
1,005
Archived Theses
1
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Bir beden modifikasyonu olarak makyajın sosyolojik incelenmesi: İnstagram örneği
Bu tez, "Bir Beden Modifikasyonu Olarak Makyajın Sosyolojik İncelenmesi: Instagram Örneği" başlığıyla yapılan bir araştırmayı temel alır. Tezin amacı, bedenin sosyolojik boyutunu incelemek ve Mike Featherstone'un beden modifikasyonu kavramsallaşması çerçevesinde bu konuyu ele almaktır. Bedenin sosyolojik bir perspektifle incelenmesinin ardından, Mike Featherstone ve onun beden modifikasyonu kavramsallaşması çerçevesinde makyajın Türkiye'deki erkekler arasında kullanımını ele almakla beraber söz konusu araştırma, bedenin sosyal inşasını anlamak için beden modifikasyonu kavramını merkeze alırken, özellikle makyajın tarihçesi ve sosyal medya ile ilişkisini de dikkate almaktadır. Bedenin sosyolojik boyutu üzerinde durulmaktadır. Bu bağlamda, bedenin geçmişten günümüze biyolojik, felsefi, siyasi ve sosyolojik perspektiflerde nasıl ele alındığı incelenmektedir. Mike Featherstone'un beden modifikasyonu kavramsallaşması detaylı bir şekilde açıklanarak bu kavram çerçevesinde beden modifikasyonunun tarihsel, kültürel, toplumsal ve bireysel etkileri, toplumsal algı ve tutumlar, cinsiyet ve kimlik ilişkisi, etik boyutları, trendleri ve popüler kültürdeki yeri analiz edilmektedir. Çalışma, erkek, erkeklik ve erkeksilik kavramlarıyla queer teorinin bütünleştiği erkeklik çalışmaları perspektifinden ilerlemektedir. Bu bağlamda, hegemonik erkeklik ve alternatif erkeklik kavramsallaşmaları üzerinde durulmaktadır. Ayrıca, queer teori çerçevesinde makyaj yapan erkeklerin sosyal medya paylaşımlarının incelenmesi, bu paylaşımlara gelen yorumların söylem analiziyle birlikte teze dahil edilmiştir. Yorumlar, nefret yönelimli, dini ve cinsiyetçi söylem olmak üzere üç kategoriye ayrılmıştır. Bu çalışmada, bedenin sosyolojik incelenmesi, beden modifikasyonlarının yapılma nedenleri, bir beden modifikasyonu olarak makyajın (boyanmanın) tarihçesi ve toplumsal boyutları ve son olarak da makyajın geçmişten farklı olarak günümüzde ne için kullanıldığı ortaya koyulmaktadır.
Post modern dönemde ideal beden inşaasında sosyal medyanın etkisine yönelik bir araştırma
Post modern dönem de benlik kavramı bir değer kazanmıştır. Benlik kavramının değer kazanması ile bedene yönelik gelişmeler de toplumda öne çıkmaya başlamıştır. Post modern dönemden önceki dönemler de beden, bu derece birey ve toplum tarafından kontrol altına alınmamaktadır. Toplumun benimsemiş olduğu bu tutum ile birey bedenini kontrol etmeyi bir sosyal norm olarak, hafızasına endekslemiştir. Bireyin uğramış olduğu bu değişim ile bedeni düzenlemeye yönelik yapılan tüm uygulamalar, post modern dönemde istek değil ihtiyaç olarak algılanmaya başlanmıştır. Post modern dönem de toplumun yaygınlaştırmış olduğu beden ölçülerine ve güzellik algısına uyum sağlamak aktörlerin yani bireylerin toplumdaki konumunu belirlemesin de bireye yardım etmektedir. Post modern dönemde ince olmak, zayıf olmak, kaslı olmak, şekilli ve yağsız bir bedene sahip olmak sosyal medyanın da yaygınlaştırmış olduğu düşünceler ve görseller sayesinde, birçok pozitif niteliği barındırmaya başlamıştır. Dolayısıyla bireylerde ideal bedene ulaşmak için kilo verme çabalarıda görülebilmektedir kilo vermek sadece şişman bireylerin değil sağlıklı bir kiloda olan kesimdende büyük bir bir ilgi görmektedir. İdeal beden yaratma eylemelerinde sosyal medyanın yaygınlaştırıcı etkisi olduğu düşünülerek bu çalışma planlanmıştır. Bu çalışmada 18 yaş üstü sosyal medya kullanıcısı bireylere ideal bedenin ve sosyal medya kullanımının anlamlandırılmasına yönelik sorular sorulmuştur. Nitel bir yöntemle yapılmış bu çalışmada ideal bedeni kilo durumu üzerinden değerlendirilebilecek sorular yönlendirilmiştir. Böylece bireylerin bedensel ve ideal beden tanımlamalarına, kilo deneyimlerine, sosyal hayatta geçirdikleri deneyimlerine, sosyal medya kullnımı sırasında; ürünlerden, tüketim pratiklerinden, feneomenlerden, ınfluencerlerden yada ünlülerden etkilenme durumları açığa çıkartılmıştır. Anahtar Kavramlar: Beden Sosyolojisi, Postmodern Dönem, Sosyal Medya
Bir tüketim unsuru olarak kitap: Bookstagram örneği
Tüketim insan hayatında her zaman var olan bir eylemdir. Ancak bu eylemin nasıl gerçekleştirildiği birçok kez inceleme konusu olmuştur. Çünkü değişen zamanla birlikte teknoloji gelişmiş ve tüketimin sergilendiği yeni sahalar oluşmuştur. Bu sahalardan biri olan instagram uygulaması günümüzde insanlara tükettikleri şeyleri ilgi çekici bir şekilde sunma imkanı vermiştir. Tüketim nesnesi olarak son dönemlerde kitaplar ön plana çıkmıştır. İnstagram hesabını bookstagram şeklinde kullanan kişilerin yaptıkları kitap paylaşımları bu araştırma içinde konu edinilmiş, gösterişçi tüketim ile benlik algıları anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda nitel araştırma yapılmış ve 15 kadın 15 erkek olmak üzere toplam 30 bookstagram kullanıcısı ile derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerde yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Katılımcıların rızası ile görüşmeler esnasında ses kaydı alınmış ve görüşme sonrası deşifre edilmiştir. Deşifreler MAXQDA 2022 programı ile analiz edilmiş ve bulgulara ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular arasında katılımcıların okuma alışkanlığı kazanmasında aile ve çevrenin önemli bir etkisi olduğu görülmüştür. Okudukları kitabın yayınevi, kapak tasarımı, popülerliği gibi çeşitli özelliklerinin o kitabı tercih etmelerinde sebep olarak karşımıza çıkmıştır. Katılımcılar kitap görsellerine önem verdiklerini, bu paylaşımlarda çeşitli ürünler kullandıklarını ve bunların yer yer gösterişçi tüketime kapı araladıklarını belirtmiştir. Aynı katılımcılar diğer bookstagram kullanıcılarını değerlendirdiğinde onların hem farklı bir benlik algısı yarattıklarını hem de gösterişçi tüketime daha fazla meyilli olduklarını söylemiştir. Bazı kadın ve erkek katılımcılar, diğer kadın kullanıcıların kendi bedenlerini ve kullandıkları kozmetik ürünleri kitap paylaşımlarında kullanarak farklı bir amaç güttüklerini ifade etmişlerdir. Amacı bilgi ve fayda vermek olan kitapların metalaşması araştırma kapsamında incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Gösterişçi tüketim, benlik, kitap, sosyal medya, bookstagram
Iraklı ve Suriyeli sığınmacıların istihdam alanında karşılaştıkları sorunları farklı değişkenler üzerinden sorunsallaştırmak: Samsun örneği
Irak'ta ve Suriye'de yaşanan iç karışıklıklardan dolayı can güvenlikleri ve huzurlu yaşam ortamı kalmayan Suriyeliler ve Iraklılar, huzurlu ve güvenli yaşam alanı bulmak umuduyla yaşadıkları yerlerden göç etmek durumunda kalmışlardır. Ortak kültür ve din, tanıdıklarının ve akrabalarının Türkiye'de olması nedenleriyle Suriyelilerin ve Iraklıların Türkiye'ye gelmelerinde etkili olmuştur. Türkiye'ye gelen Suriyelilerin ve Iraklıların bazıları sığınmacı statüsündedir. Yaşamlarını devam ettirmek için çalışmak zorunda olan Suriyeli ve Iraklı sığınmacılar, istihdam alanında birçok sorunla karşılaşmışlardır. Bu grup sığınmacıların istihdam alanında yaşadıkları sorunların başında çalışma koşulları ve iş paydaşlarıyla ilişkileri gelmektedir. Bu çalışma kapsamında, sığınmacı çalışanların istihdam alanında kayıt dışı olmaları, sosyal güvencelere sahip olmamaları, ağır işlerde ve sağlıksız koşullarda çalışmaları, uzun mesai saatlerine tabi tutulmalarına, yerli halkın tercih etmediği vasıfsız işleri yapmak zorunda bırakılmaları, tehlikeli işlerde çalışmak durumunda olmaları gibi sorunlar irdelenmiştir. Bunun yanında dışlanma, ötekileştirilme, hakaret ve ayrımcılığa uğrama, istendik düzeyde Türkçe bilmeme gibi sorunlarda iş yeri paydaşları ve müşterilerle yaşadıkları sorunlar olarak yine bu çalışmayla incelenmiştir. Bu tezde yürütülen saha çalışmasında, yorumlayıcı yaklaşım kapsamında nitel araştırma yönteminin durumsal araştırma deseninden yararlanılmıştır. Verilerin toplanmasında mülakat tekniği kullanılmıştır. İçerik analizi üzerinden veriler yorumlanmıştır.
Sosyal medya kullanıcılarının modernlik algıları ve yalnızlık düzeyleri arasındaki ilişkinin sosyolojik olarak incelenmesi
Yalnızlık kavramının geçirdiği dönüşümün modernleşme ve sosyal medya kavramları ekseninde incelenmesini amaçlayan bu araştırma, temelde "Modernleşme ve sosyal medya ile yalnızlık arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?" sorusuna yanıt aramak üzere planlanmıştır. Bu doğrultuda karma yöntem araştırması desenleri arasında yer alan eş zamanlı karma yöntem araştırması kullanılmıştır. Çalışmanın nicel kısmı için anket, nitel kısmı için ise görüşme tekniği tercih edilmiştir. Araştırmanın evrenini 18-55 yaş arası sosyal medya kullanıcıları oluşturmaktadır. Anket tekniği için 300 katılımcı ve görüşme tekniği için 10 katılımcı, araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Anket tekniği kapsamında katılımcılara; "Kişisel Bilgi Formu", "Modernite Ölçeği", "De Jong Gierveld Yalnızlık Ölçeği", "Sanal Ortam Yalnızlık Ölçeği" ve "Yalnızlıktan Kaçış Ölçeği" yöneltilmiştir. Elde edilen bulgulardan hareketle modernleşme ile birlikte yalnızlığın ve yalnızlık ile birlikte de sosyal medya kullanımının arttığını söylemek mümkündür. Ancak sosyal medya kullanımı yalnızlığa çare olmamıştır. Bu noktada kısır bir döngü mevcuttur. Çünkü aktif sosyal medya kullanıcısı olan ve sanal ortam yalnızlık düzeyleri yüksek olan katılımcılar da yalnızlıktan kaçmak için yine sosyal medya kullandıklarını belirtmişlerdir.
Ruhsal hastalığı olan bireylerin aile içi ilişkileri: Bolvadin örneği
Bu tezin amacı, ruhsal hastalığı olan bireylerin aile içindeki ilişkilerini Bolvadin örneğinde farklı değişkenler üzerinden sorunsallaştırmaktır. Bireyin doğumundan itibaren eğitimi ailede başlamaktadır. İletişimin de ilk başladığı yer ailedir. Birey, aile-içi ilişkileri, topluma yansıtmaktadır. Ailenin sevgi ve ilgiyle yaklaşması bireyin diğer insanlarla ilişkilerini olumlu yönde etkilemektedir. Aile-içi ilişkilerde kopukluk yaşanması ile birlikte ailenin ilgisiz tutumu, bireylerin diğer insanlarla ilişkilerinde sorunlar çıkmasına neden olmaktadır. Ruhsal hastalığı olan bireyler, ne zaman ne yapacağı belli olmayan ve uzak durulması gereken bireyler olarak damgalanmaktadır. Damgalanmış bireylerin, yakın çevrelerindeki insanlar damgadan etkilenmektedir. Ruhsal hastalığı olan bireyler, hastalıkla başa çıkma mücadelesi verirken toplumun önyargılarıyla da karşılaşmaktadır. Bu bireylerin dışlanması ve damgalanması sonucu, birey kendini diğer insanlardan uzaklaştırmak istemektedir. Bu çalışma ruhsal hastalığı olan bireylerin aile içinde ve kişilerarası ilişkilerdeki yaşadıkları sorunları irdelemiştir. Çalışmada ruhsal hastalığı olan bireylerin aile içi ilişkileri ele alınıp değerlendirilmiştir. Çalışmada verilerin toplanmasında, nitel araştırma yöntemi kapsamında mülakat tekniği kullanılmıştır. Toplanan veriler içerik analizi yapılarak yorumlanmıştır.
Tüketim toplumu çerçevesinde kına gecesi organizasyonları: Samsun-Çarşamba örneği
İçinde bulunduğumuz toplum; yaşanan sosyal, kültürel, ekonomik değişmenin etkisiyle geleneksel örf, adet ve ritüelleri dönüşüme uğratmaktadır. Kültür toplumun vazgeçilmez unsuru olmakla birlikte toplumları birbirinden farklılaştıran değerler bütünüdür. Her toplumun kendine özgü kültürü vardır. Kültürümüzün bir parçası olan evlilik öncesinde yapılan kına gecesi, eğlenceli bir görsel şölen olarak değerlendirilmektedir. Günümüz kına gecelerini oluşturan modern organizasyonların varlığı ve çalışma prensipleri bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Günümüzde organizasyonların varlığı her tören ve davette (nişan, düğün, sünnet, mezuniyet) görüldüğü gibi kına gecesi ile daha bütünleşik bir hal almaktadır. Bu çalışmada, kültürümüzün bir parçası olan, Samsun ili Çarşamba ilçesindeki kına geceleri adet ve geleneklerinin ortaya konması hedeflenmiştir. Ayrıca; kına gecelerine özel tutulan organizasyonlar, organizasyonların nasıl ortaya çıktığı, neden organizasyonların ve neden kına koçlarının tercih edildiği incelenmiştir. Organizasyon tutulmasında etkili olan kişilerin sosyal, ekonomik ve kültürel özellikleri incelenmiştir. Buna ek olarak tüketim toplumunun yansımaları ve gösterişçi tüketim kavramı incelenmiştir. Tüketim ve gösterişçi tüketim arasındaki ilişki organizasyonculuk faaliyeti ile ilişkilendirilerek açıklanmaya çalışılmıştır.
