Dicle University
Anabilim Dalı

Alman Dili Eğitimi Anabilim Dalı

Dicle University

23

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

23 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Peter Haertling'in Ben Liebt Anna ve Christine Nöstlinger'in Lollipop adlı eserlerinin Türkçe çevirilerine eleştirel bakış

ÖZETÇeviri etkinliği geçmişte ve günümüzde dilin varlığı kadar önemli bir olguolmuştur. Çeviriye her alanda gereksinim duymaktayız. Bu zor işi üstlenen çevirmende, çeviri sürecinde bazı zorluklarla karşılaşacak ve bu zorlukları yaptığı kısaltmalar,eklemeler, düzeltmelerle yenmeye çalışacaktır. Çeviri sürecinde, çevirmenin izlediğiyol ise onun kendi çeviri anlayışını ortaya koyacaktır.Bu çalışma da Çağdaş Alman Çocuk Edebiyatı yazarlarından PeterHärtling'in ?Ben liebt Anna? ve Christine Nöstlinger'in ?Lollipop? adlı çocukromanlarının kaynak ve hedef metinlerinin karşılaştırmalı çözümünde, çevirmeninsanatsal dil seçimlerini, hedef dil ya da kaynak dil odaklı çeviri yöntemlerindenhangisini kullandığı, amacını gerçekleştirmek için benimsediği tutum ve seçimlertespit edilmeye çalışılacaktır.Çalışmanın giriş bölümünde genel olarak çeviri olgusu, yazın çevirisinikapsamı ve günümüz çeviri kuramları ışığı altında çeviri eleştiri anlayışındanbahsedilmektedir. Çalışmanın ikinci bölümü, Alman Çocuk Edebiyatı yazarlarındanPeter Härtling , eseri ?Ben liebt Anna? ve öncülüğünü yaptığı ?Antiotoriter ÇocukYazını? hakkında genel bilgileri kapsamaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde iseAvusturya'lı yazar Christine Nöstlinger? ve eseri ?Lollipop? üzerine bilgiler yeralmaktadır. Çalışmanın dördüncü bölümünde bu eserlerin Türkçe çevirilerineeleştirel olarak yaklaşılmış ve çevirmenin çeviri sürecinde kullandığı yöntem veteknikler ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın beşinci bölümü, sonuçbölümüdür ve analiz edilen metinlerin değerlendirilmesi niteliğindedir.

Demet Sürücüoğlu
Gazi University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2006
00
DoktoraAçık ErişimDE

Türkiye?de `yabancı dil olarak Almanca? ders kitaplarında iletişimsel yetinin sunuluşu (birkaç ders kitabının karşılaştırılması)

Türkiye'de `Yabancı Dil Olarak Almanca' Ders Kitaplarında İletişimselYetinin Sunuluşu (Birkaç Ders Kitabının Karşılaştırılması)? adlı Doktora Tezinde`Kommunikative Kompetenz' (İletişimsel Yeti) kavramının çıkış noktası ve bufenomeni oluşturan tüm unsurlar ayrıntılı olarak ele alınmış, ardından İlköğretimsekizinci sınıflarda Almanca öğretiminde kullanılan, Milli Eğitim BakanlığıYayınevi tarafından basılan `Lern mit uns 3' isimli ders kitabı ile Alman Hueberyayınevinin aynı yaş grubuna hitap eden ve Türkiye' de de bazı eğitim kurumlarındaAlmanca öğretiminde ders kitabı olarak kullanılan `Pingpong Neu 2' isimli eseri,benzer konuları ele alan ikişer üniteleri çerçevesinde öğrencilerin iletişimselyetilerinin geliştirilmesine uygunlukları açısından detaylı bir şekilde analizedilmiştir.Bu araştırma neticesinde `Pingpong Neu 2' isimli ders kitabının bu yetiningeliştirilmesi açısından genel itibarıyla yeterli bir eser olduğu sonucuna ulaşılırken,`Lern mit uns 3' isimli ders kitabının ise ciddi eksikliklerinin olduğu saptanmıştır.Çalışmanın sonunda bu eksikliğin giderilmesi ve Türkiye'de Almancaöğretiminde kullanılacak olan bir ders kitabının oluşturulması ya da seçimi sırasında,öğrencilerin iletişimsel yetilerinin geliştirilebilmesi için özellikle nelere dikkatedilmesi gerektiği noktasında önerilerde bulunulmuştur.

Hasan Yılmaz
Gazi University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yabancı dil öğretiminde çevirinin yeri ve önemi

ÖZET On bölümden oluşan bu çalışmada genelde Türkiye'de çevirinin yabancı dil öğretimindeki yeri ve önemi, özelde de Almanca öğretimine olan katkısı belirlenmeye çalışılmıştır. Giriş bölümünde çalışmanın önemi, amacı ve alanı üzerinde durulmuş, birinci bölümde ise çevirinin değişik tanımlarına yer verilmiş ve genel bir giriş yapılmıştır. Daha sonra sırasıyla şu konular üzerinde kapsamlı bir şekilde durulmuştur: -Çeviri tarihi gelişimi açısından eskiçağ, ortaçağ, rönesans-reformasyon ve romantik dönemleri kapsayarak, bugüne kadar olan araştırmalar da dahil olmak üzere dört grupta incelenmiştir. -Çeviride eşdeğerlilik konusuna ve bunun çevirideki önemine yer verilmiştir. -Çeviri türleri, kelimesi kelimesine çeviri, gramer çevirisi, bilgilendirici çeviri ve iletişimsel çeviri olmak üzere dört grupta incelenmiştir. -Çeviri eğitiminin genel hedeflerinin sınırlan çizilmeye çalışılmış ve bunun gerekliliği üzerinde durulmuştur. -Yabana dil amaçlı çeviri eğitimine yer verilerek karşılaşılabilecek olası sorunlar dile getirilmiştir. -Yabancı dil öğretiminde çevirinin rolü ve önemi farklı bakış açılarıyla ele alınmıştır. -Eskiden beri kullanılmakta olan dilbilgisi-çeviri yöntemi üzerinde durulmuş ve bu çok eleştirilen yöntemin faydalı yönlerinin de olduğu örneklenerek açıklanmıştır. -Sözlük kullanımındaki eksiklikler, yabana dil mantığının devreye sokulamaması, konu bütünlüğü ve mecazi ifadelerin göz ardı edilmesi gibi çeviri işlemi esnasında yaşanan ciddi problemler ortaya konarak konunun önemine özellikle dikkat çekilmiştir. -Yukarıda belirtilen tespitler ışığında çeviri konusunda tecrübe sahibi bir öğretim üyesi ile kısa bir röportaj yapılmıştır.Sonuç bölümünde ise çalışmanın genel bir değerlendirilmesi yapılmış ve varılan sonuç hakkında açıklamalarda bulunulmuştur.

Yabancı dil öğretimiÇeviriÇeviri yöntemleri
Oğuz Yücel
Gazi University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2002
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Botho Strauss`un "Die Fremdenführerin" "Gross und Klein" "Kalldewey Farce" adlı tiyatro eserlerinde post modern boyut

Bu çalışma, Almanya'daki çağdaş tiyatronun en iyi temsilcisi olarak bilinen Alman yazar Botho Strauss tarafından seçilmiş işlerdeki post modern unsurları analiz etmektedir. Lyotard ve diğerleri tarafından öngörülen post- modernizmin felsefi kökenleri hakkında konuşarak, özellikle Almanya'da post modem edebiyatının tanımlarını bulmak için uğraşıyoruz. Botho Strauss'un biyografisi ve bütün çalışmalarının tüm listesi birinci kısmı oluşturmaktadır. Bundan üç tiyatro oyunun çalışılmıştır; "Gross und klein" (Büyük ve Küçük), "Kalldewey - Farce" ve "Kadın Turist Rehberi En son oyun hakkındaki bazı makaleler, konferans salonundaki ve edebi yorumlardaki tepkiler hakkında bize fikir verebilir. Ayrıca sonuç bölümü de bazı post-modem tiyatroların kritik görüşlerini de vermektedir.

