Ege University
Discipline

Department of Public Health Nursing

Ege University

63

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde cinsel sağlık okuryazarlığı ile AIDS'e yönelik tutumları arasındaki ilişkide AIDS bilgi düzeyinin aracılık etkisinin ve cinsiyetin düzenleyici rolünün araştırılması

HIV, bağışıklık sistemini hedef alan bir retrovirüs olup tedavi edilmediğinde AIDS'e yol açması nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunudur. Cinsel sağlık okuryazarlığı, bireylerin cinsel sağlık sorunlarını fark etmeleri, önlem almaları ve doğru bilgiye ulaşmaları açısından kritik bir öneme sahiptir. Doğru bilgi düzeyi, AIDS'li bireylere yönelik tutumları etkileyebileceğinden, cinsel sağlık okuryazarlığının artırılmasıyla hem bulaşıcı hastalıklardan korunmak hem de olumsuz tutumları değiştirmek mümkün olabilir. Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin cinsel sağlık okuryazarlığı ile AIDS'e yönelik bilgi ve tutum düzeyleri incelendi, cinsel sağlık okuryazarlığı AIDS tutumu ilişkisinde AIDS bilgi düzeyinin aracılık etkisi ve cinsiyetin düzenleyici rolü araştırıldı. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikteki çalışma, 1 Aralık 2024 – 1 Haziran 2025 tarihleri arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde sağlık alanı dışındaki bölümlerde eğitim gören öğrencilerle yürütüldü. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, AIDS Bilgi Ölçeği, AIDS Tutum Ölçeği ve Cinsel Sağlık Okuryazarlık Ölçeği ile toplandı. Veri analizi IBM SPSS 25.0 ve Hayes'in PROCESS makro (Model 59, Versiyon 4.1) programı kullanılarak yapıldı. Çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 21,33±2,21'dir. Öğrencilerin cinsel sağlık okuryazarlığı puan ortalaması 54,91±10,85; AIDS bilgi puan ortalaması 15,04±2,89; AIDS tutum puan ortalaması ise 51,62±11,02 olarak bulundu. Aracılık etkisine ilişkin bootstrap analizleri, cinsel sağlık okuryazarlığının AIDS'li bireylere yönelik tutum üzerindeki dolaylı etkisinin hem kadınlarda (indirekt = 0,032, GA [0,009–0,058]) hem de erkeklerde (indirekt = 0,037, GA [0,004–0,083]) anlamlı olduğunu ve AIDS bilgi düzeyinin aracılık rolü bulunduğunu gösterdi. Ancak bu etkide cinsiyetin düzenleyici bir rolünün olmadığı belirlendi. Sonuç olarak, öğrencilerin cinsel sağlık okuryazarlığı ve AIDS bilgi düzeylerinin yüksek, AIDS'li bireylere yönelik tutumlarının ise orta düzeyde olduğu saptandı. Ayrıca, cinsel sağlık okuryazarlığı ile AIDS tutumu arasındaki ilişkide AIDS bilgi düzeyinin aracılık etkisinin bulunduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: AIDS/HIV, Cinsel Sağlık Okuryazarlık, Bilgi, Tutum, Cinsiyet, Düzenleyici Etki, Aracı Etki.

Müge Kaptan
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının COVID-19 aşısına yönelik tutumları ve ilişkili faktörler: Sistematik derleme

GİRİŞ VE AMAÇ: Erken aşılama için aday olarak kabul edilen riskli gruplar arasında sağlık çalışanları önceliklidir. Bu nedenle, yaygın aşılamanın önündeki engelleri daha iyi ele almak için sağlık çalışanlarının COVID-19 aşılamasına ilişkin tutumlarını dikkate almak önemlidir. Bu sistematik derlemenin amacı sağlık çalışanlarının COVID-19 aşısına yönelik tutumları ve ilişkili faktörleri incelemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: 01 Ocak 2020 - 31 Şubat 2022 tarihleri arasında yayınlanan makaleler için 6 veri tabanı taranmış, 1161 çalışmaya ulaşılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda 10 çalışma sistematik derlemeye dahil edilmiştir. Çalışmaların 9 tanesi kesitsel 1 tanesi tanımlayıcı çalışma tipindedir. Kalite değerlendirmesi için Joanna Brıggs Enstitüsü MAStARI Kritik Değerlendirme Araçları (JBI-MAStARI) ndan 9 maddelik Tanımlayıcı, Kesitsel, İlişki Arayıcı Araştırmalar için Kontrol Listesi kullanılmıştır. Sistematik derlemeye, ortalama hesaplaması sonucu metodolojik kalite puanı ortalama ve üzerinde olan yüksek kaliteli çalışmalar dahil edilmiştir. Çalışmaların seçim sürecinde PRISMA akış diyagramına uyulmuştur. BULGULAR: Sağlık çalışanlarında aşı kabulü %59.0 ile %93.7 arasında değişmektedir. Erkek cinsiyet, hekimlik mesleği, ileri yaş, geçmiş grip aşısı öyküsü, kronik hastalık varlığı gibi faktörlerin aşı kabulü ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. COVID-19 aşısının etkinliğine ilişkin şüphe, güvenlik endişesi, aşısının bilinmeyen yan etkilerinden korkma gibi faktörler ise COVID-19 aşı tereddütü ile ilişkili bulunmuştur. SONUÇ: Aşı alımını artırmak ve enfeksiyonun çok yönlü etkisiyle başa çıkmak için sağlık çalışanlarının belirsiz tutumlarını değiştirmeye yönelik kişiye özel eğitim de dahil olmak üzere güven artırıcı müdahaleler ve özel iletişim stratejilerine ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanları, Sağlık profesyoneli, COVID-19 aşısı, Tereddüt, Tutum, Kabul, Red