Sosyokültürel değişimlerin Irak aile yapısına etkisi
Bu tez çalışmasında, Irak aile yapısının konumu ve toplumsal yapıda meydana gelen sosyokültürel değişimler tarihsel bağlamda ele alınmıştır. Konuyla ilgili daha önce yapılan araştırmalar derlenmiş ve sosyokültürel yapıda yaşanan değişimlerin aileye etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Literatürde yer alan çalışmalarda göç, kentleşme, medya, modern bireyci hayat tarzı, tüketim toplumu ve küreselleşmenin değişimi etkileyen en önemli faktörler olduğu tespit edilmiştir. Özellikle sosyal medya ve diğer iletişim araçlarının Irak'ta kültür ve davranışların değişiminde son derece etkili olduğu görülmüştür. Bunun sonucunda Irak aile yapısının etkileşim ve iletişim biçimlerinde değişimler meydana gelmiştir. Bu durumun toplumun en temel yapı taşı olan aileyi olumsuz etkilediği yapılan çalışmalarla ortaya konulmuştur. Fakat bu olumsuz değişimlerin etkisini önlemek için henüz önemli bir girişimin olmadığı sonucuna da ulaşılmıştır.
Türkiye'de değişen sosyal yapının aileye etkisi
Bu tez çalışmasında, değişimin kaçınılmaz olduğu gerçeğinden yola çıkılarak, Türkiye'de değişen sosyal yapının aile kurumuna etkisi ele alınmıştır. Değişimin etkisi evlilik, gelenekler ve değerler açısından incelenmiştir. Ankara'da rastgele seçilen 20 kişiyle derinlemesine mülakat yapılmıştır. Türk toplumsal yapısında oluşan değişimin boyutu ve kapsamıyla ilgili sonuçlar Ankara örneği üzerinden ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın sonucunda aile, gelenekler ve değerlerdeki değişimlerin büyük oranda negatif algılandığı tespit edilmiştir. Değerlerin, geleneklerin ve Türk toplumunun en önemli yapı taşı olan ailenin korunmasının elzem olduğu genel kanısına ulaşılmıştır. Ayrıca, Türkiye'nin toplumsal yapısında ortaya çıkan değişimin anlaşılmasında aileye yönelik çalışmaların sayısının artmasının ve alan çalışmalarıyla desteklenmesinin ne kadar önemli olduğu görülmüştür.
Almanya'da yaşayan Türk kökenli küçük girişimci kadınların sosyolojik analizi: Mannheim örneği
Günümüzde uluslararası göçün yükselişe geçmesi ile etnik girişimcilik faaliyetleri de ülkelerin ekonomik kalkınmalarında önemli yer edinmiştir. Kadın girişimciliği konusu dünyada oldukça popüler olmasına karşın, literatürde bu konu üzerine odaklanan çalışmalar özellikle de Almanya'da yaşayan Türk kökenli kadınların etnik girişimcilikleri üzerine çalışmalar oldukça az sayıdadır. Bu nedenle bu çalışmanın temel amaçlarından bir tanesi göçmen kadın girişimciliği konusuna dikkat çekerek, göç ve kadın girişimciliği alanında yapılacak çalışmalara kaynak sağlayarak katkıda bulunmaktır. Çalışmada, Almanya'da yaşayan Türk kökenli kadınların etnik girişimcilik faaliyetleri incelenmiştir. Kadınların sahip oldukları sosyal ağlar girişimcilik faaliyetleri üzerinde olumlu ve olumsuz çeşitli etkiler yaratmaktadır. Almanya'da yaşayan Türk kökenli girişimci kadınların pek çoğunun karşılaştığı ırkçılık, yabancı düşmanlığı, islamofobi, Almanca bilmemek, yalnızlık, toplumsal cinsiyet ayrımcılığı, hane içi sorumlulukların fazlalığı gibi sorunlar onların girişimcilik faaliyetlerini geliştirmeleri önünde engeller oluşturmaktadır. Çalışmada, göç ve kadın girişimciliği konuları üzerine literatür taraması yapılmış, Almanya'da yaşayan Türk kökenli küçük girişim sahibi kadınların, girişimcilik faaliyetini tercih etme nedenlerini, yabancı ve girişimci kadın olarak karşılaştıkları sorunları tespit etmek amacı ile nitel araştırma tekniklerinden derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak Almanya'nın Mannheim şehri ve çevresinde yaşayan Türk kökenli küçük girişim sahibi 8 kadın ile bireysel görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen veriler betimsel yaklaşım modeli ile analiz edilerek yorumlanmıştır.
Üniversite mezunu işsiz gençlerin psikososyal durumları üzerine bir alan çalışması
Bu tez çalışmasının amacı, üniversite mezunu işsiz gençlerin psikososyal durumlarının araştırılmasıdır. Üniversite eğitimini tamamladıktan sonra iş piyasasında kendine uygun iş bulamayan diploma sahibi, okumuş bireylerin, işsizlik olgusuyla nasıl başa çıktıklarını, bu süreçte kimlerden nasıl destek aldıklarını, işsiz kalmanın önündeki en etkili nedenlerin varlığının neler olduğu, işsizliğin, eğitimli genç bireyler üzerinde ne tür etkileri olduğu çalışma açısından incelenmiştir. Yapılan bu çalışmanın örneklemi ise Türkiye'de farklı yükseköğretim kurumlarından mezun olmuş yaş ve cinsiyet farkı gözetmeksizin farklı statülerde işsiz kategorisi altında seçilen kişilerce gönüllülük esasına göre uygulanmıştır. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine mülakat tekniği kullanılarak toplamda 32 katılımcı ile gerçekleşmiştir. Araştırma sonucunda katılımcılar işsiz kaldığı süreçte ailesinden maddi ve manevi desteği gördüğünü, işsizlik nedeniyle çevre ile olan ilişkilerinin olumsuz şekilde değiştiğini ve çevreden olumsuz eleştiriler aldıklarını, günlük hayatta sosyal ilişki bağlarının zayıfladığını ifade etmişlerdir. Gençlerin büyük çoğunluğu KPSS sınavından yeterli düzeyde puan alamadığını ve iş piyasasında yeterli düzeyde tecrübe ve donanım sahibi olmadığı için işsiz kategorisinde olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların çoğunluğu işsizliğin sağlık açısından günlük hayatta bedenen ve ruhen olumsuzluklar yarattığını ifade etmişlerdir.
Meslek liselerinde eğitim gören öğrencilerin bu okulları seçme sebeplerine yönelik sosyolojik bir araştırma (Ankara Altındağ örneği)
Yapılan çalışmada, Meslek Lisesi öğrencilerinin, bu okulları neden seçtiklerine yönelik veriler elde edilmektedir. Ankara Altındağ ilçesinde yer alan 5 ayrı okuldan alınan veriler doğrultusunda sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmaya 355 öğrenci katılım sağlamıştır. Karma model kullanılmıştır. Anket soruları ve öğrencilerin bireysel olarak cevap verebilecekleri açık uçlu sorular yöneltilmiştir. Katılımcıların düşüncelerini daha iyi anlayabilmek için bireysel cevaplar verebilecekleri alan bırakılmıştır. Okullarda gerçekleştirilen anketler, SPPS ve NVİVO programında analiz edilmiştir. Kategorik değişkenler arası ilişkilere bakılacağından ki-kare testi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda öğrencilerin okul seçiminde aile faktörünün ön planda olduğu görülmüştür. Ailelerinin istekleri doğrultusunda öğrenciler bu okullarda eğitim aldıklarını belirtmiştir. Yükseköğretime devam etmek isteyen öğrenciler, lisede eğitim aldıkları alan dışında bir bölümde okumak istediklerini belirtmiştir. Materyal eksikliği ve bölüm derslerinin az olması öğrenci ve öğretmenlerin okullarını yetersiz görmelerine sebep olmaktadır. Teorik derslerin fazla olması, eğitim programlarının yoğun olması öğrencilerin pratik yapmasına engel olmaktadır. Çözüm olarak ders sayısında azalmaya gidilerek, pratik yapılarak el becerilerini geliştirecek alanların oluşturulması gerekmektedir. Öğrenciler ders saatleri dışında bir işte çalıştıklarını ifade etmişlerdir. İkili eğitim sisteminde öğleden sonra okula gelen öğrencilerin günün tamamını okul için harcadıkları, kendilerine ayıracak zamanın kalmadığını ifade etmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Meslek lisesi, meslek lisesi tercihi, sosyolojik araştırma.
Toplumsal cinsiyet yargılarındaki değişimi akademik çalışmalar üzerinden sorgulamak
Bu çalışmada 2004-2021 yılları arasında Toplumsal cinsiyet yargısı konusunda yapılmış çalışmaların incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda 2004-2021 yılları arasında Toplumsal cinsiyet yargısı konusunda yazılmış makale, yüksek lisans ve doktora tezinden oluşan 110 çalışma incelenmiştir. Bu dokümanlara ulaşmak için YÖK Tez, Ulusal Tez Merkezi, Google Akademik, Ulakbim, Dergipark gibi sitelerde alanyazın taraması yapılmıştır. Bu çalışmalar amaç, yapıldığı yer, yayın yılı, yapıldığı kademe, çalışma türü, çalışma yöntemi, çalışma deseni ve veri toplama araçları alt problemleriyle ele alınmıştır. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Doküman incelemesi yöntemiyle gerçekleştirilen bu çalışmada 79 makale, 28 yüksek lisans tezi, 3 doktora tezi olmak üzere 110 çalışma incelenmiştir. Bu araştırmanın verileri belirli başlıklar altında düzenlenmiştir. Belirlenen başlıklar altında elde edilen bulgular betimsel analiz yöntemiyle incelenmiş, bulgulardan yola çıkarak yorumlar yapılmıştır. Bu başlıklar: çalışmanın türü, çalışmanın yılı, çalışmanın yapıldığı yer, çalışmanın araştırma modeli, çalışmanın yöntemi, çalışmanın veri toplama araçları, çalışmanın veri toplama aracı sayıları, uygulanan ölçekler, uygulanan envanterler, çalışmanın alanıdır. Yapılan çalışmaların incelenmesi sonucunda toplumsal cinsiyet yargısının geçmişten günümüze olumlu yönde değişim gösterdiği görülmüştür. Geçmişte toplumsal cinsiyet rollerine sıkı sıkıya bağlı bir yaşam sürülmesi çalışma hayatında erkeklerin ön planda olmasına, kadınların ise yalnızca ev ortamında kendini gösterebilmesine sebep olmuştur. Aydınlanma dönemiyle beraber kadın-erkek eşitliği ve özgürlük gibi kavramlar ortaya atılmış, kadınların ve erkeklerin toplumdaki rolleri tartışılmıştır. Tartışmaların yoğunlaşması kadın hakları hareketlerini doğurmuş, kadınların sosyal hayata atılması için engeller yavaşta olsa kalkmaya başlamıştır. 20. yüzyılın başlarında yaşanan İkinci Dünya Savaşı ile kadınlar erkeklerin üstlendiği görevleri üstlenmiş, çalışma hayatında daha fazla yer almış, önemli mesleki başarılar elde etmiştir. Bu dönemde erkekler de kalıplaşmış cinsiyet rollerini bir kenara bırakarak çocuk bakımı ve ev işleri gibi konularda görev üstlenmeye başlamıştır. Günümüzde ise toplumsal cinsiyet rolleri daha esnek hale geldiğinden toplumsal cinsiyet yargısı da daha fazla önem kazanmıştır. Toplumlar bu konuda bilinçlenmiş, toplumların farkındalık düzeyi artış göstermiştir. Bunlara rağmen toplumsal cinsiyet eşitliği tamamen sağlanamadığından kadınlar özellikle mesleki hayatta halen ücret eşitsizliği, istihdam gibi konularda çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu zorlukların da giderilmesi ve daha eşitlikçi bir toplum hedefiyle toplumsal cinsiyet yargısı değişim süreci devam etmektedir.
Kırsal alanda kadın olmak: Ovacık Köyü örneği
Bu tez çalışmasında, kırsal alanda kadının konumu çok yönlü olarak ele alınmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda Ovacık Köyü özelinde yaşanan yoksunluk, yoksulluk ve ataerkil işleyiş ortamında kadınların göstermiş olduğu davranış biçimleri, geliştirdikleri stratejiler ve yüklendikleri toplumsal cinsiyet rolleri, onların deneyimleri üzerinden anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Ataerkinin etkisinin yüksek olduğu köyde, kadınlar kuşaklar üzerinden toplumsal cinsiyet rolleri devralmaktadırlar. Bu süreçte ağır bedelleri deneyimlediklerini ifade etmişlerdir. Bu açıdan kadınların deneyimlerine bakıldığında, erkeklerden farklı olarak kadınların yoksunluğu ve yoksulluğu algılama biçimlerinin, yaşam kalitelerinin, yaşama dair beklentilerinin erkeklerden farklılaştığı gözlemlenmiştir. Özellikle, erkeklere göre, sadece gelir yoksunluğu olarak yaşanan durum, kadın için ise sosyal hayata katılamama, karar merciine ulaşamama, görünür olamama ve hayata dair bir boşluğu dolduramama durumudur. Tam da bu noktada bu çalışmada, Ovacık Köyü özelinde, kırsal alanda ataerkil düzen içerisinde yaşayan kadınların yaşadıkları durumlar, sosyolojik bir bakış açısı ile anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda, çalışmada, Ovacık Köyü'ndeki kadınların kırsalda ve özellikle de ataerkil düzen karşısında gösterdiği mücadeleye, yaşamlarına yön veriş şekillerine, toplumsal alanda var oluş çabalarına, yoksunluk ve yoksullukla mücadelelerine ve ödedikleri bedellere odaklanılmıştır. Çalışma, monografik yöntem üzerinden yürütülmüştür.
