
3,826
Archived Theses
14
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Mostarlı Hasan Ziyâ'î Divânı'nda maddi kültür
XVI. yüzyıl Balkan şairlerinden olan Hasan Ziyai'nin Divanından hareket ederek içinde bulunduğu döneme ait olan ve şiirlerine yansıttığı maddi kültür ögeleri tespit edilmeye çalışıldı. Böylece Divan edebiyatının söylenenin aksine hayattan kopuk olmadığının; toplumun sosyal, kültürel, maddi, manevi ögelerinin şiire yansıtıldığı gösterilmek istendi. Çalışmada öncelikle belirlenen ögelerin tanımları verildi. Daha sonra bu ögelerle ilgili örnek beyitler tespit edilip şairin bu ögeleri divanında nasıl kullandığı incelendi. Bunu yaparken aynı zamanda belirlenen beytin nesre çevirisi ve açıklaması da eklendi. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde inşaat ögeleri başlığı altında barınma, korunma, dini-tasavvuf, iş ve ticaret, sağlık, temizlik gibi ögelerle birlikte ülkeler de incelendi. İkinci bölümde üretim ögeleri başlığını vererek içerisinde yiyecek-içecek, giyim-kuşam, günlük hayatta kullanılan eşya gösterilmeye çalışıldı. Bunlar dışında yazı ögeleri, savaş aletleri, müzik aletleri ve ulaşım araçları tespit edilip örnek beyitlere yer verildi. Üçüncü bölümde ise değerli taşlar ve madenler başlığıyla divanda kullanılan değerli taşlar, madenler ve para birimleri belirlendi.
Hâfız Mustafâ Dûrbînî-zâde'nin güfte mecmuası (İaek Şevket Rado yazmaları, sr 078)
Güfte mecmuaları, başta Klasik Türk Musikisi olmak üzere Klasik Türk Edebiyatı için de önemli kaynaklardandır. Bu tez çalışmasında, Hâfız Mustafâ Dûrbînî-zâde'nin 1216 (1801/02) yılında yazdığı bir güfte mecmuası incelenmiştir. Mecmua, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Kütüphanesi, Şevket Rado Yazmaları, numara 78'de "Şarkı Mecmuası" başlığıyla kayıtlıdır. 205 varaklık mecmuada çeşitli formlarda yazılmış 1052 güfte bulunmaktadır. Tez, üç bölümden oluşmuştur. Tezin ilk bölümü olan Giriş'te, Türk Musikisinin tarihçesinden bahsedilip mecmualar hakkında bilgi verildikten sonra; İkinci Bölüm'de Dûrbînî-zâde Hâfız Mustafâ'nın hayatına dair tespit edilenler aktarılmış, mecmua tanıtılarak, içerik ve yapı özellikleri açısından incelenmiştir. Üçüncü Bölüm'de ise çeviri yazılı metnin hazırlanmasında izlenen yol açıklanarak metnin çeviri yazısına yer verilmiştir. Bu çalışmayla Türk musikisi ve edebiyatına katkı sağlamak amaçlanmıştır.
Klasik Türk şiirinde divanıhümayun tip ve kişilikleri
Yüzyıllar boyunca varlığını sürdürmüş olan Klasik Türk şiiri, bu süreçte tarihî, dinî, efsanevî, sosyal ve kültürel pek çok kaynaktan beslenmiştir. Tüm bu kaynakların temelinde etkin olmuş varlık ise insandır. Bu nedenle, Klasik Türk şiirinin en önemli kaynaklarından biri insanla ilgili görünüşlerdir. Klasik Türk şiirinde yer alan insanla ilgili görünüşler tipler ve kişilikler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Tipler, gerçek hayatta var olan kişilerin idealleştirilmiş yönleriyle kurgulanmış sembolleridir. Kişilikler ise, gerçek hayatta var olmuş, belli bir tarihte belli bir coğrafyada yaşamış kişilerdir. Bu çalışmada Klasik Türk şiirindeki Divanıhümayun tip ve kişilikleri incelenmiştir. Divanıhümayun tipleri meslek tipleri bahsinde, kişilikleri ise tarihî kişilikler başlığında değerlendirilmiştir. Tiplerin ve kişiliklerin barındırdığı özelliklere tanık beyitler eşliğinde değinilmiştir. Kişilikler bakımından yoğun olan bu çalışmada, belirlenen 28 divandaki 117 kişiliğin Divanıhümayundaki görev gruplandırmasına, biyografilerine, beyitlerde hangi özellikleriyle ve ne sıklıkla yer aldıklarına tablolarla birlikte yer verilmiştir. Çalışmanın sonunda incelenen tüm tipleri ve kişilikleri kapsayan bir dizin yer almaktadır.
Ahmedî Divanı'nda çok anlamlılık
Divan şiiri, edebi sanatlar aracılığıyla oluşturulmuş iç içe geçen çoklu anlam katmanlarına sahiptir. Şairler, şiirlerinin arka planında sözcüklerin çok anlamlılığından istifade ederek tevriye/ihâm, ihâm-ı tenâsüp, ihâm-ı tezat, kinâye gibi çeşitli edebi sanatlar yoluyla bazı sözcükleri/ibareleri/kalıp ifadeleri birden fazla anlamına uygun düşecek şekilde kullanarak farklı anlam katmanları ve anlam örgüleri oluşturup şiirlerine anlam derinliği kazandırmışlardır. Sözcüklerin farklı anlamlarıyla oynayarak şiirlerini anlam bakımından zenginleştirmiş, beyitlerini çeşitli yorumlamalara açık hale getirmiştirlerdir. Bir sözcüğün sahip olduğu çeşitli anlamlar, diğer sözcüklerle ilişki içinde ve sözcüğün birden fazla anlamına işaret edecek kullanılarak şiirlere yansımıştır. Böylece divan şiirinde şairlerin şiirlerinde çok anlamlı sözcüklere yer vermesi gelenek haline gelmiştir. Diğer divan şairleri gibi çalışmamıza konu olan Ahmedî de Divânı'nda çok anlamlılıktan yoğun bir şekilde faydalanmış, şiirlerini anlam bakımından zenginleştirmiştir. Bu çalışmada Ahmedî Divanı çok anlamlılık bakımından incelenmiştir. Divanda tespit edilen çok anlamlı sözcükler yardımıyla divan şiirinin anlam zenginliği, çok katmanlı anlam yapısı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ahmedî Divanı'nda çok anlamlılığı tespit etme amacını taşıyan bu tezde çok anlamlılık farklı başlıklar altında incelenmiş, tez örneklerden yola çıkılarak metin merkezli yürütülmüştür. Seçilen divanda çok anlamlı sözcüklerin yer aldığı örneklerin sayısal dökümü, tablolar ve şekiller halinde verilerek genel durum istatiksel olarak ortaya konulmuştur. Anahtar kelimeler: divan şiiri, Ahmedî, Divan, çok anlamlılık.
Mahmut Yesari'nin tiyatro eserleri üzerine tematik bir inceleme
Bu çalışma, Mahmut Yesari'nin kaleme aldığı tiyatrolarından seçilmiş eserleri üzerine tematik bir incelemeyi hedeflemektedir. Yazarın eserlerini oluşturmada göz önünde bulundurduğu temaların tespitinin ve tasnifinin daha iyi yapılabilmesi için yazarın yalnızca ulaşılabilen telif eserleri üzerinde incelemelerde bulunulmuştur. Mahmut Yesari, çeşitli türlerde yazmış olduğu eserleri ile döneminde adından çokça söz ettirmiştir. Tespit edilebilen eserlerinin toplamı yüzü geçmiş olmasına rağmen ölümünden sonra gereken değeri görmemiştir. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar ışığında Yesari'nin sanatsal değeri fark edilmeye başlanmıştır. Realist üslubunun ilhamını gündelik yaşamdan alan Mahmut Yesari için gözlem her şeydir. Dolayısıyla onun tiyatrolarında gündelik yaşamda karşılaşılan insanlar ve mümkün olabilecek trajikomik hadiseler, belirli temalarla ustalık ve titizlikle işlenmiştir. Çalışmamızın amacı, söz konusu temaları -yazarın tiyatro görüşünden de hareketle- bilimsel bir yöntem ile tespit ve tasnif etmektir. Amaçlar ışığında yazarın seçilmiş telif eserleri, edebiyat kuramlarının yöntemlerine uygun bir şekilde incelenmiş ve tasnifleri sağlanmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda Mahmut Yesari'nin tiyatro anlayışı, eserlerinde yer verdiği temalar ve bunların gündelik yaşam ile ilişkisi ile ilgili hususlarda gelecekte yapılacak olan çalışmalara katkı sağlayabilecek belirli veriler elde edilmiştir.
Şeyh Ömer Efendi Risâletü'l-Esrâr (Metin 1b-46a YK)
Bu çalışmamızın temel amacı, kültürel miras olarak gördüğümüz yazma eserlerimizden biri olan Risâletü'l-Esrâr adlı eseri, çeviriyazı ile okuyarak gerek bilim dünyasına katkı sağlamak gerekse gelecek kuşaklara aktarmaktır. Çalışmamızda Şeyh Ömer Efendi'nin düzyazı olarak kaleme aldığı Risâletü'l-Esrâr adlı tasavvufi eseri incelenmiştir. Giriş, metin ve tıpkıbasım olmak üzere üç bölüm hâlinde tasarlanan çalışmamızın giriş bölümünde Risâletü'l-Esrâr tarzında yazılmış eserler hakkında bilgi verilmiş ve fasılların özeti yapılmıştır. Metin bölümünde, metni hazırlarken imla ve şekil özellikleri konusunda nasıl bir yol izlendiği maddeler hâlinde yazılmıştır. Yine aynı bölümde transkripsiyonlu metin ve derkenarlar da yer almıştır. Son bölümünde ise eserin tıpkıbasımı verilmiştir. Bu tez ile bugüne kadar üzerinde çalışılmamış olan Risâletü'l-Esrâr adlı eseri bilim dünyasına sunmuş bulunmaktayız. Anahtar Kelimeler: Şeyh Ömer Efendi, Risâletü'l-Esrâr, Tasavvuf
Şeyh Ömer Efendi Risâletü'l-Esrâr (Metin 46a-91b YK)
Bu çalışmada, Şeyh Ömer Efendi'nin Risâletü'l-Esrâr adlı eserinin 46a-91b varakları incelenmiştir. Tezimizin hazırlanma amacı, Risâletü'l-Esrâr'ın çeviri yazı ile aktarımını yaparak daha önce üzerinde hiçbir çalışma yapılmayan bu eseri insanların dikkatlerine sunmaktır. Çalışmamızı; giriş, metin ve tıpkıbasım olmak üzere üç bölüm halinde hazırladık. Giriş bölümünde "Risâletü'l-Esrâr Tarzında Yazılmış Eserlere Genel Bir Bakış" başlığı altında risalenin ne olduğu, tarihsel gelişimi hakkında bilgi verilmiş, tasavvufi bir risale olan Risâletü'l-Esrâr tarzında yazılmış eserler incelenmiştir. Yine giriş bölümünde "Risâletü'l-Esrâr'ın İçeriği" başlığında fasılların özeti verilmiştir. Metin bölümünde; öncelikle dil ve imlada nasıl bir yol izlediğimiz "Dil ve İmlada İzlenilen Yol" başlığında açıklanmış, daha sonra metin verilmiş, son olarak da derkenarlar metne dâhil edilmeyerek ayrı bir başlık altında yer almıştır. Tezimizin üçüncü bölümünü de "tıpkıbasım" oluşturmuştur. Anahtar Kelimeler: Şeyh Ömer Efendi, Risâletü'l-Esrâr, Tasavvuf
Türk romanında şehir (1872-1923)
Roman türünün ortaya çıkışıyla birlikte anlatmaya bağlı metinler içinde önemli bir yer tutmaya başlayan mekân; şehir bileşenleri üzerine kurulu, çok yönlü bir yapıyı esas alır. Karakter yaratma ve ona dair izlenim kazandırma gayesi üzerine kurulu klasik romanlarda, şehir, roman karakterini yansıtma açısından önem arz eder. Türk edebiyatında 1872-1923 yılları arasında yayınlanmış romanlarda şehir olgusunun ele alındığı bu çalışma, modernleşme hareketlerinin olumlu ve olumsuz etkileri bağlamında şehrin estetik ve kültürel dokusunu incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, insan-mekân etkileşiminin şehrin işlevine ve diline etkilerini gündelik yaşam ve tarihsel dekor üzerinden ortaya koymaya çalışmaktadır. Belirlenen amaçlar doğrultusunda söz konusu dönemi kapsayan romanlar, roman inceleme yöntemleri kapsamında taranmış, çeşitli tespitler yapılmıştır. Elde edilen bilgi ve bulgular, kronolojik ve mukayeseli bir yöntem çerçevesinde tasnif edilmiş, belirli sonuçlara ulaşılmıştır. Yapılan inceleme ve tasnifler sonucunda ulaşılan sonuçların, Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Türk romanında şehir-kültür-medeniyet etkileşiminin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Osman Nerves Divanı'ndaki telmih unsurları
