece AKP iktidarında değil Refah Partisi iktidarında da gözlemlenmiştir. Aynı siyasal konjonktürde iki derneğin sergilediği bu farklılık ise bize AKP iktidarıyla - bunun yanı sıra aynı siyasal çizgiden geldiği Refah Partisi iktidarıyla- sivil toplum arasındaki dinamik ilişkiyi analiz etme imkânı sunmuştur. Anahtar Kelimeler: Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Refah Partisi (RP), Müstakil Sanayici ve ??adamları Derneği (MÜS?AD), ?nsan Hakları ve Mazlumlar ?çin Dayanı?ma Derneği (MAZLUMDER

Adalet ve Kalkınma PartisiDerneklerMazlum-Der+5
Özgül Karaaslan
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kapitalizm ve korku

Bu çalışma kapitalist toplumda üretim ve tüketim alanındaki öznenin, Marx, Foucault ve Lacan'nın özne üzerine tartışmalarından hareketle korku ve kaygı üzerinde temellenen nasıl bir öznellik geliştirdiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Günümüzde kapitalist sistem devamlılığını sağlarken, insanı da kendisiyle birlikte dönüştürmektedir. Üretim ilişkileriyle kendisine bağladığı insanı gün geçtikçe çeşitlenen tüketim ürünleriyle de kendisine bağlamaktadır. Diğer taraftan kapitalizm dünyayı tehdit eden risklerin küresel düzeyde artmasıyla insanları korku durumlarını çoğaltan bir sistemdir. Bu çalışma kapitalist sistemin ilerlemesiyle birlikte insanların genel kaygı ve korku düzeylerinin arttığını, çalışmanın hayatta kalmak için zorunlu para kazanma kaynağı haline dönüşmesiyle, insanların üretim ilişkilerine mecburen eklemlenmesi sonucu yaşadığı korku ve kaygı durumlarını tartışmaktadır. Burada üretim ilişkilerinin bir egemenlik ilişkisine dönüşürken, çalışmanın bir statü halini alması, statü endişesini oluştururken, esnek üretime geçmeyle birlikte iş güvencesizliğinin getirdiği korku ve kaygıya değinildi. Diğer taraftan tüketimin artık bir ihtiyacı karşılamak yerine bizzat kendisinin bir ihtiyaç halini almasıyla tüketim toplumuna girdiğimizi ilan eden Baudrillard?dan hareketle, insanın salt kendisi istediği için değil, kendine ?rasyonel? diye sunulan davranışları yapmak, ürünleri tüketmek zorunda hissetmesiyle birlikte bu uyumlulaştırma sürecinin modern insanda açtığı korku ve kaygının varlığı ortaya konulmaya çalışıldı. Öznenin kapitalist toplumda artık nesneler, göstergeler ve resmin şiddetine maruz kaldığını tespit ettik. Büyüsü bozulan dünyada gösteri toplumu her şeyi temsile bırakıp kaçarken öznenin nasıl anlamsızlık dünyasında kaldığına ulaşıldı. Marx bize sosyalizm fikrini sunarken onu istememiz ve sosyalizmi kurmamızın en büyük nedenlerinden birisi olarak insanın kendi değerini kendi belirlemesi olarak ortaya koyar. Tüketim ve üretim ile çevrilmiş toplumun hiçbir zaman kendi değerini kendinin biçemediği, artık tükettikçe yok olan, sahip oldukça var olduğu yanılsaması yaşayan bir öznenin olduğu tespit edildi. Öznenin kendi değerini bulduğunu sandığı nesneler ve gösteri dünyası, yaşamanın anlamı gibi görünen üretim ilişkileri, öznenin kendisini kaybederek kendini gerçekleştirdiği, kendi hakikati olabilmek için başkası haline geldiği bir ortam olduğunun altı çizildi. Anahtar Kelimeler: Kapitalizm, Korku, Kaygı, Marx, Baudrillard, Tüketim, Üretim, Gösteri Toplumu, Özne, Öznellik, Debord, Tüketim Toplumu

Baudrillard, JeanKapitalizmKorku+7
Olkan Senemoğlu
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye-Bulgaristan ilişkilerinde 1989 krizi: Kriz yönetimi açısından bir inceleme

Bu tez çalışmasında, Türkiye ve Bulgaristan arasında 1984 ve 1989 yılları arasında yaşanan ?göç krizi? incelenecektir. İkili ilişkiler 1984?ün sonlarına kadar iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde yürütülmektedir. Ancak Bulgaristan içindeki Türk azınlığı kendisine tehdit olarak algılamaktadır.1984?ün sonlarında bu tehdit algısına son vermek için de Bulgar yönetimi azınlığın asimilasyonuna yönelik eylemler gerçekleştirmiştir. Türkiye, soydaşları olarak kabul ettiği bu azınlığa karşı Bulgaristan'ın kendi lehine yaratmış olduğu fiili durum ihlaline son vermesini talep etmiştir. Bulgaristan yönetiminin istenen yönde bir tutum değişikliğine gitmemesi karar alıcıların tehdit algısının seviyesini yükselterek bir dış politika krizine yol açmıştır. Bir dış politika krizinde karar alıcılar hedef devletin eylemlerine göre karar almaya zorlanmaktadırlar. Bu kararların alınmasında karar alıcılar birtakım önceliklere sahip olmaktadırlar. Bu öncelikler onların hedef devletin yaratmış olduğu fiili durum ihlalini tehdit olarak algılamasından söz konusu krizin yönetilmesinde tercih edilecek araçların şekline kadar belirleyici olmaktadır. Bu önceliklerin belirlenmesinde karar alıcılar aktif bir rol oynamakla beraber ulusal/uluslararası kamuoyu, üçüncü aktörlerin davranışları, uluslararası sistem de kararların alınmasında karar alıcıları sınırlandıran ya da rahat hareket etme olanağı tanıyan faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır.Bu faktörleri göz önünde bulundurarak yapılacak olan bu çalışmada Bulgaristan ile yaşanan azınlık sorununun nasıl bir krize dönüştüğünü net bir şekilde görmek mümkün olacaktır.Diğer yandan krizler de çatışmalardan farklı ama yine de bir anlaşmazlık durumunu içerdikleri için uluslararası ilişkiler teorilerinin çatışmaya bakış açılarına yer verilecektir. Fakat öncelikle bu çalışma diğer uluslararası ilişkiler teorilerinden farklı olarak karar alıcıların algılamalarına, göreceli güç kavramına, ulusal faktörlere atıfta bulunan Neoklasik Realizm temeli üzerinden kurgulanacaktır. Bu teorinin kullanımı ister istemez bir dış politika analizinin de yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu noktada karar alıcıların eylemlerinin hedef ülke ve üçüncü aktör üzerindeki etki ve tepkileri de bu çalışmada önemli bir yere sahiptir.Krizler bir süreç içerisinde işlemekte olup karşılaşılan olayın niteliğine, tarafına, krizlerin ortaya çıktığı coğrafyaya göre farklı şekillerde ortaya çıkmakta ve farklı sonuçlar doğurmaktadırlar. Bu nedenle de bu çalışmada bir kriz tasnifi yapılması gereksinimi ortaya çıkmıştır.Liderler kriz sürecinde, ulusal çıkarlarını asgari seviyede koruyarak ihtiyaçlarının karşılanmasını içeren kriz yönetiminin zorluklarıyla mücadele etmek durumundadırlar. Bu mücadele sürecinde seçilecek olan strateji kaynakların ne derecede kullanılacağını da belirlemektedirler. Bu nedenle hedefi fiili durum ihlalinden caydıracak stratejinin benimsenmesi önemli olmaktadır. Benimsenen strateji krizleri yönetmede tek başına etkili olmayıp kriz yönetiminin başarısını etkileyen faktörler de bu çalışmada krizin ne kadar etkin bir şekilde yürütüldüğünü anlamak açısından dikkate değer olmaktadır.Bu çalışmada, Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ilişkilerin `kara leke? olarak adlandırıldığı kriz sürecini karar alıcıların uygulamaları dahilinde ele almak neden bir krizin ortaya çıktığını ve binlerce göçmenin mağduriyetine yol açtığını göstermesi açısından önemli olacaktır. Anahtar Kelimeler: Kriz Yönetimi, Dış Politika Krizleri, Uyuşmazlık Çözümü, 1989 Bulgaristan Göçü.

BulgaristanKriz yönetimiTürk dış politikası+4
Zehra Gürsoy
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kriz yönetimi açısından Doğu Akdeniz deniz yetki alanları uyuşmazlığı

Bu tez çalışmasında, Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Uyuşmazlığı kriz yönetimi bağlamında analiz edilecektir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) 2001 yılından itibaren Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları ile ilgili çalışmalar yapmaktadır. Kıbrıs Adası etrafında Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmiş; Mısır, Lübnan ve İsrail ile MEB Sınırlandırma Antlaşmaları imzalamıştır. İlan ettiği MEB?de Hidrokarbon Arama Ruhsat Sahaları ilan etmiş ve bunları ihaleye açmıştır. İhalelerin ilk sonucu olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli Noble Enerji Şirketi 13. sahada ruhsat sahibi olmuş ve sondaj faaliyetlerine başlamıştır. Türkiye, GKRY?nin fiili durum yaratmasını kıyı devlet olarak hak ve menfaatlerine zarar verdiğini ve Kıbrıs Sorununun çözüm sürecini de olumsuz etkileyeceği için kabul etmemektedir. Türkiye için karar alıcıların algılarına bağlı olarak bir kriz hali alan bu süreçte kriz yönetim stratejileri olarak önce zorlayıcı diplomasi stratejisi kullanılmıştır. Daha sonra değişen uluslararası konjonktür ile beraber misilleme ve zamana yayma stratejisi uygulamasına geçilmiştir. Bu çalışma kriz yönetimi bağlamında Türkiye?nin önce zorlayıcı diplomasi uygulayıp sonra stratejisini daha yumuşa bir söyleme dayanan zamana yayma ve misillemeye kaymasındaki süreci ve nedenlerini açıklamaya çalışmaktadır. Bu bağlamda birinci bölümde kavramsal ve kuramsal kısıma yer verilecektir. Burada uluslararası ilişkiler teorisi olarak Neoklasik Realist çerçeve verilecek ve kriz ve karar almaya ilişkin bilgiler aktarılacaktır. Üçüncü bölümde Türk Dış Politikasında karar alıcıların neler olduğu ve Anayasa?da ya da kurucu yasalarda belirlenen dış politikaya ilişkin görev ve yetkilerine değinilerek Türk dış politikasında karar alma mekanizması hakkında bilgi verilecektir. Son bölümde ise Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Uyuşmazlığı?nın arka planı anlatılarak kriz yönetimi bağlamında analizi yapılacaktır. Anahtar Kelimeler: Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Kriz, Kriz Yönetimi, Uyuşmazlık Çözümü, Dış Politika Krizi, Deniz Yetki Alanları

Akdeniz bölgesiDoğu Akdeniz bölgesiGüney Kıbrıs Rum Yönetimi+6
Tuğçe Kafdağlı
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni kapitalizm ve insan: Tüketim toplumunda yaşam pratikleri

1970'lerden itibaren kapitalist üretim tarzındaki değişimlerin yalnızca ekonomik değil, toplumsal ve kültürel alanlar üzerindeki etkileri sosyal bilimlerin farklı disiplinlerinde de üzerine yoğunlaşılan konulardan olmuştur. Esnek üretim tarzının yanında teknolojinin gelişiminin de etkisiyle ürünlerin nasıl üretileceğinden ziyade, nasıl pazarlanacağı kapitalist sistem için asıl sorun haline gelmiştir. Buna bağlı olarak kapitalist sistemin odak noktası üretimden satışa yani tüketime kaymıştır. Çeşitli adlandırmalarla karşımıza çıkan; çalışmada kapitalizmin yeni bir evresi olarak ele aldığımız ve yeni kapitalizm, esnek kapitalizm, yeni ekonomi, post-modern ekonomi olarak ifade edilen dönemde belirgin olan husus, esneklik ve tüketimin önemli bir rol almış olmasıdır. Üretimin her şeyden daha çok pazarlama imkânlarına göre gerçekleştirildiği ve çeşitli araçlar vasıtasıyla tüketimin teşvik edildiği bu toplum yapısı tüketim toplumu olarak adlandırılmaktadır. Çalışmada yeni kapitalizm ve tüketim toplumu tartışmalarına yer veren literatürden hareketle, kapitalist üretim tarzının dönüşümlerinin etkisinden yola çıkarak ve esnek üretim tarzının yeni normlarının sonuçlarıyla birlikte toplumun bir tüketim toplumuna dönüşümü ve tüketim toplumunda yaşayan insanların yaşam pratikleri araştırılmıştır. Bu anlamda kapitalizm ve insan ilişkisi ekseninde çalışmada, esnek üretim tarzının ön plana çıkardığı tüketim odaklı düzenlemelerin insanı hem üretim hem de tüketim alanında nasıl etkilediği konusu üzerine yoğunlaşılmıştır. Çalışmada tüketim kültürünün hâkim olduğu bir toplumda yaşayan insanın hayatının her anında tüketim yönlendirmesi ile karşılaştığı tespit edilmiştir. Tüketim araçlarının aynı zamanda bireylerin denetlenmesinin bir aracı olduğu iddia edilmiştir. Kapitalist sistemin kendini yeniden gerçekleştirmesi adına bir zorunluluk olan tüketimin devamlılığının sağlanması için, sistemin tüketiciler olarak ele aldığı insanlar için de tüketimin en önemli amaç haline getirilmekte olduğu görülmektedir. Kapitalist sistemin tüketimi arttırmak kaygısı ile kullanıma soktuğu çeşitli araçların insanların yaşamını derinden etkileyen sonuçlara sebebiyet verdiği ve bunun yanında tüketim toplumunun giderek bir borçlular toplumuna dönüştüğü sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yeni Kapitalizm, Esneklik, Tüketim, Tüketim Toplumu, Borçlular Toplumu

EsneklikKapitalizmTüketim+2
Nermin Kılıç
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cumhuriyet Halk Partisi'nde parti içi demokrasi: İstanbul- Fatih örneği