Aşı reddiAşı tereddüdüAşılama+7
Aylin Meşe
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesanlarda kanser farkındalık ölçeği'nin Türkçe versiyonunun psikometrik özelliklerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, adölesanlar için Kanser Farkındalık Ölçeği'nin Türk toplumundaki kültürel uygunluğu ve psikometrik özelliklerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Karşılaştırmalı korelasyonel metodolojik tipteki araştırma, Şubat 2021-Temmuz 2021 tarihleri arasında Selma Yiğitalp Anadolu Lisesi, Atatürk Lisesi, İzmir Kız Lisesi, Namık Kemal Lisesi, Karataş Anadolu Lisesi, Fevzi Özakat Anadolu Lisesi ve Nevvar Salih İşgören Anadolu Lisesi'ne giden 400 öğrenci ile yürütülmüştür. Araştırma verileri, Google Anket özelliği ile öğrencilere ulaştırılarak anket yöntemiyle elektronik olarak uzaktan erişimle toplanmıştır. Verilerin toplanmasında "Temel Demogrofik Veri Toplama Formu" ve "Kanser Farkındalık Ölçeği (KFÖ)-CAM" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi bilgisayar ortamında SPSS 22.00 programı kullanılarak araştırmacılar tarafından yapılmıştır. Ölçeğin güvenilirlik çalışmasında test-tekrar test ve iç tutarlılık yöntemleri, geçerlilik çalışmasında ise; dil ve kavram geçerliliği, kapsam (içerik) geçerliliği yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %75,5'i kız, %24,5'i erkektir. Kanserin belirtileri konusundaki soruya %67,8'i ve kanserden korunma konusundaki soruya %35'i, 10 üzerinden 1-5 arasında puanlama yapmıştır. Öğrencilerin CAM'den aldıkları ortalama puan 45.607.23 olarak bulunmuştur. Ölçek puan ortalamaları normal dağılıma sahiptir ve istatistiksel anlamlılık düzeyi p<.05 olarak kabul edilmiştir. CAM'in dilsel ve kavramsal açıdan yeterli olduğu belirlenmiştir. Toplam ölçek KGİ değeri .99 ile yeterli düzeyde, ICC değeri .95 ile mükemmel düzeyde uyumlu bulunmuştur. Alt boyutlarının güvenilirlik katsayısı uyarı işaretleri için .74, risk faktörleri için .62, en yaygın kanserler için .62, Sağlık Bakanlığı tarama programları ve ilk davet yaşı için .72 olarak bulunmuştur. Tüm ölçek güvenilirlik katsayısı .72'dir. Ölçeğe ait madde-alt boyut puan korelasyon katsayılarının .33-.75 arasında olduğu ve tüm maddelerin kendi alt boyut toplam puanları ile olan güvenilirlik düzeyinin çok ileri düzeyde anlamlı (p<.001) olduğu belirlenmiştir. Test-tekrar testte ölçeğin toplam ve alt boyutlarından alınan puanlar yeterli düzeydedir ve uyumun .77-.93 arasında olduğu görülmüştür. KFÖ-CAM, adölesanlarda kullanılabilecek güvenilir ve geçerli bir ölçektir. Anahtar Sözcükler: adölesanlar, geçerlilik, güvenilirlik, kanser farkındalık ölçeği

ErgenlerFarkındalıkGüvenilirlik ve geçerlilik+5
Şeyma Zeybek
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyabet riski olan erişkinlere yönelik geliştirilen mobil uygulama kullanımının akdeniz tipi beslenme, fiziksel aktivite ve metabolik parametrelere etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Amaç: Diyabet riski olan erişkinlere yönelik geliştirilen mobil uygulama kullanımının Akdeniz tipi beslenme, fiziksel aktivite ve metabolik parametrelere etkisini incelemektir. Yöntem: İki aşamalı çalışmada ilk aşamada prediyabetli bireylere yönelik mobil uygulama geliştirilmiştir. İkinci aşama ise randomize kontrollü klinik çalışmadır. Dahil edilme kriterlerine uyan 33 kişi girişim 28 kişi kontrol grubuna tabakalı blok randomizasyon ile atanmıştır. Girişim grubu altı ay araştırmacı tarafından geliştirilmiş olan mobil uygulamayı (PREDIABE-TR) kullanmıştır. Kontrol grubuna ise Sağlık Bakanlığı'nın Diyabet Kontrol Listeleri Mobil Uygulaması ile Türkiye Beslenme Rehberi Mobil Uygulaması sunulmuştur. Bulgular: PREDIABE-TR uygulamasının içeriği (KGİ: 0.98) ve kullanılabilirliği (KGİ: 0.91) yüksek bulunmuştur. Akdeniz tipi beslenme davranışı girişim grubundaki bireylerde değişmezken kontrol grubunda anlamlı artış göstermiştir. Her iki grubun fiziksel aktivite düzeyinde anlamlı azalma saptanırken bu değişim gruplar arasında farklı bulunmamıştır. Her iki grupta da 3 ve 6. aylarda kan glukoz değeri normal olanların oranı yükselmiştir. Başlangıca göre izlemde ve son testlerde kan glukoz değeri normal ve diyabetli olanların oranındaki değişim gruplar arasında anlamlı farklılık göstermemiştir. Kontrol grubunun sistolik kan basıncında artma, girişim grubunun diyastolik kan basıncı ve BKİ değerinde anlamlı azalma saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Geliştirilen PREDIABE-TR mobil uygulamasının kapsamı ve kullanılabilirliği yüksek bulunmuştur. Geliştirilen PREDIABE-TR mobil uygulaması bireylerin Akdeniz tipi beslenme, fiziksel aktivite düzeylerini iyileştirmezken, metabolik parametrelerde kan basıncı, kan glukozu ve BKİ değerlerinde umut verici bir değişim yaratmıştır. Anahtar Kelimeler: Prediyabet, erişkin, mobil uygulama, Akdeniz tipi beslenme, fiziksel aktivite, hemşirelik

