
427
Archived Theses
10
DOIs Assigned
2%
DOI Rate
Discipline
Trabzon ve civarındaki topraklarda ağır metal içerikleri
Bu çalışmada, Trabzon ( Akçakale-Yomra) yöresindeki topraklarda bulunan bazı. ağır metal (Hg, Pb, Zn, Mn, Fe, Co, Cu) içerikleri, çevre kirlenmesi açısından incelenmiştir. İnceleme alanında bulunan en yaşlı birimler Üst Kretase yaşlı bazalt ve bazal tik pircklâstiklerle, vclkano-tortul kayaçlar ve andezitlerle temsil edilirler. Bu birimlerin üzerinde daha genç ve onlarla uyumsuz olarak bulunan Nsojen yaşlı bazalt ve bazaltik piroklâstikler yer alır. Bu kayaçla- rı uyumsuz olarak Pliyosen yaşlı kumlu kireçtaşları ve tabakalı kiltaşı, kumtaşı ve marn'dan oluşan birimler üstler- ler. Çalışma alanında alttaki birimler üzerine, uyumsuz olarak, Kuaterner yaşlı kırmızı killer, taraçalar ve alüvyonlar gelir. Arazide, oze.llik.le yerleşim bölgelerinden ve tarınun yoğun olduğu yerlerden, toprağın B zonundan örnekler alınmış ve bunlar üzerinde Hg, Pb, Zn, Mn, Fe, Co ve Cu analizleri, yapılmıştır. Analizlerin sonucunda çalışılan bölgede, bu ağır metallerdeki temel değerlerin Fe için % 7.9, Cu için 100 ppm, Pb için 199 ppm, Co için 151 ppm, Mn için 1000 ppm ve Zn için 158 ppm, Hg için de 0,005 ppm'den daha az olduğu görülmüştür. TV
Kuzeydoğu Anadolu'daki kırmızı biomikritlerin globotruncanid faunasının aksiyal kesitlerinden tanıtımı
Bu çalışmada Doğu Pontidler'de yaygın yüzeylenen üst Kretase yaşlı kırmızı biomikritlerin globotruncanidleri aksiyal kesitlerden tayin edilmiştir. Bu amaçla olabildiği kadar geniş alanlardan örnek alınmış ve ince kesitlerden tipik görülen aksiyal kesitlerle globotruncanidlerin tayini yapılmıştır. Oldukça ince kalınlıklar gösteren, son derece sıkı ve sert kırmızı-bordo renkli biomikritlerin içerdiği globotruncanid faunasını tane örnek olarak ayırtlamak ve bu yolla güvenilir bir kronostratigraf i yapmak olası değildir. Bu nedenle bu mikrof aunayı ancak tipik aksiyal kesitlerinden tanımak ve bu tanımlamalara dayanan bir yaş tayini yapmak zorunlu olmaktadır. Çalışmada ayrıca tane görünümleri ve aksiyal kesitler arasındaki ilişkiler saptanıp, farklı türe ait kesitler birbirleriyle karşılaştır ılmıştır. Aksiyal kesitlerden tanımlanan ve genelde Orta-Geç Maastrichtiyen yaşını belgeleyen türler aşağıdadır: Globotruncana aegyptiaca NAKKADY, 1950 Globotruncana arca (CUSHMAN, 1926) Globotruncana bulloides VOGLER, 1941 Globotruncana falsostuarti SIGAL, 1952 Globotruncana linneiana (d'ORBIGNY, 1839) Globotruncana aariei BANNER ve BLOW, I960 Globotruncana orientalis EL NAGGAR, 1966 Globotruncana ventricosa WHITE, 1928 Globotruncanita calcarata < CUSHMAN, 1927) Globotruncanita conica < WHITE, 1928) Globotruncanita falsocalcarata KERDANY ve ABDELSALAM, 1962 Globotruncanita stuarti (de LAPPARENT, 1918) Rosita contusa (CUSHMAN, 1926) Rosita fornicata (PLUMMER, 1931) Rosita patelliforais (GANDOLFI, 1955) Rosita plicata (WHITE, 1928) Gansserîna gansseri (BOLLI, 1951) Gansserina viedenwayeri (GANDOLFI, 1955) AbathoaphaluB internedius (BOLLI, 1951)
Üst kretase yaşlı şahinkaya kireçtaşının (Düzköy-Trabzon) mikrofasiyes incelemesi
Bu çalışma, Doğu Karadeniz Bölgesi'nde yer alan ve Düzköy-Trabzon yöresinde yüzeyi enen Maestrihtiyen (üst Kretase) yaşlı Şahinkaya Kireçtaşnın mikrof asiyes incelemesini amaçlamıştır. Bu amaçla, birimin Şahinkaya Tepe, Mağara- taşı Tepe ve Kayaüstü Mezraası yörelerindeki yüzeylemelerininden ölçülü stratigrafik kesitler ve buna bağlı olarak da sistematik örnekler alınmıştır.. Sistematik örneklerin mikroskopik incelemeleri ve yapılan fasiyes çalışmalarına göre Şahinkaya Kireçtaşı, iki ayrı altfasiyeste gelişmiştir. Bu altfasiyesler şunlardır: 1- Orbitoides'li tanetaşı-moloztaşı altfasiyesi 2- Kırmızı algli.tanetaşı-moloztaşı altfasiyesi Şahinkaya Kireçtaşı 'nın yaşı içerdiği fosillerin paleontolojik tayinleri sonucunda Maestrihtiyen <üst Kretase) olarak belirlenmiştir. Mikrofasiyes incelemelerde, sparitik çimento içerisinde çok çeşitli ve bol sayıda bentik organizma bulunması ve bunların kırıklı olması, ortamın oldukça sığ ve yüksek enerjili olduğunu göstermektedir. Şahinkaya Kireçtaşı 'nın yapı, doku, fasiyes özellikleri ve biyota kapsamına göre muhtemelen resif önü bir ortamda çökeldiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Şahinkaya Kireçtaşı, tanetaşı, moloztaşı, resif önü. V
Maden (Bayburt) yöresi eosen kumtaşlarının sedimanter petrografik özellikleri ve çökelme ortamı
Maden (Bayburt) Yöresi Eosen Kumtaşlarının Sedimanter Petrografik Özellikleri ve Çökelme Ortamı Maden (Bayburt) yöresinde yüzeylenen Eosen yaşlı istif, türbidit akıntıları ile taşınıp çökeltilmiş başlıca kumtaşı, kiltaşı ve marnlardan oluşmaktadır. îstifi oluşturan kumtaşları genellikle pas renkli, orta-kötü boylanmalı olup tabaka kalınlıkları değişkendir. Tortul yapı olarak oygu izi, yük kalıbı, oluk yapısı ve derecelenme yaygın olarak gözlenir. İncelenen kumtaşlarının tamamı litik vake olup, bunlar mineralojik ve dokusal olarak olgunlaşmamıştır. Kil mineral parajenezi Mit, klorit ve simektit olan marnlar ankimetamorfizma ve diyajenez zonunda olup orta derecede olgunlaşmıştır. Kumtaşlarının oluşturan bileşenler muhtemelen havzanın kuzeydoğusunda bulunan resifal kireçtaşı ve ofiyolitik karmaşıktan türemiştir. Ayrıca kumtaşının ana kaynağının yeri, yeniden oluşum (bindirme, çarpışma, kara yükselmesi) ve yeniden oluşan litik parçalar bölgesidir. Kumtaşını oluşturan polikristalin kuvarslar bindirme kökenli, monokristalin kuvarslar ise karasal bloktan türemiştir. Anahtar kelimeler: Sedimanter petrografi, kumtaşı, Eosen türbiditleri
Karamustafa ve Hasköy (Gümüşhane) yöresindeki barit yataklarının mineralojik ve jenetik açıdan incelenmesi
ÖZET Bu çalışma, Gümüşhane'nin güneybatısın'da (Karamustafa-Hasköy) yer alan damar tipi barit yataklarının mineralojisini ve kökenini belirlemeyi amaçlamaktadır. İnceleme alanındaki stratigrafik dizilim, tabanda Permo-Karbonifer yaşlı granitoyidik kayaçlarla başlar. Liyas yaşlı volkano-tortul seri bu temel üzerine aşınma uyumsuzluğu ile gelir ve Dogger-Malm yaşlı kireçtaşlan tarafından uyumlu olarak üstlenir. Üst kretase yaşlı volkanit ara katkılı fliş, kireçtaşlanm uyumsuz olarak örter. Bütün bu birimlerin üzerine Eosen yaşlı andezit ve piroklastlan gelmektedir. Alüvyonlar ve yamaç döküntüleri en genç birimleri oluşturur. İnceleme alanındaki barit cevherleşmeleri tamamen kırık tektoniği ile kontrollü damarcık veya damarlar şeklinde monzogranit ve volkano-tortul birimlerin içinde ya da bu iki birimin dokanağında yer alır. X-Ray Floresans Spektrometre (XRF) analiz sonuçlarına göre baritlerin SrO değerleri % 0.9-1.7 ve BaO değerleri % 40-66 arasında değişmektedir. Sıvı kapanım çalışmaları sonucunda barit kristalleri içerisinde tespit edilen birincil ve ikincil kapanmaların homojenleşme sıcaklıkları 170-220 °C arasında yoğunlaşmaktadır. Sonuç olarak, inceleme alanındaki cevherleşmelri oluşturan Ba'lu çözeltilerin kaynağı muhtemelen Liyas yaşlı volkanizmadır. Ayrıca monzogranit çatlaklarında dolaşan çözeltilerin sözkonusu yankayacı (özellikle içerisinde Ba'ca zengin olduğu bilinen feldspat minerallerini) etkileyerek, baryumca zenginleştiği ve barit cevherleşmelerine sebepp olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Karamustafa - Hasköy (Gümüşhane), Hidrotermal barit damarları, Mineraloji, Jeokimya, Köken.
Camiboğazı ve Sarıtaş Yaylaları arasındaki bölgenin petrografi ve maden yatakları açısından incelenmesi
Bu çalışmada, Camiboğazı ve Santaş yaylaları ( Maçka güneyi) arasındaki bölge petrografi ve maden yatakları açısından incelenmiştir. Yaklaşık 40 km2'lik bir alanı kaplayan çalışma sahasında yaygın olarak Üst Kretase yaşlı volkano-tortul seri ve Eosen (?) yaşlı granitoyidik kayaçlar yüzeylenmektedir. İnceleme alanında litolojik birim açısından ince bir seviye halinde kırmızı kireçtaşları (Üst Kretase) ve olistolit olarak gri renkli kireçtaşlan (Jura- Alt Kretase?) içeren volkano-tortul seri bunlan kesen Eosen (?) yaşlı granitoyidik kayaçlar yer almaktadır. Volkano-tortul seri andezit, bazalt, sipilitik bazalt, marn, kumlu kireçtaşı ve kireçtaşlarından oluşmaktadır. Seri içinde bulunan kırmızı kireçtaşlarında Rosita fornicata, Margirotruncana pseudolinneiana ve Dicarinella concavata mikro fosilleri saptanmıştır. Seriyi kesen granitoidik kayaçlar, modal analiz sonucu siyenogranit, monzogranit, kuvarslı monzonit ve granit olarak tesbit edilmiştir. Arnastal Yayla civarında granitoidik sokuluma bağlı olarak granit-kireçtaşı dokanağmda pirometazomatik cevherleşme meydana gelmiştir. Arnastal Yayla civannda bulunan maden yatağının jenezini ortaya koymak için mineral parajenezi araştırıllmış ve ferri vezüvyanit, borlu flogopit, andradit, kalsit, aktinolit, tremolit, epidot, kuvars, manyetit, hematit, az miktarda pirotin ve pirit tesbit edilmiştir. Mevcut Fe cevheri üzerinde Fe ve silis konsantrasyonu analizi yapılmıştır. Aynca bu bölgede yaklaşık 10 km2'lik bir alanda manyetik yöntem uygulanarak örtülü yeni cevherleşmeler belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Magnetit, manyetik yöntem, pirometazomatik, Camiboğazı, Arnastal Yayla, Volkano-tortul seri
Gümüşhane ve Bayburt yöresi mineralli su kaynaklarının hidrokimyası ve izotopik özellikleri
ÖZET Bu araştırmada, Gümüşhane, Bayburt yörelerindeki mineralli su kaynaklarının tektonik hatlarla ilişkileri, fiziko-kimyasal özellikleri, izotopik özellikleri, iz element içerikleri, çözünmüş gaz içerikleri, radyoaktiflikleri ve içmeye uygunlukları araştırılmıştır. Mineralli su kaynaklarının KB-GD, D-B, KD-GB doğrultulu hatlar boyunca dizilim gösterdikleri ve bu doğrultuların kırık hatlarıyla uyum sağladığı belirlenmiştir. Yerinde yapılan ölçümlerle, mineralli su kaynaklarında pH, sıcaklık ve debi değişimleri araştırılmış; kaynakların asitik özellikte olduğu ve debilerinin mevsimsel değişimlerden etkilenmediği belirlenmiştir. Mineralli su kaynaklarının kimyasal analiz sonuçlarına göre, anyon ve katyon sıralamaları belirlenmiş, hidrokimyasal yönden "kalsiyum, magnezyum ve sodyum bikarbonat" fasiyesinde, mineralli su kaynaklan ile yüzey sularının aynı hidrokimyasal fasiyeslere sahip oldukları belirlenmiştir. Kalsite göre doygunluk yönünden Tekkeköy, Yıldız ve inkılap mineralli sularının yaz mevsiminde doygun oldukları, diğer mevsimlerde doygun olmadıkları belirlenmiştir. Mineralli sularda silikat minerallerinin çözünürlüğünü, suların kireçtaşı ve dolomit türü kayaçlarla dokanaklarını, katyon değişim olaylarında hangi iyonların yer aldığım, sülfatın kaynağım araştırmak amacı ile SİO2/TİK, Ca/Mg, SO4/CI, Na/Ca oranlan belirlenerek yorumlanmıştır. İzotop analizlerinden Yeşildere ve İnkılap mineralli su kaynaklarının meteorik kökenli sular olduğu; tirityum- döteryum değerlerinden yeşildere mineralli suyunun sığ, inkılap mineralli suyunun ise derin dolaşımlı olduğu belirlenmiştir. İz element içeriklerine göre mineralli suların Cd" açısından içmeye uygun olmadıkları, Zn"1"1", Cu ve As konsantrasyonlar açısından içmeye uygun oldukları belirlenmiştir. İncelenen mineralli su kaynaklarında O2, CO2 ve N2 gazlarının varlığı belirlenmiş; CO2 gazının kaynak sıcaklıklarıyla arttığı, O2 gazının ise kaynak sıcaklıklarıyla azaldığı belirlenmiştir. Mineralli su kaynaklarının radyoaktiviteleri araştırılmış ve toplam alfa aktiviteleri açısından içmeye uygun olmadıkları belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Gümüşhane Mineralli Su Kaynaklan, Hidrokimyasal Özellikler, Doğal İzotoplar, İz Elementler. DC
Sason (Batman) civarında bulunan kaynak sularının hidrojeolojisi ve su kalitesinin tespiti
Bu çalışmada, Batman ili Sason ilçe merkezinde halkın faydalandığı çeşitli doğal kaynak sularından, yağışlı ve kurak dönemlerde örnekler alınarak analizler yaptırılmış ve elde edilen veriler ışığında ilgili suların kalite tespiti yapılarak halk sağlığı açısından risklerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla seçilen 10 noktadan su örneği alımı gerçekleştirilmiştir. Kaynaklardan arazide yapılan in-situ ölçümlerinde pH değerlerinin kurak dönem için 7.18-8.32 arasında, yağışlı dönem için 7.23-8.37 arasında değiştiği belirlenmiştir. Suların sıcaklık (T) değeri kurak dönemde 11.3-190C aralığında, yağışlı dönemde ise 10.7-19.20C aralığında ölçülmüştür. Elektriksel iletkenlik değeri EC kurak dönemde 268-776 arasında, yağışlı dönemde ise 253-790 arasında değişim göstermektedir. S3 kaynağı dışında diğer tüm kaynaklar "iyi" sınıfında yer alırken, S3 kaynağı ise "kullanılabilir" sınıfında yer almaktadır. Kaynak sularının kalitesinin belirlenmesi amacıyla alınan su örneklerinin analizlerinden Piper, Durov, Schoeller ve Wilcox diyagramları hazırlanmıştır. Buna göre su örnekleri; Ca+Mg>Na+K karbonatlı ve sülfatlı sular, HCO3+CO3>Cl+SO4 (zayıf asit kökleri>güçlü asit kökleri) ve karbonat sertliği>karbonat olmayan sertliğe sahip su sınıfında yer almaktadır. Durov diyagramlarına göre ana katyonun Ca ve ana anyonun HCO3 olduğu belirlenmiştir. Schoeller diyagramlarına göre suların genel olarak aynı kökenden beslendiğini görülmektedir. Wilcox diyagramlarına göre bu sular genel olarak düşük SAR değerine ve orta tuzluluğa sahip olup, C2-S1 bölgesine düşmektedir. Sadece S2 kaynağı yüksek tuzluluk oranıyla C3-S1 bölgesine düşmektedir. Kaynak sularının içme suyu amaçlı kirliliğinin belirlenmesine yönelik yapılan analiz sonuçlarından yararlanılarak bazı elementlere ait dağılım haritaları hazırlanmış, ayrıca İ.T.A.S.H.Y., US EPA, EC ve WHO standartları ile karşılaştırılmıştır. İncelenen sular içme suyu kullanımı açısından bakıldığında, temel anyon katyon içerikleri bakımından sorun teşkil edecek değerler içermemektedir. Ancak, içerdikleri ağır metallerden değerleri sınır değerin üzerinde çıkan As, Ni, Cr, Pb, Se ve Mn nedeniyle bu suların kullanımı halk sağlığı açısından risk taşımakta olup, kaynak sularının sürekli takip ve denetimde tutulması gerekmektedir.