Telmih, Divan şiiri geleneğinde şairlerin sıklıkla başvurduğu edebî sanatlardan biridir. Telmih sanatı özü itibariyle, şairin şiirlerinde dinî, tarihî, mitolojik şahsiyetlere, hadiselere ve hikâyelere yaptığı dolaylı ve doğrudan göndermeleri ihtiva eder. Bu çalışmada, Osman Nevres Divanı'nda yer alan telmih unsurları ele alınmıştır. İncelediğimiz Osman Nevres Divanı, hem uzun bir geçmişe sahip Divan edebiyatı kültürünün güçlü izlerini hem de yaşadığı dönemin estetik anlayışını yansıtan telmihler içermektedir. Tez çalışması üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde telmih sanatına ilişkin olarak kapsamlı bir kuramsal çerçeve oluşturulmuş, telmihin özelliklerine, çeşitlerine ve benzer edebî sanatlarla ilişkisine değinilmiştir. Daha sonra Osman Nevres'in yaşamı, edebî kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmanın inceleme bölümünde şairin divanda yer verdiği telmih unsurları, dinî unsurlara ve din dışı unsurlara telmihler olmak üzere iki ana gruba ayrılmıştır. Ağırlıklı olarak din dışı unsurlara telmihlerin yer aldığı eserde tarihî, mitolojik ve efsanevî unsurlar incelenmiş, seçilen örnek beyitler bugünün diline çevrilip açıklanmıştır. Beyitlerdeki telmihlerin metne kattığı estetik ve anlamsal derinlik ele alınmıştır. Sonuç bölümünde, Divan edebiyatının son dönem temsilcilerinden Osman Nevres'in divanı içerisindeki telmih kullanımlarında gelenekle bağı ve kendi özgün üslubuyla bu sanatı nasıl işlediğine değinilmiştir. Nevres'in Divanı'ndaki telmihler aracılığıyla kadim şiir anlayışını nasıl sürdürdüğü ve zenginleştirdiği değerlendirilmiştir. Bu çalışma, Osman Nevres Divanı'ndaki telmih unsurlarını ele alarak klasik Divan edebiyatı araştırmalarına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Bazı divanlardan örneklerle 18. yüzyılda binit
Binitler toplum hayatının temel unsurları olarak sosyal hayat içerisinde etkin bir şekilde yer almışlardır. Bu durum insanoğlunun binit olarak kullandığı hayvanları evcilleştirdiği günden bu yana bu şekilde süregelmiştir. Şairler ise toplum hayatının dışında olan insanlar olmadıkları için toplumda var olan bu sosyal hayat unsuruna şiirlerinde yer vermişlerdir. Bu çalışma 18. yüzyılda yazılmış olan 16 divandan ve bir mesneviden hareketle oluşturulmuştur. Basılmış divan ile halen tez halinde olan divan ve mesnevi metinleri göz önünde bulundurularak, bu metinlerde yer alan binitle ilgili malzemeler tespit edilmiştir. Bu dönem şairlerinin eserlerinde binit olarak daha çok canlı binit sınıfında değerlendirilen atı ve at ile ilgili kavramları kullandıkları tespit edilmiştir. Şiirlerde, binitlere daha çok sevgilinin kullanmış olduğu bir vasıta olduğu için değer verildiği görülmüştür. Ayrıca binit ile ilgili kavramların ortak bir kullanım şekli oluşturduğu bu kavramlarla ilgili ortak terkip ve teşbihlerin kullanımından anlaşılmaktadır. Binit, incelenen şiirlerde; sevgilinin kullandığı araç ve bu aracın sevgiliyle ilişkilendirilmesi bağlamında kullanılmıştır. Diğer yandan binitler birer savaş aracı olmaları yönünden de şairler tarafından şiirlerine alınmıştır. Bazı şairlerin sevgilinin özelliklerini binitler için sıfat olarak kullandığı da görülmüştür. Anahtar sözcükler:1. 18. yy. divan şiiri, 2. Binit, 3. Divan.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, K0446 numaralı Şiir Mecmuası
Klasik Türk edebiyatı açısından önemli bir yere sahip olan mecmualar sayesinde, günümüzde bilinen ya da bilinmeyen birçok şairin şiirleri gün yüzüne çıkarılır. Mecmualar genellikle yazarın zevkine göre topladığı manzum, mensur ya da manzum-mensur karışık metinlerden oluşmaktadır. Bu çalışmanın amacı 98 varaktan oluşan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı K0446 numaralı mecmuayı, mecmuaların sistematik tasnifi projesi kapsamında incelemektir. 1b-98a yaprakları arasında Arap harfleriyle oluşturulmuş metin, transkripsiyon yöntemi ile Latin alfabesine çevrilmiştir. Mecmuada, genel olarak gazel, kaside, müseddes ve tahmis gibi nazım şekilleri yer almaktadır. Bu şiirler genellikle dinî-tasavvufî konularda yazılmıştır. Mecmuanın 45a-45b-46a varaklarında ise nesir kısımlar mevcuttur. Nesir bölümlerinden birinde kahve ile ilgili bilgi verilmiştir. Birinde Hacı Bektaş Veli'nin bir şiirinin şerhi yapılmıştır. Bir diğerinde ise Kuran'dan ayetlere yer verilmiştir. Sonuç olarak, mecmuada toplam 58 şaire yer verildiği görülmüştür. Bunun yanında mecmuada toplam olarak 235 şiir tespit edilmiştir. Çalışmamızda elde ettiğimiz en önemli sonuç ise Aşık Ömer'in basılı divanında yer almayan ancak mecmuada yer alan iki şiirini edebiyat dünyasına tanıtmak olmuştur.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet, YZ_K_0233 numaralı şiir mecmuası
Bu çalışmanın amacı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı Yz_K_0233 numaralı mecmuayı incelemektir. Klasik Türk edebiyatı metinlerinin günümüze ulaşmasında önemli bir role sahip olan mecmualar, gerek dönemin edebî zevkini yansıtması gerek divanlarda yer almayan şiirleri veya tanınmamış şairleri ortaya çıkarması bakımından edebiyat araştımacıları için vazgeçilmez kaynaklardandır. Belli bir eğitim düzeyine sahip kişilerce oluşturulan bu metinler, manzum veya mensur olabildiği gibi manzum-mensur karışık da olabilirler. Çalışmamıza konu olan yazma metin de manzum-mensur karışık oluşturulmuş bir mecmuadır. 1b-71b yaprakları arasında Arap harfleriyle oluşturulmuş metin, transkripsiyon yöntemi ile Latin alfabesine çevrilmiştir. Mecmuada yer alan şairlerin şiirleri basılı divandakilerle karşılaştırılmıştır. Şiirlerdeki farklılıklar ile şairlerin divanlarında yer almayan şiirleri dipnotlarda gösterilmiştir. Mecmuada yer alan nesir bölümlerindeki Arapça kısımların Türkçe anlamları dipnotlarda belirtilmiştir. Yine nesir bölümlerinde yer alan Kur'an ayetleri, mealleri ile birlikte sure ismi ve ayet numaraları ile gösterilmiştir. Çalışma sonucunda 71 varaktan oluşan mecmuada toplam 44 şaire ait 157 şiir tespit edilmiştir. Bu şiirler gazel, kaside, muhammes, kıt'a gibi çeşitli nazım şekillerinden oluşmaktadır. Mecmuadaki nesir kısımları ise çeşitli dinî bilgiler içeren metinlerden oluşmuştur. Anahtar Kelimeler: mecmua, klasik, edebiyat, şiir, nesir.
Afşinli Aşık Penahi Emirlioğlu hayatı, sanatı ve eserleri
Âşıklık geleneği kendine has kuralları ve icrası olan Türk kültürünün yaşayan en önemli hazinelerinden biridir. Âşıklar yaşadıkları dönemde halkın arzularını, duygu ve düşüncelerini, estetik, kültürel ve siyasi değerlerini eserlerine yansıtmışlardır. Bu anlamda âşıklık geleneğinin yaşatılmasında âşıkların yeri önemlidir. Âşık Penahi'nin usta çırak eğitiminde yetişerek kendinin çıraklar yetiştirerek âşıklık geleneğinin günümüzde yaşayan bir temsilcisi olduğu tespit edilmiştir. Bu tezde öncelikle Kahramanmaraş ili Afşin ilçesi âşıklık geleneğinin temsilcileri, geleneğin yaşadığı ortamlar ve geleneğin güncel durumu hakkında bilgiler verilmiş daha sonra Afşin ilçesi âşıklık geleneği içinde yetişen Âşık Penahi'nin hayatı, sanatı, eserleri, eserlerinin işlevi, yaratım ve aktarım bağlamları incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Âşık, Âşıklık Geleneği, Kahramanmaraş, Afşin, Penahi Emirlioğlu.
Erdemli'de halk hekimliği uygulamaları ve inanışları
Bu çalışmada, Türk halk bilimi bir kültür bilimi olarak kendine özgü kuram ve yöntemlerle incelediği doğa ve dünyayla ilgili bilgiler olan hekimlik, ocaklık, baytarlık başlıkları kapsamında Mersin ili Erdemli ilçesi, halk hekimliği uygulamaları ve inanışlarıyla sınırlandırılmıştır. Çalışma alanındaki halk hekimliği ile ilgili uygulamalar ve yöntemler derlenip, sınıflandırılarak incelenmiştir. Halk bilimi çalışma alanının ana dikkati olan insan, oluşturduğu halk bilgisi ürünlerini var oluştan itibaren birçok geleneksel ritüelleri ve uygulamaları, birincil sözlü hafıza olarak ifade ettiğimiz dönemlerden kültürel kalıtım ve aktarım vasıtasıyla günümüze kadar getirmiştir. Bu açıdan halk bilimi terimi, odak noktasında insanı dolayısıyla da oluşturduğu kültürünü ele alan, birçok bilim dalı ile disiplinler arası ilişkisi olan bir bilim dalı olmuştur. Tarih, sosyoloji, felsefe, psikoloji, kimya, hukuk, sanat tarihi, veterinerlik, tıp ve teoloji bu bilim dallarına örnektir. Kültürün sürekliliği kadar değişmesi ve bu değişmeye neden olan siyasal, ekonomik, teknolojik ve psikolojik etmenleri tespit etmenin yanı sıra, çözümlemek halk bilimi alanının çalışma gerekçesidir. Bu çalışmada tespit edilen halk hekimliği tedavi bilgileri, uygulamaları ve inanışları eski Türk inanış sistemi uygulamalarıyla olan bağlantıları ve paralelliği ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Çalışmada, Türkistan sahasındaki inanış ve kültür yapısının çok belirgin izleri tespit edilmiştir. Sonuç olarak, halkın hastalıkların tespiti ve tedavisinde içinde doğup büyüdüğü ve benimsediği kültürün nitelikleriyle çözümler aradığını, ihtiyaç duyduğunda da bu kültürel kalıtımları dönüştürerek, yeni şekillerle üretip güncelleyerek kullandığı görülmüştür.
Kıpçak Türkçesinden Kazak Türkçesine anlam değişmeleri
Doğadaki her şey gibi dil de kendini yenilemektedir. İnsanlar arasında temel iletişim aracı olan dilin bünyesindeki bu değişiklikler, başlangıçtan günümüze kadar araştırmacıların dikkatini çekmiştir. Bu çalışmada, Eski Kıpçak Türkçesinden Kazak Türkçesine anlam değişmeleri ele alınmıştır. Çalışmada, öncelikle Kıpçak Türkçe-sinde kullanılmış, Kazak Türkçesinin bugünkü yazı dilinde kullanılmayan kelimeler tespit edilmiştir. Daha sonra, Kıpçak Türkçesi – Kazak Türkçesi ortak kelimeleri tespit edilerek bu kelimelerin Kazak Türkçesinde kullanılan anlamları, anlam bilimi (anlam daralması, anlam genişlemesi, başka anlama geçiş, anlam iyileşmesi ve anlam kötüleşmesi) açısından Kıpçak Türkçesi ile karşılaştırılarak incelenmiştir. Çalışmada, Kıp-çak Türkçesi için Recep Toparlı'nın "Kıpçak Türkçesi Sözlüğü"'nde yer alan kelimeler, Kenan Koç'un "Kazakşa Türikşe Sözdik ve Türikşe Kazakşa Sözdik" adlı eserleriyle karşılaştırılmıştır. Ortak olan kelimeler tespit edilip anlam değişikliği bakımından Kıpçak Türkçesi – Kazak Türkçesi şeklinde karşılıklı verilmiştir. Ayrıca ortak kelime-ler, gerek duyulduğunda "қазақ тілінің түсіндірме сөздігі (Ḳazaḳ Tiliniñ Tüsin-dirme Sözdigi)" ile anlam kapsamı açısından da karşılaştırılmıştır. Kıpçak Türkçesi – Kazak Türkçesi ortak kelimeler tespit edilirken dilin canlı bir varlık olduğu göz önünde bulundurularak tarama yapılmıştır. Elde edilen ortak kelimeler sadece anlam değişmeleri bakımından incelenmiş, kelimelerin köken bilgisine değinilmemiştir.