Siyasi partiler çağdaş demokratik devletlerin vazgeçilmez unsurlarından birisidir. Demokrasi teorisi incelemelerine göre siyasi partiler son iki yüzyıllık sosyal, ekonomik ve siyasal mücadelenin ürünüdür. Bu çalışmada siyasi partilerin ne olduğu, ne işe yaradığı, hangi rolü oynadığı ve hangi amaca hizmet ettiği literatürde geçen tartışmalar üzerinden ele alınmıştır. Bununla birlikte siyasi partilerde parti içi demokrasi kavramı üyelik hak ve yükümlülüklerine, karar alma süreçlerine, siyasi partilerde aday gösterme süreçlerine ve finansman biçimine göre değerlendirilmiştir. Çalışmanın esas konusunu Cumhuriyet Halk Partisi'nde parti içi demokrasi düzenlemeleri ve uygulamaları oluşturmaktadır. Bu amaçla, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Fatih İlçesi'nde 210 kişiyle anket ve 8 kişiyle de mülakat çalışması yapılmıştır. Böylelikle CHP'de üyelik hakları, karar alma süreçleri, aday belirleme biçimleri ve parti finansmanı parti içi demokrasinin katılım ve merkeziyet ilkelerine göre incelenmiştir. CHP İstanbul Fatih İlçesi örneğinden hareketle, CHP'de üyelik haklarını, yükümlülüklerini ve karar alma süreçlerini gösteren düzenlemeler katılımcı iken uygulamalar merkeziyetçi bir anlayışla yürütülmektedir. CHP'de aday belirleme süreçleri ise katılımcılıktan uzak merkeze dayalı bir şekilde yönetilmektedir. Parti finansmanı yeni düzenlemeler ile katılımcı olsa da finansmanın kullanımı açısından merkeziyetçi bir anlayışla yönetilmektedir. Buna göre Cumhuriyet Halk Partisi'nde parti içi demokrasinin işleyiş biçiminin katılımcılıktan uzak merkeze dayalı bir şekilde yönetildiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Siyasi Partiler, Parti İçi Demokrasi, Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk PartisiDemokrasiParti içi demokrasi+1
Ahmet Yaman
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Liberal insan doğası kavrayışının eleştirisi

Bu tezin amacı modern dönemin biçimlenmesinde belirleyici önemi bulunan liberal düşüncenin insan doğası kavramlaştırmasının bir eleştirisini ortaya koymaktır. Her yeni çağın eşiğinde güncellenen bir kavramlaştırma olarak insan doğası yeni toplumun yaşamsal kodlarını içermiştir. İnsanın belirli bir tarihsel evrede ve toplumsal ilişkiler bütünündeki biçiminin o anın dışına çıkarılarak bir evrensellik zeminine oturtulması inşa edilen toplumsal sistemin meşruiyet kaynağı olmuştur. Bu nedenle belirli amaçlar doğrultusunda yapılan insan doğası tanımının kurgusallığını incelemek bütünsel bir sistem eleştirisinin önemli dayanaklarından birini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çabamız, modern dönemin birey nosyonuna temel teşkil eden insan doğası kavrayışının aslında hangi tarihsel ihtiyaçlara cevaben biçimlendiğini betimlemektir. Çalışmamızda insanın bir doğa olarak tanımlanabilmesinin tarihsel arka planı sunulmaya çalışılmıştır. Bilimsel düşüncenin gelişme biçimiyle ilişkilendirilen bu durumun Avrupa'da büyüyen liberal düşünce ve piyasa ekonomisiyle etkileşimi vurgulanmıştır. Feodalizmden moderniteye geçiş evresinde somutlaşan liberal insan doğası tanımının bu çerçevede tarihsel çatışmalardan aldığı içeriğin açığa çıkarılmasına gayret edilmiştir. Anlatılanlar doğrultusunda çalışmamız liberal düşüncenin kurucusu kabul edilen John Locke'un doğa durumu ve insan doğası kavramlaştırmalarına odaklanmıştır. Doğal hukuk geleneğinin moderniteye taşınmasında katkısı olan Locke'un burjuva bireyinin niteliklerini doğal hak kuramı çerçevesinde insan doğasıyla buluşturması incelenmiştir. Bu bağlamda Locke'un merkezi kavramı olarak mülkiyet kavramının oynadığı rol anlatılmaya çalışılmıştır. Moderniteye yönelik ilk kapsamlı eleştiri olma niteliğiyle Jean-Jacques Rousseau'nun uygarlık eleştirisi bizim de eleştirimizin ilk basamağını oluşturmuştur. Liberalizmin rasyonel birey kurgusuna karşı Rousseau'nun toplumsallığı ve eşitliği öne çıkaran ahlaki eleştirisinin sınırlılıkları ortaya konulmuştur. Hem liberal kurgunun hem de "eleştirinin eleştirisi" olma mahiyetiyle Marx'ın tarihselliğe, bilincin emekle olan ilişkisine ve toplumsallığa dair çözümlemeleri ise eleştirimizin ana dayanağını oluşturmuştur. Sonuç olarak çalışmamız değişmezlik ve evrensellik içerisinde ele alınan liberal insan doğası kavrayışının kısıtlayıcılığına işaret etmektedir. Liberal düşüncenin insan doğası yoluyla burjuva toplumunun değişmezliğini ileri sürmesinin dayanaksızlığı savunulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Doğa, İnsan Doğası, Doğa Durumu, Doğal Hukuk, Mülkiyet,Birey, Negatif Özgürlük, Gereksinim, Feodalizm, Liberalizm, John Locke, JeanJacques Rousseau, Karl Marx

BireyBurjuvaziKavramsallaştırma+7
Özgün Emre Koç
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Amerika ve Türkiye'de kürtaj politikaları ve feminizm üzerine karşılaştırmalı bir analiz

Bu tez Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki kürtaj politikalarına ve her iki ülkedeki feminist hareketlerin kürtaj meselesini nasıl ele aldığına dair karşılaştırmalı bir inceleme sunmaktadır. Feminist teoride kürtaja dair temel yaklaşımlar açıklanmış, ABD ve Türkiye'de yasaklama, serbestleşme ve düzenlemelerin tarihi anlatılmış, feminist hareketlerin bu gelişmeler karşısında hangi yaklaşımları benimsediği incelenmiştir. ABD ve Türkiye kürtaj konusunda uzun yıllar tezat oluşturmuşlardır: Amerika'da kürtaj tartışmaları ülkenin en önemli gündemiyken, Türkiye'de kürtaj anti-natalist politikalar doğrultusunda serbestleşmiş ve uzun süre tartışma konusu olmamıştır. Fakat Türkiye'de nüfus trendinin değişmesiyle pro-natalist politikalar uygulanmaya ve kürtaj karşıtı bir tavır alınmaya başlanmış, bu noktadan itibaren iki devlet çok daha benzer bir manzara sunmaya başlamıştır. ABD'de geliştirilmiş kürtaj karşıtı söylemler ve kürtajı doğrudan yasaklamadan kısıtlamaya yönelik uygulamalar Türkiye'deki hükümetin kürtaj karşıtı politikaları için örnek teşkil etmektedir. Kürtaj konusundaki tartışmaları çoğunlukla hak söylemi domine etmektedir; fakat bazı feministler hak söyleminin maskülen olduğunu savunmaktadırlar. Bu nedenle hak söylemini reddetme ya da üreme hakları gibi feminist bir hak söylemi üretme yollarına gidilmiştir. Amerika'da ana akım feminizm olumsuz sonuçlara rağmen kişisel seçim hakkı söyleminde ısrar ermeye devam ederken beyaz olmayan ırklardan feministler bunu eleştirmekte ve üreme haklarını savunmaktadırlar. Türkiye'de ise kürtajı yasaklama girişimlerine verilen ilk tepkilerde kişisel seçim hakkı söylemi öne çıkmış olsa da örgütlü feminizm bunu eleştirmiştir. Kürtajı tartışmaya yeni başlayan Türkiye feminizmi daha çok üreme hakları ve hak söyleminin reddini tartışmıştır. Anahtar Kelimeler: Kürtaj, feminizm, nüfus politikaları, Amerika, Türkiye

Amerika Birleşik DevletleriFeminizmKürtaj+1
İçten Keskin
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alaın de Botton ve modernizm eleştirisi

Alain De Botton, modernizm tarafından kurgulanan günümüz dünyasını anlamaya çalışan bir düşünürdür. İnsanların modern dünya içindeki sorunlarına dikkat çekmektedir. Sorunları tespit ettikten sonra çözümler önermektedir. Bu çözümlerin kaynağı ise filozoflar, sanatçılar ve bu gibi bilge insanların eserleridir. Modern dünyanın sorunlarına, geleneksel çözümler üretmesi dikkat çekici yönüdür. Batı tarzı felsefe eğitiminden geçmiş olan Alain De Botton, gerektiğinde Doğu menşeli yaklaşımlardan istifade etmektedir. Özellikle inanç sistemleri ile ilgili konularda kadim eserlere vurgu yapmaktadır. İnsanların, modern dünyanın içinde yer alabilmeleri için karşı karşıya kaldıkları durumu "statü endişesi" olarak adlandırmaktadır. Alain De Botton'a göre, insanların bu kaygı durumu, toplum tarafından acımasızca körüklenmektedir. İnsanlar, sosyal hayat içindeki değerlerini, elde ettikleri statü ile ortaya koymak zorunda kalmaktadırlar. Bu durum, modernizm anlayışı çerçevesinde, on sekizinci yüzyıldan günümüze kadar gelmiştir. Aydınlanma Düşüncesi'nin ön plana çıkardığı "akıl", yaşanması daha kolay olan bir dünya arzulamaktaydı. Lakin kendisi için serpilme imkânı bulan kapitalizm, modernizm anlayışına, Aydınlanma Düşüncesi'nin akıl anlayışı ile eklemlenmiştir. Bu durum günümüzdeki modern dünyayı ortaya çıkarmaktadır. Alain De Botton ortaya çıkan bu modern dünyanın, meritokrasi ile beslendiğini düşünmektedir. Çalışmamızın çerçevesini Alain De Botton'un eserleri belirlemiştir. Çalışmamızda, modernizm anlayışına yönelik eleştirilerin, çözüm odaklı olarak incelenmesi hedeflenmiştir. Alain De Botton tarafından ortaya konulan geleneksel yöntemlerin anlaşılabilmesine özen gösterilmiştir. Çalışmamızın en önemli bulgularından biri, statü endişesinin insan hayatını şekillendirmesidir. Sonuçta, insanların modern dünyanın üstesinden gelebilecek yöntemleri, asırlar önce kullandığı hatırlatılmaktadır. Alain De Botton'un düşüncesi, bu yöntemleri günümüze taşıyarak, günümüz dünyasının sorunları için çözümler bulmamızı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Alain De Botton, Modernizm, Aydınlanma Düşüncesi,Meritokrasi, Statü Endişesi

AydınlanmaDe Botton, AlainMeritokrasi+2
Erşan Ağbaş
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de islami kadın algısının dönüşümü: Alâ Dergisi üzerinden bir analiz

Türkiye'de 1980 sonrasında İslamcılık bir siyasal hareket olarak yükselmeye başlamıştır. 1990 sonrasında İslami yönü ön planda olan Refah Partisi'nin siyasi başarı elde etmesi, o döneme kadar merkezden uzak konumda olan kesimlerin merkeze hareketinin başlangıcını oluşturmuştur. Merkeze yaklaşma ve 2002 sonrası Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıyla merkeze yerleşme, İslami kesimler için ekonomik yükselişe ve modern yaşam biçimlerine entegrasyona neden olmuştur. İslami kesim için lüks, aşırı tüketim ve modern yaşam normalleşmiş, moda İslami kesimin kadınları için bir yaşam biçiminin göstergesi haline gelmiştir. Âlâ dergi, estetik kaygıların ön planda olduğu, lüks ve tüketime özendiren moda dergilerinin İslami versiyonunu oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de başörtülü kadınların "görünürlüğünün" normalleşmesi ve İslami kadın algısının dönüşümü Âlâ dergisi örneği üzerinden incelenmiştir. Temel olarak derginin modaya, lüks yaşam biçimlerine, kadının aile ve iş yaşamındaki varlığına bakışı dergide yer alan yazılar, reklamlar ve moda çekimleri aracılığıyla analiz edilmeye çalışılmıştır. Geleneksel İslamcılığın kadına bakışı ile geleneksel İslam içerisinde kadının yeri ve 1980'lerden sonra başörtüsü mücadelesi ile öne çıkan siyasal bir hareket olan İslamcılığın kadına bakışı ve kadının buradaki konumu, Âlâ dergisinde çizilen kadın tipi ile zaman zaman karşılaştırılarak Türkiye'de İslami kadın algısının dönüşümü ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır.

Ala dergisiAlgıDergiler+6
Hilal Hacıbayramoğlu
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

E-devlet ve İstanbul valiliği uygulaması

Bu çalışma, stanbul Valiliği Resmi nternet Sitesi olan stanbul Genel AğSayfası'nı e-Devlet ölçütleri açısından incelemeyi amaçlamaktadır. Öncelikle e-Devletin ilkeleri denebilecek bilgiler verilmiş ve stanbul Genel Ağ Sayfası'nınbugünkü durumu ortaya konmuş, daha sonra sayfanın sunduğu hizmetlerin e-Devlethizmetleri ile ne ölçüde örtüştüğü incelenmiş, bu anlamda sayfanın olumlu ve olumsuzyönlerine değinilmiş, son olarak, olumsuzlukların giderilmesi için ne tür çalışmalaryapılması gerektiğine ilişkin önerilerde bulunulmuştur.Birinci bölümde, e-Devletin tanımı yapılıp, ardından özellikleri, amaçları, e-Devlet uygulamalarının altyapı hazırlığı, e-Devlet uygulamalarına geçiş hazırlıkları, e-Devletin kullanım alanları, e-Devletin etkililiğini belirleyen faktörler ve e-Bireyedeğinilip onlar hakkında bilgi verilmiş, e-Devlet dendiğinde ne anlaşılması gerektiğibelirtilmiş, e-Devletle ilgili genel bir çerçeve çizilmiştir.kinci bölümde, stanbul Genel Ağ Sayfası tanıtılmıştır. Sayfanın bölümleri vesunduğu hizmetler hakkında bilgi verilmiştir.Üçüncü bölümde, stanbul Genel Ağ Sayfası sunduğu e-Devlet hizmetlerinindüzeyi açısından bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Birinci bölümde verilen bilgilerışığında ortaya çıkan e-Devlet profili, e-Devlet hizmetlerinin sunulması öncesindekihazırlıklar ve bu hizmetlerin başlamasından sonra yapılması gereken çalışmalara göresayfanın durumu değerlendirilmiştir.Tüm bu bilgi ve değerlendirmelere göre, Türkiye'deki e-Devlet hizmetlerikapsamında, bazı ilklere de imza atan stanbul Genel Ağ Sayfası'nın Türkiye'dekivalilik genel ağ sayfaları arasında iyi bir yere sahip olduğu, Türkiye'de e-Devletingeldiği nokta ve eldeki olanaklar açısından bakıldığında valilik genel ağ sayfaları içinyol gösterici bir sayfa olabileceği tespit edilmiştir. Ancak sayfanın bugünkü durumustanbul için yeterli değildir, eksikleri bulunmaktadır, bu eksiklerin giderilmesi vesayfanın daha ileri düzeyde e-Devlet hizmeti sunması için Türkiye çapında vestanbul'da yürütülen e-Devlet çalışmalarına daha çok önem verilmeli, bu çalışmalardaizlenen yöntemlerde değişiklikler yapılmalı, e-Devlete ilişkin istikrarlı bir bilişimpolitikası yürütülmeli, e-Devlete daha fazla parasal kaynak, daha fazla sayıda donanımlıpersonel tahsis edilmelidir; aksi takdirde yapılan tüm çalışmalar hizmetlerinotomasyona dökülmesi anlamına gelecektir ki e-Devletin hedefi bu değildir.