Mune Savaş Kaplan
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2000
00
DoktoraAçık ErişimDE

Die Rezeption und die ubersetzungen der werke Erich Maria Remarques in der Turkei von 1950 bis zur gegenwart

III ALMANCA ÖZET (DEUTSCHE ZUSAMMENFASSUNG) Erich Maria Remarques (Erich Paul Remark) Werke, die in fünfundvierzig Sprachen erschienen sind, wurden in der Türkei zu dem am meisten übersetzten und gelesenen Bücher eines auslandischen Autoren. Die elf Romane Remarques wurden von achtzehn Übersetzera ins Türkische übertragen. Da einige Übersetzer die gleichen Romane des Autors wiederholt Übersetzt haben, sind von den elf Romanen Remarques vor 1950 fünf und nach 1950 bis heute dreiundvierzig unterschiedliche Übertragungen erschienen. Diese Arbeit hat sich damit befaBt, die Obersetzungen der Romane Remarques in der Türkei nach 1950 in drei Gesichtspunkten kritisch zu untersuchen und wissen- schaftlich auszuwerten. Die Arbeit bestand deswegen aus drei Teilen. Im ersten Teil wurden Uber die Person des Autors und sein Gesamtwerk aus- flihrliche Informationen gegeben. Im zweitenTeil wurden die bereits in derTürkei vorhandenen Untersuchungen Uber Remarques Leben und seine Werke angefiihrt. Diese Untersuchungen haben fol- gendes ergeben: Von den elf Romanen Remarques sind in derTürkei zwischen 1930 und 1986 insgesamt achtundvierzig Obersetzungen erschienen. Es gibt im Tlirkischen auBer einer Monographic und ciner Magisterarbeit keine nennenswerte Untersuchung uber Remarque, seine Werke und deren tlirkischen Obersetzungen, obwohl er in derTürkei einer der hochgeschatzten Autoren der auslandischen Literatür ist Im dritten Teil der vorliegenden Arbeit wurden die Obersetzungen der Romane Remarques die in derTürkei von 1950 bis zur Gegenwart gemacht wurden, in zwei Aspekten untersucht: a) Um Gründe für die wiederholten Übeıtragungen der Romane Remarques von den selben Obersetzern zu finden, und b) die Unterschiede hinsichtlich dcr stilistischcn Wicdergabc (Idiomc, Metaphcrn und Symbolc) der Übeıtragungen der Romane Remarques von den verschiedenen Obersetzern des gleichen Ausgangwerkes festzustellen. Zunachst wurden die Textstellen der Romane Remarques denen gegenüber- gestellt, die von einzelncn Obersetzern wiederholt Ubertragen wurden. Diese Untersu chungen haben die folgenden Ergebnisse gebracht: Insgesamt haben sieben Übersetzer die sieben Romane Remarques ins Turkische wiederholt Ubersetzt Da die Übersetzer die Romane Remarques wiederholt Ubertragen haben, sind von diesen sieben Werken Remarques insgesamt zweiunddreiBig verschiedene Obersetzungen (von 1950 bis zur Gegenwart) zustandegekommen. 45,5 % der wiederholten Obersetzungen wurden wegen Reinigung der türkisehen Sprache vom Arabischen und Persischen, 36,4 %IV wegen orthographischen Ânderungen der Überlragungen (Ânderung der Worter von der alten zur neuen Schreibweise) und 18,2 % wcgen inhaltlicher Korrektur der Überlragun gen revidiert. in der zweiten Phase dcs dritten Teils wurde versucht festzustellen, inwieweit es den Übersetzern gelungen ist, die Romane Remarqucs unter dem Aspekt der stilistischen Merkmale ins TUrkische zu Ubertragcn. Dcshalb wurdcn die Übertragungen von verschie- denen Übersetzern des gleichen Ausgangswerkes jeweils mit dem Originalwerk in Hin- blick auf Idiome, Metaphern und Symbole verglichen. Die der Untcrsuchung zugrundclicgcndcn dreiundrciBig Seitcn der cif Romane Remarqucs umfasscn hundcrtachtundachtzig Idiome und sicbenundsiebzig Metaphern. Von jedem Roman wurden jedoch ein odcr zwei Symbole ausgewahlt und mit ihren tlirkischen Wiedergaben verglichen und kritisch ausgewcrtet. Die Untcrsuchung der Übersctzungen hat im Hinblick auf die Wiedergabe von Idiomen folgendes ergeben: Da im Deutschen und Türkischen die Idiome hinsichtlich ihrer Bilder und AusdrUcke unterschicdlich venvendet werden, ist bei keinem Ubersetzer festzustellen, daB in ihren Übersctzungen die Idiome im Originaltext gröBtenteils vvieder- um mit übereinstimmenden Idiomen ins TUrkische Ubertragcn wurden. Dagegen wurden in vierzehn Übertragungen die Idiome Uberwiegend mit âhnlichen I annâhernden Idiomen im Türkischen wiedergegeben. Mit anderen Worten, 63,7 % der Übersetzungen im Hin blick auf die Wiedergabe von Idiomen, wurden im gröBtcnteils ahnlich hzw. annahernd Ubertragcn. Die Wiedergabe von Metaphern im Türkischen wurden in acht Kategorien auf- gefUhrt und ausgewertet. Die Untersuchungen von zweiundzwanzig Übersetzungen haben zu den fol genden Ergcbnissen geführt: Die Mehrzahl der Metaphern wurden in dreizehn Übersetzungen (59 % der Übertragungen) mit den übereinstimmenden Meta phern ins TUrkische Ubertragen. Zuletzt wurden die elf Romane Remarques und ihre zweiundzwanzig Über setzungen im Hinblick auf Symbole und deren Wiedergaben, untersucht: Da die Über- setzung der Symboltechnik des Autors keine allzugroBen Schwierigkeiten bietet, konnten viele Ubersetzer die Schwierigkeiten meistern und die Symbole im Türkischen angemes- sen wiedergeben. Auf Grund der oben erwahnten Feststellungen kann man folgendes behaupten: Obwohl die türkischen Ubersetzer existieren, die die Romane Remarques getreu ins TUrkische Ubertragen konnten, wurde stilistisehe Persönlichkeit des Autors nicht von ailen Übersetzern für die tUrkischen Leser angemessen dargestellt.

B. Sevinç Mesbah
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1996
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Die Tiere in den Türkischen und Deutschen sprichwörtern (eine vergleichende untersuc-hung)

