Dicle University
Discipline

Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı

Dicle University

111

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Süt dişlerinde nanoteknolojik ürünler ile bitkisel kaynaklı ajanların remineralizasyon etkinliğinin ı̇n-vitro olarak ı̇ncelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; süt dişi başlangıç mine çürüklerinde kazein fosfopeptit amorf kalsiyum fosfat (CPP-ACP), nanohidroksiapatit (nHA), biyoaktif cam gibi nanoteknolojik ürünler ile kakao, propolis, üzüm çekirdeği özü, biberiye ve zencefil gibi bitkisel kaynaklı ajanların remineralizasyon etkinliğinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 80 adet süt dişi mine örneği; sağlam mine, çürük grubu, CPP-ACP, nHA, biyoaktif cam, kakao, propolis, üzüm çekirdeği özü, biberiye, zencefil olarak 10 gruba ayrıldı. Başlangıç mine çürüğü oluşturmak için grup 1 hariç diğer gruplar 72 saat boyunca demineralizasyon solüsyonunda bekletilip ardından 7 gün boyunca pH siklusuna tabi tutuldu. Grup 1 ve 2 hariç diğer gruplardaki dişlere remineralizasyon materyalleri 4 dk süreyle 7 gün boyunca uygulandı. Ardından tüm dişlere SEM/EDX analizi yapıldı. Veriler IBM SPSS V23 paket programı ile analiz edildi. Kruskal Wallis, Dunn ve Tukey HSD testleri kullanılarak istatistiksel analiz yapıldı. Önem düzeyi p<0,05 olarak alındı. Bulgular: SEM görüntüleri incelendiğinde, çalışmamızda kullanılan bütün remineralizasyon materyallerinin deney yüzeyinde kalsifiye çökeltiler oluşturduğu gözlendi. EDX analizinde Ca/P oranları incelendiğinde, CPP-ACP grubunun remineralizasyon etkinliği sağlam mine grubuna göre anlamlı bir farklılık bulunurken (p<0,05) CPP-ACP, nHA, biyoaktif cam ve biberiye grubunun remineralizasyon etkinliği çürük grubuna göre anlamlı bir farklılık bulundu (p<0,05). Remineralizasyon materyallerinin birbirleri ile aralarında anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,5). Sonuç: Süt dişlerinde en homojen SEM görüntüsünün üzüm çekirdeği özüne ait olduğu tespit edilmiştir. Kullandığımız tüm materyallerin süt dişi minesinde remineralizasyon etkinliği gösterdiği görülmüştür. Ancak CPP-ACP, nHA, biyoaktif cam ve biberiyenin minedeki Ca/P oranını daha fazla yükselttiği tespit edilmiştir. Çocuklarda yaygın görülen mine çürüklerinde bitkisel ajanların remineralizasyonda faydalı olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kakao, üzüm çekirdeği özü, biberiye, zencefil, SEM/EDX

Diş remineralizasyonuDişlerKoruyucu diş hekimliği+4
Elif Burcu Harman
Dicle University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinin normalleşme döneminde Türkiye'de çalışan çocuk diş hekimlerinin klinik davranışlarının araştırılması

Amaç: Çalışmamızda COVID-19 pandemisinin yeni normalleşme dönemi ile birlikte çocuk diş hekimlerinin klinik tutum ve davranışlarının araştırılması amaçlanmaktadır. Çalışmamız Türkiye'de çalışan çocuk diş hekimliği uzmanları ve bu bölümde uzmanlık eğitimi almakta olan katılımcılar arasında anket olarak düzenlendi. Beklenen ön şartın, testin tamamının eksiksiz cevaplandırılması olan çalışmamıza çevrimiçi ortamda toplamda 256 kişi katılım göstermiştir. Bulgular: Çocuk diş hekimleri ve yardımcı personellerinin kişisel koruyucu ekipman kullanımına dikkat ettikleri ve hasta bakılan ortamda gerekli önlemleri aldıkları görüldü. Cinsiyete göre kadınlarda ve 30 yaş altında olan çocuk diş hekimlerinde kaygı düzeylerinin azaldığı gözlemlendi. Daha az aerosol üretiminin olduğu tedavi yöntemlerinden olan ART uygulamasının çocuk diş hekimlerince daha çok tercih edildiği özellikle üniversite ve devlet hastanelerinde daha çok uygulandığı görüldü. Sonuç: Çocuk diş hekimliği ile birlikte diğer uzmanlık dalları ve pratisyen diş hekimlerinin bu süreçteki klinik tutum ve davranışlarının araştırıldığı, daha geniş katılımcı popülasyonların olduğu çalışmalara ihtiyaç vardır.

COVID 19SARS virüsüÇocuk diş hekimliği
Alparslan Mustafa Çeler
Dicle University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı fiberle güçlendirilmiş kompozit rezinler ile tedavi edilen kök kanal tedavili maksiller kesici dişlerde oluşan stres dağılımının sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, maksiller kesici dişte horizontal ve oblik iki farklı kırık tipine sahip diş modellerinde farklı fiberle güçlendirilmiş kompozit rezin (FGKR) restorasyonlarının fonksiyonel kuvvetler altında oluşturduğu stresin sonlu elemanlar analizi (SEA) yöntemiyle değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Kök gelişimi tamamlanmış bir maksiller kesici diş mikrobilgisayarlı tomografi cihazında taranmıştır. Elde edilen bilgilerle üç boyutlu kök gelişimi tamamlanmış maksiller kesici diş modeli oluşturularak, horizontal ve oblik kırığa sahip iki farklı grup oluşturulmuştur. Örnek model esas alınarak, kök kanal tedavisi yapılmış horizontal ve oblik kırık hattı oluşturulmuş, maksiller kesici diş modelleri farklı FGKR ile restore edilerek üç boyutlu olarak simüle edilmiştir. Ardından dişlerde fonksiyonel kuvvet altında oluşan stresler SEA yöntemiyle değerlendirilmiştir. Bulgular: FGKR kullanılan modellerde kök dentininin servikal bölgesi ve restoratif materyalde oluşan stresler azalmıştır. Tüm modeller incelendiğinde hem kök dentininin servikal bölgesinde hem de restoratif materyalde en yüksek stres değerleri yalnızca kompozit rezin kullanılan modellerde görülmüştür. En düşük stres değerleri ise prefabrik uzun cam fiber post kullanılan modellerde görülmüştür. Horizontal kırık hattına sahip olan modellerde oblik kırık hattına sahip modellere göre oluşan streslerin daha fazla olduğu görülmüştür. Sonuç: Kron fraktürüne sahip dişlerde FGKR kullanımı hem kök dentininin servikal bölgesinde oluşan stresleri hem de restoratif materyaldeki stresleri azaltmaya yardımcı olacaktır. FGKR ile restore edilen modeller daha az stres oluşturarak diş yapısını daha fazla güçlendirmiştir. Anahtar Sözcükler: FGKR, SEA, nanofil kompozit, post, komplike kron kırığı

Dental materyallerDental stres analiziKesici dişler+3
Özge Sönmez Uzel
Dicle University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Lezyonlu ve sağlıklı alt daimi 1. büyük azı dişlerine ait trabeküler kemik bölgesinin yaş ve cinsiyete göre fraktal analizlerinin panoramik radyografi görüntüleri üzerinde değerlendirilmesi

Amaç: Diş hekimliğinde radyografilerin değerlendirilmesi tanı, tedavi planı ve dental işlemlerin başarısı için önemli bir prosedürdür. Son yıllarda patolojilerin ve hastalıkların, çene kemiklerinin trabeküler yapısında meydana getirdiği değişiklikleri incelemek için fraktal analiz yöntemi sıklıkla kullanılmaktadır. Fraktal analiz sonucu elde edilen verilerin, kemik yoğunluğundaki değişimler ile ilişkilendirildiği ve kemikteki mineral kaybını yansıttığı belirtilmektedir. Bu çalışmanın amacı, panoramik radyografileri kullanarak periapikal lezyonlu ve sağlıklı alt daimi 1. büyük azı dişlerinin trabeküler kemik fraktal boyut değerlerini yaş ve cinsiyete göre değerlendirmek ve karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı'na 2022 yılında başvuran 6-16 yaş arasındaki toplam 216 hastanın panoramik radyografileri retrospektif olarak incelendi. Her bir dijital panoramik radyografi üzerinde iki ayrı bölgeden (periapikal lezyonlu ve sağlıklı 1. büyük azı dişinin apeksindeki trabeküler kemik bölgesinden), 25x25 piksel boyutunda belirlenen ROI'lere, ImageJ programı kullanılarak fraktal analiz uygulandı ve fraktal boyut hesaplamaları yapıldı. Gerekli istatistiksel analizler yapıldı. Önem düzeyi p<0,05 olarak alındı. Bulgular: Çalışma sonuçlarına göre lezyonlu bölgenin fraktal boyut değeri ortalaması 1,106 iken, sağlıklı bölgenin fraktal boyut değeri ortalaması 1,116'dır. Lezyonlu ve sağlıklı grubun fraktal boyut değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,05). Fraktal boyut değerleri ile yaş ve cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmedi (p>0,05). Sonuç: Fraktal analiz güvenilir bir yöntem olmasına rağmen, araştırmacılar arasında fikir birliği sağlanabilmesi için histolojik ve klinik parametrelerin yürütülen çalışmalara entegre edilmesi büyük bir öneme sahiptir. Anahtar Sözcükler: Periapikal Lezyon, Panoramik Radyografi, Fraktal Analiz, ImageJ, ROI

Elif Bilgin
Dicle University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı fiberle güçlendirilmiş kompozit rezinlerin bulk fill kompozit rezinin eğme direncine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, bir bulk fill kompozit rezin materyalinin farklı fiberle güçlendirilmiş kompozit rezinler (FGKR) ile güçlendirilmesinin eğme direncine olan etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Eğme direnci testi için standartlara uygun olarak 4x4x8 mm boyutunda polimetil metakrilat (PMMA) bloklar kullanılarak 60 örnek hazırlandı ve örnekler dört çalışma grubuna [Bulk Fill Kompozit Rezin (Grup 1), Bulk Fill Kompozit Rezin + Örgü Yapıda Cam Fiber (Grup 2), Bulk Fill Kompozit Rezin + Leno Dokuma Yapıda Polietilen Fiber (Grup 3), Bulk Fill Kompozit Rezin + Kısa Cam Fiber Takviyeli Kompozit Rezin (Grup 4) ] ayrıldı. Örnekler 24 saat 37 °C de distile suda bekletilerek, Universal Test cihazı ile üç nokta eğme testine tabi tutuldu. Veriler istatistiksel olarak Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis-H testleri kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Ortalama eğme direnç değerleri Grup 1, 2, 3 ve 4'te sırasıyla 654,72 Newton (N), 682,33 N, 643,87 N ve 1003,91 N bulundu. Kısa cam fiber takviyeli kompozit rezin + bulk fill kompozit rezin grubunun eğme direnci üzerine etkisi diğer tüm gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p>0,05). Diğer gruplar arasında eğme direnci bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Sonuç: Bu in vitro çalışmanın sınırları içerisinde, kısa cam fiber takviyeli kompozit rezinin kaide materyali olarak bulk fill kompozit rezinin eğme direncini arttırdığı sonucuna varıldı. Anahtar Sözcükler: Aşırı Madde Kaybı, Bulk Fill Kompozit Rezin, FGKR, Fiber, Üç Nokta Eğme Testi

Ruşen Demir
Dicle University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Özel bakım gereksinimi olan çocuklarda ağız ve diş sağlığı parametrelerinin değerlendirilmesi

Amaç: Tez çalışmasının amacı Diyarbakır ili merkez ilçelerinde yer alan özel eğitim kurumlarında eğitim gören 6-16 yaş arası özel bakım gereksinimi olan çocukların çürük durumunu, plak varlığını, maloklüzyonları ve büyükazı-keser hipomineralizasyon durumunu inceleyip oral sağlıkları konusunda tespit çalışması yapmak ve farkındalık sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışma merkez ilçelerde yer alan rastgele seçilmiş olan 10 özel eğitim kurumunda yapılmıştır. Toplamda 368 çocuğun katılımı olup, katılımcıların yaşları 6-16 arasında ve genel yaş ortalaması 9,61'dir. Katılımcıların 196'sı mental retarde, 51'i down sendromu, 121'i otizm spektrum bozukluğuna sahiptir. Araştırmamızda ağız içi bulgularının işlendiği muayene formu bulunmaktadır. Çalışmamızın klinik inceleme bölümünde; DMFT/dmft, plak indeksi, kapanış ilişkileri, büyük azı-keser hipomineralizasyon varlığı bulguları bulunmaktadır. Elde edilen veriler SPSS v21 paket programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmamızın sonuçlarına göre ortalama DMFT/dmft değeri 5,64'tür, ortalama plak indeksi değeri 1,37'dir. Çalışmaya katılanların %78,26'sı Sınıf I, %11,14'ü Sınıf II ve %10,6'sı ise Sınıf III'tür. Çalışmaya katılanların %98,64'ünde BAKH yok ve %1,36'sında BAKH vardır. Otizm ve mental retarde olanların DMFT değeri Down sendromu olanlara göre anlamlı derecede düşüktür. Otizm ve mental retarde olanların plak indeksi Down sendromu olanlara göre anlamlı derecede düşüktür. Down sendromlu olanların %56,86'sı, mental retarde olanların %80,61'i ve otizm olanların %83,47'sinin oklüzyonu Sınıf I iken; Down sendromlu olanların %33,33'ü, mental retarde olanların %7,14'ü ve otizm olanların %6,61'inin oklüzyonu Sınıf III'tür. Sonuç: Çalışmamızda özel bakım gereksinimi olan çocukların genel olarak oral hijyenlerinin kötü olduğu ve ebeveynlerinin/bakıcılarının yeterli farkındalığa sahip olmadığı tespit edilmiştir. Mevcut çalışma popülasyonunda çürük indeksi, plak indeksi yüksek bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Çürük, DMFT, Plak İndeksi, Maloklüzyon, BAKH, Mental Retarde, Down Sendromu, Otizm

Büşra Tekin
Dicle University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

9-16 yaş grubu çocuklarda persiste süt dişlerinin klinik durum ve dağılımlarının radyografik olarak incelenmesi

Amaç: Bu tez çalışmasının amacı, persiste süt dişlerinin (PSD), diş gruplarına ve cinsiyete göre dağılımlarını ve klinik durumlarını değerlendirerek, tedavi planlamalarına rehberlik yapabilmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine tedavi amacıyla başvuran 9-16 yaş grubu arasındaki hastalardan alınan panoramik radyografiler kullanıldı. Çalışmaya dahil edilme kriterlerine uygun olan hastalara ait 9,028 radyograf tarandı. Persiste süt dişi bulunan 379 hastaya ait radyografiler 2. kez incelenerek bulgular not edildi. Hastalar, cinsiyet, PSD sayısı, altında daimi diş mevcudiyeti, çürük, restorasyon, kök kanal tedavisi, apikal lezyon, kök rezorpsiyonu varlığı, infraoklüzyonda olup olmadığı ve komşu dişlerle ilişkisi değerlendirildi. Elde edilen veriler Lisanslı IBM SPSS 21 programı ile analiz edildi. Değişkenlerin grupları arasındaki ilişkiler incelenirken Ki-kare analizi uygulandı. Sonuçlar yorumlanırken, p<0,05 ise anlamlı bir ilişkinin olduğu, p>0,05 olduğunda ise anlamlı bir ilişkinin olmadığı belirtildi. Bulgular: Bu çalışmada, süt dişlerinin persiste kalmasının en yaygın nedeninin altında daimi diş jermi yokluğu olduğu, bunu daimi dişlerin gömülü kalması, anormal konumu ve geç sürmesinin takip ettiği görüldü. En sık görülen persiste süt dişlerinin alt ikinci süt azı dişleri olduğu, bu dişleri maksiller süt kaninlerin izlediği belirlendi. Kadınların erkeklerden, mandibulanın maksilladan ve çenelerde sol tarafın sağ taraftan daha çok etkilendiği tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda elde edilen sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda PSD'lerin tedavi seçenekleri açısından, bir çoğunun normal oklüzyonda fonksiyon görmesi, prognozunun ileri yaşlarda da kabul edilebilir olması gibi nedenlerle bu dişlerin tedavi planlamasında dental arkta kontrollü bir şekilde tutulmaları tercih edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Persiste süt dişi, konjenital diş eksikliği, dental anomali

Nur Saydam
Dicle University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

El bilek ve panoramik radyografik verilerle farklı yaş tayini metotları kullanılarak elde edilen tahmini yaşın kronolojik yaşla karşılaştırılması

Amaç: Yaş tayini; tanı, tedavi planlaması ve yasal süreçler açısından klinik ve adli diş hekimliğinde önemli rol oynamaktadır. Amacımız Cameriere açık apeks, Demirjian, Greulich &Pyle (GP) el bilek atlası ve Cameriere el bilek metotları ile elde edilen tahmini yaşların bölgemiz çocuklarının kronolojik yaşları ile olan uyumunun karşılaştırıp hangi yöntemin kronolojik yaşa en yakın sonucu, en kolay şekilde verdiğini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 2013-2019 arasında Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne ortodontik tedavi amacıyla başvurmuş 8-16 yaş arası 300 (150 kadın, 150 erkek) hastanın rutin muayeneleri için çekilmiş olan panoramik ve el-bilek grafileri kullanılmıştır. Kemik yaşı, Cameriere el bilek yöntemi ve GP atlası kullanılarak el bilek grafilerinden; diş yaşı ise Demirjian ve Cameriere metotlarından yararlanılarak panoramik radyografiler üzerinde ölçülmüştür. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics Version 21 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular:Tüm çalışma grubu değerlendirildiğinde bireylerin kronolojik yaşlarına göre; GP, Cameriere El bilek ve Demirjian metotları kullanılarak bulunan sonuçlar sırasıyla 0.22 yıl, 0.55 yıl ve 0.61 yıl daha büyük bulunurken Cameriere açık apeks yöntemiyle 0.72 yıl daha küçük hesaplanmıştır(p<0.005). Cameriere açık apeks ve Demirjian yöntemleri birlikte kullanıldığında hesaplanan yaşlar, cinsiyete bakılmaksızın kronolojik yaşla uyumluluk göstermiştir(p>0.005). Sonuç: Ülkemiz çocuklarında yaş tayini için uygun bir atlasın oluşturulması amacıyla en kısa zamanda büyük çaplı çalışmalara başlanması gerektiği; kısa vadeli çözüm olarak ise uluslararası kabul görmüş metotların ve atlasların ülkemiz çocukları için uygunluğunun saptanarak bu yöntemlerde gerekli modifikasyonlar yapıldıktan sonra kullanılmasının uygun olacağı düşünüldü.