Alev Alatlı'nın romanlarında metinlerarasılık
Metinler oluşum süreçleri itibariyle kendilerinden önce gelen metinlerden izler taşımakla birlikte kendilerinden sonra gelecek metinlere de etki etmektedirler. Yazıya geçirildiği andan itibaren yazarından bağımsızlaşarak okur vasıtasıyla dolaşıma giren metinler metinlerarası ilişkiler ağının bir parçası hâline gelmektedirler. Başka metinlerden izler taşımakla birlikte her metin özgün birer metin olarak varlığını devam ettirmektedir. Postmodernist romanın kurgusunu oluşturan öğelerin başında gelen metinlerarası imleme yöntemleri, romanın üstkurmaca yapısındaki katmanları oluşturan öğeler olarak varlık göstermektedir. 1980 sonrası Türk romanında romancılığıyla kendinden söz ettiren Alev Alatlı entelektüel birikiminin etkisiyle romanlarında metinlerarası yöntemlere sıkça yer veren yazarlardan biridir. Yayımlanan on üç romanından elde edilen bulgular doğrultusunda özellikle alıntı, gönderme, montaj, epigraf ve anıştırma yöntemlerine başvurduğu görülmüştür. Elde edilen bulgular doğrultusunda romanlara dair yorumlara yer verilmiş ve belirli sonuçlara ulaşılmıştır.
Muzaffer İzgü'nün hikâyelerinde sosyal meseleler
Muzaffer İzgü; 1970'li yıllardan itibaren Türkiye'nin sosyal hayatına yön veren ekonomi, kültür, siyaset, sağlık, bürokrasi, ahlaki yozlaşma gibi meseleleri ele almıştır. Bu çalışmanın amacı, Muzaffer İzgü hikâyelerinde yer alan sosyal meselelerin, bütüncül bir bakış ve sistematik bir tasnifle nitelikli bir çerçevede ele almaktır. Muzaffer İzgü, yaşadığı dönemde ve ölümünü müteakiben eserleri üzerine kapsamlı değerlendirme yapılan sanatçılarımızdan değildir. Ancak aradan geçen zaman zarfında, Muzaffer İzgü üzerine yapılan çalışmalar sayıca artmış ve İzgü'nün sanatçılığı çeşitli açılardan değerlendirilmiştir. Bu çalışmada Muzaffer İzgü'nün hikâyelerindeki sosyal meseleler, toplumsal olguların dinamiğini oluşturan kavramlar çerçevesinde tümevarımcı bir yöntem ile analiz edilmiştir. Çalışma nitel bir araştırma özelliği taşımakta olup birincil veri kaynaklarından yararlanılarak oluşturulmuştur. Anahtar Sözcükler: Muzaffer İzgü, Edebiyat, Kara Mizah, Çocuk Edebiyatı, Hikâye.
Romancı yönüyle Cemil Kavukçu
Cemil Kavukçu, 1980 sonrası gelişen Türk edebiyatının önemli yazarlarından biridir. Öykü, roman, deneme, anı, çocuk edebiyatı gibi türlerde eserler veren sanatçı, daha çok öykü türünde kaleme aldığı eserleriyle tanmış ve "öykücü" sıfatına mazhar olmuştur. Üretken bir yazar olan Cemil Kavukçu, eserlerinde kullandığı dil ve üslup açısından Sait Faik, Memduh Şevket Esendal, Oğuz Atay gibi isimlerin etkisinde kalır. Bunun yanında, edebiyatımızın birçok türünde eser verebilecek yetkinliğe ve bakış açısına sahip olan Kavukçu'nun daha çok öykü türünde kaleme aldığı metinleri inceleme ve araştırma konusu edilmiştir. Bu durum, yazarın "romancı" kimliğinin arka planda kalmasına neden olmuştur. Cemil Kavukçu, 1998 yılından itibaren Dönüş romanıyla, altı öykü kitabından sonra yeni bir türe geçiş yapar. Dönüş'ün ardından 2004 yılında Suda Bulanık Oyunlar'ı kaleme alan yazar, 2005 yılının Aralık ayında yayımladığı Gamba romanıyla kendisi için yeni bir tür olan romanda olgunlaşma evresine geçer. Yazarın Türk edebiyatı ekseninde, öykü türündeki başarısı yadsınamaz bir gerçektir. Fakat, Kavukçu'yu tek bir tür yazarı olarak düşünmek, kendisine ve yazarlığına bir haksızlık oluşturur. Nitekim, onun üç romanı olan Dönüş, Suda Bulanık Oyunlar ve Gamba romanını, bilimsel ve edebî açıdan incelemek, edebiyat tarihimiz ve yazarın romancı kimliği açısından önemlidir. Bu açıdan bakıldığında, araştırmamızın konusu, yüksek lisans tezine başlığını veren Cemil Kavukçu'nun romancı yönü ve romanları olacaktır. Çalışmamızın giriş bölümünde, öncelikli olarak Batı edebiyatında roman türünün doğuşu ve gelişiminden söz edilecektir. Arkasından roman türünün Türk edebiyatındaki tarihi seyri üzerinde durulacaktır. Giriş kısmında, özellikle Cemil Kavukçu'nun içerisinde bulunduğu 1980 sonrası Türk romanı, modern/postmodern roman kavramları üzerinde durulacaktır. Birinci bölümde ise, ilk etapta, Cemil Kavukçu'nun yaşamı üzerinden doğumuna, çocukluk ve gençlik yıllarına, ailesine, evliliğine ve iş hayatına değinilecektir. Bu kısımlarda, sanatçının yazarlığını ve edebî kişiliğini etkileyen unsurlardan söz edilecektir. Ardından Kavukçu'nun edebî kişiliği açıklanacak ve son olarak yapıtlarına yer verilecektir. İkinci bölümde, tezin asıl inceleme konusunu oluşturan, Cemil Kavukçu'nun kaleme aldığı Dönüş, Suda Bulanık Oyunlar ve Gamba romanları üzerinde durulacaktır. Romanların detaylı ve sistemli bir şekilde tahlili yapılacak, Kavukçu'nun romancı hüviyeti ortaya konacaktır. Tahlil esnasında, bilimsel ve edebî açıdan Şerif Aktaş'ın ve Nurullah Çetin'in roman çözümleme yöntemlerinden yararlanılacaktır. Anahtar Kelimeler: Cemil Kavukçu, roman, tahlil, Dönüş, Suda Bulanık Oyunlar, Gamba
Behçet Necatigil'in eserlerinde mekân poetikası
Behçet Necatigil, ilk şiir kitabı Kapalı Çarşı'dan vefatına kadar, otuz yılı aşkın bir süre boyunca yazın hayatı içinde yer almıştır. Bu süreçte birçok şiir kitabı, çeviri, radyo oyunu yayınları yapmış olan sanatçı, eserinde Divan şiiri geleneğinden ve halk anlatısı motiflerinden beslenerek çağdaş bir şiir tutumu benimsemiştir. Sanatçı kimliğinin yanında bir öğretmen olan Necatigil, yaşamını ev ve okul arasında daraltmış; bunu kendi isteğiyle yapmıştır. Eserlerinde yer alan konuları da evlerden, yakın çevreden, bilhassa büyük şehirde yaşam mücadelesi veren orta halli vatandaşlardan seçmiştir. Behçet Necatigil, edebiyatımızda 'evler şairi' olarak anılır. Eserlerinde ön plana çıkan mekân ev olsa da Necatigil, gerçek yaşamı merkeze alan şiirlerinde, yaşamın sürdürüldüğü pek çok mekânı ele alır; bu mekânları şiirlerinde yeniden inşa eder. Bu çalışmanın amacı, Behçet Necatigil'in şiirleri ve düzyazılarında yer alan mekânları tespit ve tasnif etmek; bu mekânların poetik açıdan nasıl ele alındığını açıklamaya çalışmaktır. Mekân tasnifi konusunda herkes tarafından kabul gören bir tasnife tesadüf edilememektedir. Bu sebeple yaptığımız bu tasnifin değiştirilebilir, geliştirilebilir veya eleştirilebilir olduğunu kabul etmekteyiz. Çalışmanın giriş bölümünde mekân ve poetika kavramları açıklanmış, mekan poetikasının ne olduğu ele alınmıştır. Behçet Necatigil'in eserlerindeki mekân, şiirlerinde mekân poetikası ve düzyazılarında mekân poetikasını ele alınacak şekilde iki ana bölümden oluşmaktadır. Şiirlerindeki mekânlar belli ölçütler göz önüne alınarak başlıklara ayrılmış ve bu mekânlar şiirlerle örneklendirilmiştir. Düzyazılarındaki mekânlar ise mektuplarındaki ve radyo oyunlarındaki mekânları ele alacak şekilde iki başlığa ayrılmış, burada tespit edilen mekânlar da örneklerle açıklanmaya çalışılmıştır.
Türk destan evreninde oyun üzerine bir inceleme
Bu çalışmada varyantlaşan Türk epik destanlarında oyun ve oyunla ilgili kavramlar ele alınmıştır. Çalışmanın amacı, Türk epik destanlarında geçen oyunların kültürel arka planını incelemek, tespit edilen oyunların bağlamını, yapısını, işlevini ve destan kurgusunda oyunun yerini belirlemektir. Çalışma "Giriş" ve yedi bölümden oluşmaktadır. "Giriş" bölümünde destan ve oyun kavramları, oyunun özellikleri ve unsurları, oyunun kamlık ve kültürel bellekle ilişkisi ele alınmıştır. Çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden doküman tarama ve karşılaştırma teknikleri kullanılarak Türk destanlarındaki oyunlar incelenmiştir. Bu çalışma, metin merkezli kuramlardan "Yapısalcı", "Bağlamsal" ve "İşlevsel" halkbilimi kuramlarını dâhil ederek destanlardaki oyunları analiz etmeyi amaçlamaktadır. "Destanlarda Adı Geçen Oyunlar" başlığında, destanlarda tespit edilen kırk farklı oyunun oynanma biçimleri verilmiştir. "Bağlam Açısından Oyunlar" başlığında, oyunlar; oynanma amacı, zamanı, mekânı ve oyuncularına göre ele alınarak sınıflandırılmıştır. Bu bölümde destanlarda geçen oyunlar, çocuk ve oyun ilişkisi yanında geçiş dönemlerinde, avda, konuk ağırlamada, mevsimlik bayramlarda, kağan tayininde ve savaşlarda tuttuğu yer açısından incelenmiştir. "Anlam Açısından Oyunlar" başlığında oyunlar, TDK'nin oyun tanımındaki anlamlarından yola çıkılarak eğlence, sınama ve yarış, kumar, hile, dans, tiyatro olarak değerlendirilmiştir. "Destanlardaki Oyunların Yapısı" başlığında; oyun adı, oyuncular, oyun araçları/oyuncak, oyunların icra ortamları, ödül ve ceza unsurları incelenmiştir. Destan metinlerindeki bağlamlarıyla sınırlı olmak üzere tespit edilen oyunların işlevleri "Destanlardaki Oyunların İşlevleri" başlığında verilmiştir. "Destan Kurgusunda Oyunun Yeri" başlığında oyunlar kişiler, olay, mekân, zaman, anlatıcı/dinleyici ve epik kurallar çerçevesinde incelenerek oyunun destan kurgusunda önemli bir yere sahip olduğu görülmüştür. Oyunların destan kurgusundan ayrı düşünülemeyecek bir rolü bulunmaktadır. Ayrıca destanlardaki oyunların bağlam, yapı, işlev açısından değerlendirilebileceği görülmüştür. Anlatıyı oluşturan yapının, oyuna da uygulanabileceği ve oyunun bağlamının, anlamı oluşturmada temel rol oynadığı sonucuna varılmıştır. Türk epik destanlarındaki oyunlar; oyun, yapı, bağlam, işlev açısından bir bütün hâlinde değerlendirilerek kurgu boyutunda oyunun destan ile ilişkisi ortaya konulmuştur. Oyunlar; destanlardaki olayı, ana karakterini, ana hikayesini etkilemektedir. Destan kurgusu, destan kahramanlarının oynadığı oyunlara bağlı olarak değişebilmektedir.