Ulusların farklı yaşam biçimleri, kültürleri, belirli olaylar karşısındaki tutum ve davranışlarının farklılık göstermesinin yanısıra, belirli olaylar karşısında da benzer şeyler duyumsandığı bir gerçektir. Bu duyumsamaların ifade edilişlerinde her ulus kendisine özgü, kendisinin çevresinde bulunan birtakım nesnelerden, canlılardan yararlanmakta, imajlarını bunlarla somutlaştırmaktadır. Bu ifade edilişteki imajlar ulustan ulusa farklılık göstermektedir ki, buradan atasözlerinin o ulusa özgülük yönü ortaya çıkmaktadır. Evrensel olan düşüncenin ürünü atasözlerine tüm uluslarda rastlamak mümkündür ve şu ulusun atasözleri iyidir - kötüdür v.b. türden şovence yaklaşımların tutarlı olmadıkları görülür. Atasözlerinin ulusal karakteri yansıtıp yansıtmadığı sorunu bu bağlamda değerlendirilebilir. Atasözlerini yaş, köken, aktarım (sözlü ve yazılı), form, içerik, işlev v.b. yönlerden inceleyen parömiyoloji alanının üzerinde durduğu konulardan birisi de budur. Çalışmanın başlangıcında atasözü kavramından ne anlaşılması gerektiği düşüncesinden hareketle, bu kavramın etimolojisine de değinilerek, kavram sımrlandınlmaya çalışılmıştır. Özellikle Türkçede atasözü ve diğer kalıplaşmış sözler arasındaki ayrım pek net yapılmamış olduğundan, bir kavram kargaşası süregelmiştir. Buna rağmen Türkçede genelde biri diğerinden biraz farklı ifade edilmiş pek çok tanımlar yapılmıştır. Aynı şekilde Almancada da. Bu tanımlara bakıldığında atasözleri için saptanmış birkaç kriter hem Türkçede hem de Almancada göze çarpmaktadır. Bunlardan atasözlerinin öğretici nitelikte (lehrhafte Tenderiz), kısa (kurz), öz (prâgnant), halk ağzında kullanılıyor olması (Zugehörigkeit zum Volksmunde) bu kriterlerden birkaçıdır. Bu tanımlama uğraşlarına karşın herkes tarafından kabul edilebilir bir atasözü tanımlamasının da yapılamamış olduğu söylenebilir ve hatta tanımlamanın mümkün olmadığı görüşünü savunan bilimadamları da vardır.Çalışmayı yönlendirmesi açısından konunun uzmanı birkaç bilim adamının tanımlarına yer verilmiş, bunlar arasındaki benzerlikleri, ayrılıkları saptayarak, atasözlerinden ne anlaşılması gerektiği konusu üzerinde durulmuştur. Her iki dilde de birçok atasözlerinin kaynaklan tam olarak bilinmemekle birlikte birçok Alman ve Avrupa atasözünün kaynağının Eski Yunan ve İncil olduğu söylenebilir. Bu söz varlıklarının günümüze kadar gelebilmiş olması sözlü ve yazılı aktarımın sonucudur. Bu arada Alman atasözü araştırmalarının daha çok yazılı araştırmalara dayandığını, Türk atasözü araştırmalarının ise hâlâ sözlü aktarıma dayandığını söyleyebiliriz. Almancada ve Türkçede yapılan atasözleri derlemelerine bu konunun tarihsel değerlendirilmesine yararlı olacağı kanisiyle yer verilmiştir. Almancada ilk yazılı atasözü derlemesi olan 1023 yılında Egbert von Lüttich tarafından yazılan Fecunda ratis isimli çalışma hem dinî amaçlı hem de eğitim amaçlı (Latince öğrenimine yönelik) hazırlanmıştır. 1072 yılında Kaşgarlı Mahmut tarafından hazırlanan Divan- ı Lügat- it Türk adlı çalışma Türkçedeki ilk atasözleri derlemesi olarak kabul edilebilir. Araplara, Türkçenin zenginliğini göstermek amacıyla hazırlanmış olan bu Türkçe - Arapça sözlükte yaklaşık 290 atasözü yer almaktadır. Atasözlerinden bahsedildiğinde özellikle Türkçede pek çok kalıplaşmış sözler aynı anda çağrışım yapmaktadır. Almancada ise atasözleri ile diğer kalıplaşmış sözler arasındaki ayrım sorunu çözümlenmiş sayılabilir. Türkçede gözlemlediğimiz bu karışıklığın nedenlerinden en önemlisinin atasözleri ile deyimlerin pek çok derleyen tarafından birlikte yapılmış olmasından kaynaklanmaktadır. Deyimler genel olarak bir tümcenin parçalandır. Atasözleri ise bir yargı ifade eden tamamlanmış tümcelerdir. Almancada karşılaştığımız kalıplaşmış sözlerden birkaçı (Das Geflügelte Wort, Die Maxime, Der Aphorismus, Die Sentenz, DerVI Slogan, Das Epigramnı, Die sprichwortlichen Redensarten) atasözleri temel alınarak karşılaştırma yapılmış, benzerlikler saptanmış ve örnekler verilmiştir. Çalışmaya esas teşkil eden derlemelerin başında Ömer Asım Aksoy'un TDK yayınlan arasında çıkan Atasözleri (1. cilt) çalışması vardır. Eserin temel alınmasının nedenlerinden biri de Aksoy'un atasözleri ile deyimler ve diğer kalıplaşmış sözler arasında Türkçedeki diğer derleme çalışmalarına oranla daha sağlıklı bir ayrım yapmış olmasıdır. Bu olumlu yönünün yanısıra eleştirilebilecek yönler de bulunmaktadır ki, bunların başında aynı atasözünün varyasyonlarının da bulunması ve bunların numaralandırılmış olmasıdır. Eserde alfabetik olarak sıralanmış 2110 atasözü bulunmaktadır. Sözü edilen bir atasözünün varyasyonu niteliğindeki atasözleri çıkarıldıktan sonra, toplam atasözü sayısı yaklaşık 1 860'lara inmektedir. Türkçenin bölge ağızlarındaki ve esere alınmamış birçok atasözleri de katıldığında dilimizdeki atasözü varlığının bu kadar olmadığı görülür. Ömer Asım Aksoy'un derlemesinde birbirinin varyasyonu olan hayvan figürü içeren atasözleri çıkarıldıktan sonra çalışmada incelenen toplam 387 atasözü kalmaktadır. Almancadaki hayvan figürlü atasözlerini derlemiş olduğumuz Horst ve Annelies Beyer'in eserinde de yaklaşık 953 atasözü incelenmiştir. Türkçe derlemedeki 68 hayvan figürüne karşılık, Almancada 71 hayvan figürüyle karşılaşmaktayız. Hayvan figürlü atasözlerinin çokluğu, hayvanların bu iki toplumun yaşamlarındaki önemin bir göstergesidir. Bilindiği üzere hayvanlar masallarda ve fabllarda yaygın olarak görülürler. Ancak hayvanların buralarda yüklenmiş oldukları görevler atasözlerindeki görevlerinden bazı farklılıklar göstermekte. Atasözlerinde hayvanlar insanoğlunun eylemlerini, karakterini, zayıflığını v.b. özelliklerini yüklenmekte, bir başka deyişle insanoğlunun maskeleri işlevini görmekteler. Bu anlamda her iki dildeki atasözlerinde hayvanların işlevleri açısından benzerlikler gözlemlenmekte. Ancak hayvanların her iki dilde algılanışları açısından, örneğin kişilerin nitelendirilmesinde yüklenmiş oldukları anlam farklılıklar göstermekte. Tek başlarına kullanıldıklarındayansız, kişileri nitelendirdiklerinde ise standart dilden sapmalar görülmekte, argo ve öğrenci dilinde farklı anlamlar kazanmakta. Örneğin: Almancada inek bir kişiyi nitelendirmede, küfür sözcüğü olarak kullanıldığında, kendisine kızılan, sinirlenilen bayan biri yananlamıyla, Türkçede ise çok çalışan öğrenci yananlamıyla karşımıza çıkmakta. Çalışmanın 3. bölümünde hayvan figürü içeren atasözlerinin özellikle tümce kuruluşları üzerinde durulmuş ve bu kuruluş türleri içerisine giren atasözlerinin yakın anlamlar taşıdıkları görülmüştür. Örneğin, iki bileşen arasında karşılaştırma yapıldığında: Besser den Esel treiben als Sâcke tragen. (Çuval taşımaktansa eşeği sürmek yeğdir.) Besser heute ein Ei als morgen die Henne. (Yarınki tavuktan bugünkü yumurta yeğdir.) Hayvanlarla karşılıklı konuşmalar türünde atasözü örnekleri Almancada olmadığından bu tür örnekler Türkçeye özgü sayılabilir. (Örnek: Eşeği düğüne çağırmışlar: "Ya odun eksik ya su" demiş.) Derlenen hayvan figürlü atasözleri içerisinde sıklığı en fazla olan ilk on hayvan figürü Almancada ve Türkçede tesbit edilmiştir. Bunların genel toplamlara oranlan bulunmuştur. İlk on sırada yer alan hayvanların büyük bölümü her iki dilde de evcil hayvanlardan oluşmakta. Her iki dilde de ilk üç sırada yeralan hayvan figürlerinin aynı olması, farklı kültürler olmalarına karşın dikkat çekicidir. Her iki toplumun atasözü varlığında sıralamada birinci sırada yeralan at, bu hayvanın bu toplumlardaki önemini göstermektedir. Atasözlerinde geçen hayvanların tek başlarına, başka hayvanlarla birlikte ve toplam kullanımları sayısal olarak her iki toplumun atasözlerinde saptanmıştır.İncelemeye tabi tutulan Almanca ve Türkçedeki hayvan figürlü atasözleri, türlerine göre alfabetik sıralanmışlardır. Böylelikle yaygın olarak kullanılan sınıflama yönteminden (Atasözünü başlangıç harfine göre sıralama) farklı bir yöntem izlenmiş olup, hayvanların tek başlarına ve diğer hayvanlarla yer aldıkları atasözlerinin tesbiti daha kolay olmaktadır.

