775

Archived Theses

8

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Bilimin mahiyeti bağlamında Collins'in Felsefelerin Sosyolojisi

Yirminci yüzyılda bilimin mahiyetine ilişkin süregelen tartışmalarda felsefi çevrelerde birbirinden farklılaşan başlıca üç yaklaşım geliştirilmiştir. Genel olarak Pozitivist, İzafi ve Marksist geleneklere bağlanan bu yaklaşımlar, bilimin toplumsal boyutlarını soruşturan bilim sosyolojisi geleneklerinin de teşekkülünü sağlamışlardır. Bilimin mahiyetini tespit için bu yaklaşımların müktesebatının zemin olarak kullanılacağı bu çalışmada, bilimin mahiyetine ilişkin süregelen tartışmalara yeni soluklar katmaya namzet bir çerçeveye sahip olan çatışmacı bilim teorisi incelenecektir. Collins'in Felsefelerin Sosyolojisi isimli çalışması bu teorinin temel kavramlarını, Doğu ve Batı felsefi geleneklerine uygulanış biçimini ihtiva etmektedir. Ayrıca bu çalışmanın bağlamını teşkil eden bilimin mahiyetine ilişkin soruşturmalara da uygulanabilecek bir kapsayıcılığa sahip olan çatışmacı bilim teorisinin sunulduğu bu eserin müspet ve menfi yönleri, alternatif yaklaşımlarla mukayese edilerek sunulacaktır. Anahtar Kelimeler:Bilimin mahiyeti, bilim felsefesi, bilim sosyolojisi, bilim epistemolojisi, bilimin özerkliği, yerellik, çatışma teorisi, bilim teorisi, etkileşim merasimleri, tabakalaşma, kültürel sermaye, duygusal enerji, epistemik ağlar, makro yapı, mikro yapı.

BilimBilim felsefesiBilim sosyolojisi+4
Yakup Kalın
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı'da teknolojinin özendirilmesi bağlamında Resimli Gazete'de teknoloji ile ilgili seçilmiş makaleler üzerine bir inceleme

Bu tez kapsamında Resimli Gazete'de teknoloji konusunda yayınlanan makalelerin günümüz Türkçesine transliterasyonu yapılarak bu makalelere daha kolay ulaşım imkanı sunulacaktır. Ayrıca o dönemin sivil bir yayını olan Resimli Gazete'de Osmanlı halkına tanıtılan teknolojik icatlar konusunda bilgi sahibi olunabilecektir.

Bilim tarihiMakaleOsmanlı Devleti+2
Asiye Kılıç
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ahlak felsefesi bağlamında Nietzsche ve postmodernizm

Bu çalışma; üç farklı problemi, ahlak felsefesini, Nietzsche'yi ve postmodernizmi birbirleriyle ilişkisel bir biçimde irdelemeyi amaçlamakla birlikte, çeşitli filozofların fikirleri üzerinden farklı birçok konuya eğilmekte, Nietzsche'yi postmodernizmi ön-celeyen bir filozof olarak ele almakla yetinmek yerine, geçmişe ve çağımıza damgasını vuran filozoflarla bir bütün olarak değerlendirmektedir. Nietzsche'nin yaşamdan yana koyduğu tavrı ve Batı felsefesi eleştirisini postmodernizmin çıkış noktalarıyla birleştirmekle birlikte ilerlemecilik, üst anlatı ve hakikat gibi kavramlar üzerinden çağın krizini etik gerçeklik bağlamında tartışmaya açmaktadır. Çünkü insanlığın ulaştığı aşamayı Nietzsche'nin öngörüsündeki nihilizmi anımsatmakla birlikte, hakikat ve yanılsama, gerçek ve kurgu arasındaki duvar hiç olmadığı kadar zedelenmektedir. İnsan yaşamın anlamı ve amacı konusunda eski dayanaklarını yitirmekte, kimi kavramlar üzerinde şüpheye düşmektedir. Dolayısıyla dünyayı anlamlandırma proje-lerinin insan gerçeği ve yaşam noktasında yetersiz kalışı, yeni bir gerçeğe adım attı-ğımızı göstermekte, bu da kendisini postmodernizm olarak ortaya koymaktadır. Ay-dınlanmacı felsefeden farklı olarak postmodernizm kavramların egemenliğinden ko-puşu temsil eder. Nietzsche'nin aklın, geleneksel düşünme biçiminin ürünü olan iyi-kötü ile beraberinde hakikatin putlaştırılmasına karşı yaşamdan yanalığı postmoder-nizmi öncelemekte; önemli bir problem olarak ilerlemeci tasarılar doğrultusunda 'şimdi'nin yitirilişi ise etik bir problem olarak kendisini çalışma boyunca farklı bağ-lamlarda göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Nietzsche, Postmodernizm, Ahlak, Nihilizm, Üst Anlatılar

AhlakAhlak felsefesiNietzsche, Friedrich Wilhem+3
Barkın Can Topcu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Jacques Derrida'nın yapısökümü ve feminist öğreti

Bu çalışmada Derrida'nın yapısöküm isimli eleştirel yöntemi, feminist felsefeye uygulanmıştır. Yapısalcı ve post-yapısalcı felsefenin ayrım noktalarıyla birlikte çalışma kapsamında yapısökümün eleştirel yönteminin post-modern feminist felsefe ile ilgisi incelenip karşıt ikilik olarak sunulan kadın ve erkek cinslerini Batı metafiziğinin geleneksel anlayışından uzaklaştırarak toplumsal cinsiyetlerin yeniden oluşmasına müsaade edilmiştir. Aynı zamanda çeşitli feminist teoriler bağlamında ataerkil yapının şiddetine maruz kalan hayvanların durumu da yorumlanmıştır.

Derrida, JacquesDil felsefesiFeminizm+4
Zehra Türk
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Modern zamanlarda geleneksel ve çağdaş normların insan karakterine paradoksal etkisi

Tezimiz üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde insan, kültür ve gelenek arasındaki ilişki biçimleri üzerinde duruldu. İnsanın sosyal bir canlı olduğu ve kültür içerisinde var olduğu belirtildi. Kültürün ise gelenekle taşındığı ve geleneğin birey üzerindeki etkisine değinildi. İnsanın yaşam biçimine ait normların, kültür ve gelenekten hangi ölçülerde ele alındığı üzerinde duruldu. Türkiye gibi geçiş süreçlerini yaşayan toplumların geleneksel değerlerle olan bağları ve yaşadıkları çatışmalar üzerinde açıklamalar ve analizler yapıldı. İkinci bölümde ise, insan ve çağdaşlık sorunu ele alındı. Modern dönemin tüm insanlık ailesi için bir realite olduğu belirtildi. Bu realitenin kendi değerleri ile geleneksel bireyin üzerinde aşın etkiye sahip olduğu ve yaşam biçimini değiştirdiği görüldü. Modern değerler ile geleneksel değerlerin çatışması sırasında, daha çok geleneksel değerlerin geriye çekildiği ortaya kondu. Üçüncü bölümde geleneksel ve modern normların insan karakterinde paradoksal anlamda nasıl bir etkiye sahip olduğu üzerinde duruldu. Çatışma sırasında bazı temel geleneksel değerlerin terk edildiği, ama bazısından ise uzaklaşılmadığı görüldü. Birbiriyle çatışma halinde olan modern ve geleneksel değerlerin ise birey üzerinde paradoksal etkiye sahip olarak yaşamını sürdürdüğü ya da sürdürmek zorunda olduğu vurgulandı.

Kitle kültürü
Zeliha Candan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Mevlana ve Kierkegaard'da Fideizm

Din, insanoğlunun varoluşundan itibaren tartışılagelen ve günümüzde de çözüme kavuşmamış olan, içinde gizem barındıran bir olgudur. İnsan hayatında oldukça önemli yer kaplayan din kavramının -bilhassa dini dogma ve öğretilerin- çözümlenememiş yönlerinin hakikati yansıtıp yansıtmadığı, epistemolojik olarak temellendirilebilir olup olmadığı, iman-akıl ilişkisinin ne düzeyde ve ne şekilde olması gerektiği gibi sorunlar hayatın amacını anlamlandırma çabası içinde olan insanlar için geçmişten bu yana hep ilgi odağı olmuştur. Akıl ile iman arasındaki ilişkinin tam olarak ortaya konulmaması bu ilgi odağını bir çatışma haline büründürmüştür. Antik çağ filozoflarından bu yana tartışılagelen bu durum günümüzde de devam etmektedir. Fideizm bu süreğen tartışmaya açıklık getirmek için çeşitli görüşler sunmuştur. Bu bağlamda Fideizm ile ilgilenen filozofların hem İslam felsefesinde (Mevlana) hem de Hristiyan Felsefesinde (Kierkegaard) yaptıkları çalışmalar, fideizmin karanlık yönüne ışık tutmaktadır. Mevlâna ve Kierkegaard, Tanrı'nın kanıtlanmasının imkânsız olduğu hususunda benzer fikirlere sahiptirler. Onlara göre Tanrı'ya iman etmek için kanıt aramak, inanç açısından istenilen bir durum değildir. Mevlana ve Kierkegaard'ın fideizm ile ilgili görüşlerinin incelendiği bu çalışmada iki temel hedef üzerinde durulmaktadır. Öncelikle Mevlana ve Kierkegaard'ın fideizmini daha anlaşılır kılmak için: fideizm açıklanmaya çalışılacaktır. Bununla beraber elde edilen fideizm çerçevesinde bu iki filozofun eserlerinden hareketle inanç konusunda ki benzer ve farklı görüşlerini ortaya koymak amaçlanmaktadır.

İman
Fatma Keskin
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de öncü felsefeci kadın: Bedia Akarsu örneği

İstanbul Üniversitesi'nin ilk kadın felsefe Profesörü unvanını taşıyan Bedia Akarsu, Cumhuriyet döneminde yetişen, fikirleri ve yaşantısında döneminin etkilerini görebildiğimiz önemli bir değere sahip felsefeciler arasındadır. Tezimizin ilk bölümünde Akarsu'nun hayatı ve eserlerini geniş bir perspektifte ele alırken, ikinci bölümde ise felsefe anlayışına değindik. Akarsu'nun felsefeye katkıları, etkilendiği düşünürler ve felsefe çalışmaları çerçevesindeki görüşlerini ele alarak değerlendirmeye çalıştık. Üçüncü bölümü, Akarsu'nun dil ve kültür ilişkisi, dil felsefesi yaklaşımı, dil ile felsefe ilişkisi, dilin kültürel rolü bağlamında ele aldık. Akarsu'nun felsefe anlayışını dil, kültür ve ahlak felsefesi oluşturmakla birlikte, felsefi görüşü ise aydın, çağdaş, Atatürkçü düşünce ve ideolojilerden oluşmaktadır. Akarsu, sahip olduğu bilgi birikimi ve felsefe alanında yazdığı eserlerle katkılar sunarak topluma ilham olmuştur. Felsefe terimlerinin Türkçeleştirilmesi konusunda öncü olan Akarsu, bu hususta Felsefe Terimleri Sözlüğü ile felsefe alanına önemli katkılar sağlamıştır. Ahlak felsefesi alanında ahlak ile ilgili düşüncelerini Kant'ın düşünceleri kapsamında değerlendirmiştir. Dil ve kültür konusunda ise dilin yabancı etkilerden arındırılması ve dilin sınırlarının bağlı olduğu kültür ile iç içe olması gerektiğini düşünmüştür. Çalışmamızı, Akarsu'nun felsefi görüşleri ile dil ve ahlak alanında sınırlandırarak ele almaya çalıştık. Akarsu, insan hakları ve topluma karşı duyarlı düşünceleri ile Türkiye'de felsefenin gelişimine ışık tutan öncü kadın felsefecilerimiz arasındadır.