Şevket Bulut'un hikâyelerinde yapı ve tema
Türk hikâye yazarlarından Şevket Bulut, ilkokulu Kilis'te tamamladıktan sonra sınavlarını kazandığı Adana Yapı Enstitüsü'nde lise öğrenimini sürdürür. Şiir yazmaya lise yıllarında başlar. Metnini kendisinin yazdığı piyeslerde rol alır. Yükseköğrenimini Erzurum Gündüz Tekniker Okulu'nda tamamlayan Bulut, Maraş Milli Eğitim Müdürlüğünde İnşaat Büro Şefi olarak göreve başlar. Edebiyat çalışmalarına şiirle başlayan Bulut, bu alanda başarılı olamadığını düşünerek hikâyeye yönelir. Bu çalışmada hikâyenin gelişim süreci hakkında bilgiler verildikten sonra, Şevket Bulut'un hayatı anlatılmıştır. Bir dünya savaşı, üç darbe ve Maraş Olayları'nın da yaşandığı çalkantılı dönemlerde eserlerini kaleme alan Bulut' un yayımlanan sekiz hikâye kitabında yer alan 113 hikâyesi yapı ve tema bakımından incelenmiştir. Maupassant, Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Memduh Şevket gibi hikâyecilerden etkilenen Şevket Bulut, olay hikâyeleri yazmıştır. Hikâyelerinde Anadolu gerçeğini ruhçu gerçekçi bir bakış açısıyla kaleme almış ve Güneydoğu Anadolu yöresi insanını başarıyla işlemiştir. Hikâyelerinde atasözü, deyim, halk hikâyeleri, vecizeler, efsaneler, halk inanışları geniş yer tutar. ANAHTAR KELİMELER: Şevket Bulut, Hikâye, Olay Hikâyesi. Ocak 2023, 124 Sayfa
S. K. Yazma Bağışlar 2388/11 numarada kayıtlı şiir mecmuası (1a-30a) (Transkripsiyonlu metin-MESTAP tablosu)
Çalışmanın konusu Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar 2388/11 numarada kayıtlı şiir mecmuasıdır. Mecmuanın 1a-30a varakları bu çalışmanın kapsamındadır. Çalışmada öncelikle mecmuanın tanımı yapılmış, şiir mecmuaları ve öneminden bahsedilmiştir. Daha sonra mecmuanın nüsha tavsifi yapılmış; mecmuanın muhtevâ, dil ve yazım özelliklerinden bahsedilmiştir. Ayrıca şairlerin kullandıkları nazım biçimleri ve sayısı, şairlerin yaşadıkları yüzyıllar ve biyografileri incelenmiştir. Ardından metinde izlenen yol, transkripsiyon harflerine aktarılmış karşılaştırmalı metin ve MESTAP'a göre mecmuanın tasnif tablosu verilmiştir. Mecmuada 2 mensur 331 manzum olmak üzere toplam 333 metin bulunmaktadır. Bu metinler mecmuaya 1'i arz-ı hal olmak üzere 2'si mensur; 331'i ise kaside, gazel, müstezad, kıt'a, nazm, mesnevi, rubai, muhammes, tahmis, müseddes, tesdis, müsebba', müsemmen, mu'aşşer, terci-i bend, müfred, mısra-ı âzâde, şarkı, türkü olmak üzere 19 farklı nazım biçiminde kaydedilmiştir. Mecmuada şiirleri yer alan toplam 87 şair bulunmaktadır. Bu şairlerinin yaşadıkları yüzyıllar 13.- 19. yy. arasında değişim göstermektedir.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın eserlerinde aforizmalar
Aforizma, ilk çağlardan beri kullanılan etkili bir anlatım şeklidir. Kökenleri Eski Yunan medeniyetine kadar dayandırılan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Yazılan aforizmalar üzerinden ve yapılan tanımlardan yola çıkarak; Aforizma yaşadığımız şu hayatta kişinin edinmiş olduğu tecrübelerin, çıkarımların, önermelerin, bilgilerin keskin bir gözlem ve ifade gücü ile ortaya koymuş olduğu daha çok, kısa ve öz olarak söylenmiş yahut yazılmış hatta seçilmiş etkili bir söz söyleme sanatıdır. Aforizma Türk edebiyatına Tanzimat Edebiyatı ile girmiş olsa da Tanzimat'tan önceki edebiyatımızda; kelâm-ı kibar, vecize, özdeyiş, icaz vd. olarak bilinir. Türk edebiyatında eskilerden itibaren bu tarz söz söyleme sanatı mevcuttur. Bizim bu tarz söz söyleme sanatına yabancı olmadığımızı sadece Batılılaşma serüveninde "aforizma" isimlendirmesine yeni olduğumuzu görmekteyiz. Türk edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın ortaya koymuş olduğu eserlerin bir otorite olduğu görülmektedir. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın eserlerinde kullanmış olduğu dil, sanatla beraber ortaya konmuş yoğun cümlelerdir. Eserlerinde kılı kırk yaran mükemmeliyetçiliği, sanatlı söyleyişi ve şekle vermiş olduğu önemle Tanpınar günümüzde hâlâ okunmakta, yararlanılmakta, ders kitapları olarak karşımıza çıkmaktadır. Tanpınar'ın eserlerini vazgeçilmez kılan çalışkanlığı ve zekâsının yanında bir de aforizma olan sözleridir denilebilir. Ahmet Hamdi Tanpınar, eserlerinde aforizma kullanan bir anlatım sergilemiştir. Veciz ifade tarzının yüksek olduğu eserlerinde aforizmalar sıklıkla yer alır. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hayatın her alanı ile ilgili aforizma sözleri mevcuttur ama eserlerinde insan, hayat ve şiir üzerine olan aforizmaların yoğun olduğu görülmektedir. Anahtar Kavramlar: Aforizma, Vecize, Özdeyiş, Ahmet Hamdi Tanpınar.
Kastamonu kaynaklı şiir mecmuası II
Mecmualar, edebiyat tarihimiz için gizli birer hazine gibidir. Bu hazineyi gün ışığına çıkarmak bizlere düşen önemli bir sorumluluktur. Bu bağlamda 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında Kastamonu'da tertip edildiği düşünülen şiir mecmuası incelenmiş ve edebiyat tarihimize kazandırılmıştır. Mecmuada 49 şaire ait 110 şiir tespit edilmiştir. 4 şiirde ise mahlas tespit edilememiştir. 29 şiir ilk defa bu çalışmayla yayımlanırken 85 şiirin de versiyonu oluşturulmuştur. Tespit edilen şiirlerin büyük bir kısmının Kastamonulu şairlere ait olması Kastamonulu âşıkların biyografisine katkı sağlamamıza yardımcı olmuştur. Latin alfabesine aktarılan ve incelenen mecmua Prof. Dr. Eyüp Akman'ın kişisel arşivinde yer almaktadır. Çalışma "Giriş", "Mecmuanın Tanıtılması", "Mecmuanın İncelenmesi", "Metin", "Sonuç" ve "Sözlük" olmak üzere altı ana başlıktan oluşmaktadır. Ekler kısmında ise MESTAP tablosuna, şiir dizinine, şair dizinine ve mecmuanın tıpkıbasımına yer verilmiştir. Böylece mecmuadan yararlanmak isteyen araştırmacılara kolaylık sağlanmıştır. Tezin "Giriş" bölümünde Kastamonu, "bir kültür merkezi" olarak ele alınmış ve bu merkeziyetçi yapının bir sonucu olarak 19. yüzyıl âşık edebiyatının şehirdeki durumundan bahsedilmiştir. Ardından mecmualar hakkında genel bilgi verilmiş ve bu bölüm bitirilmiştir. İkinci bölümde çalışmaya konu olan mecmua tanıtılmıştır. Üçüncü bölümde mecmua incelenmiş, mecmuada yer alan şairler hakkında kısa bilgi verildikten sonra şiirlerde yer alan muhtelif ifade ve kavramlar açıklanmıştır. Dördüncü bölümde şiirler Latin alfabesine aktarılmıştır. Burada karşılaştırmalı bir yöntem takip edilmemiştir. Dolayısıyla mecmuada yer alan şiirlerin edisyon kritiği yapılmamıştır. Daha önce divanlarda veyahut farklı kaynaklarda yayımlanmış olan şiirler dipnot ile belirtilmiştir. Üzerinde herhangi bir açıklama bulunmayan şiir ilk defa bu çalışmada yayımlanıyor anlamına gelmektedir. Çalışmanın beşinci bölümünde elde edilen sonuç ve tespitlere yer verilmiştir. Altıncı ve son bölüm olan "Sözlük" bölümüyle çalışma nihayete erdirilmiştir. Burada şiirlerde yer alan ve okuyucuyu zorlayabileceği düşünülen kelimelere yer verilmiştir.
Ayla Kutlu'nun eserlerinde mitolojik unsurlar
Türk edebiyatında 1960 sonrası eser veren yazarlarımız arasında olan Ayla Kutlu, edebiyatımıza kazandırdığı eserler ile önemli bir yere sahiptir. Eserleri, bu coğrafyanın kültüründen izler taşır. Kalemini, bu coğrafyada yaşayan ve bu coğrafyadaki geleneklerle harmanlanmış kültürümüzdeki kadınlarımıza ayna tutmak için kullanır. Bu coğrafyada kadının konumuna ve toplum tarafından kadının nasıl görüldüğünü bizlere masalsı ve destansı anlatımıyla gösterir. Bu düşüncesini eserlerinde gösterirken özellikle mitolojiden ve mitik dilden faydalandığı görülür. Mitsel dünya, onun eserlerinde büyük oranda yer bulur. Eserlerindeki karakterleri, olayları, yaşayışları mitoloji ile harmanlayarak okura sunar. Birçok farklı kültürün mitolojisine eserlerinde yer veren Kutlu, Sümer ve Yunan mitolojisini ağırlıklı olarak eserlerine yansıtır. Doğduğu ve büyüdüğü kentin etkisi ile bu coğrafyada yaşamış toplumların, kültürlerin etkisini çok iyi şekilde gözlemlemiş ve tarihi bilgisi ile birleştirerek, eserlerini kurmaca gerçeklik bağlamında oluşturmuştur. Türk edebiyatının 1960 sonrası önemli yazarları arasında yer alan Ayla Kutlu'nun eserlerinde rastlanılan mitolojik unsurlar ve bu unsurların sınıflandırılması bu tezin amacını oluşturur. Araştırmada, mit ve mitolojiye dair bilgiler verilerek edebiyat ve mitoloji bağlamında Ayla Kutlu'nun eserlerinde mitolojik unsurlar ele alınmıştır. Mit ve mitolojinin Türk ve Dünya edebiyatındaki gelişiminden bahsedilir. Ayla Kutlu'nun hayatı ve edebi yaşamı verilerek, edebi yaşamının eserlerine etkisi saptanmıştır. İncelemeye aldığımız eserlerindeki mitolojik unsurlar tespit edilerek sınıflandırılma yapılır. Eserlerinde bulunan mitolojik unsurların hangi amaç ve gerekçe doğrultusunda ele alındığına dair araştırmalar yapılarak incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda tespit edilen bilgiler, tezin içeriğinde detaylandırılarak verilir.
Edebiyat sosyolojisi bağlamında Samim Kocagöz'ün romanları
Edebiyat sosyolojisi, iki farklı disiplin olan edebiyat ve sosyolojinin imkânlarından faydalanarak ortaya çıkan disiplinlerarası bir alandır. Edebiyat sosyolojisi, edebiyatın sanatsal düzlemde toplumu anlatma gücünü ve sosyolojinin toplumsal olana dair mevcut çalışma sahasını ortak bir paydada birleştirir. Bunu sağlarken edebiyatın ve sosyolojinin kendine has özelliklerinden vazgeçilmez aksine bu özellikler edebiyat sosyolojisine zengin bir veri kaynağı sağlar. Her iki disiplinin de ortak paydası, bireyden hareketle toplumu anlamak, anlatmaktır. Her ne kadar önceki yüzyıllarda edebiyatın toplumla olan ilişkisine dikkat çekilmiş olsa da edebiyat sosyolojisinin akademik bir disiplin olarak ortaya çıkışı yirminci yüzyılı bulur. Tez çalışmasında bu konunun özellikle tercih edilmesi edebiyat sosyolojisi alanında yapılan çalışmaların az olmasına ve Türk edebiyatında toplumcu-gerçekçi çizgide yazılarını kaleme alan Samim Kocagöz'ün bu başlıkla yapılan mevcut bir çalışmasının olmamasına bağlanabilir. Bu tez çalışmasında Samim Kocagöz'ün romanlarından hareketle, edebiyatın toplumla olan bağı incelenecektir. Samim Kocagöz'ün romanları, Osmanlı Devleti'nin son döneminden başlayarak 12 Eylül 1980 darbesine kadar olan siyasi ve toplumsal olayları ele alan geniş bir zaman yelpazesine sahiptir. Romanların içeriğine bakıldığında Milli Mücadele Dönemi, çok partili yaşama geçiş, 27 Mayıs 1960 darbesi, 12 Mart Muhtırası ve 12 Eylül 1980 darbesi gibi siyasi olayların toplumsal yapıya etkisi görülecektir. Bu bakımdan Samim Kocagöz'ün romanları, edebiyat sosyolojisi çalışmaları için zengin bir kaynaktır.