BilekDiş ile yaş belirlenmesiDişler+7
Tuğçe Nur Pekdemir
Dicle University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

8-12 yaş arası çocuklarda birinci büyük azı dişinin çekim sonuçlarının radyografik ve klinik olarak değerlendirilmesi

Amaç: Birinci büyük azı dişlerinin çekim sonuçlarının, klinik ve radyografik faktörlere bağlı olarak değerlendirilmesi ve hekimlere kontrollü çekim ile ilgili ön bilgi sağlanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, 8-12 yaş grubu arasında, bir ya da daha fazla birinci büyük azı dişinin çekimi yapılmış, 137 çocuk hasta (63 kız, 74 erkek) üzerinde gerçekleştirilmiştir. 'Erken', 'ideal' ve 'geç' grubunu temsil eden hastalarda, cinsiyet, dişin çekildiği yaş, çekimin yapıldığı yıl ile değerlendirme yapılan yıl arasındaki zaman farkı, dişlerin bulunduğu ilgili çene(alt/üst), üçüncü azı dişi varlığı (+,-), alt İBA ve ikinci premoların çekim esnasındaki angulasyonu, boşluk kapanma miktarı ve posterior çapraşıklık durumu ile ilişkisi incelenmiştir. Bununla birlikte çekim sonrası BBA dişinin yerini alan İBA çürük durumunun ve çekilen dişin yerini alan İBA dişinin ark üzerindeki pozisyonunun klinik olarak değerlendirilmesi yapılmıştır. Bulgular: İBA furka gelişim evre durumuna göre 'erken', 'ideal' ve 'geç' dönemde çekimi yapılan dişler ile cinsiyet, hastanın diş çekim yaşı, alt çenedeki boşluk kapanma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). İBA'nın çürük durumu, üst çenedeki boşluk kapanma durumu, çekimin yapıldığı yıl ile değerlendirme yapılan yıl arasındaki zaman farkı ise istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Dişin çekildiği ilgili çene ile İBA dişin yönelimi, boşluk kapanma durumu, posterior çapraşıklık durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmaktadır (p<0,05). Çene ayrımı gözetmeksizin çekimden önce 8 nolu diş varlığı durumu ile boşluk kapanma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmaktadır (p<0,05). Çekimden önce 8 nolu diş varlığı durumu ile İBA dişin yönelim durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmamaktadır (p>0,05). Posterior çapraşıklık durumu, İBA dişin yönelimi ile boşluk kapanma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmaktadır (p<0,05). Sonuç: Radyografik prognostik faktörlerden dört faktörün bir veya daha fazlasının bir arada bulunması, boşluğun daha iyi kapatılması ile ilişkili bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: birinci büyük azı, kontrollü çekim, radyografik değerlendirme, çekim sonuçları

Azı dişleriDiş çekimiRadyografi-dental+1
Nilüfer Sümeyra Yıldırım
Dicle University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş hekimlerinin çocuk istismarı ve ihmali konusundaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi ve farkındalık yaratılması

Amaç: Bu çalışma, Türkiye'de bulunan diş hekimlerinin çocuk istismar ve ihmali (Çİİ) konusundaki bilgi düzeyleri ve tutumlarının değerlendirilmesi ve değerlendirme sonunda verilen bilgilendirme broşürü ile diş hekimlerinin farkındalığının arttırılmasını amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu tanımlayıcı tipteki çalışma 2020 yılında Türkiye'de yapılmış ve bu çalışmaya toplam 1000 diş hekimi katılım sağlamıştır. Diş hekimlerine üç bölümden ve toplam 45 sorudan oluşan elektronik anket formu uygulanmıştır. Birinci bölümde diş hekimlerinin kişisel bilgileri, ikinci bölümde Çİİ konusundaki bilgi düzeyleri, üçüncü bölümde ise Çİİ konusuna olan tutum ve davranışlarını ölçen sorular yer almaktadır. Diş hekimlerinin Çİİ konusundaki farkındalıklarını arttırmak amacıyla anketin sonuna eğitici broşür linki eklenmiştir. Değişkenlerin normal dağılımdan gelme durumları araştırılırken birim sayıları nedeniyle Shapiro Wilk's ve/veya Kolmogorov Smirnov Testlerinden yararlanılmıştır. Gruplar arası farklılıklar incelenirken değişkenlerin normal dağılımdan gelmesi nedeniyle grup sayılarına göre Independent T Testi ve One-Way ANOVA'dan yararlanılmıştır. One-Way ANOVA'da anlamlı farklılıklar görülmesi durumunda grupların varyanslarının homojen olduğu durumlarda Tukey HSD ve varyansların homojen olmadığı durumlarda ise Tamhane's analizlerinden yararlanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan diş hekimlerine, Çİİ konusundaki bilgi düzeylerini ölçmek amacıyla 27 soru sorulmuştur ve bu 27 soruda katılımcıların alabilecekleri maksimum puan 32 iken, çalışmamızdaki ortalama puan 20,51 (%64) olarak belirlenmiştir. Çİİ konusundaki bilgi düzey ortalamaları kadınlarda erkeklere, üniversite hastanesinde çalışanlarda özel muayenehanede çalışanlara, uzmanlık alanı olanlarda olmayanlara, uzmanlık alanı çocuk diş hekimliği olanlarda uzmanlık alanı oral diagnoz ve radyoloji, periodontoloji, protetik diş tedavisi, ortodonti ve endodonti olanlara, lisans eğitiminde ve mezuniyet sonrasında eğitim alanlarda almayanlara ve mezuniyet sonrası eğitimi mesleki sürekli eğitimlerde alanlarda doktora/uzmanlık eğitiminde alanlara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Diş hekimlerinin tutumları değerlendirildiğinde, %19,4'ü meslek hayatları boyunca Çİİ vakasından şüphelendiğini belirtmiş; şüphelenen diş hekimlerinin %45,36'sı fiziksel istismardan şüphelenmiş, %54,63'ü şüphelendikleri Çİİ vakası için bildirimde bulunmuş; bildirimde bulunan diş hekimlerinin %44,34'ü çalıştığı kurumda kendisinden daha yetkili bir kişiye bildirimde bulunduğunu belirtmiştir. Ayrıca diş hekimlerinin %79,6'sı Çİİ'den şüphelendiğinde bu konuyu teşhis edebilecek kadar yeterli bilgi ve birikime sahip olmadıklarını düşünmekte ve %97,3'ü bu konuda daha fazla bilgi edinmeyi ve eğitim almayı istediklerini belirtmiştir. Sonuç: Diş hekimliği lisans, uzmanlık ve doktora eğitimine Çİİ konusu dahil edilmeli ve mesleki sürekli eğitimlerde bu konuya yer verilmelidir.

Bilgi düzeyiDiş hekimi-hasta ilişkileriDiş hekimleri+6
Büşra Karaağaç Eskibağlar
Dicle University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diyarbakır ili pediatrist ve aile hekimlerinin çocuk ağız-diş sağlığı hakkındaki bilgi düzeyi ve yaklaşımlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma Diyarbakır ilinde bulunan pediatrist ve aile hekimlerinin çocuk ağız diş sağlığı konusundaki bilgi düzeyleri ve yaklaşımlarının değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: 2021 yılında Diyarbakır ilinde yapılan bu tanımlayıcı tipteki çalışmaya 61 pediatrist, 96 aile hekimi katılım sağladı. Hekimlere 4 bölümden ve toplam 43 sorudan oluşan anket formu uygulandı. Hekimlerinin çocuk ağız diş sağığı konusundaki farkındalıklarını arttırmak amacıyla daha sonra eğitici broşür dağıtıldı. Çalışmada bilgi puanlarına ilişkin normallik testleri sonucunda iki gruplu karşılaştırmalarda Student t testi ve/veya Mann-Whitney U testi, 3 ve daha fazla gruplu karşılaştırmalarda Anova ve/veya Kruskall-Wallis H testi kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya katılan hekimlere, çocuk ağız-diş sağlığı ile ilgili bilgi düzeylerini ölçmek amacıyla 33 soru soruldu ve çalışmaya katılan pediatristler ve aile hekimlerinin bu 33 soruda alabilecekleri maksimum puan 31 iken, çalışmamızdaki ortalama puan 23,71 (%76) olarak belirlendi. Çalışmaya katılan pediatristlerin ortalama puanı %24,02 iken, aile hekimlerinin ortalama puanı %23,52'dir. Branşlar arasında bilgi düzeyleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Hekimlerin çocuk ağız diş sağlığı eğitimi alma durumu değerlendirildiğinde çocuk ağız ve diş sağlığı eğitimi almayan pediatristlerin oranı, aile hekimlerine göre anlamlı derecede yüksek bulundu. Çocuk ağız diş sağlığı bakımından kendini yeterli bulmayan ve hizmet içi eğitim isteyen pediatristlerin bilgi düzeyi kendini yeterli bulan ve hizmet içi eğitim istemeyenlere göre anlamlı derecede düşük bulundu. Sonuç: Pediatrist ve aile hekimlerinin tıp fakültesi ve uzmanlık eğitimi müfredatlarına ağız-diş sağlığı ve travmatik dental yaralanmalar ile ilgili dersler dahil edilmeli, belirli aralıklarla hizmet içi eğitimler verilerek bilgi düzeyi ve farkındalığın arttırılması sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Pediatrist, aile hekimi, ağız-diş sağlığı, çocuk, eğitim.

Ağız sağlığıBilgi düzeyiDiyarbakır+4
Mesude Canan Şeker Özden
Dicle University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk hastalarda görülen endodontik enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımı hakkında diş hekimliği öğrencilerinin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi

Amaç: Çocuk diş hekimliğinde endodontik enfeksiyonlar oldukça sık karşılaşılan durumlardır. Endodontik enfeksiyonların tedavisinde doğru endikasyon durumunda antibiyotik kullanımına karar vermek, doğru dozda ve doğru sıklıkta antibiyotik kullanımı diş hekimliği bilimi için oldukça önem arz eder. Bu çalışmanın amacı klinik öncesi antibiyotikler hakkında teorik eğitim almış olan ve çocuk diş hekimliği pratik uygulamalarını yapabilmek için yeterlilik kazanan 4. ve 5. sınıf diş hekimliği öğrencilerinin endodontik enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımı hakkındaki bilgi seviyelerini ölçmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Dicle, Fırat ve İnönü Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde öğrenim görmekte olan, klinik stajları başlamış intern öğrenciler üzerinde 'GOOGLE FORM' elektronik anket yöntemi kullanılarak uygulanmıştır. Verilen cevaplara göre elde edilen veriler istatiksel olarak analiz edilmiştir. Bu çalışma Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Etik Kurulu' nun 2019- 54 nolu onayı ile yürütülmüştür. Bulgular: Çalışma kapsamında anketi cevaplayan 468 katılımcıdan elde edilen verilere göre; antibiyotik kullanılması gereken durumda ilk tercihin %84,4 oran ile amoksisilin olduğu, penisilin alerjisi olan hastalarda antibiyotik kullanılması gereken durumda ilk tercihin %42,3 oran ile klindamisin olduğu görülmüştür. 'Vaka soruları 1' bölümünde birinci vaka için antibiyotik reçete etme kılavuzlarına uyumun %27,5; ikinci vaka için %33,7; üçüncü vaka için, %33,8; dördüncü vaka için %20,5; beşinci vaka için %5,34 olduğu bulunmuştur. Antibiyotik doz hesaplaması bilgisini ölçmeyi hedefleyen çoktan seçmeli soruda katılımcıların sadece %32,26' sı doğru cevabı işaretlemiştir. Antibiyotik genel bilgisi, reçete bilgisi, antibiyotiklerin pediatrik doz hesaplaması ve parenteral antibiyotik uygulamaları hakkında bilgilendirilenler ile bilgilendirilmeyenler arasında, bilgilendirildikleri yerler arasında ve aldığı bilgilendirmeyi yeterli bulanlar ile bulmayanlar arasında bilgi düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. (p<0,05) Bilgi düzeyi ile öğrencilerin cinsiyeti, öğrenim gördükleri üniversite, fakültede bulundukları sınıf arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmamaktadır. (p>0,05) Sonuç: Yapılan tez çalışmasında örneklem grubundaki katılımcıların çocuklarda görülen endodontik enfeksiyonlarda kullanılan antibiyotikler hakkında yeterli bilgi düzeyine sahip olmadığı ve güncel kılavuzlara uyumlarının düşük olduğu tespit edilmiştir. Bu durum global bir sağlık sorunu olan antibiyotik direnci konusunda önem arz eder. Diş hekimliği öğrencilerinin antibiyotikler konusundaki bilgi düzeyinin ancak ders müfredatlarında bu konuya verilen önemin arttırılması, çeşitli meslek içi eğitimler, kongre- konferans veya benzeri uygulamalar ile yeterli seviyeye geleceğini ummaktayız.

AntibiyotiklerBilgi düzeyiDiş hekimliği eğitimi+6
Gizem Karagöz Doğan
Dicle University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Epidermolizis bülloza vakalarından elde edilen klinik bulguların değerlendirilmesi, oral hijyen rehberliği ve dental yaklaşımın belirlenmesi

Amaç: Bu çalışmamızda epidermolizis bülloza vakalarından elde edilen klinik bulguların değerlendirilerek vakalarda görülen insidanslarının ortaya çıkarılması, bulguların literatürler ile karşılaştırılması, bu vakalara diş hekimi yaklaşımının belirlenmesi, vakalar ile iş birliği yapılarak yaşam kalitelerinin arttırılmasına yönelik dental rehberliğin sağlanması ve diş hekimleri arasında farkındalık oluşturulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 2018- 2020 yılları arasında Diyarbakır, Batman ve Şanlıurfa'da yaşayan 15'i kadın, 15'i erkek toplam 30 epidermolizis bülloza vakasının klinik bulguları, anamnezleri ve aile geçmişleri değerlendirilerek yapıldı. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda incelediğimiz toplam 30 vakamızın %66,7'sinde malnütrisyon-sık enfeksiyon hikayesi, %73,3'ünde anemi-gastrointestinal sistem komplikasyonları-ellerde kontraktür, %30'unda kalp problemi ve covid-19 hikayesi, %86,7'sinde büyüme geriliği, %60'ında gözlerde komplikasyon, %96,7'sinde tırnaklarda deformite, %76,7'sinde ayaklarda kontraktür, %96,7'sinde anne-baba arasında akrabalık ilişkisi olduğu ve %33,3'ünde etkilenmiş 3.dereceden akrabası olduğu öğrenildi. Çalışmamızdaki vakalarımızın intraoral bulgularına bakıldığında %80'inde intraoral bül ve lezyonlar, %73,3'ünde ankiloglossi ve yaygın çürük, %70'inde mikrostomi ve maxiller atrofi, %66,7'sinde vestibül sulkus obliterasyonu, %6,7'sinde mine hipoplazisi, %60'ında dişlerde çapraşıklık görüldü. Ayrıca vakalarımızın sadece %13,3'ünde oral hijyen alışkanlığının olduğu belirlendi. Sonuç: Epidermolizis bülloza vakalarına tıp ve diş hekimlerinin dahil olduğu multidisipliner bir yaklaşımın gerekliliği düşünüldü. Dental tedavi yaklaşımları ise estetik, fonksiyon ve fonasyonun iadesi ile birlikte normal büyüme ve gelişmeyi de desteklemektedir. Diş hekimleri ve epidermolizis bülloza vakaları ile ebeveynleri oral hijyenin ve dental stabilitenin sağlanmasının öneminin farkında olmalıdır. Ayrıca diş hekimleri EB'li vakalarda, mikrostomi bulunduğu için gerekli dental tedavileri uygun anestezi şeklini belirleyerek, atravmatik olarak genel veya lokal anestezi altında gereken çalışma yöntemlerine hakim olmalıdır. Epidermolizis büllozanın diş hekimleri tarafından daha iyi anlaşılması için çalışmaların devam etmesi gerektiği düşünüldü. Anahtar Sözcükler: Epidermolizis bülloza, çocuk diş hekimliği, genetik, oral hijyen rehberliği, dental yaklaşım.

Emine Gülşen
Dicle University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Trikalsiyum silikat esaslı biyomateryallerin farklı içerikteki cam iyonomer esaslı restoratif simanlara bağlanım dayanımının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma, trikalsiyum silikat içerikli biyomateryallerin farklı içerikteki cam iyonomer esaslı restoratif simanlara olan makaslama bağlanma dayanımının karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, polilaktik asit (PLA) filamentten yapılmış 4 mm çapında ve 2 mm derinlikte boşlukları bulunan 96 adet standardize blok, üç boyutlu yazıcı yardımıyla elde edildi. Hazırlanan trikalsiyum silikat içerikli biyomateryaller (NeoMTA2 ve Biodentine) bloklardaki boşluklara yerleştirilip, sertleşmeleri için önerilen sürelerde bekletildi. Biyomateryal örnekleri, çalışmamızda kullanılan farklı içerikteki cam iyonomer esaslı restoratif simanlara göre kendi arasında rastgele 4 gruba ayrıldı. Bu gruplar, yüksek viskoziteli cam iyonomer siman (Chemfil Rock), cam hibrit restoratif materyal (Equia Forte HT), cam karbomer (GCP Glass Fill) ve önceden reaksiyona girmiş cam iyonomer partikülleri içeren giomer (Beautifil II)'i içermektedir. Biyomateryallerin üzerine 2 mm çapında ve 2 mm yüksekliğinde silindirik kalıplar yardımıyla farklı içerikteki cam iyonomer restoratif materyaller uygulandı Tüm örnekler 24 saat 37°C'lik etüvde bekletildikten sonra makaslama bağlanma dayanım değerleri universal test cihazı kullanılarak ölçüldü. Bulgular: Tüm biyomateryaller için en yüksek ortalama makaslama bağlanma dayanım değeri Beautifil ΙΙ grubunda, en düşük değer ise Chemfil Rock grubunda gözlendi. GCP Glassfill, Equia Forte HT, Chemfil Rock restoratif materyal gruplarının her iki biyomateryale olan bağlanma dayanımı Beautifil ΙΙ restoratif materyal grubuna göre anlamlı derecede daha düşük değerler gösterdi (p<0,05). Sonuç: Elde ettiğimiz bulgular ışığında, vital pulpa tedavilerinde kullanılan kalsiyum silikat içerikli biyomateryallerin üzerine yerleştirilen cam iyonomer esaslı restoratif materyal olan Beautifil ΙΙ, final restorasyonu olarak tercih edilebilir. Anahtar Kelimeler: Trikalsiyum Silikat, Biodentine, Cam İyonomer, Biyomateryal, Bağlanım Dayanımı.