AhlakAydınlanmaDil+2
Ayşe Turan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gazâlî'nin adalet anlayışı ve günümüz hukuk sistemine yansımaları

Bu tez çalışmasında, adaletin yalnızca yazılı hukuk normlarına indirgenemeyeceği; aksine adalet kavramının vicdan, ahlâkî sorumluluk ve içsel olgunlukla birlikte düşünülmesi gerektiği fikri temel alınarak, günümüz hukuk düzlemi ile Gazâlî'nin adalet anlayışı kıyaslanarak incelenmiştir. Gazâlî'nin, adalet kavramını da kapsayan ahlakı güzelleştirmekle ilgili tavsiyeleri ve yöneticilere yönelik uyarıları, günümüz hukuk sisteminde karşılaşılan yapısal sorunlar bağlamında yeniden değerlendirilmiştir. Tezde, öncelikle insan, ruh ve ahlâk kavramlarının felsefî temelleri ele alınmış; ardından ülkemizdeki hukuk sistemi içerisinde adaletin ne şekilde tesis edildiği, anayasal ilkeler ve yargı kararları ışığında tartışılmıştır. Gazâlî'nin ahlaki temelli adalet anlayışı ise yargı süreçlerinde göz ardı edilen insani boyuta dair kıymetli ve eleştirel bir perspektif sunmuştur. Sonuç olarak bu çalışma, adaletin yalnızca kurallardan değil, karar vericinin vicdanı ve ahlâkî yetkinliğinden doğan bir değer olduğunu vurgulamakta; Gazâlî'nin düşüncesinin günümüz hukuk anlayışına vicdan, empati ve hikmet gibi ahlaki kavramlar üzerinden katkı sunabileceğini ortaya koymaktadır.

Hukuk felsefesi
Murat Özdemir
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Şehâbeddin Sühreverdî'de varlığın dereceleri bakımından arınma

Düşünce tarihinde insanoğlu kendi varlığının özü hakkında değerlendirmelerde bulunmuştur. İnsanoğlunun bu anlam anlayışı sadece "nasıl" sorusuna cevap bulmakla yetmemekte "niçin" sorusuna "nasıl" sorusu kadar zihnini meşgul etmektedir. Felsefede en temelde insanoğlunun kendi varlığının özü arayışına cevap verme girişimidir. İnsanın ölümlü bir hayata niçin doğduğu ve bu hayattaki amacının ne olduğunu bilmesi ve bulması çetrefilli bir iştir. İnsanın bu çetrefilli kurulabilmesi için insanı siyasi ve diğer yönlerden ele almak gerekmektedir. Bu noktada Sühreverdi'nin varlık anlayışını insan ve nefs çevresinde ele alarak arınma ve mutluluğa ulaşma yolları ve yöntemleri değerlendirilecektir. Bu değerlendirme yapılırken de diğer islam filozofların görüşleri de önem kazanacaktır. Sühreverdi'nin arınma konusu kendi kitapları ve konu üzerine yazılmış diğer eserlerden yararlanılarak irdelenilecektir.

Sema Güler
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Reuno Guenon'un metafiziği modernite eleştirisi

Bu çalışma, René Guénon'un metafizik anlayışı bağlamında gelenekselcilik ve modern dünya eleştirisini derinlemesine ele almaktadır. Guénon'un düşünceleri, modernitenin neden olduğu manevi, toplumsal ve kültürel krizlerin analizine dayanarak, geleneksel kozmik düzenin ve aşkın hakikatlerin modern yaşamın anlam krizlerine bir çözüm sunduğunu ileri sürmektedir. Modern dünya, Guénon'a göre, insanın varoluşunun derin manevi boyutlarını ihmal ederek, materyalizm ve sekülerizm ekseninde tek boyutlu bir gerçeklik anlayışını hâkim kılmıştır. Bu durum, bireylerin aşkın olanla bağlarını koparmış, hakikate yönelik sezgisel idrakten uzaklaştırmış ve insanın kozmik düzene uyumunu bozmuştur. Guénon, bu kopuşun, bireysel yalnızlık, toplumsal çatışma ve doğal çevrenin tahribi gibi modern dünyanın temel sorunlarının kökeninde yattığını savunmaktadır. Çalışmada, gelenekselcilik anlayışı, insan varoluşunun aşkın düzenle olan bağlantısını yeniden tesis etme çabası olarak ele alınmıştır. Guénon'un metafizik düşüncesi, hakikatin yalnızca maddi dünya sınırlarının ötesinde bulunduğunu, dolayısıyla bireyin ve toplumun kozmik düzenle uyumlu bir yaşam pratiği geliştirmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Kadim geleneklerin, bireysel ve kolektif olarak anlam arayışında rehberlik ettiği ileri sürülmüş; özellikle Doğu metafizik sistemlerinin, Batı modernitesinin eksiklerini tamamlayan bir bilgi kaynağı olduğu belirtilmiştir. Guénon'un eleştirisi, modernitenin sadece bir uygarlık krizi değil, aynı zamanda manevi bir kopuş olduğuna işaret etmektedir. Gelenekselci perspektif ise insanın aşkın olanla yeniden bağlantı kurarak hem bireysel hem de toplumsal düzeyde dengeyi ve anlamı yeniden kazanabileceğini öngörmektedir. Bu bağlamda çalışma, Guénon'un metafizik ve gelenekselci yaklaşımının modern dünyadaki krizlere yönelik dönüştürücü gücünü tartışmaktadır. Anahtar Kelimeler: René Guénon, Metafizik, Gelenekselcilik, Modernite Eleştirisi, Doğu Metafiziği.

Hakan Erdemir
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sinema filmlerinin felsefe grubu derslerinin öğretimi ile ilişkilendirilmesi

Daha sonra dolduSinema kuramcıları sinema sanatının amacıyla ilgili tartışmalar yapmışlardır. Bu tartışmalardan ilki; sinemayı bir deney ve gözleme dayalı iletişim aracı olarak görmekteyken, diğer bir tartışma; sinema sanatını felsefi boyutlarıyla ele almayı tercih etmiştir. Her iki görüşü birleştirdiğimizde, ilk olarak görsel bir iletişim aracı olması bakımından sinemanın eğitim-öğretimde işlevsel olacağı ve ikinci olarak ise sinemanın felsefe derslerinde, felsefe problemlerinin öğrencilere etkili bir şekilde aktarılmasını sağlayabileceği sonucuna ulaşılabilir. Felsefe grubu dersleri öğretimi bu çalışmalar için müsait bir alandır. Son yıllarda ders kitaplarında örnek filmler ve bunların felsefe konularıyla ilişkilendirmesiyle ilgili örneklerin artırıldığını söyleyebiliriz. Özellikle 10. sınıfta felsefe dersi ile ilk defa tanışan bir öğrenci için film etkinliklerinin yapılarak konuların eğlenceli hâle getirilmesi derse olan ilginin, sevginin sağlanması açısından da önemli olacaktır. Bu çalışmanın amacı soyut konular içeren felsefe dersinin ve felsefe grubu derslerinin öğretim programları arasındaki kazanımlar ile sinema filmleri arasında bağlantı kurmak, böylece kazanımların anlaşılmasını sağlamaktır. Bu çalışmanın çıktıları sayesinde felsefe grubu öğretmeninin öğrenciye dersi sevdirmesi, böylelikle öğrencilerin konuları daha kolay kavramasını sağlayacağı öngörülmektedir. Çalışmanın örneklemini, 2023-2024 eğitim-öğretim yılının 1. döneminde Ankara ili Sincan ilçesi Şehit Ömer İpek Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi 10. sınıf öğrencileri ve 11. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında 10. sınıf öğrencilerine "Hay" çizgi filmi, 11. sınıf öğrencilerine "Yeni Hayat" filmi, izletilmiş ve filmlerin felsefe öğretimine olan etkisine ilişkin sorular sorularak felsefe ve sinema arasındaki ilişki kurulması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sinema, Felsefe, Eğitim, Yeni Hayat, Hay

Sinan Işık
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Geç dönem Stoacı filozofların yaşam felsefesi

Bu tez çalışması, Geç Dönem Stoacılığın önemli temsilcileri olan Seneca, Epiktetos ve Marcus Aurelius'un yaşam felsefeleri incelenmektedir. Çalışmada, bu filozofların Tanrı, doğa ve insan üzerine görüşleri, evrensel düzen anlayışı çerçevesinde ele alınmış; insanın kozmik bütün içerisindeki yeri ve yaşamın anlamına dair sundukları öğretiler değerlendirilmiştir. Stoacı düşüncede evrene uyumlu yaşamanın merkezinde yer alan erdem kavramı, her filozofun etik anlayışında farklı boyutlarıyla işlenmiş ve bireysel yaşam ile toplumsal sorumluluk arasındaki ilişki ortaya konmuştur. Tez kapsamında, insanın doğa ile uyumlu evrensel düzen içerisindeki rolü ve toplumsal eşitlikçi yaklaşımı ön plana çıkarılmış; bireysel erdem ile toplumsal sorumluluk arasındaki ayrılmaz bağ vurgulanmıştır. Bireysel gelişimin ardından sağlanan fayda, yalnızca kişinin kendisi için değil, toplum ve kültürler için de değer yaratmaktadır. Bu bağlamda, her bireyin kat edeceği erdemli yaşam serüveni, erdemli ve dengeli toplumların oluşumuna katkı sağlayacaktır. Ayrıca, tezde bireyin erdemli yaşamı seçerek doğa yasaları ve evrensel düzenin farkındalığı ile hareket etmesi, doğum ve ölüm arasındaki yaşam sürecini anlamlı kılması ve zamanı bilinçli biçimde değerlendirmesi üzerinde durulmuştur. Çalışma, insanın kimliği, nasıl yaşaması gerektiği, bireysel gelişim, psikolojik dayanıklılık ve içsel huzur gibi konuların günümüz insanı için hâlen bir rehber niteliği taşıdığını göstermektedir. Bu yönüyle tez, Stoacı felsefenin modern dünyada da insan yaşamına ışık tutan evrensel değerini vurgulamaktadır.