Akdeniz diyetiErişkinlerFiziksel aktivite+7
İbrahim Topuz
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kontrolsüz hipertansiyonu olan bireylerde integratif hemşirelik ilkelerine temellenen multimodal girişimlerin kan basıncı, stres ve tedavi uyum düzeylerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Amaç: Bu çalışmanın amacı; toplumda kontrolsüz hipertansiyonu olan bireylerde integratif hemşirelik ilkelerine temellenen multimodal girişimlerin (Uncontrolled Hypertensives for Integrative Nursing based Multimodal Interventions-UHTINuM) kan basıncı, stres ve hipertansiyon tedavisine uyum düzeylerine etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışma, tek kör (katılımcı), aktif kontrol grupla randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Çalışmada UHTINuM müdahalelerinin uygulandığı grup girişim (n:24), sağlık önerilerinin verildiği grup aktif kontrol grubu (n:24) olarak alınmıştır. Bu çalışma 50-65 yaş arası erişkin bireylerle Antalya İli Konyaaltı İlçesi'nde yer alan Hayat Park'ta yürütülmüştür. Girişim grubuna 12 haftalık meditasyon ve nefes alma tekniklerini içeren yoga, hipertansiyon tedavisine uyum eğitimi ve evde kan basıncı ölçümü eğitimlerini içeren multimodal girişimler uygulanmış, aktif kontrol grubuna hipertansiyona yönelik bilgi notu ve Sağlık Bakanlığı broşürleri verilerek uzman doktora yönlendirilmiştir. Çalışmanın birincil sonuçları, aneroid tansiyon cihazı (kan basıncı), Hill-Bone Hipertansiyon Tedavisine Uyum Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği kullanılarak ölçülmüştür. Bulgular: Girişimlerden sonra UHTINuM grubunun kan basıncı ve stres düzeyi aktif kontrol grubuna göre önemli ölçüde azalmış, hipertansif tedaviye uyum düzeyi artmıştır. Grupların başlangıca göre sistolik ve diyastolik kan basıncı farklılıkları UHTINuM grubunda -21.75±9.58 mmHg (p<0.01) aktif kontrol grubunda -4.70±12.36 mmHg (p>0.05), diyastolik kan basıncı sırasıyla -11.37±8.00 mmHg (p<0.01) ve +0.33±9.24 mmHg (p>0.05) bulunmuştur. Gruplar arası karşılaştırmada UHTINuM grubu aktif kontrol grubuna göre algılanan stres düzeyinde (4.54/1.12 puan) ve hipertansif tedaviye uyumda (2.83/1.58 puan) önemli ölçüde daha fazla iyileşme göstermiştir (p<0.01). Sonuç: UHTINuM programı, kan basıncı kontol altında olmayan hipertansif bireylerde kan basıncı ve stresi azaltma ve hipertansif tedaviye uyumu artırmada olumlu etki sağlamıştır.

HemşirelikHemşirelik hizmetleriHipertansiyon+7
Ayşe Dağıstan Akgöz
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Precede-proceed modeline temellendirilmiş "sigarayı bırakıyorum geleceğimi ve sağlığımı koruyorum" programının hemşirelik öğrencilerinin sigara içme davranışına etkisi

Amaç: Bu çalışma Preced-Proceed Modeline temellendirilmiş Sigarayı Bırakıyorum Geleceğimi ve Sağlığımı Koruyorum (SiBGeSaK) programının hemşirelik öğrencilerinin sigara içme davranışına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma iki grupta ön test-son test-izlem düzeninde yarı deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın uygulanması Ekim 2021-Nisan 2022 tarihleri arasında bir üniversitede eğitim gören hemşirelik öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Etik kurul, kurum izni ve öğrencilerden bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Çalışma 40 girişim, 40 kontrol grubu olmak üzere 80 hemşirelik öğrencisi ile yapılmıştır. Girişim grubuna SiBGeSaK Programı uygulanmıştır. Verilerin toplanmasında Sigara İçenleri Tanılama Formu, Bireysel Bilgi Formu, Davranış Değiştirme Süreci Ölçeği, Karar Denge Ölçeği, Öz Etkililik/Yeterlik Ölçeği, Teşvik Eden Faktörler Ölçeği, Değişim Aşamalarının Sınıflandırılması Ölçeği, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Frekans analizi, betimsel analizler, Wilcoxon, ANOVA, Bağımlı gruplarda t testi, ANCOVA analizi ve eta-kare değeri kullanılmıştır. Bulgular: SiBGeSaK Programında yapılan girişimler, girişim grubunda kontrol grubuna göre öğrencilerin sigarayı bırakmada davranış değişikliğini, öz yeterliğini, sağlığı algılama düzeyini artırmış; karar verme düzeyi yarar boyutunu, teşvik eden faktör düzeyini, nikotin bağımlılık düzeyini ve sigara içme sayısını azaltmış (p<0.05) ve girişim grubundan 12 kişi (%30) sigarayı bırakmıştır. Sonuç: SiBGeSaK Programının hemşirelik öğrencilerinin sigara içme davranışı üzerinde olumlu etkisi olmuştur. Bu programın uygulandığı randomize kontrollü çalışmaların CO düzeyi ölçülerek yapılması ve sağlık merkezlerinde bu programın uygulanması önerilir. Anahtar Kelimeler: Precede-Proceed Modeli, hemşirelik öğrencileri, sigarayı bırakma, halk sağlığı hemşireliği.