Tevfik Ekiz
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1994
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk ve Alman masallarında sosyal sorunlar ve çözüm yolları

Alman masallarıMasallarSosyal sorunlar+1
Yusuf Terzi
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1994
00
DoktoraAçık ErişimDE

Eine vergleic hende untersuchung über die Deutschen und Türkischen volksmarchen

ÖZET Çalışmamızın birinci bölümünde masal türü hakkındaki teorik görüşleri analiz ettik, ikinci bölümde ise seçtiğimiz örnek metinler yardımı ile Türk ve Alman masallarını içerik, üslup, şekil, fonksiyonel yönden incelemeye ve sosyo-kültürel boyutlarını anlatmaya çalıştık. Masal, halk edebiyatının bir anlatı türüdür. Araştırmamızda Türk edebiyat bilimcilerinin "Masal" kavramım anlatım, destan, efsane ve dini menkıbe anlamında kullandıklarım gördük. Buna karşı Alman masal araştırmacıları arasında masal kavramının tanımında bir uyum hakim. Masalın anlamının ve alanının okuyucu tarafından daha iyi anlaşılabilmesi için yakın olan anlatı türleriyle arasındaki benzerliklere ve zıtlıklara değindik. Bu çalışmada Alman halk edebiyatının en önemli masal araştırmacılarından biri olan Lüthi'nin çalışmalarına da yer verdik. Türk ve Alman masallarının tarihi evriminin karşılaştırılması sırasında masalların oluşum tarihini de tahlil ettik. Avrupalı bilim adamları masal tiplerinin sınıflandırılmasına ve masal motivlerinin tespitine büyük bir katkı sağlamışlardır. Bu konuda Boratav ve Eberharfın çalışmaları dikkat çekicidir. Walker ve Uysal'm çalışmaları da bununla ilgili paralel özellikler taşımaktadır. Ayrıca Türk bilim adamı Tuğrul' un yaptığı sınıflandırma da bunlar arasında sayılabilir. Bu çalışmadan bilim adamlarının masalın kaynağıyla ilgili dört teori ileri sürdükleri ortaya çıkmaktadır. "Anlatım araştırması" bölümünde masal anlatıcısının masalın derlenmesinde ve yayılmasında önemli bir rol oynadığı tespit edildi. "Tekerleme ve Keloğlan masalları" bölümünde Türk ve Alman masalları arasındaki form benzerlikleri göze çarpmaktadır. Her ikisinde de giriş, geçiş ve bitiş formelleri bulunmaktadır. Bunun yanında tipik özellikleriyle sadece Türk toplumuna özgü olan Keloğlan masalları Türk masalları içinde özel bir yer tutmaktadır. Bu karşılaştırmalı çalışmada dört Türk ve üç Alman masalından yararlandık. Her bir masalı yapısı, işlevi, motifleri, figürleri, sahne donanımı, üslubu, yer ve zamanı, epik kanunları, inanışları, örf ve adetleri bakımından araştırdık. Birinci gruptaki masallar (Allerleirauh, Tüylüce, Ütelek) olayları 111gerçek yaşama uygun bir biçimde yansıttığı için gerçekçi masallar olarak telakki edilebilir. Buna karşı ikinci (Tischchen deck dick, Goldesel und Knüppel aus dem Sack ve Knüppel aus dem Sack) ve üçüncü (Sneewittchen ve Frâulein Nardaniye) grup içinde ele aldığımız masallar ise gerçek dışı olayların çokluğu nedeniyle olağanüstü masallar grubuna dahil edilebilir. Alman masallarında sıkça tekrarlanan "Üç sayısı" kavramı dikkat çekici bir özellik olarak ortaya çıkmaktadrr. Gerçi bu üçleme Türk masalların da da vardır, fakat Alman masallarıdaki kadar sık görülmemektedir. Seçtiğimiz yedi masalın dördünde (Allerleirauh, Tüylüce, Ütelek ve Sneewittchen) kahramanların soylu kişiler, yani kral, padişah, kraliçe, prens, prenses ve bey olduğunu tesbit ettik. Diğer üç masalm (Tischchen deck dich, Goldesel und Knüppel aus dem Sack, Frâulein Nardaniye ve Knüppel aus dem Sack) kahramanları ise halk kahramanları, yani halkın arasından gelen şahıslar dır. İncelediğimiz masallarda ilahi dinlerin emirleri karşısında kayıtsız şartsız bir itaat isteniyor. Tanrının kanunlarını çiğneyen cezalandırılıyor. Adet, örf ve gelenekler Alman ve Türk masallarında değişik şekillerde ortaya çıkmaktadrr. Buna bağlı olarak eğlencelerde, düğün törenlerinde, ödüllendirme ve cezalandırmada, misafirperverlikte ve yardımseverlikte fark lılıklar görünmektedir. Bu bilgilerden hareketle masallardan eski medeniyetlerin kültürel zenginlikleri yani yaşam tarzları, yönetim şekilleri, dini inanışları, dini usul ve kaideleri, örf ve adetleri ve adalet anlayışları v.b. hakkında bilgiler elde ettiğimiz sonucu çıkarılabilir. iv

Şerif Oruç
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1997
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Heinrich Mann'ın "Professor Unrat" adlı romanında karakter değişimi