Doğa
Esma Taşkın
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Soren Kıerkegaard felsefesinde günah kavramı

Buna bağlı olarak ilk bölümde Kierkegaard ve felsefesinin temel konuları irdelenmiştir ve Kierkegaard'ın bireysellik ve varoluşa yaklaşımı, Hegel'e ve kiliseye olan tepkisi ele alınmıştır. Daha sonra Hristiyanlıkta günah kavramı üzerinde durulmuştur. Hristiyan dininde günah kavramı, Mevrus günah ile karşımıza çıkmaktadır. Mevrus günah insanın doğumundan itibaren nesilden nesile aktardığı günahkarlığa vurgu yapmaktadır. Hristiyan bir filozof olan Kierkegaard'ın felsefesinde günah kavramı aktif bir kavram olup yaşamına ve eserlerine yansımaktadır. İkinci bölümde Kierkegaard felsefesinde günah kavramı incelenmiştir. Günah ve mevrus günah anlayışına farklı bir yaklaşım getiren Kierkegaard, varoluş açısından bireyi tekrardan değerlendirerek kaygı kavramını ele almıştır. Günah ve kaygı kavramının kökenine ve doğasına inen Kierkegaard, Âdem'in işlemiş olduğu ilk günahın nesilden nesile aktarılıp aktarılamayacağını ele alarak tartışmıştır. Üçüncü bölümde Kierkegaard felsefesinde günahın psikolojik boyutu olan umutsuzluk kavramı incelenmiştir. Kierkegaard, bireyin yaşamış olduğu umutsuzluğu Tanrı huzurunda günah olarak tanımlamıştır. O, Tanrı huzurunda bireyin kendisi olamamayı umutsuzluğun bir formu olarak görmüş ve umutsuzluğu ölüme götüren bir hastalık olarak tanımlamıştır. Dördüncü bölümde Kierkegaard felsefesinde günahın aşılma durumunun iman ve sevgi ile olduğu üzerinde durulmuştur. Kierkegaard, İbrahim kıssasından hareketle imanı varoluşsal bir düzlemde değerlendirmiştir. Bireyin ahlakı teolojik olarak askıya almasının günah olup olmadığı üzerinde durmuştur. Kierkegaard'a göre bireyin işlemiş olduğu birçok günah, Tanrı kökenli bir sevgi ile bağışlanarak örtülür. Bu sevgi kötüye giden tüm yolları kapatarak bireyi günah karşısında koruyucu bir işlev üstlenir. Kierkegaard'a göre, bağışlayıcı ve dönüştürücü sevginin kaynağı ise Tanrı'dır. Anahtar Kelimeler: Günah, kaygı, umutsuzluk, iman, sevgi.

Esra Yılmaz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Stoa felsefesinde iyi yaşam anlayışı

Felsefe tarihinde iyi yaşam ile ilgili sorular, farklı düşünürlerin ve kültürlerin zihinlerini meşgul ederek, felsefenin temel meselelerinden biri olmuştur. Mutluluk ve erdem temaları üzerine şekillenen bu tartışma Antikçağdan günümüze kadar uzanmıştır. Bu tezde, Kıbrıslı Zenon'un kurmuş olduğu Stoa felsefesinin ahlak, doğa, bilgelik kavramları ele alınarak, bu öğretiler tarihsel bir perspektiften incelenecektir. Ayrıca Stoacıların, pratik yaşamda uyguladıkları ruhsal egzersizlerin günümüzdeki işlevselliği değerlendirilecektir. Bu kavramların ve pratik yaşamda uyguladıkları ruhsal egzersizlerin Stoa felsefesi açısından incelenme nedeni, ilgili kavramlara sınırlı bir bağlam içinde bakmaktır. Çalışmada, Stoacı felsefenin dönemin diğer okullarıyla kavramsal açıdan karşılaştırması yapılacak ve ilgili kavramlara dönemin filozoflarının eserleri ile bu filozofların etkilendiği kaynaklar üzerinden yaklaşılacaktır.

Özge Sekmen Çatıkkaş
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Güncel demokrasi problemlerinin hukuk felsefesi perspektifinden tartışılması

Bu çalışma, güncel demokrasi problemlerini hukuk felsefesi perspektifinden ele alarak sistematik bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Demokrasi, en basit tanımıyla iktidarın halka ait olduğu bir yönetim biçimi olarak kabul edilse de tarihsel süreçte ve günümüzde, teorik ve pratik düzeyde birçok tartışmaya konu olmuştur. Araştırma, demokrasinin temel ilkeleri ile mevcut sorunlarını, "Devlet ve Yurttaş Arasındaki Temel Problemler", "Demokrasinin Uygulanabilirliği Problemi" ve "Demokraside İktidarın Kontrolü Problemi" başlıkları altında kategorize etmektedir. Ronald Dworkin'in yargıç bağımsızlığına ilişkin sorularından, güncel olarak ötanazi veya sosyal medya sınırlamaları gibi spesifik meselelere kadar geniş bir problem yelpazesi tartışılmıştır. Çalışmada, analitik felsefenin yöntem ve teknikleri benimsenmiş, kavramsal ve dilsel çözümlemelerle betimleyici ve eleştirel bir üslup kullanılmıştır. Tarihsel arka plan analizleri ile hem problemlerin kökenleri hem de çözüm önerilerinin tutarlılık düzeyi değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, ideal olduğu varsayılan demokrasinin zayıf yönlerinin ortaya konması, mevcut sorunlara çözüm önerileri geliştirilmesi ve demokrasi anlayışına yönelik eleştirel bir katkı sunulması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Hukuk Felsefesi, Güncel Problemler, İktidarın Kontrolü, Yargı Bağımsızlığı.

Muhammed Furkan Tunç
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Herakleitos'ta hakikat ve söylem

Thales'ten Aristoteles'e uzanan Yunan aydınlanması bilimsel yöntemin ilk örneklerini ortaya koymuş ve bilimin, dış dünyayı anlama çabalarımızda tek yetkin araç olduğu düşüncesinin temelini atmıştır. Fakat Herakleitos'un hakikat anlayışı Antik Yunan filozofları içerisinde farklı bir noktada konumlanır. Herakleitos'e göre hakikatin bütüncül yapısı ancak Logos'un bilgisi ile anlaşılabilir ancak bu bilgi, bilimsel yöntem ile değil sezgi ile kavranır. Diğer yandan Herakleitos, yalnızca hakikati anlayışıyla değil onu dile getiriş biçimiyle de çağdaşlarından ayrılır. Herakleitos felsefi öğretisini hakikat anlayışına uygun bir biçimde ortaya koymuştur. Bu bağlamda kelime oyunlarından, bilmecelerden, paradokslardan vb. sıkça faydalanmıştır. Bu dilsel araçların kullanımının birkaç farklı nedeninden bahsedilebilir ancak en öne çıkan neden olarak onun hakikat anlayışını gösterebiliriz. Hakikat, Herakleitos'a göre, tıpkı bir bilmecenin çözülmesi ya da bir paradoksun fark edilmesi gibi anlık gerçekleşen sezgisel bir olaydır. Dolayısıyla o, hakikate ulaşma yöntemi ile fragmanlarındaki söylem biçimi arasında bir analoji kurmuş ve bu özelliği ile felsefe tarihinde bir ilk-örnek olmuştur. Çalışmamızın ilk bölümü, Herakleitos'un hakikat anlayışı ve bu hakikate ulaşmak için kullanılan yöntemi ortaya koyar. İkinci bölüm söyleme ayrılmıştır. Bu bölümde, ilk bölümde ortaya konulanlarla söylemin nasıl uyuştuğu gösterilmektedir. Son bölümde ise, belirli fragmanlar incelenerek hakikat-söylem birlikteliği, bir anlamda, uygulamalı olarak açıklanmıştır.

FelsefeHakikatHerakleitos+3
Erhan Atagül
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Farabi ve Thomas Hobbes'un siyaset felsefelerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, siyaset felsefesi açısından temel bir problem olan devletin ve daha genel olarak da toplumun nasıl ortaya çıktığı, sorusuna verilen temel iki cevabın, gerek temsil ettikleri gelenek içerisindeki yerleri, gerekse felsefe tarihi içerisindeki yerleri bakımından önemli iki düşünürü; Farabi'nin ve Hobbes'un siyaset felsefesine dair düşüncelerini ve dolayısıyla siyaset felsefelerinin odağı olan, devlete dair görüşlerini hem kendi bakış açıları ile hem de etkilendikleri felsefi düşünceler perspektifinden ortaya konulmaya çalışıldı. Gerek Farabi gerekse Hobbes, ortaya koydukları bu siyaset felsefesi anlayışları ile farklı felsefi temellere sahip farklı devlet anlayışları inşa etmişlerdir. Farabi idealist felsefe anlayışı zemininde, metafizik temellere sahip bir devlet anlayışı inşa ederken, Hobbes, materyalist felsefe zemininde, mekanik maddeci bir devlet anlayışı inşa etmiştir. Farabi, devleti doğal bir varlık olarak insan doğasının bir parçası görürken, Hobbes, devleti insan doğasından kaynağını almayan yapay bir varlık olarak tanımlamaktadır. Siyaset felsefesi açısından Farabi faziletli bir şehir ve toplumun nasıl olması gerektiğini "Erdemli Şehir" adlı eserinde ortaya koyarken, Hobbes da toplumun ve devletin yapısını toplum sözleşmesi üzerinden ele aldığı "Leviathan" adlı eserinde ortaya koymuştur. Bu açıdan iki farklı felsefi temele ve siyaset felsefesi açısından farklı geleneklere sahip olan iki filozofun siyaset felsefesi ve dolayısıyla devlet anlayışlarının karşılaştırması yapılmıştır.

FarabiFelsefeHobbes, Thomas+2
Mustafa Uyanık
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gilbert Ryle ve John R. Searle'ün zihin felsefelerinin karşılaştırılması

Tarih boyunca en çok merak edilen ve tartışılan konuların başında insanın kendi varlığına dair merakı gelmiştir. İnsanın varoluşunu anlama çabası, yine insanın kendi zihnindedir. Bu bağlamda en çok karşılaştığımız problem ise zihin-beden problemidir. Zihin ve beden, düalizmin iddia ettiği gibi iki farklı tözden mi meydana gelir yoksa materyalizmin iddia ettiği gibi tek bir töze indirgenebilir mi? Bu sorular geçmişten günümüze kadar tartışılan ve günümüze tartışılagelen cevabı bulanamamış önemli sorulardır. Bu probleme çözüm bulmak isteyen önemli filozoflar vardır. Bu önemli filozoflardan ikisi Gilbert Ryle ve John R. Searle'dür. Bu çalışmada temel amaç; çağdaş zihin felsefesinde, İngiliz filozof Gilbert Ryle ve Amerikan filozof John Searle'ün zihin felsefesindeki görüşlerini ele alarak, iki filozofun görüşlerini karşılaştırmaktır. Bunu yaparken de Ryle ve Searle'ün bilinç üzerine görüşlerini, bilinç için yapmış oldukları tanımlamaları, zihin-beden problemine bakış açılarını ve bu probleme bulmuş oldukları çözüm önerilerini ele alınacaktır. Dahası, onların dil üzerine görüşlerini, düalizm ve materyalizm yaklaşımlarına karşı bakış açılarını, bu yaklaşımlara yapmış oldukları eleştirileri ele alıp tüm bu değerlendirmeler ışığında iki filozof arasındaki benzerlikler ve farlılıklar üzerinde durulacaktır.