Gökhan Çoban
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Demokratikleşme teorisinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde uygulanabilirliği sorunu

ÖZETBu tezin amacı demokratikleşme teorisinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika (ODKA)bölgesinin demokratikleşmesine uygulanıp uygulanamayacağını incelemektir. Temel iddiası,bölge tarihinde ciddiye alınabilecek herhangi bir demokratikleşme pratiği yaşanmamasınakarşın, uygun şartların sağlanması halinde bölgede demokratikleşmenin gerçekleşebileceğihipotezidir. Bu çalışmanın hedefi, birçok bölgede veya ülkede yaşanmış demokratikleşmepratiklerini açıklamada kullanılabilmesine karşın ODKA'da uygulandığında sonuç vermeyendemokratikleşme teorisinin yetersiz kaldığı noktalara dikkat çekmek, demokratikleşmeteorisinin bölgeye uyarlanması ile birlikte ortaya çıkan sorunlar ve çelişkileri göstermek,bunların aşılması için uygulanabilecek politikalar önermektir.Çalışmada ilk olarak, demokratikleşme teorisi kapsamında, demokratikleşme vedemokrasi kavramları açıklanmıştır. Teori incelendikten sonra ikinci bölümde bölgededemokratikleşme tarihi ele alınmıştır. Bölge tarihinde ciddiye alınabilecek birdemokratikleşme pratiği yaşanmamıştır. Buna karşın birçok ülkede demokratikleşme çabalarıyaşanmış, bunun için çeşitli fırsatlar yakalanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünün amacı,bölge ülkelerinin bağımsızlıklarını kazandıkları tarihten günümüze değin yakaladığıdemokratikleşme fırsatları ve bu fırsatların nasıl değerlendirilemediğini, bölge ülkelerindekisiyasal gelişmeler eşliğinde ele almaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, bölgededemokratikleşme sürecinde karşılaşılan sorunlar ve bu sorunların çözümüne yönelik önerilerele alınmıştır.

Fatih Furtun
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye`de zorunlu askerlik ve profesyonel ordu

YILDIZ TEKN K ÜN VERS TES SOSYAL B L MLER ENST TÜSÜS YASET B L M VE ULUSLARARASI L ŞK LER ANAB L M DALIYÜKSEK L SANS TEZTÜRK YE'DE ZORUNLU ASKERL K VEPROFESYONEL ORDUCENK ÖZGEN03716021PROF. DR. GENCER ÖZCANSTANBUL - 2006ÖZET?Türkiye'de Zorunlu Askerlik ve Profesyonel Ordu? başlıklı çalışma, halihazırdaTürkiye'de uygulanmakta olan zorunlu askerlik sistemini ve profesyonel ordu konusundayapılan çalışmaları incelemek üzere hazırlanmıştır.Söylem analizi yönteminin kullanıldığı çalışmada, bu amaçla mevcut zorunlu askerliksistemi ve profesyonelleşme yönünde yapılan girişimler irdelenmiş ve ?Türkiye'de tamprofesyonel orduya geçiş mümkün mü?? sorusuna yanıt bulunmaya çalışılmıştır.Elde edilen verilere göre, özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde başlayanprofesyonelleşme çalışmaları TSK tarafından büyük bir titizlikle devam ettirilmektedir.Ancak, Osmanlı mparatorluğu'ndan miras alınan zorunlu askerlik uygulamasının yakın birgelecekte kaldırılmasını beklemenin de doğru bir değerlendirme olmayacağı açıktır. Busonuca ulaşılmasının sebebi, Türkiye'nin mevcut koşullarıdır. Türkiye'nin ekonomik yapısıve karar vericilerin güvenlik algılamaları bu değişimin erken olduğunu ortaya koymaktadır.Ayrıca, sosyo-kültürel bağlamda değerlendirilebilecek bazı anlayışlar da zorunlu askerliksisteminin şu aşamada kaldırılmasının mümkün olmadığını göstermektedir.Öte yandan, orta vadede uygulamanın yapısıyla ilgili bazı değişiklerin olmasımuhtemeldir. Profesyonel kadroların genel mevcuttaki oranlarının artması, güvenlikortamında yaşanabilecek olumlu gelişmeler sonucu askerlik hizmet süresinin kısalması ve ABsürecine paralel olarak vicdani retçilik statüsünün Türkiye'de de tanınması bu bağlamdadüşünülebilecek gelişmelerdir.Son olarak, profesyonelleşmenin ekonomik ve güvenlik alanlarında olumlu gelişmeleryaşanması durumunda uzun vadede Türkiye'nin de gündemine geleceği bu çalışmakapsamında öne sürülen bir argümandır. Nitekim, çalışmada çağın bir gereği olan profesyonelordu yapılanmasına aşamalar şeklinde geçilmesinin doğru bir tercih olacağı vurgulanmakta vebir öneri olarak daha şimdiden uzman erlik uygulamasının başlatılması ve bazı birliklerinerinden en üst rütbeli subayına kadar tamamen profesyonel askerlerden teşkil edilmesi teklifedilmektedir.

Cenk Özgen
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ahmet Mithat Efendi`nin eserlerinde batılılaşma

Osmanlı Batılılaşması, 19. yüzyıl boyunca, Osmanlı Aydını'nın da ilgilendiğikonuların başında gelmişti. Çünkü, Batıllaşma devletin de kurtuluş yolu olarak görünmüştü.Fakat tarihsel süreçte bu gelişme hiç de beklendiği gibi ilerlememiş, mparatorluk hem toprakkayıplarıyla hem de ekonomik açıdan gittikçe küçülmüştü.Bu tezin amacı; Batılılaşmayı bir Osmanlı Aydını olan Ahmet Mihat Efendi'nin nasılalgıladığını ortaya çıkarmaktır. Çalışma boyunca yazarın eserlerine, özellikle de romanlarınadayanarak, yazarın hangi kriterlerle Batılılışamayı algıladığını, Batılılaşmanın kapsamınagiren hangi konuları daha fazla önemsedğini, Tanzimat sonrasında umulan ilerlemegerçekleşmedikçe, Batı Uygarlığı karşısında nasıl bir konum aldığı analiz edilmeyeçalışılmıştır.Mithat Efendi, 1870'li yıllardan itibaren eserler vermeye başlamıştı. EserlerindeBatılılaşma, ilgilendiği konular içinde en öne çıkan alanı oluşturmuştur. Yazar içinBatılılaşma'nın özellikle eğitim, teknoloji ve sanayi alanlarında olması gerektiği çalışmaboyunca saptanmıştır. Bununla beraber yazar, Osmanlı toplumunda ?alafrangalaşma? olarakalgılanan ?yanlış Batılılaşmayı? eleştirmiştir. Kültürel alanda yaşanan değişimlerle, A.Mithat'ın eserlerinde Doğu ve Batı Uygarlıklarının karşılaştırılması sık sık yapılmıştır.Sonuçta, yazarın Batılılaşmayı, Osmanlı Devleti'nin ?ileriye? götürecek alanlar olarakalgıladığını fakat bazı alanlarda muhafazakar bir şekilde sınırlı bir Batılılaşma anlayışı içindeolduğu saptanmıştır. Yazara göre teknoloji, eğitim ve sanayi Osmanlı Devleti'nin Batıuygarlığından alması gereken unsurlardı. Kültürel alanda ise Batı Uygarlığı'nın sanat dallarıve gündelik yaşam kuralları öğrenilmeliydi. Sınırların çizildiği alanlar ise Osmanlı külürününsahip olduğu üstün değerlerdi. Bunların başında, slami eğitim ile birlikte gelen Doğu'nunahlak anlayışıydı. Yazar bu görüşünü, Osmanlı kültürünü Batılı değerlerle birleştirebilen, amaözellikle ahlak alanında Batı ahlaki değerlerinden farklı olarak, bu konuda Doğulu olabilen,roman başkahramanlarıyla okuyucularına sunmuştur.

Ceylan Pınar De Rosay
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İran ve Suudi Arabistan`da kadın

ÖZETOrtadoğu'daki sıcak gelişmeler ve bu gelişmeler ile bağlantılı olarakABD'nin bölgenin demokratikleştirilmesi yönündeki söylemi bölge üzerine tartışmalarıyeniden canlandırmıştır. Tüm bu tartışma içinde ABD'nin hedef olarak belirlediğiülkelerden ran ile ABD'nin müttefik olarak tanımladığı Suudi Arabistan ilgi konusuolmaya devam etmektedir. Bu çalışma iki ülkeyi biraz daha yakından tanıma amacıylayapılmıştır. Sosyal bilimciler artık herhangi bir toplumu, sınıf ve ırk ilişkilerinin yanısıra bu toplumdaki kadın-erkek, dişi-eril ayrımına yönelik yaklaşımları nasılyapılandırdığını incelemeden anlamanın mümkün olmadığına dikkat çekmektedir. ? ranve Suudi Arabistan'da Kadın? başlıklı bu çalışmanın toplumsal cinsiyet araştırmalarıüzerinden yürütülmesindeki amaç da, toplumsal yapıyı daha derinlemesine incelemekaygısından kaynaklanmaktadır.slam'ın farklı mezheplerine dayalı, farklı siyasi ve ekonomik süreçlere vegeleneklere sahip iki ülkesi ran ve Suudi Arabistan'da yaşanan sorunlar kadınlarıolduğu kadar erkekleri de ilgilendirmektedir. Suudi kadınların tespit ettiği gibi, güçlüataerkil sistem erkekleri kadınlar üzerinden denetim altında tutmaya çalışmaktadır. YaniOrtadoğulu kadınlar da Batılı kadınlara benzer biçimde içinde yaşadıkları sistem gereğiaile bağlamında ataerkil yapıdan kolay kurtulacak gibi görünmemektedir.ran ve Suudi Arabistanlı kadınların sorununu Batılı kadınlardan ayıran, siyasirejimlerinin sosyal adalet, politik demokratikleşme, sekülarizasyon ve hukuk devletiolma gibi kriterler uzantısında modernleşmeye ne mesafede durduğuyla ilgilidir. Buçalışmada Ortadoğu'daki siyasal ve sosyal soruları din ile bağlantılandırma çabasınınyanlış olduğu ortaya konmaktadır. slam dininin farklı yorumlarının değişen koşullarauygun olarak nasıl yeniden yorumlandığının anlaşılması dinin aslında fonksiyonelolarak kullanıldığını gözler önüne sermektedir. Bu çalışma sonucunda, Ortadoğulukadınları baskı altında tutan sistemin dini gerekçe göstermesinin tutarsızlığı dilegetirilmektedir. Bu noktada da dinin toplumsal yerini yeniden belirlemeye çalışanran'ın modernleşmeye Suudi Arabistan'dan daha yakın durduğu ortaya konmaktadır.Demokratikleşme gibi, toplumsal cinsiyet sorunu da evrenseldir. Batılı feminizmanlayışının etnosentrizmden uzak durması halinde Ortadoğulu kadınların sorunlarına daışık tutması mümkün olacaktır. Ataerkil sisteme karşı, toplumsal refahın artması, sosyaladalet, politik demokratikleşme, sekülarizasyon ve hukuk devleti olma yoluyla kısacasımodernleşme yoluyla önemli kazanımlar elde eden Batılı kadınların tecrübesi, ranlı veSuudi Arabistanlı kadınlar kadar tüm Ortadoğulu kadınlara örnek teşkil etmektedir.Ancak kapitalist sistemin ya da demokratikleşme modelinin ışınlanma yoluylaOrtadoğu ülkelerine birebir uygulanması nasıl mümkün değilse, Batılı feministtartışmanın da Ortadoğu'ya kesin reçete olarak sunulamayacağı açıktır. Ortadoğulukadınların Batı'nın entellektüel tartışmalarını reddetmek yerine bu tartışmalardanyararlanmaları, yaşadıkları ayrımcılıkla mücadelede daha çabuk yol almalarını mümkünkılacaktır.

Ayşen Esin Çilingir
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

N. Machiavelli ve T. Hobbes`ta birey çıkarı-devlet çıkarı ilişkisi

ÖZETBu çalışmanın amacı iki büyük siyasal düşünürün fikirlerini çıkarlara bakışlarıçerçevesinde incelemektir. Burada iki temel çıkar kategorisi ortaya konulmuştur.Birinci kategori bireylerin çıkarlarına dairdir, bu çıkarlar genellikler öz çıkar (self-interest) olarak adlandırılırlar. kinci kategori ise genel çıkarlara dönüktür. Bu çıkarlar,kamu yararı ya da kamusal çıkarlar ve devlet çıkarı olarak belirlenmiştir.Çalışmanın giriş kısmı çalışma çerçevesini sunmak üzere, çeşitli kavramlarıntanımlanmasına ayrılmıştır. Bu bölümde çıkar, öz çıkar, kamu yararı, kamusal çıkar,devlet çıkarı ve raison d'etat gibi kavramlar tanımlanmaya çalışılmış ve özellikle çıkarkavramının doğuşu ve evriminde Machiavelli ve Hobbes'a yapılan vurguların altıçizilmiştir.Çalışmanın ikinci kısmı Orta Çağ düşüncesini anlamaya dönüktür. Bu bölümileride incelenecek düşünürlerin fikirlerini anlama noktasında bir karşılaştırma unsuruolarak görev yapacaktır. Bu bölümde çıkarların özellikle öte dünyaya ait olduğuvurgulanmış, ayrıca birey ve devlet kategorilerinin oluşmadığına dikkat çekilmiştir.Çalışmanın üçüncü kısmı Machiavelli düşüncesini anlamaya dönüktür. Bubölümde başta Machiavelli'nin eserlerine dayanılarak Machiavelli hakkında yazılmışeserlerin de yardımıyla Machiavelli düşüncesi anlamaya çalışılmıştır. Bu bölümdeöncelikle Machiavelli'nin konuyu ele alış tarzı, bakış açısı ve bilimselliği tartışılmıştır.Daha sonra Machiavelli düşüncesinde insanın yerine bakılmıştır. Bu bölümde özellikleMachiavelli düşüncesinde birey kategorisinin oluşup oluşmadığı irdelenmiştir. Dahasonra Machiavelli düşüncesinde devlet incelenmiş ve bu yapılırken Machiavellidüşüncesinin temel kavramlarına (virtu, fortuna, hükümet biçimleri, özgürlük,kamusallık) atıflarda bulunulmuştur. Bu bölümde son olarak Machiavelli düşüncesinderaison d'etat tartışılmıştır.Çalışmanın dördüncü kısmı Hobbes düşüncesini anlamaya dönüktür. Bubölümde izlenen yöntem bir önceki bölümde izlenen yöntemin aynısıdır. Bu bölümdede öncelikle Hobbes'un konuyu ele alış tarzı, bakış açısı, bilimselliği tartışılmıştır.Daha sonra Hobbes düşüncesinde insan konusu irdelenmiştir. Bu bölüme özellikleHobbes düşüncesinde birey kategorisinin nasıl oluştuğu incelenmiştir. Daha sonraHobbes'un siyasal fikirleri incelenmiş, bu yapılırken Hobbes düşüncesin temel1kavramlarına (doğa durumu, doğa yasaları, doğal hak, egemenlik...) atıflardabulunulmuştur. Bu bölümde son olarak Hobbes düşüncesinde uyruk-egemen ilişkileriincelenmiştir.Çalışmanın sonuç bölümünde çalışma konusu bağlamında ve karşılaştırılabilirunsurlar gözetilerek tartışılmıştır. Bu bölümde özellikle Machiavelli düşüncesindebirey ve devletin henüz flu bir biçimde görüldüğü, dolayısıyla çıkarlarının tam olaraktanımlanmadığı, halbuki Hobbes düşüncesinde bu kavramların çok net bir biçimdegörüldüğü ve dolayısıyla bunların çıkarlarının da net olarak tanımlandığı sonucunavarılmıştır.2