TÜRKÇE ÖZET İlk eserlerinden farklı olarak Heinrich Mann bu romanında kozmopolit büyük şehir çevresinden uzaklaşıp Alman küçük şehrine döner. Kuzey Almanya'nın küçük bir şehrinde (Lübeck) II. Wilhelm devri bir lise hocasının maceralarını işleyen eser, Thomas Mann, Wedekind, Hauptmann ve Hesse'de sık rastlanan okul hicivleri türüne girer. Cari Zuckmayer 1931 yılında eseri film senaryosuna dönüştürmüş ve bu eser Der blaue Engel (Ma\>i Melek) adı altında çok tutulan bir film olmuştur. Nobel ödüllü yazar Thomas Mann'm ağabeyi olan Heinrich Mann'm bu romanı ilk kez 1905 yılında yayınlanmıştır. Despot ruhlu lise hocası, bir gece nefret ettiği öğrencilerini takibederken şarkıcı ve dansöz Rosa Fröhlich'i tanır, ona aşık olur. Bu yüzden okuldan atılır. Yaşlı lise öğretmeni, yirmibeş yıllık hizmet süresi içinde öğrencilerini, psikolojik olarak kendisinin politik yönden temsil ettiği otorite prensibine tabi tutar. Ateşli bir milliyetçidir, vazife aşkı, okulun kutsallığı, askerlik aşkı konusunda kompozisyonlar yazdırır. Hükmetme hırsı, verdiği haksız notlar ve cezalarda ortaya çıkar. Bu durum, onun zayıf yönlerinin, baskı altına alınmış duygu ve içgüdülerinin dışa vurumudur. Rosa Fröhlich'le ilişkisi arttıkça öğrenciler arasındaki otoritesi zayıflar ve onların boyunduruğu altına girer. Rosa Fröhlich'in cazibesine karşı koyamaz, cemiyetin her türlü gelenek ve kurallarını çiğneyerek onunla evlenir ve işinden olur. Aslında Fröhlich'le karşılaşması fiziksel gücünün zayıfladığı yaşta gerçekleşir. 57 yaşındaki Unrat akıntıya doğru kürek çekmeye başlar. Professor Unrat 'ta yaşadığı küçük kentte kibar bir fahişenin tutsağı olan ve kentlilerin alışılmış yaşam çizgilerinin dışına çıkan, lise öğrencilerinin umacısı, dar kafalı yaşlı bir profesörün (Unrat) karakter değişimi ele alınmıştır. O başlangıçta ulusal değerleri, geleneklere bağlılığı savunan bir despot iken, kendi savunduğu değerlerle kendisi çelişmiştir. Profesör Unrat, gençlerin okulda bilgiyle birlikte iyi bir ahlak da edinmelerini isteyen, bu bakımdan büyük bir titizlik, hatta sinirlilik gösteren despot bir öğretmendir. Böyleyken, öğrencilerini kurtarmak istediği uçuruma sonunda kendisi yuvarlanır. Eserde, genç edebiyatçı Lohmanrt'ın ağzından Profesör Unrat eleştirilir. Lohmann, anlatıcının eserde özdeşleştiği kişidir. Romanda verilmek istenen mesaj onun aracılığıyla verilmeye çalışılmıştır. Profesör Unrat ile Rosa Fröhlich az-çok hasta ruhlu insanlardır. Fakat, insan ruhunun değişmez, her gün rastlanır özelliklerini yansıtırlar. Bar artisti Rosa Fröhlich, görünüşte, şehvet hırsıyla para hırsından başka bir şey düşünmeyen bir kadındır. Yine de kalbinde derin bir şefkat ve temiz bir sevgiye yer buluşu, ezeli kadın ruhunun herIll iki bakımdan zaafinı gösterir. Profesör Urırat ise, insan ruhundaki bütün zaafları, kuvvetleri gösteren ender tiplerden birisidir. Bu roman, Kayser Almanyasını ve II. Wilhelm devrindeki eğitim durumunu, toplum hayatını ve insanların zaaflarını hicveder, eleştirir. Heinrich Mann bu dönemin eleştirisini Geist ımd Tat adlı denemesinde daha açık bir şekilde dile getirir. Gençlik eserlerinden başlayarak yazarın yaratıcısında iki karakteristik unsur kendini gösterir: Cumhuriyetçi demokrasi düşüncesi ve insanlığın, en azından Avrupa'nın, uluslarüstü organizasyonu düşüncesi. Romanlarında dolaylı yoldan dile gelen bu düşünceler, denemelerinde (Essay) kesin ifadesini bulur. Heinrich Mann'a göre Roman, bir toplumun, bir çağın kalıcı ve geçerli belgesidir. Sosyal bilgiyi biçimlendirebilir, iletebilir, hayatı ve şimdiki zamanı koruyabilir. Heinrich Mann, edebiyatı amaç değil, araç sayar. İnsanlığı eğitmek, onu daha mutlu bir geleceğe hazırlamak gibi düşünceleri olan hümanist ve iyimser bir yazardır. Bu çalışmada, roman kahramanının (Unrat) karakter değişimi ve dönemin eğitim sorununun esere nasıl yansıdığı irdelenmeye çalışılmıştır.

Abdulkerim Uzağan
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1995
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gotthold Ephraim Lessing'in Nathan der Weise adlı oyununa göre günümüzde hoşgörü mü olmalıdır tahammül mü

Gotthold Ephraim Lessing'in 18. Yüzyıl Alman Aydınlanmasının önemli temsilcilerinden biri olarak, Hamburglu Oryantalist Reimarus'un ölümünün ardından onun din konusundaki çalışmalarını geliştirerek yayınladığı `Wolfenbüttel Fragmanları' çağın din adamlarının şiddetli tepkilerine sebep olur. Bu tepkilerin en ünlüsü Hamburglu Başrahip Melchoir Goeze'nin saldırı niteliğindeki cevaplarıdır. Aydınlanma İdealleri ve tolerans kavramını henüz kabullenmemiş olan 18. Yüzyıl dünyasında, Lessing'in din konusundaki yayınları, Hıristiyanlığa zarar verdiği gerekçesiyle yasaklanır. Lessing de savunmasını bir tiyatro eseriyle sürdürür.Anahtar Kelimeler: Aydınlanma Çağı, Tolerans, Decameron, Kudüs, Yahudilik, Hıristiyanlık, Ġslamiyet, 3 Yüzük Meseli

Alman edebiyatıAydınlanma ÇağıDin+5
Zeynep Aslı Sevindi
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Thomas Mann'ın Buddenbrooks adlı romanında aristokrat aileden burjuva ailesine geçiş

Alman romanının önemli temsilcilerinden Thomas Mann, kendi ailesinin yaşantılarından yola çıkarak yazdığı ve ilk romanı olan buddenbrooks eserinde, zengin bir alman burjuva ailesini ele alır. Dört kuşaklık bir ailenin yaşam serüveninde, yaşadığı değişimi çarpıcı bir şekilde gözler önüne serer. Bu değişimin ailenin yaşamındaki ticari hayata, evliliklere, boşanmalara, başarı ve başarısızlıklara etkilerini de görebilmekteyiz. Mann aynı zamanda, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyılları arasında Avrupa`da yaşanan sorunlara ışık tuturak, aristokrat, burjuva ve orta sınıfının yaşam biçimini realist bir şekilde ortaya koyar. Yaşadığı kayıplarla ve ailenin dağılmasıyla birlikte, aristokrasinin de varlığını yitirdiğini anlatır. Bütün bunların temel nedenini toplumdaki değer ve kültür yozlaşması olarak göstermeye çalışan Thomas Mann, burjuvazinin hem olumlu hem de olumsuz yönlerini de birarada verir. Mann, burjuvazinin Buddenbrook ailesine yüklediği çalışkanlık, görev bilinci ve tutumluluk gibi olumlu yaşam biçimlerinin yanında, lükse düşkünlük ve başıboşluk gibi olumsuz davranışlarla, burjuvazi üzerine dikkatimizi çeker.Thomas Mann`ın romanda anlatmak istediği şey elbette ailesi değildir. Ancak bir dönemin etkilerini kasıtlı bir şekilde dikkatleri aileye ve aile kurumuna çekerek vurgulaması da oldukça düşündürücüdür. Bu yüzden Buddenbrooks romanı, ailelerdeki kişilerarası sosyal ilişkileri, dini, ahlaki ve modern yaşam bakış açısıyla yeniden sorgulamanın zaruretini anlamamız bakımından büyük önem taşımaktadır.Anahtar Kelimeler:Buddenbrooks, Thomas Mann, Aristokrasi, Burjuvazi, Aile, Kültür çatışması, Kuşak çatışması

AileAlman edebiyatıAlman romanı+6
Ebcet Taşdemir
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Günter Grass'ın "Soğanı Soyarken" adlı romanında sosyo-kültürel olguların incelenmesi

20.yüzyılın başından ilk yarısına kadar meydana gelen iki büyük dünya savaşı, şüphesiz insanların hafızalarında derin yaralar açmıştır. Dünya tarihine baktığımızda en önemli sayılan olayların arasında yer almaktadır savaş kavramı. Bildiğimiz kadarıyla milyonlarca insanın hayatına neden olmuş, hayatta kalanları ise zorlu hayat koşullarına terk etmiş olan savaşların ardından sosyolojik, psikolojik ve ekonomik açıdan tarif ve tamir edilemez yaralar bırakmıştır. Savaş ve savaş sonrası dönemi başta tarihçiler olmak üzere edebiyatçılara da büyük bir çalışma alanı oluşturmuştur. Birçok yazar, savaş dönemini derinlemesine, sebep-sonuç ilişkisi içinde değerlendirerek kaleme almıştır. İkinci Dünya Savaşı'na tanıklık eden Günter Grass, bizzat içinde yaşadığı döneme sessiz kalmayarak, vahşeti, yıkımı ve en önemlisi 'Nazi Gençliğine' üye oluşunu ve hayatı boyunca bunu saklamış olduğunu "Soğanı Soyarken" adlı eserinde okuyucularına sunmuştur. Günter Grass bu eserinde, hayatındaki en heyecanlı dönemini anlatmaktadır. Yoksul hayatından kurtulup savaşa katılmaya can atan sonrasında ise esir kamplarında açlıkla boğuşmaktan, ailesinin izini kaybetmekten, ölümlere tanıklık etmekten ve top mermisine hedef olmaya kadar tüm çıplaklığı ile paylaşıyor. Bu çalışma; insanların her an ölümle burun buruna olmalarından yaşadıkları korkuları, ekonomik ve psikolojik sorunları, savaşı besleyen faşizm ve ırkçılığı ele alarak incelemiştir. Aynı dönem; faşizmin aktif rol oynadığı Nasyonal Sosyalizm ve Hitler'in lider oluşu dönemiyle bağlantılı olduğundan bu çalışmada yer almıştır. Günter Grass'ın "Soğanı Soyarken" adlı eserinde hayatı boyunca sakladığı 'Nazi Gençliği'ne üye oluşunu bu eserinde itiraf etmesi ve İkinci Dünya Savaşı ve sonrası dönemde Almanya'da gelişen sosyo-kültürel olguları ayrıntıları ile incelemek, günümüze kadar gelişini analiz etmek ve toplumda güncel olarak yarattığı önem derecesini ortaya koymak bu çalışmadaki esas amaçtır.