Modernleşme kuramı perspektifinde kır ve kent toplumlarında 65 yaş ve üstü bireyler ile genç nesiller arasındaki ilişkilerin sosyolojik araştırması
65 yaş ve üstü bireylerin nesiler arası ilişkileri geleneksel dönemden modern döneme geçtiğinde kır ve kent toplumlarında farklı değişimler meydana gelmektedir. Bu çalışmanın amacı 65 yaş ve üstü bireylerin modernleşme kuramı çerçevesinde kır ve kent toplumlarında nesiller arası ilişkilerin incelenmesidir. Bu çalışmada 65 yaş ve üstü bireylerin kır ve kent toplumlarında yaşadığı sorunları ve nesiller arası ilişkilerini nitel araştırma yöntemi ile ele alınmaktadır. Çalışmada araştırma deseni olarak fenomenoloji kullanılmakta ve bireylerin duygu ve düşünceleri ortaya çıkarılmaktadır. Araştırmanın örneklemi Ankara ve Çankırı illerinde kır veya kentte yaşayan 65 yaş ve üstü toplam 30 katılımcı ile oluşturulmuştur. 65 yaş üstü bireylere 28 soruluk bir mülakat formu hazırlanarak bireylerin görüş ve düşünceleri alınmıştır. Araştırma bulguları doğrultusunda ana temalar oluşturularak veriler betimsel analiz edilmiştir. Kod açma yöntemi kullanılarak verilerin analizinde ortak örüntüler ile çıkarımlar sağlanmıştır. Elde edilen veriler ile 65 yaş ve üstü bireylerin kır ve kent toplumlarında modernleşmenin etkisi ile nesiller arasındaki ilişkileri vurgulanmaktadır. Çalışmanın bulguları arasında yaşlı bireylerin eskisi kadar saygı ve sevgi görmediği ve bu durumun kır ve kent alanlarında farklılık gösterdiği yer almaktadır. Bu bulgular 65 yaş üstü bireylerin şimdiye kadar yaşadıklarından elde ettiği bilgiler ve görüşler doğrultusunda ortaya konmaktadır. Araştırmanın sosyoloji literatürüne ve yaşlı bireylere yönelik yapılacak olan çalışmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
İş arama tecrübelerinin arayanların bakış açısıyla bir incelemesi: Ankara ili sosyoloji mezunları örneği
Modern çağın en ciddi sorunlarından biri, gençlerin iş imkanlarından yeterince faydalanmamalarıdır. Bu işsizlik durumu sadece belirli bir bölgeyi değil, tüm bir ülkeyi etkilemektedir. Özellikle dezavantajlı gruplar, işsizlik sorunundan diğerlerine göre daha fazla etkilenmektedir. Bu nedenle işsizlik, küresel bir sorun haline gelmiştir. Türkiye'de gençlerin sayıca fazla olması, işsizlik sorununu daha da karmaşık hale getirmektedir. Sosyoloji mezunları (25-35 yaş arası) gençlerin, iş gücü piyasasına girişte bir dizi sorunla karşılaşmakta ve bu sorunlarla başa çıkmaya çalışmaktadırlar. Sosyoloji mezunu gençlerin, eğitim ve deneyim kazanma amacıyla düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda kalmaları ve bu işlerin sona erdiğinde işverenler tarafından terk edilmeleri gibi durumlar, bu çalışmada özenle ele alınmıştır. Modern çağda toplumsal dayanışmanın azaldığı, iş bölümünün zayıfladığı ve toplumsal uyumluluktan ziyade çatışmanın öne çıktığı bir dönemde yaşadığımız görülmektedir ve bu durum bu çalışma içinde sosyolojik olarak incelenmiştir. Bu bağlamda, Ankara ilindeki sosyoloji mezunu gençlerin (25-35 yaş aralığı) iş bulma deneyimleri, kişisel, mesleki ve ekonomik açıdan incelenmiş olup derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Araştırma verilerinin değerlendirilmesi sonucunda sosyoloji bölümünde, iş piyasasına yönelik pratik deneyimlerin yetersiz olduğu ve mezuniyet sonrasında işverenler tarafından deneyimsiz olarak algılandığı tespit edilmiştir. Mezunlar, okul dışında aldıkları sertifikalar ve çeşitli belgelerin iş yaşamına katkı sağlamadığını, sadece boş zamanlarını doldurduğunu ifade etmişlerdir. Sosyoloji mezunu gençler, kendi bölümleriyle ilgili işlere girememenin etkisiyle, daha geniş kariyer fırsatları sunan farklı alanlara yönelmeye çaba sarf etmektedirler. Bu bağlamda sosyoloji mezunu gençlerin işe girememesi sonucunda çeşitli psikolojik ve bedensel sorunlar ile karşılaşmaktadır. Günümüz koşullarında eğitimli olmanın yeterli olmadığı ve deneyimlerin önemli olduğu da vurgulanmaktadır. Son olarak, sosyoloji bölümünün mezunlara ne gibi katkılar sağladığı, tecrübe ve deneyimlerin nasıl kazanılabileceğine dair bilgiler de ele alınmıştır.
Yoksulluk ve eğitim ilişkisine yönelik tutum araştırması (Balıkesir örneği)
Bu tez çalışmasının amacı katılımcıların yoksulluğa yönelik tutumlarının ortaya konmasıdır. Çalışmada bu amaçla Balıkesir ili merkezinde yaşayan 18 yaş ve üzerindeki 360 katılımcıya ulaşılmıştır. Araştırmada, Serpil KURT'un hazırlamış olduğu Yoksulluğa Yönelik Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcılara yüz yüze anket uygulaması yapılmıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonuçlarına göre cevapların "yoksulluk algısı", "yoksulluk nedenleri", "yoksulluk eğitim ilişkisi" ve "iyimser" boyut olmak üzere dört faktöre dağıldığı görülmüştür. Dört faktör toplam varyansın %56,100'ünü açıklamaktadır. Yapılan test sonucunda "Cronbach Alpha" güvenilirlik katsayısı %80 olarak bulunmuştur. Yapılan çoklu regresyon analizi sonucunda göre yoksulluk algısı tutumunda yaş, eğitim ve mesleğin etkisi vardır. Yoksulluğun nedenleri tutumunda eğitim ve mesleğin etkisi vardır. Yoksulluk eğitim ilişkisi tutumunda sosyo-demografik değişkenlere göre bir etkinin var olduğu yer almamaktadır. İyimser tutumunda cinsiyet ve eğitimin etkisi vardır.
Sosyal medya bağımlılığının gençlere ve aile içi ilişkilere olumsuz etkisi
Bu tezin temel amacı, sosyal medya bağımlılığının gençlere ve aile içi ilişkilere olan olumsuz etkisinin araştırılmasıdır. Araştırmada "Sosyal Medyanın Gençlere Etkisi Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Saha çalışması kapsamında Kocaeli'nde ikamet eden 18 yaş ve üzeri 402 gönüllü katılımcı tesadüfi örnekleme uygun ve online biçimde anket formunu doldurmuştur. Anket formu sonuçları IBM SPSS 27 paket programında analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda anket verilerilerinin iki faktöre dağıldığı görülmüştür. Birinci faktör sanal etki ikinci faktör ise bağımlılık olarak adlandırılmıştır. İki faktörün açıkladıkları toplam varyans oranı %63,242'dir. Birinci faktör toplam varyansın %40,194'nü, ikinci faktör ise %23,048'ni açıklamaktadır. Ölçeğin "Cronbach Alpha" güvenilirlik katsayısı 0,94'tür. Sanal etki faktörünün güvenilirliği 0,94, bağımlılık faktörünün güvenilirliği ise 0,81'dir. Regresyon analizi sonucunda medeni durumun sosyal medya kullanımında etkili olduğu diğer demografik değişkenlerin ise etkili olmadığı görülmüştür.
Lise öğrencilerinin boş zaman faaliyetlerini etkileyen faktörler: Ankara ili Yenimahalle ilçesi örneği
Lise Öğrencilerinin Boş Zaman Faaliyetlerini Etkileyen Faktörler: Ankara İli Yenimahalle İlçesi Örneği çalışması 4 adet devlet lisesinde eğitim görmekte olan toplamda 400 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Genel tarama yönteminin kullanıldığı çalışmada veriler, katılımcılar ile yüz yüze görüşülerek anket tekniği kullanılarak toplanmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik ve sosyo-kültürel özelliklerine yönelik 26 soru sorulmuş ve 36 maddelik Boş Zaman Tutum Ölçeği uygulanmıştır. SPSS'de veriler işlenmiş ve sonuçlar yorumlanmıştır. Çalışmanın referans teorisi olarak Pierre Bourdieu'nun habitus kavramı temel alınmıştır. Bourdieu'nun kuramı bağlamında bu çalışmada, lise öğrencilerinin boş zaman faaliyetlerini etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Söz konusu amaçlar doğrultusunda çalışmanın ikinci bölümü kapsamında zaman kavramı ve boş zaman kavramı tanımlanarak boş zamanın tarihsel gelişimi, fonksiyonları, değerlendirilmesi, değerlendirmesinde etkili olan faktörler ve boş zaman faaliyetlerine katılıma engel olan faktörler incelenmiştir. Ardından Pierre Bourdieu ve sosyolojisi aktarılarak habitus kuramında etkili olan habitus, alan ve sermaye kavramları değerlendirilmiştir. Son olarak ise Pierre Bourdieu'nun habitus kuramı kapsamında boş zaman faaliyetlerini etkileyen faktörler açıklanmıştır. Yapılan analizler sonucunda katılımcıların boş zaman tutumlarının lise döneminde yaşadıkları yer, lise döneminde kaldıkları yer, ailelerinin yaşadığı yer, eğitimleri boyunca aylık gelirlerinin karşılanma durumu, anne eğitim durumu, baba eğitim durumu, anne mesleği, baba mesleği, hoşlandıkları gezi türü, hoşlandıkları müzik türü, boş zamanlarında vakit geçirdikleri kişiler, gün içinde en fazla vakit geçirdikleri eylem, boş zaman süresinin yeterliliği, günlük TV seyretme ve okudukları kitap türü değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olmadığı tespit edilmiştir. Hane aylık geliri, günlük boş zaman süresi, kitap okuma sıklığı, ilgilenilen spor dalı, cinsiyet, yaş, okunulan lise türü ve gelir durumu değişkenlerine göre ise boş zaman tutum ortalamaları anlamlı farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.
18-35 yaş arası bekâr gençlerin aile, evlilik ve çocuğa yönelik tutumları: İzmir örneği
Bu çalışma, İzmir ilinde yaşayan 18-35 yaş arasındaki bekâr bireyler üzerinde aile ve gençlik değerlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın yöntemi olarak nicel araştırma modellerinden tarama deseni kullanılmış olup, veri toplama yöntemi olarak anketler tercih edilmiştir. Çalışmanın örneklemi, İzmir ilinde ikamet eden ve basit tesadüfi örnekleme yöntemiyle seçilen 18-35 yaş arasındaki 559 bekâr bireyden oluşmaktadır. İstatistiksel analizler SPSS 27.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Faktör analizi sonucunda evlilik öncesi görüşme, ailenin önemi, çocuğun değeri, evliliğin önemi, eş seçim kriteri ve mutlu evlilik olmak üzere altı faktör ortaya çıkmıştır. Bu altı yapının gençlik ve aile değerlerine yönelik tutumun tamamını açıklama oranı ise %71,118 olarak hesaplanmıştır. Ölçeğin Cronbach alfa güvenilirlik katsayısı 0,86 olarak bulunmuştur. Evlilik öncesi görüşme boyutunun güvenirliği 0,94, ailenin önemi boyutunun güvenirliği 0,90, çocuğun önemi boyutunun güvenirliği 0,91, evliliğin önemi boyutunun güvenirliği 0,84, eş seçim kriteri boyutunun güvenirliği 0,82, mutlu evlilik boyutunun güvenirliği ise 0,69 olarak bulunmuştur. Böylece ölçeğin güvenirliğinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Normal dağılım gösteren veriye parametrik testlerden t-testi ve tek yönlü ANOVA uygulanmıştır. Bulguların yorumlanmasında %95 güven aralığı temel alınmıştır. Bulgularda t-testi sonucunda bekâr gençlerin cinsiyetine göre eş seçim kriterleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu sonucu çıkmıştır (p<0.05).Tek yönlü ANOVA testine göre bekâr gençlerin yaşlarına göre evlilik öncesi görüşme, ailenin önemi ve eş seçim kriterleri; eğitim durumuna göre evlilik öncesi görüşme, çocuğun değeri, eş seçim kriterleri ve mutlu evlilik; mesleklerine göre evlilik öncesi görüşme ve eş seçim kriterleri; aylık kazançlarına göre ise sadece eş seçim kriterlerine yönelik tutumlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca bekâr gençlerin aile değerlerine ve evlilikte çocuğa verdikleri önem yüksek bulunmuştur. Mutlu bir evlilik için güven, saygı ve iletişim değerlerine daha fazla önem verdikleri ortaya çıkmıştır. İzmir örneklemindeki gençlerin evlilik öncesi görüşme, ailenin önemi, evlilik ve çocuğa yönelik tutumlarında aile değerlerini muhafaza ettikleri görülmüştür. Regresyon analizlerine göre yaş ve eğitimin evlilik önesi görüşme tutumuna anlamlı etkisi olduğu bulunurken, cinsiyet, eğitim ve mesleğin eş seçim kriterine anlamlı etkisi olduğu tespit edilmiştir.