Alev Alatlı'nın romanlarında toplumsal cinsiyet
Toplumsal (gender) cinsiyet; biyolojik (sex) olarak kadın ve erkek kimliğinde dünyaya gelen kişilerin, toplumun kültürel değerleri doğrultusunda kadınlık ve erkeklik rollerini benimsemelerinin sonucudur. Bu bağlamda "Alev Alatlı'nın Romanlarında Toplumsal Cinsiyet" başlıklı yüksek lisans tezinde yazarın 1985'in Ocak ayında çıkan Yaseminler Tüter mi Hâlâ adlı romanından günümüze kadar yazdığı romanları "toplumsal cinsiyet eşitsizliği" üzerinden incelenmiştir. Alatlı, romanlarında "kadın" temasını sıklıkla işlemiştir. Eserlerinde merkezî bir noktada konumlanan kadınlar genellikle düşün dünyası geniş kişilerden seçilmiştir. Özgün bir kimliğe sahip olan aydın kadınları yazar ile bağdaştırmak mümkündür. Romanlarında kurban kadına da sıklıkla yer vermiştir. Romanlarında ataerkil aile yapısı, kadın-erkek ilişkileri, yozlaşma, namus, bekâret, annelik vasfı ile kuşanan kadın ve bireyselleşememe gibi konular toplumsal cinsiyet eşitsizliği yönünden işlenen önemli izleklerdir. Dolayısıyla Alatlı, kaleme aldığı romanlarda toplumların sosyo-kültürel yapılanmalarını da toplumsal cinsiyet yönünden irdeler. Toplumun kişilere biçtiği tutum ve davranışların cinsiyet inşasındaki rolüne değinir.
El-Bâbûsü'l-Vasît Fî Tercümeti'l-Kâmûsu'l-Muhît (11/a-15/b, 53/a-72/b, 150/a-152/b, 215/a-246/a)
Üzerinde yüksek lisans çalışması yaptığım bu eser, Merkezzȃde Ahmed Efendi tarafından el-Kâmûsü'l Muhît temelinde meydana getirilen el-Bâbûsü'l-Vasît Fî Tercümeti'l-Kâmûsu'l-Muhît isimli Arapça-Türkçe sözlüktür. Sözlük, 950/ 1543'te tamamlanmış, Kanuni Sultan Süleyman'a sunulmuş olup 312 varaktır. El-Bȃbûs, "Fi'l-Müfredȃt" ve "Fi'l-Murekkebȃt" olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. 11 nüshası olan eser, yazıldığı dönem olan Eski Anadolu Türkçesinin dil özelliklerini ve döneminin sözlük anlayışını göstermesi bakımından önemlidir. Çalışmamız, Atıf Efendi Kütüphanesi, Atıf Efendi Bölümü 2692 numaralı müellif nüshasının 11a-15b, 53a-72b, 150a-152b, 215a-246a varakları arasını kapsamaktadır. Çalışma, üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışma hakkında genel bilgilere, Eski Türkçeden Eski Anadolu Türkçesine kadar tarihi devirlere, sözlük ve sözlük türlerine, Türk sözlükçülük tarihine ve literatür özetine yer verilmiştir. İkinci bölümde, Merkezzâde Ahmed Efendi'nin hayatı, eserleri ve el-Bâbûsü'l-Vasît Fî Tercümeti'l-Kâmûsu'l-Muhît'in özellikleri tanıtılmıştır. Üçüncü bölümde el-Bâbûsü'l-Vasît Fî Tercümeti'l-Kâmûsu'l-Muhît'in transkripsiyonlu olarak Latin harflerine aktarımı yapılmıştır. Çalışmanın sonununa el-Bâbûsü'l-Vasît Fî Tercümeti'l-Kâmûsu'l-Muhît'in tıpkıbasımı eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Eski Türkçe, Eski Anadolu Türkçesi, 16. yüzyıl, Sözlükçülük, Merkezzâde Ahmed Efendi, el-Bâbûsü'l-Vasît Fî Tercümeti'l-Kâmûsu'l-Muhît.
Bir anlatım unsuru olarak 'parçalanma' ve 1970 sonrası Türk romanına yansıma biçimleri
Rönesansla birlikte ortaya çıkan "akıl" eksenli dünya görüşü, sosyal ve kültürel alanda bütüncül bir bakış açısının benimsenmesine neden olmuştur. Modernizmin bütünselliği, mantıksallık esasıyla tek bir gerçekliği, evrensel bir ahlak anlayışını dayatır. Modernizmin edebiyata yansıması dil ve anlatım hususlarında yeni atılımlar vasıtasıyla görünür hale gelir. 1970'lerde teorik olarak da kendini göstermeye başlayan postmodernizm ise modernizmin "büyük tarih" öngörülü, okunabilirliği esas alan yaklaşımını, karşı-anlatı/küçük-tarih odaklı yazılabilirlik ilkesiyle değiştirir. Dolayısıyla birleşik ve kapalı haldeki biçim, ayrışık ve açık bir karşı biçim halini alır. Bu özellikler anlatının klasik anlamdaki zaman, mekân, zihin, dil/söylem, özne/benlik, anlam ve anlatı bütünlüğünün parçalanmasını esas alır. Metne yansıyan bu parçalanma düşüncesi çeşitli biçimlerde kendini gösterebilir. Özellikle Batı edebiyatı metinlerinde sıklıkla parçalanma düşüncesinin yansımaları görülmektedir. Bu nedenle öncelikle Batı dünyasında görülen örnekler üzerinden kavramın felsefi altyapısı anlaşılmaya çalışılacak ve Türk Edebiyatı tarihi üzerinden genel bir değerlendirme yapılacaktır. Söz konusu düşüncenin altında yatan felsefi tutumdan hareketle Türk Edebiyatı metinleri arasından bir seçki yapılarak, zaman, mekân, zihin, dil/söylem, gerçeklik, özne/benlik, anlam ve anlatı başlıkları altında değerlendirmeler yapılacak ve "parçalanma" düşüncesinin edebiyatı dönüştürme noktasında üstlendiği görev edebi metinler üzerinden tartışılacaktır. Cumhuriyet Dönemi'nde yer alan metinlerde Doğu-Batı ikiliğiyle kendisini gösteren zihinsel parçalanma giderek benlik ve öteki benlik arasındaki parçalanmaya dönüşmüştür. Zamansal ve mekânsal birlik ise yazarın niyeti doğrultusunda geriye dönüş, ileri gidiş, üst kurmaca, anlatı içinde anlatı, metinlerarasılık yöntemleriyle kırılmalara uğratılmıştır. Dilin/söylemin parçalanması ise sözcüklerin sıralanma biçimleri, imla kurallarını görmezden gelme, noktalama işaretlerini kullanmama, yeni kelime türetme ve kelime ile anlam arasındaki doğrudan ilişkinin tahrip edilmesi biçiminde kendisini gösterir. Gerçekliğin kendi zaman ve mekanından koparılarak "hipergerçekliğe" dönüştürümü, yahut ironik söylem ve belirsizliklerle yeni bir gerçeklik inşa edilmesi de klasik anlamda gerçekliğin kırılmasına neden olur. Anlatım unsurlarının ve biçimlerinin çeşitlenmesi de elbette anlamın tek boyutlu yapısının parçalanarak çokanlamlılığa evrilmesiyle sonuçlanır. Tüm bu düşüncelerden hareketle parçalanma düşüncesinin Türk romanına yansıma biçimleri 1970 sonrası romanlardan yapılacak bir seçki üzerinden değerlendirilecektir.
Kıpçak Türkçesinden Başkurt Türkçesine anlam değişmeleri
Dil, doğadaki her şey gibi değişir ve gelişir. Dilin temelini oluşturan ses, yapı özellikleri ve kelimeler de tarihsel süreç içerisinde değişime ve gelişime uğrar. Diller insanla birlikte var olmuş, insanların yaşam tarzları değiştikçe ve geliştikçe diller de değişime ve gelişime uğramıştır. Diller üzerinde yapılacak art zamanlı bir çalışma ile bu değişimi ve gelişimi takip edebiliriz. Dil; ulusların yaşadığı coğrafyanın, göçlerinin, kendi ve karşılaştığı diğer toplulukların kültürü hakkında izler taşımaktadır. Bu çalışma yazılı kaynaklar ile takip edebildiğimiz tarihi Kıpçak Türkçesi söz varlığının günümüzdeki temsilcilerinden biri olan Başkurt Türkçesi söz varlığında hangi yollarla anlam değişmelerine uğradığını göstermektedir. Bu çalışma tarihi Kıpçak Türkçesi ile Başkurt Türkçesi arasındaki ortak söz varlığındaki kelimeler belirlenmiş, bu kelimeler arasındaki anlam değişmelerini sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırma Recep Toparlı'nın Kıpçak Türkçesi Sözlüğü ve Murat Özşahin'in Başkurt Türkçesi Sözlüğündeki ortaklıklar tespit edilerek esas alınmıştır. Anlam değişmeleri; anlam daralması, anlam genişlemesi, başka anlama geçiş, anlam iyileşmesi ve anlam kötüleşmesi başlıkları altında sınıflandırılmıştır. Bu anlam değişmeleri art zamanlı dil bilimi yöntemi kullanılarak tespit edilmiştir. Tarihi Kıpçak Türkçesinin mirasçısı olan Başkurt Türkçesi söz varlığındaki Kıpçak Türkçesi dil yadigarları genel hatlarıyla belirlenmiştir.
Beşir Ayvazoğlu'nun hayatı, sanatı ve eserleri üzerine bir araştırma
Modern dönem Türk edebiyatının önemli biyografi ve portre yazarlarından biri olan Beşir Ayvazoğlu'nun hayatının ve eserlerinin incelenmesi için hazırlanan bu çalışma, yazarla ve eserleriyle ilgili detaylı bir bilgi ortaya koymayı ve Beşir Ayvazoğlu örnekliğinde biyografi türünün Türk edebiyatında hangi noktaya geldiğini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Birinci bölümde biyografi türü tanımlanarak bu türün Türk edebiyatı içerisindeki yerine değinilmiş ve biyografi türü hakkında Beşir Ayvazoğlu'nun örnekliği çerçevesinde değerlendirmeler yapılmıştır. İkinci bölümde yazarın hayatı, mizacı, sanatı ve yazı üslubuna yer verilmiştir. Çalışmanın en kapsamlı bölümü olan üçüncü bölümde ise, yazarın üzerinde biyografi ve portre çalışmaları yaptığı şahsiyetlerle ilgili eserlerinin ayrıntısına ve bu şahsiyetler hakkındaki görüşlerine yer verilmiştir. Yine bu bölümde yazarın bir fikir ve kültür adamı olarak kaleme aldığı araştırma inceleme ve deneme eserleri de tezin kapsamına alınmıştır. Yazarın düşünce, edebiyat, kültür, sanat gibi birçok hususun iç içe geçmiş olduğu eserleri, çalışmamızın sistematik bir görünüm arz etmesi açısından çeşitli başlıklar altında tasnif edilmiştir. Yazarın hayat hikâyesi, mizacı ve üslubu hakkındaki görüşleri, kendisiyle yapılan kayıtlı görüşmelerden, kendi çalışmalarında kendi hayatına dair aktardığı notlardan, diğer yazarların hakkında yazmış oldukları dergi, gazete, röportaj ve internet blog yazılarından hareketle oluşturulmuştur. Eserleri ise, edebi türler içerisinde tasnif edilerek, içerilerinde yer alan dikkat çekici anekdotlarla birlikte değerlendirmeye alınmış, çeşitli tespitler yapılarak sonuca ulaşılmıştır. Dördüncü bölümde ise Beşir Ayvazoğlu'nun şiiri ve şiirinin kaynakları hakkında değerlendirmeler yapılarak yazarın şairlik geçmişine ışık tutulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Beşir Ayvazoğlu, biyografi, bölümler, değerlendirme.
Oktay Rifat Horozcu'nun tiyatro eserlerinde yapı ve tema
Oktay Rifat Horozcu'nun Tiyatro Eserlerinde Yapı ve Tema" adlı bu çalışma, yazarın hayat hikâyesini, sanat anlayışını ve tiyatro eserlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Türk Tiyatrosu'nun Tanzimat döneminden Cumhuriyet'e kadarki genel görünümü hakkında bilgi verilmiş olup ikinci bölümde yazarın hayatı, sanatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Hayatının dönüm noktaları, sanat hayatının nasıl başladığı, sanat anlayışında görülen değişim ve gelişmeler belirlenmiştir. Üçüncü bölüm çalışmanın en uzun ve kapsamlı bölümüdür. Burada yazarın oyunları, altı ana başlık altında incelenmiştir. "Oyunların Tanıtımı" başlığı altında eserin nasıl ortaya çıktığı ve basımı ile ilgili bilgiler verilmiştir. "Olay Örgüsü" başlığı altında ise eserdeki çatışmalar ve ana düğümler üzerinde durulmuştur. "Temalar", iki başlık altında değerlendirilmiş, her tema kendi içinde ayrıca detaylandırılmıştır. "Oyun Kişileri", fonksiyonları ve tipleri bakımından incelenmiş, bunlar kendi içinde gruplandırılmıştır. "Zaman", "Mekân" ve "Dil ve Üslup" kısımlarında her oyun ayrı ayrı ele alınıp incelenmiştir. Sonuç bölümünde, yapılan çalışmadan elde edilen bulgular sunulmaktadır.