Alman edebiyatıAlman romanıDünya Savaşı II+4
Özge Özdemir
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Selim Özdoğan Demircinin kızı ile Yade Kara'nın Selam Berlin adlı eserlerinde Türk ve Alman kadınına bakış

Edebiyatın en önemli yan dallarından biri olan Karşılaştırmalı edebiyat, günümüzde yıldızı parlayan ve önem gören bir bilim dalıdır. Karşılaştırmalı Edebiyat iki eserin karşılıklı olarak incelenmesi; benzerlik ve farklılıkların gösterilmesi konusunda yardımcı olur. Öncelikle Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi, anlam, tarihçe ve önemi olarak anlatılmıştır. Türkiye'de kullanım alanlarına yer verilmiştir. Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi anlatıldıktan sonra, yazarların edebi kişiliklerine yer verilmiştir. Selim Özdoğan ve Yade Kara'nın da yer aldığı göç edebiyatı anlatılarak, yazarların yaşamış oldukları döneme ayrıntılı şekilde inceleme yapılmıştır. Teorik kısımdan sonra uygulamalı olarak eserlere geçiş yapılmış ve analiz edilmiştir. Bu eserde de iki eser; Selam Berlin ve Demircinin Kızı, Karşılaştırmalı Edebiyat Biliminden faydalanılarak karşılaştırılmıştır. Romanlarda geçen Türk ve Alman kadınları teker teker incelenmiş ve analiz edilmiştir. Türk ve Alman kadınlarının yer almış olduğu dönemlerin, kadınlara yönelik özellikleri, benzerlikleri ve farklılıklarına dikkat çekilmiştir. Kadınların yaşamış oldukları zorluklar, fedakarlıklar gösterilmek istenmiş ve bu sorunların Türk-Alman kadınlarının eşit yaşayıp yaşamadıkları gözlemlerle analiz edilmiştir. Anadolu'nun unutulmuş sayfaları aralanarak, eski gelenek ve görenekler, dönemin Almanya'sı ile ilişkilendirilmiştir. Selim Özdoğan'ın Türk kadınları ile Yade Kara'nın Alman kadınlarının yaşam tarzları alıntılar ve örneklerle ortaya koyulmuştur. Türk kadınlarının eski zaman Anadolu döneminde yaşadıkları fırtınalı dönemler, Almanya'da yaşayan kadınların dönemiyle karşılaştırılmıştır. Amacında yaşanılan olumsuz hayata dikkat çekmeye çalışılmıştır. Sonucunda ise dikkat çekilen bu durumlar için çözüm önerileri gösterilmeye çalışılmıştır.

Alman edebiyatıAlmanlarKadınlar+4
Melahat Özğan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Grimm Kardeşler ve Andersen Masallarında cinsiyet ve karşıt kavramların incelenmesi

Masal, konu bakımından evrensel nitelik taşıyan; her bireyin çocukluk yıllarında tanıştığı ilk edebi türlerden biridir. Her ne kadar hayal ürünü ve gerçek dışı olarak tanımlansa da gerçek hayat ile sandığımızdan daha fazla ilintili olduğu karşımıza çıkar. Grimm Kardeşler ve Andersen masallarında cinsiyet ve karşıt kavramların incelenmesiyle cinsiyet ve karşıt kavramların neler oldukları, bu kavramlara hangi anlamların yüklendiği ayrıca karşıt kavramların hangi cinsiyet üzerinden öğreti sunduğu sorularına cevap aranır. O dönemdeki toplumların cinsiyete biçtikleri rolleri günümüz dünyasına farklı bir perspektif olarak sunulması amaçlanır. Masalın göründüğünden daha derin anlamlar barındırdığı, fikirlere yön verdiği yadsınamaz bir gerçektir. Yazılmış masallardan eski kültürler, yaşanmışlıklar ve değer yargıları gibi konular hakkında bilgi edinilebilir. Arka planda bize iyi-kötü, doğru-yanlış, vicdanlı-vicdansız gibi ahlaki öğretileri de sunar ve onlardan ders çıkarmamızı sağlar. Masal bunu sadece ahlaki düzlemde yapmaz, örneğin bir konudaki fikrini okuyucuya empoze edebilir. Karşıt ve cinsiyet kavramlarının tek tek ele alınmasının yanı sıra bu kavramların bir arada incelemesi masalın vermek istediği mesajı daha anlaşılır kılması açısından önem arz eder. Masalların incelenmesinde iki farklı kültürden olan Grimm Kardeşler ve Andersen yazarlarının sınırlı sayıda seçilen masallarını incelerken Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi çerçevesinde yapısal ve psikanaliz inceleme yöntemlerinden yararlanılmıştır. Bilimsel veriler, masalın yapısının ve masalın arka planında vurgulanmak istenilenin anlaşılmasına katkıda bulunur. Bu bilgiler ışığında, karşıt kavramlar ile cinsiyetin birbirinden tamamen bağımsız olmadığı, aksine birbiriyle ilintili olabileceği sonucu çıkar. Karşıt kavramların olumsuz olarak nitelendirebilecek kısmı daha çok kadın üzerinden verilirken, olumlu bölümü ise erkek üzerinden sunulur. Bu da cinsiyet kavramına yönelik düşünce ve bakış açısını etkiler. Masallar aracılığı ile geçmişe yönelik öğretiler elde ederken günümüzle de karşılaştırma imkânı bulunur. Bu sebeple yazılmış masalları yeniden düzenlemek yerine orijinalliğini koruyarak muhafaza edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Çocuklukta öğrendiğimiz, etkilendiğimiz ya da bilinçaltımıza yerleşen birçok unsur ileriye dönük hayatımızı da etkileyeceği için önerimiz özenle yeni masallar üretmektir.

Alman edebiyatıAndersenCinsiyet+5
Gül Enise Koraş
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ahmet Üümit'in Patasana romanının çeviri analizi

Bu çalışmada Ahmet Ümit?in Patasana eserinin Türkçe?den Almanca?ya olan çeviri analizinin yapılması ve hatalı ya da yetersiz bulunan kısımların düzeltmelerinin yapılması amaçlanmıştır. Çalışmaya ilk olarak çeviri üzerine teorik bilgiler verilerek başlanmış, ikinci bölüm de ise çeviri analizi yapılmaya çalışılmıştır. Romanın analiz sürecinde bir çok kısmın çevrilmediği, bir çok kısımda yer değişikliğine gidildiği görülmüştür. Ancak analiz yapılırken sadece yanlış ya da daha iyi olabilecek çeviriler için romandan örnekler seçilmiş ve bunların üzerinde çalışılmıştır. Yapılan analiz, ?Türkçe çeviri, Almanca çeviri, karşılaşılan sorun türü ve muhtemel doğru çeviri? olmak üzere dört kısıma ayrılarak belirtilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, eser ve eserine başvurulan yazar ile ilgili gerekli bilgiler verilmiştir. Sonuç olarak bu çalışmada Patasana romanının çevirisine dair fikir oluşturabilecek noktalara değinilmiştir.

