
42
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Klinisyen hemşirelerin sağlık davranış düzeyleri
Amaç: Klinisyen hemşirelerin sağlık davranış düzeylerinin belirlenmesi. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı tipte olan araştırmanın örneklemini Kasım 2021 ile Temmuz 2022 yıllarında İstanbul'da bir Vakıf hastanesinde çalışan hemşireler oluşturmuştur (N=70). Örneklemi oluşturan klinisyen hemşirelere ait veriler, Sosyo- Demografik özellikler formu ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan hemşirelerin (N=70) çoğunluğunun (%54,3, n=38) 22- 44 yaş aralığında olduğu, kadın olduğu (%88,6, n=62), lise-hemşirelik eğitimi olduğu (%48,6, n=34), yakın çevresinin alkol-sigara kullandığı (%92,3, n=70), hastalık öyküsünün olmadığı (%83,3, n=60), ara sıra spor yaptığı (%58, n=40), gelirinin giderinden az olduğu (%48,5, n=33), bekar olduğu (%74,3, n=52), diğer kliniklerde (%50,6, n=17) ve vardiyalı çalıştığı (%45,1, n=37) saptanmıştır. SYBDÖ'nin puan ortalaması 124,457±8,804 olarak orta düzeyde tespit edilmiştir. SYBDÖ alt boyutlarında en yüksek puan ortalaması 25.514±475 ile manevi gelişimde olup en düşük puan ortalaması ise 15.885± 4.57 ile fiziksel aktivitede saptanmıştır. Sonuç ve Öneri: Klinisyen hemşirelerin sağlık davranış düzeyleri orta düzeyde bulunmuştur. Hemşirelerin sağlık davranış düzeyleri en yüksek ortalamanın manevi gelişim olduğu saptanmıştır. Klinisyen hemşirelerin sağlık davranış düzeylerini yükseltecek bireysel, kurumsal düzenlemeler önerilir. Anahtar Sözcükler: Klinisyen, Hemşire, Sağlık, Davranış Biçimi
Sağlık bilimlerinde eğitimlerini sürdüren öğrencilerde sağlık davranışı ve etkileyen faktörler
Amaç: Demiroğlu Bilim Üniversitesi Sağlık Bilimlerinde eğitimi sürdüren öğrencilerde sağlık davranışları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntemler: Araştırmanın örneklemini 2019- 2020 eğitim-öğretim yılı'nda Demiroğlu Bilim Üniversitesi'nde öğrenim gören toplam 356 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma; Ebelik, Hemşirelik, Beslenme ve Diyetetik, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon bölümlerinde okuyan birinci ve dördüncü sınıf öğrencilerinin gönüllü olarak katılımlarıyla sağlanmıştır. Araştırmada veriler "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları II Ölçeği" ve "Sosyo-Demografik Form" kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalamaları 21.60±2.97 olup %46.1'i hemşirelik, %11.2'si ebelik, %22.2'si beslenme ve diyetetik, %20.5'i ise fizyoterapi ve rehabilitasyon programında okumaktadır. Öğrencilerin %60.7'si birinci sınıf, %39.3'ü dördüncü sınıf öğrencisidir. Son 6 ay sağlık değerlendirme skorları 1 ile 10 arasında değişmekte olup ortalama 6.40±2.06'dır. Öğrencilerin %34.6'sı sigara kullanmakta iken, %72.8'inin yakın çevresinde sigara kullanan birisi bulunmaktadır. SYBD II Ölçeğinin alt gruplarının değerlendirilmesinde sağlık geliştirilmesinde katkıda bulunulan davranışların içinde en yüksek puan ortalamasının manevi gelişim (26.41±4.37), en düşük puan ortalamasının da fiziksel aktivite (19.06±5.14) olduğu görülebilmektedir. Sonra sırasıyla, kişiler arası ilişkiler (26.17±4.52), sağlık sorumluluğu (22.67±4.88), beslenme (21.40±4.63), stres yönetimi (19.93±4.04) gelmektedir. 2 Sonuç: Öğrencilerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları orta düzeyde bulunmuştur. Sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını daha iyi bir seviyeye getirebilmeleri için eğitim ve danışmanlık programları düzenlenmesi önerilebilir. Anahtar sözcükler: öğrenci, eğitim, üniversite öğrencisi, sağlığı geliştirme, sağlıklı yaşam biçimi davranışları
Ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin yenidoğanda hiperbilirubinemi ile ilgili bilgi ve uygulamalarının değerlendirilmesi