BiodentinBiyomalzemelerCam iyonomer çimentoları+4
Hanife Betül Karaaslan
Dicle University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kök gelişimi tamamlanmamış dişlerin farklı tedavi prosedürlerinin ve bu tedavi prosedürlerinde kullanılan materyallerin biyomekanik etkilerinin sonlu eleman analizi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, kök gelişimi tamamlanmamış diş modelleri üzerinde parsiyel pulpotomi, apeksifikasyon ve REP uygulamalarının ve bu tedavi prosedürlerinde kullanılabilecek KH, MTA, Bioaggregate ve Biodentin materyallerinin, fonksiyonel kuvvetler altında oluşturduğu stresin SEA ile değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Tomografi verilerinden faydalanılarak kök gelişimi tamamlanmış bir maksiller kesici diş ve çevre dokular üç boyutlu olarak bilgisayar ortamında oluşturulmuştur. Bu model esas alınarak, kök gelişimi tamamlanmış ve tamamlanmamış 2 sağlıklı diş modeli oluşturulmuştur. Ayrıca parsiyel pulpotomi, apeksifikasyon, REP uygulamalarının ve bu uygulamalarda KH, MTA, Bioaggregate ve Biodentine materyallerinin kullanıldığı 17 tedavi modeli simüle edilmiştir. Ardından dişlerde 100 N' luk fonksiyonel çiğneme kuvveti uygulanarak SEA ile dişte oluşan von Mises stres değerleri apikal, orta ve servikal olmak üzere üç bölgede incelenmiştir. Bulgular: Kök gelişimi tamamlanmamış dişlerde kök gelişiminin tamamlanması stresleri azaltmıştır. Parsiyel pulpotomi modellerinde apeksogenezisin tamamlanmasıyla dişte oluşan stresler azalmış olup benzer şekilde REP sonrası sement benzeri doku ile kök gelişiminin tamamlanması da dişte oluşan streslerin azalmasını sağlamıştır. Apeksifikasyon tekniğinin simüle edildiği modellerde diğer modellere kıyasla en yüksek stress değerleri oluşmuştur. Bu tedavi prosedürlerinde kullanılan materyaller değerlendirildiğinde en yüksek stress miktarı KH kullanılan modellerde görülmüştür. MTA, Bioaggregate ve Biodentin benzer stresler oluştururken en düşük stres MTA kullanılan modelde oluşmuştur. Sonuç: Kök gelişimi tamamlanmamış dişlerde kök gelişimini uyaran tedavi prosedürlerine yönelmek dişte oluşan stresleri azaltmaya yardımcı olacaktır. MTA ile yapılan tedaviler KH, Bioaggregate ve Biodentine ile yapılan tedavilere göre diş yapısını daha fazla güçlendirmiştir.

AgregaBiodentinBiyomekanik+7
Elif Kılınç
Dicle University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sürme gecikmesi olan çocuklarda serum 25-hidroksi vitamin D, kalsiyum, fosfor ve paratiroid hormon seviyelerinin değerlendirilmesi

Amaç: Erüpsiyon, dişin gelişiminin başlangıcından fonksiyona katılmasına kadar devam eden dinamik bir süreçtir. Çeşitli mineral ve hormon eksiklikleri; sürme gecikmesine, hipomineralizasyona, alveolar kemik yapısında bozulmaya neden olabilmektedir. Bu çalışmada amaç, Diyarbakır ilinde daimi diş sürme gecikmesi olan çocuk hastalarda 25-hidroksi Vitamin D (25(OH)D3), Kalsiyum (Ca+2), Fosfor (P), Paratiroid Hormon (PTH) seviyeleri ve birbirleriyle ilişkisine bakılarak, meydana gelen oral değişikliklerin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Kliniğine başvuran, kronik hastalığı olmayan, son 3 ay içerisinde hormonel tedavi almamış, cinsiyet farketmeksizin 6-14 yaş aralığındaki muayene edilen 936 çocuk hastadan kriterleri sağlayan 101'i çalışmaya alınmıştır. 60 çocukta sürme gecikmesi olup hasta grubuna dahil edilirken, 41 çocuk kontrol grubuna alınmıştır. Anteriorda santral dişlerin, posteriorda ise 1. büyük azıların sürmesi kriter alınarak, sürme gecikmesi Amerikan Diş Hekimleri Birliği (ADA)' nın yaş-sürme grafiği referans gösterilerek belirlenmiştir. Serum 25(OH)D3, Ca+2, P ve PTH seviyelerine bakılmıştır. Bulgular: İstatistiksel analiz olarak IBM SPSS V.21 paket programı kullanılmış olup, p<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Gruplar arasındaki yaş ve cinsiyet dağılımı homojendir. P değeri bakımından iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Hasta grubunda 25(OH)D3 ve Ca+2; kontrol grubunda ise PTH değeri anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Fizyolojik etkileri ve metabolik yolaklardaki rollerinden dolayı D vitamini seviyesinin önemi artmıştır. Regülasyonunda rol oynayan Ca+2, P ve PTH değerlerine de bakılmalıdır. D vitamini, bağırsaklardan Ca+2 ve P emilimini sağlarken; PTH düzeyi ile ters ilişkilidir. D vitamini ile orantılı olarak Ca+2 ve P seviyesi artarken, PTH değeri azalmaktadır. Anahtar Sözcükler: Erüpsiyon, Vitamin D, Paratiroid Hormon, Kalsiyum, Fosfor

FosforKalsiyumParatiroid hormon+3
Meryem Şahin
Dicle University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş hekimlerinin çocuk hastalardaki dental tedavilere ilişkin tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada, Türkiye'de çalışan çocuk diş hekimliği alanında uzmanlık yapmamış diş hekimlerinin çocuklardaki dental tedavilere ilişkin tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: 2021 yılında Türkiye genelinde yapılan bu tanımlayıcı tipteki çalışmaya 559 diş hekimi katılım sağladı. Diş hekimlerine 2 bölümden ve toplam 33 sorudan oluşan elektronik anket uygulandı. Bulgular: Çalışmamıza katılan diş hekimlerinin %68,87'si çocuk hastaları tedavi etmenin daha zor ve yorucu olması sebebiyle tedavi etmeyi tercih etmediklerini belirtmişlerdir. Çalışmaya katılan diş hekimleri tedavi ettikleri çocuk hastaların yaş gruplarını sırasıyla; 13-18 yaş (%77,82), 6-12 yaş (%77,10), 0-5 yaş (%37,57) olarak belirtmişlerdir. Çalışmamıza katılan diş hekimlerinin %89,27'si, çocuk hastaları tedavi ederken 'Anlat-Göster-Uygula' davranış yönlendirme tekniğini kullandıklarını belirtmiştir. Çalışmamıza katılan diş hekimlerinin; %91,06'sı oral hijyen eğitimi verdiklerini, %90,16'sı beslenme önerilerinde bulunduklarını, %70,48'i fissür örtücü uyguladıklarını, %57,6'sı topikal flor uygulaması yaptıklarını belirtmişlerdir. Çalışmamıza katılan diş hekimlerinin; %63,33'ü süt dişlerine amputasyon tedavisi yaptıklarını, %60,64'ü süt dişlerine kök kanal tedavisi yaptıklarını, %59,57'si yer tutucu uyguladıklarını, %37,21'i apeksifikasyon tedavisi uyguladıklarını belirtmiştir. Çalışmamıza katılan hekimlerin %77,28'i çocuk hastalara uygulanan dental tedaviler hakkında daha fazla bilgi edinmeyi ve eğitim almayı istediklerini bildirmişlerdir. Sonuç: Ülkemizde çocuk diş hekimi uzman sayısı, özellikle kamu hastanelerinde yetersizdir. Bu sebeple ülkemizdeki çocuk diş hekimliği uzmanlığı yapmamış diş hekimlerinin de çocuk hastalardaki dental tedavilere katılımları önemlidir. Kamu hastanelerinin şartlarının iyileştirilmesi ve mezuniyet sonrası sürekli eğitimlerle bu oran artabilir.

AnketlerDiş hekimleriDiş hekimliği+4
Dicle Akbaş
Dicle University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Travma sonrası mine dentin kırığı bulunan maksiller santral kesici dişin iki farklı teknikle yapılan restorasyonunun mikro bilgisayarlı tomografi verilerine dayalı sonlu elemanlar analizi metodu kullanılarak stres dağılımının değerlendirilmesi

Amaç: Çocuk hastalarda maksiller santral kesici dişler tüm diş dizisi içinde en sık travmaya uğrayan dişlerdir. Bu dişler fonksiyon, fonasyon ve estetik açısından büyük öneme sahiptir. Travma sebebiyle kliniğimize başvuran hastalarımızın küçük yaşta oldukları göz önüne alındığında yapılacak olan restorasyonların uzun ömürlü olması gerekir. Bu çalışmada mine dentin kırığı bulunan maksiller santral kesici dişin mikro-bilgisayarlı tomografi verilerine dayanarak hazırlanan 3 boyutlu modeli üzerinde, sonlu elemanlar stres analizi metodu kullanılacaktır. Bu metotla, iki farklı yönden uygulanan kuvvet altında, kırık parçanın yapıştırılması (reataçman) ve direk kompozit restorasyon uygulaması şeklindeki iki restoratif tekniğin, kırık dişler üzerine uygulanacak farklı retantif prosedürler sonrasında oluşturdukları stres dağılımı incelenecektir. Gereç ve Yöntem: Avülse sol maksiller santral kesici diş mikro bilgisayarlı tomografi cihazında tarandı. Elde edilen veriler, bilgisayara aktarılarak üç boyutlu modelleme yapıldı. Modellerde, dişin distoinsizal köşesinden mesial arayüze doğru 3 mm uzakta, 45 derece açıyla, oblik yönde kırık hattı oluşturuldu. Reataçman yönteminde kullanılan retantif prosedürler; 1) İç dentin oyuğu, 2) Palatinal kompozit laminate veneer, 3) Çift palatinal retantif oluk. Kompozit restorasyon tekniğinde kullanılan retantif prosedürler; 1) Kompozit laminate veneer, 2) Mine bizotajı sonrası direk kompozit retorasyon, 3) Çift palatinal oluk sonrası kompozit uygulama, olacak şekilde toplamda altı model oluşturuldu. Restorasyonu tamamlanan modellere, sonlu elemanlar stres analizi metodu kullanılarak insizal ve palatinal yönden olmak üzere iki kuvvet 100 N büyüklüğünde uygulanarak, bulunan sonuçlar restorasyon ve diş üzerinde oluşan stresler açısından incelendi. Bulgular: Tüm modellerde mine ve dentinde palatinal kuvvetler, insizal kuvvetlerden daha yüksek stres oluşturmuşlardır. Tüm kuvvetler altında tüm modellerde kökün bukkal yüzeyinde palatinal yüzeyine göre daha fazla stres yoğunlaştığı gözlenmiştir. Mine dokusunda en az stresi oluşturan model reataçman sonrası palatinal laminate veneerin uygulandığı Model-1'de gözlenmiştir. Kompozit restorasyonlarda en yüksek stres değeri Model-1'de, en düşük stres değeri Model-3'te gözlenmiştir. Direk kompozit restorasyon uygulanan modellerde; kompozit, mine ve dentin yüzeyinde biriken maksimum stres miktarları arasında belirgin bir fark bulunamamıştır. Sonuç: Yapılan modellemelerden elde edilen verilere göre diş üzerinde uygulanan restorasyonun şekli, kullanılan teknik, restorasyonun yeri ve uygulanan kuvvetin yönü, diş ve restorasyonda biriken stres miktarını ve dağılımını etkilemektedir. Fakat elde edilen stres analizi sonuçları restorasyonların klinik başarını değerlendirmek için yeterli değildir. Kullanılan modellerin başka tekniklerle yapılacak çalışmalarla desteklenmesine ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Reataçman tekniği, sonlu elemanlar stres analizi, direk kompozit restorasyon, palatinal restorasyon, mine dentin kırığı

Dental mineDental restorasyonDental stres analizi+5
Şeyma Olğaç Akgönül
Dicle University
2022
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Güncel fissür örtücü materyallerin mine remineralizasyonuna katkısının in vitro olarak incelenmesi

Bu çalışmada, güncel ve modern analiz yöntemleri kullanılarak, mevcut ve deneysel aşamadaki fissür örtücü materyallerin minede demineralizasyona direnç ve remineralizasyon etkinliklerinin değerlendirilmesi ile koruyucu diş hekimliğine katkıda bulunmak amaç edinilmiştir. Çalışmamızda, fissür örtücü materyallerin okluzal mine remineralizasyonuna katkısı, mikrosertlik yöntemi ve SEM-EDX analizi olmak üzere 2 farklı yöntem ile in-vitro olarak 2 bölümde değerlendirilmiştir. Deney grupları sırasıyla; A: Amorf kalsiyum fosfat (ACP) içerikli fissür örtücü (Aegis, Bosworth); G: Karbomer ve nanofloroapatit/hidroksiapatit ile güçlendirilmiş cam iyonomer bazlı fissür örtücü (GCP Glass Seal); F: Cam iyonomer esaslı yüksek flor salınımlı fissür örtücü (Fuji VII/Triage, GC); C: florür destekli, uzun süreli flor salınımı yapabilen rezin esaslı fissür örtücü (Conseal F, SDI); N: Flor salınımı yapabilen akışkan kompozit rezin (Natural Flow, DFL) uygulanan gruplar ile S: Herhangi bir işleme tabi tutulmayan sağlam dişlerden oluşan kontrol grubu; D: Fissür örtücü uygulanmayıp sadece pH siklusuna tabi tutulan dişlerden oluşan negatif kontrol grubu şeklindedir. Mikrosertlik ölçümü yönteminde 6 (S, A, F, G, C, N); SEM-EDX analizi yönteminde 7 çalışma grubu (S, A, F, G, C, N, D) mevcuttur. Mikrosertlik yönteminde, her grupta 15 örnek olacak şekilde (n=15) 6 grupta toplam 90 örnek; SEM-EDX analizi yönteminde, her grupta 10 örnek olacak şekilde (n=10) 7 grupta toplam 70 örnek ile çalışılmıştır. Örneklerde yapay çürük oluşturulmak üzere pH siklusu yönteminden yararlanılmıştır. Çalışmamızda pH siklusu 24 saatlik periyotlar şeklinde 14 gün boyunca uygulanmıştır. 6 deney grubunda (S, A, G, F, C, N) bukkolingual kesitler elde edildikten sonra fissür tabanı ve bukkal pencere mine kesiti olmak üzere 2 bölgede, mine marjininden dentine doğru; 20 μm, 50 μm ve 80 μm olmak üzere 3 derinlikten cross-sectional (enine kesit) mikrosertlik ölçümleri elde edilmiştir. 7 deney grubunun fissür tabanlarındaki mineral içeriğini elementer bazda incelemek için SEM-EDX analizinde % Ca, P, F, O, C, Na ve Si olmak üzere toplam 7 elementin atomca ve ağırlıkça yüzdeleri (%at ve %wt) hesaplanmış ve % Ca/P oranları değerlendirilmiştir. Sonuçların istatistiksel analizinde; bağımsız gruplara ait ortalamalar arası farkların değerlendirilmesinde ANOVA (Tek Yönlü Varyans Analizi), çoklu karşılaştırmalarda ise Tukey HSD istatistik testi kullanılmıştır. İstatistiksel analizlerde % 95' lik güven aralığı uygulanmış olup; p<0,05 için sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamızın mikrosertlik ve SEM-EDX analizi bulguları bütün olarak değerlendirildiğinde; A, G ve F gruplarına uygulanan ACP (Aegis), Cam karbomer (GCP Glass Seal) ve Cam iyonomer içerikli fissür örtücü (Fuji, Triage) materyallerin, okluzal yüzeylerde pH siklusu süresince demineralizasyonu engellediği ve minede mineral kazancı sağlayarak remineralizasyona katkı sağladığı gözlenmiştir. Bu üç materyalin mine mikrosertliğine katkılarının fissür örtücü marjinlerinden 20-50-80 µm derinliklerde birbirleriyle kıyaslanabilir olduğu tespit edilmiştir. Her iki inceleme yönteminden elde edilen bulgularda da; ACP, cam karbomer ve cam iyonomer içerikli fissür örtücülerin uygulandığı A, G ve F gruplarının, okluzal yüzeylerde minede mineral kaybını inhibe etme ve remineralizasyon etkinliklerinin, flor salınımı yapabilen rezin sistemlerin uygulandığı C ve N gruplarından istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Her iki inceleme yönteminden elde edilen bulgularda da; C grubuna uygulanan flor salınımı yapabilen rezin esaslı fissür örtücü materyalin (Conseal-F) demineralizasyona direnç etkinliğinin, N grubuna uygulanan flor salınımı yapan akışkan kompozit rezinden (Natural Flow) daha iyi olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, amorf kalsiyum fosfat içerikli ve iyonomer bazlı fissür örtücülerin minede remineralizasyon etkinliği, flor salınımı yapabilen rezin sistemlerden daha başarılı bulunmuştur. ACP içerikli ve cam karbomer içerikli fissür örtücü materyallerin diş sert dokuları üzerinde etkinliklerinin değerlendirildiği az sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu materyallerin remineralizasyon etkinliklerinin farklı analiz methodlarıyla değerlendirildiği hem in-vitro hem in-vivo koşullarda daha çok araştırma yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Remineralizasyon, fissür sealant, amorf kalsiyum fosfat, cam karbomer, mikrosertlik, SEM-EDX