EdebiyatPatasanaRoman+4
Aylin Ulusan
Anadolu University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Die lehrbücher im Deutsch als fremdsprache: Eine korpusbasierte analyse der lexikalischen vielfalt

Bu araştırma, Türkiye'de ve Almanya'da basılmış yabancı dil olarak Almanca ders kitaplarındaki sözcüklerin sıklığının, türlerine göre dağılımının ortaya koyulmasını, sözcüklerin tanımlanmasını ve ders kitapları sözlüğüne ilişkin bir korpusun oluşturulmasını amaçlamaktadır. Bunu yaparken, Sketch Engine aracılığıyla ders kitaplarındaki sözcük sıklıkları tespit edilmiş, sözcük türlerinin korpustaki özgüllüğünü belirlemek için token/type ratiosu belirlenmiş ve son olarak sözcükleri tanımlamak için Log-Likelihood (LL) ve Odd Ratio (OR) testleri uygulanmıştır. Araştırma kapsamında ortaya çıkan korpus ders kitapları sözlüğünün oluşturulması bakımından önemlidir ve korpusa Hakan Dolan Korpus (HD-Korpus) adı verilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, ders kitaplarındaki sözcük sıklığını sırasıyla isimler, fiiller, sıfatlar, zarflar, edatlar ve bağlaçlar oluşturmaktadır. Diğer yandan, korpustaki sözcüklerin özgüllüğünü ve çeşitliliğini belirlemek için uygulanan Token/Type ratio hesaplaması, zarfların en çok çeşide sahip sözcük türleri olduğunu, en sık frekansa sahip isimlerin ise, en az çeşitlilik gösterdiği sonucuna ulaştırmıştır. Bu sonuçlara dayanarak, sözcük sıklığının yüksek olmasının sözcük türlerinin çeşitliliğini etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak, LL ve OR sıralamasının ders kitaplarındaki sözcüklerin HD-korpustaki yaygınlığı ve özgüllüğü hakkında bilgi vermiş, benzerlik oranının yüksek olduğu sonucuna ulaştırmıştır.

Hakan Dolan
Anadolu University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2022
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kültürel unsurların aktarımı bağlamında Ahmet Ümit'in "İstanbul Hatırası" adlı romanının Almanca tercümesiyle karşılaştırılması

Toplumların, dilsel ve kültürel özelliklerinin bir yansıması olarak nitelendirilen edebi metinler, içerisinde çok sayıda kültüre özgü terimi barındıran metin türlerinin başında gelmektedir. Kültüre özgü terimler, ait oldukları topluma has olmalarıyla, biricik ve benzersiz olmalarıyla bilinen terimlerdir. Sahip oldukları bu karakteristik özellikleri, bilhassa edebi metin çevirmenlerinin çeviri sürecinde söz konusu terimleri başka dillere aktarma noktasında ciddi sıkıntılar yaşamasına neden olmaktadır. Bu tez çalışmasında, karşılaştırmalı çeviri analizi gerçekleştirilmek üzere Ahmet Ümit'in İstanbul Hatırası adlı romanı ve ilgili romanın Sabine Adatepe tarafından "Die Gärten von İstanbul" (2017) adıyla çevrilen eseri örneklem olarak seçilmiştir. Bu çalışmanın amacı, örneklem olarak seçilen eserleri karşılaştırarak çevirmenin, kültürel unsurların çevirisi sürecinde aldığı çeviri kararlarına ilişkin eleştirel bir bakış açısı sunmaktır. Bunun yanı sıra, erek kültürün özelliklerini, erek kültür okurunun ihtiyaç ve beklentilerini göz önünde bulundurarak çevirmenin tercümelerinin erek okur açısından anlaşılabilirliğine yönelik değerlendirmelerde bulunmaktır. Bu amaç doğrultusunda, örneklem olarak seçilen İstanbul Hatırası adlı roman içerdiği kültürel terimler açısından incelendikten sonra, ilgili eserin içerisinden belirli sayıda kültüre özgü terim seçilmiştir. Seçilen bu terimler, Newmark'ın kültüre özgü terimlerin sınıflandırılmasına ilişkin önerdiği model temel alınarak kategorize edilmiştir. Bir sonraki aşamada ise çevirmenin, söz konusu terimlerin tercümesinde Vinay & Darbelnet ve Peter Newmark tarafından önerilen çeviri yöntemlerinden hangilerini kullanmayı tercih ettiği tespit edilmiştir. Buradan yola çıkılarak da çevirmenin, kaynak metnin erek dile aktarımında, Venuti'nin hangi çeviri stratejisini baskın olarak benimsediği saptanmıştır. Kültüre özgü terimlere yönelik gerçekleştirilen detaylı çeviri analizlerinin neticesinde, çevirmenin erek kültür odaklı bir yaklaşımı benimsediği görülmüştür. Buna ek olarak, çevirmenin, kültüre özgü terimlerin erek dile aktarımında ağırlıklı olarak "Kültürel Eşdeğerlik, "İşlevsel Eşdeğerlik ve "Aktarma" yöntemlerini kullanmayı tercih ettiği ve baskın olarak Venuti'nin "Yerlileştirme" stratejisini benimsediği tespit edilmiştir.

AlmancaKültürRoman+7
Edanur Çağlar
Gazi University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimDE

Die möglichen auswirkungen des mobilen lernens auf den lernerfolg im rahmen der wortschatzentwicklung im daf-unterricht (Am beispiel der Anadolu Universität)

Basierend auf der aufkommenden Situation der intensiven Nutzung von Smartphones hat der Forscher die desensibilisierte Lerntheorie für mobiles Lernen vorgeschlagen. Die aktuelle Forschung zielt darauf ab, die möglichen Auswirkungen von mobilem Lernen auf den Lernerfolg von StudentInnen im Fach Deutsch als Fremdsprache bei Wortschatzentwicklung aufzuzeigen. Die aktuelle Forschung wurde während des Frühjahrssemesters 2017-2018 im Rahmen des Unterrichts „Sprechfertigkeit I" mit insgesamt 58 StudentInnen, von denen 28 in der Experimentgruppe und 29 in der Kontrollgruppe in der Abteilung für Deutschlehrerausbildung an der Anadolu Universität durchgeführt. Während der mobile Lernprozess mit der App „Mobilmetri" von Başaran (2017a) in der Experimentgruppe durchgeführt wurde, wurde die traditionelle Lernmethode für die Kontrollgruppe angewandt. Um die quantitativen Daten zu analysieren, wurden Prozent, Frequenz und t-Test durchgeführt. Die qualitativen Daten wurden durch Inhaltsanalyse analysiert und interpretiert. Nach den Ergebnissen der Forschung wurde festgestellt, dass es einen signifikanten Unterschied zwischen traditionellem Lernen und Smartphone-unterstütztes mobiles Lernen im Kontext der deutschen Wortschatzentwicklung zugunsten des mobilen Lernens besteht (t = 7.455; df = 55; p ≤ .000). Daher auch die Teilnehmer äußerten sich positiv zur Verwendung von Smartphones und mobilen Applikationen bei der deutschen Wortschatzentwicklung. Schlüsselwörter: Mobiles Lernen, Desensibilisierende Lerntheorie, Deutscher Wortschatzunterricht, Smartphone, Mobilmetri.