3 boyutlu kent modelleri için LOD optimizasyonu
In addition to city planning, visual digital data and 3D models collected from the urban environment are an important source of inspiration for the field of urban design. As a contrast, the urban environments, rendered in traditional 3D city models, are highly representative and data-driven way. Equivalent to how the development of digital urban data (digitization) has created technologies such as computer-aided design (CAD), building information models (BIM), and geographic information systems (GIS), and made them the industry standard in the past; Industry 4.0; Advancements in 3D scanning technologies that provide realistic visualization of urban space; Increased capacities of graphics processors; The Digital Twin (DT) concept which combined with game engines, brings new perspectives to urban planning and design applications. In this study, besides the basics of a hypothetical LOD categorization to be built especially for the urban area, the qualitative connection between the LOD system optimization used in the field of graphics technologies and the 3D scanned models of the urban area has been examined.
Ege Denizi'nin Türkiye kıyılarında gelişmiş tarihsel tsunami kayıtları ve bunlara neden olan sismik kaynakların incelenmesi
Tsunami; deniz tabanındaki büyük bir deprem, volkanik faaliyet veya heyelan ile oluşur ve "sismik deniz dalgası" anlamına gelir. Doğa kökenli bir afet olan tsunami dalgası saatte 1000 km hıza ulaşabilir ve belirli bir zaman sonra karayı basarak önemli oranda can ve ekonomik kayıplara yol açar. Türkiye jeolojik konumu gereği hem deprem hem volkan hem de tsunami tehlikesi altındadır. Bu sebeple, Türkiye'nin üç tarafında yer alan Karadeniz, Ege ve Akdeniz ile bir iç deniz durumundaki Marmara Denizi'nde tsunami tehlikesi olduğu, 1900 yılından önceki tarihsel deprem kayıtları ile belgelenmektedir. Bu kapsamda, öncelikle, Anadolu Levhası ile Afrika Levhası'nın sınırında yer alan Helenik dalma-batma zonu (HDBZ) dolaysıyla gelişen tarihsel tsunami kayıtları üzerine bir çalışma yapılmış ve tarihsel kayıtlara göre mega depremlere (Mw>8) neden olmuş 1600 km uzunluğundaki bu dalma batma zonuna ve bu depremlerde oluşan tsunami olaylarının yarattığı can ve mal kayıplarına dikkat çekilmiştir. 2017 Midilli ve Gökova, 30 Ekim 2020 merkez üssü Sisam Adası'nda saat 14.51'de meydana gelen deprem ile birlikte meydana gelen tsunami olayı İzmir ili Sığacık Körfezi'nde yaşanmış ve bir kişinin ölümüyle sonuçlanmıştır. Acaba Ege kıyılarında tarihsel dönemlerde yaşanmış olan tsunami olaylarının ne zaman, hangi aralıklarda, nerede ve hangi şiddette yaşanmıştır gibi sorulara yanıt aranmasına, denizlerden gelecek deprem tehlikesine karşı ihtiyaç duyulmuştur. Bu sorulara yanıt bulabilmek için, ulaşılabilen tüm ilksel kaynaklar yeniden taranarak ve Ege kıyıları için bir tsunami tehlikesi kataloğu çıkartmak bu çalışmanın ana hedefi olmuştur. Oluşturulan tsunami tehlike kataloğuna göre en büyük tsunami tırmanma yüksekliği 3 Temmuz 1949'da Sakız Adası'nda 2, tsunami tırmanma mesafesi 6 Ekim 1944'da Edremit Körfezi'nde 200 metreyi bulmuştur. Bölgedeki büyük depremleri (Mw>6,5) üreten ve potansiyel tsunami kaynağı olan deniz ve kara fayları tablosu sunulmuştur ve haritalandırılmıştır. Oniki ölçekli şiddet ölçeğine göre 3 ile 8 arasında, yaklaşık 50-150 yıl tsunami tekrarlama periyodu saptanırken, periyotların net hesaplanması adına, denizel fayların haritalanması, Ege Denizi'ne kıyısı olan kentlerimizde tsunami tehlike modellemelerinin yapılması, paleotsunami izlerinin kara/denizde araştırılması ve buna göre risk azaltma çalışmalarına hız verilmesi gerekmektedir.
Manisa fayı doğu segmentinin paleosismolojisi ve deprem üretme potansiyeli
Bu çalışma, Manisa il merkezinin içerisinde bulunduğu Manisa Fayı doğu segmentini kapsayan kesimlerinde yapılan yapısal jeolojik ve paleosismolojik çalışmalar neticesinde bölgenin güncel tektonik özelliklerini ve depremselliğinin ortaya çıkarılmasını amaçlamaktadır. Deprem kataloglarına göre, Manisa ili ve çevresinde tarihsel dönemde çok sayıda yıkıcı deprem meydana gelmiştir. Fakat bu depremlerin sismik kaynakları ile ilgili çalışmalar çok kısıtlıdır. Bu depremlerin önemli bir kısmına kaynaklık ettiği düşünülen Manisa Fayının batı segmenti üzerinde gelişen eski depremler ortaya konduğu halde, doğudaki segmentin neden olduğu depremlerle ilgili bilgiler henüz elde edilememiştir. Bu çalışmada, Manisa Fayı'nın doğu segmentini oluşturan (Kayapınar doğusu ile Yukarıçobanisa arasında kalan) fay izleri, 1:25000 ve 1:5000 ölçeğinde haritalanmış ve uygun alanlar belirlenerek ilk kez hendek tabanlı pale¬osismoloji çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Haritalama çalışmalarına göre, Manisa Havzasının güneyini sınırlayan Manisa Fayı, güncel morfolojide belirgin kuzeye eğimli fay sarplıklarına sahip olan aktif bir yapıdır. Doğuda, Yu¬karıçobanisa ile Manisa il merkezi arasında KB-GD doğrultuda dış bükey geometriye sahiptir. Batıya doğru Manisa il merkezi ve Kayapınar arasında yaklaşık B-D, Kayapınar ile Akgedik arasında ise tekrar BKB-DGD doğrultu sunan Manisa Fayı 45 km'lik uzunluğa sahiptir. Yapılan arazi gözlemleri doğrultusunda, inceleme alanında 5 adet paleosismoloji amaçlı hendek kazı yeri belirlenmiştir. Açılan hendeklerde yapılan incelemeler sonucunda, kolüvyal kamalardan ve paleotoprak seviyelerinden optik uyarımlı lüminesans (OSL) ve radyokarbon (14C) metodlarının uygulanması adına 26 adet örnek alınmıştır. Elde edilen analiz sonuçları değerlendirildiğinde Geç Pleyistosen-Holosen aralığında 6 adet yıkıcı depreme kaynaklık ettiği belirlenmiştir. Bu depremler sırasıyla 30.6 ± 8.8 bin yıl (E1), 15.0 ± 5.0 bin yıl (E2), 6,6 ± 1,3 bin yıl (E3), 2,9 ± 1,3 bin yıl (E4), 0,8 ± 0,4 bin yıl (E5), ve 0,1 ± 0,1 bin yıla (E6) tekabül etmektedir. İlgili depremlerin tekrarlanma aralığı Holosen dönemi için 950 ila 3800 yıl arasında bulunmuş olup, Manisa Fayının orta ve doğu bölümü için, en son depremin MS 1862 meydana geldiği değerlendirildiğinde, fayın 161 yıldır yıkıcı nitelikte deprem üretmediği görülmektedir.
Kos-nisyros-yalı volkanik aktivitelerine ait volkaniklastik istiflerin bodrum-muğla yarımadasındaki dağılımı, mineralojisi, petrografisi
~161ka, a massive volcanic eruption occurred in the Hellenic Arc region, known as the Kos Plateau Tuff (KPT) eruption. The Greek Islands and Western Anatolia, including the Bodrum and Datça peninsulas, were significantly impacted by a pyroclastic density current (PDC). The transportation mechanism of PDC moving northward has been a subject of interest, but there is no detailed study on the Bodrum Peninsula yet. This study aims to address this gap by conducting thorough fieldwork and key analyses to explore the physical volcanological attributes of the Bodrum Peninsula. The sequences contain different depositional environments, including beach deposits and marine shell remains, indicating interactions with coastal environments. Variations in sorting, bedding, and the presence of accretionary lapilli suggest the crucial of topographic complexity in shaping the landscape and distribution of volcanic materials. Petrological examination points to a dynamic volcanic history involving rapid cooling, plastic deformation, and interactions with external fluids. Geochemical analyses align seamlessly with previous KPT datasets, affirming the high rhyolitic compositional field and calc-alkaline nature of volcanic rocks resulting from the violent eruption. This master's thesis emphasizes the significance of adopting a multifaceted approach, combining fieldwork with sedimentological, petrological, and geochemical analyses. This integrated methodology aims to establish correlations between specific features of PDCs and their emplacement and transport mechanisms on the Bodrum Peninsula. The findings not only to adopt understand the local volcanic history but also highlight the broader implications for volcanic hazard assessment and mitigation strategies in similar geological settings.
Çağlayan barajı göl alanındaki heyelanların çok zamanlı stabilitesinin incelenmesi
This dissertation includes a multi-temporal slope stability assessment of landslides in the reservoir area of a planned Çağlayan Dam on the Kayacık River, Akhisar, Manisa. The slopes are comprised of Neogene aged clastic and carbonate sedimentary rock intercalations. It was aimed to reveal the multi-temporal evolution and volume of landsides, to determine the effect of triggering factors, and to estimate the future slope conditions. In this study, in-situ geotechnical and geophysical surveys, static and dynamic laboratory testing, photogrammetric analyses with multi-temporal aerial photography, stereographic projection technique and numerical modeling methods were combined. A combination of several photogrammetric techniques to enhance the accuracy of the landslide volume estimation were recommended. It was determined that the reactivations between 1953 and 2017 are the repeated development of the same type of movement in smaller scales and closely related to the triggering factors. A new approach to back analyses to estimate the post-failure strength of joint and rock mass properties using the finite element method (FEM) on geotechnical slope models was developed. Deterministic analyses of future slope stability scenarios were also performed with FEM. It was determined that shallow topsoil and debris cover (0.74 m to 8.55 m) can collapse at the worst conditions (drawdown, seismic activity, and heavy rainfall simultaneously). It can be avoided by trimming the upper weak layers. Although seepage along discontinuities is not expected, the presence of karstic gaps and the intensely faulted rock mass will provide leakage from the dam reservoir.
İzmir metropolitan alanının heyelan hassasiyet haritalaması
Bu çalışmada İzmir şehri yerleşim alanı ve yakın çevresinin birleştirme metodu kullanılarak heyelan duyarlılık haritasının hazırlanması amaçlanmıştır. Yapılan çalışmada heyelanı etkileyici faktörler olarak eğim, yamaç yönelimi, litoloji, yükseklik, eğrisellik, akarsu güç indeksi, süreksizlik yoğunluğu, arazi kullanımı ve akarsulara uzaklık parametreleri seçilmiş ve bu faktörler kullanılarak mantıksal regresyon, analitik hiyerarşi süreci, frekans oranı ve entropi indeksi yöntemleri kullanılarak heyelan duyarlılık haritaları hazırlamış ve daha sonrasında bu yöntemler arasında birleştirme metodu kullanılmıştır. Son olarak birleştirme metodu ve diğer yöntemler kullanılarak hazırlanan heyelan duyarlılık haritaları birbirleri ile kıyaslanmıştır. Kıyaslama için oluşturulan heyelan duyarlılık haritaları heyelan envanteri ile karşılaştırılmış, yüksek ve oldukça yüksek derecede heyelana duyarlı alanların hangi oranda heyelan envanteri ile eşleştiği belirlenmiştir. Bu kıyaslamaya göre en yüksek verimlilikle çalışan yöntemlerin yüksekten düşüğe doğru olmak üzere sırasıyla birleştirme metodu, entropi indeksi, frekans oranı, analitik hiyerarşi süreci ve mantıksal regresyon yöntemi olduğu belirlenmiştir.
Türkiye 36. evrensel enlem zonundan elde edilen BLEG ve -80 Mesh dere tortulu örneği analiz sonuçlarının parametrik ve parametrik olmayan yöntemlerle değerlendirilmesi
As expressed by numerous researchers, fine-grained stream sediment sampling occupies its first place for geochemical sampling environment at ore deposit discovery surveys in most part of the earth. In gold and silver investigation, the analysis of Bulk Leach Extractable Gold (BLEG) settles in the first place whereas acid-extractable gold in minus eighty mesh stream sediment fraction has been commonly used during follow up of the BLEG results. The Eskisehir-Sivrihisar region in Western Turkey includes several orogenic type mineral deposits including gold-bearing quartz vein systems. Using a geochemical database generated through company's exploration campaigns, this research compares the capability of conventional statistical techniques Mean + 2STD, Median + 2MAD) and principal component analysis (PCA), with number- concentration (N-S) fractal and concentration-area (C-A) methods and singularity index (SI) method to differentiate anomalous and background gold distributions or define areas with geochemical signals related to mineralization (given singularity index mapping does not define threshold values). Gold mineralizations discovered in the area of interest in the past were re-uncovered by BLEG gold stream sediment anomalies, which have used robust singularity indices with C-A and N-S multifractal modeling and PCA. Eighty-five percent of the gold deposits were defined using either BLEG silver or less than one hundred eighty micrometers stream sediment silver data. Conventional approaches to anomaly detection for the BLEG and less than one hundred eighty micrometers stream sediment data failed to detect a number of significant deposits, including some in the vicinity of Sivrihisar.
Tetiklenmiş depremsellik ve jeotermal sistemler arasındaki ilişki: Gediz grabeni örneği, Batı Anadolu, Türkiye
It is well known that pore pressure and stress variation trigger earthquakes when a potentially active fault or crack is in critical equilibrium. This study examines the effects of geothermal energy activities on seismicity, which accelerated in the Gediz Graben in 2011-2012. Geothermal fluid in Gediz Graben comes into existence from tectonic zones of low angle Gediz Detachment Fault (GDF) of Quaternary age and high angle normal faults of Holocene age. For indirect and direct use of geothermal energy, many wells with production and reinjection functions have been drilled in the Gediz Graben (GG) at depths of 600-4300 m. Geothermal production, reinjection, and seismic data were assessed together with the structural geology of the study area by using the Geographic Information System-based programs. These results show that an increase in seismicity was observed simultaneously with the excavation and testing of geothermal wells. It was terminated that earthquakes of 0.9 - 3.4 magnitude in the study area may be related to geothermal activity. In addition to the geothermal production - reinjection process, micro-earthquakes were observed during the drilling operations and well tests, which may occur due to the reactivation of pre-existing faults. Regarding the geothermal power plants in Gediz Graben, the relationship between geothermal production, reinjection activities, and seismicity should be determined, predicted, and controlled by the "traffic light" system.