AmorfDental fissürlerDental materyaller+5
Elif Ok
Dicle University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üç farklı posterior kompozit materyalinin sitotoksisite ve mikrosertlik açısından değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; geleneksel posterior kompozit rezin ve iki farklı bulk-fill posterior kompozit rezinin polimerizasyon derinliklerini mikrosertlik testi ile biyouyumluluklarını ise in-vitro sitotoksisite testi ile değerlendirmektir. Bu çalışmada restoratif materyal olarak FiltekTM Z550 Kompozit Rezin, Tetric N-Ceram Bulk Fill Kompozit Rezin ve FiltekTM Bulk Fill Posterior Kompozit Rezin kullanıldı. Çalışmanın ilk bölümünde, kompozit rezinlerin mikrosertlikleri, ikinci bölümünde ise in-vitro sitotoksisiteleri değerlendirildi. Mikrosertlik testi için; 2, 4, 5 mm kalınlıklarda ve 5 mm çapında teflon kalıplar kullanılarak, her kompozit rezinden 10 adet örnek elde edildi. Hazırlanan toplam 30 örnek LED ışık cihazı ile polimerize edildi. Polimerizasyonun ardından, örnekler 37˚Cʼ de 24 sa karanlık ortamda bekletildi. Vickerʼ s mikrosertlik testi kullanılarak her bir örneğin alt ve üst yüzeylerinden mikrosertlik değerleri ölçüldü. Her örneğin alt yüzey/üst yüzey sertlik oranı hesaplanarak kaydedildi. Elde edilen veriler tek yönlü varyans analizi (Oneway ANOVA) ve Tukey HSD testi ile analiz edildi. Sitotoksisite testi için; 2, 4, 5 mm kalınlıklarda ve 5 mm çapındaki teflon kalıplar kullanılarak, her kompozit rezinden 12 adet örnek elde edildi. Hazırlanan toplam 36 adet örnek LED ışık cihazı ile polimerize edildi. Örnekler 37˚Cʼ de 24, 48 ve 72 sa' lik periotlarda RPMI 1640 besiyerinde inkübe edilerek ekstraksiyon sıvıları elde edildi. İnkübasyon periotlarının ardından, MTT testi ile hücre canlılığı değerlendirildi. Elde edilen veriler Kruskal Wallis varyans analizi metodu ve Mann Whitney U testi ile analiz edildi. Mikrosertlik testi sonucu elde edilen verilere göre; Kompozit rezinlerin üst yüzey ve alt yüzey mikrosertlik değerleri FiltekTM Z550 Kompozit Rezin>FiltekTM Bulk Fill Posterior Kompozit Rezin>Tetric N-Ceram Bulk Fill Kompozit Rezin olarak sıralanmaktadır. Elde edilen mikrosertlik değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Alt yüzey/üst yüzey mikrosertlik oranları karşılaştırıldığında FiltekTM Z550 Kompozit Rezinin mikrosertlik oranı diğer kompozit rezinlerden anlamlı olarak daha fazladır. FiltekTM Bulk Fill Posterior Kompozit Rezin ve Tetric N-Ceram Bulk Fill Kompozit Rezinin Alt yüzey/üst yüzey mikrosertlik oranları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir. Ancak tüm kompozit rezinler ideal polimerizasyon derinliğini sağlamıştır. Sitotoksisite test sonucu elde edilen verilere göre; 24 ve 48 sa' lik inkübasyonlarda, kompozit rezinlerin sitotoksisite değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Ancak, 72 sa' lik inkübasyonda, Filtek ™ Bulk Fill Posterior Kompozit Rezin diğer gruplara göre anlamlı derecede daha yüksek sitotoksisite değeri gösterdi. Bunun yanında, Filtek ™ Bulk Fill Posterior Kompozit Rezinin 72 sa' lik inkübasyonu sonucu elde edilen sitotoksisite değeri, 24 ve 48 sa' lik inkübasyonlardan elde edilen sitotoksisite değerlerine göre anlamlı derecede daha yüksek bulundu. Çalışmanın sonuçları değerlendirildiğinde, bulk-fill kompozit rezinlerin geleneksel kompozit rezinler gibi ideal polimerizasyon derinliğini sağladığı gözlenmektedir. Aynı zamanda Filtek ™ Bulk Fill Posterior Kompozit Rezin' in 72 sa' lik inkübasyonu haricinde, polimerizasyon derinliğinin yeterli olduğu tüm çalışma gruplarında sitotoksisite değerleri anlamlı bulunmamıştır. Elde ettiğimiz veriler sonucunda, ideal bir kompozit rezin önerebilmek için daha uzun süreli ve daha çok sayıda çalışmaya ihtiyaç olduğunu söyleyebiliriz.

Dental materyallerKompozit reçinelerMikrosertlik+3
Elmas Tüfek Atıcı
Dicle University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Erken yaşlarda görülen diş çürüklerinin etiyolojik açıdan değerlendirilmesi

Bu çalışma, tedavi stratejileri geliştirebilmek ve çürüğü oluşturan riskleri ortadan kaldırabilmek için okul öncesi dönemdeki Ş-EÇÇ'li çocukların ağız-diş sağlığı durumunu, çürüğe neden olan faktörleri ve etken bakteri türlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmaya herhangi bir sistemik rahatsızlığı bulunmayan ve son 1 ay içerisinde antibiyotik kullanmamış olan çocuklar dahil edildi. Çürüklü çocuk grubu belirlenirken AAPD'nin EÇÇ kriterleri göz önünde bulunduruldu. Bu kriterlere uygun yaş grubundan 19'u kız, 18'i erkek toplam 37 çocuk çalışma grubu (ort. yaş 4,81±1,05) olarak belirlendi. Aynı yaş gruplarından çürüğü bulunmayan 16'sı kız, 21'i erkek toplam 37 çocuk ise kontrol grubu (ort. yaş 4,03±1,01) olarak belirlendi. Çocukların ağız ve diş sağlığı muayeneleri diş hekimi koltuğunda, yeterli ışık altında ayna ve sond kullanılarak yapıldı. Çalışma ve kontrol grubundaki çocukların çürük indeksi, plak indeksi ve modifiye dişeti indeksine ilişkin değerler kaydedildi. Ayrıca ebeveynlerin, anket formundaki beslenme, sosyoekonomik durum, flor takviyesi, tedavi geçmişi, ağız sağlığı ve ağız hijyen alışkanlığı gibi faktörlere ilişkin sorulara cevap vermesi istendi. Çürüklü ve çürüksüz çocuk gruplarının her birinden plak ve tükürük örnekleri alındı. Alınan tükürük ve plak örnekleri MRS (Man-Rogosa-Sharpe) agar ve Brucella Agar besiyerlerine sayım yöntemi ile ekildi. Besiyerlerinde üreyen farklı morfolojideki her koloninin cins ve tür düzeyindeki tiplendirmesi Matrix aracılı Lazer Dezorbsiyon/İyonizasyon Uçuş Zamanı Kütle Spektrometresi (MALDİ-TOF MS) yöntemi ile yapıldı. Elde edilen bulgular bağımsız Örneklem t testi ve Mann Whitney U testi, Ki-Kare testi, Fisher Exact testi ve Kolmogorov Smirnov testleriyle analiz edildi. Yapılan ağız içi muayene değerlendirmelerine göre, çalışma grubundaki çocukların dmft, dmfs, PI ve MDI değerleri sırası ile 7.49±3.033, 11.43±5.942, 0.438±0.370 ve 0.06±0.157 olarak saptandı. Maldi-tof MS incelemesi sonucunda alınan plak numunelerinde çalışma grubunda L. Fermentum, L. Salivarius, L. Rhamnosus, S. Mutans pozitifliği görülme oranlarının, kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek olduğu belirlendi. Öte yandan Maldi-tof MS incelemesi sonucunda alınan tükürük numunelerinde ise, L. Fermentum, S. Mutans, L. Salivarius'un EÇÇ ile istatistiksel olarak anlamlı derecede ilişkili olduğu saptandı. Yapılan anket değerlendirmelerinde ise ebeveyn eğitim düzeyinin düşük olması, düşük aylık gelir durumu, gece beslenme alışkanlıklarının varlığı, uzun süre biberon kullanımı, öğün aralarında tüketilen gıdaların şeker içerikli olması, şekerli yiyecek ve içecek tüketim sıklığının yüksek olması, diş fırçalama alışkanlığının eksikliği EÇÇ ile anlamlı derecede ilişkili bulundu. Sonuç olarak araştırmamızda L. Fermentum, L. Salivarius, L. Rhamnosus ve S. Mutans'ın EÇÇ ile ilişkili bakteri türleri olduğu ve bunun yanı sıra beslenme, oral hijyen, gelir durumu, eğitim seviyesi gibi faktörlerin de EÇÇ üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir.

Ağız sağlığıDiş çürükleriDişler+5
Ekin Aktürk
Dicle University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk diş hekimliği uygulamalarında kullanılan farklı remineralizasyon preparatlarının etkinliklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Koruyucu diş hekimliğinin amacı diş çürükleri henüz oluşmadan önlem almaktır. Bu çalışmada koruyucu amaçlı kullanılan flor vernik, CPP-ACP ve CPP-ACFP krem ve fTCP verniğin remineralizasyon üzerine etkileri değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada başlangıç çürük lezyonu oluşturulan örnekler her grupta 20şer örnek olacak şekilde rastgele 5 gruba ayrılmıştır; Grup (1) kontrol grubu, Grup (2) flor vernik grubu, Grup (3) CPP-ACP krem, Grup (4) CPP-ACFP krem, Grup (5) fTCP vernik. Kullanılan remineralizasyon ajanlarının örnekler üzerindeki etkilerini değerlendirmek için lazer floresan cihazı (DIAGNOdent), taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve enerji yayılımlı X-ışını analizi (EDX) kullanılmıştır. Bulgular: Grup içi tedavi öncesi ve sonrası değerlendirmede DIAGNOdent ölçümlerinde; kontrol grubu hariç bütün gruplar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). DIAGNOdent ile yapılan değerlendirmede gruplar arası ikili karşılaştırmada; CPP-ACFP flor grubuna göre anlamlı bulunurken (p<0.05), diğer gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0.05). EDX analizinde Ca/P oranı gruplar arası değerlendirildiğinde; CPP-ACFP grubu kontrol grubu, CPP-ACP grubu ve TCP grubuna göre anlamlı farklılık bulunurken (p<0.05), CPP-ACFP grubu flor grubuna göre anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). SEM görüntülemelerinde en çok mineral birikimi CPP-ACFP grubunda gözlenmiştir. Sonuç: Bu değerlendirmeler sonucunda CPP-ACFP farklı inceleme yöntemlerinde remineralizasyonda en etkili materyal olarak tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: flor vernik, CPP-ACP, CPP-ACFP, fTCP, DIAGNOdent, SEM, EDX

Dental materyallerDental mineDiş remineralizasyonu+7
Emine Tatar
Dicle University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ektodermal displazi vakalarında retrospektif ve prospektif olarak elde edilen klinik, radyolojik bulguların değerlendirilmesi

Amaç: Bu retrospektif ve prospektif çalışmamızda ektodermal displazi vakalarımızda görülen klinik semptom verilerinin insidanslarının değerlendirilerek, ED' nin çevre illere endemik dağılım oranlarının belirlenmesi, bulguların literatürler ile karşılaştırılması, vakalarla işbirliği ile yaşam kalitelerinin artırılması, estetik, fonksiyon, fonasyonun sağlanması ve diş hekimleri arasında farkındalık oluşturulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 1997-2018 yılları arasında Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran 69 ektodermal displazi vakasının klinik ve radyolojik bulguları değerlendirilerek yapıldı. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulguar: Çalışmamızda incelediğimiz toplam 69 vakamızdan %95,31' inde seyrek saç, %56,25' inde tırnak deformitesi, %64,06' sında semer burun, %68,75' inde ileri çıkık dudak, %79,69' unda cilt kuruluğu, %79,37'sinde terleme problemi, %65,08' inde solunum problemi, %55,74' ünde işitme kaybı, %77,05' inin anne-babası arasında akrabalık ilişkisi olduğu öğrenildi. Vakalarımızın dental anomalilerine bakıldığında %69,69' unda konik şekilli anterior diş, vakalarımızın tamamında değişen sayılarda diş eksikliğine, %4,41' inde dudak-damak yarığı tespit edildi. Sonuç: Ektodermal displazi vakalarına tıp ve diş hekimlerinin dahil olduğu multidisipliner bir yaklaşımın gerekliliği düşünüldü. Dental tedavi yaklaşımları ise estetik, fonksiyon ve fonasyonun iadesi ile birlikte normal büyüme ve gelişmeyi de desteklemektedir. Diş hekimleri ve küçük çocukların ebeveynleri, mevcut dişlerin en iyi şekilde korunması gerektiğinin, diş kaybının en erken aşamada rehabilite edilmesi gerekliliğinin farkında olmalıdır. ED' nin daha iyi tanımlanması için araştırmaların devam etmesi gerektiği düşünüldü. Anahtar Sözcükler: Ektodermal displazi, çocuk diş hekimliği, sendrom,sefalometrik analiz, AutoCAD.

CAD/CAMDiş hekimliğiEktodermal displazi+6
Cansu Osmanoğulları Sarıyıldız
Dicle University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İnhaler ilaç kullanan çocuk hastaların ağız ve diş sağlığı bakımından değerlendirilmesi

Amaç: İnhaler ilaç kullanan astımlı çocukların, inhaler ilaçların oral sağlık durumu üzerine etkilerinin ortaya konulması ve bu yan etkilere karşı önlem alınması için gerekli farkındalığı oluşturmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız prospektif olarak planlanıp, yaşları 4-16 arasında değişen toplam 48 çocuk hastayla yapılmıştır. Çalışma grupları ve kontrol grubu arasında dmft, tükürük akış hızı, tükürük pH' sı, tükürük tamponlama kapasitesi, tükürük viskozitesi, tükürükte S.mutans varlığı, plak varlığı, erozyon, flor uygulaması öncesi ve sonrası diagnodent ile yapılan diş mineralizasyon miktarı farklılıkları araştırılmıştır. Çalışma grubu standardizasyonu sağlamak için 3'e ayrılmıştır. Bulgular: DMFT/dmf'nin (p=0,2411), uyarılmamış tükürük akış hızının (p=0,2376), tükürük viskozitesinin (p=0,3675), tükürük S.mutans miktarının (p=0,1694) inhaler ilaç kullanımından direkt etkilenmediği tespit edilmiştir. Buna karşın inhaler ilaç kullanımı uyarılmış tükürük akış hızını(p=0,0198), tükürük pH'sını(p<0,0001), tükürük tamponlama kapasitesini (p=0,028) düşürebilmektedir. İnhaler ilaç kullanımının dental erozyon (p=0,0001) ve plak birikim miktarını (p=0,0048) arttırdığı görülmüştür. Flor uygulamasından bir hafta sonra mineralizasyondaki artış diagnodent yardımı ile tespit edilmiştir. Sonuç: İnhaler ilaç kullanan çocukların DMFT/dft oranları etkilenmezken, uyarılmış tükürük akış hızı, tükürük pH'sı, tükürük tamponlama kapasitesi, plak miktarı ve dental erozyon gibi pek çok parametrenin inhaler ilaç kullanımından etkilendiği tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: İnhaler ilaç, Astım, Tükürük, Erozyon, S.Mutans

AstımAğız sağlığıDiş sağlığı araştırmaları+7
Ezgi Eroğlu
Dicle University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Küçük yaş grubundaki çocuklarda dental rahatsızlık anketi (Dental discomfort questionnaire)'nin Türkçe güvenirliği ve geçerliğinin değerlendirilmesi: Pilot çalışma

Bu çalışmada okul öncesi çocuklarda dental ağrının değerlendirilmesi amacı ile geliştirilen Dental Rahatsızlık Anketi (DRA)'nin Türkçe uyarlamasının güvenirliği ve geçerliği değerlendirilmiştir. Çalışmaya Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı'na Ocak 2017- Ekim 2017 tarihleri arasında başvuran 2-6 (ortalama 3.84) yaşları arasındaki ASA1 risk grubunda yer alan 120 hasta dahil edilmiştir. Kültürel olarak uyarlanmış sorular ebeveynler tarafından herhangi bir dental müdahale yapılmadan önce cevaplandırılmıştır. Ölçeğinin güvenilirlik çalışması kapsamında iç tutarlılık Cronbach alfa katsayısı, test-tekrar test tutarlılığı Sınıf İçi Korelasyon Katsayısı(SKK) ile değerlendirilmiştir. DRA'nın Türkçe versiyonunun geçerliliği; toplam puan ile dmft skoru arasındaki Spearman korelasyon katsayısı ile incelenmiştir. DRA Türkçe versiyonu ile dmft indeksi arasında istatistiksel olarak anlam bulunmasa da (p=0.111) aynı yönlü (pozitif) bir ilişki (korelasyon) olduğu görülmüştür (r=0.145). Cronbach's Alpha katsayısı ile güvenirlik ve iç tutarlılık analizi yapıldığında, çalışmadaki maddelerin çıkartılması önemli bir değişime neden olmadığı için hiç bir madde anketten çıkarılmamıştır ve iç tutarlılık değeri 0.813 olarak bulunmuştur.Yapılan test-tekrar test uyum katsayısı0.988 bulunmuştur (p<0.001). DRA Türkçe versiyonunda kız (7.78±5.16) ve erkek çocukların (8.67±5.05) total DRA puanları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). DRA toplam puanı cinsiyete göre değişmemektedir. DRA Türkçe versiyonu ile yaş arasında zıt yönlü bir ilişki olduğu yani artan yaş ile birlikte DRA skorlarında azalma olduğu görülmüştür. Sonuç olarak DRA'nin Türkçe versiyonunun istatistiksel olarak oldukça yüksek geçerlilik ve güvenilirlik göstergelerine sahip bir ölçme aracı olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Dental Discomfort Questionnaire, Çocuklarda dental ağrı, ağrı değerlendirme metodları.