Ahmet Tanır
Anadolu University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Blended learning und ihre anwendungsmöglichkeiten in den lehrwerken im daf-unterricht

Son yıllarda teknoloji alanında meydana gelen gelişmeler eğitim-öğretim ortamlarını da etkileyerek değişimi zorunlu kılmaktadır. Dijital medyanın ürünü olan uzaktan eğitim yöntemlerin geleneksel yöntemlerle harmanlanması anlamına gelen "Blended Learning" bu gelişmeler çerçevesinde oluşan yeni bir uygulamadır ve yayınevleri tarafından ders kitaplarına yansıtılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Hueber Yayınevi tarafından "Schritte International Neu" Cornelsen Yayınevi tarafından "Prima plus" ve Klett Yayınevi tarafından "Magnet neu" olarak yayınlanan kitaplarının yabancı dil Almancayı öğretmede öğrenim yönetim sistemlerine ne ölçüde Blended Leaening aktivitelerini dâhil ettiğini incelemektir. Ders kitaplarının öğrenim yönetim sistemlerinde yer alan aktivitelerin analizi sekiz farklı bölümden oluşan ve üniteler bazında hazırlanan kontrol listeleri ile değerlendirildi. Değerlendirmede nitel veri analizinden yola çıkarak betimleme yaklaşımından faydalanıldı. Bu çalışmanın sonucunda, dijital ortamda sunulan öğrenme içeriği, öğrenciler için uygunluk, hedefler ve kazanımlar, beceriler, dil ve etkileşim gibi kavramlar bağlamında değerlendirildi ve uygulanabilirliği ele alındı. Elde edilen veriler sonucunda öğretim yönetim sistemlerindeki niteliklerin gereksinimlerin bazılarını tamamen, bazılarını bir ölçüde karşıladığı tespit edildi.

Çiğdem Gürsel Dondemir
Anadolu University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimDE

Spuren der soziokulturellen Weltdarstellung in den Türkischen Deutschlehrbüchern nach 1940: Ein Beitrag zur Stereotypenforschung

Bu çalışmada, Türkiye'de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından çıkarılan ilk ve orta dereceli okullarda okutulan Almanca ders kitaplarında işlenen Türklere ve Almanlara yönelik ulusal kalıp yargı tespiti amaçlanmaktadır. Kalıp yargıların tespiti Quasthoff'un dilbilimsel tanımına göre yapılmış, Türklere ve Almanlara yönelik yargıları doğrudan ya da dolaylı olarak aktaran niteleyici, genelleyici sözlü ifadeler aranmıştır. Sosyokültürel Almanca ders kitapları içeriklerinin artzamanlı inceleme yöntemi ve ülke bilgisi inceleme yaklaşımı temel alınarak, ders kitapları ülke bilgisinin sunuş özellikleri bakımından dil odaklı, kültürel aktarım odaklı ve iletişim odaklı olmak üzere üç döneme ayrılmış. Bu amaçla „Almanca Ders Kitabı", „Texte und Situationen" ve „Wie bitte?" seçilmiştir. 1940 -1973 yılları arasında okutulan „Almanca Ders Kitabı"'nın sosyokültürel içeriğinin incelenmesi sonucunda Türklerin olumlu öz kalıp yargılarına (misafirperver, vatansever, özgürlüğüne düşkün) sahip oldukları; Almanları da olumlu özelliklerle (dakik, disiplinli, ulusalcı) tanıdıkları görülmüştür. 1973-1997 yılları arasında okutulan „Texte und Situationen"da Almanya 'modern' ve 'endüstrileşmiş' olarak tanımlanmış; Alman kadınları 'özgür' ve erkeklerle 'eşit haklara sahip' bireyler olarak resmedilmiştir. Almanca ders kitabı „Wie bitte?"deki sosyokültürel içerik, iletişimi kolaylaştırıcı yaklaşımlar vardır. Türkiye, Almanlar için bir turizm ülkesi olarak görülmüş, mutfağı, düğünleri, el sanatları ve folkloruyle tanıtılmıştır. Almanlar, 'lafını esirgemeyen', 'dakik' ve 'nesnel' olarak nitelendirilmiştir.

Mehmet Ali Başaran
Anadolu University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Funktionsverbgefüge im kontext Deutsch als fremdsprache - eine analyse des lehrwerks Aspekte Neu B1, B2 und C1

Bu tez Almancadaki isim fiil birlikteliklerini ele almaktadır. Bunlar yapısal, sözdizimsel ve anlamları açısından incelenmektedir. Buna ek olarak Almancadaki isim fiil birlikteliklerini saptayabilmek için söz konusu yapılar var olan Kriterlere göre değerlendirilmektedir. Ayrıca Almancadaki isim fiil birlikteliklerine, Türkçede eşdeğer bir yapı aranmıştır. Bu tezin ana bölümünde Aspekte Neu B1, B2 ve C1 ders kitaplarında, Almancadaki isim fiil birlikteliklerini saptayabilmek için var olan kriterlere göre kitap analizi gerçekleştirildi. Bu analiz önemli olarak görülmektedir, çünkü Almancada bulunan bu isim fiil birliktelikleri dilde geniş bir yer edinmektedir. Analizin kriterleri Almancadaki isim fiil birlikteliklerinin ders kitabında kullanımına göre saptanmıştır.

Timur Taşcan
Anadolu University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erich Kaesner'in Das Fliegende Klassenzimmer adlı eserinin Türkçe çevirisine eleştirel yaklaşım

Çeviri, insanların iletişiminde dili kullanmasıyla başlar. Dilin, insanlığın ve uygarlıkların gelişiminde gözardı edilemeyecek bir öneme sahip olan çeviri, kültürlerarası etkileşimde hep ön sırada olmuştur. Çeviri geçmişte olduğu gibi günümüzde de büyük bir gereksinmedir. Ve sürekli olarak gelişmektedir. Çeviri sürecinde, çevirmenin izlediği yol ise onun kendi çeviri anlayışını ortaya koyacaktır.Bu çalışma da Alman Çocuk Edebiyatı yazarlarından Erich Kästner'in ?Das Fliegende Klassenzimmer? adlı çocuk romanının kaynak ve hedef metinlerinin karşılaştırmalı çözümünde, çevirmenin sanatsal dil seçimlerini, hedef dil ya da kaynak dil odaklı çeviri yöntemlerinden hangisini kullandığı, amacını gerçekleştirmek için benimsediği tutum ve seçimler tespit edilmeye çalışılmaktadır.Bu çalışmanın giriş bölümünde genel olarak çeviri bilimine genel bakış, yazın çevirisi, yazın çevirisinde çeviri sorunları, eşdeğerlik ve günümüz çeviri kuramları ışığı altında çeviri eleştiri anlayışından bahsedilmektedir. Çalışmanın ikinci bölümü, Alman Çocuk Edebiyatı yazarlarından Erich Kästner, eseri ?Das Fliegende Klassenzimmer? ve öncülüğünü yaptığı ?Gerçekçi Çocuk Yazını? hakkında genel bilgileri kapsamaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde bu eserin Türkçe çevirisine eleştirel olarak yaklaşılmış ve çevirmenin çeviri sürecinde kullandığı yöntem ve teknikler ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümü ise sonuç bölümüdür ve analiz edilen metnin değerlendirilmesi niteliğindedir.

ÇeviriÇeviri analiziÇeviri bilim+2
Müzeyyen Sevinç
Gazi University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Hermann Hesse'nin siddhartha adlı roman çevirisinin biçimsel, içeriksel ve kültürel açıdan analizi

Bu araştırmada Alman Edebiyatının ünlü yazarlarından Hermann Hesse'in ?Siddhartha? adlı romanında deyimlerin, benzetmelerin ve yinelemelerin Kâmuran Şipal tarafından Türkçe'ye nasıl aktarıldığı üzerinde duruldu. Yazınsal metinlerin estetik ve sanatsal değerinin öne çıkmasında adı geçen ifadeler önemli rol oynamaktadır. Bu yüzden bu ifadelerin hedef dile aktarılırken, o dildeki eş değer bir ifadeyle çevrilmesi gerekir. Deyimlerin, benzetmelerin ve yinelemelerin bir kültüre özgü dilsel öğeler olduğundan, çevirmen kimi zaman bunların aktarılmasında zorlanmakta ve orijinal metnin sanatsal ve estetik değerinin yitirilmesine neden olmaktadır. Bu çalışmada söz konusu ifadelerin aktarımında çevirmenin tutumu, onun çeviri anlayışı nesnel bir eleştiri yöntemiyle ortaya konulmaya çalışıldı. Çalışmada ayrıca, aktarımdaki problemlerin, hangi sebeplerden dolayı ortaya çıktığı üzerinde duruldu.

Yıldızay Çiftçi Avşar
Gazi University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2007
00