Halk sağlığıHalk sağlığı hemşireliğiHemşireler+4
Erdal Akdeniz
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Örtü altı tarımda çalışanların pestisit zararlarını bilme ve kişisel koruyucu ekipman kullanma durumlarının belirlenmesi

Amaç: Bu araştırma örtü altı tarımda çalışanların pestisit zararlarını bilme ve kişisel koruyucu ekipman (KKE) kullanma durumlarını ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı tiptedir. Araştırma, Eylül 2020- Eylül 2021 tarihleri arasında Antalya Kumluca ilçesinde yapılmıştır. Akdeniz Üniversitesi Klinik araştırmalar Etik Kurulundan izinler ve katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Kumluca ilçesi evren olarak belirlenmiş, örtü altı tarım yapılan mahalleler örneklem seçiminde kullanılmıştır. Örtü altı tarımda çalışan 420 bireye kota örnekleme yöntemi ile ulaşılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılanların %91.2'sinin sürekli tarım çalışanı olduğu, 43.8'nin pestisitlerin zararları konusunda eğitim aldığı, % 84.5'nin pestisit şişeleri üzerindeki kullanım talimatlarını okuğu belirlenmiştir. Tarımda çalışanların %36.7'inin ilaçlama belgesinin olduğu; KKE kullanma puan ortalamalarının 6.30±3.18; Pestisit bilgi puan ortalamalarının 24.72±5.52 olduğu görülmüştür. KKE tam olarak kullananların oranı % 24.14'dir. Tarımda çalışanların %77.1'nin eldiven kullandığı, %68.1'nin maske kullandığı, %43.1'nin gözlük siperlik taktığı, %42.6'nın tulum, % 55.7'nin çizme giydiği belirlenmiştir. İş için ayrılan normal kıyafetlerin (%22.4), normal ayakkabı (%30.7) ve tülbentlerin'de (%12.9) kullanıldığı saptanmıştır. Pestisitlere maruziyette KKE kullanma puan ortalaması ve pestisit zararlarını bilme puan ortalaması ile bitki koruma ürünleri belgesinin varlığı, pestisit şişelerinin üzerindeki talimatları okuma, yazan talimatları uygulama, zehirlenme belirtilerini bilme ve zehirlilik düzeylerini bilme arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışmaya katılanların KKE kullanma oranı ve pestisitler konusunda bilgi durumlarının yeterli olmadığı görülmüştür. Tarım çalışanlarına bu konuda farkındalık eğitimlerinin verilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Halk Sağlığı Hemşireliği, Kişisel koruyucu Ekipman, Örtü Altı Tarım, Pestisit, Pestisit Zararları, Tarım İlacı.

Bilgi düzeyiKişisel koruyucu donanımPestisitler+4
Elif Meriç
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kemoterapi alan meme kanserli hastalarda evde uygulanan hemşirelik girişimlerinin semptom kontrolü ve yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Bu çalışma kemoterapi alan meme kanserli hastaların sorunları ve gereksinimleri doğrultusunda, evde uygulanan hemşirelik girişimlerinin hastaların semptom kontrolü ve yaşam kalitesinin etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşama, kemoterapi alan meme kanserli hastaların evde bakım gereksinimlerini açıklamak için yapılan kalitatif çalışmadır. Bunun için 24 derinlemesine bireysel görüşme yapılmıştır. İkinci aşama, yarı deneysel çalışma olarak 35 deney ve 35 kontrol grubu olmak üzere toplam 70 hasta çalışmaya alınmıştır. Verilerin değerlendirmesinde Hasta Bilgi Formu, Edmonton Semptom Tanılama Ölçeği, EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve QLQ-BR23 Modülü kullanılmıştır. Verilerin analizinde varyans analizi ve t testi yapılmıştır. Bulgular: Kemoterapi alan meme kanserli hastalara yönelik derinlemesine bireysel görüşmelerden elde edilen evde bakım gereksinimleri, yaşadıkları sorunlar ve Hasta gereksinimleri teması olarak belirlenmiştir. Evde uygulanan hemşirelik girişimleri sonrası deney grubundaki kemoterapi alan meme kanserli hastaların kontrol grubuna göre bazı alt boyutlarının puan ortalamalarında değişim olmazken bir çok alt boyut puan ortalamalarında düşüş saptanmıştır. EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği Fonksiyonel Alt Boyutu puan ortalamalarında deney grubunda zaman ilerledikçe yükselme saptanmıştır. EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği Semptom Alt Boyutu puan ortalamalarında deney grubunda zaman ilerledikçe düşüş olduğu saptanmıştır. EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği Genel Sağlık Durumu Alt Boyutu puan ortalamalarında deney grubunda zaman ilerledikçe artış olduğu saptanmıştır. EORTC QLQ-BR23 Ölçeği Fonksiyonel Skor Alt Boyutu puan ortalamaları deney grubunda girişim süresince değişim göstermezken, kontrol grubunda fonksiyonel skor puan ortalamalarının azaldığı saptanmıştır. EORTC QLQ-BR23 Ölçeği Semptom Skor Alt Boyutunun Küçük Alt Boyutlarının puan ortalamaları deney grubunda zaman ilerledikçe artış olduğu fakat bu artış kontrol grubunda fazla olduğu saptanmıştır. Deney ve kontrol gruplar arasında tüm zaman dilimlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Sonuç: Kemoterapi alan meme kanserli hastaların gereksinimleri ve sorunlarının giderilmesi doğrultusunda uygulanan hemşirelik girişimleri sonucunda hastaların semptom kontrolünde iyileşme ve yaşam kalitesinde yükselme oluştuğu saptanmıştır. Bu nedenle kemoterapi gören kanser hastalarına evde bakım hizmetinin sunulması önem kazanmıştır. Bu hastaların durumunu iyileştirmek için evde bakım hizmetlerinin birincil basamakta çalışan hemşire ve hekimlerin katılımını sağlayan kapsamlı ve multidisipliner araştırmalar da önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, kemoterapi, evde bakım, hemşirelik