Mustafa Kömürcüoğlu
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de yoksulluk ve basına yansıması

?Türkiye'de Yoksulluk ve Basına Yansıması? başlıklı bu tez çalışması,yoksulluk olgusunun dünya ve Türkiye özelinde işaret ettiği durumun ve bu olgununTürkiye basınında ne şekilde yer aldığının incelenmesini amaçlamıştır.Çalışmada yoksulluk olgusu ve onunla ilintili kavramlar üzerinde durulmuş,yoksulluğun arkasındaki nedenler ve onu dönüştüren faktörler belirlenmeye çalışılmış,dünyadaki ve Türkiye'deki görünümleri incelenmiştir. Son bölümde ise yoksulluğunalgılanışına Türkiye basınından dört gazete örneğinde yer verilmiştir.Çalışmada değerlendirilen veriler ışığında şu ana sonuçlar ortaya konabilir:Küreselleşmeyle beraber dünya ölçeğinde serbestleşen ticaret ve sınırsızsermaye hareketleri, dünya çapında önemli bir zenginleşme yaratmış ancak bu daha çoktek taraflı bir büyüme ve zenginleşme olarak gelir dağılımında ciddi dengesizlikleryaratmıştır. 1980'lerden itibaren uygulanan neo-liberal politikalar da, devletinekonomideki rolünün azaltılması, işgücü piyasalarında esnekleşme ve kuralsızlaşmanınyaygınlaşması gibi sonuçları ile yoksulluğu tüm dünyada derinleştirip yaygınlaştırmışve kalıcılık kazandırmıştır. Yoksulluk ve artan gelir dağılımı dengesizliği beraberindeyoksulların toplumdan ekonomik, toplumsal ve siyasal olarak dışlanmalarını dagetirmektedir.Ancak uluslararası kuruluşlar veya devletlerin yoksulluğa ilgisi, yoksullarınsistemden dışlanmasını sistemi tehdit etmeyecek boyutlara çekmeye çalışmakla sınırlıolmaktadır. Bunun için de yoksulluğu hafifletmeye yönelik sosyal yardım programları,yoksullukla mücadele stratejisi olarak benimsenmektedir.Türkiye'de de benzer şekilde çeşitli kısmi yardım uygulamaları devletinyoksullukla mücadele anlayışının özünü oluşturmaktadır. Ancak eskisinden farklı olarakhem kırdan kente göç edenler hem de eski kent-içi yoksullar için gün geçtikçe zorlaşanyaşam koşullarında kısmi yardımlarla yoksulluğun üstesinden gelmenin olanağı yoktur.Dünyadaki değişmelere bağlı olarak Türkiye'de de istihdam olanakları azalmakta,olanlar ise geçici, düzensiz, düşük gelirli işler haline dönüşmekte, kamu hizmetleriparalı hâle gelmekte, dolayısıyla geniş kitleleri doğrudan etkileyecek politikalaruygulanmaktadır. Öte yandan Türkiye'nin kendine özgü koşulları da değişmektedir:Kente göç edenler için önemli bir gelir/güvence sağlayan gecekondulaşmanın sonunagelinmiş olması, kentteki iş olanaklarının sınırlılığı ve bireyler arasındaki dayanışmailişkilerinin zayıflaması yoksulluğu derinleştirip kalıcı hâle getirirken dışlanma riskiniarttırmaktadır.Dünyada ve Türkiye'de yaygınlaşan yoksulluğu kitleler için görünür kılan,medya olmaktadır. Ancak, yoksulluğun medyaya yansımasının Türkiye basınındanseçilen dört gazete örneğinde incelenmesi, yoksulluğun sebeplerinin veya ilişki içindeolduğu değişkenlerin her durumda basına yansımadığını göstermektedir. Öte yandanyoksulluk bir değer yargısıyla biçimlendirilerek de okuyucuya aktarılabilmektedir.Özetle, tanımlanması ve ölçülmesi zaten tartışmalı olan bu alanı medyanın dabiçimlendirmesi, her geçen gün artan yoksulluktan geniş kitlelerin haberdar olmasınıancak belirli sınırlar dahilinde mümkün kılmaktadır.

Özen Taçyıldız
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1830'dan 1914'e Hırvat Yugoslavizmi

ÖZET Bu tezin amacı 1830-1914 arası dönemde Hırvatistan'da Yugoslavizm düşüncesinin gelişimini araştırmaktır. Güney Slavların birliğini hedefleyen bir düşünce olarak Yugoslavizm, önce Hirizm Hareketi ile başladı. İlirizm düşüncesinin kurucusu olan Ljudevit Gaj, Habsburg Monarşisi altında siyasi olarak parçalanmış olan Hırvatistan'da Slavon, Dalmaçyalı, Ortodoks / Sırp gibi bölgesel kimlikleri îlir adı allında birleştirmek istedi. Gaj, İlirizm düşüncesini oluştururken, erken dönem Hırvat siyasi düşünce tarihinde kurulmuş olan İlirlik / Slavlık ve Hırvatlık arasındaki bağlantılardan ve dönemin Slavist çalışmalarından yararlandı. Gaj 'm Ilirzim programım nasıl oluşturduğu gösterilirken, aynı zamanda Hırvat soylularının 1 102' de Macarlarla ve 1527'de Habsburglar ile yaptıkları anlaşmalara dayanarak devletlerini hiçbir zaman yitirmedikleri noktasından hareket eden Kroatizm düşüncesi (Hırvat devlet geleneği) ile İlirizm düşüncesi arasındaki ilişki de anlatılacaktır. 1848, Habsburg Monarşisi'nde ilirizmin kültürel bir hareketten siyasi bir harekete doğru dönüşmeye başladığı yıldır. Bu dönüşümle birlikte İlirizm yerini Yugoslavizm düşüncesine bırakacaktır. 1860'dan 1903'e kadar olan dönemde Yugoslavizm, iki Katolik din adamı Josip Juraj Strossmayer ve Franjo Racki tarafindan yorumlanmıştır. Hırvatistan'ın ulusal entegrasyonunu sağlamayı hedefleyen bir düşünce olarak Yugoslavizm, özellikle Hırvatistan sınırları içinde yaşayan Sırpların Hırvatlar ile birlikte Yugoslav adı altında birleşmesini istiyordu. Habsburg Monarşisi altında Yugoslavlann birliğini hedefleyen Yugoslavizm düşüncesi Austroslavizm düşüncesinden etkilenmiştir. Hırvatistan'da Hırvat ulusçu düştocesinin ideologları olan Ante Staröevid ve Eugen Kvaternik'in Hırvat ulusal kimliğini nasıl yorumladıkları anlatılırken, Hırvat ulusçu düşüncesinin Yugoslavizm ile elkileşimi de gösterilecektir. 1903 'ten sonra Stjepan Radi6, Svetozar Pribiceviö ve Frano Supilo gibi politikacılar Yugoslavizm düşüncesi çerçevesinde Güney Slavların birliğini ve bu birlik içinde Hırvatistan' m yerini nasıl gördüklerim ortaya koydular. Siyasi faaliyetlerini de bu çerçevede sürdürdüler. Bu tezde 1918'de kurulan Sırp, Hırvat, Sloven Krallığının kurulması sürecine Hırvatistan üzerinde meşruiyet tanıyan Hırvat Yugoslavizmi düşüncesinin ne olduğu incelenecektir. iv

Hakan Demir
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir direniş hareketi olarak HAMAS

Bu çalısmada Filistin siyasetinde El-Fetih ile birlikte iki önemli hareketten biri olan HAMAS (slami Direnis Hareketi) çesitli boyutlarıyla analiz edilmistir. HAMAS incelemesine geçilmeden önce HAMAS'ın hangi tarihsel ve sosyo-politik süreç sonucu ortaya çıktıgının önemli oldugu düsünüldügünden, Filistin Sorunu tartısılmıstır. Filistin Sorunu 60 yıla yakın bir zamandır Ortadogu cografyasındaki en temel sorun olma özelligini sürdürmektedir. Sorunun temelinde srail'in Filistin topraklarını isgal etmesi ve bu isgal dolayısıyla milyonlarca Filistinlinin yersiz yurtsuz edilmesi yatmaktadır. Ayrıca srail 1967 yılından beri sistematik bir biçimde Güney Afrika'daki ırk ayrımına dayanan Apartheid rejiminin temel araçlarını kullanmaktadır. srail, isgali kalıcılastırmak için suikastlerden, sürgüne, Filistin topraklarında yasadısı yüzlerce Yahudi yerlesim yeri açmaktan Filistinlilerle sraillileri ayıran duvar ve tel örgüler yapmaya kadar birçok Apartheid yöntemini uygulamaya koymustur. Tezin ilk iki bölümünde sırasıyla srail isgalinin mahiyeti ve özellikleri ile 20. yüzyıl boyunca Filistin halkının sosyal tarihi incelendikten sonra, bu temel bilgiler üzerine üçüncü ana bölümde HAMAS hareketi analiz edilmistir. Filistin 1930'lardan itibaren Müslüman Kardesler Hareketi temelinde bir slami harekete sahip olmustur. 1987 yılına gelene kadar Müslüman Kardesler'in Filistin'de örgütlü olan kolu Filistin siyaseti ve srail'e karsı direniste ön planda olmamıs, daha çok toplumsal hizmetler ve toplumun slami yönde dönüsümü ile ilgilenmistir. Ancak 1987 yılında srail isgaline karsı baslayan I. ntifada (Direnis) ile birlikte önemli bir dönüsüm geçiren Filistin'deki Müslüman Kardesler Hareketi'nin kolu, HAMAS adını alarak isgale karsı aktif ve silahlı direnisi benimsemistir. Üçüncü bölümde bu tarihsel arkaplan tartısıldıktan sonra Oslo Süreci (1993-2000) ve 2000'de baslayan II. ntifada (El- Aksa ntifadası) boyunca HAMAS'ın izledigi yöntem ve siyaset analiz edilmistir. Bu bölümün son kısmında ise HAMAS'ın son yıllardaki yükselisi ve gerek yerel seçimlerde gerekse Ocak 2006'da gerçeklestirilen genel seçimlerde HAMAS'ın elde ettigi zaferin nedenleri ve iktidara gelen HAMAS'ın karsılastıgı çesitli zorluklar degerlendirilmistir. HAMAS bugün Filistin'de iktidar olan, ancak bir yandan srail isgaline karsı direnis yürütürken diger yandan Filistin halkı için temel önemdeki bazı ihtiyaçları kurdugu sosyal hizmet agları ile saglayan bir harekettir. slami bir dile sahip olan HAMAS hareketi, öte

Ersin Doyran
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Hümanizmi?nin çeviri boyutu: Tercüme Bürosu ve Tercüme dergisi (1940- 1946)

Bu tezin amacı, başta Tercüme Dergisi olmak üzere, 1940 ? 1946 yılları arasında Tercüme Bürosu'nun gerçekleştirdiği çeviri çalışmalarını ?Türk Hümanizmi? düşüncesi çerçevesinde ele almaktır. Çalışmanın zaman açısından 1940 ? 1946 yılları ile sınırlandırılmasının nedeni, bu tarihlerde Milli Eğitim Bakanlığı görevini Hasan Ali Yücel'in yürütmesi, ?Türk Hümanizmi? düşüncesinin resmi kültür politikasını biçimlendirmesidir. Çalışmada öncelikle çevirinin ve hümanizm düşüncesinin tarihi hakkında bilgi verilmiştir. Ardından, Osmanlı dönemi ile Cumhuriyetin 1920'li, 1930'lu yıllarındaki çeviri çalışmaları aktarılmış, ?Türk Hümanizmi? düşüncesinin bu dönemlerdeki kaynakları araştırılmıştır. 1940'lı yıllardaki çeviri hareketi ise dönemin siyasal, ekonomik ve toplumsal gelişmeleri çerçevesinde ele alınmıştır. Çalışmada bir dizi sonuca ulaşılmıştır: Birincisi, 1940'lı yıllara gelinceye dek gerek Osmanlı döneminde, gerekse Cumhuriyet döneminde hümanist düşüncenin bütünlüklü bir biçimde topluma aktarılmasını sağlayabilecek kapsamda bir çeviri çalışması ortaya çıkmamıştır. İkinci olarak, ?Türk Hümanizmi? düşüncesi 1930'ların ikinci yarısından itibaren aydın kesimi içinde tartışılmaya başlanmış, Hasan Ali Yücel'in Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemde resmi kültür politikası olarak uygulama alanı bulmuştur. Ancak genel anlamda hümanist kültür çalışmaları, özelde ise çeviri etkinliği kültüre ilişkin özcü yaklaşımları savunanların tepkisini çekmiştir. II. Dünya Savaşı'nın ardından, giderek şekillenmeye başlayan Soğuk Savaş ortamının da etkisiyle, CHP içinde bir dönüşüm yaşanmıştır. Bu dönüşüm, ekonomik yönden liberalleşmeyi olduğu kadar, siyasal yönden de milliyetçi muhafazakarlığı ve antikomünizmi güçlendirmiştir. Değişimin bir yansıması olarak, hümanist kültür çalışmalarına katılan aydınlar ?komünizm suçlamasıyla? karşılaşmışlardır. Yönetici zümrenin Batı Bloku'nun desteğini sağlama kaygısı, ?komünist faaliyetler? olmakla suçlanan hümanist kültür çalışmalarından vazgeçilmesine neden olmuştur. Tercüme Bürosu'nun çalışmalarının kapsamı ve Tercüme dergisinin yayın anlayışı da bu nedenle değişime uğramıştır.