Amaç: Hemşirelik ve ebelik öğrencilerinin yenidoğanda hiperbilirubinemi ile ilgili bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı olarak Kasım-Aralık 2020 tarihlerinde İstanbul'da bir vakıf üniversitesinde öğrenim gören ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 201 hemşire ve ebe öğrenci ile gerçekleştirildi. Veriler araştırmacılar tarafından geliştirilen veri toplama formu aracılığıyla elde edildi. Veri toplama formu iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde öğrencilerin tanımlayıcı özellikleri ile bilimsel araştırmalara ilişkin görüş ve düşüncelerinin incelendiği 17 soru ve ikinci bölümde ise hiperbilirubinemi bilgi düzeyi değerlendirme formu yer almaktadır. Form 41 sorudan oluşup 0-41 arasında puanlanmaktadır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik dağılım, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı istatistik yöntemler kullanılırken, normal dağılım göstermeyen verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi, kategorik verilerin karşılaştırılmasında ki-kare testi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alındı. Bulgular: Öğrencilerin yaşları 18-29 arasında olup, %82,6'sı kadın ve %17,4'ü erkektir. Sınıflara göre dağılımlarına bakıldığında %37,3'ünün ikinci sınıf, %40,3'ünün üçüncü sınıf, %22,4'ünün dördüncü sınıf olduğu belirlendi. Öğrencilerin bilgi düzeyi değerlendirme formundan aldıkları toplam puan 23,5 ± 5,9 dur. Sonuç: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre öğrencilerin hiperbilirubinemi konusunda bilgi düzeylerinin teorik ve uygulamalı eğitimler ile desteklenmesi gerektiği ve güncel uygulamalara uygun bilgi sunulmasına gereksinim olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hiperbilirubinemi, yenidoğan, hemşire, ebe, bakım
Kübler-ross'un yas süreci modeline göre hemşirelere verilen eğitimin yas süreci yönetimine etkisi
Amaç: Bu çalışma ile hemşirelerin ölüm kaygılarını, ölmekte olan bireye bakım vermeye ilişkin tutumlarını ve manevi bakıma ilişkin algı düzeylerini belirlemek ve Kübler-Ross'un Yas Süreci Modeli'ne göre hemşirelere verilen ölüm eğitiminin hemşirelerin ölüm kaygısına, ölmekte olan bireye bakım vermeye ilişkin tutumlarına ve manevi bakıma yönelik algılayışları üzerine etkisini ortaya koymak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Tek gruplu ön test-son test yarı deneysel olan bu çalışmanın evreni bir eğitim ve araştırma hastanesinde yoğun bakım, onkoloji, palyatif bakım kliniklerinde çalışan hemşirelerdir (N=98). Örneklemi ise seçim kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmaya kabul eden 76 hemşiredir. Araştırma verileri Tanıtıcı Bilgi Formu, Frommelt Ölmekte Olan Bireye Bakım Vermeye İlişkin Tutum Ölçeği (FATCOD), Thorson-Powell Ölüm Kaygısı Ölçeği (TPÖKÖ) ve Maneviyat ve Manevi Bakım Dereceleme Ölçeği (MMBDÖ) ile toplanmıştır. Araştırma sonuçları yüzde dağılımı, sayı, ortalama, standart sapma cinsinden belirtilmiştir. Veriler uygun istatistiki yöntemlerle değerlendirilmiştir. Bulgular: Hemşirelerin FATCOD, TPÖKÖ ve MMBDÖ eğitim sonrası puan ortalamalarının (sırasıyla; 107,184±13,89, 50,95±10,48, 60,47±8,17) eğitim öncesine göre artmış olduğu (sırasıyla; 86,63±9,61, 47,47±11,70, 45,28±9,49), aradaki farkların FATCOD ve MMBDÖ için istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Sonuç: Çalışmada eğitim sonrası FATCOD, TPÖKÖ ve MMBDÖ puan ortalamalarının eğitim öncesine göre arttığı ve verilen eğitimin etkili olduğu belirlenmiştir. Ölüm eğitimlerinin standardizasyonu sağlanarak, sahada yol gösterici nitelikte standart bakım rehberleri oluşturulması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Yas süreci, ölüm kaygısı, manevi bakım, kaygı, hemşirelik, Kübler-Ross