AnketlerAğrıAğrı ölçümü+5
Güler Burcu Senirkentli
Başkent University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Süt dişlerinde iki farklı mineral trioksit agregat (mta) materyali ve demir sülfat kullanılarak yapılan amputasyonların klinik ve radyografik olarak değerlendirmesi

Amaç: Amputasyon, kök patolojisi bulunmayan derin çürüklü süt dişlerinde sıklıkla tercih edilen vital endodontik tedavilerden biridir. Bu çalışmanın amacı, süt dişi amputasyonlarında kullanılan iki farklı mineral trioksit agregat (MTA) materyalinin ve Demir Sülfatın dokuz aylık klinik ve radyografik başarılarının karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı Kliniği'ne diş çürüklerinin tedavisi için başvuran beş ile dokuz yaş arası 32 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilme kriterlerini sağlayan toplam 96 derin çürüklü süt II. azı dişine üç farklı amputasyon materyali (OrthoMTA®, RetroMTA® ve Demir Sülfat) uygulandı. Tedavilerin başlangıcında ve üç, altı ve dokuz aylık periyotlarda klinik ve radyografik kontroller yapıldı. Elde edilen veriler Ki-kare testi, Cochran Q testi, Post-Hoc Dunn testi ve Kaplan-Meier analizleriyle değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda klinik olarak, OrthoMTA® (O-MTA) ve RetroMTA® (R-MTA) grubunda %100, Demir Sülfat (DS) grubunda %93,7 başarı tespit edildi. Radyolojik veriler değerlendirildiğinde, O-MTA grubunda %90,6 R-MTA grubunda %87,5 DS grubunda ise %62,5 başarı gözlendi. Ki-kare testi ve Kaplan Meir analizi sonucu üç materyalin klinik başarı ve sağkalım oranları arasında istatiksel olarak fark bulunmazken (p>0,05), radyolojik başarı değerlendirildiğinde DS grubunun diğer gruplara göre istatistiksel olarak daha düşük başarı gösterdiği tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda, OrthoMTA® ve RetroMTA® süt dişi amputasyonlarında Demir Sülfat amputasyonuna göre klinik ve radyografik olarak daha başarılı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Amputasyon, MTA, süt dişi, Demir Sülfat

Dental materyallerDişlerFerrik sülfat+6
Sıla Yılmaz
Aydın Adnan Menderes University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Erken çocukluk dönemi çürüğü olan çocuklarda tükürük interlökin-32, interlökin-10, interlökin-6 ve tümör nekroz faktör-alfa seviyelerinin değerlendirilmesi

Amaç: Erken çocukluk dönemi çürüğü (EÇÇ), bebek ve küçük çocuklarda gözlenen, hızlı ilerleyen enfeksiyöz bir hastalıktır. Çocuklarda çürük riskinin belirlenmesi, ileride oluşması muhtemel çürüklerin önlenebilmesi açısından çok önemlidir. Tükürükteki sitokinlerin çürük riskindeki rolü merak edilen güncel bir konu olaya devam etmektedir. Bu çalışmanın ana amacı, erken çocukluk dönemi çürüğü olan hastaların tükürüklerindeki interlökin-32 (IL-32), interlökin-10 (IL-10), interlökin-6 (IL-6) ve tümör nekroz faktör-alfa (TNF- α) seviyelerinin değerlendirilmesidir. Bununla beraber, erken çocukluk dönemi çürüklerinin, hastaların oral hijyen ve beslenme alışkanlıkları ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya yaşları 36 ay ile 71 ay arasında değişen dişlerinde çürük bulunan (n= 28 çocuk) ve çürük bulunmayan (n=28 çocuk), toplam 56 hasta dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların ebeveynlerine, çocuklarının beslenme ve oral hijyen alışkanlıklarını değerlendiren anket formu uygulandı. Hastaların çürük durumları, dmft (süt dişlerinde çürük, çürük nedeniyle çekilmiş ve dolgulu diş diş/yüzey sayısı) ve dmfs indekslerine göre değerlendirildi. Bununla beraber, hastaların periodontal sağlıkları, plak indeksi ve gingival indeks kullanılarak belirlendi. Hastaların tükürük örneklerindeki IL-32, IL-10, IL-6 ve TNF-α seviyeleri ELISA ile ölçüldü. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: EÇÇ grubu ile kontrol grubu arasında çalışmada değerlendirilen oral hijyen ve beslenme alışkanlıkları, plak indeksi ve gingival indeks değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). EÇÇ grubunun tükürük IL-32, IL-10, IL-6 ve TNF-α seviyeleri kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı seviyede yüksek bulundu (p<0,001). ROC eğrisi, EÇÇ tanısı için bu sitokinlerin optimum duyarlılığını ve seçiciliğini ortaya koyarak iyi birer tanı kriteri olabileceklerini göstermiştir. Tükürük IL-32, IL-10, IL-6 ve TNF- α seviyeleri ile dmft ve dmfs değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon gözlendi (p<0.05). Tükürük örneklerindeki IL-32, IL-10, IL-6 ve TNF-α seviyeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon saptandı (p<0.05). Sonuç: Bu çalışma, EÇÇ'li çocuklar ve çürüksüz çocuklarda tükürük IL-32 seviyesini gösteren ilk çalışmadır. Bu çalışmanın sınırlamaları dahilinde, EÇÇ'li çocukların tükürüklerinde saptanan yüksek IL-32, IL-10, IL-6 ve TNF-α seviyeleri, bu sitokinlerin EÇÇ gelişiminde rol aldığını düşündürmektedir.

Diş çürükleriDiş çürütücü ajanlarTükürük+5
Ecem Akınal
Aydın Adnan Menderes University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı remineralizasyon ajanlarının ve er:Yag lazer kullanımının mine remineralizasyonu üzerine etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada yapay çürük lezyonu oluşturulmuş daimi dişler üzerine flor, CPP-ACP, teobromin ve arjinin uygulamasının, tek başına veya Er:YAG lazerle kombine uygulanması sonucunda, remineralizasyon potansiyellerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, ortodontik sebeple çekilmiş 66 adet premolar dişten 130 adet mine örneği elde edilmiş ve örnekler rastgele 10 gruba (Grup F (1450 ppm NaF içerikli diş macunu), Grup CPP-ACP (%10 CPP-ACP) , Grup A (%8 arjinin içerikli diş macunu), Grup T (Teobromin içerikli diş macunu), Grup L (Lazer), Grup LF (Lazer+Flor), Grup L-CPP-ACP (Lazer+ CPP-ACP), Grup LA (Lazer+Arjinin), Grup LT (Lazer+ Teobromin), Grup K (kontrol grubu)] ayrılmıştır. Örnekler üzerinde yapay çürük lezyonları oluşturulmak üzere demineralizasyon solüsyonunda bekletilmiştir. Lazer gruplarına Er:YAG lazer uygulanmasının ardından diş macunu solüsyonları hazırlanarak 10 günlük pH siklus uygulamaları yapılmıştır. Grupların etkinliğini belirlemek için örneklerin yüzey sertliği başlangıç, demineralizasyon sonrası ve pH siklusu sonrası olmak üzere her aşamada mikrosertlik testi ile ölçülmüş ve deney sonunda her gruptan bir örneğin yüzey morfolojisi SEM ile değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics Version 25 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: En yüksek mikrosertlik değerleri flor ve arjinin içerikli diş macunlarının uygulandığı gruplarda gözlenmiştir. Bu gruplar kontrol grubu ile karşılaştırıldığında mikrosertlik değerleri istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekken, geri kalan gruplar ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. L-CPP-ACP grubunda mikrosertlik değerlerinin CPP-ACP grubuna göre arttığı ancak bu artışın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı tespit edilmiştir. Mine yüzeylerinin SEM değerlendirmesi sonucunda tüm gruplar kontrol grubuna göre morfolojik değişimler göstermiştir. Sonuç: Bu çalışmanın sınırları dahilinde yapay çürük lezyonları üzerinde remineralizasyon etkisi karşılaştırıldığında flor içerikli ajanlar en yüksek etkinliği göstermiştir. Lazer, teobromin, CPP-ACP ve bu ajanların kombinasyon gruplarında remineralizasyon sonrası mikrosertlik değerlerinde artış olmasına rağmen bu etki kontrol grubundan istatistiksel olarak farklı bulunmamıştır. Lazerin çalışmada kullanılan ajanlarla birlikte uygulanması remineralizasyon üzerine ek bir etki sağlamamıştır. Flor içerikli ajanlar lazer ile birlikte kullanıldığında da yüksek değerler göstermiştir. Bu nedenle florun günümüzde en etkin remineralizasyon ajanı olma özelliğini koruduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Arjinin, CPP-ACP, Er:YAG lazer, Flor, Koruyucu diş hekimliği Remineralizasyon, Teobromin.

ArjininDental mineDiş remineralizasyonu+7
İnci Öztürk
Aydın Adnan Menderes University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Genel anestezi altında sistemik olarak sağlıklı ve özel tedavi ihtiyacı olan çocuk hastalara yapılan tedavi yöntemlerinin, yaş-cinsiyet dağılımlarının değerlendirilmesi: Retrospektif çalışma

Amaç: Genel anestezi, çocuk diş hekimliğinde tedavinin klinik ortamda uygulanamadığı bazı özel durumlarda başvurulan ileri davranış yönlendirme tekniklerinden biridir. Bu çalışmanın amacı Aralık 2013-Eylül 2021 tarihleri arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde genel anestezi altında aynı hekim tarafından endikasyonları konulup dental tedavileri yapılan çocuk hastaları retrospektif olarak değerlendirerek bu tedavi edilen hastaların sistemik durumunu, genel bilgilerini, yapılan koruyucu ve dental tedavi türlerini karşılaştırmak ve incelemektir. Gereç ve Yöntemler: 2013-2021 yılları arasında kliniğimize başvuran ve tedavileri genel anestezi altında tamamlandıktan sonra verileri sisteme kaydedilen hastalar incelenmiştir. Genel anestezi altında hastalara uygulanan tedaviler, anestezi süreleri, hastaların genel bilgileri ve sistemik sağlık durumları hasta dosyalarına ulaşılarak ve epikriz raporları vasıtasıyla kaydedilmiştir. Hastaların yaş, cinsiyet, dft/DMFT değerleri, anestezi süresi ve sistemik sağlık durumları ile hastalara yapılan tedaviler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 2-14 yaşları arası 199 kız (%45,6), 237 erkek (%54,4) hasta olmak üzere toplam 436 çocuk hasta dahil edilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 5,96±2,29'dur. Hastaların %47,9'u (n=209) 2-5 yaş aralığında, %50,5'i (n=220) 6-12 yaş aralığında ve %1,6'sı (n=7) 12 yaş üzerindedir. Hasta grubunun %73,2'si (n=319) sistemik olarak sağlıklıdır. %8,5'ini (n=37) sistemik hastalığı olan engeli olmayan hastalar oluşturmaktadır. Hastaların %18,3'ü (n=80) ise engelli hastalardan oluşmaktadır. Tüm hastaların dft değeri ortalaması 6,19±4,014; DMFT değeri ortalaması 2,70±2,772 bulunmuştur. Tüm hastaların ortalama anestezi süresi 86,71±33,95 dakikadır (dk). Hastaların %36,7'sine süt dişi çekimi, %4,8'ine daimi diş çekimi, %89,2'sine süt diş restorasyonu, %51,1'ine daimi diş restorasyonu, %23,2'sine süt dişi pulpotomisi, %8,5'ine süt dişi kanal tedavisi, %12,8'ine PÇK uygulaması, %8'ine süt dişi fissür örtücü, %37,4'üne daimi diş fissür örtücü, %20'sine flor uygulaması ve %2,5'ine detertraj uygulaması yapılmıştır. Sonuç: Çalışmadaki sağlıklı hasta sayısı engelli hasta sayısına göre daha fazladır. Çalışmaya katılan hastalar arasında daha küçük yaşta sağlıklı hastalar bulunurken; daha büyük yaşta engelli hastalar bulunmaktadır. Bu durum bize sağlıklı hastaların erken çocukluk çağı çürüğünden (EÇÇ) etkilendiğini ve küçük yaşta kooperasyon problemlerinin yaşandığını, engelli hastaların ise sistemik sağlık problemlerinin önceliği sebebiyle diş hekimine daha geç başvurduğunu düşündürmektedir. Tüm hastalar içinde küçük yaşlarda dft değeri ortalamasının yüksek olduğu ve daha büyük yaşlarda ise hastaların DMFT değeri ortalamasının engelli hastalarda daha yüksek olduğu görülmüştür. Küçük yaş çocukların ve engelli hastaların yüksek çürük oranına sahip oldukları görülmektedir. Anestezi süresi açısından en fazla süre 2-5 yaş arası sağlıklı çocuk hastalarda bulunmuş olup yüksek çürük oranının anestezi süresini arttırdığı düşünülmektedir. Yapılan tedaviler incelendiğinde, 2-5 yaş ve 6-12 yaş arası sağlıklı hastalara daha fazla süt dişi çekimi yapıldığı, 6-12 yaş arası engelli hastalara daha fazla daimi diş çekimi yapıldığı görülmüştür. 2-5 yaş ve 6-12 yaş arası engelli hastalardan daha az süt dişi restorasyonu yapıldığı, 6-12 yaş ve 12 yaş üzeri engelli hastalara daha fazla daimi diş restorasyonu yapıldığı görülmüştür. Bu durum engelli hastalarda ağız bakımının zorluğu sebebiyle tekrarlayan genel anestezi riskini önlemek amaçlı radikal davranılması sebebiyle oluşmuştur. Genel anestezi altında en fazla uygulanan tedavi süt ve daimi diş restorasyonu olarak bulunmuştur.

AnesteziAnestezi-genelDiş hekimliği+5
Çağla Akarçay
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Genel anestezi altında dental tedavi gören çocuk hastaların yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, genel anestezi altında dental tedavi gören ve erken çocukluk çağı çürüğü tanısı almış 72 aydan küçük çocuklarda tedavi öncesi ve tedaviden bir ay sonraki yaşam kalitesini kıyaslayarak yapılan tedavi türleri ve sayılarının yaşam kalitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesidir. Yöntem: Bu çalışmaya, daha önce klinikte kooperasyon kurulamayan ve genel anestezi ile dental tedavi ihtiyacı olan erken çocukluk çağı çürüğü tanısı almış, Amerikan Anesteziyoloji Derneği (ASA) hasta sınıflamasına göre ASAI ve ASAII olarak değerlendirilen, fiziksel, mental bir engel veya sendromu bulunmayan 72 aydan küçük toplam 35 çocuk dahil edilmiştir. Çocukların yaşam kalitelerinin belirlenmesinde Erken Çocukluk Çağı Ağız Sağlığı Etki Ölçeği (Early Childhood Oral Health Impact Scale – ECOHIS) anketi ebeveynlerine yönelik tedavi öncesi ve birinci ay kontrollerinde uygulanmıştır. Ayrıca çocukların cinsiyeti, ay olarak yaşı, kilosu, ebeveynin gelir düzeyi ve eğitim durumunu içeren sosyodemografik bilgiler de kaydedilmiştir. Genel anestezi öncesi dft/DMFT skorları belirlenmiş ve genel anestezi altında yapılan dental tedaviler de kaydedilmiştir. İstatistiksel analizlerde parametrik veya nonparametrik test seçimi için varsayımlar test edilmiştir. Normallik Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirilmiştir. Bağımlı gruplar için bağımlı örneklem t-testi, bağımsız gruplar için Mann Whitney-U testi kullanılmıştır. Sayısal değişkenler arası ilişki Pearson korelasyon katsayısı ile incelenmiştir. Anlamlılık düzeyi 0,05 olarak belirlenmiştir. Ölçek puanlarının güvenilirliği Cronbach Alfa testiyle değerlendirilmiştir. Kolmogorov-Smirnov testinde p<0.05 olan değişkenlerde ise parametrik testler uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 35 hastanın yaş ortalaması 60,11±8,20 ay, dft skoru ortalaması 12,62±3,43 olarak bulunmuştur. Tedavi öncesi kilo ortalaması 17,34±2,48 kg olarak ölçülmüş, birinci ay sonunda bu ortalama 17,89±2,56 kg olarak kaydedilmiştir. Ebeveynlerin çoğunluğu asgari ücretin üzerinde gelir beyan etmiş ve orta ve yükseköğrenim düzeyinde eğitim almıştır. Yaşam kalitesi alt belirteçlerin değişim puanları ile hastalara ait sosyodemografik veriler ve dft skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Çocuk alt bölümünde sosyal etki belirteci haricinde tüm yaşam kalitesi alt belirteçlerinde tedavi öncesi ve tedavi sonrası arasında istatistiksel olarak anlamlı bir değişim gözlenmiş ve yaşam kalitesinde artış bulunmuştur (p<0,05). Çocuklara uygulanan tedavi türüyle yaşam kalitesi değişimi arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç: Genel anestezi ile dental tedavi sonrasında çocuk hastaların yaşam kalitelerinde artış gözlenmiştir. Hastalara ait sosyodemografik bulgular, ebeveynlerin eğitim ve sosyoekonomik düzeyi, genel anestezi altında yapılan dental tedaviler ve çürük skor ortalamalarının yaşam kalitesi üzerinde etkisi olmadığı bulunmuştur. Genel anestezi ile dental tedavinin çocuk hastaların yaşam kalitesinde iyileşmeyle sonuçlandığı için kooperasyon kurulamayan küçük yaştaki çocuklarda faydalı bir tedavi seçeneği olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Erken çocukluk çağı çürüğü, Genel anestezi, Yaşam kalitesi

Eda Odabaş
Aydın Adnan Menderes University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı içerikli çocuk diş macunlarının antibakteriyel ve remineralizasyon etkinliklerinin İn Vitro olarak değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda farklı aktif bileşenler içeren 5 adet çocuk diş macununun antibakteriyel ve remineralizasyon etkinliklerinin in vitro olarak değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda; 1000 ppm florür, ozon ve propolis içerikli Kids Ozon, 1000 ppm florürlü Oral B Pro-kids, 1000 ppm florür ve postbiyotik bileşen içeren Dentiste Junior Postbiotics, 1000 ppm florür ve hidroksiapatitli Curasept Biosmalto ve hidroksiapatit içeren Zubio diş macunları kullanılmıştır. Remineralizasyon etkinliği belirleme aşamasında daimi 3. molar dişlerinden oluşturulan 48 adet örneğin başlangıç mikrosertlik ölçümü yapıldıktan sonra 5 adet diş macunu ve negatif kontrol grubu olmak üzere 6 grup oluşturulmuş, her gruba 8 diş örneği dahil edilmiştir. Örneklerin 4 gün boyunca demineralizasyon solüsyonunda bekletilmesinden sonra tekrar mikrosertlik ölçümleri yapılmıştır. Ardından 14 gün boyunca pH siklusu uygulanmış, bu süreçte örneklere günde iki kez diş macunu uygulanarak her aşamada 37°C etüvde bekletilmiştir. Siklus sonrası mikrosertlik ölçümleri de yapılarak istatistiksel analizler tamamlanmıştır. Antibakteriyel etkinlik belirleme aşamasında Streptococcus mutans, Lactobacillus acidophilus, Enterococcus faecalis ve Candida albicans suşları kullanılarak agar difüzyon yöntemi uygulanmıştır. Suşların agarlara inoküle edilmesinden sonra kuyucuklar açılmış, bu kuyucuklara diş macunları yerleştirilerek uygun koşullarda inkübe edilmiştir. İnkübasyon süresi sonunda her diş macunu için oluşan inhibisyon zonları milimetre cinsinden ölçülerek istatistiksel analizler yapılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda kullandığımız diş macunlarının tümü başlangıç mine çürüğü lezyonlarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde remineralizasyon sağlamıştır (p<0,05). Remineralizasyon sonrası yüzey sertlik değerleri karşılaştırıldığında; Kids Ozon> Dentiste Junior Postbiotics> Curasept Biosmalto> Zubio> Oral B Pro-kids> Negatif kontrol olarak bulunmuştur. Ancak diş macunları arasında mikrosertlik değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Antibakteriyel etkinlik değerlendirmesinde tüm macunlar her bir bakteri suşunda inhibisyon zonu oluşturmuştur. Streptococcus mutans suşu üzerinde Curasept Biosmalto, sadece Kids Ozon grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek antibakteriyel etkinlik göstermiştir (p<0,05). Curasept Biosmalto, diğer macunlara göre daha yüksek antibakteriyel etkinlik göstermesine rağmen aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Lactobacillus acidophilus, Enterococcus faecalis ve Candida albicans suşları üzerinde antibakteriyel etkinlik değerlendirildiğinde macunlar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Diş macunlarının tüm mikroorganizmalara karşı total antibakteriyel etkinlikleri karşılaştırıldığında ise; Curasept Biosmalto> Oral B Pro-kids> Dentiste Junior Postbiotics> Zubio> Kids Ozon olarak bulunmuştur. Curasept Biosmalto, sadece Kids Ozon grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla total antibakteriyel etkinlik göstermiştir (p<0,05). Ancak diğer macunlar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızda yer alan tüm macunlarının başlangıç mine çürüklerinde remineralizasyon sağladığı ve antibakteriyel etkinlik gösterdiği görülmüştür. Bu diş macunlarının çocuklarda diş çürüğüne karşı klinik etkinliklerinin kanıtlanabilmesi için ilave uzun dönem takipli klinik çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Antibakteriyel Etkinlik, Çürük, Diş Macunu, Remineralizasyon