Samsun mübadillerinde bir kültür aktarım aracı olarak halk oyunları
Anadolu coğrafyası geçmişten beri göç olayları için hem bir geçiş yolu hem de hedef nokta halindedir. Birçok millet ya bu yolla göç hareketlerinde bulunmuş ya da bu coğrafyaya göç etmişlerdir. Mübadele ise yüzyıllar öncesinden kültürümüzü farklı coğrafyalara taşıma görevini üstlenmiş olan kişilerinin torunlarının gittikleri yerlerin toprak bağı olarak sınırlarımız dışında kalmasıyla yurdumuza dönüş yapmalarıdır. Geçen zamanın ne kadar uzun olduğu düşünüldüğünde o coğrafyalarda oluşturulan kültürel mirasın da mübadillerle birlikte Anadolu'ya taşınması kaçınılmazdır. Mübadil nesiller taşıdıkları bu kültürel değerleri genç nesillerine aktarmak üzere çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Samsun mübadillerinin halk oyunları aracılığıyla kültürel değerlerini nasıl koruduklarını ve gelecek kuşaklara nasıl aktardıklarını ortaya koymaktır. Araştırma Samsun Balkan Türkleri Derneği'nin faaliyetlerini rehber edinmiş ve tarihi bir bellek işlevi gören görsellerle desteklenmiştir. Ayrıca tez içerisinde konumlandırılan köprü bağlantılarla açıklaması yapılan halk oyunlarının uygulama ve öğretim tekniklerine de gene Samsun Balkan Türkleri Derneği Youtube kanalı üzerinden erişim sağlanmıştır. Çalışma bulguları, mübadillerin kültürel miraslarını halk oyunları yoluyla aktarma konusunda güçlü bir bağlılık geliştirdiklerini ve bu oyunların kimliklerini koruma aracı olarak işlev gördüğünü göstermektedir. Halk oyunlarının, topluluk aidiyetini pekiştiren ve mübadil kültürünün devamlılığını sağlayan önemli bir kültürel araç olduğu tespit edilmiştir. Ancak, bu alandaki çalışmaların yeterince yaygın olmadığı ve özellikle yazılı kaynak eksikliği nedeniyle daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyulduğu sonucuna varılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin meslek seçiminde okudukları bölüm ve habitus ilişkilendirmesi
Bu araştırmada, üniversite okuyan öğrencilerin meslek seçimine etki eden habitusları incelenmiştir. Meslek ilgilerine etki eden habitusları, içerisinde yetiştirildikleri aile ve doğuştan getirilen mizaçları bakımından ele alınmıştır. Aile ortamından getirilen yatkınlıklar; özerk-ilişkisel benlik ölçeği ve alt grupları özerk-ayrık, ilişkisel-bağımlı ve özerk ilişkisel benlik boyutları açısından incelenmiştir. Doğuştan getirilen mizaçlar ise kişilik tutumları ölçeği ve alt grupları mükemmeliyetçi, yardımsever, başaran, özgün, gözlemci, sorgulayıcı, maceracı, reis ve uzlaşmacı tutumları açısından değerlendirilmiştir. Ayrıca, meslek ilgileri, özerk-ilişkisel benlik kurguları ve kişilik tutumlarının tamamı; cinsiyete, istenilen mesleği okuyup okumama durumuna, anne ve baba eğitim düzeyine, anne ve baba meslek tipine, ailenin gelir düzeyine, okunulan bölüme, yaşa ve yaşamın geçirildiği yer değişkenlerine göre anlamlı farklılaşmanın olup olmadığı incelenmiştir. Çorum merkezde yer alan Hitit Üniversitesi öğrencilerinden, farklı fakülte ve bölümlerde okuyan 112 (%29,7) erkek ve 265 (%70,3) kadın olarak toplam 377 öğrenci bu çalışmanın araştırma grubunu oluşturmaktadır. Öğrencilere ilk olarak demografik bilgi formu verilmiştir. Daha sonra Kağıtçıbaşı (2005) tarafından geliştirilen Özerk-İlişkisel Benlik Ölçeği ve Subaş'ı (2017) tarafından geliştirilen Kişilik Tutumları Ölçeği ve Meslek İlgi Ölçeği soruları yöneltilmiştir. Yapılan araştırmanın verileri SPSS programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde t testi, ANOVA, korelasyon ve regresyon analizleri kullanılmıştır. Sonuçlara bakıldığında, Meslek İlgi Ölçeği ve Kişilik Tutumları Ölçeği arasında pozitif ve anlamlı bir ilişkinin olduğu ve değişen alt gruplar arasında da anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Özerk-İlişkisel Benlik Ölçeği ve Meslek ilgi Ölçeği arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Özerk-Ayrık Benliğin ve İlişkisel-Bağımlı Benliklerin, Meslek İlgi Ölçeği sosyal ve girişimci alt grupları ile anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Regresyon sonuçlarına bakıldığında; değişken etkileri detaylı olarak incelendiğinde Kişilik Tutumları Ölçeği'nin Meslek İlgi Ölçeği'ni anlamlı olarak etkilediği fakat Özerk İlişkisel Benlik Ölçeği'nin Meslek İlgi Ölçeği'ni anlamlı olarak etkilemediği tespit tespit edilmiştir. Ayrıca yaş, cinsiyet, anne ve baba eğitim düzeyleri, anne ve baba meslek tipleri, istenilen mesleği okuma durumu, ailenin gelir düzeyi, okunan bölüm, yaşanılan yer gibi değişkenlerle; meslek ilgileri, kişilik tutumları ve benlik kurguları arasında anlamlı farklılıklar açısından önemli bulgular elde edilmiştir.
Hedonik, faydacı ve gösterişçi tüketime yönelik tutumlar Ankara örneği
Bu tez çalıması, Ankara'da beş farklı ilçede, 500 kişi ile yüz yüze anket yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Hedonik, faydacı ve gösterişçi tüketime yönelik üç ayrı ölçek kullanılarak ölçüm yapılmıştır. Hedonik tüketim ölçeği; hedonik etki, dürtüsel eğilim, hedonik adaptasyon, kimlik yansıması ve edilgenlik durumu alt boyutlarından oluşmaktadır. Faydacı tüketim ölçeği; hedef odaklılık ve kontrol odaklılık boyutlarından oluşmaktadır. Gösterişçi tüketim ölçeği ise tek boyutludur. Analizler SPSS 27 paket programı ile analiz edilmiş ve regresyon tekniği kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına bakıldığında, Kadınlar, erkeklere göre, 18-24 yaş grubunda yer alanlar, 25-40 ve 41 yaş üzeri gruba göre daha yüksek hedonik etki tutumuna sahiptir. Kadınlar, erkeklere göre, 41000 TL ve üzeri kazanca sahip olanlar, 10000 TL altı gelire sahip olanlara, göre daha fazla dürtüsel eğilim tutumuna sahiptir. Kadınlar, erkeklere göre, bekâr olanlar, evli olanlara göre, 41000 TL üzeri gelire sahip olanlar 10000 TL altı gelire sahip olanlar göre daha yüksek hedonik adaptasyon tutumuna sahiptir. Kadınlar, erkeklere göre daha yüksek kimlik yansıması tutumuna sahiptir. Kadınlar, erkeklere göre, lise ve altı eğitim düzeyine sahip olanlar, üniversite ve üzeri eğitime sahip olanlara göre, Çankaya'da yaşayanlar ise Yenimahalle ve Altındağ'da yaşayan katılımcılara göre daha yüksek edilgenlik durumu tutumuna sahiptir. Erkekler, kadınlara göre, Lise ve altı eğitim düzeyine sahip olanlar, Üniversite ve üzeri eğitim düzeyine sahip olanlara göre, Keçiören'de yaşayanlar ise Çankaya'da yaşayanlara göre daha yüksek hedef odaklılık tutumuna sahiptir. Erkekler, kadınlara göre, evli olanlar, bekârlara göre, 41 yaş üzeri olanlar, 18-24 yaş grubuna göre, Keçiören'de yaşayanlar, Çankaya'da yaşayanlara göre daha yüksek Kontrol Odaklılık tutuma sahiptir. Çankaya'da yaşayanların, Keçiören, Yenimahalle ve Mamak'ta yaşayanlara göre daha yüksek gösterişçi tüketim tutumuna sahip oldukları tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hedonik, Faydacı, Gösterişçi, Statü, Ankara
Gösterişçi tüketim bağlamında genç yetişkin bireyler üzerine bir inceleme: Çankırı il örneği
Bu çalışmamızda gösterişçi tüketim eyleminin genç yetişkin bireyler üzerindeki etkisi sosyolojik bir pencereden incelenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın zemini bireylerin tüketim refleksleri ekonomik ihtiyaçlardan yanı sıra toplumsal kabul, statü, kimlik vb. kavramlar içerinde sembolik bir davranışlar bütünüdür. Bu bağlamda Çankırı örnekleminde 18-32 genç yetişkin bireylerden nitel araştırma tekniği ile veriler elde edilmiştir. Gösterişçi tüketim pratikleri bireylerin, sosyal çevre ve aidiyet, ifade biçimi gibi davranışlarına nasıl yansıdığı analiz edilmiştir. Araştırmamızda fenomenolojik yöntem benimsenmiş ve derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda bireylerin tüketim tercihlerini veya yönelimlerini belirleyen faktörlerin yalnızca ekonomik imkânlarla sınırlı olmadığını; aksine sosyal medya, sosyal çevre, beğenilme, modernlik algısı gibi kültürel ve psikolojik etkenlerin önemli rol oynadığını söyleyebiliriz. Katılımcıların bazıları bunların farkında olduğunu belirtirken bazıları ise farkında olmadan yaptıklarını belirtmişlerdir. Katılımcılar 18-32 yaş grubu arasında 10 erkek ve 10 kadın olmak üzere toplam 20 kişiden oluşmaktadır. Katılımcılarla derinlemesine görüşmeler yapılıp veriler toplanmıştır. Toplanılan bu veriler MAXQDA 2022 programında analizleri yapılmıştır. Yapılan analizlerde katılımcıların büyük bir çoğunluğu alışveriş yapınca mutlu olduğunu ve alışveriş sonrasında amacına ulaşmış hissi doğduğunu söyleyebiliriz. Katılımcılarla yapılan görüşmelerde ekonomik kriz ve enflasyondan kaynaklı olarak alım gücünün düşmesinden yakındığı gözlemlenmiştir. Sonuç olarak gösterişçi tüketimin bireyler için yalnızca bir davranış değil aynı zamanda kabul görme, var olma, sosyal çevre, beğenilme gibi kavramların bütünleştiği olgudur. Dolayısıyla bireysel davranışların toplumsal davranışlara nasıl yansıdığını ve ne derecede iç içe geçtiğini çalışmamızda ortaya konulmuştur. Tüketim sosyolojisine de yerel bir katkı sunmuştur. Anahtar Kelimeler: Gösterişçi Tüketim, Genç Yetişkinler, Tüketim Sosyolojisi, Çankırı
6 Şubat depremleri deneyimleri ve "Depremzede" etiketinin bu deneyimlere etkisi: Şanlıurfa örneği
Bu çalışma 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından, bireylerin yaşadığı afet deneyimlerini ve bu süreçte onlara toplumsal alanda atfedilen "depremzede" etiketinin bu deneyimler üzerindeki etkisini sosyolojik bir bakış açısıyla incelemektedir. Çalışmanın temel amacı, Şanlıurfa'da ikamet eden depremzedelerin deprem anı ve sonrasına dair çok boyutlu deneyimlerini (psikososyal, ekonomik ve mekânsal) detaylı olarak ortaya koymak ve bu deneyimlerin "depremzede" etiketi ile nasıl kesiştiğini analiz etmektir. Tezin teorik çerçevesi, Erving Goffman'ın damga (stigma) kavramına dayandırılmıştır. Bu kapsamda, "depremzede" etiketinin bireylerin kimlikleri üzerindeki dönüştürücü rolü; etiketin toplumsal kabul ve ayrımcılık süreçlerini nasıl şekillendirdiği incelenmiştir. Bu analiz, etiketin deprem sonrası yaşam mücadelesine olan olumlu ve olumsuz etkilerini değerlendirmeyi sağlamıştır. Araştırmada nitel yöntem benimsenmiş olup, veriler Şanlıurfa'da yaşayan 18–65 yaş aralığındaki depremzedelerle yapılan yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Etik kurul onayının 10 Kasım 2023 tarihinde alınmasının ardından saha çalışmasına başlanmış; görüşmeler 10 Kasım 2023–10 Şubat 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bu metodolojik yaklaşım, katılımcıların deneyimlerini kendi öznel anlatımlarıyla bağlam içinde ve derinlemesine anlamlandırmasına olanak tanımıştır. Elde edilen bulgular, deprem deneyimlerinin bireylerin günlük pratiklerini, güvenlik algılarını ve geleceğe yönelik beklentilerini kökten değiştirdiğini göstermiştir. Katılımcıların anlatılarında, mekâna, şehre, depreme yönelik algıların (yüksek binaların "mezar" olarak algılanması gibi) değişimi, bu travmatik deneyimin bir yansıması olarak merkezi bir tema haline gelmiştir. "Depremzede" etiketi ise bulgularda çelişkili bir işleve sahiptir: Bir grup birey için bu etiket, yaşadıkları travmayı pekiştiren ve ayrımcılığa maruz bırakan negatif bir damga iken, diğer bir grup için istihdam alanınca ayrıcalık tanınması ve özel ilgi görme sebebiyle olumsuz bir etki yaratmamış ve pozitif olarak algılanmıştır. Bir diğer grup için ise bu kavram kişisel olarak algılanmadığı için nötr olarak değerlendirilmiştir. Bu çalışma, afet sosyolojisi ve kimlik çalışmaları alanına katkı sunarak, büyük çaplı bir afet sonrasında bireysel deneyimlerin ve toplumsal etiketlemenin kimlik inşası ve hayatta kalma süreçleri üzerindeki karmaşık etkileşimini anlaşılır kılmayı amaçlamaktadır.
Çocuklarda boş zaman değerlendirmesi ve gelenekselden moderne değişen oyunlar: Çankırı örneği
Çocuk kavramı bütün toplumların değer vermiş olduğu bir kavramdır. Toplumlar çocuklar aracılığı ile kültürünü ve değerlerini gelecek nesillere aktarmaktadır. Bu çalışma bütün toplumun değer vermiş olduğu çocuk kavramının sosyolojik yöntemlerle araştırılması ve çocukların vazgeçilmez bir parçası olan oyun kavramının çocuklar üzerindeki etkilerinin araştırılmasını amaçlamaktadır. Çocukların boş zamanları nasıl değerlendirdikleri, oyunların çocuklar üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu çalışmada yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile 9–15 yaş aralığında 36 çocuk ile görüşmeler yapılmıştır. Bununla birlikte 217 ebeveyne anket formu uygulanmıştır. Yapılan araştırma sonucunda çocukların giderek artan şiddete olan eğiliminin temelinde şiddet içerikli oyunlara olan yoğun ilgisinin olduğu analiz edilmiştir.