Gülbahçe fay zonunun paleosismolojisi ve deprem üretme potansiyeli, İzmir, Batı Anadolu
Bu çalışmada, İzmir Balıkesir Transfer Zonu'nun en güneybatı segmentlerinden birini oluşturan Gülbahçe Fay Zonu üzerinde hendek tabanlı paleosismolojik çalışmaların yapılması ve fayın Pleyistosen ve Holosen aktivitesini saptanması amaçlanmıştır. Bu amaçla, karadaki uzunluğu 24 km'yi bulan ve sağ yönlü doğrultu atımlı fay karakterinde olan Gülbahçe Fay Zonu üzerinde hendekler açılmış ve eski deprem izlerine ait çökelleri yaşlandırmak için Radyokarbon (14C) ve Optik Uyarımlı Lüminesans (OSL) yöntemi uygulanmıştır. Hendek duvarlarındaki yapısal jeoloji, stratigrafi analizleri ve toplanan örneklerin yaş verilerine göre, Gülbahçe Fay Zonu üzerinde geç Pleyistosen-Holosen içerisinde dört olay tanımlanmıştır Elde edilen 14C ve OSL analiz verilerine göre, Gülbahçe Fay Zonu'nun bölgedeki tarihsel dönem depremlerine kaynaklık ettiği anlaşılmaktadır. Hendeklerden alınan numunelerin yaşlandırma sonuçlarının OxCAL ile kalibrasyonuna göre Gülbahçe Fay Zonu'nun en son 20 Mart 1389 yılında deprem ürettiği; deprem tekrarlanma periyotlarını Holosen için 1400 yıl ile 6200 yıl arasında değiştiği ve zonun gelecekte M=7,20 büyüklüğünde bir deprem üretebileceği belirlenmiştir. Gülbahçe Fay Zonu' nun Holosen'de deprem ürettiği, paleosismolojik verilerin yanında, jeomorfolojik çalışmalarla da tespit edilmiştir. Gülbahçe Fay Zonu' nun aktif tektonik davranışını değerlendirmek için jeomorfolojik indekslerin morfometrik analizleri gerçekleştirilmiştir. ArcGIS 10.5 (ESRI) kullanılarak belirlenen otuz alt havzanın, dağ önü sinüslük indisi (Smf), vadi genişliği vadi yüksekliği oranı (Vf), havza asimetri faktörü (Af), havza şekil indeksi (Bs), drenaj yoğunluğu (Dd) ve hipsometrik integral (Hi ) değerleri belirlenmiştir.Elde edilen sonuçlar, Gülbahçe Fay Zonu'nun çok yüksek tektonik aktivite ile orta derecede aktif tektonik aralığında olduğu tespit edilmiştir.
Bayburt bölgesinde gözlenen kehribar oluşumlarının jeolojisi ve gemolojik özellikleri
Ağaçların korunma mekanizması olan reçinenin fosilleşmiş hali olan kehribar, dünyada Baltık ülkelerinde, İtalya'da, Meksika'da, Kanada'da, Myanmar'da ve Dominik Cumhuriyeti'nde bulunmaktadır. Ekonomik değere sahip kehribarların büyük bir kısmı baltık ülkelerinden çıkmaktadır ve bu kehribarlar Eosen yaşındadır. Ülkemizde ilk kez bu çalışmayla Bayburt bölgesinde Eosen yaşında kehribar oluşumları araştırılmıştır. Ayrıca aynı yaşa sahip Baltık kehribarı ve Bayburt kehribarının fiziksel, mineralojik ve gemolojik özellikleri araştırılarak, benzerlikleri ve farkları ortaya konulmuştur. Bölgesel olarak Eosen yaşlı filiş türü denizel birim içinde bulunan Bayburt kehribarı; yoğun tektonizma nedeniyle kıvrımlanmış çamurtaşı, kumtaşı ve az miktarda marn içeren kırıntılı seri içinde bulunur. Bu kehribarlar çogunlukla 3-10 cm boyutlarında noduler yapıdadır ve bal sarısı, turuncu, ateş kırmızısı renkler sunmaktadır. Kehribarlar Eosen yaşlı kireçtaşı, kumtaşı, çakıltaşı, yer yer marn ve kumlu kireçtaşı seviyelerinden oluşan Sırataşlar Formasyonu içinde bulunmaktadır. Kehribar içeren katmanın üst seviyelerine doğru kum ve çakıl dolgulu kanal yapıları gözlenmiştir. Bu da genel itibari ile istifin kıyı kenarı ve delta ortamında oluştuğunu işaret eder. Elektron mikroskop incelemelerinde Bayburt kehribarının oldukça homojen bir dokuya sahip olduğu gözlenmiştir. Makroskobik ve mikroskobik olarak kehribarlarda tektonizmaya bağlı oluşan çatlaklar içinde markazit, pirit, opal ve kalsit mineralleri ikincil olarak gelişmiştir. Kehribar oluşumlarına bazı düzeylerde siyah oltu taşı benzeri (jet taşı) eşlik etmektedir. Organik, dalsı, odunsu yapıya sahip oltu taşları içindeki çatlaklarda yer yer pirit oluşumları gözlenmiştir. Kehribarın FTIR'da tanımlanması 2923 ve 2847 cm-1'de bulunan karakteristik pikler ile saptanır. Bayburt kehribarı ile Baltık-Dominik kehribarları arasındaki pik değerleri incelendiğinde 500-1500 cm-1 değerleri arasında bazı farklar gözlenmiştir. Ancak en bariz pik değeri farkı 1050-1350 cm-1 değerleri arasındaki piklerde bulunmaktadır. Pik değerlerindeki farklar ve benzerlikler, karşılaştırılan kehribarın farklı yer, zaman ve ortamlarda oluşmalarına karşın benzer değerler sunduğunu göstermiştir. Yapılan analizler sonucu Bayburt kehribarının gerçek kehribar olduğu belirlenmiştir.
Yenice (Çanakkale) çevresindeki granitoid sokulumlara bağlı cevherleşmelerin dağılımı ve metal zonlanması
Çarpışma ve çarpışma sonrası tektonizma ile ilişkili Senozoyik kalk-alkali magmatizma, Yenice'nin (Çanakkale-Türkiye) kuzeydoğusundaki sokulumlar içinde ve çevresindeki çeşitli cevherleşme türleri ile kökensel olarak ilişkilidir. Granitoidlerde gerçekleştirilen zirkon yaşlandırması 25,8 ± 1,6 My ile 27,4 ± 1,8 My arasında yaşlar vermektedir. Bu yaşlar, Soğucak ve Sofular sokulumları ile ilişkili molibdenit cevherleşmelerinden elde edilen sırasıyla 25,39 ± 0,10 My ve 25,76 ± 0,11 My renyum-osmiyum yaşları ile uyumludur. Sokulumlardan yapılan jeokimyasal ve mineral kimyası analizleri, sokulumların magnezyen, kalk-alkali, metalüminalı ve I-tip karakterde olduklarını göstermektedir. Stronsiyum ve neodimyum izotop bileşimleri oldukça dar bir aralıkta olup, plütonların aynı kaynaktan türediğine işaret etmektedir. Ayrıca, stronsiyum-neodimyum izotop sonuçları sokulumların magmatik asimilasyon ve fraksiyonel kristallenme olaylarının, geniş ölçekli litosferik incelmenin gözlendiği Geç Oligosen dönemine karşılık geldiğini ortaya koymaktadır. Demir izotop değerleri redoks, Rayleigh ve kinetik etkiler arasındaki karmaşık etkileşimi yansıtmaktadır. Arapuçandere yatağına ait kalkopiritlerin bakır izotop değerleri, magmatik-hidrotermal sistemin proksimal zonundan distal zonuna doğru bir zonlanma halinde kademeli olarak artma eğilimindedir. Sülfidler, -4,0 ile 3,9 ‰ arasında değişen ve çoğunlukla 0 ‰ civarında kümelenen nispeten dar bir kükürt izotop bileşimine sahiptir. Bu durum, kükürtün başlıca magmatik bir kaynaktan türediğini göstermektedir. Tüm kurşun izotop verileri, KB Anadolu'daki Oligosen-Miyosen yaşlı magmatik kayaçlara ait alanda yer almaktadır. Bu gözlemler, bölgede bulunan çeşitli türlerdeki cevherleşmelere ait metallerin ve kükürtün tamamen lokal granitoidlerden türediğini göstermektedir. Sıvı kapanım çalışmaları ile entegre oksijen-hidrojen izotop değerleri, Arapuçandere cevherleşmesinin çok evreli kaynama olayları sonucu oluştuğu ve cevherleşmeye neden olan akışkanların magmatik su ile meteorik su kaynakları arasında bir karışımı olduğunu ortaya konmuştur.
Göynük kanyonu yüzey suları ve dere sedimanlarının fiziksel ve kimyasal özelliklerinin belirlenmesi
Artan nüfus, tarım ve sanayii faaliyetleri nedeniyle temiz suya erişimin yanısıra, mevcut suların korunması da önemli bir sorun haline gelmiştir. Bu nedenle, tez çalışmasında Göynük Kanyonu (Antalya / Türkiye) yüzey suları ve dere sedimanlarının ayrıntılı hidrojeokimyasal ve fizikokimyasal özellikleri değerlendirilmiştir. Bunun için toplam 44 su ve sediman örneği alınmıştır. Suların ortalama sertlik seviyesi içilebilir sınırlar içindedir; pH açısından nötr ve hafif baziktir, "tatlı su" olarak sınıflandırılmıştır ve sulama amaçları için uygundur; aragonit, dolomit ve kalsit açısından aşırı doygunluğa sahiptir. Katyon konsantrasyonları şu sıralamayı göstermiştir: Ca2+ > Mg2+ > Na+ > K+, anyonlar ise şu sıralamayı izlemiştir: HCO3- > SO42- > Cl- > F- > NO3-. Tüm su numuneleri "Kaya Baskın" kategorisinde yeralmaktadır. HPI ve HEI indeks sonuçlarına göre sağlığı tehdit eden bir anomali olmadığı düşünülmektedir. PoS indeksine göre, bazı örneklerde As, Pb ve Mn anomalileri gözlenmiştir. Ancak Igeo indeksine göre anomali durumu sadece Pb, Cr ve Sr için mevcuttur. Değerlerin tamamı MI ve WPI endekslerine göre sınırın oldukça altında olduğundan herhangi bir anormallik gözlenmemiştir. Egemen su tipleri Ca-Mg-HCO3, Mg-Ca-HCO3, Ca-Mg-HCO3-SO4 ve Ca-Mg-HCO3-Cl su fasiyesleri olarak belirlenmiştir. Sedimanların aktif ve pasif kıta kenarı ortamlarında çökeldiği, iz element dağılımlarının karasal klastik malzemenin zenginliği tarafından; nadir toprak elementlerinin terrojenik malzemeler tarafından denetlendiği görülmüştür. Son olarak gereksiz su kullanımından ve çevreye zararlı olabilecek tarımsal uygulamalardan kaçınılması, Göynük Kanyon yüzey su kalitesinin sürekli olarak izlenmesi önerilmiştir.
Göynük (Kemer-Antalya) kömürlerinin biyomarker jeokimyası
Bu çalışmada, Antalya'nın güneybatısında yer alan Göynük (Kemer- Antalya) kömürlü birimlerin Biyomarker Jeokimyası ortaya konulmuştur. Bu kömürler Karbonifer-Permiyen yaşlı Pamucakyayla Formasyonu içinde yer almaktadır. Pamucakyayla Formasyonu, genellikle gri ve kahverengi tonlarda olup, çoğunlukla kuvars taneli kumtaşlarından oluşurken, bazı bölgelerde grimsi veya sarımsı renklerde ince katmanlı kiltaşı seviyeleri ve kömür bantları içermektedir. Karbonifer-Alt Permiyen yaşında olduğu ve uyumlu olarak Devoniyen üzerinde yer aldığı tespit edilmiştir. Formasyonun içindeki kireçtaşı bantları, simetrik ripıl izleri ve küçük açılı çapraz tabakalanmalar, sığ denizel ortamı işaret eder. İnceleme alanında 380 m kalınlıkta gözlenen bu formasyon, yanal olarak değişim göstermez. Çalışmada formasyondan alınan kömür ve kömürlü örnekler üzerinde organik jeokimyasal ve petrografik analizler gerçekleştirilmiştir. Bu analizler, kömürlerin organik madde içeriğini, tipini, olgunlaşma seviyesini ve potansiyel kaynak kaya özelliklerini belirlemeyi hedeflemiştir. Örneklerin Toplam Organik Karbon (TOC) içeriği %0,13 ile %30,45 arasında değişmekte olup, ortalama TOC değeri %15,29 olarak bulunmuştur. Bu değerler, formasyonun zengin bir kaynak kaya potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir. Hidrojen İndeksi (HI) değerleri 34 ile 572 mg HC/g TOC arasında değişirken, ortalama değer 303 mg HC/g TOC olarak hesaplanmıştır. Bu değerler, örneklerin büyük ölçüde hümik organik madde içerdiğini ve Tip III ile Tip II kerojen özellikleri gösterdiğini işaret etmektedir. Oksijen İndeksi (OI) değerleri 1-223 mg CO2/g TOC arasında değişmektedir. Tmax değerleri 444 ile 476 °C arasında değişmekte olup, bu değerler örneklerin olgun ve ileri-olgun evrelerde olduğunu ve petrol ile gaz üretme potansiyeline sahip kerojenleri barındırdığını göstermektedir. Vitrinit yansıma değerleri 0,713-0,977 olup kömürlerin taşkömürü sınıfına karşılık gelmektedir. Bitüm/TOC oranı 0,33-0,57 arasında değişmekte olup, olgun ve ileri-olgun organik madde düzeyini yansıtmaktadır. Ayrıca, CPI ve OEP oranları sırasıyla 1,26-1,59 ve 0,75-0,92 aralığında hesaplanmış olup, bu değerler de olgun ve ileri-olgun seviyelere işaret etmektedir. Pr/nC17-Ph/nC18 diyagramı benzer sonuçlar sunarak, örneklerin olgunlaşma sürecine dair tutarlı veriler sağlamaktadır. GC-MS analizleri, örneklerdeki n-alkanların kısa, orta ve uzun zincirli bileşenlerini ortaya koymuş ve bu bileşenler ile biyolojik kaynaklar ile kömürleşme süreçleri hakkında bilgiler edinilmiştir. Örneklerin birinde uzun zincirli n-alkanların baskınlığı, kara bitkilerinden türeyen organik maddelerin varlığına ve yüksek olgunlaşma seviyesine işaret etmektedir. Diğer iki örnekte kısa ve orta zincirli n-alkanların hakim olması, biyolojik kaynakların çeşitliliğini ve farklı olgunlaşma aşamalarını yansıtmaktadır. Pr/Ph oranları 0,88, 6,26 ve 5,44 olarak belirlenmiştir. Yüksek Pr/Ph oranları (>3), oksijenli koşullarda çökelme ve korunma süreçlerini işaret ederken, düşük Pr/Ph oranı (0,88), anoksik koşullarda çökelmeyi ve korunmayı ifade etmektedir. Bu bulgular, kömürlerin farklı çökelme ortamlarının etkisi altında oluştuğunu göstermektedir. Doymuş hidrokarbon fraksiyonlarının m/z 191 kütle kromatogramları üzerinde yapılan analizlerde, trisiklik ve pentasiklik terpanların belirgin olduğu pikler gözlemlenmiştir. Pentasiklik terpanlar, özellikle C30, C27 ve C29-hopan bileşikleri baskın olarak saptanmış; trisiklik terpanlar ise C19, C20 ve C21 bileşiklerinde yoğunlaşmıştır. Pentasiklik terpanların yüksek yoğunlukta bulunması, karasal organik madde kökenine ve oksik çökelme ortamlarına işaret etmektedir. Trisiklik terpanlar ise örneklerin termal olgunluk seviyeleri hakkında bilgi sunmaktadır. Üç örnekte benzer steran/hopan oranları gözlemlenmiş olup, bu oranlar genellikle anoksik veya suboksik koşulları işaret eder. Bu tür koşullar, bakteriyel aktivitenin yoğun olduğu kısıtlı deniz havzaları, bataklıklar veya kıyı lagünleri gibi ortamlarda yaygındır. Diasteran/Steran oranının 0.5'in üzerinde olması, yüksek kil içeriği ve oksik ortam koşullarını göstermektedir. Örneklerdeki C29/C30 hopan oranları, denizel ve karasal organik madde katkısının bir karışımını yansıtmakta olup, NS-2 örneğinde düşük C35/C34 oranı, denizel organik madde birikimini temsil ederken, NS-11 ve NS-17 örneklerinde yüksek oranlar karasal organik madde varlığına işaret etmektedir. Örneklerdeki Moretan/Hopan oranlarının düşük (0.0432-0.194) olması, kömürlerin oluşumu sırasında karasal bitki materyallerinin baskın bir bileşen olduğunu ve denizel veya gölsel katkının nispeten düşük olduğunu göstermektedir. Örnekler arasındaki bu oranların birbirine yakın olması, örneklerin benzer çevresel ve jeokimyasal koşullarda oluştuğunu düşündürmektedir. C35/C34 oranı NS-2 örneğinde düşük seviyede iken, NS-11 ve NS-17 örneklerinde daha yüksek seviyelerdedir. Düşük C35/C34 oranı genellikle denizel organik madde birikimini veya anoksik ortam koşullarını temsil ederken, yüksek oranlar karasal organik madde varlığına veya oksijenli ortam koşullarına işaret etmektedir. NS-2'deki düşük C25/C26 trisiklik terpan oranı, karasal bitki materyallerinin baskın olduğunu ve denizel organik madde katkısının düşük olduğunu göstermektedir. NS-11'deki orta seviye oran, karasal ve denizel organik maddelerin karışımını işaret ederken, NS-17'deki yüksek oran denizel organik maddelerin baskın olduğu bir ortamı yansıtmaktadır. Örneklerde gözlemlenen gamaseran indeks değeri örnek NS-2'de, derin ve anoksik bir denizel ortamı, NS-11'de karasal ve denizel kaynakların karıştığı sığ deniz ortamını, NS-17'de ise daha oksijenli, karasal organik madde katkısının yüksek olduğu kıyı veya delta ortamını temsil etmektedir. Pamucakyayla Formasyonu'ndan alınan örneklerde yapılan XRD analizleri, kuvars, kil, kalsit, pirit ve feldispatın en yaygın mineraller olduğunu göstermiştir. Kil minerali analizlerinde illit ve kaolinit baskın mineraller olarak belirlenmiştir.