Gümülcineli Dürri Dîvânı'nın bağlamlı dizini ve işlevsel sözlüğü
Klasik Türk Edebiyatı geleneğinde sözcükler bağlam içinde anlam kazanmakta, kurulan imge ve mazmunlar bağlam içinde değer kazanıp şairin hayal ve duygu dünyasını yansıtmaktadır. Değişik yüzyıllarda yazılmış olan divanların söz varlığının bağlam içinde değerlendirilmesi oldukça uzun bir süreç ve çok yoğun bir çaba gerektirmektedir. Bu nedenle geliştirilen TEBDİZ (Tarih ve Edebiyat Metinleri Bağlamlı Dizini ve İşlevsel Sözlüğü) sistemi tüm bu yoğun çaba sonucu oluşturulmuş çalışmaları ortak bir platformda toplamaktadır. TEBDİZ sistemini kullanarak oluşturduğumuz çalışmada 17. yüzyıl şairlerinden Gümülcineli Dürrî tarafından kaleme alınmış olan Dîvân'ın tüm sözcükleri bağlam içerisinde anlamlandırılmış, şairin hayal ve sanat dünyası anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu sayede şairin dil ve üslup özellikleri, yaşadığı bölgenin kendisine sunduğu kültürel malzeme, sanat anlayışı gibi pek çok unsur hakkında bilgi sahibi olunmuştur. Çalışmamız TEBDİZ sisteminde yer alan diğer tüm çalışmalar gibi daha sonra yapılacak olan araştırma ve incelemelere veri sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Gümülcineli Dürrî, bağlamlı dizin, işlevsel sözlük, TEBDİZ.
Dinçer Sümer'in hayatı, sanatı ve tiyatroları üzerine bir inceleme
Dinçer Sümer'in hayatı ve tiyatroları üzerine yapılan çalışmanın amacı, yazarın tiyatrolarını ve Türk tiyatroculuğundaki yerini analiz etmektir. Türk tiyatrosunda, klasik tiyatrodan modern tiyatroya geçişte mihenk taşlarından biri olan Dinçer Sümer, tiyatrolarında hem bireyin hem de toplumun sorunlarını ele alan, bu sorunların çözüme kavuşturulması için fikirler üreten aydın bir yazardır. Bunları yaparken bütün hayatını verdiği tiyatronun gelişmesi için yeni ve farklı teknikler deneyen kendine özgü bir üslup geliştiren tiyatrocularımızdandır. Bu tezde daha önce hakkında çalışma yapılmamış olan Dinçer Sümer'in ondört tiyatrosu yapı ve içerik bakımından analitik yöntemle incelenmiştir. İki bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde yazarın hayatı ve tiyatroculuğu eserlerinden hareketle ele alınmış olup ikinci bölümde yazarın tiyatroları yapı, tema ve üslup açısından incelenmiştir. Sonuç bölümünde Dinçer Sümer'in tiyatrolarındaki ortak ve farklı yönler belirlenmeye çalışılmıştır.
Türk dili lehçelerinde latin harflerinin kullanımı
İnsanoğlunun bir şeyleri tasvir etme, anlatma, gelecek kuşaklara aktarma isteğiyle resmettikleri figürler ilerleyen günlerde yazıya dönüşmüştür. Kullandıkları harfler bir bütün olduğunda alfabeyi oluşturmuştur. Kullanılan bu alfabeler her zaman değişime açık olmuştur.Türklerin kullandıkları alfabeler de geçmişten günümüze birçok değişime ve gelişime uğramıştır. Bunda yaşanılan coğrafya, din, kültür vb. etkili olmuştur. Bu değişimle birlikte toplamda beş alfabeyi kullanmış olanTürkler son olarak Latin alfabesini kullanmışlardır. Türkiye'de Atatürk'ün öncülüğünde 1 Kasım 1928'de kabul edilen kanunla birlikte kullanımı başlamıştır. Bu alfabenin halk tarafından özümsenmesinin daha kolay olması için birçok çalışmalar yapılmıştır. Bu kabulle birlikte değişimler gazetelere, dergilere, tabelalara vb. yansımıştır. Ancak ne kadar özümsenmesi için çalışmalar yapılmış olsa da bazı yerlerde ikili kullanımlar bazı yerlerde ise yanlış harf kullanımları olmuştur. Örneklerle zenginleştirilen bu konu çalışmamızın ana başlığını oluşturmaktadır. Diğer Türk dili lehçelerine baktığımızda ise bazı uygulanan politikalar neticesinde latin alfabesine geçişin olmadığı toplulukların varlığını da görmekteyiz.Bununla birlikte çok önceki tarihlerde bu alfabeye geçen; kısa süre önce bu alfabeye geçen; ileri ki tarihte geçmek için karar alan Türk toplulukları da bulunmaktadır. Son gelişmelerle birlikte Özbekistan, Kazakistan bu yönde ilerleme kat etmiştir.
Yusuf Ziya Ortaç'ın şiirleri üzerine bir araştırma
Beş Hececilerin önemli şairlerinden olan Yusuf Ziya hakkında yapılan bu çalışma şairin hayatı, sanatı, şiirleri ile ilgili detaylı bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır. Birinci bölümde Cumhuriyet Devri Türk şiirinin geçirdiği aşamalar ve ortaya çıkan topluluklar hakkında genel bir bilgi verilmiştir. İkinci bölümde şairin hayatı, sanatı, eserlerinden bahsedilmiştir. Hayatının dönüm noktaları ve eserleri hakkında kısa bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde şiirlerin muhteva ve şekil yönünden detaylı incelemesi yapılmıştır. Şair hakkında kaynak taraması yapılarak onunla ilgili bilgiler elde edilmiştir. Şairin şiirleri konularına göre tasnif edilmiş şekil ve içerik bakımından tespitlerde bulunulmuş ve sonuca ulaşılmıştır.
Şeyhülislâm Yahyâ ve Şeyh Gâlib Dîvânlarında aşk ve şarap ile ilgili kavramların mukayeseli olarak incelenmesi
Klâsik Türk edebiyatının belkemiği denilebilecek aşk ve şarap kavramları çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Her bir kavram şairler tarafından kendilerine özgü anlayış ve hayal dünyasında yoğrularak yazıya aktarılmıştır. Dîvân şiirinde önemli bir yer tutan aşk ve şarap kavramı şairler için her zaman en önemli malzeme olmuştur. En zarif söyleyişlerle bu kavramlara şiirlerinde yer veren şairler, derin manaları da ihtiva edecek şekilde kendilerini ifade etmeyi amaçlamışlardır. Edebi kültürümüzü oluşturan bu iki temel unsurun ele alınış biçimlerini incelemek çalışmanın temel konusudur. Çalışmaya konu olan şairlerin dîvânları taranarak ilgili kavramların tespiti yapılıp ayrı ayrı bölümler hâlinde başlıklar altında incelemesi yapılmıştır. Giriş bölümünde kavramlar ile ilgili bilgi verildikten sonra şairlerin yaşadıkları dönemler, hayatları, edebî şahsiyetleri ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Esas bölümde bu kavramların ilgili başlıklar altında incelemesi yapılmış, sonuç bölümünde elde edilen bilgiler ışığında gerekli değerlendirme yapılmıştır. Kaynakça bölümünde ise bu çalışmanın hazırlanması konusunda faydalanılan kaynaklara yer verilmiştir.
Mehmet Yaşın'ın şiirleri üzerine bir araştırma
Mehmet Yaşın, edebiyatın birçok alanında başarılı eserler ortaya koymuştur. Şiirleri tema bakımından çeşitlilik gösterir. Şekil ve muhteva açısından da olgun eserler verir. Bireysel temalarda psikoloji ve bilinçaltı temeline dayalı şiirlere yer verir. Toplumsal temalarda ise evrensel değerlere yer verir. Sanat algısında çok kültürlü ve kozmopolit bir yapının izleri görülür. Bu çalışma bünyesinde Yaşın'ın poetikası, temaları ve şiir özellikleri açıklanmaya çalışılacaktır.
Reşat Nuri Güntekin'in tiyatro oyunları üzerine bir araştırma
"Reşat Nuri Güntekin'in Tiyatro Oyunları Üzerine Bir Araştırma" adlı bu çalışma, yazarın hayat hikâyesini, sanat anlayışını, tiyatro oyunlarını incelemeyi amaçlamaktadır. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde Reşat Nuri Güntekin'e kadar tiyatronun gelişim süreci kronolojik olarak ele alınmıştır. İkinci bölümde yazarın hayatı, edebi kişiliği, edebiyatla tanışması, tiyatro, tiyatro oyun ve sanatçıları üzerine düşünceleri ve eserleri ile ilgili bazı bilgiler verilmiştir. Hayatının dönüm noktalarının eserlerine yansıması, tiyatronun hayatındaki önemi, sahne sanatlarına katkısı ve eleştirileri, sanat anlayışında görülen değişim ve gelişmeler aktarılmıştır. Üçüncü bölümde, yazarın oyunları, altı ana başlık altında incelenmiştir. "Oyunların Tanıtımı" başlığı altında eserin basımı ile ilgili bilgiler verilmiştir. Yeni Türk alfabesiyle baskısı olmayan çoğu eserin Osmanlı Türkçesi metinleri bulunup incelenmiştir. "Olay Örgüsü" başlığı altında ise eserdeki çatışmalar ve ana düğümler üzerinde durulmuştur. "Oyun Kişileri", fonksiyonları ve tipleri bakımından incelenmiş ve kendi içinde gruplandırılmıştır. "Zaman", "Mekân", ve "Dekor" kısımlarında her oyun ayrı ayrı ele alınıp tematik bağlamda değerlendirilmiştir. Sonuç kısmında, yapılan çalışmadan elde edilen bulgular sunulmaktadır.
Ilgaz dergisi üzerine bir inceleme
Bu çalışmanın amacı 1960-1980 yılları arasında neşredilmiş olan Ilgaz dergisi üzerine bir inceleme yapmaktır. Bu inceleme ile derginin edebi ve sanatsal görüşleri, siyasi eğilimleri tespit edilmeye çalışılacaktır. Ilgaz, "Aylık Fikir Sanat ve Eğitim Dergisi" olarak yayın hayatına giriş yapmıştır. Yıllar içerisinde görüş ve yayın değişiklikleri olmuştur. Derginin adının yanına "Aylık Fikir Sanat Dergisi", "Aylık Düşün, Yazın Dergisi" gibi alt başlıklar da eklenmiştir. Murat Sinan ve İsmail Karaahmetoğlu'nun Ilgaz yöresinde yayınlamaya başladığı bu dergi ilk dönemlerde Ilgaz'da sonraki dönemlerde Ankara'da neşredilmiştir. Derginin okurla buluşturulması noktasında birçok zorlukla mücadele eden Karahmetoğlu, taşra dergiciliği için önemli bir isimdir. Dönem şair ve yazarlarının, TDK üyelerinin, birçok öğretmenin ve öğrencinin edebî türlerde ürünler verdiği bu dergi, 1960-1980'li yılların siyasi çekişmelerinden olabildiğince uzak durmaya çalışsa da her düşünsel faaliyet gibi kendi çağından izler taşımaktadır. Hatıra, eleştiri, masal, fıkra gibi ondan fazla edebî türe yer veren bu dergi canlı bir edebi muhit olması bakımından kıymetlidir. Bu tezde derginin siyasi duruşu, edebi tavrı, sanat ve edebiyat kavgası/davası, Ilgaz'ı ve bu bağlamda dönemin siyasi edebi atmosferini anlamamızı sağlayacak değerlendirmeler yapılmıştır. Bunun yanında sonradan yapılacak çalışmalara yol göstermesi bakımından dergide neşredilen metinlerin sistematik indeksi hazırlanarak tezin sonuna eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: 1960-1980 Yılları, Dergicilik, Ilgaz dergisi, Edebi Türler, İsmail Karaahmetoğlu.