Mahalle örnekleminde çocuk suçluluğu olgusuna bakmak: Elazığ ili örneği
Geçmişten günümüze giderek artış gösteren çocuk suçluluğu kavramı, son yıllarda TUİK verilerine bakıldığında suça karışan veya suç mağduru olan çocuk sayısının önemli oranda arttığını göstermektedir. Öğrenilmiş bir davranış olarak karşımıza çıkan suçluluk kavramı, çocukların ailelerinden, çevrelerinden etkilenerek suçu öğrendikleri yapılan araştırmalar sonucunda ortaya konulmaktadır. Bu durumda çocuk suçu doğuştan bilmediğine göre çocuğu suça iten nedenler bulunmaktadır. Çalışmamızda çocukların suç işlemesine neden olan bu faktörler yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile 11-18 yaş arası çocuğu olan 30 anne ve baba ile görüşülerek anlaşılmaya çalışılmıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda çocukların özünde suçsuz olduklarını onları yetiştiren ailelerin, akran çevresinin ya da bulunduğu sosyal çevrenin çocuğu bilerek ya da bilmeyerek sapma davranışlar sergilemesine neden olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuk, Suç, Çocuk Suçluluğu
Nitelikli eğitim ile öğretmen cinsiyeti arasındaki ilişkiyi sosyolojik olarak sorunsallaştırmak: Çankırı ili örneği
Bu çalışma, kurumsal eğitim sürecinin ve pratiklerinin gerçekleştiği bir eğitim kurumunda (okulda), okulun fiziki ve toplumsal çevresi, okulun paydaşları, okulun akademik başarısı ve okulun eğitim politikaları ile olan ilişkisini sosyolojik olarak sorunsallaştırmayı amaçlamaktadır. Tez çalışmasında, öğretmen cinsiyeti ile nitelikli eğitim arasındaki ilişkiyi ortaya koyabilmek amacıyla Çankırı İli Kızılırmak ilçesinde bulunan tek resmi ilköğretim kurumu olan "Şehit Remzi Aslan İlkokulu" üzerinden saha çalışması yürütülmüştür. Bu ilköğretim okulunun incelenmesi sürecinde okul idaresinin, öğretmenlerin ve velilerin görüşlerine ve deneyimlerine başvurulmuştur. Bu bağlamda nitelikli eğitimin ne olduğu, nitelikli bir eğitimde öğretmen cinsiyetinin etkili olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmada nitel araştırma tekniği kullanılmıştır. Önceden hazırlanmış yarı yapılandırılmış görüşme formları katılımcılara yöneltilmiştir. Görüşmelerde ses kayıt cihazı kullanılmıştır. Elde edilen bulgular belli kodlamalara dayandırılarak tez formatına aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Eğitim, Nitelikli Eğitim, Öğretmen, Öğretmen Cinsiyeti, Toplumsal Cinsiyet.
Kırdan kente göçte etkili olan sosyoekonomik faktörlerin etkisi 'Siirt ili örneği'
Bu çalışma; Siirt ilinde 1990-2007 yılları arasında kırdan kente yapılan göçlerde sosyoekonomik faktörlerin etkisinin araştırılması ve yapılan göçlerin temel sebeplerinin neler olduğunun saptanması amacı ile hazırlanmıştır. Araştırma kapsamında söz konusu tarihlerde yoğun göç aldığı tespit edilen Siirt ilinde bulunan 9 adet mahallede, 35 yaş ve üzeri bireyler ile 199 adet anket ve 30 adet mülakat görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Yapılan anket ve mülakat çalışması kapsamında Siirt iline 1990-2007 yılları arasında kırdan yapılan göçlerin temel sebebinin terör eylemlerinden kaynaklı güvenlik problemi olduğu, güvenlik gerekçesi ile zorunlu olarak insanların göç etme durumunda kaldığı tespit edilmiş olup, göç sürecinde yaşanılan zorluklar ve geride bırakılanlar ile ilgili önemli veriler elde edilmiştir. Dolayısı ile söz konusu bu göç hareketinin diğer coğrafi bölgelerde yapılan göçlerin nedenleri bakımından farklılıklar gösterdiği, bu farklılıklar ifade edilmiş olup, yapılan göç hareketinin olumsuz etkileri ile ilgili çözüm önerileri sunulmuştur.
Erasmus öğrencilerinin tüketim kültürü alışkanlıkları Nicolaus Copernicus University örneği
Geçmiş dönemlerde ihtiyaçlar sonucu tüketim belirleniyordu. Günümüzde hızla artan ürün çeşitleri ve satış stratejileri ile birlikte tüketim alışkanlıkları değişmiştir. Kapitalizmin ve küreselleşmenin etkisiyle, tüketicilerin tüketim alışkanlıklarını ''tüketim kültürü'' ve ''tüketim toplumu'' kavramları çerçevesinde değerlendirilmektedir. Bu çalışma Polonya'da bulunan Nicolaus Copernicus University'de eğitim gören erasmus öğrencilerine uygulanmıştır. Çalışmada derinlemesine görüşme tekniği ile 19-28 yaş aralığında, 24 katılımcıya 14 sorudan oluşan mülakat uygulanmıştır. ulacaktır
Çerkeslerde sosyal ve kültürel değişim: İstanbul ve Düzce örneği
İstanbul ve Düzce şehirlerinde Çerkeslerde sosyal ve kültürel değişimin konu edildiği bu çalışma 1864 yılından itibaren ana vatanları olan Kafkasya'dan sürgün edilerek Anadolu topraklarına yerleştirilen Çerkeslerin geçmişten bugüne yaşamış oldukları sosyal ve kültürel değişimi konu almaktadır. Çerkesler geçmiş tarihlerden bu yana kendilerine has yaşam tarzları, örf/adetleri ve dilleriyle bilinmektedir. Geçmişte genellikle kırsal alanlarda yaşamakta olup kültürel yaşamlarını kendi içlerinde muhafaza eden Çerkeslerin geçen zaman içinde değişen yaşam koşullarının da etkisiyle kır yaşamından kent yaşamına geçiş yaptıkları görülmektedir. Bu çalışmanın amacı günümüzde yaşamlarını çoğunlukla şehirlerde sürdürmekte olan Çerkes toplumunun zaman içinde yaşamış olduğu sosyal ve kültürel değişim sürecini ele almak ve bu süreçte karşılaşmış oldukları güçlüklere değinerek yaşanan bu değişimin boyutlarını sosyolojik açıdan değerlendirmektir. Bu çalışma için İstanbul ve Düzce şehirlerinin seçilmiş olması küçük şehir ve metropol arasındaki sosyal ve kültürel değişimin farklı boyutlarını görebilmek açısından önemlidir. Bu çalışmada İstanbul ve Düzce şehirlerinde yaşayan kadın ve erkeklerden oluşan 26 kişilik katılımcı grubuyla derinlemesine görüşme yapılmıştır. Elde edilen veriler sonucunda İstanbul ve Düzce şehirlerinde yaşayan Çerkeslerde, geçmişten bugüne sosyal ve kültürel alanda birtakım değişimler yaşandığı gözlemlenmiştir. Şehirleşme ile birlikte oluşan yeni yaşam tarzı, eğitim ve iş olanakları nedeniyle aileden uzak yaşama vb. nedenler kültürel yaşamı birçok açıdan olumsuz yönde etkilemektedir. Şehir yaşamı ailelerin kültürel ögeleri yeni nesle aktarımında güçlük yaşamalarına neden olmaktadır. Bu nedenle Çerkesler kendilerine özgü adet ve geleneklerini devam ettirerek gelecek nesillere aktarabilmek amacıyla bir araya gelerek sosyalleşebilecekleri birtakım etkinlikler düzenlemektedirler. Bu girişimleri şehirlerde yasal yollarla kurmuş oldukları federasyon ve derneklerin çatısı altında gerçekleştirmektedirler.
İşyerlerinde mobbing davranışları
Bu tez çalışmasının amacı iş yerlerindeki mobbing uygulamalarının araştırılmasıdır. Nicel araştırma yöntemi ve anket tekniği kullanılan bu araştırmada Leymann'ın geliştirdiği "Algı Değerlendirme Ölçeği"nden faydalanılarak Doç. Dr. Şahin DOĞAN tarafından hazırlanmış olan 'Mobbing Davranışları Ölçeği' kullanılmıştır. Anket uygulaması internet üzerinden yapılmış ve farklı meslek guruplarından 315 kişiye ulaşılmıştır. Yapılan faktör analizi sonucunda verilerin 5 faktöre dağıldığı görüşmüştür. Birinci faktör,İş Engelleme Boyutu, ikinci faktör İletişim Engelleme Boyutu, üçüncü faktör İnanç Baskı Boyutu, dördüncü faktör Tehdit Edilme Boyutu ve beşinci faktör Taciz Boyutu olarak adlandırılmıştır. Demografik değişkenler arasında farka bakmak için t-test ve tek yönlü anova varyans analizleri yapılmıştır. Analiz sonucunda guruplar arasında çok az farklılaşma olduğu sonucu çıkmıştır. Ayrıca yapılan frekans analizi sonucunda mobbing'e uğrayanların sayıca çok düşük düzeyde olduğu görülmüştür.
İslam'ın engelliye bakışı ve engelli aileleri Ankara, Çubuk örneği
Bu araştırmanın temel amacı engelli çocukları olan ebeveynlerin dindarlık düzeyleriyle çocuklarının engellilik durumlarına yönelik tutumlarının araştırılmasıdır. Bu amaçla Ankara'nın Çubuk ilçesinde ikamet eden engelli aileleri örneklem olarak seçilmiş ve 160 ebeveyne anket uygulaması yapılmıştır. Katılımcıların dindarlık düzeylerini ve engelliliğe yönelik tutumlarını ölçmek için "temel dini inanç ölçeği", "dini davranış ölçeği" ve engelliliğe yönelik tutum soruları sorulmuştur. Yapılan açımlayıcı faktör analizi sonucunda tutumların iki faktörde toplandığı görülmüştür. Bunlardan birinci faktör "imtihan" ikinci faktöre ise "emanet" olarak adlandırılmıştır. Ebeveynlerin temel dini inanç, dini davranış ve engelliliğe yönelik tutum düzeylerinin ölçülmesi için betimsel analiz yapılmıştır. Analiz sonucunda temel dini inanç, dini davranış ve engelliliğe yönelik tutum düzeylerinin oldukça yüksek olduğu sonucu çıkmıştır. Guruplar arasında fark olup olmadığını görmek için bağımsız örneklemler t-testi ve tek yönlü anova varyans analizleri yapılmıştır. Engelliğe yönelik tutumlar üzerindeki etkiyi ölçmek için yapılan çoklu hiyerarşik regresyon analizi sonucunda temel dini inanç ve dini davranışların "imtihan" ve "emanet" tutumlarında etkili olduğu, demografik değişkenlerin ise etkili olmadığı sonucu çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Engelli, İslam, Engelli Ailesi, Dini Düşünce
Türk toplumunda Covid-19 pandemi tedbirlerine uyma davranışları
Bu araştırmanın temel amacı Covıd-19 döneminde, Covıd-19 kurallarına uymaya yönelik tutumlarının araştırılmasıdır. Bu amaçla Türkiye genelinde 46 şehirden, 245 katılımcıya ulaşılmıştır. Araştırmada, Doç. Dr. Şahin DOĞAN'nın hazırlamış olduğu ölçek kullanılmıştır. Katılımcılara sosyal medya aracılığı ile (WhatsApp, Instagram) form gönderilerek online anket uygulaması yapılmıştır. Verilerin faktör yapısını belirlemek amacıyla açıklayıcı faktör analizi uygulanmış ve analiz sonucunda cevapların dört faktörde toplandığı görülmüştür. Bunlardan birinci faktör "Kurallara uymayanlar" ikinci faktör "Temizlik Kuralları", üçüncü faktör "Mesafe Kuralları " ve dördüncü faktör de " Temastan Kaçınma" olarak adlandırılmıştır. Araştırma sonuçları SPSS-26 programı ile analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Covıd-19 algısı, Pandemi, Covıd-19 önlemleri
Modern Türkiye'de popüler din ve paranormalizm
Yapılan bu çalışmada internet aracılıyla 571 anket uygulanmıştır. Uygulanan anketin çoğunluğu Ankara'da yaşayan katılımcılar olmak üzeri kalan diğer kısmı ise 43 ilden katılan katılımcılardan oluşmaktadır. Paranormal inanç ölçeği için Likert tipi beşli cevap kategorileri kullanan sorular kullanılmıştır. Bunlar "kesinlikle katılıyorum", "katılıyorum", "kararsızım", "katılmıyorum", "kesinlikle katılmıyorum" şeklindedir. Paranormal inanç ölçeğinde 27 soru bulunmaktadır. Çalışmamız paranormal inanç ölçeği dini tutum, batıl inanç, büyü ve gezegen boyutları olmak üzeri dört alt boyuta ayrılmaktadır. Yapılan T-Testine göre; din, batıl inanç ve gezegen tutumu cinsiyet açısından anlamlı düzeye ulaşmamaktadır. Yapılan Anova testine göre; din, batıl inanç, büyü yaş açısından anlamlı düzeye ulaşmakta fakat gezegen tutumu ulaşmamaktadır. Medeni duruma göre din, batıl inanç, büyü ve gezegen tutumu anlamlı düzeye ulaşmaktadır. Eğitim durumuna göre din, batıl inanç, büyü ve gezegen tutumu anlamlı düzeye ulaşmaktadır. Mesleğe göre din, batıl inanç, büyü ve gezegen tutumu anlamlı düzeye ulaşmaktadır. Aylık kazanca göre ise din, büyü ve gezegen tutumu anlamlı düzeye ulaşmakta fakat batıl inanç tutumu anlamlı düzeye ulaşmamaktadır. Anahtar Kelimeler: Din, Büyü, Batıl İnanç, Gezegen
Huzurevinde yaşlılık olgusunun incelenmesi ve yaşlı bakımında bir model önerisi: Birlikte Yaşam Sitesi