Belirti ve semptomlarEvde bakım hizmetleriHemşirelik+7
Somayyeh Norouznıa
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Yoksul gebelerde sigara bırakma programının etkinliği

Amaç: Gebelerin sigara bırakmada engellerini belirleyerek, motivasyonel görüşmelerle yoksul gebeler için geliştirilen sigara bırakma programının etkinliğini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmanın birinci aşaması bir üniversite hastanesinin Kadın Doğum Polikliniği'ne rutin gebelik izlemleri için başvuran gebelerle 23 Kasım – 15 Aralık 2016 tarihleri arasında yapılmıştır. Fenomonolojik tipte olan çalışmanın veri analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmış olup 12 gebe çalışmaya alınmıştır. Veriler derinlemesine bireysel görüşme yöntemi ile literatüre dayalı olarak hazırlanan ve uzman görüşleri alınan yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığı ile toplanmıştır. Çalışmanın ikinci aşaması; tek grupta ön test son test yarı deneysel desende bir çalışma olarak İzmir İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı aile hekimliği merkezlerinde, 05 Ekim 2018 – 30 Ekim 2019 tarihleri arasında 42 gebe ile yürütülmüştür. Sigara bırakma programı kapsamında gebeler ile 6 kez yüz yüze görüşme aile sağlığı merkezlerinde yapılmış, telefon ile danışmanlık verilmiştir. Bulgular: Yoksul gebe kadınların sigara bırakmada algıladıkları engeller "bireysel tutum ve davranışlar" ve "kişiler arası faktörler" olarak iki tema altında toplanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında; girişim öncesi idrarda kotinin oranı 1019.28±648.33 iken, girişim sonrası kotinin oranı 503.40±579.75'tir. Kadınların girişim öncesi ve sonrası idrarda kotinin oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (t=5.76, p=.000). Sigara içen gebe kadınlarda girişim öncesi gebelikte sigara kullanımına ilişkin duyarlılık, ciddiyet, motivasyon, yarar, engel ve özetkililik algısı puan ortalamaları arasında girişim sonrasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır(p≤0.05). Sonuç: Birinci basamakta çalışan hemşireler tarafından gebelik izlemleri süresince sigara kullanımının sorgulanması, yoksul gebelerin sigara bırakmada engelleri değerlendirilerek bu yönde sigara bırakma konusunda profesyonel danışmanlık verilmesi gebelerin sigarayı bırakmasında etkin bir girişim olarak görülmektedir. Anahtar Sözcükler: Yoksulluk, Gebelik, Sigara Bırakma

BağımlılıkGebelikSigara içme+2
Deniz Aslı Dokuzcan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokul ve lise öğrencilerinin akademik sosyal yeterlilik algılarının sağlığı geliştirme davranışlarına etkisi

Amaç: Bu çalışma öğrencilerin yeterlilik algılarının sağlığı geliştirme davranışlarına etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın tipi tanımlayıcı, korelasyonel bir çalışmadır. Örnekleme alınan 1302 öğrenci, evreni oluşturan Gaziemir İl Milli Eğitim'e bağlı 20 okuldan tabakalı örneklem yöntemiyle, şubelerden ise basit rastgele örneklemle seçilmiştir. Anket yöntemiyle toplanan veriler yüzdelik hesaplamalar, ortalamalar,t testi ve F, Tukey HSD ile değerlendirilmiştir. Değişkenler arası ilişkiler Pearson Korelasyon analizi ve çoklu regresyon analiziyle incelenmiştir. Bulgular: Ortaokulda eğitim gören öğrenciler lisede eğitim gören öğrencilere göre daha yüksek sağlığı geliştirme puanları almışlardır (p<.001). Öğrencilerin egzersiz ve beslenme alt boyutlarından daha düşük puanlar aldıkları saptanmıştır. Öğrencilerin sağlığı geliştirme davranışı toplam puanları ile yeterlilik algısı toplam puanları arasında güçlü pozitif yönde anlamlı ilişki vardır (p<.001).Çalışmamızda algılanan öz yeterlilik düzeyi ile adölesan sağlığı geliştirme davranışları toplamı ve altı alt başlıklar arasında güçlü pozitif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<.001). Adölesanların sağlığı geliştirme davranışlarına etkili olan değişkenler çok önemliden az önemliye doğru; sosyal yeterlilik, akademik yeterlilik, eğitim aldığı okul türü, annenin eğitim düzeyi, babanın çalışma durumu olarak sıralanmıştır (p<.001).Beş bağımsız değişken, öğrencilerde sağlığı geliştirme davranışı toplam puanına ait değişimi %48 oranında açıklamaktadır. Sonuç: Okul sağlığı hemşirelerinin adölesanlara yönelik yeterlilik algıları geliştirmeleri sağlığı geliştirmede önemlidir, bütüncül bir yaklaşım sergilemeleri için bu konulara ilişkin planlamalar ve girişimlerde bulunmaları önerilir. Anahtar Sözcükler: Adölesan dönem, sağlığı geliştirme davranışları, okul hemşireliği, akademik sosyal yeterlilik algısı

Akademik yetkinlikAlgıErgenler+5
Tuğçe Merve Kalkanlı
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

The effect of risk reduction program applied to women with high breast cancer risk on participation in screening, health beliefs and behavior