Kumluca (Antalya) kıyı akiferinin hidrojeokimyasal özelliklerinin mekansal ve zamansal değişimi
Son dönemde yaşanan kuraklık sorunu, tarımın yaz kış yapılması, nüfusun artmasına paralel yapılaşmanın ve sanayileşme faaliyetlerinin artması gibi nedenlerle temiz suya erişim eskisi kadar kolay olmamaktadır. Bu durum, Antalya'nın Kumluca İlçesinde yer alan Kumluca Ovası gibi önemli tarım alanlarında daha büyük sorunlara yol açmaktadır. Bölge halkının genel olarak geçim kaynağı olan tarım için sulama suyu ihtiyacı, bölgenin yüzey ve yeraltısularından karşılanmaktadır. Bu durum suların nitel özelliklerinin yanısıra, nicel özelliklerinin de değişmesine yol açmaktadır. Bu nedenle bölgede yapılan hidrojeokimyasal çalışmaların güncellenmesi ihtiyacı doğmuştur. Bu nedenle, öncelikle çalışma alanında bulunan 7 adet rasat kuyularının 2020 yılı Ekim ayı, 2021 yılı Nisan – Ekim ayları, 2022 yılı Nisan aylarına ait kimyasal analiz sonuçları ve 2019 yılı Ocak ayından itibaren her ay düzenli ölçülen 9 adet sondaj noktasının su seviyelerine ait veriler, DSİ XIII. Bölge Müdürlüğü'nden derlenmiştir. Sonrasında 2024 Mart ayında 8 noktada Combo Water Quality Meter 86031 model su kalitesi ölçüm cihazı ile yerinde ölçümler yapılmış, su örnekleri alınarak XRF cihazı ile ağır metal analizleri gerçekleştirilmiştir. Çalışmalar sonucunda suların hepsinin bazik karakterli, yumuşak ve çok sert, magnezyum bikarbonat tipli sular sınıfında, genellikle olağan klorürlü, olağan sülfatlı ve olağan karbonatlı ve tarımda kullanılabilir olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte; kaya-su etkileşiminin yoğun olduğu bu kıyı akiferinde, hidrojeokimyasal verilerdeki bazı anomaliler tarım faaliyetlerinin yoğunluğuna ve kıyı kesimde tuzlu su girişimine işaret etmektedir.
Genişleme ile eş yaşlı Batı Anadolu ve kiklad granitoyidlerine ait jeokimyasal verilerin makine öğrenmesi ile karşılaştırılması
İkili değişim diyagramları geleneksel olarak kayaç örneklerinden alınan jeokimyasal veriler kullanılarak farklılıkları ve benzerlikleri ortaya çıkarabilmek amacı ile kullanılır. Ancak bu yaklaşım çok sayıda değişkenle yapılmak istenildiğinde birçok sınırlama meydana gelmektedir. Makine öğrenmesi yöntemi son yıllarda çok değişkenli verileri analiz etmek için bir alternatif olarak kullanılmaktadır. Jeokimyasal verilerin açıklanabilmesi için makine öğrenmesi yöntemleri denetimli ve denetimsiz öğrenme yöntemleri şeklinde uygulanabilmektedir. Bu çalışmada, önceki çalışmalarda farklı araştırmacılar tarafından ortaya konulan Batı Anadolu ve Kiklad'larda yüzeyleyen Miyosen yaşlı granitoyidlere ait jeokimyasal veriler değerlendirilmiştir. Makine öğrenmesi yöntemi, granitoyidlere ait analiz sonuçları ile oluşturulan veri kümesine uygulanmış ve özellikle aynı yaş konağındaki Batı Anadolu ve Kikladlardaki granitoyidlerin ana, eser ve nadir toprak element jeokimyasal karakteristikleri karşılaştırılmış, benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Denetimli ve denetimsiz öğrenme algoritmalarında sınıflandırma, bileşen etkileri vb için kullanılabilecek en iyi yöntemler tespit edilmiş ayrıca dünyadaki benzer jeokimyasal karakteristikler sunan granitoyidler ile karşılaştırılmaları yapılmıştır. Denetimli öğrenme yönteminde, kullanılan karar ağaçları algoritması tarafından seçilen karakteristik elementler, ikili diyagramlarda Batı Anadolu ve Kiklad verileriyle seçilmiş eğitim verileri birlikte değerlendirildiğinde, bazı elementlerle korelasyon gösterdiği, ancak zaman zaman bulundukları alanların dışına çıktıkları da gözlemlenmiştir. Bu durum, makine öğrenmesinin birden fazla elementi aynı anda değerlendirebilme yeteneğinin önemli bir avantajını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, ikili diyagramlar eğitim verileriyle yapılan karşılaştırmalarda her zaman yeterli olmamakta; buna karşın, makine öğrenmesi daha güvenilir ve kapsamlı sonuçlar vermektedir. Denetimli öğrenme yönteminin ürettiği sonuçlar oldukça anlamlı ve güçlüdür. Batı Anadolu Bölgesi ve Kiklad birimlerinin korele oldukları eğitim verilerinin özellikleri göz önüne alındığında, bu birimlerin birbirine benzer jeokimyasal, petrojenez ve jeodinamik özellikler gösterdikleri görülmüştür. Güney Çin bloğu, Kuzey Çin kratonu ve Tarım kratonu (Kuzeybatı Çin) ile Ege bölgesi arasında doğrudan bir tektonik bağlantı olduğu ve bu sahalardaki granitoyidlerin jeodinamik süreçler açısından benzer evrimsel özellikler gösterdiği görülmektedir. Denetimsiz öğrenme yöntemi ise kendi içinde anlamlı kümeler oluşturabilmesine rağmen bu kümelerin birebir örtüşme açısından yetersiz kalmaktadır. Tüm jeokimyasal değerlendirmeler sonucunda dünyada benzer jeokimyasal özellikler sunan granitoyidlerin benzer jeodinamik ortamlarda oluşup oluşmayacağı ortaya konulmuştur. Tüm veriler değerlendirildiğinde, granitoyidlerinin sınıflandırılması ve jeokimyasal açıdan özelliklerinin ortaya konulmasında denetimsiz öğrenmeden çok denetimli öğrenme metodunun tercih edilmesi önerilmektedir.
Doğu pontid granitoyidlerine ait jeokimyasal karakteristiklerin denetimli ve denetimsiz algoritmalar ile değerlendirilmesi
Yer bilimlerinde son yıllarda yapılan jeokimyasal çalışmalarda öncesine göre daha büyük veri üretilmeye başlanılmıştır. Jeokimyasal verilerdeki bu artış yerbilimlerinde denetimli ve denetimsiz öğrenme metodlarının kullanılmasının önünü açmıştır. Denetimli ve denetimsiz öğrenme metodları disiplinlerarası ve olasılık teorisini, istatistiklerini, yaklaşım teorisini, dışbükey analizi ve algoritma karmaşıklığı teorisini içermektedir. Yalnızca birkaç veya binlerce değişken içeren çok değişkenli sistemlerin kümelenmesi, sınıflandırılması, boyutsallığın azaltılması ve regresyonu için etkili bir yöntemdir. Günümüzde yapılan modern yer bilimleri çalışmalarında denetimli ve denetimsiz öğrenme metodları çok değişkenli analizler için alternatif olarak kullanılmaktadır. Örneğin, ayrım diyagramları, kaya örneklerini sınıflandırmak, mineral tanımlama vb. Önerilen bu tez projesi ile Doğu Karadeniz dağ kuşağındaki granitoyidlere ait jeokimyasal verilerin karakteristiklerinin denetimli ve denetimsiz algoritmalar ile jeokimyasal özellikleri amaçlanmıştır. Mevcut literatüdeki jeokimyasal veriler kullanılarak bölgenin jeokimyasal karakteristikleri ortaya konulacak ve bölgenin jeodinamik konumuna katkı sağlanmaya çalışılacaktır.
Bazı Türk linyitlerinin kısa-elementel değerleri kullanılarak maseral dağılımlarının belirlenmesi
Kömür, dünya genelinde önemli enerji kaynaklarından biridir. Ülkemizde ise özellikle linyit kömürü rezervlerinin büyük bir öneme sahip olduğu bilinmektedir. Araştırmalar fosil yakıtlardan, petrolün ve doğal gazın dünyadaki rezervlerinin kömüre kıyasla daha erken tükeneceğini göstermektedir. Kömür bu kadar önemli bir maden olmasına karşın karakterize edilmesi yüksek maliyete sebebiyet veren ve uzmanlık gerektiren süreçlerden geçmektedir. Bu nedenle, yapay zekâ tabanlı yöntemlerle analiz süreçlerini kolaylaştırmak ve daha düşük maliyetlerle yüksek doğrulukta sonuçlar elde etmek büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma, yapay sinir ağlarını laboratuvar analizlerine alternatif bir yöntem olarak sunmayı hedeflemiştir. Türkiye kömürlerinin kısa ve elementel analiz değerlerinden yola çıkılarak yapay sinir ağları yardımı ile maseral dağılımlarının belirlenmesini hedeflemiştir. Maseral dağılımlarının belirlenmesi, kömürün kalite parametrelerinin ve çökelim ortamı özeliklerinin belirlenmesinde rol oynamaktadır. Bu bağlamda, çalışmada Türkiye bazı linyit kömürlerinin fiziksel ve kimyasal özellikleri incelenmiş, literatürde yer alan kısa ve elementel analiz verileri temel alınmıştır. Elde edilen veriler ise yapay sinir ağları ve optimizasyon teknikleri kullanılarak analiz edilmiştir. Yapay sinir ağını eğitmek için 232 adet linyit kömürü verisi kullanılmıştır. Bu veriler ile Matlab yazılımı kullanılarak ileri yönlü çok katmanlı algılayıcı, kaskad ileri yönlü algılayıcı ve Python dili kullanılarak Bayes hiper-parametre optimizasyonu teknikleri kullanılmıştır. Regresyon analizi, hata metrikleri ve diğer istatistiksel yöntemlerle yapay sinir ağlarının tahmin gücü değerlendirilmiştir. Alınan veriler farklı gizli nöron sayıları ile denenmiş en iyi sonucun alınabileceği nöron katmanı seçilmiştir. Sonuç olarak ileri yönlü çok katmanlı algılayıcı, daha karmaşık verilerde etkili olurken, kaskad ileri yönlü algılayıcı daha basit ve az sayıda katmanın gerektiği durumlarda öne çıkmıştır. Bayes optimizasyonu ise az veri ile de olsa hiper-parametre ayarlamalarında daha hassas sonuçlarda verimli olduğu görülmüştür. Üç algoritma arasında en iyi sonucu Bayes optimizasyonu vermiş ikinci olarak ise ileri yönlü çok katmanlı algılayıcı olduğu görülmüştür. Sonucun maksimum verimlilikte olması için kullanılan veriler literatür kaynaklı ise doğruluğu arttırmak için veri seti sayısı arttırılmasının doğru bir yaklaşım olabileceği sonucuna varılmıştır. Bu şekilde girilen ve tahmin verileri, "x=y" doğru ekseni için en yakın değerleri elde edebilecek ve minimum hataya ulaşmanın mümkün olabileceği sonucuna varılmıştır.
Otomatik sayısal değişim tespit analizi örnek çalışma Burdur Gölü ve çevresi
Bu çalışmada, Burdur Gölü ve çevresinde 2013-2023 yılları arasında meydana gelen iklimsel ve insan kaynaklı değişimlerin, Landsat 8 uydu görüntüleri kullanılarak uzaktan algılama teknikleriyle otomatik olarak izlenmesi ve geleceğe dönük bir kesirim yapılması amaçlanmıştır. Çalışmada, yıllık bulut oranı en düşük 11 Landsat 8 görüntüsü analiz edilerek, göl alanındaki zamansal değişimler ortaya konmuştur. Görüntüler üzerinde radyometrik ve geometrik düzeltmeler uygulanmış, ardından destek vektör makineleri (SVM) ile su ve kara alanları sınıflandırılmıştır. Elde edilen veriler vektör formata çevrilerek, coğrafi bilgi sistemleri ortamında analiz edilerek göl alanındaki yıllık değişimler ve kıyı çizgisi hareketleri sayısal olarak haritalandırılmıştır. Analizler, Burdur Gölü'nün son on bir yılda yaklaşık %12,4'lük bir alan kaybına uğradığını göstermiştir. Lineer regresyon tabanlı tahmin modeliyle, mevcut azalma eğiliminin sürmesi halinde gölün 2028'de 106,8 km²'ye, 2081'de ise tamamen kuruyabileceği öngörülmüştür. Uzaktan algılama ve otomatik analiz yöntemleri, klasik yaklaşımlara kıyasla daha hızlı, ekonomik ve güvenilir sonuçlar sunmuş; gölün morfolojik değişimlerinin ve bu değişimlerin neden-sonuç ilişkilerinin bilimsel olarak ortaya konmasına olanak sağlamıştır. Bu çalışma; Burdur Gölü özelinde, uzaktan algılama ve otomatik analiz tekniklerinin sulak alan ekosistemlerin izlenmesi, sürdürülebilir yönetimi ve geleceğe yönelik öngörülerin oluşturulmasında etkin ve vazgeçilmez destek araçları olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgular, hem bölgesel hem de ulusal ölçekte çevresel yönetim ve koruma politikalarına bilimsel bir temel sunmaktadır.
Antalya şehir merkezinin batısında yer alan pınarbaşı (Hurma, Antalya) kaynak suyunun fizikokimyasal ve bakteriyolojik olarak incelenmesi
Tatlı suyun %70'i buzullarda hapsolmuş olmasına rağmen, küresel tatlı su kıtlığı giderek artmaktadır. Sürdürülebilir su yönetimi, özellikle yüksek su ayak izine sahip olan Türkiye'de kritik önem taşımaktadır. Önemli bir turizm ve tarım merkezi olan Antalya, iklim değişikliği, nüfus artışı ve diğer faktörlerden kaynaklanan önemli bir su stresiyle karşı karşıyadır. Antalya Pınarbaşı kaynak suyunun kalitesini değerlendirmek amacıyla bu çalışmada, Şubat 2023 ve Ocak 2024 tarihleri arasında suyun fizikokimyasal ve bakteriyolojik kalitesi analiz edilmiştir. Pınarbaşı kaynak suyu, Alakırçay Napı ve çevredeki formasyonlarla etkileşime giren bir kaynaktır. Suyun sıcaklığı sabittir ve TS266, 2005'de belirtilen standartlara göre yumuşak ve "kaynak suyu" olarak sınıflandırılır. pH değerlerindeki önemli değişkenliğe rağmen, elektriksel iletkenlik değerleri suyun sulama amaçları için kabul edilebilir aralığı karşıladığını göstermektedir. Tuzluluk ve sodyum oranları genellikle çoğu bitki için uygun sulama suyu olarak kabul edilir. Söz konusu su "tatlı su" olarak sınıflandırılmıştır ve sulamaya uygunluğu hem Prizma İndeksi (orta sınıf sulama) hem de Kelly Oranı ile kanıtlanmıştır. Schoeller ve Piper diyagramlarına göre su içilebilir niteliktedir ve "iyi ila çok iyi kalite" olarak sınıflandırılmıştır. Buna ek olarak, sodyum yüzdesi ve SAR değerleri suyun "mükemmel" ila "çok iyi" sulama suyu olarak sınıflandırıldığının göstergesidir. Bununla birlikte, analizler "Cr, Fe, Sr, Mn" gibi elementlerin aşırı derecede kirli olduğunu ve özellikle "Sr" elementinin yüksek düzeyde kirlilik gösterdiğini ortaya koymuştur. Ağır metaller için su kalite İndeksi (WQI) değeri, bu suların "aşırı derecede kirli" olduğunu göstermektedir. Bu bulgu, özellikle "Sr" kirliliği konusunda daha fazla araştırma yapılması gerekliliğinin altını çizmektedir. Bakteriyolojik analiz sonucunda suda Escherichia coli bulunması suyun kanalizasyon suyu ile kirlendiğini göstermektedir
Phoenix antik kentinin arkeosismolojisi (Taşlıca, Muğla)
Muğla ili Marmaris ilçesine bağlı Taşlıca köyünde yer alan Phoenix Antik Kenti'nde arkeosismoloji ve jeoloji yöntemleri kullanılarak geçmişte meydana gelen depremlerin izlerinin araştırılmasını ve bölgenin hidrojeolojik özelliklerinin incelenmesini amaçlamaktadır. Türkiye, Alp-Himalaya deprem kuşağı üzerinde yer alması nedeniyle, sık sık yıkıcı depremlerin ve yüzey kırığı oluşturan aktif fay hatlarının etkisinde kalan bir coğrafyaya sahiptir. Bu nedenle, antik yerleşim alanlarında geçmiş depremlerin izlerinin tespit edilmesi, sismik risklerin değerlendirilmesi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Çalışma kapsamında, Phoenix Antik Kenti ve çevresinde gerçekleştirilen saha çalışmaları neticesinde, bölgenin jeolojik yapısı ile ilgili kapsamlı veriler elde edilmiştir. Araştırmada, bölgenin karstik yapısının yer altı suyu akışını etkileyerek hidrojeolojik sistemler üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Arkeosismolojik bulgular, Phoenix Antik Kenti'nin büyük bir depremden ciddi bir yapısal hasar görmediğini, ancak gözlemlenen bazı deformasyonların zamanla doğal aşınma, iklimsel süreçler ve malzeme yorgunluğuna bağlı olarak gelişmiş olabileceğini ortaya koymaktadır. Bölgenin tarih boyunca karşılaştığı en önemli problemlerden biri su kıtlığıdır. Bu çalışma, antik dönemde bölgedeki su yönetim stratejilerini inceleyerek, sarnıç ve su depolama sistemlerinin kullanımını detaylandırmaktadır. Günümüzde de devam eden su kıtlığı sorununun çözümü için sürdürülebilir su yönetimi ve modern teknolojiler gerekmektedir. Sonuç olarak, bu çalışma Phoenix Antik Kenti'nin jeolojik ve hidrojeolojik yapısına ilişkin detaylı veriler sunmakta, bölgenin sismik ve hidrojeolojik riskleri hakkında önemli katkılar sağlamaktadır. Bu veriler, bölgenin gelecekteki sismik tehlikelerine karşı alınacak önlemler ve su yönetimi stratejileri için bir temel oluşturmaktadır.