Multipl skleroz tanısı ile izlenen hastalarda fonksiyonel durum ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma, Multipl Skleroz'da Hamburg Yaşam Kalitesi Ölçeği (Hamburg Quality of Life Questionnaire for Multiple Sclerosis (HAQUAMS 3.0)) Türkçe formunun geçerlilik ve güvenilirliğini değerlendirmek ve Multipl Skleroz (MS) tanısı ile izlenen hastaların fonksiyonel durumu ve yaşam kalitesini ölçmek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma Kasım 2019-Temmuz 2020 tarihleri arasında özel bir hastanenin nöroloji polikliniğinde son bir yıldır takipli hastalar ile gerçekleştirildi. Metodolojik ve tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışmada örneklem grubunu, 18 yaş ve üzerinde olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden MS tanısı kesinleşmiş 200 hasta oluşturmaktadır. İç tutarlılık analizinde Cronbach Alfa güvenilirlik katsayısı tüm ölçek için 0,913 olarak bulundu. Bu değere göre ölçeğin iç tutarlılığının yüksek düzeyde güvenilir olduğu ve Türk toplumunda kullanıma uygun olduğu görüldü. Araştırma sonuçlarına göre MS hastalarının başlıca en sık yaşadıkları semptomlar sırasıyla; yürüme zorluğu, yorgunluk, duyu/his sorunları olarak bulundu. EDSS skoru ortalaması 2,970±1,703, HAQUAMS-TR 2,16±0,742 olarak bulundu. Ölçek alt boyutlarından en yüksek değerin yorgunluk/düşünce (2,42±1,000) alt boyutundan alındığı saptandı. EDSS'nin Multipl Skleroz'da Hamburg Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin (HAQUAMS-TR) bazı alt boyutlarıyla pozitif yönde anlamlı korelasyon gösterdiği saptandı. Bu çalışma, MS'li hastalarda yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin yetiyitimi ve yorgunluk olduğunu göstermektedir. Sonuç: MS hastalarının yaşam kalitesinin iyileştirilmesi ve semptom yönetiminde gereksinimler doğrultusunda danışmanlık ve eğitim programlarının sürdürülmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Multipl skleroz, yaşam kalitesi, geçerlilik ve güvenilirlik, hemşirelik, fonksiyonel durum
Hemşirelik öğrencilerinin enfeksiyon kontrol önlemleri ile ilgili bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı hemşirelik öğrencilerinin enfeksiyon kontrol önlemleri ile ilgili bilgi düzeylerini değerlendirmek ve bilgi düzeylerini etkileyen faktörleri belirlemektir. Gereç-Yöntem: Araştırmanın örneklemi Demiroğlu Bilim Üniversitesi Florence Nightingale Hastanesi Hemşirelik bölümünde öğrenim gören, enfeksiyon kontrol önlemleri konusunda ders alan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 2. 3. ve 4. sınıf öğrencilerinden (n=149) oluşmaktadır. Araştırmada veri toplamak aracı olarak literatür bilgilerinden hareketle birinci bölümde öğrencilerin sosyo demografik özelliklerine ilişkin sorular (13 soru), ikinci bölümde enfeksiyon kontrol önlemlerine ilişkin sorular (35 soru) bulunan Öğrenci Bilgi Formu kullanılmıştır. Çalışmada ilk olarak hemşirelik öğrencilerinin sosyo-demografik özelliklerinin dağılımına dair analizler gerçekleştirilmiştir. Ardından enfeksiyon hastalıklarından korunmada standart önlemlere yönelik bilgi düzeyi değişkenine ilişkin betimsel analizler yürütülmüştür. Bulgular: Yapılan analizler doğrultusunda, hemşirelik öğrencilerinin bilgi düzeylerinin ortalamaya yakın düzeyde olduğu görülmüştür. Aynı zamanda, enfeksiyon hastalıkları ile ilgili eğitim alan öğrencilerin bilgi düzeyinin almayanlardan anlamlı bir şekilde daha fazla olduğu ve öğrencilerin akademik başarı algılarının artması ile bilgi düzeylerinin de arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç: Araştırmadan elde edilen bulgular literatür bulguları doğrultusunda tartışılarak bir takım önerilere yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Enfeksiyon hastalıkları, hemşirelik, kişisel koruyucu ekipman