Rabia Kadriye Özçiftci
Aydın Adnan Menderes University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Nano gümüş florürün farklı flor ajanları ile karşılaştırmalı olarak remineralizasyon etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda deneysel bir formülasyon olan nano gümüş florürün mine remineralizasyonuna etkisinin gümüş diamin florür ve sodyumflorürlü vernikle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: 45 adet daimi insan 3. büyük azı dişi bukko-lingual ve mezio-distal yönde 4'e bölünerek 180 adet mine örneği elde edilmiştir. Örneklerin başlangıç mikrosertlik ölçümleri yapılmış ve her grupta 45 adet mine örneği olacak şekilde 4 grup [Grup NGF (Nano gümüş florür ), Grup GDF (Gümüş diamin florür), Grup FV (Sodyum florürlü vernik), Grup Kontrol (deiyonize su)] oluşturulmuştur. Tüm örnekler 96 saat demineralizasyon solüsyonunda bekletilerek yapay çürük lezyonu oluşturulmuş ve demineralizasyon sonrası mikrosertlik değerleri kaydedilmiştir. Remineralizasyon materyalleri üreticilerin kullanım talimatlarına uygun olarak uygulanmış ve 24 saat 37°C'de nemli ortamda bekletilmiştir. Sonrasında örnekler pH döngüsüne tabi tutulmuştur, 5 gün boyunca 3 saat demineralizasyon solüsyonunda, 21 saat remineralizasyon solüsyonunda bekletilmiştir. Sonraki 2 gün ise yalnızca remineralizasyon solüsyonunda bekletilmiş ve remineralizasyon sonrası mikrosertlik ölçüm değerleri tekrar kaydedilmiştir. Başlangıç, demineralizasyon sonrası ve remineralizasyon sonrası mikrosertlik değerleri karşılaştırılmıştır. Bununla birlikte, oluşan yüzey değişimlerini karşılaştırabilmek amacıyla her gruptan 4'er örnek, sağlam mine ve demineralizasyon sonrası elde edilen mine örnekleri üzerinde SEM incelemesi yapılmıştır. Tüm veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Bulgular: Tüm deney gruplarında uygulanan remineralizasyon materyallerinin, demineralize diş yüzeyinin mikrosertlik miktarını istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttırdığı gözlemlenmiştir. Remineralizasyon sonrası mikrosertlik değerleri gruplar arası karşılaştırıldığında; en yüksek yüzey sertlik değerleri sırası ile FV>GDF>NGF>Kontrol olarak bulunmuştur. Sonuç: Bu tez çalışmasına göre, tüm gruplarda uygulanan remineralizasyon materyallerinin, insan dişlerinde oluşturulan yapay çürük lezyonları üzerinde remineralizasyonu olumlu yönde etkilediği ancak nano dümüş florürün florlu vernik ve gümüş diamin florür kadar başarılı olamadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Nano Gümüş Florür, Gümüş Diamin Florür, Florlu Vernik, Yapay Çürük, Remineralizasyon

Diş remineralizasyonuDiş çürükleriDiş çürütücü ajanlar+3
Bahar Melis Akyıldız
Aydın Adnan Menderes University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Küçük azı ve ikinci büyük azı olgunluk indekslerinin 12.yaşı tahmin etmedeki etkinliklerinin incelenmesi

Amaç: Yaş belirleme, çocukların hukuki ve sosyal haklarını tanımlamada kritik bir rol oynamaktadır. Birçok ülkede, ceza ehliyeti için minimum yaş sınırı 12'dir. Bu çalışmada, Türk popülasyonunda birinci küçük azı (IPM1), ikinci küçük azı (IPM2) ve ikinci büyük azı (I2M) olgunluk indeksleri ile alt çenedeki yedi dişin olgunluk indekslerinin toplam değeri (S değeri) kullanılarak, 12 yaş sınırını için kesim noktaları belirlenmiştir. Ayrıca, bu kesim noktalarının tanısal performansları değerlendirilmiştir. Yöntem: Retrospektif olan bu çalışmada, 8–16 yaş aralığındaki bireylere ait toplam 1136 ortopantomografi incelenmiştir. Örneklem rastgele olarak eğitim ve doğrulama grubu olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Eğitim grubunda IPM1, IPM2, I2M ve S değeri ölçülerek 12 yaş sınırı için kesim noktaları belirlenmiştir. Doğrulama grubunda, bu kesim noktaları için alıcı işletim karakteristiği (ROC) eğrileri oluşturulmuş ve eğri altında kalan alan (AUC) hesaplanmıştır. Gözlemciler arası ve gözlemci içi uyum, sınıf içi korelasyon katsayısı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Optimum kesim noktaları kızlarda; IPM1 için 0,014, IPM2 için 0,069, I2M için 0,184 ve S değeri için 0,350 olarak, erkeklerde ise IPM1 için 0,030, IPM2 için 0,090, I2M için 0,191 ve S değeri için 0,412 olarak belirlenmiştir. Erkek grubunda en yüksek AUC değerleri; tek değişkenli yöntemlerde 0,966 ile I2M'de, iki değişkenli yöntemlerde 0,969 ile I2M+IPM1'de hesaplanmıştır. Kız grubunda en yüksek AUC değerleri; tek değişkenli yöntemlerde 0,950 ile IPM2'de, iki değişkenli yöntemlerde 0,950 ile IPM1+IPM2'de hesaplanmıştır. S değeri içeren yöntemde AUC değeri kızlarda ve erkeklerde sırasıyla 0,951 ve 0,970 olarak hesaplanmıştır. Sonuç: IPM1, IPM2, I2M ve S değeri Türk popülasyonunda 12 yaş sınırının ayırt edilmesinde yüksek tanısal performans göstermiştir. Kızlarda yöntemler arasında AUC değerleri açısından anlamlı bir fark saptanmamış, erkeklerde ise bu fark yalnızca IPM2 yönteminde görülmüştür. Anahtar Kelimeler: adli yaş tahmini, yasal yaş sınırı, olgunluk indeksi, ROC analizi

Adli tıpDiş ile yaş belirlenmesiTürk popülasyonu+1
Rukiye Elçin Koçoğlu
Alanya Alaaddin Keykubat University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Erken doğumun ağız ve diş sağlığına etkisi ve erken çocukluk çağı çürükleri ile ilişkisi

ERKEN DOĞUMUN AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞINA ETKİSİ VE ERKEN ÇOCUKLUK ÇAĞI ÇÜRÜKLERİ İLE İLİŞKİSİ Amaç: Bu tez çalışmasında erken doğan bebeklerde ağız ve diş sağlığının farklı indeksler kullanılarak değerlendirilmesi ve Erken Çocukluk Çağı Çürüğü (EÇÇ) görülme sıklığının sosyodemografik ve beslenme ile ilgili risk faktörleri de ele alınarak normal doğan bebeklerle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı Bölümü'ne başvuran; yaşları 32-76 ay arasında değişen 131 kız, 126 erkek olmak üzere toplam 257 çocuk dahil edildi. 36.hafta ve daha öncesinde doğan çocuklar "Erken doğan" grubuna, 37.hafta ve sonrası doğan çocuklar ise "Normal doğan" grubuna dahil edildi. EÇÇ için risk faktörü olabilecek sosyodemografik, prenatal ve postnatal veriler kaydedildi. Ağız ve diş sağlığı verileri ise Uluslararası Çürük Tespit ve Değerlendirme Sistemi (ICDAS II), dmft, gingival indeks ve plak indeksi kullanılarak değerlendirildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: EÇÇ görülme oranı, normal doğan çocuklarda %65,4 iken erken doğan çocuklarda %65,3 olarak bulundu. Erken doğan ve normal doğan çocuklar arasında ortalama dmft değeri, plak indeksi, gingival indeks, ICDAS II kodu ve EÇÇ varlığı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Babanın eğitim düzeyi, annenin gebelikte ilaç kullanımı, anne sütü ile beslenmeme, emziğin şekere batırılması, günlük şekerli ara öğün tüketim sıklığı, diş fırçalama sıklığı, ağız ve diş sağlığı konusunda ebeveynlerin bilgilendirilmesi, annedeki çürük varlığı gibi değişkenlerin dmft sonuçlarını istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde etkilediği bulundu (p<0,05). Sonuç: Elde edilen bulgular, erken doğum ile EÇÇ arasında bir ilişki tanımlamasa da EÇÇ'nin çok faktörlü bir yapıya sahip olduğunu ve bireysel, çevresel ve beslenmeye bağlı değişkenlerden etkilenebileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: erken çocukluk çağı, çürük, erken doğum, düşük doğum ağırlığı

Diş anomalileriDiş hekimliğiDoğum ağırlığı+3
Duygu Bal
Alanya Alaaddin Keykubat University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı siman tipleriyle uygulanan pediatrik kronların stres değerlerinin karşılaştırılması: Sonlu elemanlar analizi

Bu tez çalışmasının amacı, süt dişlerine uygulanan paslanmaz çelik kron (PÇK), pediatrik zirkonya kron (PZK) ve Bioflx kronların, oklüzal ve lateral kuvvetler altında diş dokularında oluşturduğu streslerin sonlu elemanlar analizi (SEA) ile incelenmesidir. Böylece klinik kullanımları sonucunda restoratif materyaller ve dental dokularda ortaya çıkabilecek olası durumların öngörülmesi hedeflenmiştir. Çalışmada, herhangi bir çürük veya defekti bulunmayan sağlıklı diş modeli ile tam kron restorasyonu yapılmış dokuz farklı model oluşturulmuştur. ABAQUS yazılımı kullanılarak, maksimum ısırma kuvvetini ve lateral kuvvetleri taklit etmek amacıyla 330 N'luk kuvvetler 0°, 45° ve 90° açılarla uygulanmıştır. Kullanılan restoratif materyaller PÇK, PZK ve Bioflx kronlar olup; simantasyonda cam ionomer siman (CİS), rezin modifiye cam ionomer siman (RMCİS) ve dual-cure rezin siman tercih edilmiştir. Tüm yapıştırıcı simanlar 100 µm kalınlığında uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre, PZKlar'da kron içerisinde daha yüksek, dentin üzerinde ise daha düşük stres değerleri saptanmıştır. Ayrıca, PZK uygulanan modellerde dentine ulaşan stres değerleri sağlıklı diş modelindekinden daha düşük bulunmuştur. Bioflx kronlar, diğer materyallere kıyasla daha fazla deformasyon göstermiştir. CİS, bütün kron tiplerinde dentine daha düşük stres iletimi sağlamış; rezin modifiye cam iyonomer ve dual-cure rezin simana kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Sonuç olarak, çalışmadan elde edilen veriler, farklı kron materyalleri ve siman tiplerinin dentin üzerindeki stres dağılımını anlamlı ölçüde etkilediğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, klinik uygulamalarda materyal seçiminin yalnızca estetik veya dayanıklılık açısından değil, aynı zamanda alttaki diş dokusunun korunması yönünden de büyük önem taşıdığını göstermektedir. Elde edilen sonuçlar, çocuk dişlerinde kullanılacak restoratif materyal seçiminde klinisyenlere yol gösterici olabilecek niteliktedir.

Ceren Gümüş Saka
Alanya Alaaddin Keykubat University
2025
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda yeme davranışı ve ebeveyn besleme tarzı ile ağız sağlığı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklarda yeme davranışları ve ebeveyn besleme tarzları ile ağız sağlığı göstergeleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Yöntem: Bu çalışmaya, 4–9 yaş aralığındaki 250 çocuk ve ebeveynleri dahil edilmiştir. Çocukların ağız ve diş sağlığı DMFT/dmft, gingival indeks ve debris indeksi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çocuklarda Yeme Davranışı Anketi (ÇYDA) ve Ebeveyn Besleme Tarzı Anketi (EBTA) formları ebeveynler tarafından doldurulmuştur. Verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Monte Carlo Düzeltmeli Fisher's Exact testi ve Bonferroni Düzeltmeli Z testi; değişkenler arası ilişkilerin değerlendirilmesinde ise yol analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çocuğun yaşı ile duygusal az yeme puanı arasında negatif yönlü çok zayıf bir ilişki bulunmuştur (r=-0,126; p=0,047). Çocuk VKİ persentil sınıflaması ile tokluk heveslisi (r=-0,138; p=0,030) ve yavaş yeme (r=-0,185; p=0,003) puanları arasında da istatistiksel olarak anlamlı negatif ilişkiler mevcuttur. DMFT/dmft, gingival ve debris indeks değerleri ile ÇYDA ve EBTA alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). EBTA alt boyutları ile ÇYDA alt boyutları arasında pozitif ve negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler mevcuttur (p<0,05). Yol analizi sonucuna göre ebeveyn eğitim seviyesi ile çocuğun yaşının ağız sağlığı üzerinde etkili olduğu görülmüştür (p<0,05). Sonuç: Bu çalışmada, çocukların ağız sağlığı ile çocukların yeme davranışları ve ebeveyn besleme tarzları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Öte yandan, çocukların yeme davranışlarının ebeveyn besleme tarzlarıyla ilişkili olduğu görülmüştür. Bu bulgu, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının desteklenmesinde ebeveyn tutumlarının önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir.

Gizem Kılıçoğlu
Alanya Alaaddin Keykubat University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Fissür örtücü olarak kullanılan materyallere diş fırçalamanın etkisinin in-vitro incelenmesi

Pit ve fissür örtücüler çürük riski yüksek daimi büyük azı dişlerinin okluzal yüzeylerine çürüğü önlemek amacıyla uygulanan restoratif materyallerdir. Bu çalışmanın amacı rezin, giomer, cam iyonomer ve cam karbomer içerikli fissür örtücüler ile kendinden adezivli bir akışkan kompozitin yüzey özelliklerine diş fırçalamanın etkisinin in vitro koşullarda incelenmesi ve bu materyallerin başarılarının karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. Çalışmada fissür örtücü materyallerden hazırlanan disk şeklinde örnekler ve çürüksüz üçüncü büyük azı dişleri kullanıldı. Disk şeklinde örnekler her materyalden 24 adet olacak şekilde hazırlandı ve farklı fırçalama döngüleri için iki alt gruba ayrıldı (n=12). 120 adet çürüksüz üçüncü büyük azı dişi fırçalama işlemi için iki ana gruba ve farklı materyaller için beş alt gruba ayrıldı (n=12). Disk şeklinde örneklerden mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü ve SEM-EDX analizleri için başlangıç kayıtları alındı. Bu örnekler fırçalama simülatöründe 6 ay (5000) ve 12 aylık (10000) döngülerde fırçalandı. Fırçalama sonrası mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü ölçümleri ve SEM-EDX analizleri tekrarlanarak başlangıç verileri ile karşılaştırıldı. Dişlere üretici firmaların önerileri doğrultusunda fissür örtücü materyaller uygulandı. Dişler 6 ay ve 12 aylık fırçalama döngülerinde fırçalandıktan sonra retansiyonlarının değerlendirilmesi amacıyla görsel skorlama metodu ile skorlandı. Çalışma sonucunda mikrosertlik ve yüzey pürüzlülüğü ölçümleri ile elde edilen verilerin istatistiksel analizi Kruskal Wallis testi ve tekrarlı ölçüm düzeylerinde varyans analizi, görsel skorlama sonucu elde edilen verilerin analizi ise ki kare testi kullanılarak yapıldı. Fırçalama döngüleri sonunda tüm materyallerin mikrosertlik değerlerinde azalma gözlendi ancak bu fark akışkan kompozit (Vertise Flow, Kerr) ve cam karbomer içerikli fissür örtücüde (GCP Glass Carbomer) istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Tüm materyallerin yüzey pürüzlülüğü değerlerinde fırçalama döngüleri sonrasında artış gözlenmesine rağmen istatistiksel olarak anlamlı artış sadece rezin içerikli fissür örtücüde (3M Clinpro Sealant) tespit edildi (p<0,05). Fırçalama sonrası tüm materyallerin flor oranlarında azalma gözlendi. Flor oranlarındaki değişim incelendiğinde fırçalama sonunda en fazla değişim giomer içerikli fissür örtücüde (Beautiselant, Shofu) tespit edildi. Materyallerin retansiyonlarının değerlendirilmesinde kullanılan görsel skorlama sonucunda en yüksek skorlar akışkan kompozit (Vertise Flow, Kerr) ve rezin içerikli fissür örtücüde (3M Clinpro Sealant), en düşük skorlar ise cam iyonomer (GC Fuji Triage) ve cam karbomer (GCP Glass Carbomer) içerikli fissür örtücülerde gözlendi. Sonuç olarak fırçalama sonrası fissür örtücü materyallerin yüzey özellikleri olumsuz yönde etkilenmiştir. Kullanılan fissür örtücüler diş fırçalama işleminden farklı oranlarda etkilenmiştir. Çalışma genelinde kendinden adezivli akışkan kompozitler cam iyonomer içerikli materyallere göre daha başarılı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Fırçalama simülatörü, Mikrosertlik, Pit ve fissür örtücü, Retansiyon, Yüzey pürüzlülüğü