Objective: The aim of this study is; to evaluate the effect of the Breast Cancer Risk Reduction Program (BrCaRRP), which consists multiple interventions including education, counseling, case management and surveillance for women with high risk of breast cancer, on women's participation in screenings, health beliefs and risk reduction behaviors. Method: This is a single center, single blind, parallel group, randomized controlled trial. First degree relatives of patients with breast cancer were assigned to the intervention (n=38) and control group (n=39) by stratified and block randomization method. Intervention group was applied BrCaRRP which is based on the theoretical framework of the Health Belief Model and Health Promotion Model. BrCaRRP is a 12-week program that includes six interviews, the first of which is face-to-face and the other interviews are by phone. The routine practice of the clinic was performed by giving an information note to the control group. The primary results of the study (participation in breast cancer screening, health motivation, susceptibility, fear of breast cancer, health responsibility, physical activity, healthy nutrition and status of getting genetic counseling) were measured at the beginning and at 12 weeks. Results: The probability of participation in breast cancer screenings in the BrCaRRP group was 5.11 times higher than in the control group. Health motivation was found to be increased in the intervention group compared to the control group. There was no difference in susceptibility and nutritional behavior between the groups. Health responsibility and physical activity was increased in the intervention group. The frequency of consulting genetic counseling increased in the BrCaRRP group. Conclusion: BrCaRRP increased participation in screening in women with high risk of breast cancer and positively affected their health beliefs and behaviors. Keywords: Relatives of breast cancer patients, breast cancer screening, health beliefs, health behaviors, genetic counseling.

Habibe Özçelik
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya'da yerleşik rus kadınlar ile çocuklarının sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının Türk akranları ile karşılaştırılması

Amaç: Bu araştırmanın amacı, Antalya'da yerleşik yaşayan Rus kadınlar ile onların ilköğretim çağındaki çocuklarının sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını Türk akranları ile karşılaştırmaktır. Yöntem: Tanımlayıcı karşılaştırmalı türde olan araştırmaya amaçlı örnekleme ile 76 Rus kadın ve onların ilköğretim çağındaki çocukları ile 122 Türk akranları alınmıştır. Kadınların verileri Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYBDÖ), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA), çocukların verileri Beslenme Davranış Ölçeği (BDÖ) ve Çocuk Fiziksel Aktivite Anketi (ÇFAA) ile ölçülmüştür. Katılımcıların ana dillerinde anketler kullanılmıştır. Bulgular: Rus kadınların sağlıklı yaşam biçimi davranışları Türk akranlarından farklı bulunmuştur. Sağlık sorumluluğu, fiziksel aktivite, beslenme, kişilerarası ilişkiler alt boyutlarında Rus kadınların puan ortalamaları, Türk akranlarına göre yüksek bulunmuştur. Rus kadınların en yüksek puanı beslenme, en düşük puanı ise stres yönetimi boyutundan, Türk kadınların en yüksek puanı manevi gelişim, en düşük puanı ise fiziksel aktivite alt boyutundan aldıkları belirlenmiştir. Rus kadınların FAA puan ortalamaları, Türk akranlarına göre yüksek bulunmuştur. Rus ve Türk çocukların BDÖ puan ortalaması arasındaki fark anlamlıdır. Rus çocukların, Türk akranlarına göre daha çok sağlıklı besin tükettiği bulunmuştur. Rus çocuklarının hafta sonu ve boş zamanlarda yapılan FA puanları Türk akranlarından, Türk çocuklarının öğle arası yapılan FA puanları Rus akranlarından yüksek bulunmuştur. Rus ve Türk çocukların FAA toplam puan ortalaması arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Kadınlar ile çocuklarının beslenme davranışları, beden kitle indeksi ve fiziksel aktivitesi arasında doğru orantılı zayıf bir ilişki, kadınların FAA ile çocuklarının haftanın günlerine göre yaptıkları FA arasında doğru orantılı güçlü bir ilişki bulunmuştur. Sonuç: Kültürel geçmişin etkisi altındaki yaşam tarzı davranışlarında farklılıklar bulunmuştur. İleride yapılacak çalışmalarda daha derinlemesine araştırmalar yapmak doğru olacaktır. Anahtar Kelimeler: Kadın, çocuk, sağlıklı yaşam biçimi, fiziksel aktivite, kültürlerarası karşılaştırma.

AkranAntalyaKadınlar+4
Sevda Emir
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yoksul kadınların meme kanserine yönelik inançlarının mamografi yaptırma davranışları üzerine etkisinin incelenmesi

Amaç: Yoksul kadınların meme kanserine yönelik inançlarının mamografi yaptırma davranışları üzerine etkisinin incelenmesidir. Yöntem: Tanımlayıcı tipte olan bu çalışma Aralık 2016-Nisan 2017 tarihleri arasında İzmir Bornova ilçesi Doğanlar-Mevlana Mahallesinde, 40-69 yaş grubu yoksul kadınlarda yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini basit rastgele yöntemle seçilen toplam 384 kadın oluşturmaktadır. Çalışmanın bağımsız değişkenleri; katılımcıların yaşı, eğitimi, medeni durumu, sosyal güvence durumu, Sağlık İnanç Modeli Ölçeği algılanan ciddiyet, duyarlılık, sağlık motivasyonu, mamografi yarar, mamografi engel alt boyut puan ve Mamografi Yeterlilik Ölçeği puan ortalamaları, bağımlı değişkenleri; kadınların düzenli mamografi yaptırma durumudur (2 yılda bir mamografi). Veriler SPPS 16.0 bilgisayar programında değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler, X2 testi, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Kadınların %26.3'ü düzenli mamografi çektirirken, düzenli mamografi çektirmeyenlerin oranı %73.7 'dir. Çalışmaya katılan kadınların yaş, eğitim, sosyal güvence ile mamografi yaptırma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Medeni durum ile mamografi yaptırma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. Yapılan lojistik regresyon analizinde eğitim seviyesinin artmasının mamografi yaptırma oranını 5.12 kat arttırdığı saptanmıştır. Kadınların Sağlık İnanç Modeli Ölçeği alt boyut puan ortalamaları (duyarlılık, ciddiyet, sağlık motivasyonu, yarar, engel) ve Mamografi yeterlilik Ölçeği puan ortalamaları ile mamografi yaptırma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardır. Sağlık motivasyonu algısı ile mamografi engel algısının kadınlarda mamografi yaptırma davranışını sırasıyla 0.85 ve 0.92 kat arttırdığı saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışma sonucunda yoksul kadınlarda erken tanı davranışını olumlu yönde etkileyen sağlık motivasyonu algısını arttırmaya ve mamografi engel algısını azaltmaya yönelik hemşirelik girişimlerinin planlanarak uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Erken Tanı Davranışı, Sağlık İnanç Modeli