DergilerHümanizmModernleşme+6
Burcu Korucu
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal belediyecilik uygulamaları: İstanbul Büyükşehir Belediyesi örneği

Eğitim, sağlık, konut gibi temel sosyal ihtiyaçların karşılanması sosyal devletin birincil görevlerinden birisi sayılmaktadır. Ne var ki, küreselleşme ve küre-yerelleşme olgularıyla birlikte gelen dönüşüm süreci ve bu temelde söz konusu sosyal hizmetlere olan talebin sürekli artışı, yerel yönetimlerin de sosyal politikalara dahil edilmesini getirmiştir. Hatta, yerel yönetimler yerel nitelikli hizmetlerin yürütülmesinde verimliliği ve etkinliği sağlayan kurumlar olarak sosyal politika alanında başat aktör olmaya başlamıştır. Bu süreç, sosyal politikayla birlikte belediyelerin de "sosyal belediyecilik" kavramı temelinde yeniden yapılandırılmasını beraberinde getirmiştir. Sosyal belediyecilik kavramı literatürde yaygınlaşmış ve belediyelerin sosyal politika alanındaki işlevleri gün geçtikçe artmıştır. Tez çalışması, Türkiye'de sosyal belediyecilikte iyi uygulama örneklerinden biri olarak gösterilen İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (İBB) uygulaması üzerinden sosyal belediyeciliğin bütçe - faaliyet ve örgüt açısından "performansını" değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır: ilk bölümde doğuşu, gelişimi aşamalarıyla birlikte amaçları, işlevi, vb. temelinde sosyal politika ve sosyal belediyeciliğin kavramsal çerçevesi çizilmektedir. İkinci bölüm Türkiye'de sosyal belediyecilik uygulamasına ayrılmıştır; Türkiye'de sosyal belediyeciliğin tarihsel gelişimi, yasal çerçevesi ve kurumsal yapısı aktarılmıştır. Üçüncü bölümde ise İBB uygulaması birimler bazında ve 2010 – 2014 dönemini kapsayacak şekilde üç ana başlık altında çalışılmıştır: (a) faaliyet başlığı altında Stratejik Plan ile Faaliyet Raporları temelinde sosyal politika faaliyetlerine ilişkin değerlendirmeler yapılmış, (b) bütçe başlığı altında belediye bütçesi içerisinde sosyal bütçenin payına bakılmış, ve (c) örgüt başlığı altında belediye örgütü içinde sosyal politika birimlerinin personel – organizasyon yapısına odaklanılmıştır. Tez çalışması sonucunda, sosyal belediyecilik uygulamasının geliştirilmesi için çeşitli bulgulara ulaşılmış ve söz konusu yönetsel öneriler, faaliyet, bütçe ve örgüt olmak üzere üç başlık altında ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sosyal Politika, Sosyal Belediyecilik, Sosyal Hizmet ve Yardım, Sosyal Bütçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi

Belediye hizmetleriBelediyelerBüyükşehir belediyeleri+5
Zafer Özdemir
Altınbaş University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bölgesel enerji kaynakları üzerinde rekabet ve Türkiye

Bu çalısmada, 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılıp, Soğuk Savas'ın sona ermesi ve tek kutuplu bir dünya düzenine geçilmesiyle baslayan süreçte Orta Asya ve Kafkasya'nın zengin enerji kaynaklarına sahip olmak ve bu kaynakların uluslararası pazarlara aktarılmasını sağlayacak boru hatlarının kontrolünü elinde tutmak isteyen aktörlerin rekabeti ele alınmıstır. 19. yüzyılda Britanya ve Rusya ?mparatorlukları'nın Orta Asya'daki mücadelesinden esinlenerek ?Yeni Büyük Oyun? ismi verilen bu güç mücadelesinin selefinden ayrılan özellikleri, temel unsurları, yasandığı coğrafya ve bu coğrafyanın özellikleri ?Rekabetin Merkezi: Orta Asya ve Kafkasya? ana baslığı altında incelenmistir. Petrol ve doğal gaz zenginlikleriyle ön plana çıkan bu bölgenin küresel ve bölgesel aktörlerin nasıl ve neden dikkatini çektiği istatistiksel verilerin de yardımıyla ortaya konulmus; mücadelenin en önemli unsuru olan kaynakların uluslararası pazarlara aktarılması konusunda yasanacak sorunlar, enerji güvenliği, etnik sorunlar, Hazar'ın hukuki statüsü ve enerji ihraç yollarında Rusya Federasyonu'na olan bağımlılık bağlamında ele alınmıstır. Çalısmanın ikinci bölümünde, rekabetin aktörleri, Türkiye'ye üçüncü ve son bölümde yer vermek kaydıyla, iki ayrı sınıflandırma altında devletler ve büyük petrol sirketleri olarak analiz edilmistir. ?Rekabetin Aktörleri? ana baslığı altında, ele alınan tüm oyuncuların, izledikleri stratejilere, ortaya attıkları projelere ve kazanımlarına-kayıplarına yer verilmistir. Türkiye'nin rekabetteki yerinin ele alındığı son bölümde ise, ülkenin Orta Asya ve Kafkasya'daki konumu, bölge ülkeleri, Rusya ve ?ran ile dıs politikası bağlamında incelenerek aktarılmıstır. Türkiye'nin Orta Asya ve Kafkasya'ya yönelik enerji politikasının da kapsamlı bir sekilde masaya yatırıldığı bu son bölümde, ülkenin enerji gereksiniminden hareketle olusturulan enerji stratejisi bünyesinde vücut bulan veya ileride yasama geçirilmesi düsünülen projelere yer verilmistir. Son olarak, Türkiye'nin Hazar enerji havzasında yürüttüğü faaliyetler de incelenerek çalısma tamamlanmıstır. Konu hakkında Türkiye'de basılmıs eserlerin büyük bölümünün kendine yer bulduğu bu çalısmada, kitap, makale, arastırma raporları, teknik dergi, gazete ve internet kaynaklarından yararlanılmıs ve tanıtıcı inceleme yöntemi izlenmistir. Anahtar Kelimeler: Enerji, Enerji Kaynakları, Enerji Güvenliği, Hazar Enerji Havzası, Yeni Büyük Oyun, Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC), Petrol ve Doğal Gaz Tasımacılığı, Boru Hatları, Enerji ?hraç Yolları, Türkiye.

Doğal gaz boru hatlarıEnerji politikaları
Seyhun Ökten
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Realizmin sorgulanmasına dair bir örnek: Pakistan ve Hindistan'da iç-dış siyaset ilişkisi

Bu tezin başlığı, "Realizmin Sorgulanmasına Dair Bir Örnek: Pakistan ve Hindistan'da İç-Dış Siyaset İlişkisi"dir. Realist yaklaşımın, dış siyasete ilişkin karar ve siyasaların oluşturulması ve yapılandırılması bağlamında, tek taştan yapılmış olarak algılanan ve askeri güvenlik ve devletin bekası boyutlarına odaklanmış bir ulusal çıkar yaklaşımı ortaya koyduğu ileri sürülebilir. Bu tezde realist yaklaşımın bu dar dış siyaset anlayışı, Hindistan ve Pakistan'ın Keşmir sorununa yönelik dış siyasetlerinin ne oranda iç siyasetlerinden etkilendiği örneklemi aracılığıyla incelenecek ve çözümlenecektir. Bu bağlamda, Hindistan ve Pakistan'ın Keşmir sorununa yönelik dış siyasetlerinde sırasıyla Hindistan'da -özellikle Keşmir üzerinden algılanan- dağılma korkusunun ve Pakistan'da da militarizmin belirleyici olduğu ileri sürülmektedir.

PakistanRealizmUlus-devlet
Can Özelgün
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yön dergisi ve Türk dış politikası

Bu çalışma, haftalık Yön dergisinin dış politika konularındaki görüşlerini incelemek üzere hazırlanmıştır. Türkiye siyasi tarihinin belirli bir dönemini incelemek isteyenler vakitlerinin bir kısmını Yön dergisine ayırmak zorunda kalacaklardır. Zira bir aydın hareketi olarak doğan Yön, altmışlı yıllar boyunca Türkiye düşün hayatında önemli bir yer teşkil etmiştir. Bu önemi nedeniyle araştırmacılar, Yön dergisini ve yazarlarını konu alan önemli çalışmalar yapmışlardır. Ancak Yöncülerin doğrudan Türkiye dış politikasına yönelik görüşlerini yansıtan yeterli araştırmanın yapıldığını söylemek mümkün değildir. Çalışma, bu eksikliği giderme çabası taşımaktadır. Sol eğilimli aydınları bir araya getiren Yön, Türkiye dış politikasının genel eğilimlerine yönelik radikal denilebilecek eleştirilerde bulunmuştur. Siyasi bağımsızlığın yanında ekonomik bağımsızlığın da büyük önem taşıdığını belirten ve bunu `tam bağımsızlık' şeklinde formüle eden Yöncüler, Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu temel sorunların Batı ittifak sistemine olan bağımlılığından kaynaklandığını ileri sürmüşlerdir. Yöncülere göre, Türkiye'nin Batı ittifak sistemine olan bağımlılığı, bağımsızlık temelinde şekillenen kuruluş felsefesiyle çatışmaktadır. Yöncüler, bu bağımlılıktan kurtulabilmek için, Ankara'nın dış politika alanında radikal bir değişikliğe gitmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Bu yeni yönelimin önemli unsurlarından biri Sovyetler Birliği ile yakın ilişkiler kurulmasıdır. Yöncülere göre, uluslararası siyasette gittikçe ağırlığını hissettiren Üçüncü Dünya ise Türkiye'nin dikkate alması gereken bir gerçektir. Emperyalizme karşı ilk mücadeleyi yürüten Türkiye, azgelişmiş ülkelerin verdiği siyasi ve ekonomik bağımsızlık savaşını desteklemelidir. Türkiye'nin sorunlarının bu ülkelerin yaşadığı sorunlardan farklı olmadığının altını çizen Yöncüler, Üçüncü Dünyanın kalkınma çabalarının Türkiye için de bir örnek olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Kısacası, Yön'ün başlattığı dış politika tartışmaları, sonraki dönemlerde dile getirilen yaklaşımların ve kavramların şekillenmesinde önemli rol oynamıştır.

Mert Dikici
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

(1950-1960) Türkiye'de Demokrat Parti Dönemi güvenlik politikaları

Bu çalışmanın amacı 1950-1960 yılları arasında Demokrat Parti hükümetleri döneminde Milli Savunma Bakanlığı bütçe görüşmelerinde tartışılan konuların çözümlenmesidir Görüşmeler Bakanlığın bütçe gereksinimlerini gözden geçirmenin yanı sıra, ulusal güvenliği ilgilendiren karar ve uygulamaların tartışılmasına da olanak tanımakta, dönemin güvenlik algılamalarının kavranması bakımından anlamlı ipuçları sunmaktadır. İlgili yazına bakıldığında MSB bütçe görüşmelerinin tartışılmaksızın onaylandığı değerlendirmesi ile karşılaşılmaktadır. Bu değerlendirme en azından ilgili dönemde izlenen görüşmeler açısından geçerli değildir. Ellili yıllar içinde yapılan görüşmeler, çok partili hayata geçişin ilk on yılında Türkiye'nin siyasal yaşamında görülen canlılıkla uyumlu bir çeşitlilik ve yoğunluk sergilemektedir. Söylem analizi uygulanarak yapılan çalışmada MSB bütçe görüşmeleri sırasında Türk Silahlı Kuvvetlerini ilgilendiren teknik konuların yanı sıra, ulusal güvenlik politikasına ilişkin genel eleştirilerle de karşılaşılmış, ancak Bakanlık bütçesiyle ilgili mali içerikli değerlendirmelerin sınırlı kaldığı gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler : Milli Savunma Bakanlığı, Demokrat Görüşmeleri, Ulusal Güvenlik, 1950-1960, Söylem Analizi.

Reyhan Baysal
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği'nde uluslararası göçün güvenlikleştirilmesi

Bu tezin amacı Avrupa'da uluslararası göçün güvenlikleştirilmesini incelemektir. Bu inceleme yapılırken öncelikle göç ve güvenlik kavramlarının 2. Dünya Savaşı sonrasından günümüze evrimi çalışılacaktır. Bu evrim esnasında göç ve güvenliğin yollarının kesiştiği noktada Avrupa'da göçün nasıl güvenlikleştirildiğine bakılacaktır. Göç ve güvenlik kavramlarının gelişimi kurumsal düzenlemeler ve devlet politikaları açısından kronolojik yöntemle ele alınmaktadır. Göçün güvenlikleştirilmesininin incelenmesi ise eleştirel yöntem, speech act ve Foucault'un söylem analizi yöntemleri ile yapılmaktadır. Ele alınan dönemde göç Avrupa'da öncelikle savaş sonrası kalkınma ve ekonomik büyüme için gerekli görülürken, 1970'lerde ekonomik durgunluğun yaşanılması ile istenmeyen bir olguya dönüşmüştür. Bir refah devleti adası haline dönüşen Avrupa 1970 sonrası artık göçü adasında kaynaklarını paylaşmak açısından istememektedir. Bu nedenle ?Kale Avrupa? mitini yaratmış ve sınırlarının yükselterek yeni göçmenlerin gelişini engellemeye çalışmaktadır. Kavram olarak güvenlik ise Avrupa'da 2. Dünya Savaşı sonrasından günümüze önemli değişikler geçirmiştir. Soğuk Savaş sırasında iki kutuplu dünya düzeninde Avrupa'da güvenlikleştirme devlet üzerine odaklanmıştır. Soğuk Savaş sonrası ise yeni güvenlik gündemi ortaya çıkmış ve temel olarak devletten çok topluma odaklanmıştır. Göç konusu da sosyal güvenlik kavramı içerisinde güvenlik konularının devletten topluma kayması ile güvenlikleştirilmektedir. Avrupa'da göçün güvenlikleştirilmesi üç konu temelinde gerçekleşmektedir. Bu konular; iç güvenlik kimlik ve refah devletidir. Bu bağlamda iç güvenlikleştirmede anlaşmametinleri ve toplumsal aktörlerin söylemleri okunarak güvenlikleştirmenin izi sürülmektedir. Kültürel güvenlik açısından ötekinin yaratılması ve öteki söylemi ile homojenize toplumu yaratmanın incelemesi yapılmaktadır. Refah devleti ile işsizlik ve refah devletinin kaynaklarının paylaşımı konusunda göçmenlerin güvenlikleştirilmesi ortaya konulmaktadır.

Serap Doğan
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hırvatistan'da tarih ders kitaplarında Osmanlı imajı

Bu çalışmada Hırvatistan'da ders kitaplarında bulunan Osmanlı imajının değişkenliği ile ilgilenilmektedir. Ders kitaplarında var olan imajın konseptini saptayabilmek için iki farklı araştırma yöntemi kullanılmaktadır. İmajoloji ve ders kitabı araştırması, çalışmanın konusuna uygun olan metodolojik çözümü sağlamaktadır. İmajoloji bize, tarihi unutkanlığa karşı stereotiplerin bağışıklığını yaratan mekanizmaların türlerini sunmaktadır. Kuzey-güney, güçlü-zayıf, merkez-çevre mekanizmasının yanısıra stereotiplerin çift kutuplu özeliklerini de ele almak gerekir. Diğer tarafta, ders kitabı araştırması, çalışmada yer alması gereken yeni konuların, ders kitabının oluşum sürecinden görsel malzemelerin açıklanmasına kadar, spectrumunu incelemektedir. Bu metodolojik temele dayanarak 1946 yılından 2005 yılına kadar yayımlanan Hırvat ders kitaplarının analizi yer almaktadır. Analizlerde, bir dönemin tarihsel arka planı, dönemin eğitim sisteminin açıklanması, metin analizi, stereotip ve oto-stereotipin belirlenmesi ve görsel malzemelerin yorumlanmasına yer verilmektedir. Stereotipin veya imajin değişkenlik sürecini tanımlamak için bu faktörler arasında olan ilişkisinin saptanması bu analizlerin hedefidir. Sonuç olarak, söz konusu dönemlerde Osmanlı imajinin değiştiği görülmektedir. Ancak bu imajin yalnızca olumsuza doğru bir düşüş çizgisi şeklinde olmadığı ve bir bağlamda düşüş başka bir bağlamda da olumluya doğru bir yükseliş olduğu da gözlenmektedir. Günlük politikaların değişimine göre Osmanlı imajı bir nevi pekiştirme aracı olarak şekil değiştirmiştir.Anahtar kelimeler: İmajoloji, ders kitabı araştırması, Osmanlı imajı, Hırvat ders kitapları, stereotipler, oto-steroetipler.