Demografik olarak Dünya'da ve Türkiye'de artan yaşlı nüfus, kentleşme ve göç olgusu ile yaşlının toplumdaki değişen konumu, yaşlılığa sosyolojik açıdan bakmanın önemini artırmıştır. Modernleşme süreci ile aile yapısı ve yaşam tarzlarındaki değişimle birlikte yaşlılık ve özellikle yaşlı bakımı bir sorun olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. Yaşlının ailede ve kurumsal bakım hizmetlerindeki yerini toplumsal değişim açısından inceleyen ve yaşlı bakımında karma bir bakım modeli önerisi ortaya koymayı amaçlayan bu çalışmada, öncelikle kavramsal ve kuramsal çerçeve ile ilgili bilgi verilmiştir. Demografik olarak yaşlanma, nüfus yaşlanmasının ekonomi üzerindeki etkisi ve değişen aile yapısının yaşlılar üzerindeki etkisi üzerinde durulmuştur. Modern toplumlarda yaşlının konumu sosyolojik bakış açısıyla irdelenmiştir. Dünya'da kurumsal yaşlı bakım modellerine ve Türkiye'de kurumsal bakım anlayışına değinilmiştir. Yaşlıların yaşam düzenlemeleri tercihlerine uygun bakım ve destek modelleri örnekler üzerinden incelenmiştir. Tez çalışması ile yaşlı bakım modeli olarak önerilen; yaşlı bakımında aile ve kurumsal bakımın birlikte olduğu karma bir model olan Birlikte Yaşam Sitesi ile ilgili açıklamalara ve örnek krokilere yer verilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çankırı İsmail Özdemir Huzurevinde görevli bakım personeli ve sağlık personelinden 24 personel araştırmaya dâhil edilmiştir. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak odak grup görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Toplanan veriler içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, huzurevinde çalışmak personelin yaşlılık olgusu ile ilgili düşüncelerini etkilemiştir. Katılımcılar, yaşlıya ailesinin bakması gerektiği şeklindeki toplumsal normun değişmeye başladığını ifade etmişlerdir. Katılımcılar yaşlılık dönemi tercihlerinde; huzurevinin bir kurumsal yapı olmasına ve huzurevinde kalmanın avantajlarına odaklanmaktadırlar. Yaşlılık dönemleri tercihleri konusunda katılımcıların büyük bir çoğunluğu bağımsız yaşama vurgu yapmışlardır. Araştırma sonuçlarına göre yaşlılık dönemi öncesinde daha bağımsız bir yaşam tarzı benimsemiş olan yaşlıların huzurevi yaşamına uyum sağlamaları daha kolay olabilmektedir. Yaşlıların huzurevinde mekân aidiyeti sorunları yaşamaları, ailelerine ve çocuklarına olan özlemleri, kuruluştaki diğer yaşlı bireyler ve personelle olan ilişkilerini belirleyen temel faktörlerdir. Katılımcılar, tez çalışması ile ortaya konulan Birlikte Yaşam Sitesi modelinin uygulanabilir olduğunu belirtmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Yaşlı, Yaşlılık, Yaşlılık Sosyolojisi, Yaşlı Bakımı
Türkiye'de yabancı dil öğretiminde 'Anlıyorum ama konuşamıyorum' sorunsalının öğretmen deneyimleri üzerinden çözümlenmesi (Bingöl örneği)
Türkiye, eğitim sisteminde yabancı dil öğretimine erken yaşlardan başlamasına rağmen, 2019 istatisiklerine göre yabancı dil öğretiminde 87 ülke arasında dünyada 79. sırada yer almıştır. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de dil öğrenme yeteneğiyle çocuklar doğar. Dil öğretme noktasında, Türkiye çok gerilerde kalan bir ülke görüntüsü vermiştir. Literatürde bu konuyu çeşitli yönleriyle sorgulayan birçok araştırma mevcuttur. Bu çalışmada ise 'Anlıyorum ama Konuşamıyorum' teması üzerinden Bingöl örnekleminde 20 İngilizce öğretmeni katılımcıyla yürütülen saha çalışmasında, yabancı dil öğretiminde ne gibi eksiklikler ve zorluklar olduğu sorunsallaştırılmaya çalışılmıştır.Dil insanlar tarafından etkileşimi gerçekleştiren en önemli araçtır. Nitel araştırma deseni üzerinden yürütülen bu çalışmada, sosyal bir sorun haline gelen yabancı dili konuşma sorunsalının üzerinde durulmuştur.Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır ve maksimum çeşitlilik yöntemi ile öğretmenlerin görüşleri alınmıştır.Bu çalışmanın sonucunda öğrencilerin dile maruz kalmamasının ve grammar ağırlıklı(dilbilgisi) öğretimin,bazı okullardaki alt yapıdaki eksikliklerin yabancı dil pratiği yapılmasının önüüne geçildiği görülmüştür. Bu durumda yabancı dil öğretimininde gereken verimin alınması öğrencilerin yabancı dile maruz bırakılmasının önemi vurgulanmıştır ve İngilizce öğretmenlerinin sınıflarda İngilizce konuşarak eğitim vermesinin önemi üzerinde durulmuştur.Çalışmanın sonucunda dile yabancı dilde konuşma becerisinin gelişmesini etkileyen temel unsur dile maruz bırakarak yabancı dili kullanmalarını sağlamaktadır. Anahtar kelimeler: Yabancı Dil Öğretimi, Dil Gelişimi, İletişim
1984-89 Bulgaristan'daki asimilasyon sürecinde kadının deneyimi
Uluslararası konjonktürde "Yeniden Doğuş" olarak da kavramlaştırılan 1984-1989 aralığı, hâkim bir grup olan Bulgaristan yönetiminin bir devlet politikası olarak, ülke vatandaşı Bulgaristan Türklerini farklı bir kategoride değerlendirilmeye aldığı, asimilasyon olarak tanımlanan farklı uygulamalarla baskılamaya, dönüştürmeye ve mümkün mertebe ülkeden göndermeye (göç, sürgün gibi) yöneldiği sürece denk gelir. Bu dönemde ülke yönetimi, bölgesel ve tarihsel (1984 ila 1989 tarihlerini kapsar şekilde) anlamda şiddet, tehdit, cezalandırma gibi türlü yöntemlerle (tıpkı Pomak ve Çingene gibi diğer etnik gruplara uyguladığı şekilde), tabi bir gruba dönüştürdüğü bölge Türklerini denetlemeye ve baskılamaya çalışmıştır. Alan yazın yaşanan süreci, bölge Türkleri bağlamında ele almış, irdelemiş ve aktarmıştır. Ancak burada ve bu çalışmanın ortaya çıkmasında başlıca motivasyon kaynağı olan kadınların bu süreçteki yeri, yeterince irdelenmemiştir. Yapılan literatür taramalarında mevcut çalışmaların, asimilasyonun kendisini, etkilediği grupları, göçle ilişkisini ve sonuçlarını detaylarıyla ortaya koyduğu, kadınlardan bağımsız bir yapıda şekillendiği anlaşılmıştır. Çalışma, Bulgaristan'daki asimilasyonda Türk kadınlarının, asimilasyon sürecini nasıl deneyimlediklerini, süreci nasıl algılayıp yönettiklerini, nasıl anımsayıp andıkları sorusuyla birlikte ele almaya; diğer bir yönüyle de ilgili kadın grubunun hem görünmezliğini ortaya koymaya hem de görünmez kadınları görünür hale getirmeye çabalamaktadır. Bunun için tarihte kenarda kalanların görünür hale getirilmesinde giderek daha yaygın şekilde kullanılmaya başlanan sözlü tarih yöntemine başvurulmuştur. İlgili yöntem, kısmen kartopu ve amaçlı örneklem teknikleri üzerinden ulaşılan bir grup Bulgaristan göçmenine uygulanmıştır. Katılımcıların (burada anlatıcı denilecektir) seçiminde, Bulgaristan'dayken asimilasyon sürecini doğrudan deneyimlemiş ve sonrasında, Türkiye'ye göç etmiş, kendini iyi ifade edebilen ve yaş almış (50+) kadınlardan olmaları hususlarına dikkat edilmiştir. Üç ön görüşme, biri iki seans şeklinde görüşme olmak üzere kadın anlatıcılarla toplamda 14 görüşme gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, söylem düzeyinde analize tabi tutulmuş; bunun sonucunda asimilasyon gibi günlük yaşamı kesintiye uğratan ve en çaresiz oldukları durumlarda dahi kadınların taktik, direniş, direnme gibi mikro pratikler geliştirebildikleri, bu sayede üzerlerinde mevcut olan tahakküme direnebildikleri görülmüştür.
Covid-19 pandemisinin aile içi ilişkilere yansıması üzerine nitel bir araştırma: Bursa ili örneği
Aile kavramı geçmişten günümüze kadar pek çok toplumda yer almaktadır. Toplumun en küçük parçasını oluşturan unsurlardan birisi ailedir. Aile kurumu 2019 yılı ile başlayan Covid-19 pandemisinden etkilenmiştir. Pandeminin getirdiği sokağa çıkma yasaklarıyla uygulanan sosyal izolasyon, çalışma hayatında yaşanan değişiklikler, okul ve kreşlerin geçici süre kapatılması ailelerin hayatları üzerinde pek çok değişikliklerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu araştırmada Covid-19 pandemisinin aile içi ilişkilere yansıması ele alınmaktadır. Çalışma, Bursa ili sınırları içerisinde yaşayan sosyo-ekonomik düzeyleri düşük olan (sosyal yardım alan) ailelerin pandemi sürecinde yaşamlarında ve aile içi ilişkilerinde meydana gelen değişiklikleri anlamayı ve değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Covid-19 pandemi sürecinde aile içi ilişkileri bağlamında karşılaşılan ekonomik sorunlar, aile içi şiddet, aile içi ilişkiler, boşanma durumu, alkol, tütün ve madde bağımlılığı, suça karışma ve sosyalleşme başlıklarına yönelik katılımcı ailelerin görüşlerinin derinlemesine incelenmesi amacıyla nitel araştırma yöntemi ve yarı yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılmıştır. Örneklem grubu, nitel araştırma tasarımlarında kullanılan amaçlı örneklem tekniklerinden birisi olan kartopu örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Çalışmada 48 aile yer almaktadır. Ulaşılan ailelerden 13'ü ile eşin izin vermemesi ve dil sorunu gibi nedenler ile mülakat yapılamamıştır. Mülakatlar yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Ses kayıtlarının transkripsiyonları Word programında yapıldıktan sonra, araştırmanın analiz sürecinde MAXQDA ANALYTICS PRO 2020 programı kullanılmıştır. Programa yüklenen transkripsiyonlara kodlar atanmıştır. Atanan kodlara, alt hiyerarşik kodlar eklenmiştir. Covid-19 pandemisinin aile içi ilişkilere yansıması, literatür taramaları, araştırma soruları ve araştırma bulgularına uygun olarak değerlendirilmiştir. Araştırmada pandemi sürecinin ailelerin yaşam koşullarını olumsuz yönde (aile içi şiddet, boşanma düşüncesi, tütün, alkol, madde kullanımının arttığı) etkilediği görülmüştür. Bunun yanında alınan tedbirlerden birisi olan belirli zaman dilimlerinde ve hafta sonu uygulanan sokağa çıkma yasakları aile içinde birlikte geçirilen zamanın artmasına sebep olmuştur. Bu durumun ebeveyn-çocuk ilişkisi ve eşler arası ilişkilerde çatışmaları arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca ev içerisinde geçirilen zamanın artmasının kadınların iş yükünü arttırdığı çalışma kapsamında ortaya koyulan bir diğer sonuçtur. Anahtar kelimeler: Covid-19, pandemi, aile, aile içi ilişkiler.
Üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları üzerinde ailenin etkisi: Bursa Teknik Üniversitesi örneği
Toplumların ait olduğu kültürlere, alışkanlıklara göre kadınlık ve erkeklik rolleri değişiklik göstermektedir. Toplumsal cinsiyet kavramı, toplumun bireylere atfettiği rollerle ilgili olan bir kavramdır. Aile kavramı ise aralarında kan bağı bulunan bireylerin oluşturduğu topluluklardır. Toplumun en küçük yapı taşı ve en önemli kurumu olan aile toplumsal cinsiyet rollerini etkileyen faktörlerden bir tanesidir. Diğer faktörlere bakıldığında eğitimin, kültürün, medyanın toplumsal cinsiyet rollerinde büyük etkileri olduğu görülmektedir. Bireyin ait olduğu kültüre adapte olduğu ilk yer aile kurumu olduğu için söz konusu kurumun cinsiyet rolleri üzerindeki etkisi fazladır. Modern çağın getirileri ve değişen aile yapıları gençler üzerinde farklı düşünce tarzlarının oluşmasına neden olmuştur. Bireyler, doğdukları andan itibaren aile ile birlikte öğrendikleri toplumsal cinsiyet rollerini zamanla eğitim ve çevrenin etkisiyle değiştirebilmektedirler. Toplumsal cinsiyet çalışmaları son dönemlerde gittikçe önem kazanmıştır. Bu bağlamda alandaki çalışmaların sayısı da gün geçtikçe artmaya başlamıştır. Yapılan çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları üzerinde ailenin etkisini incelemektir. Ele alınan konuyla ilgili ortaya çıkan bulgulara dayanılarak bir takım yorumlar yapılmıştır. Yapılan çalışmada örneklem kitle olarak üniversite öğrencileri tercih edilmiştir. Öğrencilerin hayatlarının önemli bir kısmını etkileyecek olan davranış kalıpları, büyük ölçüde eğitim hayatları ile belirlenmektedir. Bireyler, hayatları boyunca sahip olacakları davranış kalıplarını, bakış açılarını bu dönemde belirlemeye başlar. Çalışmada nicel çalışma yöntemi seçilmiştir. Örneklem olarak hesaplanan öğrenci grubuna 43 sorudan oluşan anket formu uygulanmıştır. Çıkan sonuçlar SPSS programı ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonunda ulaşılan sonuçlara bakıldığında öğrenciler üzerinde ailenin etkili olduğu noktalar görülmektedir. Üniversite eğitimi alan bireylerin yaşadıkları çağın getirilerine göre kendi yaşam tarzlarını ve düşünce yapılarını geliştirdikleri görülmüştür. Nitekim yapılan çalışmada bireylerin yetiştikleri ailelerinden farklı düşüncelere de sahip oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Endüstrileşme ve kırsaldan kente göçler ile birlikte aile yapısında değişiklik olduğu görülmektedir. Geniş aileler yerini çekirdek ailelere bırakmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin çoğunluğunu il doğumlu öğrenciler oluşturmaktadır. Çekirdek aile yapısı ve büyük şehir etkisi ile öğrencilerin aile yapılarında da değişiklikler olduğu yapılan anket sonucunda görülmektedir. Araştırmada yer alan öğrencilerin ve ailelerinin eşitlikçi görüşe sahip oldukları anlaşılmıştır. Buradan hareketle yapılan çalışmanın toplumsal cinsiyet ve aile çalışmalarına katkı sunacağı düşünülmektedir. Çalışmanın kapsamı daha da genişletilerek farklı eğitim seviyelerinde uygulanabilir noktadadır. Anahtar kelimeler: Aile, toplumsal cinsiyet, cinsiyet rolleri, üniversite öğrencileri.