Beden-zihin problemiBiyolojik doğalcılıkFelsefe+4
Fatma Çekim
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Matematik felsefesinde platonculuk

Bu çalışmanın üç amacı bulunmaktadır: İlki; matematik felsefesinin tarihi gelişimini ve bununla bağlantılı olan kavramları ele alarak konuya bir ön hazırlık yapmak, ikincisi Platon'un genel felsefesini ve matematiğe olan bakış açısını ana hatlarıyla ortaya koymak, üçüncüsü Platon'un matematik felsefesindeki yönlendirici ağırlığını göstererek bilim dünyası üzerindeki etkisine ve seçkin konumuna işaret etmektir. Bizi böyle bir çalışma yapmaya yönlendiren temel sorunlar: bilimlerin ve soyut nesnelerin Platon matematiğinde epistemoloji çerçevesinde nasıl şekillendirildiği, Platon'un idealar dünyasının bilgiyle, bilimle, eğitimle ve daha başka alanlarla olan bağlantısının ne şekilde olduğu ve tüm bu alanların mahiyetinin idealara neden bağlı olduğu, matematiksel ilkeler ile geometrik formların Platon'un görüşleri ve özendirici etkisi altında matematik felsefesi içerisinde yüzyıllarca hangi görüşler çerçevesinde tartışıldığıdır. Tezimizde Platon'un kendi eserlerinden yola çıkılarak matematik felsefesindeki büyük felsefi katkılarına, kendisinden sonra gelen düşünür ve matematikçiler üzerindeki yönlendirici etkisine ve hem felsefe alanında hem de matematik alanındaki görüşlerinin ontolojik kökeni olan devrim niteliğindeki meşhur idealar kuramına değinerek, Platon'un her dönemde matematik felsefesi için ne denli değerli olduğuna dikkat çekilmek istenmiştir.

AritmetikMatematikMatematik felsefesi+2
Evin Yılmaz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu ve batı'da hümanizm/insan sevgisi: Örtüşüp ayrıştığı kısımlar

Hümanizm, Rönesans'tan bugüne güncelliğini koruyarak gelmiştir. Nitekim bugün hümanizm ile ilgili sürekli makale, tez, kitap çalışmaları veyahutta bilimsel toplantılar yapılmaya devam ediliyor. Ancak hümanizm kavramı ile ilgili hala bir kargaşa olduğu da tartışmasız kabul edilmektedir. Bu da göstermektedir ki hümanizm sadece bir tanıma ve anlama sahip değildir. Aslında bu tez naçizane bu kavram kargaşasını bir netliğe kavuşturmayı ve hümanizm kavramına yeni bir tanımlama yapmayı hedefleyen bir çalışmadır. Hümanizmin gelişinden önceki dönemle birlikte daha eski dönemlerde de kavramın adı ortada olmamasına rağmen anlam olarak var olduğu, sonraki dönemlere olan etkisi, yeniden yapılanması, insancılık ve insan sevgisi ile Doğu'da ve Batı'da birleşip ayrıştığı kısımlar araştırılmıştır. Araştırmanın hedefine yönelik olarak hümanizmin köklerinden gelişimine doğru bir araştırma yapılıp tarihsel gelişimi ve insan sevgisi ile ele alınan birlikteliğinin özünde ne anlam taşıdığı, örtüşüp ayrıştığı kısımlar esas alınmıştır.

FelsefeFelsefe tarihiFelsefeciler+7
Nergis Köse Uzun
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel mantıktan puslu mantığa doğruluk değeri

"Doğruluk Değeri" mantık ilkeleri üzerine açılan tartışmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Bununla beraber ortaya mantık ilkelerini dışlayan mantık sistemleri gelişme göstermiştir. Bu tez çalışmasının mantığın ana ilkelerinden biri olan "Üçüncü Halin İmkansızlığı" ilkesine getirilen eleştiriler sonucunda ortaya çıkan mantık sistemlerinin doğruluk değerlerini; mantığın başlangıcında, gelişiminde ve bugününde nasıl ele alınıp inceleneceği ve mantık sistemleri arasındaki benzerliği ve farklılığı olabildiğince açık, anlaşılır kılma hedeflenmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde geleneksel mantığın ve mantık ilkelerinin neliği ortaya konulmaya çalışılmıştır. İkinci bölüm modern mantığa ayrılmıştır. Bu bölümde geleneksel mantığın sembolleştirilmesiyle oluşan modern mantığın temelleri, iki değerli ve çok değerli mantıkta doğruluk değeri ve denetleme yöntemi ele alınmıştır. Son bölüm de ise, 20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmış puslu mantığın gelişimi, doğruluk değerleri ve günümüzde kullanım alanları ele alınmıştır.

DoğrulukFelsefeMantık+1
Duygu Sırbudak
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kanun Fi't Tıp kitabının tıp felsefesi açısından değerlendirilmesi"

İnsanoğlunun varlığını sürdürmede katkısı olan bilim dalları arasında tıp ve sağlık alanı en prestijli yere sahiptir. Başlangıçta tıp dâhil birçok bilim dalının felsefe şemsiyesi altında ortaya çıktığı ve varlığını sürdürdüğü izahtan varestedir. Bundan ötürü ismi tıp felsefesi olmasa da, geçmişte Galen, Hipokrat, İbni Sina, Razi, Zâhrâvi gibi birçok hekim-filozof tıp alanında kafa yorarak olağanüstü başarılar elde etmişlerdir. Bu arada Çin, Mısır, Hint, Yunan, İran ve Osmanlı'nın da tıp bilimine olan katkısı yadsınamaz. Bu çalışmada dünyada ve özellikle İslam dünyasında büyük etkisi olan Kanun fi't- Tıp isimli kitap tıp felsefesi açısından değerlendirilecektir. Yanı sıra İslam dünyasında İbni Sina'nın yazmış olduğu bu dev eserin ortaya çıkışına kadar insanlığın tıp alanında sahip olduğu birikimden bahsetmemiz önem arz etmektedir. Öncelikle Kur'an ve hadislerde yer alan "sağlıklı yaşam ve tıp alanı" ile ilgili bölümler etrafında İslam dünyasında ortaya çıkan tıp felsefesi üzerinde durulacaktır. Daha sonraki dönemde hekim, hasta, hastane vb. gibi alanlarda İslam dünyasında ortaya çıkan gelişmeler ele alınacaktır. Son olarak İbni Sina, Razi ve Zahravi öncülüğünde ortaya çıkan kanıta dayalı tıp felsefesi adeta bu alanın el kitabı olarak bilinen Kanun fi't-Tıp tezimizde merkezi bir önem arz edecektir. Ardından ise, bu kitabın yazılmasından sonra ortaya çıkan tıp anlayışı üzerindeki etkisi ve günümüzde kanıta dayalı tıbbın oluşmasındaki katkısı ele alınacaktır.

FelsefeKanun Fit TıpKanıta dayalı tıp+3
Güler Bozkaya
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kader ve özgür irade tartışmaları: Necati Öner, Hüseyin Atay ve W. Montgomery Watt örneği

Kader ve özgürlük her zaman üzerinde tartışılan bir konu olmuştur. Bu konu geniş bir yelpazede yer aldığından, insanın Allah karşısındaki durumu ele alınarak bir çerçeve oluşturulmuştur. Özellikle, özgür irade ve kaderin insan özgürlüğünü nasıl şekillendirdiği, Allah'ın iradesi kapsamında insan iradesinin ne durumda olduğu, Allah'ın ilminin fiillerin tayinine etki edip etmediği gibi sorular çerçevesinde cevap aranmıştır. Kader ve özgür irade meselesi her ne kadar klâsik kelâm ve felsefe literatüründe popüler bir konu ise de bu çalışma, bu ilişkiyi Necati Öner, Hüseyin Atay ve W. Montgomery Watt örneği çerçevesinde ele almış olması bakımından, günümüz literatürü açısından önem taşımaktadır. Konu itibari ile kelâmi düşünce yoğunluk kazanmıştır. Bu yoğunluk özellikle Montgomery Watt ve Hüseyin Atay'da hissedilmiştir. Necati Öner ise, daha çok kendini felsefi tabanlı yaklaşımlarıyla hissettirmiştir. Bu çalışmada, düşünürlerin aynı konu çerçevesinde ortaya attıkları fikirlerin ortak bir nokta oluşturup oluşturmadıklarını tespit etmek amaçlanmıştır.

AllahAtay, HüseyinDin felsefesi+6
Damla Demir
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Thomas Hill Green'in siyaset felsefesi üzerine bir çalışma

Bu tezde Thomas Hill Green'in siyaset felsefesinin temel ilke, yöntem ve değerleri onun genel felsefi kuramı çerçevesinde incelenmiştir. Bu inceleme on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıl felsefelerinin temel felsefi tartışmalarını anlamanın yanı sıra Green'in felsefesi etkisini ortaya koymak açısından da önemlidir. Green üzerine Türkiye'de daha önce yapılmış bir çalışma mevcut değildir. İngiliz idealizmi üzerine yapılmış çalışmalar da oldukça sınırlıdır. Bu tezin bu boşluğu doldurmaya yönelik katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Çalışmanın konusu Green'in siyaset felsefesi ile sınırlandırılmıştır. Ancak, Green'de etik olanla siyasi olan arasında kavramsal ve normatif bir ilişki olduğu için onun ahlak metafiziğinin dayanaklarını da incelemek gerekmiştir. Bu amaçla onun siyasal yükümlülük, doğal hak, doğal hukuk anlayışı da incelenmiştir. Green liberal bir düşünür olmakla birlikte onun siyasi düşüncesi klasik liberal veya liberteryan düşünürlerden farklıdır. Her şeyden önce dayanışmacı, dağıtımcı ve eşitlikçi bir dağıtım şeması öngörür. Ortak iyi anlayışı da bu normatif çerçevede temellendirilmiştir. Bu tez, Green'in idealist pozisyonundan felsefi rakiplerini ve müttefiklerini eleştirisi üzerinden felsefe tarihindeki yerini göstermeye çalışmaktadır.

FelsefeGreen, Thomas HillSiyaset felsefesi
Tuba Demir
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm siyaset felsefesi açısından devlet yönetimi üzerine bir değerlendirme

İnsanlığın başlangıcından bugüne kadar, tüm dönemler, kendi politik yapıları içerisinde hükümdarlarına ve yöneticilerine sahip olmuştur. Bu yönetim anlayışı dolayısıyla, bu bağlamda, devletlerin nasıl yönetmesi gerektiği ve din ile devlet arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğinin açıklanması gerekmektedir. Bu anlayışa istinaden, Kur'an'da ve hadiste hüküm bulunmadığı zaman, kararların, hükümdarların rasyonel yönetimlerine ilişkin olarak alındığı ve dinî yönetimin bu biçimde uygulandığı görülmektedir. Bu kararlar alınırken, hilâfet ve zıllullâh gibi bazı politik terminolojinin dikkate alınması çok önemli olacaktır. Yönetimsel zorlukları ve yükleri hafifletmek için, vezirlik makamına ihtiyaç duyulduğu anlaşılmaktadır. Bu çalışmada, hükümdarlar, halife ve vezirler için ahlakî davranışların ne olması gerektiği tartışılmakta ve açıklanmaktadır. Dinî yönetime ilişkin bu hususlar bağlamında meşveretin önemi araştırılmakta ve değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hilâfet, dinî siyaset, vezirlik, yönetim, ahlâkî davranışlar.