Erken teşhisKadınlarMeme neoplazmları+3
Sevgi Güçlü Demirtaş
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

9-14 yaş kız çocuğu olan annelerin insan papilloma virüsü bilgi düzeyleri cinsel iletişimleri, kültürel duyarlılıkları

Bu çalışma, 9-14 yaş kız çocuğu olan annelerin İnsan Papilloma Virüsü (HPV) bilgi düzeylerini, cinsel iletişimlerini ve kültürel duyarlılıklarını incelemek amacı ile gerçekleştirilmiş tanımlayıcı türde planlanmıştır. Araştırmanın örneklemi Pazar Merkez Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı 122 anneden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu", "HPV Bilgi Ölçeği (HPV-BÖ)", "Ebeveynler İçin Cinsel İletişim Ölçeği (CİÖ)" ve "Kültürlerarası Duyarlılık Ölçeği (KDÖ)" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, medyan, Independent sample T-Test, One Way ANOVA, Mann Whitney U, Kruskal Wallis H, PostHoc Tukey HSD testleri, Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Annelerin HPV-BÖ ortalama puanı 9,07±8,23'dür. Annelerin CİÖ ortalama puanı 78,28±9,81 olarak bulunmuştur. Annelerin KDÖ ortalama puanı 86,17±11,60'dır. Üniversite ve üzeri eğitimi olan annelerin HPV-BÖ puan ortalaması lise mezunu ve ortaokul ve altı eğitimi olan annelerin puan ortalamasından anlamlı şekilde yüksektir (p<0,05). Aşı redleri nedenine, bilinmeyen yan etkiler diyen annelerin HPV-BÖ puan ortalaması bilmiyorum diyen annelerin puan ortalamasından anlamlı şekilde yüksektir (p<0,05). Eğitim durumu değişkeni gruplara göre CİÖ puanı istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılık göstermektedir (p<0,05). Eğitim durumu değişkeni gruplara göre KDÖ puanı istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılık göstermektedir (p<0,05). Araştırmanın sonucunda tüm değişkenlerin ikili karşılaştırmasında her biri arasında pozitif yönlü ilişki olduğu belirlenmiştir. Anneleri HPV bilgi düzeylerinin düşük olduğu ve bazı sosyo-demografik özelliklerin araştırmamızdaki temel değişkeni etkilediği belirlenmiştir.

Selma Taşdemir
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Temel yaşam desteği uygulama ve otomatik eksternal defibrilatör kullanma eğitimi ölçeği'nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması

Bu çalışma, Temel Yaşam Desteği Uygulama ve Otomatik Eksternal Defibrilatör Kullanma Eğitimi Ölçeği'nin Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla ölçek uyarlama çalışması şeklinde, metodolojik olarak yapılmıştır. Araştırma örneklemini Tokat İl Sağlık Müdürlüğü İlk Yardım Eğitim Merkezi'nde İlk yardım eğitimi alan 274 kişi oluşturmuştur. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu ve Temel Yaşam Desteği Uygulama ve Otomatik Eksternal Defibrilatör Kullanma Eğitimi Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın verileri normal dağılım özelliğini belirlemek amacıyla normallik testlerinden basıklık ve çarpıklık değerleri incelenmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerden sayı yüzde kullanılmıştır. Ölçeğin geçerliği için Doğrulayıcı Faktör Analizi, Kapsam geçerlilik indeksi hesaplanmıştır. Ölçeğin güvenirliği için Cronbach Alfa güvenirlilik analizleri, test tekrar test ve madde korelasyon analizleri yapılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 25.0 ve Lisrel 8.2 programı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Temel Yaşam Desteği Uygulama ve Otomatik Eksternal Defibrilatör Kullanma Eğitimi Ölçeği Türkçe formunun Türk toplumu için geçerli ve güvenilir olduğu sonucuna varılmıştır.

İlknur Toğuşlu
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İlköğretim öğrencilerinde aile tutumları ile işeme bozuklukları ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışma ilköğretim 7-10 yaş grubu öğrencilerde işeme bozukluğu olan çocukları saptamak ve anne-baba tutumları ile ilişkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın tipi tanımlayıcı, korelasyonel bir çalışmadır. Örneklemi 470 öğrencinin annneleri oluşturmaktadır. Çalışmamızda İşeme Bozuklukları Semptom Skoru (IBSS) Ölçeği ve Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutum Ölçeği (PARİ) kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma değerleri ile sunulmuştur. Değişkenler arası ilişkilerde pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda öğrencilerin %8,5'inde işeme bozuklukları semptomlarının olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte öğrencilerin %11,7'sinde diürnal enürezis, %14,9'unda nokturnal enürezis gözlenmiştir. Annelerin gösterdikleri demokratik ve anne rolünü reddetme tutumu ile IBSS'den aldıkları puanlar arasında negatif bir korelasyon bulunmuştur (p < 0.05). Hem riski olan hem de risksiz olan öğrencilerin annelerin gösterdikleri sıkı disiplin tutumu ile IBSS'den aldıkları puanlar arasında pozitif bir korelasyon olduğu saptanmıştır (p < 0.05). Sıkı disiplin uygulamaları arttıkça işeme bozuklukları artmaktadır. Sonuç: Okul sağlığı hemşireleri; öğretmenler ve öğrencilerin aileleri ile işbirliği içinde olarak bu konuda farkındalık eğitimleri planlamalı ve girişimlerde bulunmaları önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: İşeme Bozuklukları, Anne Baba Tutumu, İlköğretim Öğrencileri, Okul Hemşiresi