Yahyalı-zamantı ırmağı (Kayseri) bölgesinde bulunan kurşun-çinko yataklarının jeolojik, mineralojik ve jeokimyasal özellikleri
Periyodik tablonun, 4. periyodunun 12. grubunda bulunan Zn ile 6. periyodunun 14. grubunda bulunan Pb, metal grubu elementlerdir. Metal grubunun ortak özelliği ısıyı ve elektriği iyi iletmeleri ve kolay şekil alabilmeleridir. Bu özellikleri sayesinde Pb ve Zn, son yıllarda kurşun-asit piller, galvanizasyon, radyoaktif kalkanlama, alaşım, vb. sektörlerde yaygın olarak tercih edilen demir dışı metallerdir. Düşük derecelerde kaynama ve şekil alabilme özelliklerine karşın Pb-Zn cevherleri, oldukça karmaşık bir cevher mineralojisine sahiptir. İç Anadolu bölgesinin güneydoğusunda yer alan Yahyalı-Zamantı (Kayseri) kuşağında madencilik faaliyetleri çok eski tarihlere kadar uzanmaktadır. Ancak bölgedeki cevher yataklarının oluşumu ve kökeni, jeoloji ve metalojeni alanlarında yapılan kapsamlı bir araştırma eksikliği nedeniyle hala tartışmalı olmaya devam etmektedir. Yahyalı-Zamantı kuşağı çoğunlukla bölgesel kıvrımlanma ve itmelere maruz kalan birçok karbonat barındıran Pb-Zn yatağına ev sahipliği yapmaktadır. Ancak bölgede yapılan çalışmalarda cevher yataklarının içerisinde bulunduğu alanın yapısal kontrolleri yeterince anlaşılmamıştır. Bu çalışmada Yahyalı-Zamantı bölgesinde bulunan üç Pb-Zn yatağı (Zengan, Erva ve Almila maden ocakları) jeolojik, metalojenik ve jeokimyasal olarak detaylı incelenmiştir. Saha araştırmaları, jeolojik haritalandırmalar, cevher geometrisi ve ayrıntılı jeokimyasal metotlarla cevher jenezine yönelik çıkarımlarda bulunulmuştur. Yataklardaki cevher metallerinin ana kaynağı hakkında daha iyi yorumlamalar yapılabilmesi, cevher oluşturan sıvıların kökeni ve cevher oluşumunu ortaya çıkarmak amacıyla ocakların farklı seviyelerinden/kotlarından derlenen numuneler üzerinde çeşitli jeokimyasal (XRF, ICP-MS, cevher mikroskopisi, XRD, sıvı kapanım, δO, δC, δS, duraylı ve Pb radyojenik izotopları ve EPMA) analizler yapılmıştır. Üç yatak için de Pb-Zn mineralizasyonu çoğunlukla yoğun masif, stoklu, tabakalı ve yayılmış formlarda, Aladağ Birliğinin KB eğilimli faylarında tortul kayaçlar içerisinde meydana gelmektedir. Tabakalı damarlı/merceksi cevher gövdeleri, Orta Devoniyen yaşlı Aladağ Birliği'nin karbonatlı ve kalkerli örtü kayaçlarında bulunmaktadır. Zengan Pb-Zn yatağının birincil cevherli mineralleri pirit, sfalerit, galen, serüzit; ikincil cevherli mineralleri smitzonit, götit, hemimorfit, hematit ve gang mineraller ise kalsit, kuvars, kaolinit, muskovit, barit, montmorillonit'tir. Erva Pb-Zn yatağının birincil cevherli mineralleri sfalerit, galen, serüzit; ikincil cevherli mineralleri smitzonit, götit, hemimorfit, hematit, anglezit ve gang mineralleri ise kalsit, kuvars, montmorillonit, dolomit, muskovit, halloysit, kaolinit'tir. Almila Pb-Zn yatağının birincil cevherli mineralleri pirit, sfalerit, galen, serüzit; ikincil cevherli mineralleri smitzonit, götit, hemimorfit, hematit, anglezit ve gang mineralleri ise kuvars, kalsit, montmorillonit, dolomit, muskovit, halloysit, kaolinit'tir. δO, δC, δS ve Pb izotopik bileşimlerinden elde edilen sonuçlar, bu yataklar için cevher oluşturan sıvıların çok kaynaklı olduğunu ve çeşitli cevher oluşturan sıvıların karışması sonucunda oluştuğunu göstermektedir. Kararlı İzotop Sonuçları: Zengan, Erva ve Almila madenleri için δ13CV−PDB ve δ18OV−SMOW kararlı izotop sonuçları sırasıyla şu şekildedir: Zengan: δ13CV−PDB: ‰-3.44 – +1.13, δ18OV−SMOW: ‰+18.04 – +26.16; Erva: δ13CV−PDB: ‰+1.47 – +2.19, δ18OV−SMOW: ‰+24.55 – +25.04; Almila: δ13CV−PDB: ‰-5.07 – -3.76, δ18OV−SMOW: ‰+27.04 – +29.05. Bu δ13CV−PDB ve δ18OV−SMOW değerleri, cevher oluşturan sıvılardaki karbonun esas olarak Aladağ Birliği'nin denizel karbonatlarının çözünmesinden ve manto kökenli karbonla karışmasından kaynaklandığını düşündürmektedir. Pb İzotop Sonuçları: Metalojenik aşamada, sülfür minerallerinin 206Pb/204Pb, 207Pb/204Pb ve 208Pb/204Pb izotopik bileşimleri şu aralıklarda değişmektedir: 18.6 – 18.7; 15.7 – 15.8; 38.8 – 39.1. Pb izotopik bileşimleri, üst kıtasal kabuk ve orojenik kuşakta nispeten yoğunlaşmıştır. Kükürt İzotop Sonuçları: Zengan, Erva ve Almila madenlerinden toplanan galen örneklerinin δ34SV−CDT değerleri sırasıyla şu şekildedir: Zengan: ‰6.06 – 6.45; Erva: ‰9.50 – 9.66; Almila: ‰10.58 – 11.30. Her üç ocakta de magmatik-evaporit aralığına düşen kükürt değerleri göstermektedir. Ayrıca, δ34SV−CDT değerleri, kükürdün termokimyasal sülfat indirgenmesi (TSR) yoluyla yerel karbonat-evaporit dizilerinden gelen hidrotermal sıvıların karışımından türetilmiş olabileceğini göstermektedir. Bu durum, cevher oluşturan metallerin muhtemelen kabuk ve orojenezden karışık bir kaynağa sahip olduğunu düşündürmektedir. Buradan cevher oluşturan metallerin kabuk ve orojenezin karışık bir kaynağı olma olasılığını göstermektedir. Yatakların, dünya çapındaki diğer CRD bölgelerine benzer şekilde olduğu görülmektedir. ICP-MS analizinin sonuçları, NTE deseninin genel olarak sağa eğik olduğunu göstermektedir. Nadir toprak elementlerinin toplam miktarı nispeten düşüktür. Zengan, Erva ve Almila sahalarının ∑NTE, ∑HNTE, ∑ANTE, ∑HNTE/ANTE değerleri sırasıyla şu aralıkta bulunmuştur: Zengan: ∑NTE: 10.50 – 45.80, ∑HNTE: 6.80 – 30.20, ∑ANTE: 3.70 – 17.20, ∑HNTE/ANTE: 0.64 – 2.06; Erva: ∑NTE: 10.8 – 18.80, ∑HNTE: 8.20 – 14.6, ∑ANTE: 2.60 – 4.20, ∑HNTE/ANTE: 3.15 – 3.47; Almila: ∑NTE: 4.60 – 9.90, ∑HNTE: 3.10 – 6.80, ∑ANTE: 1.50 – 3.10, ∑HNTE/ANTE: 2.06 – 2.20. Üç saha için de ∑HNTE nispeten zenginleşmiş ve ∑ANTE için ise tükenmiştir. Cevher Yatağı Oluşumu Hakkında Sonuç: Jeokimyasal sonuçlar bir bütün olarak ele alındığında, Zengan, Erva ve Almila (Kayseri) Pb-Zn yataklarının Karbonat Ornatımlı (CRD) tip Pb-Zn yatakları olduğu sonucuna varılmıştır. Bu yatakların kökeni, karbonatlı kayaçlar içerisindeki bölgesel tektonizma tarafından kontrol edilen intrüzyonla ilişkili kurşun-çinko yataklarıyla bağlantılıdır. Cevher oluşumları, Aladağ Birliği içerisinde stratigrafik olarak ve KB eğilimli normal fay sistemi boyunca yapısal olarak kontrol edilmektedir. Üç yatağın da oluşumunda derin kökenli hidrotermal akışkanlar aktif rol oynamıştır. Cevher oluşum süreçlerinde gerilimsel (ekstansyonel) tektonik ortam baskın olmuştur.
Sağır Köy-Kırkbaş Köyü (Yalvaç/ Isparta) boksitlerinin jeolojik, jeokimyasal ve kökensel incelemesi
Isparta'nın kuzey sınırlarında yer alan Kırkbaş ve Sağırköy boksit yatakları, bölgenin jeolojik özellikleriyle ilişkili olarak önemli maden potansiyeline sahip sahalar arasında yer almakta olup, bu bölgede daha önce yapılmış herhangi bir akademik çalışma bulunmamaktadır. Tez konusu kapsamında yapılan bu çalışmada bölgede bulunan boksitlerin, jeokimyasal, kökensel ve jeolojik özellikleri, oluşum ve yataklanmaları, oluşumlarını etkileyen koşul ve faktörlerin belirlenmesi, yorumlanması amaçlanmıştır. Boksitler, gibsit (hidrarjilit) [Al(OH)3], böhmit [AlO(OH)], diyasporit (Al2O3.H2O), minerallerinin bir karışımı olup genellikle silis, TiO2 demir oksit içermektedir. Genel anlamda boksit, alüminyum oksit ve hidroksitlerin karışımından oluşan bir kayaç olarak dikkat çeker. Yoğunluğu 2,5-3,5 g/cm³, sertliği ise 1-3 arasında değişen bu kayaç, kimyasal bileşimine bağlı olarak endüstride değişik alanlarda da kullanılmaktadır. Boksit, alüminyum metali üretiminde temel hammadde olması nedeniyle hem dünya genelinde hem de Türkiye özelinde önemli bir ticari değer taşımaktadır. Isparta (Yalvaç) Kırbaş ve Sağırköy bölgesinde yer alan boksitlere ait çalışma alanından toplanan örnekler üzerinde mineralojik incelemeler yapılmış, bölgenin genel jeoloji çalışmaları yapılmış, araziden alınan veriler değerlendirilerek bölgede bulunan boksitlerin oluşum şartları ve kökenlerinin yorumlamaları yapılmıştır. Boksit ve yan kayaçlardan alınan numunelerin kimyasal analizlere hazırlıkları ve ayrıntılı analizleri (XRD, XRF, FT-IR, ICP-MS, SEM) yapılmış, örneklere ait XRF analizi sonuçları incelenerek istatistik veriler elde edilmiştir. İnceleme alanında bulunan boksitlerin, Hacıalabaz formasyonuna ait Jura-Kretase yaşlı kireçtaşı birimi içerisinde yer aldığı ve Üst Kambriyen–Alt Ordovisyen yaşlı Seydişehir Formasyonu'na ait kumtaşı, çamurtaşı ve kireçtaşı ardalanmasıyla birlikte, yamaç birikintileri ve çökel kaya dokanağının yaklaşık 250 metre güneybatısında yer aldığı gözlenmiştir. Yapılan XRF analizleri ve istatistiksel incelemeler sonucunda, boksit örneklerinin ortalama %48,37 düzeyinde Al2O3 içeriğine sahip olduğu, ayrıca yer yer Al2O3 tenörünün %70'in üzerine çıktığı ve bu değerlerle ekonomik tenör sınırlarının üzerinde seyrettiği belirlenmiştir. Fe2O3 içerikleri ortalama %8,88 düzeyinde ölçülmüş, bazı örneklerde ise bu oranın %21'e kadar yükseldiği tespit edilmiştir. Bu varyasyon, demir oksitlerin boksitleşme süreci sırasında ikincil zenginleşme ürünleri olarak geliştiğini ve özellikle bölgesel ayrışma koşullarının etkisini yansıttığını göstermektedir. Ayrıca, ortalama %33 seviyesinde olan SiO2 içeriği, bazı numunelerde %50'nin üzerine çıkarak, silis açısından zenginleşmiş ve kaolinitik fazların hakim olduğu boksit türlerinin varlığını işaret etmektedir. Bu durum, söz konusu yatakların yüksek alümina içeriğiyle dikkat çeken, ekonomik potansiyele sahip karstik boksit yatakları olduğunu ortaya koymaktadır. Jeokimyasal veriler, boksitlerin yalnızca tek evreli lateritik ayrışmayla değil, aynı zamanda çok aşamalı alterasyon ve taşınım süreçleriyle şekillendiğini ortaya koymaktadır. Ana kaya olarak feldspatça zengin (muhtemelen gnaysik) birimlerin ayrışması sonucu ortaya çıkan malzemenin, karstik kireçtaşları içerisinde gelişen boşluklara taşınarak burada biriktiği düşünülmektedir. Bu taşınım sürecinde, alüminyum ve silisyum içeren mineraller birlikte çökelmiş; böylece hem alümina hem de silis bakımından zengin, karstik karakterli, taşınmış bir boksit tipi gelişmiştir. Hacıalabaz formasyonunun kireçtaşlı seviyeleri içinde bazalt ara seviyeleri veya dayk/sill intrüzyonları bulunması, bu bazaltların daha sonra yüzeylenip ayrışmaya maruz kalmasına olanak sağlamıştır. Boksitlerin jenezi mafik bileşimli bazaltlar, yüksek oranda Al2O3 içerebilecek feldispatlar ve mafik mineraller olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, Sağır Köy-Kırkbaş Köyü boksitleri, yüksek Al2O3, değişken Fe2O3 ve yer yer yüksek SiO2 içerikleriyle karakterize olup, karstik ortamlarda şekillenen, çok evreli bir jeolojik gelişim sürecinin ürünüdür. Bu yataklar, yalnızca lateritik ayrışmanın değil; aynı zamanda bölgesel metamorfizma, alterasyon, taşınım ve yeniden çökelme süreçlerinin ortak etkisiyle oluşmuş, mineralojik olarak zenginleşmiş karmaşık bir yapıya sahiptir.