AhlakDevlet idaresiDin-siyaset ilişkileri+7
Mustafa Ünal
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm'ın bilimsel ilerleme ile ilişkisi üzerine tartışmalar

İslâm Medeniyeti için her dönemde bilimin yeri oldukça önemlidir. Batı, Ortaçağ boyunca İslâm'ın elinde tuttuğu bilim meşalesini, yaşanılan olaylar neticesinde kendi eline almayı başarmış olsa da İslâm'da bilim çalışmaları devam etmiştir. Tezimizin amacı modern Batı felsefesi ve biliminin Osmanlı'ya girişi sürecinde İslâm'ın bilimin ilerlemesine engelleyici mi yoksa özgürlükçü mü yaklaştığını göstermeye çalışmaktır. Tezimizin ilk bölümünde, çeşitli medeniyetlerden İslâm dünyasına aktarılan bilimsel mirastan başlayıp, Abbasiler'den, Moğol İstilası'ndan ve Moğol İstilası sonrasında Osmanlı Devleti'nin, İslâm biliminin ilerleme sürecine katkısı ele alınacaktır. İkinci bölüm, Avrupa'daki bilimsel süreç ile başlayıp, pozitivizm ve değişen bilim anlayışı ile son bulacaktır. Üçüncü bölümde, Tanzimat'tan Cumhuriyet'e kadar olan zaman diliminde, pozitivizm düşüncesinin Osmanlı'ya girişi ve determinizm-nedensellik izahlarından bahsedilecektir. Renan ile başlayan bilimsel ilerlemeye İslâm'ın karşı olduğuna dair ortaya atılan tartışmalar Osmanlı aydınları tarafından çürütülmeye çalışılacaktır. Sonuç bölümünde; tezimizin amacı doğrultusunda ulaştığımız sonuçlara yer verilecektir.

AvrupaBilimBilimsel ilerleme+2
Büşra İpek Tepebaşı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tanımlar denizinde modern söylemlere karşı postmodernizm

Bu tezde modernizm ve postmodernizm süreçleri, bu sürece dâhil olan isimler ve modernizmin ve postmodernizmin etki ettiği alanlar incelenmiştir. Bu inceleme insanlık tarihinden başlayıp 20. yüzyıla kadar olan süreci içermektedir. Modernizme etki eden Rönesans ve Aydınlanma, postmodernizme etki eden modernizm dikatle değerlendirilmişttir. Bu ele alış ne modernizmi dışlar ne de postmodernizmi dışlar. Bu doğrultuda tez modernizm ve postmodernizm süreçlerini anlatan toparlayıcı bir çalışma olacaktır.

AydınlanmaModernizmPostmodernizm
Elif Henek
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa merkezci bilim anlayışı

Geleceği iyileştirmenin yolu geçmişi doğru yorumlamaktan geçer. Tezimiz Avrupa merkezci bilim anlayışının yapay bir bilim anlayışı olduğunu hipotezini savunmaktadır. Bilim tarihi adına yapılmış olan çalışmalar kronolojik açıdan incelendiğinde özellikle Avrupa merkezci bir bilim anlayışı çerçevesinde bilimlerin tarihlerinin kurgulandığına şahit oluyoruz. Bilim tek bir milletin ya da medeniyetin ürünü olamayacak kadar geniş ve büyük bir birikime sahiptir. Bu disiplinin oluşmasında birçok kültürün ortak çabası söz konusudur. 19. yüzyılda pozitivist bir yaklaşımla tanımlanan bilimin dışında tarihte gerçekleştirilen faaliyetleri bilimin kapsamı dışına çıkarmak ne kadar doğru bir yaklaşımdır tartışılır. Çalışmamızın ilk bölümünde bilimin tanımına, sınıflandırılmasına ve Avrupa'da aydınlanma süreci ile başlayan bilim düşüncelerine değinilmiştir. İkinci bölümde oryantalizm ve oksidentalizm (Doğu ve Batı kavramlarına) düşüncelerine sonrasında Avrupa merkezci bilimin temellendirildiği ana argümanlara yer verilmiştir. Son bölümde ise bilim tarihinin içerisinde İslâm bilim tarihinin Avrupa merkezci bilim anlayışı açısından ne ifade ettiği konusu tarihsel ve düşünsel açıdan tekrar serimlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bilim Tarihi, Oryantalizm, Bilim, Oksidentalizm

AvrupamerkezcilikBilimBilim felsefesi+3
Fatma Özcan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Russell düşüncesinde yaşam için felsefe

İnsan olarak hayat boyu hep bir şeylerin peşinde koşturmaya programlanmış gibiyiz. Bazen mutluluk, bazen huzur, bazen iyi bir insan olma arzusu, bazen tutkularımız, bazen de para, hırs bizi peşinden koşturan şeylerin bir kısmı. Ancak neyin peşinde koşarsak koşalım bunun bir hududu yok ve bu şekilde yaşamlarımızın sonuna geleceğiz, gerek ulaşmış gerek ulaşamamış. Russell insanın hayat boyu peşinde koştuğu her şeye bir şekilde değinmiş bir düşünürdür ve bundan yıllar önce söylediği şeyler hala günümüzde mevcut. Dolayısıyla bu tez kapsamında Russell'ın eğitim, toplum, mutluluk, evlilik, etik, siyaset, özgürlük gibi konularda nelere değindiğini, bu konudaki kitaplarını inceleyerek ele almak istiyorum.

EtikEvlilikEğitim+5
Elif Merve Doğan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Soren Kierkegaard'da pişmanlık ve teslimiyet kavramları

Bu çalışmanın amacı, bireyi modern zamanın kargaşasından kurtararak kendi varlığını ve Tanrı bilincini ortaya koymaktır. Bunu da Kierkegaard'ın ele aldığı kavramları üzerinden değerlendirmektir. Kierkegaard'ın kavramları (estetik, etik, dinsel varoluş alanları, umutsuzluk, kaygı, korku, sıkıntı, dehşet, acı) birey bu kavramları hayatı boyunca yaşar. Bu kavramlar her ne kadar olumsuz olarak görülse de bireyi kendine getiren ve onu var eden bir yetiye sahiptir. Çünkü birey bu kavramların farkına vararak hem kendi benliğini hem de Tanrı'nın varlığına ulaşır. Böylelikle mutlak olanın varlığını hissederek imanın idrakine varır. İman kavramı bu yönüyle birey için önemli olan ve yaşadığı hayatı anlamlı kılacak bir yetidedir. Birey için kendi içindeki güçtür. Birey yaşadığı zaman içerisinde bu gücünü göremez. Yaşadığı her şey onu bu güçten mahrum eder. Ama bir süre sonra hayatın bunaltıcılığı karşısında yaşadığı kavramların etkisiyle kendini bulur. Bu buluş her koşulda birey için pişmanlıktan bir çıkış ve teslimiyete götüren bir araçtır. Bu yönüyle iman bireyin inancını oluşturan ve onun hayatta karşılaştığı tüm sıkıntıların bir kurtuluş yoludur. Ama her şeyden önce bireyin kendi varlığını ve Tanrı'nın varlığını idrak etmesinin koşulu, bir seçimde bulunmaktır. Kierkegaard felsefesinde önemli bir yere sahip olan seçim, her zaman ve her yerde kendini gösterir. Varoluş alanlarında veya birey için huzursuzluk kaynağı kavramların içerisinde bireyin bir seçim yapması gerekir. Bu açıdan seçim bireyin teslimiyeti ve kendi varlığını ortaya koyarak Tanrı'yı bulmasında önemli bir yere sahiptir.

Din felsefesiEstetikEtik+7
Sinan Abonoz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Friedrich Nietzsche'nin sanat anlayışındaki dönüşümler

Çağımızın en önemli filozoflarından biri olan Nietzsche'yi anlayabilmek için eserlerine olduğu kadar, yaşamına da bakmak gerekir. O hayatının büyük bir bölümünü sonu gelmez baş ağrıları ve ayağa dahi kalkmakta zorlandığı hastalıklarla uğraşarak geçirmiştir. Nietzsche'nin eserlerinde en çok görülen ve bilinen üstinsan, güç istemi, ebedi dönüş ve Tanrı'nın ölümü gibi fikirleri oldukça çarpıcı etkiler yaratmıştır. Onun bu felsefi düşünceleri psikoloji, edebiyat ve sanat gibi alanlarda da oldukça ses getirmiştir. Bu çalışma da Nietzsche'nin hayatını etkileyen önemli olayların, onun yazım ve düşünüm dünyasındaki etkilerini ortaya koymaya çalışacaktır. Nietzsche'nin özellikle sanata dair düşünceleri ve buna bağlı olarak da yazım tarzının değiştiğini kabul ederek üç döneme ayırmak mümkündür. İlk dönemde Schopenhauer etkisinde bir Nietzsche'den bahsetmek gerekir. Bu etkinin 1871-1878 arası sürdüğü söylenebilir. Onun 1878'den sonra Schopenhauer ve Wagner etkisinden çıkmasıyla adeta yeni bir Nietzsche ile karşılaşılır. Bu dönemde ilk dönemine göre daha özgün ve bağımsız eserler ortaya çıkar. Nietzsche'nin son ve en çarpıcı eserlerini verdiği dönem ise 1883'ten aklı dengesini kaybedene dek geçen zamanı içine alır. Rahatsızlıkları dayanılmayacak derecede olan Nietzsche, bu dönemde oldukça verimli ve etkili eserler yazar ki bunlardan en önemlisi Zerdüşt'tür. Nietzsche'nin düşünce dünyasındaki bu değişimleri açıkça ortaya koyarak onun sanat anlayışını üç dönemde ele almak oldukça yerinde olacaktır. Nietzsche'nin yaşamını ve sanata dair bakışını daha derinden irdeleyerek bu sanat anlayışının ayrıldığı üç dönemi net bir şekilde ortaya koymak çalışmanın amacıdır.

Nietzsche, Friedrich WilhemSanatSanat felsefesi+2
Betül Doğan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Wittgenstein'in renkler konusundaki düşünceleri

Wittgenstein erken ve geç dönem olarak iki döneme ayrılan düşünceleriyle 20. yüzyıla damgasını vurmuş en önemli filozoflardan birisidir. Onun görüşleri, başta dil felsefesi olmak üzere, mantık, matematik felsefesi, zihin felsefesi, etik, din felsefesi, estetik gibi alanlarda etkili olmuştur. Çalışmamızda öncelikle Wittgenstein'ın erken ve geç dönem düşünceleri ele alındıktan sonra, felsefe ve bilim tarihinde renkler konusunda öne sürülen görüşler ve teoriler irdelenmiştir. Daha sonra ise Wittgenstein'ın erken ve geç dönemlerinde renkler konusunda öne sürdüğü düşünceler incelenmiştir. Sonrasında ise, Wittgenstein'ın, renkler konusundaki görüşlerini dile getirirken özellikle renklerin gösterilerek anlatılabileceği düşüncesinin, renk illüzyonu, ters spektrum ve renk körlüğü gibi durumların anlaşılmasında bize yardımcı olamayacağı örneklerle gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın sonuç bölümünde ise, Wittgenstein'ın renkler konusundaki görüşlerine ilişkin bir genel değerlendirme yapılmış ve tezde edilen bulgulara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Wittgenstein, Renkler, Renk İllüzyonu, Dil Felsefesi, Renkler Teorisi.