İnsan amniyotik membran tıbbi ürünlerinin farklı yöntemlerle işlenmelerinin membran içeriğindeki protein seviyeleri üzerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmada insan amniyotik membranının birbirinden farklı saklama yollarının, membran içeriğinde bulunan ve membranın yara iyileşmesi, antienflamatuvar, antimikrobiyal ve antifibrotik özelliklerini yerine getirmesinde önemli rol oynayan proteinlerin seviyesi üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Viral seroloji testleri negatif olarak belirlenen gönüllülerden alınan plasentadan amniyotik membran izolasyonu gerçekleştirildi. Bu amniyotik membranlardan parçalar ayrılarak dört farklı grup oluşturuldu. Bunlar; taze olarak +4 ⁰C'de saklama, dondurularak -196 ⁰C'de saklama, liyofilize edilerek saklama ve liyofilizasyon sonrası gama ışını uygulanarak saklamadır. Deney gruplarındaki membranlardan izole edilen total proteinler kullanılarak ilgili proteinlerin analizi için ELISA testi gerçekleştirildi. Veri analizlerinin karşılaştırılması için One Way ANOVA testi kullanıldı. Bulgular: Bu çalışmada total protein miktarının en yüksek taze amniyotik membranda, en düşük ise dondurma işlemiyle saklanan örneklerde tespit edildi (p<0,05). EGF, bFGF, TGF-β1, Kolajen 1 ELISA testi sonuçlarında protein seviyeleri çoktan aza sırayla taze amniyotik membran, dondurarak saklama, liyofilize ve liyofilizasyon sonrası gama ışını uygulanan örneklerde tespit edildi (p<0,05). Kolajen 3 seviyesi ise diğer gruplarla kıyaslandığında en yüksek taze amniyotik membranda saptandı (p<0,05). HGF, VEGFA protein seviyeleri en yüksek dondurarak saklanan grupta saptanırken, PDGF seviyesi ise en yüksek taze amniyotik membranda tespit edildi fakat gruplar arasındaki bu farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Çalışma sonuçlarına göre en yüksek protein seviyesi çoğunlukla taze amniyotik membranda tespit edildi. Ancak amniyotik membranın +4 ⁰C'de saklama ömrünün kısa olması sebebiyle dondurularak saklanmasının liyofilizasyona oranla proteinler üzerine negatif etkisinin daha az olduğu tespit edilmiştir.
İntraoperatif end-tidal karbondioksit değişikliklerinin kan basıncı değişiklikleriyle ilişkisinin değerlendirilmesi
Amaç: İntraoperatif end-tidal karbondioksit (EtCO2) monitörizasyonu, genel anestezi altındaki hastalarda solunum sistemi ve metabolizma hakkında bilgi sağlayan non-invazif bir yöntemdir. Bu çalışmada, intraoperatif dönemde EtCO2 düzeyi ile sistolik (SAB), diyastolik (DAB), ortalama (OAB) arteriyel basınç değerleri ve kalp hızı arasındaki ilişki araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 18-55 yaş arasında, genel anestezi altında opere olan 85 hasta dahil edilmiştir. Operasyon boyunca beş dakikalık aralıklarla EtCO2 düzeyleri ile SAB, DAB, OAB, kalp hızı ve oksijen satürasyonu değerleri kaydedilmiştir. Her katılımcı için EtCO2-SAB, EtCO2-DAB, EtCO2-OAB ve EtCO2-kalp hızı arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için korelasyon katsayıları hesaplanmış ve elde edilen korelasyon katsayılarının katılımcılar arasındaki tutarlılığı tek örneklem t-testi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Ortalama korelasyon katsayıları EtCO2-SAB için 0,56±0,37, EtCO2-DAB için 0,47±0,39, EtCO2-OAB için 0,50±0,38 ve EtCO2-kalp hızı için 0,40±0,49 olarak tespit edilmiştir. Korelasyon katsayılarının katılımcılar arasındaki tutarlığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (EtCO2-SAB p<0,00001; EtCO2-DAB p<0,00001, EtCO2-OAB p<0,00001ve EtCO2-kalp hızı p<0,00001). Sonuçlar: Sonuçlarımız EtCO2 düzeyi ile kan basıncı ve kalp hızı değerleri arasında pozitif bir ilişkinin varlığını göstermektedir. Bu ilişki, non-invazif olarak devamlı ölçüme imkan tanıyan EtCO2 monitörizasyonunun, intraoperatif dönemde hastanın arteriyel kan basıncındaki akut değişimlerin hızlı bir şekilde takip edilmesine olanak sağlayabileceğine işaret etmektedir.