InSAR uygulamalarında sentinel-1 verilerinin yüzey deformasyonunun tesbitinde kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi
InSAR kullanılarak yer yüzeyindeki deformasyonların, özellikle de heyelanların başarılı bir şekilde tespiti her zaman mümkün olmamıştır. Bu sorunun üstesinden gelebilmek için mevcut InSAR araçlarında iyileştirmelere ihtiyaç vardır. Bu çalışma, çok boyutlu InSAR ürünlerini kullanarak Antalya'nın heyelan riski yüksek olan Büyükalan bölgesindeki yüzey deformasyonlarını tespit etmeye yönelik iki yeni yaklaşım geliştirmekte ve değerlendirmektedir. Sentinel-1 verilerine (2015–2020 yılları arası) dayalı çok zamanlı InSAR analizi, LiCSAR-LiCSBAS iş akışı kullanılarak gerçekleştirilmiş, ardından iki yeni yaklaşım uygulanmıştır: Çok Boyutlu InSAR Araştırma ve Analizi (MIRA) ile Crosta'nın InSAR uygulaması (InCROSS). Kümülatif LOS (doğrultu görüş) hız haritaları, alçalan yörüngelerde yıllık −10,996 mm ile 10,449 mm, yükselen yörüngelerde ise −38,496 mm ile 37,957 mm arasında değişen deformasyon hızlarını ortaya koymaktadır. Düşey ve doğu–batı bileşenlerine yapılan ayrıştırma sonucunda, düşey deformasyon –19,401 mm/yıl ile 23,173 mm/yıl; yatay deformasyon ise –28,515 mm/yıl ile 29,104 mm/yıl arasında değişmektedir. MIRA, deformasyon kümelerini belirlemek için n-boyutlu bir görselleştirici ve SVM sınıflandırıcısı kullanırken, InCROSS ise deformasyon özelliklerini vurgulamak için Temel Bileşen Analizi (PCA) uygular. MIRA, klasik InSAR ürünlerine kıyasla deformasyon tespit kapasitesini artırmakta, InCROSS ise bu ürünleri bütünleştirmektedir. Sonuçların karşılaştırılması, iki yöntem arasında %80,48 oranında bir uyum olduğunu göstermektedir. Genel olarak, InSAR'ın istatistiksel ve çok boyutlu analizlerle entegrasyonu, heyelan riski taşıyan bölgelerdeki yer deformasyonlarının tespiti ve yorumlanmasını önemli ölçüde geliştirmektedir.
Yeşilova (Burdur) ofiyolitinde yer alan izole daykların jeokimyası ve petrojenezi
İnceleme alanı Marmaris (Muğla) peridotitleri içerisinde yer alan Yeşilova (Burdur) ofiyolitinde yer almaktadır. Yeşilova ofiyolitleri ultramafik-mafik kayaçlar ve diyabaz dayklardan oluşmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında Burdur ili, Yeşilova ilçesine bağlı Salda - Düden - Doğanbaba köyleri çevresinde ultramafik ve mafik kayaçların, bu kayaçları kesen daykların petrografik, petrolojik ve petrojenetik özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu tez Yeşilova ofiyoliti içerisinde yer alan izole diyabaz dayklar ile ilgili ilk ayrıntılı çalışma olacaktır. Çalışma alanında bulunan ultramafik-mafik kayaçlar çoğunlukla alterasyon göstermektedir. Ultramafik-mafik kayaçların arazi petrografik incelemeler sonucunda verlit, gabro, serpantinit bileşiminde olduğu ve daykların ise diyabaz bileşiminde olduğu belirlenmiştir. XRD ve SEM analizleri sonucunda kayaçlar içerisinde yer yer birincil ve ikincil mineraller tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre kayaçlarda genellikle birincil mineraller olivin (forsterit); klinopiroksen (ojit ve diyopsit); plajiyoklaz (labradorit); ve magnetit, kromit, spinel, rutil, titanit ve zirkon gibi minerallerinden oluşmuştur. İkincil mineraller ise genellikle lizardit, klinoklor, klinozoisit, prehnit ve kalsit gözlenmiştir. Jeokimyasal analizler sonucunda göre ultramafik-mafik kayaçlar peridotitik, dayklar ise gabroik özelliktedir. Ultramafik-mafik kayaçlar ve dayklar genellikle AFM diyagramlarına göre toleyitik özellik göstermekte, L3-1 ve L4-1 ultramafik-mafik kayaç örneği ve L11-3 dayk örneğinin ise alkalen bileşime sahip olduğu gözlenmiştir. Ana kayaç ve dayk örneklerinin kondrite ile normalize edilmiş çoklu iz element diyagramlarında kayaçların LIL (Rb, Ba, K, Sr, Eu) elementlerinde hafif bir zenginleşme, HFS elementlerinde (Th, U, Ce, Ta) ise tüketilme görülmektedir. Petrojenetik incelemelere göre hem ana kayaçlar hem de diyabaz daykların dalma - batma zonu (SSZ) ile ilişkili oluştuğu ve toleyitik bir magmadan türediği belirtilebilir.
D400 karayolunun Antalya Kemer kesiminde kaya düşme potansiyeline yönelik tehlike sınıflandırma sistemi uygulaması ve mevcut sistemin geliştirilmesi
Bu çalışmanın amacı Antalya-Muğla karayolunun (D400) Sarısu-Kemer arasında kalan kesimindeki yol yarmalarında kaya düşmesi tehlike sınıflandırma sisteminin geliştirilerek uygulanmasıdır. Bu amaçla geliştirilmesi planlanan kaya düşmesi tehlike sınıflandırması A.B.D'nin Tennessee eyaletinde uygulanmakta olan sistemdir. Bu araştırmada; yol geometrisi ve trafik koşullarına bağlı olarak gelişen çeşitli parametreleri (şev yüksekliği, araç risk ortalaması, hendek etkinliği, blok algılama mesafesi, yol genişliği, kaya düşme tarihçesi, şevdeki su varlığı) tehlike derecelerine göre sayısal olarak sınıflandıran ve "Tennessee Kaya Düşmesi Tehlike Sınıflandırma Sistemi (RHRS)" olarak adlandırılan yöntemin kullanılması amaçlanmaktadır. Bu sisteminin jeolojik değerlendirmeler bölümünde ilk olarak şev yenilme türleri (düzlemsel, kama, devrilme, farklı bozunma ve döküntü) belirlenmektedir. Daha sonra belirlenen şev yenilme türlerinin yoğunluk, blok boyutu, diklik, sürtünme gibi parametrelerinin çalışma alanında bulunma yüzdelerine göre puanlaması yapılmaktadır. Bu parametrelerin puanlamasının kişiden kişiye değişebileceği sistemin eksikliği olarak düşünülmektedir. Bu nedenle, "Kaya Düşme Tehlike Sınıflandırma Sistemi"nin jeolojik karakterizasyon bölümü yerine, "GSI Kaya Kütlesi Sınıflama Sistemi" olarak adlandırılan yöntemin kullanılarak, sistemin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Böylece, sistemde kişiden kişiye değişebilecek yorumlamalar ortadan kaldırılmış olacaktır. Tez kapsamında Antalya-Muğla karayolunun Sarısu-Kemer mevkiinde yapılan arazi çalışmaları sonunda 1 adet B-sınıfı şevi ve 7 adet A-sınıfı şevi tespit edilmiş ve A-sınıfı şevlerin ayrıntılı sınıflandırma çalışmaları yapılmıştır. 200 puan üzerindeki şevlerin hem saha ve yol geometrisi, hem de kaya kalite göstergesi bakımından diğerlerine göre daha yüksek puanlar alarak en tehlikeli şevleri oluşturdukları görülmüştür.
Optik ve radar uzaktan algılama görüntüleri kullanılarak litolojik birimlerin farklı sınıflandırma teknikleri ile karşılaştırılması
Bu çalışmada Antalya'nın batısında kalan Batı Torosları içine alan bölgenin uzaktan algılama verilerinden optik görüntüleri (ASTER), Polarimetrik Sentetik Açıklıklı Radar (SAR) görüntüleri (Sentinel-1) ve sayısal yükseklik modeli (DEM) verilerinden yararlanılarak litolojik haritalaması yapılmıştır. Sınıflandırma yöntemlerinden maksimum benzerlik sınıflandırması, makine öğrenme algoritmalarından destek vektör makinaları ve rastgele orman ile derin öğrenme algoritması olan yapay sinir ağları sınıflandırmalarının kullanılması ve bunların birbirleri ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Optik ve radar uzaktan algılama verileri ile DEM verileri farklı kombinasyonlarda birleştirilerek oluşturulan girdi veri setleri, farklı sınıflandırıcı algoritmaları ile sınıflandırılmıştır. Bu tez çalışması kapsamında Kemer ve çevresini içine alan pilot bölgede kayaçların detay mineral tayini için, ince kesitlerin farklı açılarda görüntüleri alınarak sınıflandırması da yapılmıştır. Elde edilen mineral oranlarından spektral karışımlar üretilmiştir. Bu spektral karışımlardan türetilen spektral imzalar ve mevcut spektral kayaç kütüphanesinden elde edilen spektral imzalar kullanılarak Spektral Açı Haritalayıcı (SAM) analizi yapılmış ve sonrasında litolojik sınıflandırmalar da üretilmiştir. Tüm analizlere ilişkin sonuçlar, mevcut jeoloji haritası ve arazi gözlemleri ile karşılaştırılarak, doğruluk analizi yapılarak neticelendirilmiştir.
Afyon Sultandağı fayı çay segmentinde aktif tektonik ve paleosismoloji çalışması
Isparta Büklümü'nün kuzeyinde bulunan, Sultandağı'nın KKD'sunu sınırlayan Sultandağı Fayı, Türkiye Diri Fay Haritasına göre 115 km uzunluğunda ve K30-60B / 60 KD doğrultu ve eğimli, eğim atımlı normal bir faydır. Sultandağı Fayı Emre vd. (2016)'ya göre 6 segmentten oluşmaktadır. Bu çalışmada Çay Segmenti üzerinde fayın paleosismolojik özelliklerinin ortaya konulması amacıyla, hendekli paleosismoloji ve aktif tektonik araştırmaları yapılması amaçlanmıştır. Çay Segmenti, yaklaşık 12 km uzunluğunda olup K80D/64KB olarak uzanım göstermektedir. Tezin çalışma alanları içerisinde Paleozoik'ten günümüze birçok birim bulunmakta Sultandağı Fayı bu birimlerin hepsiyle ilişkili olup, çalışmada odaklandığımız Maltepe Köyü çevresinde Kuvaterner birimleri içerisinde gözlenebilmektedir. Çay Segmenti üzerinde meydana gelen ve yüzey kırığı oluşturan son deprem, 3 Şubat 2002 tarihli Mw:6,5 büyüklüğündeki depremdir. Çay Segmenti'nin Holosen devrindeki aktivitesi ve faylanma kinematiği hakkında bilgiler elde edilmesi amacıyla paleosismolojik hendek çalışması gerçekleştirilmiştir. Açılan hendek duvarında Holosen devrinde meydana gelen üç deprem belirlenmiş ve tarihlendirilmiştir.
Alanya şehir merkezi plaj kumlarının doğal ve yapay radyoaktivite seviyeleri ile insan sağlığı üzerindeki etkisi
Alanya şehir merkezi plaj kumlarının HPGe gama spektrometre sistemi kullanılarak, 226Ra, 232Th ve 40K doğal ve yapay radyoaktivite seviyeleri ölçülmüştür. Plaj kumu örneklerinde 226Ra, 232Th ve 40K radyoaktivite seviyelerinin ortalama değerleri sırasıyla 17,06 ± 1,68, 25,04 ± 2,88, 276,88 ± 17,24 Bq/kg olarak hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar radyasyon sınır değerlerinin altında olup halk sağlığı açısından herhangi bir risk tespit edilememiştir. Bunlara ilaveten, hesaplanan radyolojik risk parametreleri; radyum eşdeğer aktivitesi (Raeq), soğurulan gama doz hızı (D), yıllık etkin doz eşdeğeri (Eaed), dış (Hex) ve iç (Hin) tehlike indeksi, gama seviye indeksi (Iy) ve yaşam boyu kanser riski (ELCR) hesaplanmış olup, bütün parametreler uluslararası kabul edilen radyasyon sınır değerlerinin altında olup halk sağlığı açısından tehlike göstermemekte birlikte bölgenin radyolojik durumunu yansıtan dağılım haritaları oluşturulmuştur. Plaj kumlarında XRF analizi sonucunda jeokimyasal analizler gerçekleştirilerek majör ve eser element konsantrasyonları belirlenmiştir. Al, Fe, Mg Ti, Co, Zn, Ga, R, Y, Ba, Pb, Pa ve Tb gibi ağır metal elementleri Alanya (A1 – A25) numunelerinde, Alanya Kalesi (K26 – K50) numunelerine göre biraz daha düşük bulunmuştur.
Alanya (Antalya) baritlerinin jeolojik jeokimyasal ve kökensel incelemesi
Antalya bölgesi ile ilgili endüstri ve madencilik alanında hammadde, maden yatakları açısından yapılan çeşitli araştırmalar ve çalışmalar mevcuttur. Tez konusu kapsamında yapılan bu çalışmada bölgede bulunan baritlerin, jeokimyasal, kökensel ve jeolojik özelliklerinin yanı sıra yataklanma ve oluşumları, oluşumlarını etkileyen koşul ve faktörlerin saptanması, yorumlanması amaçlanmıştır. Alanya (Antalya) bölgesinde yer alan baritlere ait örnekler üzerinde mineralojik, jeolojik incelemeleri yapılmış, alınan veriler değerlendirilmiş, araziden de alınan bilgiler bölgede bulunan baritlerin oluşum, ortam şartları ve kökenlerinin yorumlanması amacıyla kullanılmıştır. Barit ve yan kayaçlardan alınan numunelerin kimyasal analizleri yapılmış, alınan veriler ile istatistik tablolar oluşturulmuş, örneklere ait karşılaştırmalar yapılarak istatistik veriler elde edilmiştir. Alanya (Antalya) bölgesinde bulunan ''Yiğit-I'', ''Kızıltaş'', ''Efe'' barit ocakları ve çevresindeki baritlerin jeolojik, jeokimyasal ve köken yorumlamaları yapılmıştır. Tez çalışması ile üç farklı ocak incelenmiştir. Çalışmaya konu baritler Alanya masifi içerisinde yer almaktadır. Bölgedeki barit yatakları oluşumu Paleozoyik yaşlı olduğu ve Geç Kambriyen-Erken Ordovisiyen dönemine gerçekleştiği bilinmektedir. Formasyon içerisinde barit cevherleri çoğunlukla kalkşist seviyelerinde gözlenmektedir. Kuvars, dolomit ve kalkerler içerisinde damar, damarcık ve filonlar şeklinde bulunmaktadır. Kalınlıkları santimetre boyutundan 2-6 metreye kadar kalınlığa, 20-100 metreye kadar ulaşan uzunluğa sahip olduğu belirlenmiştir. Barit örneklerine yapılan kimyasal analizlere göre XRD diyagramlarında; baritin (% 98-100) ana mineral olduğu, XRF verilerine göre yan kayaçlardan alınan örneklerde Ba oranı yüksek, kalsit ve silisin yoğun olduğu gözlenmiştir. Cevherleşmelerin alt kısımlarına doğru kalsit, kuvars, pirit, gibi minerallerin birleşimine katıldığı belirlenmiştir. Taramalı elektron mikroskobu (SEM) analizine göre Ba ile birlikte Fe, O, Na, Mg, Al, Si, S, K, Sr elementlerine ait değerler görülmektedir. FT-IR analizi ile numunelerin, barit kılavuz spekturumu ile aynı pikler gözlenmiştir. Sıvı kapanım analizinde örneklerde yapılan tüm incelemelerde (kapanımlar çoğunlukla yetersiz boyutlarda ve genel olarak hareketli olduklarından) ölçülebilecek nitelikte sıvı kapanıma rastlanamamıştır. Ana oksit, iz ve nadir toprak element analizleri verileri ile diyagramlar ve istatistik veriler oluşturularak yorumlanmıştır. 87Sr/ 86Sr izotop analiz sonuçları % 0,709967-0,711759 değerleri arasında olup kökensel olarak denizel ve akarsu ortamını temsil etmekte ve baritlerin hidrotermal ortam koşullarında oluştuğunu göstermektedir. Bölgedeki baritlerin iz element ve mineral içerikleri, yatak şekilleri, 87Sr/ 86Sr izotop analizleri, sıvı kapanım analizleri ve diyagramları köken belirlemede önemli kılavuzdur. Çalışma alanında baritler, yan kayaçlarında bulunan dolomit ve kalsit içerisinde filon ve damarlar şeklinde yer almakta ve sıvı kapanımların ölçülemeyecek kadar az olması düşük tuzluluğu temsil etmekte ve 87Sr/86Sr izotop değerlerinin 0,70-0,71 arasında olması hidrotermal oluşum ortamını yansıtmaktadır. Ayrıca inceleme alanına ait oluşturulan genel jeoloji haritaları ve stratigrafik kesitlerin tamamında barit cevherleri paleozoyik yaşlı mermer, kireçtaşı, dolomit birimlerinin içerisinde yer almaktadır.