Mecmûa-i Mirâciye-Naat (Koyunoğlu 13669- Metin-inceleme-MESTAP tasnifi)
Mecmûa, yazma eser kültürümüzde seçme metinlerin bir araya getirildiği eserlerdir. Bu metinler aynı tür ya da konuda olabileceği gibi birbirinden farklı konu, tür ve hatta disiplinlerdeki metinleri de bir araya getirmiş olabilir. Mecmûaların çoğunlukla derleyeni belli değildir fakat derleyeni belli ve çok düzenli mecmûalar da vardır. Manzum metinlerin derlendiği mecmûalar ise edebiyat tarihimiz için bilhassa önemlidir. Şiir mecmûaları kütüphane kataloglarında genellikle "mecmûa-i eş'ar/ mecmû'atü'l- eş'ar" adlarıyla kayıtlıdır. Bu tür derlemelerde adı kayıtlara geçmemiş şairler tespit edilebilir veya yeni metinler/eserler keşfedilebilir. Bununla birlikte şiir mecmûaları Osmanlı kültüründe dolaşımda olan edebî metinler/eserler ve takdir gören şairler hakkında da önemli fikirler edinmemizi sağlamaktadır. Mecmûa çalışmalarına katkı sunabilmek için Konya Koyunoğlu Şehir Müzesi ve Kütüphanesindeki 13669 arşiv numaralı şiir mecmûası Mecmûa-i Mirâciye, bu çalışmanın konusu olarak belirlendi. Mecmûa 39 varaktır ancak eserin derleyeni ve derlendiği tarih belli değildir. Mecmûa'da dinî türlerdeki (mirâciye/na't) şiirler toplanmıştır. Bu bakımdan iki bölüm olarak düşünülebilecek Mecmûa'da ilk bölümde mirâciyeler; ikinci bölümde ise Hz. Muhammed'e yazılan na't-ı şerifler arasında önemli bir yeri olan Dede Ömer Rûşenî'ye ait meşhur bir na't-ı şerife tahmisler kayıtlıdır. Bu çalışmada öncelikle Mecmûa-i Mirâciye konusu, muhtevası ve diğer özellikleri doğrultusunda incelendi. Daha sonra Mecmûa'da 1b-35a arasında yer alan metinler, şairlerin eserlerinden ve bilimsel yayınlardan (tez, makale vb.) tespit edilip mukayeseli olarak aktarıldı. Anahtar Sözcükler: Klasik Türk Şiiri, Hz. Muhammed, Mecmûa-i Mirâciye
Kastamonu'da kadınlar arasında oynanan köy seyirlik oyunları
Geleneksel Türk tiyatrosu içinde müstesna bir yeri olan köy seyirlik oyunları ile ilgili bugüne kadar pek çok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalar içinde kadınların oynadığı seyirlik oyunlarının sayısı erkeklerin oynadığı oyunlara göre oldukça azdır. Kaynaklarda kadınların icra ettiği oyunlarının az oluşu, kadın kaynak kişilerden oyun derlemenin zorluğu ve git gide icrasının azalmış olması gibi ölçütler dikkate alınarak bu çalışma gerekli görülmüştür. Çalışmanın örneklemi Kastamonu köyleri ile sınırlandırılmıştır. Derlemeler; gözlem, mülakat ve tesadüfî derleme metotları ile yapılmış, yöreden daha önce derlenmiş oyunlar da literatür taraması yapılarak incelemelere dâhil edilmiştir. Bu çalışmada 2017-2022 yılları arasında Kastamonu'da yapılan alan araştırmalarında derlenen köy seyirlik oyunları yer almaktadır. Ulakbilim TR Dizin tarafından alınan karara göre 2020 yılından itibaren yayımlanacak çalışmalar için Etik Kurul İzin şartı getirilmiştir. Alan araştırması için Etik Kuruldan gerekli izinler 2021 yılında alınmış ve kaynak kişilere bilgi verilerek gerekli bilgi ve belgeler temin edilmiştir. Kaynak kişilerden elde edilen bilgiler doğrultusunda Kastamonu'da yakın zamana kadar oynanmış ve bir kısmı da bugün hâlâ oynanan köy seyirlik oyunları incelenerek değerlendirilmelerde bulunulmuştur. Bu çalışma dokuz bölümden oluşmuş olup çalışmada Kastamonu köylerinden derlenen oyunlar ve literatür taramasıyla elde edilenlerle toplam 92 oyun metni yer almıştır. Çalışmada sırasıyla çalışmanın amacı ve gerekliliği, kadınların sosyal ortamları, oyunların kaynakları ve icra ortamları, oyunların oynanma zamanı, oyun teknikleri hakkında bilgiler verilmiş olup derlenen oyunların tasnifi, motif yapısı, kadınlar arasında oynanan oyunlarda toplumsal cinsiyet algısı üzerinde durulmuştur. Son bölümde ise Kastamonu'dan derlenen oyunlar ver oyunların varyant mukayesesi yer almıştır. Elde edilen verilerin hem halk bilimi ve kadın folkloru çalışmalarına hem de geleneksel Türk tiyatrosu araştırmalarına katkıda bulunması amaçlanmıştır. Bulgular, disiplinlerarası bir bakış açısıyla değerlendirilmiş, bu şekilde kadınların kültürel refleksleri ve bunu oyunlara yansıtma şekli tespit edilmeye çalışılmıştır.
Rasim Özdenören'in eserlerinde adalet ve hürriyet teması
Postmodernizm dönemi roman ve öykücüleri, varoluş sancısı yaşayan kahramanlarını ve parçalanmış benliklerini kültür şoku çerçevesinde ele almışlardır. Bunun yanında Türk edebiyatına, manevi duyarlılık taşıyan, geleneği unutmayan ve ona yeni değerler katan yazarlar da bulunmaktadır. Rasim Özdenören bu yazarlar içerisinde önemli bir yere sahiptir. Türk Edebiyatının Dostoyevski'si olarak anılan yazarın, ayrıntılı eserleri sayısız çalışmaya konu olmuştur. Yazarın İslam Ahlakı çerçevesinde kurduğu fikir dünyası geniş perspektifi ile zengin metinler oluşturmasını sağlamıştır. Ahlakın ve erdemlerin, hem denemelerinde hem de kurgusal eserlerde yeri oldukça önemlidir. Müslüman kimliğinin öneminden bahseden yazar, bu noktada evrensel değerlere yer verir. Hak, kanun, adalet, eşitlik gibi kavramlar gerek düşünce yazılarında gerekse kurgusal eserlerinde yer bulur. Ahlak ve özellikle İslam Ahlakı bu açıdan önemlidir. Bunlar içerisinde de adalet ve hürriyet en kadim erdemlerden biri olarak tüm kutsal dinlerin özellikle üzerinde durduğu hatta üzerine doğduğu kavramlardır diyebiliriz. Bu iki kavram elbette Rasim Özdenören'in insanı ve insan davranışlarını anlamlandırmasında yararlandığı önemli değerlerdir. Çalışmamızda Özdenören'in eserlerini adalet ve hürriyet temaları açısından inceleyerek elde edilen bulguları tablolaştırdık.
Türk dilinde fono-semantik başkalaşma ile oluşan anlam olayları
Dilin sürekli olarak ses bilgisel ve biçim bilgisel olarak değişim ve dönüşümlere uğraması canlı bir varlık olduğunun göstergesidir. Dilde yeni sözcük ihtiyacının ortaya çıkması bu değişim ve dönüşümlerin nedenlerinden birisidir. Sözcük ihtiyacını karşılamanın çeşitli yolları vardır. Aynı kökten gelen iki veya daha fazla kelimede görülen ses ve anlam farklılaşması olarak açıklanan fono-semantik başkalaşmanın, Türkçenin kelime hazinesini zenginleştirme yolları arasına eklenebileceğini belirtilmiştir. Çalışmada fono-semantik başkalaşma sözcük türetme yolu olarak düşünülebilir mi? Türk dilinde hangi sözcüklerde fono-semantik başkalaşma görülmüştür? sorularına yanıt aranmıştır. Eski Türkçe, orta Türkçe, yeni Türkçe ve çağdaş Türkçe şeklinde sınıflandırılan Türk yazı dili esas alınmıştır. Vakit kısıtlı olduğundan çağdaş Türkçe döneminde incelenen dil/lehçeler Türkiye Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Özbek Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Altay Türkçesi, Çuvaşça, Yakutça ve Halaçça ile sınırlandırılmıştır. Sınırlılıklar göz önüne alındığında Türk dilinde 760 sözcükte fono-semantik başkalaşma gerçekleştiği tespit edilmiştir. Çağdaş Türkçe döneminde sızıcılaşma, süreklileşme ve akıcılaşma ses olayları ile birlikte anlam kötüleşmesine uğrayan Kök. yıpar "tütsü, kokuluk" ~ Yak. sımar "pis koku, kötü koku; tıkanmış gaz birikimi" sözcüğü fono-semantik başkalaşma gerçekleşen sözcüklerden birisidir. Fono-semantik başkalaşmanın sözcük başında yer alan ses birimlerdeki dağılımı ile fono-semantik başkalaşmadaki ses ve anlam olaylarının sıklıkları da incelenmiştir.
Türk dilinin mizah sözlüğü
Bu çalışmanın temel amacı, geçmişten günümüze Türk dili ve lehçelerinde, mizahın çeşit, unsur ve kuramlarının nasıl meydana geldiğini ve tarih sürecinde Türk dilinde mizahın ne çeşit anlam değişimlerine uğradığını bulmak ve Türk dilinin zenginliğini ortaya koymaktır. Çalışma kapsamında Türk dili ve lehçeleri, Eski Türkçe, Orta Türkçe, Yeni Türkçe ve Çağdaş Türk Lehçeleri olmak üzere dört dönemde incelenmiştir. Her döneme ait eser ve sözlük incelemesi yapılıp mizah anlamı katan kelimeler toplanmıştır. İncelenen sözlük ve metinlerde mizah anlamı katan kelimeler tarama usulüyle derlendikten sonra sözlük formunda listelenmiş daha sonra bu kelimeler çözümlenip anlam olayları açıklanmıştır. Çalışma sonucunda Türklerin sözlü ve yazılı edebiyatında var olan mizahın Köktürkler zamanından beri var olduğu ve mizahın eski bir yazı dilinde meydana geldiği, zaman geçtikçe mizahın dönemlere göre şekillendiği, Türklerin gülmeye önem verdiği, mizah ürünleri geliştirdikleri ve mizahı söz varlığı, şiir, hikâye, dergi vb. pek çok alan, mekân ve anlatım türünde kullandıkları tespit edilmiştir.
İhsan Ozanoğlu'nun derlediği masallar üzerine bir inceleme
Sözlü halk edebiyatı ürünlerinin en eski türlerden biri olan masallar, ait oldukları milletin maddi ve manevi kültürel değerleri, gelenek ve görenekleri, inanç sistemleri ve felsefesi gibi birçok özelliklerini içinde barındırdığı için anonim ürünlerin en önemlilerinden biridir. Bu tez, İhsan Ozanoğlu'nun Kastamonu ili ve ilçelerinden, farklı derleme ortamlarından daktilo ederek "Kastamonu Halkiyat ve Harsiyat Dil-Edebiyat: Hikâyeler, Masallar, Fıkralar, Konuşmalar I-II-III-IV. Cilt" eserindeki masal metinlerinin incelenmesinden oluşmaktadır. Tezin bölümleri şu şekildedir: "1. Giriş", "2. Masalların Sınıflandırılması ve Tip Tasnifi", "3. Masalların Motifleri" 4. Masalların Formelleri", "5. Masalların Ara Sözleri", "6. Masalların Kahramanları", "7. Masalların Mekânları", "8. Masalların Zamanı", "9. Masalların İletileri", "10. Masallarda Geçen Kültür Unsurları", "11. Sonuç", "Kaynaklar" ve "Ekler". Masallarda tespit edilen tipler, Aarne-Thompson-Uther'in "The Types of International Folktales" kataloğuna göre; motifleri ise Stith Thompson tarafından hazırlanan "Motif-Index of Folk-Literature"ye göre tespit edilmiş, katalogda olmayan Türk masallarına ait motifler de olduğu görülmüştür. Masalların formel ve ara sözleri belirlenerek derlenen masalların kalıp ifadeler yönünden özellikleri görülmeye çalışılmıştır. Masalların kahramanları insanlar, gerçeküstü varlıklar ve hayvanlar olarak; mekânları geniş, dar açık/kapalı mekânlar olarak belirlenmiş ve zamanları da incelenmiştir. Masalların iletileri etik, psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve öteki iletiler olmak üzere sınıflandırılmıştır. Tespit edilen kültür unsurları ise geçiş dönemleri, halk hekimliği, misafirlik ve misafirperverlik, harman ve harman aletleri, mutfak, değirmen ve değirmene gitme, el sanatları, giyim-kuşam, ulaşım ve ticaret, ustalık-kalfalık-çıraklık, ölçü-tartı birimleri ve tabirler kültür unsurları başlıklarıyla ele alınmıştır. Gün geçtikçe zayıflamakta olan masal anlatma geleneğine karşı Ozanoğlu, 1940'lı yıllar veya öncesinde yaptığı tahmin edilen masal derlemelerini daktilo ve el yazması yoluyla kayıt altına almıştır. Onun kayıt altına aldığı kıymetli masal metinleri de bu çalışmada her yönüyle ele alınmaya çalışılmıştır.