Ders programlarıOsmanlılarStereotipler+1
Mirna Zunic
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Makedonya Cumhuriyeti'nin azınlık politikası ve eğitime etkisi

Makedonya Cumhuriyeti çok etnili, çok dilli, çok dinli bir toplumsal yapıya sahiptir. Buna rağmen yıllarca tek uluslu devlet yapısı üzerinde örgütlenmiştir. Son derece demokratik bir anayasaya sahip olan Makedonya'da, pratikte bu anayasanın işleyişinde aynı demokratik anlayış sergilenememiştir. Azınlıklara karşı, üstü kapalı da olsa dışlayıcı bir politika izlenmiştir. Bu da azınlıkların memnuniyetsizliğini artırmış, 2001 yılında Makedon ve Arnavutlar arasında beliren küçük çaplı bir krizle doruğa ulaşmış ve sonrasında uluslararası baskı sonucu `Ohri Çerçeve Anlaşması'nın imzalanmasıyla çözümlenmiştir. Ohri Çerçeve Anlaşması toplulukların devlet kamu kurum ve kuruluşlarında `hakça temsili ilkesi' çerçevesinde düzenlenmiştir.Bu çalışmanın amacı da anayasa ile verilen hakların pratikte nasıl işlev gördüğünü göstermektir. Bu doğrultuda Makedonya Cumhuriyeti'nin Ohri Çerçeve Anlaşması'ndan önce ve sonra yürüttüğü azınlık politikası ele alınmıştır. Daha detaylı olarak da bu politikanın eğitim alanındaki etkilerine değinilmiştir. Bu yapılırken, bu değişimin tarih yazımında ve tarih ders kitaplarındaki etkisine de yer verilmiştir. İlkokul tarih ders kitaplarından örnekler sunularak bu anlamda Makedonya'daki durum ortaya konmaya çalışılmıştır.Bugün varılan noktada görülen odur ki, Ohri Çerçeve Anlaşması'nın hakça temsil ilkesi sadece Arnavutlar için geçerli olmuştur. Ana dilinde eğitim ilkesi slogan düzeyinde kalmakta, devlet tarafından gerçek anlamda pratikte uygulanması için hiçbir özel çaba gösterilmemektedir. Makedonya gibi çok dinli, çok dilli, çok etnili toplumlarda tarihyazımı farklı gruplar arası hoşgörüyü, saygıyı, birlikte yaşamayı destekleyecek şekilde olmalıdır. Oysa Makedonya'da hâlâ geleneksel milliyetçi söylemler çerçevesinde ve hatta kendi vatandaşlarını ?ötekileştiren? bir tarihyazımı ve tarih öğretimi mevcuttur.

AnadilAzınlık haklarıAzınlıklar+7
Ayfer Arif
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Azerbaycan ve Gürcistan'da yaşanan demokratikleşmenin yapısal sorunları

Bu çalışmanın amacı son dönemde eski Sovyet coğrafyasında yaşanan sivil devrimlerin, kökenini araştırıp, yaşanan bu olayların da aslında bir çeşit demokratikleşme dalgası olduğunun gösterilmesidir. Bilindiği üzere 2000'li yılların başında Gürcistan ve hemen arkasından Ukrayna'da yaşanan devrimler ile alışılmışın dışında kan dökülmeden iktidarlar değişmiştir. Ancak değişen iktidarlar hep Batı yanlıları olmuştur. Öncelikle halkın sokağa inmesi ve ardından seçimlere itirazıyla başlayan bu hareketler, seçimlerin Batı yanlılarınca kazanılmasıyla son bulmaktadır. Yalnız unutulmaması gereken başka bir örnek de Azerbaycan'dır. Azerbaycan'da da komşusu Gürcistan'ın yaşadığı tarzda bir devrim öngörülmekteydi. Fakat beklentiler boşa çıkmıştır. Beklenen devrim olmamıştır. Buradan anlaşılan şudur ki; artık Batılı güçler kendi saflarına çekmek istedikleri ülkeleri sivil devrimler ile saflarına almaktadır. Azerbaycan gibi iktidarın Batı ile sorun yaşamayan ülkeler de ise bu tarz çalışmalara gerek kalmamaktadır. Başka bir deyişle önceden Sovyet sisteminde ?Planlı Ekonomi? yaşayan bu ülkeler artık başta ABD, George Soros ve çeşitli Sivil Toplum Kuruluşları (STK) önderliğindeki Batılı güçlerce ?Planlı Demokrasi?yi yaşamaya mecbur bırakılmaktadırlar.

Mehmet Aras Doğan
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İran ve nükleer silahlanma politikası

Nükleer silahlar ilk kez 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı'nın bitirilmesi için kullanılmış, Soğuk Savaş dönemine damgasını vurmuş ve halen devletlerin güvenlik politikalarında önemini korumaktadır. Öte yandan, bu silahlara sahip olmanın meşruiyeti de dünyada başlı başına bir tartışma konusudur. Nükleer yayılmanın gerek dikey ve gerekse yatay boyutlarıyla devam etmesi ve devlet-dışı aktörlerin de bu silahlara sahip olmaya çalışması, uluslararası barış ve istikrarın korunmasında bu tür silahların kontrolünü ve nükleer yayılmanın önlenmesi çabalarını önemli kılmaktadır.Bu bağlamda İran gibi stratejik öneme sahip orta ölçekli bölgesel güçlerin nükleer silahlanma çabasında olması kuşkusuz Ortadoğu'daki güç dengesini ve güvenlik denklemlerini alt üst edici bir etki yaratma potansiyeline sahiptir. İran, nükleer güç olduğu takdirde Ortadoğu'daki gücünü ve nüfuzunu dramatik olarak arttırırken bölgede var olan nükleer silahlanma yarışına ivme kazandıracaktır. Diğer yandan bölgedeki [bu arada İran'ın] nükleerleşme çabaları askeri müdahaleyle önlendiği takdirde bölgede uzun yıllar sürecek istikrarsızlıklar ve insani trajediler ortaya çıkacak ve dünyadaki Müslüman [Doğu]-Hıristiyan [Batı] gerginliği tırmanacaktır.Türkiye ise İran'ın bu çabalarından en ciddi olarak etkilenecek ülkelerin başında gelmektedir. İran'ın nükleer güç olması Türkiye'yi askeri güvenlik bakımından yeni önlemler almaya yönelteceği gibi siyasal, ekonomik ve çevresel sorunlarla da yüzleştirecektir. Öte yandan ABD'nin [veya bir bölge ülkesinin] İran'ın nükleerleşme çabalarına yönelik olası bir müdahalesi de Türkiye için farklı düzlemlerde sorunlar doğurabilecek bir seçenek olacaktır.Anahtar Kelimeler: İran, Ortadoğu, Nükleer Silahlanma, Nükleer Yayılma, Nükleer Yayılmanın Önlenmesi, Nükleer Güçler, Soğuk Savaş, Nükleer Terörizm, Türkiye

Nükleer silahlarOrta DoğuOrta Doğu politikası+4
Evren İşbilen
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir siyasal program olarak yönetişimi anlamak

İlk kez 1989 yılında Dünya Bankası'nın Sahraaltı Afrika ile ilgili bir raporunda güncel anlamıyla zikredilen yönetişim, neoliberal dönemde artan bir hızla yaygınlaşmıştır. Terimin ilk elde uyandırdığı birlikte yönetim, çok aktörlülük ve katılımcılık gibi olumlu izlenimler, kavramın kabulünü de aynı süratle kolaylaştırmıştır. Kavramı ortaya atanlar ve kavramın savunucuları da, yönetişimin müzakere, diyalog ve uzlaşı temelinde yeni türden bir yönetsel biçimi ifade ettiğini savunmaktadırlar. Ancak, tanımlanmış aktörler ve öngörülen işleyiş mekanizmasıyla siyasal alanın yeniden düzenlenmesi temelinde bir yaklaşımı ifade eden yönetişimin bu iddiaları, ciddi bir biçimde irdelenmeye muhtaçtır. İşte, bu çalışmada, belli iddialar eşliğinde sunulan yönetişimin, bu iddialarının geçerliliği sorgulanarak, kavramın eleştirel bir gözle anlamaya çalışılması amaçlanmıştır.Yönetişimi anlamak için öncelikle yönetişim kavramının ortaya çıkış süreci ele alınmıştır. Bu amaçla dünya kapitalist sisteminin refah devleti dönemi ve neoliberal dönemine anahatlarıyla değinilmiştir. Ardından yönetişim kavramı; korporatizm, iktisadi alanla siyasal alanın ayrıştırılması, devlet ve demokrasi olmak üzere dört analiz aletiyle değerlendirilmeye çalışılmıştır. Böylece, yönetişimi anlama noktasında deskriptif olmanın ötesinde var olan tartışma alanlarına katkı sunularak ya da yeni tartışma alanları açmaya çalışılarak özgün bir yaklaşım geliştirilmesi hedeflenmiştir.Çalışmamızda varılan sonuçlara göre yönetişim, dünya kapitalist sisteminden azade bir biçimde ele alınamaz. Bir başka deyişle yönetişim ile kapitalist sistem ve neoliberalizm arasında varoluşsal bir bağ bulunmaktadır. Yönetişim, sermaye birikimi sürecinin aksamadan sürdürülebilirliğinin sağlanması amacına uygun bir biçimde, belli türden mistifikasyonlar temelinde ortaya atılmış siyasal bir program adıdır.

Mehmet Nuri Durmaz
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Contribution of international organizations to the promotion of global security, globalization and democracy in Africa

This research investigates the impact of global organizations on the management of worldwide affairs and their involvement in enhancing Africa's security, advancement in a globalized world, and progress towards democracy. While the idea of combining global corporations with international legitimacy may be met with skepticism, international organizations have proven to be valuable actors in international affairs despite their flaws and susceptibility to political manipulation. These organizations play a pivotal role in planning, coordinating, and establishing a legal framework for operations that extend globally. They also contribute to security through peacekeeping operations, conflict resolution, and preventive diplomacy. Additionally, international organizations promote economic integration, trade liberalization, and investment initiatives in Africa, which foster sustainable development and poverty reduction. They also support democratic governance, human rights, and the strengthening of institutions and electoral processes. Collaborative efforts between international organizations and African nations are crucial to overcome challenges and advance peace, stability, and democratic progress in Africa. The main objective of this research is to examine the attributes and frameworks of international organizations in order to establish standards and guidelines for promoting peace, security, and stability in Africa. It highlights the significance of integrating democratic principles into the operations of these organizations.

AfricaAfrican countriesDemocracy+4
Amına Mohamed Moumın
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Klasik uluslararası ilişkiler teorilerinde uluslararası sistemin doğası sorunu: Realizm, liberalizm ve marksizm