Toplumsal cinsiyet bağlamında evlilik istikrarsızlığı boşanma hayata küsme: Bursa örneği
Aile, toplumun bir parçası olarak kendi içinde bir sistem oluşturur. Bu sistem, kadın ve erkeğin evlenmesiyle başlar ve toplumun atfettiği rollerle şekillenir. Son yıllarda kadınların iş hayatına katılımının artması ve kent yaşamının yaygınlaşması ve teknolojinin yaygınlaşması geleneksel cinsiyet rollerini ve aile içi dinamikleri derinden etkilemiştir. Bu değişimler, aile sistemlerinin yapılarını etkileyerek sistemin bozulmasına neden olmuştur. Araştırmamızda evlilik istikrarsızlığı ölçeği ile nicel bir çalışma yapılarak, sistemin bozulmasındaki nedenlerin yanı sıra cinsiyet faktörünün etkili olup olmadığı da ele alınmıştır. Sistemin bozulması sunucu boşanma olgusu gerçekleşmektedir. Ve her birey bu olguyu farklı deneyim ve farklı duygularla yaşamaktadır. Bazıları boşanmayı özgürlük olarak görürken, bazıları ise kayıp olarak görmektedir. Bireylere atfedilen cinsiyetin getirdiği farklı deneyimler sorularak nitel veriler elde edilmiş ve bu çalışmada bireylerin verdiği cevaplar fenomenoloji kuramından yararlanarak analiz edilmiştir. Evlilik süreci, boşanma aşaması ve sürecinde yaşanan hayata küsme olgusunu fenomenolojik bir yaklaşımla ele almak, bireylerin bu deneyimlerini derinlemesine anlamamızı sağlar ve her aşamadaki öznel deneyimlerin anlamını ortaya çıkarır. Yeniden yapılanma süreci, özellikle boşanma gibi önemli yaşam değişikliklerinin ardından bireylerin farklı şekillerde yas sürecini deneyimlediği bir dönemdir. Bu süreçte, bireyler kaybettikleri ilişki veya yaşam biçimine duydukları üzüntüyle başa çıkmakta zorlanabilirler ve bu durum onları hayata küsmüş hissettirebilir. Bu duygusal tepki, bireylerin yaşadıkları kaybı kabullenme ve yeni bir hayat kurma çabalarıyla ifade edilebilir. Her bireyin bu süreci farklı şekillerde deneyimlemesi normaldir ve kişisel bir iyileşme yolculuğu olarak görülmelidir. Bu çalışmada, aile sistemindeki bozulmanın etkenlerinden biri olarak cinsiyet faktörü, evlilik istikrarsızlığı ölçeği ile nicel olarak incelenmiştir. Evlilik istikrarsızlığı ölçeği kullanılarak, kadın ve erkeklerin evliliklerini nasıl değerlendirdikleri ve bu değerlendirmelerin aile sistemi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Ayrıca, boşanma olgusundaki "hayata küsme" kavramı fenomenolojik bir yaklaşımla nitel veriler kullanılarak ele alınmıştır. Bu yöntemle, boşanma sürecinde bireylerin duygusal deneyimlerini, yaşadıkları kayıpları ve bu süreçte hissettikleri hayata küsmüşlük duygusunu anlamak amaçlanmıştır. Bu çalışma, hem nicel veri analiziyle cinsiyetin aile sistemi üzerindeki rolünü belirlemeye çalışırken, hem de nitel veri analiziyle bireylerin duygusal deneyimlerini derinlemesine incelemiştir. Bu sayede, boşanma ve aile içi dinamiklerin anlaşılmasına ve sosyal politika önerilerine katkı sağlanması hedeflenmiştir. Anahtar kelimeler: Aile, Boşanma, Fenomonoloji, Hayata küsme, Sistem teorisi, Toplumsal Cinsiyet.
Çocuk sosyolojisi bağlamında zekâ oyunlarının öğrencilerin meslek seçimlerine etkisi Bursa örneği
Bu araştırma, akıl ve zekâ oyunlarının çocukların gelecekteki meslek seçimleri üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Çocukların meslek seçimleri, kişisel ilgi, yetenekler ve deneyimlerin yanı sıra, bilişsel gelişimi destekleyen faktörler gibi zekâ sporları ve akıl oyunları gibi etmenlerle de şekillenmektedir. Bu çalışma, bu oyunların çocukların meslek seçimlerine olan katkısını ve bu etkinin altında yatan mekanizmaları anlamayı hedeflemektedir. Bu araştırma, Bursa Yıldırım Halk Eğitim Merkezi'nin Yıldırım Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen Akıl ve Zekâ Oyunları Atölyesi'nin öğrencilerin akademik başarıları üzerindeki etkisini ve bu başarıların çocuklar üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu araştırmanın çalışma grubu, 2021-2022 / 2022-2023 akademik yılında Bursa şehrinde, özellikle Yıldırım olmak üzere çeşitli ilçelerden gelen ve farklı okullarda öğrenim gören 4-13 yaş aralığındaki öğrencilerden oluşmaktadır. Araştırmada, 50 ebeveynle bireysel görüşmeler yapılmış ve kendilerine 20 soru yöneltilmiştir. Bulgular, 10 veli ile yapılan odak grup görüşmeleri aracılığıyla elde edilmiştir. Görüşmeler sırasında, ebeveynlerin birbirleriyle fikir alışverişinde bulundukları gözlemlenmiştir. Araştırma, nitel bir araştırma yaklaşımını benimsemiş ve veri toplama yöntemi olarak odak grup görüşmelerini kullanmıştır. Veri toplama ve analiz süreci 2021 ve 2023 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, ebeveynlerin çocuklarının akademik başarılarına ilişkin beklentileri ve algıları hakkında sorular yöneltilerek, ebeveynlerin çocuklarının yeteneklerinin farkına varmalarına ve eğitim becerilerini değerlendirmelerine yardımcı olmak amaçlanmıştır. Ayrıca, odak grup sorularıyla birlikte tartışarak, iş birliği içinde problem çözme sağlanmıştır. Ebeveynler ayrıca, okuldaki eğitimin ve kazanılan becerilerin toplumsal uyum sürecini hızlandırmaya, öz ifade becerilerini geliştirmeye ve özgüveni artırmaya katkı sağladığını fark etmişlerdir. Bulgular, ebeveynlerin çocuklarının eğitimine aktif olarak katıldığında, bu durumun çocukların uzun vadeli akademik başarısına katkı sağladığını göstermektedir. Eğitimle elde edilen kazanımlar, öğrencilere sağlanan imkanlar doğrultusunda onları sosyal ve kültürel açıdan değerli bireyler haline getirirken, böylece topluma istenilen katkıları yapmalarını sağlamaktadır. Sonuç olarak, amaç çocukların meslek seçimlerini etkileyen faktörler arasında akıl ve zekâ oyunlarının rolünü derinlemesine incelemektir. Elde edilen bulgular, oyunlar aracılığıyla eğitim politikalarının geliştirilmesine ve çocukların bilişsel gelişimini desteklemek için önlemlerin alınmasına önemli katkılar sağlayabilir.
Toplumsal hafızada Bursa'da vakıf kültürü
Bu tezin konusu, kadim şehir Bursa üzerinden toplumsal hafızada yaşayan vakıf kültürüne yönelik deneyim, anlam ve algılar üzerinedir. Aynı zamanda tarihsel süreç içinde vakıfların kuruluş gayesi, önemi, değeri, toplumsal işlevleri gibi konular da ele alınmıştır. Geçmişten günümüze Bursa, pek çok vakıf kurumuna ve eserine ev sahipliği yapmış, vakıf medeniyetiyle hayat bulmuş bir Osmanlı şehridir. Osmanlı Bursası'nda vakıflar; toplumsal işbirliğini güçlendiren, gelir dağılımını ve toplumsal bağları düzenleyen, istihdamı artıran, toplumsal hayata katkı sağlayan önemli kuruluşlardır. Vakıflar aracılığıyla eğitim, sağlık, din, şehir planlama ve imar hizmetlerine yönelik faaliyetler kolaylıkla yürütülmüş, ticari ve sosyal hareketlilik sağlanmıştır. Osmanlı döneminde sayısız eserleri ve hizmetleriyle şehri mamur eden, ilim, kültür ve irfan merkezleri olarak şehre değer katan vakıf kültürünün, Bursa ile özdeşleşen ve bütünleşen bir olgu olduğunu söylemek mümkündür. Günümüzde vakıf kültürü ve eserleri halen Bursa'nın silüetini güzelleştrmeye ve şehre değer katmaya devam etmektedir. Ancak günümüzde toplumsal hafızada vakıf kültürünün yeri ve değeri nedir, vakıf olgusu nasıl algılanmaktadır? Dolayısıyla araştırma, bu temel sorular üzerinden planlanmış ve yürütülmüştür. Bu bağlamda araştırmanın ana amacı; Bursalı ya da yaşamının büyük bir bölümünü Bursa'da geçirmiş olan (40 yıl ve üzeri) bireylerin deneyimlerinden, geçmişe dair hatıra ve izlenimlerinden yola çıkarak toplumsal hafızada yaşayan bir değer olarak vakıf kültürünü incelemektir. Araştırma, nitel araştırma yöntemi ile yürütülmüştür. Araştırmanın amacı çerçevesinde 65 yaş üstü 10 yetişkin birey ile yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Mevcut araştırmada katılımcıların vakıf olgusuna yönelik algıları; vakıf kültürünün geçmişi, bugünü ve geleceğine ilişkin görüşleri incelenmiştir. Çalışma, tarihsel ve toplumsal bir değer olarak vakıf kültürünün öneminin altını çizmekte ve potansiyel çözümler önermektedir. Ayrıca, vakıf kültürü konusun da toplumsal farkındalık yaratma ve aktif katılımlarını teşvik etme ihtiyacını vurgulamaktadır. Eğitim kurumlarında bu konulara daha fazla dikkat edilmesi ve farkındalık yaratma girişimlerinin yürütülmesi, vakıf kültürünün tekrar canlanması için önemli bir adım teşkil edecektir. Sonuç olarak bu çalışma, Bursa ilinde ikamet eden ve uzun yıllarını bu ile adamış 65 yaş üstü bireyler üzerinden toplumsal hafızada yaşayan bir değer olarak vakıf kültürü konusundaki bakış açılarını sunmaktadır. Sonuç olarak vakıf kurum ve kültürüne yönelik toplumsal farkındalığı artırmak, mevcut sorunlara çözüm yolları bulmak, geçmişten gelen bir değer olan vakıf kültürünü korumamız ve geleceğe miras olarak bırakabilmemiz açısından önem arz etmektedir.
Kadınların sosyalleşmesinde halk eğitimi merkezlerinin rolü: altıntaş örneği
İnsan biyolojik gelişimini tamamlayarak dünyaya gelmesine rağmen hem psikolojik olarak hem de sosyal olarak gelişimini tamamlayabilmesi ve insani beceriler kazanabilmesi için sosyalleşmeye ihtiyaç duyar. İnsan yaşamını sürdürebilmesi için temel ihtiyaçlarını karşılayabilse bile toplum içinde yaşayabilme becerilerini kazanamaz. Bireyin topluma uyum sağlaması ve sosyal normları öğrenebilmesi için sosyalleşme en önemli ihtiyaçlardan biridir. Sosyalleşme aracılarından biri olan eğitim, bireyin topluma uyum sağlamasında ve bireyin yaşadığı ortamdan çok farklı bir ortama girerek diğer insanları tanıma fırsatı bulduğu bir kurumdur. Böylelikle birey toplum içinde empati yeteneğini ve problem çözme becerilerini geliştirir, kültürel farklılıkları görür. Halk eğitimi merkezleri de bu kurumlardan biridir. Örgün eğitiminde oluşan boşlukları doldurabilmek için kurulmuştur. Çağın gerisinde kalmamak ve eğitimin, ilköğretim ve ortaöğretim ile sınırlı kalmaması adına bu kuruluşlara ihtiyaç duyulmuştur. Bu kuruluşlar Cumhuriyet döneminde "Halk Evleri" olarak açılmış, Halk Eğitimi olarak değiştirilmiş daha sonra Yaygın Eğitim, Yaşam Boyu Öğrenme en son olarak da Hayat Boyu Öğrenme adını almıştır. Bu kuruluşun gayesi din, dil, ırk ayırt etmeksizin her insana ulaşabilmek ve her anlamda bireyin kendini geliştirmesine katkı sağlamaktır. Halk Eğitimi programları, özellikle kadınlar için oldukça önemli bir yere sahiptir. Kadınların eğitim alması, sadece kendi kişisel gelişimleri açısından değil, toplumun genel refahı ve kalkınması için de hayati öneme sahiptir. Bununla birlikte Halk Eğitimi Merkezleri kadınların sosyalleşmeleri için de önemli bir merkez olmuştur. Özellikle kadınların sosyalleşme konusunda kısıtlı olduğu küçük ilçelerde, kurslar onlar için önemli mekanlardır. Sadece kadınlara yüklenilen çocuk bakımı, ev işleri… gibi sorumluluklar bir zaman sonra rutin bir hale gelmekte, bu monotonluk yerini can sıkıntısına ve yetersizlik duygusuna bırakmaktadır. Bu araştırmada Halk Eğitimi Merkezi kurslarına katılan kadın kursiyerlerin kurslara neden katıldıkları araştırılmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi olan fenomenolojik desen kullanılmıştır Görüşmeciler Altıntaş Halk Eğitimi Merkezine katılan veya halihazırda kursa devam eden on iki kursiyerden oluşmaktadır. Kursiyerlere sekiz adet soru sorulmuş ve bu sorulara verilen yanıtlara göre analizler yapılmıştır. Kursiyerlerin vermiş oldukları cevaplara binaen, bazı sosyalleşme kuramları ile bağlantılar kurulmuştur. Bu kuramlar: Sosyal Öğrenme Kuramı, Çatışma Kuramı, Benlik ve Ayna Benlik Kuramlarıdır. Böylece Halk Eğitimi Merkezlerinin sosyalleşmeye nasıl bir katkı sağladığı ortaya konulmuş ve beklentileri karşılayıp karşılamadığı analiz edilmiştir.
Kahramanmaraş depremleri sonrası bilinçli sosyal medya kullanımı ile ikincil travmatik stres belirtileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlere, doğrudan maruz kalmamış ancak medya aracılığıyla deprem haberlerini takip etmiş bireylerde depremin ikincil travmatik stres düzeylerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu doğrultuda araştırmanın evrenini 6 Şubat depremlerine maruz kalmamış yetişkin bireyler oluşturmaktadır. Toplam 409 kişiye ulaşılan anket çalışmasında, katılımcı şartlarını sağlamayan anketler çıkarılmış ve 382 katılımcıyla araştırma gerçekleştirilmiştir. Anket, çevrimiçi yöntemlerle katılımcılara ulaştırılmıştır. Veri toplamada Kişisel Bilgi Formu, Sosyal Medya Teyit/ Güven Ölçeği ve Deprem Sonrası Travma Düzeyini Belirleme Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın verileri IBM SPSS Statistics 25 İstatistik Programına aktarılmış ve hipotezler doğrultusunda t testi, ANOVA ve korelasyon analizleri yapılmıştır. Araştırmada demografik değişkenlerle ilgili bulgularda; cinsiyet değişkenine göre sosyal bilinçli sosyal medya kullanımı ve deprem sonrası ikincil travmatik stres düzeylerinin anlamlı bir farklılığa yol açtığı görülmüştür. Yaş ve eğitim değişkenlerine göre ise sosyal medya teyit güven ölçeği teyit alt boyutunda anlamlı bir farklılık gözlemlenmiştir. Deprem sonrası travma düzeyinde ise yaş değişkenine göre tüm alt boyutlarda anlamlı bir farklılığa ulaşılmış, eğitim değişkeninde de bilişsel yapılandırma alt boyutunda anlamlı bir farklılık elde edilmiştir. Yapılan korelasyon analizinde ise sosyal medya teyit/güven ölçeğinin teyit alt boyutu ve bireysel paylaşımlara güven alt boyutu arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca deprem sonrası travma ölçeğinin duyuşsal alt boyutu ile sosyal medya teyit/ güven ölçeğinin teyit alt boyutu arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Deprem sonrası travma düzeyi ve sosyal medya kullanım süreçlerine yönelik korelasyon analizi incelendiğinde, sosyal medyada geçilen süre ile deprem sonrası travma düzeyi alt boyutları arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Elde edilen veriler, deprem süreci ve sonrasında bilinçli olmayan sosyal medya kullanımının, ikincil travmatik stres belirtilerini arttırdığı yönündeki görüşü destekler niteliktedir.