Güneybatı Türkiye'de geç holosen (MÖ. 1500 - MS. 1500) iklim kayıtlarının mağara çökelleri ile araştırılması
Bu tez çalışmasında, Antalya, GB Türkiye'de bulunan Molla Deliği Mağarası'ndan alınan bir dikit kullanılarak, geç Holosen (MS 1500 – MÖ 1500) süresince meydana gelen iklim değişikliği izleri araştırılmıştır. Yüksek çözünürlüklü vekil verilerin sağlanması için Mol-2 dikiti üzerinde bir dizi jeokimyasal analizler uygulanmıştır. Yaşlandırma analizleri için Uranyum-serileri yöntemi gerçekleştirilmiştir. Geçmiş hidrolojik koşulları belirleyebilmek için ise duraylı izotop ölçümleri (δ18O ve δ13C) uygulanmıştır. Mol-2 dikiti üzerinde toplam üç adet yaşlandırma, 211 adet duraylı izotop analizi yapılmıştır. Mol-2 dikiti üzerindeki analitik uygulama sonuçlarına göre, Mol-2 dikiti günümüzden önce (GÖ) 1.728±0.034 yıl ile GÖ 3.578±0.056 aralığında çökelmiştir. Duraylı izotop analiz sonuçlarına göre Mol-2 dikitinin δ18O değerleri -4.56‰ ile -5.83‰ arasında değişirken, δ13C değerleri -7.12‰ ile -9.28‰ arasında değişmektedir. Yaşlandırma analizlerine göre Mol-2 dikiti geç Holosen süresince meydana gelen değişimleri yansıtmaktadır. Mol-2 dikitine ait δ 13C verileri efektif nemde meydana gelen değişimleri kaydetmiş olup, δ18O değerleri yağışta meydana gelen değişimleri yansıtmaktadır. Sonuç olarak, Mol-2 dikitinden elde edilen tüm vekil veriler Antalya bölgesi için güvenilir paleoiklim verisi olarak yorumlanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Antalya, Dikit, Duraylı İzotop, GB Türkiye, Geç Holosen, Paleoiklim, Sarkıt, Uranyum serileri
Köprüçay-Beşkonak (Antalya) bölgesindeki akarsu sedimanlarının ve su numunelerinin ağır metal içerikleri, kökeni, mekansal analizi ve kirlilik endeksleri
Çalışma Bölgesi olan Beşkonak – Köprüçay, Antalya'nın doğusunda bulunmaktadır. Bölgede, rafting turizmi yaygın olarak görülmektedir. Beşkonak'ta rafting yapmak için gelen turist sayısı 1,5 milyonu aşmış durumdadır. Bölgedeki ağır metal içeriği ve suyun insan sağlığını tehdit edip etmediğinin açığa çıkarılması amacıyla yapılan çalışmalarda önem arz etmiştir. Çalışmalarda alınan numuneler sistemli bir biçimde alınmıştır. Alınan su numuneleri üzerinde pH, iletkenlik, sertlik, tuzluluk ve EDTA değerleri kontrol edilmiştir. Alınan sediman numuneleri üzerinde elek analizi, kızdırma kaybı, XRF, analizi yapılmıştır. XRF analizi sonucunda elde edilen veriler ile zenginleşme faktörü, jeo-birikim indeksi ve kirlenme faktörü hesaplamaları yapılmıştır. Yapılan literatür çalışmalarıyla birlikte elde edilen bulgular göz önüne alınarak ağır metal içeriği hakkında bilgi edinilmiştir. Köprüçay – Beşkonak'ta yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisini çeken rafting turizminin etkilenmemesi adına sedimanlardaki ağır metal içeriklerinin sağlığımıza olan etkilerinin ortaya çıkarılması amacıyla analiz, ölçüm ve hesaplamalar ile verilere ulaşılmıştır. Çalışma alanında her yıl ziyaret eden turist sayısı dikkate alındığında ağır metal içeriği ve su analizlerinin düzenli olarak yapılması, kirliliğe yol açacak durumların önlenmesi önem arz etmektedir.
Gölbaşı (Adıyaman) kömürlerinde ana-eser element zenginleşmeleri ve çevresel etkileri
Ülkemizde Gölbaşı (Adıyaman) Bölgesinde önemli miktarlarda linyit rezervleri bulunmaktadır. Linyitler Neojen yaşlı kayaçların içerisinde yer alır. Bölgedeki kömürlerde taban kayaçları üstten alta doğru kömür izli kil birimleri, kil, marnlı seviyeler, alt kısımda ise, siltli kumlu ve çakıllı litolojiler olarak görülmektedir. Kömürün tavan kayaçları; kalkerli kil, mavi renkli kil ve çakıldan oluşmaktadır. Fosil yakıtlardan ülkemizde en fazla rezerve sahip olan kömürün çıkarımı ve yakılması sonucu, kömürün element zenginleşmesi çeşidine bağlı olarak çevre ve canlı sağlığı üzerinde çeşitli etkileri vardır. Belirlenen ana-eser element miktarları dünyadaki çeşitli bölgelerdeki kömürlerle karşılaştırılarak yüksek değer içeren elementler belirlenmiş, çevre ve canlı sağlığı açısından etkileri değerlendirilmiştir. Ayrıca istatistiksel analizler yardımıyla pearson korelasyon katsayısı hesaplanarak korelasyon matrisleri oluşturularak elementlerin birbiriyle olan ilişkileri ortaya konmuş ve XRD tüm kaya ve detay kil analizleri yardımıyla ortamsal kökeni hakkında çıkarımlar yapılmıştır. Ana-eser element analizleri değerlendirme sonuçlarına göre çalışma alanına ait kömür ve kömürlü birimlere ait örneklerde Dünya linyit ortalamaları referans alındığında ortalama değer üzerinde kalan eser elementler Be, Sc, V, Co, Zn, Se, Sr, Zr, Nb, Mo, Ag, Sn, Sb, Ba, W ve U olarak belirlenmiştir. Bu elementler çevresel açıdan değerlendirildiğinde Ba, Co, Sb, Be, Zn, Se, Mo ve U elementlerinin çevre ve canlı sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. XRD tüm kaya ve kil analizi sonucuna göre bulunma oranları bolluklarına göre kuvars, kalsit, kil mineralleri, dolomit, feldispat, jips, pirit, mika ve klorit mineralleri olarak belirlenmiştir. Kil mineralleri ise smektit, illit, kaolinit ve klorit mineralleri şeklinde tespit etmiştir. Baskın kil minerallerinin smektit, illit ve klorit olduğu görülmüştür. Kil minerallerinin dağılımı ve farklı oranları, bunların havza dışından gelen detritik kökene ait olduğu sonucunu doğurmaktadır.
Tekirova ofiyolitlerinde yeralan mafik ve ultramafik kayaçların jeokronolojisi ve petrojenezi
Isparta açısının güneybatı bölümünde yer alan Antalya Kompleksi, Tekirova ve Gödene zonları içerisinde ofiyolitik birimleri kapsamaktadır. Tekirova Zonunda volkanik birimler haricinde tüm ofiyolitik seriye rastlanmakta olup; Gödene Zonunda ise ofiyolitli melanj içerisinde serpantinleşmiş harzburjit, piroksenit, gabro ve bu kayaçları kesen izole diyabaz dayklar, bazik volkanikler ve derin deniz sedimanları bulunmaktadır. Tekirova Zonunda yer alan izole dayklar genellikle grimsi renkte, ince taneli ve kırıklı-çatlaklı bir yapıya sahiptirler. Kalınlıkları genellikle 1-2 m arasında değişmektedir. Gödene Zonunda yer alan izole dayklar ise Tekirova zonunda yer alan izole dayklara göre daha açık renkli olup; kalınlıkları genellikle benzer boyuttadır. Gödene Zonunda bulunan izole daykların, Tekirova Zonuna göre daha altere olduğu gözlenmiştir. Arazi çalışmalarında gözlemlenen alterasyon türleri genellikle serpantinleşme ve rodenjitleşmedir. Tekirova ve Gödene zonlarında yer alan ana kayaçların petrografik özellikleri incelendiğinde serpantinit ve gabro bileşimine, izole daykların ise diyabaz bileşimine sahip olduğu belirlenmiştir. Bu zonlarda bulunan ana kayaçlar ve izole daykların içerdiği mineraller üzerine yapılan mineral kimyası çalışmaları ile plajiyoklazların genellikle labrador, klinopiroksenlerin diyopsit, ortopiroksenlerin enstatit ve amfibollerin ise magnezyo-hornblend bileşiminde olduğu tespit edilmiştir. Tekirova Zonu izole dayklardaki amfiboller içerisinde yer alan titanyum içeriklerine göre kristalleşme sıcaklıkları ortalama 626-750°C'dir. Gödene Zonuna ait gabro (ana kayaç) örneğindeki piroksen (orto ve klinopiroksen) minerallerinde yapılan, 2 (iki) piroksen jeotermobarometresine göre kristalleşme sıcaklığı ortalama 876-941°C ve basıncı ortalama 4.6 kbar olarak hesaplanmıştır. Tekirova Zonunda yer alan izole daykların tüm kayaç jeokimyasal analiz sonuçlarına göre genellikle gabro, ana kayaçların gabro ve gabroikdiyorit bileşimli, Gödene Zonunda yer alan izole dayklar ve ana kayaçların gabro bileşimli olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, bu zonlarda yer alan tüm kayaçlar toleyitik özelliktedir. Tekirova ve Gödene zonlarına ait ana kayaç ve izole daykların, ilksel mantoya göre normalize edilmiş, çoklu iz element diyagramlarında, büyük iyon yarıçaplı litofil elementlerde zenginleşme, yüksek çekim alanlı elementlerde ise hafif tüketilme ve MORB çizgisi ile paralellik göstermektedir. Kondrite göre normalize edilen nadir toprak elementleri diyagramlarında, Tekirova Zonu izole dayklarının hafif nadir toprak elementlerinde tüketilme ve ağır nadir toprak elementlerinde yatay ve yataya yakın bir trend gözlenirken; Gödene Zonunda yer alan izole dayklarının LRE elementlerinde tüketilme ve HRE elementlerinde ise yataya yakın bir dağılım mevcuttur. Ayrıca, tüm bu kayaç örnekleri yay önü bazaltları alanında yer almaktadır. Yapılan petrojenetik incelemeler sonucunda Tekirova ve Gödene zonlarına ait izole daykların tüketilmiş manto kaynağından dalma-batma zonu bileşenleri ile zenginleştiği, yitim ile ilişkili ve yay önü bazaltları alanında yer aldığı ve ada yayı toleyitikleri bileşimli olduğu tespit edilmiştir. Yapılan radyojenik izotop (Stronsiyum, Neodimyum, Kurşun) analizlerine göre, Tekirova ve Gödene zonlarına ait izole daykların ilksel Sr ve Nd elementleri korelasyon diyagramlarında ada yayı volkanikleri alanında yer aldığı ve Pb elementine göre yapılan değerlendirmelere göre Tekirova ve Gödene zonlarına ait tüm kayaçların alt kabukta ve MORB ve EM II bileşim bölgesine yakın olduğu görülmektedir. Ancak, yapılan incelemelerde kıtasal kabuk kaynağı ile ilgili belirleyici bir özellik olmaması nedeniyle bu kayaçların MORB kaynağından türediği ve dalan levhada bulunan sedimanların magmanın manto kaynak bölgesini zenginleştirerek radyojenik kurşunun artmasına sebep olduğu belirtilebilir. Yapılan jeokronolojik analizler ile, titanit U-Pb yaşlandırmasına göre, Tekirova Zonunda yer alan diyabaz dayk örneklerinin kristalleşme yaşı 80.47 ± 4.77 ve 89.40 ± 13.40 My tespit edilmiş, bu verilere göre kayaçların yaşının Geç Kretase olduğu belirlenmiştir. Tüm bu veriler sonucunda Tekirova ve Gödene zonlarında yer alan izole dayklar ve ana kayaçların dalma-batma zonunda slab roll-back ile N-MORB kaynaklı spinel içeren peridotitlerin % 10-20 kısmi ergimesi sonucu türediği, yay ile ilgili ortamda, yay önünde oluştuğu belirtilebilir.
Mars gezegeni jezero kraterinin multispektral ve hiperspektral verileri kullanılarak mineralojik haritalanması
Bu çalışmada, Mars gezegeni Isidis Planitia bölgesinde bulunan Jezero Kraterinin Mars yörüngesinde bulunan Mars Keşif Yörüngesi (MRO) üzerindeki Kompakt Keşif Görüntüleme Spektrometresi (CRİSM) enstrümanından elde edilen uzaktan algılama verileri il mineralojik haritalaması yapılmıştır. Crism görünür – kısa dalga kızıl ötesi dalga boyu aralıklarını kapsayan hiperspektral bir uzaktan algılama algılayıcısıdır. Bu tez çalışması kapsamında Jezero Kraterinin uzaktan algılama yöntemleri (bant oranlama, dekorelasyon germesi, temel bileşen analizi ile Crosta teknikleri) kullanılarak mineral haritalaması yapılması amaçlanmıştır. Çalışma alanında Ferrik oksit, magnetit, dolomit, hornblend, kuvars, piroksen olivin, magnezyum sülfat, götit, diaspor mineralleri haritalanmıştır. Çalışmada, mineral haritalama için atmosferik ve topografik koşulların etkisinin en aza indirgenmesi için bant oranlama tekniği seçilmiştir. Ayrıca Crosta tekniği ile aynı mineraller için haritalama yapılarak, iki teknik sonucu karşılaştırılmıştır. Bu analizlere ek olarak çeşitli bant kombinasyonlarına ilişkin dekorelasyon germesi işlemleri de yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar göstermiştir ki; görünür-kısa dalga kızılötesi dalga boyu aralığında multispektral ve hiperspektral veri setleri ile karasal gezegenler için mineral haritalama yapmanın mümkün olduğu anlaşılmıştır.
Bolu masifinde yeralan metagranitik kayaçların petrolojisi ve petrojenezi
Bolu Masifi'nde yer alan Kapıkaya plütonik kayaçları çalışma konusu olarak belirlenmiş olup, bu kayaçların arazi, petrografik özellikleri, mineral, tümkayaç ve radyojenik izotop jeokimyası, verileri kullan kullanılarak bu kayaçları oluşturan magmanın özellikleri, kökeni ve oluştuğu jeodinamik ortam hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Kapıkaya Plüton'unu oluşturan kayaçlar orta ve iri taneli granodiyorit ve granit bileşimine sahiptir. Kapıkaya Plüton'unda kuvars, plajiyoklas, K-feldispat, biyotit ve amfibol mineralleri bulunmaktadır. Aksesuar mineraller olarak apatit, zirkon, titanit ve opak mineraller bulunmaktadır. Serisitleşme, kloritleşme, killeşme, epidotlaşma kayaçlarda görülen alterasyon türleridir. Arazi ve petrografik incelemeler sonucunda metamorfik özellikleriden dolayı bu kayaçlar, genel itibariyle, metagranitler olarak adlandırılmıştır. Kapıkaya Plütonu'nda yer alan kayaçların toplam alkali (Na2O+K2O) değerleri % ağırlık 3.3 - 6.6; SiO2 değeri % ağırlık 66.60 - 72.80 arasında yeralmakta olup; TAS diyagramında örnekler granodiyorit ve granit alanında yer almaktadır. Örneklerin A/CNK değerleri 0.97-1.11 oranlarına sahiptir ve I-tipi özelliği işaret etmektedir. Harker varyasyon diyagramlarında kayaç örnekleri TiO2, Al2O3, Fe2O3, MgO ve CaO, silikanın artışı ile negatif ve K2O ile pozitif korelasyon göstermektedir. İlksel mantoya göre normalize edilen çoklu element diyagramlarında, Kapıkaya örneklerinde LIL elementlerinde zenginleşme ve HFS elementlerinde tüketilme gözlemlenmiştir. Bu sonuçlar genellikle dalma batma kökenli magmatizmaları betimlemektedir. Bu kayaçlarda (La/Yb)N=1.38-57.03 aralığında değişen oranları ile LREE açısından orta-yüksek zenginleşme gösterirken, negatif Eu anomalileri (Eu/Eu*=0.82-2.72) ve (Gd/Yb)N=0.64-1.34 oranları orta HREE ayrımlaşmasını göstermektedir. Bunun yanında kondrite göre normalize REE bileşimleri, Kapıkaya örneklerinin LREE açısından zenginleşme ve HREE açısından ise tüketilmeye işaret etmektedir. Kapıkaya Plütonu'na ait kayaçların U-Pb titanit yaşları 235 My olup, Paleozoyik dönemine karşılık gelmektedir. Kapıkaya Plütonu'na ait örneklerde Sr izotopik analiz 87Sr/86Sr(i) (0.703332-0.704861) ve Nd izotopik analiz değerleri 143Nd/144Nd(i) (0.512104- 0.512193)) aralığında değerler vermektedir. Sr(i) - Nd(i) diyagramında örnekler düşük Sr ve yüksek Nd alanında yer alırken, bazı metagranodiyorit bileşimli örnekler ise yüksek Sr ve yüksek Nd alanında yer almaktadır. εNd(t) değerleri ise -0.28 ile -3.94 aralığındadır. Tektonik ayrım diyagramlarında, metagranodiyorit ve metagranitler genellikle volkanik yay alanında bulunmaktadır. İncelenen kayaçların kristallenmeleri esnasındaki basınç değerleri 3.4-17.3 kbar arasında ve sıcaklık değerleri 948-9610C arasında değişmektedir. Tüm bu verilere göre, Kapıkaya plütonun kıtasal kabuk içerisinde, sulu magma(lar)dan itibaren sığ derinliklere (7.5-8.5 km) yerleştiği ileri sürülebilir.