Hemşirelik ve ebelik öğrencilerinde kesici-delici alet yaralanmasına ilişkin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma hemşirelik ve ebelik öğrencilerinde kesici-delici alet yaralanmasına ilişkin bilgi düzeylerini değerlendirmek ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma tanımlayıcı nitelikte bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini bir vakıf üniversitesinde 25.02.19-25.03.19 tarihleri arasında okulda bulunan, hemşirelik ve ebelik 2. 3. ve 4. sınıflarında öğrenim gören ve araştırmaya katılmayı kabul eden 250 öğrenci oluşturmuştur. Araştırma verileri "Öğrenci Bilgi Formu" ve "Sağlık Çalışanlarının Kesici-Delici Tıbbi Aletleri Güvenli Kullanımına Yönelik Tutum Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Gereç ve Yöntem: Hemşirelik ve ebelik öğrencilerinin yaş ortalaması 21,6±2,28'dir ve %24,80'i sağlık meslek lisesi mezunudur. Bu öğrencilerin %17,60'ı çalışmaktadır ve çalışanların %27,27'si cerrahi servisinde çalıştığını belirtmiştir. Öğrencilerin %43,60'ı kesici delici aletle yaralandığını ve %57,80'i ilaç hazırlarken yaralandığını ifade etmiştir. Yaralanmaya maruz kalan öğrencilerin %64,22'si iğne ucu, %31,19'u ampul ile yaralanmıştır. Yaralanma sonrası %61,47'si yaralanan bölgeyi bol su ve sabunla yıkamış ve %11,01'i bu durumu sağlık kuruluşuna rapor etmiştir. Kesici delici alet kullanımına ilişkin öğrencilerin %78,80'i eğitim aldığını ve bu eğitimi alanların %83,25'i örgün eğitim sırasında aldıklarını belirtmişlerdir. "Sağlık Çalışanlarının Kesici-Delici Tıbbi Aletleri Güvenli Kullanımına Yönelik Tutum Ölçeği"nden aldıkları en düşük puan "Kullanılmış iğneleri ve diğer kesici-delici aletleri tıbbi atık kutusuna atarım" maddesi olurken (4,26±1,43), en yüksek puan "İnvaziv girişim yapılan birimlerde tıbbi atık kutusu bulunmalıdır" maddesi olmuştur (4,86±0,36). Ölçek toplam puan ortalaması 114,33±8,83 (min.79-max.125)'dir. Sonuç: Hemşirelik ve ebelik bölümü öğrencilerinin kesici-delici tıbbi aletleri güvenli kullanımına yönelik tutum puanlarının iyi düzeyde olduğu belirlenmiştir.
Hemşirelerin ameliyat öncesi bölge temizliğinde kullanılan yöntemlerle ilgili bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma, ameliyat sonrası cerrahi alan enfeksiyonlarını önlemek için hemşirelerin ameliyat öncesi bölge temizliğinde kullanılan yöntemlerle ilgili bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı, kesitsel tipte gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Araştırma verileri, 03.04.2019- 03.05.2019 tarihleri arasında vakıf ünitesine bağlı özel hastanelerde Ameliyathane, Yoğun Bakım, Cerrahi Servisler, Dahili Servisler bölümlerinde çalışan 87 hemşire ile görüşülerek elde edilmiştir. Kurum izni ve etik kurul onayı alındıktan sonra araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile veriler toplanıp istatistiksel olarak analiz yapılarak değerlendirildi. Bulgular: Hemşirelerin %80'i kadın, %19.5'i erkek ve yaşlarının ortalamasının 26,45 + 5,988 olduğu tespit edildi. Hemşirelerin % 33,3 'ünün evli, %66,7'sinin ise bekar olduğu belirlendi. Hemşirelerin eğitim düzeyine göre dağılımları incelendiğinde %18,4'ünün sağlık meslek lisesi mezunu olduğu, %14,9'unun ön lisans, %60,9'unun lisans, %5,7'sinin ise yüksek lisans seviyesinde eğitimi olduğu saptandı. Hemşirelerin ameliyat öncesi bölge temizliğiyle ile ilgili bilgi düzeylerinin sosyodemografik özelliklerine, mesleki özelliklerine, bölge hazırlığı ile ilgili özelliklerine göre istatiksel olarak anlamlı bulunmadı. Sonuç: Ameliyat öncesi bölge temizliğiyle alakalı hemşirelerin daha çok bilgi sahibi olmasına adına seminerler, eğitimler ve üniversitelerde bölge temizliğine yönelik eğitimlerin planlanması önerilebilir.