Güzelin kaybı olarak mahremiyet krizi: Modern göz'ün eleştirisi
Modern Çağ'ın asli sorunu olarak karşımıza çıkan güzelin ifşaatı; güzelin sıradanlaşması/bayağılaşması/banalleşmesi mahremiyet krizine yol açmıştır. Güzelin kaybı olarak mahremiyet krizinin Modern Çağ'daki tezahürlerini incelemek, modernitenin bu durumda izlediği politikaları, çalışmaları ve ikame biçimlerini dikkate alarak günümüz toplumlarının son tahlilde geldiği durumu mukayese etmek çalışmanın temel amacıdır. Modernizm, logosentrik bir yapıdan, okülersentrik bir yapıya dönüşümün adıdır. Okülersentrik yapı içerisinde şekillenen kültür, toplum ve devlet asli olarak 'görünen şey' üzerinden tasnif edilmeye çalışılmıştır. Bu esnada ortaya çıkan güzelin görünmezliği (ifşa edilmesi) ve devamında mahremiyet krizinin doğması, insanı vitrinde yaşamaya sevk etmiştir. Modern Çağ'da güzelin kaybından söz edebilmek için öncelikle güzelin kült değerinin sergi değerine nasıl dönüştüğünden söz etmek gerekir. Modern göz; gören, görünen ve görülen ekseninde şekillenmiş olup mahremiyetin mahrumiyete dönüşmesine sebep olmuştur. Sağlıklı olanın güzelin pürüzsüzlüğü olması, mahrem olanın ise mahiyetini yitirmesi 'Modern Göz'ü iktidara getirmiş ve egemen kılmıştır. İnsanlar, yaşadıkları hayatın ancak seyredildiği ölçüde değer kazandığını düşünmektedirler. Mahrumiyet Güzelin modern dönemde sergi değerinin de artmasıyla temsil kaynakları da artmış ve Homo Sapiens sekülerleşerek modern dönemde yeni formlar kazanmıştır. Her dönem yeni kaynaklar ortaya çıkmış ve buna eşlik eden akımlar/ideolojiler ile toplumu şekillendirmek Modern Göz'ün ideali haline gelmiştir. Bu noktada Modernite içerisinde Mahremiyet arka planda kalmış ve ideolojik yapı haddini aşarak kendini gerçekleştirmiştir. Güzelin kaybı ve mahremiyet krizi Modern Çağ temsil tasarısı olarak toplum tipleri şeklinde senaryolaşmıştır. Temsil toplum (tüketim toplumu, şeffaflık toplumu, gösteri toplumu, teşhir toplumu vb.) tiplerinin nasıl değerlendirileceği, nelere yol açabileceği ve hangi ideolojik yapılar tarafından viral hale gelip meşrulaştırıldığı tartışılacaktır. Bu bağlamda çalışmada, güzelin kaybının yol açtığı mahremiyet krizine yer verilecek, konunun günümüzdeki yansımalarına ve dönüşümlerine değinilerek Modern Çağ'ın güzelin ifşası olarak mahremiyet durumu tartışılacak ve güzelin dolayısıyla mahremiyetin en korunaklı olduğu Orta Çağ dikkate alınarak güzelin kaybı olarak mahremiyet krizi Modern Çağ eleştirisiyle ifade edilecektir. Günümüz toplumlarının güzelin kaybı olarak mahremiyet krizi karşısındaki tutumu ve uyumu açısından hangi nokta da olduğu açıklanacak ve tartışılacaktır.
Byung Chul Han perspektifinde günümüzde şiddetin topolojisi
Bu çalışma; Byung Chul Han perspektifinde, genel olarak günümüz dünyasına bir bakışı ifade etmektedir. Özel olarak da Chul Han perspektifinde şiddetin, günümüzdeki gelmiş olduğu son durumunu göstermektedir. Şiddetin makrofiziğinden ve mikrofiziğinden bahsedildi. Şiddet ile ilgili Han'ın entelektüel kaynaklarından, ele aldık. Şiddetin tarihin akışında nasıl biçim değiştirerek toplumda hep var olduğunu ve gelinen bu noktada şiddetin toplumda nasıl olduğunu ortaya koymaya çalıştık. Bu tezimizde kullandığımız düşünürlerin, şiddet ile kurduğu bağları çalışmamızda sosyolojik bakış açısıyla göstermeye gayret ettik. Şiddetin görünümlerini, tezimizde kullandığımız filozofların nasıl baktığı ile ilgili düşüncelerini verdikten sonra, eksik kalan yönleri varsa doldurmaya çalıştık. Genellikle bu filozoflarımız yaşadığı toplumdaki sorunları ele almışlar, dünyanın geri kalanları için özellikle de Türkiye için bir şeyler söylememelerini eleştirdik. Dünyayı yarım görmenin sonuçlarını, bilimsel bakışta hasarlı bir düşünceye ve hasarlı bilimsel verilere yol açmaktadır. Kullanılan yöntemler arşiv taraması, bilimsel verilerin analizleri, toplumda yaşanılan olaylardan oluşmaktadır. Varılan sonuçlar yukarda eleştirdiğimiz gibi filozoflarımızın dünyayı yarım görmeleri ile alakalı eksik verilerin oluşturduğu sonuçlardır. Han, genel olarak zamanımızı performans toplumu olarak tanımlamaktadır. Ve aynılığın şiddeti şeklinde tanımlamalarda bulunmaktadır. Bu tanımlamalar yerindedir. Olumlamanın şiddeti ise, bize göre şiddet sarmalına eklenmiş yeni baskın bir şiddet türüdür. Olumlamanın şiddeti, yeni olumsuz şiddetlerine yol açtığını tezimizde örneklendirmeye çalıştık. Çalışmamız günümüzde toplumsal şiddetin zirve yaptığı bir zamanda özellikle bu konu ele alınmıştır. Toplumsal şiddetin gün geçtikte arttığı dünyamızda insanların bunalımları ve depresif durumları göz önüne alınarak bu konu hakkında sosyolojik bir çalışma yapmayı, zorunlu hale getirmiştir. Aynı zamanda literatürde Han perspektifinde şiddetin yansıması ile alakalı çalışmaların azlığı, bu çalışmayı yapmayı amaç haline getirmiştir.
Belediyelerde e-hizmetlerin geliştirilmesinde yapay zekâ kullanımı: Bursa'nın 5 ilçe belediyesi örneği
Bu çalışmanın temel amacı, Bursa'daki Büyükşehir İlçe Belediyelerinde e-hizmetlerin gelişiminde yapay zekâ (YZ) uygulamalarının potansiyelini ve mevcut durumunu kapsamlı bir şekilde incelemektir. Günümüz dünyasında dijital dönüşümün hız kazanmasıyla birlikte kamu hizmetlerinin daha etkin, erişilebilir ve sürdürülebilir hale gelmesi giderek daha büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda, yapay zekâ teknolojilerinin belediyecilik hizmetlerine entegrasyonu, yalnızca hizmet kalitesini artırmakla kalmayıp aynı zamanda vatandaş memnuniyetini yükseltme, operasyonel verimliliği artırma ve akıllı şehir vizyonunu hayata geçirme açısından da büyük potansiyel sunmaktadır. 21 yüzyıl, bilgi ve teknolojinin hızla dönüştüğü, dijitalleşmenin günlük yaşamın her alanında etkisini gösterdiği bir dönemdir. Bu dönemin en dikkat çekici teknolojik gelişmelerinden biri ise şüphesiz yapay zekâ teknolojileridir. Yapay zekâ; sağlık, eğitim, ulaşım, güvenlik gibi birçok sektörde kullanılmaya başlanmış ve karar alma süreçlerinden veri analizine kadar geniş bir yelpazede uygulama alanı bulmuştur. Her ne kadar bu teknolojilere dair etik, güvenlik ve mahremiyet gibi çeşitli endişeler bulunsa da, kamu yönetimi ve yerel hizmet sunumunda sunduğu fırsatlar yadsınamaz düzeydedir. Çalışma kapsamında, karma yöntem kullanılmıştır. Hem nitel hem nicel verilerden yararlanılmış; literatür taraması, örnek olay (vaka) incelemeleri ve belediyelerin yönetici kadrolarıyla gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmeler yöntemiyle veri toplanmıştır. Görüşmeler, belediye başkanları, başkan yardımcıları ve bilgi teknolojileri müdürleri ile gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda elde edilen veriler analiz edilerek mevcut durum değerlendirilmiş ve potansiyel gelişim alanları ortaya konmuştur. Elde edilen bulgular, incelenen belediyelerde yapay zekâ teknolojilerine yönelik farkındalığın her geçen gün arttığını, ancak uygulamaların henüz başlangıç seviyesinde olduğunu göstermektedir. Hâlihazırda mevcut YZ uygulamaları genellikle vatandaş bilgi sistemleri, talep ve şikâyet yönetimi gibi sınırlı alanlarda kullanılmakta ve büyük ölçüde otomasyon odaklıdır. Ancak, yapay zekânın gerçek potansiyeli; kişiselleştirilmiş hizmet sunumu, tahmine dayalı analizler, süreçlerin tam otomasyonu ve akıllı şehir uygulamaları gibi daha ileri düzeyde çözümler sunmaktadır. Bu potansiyelin hayata geçirilmesinin önünde bazı önemli engeller bulunduğu da çalışmada belirlenmiştir. Belediyeler, teknolojik altyapı eksiklikleri, sınırlı bütçeler, nitelikli insan kaynağına erişim sıkıntıları ve veri güvenliği konusunda yaşanan çekinceler nedeniyle YZ uygulamalarını yaygınlaştırmakta zorlanmaktadır. Sonuç olarak, yapay zekâ teknolojileri, yerel yönetimlerde dijital dönüşümün en kritik unsurlarından biri olarak öne çıkmakta; ancak bu teknolojilerin etkili şekilde uygulanabilmesi için stratejik planlamaya, yatırım önceliklendirilmesine ve insan kaynağı kapasitesinin güçlendirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.
Max Horkheimer ve Theodor W. Adorno'da modern insan düşüncesi ve tüketim toplumu analizi; Samsun örneği
Bu çalışma, modern tüketicilerin hayata olan bakışı ve yaşam şekillerini tüketim kültürü üzerinden anlamayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda kültür endüstrisinin getirdikleri, tüketime yönelik algı ve düşünceler, hermenötik yöntem kullanılarak Samsun ilinde yaşayan toplam 15 kişi ile gerçekleştirilen derinlemesine mülakatlarla çözümlenmeye çalışılmıştır. Kültür endüstrisinden tüketim toplumuna varış süreçleri üzerinden tüketicilerin sahip oldukları tüketim kültürünü kapsayan bu çalışma; günlük hayat içerisinde alışveriş, kitle iletişim araçları, sosyal kimlik, aile kavramı ve manevi değerler temelinde şekillendirilmiştir. Çalışma sonucunda, tüketim kültürünün getirmiş olduğu fiziksel ve sahte ihtiyaçlara sahip olma arzusunun modern bireyde manevi boyutta değerler kaybına neden olduğu görülmüştür. Bu sonucun bireyde "mutsuzluk, dayanışma eksikliği, güven kaybı, yabancılaşma, yalnızlaşma ve anlam kaybı" gibi duygu durumlarının yaşanmasına ve toplum içerisinde huzuru sağlayacak olan değerlerin ve duyguların kaybolmasında etkili olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Aydınlanma, Frankfurt Okulu, Eleştirel Teori, Kültür Endüstrisi, Tüketim Kültürü, Tüketim Toplumu, Değerler Tüketimi.
Boşanmış kadınların boşanma sebepleri ve boşanma sonrası karşılaştıkları güçlüklerin sosyolojik analizi Yozgat ili örneği
Bir toplumda evlilik olgusu ve aile kurumu var olduğu gibi, aynı toplumda boşanma olgusu da varlığını göstermektedir. Bu nedenle sosyologların göz ardı edemeyeceği toplumsal hususlardan bir tanesi boşanma olgusudur. Çalışmanın spesifik amacı ise Yozgat'taki boşanmış kadınların boşanma sebepleri, boşanma sonrası karşılaştıkları güçlüklerle baş etme yolları ve yöntemlerinin neler olduğu araştırılmıştır. Araştırmada boşanmış kadınların sosyoekonomik düzeyde ve toplumsal cinsiyet bağlamında yaşamış olduğu zorluklar üzerinde çalışılmıştır. Bu doğrultuda boşanmış kadın olmanın ne anlama geldiğini öğrenebilmek için Yozgat ve civarında yaşayan 30 boşanmış kadın ile görüşme yapılmıştır. Boşanmış kadınların sosyo-demografik özellikleri değerlendirilmiş ve boşanma üzerindeki etkilerinin neler olduğuna dikkat çekilmiştir. Boşanmanın aile içi roller ve aile işlevleri ile ilişkisi değerlendirilip, boşanma üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Elde edilen bulgularda ise kadınların aile içi işlevlerinin genel olarak yemek yapmak, çocuk yetiştiriciliği ve çocukların sosyalizasyon sürecinde bulunmak, aile içi sorunlarda problem çözme işlevi görmek, aile içi tüm sorumlulukları üstlenmektir. Kültürel olarak toplumsal cinsiyet kavramı ise eril ve dişil varlık olan insanların rollerini düzenler. Bu rolleri eşitsiz bir şekilde dağıtan toplumsal cinsiyet, kadını biyolojik özelliklerine göre ayrıştırır. Kadının toplumsal rolü ve toplum içerisindeki cinsiyete dayalı iş bölümü boşanma konusunda da toplumsal sorunlara sebep olur. Bu sorunlardan bir tanesi ekonomik sorunlardır. Boşanmış bir kadının iş bulması ve çocukları var ise onları geçindirebilmesi boşanmış kadın olmasından dolayı güçleşmektedir. Bu çalışmanın amacı boşanmış kadınların boşanmış olmalarından dolayı karşılaştıkları ekonomik ve sosyo-kültürel sorunların neler olduğu ve bu sorunlarla nasıl başa çıkabildiklerinin analizidir.