Felsefi düşünceRenk anlatımıRenk körlüğü+2
Kübra Atalay
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kartezyen düalizm ile fonksiyonalizmin karşılaştırılması

İnsan türü var olduğundan bu yana düşünsel dünyasında kendisini sürekli keşfetmeye çalışmış ve bu uğraşa dair kaynağın, zihin ve zihne dair her şey olduğu kanısına varmıştır. Düşünce dünyasında zihin, araştırılmaya değer en önemli hususların başında gelmektedir. Ancak zihin felsefesi alanının, felsefe içerisinde özel bir konuma sahip olması, Descartes'ın Kartezyen düalizm anlayışı ile gerçekleşmiştir. Kartezyen düalizm anlayışı, zihin ve bedenin birbirine indirgenemeyen, birbirinden bağımsız iki ayrı töz olduklarını iddia etmektedir. Descartes'ın zihin ve beden ayrımı, felsefe dünyasında birbirine indirgenemeyen bu iki ayrı tözün nasıl ve ne türden bir etkileşim içerisinde olduklarının araştırılması ve sorgulanması faaliyetini başlatmıştır. Descartes'tan sonra zihne dair problemler, halen güncel olarak varlığını korumaktadır. Bu tezin amacı, Kartezyen düalizm ile fonksiyonalizmi karşılaştırarak, zihne dair mevcut problemlerin, zihnin muhtevasına dair etkilerinin araştırılarak bulgular ortaya koymaktır. Çalışmada Descartes'ın bütün ana eserleri ve Descartes sonrası zihin problemlerine karşı temel olarak fonksiyonalizme dair eserler incelenerek, Hilary Putnam, Gilbert Ryle, John Searle, Jerry Fodor, Paul Churchland gibi felsefecilerin zihne karşı yaklaşımları üzerinden bir analiz oluşturulmaya çalışılmıştır. Oluşturulacak bu analiz ile zihin dünyamıza dair yeni bilgilerin elde edilmesi umulmaktadır. Descartes tarafından ortaya konulan düalizm ile beraber zihin felsefesi alanı özel bir konuma sahip olmuştur. Kartezyen düalizme karşı çok fazla karşı görüş ve eleştiri oluşturulmuştur. Kartezyen düalizm ile fonksiyonalizmin karşılaştırması sonucu elde ettiğimiz bulgular, bize zihnin muhteviyatına dair bir argüman sunmasa da, zihin alanında yapılabilecek bilimsel ve felsefi çalışmalara yol gösterecek, var olan literatüre katkı sağlayacaktır.

BedenDescartesDualizm+4
Sedat Gülbeyaz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Mevlâna Celaleddin Rumi ve kozmopolitanizm

XIII. asırda yaşamış büyük İslam düşünürü ve mutasavvıf Mevlâna Celaleddin Rumi çağları aşan düşünce ve eserleriyle sadece mensubu olduğu kültür coğrafyasını değil, tüm Avrupa ve batı dünyasını etkisi altında bırakmıştır. Mevlâna, her dilden, dinden ve renkten insanı hoşgörü ve sevgi ile kucaklamış, tüm insanlığın sevgi ve hoşgörü sembolü olmuş önemli bir değerdir. Mevlâna Celaleddin Rumi'nin evrensel düşünce ve eserleri günümüzde gündemdeki yerini korumakta, her geçen gün yeni çalışmalara, farklı bakış açılarına ilham kaynağı olmaya devam etmektedir. Düşünce ve eserlerinin her asırda kendini sürekli yenilemesi, Mevlâna'nın insanlığa ait değerlerin devamını ve evrensel ilkelerini kavramasında gizlidir. Bu çalışmada Mevlâna Celaleddin Rumi'nin din, dil, ırk, ideoloji, sosyal statü ve rolden uzak tüm insanlık adına sevgi ve barış toplumunun inşası, barış ve kardeşlik içerisinde birlikte yaşama arzusu ile ilgili düşünce, mesaj ve eserleri değerlendirilmiştir. Öncelikli olarak, bireyin insanlık adı verilen büyük komüniteye aitliğinin savunulduğu, yerel nitelikteki bağlılıkların yerini evrensel bağlılığa bıraktığı, evrensel düşüncelerin benimsenerek, tüm dünyanın vatan olarak görüldüğü kozmopolitanizm düşüncesine değinilmiştir. Devamında Mevlâna Celaleddin Rumi'nin tüm insanlığa sunmuş olduğu birlik, barış, kardeşlik, hoşgörü gibi evrensel eserleri ve mesajlarıyla kozmopolitik yönü ortaya konulmuştur.

EvrensellikHoşgörüKardeşlik+2
Kadri Sargın
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm medeniyeti'nde 18. yüzyıla kadar ilimlerin sınıflandırılması eserlerinde matematiğin konumu

Bilim tarihinde 8. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar İslâm Medeniyeti'nin öncü bir role sahip olduğu görülmektedir. Antik medeniyetlerin mirasına sahip çıkılmış ve ayrıca bilime yeni alanlar ve gelişmeler ilave edilmiştir. İlimlerin sınıflandırılması meselesi İslâm bilim tarihindeki büyük atılımla zorunlu olarak değişikliklere uğramıştır. Tezimizin konusu ilimlerin tasnifi için kaleme alınmış İslâm Medeniyeti'ne ait eserlerde 18. yüzyıla kadar matematiğe nasıl bir konum ayırıldığı üzerinedir. Çalışmamızın ilk bölümünde İlk İslâm düşünürleri; Câbir Bin Hayyan, Kindî, Farabî, İhvân-ı Safâ, Âmirî ve Hârezmî'ye; ikinci bölümde; İbn Sinâ, İbnü'l Ekfânî, İbn Hazm, Gazzâlî ve İbn Haldun, Fahreddin er-Râzî, Nasîrüddin Tûsî, Kutbuddîn Şîrâzî gibi İslâm düşünürlerine ve son bölümde Osmanlı düşünürlerinden; Mehmed Şah Fenâri, Taşköprülüzâde Ahmed Efendi, Sadreddinzâde Mehmed Emin Efendi, Kâtip Çelebi ve Saçaklızâde Mehmed Efendi'nin ilimler tasnifine dair eserlerine ve bu eserlerde matematiğe olan yaklaşımları ele alınmıştır. Bu çalışmadaki amacımız İslam Medeniyeti'nde matematiğin konumunun diğer ilimlerin yanında yerini tespit edebilmektir.

Bilim felsefesiBilim tarihiMatematik+3
Ecem Çetinkaya
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Dârülfünûn felsefe hocaları ve felsefî görüşleri

Yeni fikirler ve yeni sistemler geçmişte ortaya konmuş fikirler ve sistemlerin harmanlanması ve çarpışmasından doğar. Çalışmamız özel olarak Osmanlı modernleşmesinde mühim bir yere sahip olan Dârülfünûn'da tedris edilen felsefe derslerinin ve bu dersleri veren müderrislerin var olduğunu göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Bu dönemde genel olarak Batı felsefî akımları ve filozoflarından etkilenildiği, destek alındığı ve yabancı eserlerin tercüme edilerek ders kitabı olarak okutulduğu görülmektedir. Tezimizde Darülfünûn felsefe hocaları üzerinden Osmanlı aydınının fikirlerinin ne yönde şekillendiği ve o günkü toplumun fikrî yapısını nasıl etkilediği hususları ele alınmaktadır. Çalışmamızın ilk bölümünde; modernleşme amacıyla ortaya çıkan Dârülfünûn kurma teşebbüslerine, kurulan bu Dârülfünûn'un hangi aşamalardan geçtiğine, ders programlarına ve bu dersleri hangi müderrislerin okuttuğuna değinilmiştir. İkinci bölümde ise Dârülfünûn'da felsefe hocalığı yapan Ahmet Mithat Efendi, Emrullah Efendi, Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi, Babanzâde Ahmed Naim, Mehmed Ali Aynî, İsmail Hakkı İzmirli, Salih Zeki, Rıza Tevfik ve Ziya Gökalp gibi isimlerin öncelikle hayatları ve eserleri hakkında bilgi verilmiş, daha sonra kaleme aldıkları felsefe konulu eserler, ders notları ve makaleler tetkik edilerek felsefî görüşleri ortaya konulmuştur.

DarülfünunFelsefeFelsefi düşünce+3
Asım Onur Sayın
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Zihin felsefesinin tarihsel gelişimi

Zihin felsefesinin kökleri Antik Yunan'a kadar dayanmaktadır. Ruh düşüncesi, insanın düşünen canlı olarak bilinmesi, insanı diğer tüm şeylerden ayırmaktadır. İnsan-ruh-beden tartışmalarında genel olarak ruhun bedeni kontrol eden güç olarak düşünülmektedir. Platon ise ruh ve beden konusunda ruhu özne olarak görmektedir. Modern dönemde, Descartes'te de görülen düalist yaklaşım Çağdaş döneme kadar etkinliğini korumaktadır. Dil felsefesinde Wittgeinstein'in dil oyunu ve nörolojinin etkisiyle zihin felsefesi beyinsel etkileşim ve yapay zekâlar üzerinden tartışılmaya başlanmaktadır. Ruh kavramı yerini bilinç kavramına bırakmıştır. Searle bilinç, algı kavramlarını beyinsel faktörler üzerinden incelerken, Turing Testine karşı yapay zekânın insan gibi düşünemeyeceği konusunda Çin Odası Argümanını geliştirmektedir.

AkılBedenBilinç+3
Burak İnan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hasan Ali Yücel ve Nurettin Topçu'nun eğitim felsefelerinin karşılaştırılması

Bu araştırmanın amacı, Hasan Ali Yücel ve Nurettin Topçu'nun eğitim felsefelerini karşılaştırıp benzer ve farklı yönlerini ortaya koyarak günümüz eğitim felsefesine olan etkilerini incelemektir. Çünkü eğitim felsefesi değişen, gelişen ve dönüşen bir yapıya sahiptir. Günümüz eğitim felsefesi temelini geçmiş dönemde oluşturulmuş uygulanmış eğitim felsefesinden alır. Bu düşünceden hareketle araştırmada bir dönemin eğitim felsefesinin en temel unsurlarının oluşmasında etkili olduğu düşünülen Hasan Ali Yücel ve Nurettin Topçu'nun eğitim anlayışları, eğitim felsefeleri onların kaleme aldığı eserler ve kendileri hakkında yapılmış araştırmalardan faydalanarak ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada yaşadığı dönemin Milli Eğitim Bakanlığı görevini de yapan Hasan Ali Yücel ve eğitim konusunda birçok değerli eseri ve araştırmaları bulunan Nurettin Topçu'nun hayatı, kişilik özellikleri, eserleri, eğitim felsefeleri, Türk eğitim ve kültürüne etkileri ayrıntılı bir şekilde incelenerek ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırmada Hasan Ali Yücel ve Nurettin Topçu'nun eğitim felsefesine yönelik yaptıkları çalışmaların Türk eğitim felsefesinin oluşmasında etkili olduğu görülmüştür. Hasan Ali Yücel'in kırsal kesimde yaşayan toplumların eğitimine verdiği önem ile Nurettin Topçu'nun öğretmenlerin yetiştirilmesi konusundaki görüşleri günümüzün eğitim felsefesi ile benzerlik gösterdiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Eğitim Felsefesi, Hasan Ali Yücel, Nurettin Topçu