Demre/Antalya düzensiz katı atık depolama tesisinin bulunduğu bölgedeki toprak yapısının ağır metal içerikleri, kökeni, mekansal analizi ve kirlilik endeksleri
Çalışmamız, Demre Düzensiz Katı Atık Depolama Tesisinin bulunduğu bölge toprak yapısındaki ağır metal içeriklerini, orijinlerini, mekansal dağılımlarını ve kirlilik indekslerini araştırmayı amaçlamaktadır. Toprakta ağır metallerin varlığı hem çevre kalitesi hem de insan sağlığı üzerinde zararlı etkilere sahip olabilir. Bu nedenle, ağır metallerin kirlilik seviyelerini anlamak, etkili toprak yönetimi ve iyileştirme stratejileri için çok önemlidir. Bu amaca ulaşmak için çalışma alanı içindeki 21 farklı lokasyondan toprak örnekleri toplandı. Demir (Fe), Manganez (Mn) kurşun (Pb), kadmiyum (Cd), cıva (Hg), arsenik (As), krom (Cr) ve nikel (Ni) dahil olmak üzere temel ağır metallerin konsantrasyonları X-ışını floresans spektrometresi (XRF) gibi son teknoloji laboratuvar teknikleri kullanılarak analiz edildi. Sonuçlar, numune alınan konumlar boyunca ağır metal konsantrasyonlarında önemli farklılıklar ortaya çıkardı ve bu da kirlilik seviyelerinde mekansal heterojenliğe işaret etmektedir. Yüksek metal konsantrasyonlarına sahip noktalar yerel kirlilik kaynaklarının göstergesidir. Ağır metal kaynakları, zenginleştirme faktörü (EF) ve jeobirikimsel indeksi (Igeo) dahil olmak üzere istatistiksel analizler ve jeokimyasal değerlendirmeler yoluyla araştırıldı. Genel kirlilik durumunu değerlendirmek için kirlilik yükü indeksi (PLI) ve kontaminasyon faktörü ve derecesi gibi kirlilik indeksleri hesaplanmıştır. Elde edilen kirlilik endeksleri, bölgenin farklı alanlarında değişen derecelerde kirlenmeye işaret ederek, yüksek oranda kirlenmiş bölgelerde hedeflenen iyileştirme önlemlerine duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır. Ayrıca bu çalışma, Demre Düzensiz Katı Atık Depolama Tesisi toprak yapısındaki anlayışımızı geliştirmektedir. Bulgular, toprak kirliliği hakkındaki mevcut bilgilerimize katkıda bulunmaktadır. Yerel makamlar, çevre planlamacıları ve toprak yönetimi ve çevre koruma ile ilgili paydaşlar için değerli bilgiler sağlamıştır. Sonuçların etkili bir şekilde uygulanması, sürdürülebilir toprak yönetimi stratejilerinin geliştirilmesine yardımcı olabilir ve bölgedeki çevre ve insan sağlığını koruyabilir.
Efemçukuru (Menderes-İzmir) epitermal altın yatağı'nı oluşturan hidrotermal sıvıların kökeni ve evrimi
Batı Tetis Metalojenik Kuşağı içerisinde yer alan Efemçukuru Altın Madeni bu kuşağın Batı Anadolu Genişleme Zonu'nda yer almaktadır. Seferihisar ve Orhanlı doğrultu atımlı fay zonları ile sınırlı Geç Kretase yaşlı Bornova Filiş Zonu'ndan oluşan Seferihisar yükseltisinde bulunan Efemçukuru Altın Madeni, başlıca Kestanebeleni ve Kokarpınar adı verilen çok fazlı ortaç sulfidasyon epitermal damar sistemlerinden oluşmaktadır. İşletilen Kestanebeleni, ileri seviye araştırma aşamasında olan Kokarpınar ve araştırması devam eden diğer epitermal damarlar, Bornova Filişi içinde yer alan şist, fillit ve hornfels türü kayaçlara yerleşmiştir. Cevherleşme, KKD eğimli (30-45) BKB doğrultulu ve DKD eğimli (45-65) KKB doğrultulu, listrik yapılara yerleşmiştir. Cevherleşmenin yerleştiği BKB yönlü yapıların KKB yönlü aktarım rampalarına odaklanan hidrotermal sıvılar, zengin cevher gövdeleri oluştururlar. Cevherleşmenin merkezinde yer alan hornfelsin ilksel kayası Bornova Filişine ait pelitik-psammatik kayalardır. Hornfels oluşumunun ve sonrasındaki hidrotermal aktivitenin kaynağı, gömülü sokulum kayası olarak düşünülmektedir. KKD eğimli (25-55) BKB doğrultulu üç set halindeki Miyosen Cumaovası volkanikleri ile eş yaşlı riyolit daykları, cevherleşmenin yapısal kontrolüne etki eder. Hornfelsde ve çevresinde bulunan, kalk-silika (kuvars-klorit-epidot-amfibol-feldispat) alterasyonu ile ilişkili pirit-pirotin-galen-sfalerit-kalkopirit-manyetit-hematit içerikli saçınım ve damar tipi epitermal öncesi ekonomik olmayan mineralizasyon, hidrotermal aktivitenin son ürünü olan epitermal damarlar tarafından kesilmektedir. Rodonit-rodokrozit-kuvars-kalsit-sülfit (pirit-galen-sfalerit-kalkopirit) mineralleri damar tipi cevherleşmenin başlıca gang mineralleridir. Ayrıca geç evre hidrotermal çözeltilere bağlı kil minerallerinin baskın olduğu alterasyon birliktelikleri saptanmıştır. Altın sülfit minerallerinin içerisinde ve/veya serbest halde bulunur. Kokarpınar damarındaki sıvı kapanım çalışmalarında cevherleşmenin homejenleşme sıcaklığı 199-309 derece ve yüzde tuzluluk oranı 0,8-4,8 arasında gözlemlenmesi, Kestanebeleni damarındaki cevherleşme ile benzerlik gösterir.
Efemçukuru altın cevherleşmesinin mineralojik özellikleri, epitermal çözeltilerin fizikokimyası ve ilişkili yapısal kontrol
Tüprag Metal Madencilik tarafından işletilmekte olan Efemçukuru Altın Madeni, İzmir İli'nin yaklaşık 25 km güneybatısındadır. Çalışma alanı doğuda Orhanlı, batıda ise Seferihisar fay zonları ile sınırlı Seferihisar Horstu üzerinde yer alır. Bölgede Cumaovası volkaniklerinin eşlenikleri olarak kabul edilen Miyosen yaşlı alkali riyolitik dayklar, çoğunlukla B-KB uzanımlı olup, eğimleri 35-55 derece K-KD ya, diğerleri ise KB doğrultulu 60 derece KD'ya eğimlidir. Efemçukuru Hidrotermal damar tipi Au-Ag cevherleşmeleri; tanımlanmış olan birbirine yarı-paralel uzanan KD-GB yönlü üç ayrı damardan oluşur. Bunlar; Kestanebeleni, Kokarpınar ve Batı damarlarıdır. Tez kapsamında, yeraltı madencilik yöntemi ile işletilmekte olan Kestanebeleni damar sisteminin mineralojik özellikleri, hidrotermal akışkanların fiziko-kimyasal özellikleri ve ilişkili yapısal kontrolü konu alınacaktır. Çoklu fazlı polimetalik mineralizasyonlar içeren Kestanebeleni damar sistemi, B-KB doğrultulu riyolitik daykların arasında, KB doğrultulu 45-65 derece KD'ya eğimli genç faylar boyunca yerleştiği belirlenmiştir. Damar sistemi, geometrisi, mineralojisi ve jeokimyasal özelliklerine bağlı olarak bölümlere ayrılmıştır. Çalışmanın amacı, yapısal ögelerin hem hidrotermal çözeltiler üzerindeki kontrolünü hem de bu çözeltilerin fizikokimyasal özellikleri ile altın tenörü arasındaki ilişkiyi inceleyerek oluşum mekanizmasını ortaya koymaktır.Çalışma esnasında, yeraltı hazırlık ve üretim aynalarından detaylı jeoloji ve yapısal haritalar üretilmiştir. Cevherleşmeyi oluşturan tüm damar fazları ve damar doku tipleri belirlenmiştir. Mineralojik ve fiziko-kimyasal özelliklerin belirlenmesi için, sıvı kapanım, cevher mikroskobu ve elektron mikroskobu çalışmaları yapılmıştır.Kestanebeleni cevherleşmesi, yapısal kontrol etkisinde gelişen fay segmentasyonu ve ilerleyen deformasyona bağlı gelişen fay rampaları ve kırıkların kesişimleri-birleşimleri kontrolünde gelişen epitermal bir damar sistemidir. Ayrıca altın tenör dağılımı ve devamlılığı, yapısal kontrol etkisinde; epitermal akışkanın fiziko-kimyasal koşullarının, değişimi ve duraylılığına bağlı olarak kontrol edilir.
İzmir șehir merkezinde yüzeyleyen andezit lavlarının dayanımlarının anizotropiye baǧlı değişimlerinin belirlenmesi
The northwestern part of the city of Izmir majorly lies on andesite lavas. The major formation features are basaltic, pink and grey andesite that are adversely prone to weathering. The andesite rocks of the region are characterized by self-organized directional cooling joints and flow bands features that entail possibilities of inherent anisotropy that pose a challenge to geotechnical design such as tunneling, excavation and construction. The study area has become evident with these projects, therefore investigating the properties of andesite type of rocks is now even more important. This study investigates the anisotropic characteristics of andesite lavas outcrop of Bornova the northern part of İzmir city (Turkey). The study principally investigates the influence of anisotropy on pink and grey andesite rock strength in other words strength anisotropy. A detailed anisotropy analysis was conducted by field work study and laboratory tests. Field work included geological mapping and sample collection. To evaluate the changes in rock strength depending on the direction, in the laboratory fresh intact block samples of pink and grey andesite were cored at 0°, 30°,45°,60°and 90° angles in respective to the lava flow direction. Firstly, the samples were subsequently subjected to microscopical analysis, whole rock geochemistry analysis, X-ray diffractometer studies, porosity and unit weight tests, ultrasonic p-wave velocity tests (Vp), Uniaxial Compressive Strength (UCS) test, Brazilian Tensile Strength (BTS), Point Load Index (I50) tests and Bohme abrasive resistance test. The major findings of the study in relation to anisotropy dependence indicated that the rock's strength is maximum when the anisotropy angles is close to 0° and 90° while minimum between 30° and 45° respectively in both rocks further classifying the anisotropy exhibited as "weak anisotropy" after UCS, BTS, I50 and Vp anisotropy quantification indices results. The rock's UCS in grey andesite was classified as "high strength" and pink andesite "high-medium strength". Primarily other factors that may negatively influence the performance of andesite were also investigated. The samples were exposed to corrosive environments under accelerated weathering physical and chemical, thus wetting-drying and freezing-thawing, sodium sulphate and magnesium sulphate soundness tests. Finally, the quality and durability of the rock was evaluated by using rock quality indicators i.e. saturation coefficient, wet to dry strength ratio and Static Rock Durability Index (RDIs). These quality indicators classified the quality and durability of the rock as "good". Keywords: Material properties, strength anisotropy, andesite, RDIs
Kavaklıdere (Muğla) güneyi neojen istiflerinin stratigrafisi, yapısal özellikleri ve petrografisi
The Mio-Pleistocene sequence of the Göktepe area (Southern Aegean, Turkey) is composed of the Turgut, Sekköy, Yatağan, Milet, and Sungur formations and unconformably overlays the tectonic boundary of the Menderes Massif and Lycian Nappes. The fossil evidence of the Turgut Formation indicates a warm, subtropical brackish/freshwater lacustrine environment in the late early to early middle Miocene. However, the fossil record of the middle-late middle Miocene presents a freshwater lacustrine environment under warm temperate climatic conditions. Radiometric data of the travertine type lacustrine carbonates located upper part of the Milet Formation show that the Göktepe travertines were deposited until ~364 ka (Middle Pleistocene). The carbonate fabrics, facies and components of the Göktepe travertines are classified as micrite fabrics and facies, spar fabrics and facies, zoned algal fabrics and facies, shrub fabrics and facies, biological components, and pores. These facies indicate a littoral and sublittoral shallow lake environment for the Göktepe travertines. The vertical facies changes are related to cyanobacteria variations because of water thickness and chemistry. The δ18O values of the travertines range between -11.34 ‰ and -7.93 ‰ PDB and δ13C values change between -4.64 ‰ and 3.65 ‰ PDB. The upwardly decreasing carbon values and increasing on oxygen values may indicate that the climatic conditions are changed from cold-dry conditions to wet-warmer conditions The oscillations in stable isotope values, limited fossil content, deficiency in the variety of fauna and flora, the existence of paleosol levels indicate frequently fluctuation of the lake water due to climatic changes (temperature and rainfall). Our microfacies and stable isotope results contribute to further evidence for the climatic conditions of the MIS 11 interglacial periods for the Aegean region.
Samsun yöresi eosen yaşlı bazik volkanitlerin tüm-kayaç oldukça siderofil element jeokimyası
Bu çalışmada, Samsun ve yakın çevresinde yüzeylenen Orta Eosen yaşlı bazik volkanitlerin oldukça siderofil element (OSE: Os, Ir, Ru, Rh, Pd, Pt, Re) jeokimyasal özellikleri belirlenmiş olup, gelişimlerinde etkili olan petrolojik süreçler (kısmi ergime, fraksiyonel kristallenme, kabuk asimilasyonu) irdelenmiştir. İnceleme alanında yüzeylenen bazik volkanitler; Tekkeköy, Kulacadağ ve Bafra yöresi olmak üzere üç grupta incelenmiştir. İncelenen Tekkeköy volkanitleri bazaltik lav örneklerinden, Kulacadağ volkanitleri tefritik sil örneklerinden ve Bafra volkanitleri ise bazaltik ve tefritik lav/dayk örneklerinden oluşmaktadır. İncelenen bazik volkanitlerin OSE bollukları dikkate alındığında, toplam PGE içerikleri (0.13 ile 11.6 ppb) genel olarak düşük olup, 187Os/188Os izotop oranları 0.15-1.20 arasında değişmektedir. İncelenen volkanitlerin kondrite normalize OSE dağılımlarında PPGE IPGE'ye göre zenginleşme göstermektedir. Ayrıca, incelenen volkanitlerin düşük toplam PGE içerikleri ve Cu/Zr oranları ile yüksek Cu/Pd oranları, kükürtçe doygun magmalardan türeyebileceklerine işaret etmektedir. Volkanitlerin gelişiminde silikat fraksiyonlaşmasının yanısıra sülfit fraksiyonlaşmasının da etkili olduğu söylenebilir. İncelenen volkanitlerin OSE ve Os izotop sistematikleri ile AFC modellemesi birlikte değerlendirildiğinde, magmalarının gelişimlerinde fraksiyonel kristallenmenin yanında az da olsa kabuk asimilasyonunun etkili olduğu ileri sürülebilir.
Çaykara magmatik kompleksinde (Araklı/ Trabzon, Türkiye) geç kretase yaşlı plütonik ve volkanik kayaçların petrojenezi ve jeotektonik ortamı
The study area situated in the eastern of Black Sea region, south of Araklı (Trabzon) district and occupied the western part of the Kaçkar Batholith. The aim of this study is to study petrological, geochronological and isotopically properties of volcanic and plutonic rocks. SHRIMP U-Pb age analysis, the emplacement age is 92.5 ±2 Ma (Turonian) for Taşlıyayla volcanic rock, 85.0 ±2.4Ma (Santonian) for Gündoğdu plutonic rocks, 83.1±2 Ma (Campanian) for Boğalı plutonic rocks. Petrographically the Taşlıyayla volcanic rocks consist of basaltic and andesitic rocks, Gündoğdu Pluton and Boğalı Pluton varies from granite to monzogranite. Differences in chemical properties of Taşlıyayla volcanic rocks indicate to the importance of FC as a primary process during the magma generation with magma mixing and indicating to magma products of a shallow mantle source (i.e. MORB-like spinel-lherzolite). The isotopic ratios of 87Sr/86Sr143Nd/144Nd and 206Pb/204Pb of the rocks belonging to the Gündoğdu Pluton are between 0.703552 to 0.711929, 0.512222 to 0.512084 and 17.986 to 18.534, respectively. The isotopic ratios of 87Sr/86Sr143Nd/144Nd and 206Pb/204Pbfor the Boğalı Pluton range from 0.706097 to 0.706657, 0.512279 to 0.512341 and 18.247 to 18.718, respectively. Chemical feauters of Gündoğdu and Boğalı pluton rocks indicate to dominant the FC, and magma mixing with minor amount of crustal contamination during the magma generation. The Taşlıyayla volcanic rocks formed during the first stage of closure of the Neotethyan Ocean. The Gündoğdu and Boğalı Plutons were formed during the last stage closure of the Neotethyan Ocean as result as a result of extensional arc and slab-roll back model.