Dental fissürlerDental materyallerDiş fırçalama+5
Edanur Gökce Meydan
Afyonkarahisar Health Sciences University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı diş fırçası tiplerinin saklama ortamlarına göre antimikrobiyal özelliklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, farklı antibakteriyel özelliklere sahip diş fırçalarının mevcut mikroorganizma yükü makroskobik, mikroskobik olarak belirlenerek diş fırçalarının ve saklanma ortamlarının birbirleri arasında değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Her katılımcı 1 ay süreyle verilen diş fırçasını banyo ve oda olmak üzere söylenen saklama koşulunda kullanılıp, saklayarak 1 ay süre sonunda verilen diş fırçalarını iade etmiştir. Diş fırçalarının iadesiyle, fırça kılları Thioglycolate broth ve Brain Hearth Infusion Broth içerisinde ön zenginleştirme için bekletildi. Koloni sayımı için özel besi yerleri bulunan petrilere ekim yapılarak mikroorganizma sayımı yapılarak CFU/ml düzeyinde tespit edilmiştir. Kolonilerin tür bazında kesin identifikasyonları VITEK® 2 Compact cihazı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Standart plastik diş fırçalarının hiçbirinde Lactobacillus türlerine rastlanmazken, gümüş nanopartiküllü ve bambu saplı kömür içerikli diş fırçalarının %4,2'sinde, misvak özellikli diş fırçalarının ise %29,2'sinde Lactobacillus türleri gözlendi. Standart plastik ve gümüş nanopartiküllü diş fırçalarının %54,2'sinde S. mutans gözlenirken, bu oran bambu saplı kömür özellikli diş fırçalarında %29,2 ve misvak özellikli diş fırçalarında ise %83,3'tür. Standart plastik diş fırçası ve gümüş nanopartiküllü diş fırçalarında C. albicans %8.3 oranında görülürken, bambu saplı kömür özellikli diş fırçalarında %4,2 misvak özellikli diş fırçalarının ise %25' tir. Her bir diş fırçası tipinde saklama koşulları için mikrobiyoloji sonuçlarına ait karşılaştırmalar incelendiğinde sadece gümüş nanopartiküllü diş fırçası tipinde saklama koşulu ile S. mutans arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0,041). Sonuç: Çalışmamız sonuçlarına göre; farklı saklama koşullarında saklanan diş fırçası tiplerinin antimikrobiyal potansiyellerinin eşit olmasını ön gören başlangıç hipotezimiz reddedilmiştir. Standart plastik diş fırçası, gümüş nanopartiküllü diş fırçası bambu saplı kömür içerikli diş fırçası ve misvak diş fırçaları saklanma ortamlarına göre kıyaslandığında oda ortamında saklanan bambu saplı kömür içerikli diş fırçasında diğer fırça gruplarına göre daha az bakteriyel kontaminasyon bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Plastik diş fırçası, Gümüş nanopartikül diş fırçası, bambu diş fırçası, kömür diş fırçası, misvak diş fırçası, antibakteriyel diş fırçası, saklama ortamı

Antimikrobiyal ajanlarAntimikrobiyal etkiBambular+4
Seher Gözde Uğur
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bilgisayar destekli lokal anestezi cihazlarının pediatrik dental hasta grubunda enjeksiyona bağlı ağrı ve korkunun azaltılmasına olan etkilerinin karşılaştırılması: Çapraz kesitli, split mouth (yarım ağız), klinik çalışma

Amaç: Bu çalışmanın amacı, çocuklarda uygulanan bilgisayar destekli lokal anestezi cihazı ve konvansiyonel anestezi yönteminde anestezi öncesi, esnası ve sonrasındaki kaygı, korku ve ağrı düzeylerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Diş Hekimliği kliniğine başvuran 7-11 yaş arası 100 çocuk dahil edildi. Çocuklara üç seanstan oluşan bir tedavi planı uygulandı. İlk seans çocukların ağız içi muayeneleri yapıldı, ikinci ve üçüncü seansta konvansiyonel ve bilgisayar destekli lokal anestezi yöntemleri uygulandı. Hastaların kaygı ve ağrıları Çocuklar İçin Diş Hekimi Korku Tarama Ölçeği, Görsel Yüz Skalası, kalp atım hızı ve Wong-Baker Ağrı Skalası kullanılarak belirlendi. Bulgular: Çalışmanın bulgularına göre bir kaygı ölçeğinde konvansiyonel anestezi yöntemi için anlamlı bir artış söz konusuyken (p=0,012), diğer ölçekte iki grup için de kaygı değişimleri anlamlı bulunamamıştır. Yöntemler birbirleriyle aralarında karşılaştırıldığında kaygı düzeyleri arasında fark bulunamamıştır (p>0,05). Hastalar konvansiyonel yöntemle daha fazla ağrı hissettiklerini söyleseler de, her iki yöntem sonunda hissedilen ağrı skorları arasındaki fark anlamlı değildir (p>0,05). Sonuç: Çalışmanın bulgularına göre, Sleeper One® ile konvansiyonel anestezi yönteminin benzer kaygı ve ağrıya neden olduğu sonucuna varıldı. Ağrı yönünden anlamlı bir farklılık görülmese de, hastaların çoğu bilgisayar kontrollü lokal anestezi yöntemini tercih ettiğini belirtti. Uygulama kolaylığı, post-operatif rahatlık ve hastaların tercihleri de göz önüne alınarak; çocuk diş hekimliğinde güncel lokal anestezi tekniklerinin kullanıldığı daha fazla çalışmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Bilgisayar kontrollü anestezi sistemi, Dental kaygı, Sleeper One

AnesteziAnestezi-lokalAğrı+4
Fatma Duygu Dertli
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı topikal diş jelleri uygulanan insan gingival fibroblast hücrelerinin IL-1ß, IL-6, IL-8, TNF-α VE IL-10 sitokin seviyelerinin in-vitro olarak incelenmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı topikal diş jelleri uygulanan insan gingival fibroblast hücrelerinin IL-1ß, IL-6, IL-8, TNF-α ve IL-10 sitokin seviyelerinin in-vitro olarak incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda HGF-1 hücrelerine uygulanan farklı topikal diş jellerinin MTT testi ile LD50 değerleri hesaplandı. Ardından topikal diş jeli uygulanmamış olan kontrol grubu ve topikal diş jellerinin LD50 dozu uygulanan HGF-1 hücrelerinin IL-1ß, IL-6, IL- 8, TNF-α ve IL-10 sitokin seviyelerinin ELISA yöntemiyle ölçülmesi için hücre lizatları oluşturuldu. Oluşturulan hücre lizatlarının total protein konsantrasyonu ölçüldü. Protein konsantrasyonu ölçümü ardından, sitokin seviyelerinin miktar tayini üretici firma talimatları doğrultusunda ELISA okuyucu ile yapıldı. Çalışma kapsamında elde edilen veriler GraphPad Prism version 8.0.1 (GraphPad Software, Inc., CA, A.B.D) programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Topikal diş jellerinin LD50 konsantrasyonlarının insan gingival fibroblast hücreleri üzerine etkisi kontrol grubuna göre karşılaştırıldığında; IL-1ß seviyelerinin LH1 hariç diğer topikal diş jellerinin uygulandığı hücre gruplarında, IL-6 seviyelerinin HA3 hariç diğer topikal diş jellerinin uygulandığı hücre gruplarında, IL-8 seviyelerinin tüm topikal diş jeli uygulanan hücre gruplarında, TNF-α seviyelerinin HA1 hariç diğer topikal diş jellerinin uygulandığı hücre gruplarında, IL-10 seviyelerinin HA3 hariç diğer topikal diş jellerinin uygulandığı hücre gruplarında istatistiksel olarak anlamlı düzeylerde düşüş sergilediği tespit edilmiştir.(p<0,05) Topikal diş jelleri içerik olarak değerlendirildiğinde, lidokain içeriğinin incelenen tüm sitokin seviyelerinde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeylerde düşüşe yol açtığı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda kullanılan lidokain, hyaluronik asit ve kolin salisilat içerikli diş jelleri genel olarak değerlendirildiğinde, inflamatuar süreci yöneten sitokinleri değişen oranlarla baskıladığı görülmüştür. Topikal diş jellerinin mevcut özellikleri göz önüne alınarak, farklı yaş grubundaki hastaların semptoma yönelik tedavilerinde endikasyon dahilinde ve doktor kontrolünde kullanımı önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Fibroblast, Hyaluronik asit, Kolin salisilat, Lidokain, Sitokin

Diş macunlarıFibroblastlarSitokinler+6
Melike Tıraş
Afyonkarahisar Health Sciences University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Karışık dişlenme dönemindeki çocuklarda ebeveyn desteğiyle diş fırçalamanın dental plak kaldırma üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda, karışık dişlenme dönemindeki çocuklarda, ebeveyn desteğiyle diş fırçalamanın plak kaldırma etkinliği üzerine etkisinin değerledirilmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışma dahil edilme kriterlerine uyan 6-12 yaş arası 175 çocuk hastada yürütüldü. Çocukların başlangıç plak değerleri G&V OHI-S indeksi ile değerlendirildikten sonra, hem anneye hem de çocuğa oral hiyen eğitimi verildi. Dört hafta boyunca çocukların dişlerini randomize bir şekilde anne desteği ile veya bağımsız olarak fırçalamaları istendi. Her ziyarette plak boyama ajanı ile G&V OHI-S plak indeksi ölçümleri yapılarak, kaydedildi. Elde edilen veriler, demografik faktörler, diş fırçalamaya destek varlığı, lokalizasyon ve anneye ait faktörlere göre değerlendirildi. İstatistiksel analizler için, IBM SPSS Statistics Version 26 (IBM SPSS®, Chicago, U.S.A) programı kullanıldı. Bulgular: Bağımsız diş fırçalama ve anne desteği ile diş fırçalamanın plak kaldırma etkinliği karşılaştırıldığında, anne desteği ile diş fırçalamanın istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla plak kaldırıldığı bulundu (p<0,001). Cinsiyetlerin plak kaldırma etkinliği kendi aralarında değerlendirildiğinde; kızlarda anne desteğiyle diş fırçalamanın bağımsız fırçalamadan daha iyi plak kaldırdığı görüldü (p<0,001). Yaş grupları fırçalama desteği açısından kendi aralarında değerlendirildiğinde; 6,7,8 ve 9 yaş grubu çocuklarda anne desteğiyle fırçalamanın, 12 yaş grubu çocuklarda ise bağımsız fırçalamanın istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla plak kaldırdığı tespit edildi (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda, ebeveyn desteği ile diş fırçalandığında daha fazla plak kaldırıldığı bulunmuştur. Çalışmamız özellikle ebeveynleri tarafından diş fırçalamasını kendi başına yeterli seviyede yapabildiği düşünülen karışık dişlenme dönemindeki ve okul çağındaki 10 yaş ve altındaki çocukların diş fırçalarken ebeveynleri tarafından desteklenmesi gerektiği gösterilmiştir. Ebeveynlere ve çocuklara yönelik diş fırçalama konusundaki eğitimlerin arttırılması, sürdürülebilir diş fırçalama alışkanlıkları için ebeveynlerin rol model olması ve her çocuğun kendi el becerisi doğrultusunda değerlendirilerek desteklenmesi önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Ebeveyn desteği, bağımsız diş fırçalama, çocuk, mikrobiyal dental plak, karışık dişlenme dönemi

Dental plakDiş fırçalamaDiş sürmesi+2
Ayşenur Tanrıkulu
Afyonkarahisar Health Sciences University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Demir takviyelerinin portakal suyu ilekarıştırılmasının süt dişi mine yüzey özelliklerineve renklenmesine etkisinin in-vitro değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, ferrik polimaltoz (Fe+3), ferröz sülfat (Fe+2) ve LipoferÒ içerikli demir takviyelerinin portakal suyu ile karışımının, süt dişleri üzerinde renk değişimi ve mine yüzey pürüzlülüğüne etkisini in vitro olarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 60 adet süt kanin dişi üzerinde gerçekleştirildi. Dişler akrilik rezin bloklara gömülerek her grupta 10 adet diş örneği olacak şekilde rastgele altı gruba ayrıldı. Üç farklı demir takviyesi portakal suyu ile veya distile su ile seyreltilerek, ilaç karışım solüsyonları hazırlandı. Hazırlanan diş örneklerine 28 gün boyunca günde beş dakika olacak şekilde ilaç daldırma döngüsü uygulandı. Daldırma döngüsü sonrasında dişler yapay tükürük solüsyonunda bekletildi. Diş örneklerinin başlangıç, 7, 14, 21 ve 28. günlerde spektrofotometre cihazı ile renk ölçümü, mekanik profilometre cihazı ile yüzey pürüzlülüğü ölçümü yapıldı. Her gruptan belirli sayıda alınan diş örnekleri 28. gün sonunda SEM ile incelendi. Çalışmanın istatistiksel analizi SPSS yazılım programı ile yapıldı. Bulgular: Demir takviyelerinin süt dişi renk değişimi üzerine etkisi anlamlı bulundu (p<0,05). LipoferÒ demir takviyesi tüm zamanlarda daha düşük Delta E (ΔE00) renk değişimi değeri gösterdi (p<0,05). Demir takviyelerini portakal suyu ile veya distile su ile karıştırmanın renk değişimi üzerine anlamlı bir etkisi bulunmadı (p>0,05). Farklı demir takviyelerinin ve karışım solüsyonlarının mine yüzey pürüzlülüğüne anlamlı bir etkisi bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre LipoferÒ içerikli demir takviyesinin, ferrik polimaltoz ve ferröz sülfat içerikli takviyelere göre daha az diş renklenmesine neden olduğu görülmüştür. Demir takviyelerinin portakal suyu ile karıştırılarak verilmesinin süt dişlerinin renk değişimine ve yüzey pürüzlülüğüne etkisi bulunmamıştır. Demir takviyelerinin, çocuk hastalara sistemik emiliminin artırılması ve tadının tolere edilebilmesi için portakal suyu ile karıştırılarak verilmesi önerilebilir.

Esra Akçay
Afyonkarahisar Health Sciences University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Derin öğrenme yöntemiyle geliştirilmiş yapay zekâ algoritmalarıyla panoramik radyografilerde dens invaginatus tespiti

Amaç: Çalışmamızın amacı, panoramik radyografilerde dens invaginatuslu dişlerin tespitinde, iki farklı etiketleme ile YOLOv5 ve YOLOv8 derin öğrenme modelleri kullanılarak geliştirilen yapay zekâ uygulamasının başarısını ve güvenilirliğini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, 8-18 yaş arası hastalara ait 656 panoramik radyografi üzerinde üst anterior bölgedeki dens invaginatuslu dişlerin detection ve segmentasyon yöntemleri ile etiketlemesi yapıldı. Görüntüler üzerindeki etiketlemeler, CranioCatch (Eskişehir, Türkiye) yazılımı kullanılarak 2,5 yıllık deneyime sahip araştırma görevlisi ve 15 yıllık deneyime sahip çocuk diş hekimi uzmanı tarafından gerçekleştirildi. Her bir model kesinlik, duyarlılık ve F1 skorunu içeren performans kriterlerine göre değerlendirildi. Bulgular: YOLOv5 modelinin detection yöntemi ile etiketlemeler sonucu kesinlik, duyarlılık ve F1 skoru değerleri sırasıyla 0,945, 0,887 ve 0,915 iken; segmentasyon yöntemi için bu değerler 0,905, 0,928, 0,916 olarak bulundu. YOLOv8 modelinin detection yöntemi ile etiketlemeler sonucu kesinlik, duyarlılık ve F1 skoru sırasıyla 0,950, 1 ve 0,974 iken; segmentasyon yöntemi için bu değerler 0,940, 0,994, 0,966 olarak bulundu. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre geliştirilen derin öğrenme modellerinin, dens invaginatus tespitinde başarılı olduğu görülmüştür. Derin öğrenme destekli sistemlerin çocuk diş hekimliği pratiğinde yer alabileceği ve hekimler için karar destek mekanizması olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Dens invaginatus, Panoramik radyografi, Yapay zekâ, YOLO

Esra Nur Akgül
Afyonkarahisar Health Sciences University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Büyük azı keser hipomineralizasyonundanetkilenmiş daimi dişlerde farklı simanlarkullanılarak uygulanan paslanmaz çelikkronların klinik başarısının değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı büyük azı keser hipomineralizasyonu (BAKH) bulunan dişlerin tedavisinde kullanılan paslanmaz çelik kronların, kalsiyum silikat esaslı rezin siman (KSRS) ve rezin modifiye cam iyonomer siman (RMCİS) ile simantasyonu sonrasında klinik performanslarının karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, dahil edilme kriterlerini karşılayan 8-12 yaş arası 30 hasta dahil edilmiştir. Kronlar, split-mouth (bölünmüş ağız) çalışma tasarımına uygun olarak kalsiyum silikat esaslı rezin siman (THERA CEM®, Bisco, USA) ve rezin modifiye cam iyonomer siman (KETACTM CEMP LUS, 3M ESPE, USA) gruplarına randomize edilerek simante edilmiştir. Tedavilerin tamamlanmasının ardından hastalar 3., 6., 9., ve 12. Aylarda kontrollere çağırılmıştır. Başlangıç ve kontrol seanslarında BAKH'den etkilenen daimi birinci molar dişlere hava püskürtme reaksiyonu ile hassasiyet testi yapılmıştır. Hassasiyet yoğunluğunun subjektif değerlendirmesi için Görsel Analog Skala (VAS) kullanılmıştır. Ayrıca plak intikatörü (GC Tri Plaque ID GelTM , GC corporation, Tokyo, Japan) kullanılarak Green ve Vermillion'un basitleştirilmiş oral hijyen indeksi (OHI) kullanılarak oral hijyen, periodontal sağlık durumları ise Löe&Sillness plak indeksi ve Löe&Sillness gingival indeksi ile değerlendirilmiştir. Klinik değerlendirmelerin yanı sıra, 6. ve 12. Aylarda radyografik değerlendirmeler de yapılmıştır. İstatistiksel analizler için, IBM SPSS Statistics Version 22 (IBM SPSS®, Chicago, USA) programı kullanılmıştır. Bulgular: On iki ayın sonunda KSRS grubundan 23, RMCİS grubundan 25 diş değerlendirilmiştir. Takip edilen sürede KSRS grubunun sağkalım oranı %95,3 RMCİS grubunun ise %100 bulunmuştur. İki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). VAS'a göre hassasiyet her iki grup için de anlamlı derecede azalmıştır; ancak simanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). OHI değerleri başlangıca göre takipte anlamlı düzeyde azalmıştır. Plak indeksi ve gingival indeks değerleri de her iki grup içinde azalmıştır; ancak benzer şekilde aralarında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç: PÇK simantasyonunda kullanılan KSRS ve RMCİS benzer başarı oranları göstermiştir. Bu simanların farklı yaş grubundaki hastalara ve semptomlara göre BAKH'li dişlerin tedavisinde kullanımı önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Büyük azı keser hipomineralizasyonu, Paslanmaz çelik kron, Kalsiyum silikat esaslı rezin siman, Rezin modifiye cam iyonomer siman.