Eğitim felsefesiKarşılaştırmalı analizTopçu, Nurettin+1
Kezban İlkem Karakülah
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Albert Camus'de uyumsuz insan

Albert Camus 20.yüzyılın en önemli filozoflarından birisidir. Camus felsefesini edebiyatla birleştirmiş ve çağının sorunlarını insanlara, sanatıyla sunmuştur. Camus'ye göre insanın dünya ile olan iletişimsizliği uyumsuzluğun kendisidir. Bu uyumsuzluk sadece dünya ile insan arasındaki iletişimsizlikten kaynaklanır oysa dünyanın kendisinde bir uyumsuzluk yoktur. Camus'nün uyumsuz insanı, bu noktada şekil alır. Uyumsuz insan anlamsızlığın dünyada olmadığını fark eder ve anlam arayışını bırakır, ölümden sonrası için bir başka dünya inancı taşımaz, çünkü inanç umut barındırır umut ise insanı sürekli bir beklenti ve anlam arayışına sokar. Uyumsuz insan gerçeğin üzerini boyamak yerine onu açığa çıkarandır. Bu tezde ben bu doğrultuda Albert Camus'nün uyumsuz insan profilini tarif edeceğim; insanın dünya ile olan ilişkisindeki çelişkileri Camus felsefesi çerçevesinde değerlendireceğim; insanın ölüm karşısındaki durumu ve yabancılaşmasını ele alacağım ve sonuç bölümünde ise tezin tamamında anlatılmış olan insan-dünya ilişkisinin genel ifadesini vereceğim. Anahtar Kelimeler: Albert Camus, Ölüm, Yabancılaşma, Uyumsuzluk

Camus, AlbertUyumsuzlukUyumsuzluk felsefesi+3
Hasret Ertürk
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İbnü'l Arabî'nin eserlerinde akıl ve kalp

İnsanlık tarihi boyunca insanın var oluşu ve varlığının en önemli özelliğinin ne olduğu sorgulanmıştır. İnsan, maddi ve manevi evrene ilişkin bu araştırmaların hem öznesi hem de nesnesi olmuştur. İnsanın bu sorgulama çabası tatmin edici cevaplar alana kadar devam etmiştir. İbnü'l Arabî, zihnini kurcalayan konuları sorgulayarak sistematik cevaplar bulmak ve bunu yaşam felsefesi haline getirmeyi hedeflemektedir. Metafiziksel ve fiziksel problemlere çözüm arayan İbnü'l Arabî'nin sahih düşüncelerinin kaynağını, takip ettiği rotayı eserleri göstermektedir. Eserlerinden ve düşüncelerinden hareketle İbnü'l Arabî denildiğinde akla vahdet-i vücûd gelmektedir. Her ne kadar eserlerinde bu deyimi kullanmasa da Vahdet-i vücûd felsefesini ilk sistematikleştiren ve en zirveye taşıyan İbni Arabi'nin bizzat kendisidir. Zirveye taşınan bu düşünceye tezin ilk kısmında değinilmiş olsa da asıl dikkat çeken ve heyecan uyandıran nokta akıl ve kalp kavramları olmuştur. Eserleri akıl ve kalp çerçevesinde okuduğunda aslında her şeyin akıl ve kalp arasındaki ilişkiye uygun vücud bulduğunu, tüm düzenin sonunun yine akıl ve kalpte biteceği görülmektedir. Akıl ve kalp kavramları iki farklı alana hitap eder gibi görünse de gayesi tek olana işaret etmektir. İbnü'l Arabî'nin eserlerinde akıl ve kalp konusunun hem bilgi felsefesine hem de aşk felsefesi alanında yeni kapıların anahtarı olacağı kanısı güdülmüştür. Aynı zamanda insanların en büyük psikolojik ile felsefi problemlerin dayanağı aklı ve kalbi arasındaki zahiri savaşlardan meydana gelmektedir. Eğer insan bunların arasındaki ilişkiyi olması gereken düzeyde bilirse ve pratik hayatına uygularsa aklına güvenip kalbine de sevgi tohumları atmış olur. Akıl ve kalbin birbiriyle ilişkisini keserek tek başına hükümdar olduğu ve hüküm sürdüğü zaman insan, çıkmaz sokaklara sapıp oralarda kapana kısılacaktır. Cüzi/sınırlı akıl olarak adlandırılan insan aklı ve insan kalbinin ilişkisinin nasıl olması gerektiği de bu çalışmada ortaya çıkacaktır. Anahtar Kelimeler: Gaye, Vahdet-i Vücûd, Akıl, Kalp, Zahir.

AkılAllahKalp+4
Büşra Demirci
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Muhammed İkbal ve Seyyid Hüseyin Nasr'da din bilim ilişkisi

Din ve bilim insanlığın hayatı boyunca evreni anlamak için incelenen ve araştırılan alanlardan birisi olmuştur. Doğayı anlamak ve anlamlandırabilmek için bilime, dini ise kaidelerine uygun anlamak ve anlamlandırmak için vahiy kitapları temel alınarak açıklamalar yapılır. İnsanlığa gönderilen vahiyler evreni anlamlandırmak için belirli yargılar ortaya koyar. Ancak bu yargılar Ortaçağ döneminde dini amacının dışında araç olarak kullanan gruplar tarafından deforme edilmiştir. Dinin etkisinin azalmasıyla oluşan boşluk bilimle doldurulmuştur. Böylelikle aydınlanma dönemi başlamış ve akla verilen önem artmıştır. Aklın işlevsel süreci dinin vermiş olduğu ilahi mesajlar üzerine düşünmeler başlatsa da akıl genel olarak dini alandan kendisini soyutlamıştır. Bu çalışmada iki yakın coğrafyada yetişmiş olan düşünürlerin ele alınmasındaki amaç düşünürlerin yakın coğrafyalarda yaşıyor olmaları ve hayatlarından belirli evrelerin geçiyor olmasına rağmen ele almış oldukları konuları farklı açılardan çalışmış olmalıdır. Bu sebeple ortaya çıkmış olan görüşlerde farklılıklar olmuştur. Çünkü her düşünürün kendisine ait bir fikri yönelimi bulunmaktadır. İki düşünür de hem dinin vahiy kökenli oluşuna değinerek hem de bilimin akla önem vermesini daha ılımlı bir yaklaşımla izah etmişlerdir. Aynı zamanda düşünürlere göre bilimin akla önemi, aklın da vahiy kökenli oluşuna bağlanılmıştır. Doğa akıl ile bilinebilir fakat bu akıl ilahi bir akıl olmalıdır. Doğanın bilim konusunda akla verdiği yetki deneyle açıklama gerektirir. İki düşünür de modern bilim alanına eleştirel yaklaşımlarda bulundukları da dile getirilebilir. Böylelikle modern bilime hâkim olan iki düşünür de bilim konusunda İslam bilimini savunduklarını eserlerinde dile getirmişlerdir.

AkılBilimBilim felsefesi+7
Büşra Akman
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş İslam düşüncesinde zihin-beden problemi

İnsanlık tarihinin en eski dönemlerinden bu yana yapılan araştırmalardan elde edilen bulgulara bakıldığında, insanların sürekli kendi varlıklarını keşfetmeye çalıştıkları görülmektedir. Bu doğrultuda zihin-beden probleminin halen güncel olarak varlığını sürdürdüğü gözlemlenmektedir. Çalışmamızda Çağdaş İslam Filozofları olan Muhammed İkbal, Allâme Seyyid Muhammed Hüseyin Tabâtabâî, Seyyid Hüseyin Nasr ve Muhammed Âbid El- Câbirî'nin eserleri ve yardımcı kaynaklar incelenerek, zihin-beden konusundaki düşünceleri üzerinde analizler yapılmış, zihin-beden probleminin Çağdaş İslam filozoflarınca aydınlığa kavuşturulması beklenerek; fiziksel durumların zihne etkileri, bilinç, şuur, ruhun bedene etkileri, zihin ile bedenin etkileşimi, ruh ve bedenin sonlu-sonsuz oluşu gibi konularda bilgiler elde edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen bu bilgilerle bilimsel ve felsefi çalışmalara yol gösterilmesi ve literatüre katkı sağlanması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Allâme Seyyid Muhammed Hüseyin Tabâtabâî, Muhammed Âbid El-Câbirî, Muhammed İkbal, Seyyid Hüseyin Nasr, Zihin- Beden Problemi.

BedenFelsefecilerModern düşünce+5
Sare Mülayım
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bilim tarihinde Doğu-Batı karşılaşması: Lale Devri örneği

17. yüzyıl ile birlikte Osmanlı yenileşme faaliyetlerinin arttığı görülmektedir. Özellikle Lale Devri (1718-1730 arası) olarak adlandırılan on iki yıllık dönem, Osmanlı Devleti'nin Batı bilim ve tekniğini tanımaya başladığı sürecin ilk adımlarının atıldığı bir zaman dilimi olduğu için önemlidir. Literatürden faydalanılarak yapılan bu araştırma ile Osmanlı ve Batı biliminin gelişim sürecine yönelik bir bakış açısı elde etmek amaçlanmıştır.

17. yüzyılBatıBilim felsefesi+6
Kazım Faruk Aktaş
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hikmet-ahlâk ilişkisi bağlamında insân-ı kâmil

İnsanlık tarihinin her döneminde, ilk insan Hz. Âdem'den itibaren insanın mana yolculuğu devam etmektedir. Bu yolculuk esnasında geçmişten bugüne kadar birçok düşünür, hakikatin künhüne vâkıf olabilmek maksadıyla çeşitli düşünce sistemleri geliştirmişlerdir. "İnsân-ı Kâmil" kavramı da bu tarz düşüncelerin doğal bir neticesi olarak hâsıl olmuştur. "Hikmet" ve "ahlâk" kavramları ise bu arayışın temel vâsıtaları konumunda bulunmaları açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada, hikmet ve ahlâkın birlikteliğiyle kâmil insan olma mefkûresine nasıl erişildiği, dört bölüm üzerinden, parçadan bütüne ulaşacak şekilde sunulmaya çalışılmıştır. Farklı dînî görüşlere sahip, farklı medeniyetlere ait düşünürlere de yer verilerek, insanın gelişimine dair düşüncelere kapsamlı bir bakış açısı oluşturulmak hedeflenmiştir. "Kem âlât ile kemâlât olmaz" sözü mucibince, çalışmanın içerdiği muhtevaya uygun olarak titizlik gösterilmiş; olabildiğince farklı kaynaklardan, ele alınan düşünürlerin aslî kaynaklarına ulaşılmaya çalışılmıştır. Hikmet merkezli bir ahlâk tasavvurundan yola çıkılarak; insanın kendini gerçekleştirmesi için gerekli olan sâiklerin neler olduğu, bilme ve eyleme süreçlerinin nasıl anlamlandırılacağı üzerinde durulmuştur. Kaynağında Allah(cc)'ın ilmî dayanağı olmayan, ilâhî güçten yoksun bir hikmetle hayat bulacak olan ahlâk anlayışının, insanı kâmil seviyeye çıkartmakta yeterli olmayacağı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hikmet, Ahlâk, İnsân, İnsân-ı Kâmil

AhlakDin felsefesiFelsefe+3
Lokman Göktaş
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