Kastamonu türkülerinde kültürel unsurlar
İnsanoğlunun geçmişinden günümüze kadarki sürecine baktığımızda yaşadığı coğrafyanın, çevresindeki kültürün hayatına şekil verdiği görülmektedir. Gelenekler, görenekler, örf ve âdetler, giyim, kuşam, yeme içme alışkanlıkları kültürel yapıyı yansıtan özelliklerdir. İnsanoğlu beşikten mezara bu kültürün içinde var olurken bir taraftan gelecek nesillere kültürün taşıyıcılığını yapar. Türküler de toplumların sevinçlerini, acılarını, kederlerini, umutlarını ve umutsuzluklarını ifade eden önemli bir araçtır. Bu çalışmada Türk halk kültürünün en önemli taşıyıcısı ve yansıtıcısı olan sözlü geleneğin bir parçasını teşkil eden türküler Kastamonu yöresi bağlamında incelenmiştir. TRT Türk Halk Müziği Repertuar'ı esas alınarak hazırlanan "Repertuar Türküleri Külliyatı"nda (REPERTÜKÜL) yer alan Kastamonu türküleri kültürel unsurlar bakımından tespit edilip sınıflandırılmıştır. Çalışmanın amacı, bu türkülerin analizini yaparak Kastamonu yöresi müziğine, Türk kültürüne ve Türk folkloru araştırmalarına yönelik yapılacak çalışmalara katkı sağlamaktır. Bu bağlamda, türkülerde yer alan gelenek, görenek, giyim, kuşam, yeme içme alışkanlıkları gibi kültürel unsurlar incelenmiştir. Tez, "Giriş", "Türkü", "Geçiş Dönemleri", "Günlük Hayatla İlgili Uygulamalar", "Eğlence", "Ekonomi", "Giyim-Kuşam", "Halk İnanışları", "Görevli Kişiler ve Toplumsal Katmanlar", "Maddi Kültür", "Halk Mutfağı", "Halk Hekimliği", "Savaş ve Ordu", "Adlar", "Yeryüzü Şekilleri", "Sayılar", "Renkler", "Deyimler", "Kastamonu Yöresi Söz Varlığı" ve "Sonuç" olmak üzere yirmi bölümden oluşmaktadır. Tezin "Giriş" kısmında araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi, kapsamı ve sınırlılıkları açıklanmış, Kastamonu yöresi hakkında genel bilgi verilmiştir. "Türkü" başlığını taşıyan ikinci bölümde türkü kavramı, türkülerin özellikleri, türkülerin tasnifi, türkünün işlevleri, türkü ve kültür ele alınmıştır. Tezin asıl kısmını oluşturan Kastamonu türkülerinde kültürel unsurların incelendiği on altı bölümde türkü metinlerinde yer alan kültürel unsurlar sınıflandırılıp tablolar halinde sunulmuş, kullanılma sıklıkları belirlenmiş ve yorumlanmıştır. "Sonuç" kısmında ise türkülerden tespit edilen çıkarımlara yer verilmiştir. TRT repertuarında Kastamonu yöresine ait 83 adet kırık hava, 8 adet uzun hava, 3 adet oyun havası ve 2 adet repertuar dışı türkü bulunmaktadır. 3 adet oyun havasının ve 1 adet repertuar dışı türkülerinin sözleri bulunmadığı için 92 türkü incelenmiştir. Yapılan çalışmada incelediğimiz kültürel unsurlar arasında "dağ" öne çıkmıştır. Coğrafi şartlardan ötürü öne çıktığını düşündüğümüz "dağ"ın genel olarak gerçek anlamda kullanıldığı tespit edilmiştir. Ağaç türleri türkülerde az yer alırken hayvan isimleri çokça yer almış, bülbül bunlar arasında öne geçmiştir. Sıklıkla gül ile beraber kullanılmıştır. Su ile ilgili olarak da en çok karşımıza dereler çıkmıştır. Renklerden kara/siyah, beyaz/ak; sayılardan iki/çift ve üç çok kullanılmıştır. Savaş ve orduya ait kelimelerin çokluğu da dikkat çekmektedir. Yer adları olarak genelde Kastamonu ve ilçelerinin adı geçmektedir. Akraba adlarından en çok ana/anne; zaman adlarından ise en çok akşam, sabah ve gece kullanılmıştır. Kastamonu yöresine ait ağız özellikleri türkülerde korunmuştur. Türkülerde hanbar (ambar), sergü (sofra bezi), zabah (sabah), ağşam (akşam), yay- (yaydık), gözel (güzel), gövercin (güvercin), hozurda- (uğultulu ses çıkması), hadindi (haydi) vb. Kastamonu'da kullanılan ifadeler de saptanmıştır.
Elmadağ'da ocaklık geleneği ve halk hekimliği
İnsanlığın varoluşundan bu yana devam eden sağlığın sürdürülmesi ihtiyacından doğan sağaltıcılar ve tedavi ritüelleri günümüze kadar bir gelenek etrafında şekillenerek gelmiştir. Bu çalışmada, Ankara'nın Elmadağ ilçesinde günümüzde çeşitli hastalık ve rahatsızlıkların tedavisinde başvurulan halk hekimliği uygulamaları, ocaklar ve bu ocaklar etrafında oluşan ritüeller incelenmiştir. Bu doğrultuda, Elmadağ bölgesinde halk hekimliği ve ocaklık geleneği kapsamında belirlenen 95 kaynak kişiyle görüşülmüştür. Yapılan çalışma beş ana başlıktan ve sonuç bölümünden oluşmaktadır. Çalışmanın giriş kısmında halk bilimi ile ilgili temel kavramlar açıklanarak, araştırma alanı Elmadağ hakkında genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümünde halk hekimliği ve ocaklık geleneği kavramları tanımlanarak ocaklık geleneğinde kültün yeri açıklanmıştır. Üçüncü bölümde Elmadağ ilçesinde ocakların uyguladıkları sağaltım ritüelleri aktarılmıştır. Dördüncü bölümde Elmadağ'da kullanılan sağaltım yöntemleri verilmiştir. Son bölümde ise alanda yapılan anket çalışması verileri Elmadağlıların halk hekimliği uygulamalarına dair tutumları başlığıyla verilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, bölge halkı, halk hekimliği uygulamaları ve ocaklık geleneğini koruyarak bu geleneksel tedavi yöntemlerini sürdürmektedir. Bölgede tespit edilen kaynak kişiler arasında ağrı bağlama ocağı, aydaş ocağı, bademcik ocağı, bakır basması ocağı, bulgur püskürtmesi ocağı, felçli sıvama ocağı, gelincik ocağı, göbek çekme ocağı, göz çıbanı ocağı, it dirseği ocağı, korku ocağı, köstün ocağı, kulunç kırma ocağı, kurşun dökme ocağı, nazar ocağı, pamukçuk ocağı, parpılama ocağı, sarılık kesme ocağı, siğil ocağı, temre ocağı gibi hastalıkları tedavi eden farklı sağaltıcılar yer almıştır. Bu ocaklarla yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen veriler, bağlam merkezli teorilerden icra kuramı ve işlevsel halk bilimi kuramı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Halk bilimi çalışma alanı içinde geleneksel bilgi kapsamında değerlendirilen ocaklık geleneği ve halk hekimliği sağaltım ritüelleri göz önüne alındığında, Elmadağ ilçe merkezine bağlı köylerde halk hekimliği, ocaklar ve bu ocaklar etrafında oluşan sağaltım ritüelleri tespit edilmiştir. Bu geleneksel bilginin gelecek nesillere aktarılması amacıyla nitel araştırma yöntemlerinden mülakat ve gözlem tekniği, nicel araştırma yöntemlerinden ise anket tekniği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, Elmadağ ilçesinde halk hekimliği ve ocaklık geleneğinin devam etmekte olduğu, bu ritüellerin toplumsal bağlamda çeşitlenerek yaşatılmaya devam ettiği belirlenmiştir.
Türk dilinde ikincil kelimelerin ekleşmesi
Diller yapılarına göre sınıflandırıldığında Türkçe, eklemeli dil grubuna girer. Eklemeli diller içerisinde ise sondan eklemeli bir dildir. Türk dilinde ekler genel olarak çekim eki ve yapım eki olarak ikiye ayrılır. Tüm eklerin bir vazifesi, işlevi vardır. Bu eklerin anlamını, görevini, kökenini, değişimini ve işlevini incelemek aslında tüm Türk dilini incelemek demek olduğundan oldukça önemlidir. Eklerin oluşumu genel itibariyle üç yol ile olur. İlk yol iki ekin birleşerek tek ek haline gelmesidir. İkinci yol ise ekin tek ortak kaynaktan gelmesidir. Diller arasında çeşitli kelime veya ek alışverişi yapıldığı bilinen bir durumdur. Üçüncü yol ise daha önceden bağımsız bir sözcük olarak ayrı kullanılan kelimelerin belli veya belirsiz sebeplerle zamanla ek haline gelmesidir. İşte araştırmanın ana amacı daha önce bağımsız bir kelime iken çeşitli sebeplerle ek haline dönüşen edatları, yardımcı fiilleri, isimleri, zamirleri, kalıplaşmış ibareleri vs. tespit edip tarihi ve çağdaş metinlerdeki biçimini, kullanımını örnekleri ile birlikte vermektir. Bu ikincil kelimeler hangi lehçelerde ekleşmiş hangi lehçelerde bağımsız bir kelime olarak kullanılmaya devam etmektedir sorusuna karşılaştırmalı bir cevap sunmak amaçlanmıştır. Tarihi lehçelere ve çağdaş Türk lehçelerine ve bunların ağızlarına dair çok fazla fonetik, morfolojik, etimolojik, sentaks ve semantik çalışmalar yapılmışsa da morfoetimoloji çalışmalarına pek değinilmemiştir. Bu yüzden literatürde bu alanda eksiklikler bulunmaktadır. Çalışma ile ikincil kelimelerden oluşan eklerin kökenine değinerek bu alandaki eksiklik az da olsa giderilmeye çalışılacaktır. Çalışmada ilk önce ekleşen ikincil kelimeler tespit edilmiştir. Tespit edilen bu kelimeler kendi içinde sınıflandırılmıştır. Öncelikle sınıflandırılan kelimelerin etimolojisi hakkında bilgi verilmiştir. Bu kelimelerin tarihi lehçelerdeki biçimleri örnekleri ile birlikte verildikten sonra çağdaş lehçelerdeki biçimlerine ve örneklerine de yer verilmiştir. Her kelime bu şekilde incelendikten sonra bir tablo verilerek kelimenin kullanıldığı tarihi ve çağdaş lehçeleri, tarihi ve çağdaş lehçelerde geçirdiği ses değişikliklerini gösteren biçimlerini ve bu kelimenin hangi tarihi ve çağdaş lehçelerde ekleşip ekleşmediğini karşılaştırmalı bir şekilde göstermek amaçlanmıştır. Sonuç olarak 31 tane yardımcı fiilin, 21 tane edatın, 5 tane zamirin, 2 tane kalıplaşmış ifadenin, 10 tane ismin zamanla ekleşerek tamamen ek görevi gördüğü tespit edilmiştir.
Dunhuang Mağarası'nda bulunmuş 9. ve 10. yüzyıla ait eski Uygurca el yazmaları
Bu tez çalışmasında, Eski Uygur Edebiyatına ait dinî, ticarî ve çeşitli içerikte metin parçalarından oluşmaktadır. Çalışmamız esasen 1986 yılında J. Hamilton tarafından neşredilmiş olan Manuscrits Ouïgours du IXe-Xe siècle de Touen-Houang adlı yayından seçilen el yazmalarının neşridir. Bu çalışma 7 bölümden oluşmaktadır. "1.Giriş" bölümünde araştırmanın konusu, amacı, önemi ve sınırlılıklarına yer verilmiştir. "2.Uygurlar ve Dunhuang Bölgesi" başlığı altında Uygurlar, Dunhuang Bölgesi, Mogao Mağarası, Kütüphane Mağarası hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca el yazmalarının bulunuşu, el yazmalarının kağıt, kaligrafi vb. özellikleri ve el yazmaları üzerine yapılan çalışmadan bahsedilmiştir. "3.Yöntem" Bölümünde; araştırmanın yöntemi, araştırmada incelenen Eski Uygur yazmaları, Metnin yazım ve dil özellikleri, harf ve yazı çevriminde kullanılan yöntem, Türkiye Türkçesine aktarımda kullanılan yöntem, dizin ve sözlüğün hazırlanmasında kullanılan yöntem, tıpkıbasım kısmı hazırlanırken izlenen yöntem hakkında bilgi verilmiştir. "4.Metin ve Türkiye Türkçesine Aktarım" bölümünde, önce yazmayla ilgili bilgi verilmiş ardından harf ve yazı çevrimi verilerek eserin çevirisi yapılmıştır. "5.Açıklamalar" bölümünde çalışmada yer alan neredeyse tüm sözcükler incelenmeye tabi tutulmuştur. Metnin açıklamaları, Budist terimler, Manihaist terimler şeklinde üç başlığa ayrılarak sözcüklerin kavramsal değeri ortaya konmuştur. "6.Dizin" bölümü, Gramatikal Sözlük Dizin başlığıyla eserde yer alan sözcüklerin alfabetik ve gramatik olarak sıralanmasından oluşmaktadır. "7.Sonuç" bölümüdür. Bu bölümlere ilave olarak çalışmanın sonunda kullanılan bütün metinlerin tıpkıbasımına yer verilmiştir. Tıpkıbasım bölümünde ise eserde ele alınan el yazmalarının fotoğrafları metni oluşturan sıralama ile verilmiştir.