Bu çalışmanın amacı, klasik Uluslararası İlişkiler teorilerinin ortak sorunsalını ve ontolojik farklılaşmasını bulmaktır. Uluslararası sistemi betimlemek, açıklamak ve kurgulamak işlevine sahip olan Uluslararası İlişkiler teorilerinin, bu çalışmada ilk ve temel olarak uluslararası sistemin doğasına yönelik olarak farklılaştıkları ileri sürülmüştür. Dolayısıyla, öncellikle modern uluslararası sistemin temel parametreleri, kurucu unsurları ortaya konulmuştur. Bu yapılırken çıkış noktası olarak Ortaçağ Avrupa'sındaki uluslararası ilişkiler düşüncesi seçilmiştir. Burada, Ortaçağ Avrupa'sındaki uluslararası ilişkiler düşüncesi ortaya konulmuş ve ne tür dönüşümler/değişiklikler sonucu modern uluslararası sistemin doğuşunun gerçekleştiği tartışılmıştır. Modern uluslararası sistemin doğuşu incelendikten sonra önce siyaset felsefesi bağlamında daha sonra bir disiplin olarak Uluslararası İlişkiler teorilerinin modern uluslararası sistemin doğasını nasıl tanımladıkları ve bu sisteme nasıl bir çerçeve çizdikleri incelenmiştir. Bu bağlamda realizm, liberalizm ve marksizmin, ilk olarak, uluslararası sistemin doğası tanımlamasına daha sonra da hem Avrupa için hem de diğer tüm kültür ve toplumlar için üst bir kimlik ve uluslararası sisteme bir çerçeve olarak öneri ve öngörülerine bakılmıştır. Sonuç olarak ise, uluslararası sistemin değer kültür bağımlı olup olmadığına, bu bağlamda Uluslararası İlişkiler teorilerinin temel ayrılık noktasının kaynağının ne olduğu ve bunun Uluslararası İlişkiler disiplini açısından etki/sonuçları ile ilgili çıkarımlara ulaşılmıştır. Ortaçağ Avrupa'sında uluslararası ilişkiler düşüncesi iki düzlemde gelişmiştir. İlk düzlem Ortaçağ uluslararası ilişkiler paradigmasını da oluşturan Kilise ve Roma dini-siyasi üst kimliğinin şekillendirdiği tüm Katolik Avrupa'yı kuşatan bir içeriktedir. Belirleyici unsurun Hıristiyanlık olduğu bu düzlemde, uluslararası ilişkiler Hıristiyan olanlar ile olmayanlar arasındaki ilişkileri tanımlamaktadır. İkinci düzlem, birinci düzlemi üst kimlik olarak kabul etmiş alt siyasi kimliklerden oluşur. Şehir yönetimleri, küçük krallıklar ve yerel siyasal yapılanmalardan oluşan bu alt siyasi kimlikler, Kilise ve Roma'nın dini-toplumsal sistemi içindeki değer ve kurallar çerçevesinde aralarındaki ilişkileri geliştirmiştir. Bu bağlamda paradigma içi uluslararası ilişkiler olarak belirtilebilir. Kilise ve Roma kuşatıcı üst kimliğinin zayıflamasına paralel olarak, Rönesans ve Reformasyon ile hem felsefi-siyasi hem de dini anlamda Kilisenin iii belirlediği düşünce, siyaset ve toplumsal algılamalar değişmiştir. Bu anlamda modern uluslararası sistemin ayırtedici özellikleri olan devlet, siyasi meşruiyet kaynağı olarak halk iradesi, devletler arası ilişkiler, reason of state ve güç dengesi nosyonları ve anlayışları daha da belirgin bir hal almıştır. Böylece modern uluslararası sistemin ilk oluşumu, kavramsal çerçevesi ve temel parametreleri ortaya çıkmıştır. Uluslararası İlişkiler teorileri ise oluşan modern uluslararası sistemi betimlemek ve açıklamak çabası içindedirler. Her bir teori uluslararası sistemin doğasını açıklayacak ve tümü ile kuşatacak bir çerçeveyi sunmaya çalışır. Bu bağlamda, Uluslararası İlişkiler teorilerindeki temel sorun, oluşan modern uluslararası sistemde, Ortaçağ Avrupa'sında Kilise ve Roma'nın gördüğü işlev olan tüm Avrupa'yı kuşatan üst bir kimlik ortaya koyamamak olarak belirmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada klasik Uluslararası İlişkiler teorileri olarak adlandırılan realizm, liberalizm ve marksizm modern uluslararası sistemin ontolojik meşruiyetini oluşturma çabası içinde farklılaşmaktadırlar. Bu çerçevede her bir teori öncellikle modern uluslararası sistemin doğasını açıklamak noktasında daha sonra da, uluslararası sistemin kuşatıcı üst kimliğini belirlemek ve bir dünya düzeni tasavvuru geliştirmek noktasında bu farklılaşmayı yaşamışlardır. Modern uluslararası sistemi tanımlamaya yönelik olarak oluşturulan Uluslararası İlişkiler teorilerinden biri olan realizm, uluslararası sistemin doğasını çatışmacı bir içerikle tanımlamıştır. Roma ve Kilisenin, Avrupalının dünya düzeni algısını, siyasal birimlerin motivasyon kaynağını ve beslendikleri dini-felsefi ve siyasi temelleri bağlamında oluşturduğu kuşatıcı üst kimliğinin yerine, realistler, dünyevi boyutta devletin aşkınlaştırılması ve bu kurumların varoluşsal nedeni olarak gücün ve çıkarın mutlaklaştırılmasının, insan motivasyonuna kötümserci bakış açısının, dünya düzeninin çatışma temelli mekanik bir dengeye ulaşabileceği anlayışlarının bütününün bir araya gelerek oluşturduğu çerçeveyi yerleştirmişlerdir. Ulaşılan sonuç ise, modern uluslararası sistemin çatışmacı ve anarşik karakterli olduğu, bu sistemin devamını sağlayacak, devletlerin kuşatıcı üst kimliği olabilecek unsur olarak da güç dengesinin kabul edildiği bir yaklaşım tarzıdır. Bu çalışmada Uluslararası İlişkiler teorileri içinde ikinci sırada ele alınan liberalizm, modern uluslararası sistemin doğasını rasyonel insanın makul davranacağından, cumhuriyetçi-demokratik devletlerin rasyonel insanın kapasitesini iv gerçekleştirebileceği bir yönetim anlayışından ve evrensel değerler olarak kabul ettiği "serbest ticaret", "evrensel hukuk", "bireyin evrensel hakları", toplumlar arası karşılıklı işbirliği ve "tüm insanlığın karşılıklı hak ve sorumluğu" gibi kavramlardan/önermelerden hareketle barış ve uyum içinde tanımlar. Bu barışçıl uluslararası sisteme ise evrensel olduğu düşünülen demokratik ve cumhuriyetçi değerleri kuşatıcı üst kimlik olarak önerir. Bu tanımlamayı, hem Avrupa'ya hem de tüm dünyaya (coğrafya ve insanlık anlamında) tek geçerli dünya düzeni algısı olarak sunar. Klasik Uluslararası İlişkiler teorileri içinde son olarak ele alınan marksizm, uluslararası ilişkileri, üretim tarzları arası ilişkiler olarak görmektedir. Üretim tarzının şekillendirdiği sosyal formasyonlar arası ilişkiler hem toplumsal hem de uluslararası ilişkileri oluşturur. Bunun yanında, modern uluslararası sistem kapitalist üretim tarzının egemen olduğu kapitalist uluslararası sistem olarak tanımlanmaktadır. Marksizm, kapitalist devletlerden oluşan uluslararası sistemin doğasını, burjuvazinin egemen olduğu kapitalist devletlerin "bitmek tükenmek bilmeyen daha fazla kâr ve piyasa için girdikleri mücadele"den dolayı çatışmacı bir karakterde betimlemektedir. Kapitalist mücadeleden kaynaklanan uluslararası sistemin savaşım durumu ancak komünist dünya düzeni ile barışçıl yapılabilir. Buna göre, insanın özgürleştiği, kendi kapasitesini gerçekleştirebildiği, sınıfsız ve refahın ortak bölüşüldüğü komünist toplum/sistem, modern uluslararası sistemin yaşam alanı olabilecek üst bir kimlik olarak sunulmaktadır. Sonuç olarak iki gurupta ele alınabilecek çıkarımlara ulaşılmıştır. Modern uluslararası sistemin doğuşu incelenerek, ontolojik bir tahlille içinde yaşadığımız uluslararası sistemin soykütüğü ortaya konulmuştur. Bu bağlamda modern uluslararası sistemin, Batının kendi iç dini-siyasi ve iktisadi dönüşüm ve gelişmeler neticesinde ortaya çıktığı dolayısıyla Avrupa değer algısının ve coğrafyasının izlerini taşıdığı belirlenmiştir. Buna göre, hem ulus-devletin kökenleri, hem kapitalist üretim tarzı hem dini ve dünyevi alanın ayrımı hem de demokratik liberal değerler bu dönüşümlere bağlı olarak oluşturulmuştur. İkinci olarak modern uluslararası sistemin doğuşu incelenerek, Uluslararası İlişkilerin ortak sorunun felsefi arkaplanına ulaşılmıştır. Zira buna göre, klasik Uluslararası İlişkiler teorileri olan realizm, liberalizm ve marksizm en temelde oluşan modern uluslararası sistemin doğasına yönelik tanımlamada farklılaşmaktadırlar.

Muhammed Ali Ağcan
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2003
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Siyasal katılım: Zeytinburnu örneği

Bu tezde 1970'li yıllarda İstanbul'un Zeytinburnu ilçesinde Kıvılcım Hareketi örneğinde siyasal katılımın özellikleri incelenmiştir. Siyasal katılım, sadece devletle ilgili etkinliklerle sınırlı görülmeyip, toplumsal yaşamdaki iktidar ilişkilerini ve toplumsal kaynakların dağılımım etkileyen ve kamusal alanda gerçekleşen tüm eylemler siyasal katılımın tanımı içinde değerlendirilmiştir. Bu anlamda sadece oy verme ya da seçim kampanyalarında görev alma değil protestolar, grevler, şiddet içeren eylemler, sosyal ve ekonomik sorunların çözümü için geliştirilen inisiyatifler de siyasal katılım biçimleri olarak ele alınmıştır. Tezde siyasal katılım çalışmalarında geliştirilen modeller gözde geçirilmiş ve Mobilizasyon Modeli'nin öncüllerinden hareket edilmiştir. Ayrıca toplumsal hareket teorilerinden de yararlanılmıştır. Önce 1970'li yıllarda sol hareketin gelişimi ve hareketin pratiğinde gerçekleşen siyasal katılımın temel özellikleri, daha sonra Zeytinburnu ilçesinin sosyal ve siyasal yaşamı hakkında bilgi verilmiştir. Doktorcu Hareket ve Kıvılcım Grubu hakkında verilen genel bilginin ardından Kıvılcım Grubu'nun Zeytinburnu'ndaki örgütlenme süreci siyasal katılım teorileri çerçevesinde incelenmiştir. Tezde ABD ve Batı Avrupa'da yapılan siyasal katılım çalışmalarında geliştirilen modellerin örneğimizdeki siyasal katılımı açıklamada eksik kalacağı iddia edilmiş, toplumsal ve tarihsel koşulların dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. IV

DoktorlarHalk hareketiKıvılcımlı, Hikmet+5
Muzaffer Kaya
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The causes and consequences of Nile River mismanagement: A comparative overview of environmental impacts in Ethiopia, South Sudan and Egypt

Ineffective management of resources invariably results in complications. This thesis examines the mismanagement of the Nile River, a critical African waterway traversing eleven countries. While Egypt, with its millennia-old history, is frequently associated with the Nile, the river's significance extends to all nations along its course. Relations among these countries are strained due to inequitable water distribution and poor management practices, despite numerous attempts at reaching agreements over the years. This qualitative research aims to identify the causes and consequences of the Nile's mismanagement and to propose viable solutions. Utilizing a comprehensive review of over one hundred articles, the study focuses on three of the Nile-sharing countries to identify the origins of the conflict and to suggest more effective agreements. The findings indicate that national self-interest, short-sighted policies, and a lack of expertise in water management are primary contributors to political tensions, as well as socio-economic and environmental issues. The thesis recommends a balanced approach to water management that considers the interests of all parties while respecting each country's needs. It also offers new suggestions and alternative interventions to address the ongoing challenges.

Ethiopia
Moumına Mohamed Aden
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The migration policy of African Union: The case study of Somalia

The African Union has long grappled with the complexities of migration across the continent, a challenge that is both a reflection of and a response to diverse political, economic, and social factors. This thesis explores how the regional organisation is dealing with this phenomena by collaborating with other international organisations, regional economic communities as well as the governments of its member states to adopt appropriate strategies. Taking for case study Somalia, one of the East African countries whose population exodus has been going on for more than 25 years, the thesis examines how the AU addresses the factors driving migration in Somalia which are mainly political and environmental but also protects the refugees and advocates for their rights both within and outside Somalia. This thesis also sheds light on the challenges encountered in migration governance in the country and makes recommendations for improving the effectiveness of AU initiatives.

Internal migrations
Kalıa Mohamed Aden
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk siyasal hayatında Osman Bölükbaşı

Türk Siyasal Hayatında Osman Bölükbaşı başlıklı bu tez çalışmasının amacı, Osman Bölükbaşı'nın Demokrat Parti'de siyasete başladığı 1946 yılından aktif siyasi hayattan ayrıldığı 1973 yılma kadar geçen süre içerisinde ortaya koyduğu siyasi mücadeleyi Türk siyasi tarihi içerisinde değerlendirmek ve bu siyasi mücadelenin temel öğelerini analiz etmektir. Osman Bölükbaşı, Türkiye'nin çok partili yaşama geçişiyle birlikte başladığı siyasi mücadelesini çeyrek yüzyılı aşkın bir süre devam ettirmiş bir siyaset adamıdır. Bölükbaşı, bhbirinin devamı ve çoğunlukla ülkenin üçüncü büyük siyasi partileri olan Millet Partisi, Cumhuriyetçi Millet Partisi, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ve yeniden Millet Partisi'nde görev almış ve birincisi hariç diğer partilerin liderliğini yapmıştır. Osman Bölükbaşı'nın D.P'deki siyasetini, tek parti rejimine duyduğu tepki belirlemiştir. Bölükbaşı, kumcularının eski birer C.ELP'li olduğu D.P'de, tek parti rejimine ve Mili Şef İsmet İnönü'ye yaptığı sert eleştirilerle öne çıkmıştır. 1946 seçimlerinde Meclis'e giremeyen Bölükbaşı, D.P'nin C.H.P iktidarı karşısında sert muhalefet yapmasını savunmuş ardından da D.P'nin C.H.P ile danışıklı dövüş yaptığını iddia ederek partiden ayrılmıştır. 1948 yılında eski D.P'li bir grupla birlikte Millet Partisi'ni kurmuştur. 1950 seçimlerinde M.P'nin tek milletvekili olarak Meclis'e giren Osman Bölükbaşı, D.P iktidarına karşı sert muhalefet izlemiştir. D.P'nin tek parti rejiminin baskı araçlarını kullanmak yoluyla CH.P'ye benzediğini iddia etmiştir. M.P, D.P iktidarı tarafından laikliğe aykırı politika izlediği gerekçesiyle kapatılmıştır. M.P'nin kapatılması dönemin demokrasi anlayışım göstermesi bakımından önemli bir örnektir. Osman Bölükbaşı'nın siyasi mücadelesini incelemek, D.P döneminin baskı politikasını ve iktidar-muhalefet ilişkilerini analiz etmeye imkan tanımaktadır. M.P kapatıldıktan sonra kurulan Cumhuriyetçi Millet Partisi, 1954 seçimlerinde Kırşehir'den 5 milletvekili çıkarınca D.P iktidarı Kırşehir'i ilçe haline getirmiştir. 1957 yılında, vııMeclis' e hakaret ettiği gerekçesiyle Osman Bölûkbaşı'nrn dokunulmazlığı kaldırılmış ve Bölükbaşı tutuklanarak cezaevine konulmuştur. Bölükbaşı, D.P iktidarı tarafından 1957 seçimleri öncesinde yeniden il haline getirilen Kırşehir'den milletvekili seçilmiş ve Meclis'e dönmüştür. D.P'nin basın ve muhalefete karşı izlediği baskı politikasını ve anti-demokratik uygulamalarını eleştiren Bölükbaşı, 27 Mayıs 1960 darbesi öncesinde D.P iktidarının meşru olmadığım savunmuştur. Osman Bölükbaşı, D.P iktidarını tasfiye eden 27 Mayıs darbesini "meşru bir ihtilal" olarak değerlendirmiştir. 27 Mayıs sonrası oturtulmaya çalışılan yeni düzeni savunmuştur. Öte yandan, askeri yönetimi tarafsız davranmamakla suçlamış, CH.P'yi ise askerlerle kurduğu ilişki nedeniyle eleştirmiştir. Bölükbaşı, parti içi tartışmalar nedeniyle C.K.M.P'den ayrılarak 14 Haziran 1962'de Millet Partisi'ni yemden kurmuş ve ordu-siyaset ilişkisi temelinde önce C.HJP'ye sonra A.P'ye karşı sert muhalefet izlemiştir. Osman Bölükbaşı, 27 Mayıs sonrası dönemde ordunun siyasetteki ağırlığım anti-komünizm temelinde meşrulaştırmıştır. Hükümetleri, komünizmle mücadele konusunda yeterli tedbirleri almamakla eleştirmiştir. Bölükbaşı, Türkiye'de milliyetçi- muhafazakar siyasetin ve sağ söylemin oluşturulmasına katkıda bulunmuştur. Bölükbaşı, ayrıca Türkiye'de siyasetin popülerleşmesinde ve popüler muhalefet anlayışının oluşmasında da pay sahibidir. İktidarlara karşı yaptığı sert muhalefetiyle ünlenen Osman Bölûkbaşı'nrn siyasi mücadelesinde parti daima ikinci planda kalmış ve liderliğini yaptığı partiler "Bölükbaşı partisi" olarak anılmıştır. M.P, 1960Tar boyunca giderek küçülmüş ve 1969 seçimlerinde üçüncü parti olma özelliğini kaybetmiştir. Osman Bölükbaşı, 1973 seçimlerinden önce parti ve milletvekilliğinden istifa ederek aktif siyasi yaşamdan ayrılmıştır. vm

BiyografiBölükbaşı, OsmanDemokratik Parti+2
Fatih Artvinli
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de sosyal demokrasinin kuramsal sorunları