17. yüzyılda Avrupa ve Osmanlı'da felsefe ve bilim açısından insan ve evren tasavvurları

17. yüzyıl Avrupa'sında düşünürler felsefe ve bilim alanında insan temelli bir sisteme yönelip, bu yaklaşımlar doğrultusunda modern felsefe ve bilimin temellerini atmışlardır. Felsefe ve bilimde atılan bu adımlarla evren ve kozmolojideki genel görüşler değişip yerine yeni bir sistem inşa edilmiştir. Osmanlı'da ise 17. yüzyıla kadar olan dönemde felsefe ve bilim alanlarında öncü bir role sahipken, 17. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı'nın yaşadığı siyasi ve toplumsal sorunlardan dolayı duraklama dönemine girmiştir. Dönemin durumu göz önüne alındığında felsefe ve bilim alanında çalışmalar bulunsa da geçmiş dönemlere göre azalma söz konusudur. Ayrıca medreselerde din ile felsefe- bilim çatışmasının meydana gelmesi gelişme açısından diğer bir olumsuz koşulu oluşturmaktadır. Tezimizin konusu bu dönemde felsefe ve bilim alanında Batı ve Osmanlı düşünürlerinin insan ve evren konularını düşünce ve eserlerinde nasıl konumlandığının tespitine dair fikir vermektir. Tezimizin ilk bölümünde 17. yüzyıl Batı filozofları ve bilim adamları Francis Bacon, Thomas Hobbes, René Descartes, Gottfriend Leibniz, ve Benedict Spinoza isimlerini insan ve evren tasavvurları başlığı altında incelerken devamında bilim alanını astronomi, matematik, fizik, biyoloji ve tıp başlıkları altında değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise, 17. yüzyıl Osmanlı felsefesinde İbn-i Haldunculuğun konumuna ve medreselerde felsefe ile bilime verilen öneme değinilmiştir. Kınalızâde Ali Efendi, Sadreddinzâde Mehmet Emin Şirvâni, Melayê Cizîrî, Mir Dâmâd ve Molla Sadrâ'nın insan ve evren görüşlerine yer verilmiştir. Bilim kısmında ise, astronomi, matematik, fizik ve tıp alanları insan ve evren tasavvurları bağlamında ele alınarak, Osmanlı ile Batı dünyasını felsefe ve bilim bağlamında bir karşılaştırması sunulmaya çalışılmıştır.

17. yüzyılAvrupaBilim+6
Eda Nur Karademir
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Platon'a göre Timaeus Diyaloğunda varlıkların doğuşu

Platon'un bize detaylı olarak anlattığı önemli diyaloglarından biri olan Timaeus diyaloğu doğa ve insanın yaratılışı hakkındaki görüşlerini anlatmakta olup bu söyleşi Timaeus ağzıyla kendine özgü bir yöntemle dile getirilmektedir. Platon'un bu diyalogda ele aldığı ana konulardan biri olan Evrene, yaratıcıya ve ruhların nasıl yaratıldığına ilgi gösterip dikkat çekmektedir. Platon, astronomik sistemle de ilgileniyordu ve bu sohbette ilgi odağı insandı ama diğer bitki ve hayvanlar gibi canlıları da unutmamıştı ancak en büyük ilgiyi insana vermişti. Anahtar Kelimer: Palton, Sudur, Ruh, Akıl, Varlık

AkılsalcılıkFatik PlatosuFelsefe+3
Rusul Alı Husseın Altharotı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Noam Chomsky'nin propaganda modeli üzerinden yeni medya analizi

Bu araştırmada, Noam Chomsky ve Edward S. Herman'ın propaganda modeli ele alınmış olup yeni medya üzerinden kıyaslaması yapılmıştır. Araştırmada, Hermeneutik tanımı yapılarak bir yorum bilim olan hermeneutik anlatılarak iletişimin kadim zamandan günümüze seyri de anlatılmış olmaktadır. Konvansiyonel medya ve yeni medyanın süreci ve propaganda modelinde kullandığı yöntemler günümüz dünyasına uyarlanarak kıyaslanmıştır. Konvansiyonel medyadan farklılığı ile yeni medya ve sosyal medyanın etkisi dünya örneğinde; Arap Baharı üzerinden, Türkiye örneğinde ise Gezi Parkı üzerinden ele alınarak incelenmiştir. Chomsky'nin propaganda modelleri örneklerle yeni medyaya uyarlanarak yeni medyanın ve sosyal ağların toplumlar üzerindeki tahakkümü ortaya konulmuştur. Chomsky'nin, egemen güçlerin elinde olmayan yurttaşların inisiyatifinde olan, özgürlük alanı olarak gördüğü yeni medyanın, özgürlük alanları dâhilinde bireye ulaşarak arzuları ve istekleri doğrultusunda kişiye ve gruplara eylemsellik kazandırabileceği de görülmüştür. Yeni medyanın insanların üzerindeki etkisi ve insanlara tepkisellik kazandırmasının arkasında, bireyin yönlendirildiğine dair bir his oluşturmadan, özgürlük bilinci aşılanarak aslında egemen güçlerin arzu ve istekleri doğrultusunda bireyden topluma ulaşan bir eylem hareketini başlatacak şekilde güçlü olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Chomsky, Yeni Medya, Propaganda, Propaganda Modelleri

Siyasal propaganda
Ahmet Turan Latif Yıldız
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Husserl'in tümeller problemi

Bu çalışma tümeller problemini hem klasik felsefi yaklaşımlar hem de Husserl'in fenomenolojik düşüncesi çerçevesinde ele almayı amaçlamaktadır. Çalışmanın temel hedefi, tümeller tartışmasının tarihsel arka planını ortaya koymak ve Husserl'in bu problem karşısındaki konumunu açıklığa kavuşturmaktır. Bu doğrultuda birinci bölümde realizm, konseptüalizm ve nominalizm yaklaşımlarını inceledim, her bir görüş klasik ve çağdaş biçimleriyle ele alarak, bu yaklaşımları savunan filozoflara değindim. İkinci bölümde ise Husserl'in tümeller problemine yaklaşımı, fenomenolojinin doğuşu ve anlam teorisi bağlamında değerlendirilmiştir. Husserl'in önceki filozoflara yönelttiği eleştiriler üzerinden, onun tümeli ne metafizik bir varlık ne de psikolojik bir içerik olarak kabul ettiği ortaya konulmuştur. Bu çalışma ayrıca, Husserl'in tümeller problemine getirdiği çözümün, geleneksel karşıtlıkları aşan özgün bir yaklaşım sunduğunu göstermektedir.

Selma Ateş
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Varoluş sıkıntısı: Fırlatılmışlık ve bulantı

Varoluşçuluk, insanı ve insan yaşantısından kaynaklanan problemleri merkeze alan yapısıyla kendisinden önceki felsefe geleneğinin varlığı salt akılla ya da deneyle anlamlandırma çabalarına karşı olarak gelişmiş bir felsefedir. Tanrının ölümünün ilanı, iki dünya savaşının yarattığı karanlık etki, felsefenin ve bilimlerin içine düştüğü kriz ortamı ile şekillenen Varoluşçuluk, insanın neden burada ve şimdi ve nasıl varolduğu gibi sorulara yanıt ararken insan varlığının sınırlılıkları, varoluş sıkıntısı, insanın terk edilmişliği, yalnızlığı, özsüzlüğü, temelsizliği, kendini dünya içinde tercih dışı buluşu yani fırlatılmışlığı ve deneyimlediği bulantı ile insan varoluşunu anlamlandırma çabası içindedir. Varoluşçuluğun kendisinden etki aldığı büyük düşünür Martin Heidegger ve varoluşçu düşünür J. Paul Sartre'ın, insan varlığını merkeze aldıkları felsefelerinde kullandıkları, seçim yapmaksızın kendisini varlığa atılmış bulmak anlamındaki fırlatmışlık ile, varoluşunu anlamlandırmada kendisini özsüz kabülü sebebi ile temelsiz, nedensiz, amaçsız bulan insanın sorumluluk ve özgürlüğe mahkumiyeti karşısında deneyimlediği bulantının ilişkisi açık hale getirilmeye çalışılacaktır. İnsanın kendini, seçmediği halde dünyaya atılmış bulması aslında onun deneyimlediği bulantının zemini ve nedenidir. Bu çalışma fırlatılmışlık ve bulantı fenomenlerini varoluş sıkıntısı ile birlikte yeniden okuma imkânı sunmayı ve bu iki fenomenin ilişkililiğini varoluş sıkıntısı bağlamında açık kılmayı hedeflemektedir.

Mehtap Ak Yıldırım
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Blaise Pascal'da kesinlik problemi

Blaise Pascal, bize kalan dağınık, tamamlanmamış ve çelişkili görünen pasajları sebebiyle sıklıkla göz ardı edilmiş ve yeterince anlaşılmamış bir filozoftur. Bu tez çalışması, Pascal felsefesinin doğa bilimi, geometrik yöntem, felsefe ve teoloji alanlarındaki metinlerinin kesinlik problemi ekseninde ve bir kronoloji dâhilinde okunmasıyla daha doğru tasnif edileceği, çoğu çelişkinin uzlaştırılacağı ve nihayetinde daha bütünlüklü bir yapı ortaya konulacağını iddia etmektedir. Bu bağlamda ilk bölümde, Pascal üzerinde doğrudan etkisi olan Hristiyan teolojisi, Montaigne kuşkuculuğu ve Descartes felsefesi kesinlik problemi ekseninde incelenmiştir. Tez çalışmasının ikinci bölümünde, Aristoteles fiziğinden arta kalan boşluk (vakum) tartışmasının Pascal'a gelene dek geçirdiği dönüşümler ele alınmış ve bu tartışamaların metafizik dizgelerle ilgisi değerlendirilmiştir. Pascal'ın boşluk deneyleri aracılığıyla bilimsel yönteme yaptığı katkıları incelediğimiz çalışmanın devamında, Pascal'ın bilim felsefesi alanında da Karl Popper yanlışlamacılığı ile Duhem-Quine tezini öncelediği tespit edilmiştir. Buradan Descartes ile Pascal'ın doğa bilimleri yaklaşımlarını kıyaslamaya geçilmiş ve Pascal'a yönelik pozitivist nitelendirmesi değerlendirilerek onun tam anlamıyla bir pozitivist olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Pascal'ın deneye dayalı doğa bilimlerinden akıl yürütmeye dayalı geometrik yönteme geçişinin sebeplerini sonsuzluk problemi üzerinden ele aldığımız sonraki başlıkta, geometrik zihin ve sezgisel zihin ayrımından hareketle Pascal epistemolojisinde kalbin önemine değinilmiştir. Pascal'da kalbin ilahi ve dünyevi yönleri, Hristiyanlıktaki Düşüş miti üzerinden ele alınmış ve bu dünyevi yönün akıl ile uyumu, Pascal'ın "Bahis Argümanı" aracılığıyla tartışılmıştır. Son olarak Pascal'ın nihai kesinlik olarak gördüğü imanın, Tanrısal inayet ile olan ilişkisi, Hristiyan teolojisi ekseninde değerlendirilmiştir.

Bilim felsefesiKartezyen felsefeKesinlik+2
Ömer Mızrak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00