Esma Atış
Afyonkarahisar Health Sciences University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı tasarım ve üretim metotları ile hazırlanarak uygulanan sabit yer tutucuların klinik sonuçlarının ve oral hijyene etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, dijital iş akışı ve lazer sinterizasyon 3D baskı yöntemiyle üretilen sabit yer tutucuların, geleneksel yöntemlerle üretilen sabit yer tutucularla klinik başarı ve periodontal sağlığa etkileri açısından değerlendirilmesi ve karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Yaşları 5-10 yaş (ort.:6,99±1,18) arasında değişen 70 çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastalar 2 gruba ayrılmıştır. Lazer Sinterizasyon (LS) Grubu (n=34): Hastaların 3Shape TRIOS®(Kopenhag/Danimarka) ağız içi tarayıcı ile ölçüsü alınmış ve yer tutucular CAD/CAM destekli 3D Baskı LS metoduyla titanyum bazlı metal tozundan üretilmiştir. Band-Loop (BL) Grubu (n=36): hastaların aljinat ile ölçüsü alınmış ve alçı model üzerinde bantların uyumlanması ve tellerin lehimlenmesi ile yer tutucular üretilmiştir. Hastaların ölçü yöntemi üzerindeki algısı ölçüden hemen sonra anket ile değerlendirilmiştir. Altıncı ay kontrollerinde yer tutucuların retansiyonu ve periodontal sağlığa etkileri değerlendirilerek karşılaştırılmıştır. Bulgular: BL grubundan 16 (%38), LS grubundan 25 (%65,7) yer tutucu başarısız kabul edilmiş ve retansiyon açısından BL yer tutucular daha başarılı bulunmuştur (p=0,007). BL grubunun ortalama sağ kalım süresi anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0,035). İki grubun başlangıç ve kontrol gingival indeks ve plak indeksi (GI/PI) değerleri arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. LS grubunun 6.ay genel GI/PI değerleri başlangıç değerlerine göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,005). BL grubunda da 6.ay GI/PI verilerinde düşüş görülmüş ancak yalnızca GI verilerindeki düşüş anlamlı bulunmuştur. Her iki grubun da destek dişe ait GI/PI değerleri ise anlamlı derecede yükselmiştir (p<0,005). Anket sonuçları göz önüne alındığında LS grubu hastaların ölçü yöntemini daha pozitif yorumladığı görülmüştür. Sonuç: Çalışmamızın sonucunda BL yer tutucuların klinik başarısının (%62), LS yer tutuculara (%34) göre daha yüksek olduğu, periodontal sağlığa ve ağız hijyenine etkileri açısından bir fark olmadığı, sabit yer tutucuların tipinden bağımsız olarak, yerleştirildiği destek dişin GI/PI değerlerinde artışa sebep olduğu, çocuk hastaların ölçü yöntemi olarak ağız içi tarayıcıları tercih ettiği bulunmuştur.

Ayşe Cengiz
Akdeniz University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda ön diş çapraz kapanış tedavisinde akrilik ve şeffaf plakların etkinliği ve bu tedavilerin yaşam kalitesine etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Karma dişlenme döneminde görülen dişsel ön çapraz kapanışın (AC) tedavisinde, şeffaf plaklar ve labiolingual yaylı Hawley (LH) apareylerin etkinliğinin karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Sagital planda en az bir daimi keser dişinde dişsel AC görülen, 7-12 yaş aralığında, 30 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma grupları; şeffaf plaklar (Grup A) ve LH aparey (Grup B) ile tedavi edilecek 15'er hastadan oluşmaktadır. Değerlendirme ölçütleri; tedavi süresi, sefalometrik ölçümler, analog ve dijital model analizi, ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi olarak belirlenmiştir. Dijital ve analog model analizlerinin uyumu Bland-Altman analizi ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan tüm hastalarda AC başarıyla düzeltilmiştir. Grup B'nin ortalama tedavi süresi (48,4±27), Grup A'ya (96,3±22,7) göre önemli ölçüde daha kısadır (p=0.00). Grup A'da tedavi sonrası U1-NA açısı 5,9°, overjet 4 mm artış gösterirken, Grup B'de ise U1-NA açısı 7,7° ve overjet 4,2 mm artış göstermiştir (p=0,00). Sefalometrik ölçümlerin tedavi öncesi ve sonrasındaki değişimleri gruplar arasında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir (p>0,05). Grup A'nın analog model analizinde, insizal ve gingival ark derinliği (sırasıyla; 2,6, 1,17, p=0,00) artış gösterirmiştir. Grup B'deki ark parametrelerinde ve Gruplar arasında COHİP-SF19 skorlarında anlamlı bir değişiklik olmamıştır (p>0,05). Bland-Altman analizine göre dijital ve analog analiz yöntemleri uyumlu bulunmuştur. Sonuç: Karma dişlenmede görülen dişsel AC, kısa sürede her iki grupta da başarıyla tedavi edilmiştir. Ancak, LH aparey ile tedavi süresi şeffaf plaklara göre anlamlı düzeyde daha kısa bulunmuştur. Tedavi yöntemlerinin çocukların yaşam kalitesi üzerinde benzer etkiler oluşturduğu görülmüştür.

Buse Nur Gök
Akdeniz University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Basketbol oynayan çocuk ve adölesanlarda dijital yöntemlerle yapılan kişisel ağız koruyucuların spor performansı üzerindeki etkisinin araştırılması ve ağız koruyucu kullanımı konusundaki görüşlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, basketbol oynayan çocuk ve adölesan sporcularda dijital yöntemlerle üretilen kişiye özel ağız-diş koruyucularının (ADK) spor performansı üzerindeki etkilerini araştırmak ve katılımcıların ADK kullanımı konusundaki görüşlerini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmaya yaşları 86-196 (ort.:127,08±24,27) ay arasında değişen 72 gönüllü amatör ve yarı profesyonel basketbol sporcusu dahil edilmiştir. Katılımcılar çocuk, 86-119 ay, (ort.: 106,21 ± 9,66; ay n=33), ve adölesan 120-196 ay (ort.: 144,74 ± 18,01; n=39) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Her katılımcı için dijital ağız içi tarayıcı ile ölçü alınarak 3D model üzerinde basınçlı vakum yöntemiyle 4 mm kalınlığında EVA materyalinden kişiye özel ADK üretilmiştir. Spor performansı, "Yo-Yo Intermittent Recovery Test Level 1 (Yo-Yo IR1)" ile ADK'li ve ADK'siz koşullarda değerlendirilmiştir. ADK'ye ilişkin kullanıcı algısı; nefes alma, konuşmaya alışma, konfor, performansa etkisi ve genel memnuniyet boyutlarını içeren 4'lü Likert ölçeğiyle (1=Kesinlikle katılmıyorum, 4=Kesinlikle katılıyorum) ölçülmüştür. Bulgular: Tüm örneklemde performans farkı istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0,358). Yo-Yo IR1 test sonuçlarına göre, ADK kullanımının Çocuk Grubunda (p=0,103) ve Adölesan Grubunda (p=0,970) performansı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilemediği saptanmıştır. Anket değerlendirmesinde her iki grupta da genel memnuniyet yüksek bulunmuştur (Çocuk: %63,6, Adölesan: %64,1). Nefes alma kolaylığı açısından olumlu yanıt oranları Çocuk Grubunda %48,5, Adölesan Grubunda %53,8 olarak tespit edilmiştir. Performansa yönelik pozitif algıda Adölesan Grup (%58,9), Çocuk Grubuna (%36,4) göre daha olumlu görüş bildirmiştir. Sonuç: Dijital iş akışıyla üretilen kişiye özel ADK'ler, çocuk ve adölesan basketbol sporcularının performansını olumsuz etkilememektedir. Yüksek memnuniyet oranları ve kabul edilebilir konfor düzeyi ile bu koruyucular, genç sporcuların dental yaralanmalardan korunması için güvenle önerilmektedir. Bulgular, ADK kullanımının performansı düşüreceği endişesinin temelsiz olduğunu göstermektedir.

Ebru Kurt
Akdeniz University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Süt dişi dentin yüzeyinde üç farklı minimal invaziv yaklaşımın mikrosertlik ve mineral densitesi üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, yapay çürük oluşturulmuş süt dişi dentin yüzeyine uygulanan üç farklı minimal invaziv yaklaşımın remineralizasyon üzerine etkilerinin mikrosertlik testi ve mineral densitesi analizi ile değerlendirilmesidir. Yöntem: Toplamda 76 adet çekilmiş süt azı dişinin dentin yüzeyleri kullanılmıştır. Dişler GF, ART ve GMART yöntemlerini temsil etmesi amacıyla üç ana gruba ayrılmıştır. Vickers mikrosertlik ölçümleri için her grupta n=20 olacak şekilde 60 adet diş seçilmiştir. Tedavi gruplarında yer alan dişler, sırasıyla başlangıç (T0), pH siklusu sonrası (T1), tedavi uygulaması sonrası (T2) ve ek pH siklusu sonrası (T3) olmak üzere dört farklı zaman noktasında değerlendirilmiş olup, aynı örneklerden tekrarlı ölçümler alınarak sertlik değişimleri kaydedilmiştir. Mineral densitelerinin belirlenebilmesi amacıyla kullanılan SEM-EDX analizlerinde ise her bir tedavi grubu için ayrılan 4 örnek ve ek olarak T0 ve T1 grupları için ayrılan 2 örnekte haritalama analizleri ve longitudinal yüzeyde çizgisel analiz yapılmıştır. Bulgular: Tüm gruplarda, T1 aşamasında mikrosertlik değerlerinde anlamlı düşüş kaydedilmiş olup, T0 ve T1 aşamalarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. T2 aşamasında tüm gruplarda T1 değerlerine göre anlamlı artış görülmüş olup, En yüksek ortalama sertlik değeri GF grubunda (39,54 ± 3,13 VHN), en düşük ortalama sertlik değeri ise ART grubunda (34,41 ± 3,09 VHN) kaydedilmiştir. T3 aşamasında ise tüm gruplarda T2 aşamasına kıyasla düşüş olduğu görülmüş, en yüksek ortalama değer SMART grubunda (36,27 ± 3,64 VHN), en düşük ortalama değer ise ART grubunda (26,72 ± 2,35 VHN) kaydedilmiştir. SEM-EDX analizlerinde, tüm gruplarda T2 aşamasında Ca/P oranının T1 aşamasına kıyasla daha yüksek olduğu görülmüş olup GF ve GMART gruplarında Ag elementinin varlığı tespit edilmiştir. Sonuç: GF kullanılan çalışma gruplarında, ART'ye göre çok daha yüksek mikrosertlik değerleri elde edildiği görülmüştür. Çalışma sonuçlarına göre, yüksek çürük riski taşıyan ve kooperasyon güçlüğü yaşayan hasta gruplarında bu yöntemleri uygulamanın daha uygun bir seçenek olduğu önerilebilir. Anahtar Kelimeler: gümüş diamin florür, atravmatik restoratif tedavi, gümüş modifiyeli atravmatik restoratif tedavi, mikrosertlik analizi, mineral densitesi analizi

Elif Çakıroğlu
Akdeniz University
2025
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üç farklı restoratif materyalin gümüş florür uygulanmış çürük dentin dokusuna bağlantı dayanımının değerlendirilmesi

Amaç: Flor salınımı yapan üç farklı restoratif materyalin sağlam dentin, yapay çürüklü dentin ve yapay çürük + Gümüş Florür (GF) solüsyonu yapılan dentin yüzeylerine uygulandıktan sonra yaşlandırma işlemi yapılmış ve yapılmamış örneklerin makaslama bağlantı dayanımları ve meydana gelen kırık tipleri değerlendirilmiştir. Yöntem: Çalışmada, 180 adet çekilmiş çürüksüz veya mine çürüklü süt azı dişi kullanılmıştır. Sağlam dentin, yapay çürüklü dentin, yapay çürük+GF solüsyonu uygulanmış dentin yüzeylerine üç farklı restoratif materyal (yüksek viskoziteli cam iyonomer siman, rezin modifiye cam iyonomer siman ve alkasit restoratif materyal) uygulanmış; restorasyonlar tamamlandıktan sonra tüm örneklerin yarısı 500 döngü (55±5°C) termal döngüye tabi tutulmuştur. Makaslama bağlantı dayanım değerleri ölçülen örneklerin, stereomikroskop altında kopma yüzeyleri incelenerek kırık tipleri belirlenmiştir. Her gruptan 1 örnek SEM analizi ile x100, x500, x1000, x2500 büyütme altında incelenmiştir. Bulgular: Yaşlandırma yapılan ve yapılmayan gruplarda materyalden bağımsız olarak sağlam ve yapay çürüklü dentinde bağlantı dayanım değerleri benzer (p>0,05); GF uygulanan yapay çürüklü dentinde bağlantı dayanımı en düşük bulunmuştur (p<0,05). Sağlam ve yapay çürüklü dentinde Cention Forte, Fuji IX ve Fuji II LC'den anlamlı derecede yüksek değer göstermiştir (p<0,05). GF uygulanan grupta materyaller arasında fark yoktur. Sağlam ve yapay çürüklü dentinde Cention Forte diğerlerinden anlamlı derecede yüksektir (p<0,05). GF uygulanan grupta fark saptanmamıştır. Yaşlandırmanın etkisi açısından, sağlam dentinde Fuji IX ve Fuji II LC için yaşlandırılan, Cention Forte için yaşlandırılmayan örneklerde; yapay çürüklü dentinde Fuji IX ve Cention Forte için yaşlandırılmayan, Fuji II LC için yaşlandırılan örneklerde daha yüksek değerler görülmüştür. GF uygulanan grupta yalnızca Fuji II LC ve Cention Forte'de yaşlandırılmış/yaşlandırılmamış alt gruplar arasında fark bulunmuştur (p<0,05). Kırık tipleri çoğunlukla adeziv ve karma olup, gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç: Cention Forte erken ve geç dönemde sağlam dentin ve yapay çürüklü dentinde diğer cam iyonomerlere göre oldukça yüksek bağlantı dayanımı göstermiş olsa da GF solüsyonu sonrası bağlantı dayanımlarında anlamlı derecede düşüş yaşanmış; Fuji IX materyali GF solüsyonu uygulamasından en az etkilenen materyal olmuştur.

Zeynep Keleş Tepeli
Akdeniz University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bitkisel özütlerin oral patojen mikroorganizmalara karşı antimikrobiyal etkinliğinin in vitro olarak değerlendirilmesi

Amaç: Diş çürüğü çocukluk çağının en sık görülen kronik hastalığı olup, koruyucu diş hekimliğinde doğal yöntemlere ilgi giderek artmaktadır. Çalışmamızın amacı kivi ve stevia özütlerinin karyojenik mikroorganizmalar üzerindeki antimikrobiyal etkinliğinin değerlendirilmesidir. Yöntem: Çalışma kapsamında kivi ve stevia bitkilerinin etanolik özütleri elde edilmiştir. Özütlerin şeker, yağ ve fenolik içerik analizleri gerçekleştirilmiştir. S. mutans ve L. acidophilus üzerindeki antimikrobiyal etkinlik, sıvı mikrodilüsyon, minimum bakterisidal konsantrasyon, öldürme kinetiği ve biyofilm duyarlılık testleriyle değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel analizi SPSS (SPSS Statistics v23.0 for Windows, Chicago, IL, ABD) programı ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda stevia özütünün antioksidan kapasitesi ile toplam fenolik ve flavonoid içeriği kivi özütüne kıyasla sırasıyla 6-17 kat daha fazla tespit edilmiştir. Sıvı mikrodilüsyon testinde stevia özütünün MİK ve MBK değerleri S. mutans üzerinde kivi özütüne kıyasla daha düşük bulunmuştur. L. acidophilus için özütler arasında anlamlı fark görülmemiştir. Öldürme kinetiği testi sonuçları koloni sayımı ile değerlendirildiğinde, kivi özütü, S. mutans üzerinde yüksek dozda 3 saat içinde bakterisidal etki gösterirken, düşük dozlarda bu etki izlenmemiştir. Stevia özütü, S. mutans üzerinde tüm dozlarda 24 saat içinde bakterisidal etki göstermiştir. Bu durum stevia özütünün kivi özütüne kıyasla daha potent bir antimikrobiyal olduğuna işaret etmektedir. Her iki özüt de L. acidophilus üzerinde çözücüsüne göre daha zayıf etkinlik göstermiştir. Öldürme kinetiği testinin sonuçlarının optik yoğunluk ile değerlendirilmesinin ise prosedürel hatalara yol açabildiği düşünülmektedir. Biyofilm duyarlılık testinde S. mutans üzerinde her iki özüt de etkili olmakla birlikte, stevia özütünün etkinliği daha yüksek bulunmuştur. L. acidophilus biyofilmine ise stevia özütü etki ederken, kivi özütünün etkinliği çözücüsüne göre daha zayıf olmuştur. Tüm testlerde hem S. mutans hem de L. acidophilus için klorheksidinin etkinliği bitki özütlerinin etkinliğinden daha yüksek izlenmiştir. Sonuç: Çalışmamızın sonucunda, stevia özütünün S. mutans üzerinde belirgin antimikrobiyal etkinliği tespit edilmiş olup, koruyucu diş hekimliği açısından umut vadetmektedir. Kivi özütünün ise karyojenik mikroorganizmalar üzerindeki etkinliği zayıf izlenmiştir. Stevia ve kivi özütlerinin klinik kullanımda yer alması için daha kapsamlı çalışmalar gerekmektedir.

Diş çürükleriMikrobiyal duyarlılık testleri
Ecem Mamaklı Erdoğan
Akdeniz University
2025
00