Sosyal demokrasi, siyasal, toplumsal ve tarihsel boyutlarıyla büyük bir akımdır. Yaklaşık bir buçuk yüzyıldan beri dünyanın çeşitli ülkelerinde farklı değişim evreleri yaşamış ancak sosyalist içeriğini kısmen de olsa korumuştur. Türkiye'nin sosyalizmle ilk tanışması Yirminci yüzyılın başında olmuştu. Çok uluslu imparatorluktan ulus-devlete geçiş süreci kültürel, ekonomik ve toplumsal alanlarda bir çok değişikliği gündeme getirmiştir. Tek parti döneminde siyasal ve toplumsal muhalefete izin verilmemiş, sol yaşam alanı bulamamıştı. Çok partili hayata geçiş ve demokratikleşmenin ivme kazanmasıyla Türkiye kendini "ortanın solu"nda, "demokratik sol"da ve nihayet "sosyal demokrat" olarak tanımlayan siyasal akımlara sahne olmuştur. Bu çalışmanın ilk amacı Türkiye'de kendini sosyal demokrat olarak adlandırma eğiliminde olan akımların doğasını incelemektir. Bunu yaparken, öncelikle evrensel sosyal demokrasinin gelişim çizgilerini gözden geçirmek ve Türkiye'deki manzaranın özgünlüğünü göstermek istedim. Bana göre, sosyal demokrat siyasal teoriyi kapsamlı bir şekilde değerlendirmek kısmi ya da yanıltıcı yargılara varmamızı engelleyebilir, daha sağlıklı sonuçlara ulaşmamızı sağlayabilirdi. İlk olarak dünya ölçekli sosyal demokrat hareketin temel ilkelerini siyasal tarih ve sosyal demokrat siyaset teorisi bağlanımda açıklamaya çalıştım, ikinci olarak, Türkiye solunun kökenlerini tarihsel/siyasal bağlamı içinde ele aldım. Tarihsel, kültürel ve toplumsal konulan incelerken Türkiye'deki parti elitlerinin siyasal kültürüne özel bir yer ayırmayı gerekli gördüm. Çalışmam Avrupa sosyal demokrasisiyle onun Türkiye'deki benzeri arasındaki en önemli farkları açığa çıkarmaya çalışmaktadır. Bunu yaparken özellikle istediğim bir şey Türkiye'deki deneyimi tarihsel ve eleştirel bir paradigma içinden ele almaktı. Bu amaçla betimleyici, çözümleyici ve eleştirel yöntemleri kullandım; ve -umut ediyorum ki- şu sonuca ulaşabildim: Türkiye'de sosyal demokrasinin temel sorunları esasen teorik ve entelektüel düzeydeki sorunlardır.

DemokrasiSiyasal sorunlarSiyasi partiler+5
Ayşe Şahin
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Neriman Nerimanov'un siyasi faaliyetleri

Bu tezin amacı Türkiye'de faaliyeti pek bilinmeyen Azerbaycanlı ay dm Neriman Nerimanov'un bulunduğu ortam, edebi, sosyal, siyasi faaliyeti, yaşadığı dönem, mühim olayları anlatmak, yazdığı mektuplar yaptığı konuşmaları sunmanın ötesinde bir aydının siyasal faaliyetinin ne kadar çok boyutlu olduğunu ortaya koymaktır. Bu çalışmada Nerimanov'un yaşadığı ortam incelenerek, sosyalist eğilimli düşüncelerin gelişmesinin nedenleri olan halkının cehalet içinde ömür sürdüğü, bir çok milletlerden geride kaldığı, Rus çar sömürgeciliğinden kurtulma gibi düşünceler ele alınmıştır. Marksizm-Leninizm düşüncesini savunan N. Nerimanov'un siyasal faaliyetini daha yalandan tanımak için yaptığım bu çalışmada onun yurtsever sol kimliğinin ön plana çıktığım müşahede ettim. N. Nerimanov'un yaşamını kronolojik dönemlere ayırarak incelediğim bu çalışmada ilk önce eğitim yılları anlatılarak sosyal, edebi faaliyetleri değerlendirmeye çalıştım. Eğitimciden siyasetçiye geçiş dönemi açıklanarak, dünya görüşünü açıklamaya çalıştım. Bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti (1918-1920) devrildikten sonra Bolşeviklerle birlikte Baku' ye gelen N.Nerimanov iktidar kademelerinde ki çalışmalarına yer verdim, Azerbaycan'da komünizm ideolojisi altında bağımsızlığı uğrunda mücadelesini anlattım. Tezde N.Nerimanov'un iktidarda bulunan ve çoğunluğu gayri Müslim olan yöneticilerle anlaşamaması, vatanını sömürgecilikten kurtarmaya çalışırken milliyetçi adlandırılması ve Azerbaycan'dan uzaklaştırılarak Moskova'ya gönderilmesi gibi olayları inceleyip, değerlendirdim. m

AzerbaycanMilliyetçilikNerimanov, Neriman+2
Nigar Bektaşi
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bağımsızlık sonrası dönemde Azerbaycan-ABD ilişkileri

Bağımsızlık sonrası Azerbaycan'ın gelişim sürecinde Azerbaycan - ABD ilişkileri incelenmektedir. Analiz, SSCB'nin dağılmasından sonra Kafkasya ve Orta Asya'daki gelişmeleri göz önünde bulundurarak Azerbaycan - ABD ilişkileri üzerine yapılmıştır. Özellikle, Azerbaycan'da bulunan enerji kaynaklarının ve Dağlık Karabağ sorununun ilişkiler üzerine gösterdiği etkiye yer verilerek incelenmiştir. Metot: Öncelikle Soğuk Savaş sonrası döneme ilişkin uluslararası sistemin yapısı ve bağımsızlık sonrası Azerbaycan'ın yeni sisteme uyum sağlama süreci incelenerek, Azerbaycan'ın bu süreç içinde karşılaştığı iç ve dış sorunlar tespit edilmiştir. Uluslararası ve bölgesel güçlerin bölge üzerinde izlediği siyasete değindikten sonra, Azerbaycan - ABD ilişkilerinde tarafların karşılıklı adımlarını göstermek amacıyla detaylı olaylar kronolojisi çıkarılmıştır. Bu çerçevede, Azerbaycan - ABD ilişkilerinin analitik çözümlemesi de yapılmıştır. Sonuçta, Azerbaycan'ın zengin enerji kaynaklarına sahip oluşunun ve önemli jeopolitik yerleşiminin ilişkilerin gelişimi açısından önemi tespit edilmiştir. Azerbaycan'ın da ilişkilerde bu avantajım kullanmasını da göz önünde bulundurarak, ilişkilerin ileride stratejik ortaklığa dönüşmesi ihtimalinin bulunduğunu söyleyebiliriz.

Amerika Birleşik DevletleriAzerbaycanBağımsızlık+3
Hanıfa Ahmadov
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Operation freedom's sentinel and last 6 years of nato in Afghanistan: a debacle or victory?

Following the September 11 attacks, U.S. President Bush demanded that the Taliban immediately give back al-Qaeda leader Osama bin Laden to the United States; the Taliban refused and the U.S. declared Operation Enduring Freedom against Afghanistan. The U.S.-led coalition remained in Afghanistan, forming a security mission (ISAF)—sanctioned by the United Nations— as a part of NATO with the goal of creating a new democratic authority. But in 2015, NATO formally ended ISAF combat operations in Afghanistan, changed the operation name as Operation Freedom's Sentinel and gave all responsibility to Afghan security forces; and started to prepare the withdrawal of all NATO. In this study, a qualitative research method of document analysis was applied, highlighting both significant achievements and encountered challenges when assessing the success of the operation. NATO significantly contributed to the training and capacity building of Afghan security forces. It conducted crucial operations against terrorist organizations like Al-Qaeda and the Taliban, thus reducing the terrorist threat in the region. Furthermore, NATO provided substantial support for infrastructure projects and humanitarian aid activities in Afghanistan, contributing to the improvement of local living conditions Following NATO's withdrawal, Afghanistan experienced rapid deterioration in security, leading to serious security issues such as the Taliban's takeover of the country. Sustainable political stability could not be achieved in Afghanistan, as the nation faced various political conflicts and instability. Additionally, Afghan security forces proved inadequate in effectively combating the Taliban after NATO's withdrawal. In conclusion, while NATO achieved significant successes in Afghanistan, it also faced various challenges. Long-term sustainable success was not attained. For future operations, it is crucial to consider these challenges and adopt more effective strategies, which could enhance NATO's success in future missions.

International relations theories
Kadir Kalay
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The obstacles to women's political participation and higher education in Somalia

This study investigates the obstacles to women's political participation and higher education in Somalia, drawing historical parallels from Ancient Greece, Egypt, and Mesopotamia to modern times. Historically, women were often excluded from political participation and regarded as minors or enslaved individuals. The right to education, particularly higher education, is crucial for empowering women to engage in politics and decision-making processes. So, a comprehensive literature review and analysis were conducted, examining historical texts, educational policies, and contemporary studies on women's political participation. The findings indicate that women historically faced significant obstacles to political participation due to cultural norms, gender discrimination, and limited access to education and resources. Higher education emerged as a critical factor in providing women with the necessary networks, information, and skills for political engagement. Women's political involvement was shown to positively impact democratic processes, policy-making, and addressing the needs of marginalized groups. The study highlights the importance of removing barriers to education and promoting higher education for women to enhance their political participation. Ensuring women's active involvement in politics is essential for advancing democracy and achieving inclusive governance in Somalia. The findings underscore the need for continued efforts to support women's education and political empowerment to foster equitable and effective decision-making.

WomenFreedom political participiationHuman rights citizenship and democracy lesson
Rayan Abdırazak Mohamud
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

From Islamic fundamentalism to Islamophobia: Western states' use of Islam and terrorism as a tool of manipulation

Islamophobia has become a rapidly spreading phenomenon today and various studies have been conducted on this subject. In this thesis, the rise of Islamophobia as a fundamental problem in societies around the world is analyzed in terms of media and discourses. In this context, the relationship between Islamic fundamentalism and Islamophobia, how terrorism and propaganda are used as a means of manipulation by states, and the effects of this situation at the level of discourse are examined. The study seeks answers to questions such as 'Are Islam and terrorist organizations used by the West as a tool to spread Islamophobia?', 'Are terrorism and Islam deliberately manipulated through media tools?', 'What kind of perception of Islam does the use of religious references by terrorist organizations create in societies?'. The findings show that the 11 September attacks were an important turning point that changed the perception of Islam in the West and that this event led to the association of Islam with terrorism. The frequent use of terms such as 'Islamic fundamentalism' and 'jihadism' in politics and media contributes to the reinforcement of this prejudice. Terrorist organizations are perceived as an Islamophobic threat in the West, despite the fact that they stem from complex socio-political conditions, and this perception is used by politicians to legitimize domestic and foreign policies. The results obtained strongly support this claim. Consequently, concrete actions to promote peace and understanding between societies should be taken in conjunction with the proposed methods. This thesis reveals that although terrorism is a complex and multifaceted problem, the portrayals of Islam and Muslims in Western media and political discourse contribute significantly to the spread of Islamophobia.

Enes Erözkan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The importance of bottom-up approach in policy-making: The case of Japan's refugee policy

Japan's historical inclination towards isolationism and maintaining an ethnically homogeneous society, coupled with its policy of assessing foreigners based on its own criteria and interests, has placed thousands of asylum seekers in a precarious position. The nation faces both domestic and international criticism for its stringent refugee policies. Until 2010, Japan attempted to address this issue through ad hoc measures. However, even the "resettlement" program initiated in 2010, which aimed to accept more refugees, did not achieve complete success. Subsequently, non-governmental organizations (NGOs) stepped in. NGOs supporting refugees, along with business sector representatives, began to communicate the fundamental issues to government officials. In Japan, where the bottom-up approach is prevalent, the efforts of NGOs found resonance. These organizations played a pivotal role in selecting refugees for the "resettlement" program, determining their city of residence and employment, thus alleviating some of the state's burden. The Japanese government endorsed these NGO initiatives and supported the collaborative platform they established, the Forum For Refugee Japan. The bottom-up approach, a staple in democratic societies and a subject of social science studies, advocates for the involvement of stakeholders in shaping policy. This case study highlights the positive impact of bottom-up activities on national policy, as evidenced by the evolution of Japan's refugee policy, which also employs process-tracing methodology. In democracies like Japan, policy decisions are not solely dictated by governing elites but are informed by the grievances, critiques, and suggestions of those affected by the issues. To strengthen democracy, the dissemination of the bottom-up approach is essential.

Japan
Ali Karauzun
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The instability of peace in the horn of Africa

This thesis investigates the Instability of peace in the horn of Africa, a region defined by a complex interaction of political, social, and economic factors. The horn of Africa regions faces significant challenges of conflict and instability, making it one of the most unstable regions. The region is currently experiencing high levels of political violence and instability, from the civil conflicts in Sudan and Ethiopia, to militia and Islamist militant activity in Kenya, to the Al-Shabaab insurgency in Somalia. The primary purpose of this research is to identify the root causes of peace instability in the horn of Africa, addressing key research question concerning strategies for managing and resolving conflicts in the region. This study methodology uses a qualitative analytical approach. The research begins with an examination of the historical context of the states in the horn of Africa, with a particular focus on their geopolitical positioning. The second part of the thesis focus on the concepts of conflict, peace studies, and international security, examining the trajectory of various causes of conflict and the collapse of state structures in the horn of Africa. Additionally, the study addresses the ongoing humanitarian crises affecting the region. The thesis concluded that addressing the instability in the horn of Africa requires the commitment of peace and reconciliation among regional actors and the international community for the goal of establishing sovereign states and promote democratic governance.

Instability
Moubarak Charmarkeh Halaneh
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Diplomacy and external relations of the European Union in the light of international relations theories

This thesis explores the complex dynamics of diplomacy and external relations of the European Union (EU) through the lens of international relations theories. Divided into three distinct parts, the study begins with an analysis of the EU's diplomatic institutions, shedding light on their structure, decision-making processes, and role in representing the Union on the international stage. This first part also examines recent developments in the EU's diplomatic practice, particularly regarding its ability to act autonomously in the field of foreign policy. The second part of the thesis focuses on the major theories of international relations and their relevance to understanding European diplomacy. By examining the realist, liberal, and constructivist perspectives, the study seeks to illuminate the motivations and strategies underlying the EU's diplomatic actions, as well as the challenges and opportunities it faces on the global stage. Finally, the third part of the thesis explores the EU's specific diplomatic functions across several dimensions. It examines the historical evolution of the Treaty of the European Union and its impact on the Union's diplomatic capabilities. Additionally, it analyses the relations between European member states and the United States, as well as the dynamics of trade and commercial engagements between the EU and its international partners. By combining an in-depth analysis of EU diplomatic practices with an understanding of international relations theories, this thesis aims to provide a comprehensive overview of how the EU navigates the complex global landscape and how it utilizes diplomacy as a tool to promote its interests and values on the international stage.

Public diplomacy
Abdiwasseh Rachid Djama
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00