Aile tutumuAna-baba tutumuHemşirelik+3
Nazife Okur
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Eğitimin öğretmenlerin besin alerjisi ve anafilaksi yönetme öz-yeterliğine etkisi

Amaç: Bu araştırmanın amacı, besin alerjisi ve anafilaksi yönetme eğitiminin, öğretmenlerin besin alerjisi ve anafilaksi yönetme öz-yeterliğine etkisini incelemektir. Yöntem: Çalışma tek gruplu ön test-son test tasarım modelli, yarı deneysel araştırma tipindedir. Araştırma Mayıs-Eylül 2019 tarihleri arasında İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı Balçova İlçe Merkezinde bulunan ilkokullar ve ortaokullarda çalışan 90 öğretmen ile yürütülmüştür. Araştırmaya katılan öğretmenlere "Öğretmenler İçin Okullarda Besin Alerjisi ve Anafilaksi Yönetme Eğitimi" verilmiştir. Öğretmenlere eğitim öncesi ve sonrası "Okul Çalışanları İçin Besin Alerjisi ve Anafilaksi Yönetme Öz-Yeterlik Ölçeği" ve "Soru Formu" uygulanarak pre-test ve post-test verileri toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve bağımlı gruplarda t testi kullanılmıştır. Bulgular: Eğitim öncesi öğretmenlerin, öğrencilerin besin alerjisini yönetmek için bireysel bakım planı oluşturma, anafilaksi semptomlarını tanıyabilme, şiddetli ve ani reaksiyon geçiren bir öğrenciye ilaç (ör: adrenalin oto-enjektör) uygulama konusunda daha düşük öz-yeterliğe sahip oldukları belirlenmiştir. Eğitimden sonra ölçek maddelerinin tümünde istatistiksel olarak anlamlı bir yükselme olduğu saptanmıştır (p<0.05). Eğitim öncesi ve sonrası öğretmenlerin besin alerjisi yönetme, anafilaksi yönetme alt ölçekleri ve ölçek toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Çalışma bulguları, öğretmenler için okullarda besin alerjisi ve anafilaksi yönetme eğitiminin öğretmenlerin besin alerjisi ve anafilaksi yönetme öz-yeterliklerini anlamlı derecede arttırdığını ortaya koymuştur. Okullarda, tüm okul personeline düzenli aralıklarla besin alerjisi ve anafilaksi yönetme eğitimlerinin verilmesi, okullarda meydana gelebilecek anafilaktik reaksiyonlara karşı koruma ve önleme politikalarının geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Besin alerji; anafilaksi; öğretmenler; öz-yeterlik; okul

AnafilaksiBesin alerjisiHipersensitivite+3
Atiye Yıldırım
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Cam fabrikasında çalışan işçilere verilen mesleki eğitimin kulak koruyucu kullanımına etkisi

Amaç: Bu araştırmanın amacı cam fabrikasının gürültülü bölümlerinde çalışan işçilere uygulanan mesleki eğitimin kulak koruyucu kullanımına etkisinin belirlenmesidir. Yöntem: Araştırma İzmir Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesi'nde kurulu olan özel bir cam üretim fabrikasında çalışan olasılıklı olmayan örnekleme yöntemlerinden amaçlı örneklem ile belirlenen ve çalışmayı kabul eden 45 işçi ile yürütülmüştür. Veriler 02.02.2019-13.07.2019 tarihlerinde toplanmış olup, yarı deneysel türde, ön test-son test grupta yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı-yüzde, Cohen Kappa ki-kare analizi, bağımlı gruplarda t testi, bağımsız gruplarda t testi, mann whitney u, tek yönlü varyans analizi, tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, korelasyon analizi ve Post Hoc testlerden Bonferroni ikili karşılaştırma testi kullanılmıştır. Bulgular: Bu araştırmada eğitim öncesi; işçilerin kulak koruyucu kullanmadığı ve işçilerde gürültüye bağlı bazı sağlık yakınmalarının (baş ağrısı, kulak çınlaması, işitmede azalma, yorgunluk vb.) olduğu, yapılan mesleki eğitim sonucunda kulak koruyucu kullanma oranında artış olduğu (%57.8) ve sağlık yakınmalarının azaldığı tespit edilmiştir. Eğitim öncesi işçilerin işitme sağlığı bilgi anketi puan ortalamasının 11.46∓3.20 olduğu, eğitim sonrası işitme sağlığı bilgi anketi puan ortalaması 1. ayda 13.77∓3.42 ve 4.ayda ise 15.77∓2.88 olarak bulunmuştur. Sonuç: Verilen mesleki eğitimin işçilerin bilgi düzeylerini ve kulak koruyucu takma oranını ve bilgi düzeyini arttırdığı belirlenmiştir. Eğitim sonrası iş kaynaklı gürültünün neden olduğu sağlık sorunlarında iyileşme meydana geldiği saptanmıştır. İşitme sağlığına yönelik sağlık muayeneleri ve periyodik takip ve izlemlerin; multidisipliner bir anlayış çerçevesinde iş sağlığı hemşiresi ile birlikte yürütülmesi, halk sağlığı hemşirelerinin işçilerin kulak koruyucu takma oranını ve bilgi düzeyini arttırmasına yönelik düzenli eğitimler yapması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Meslek hastalığı, kulak koruyucu, işçi sağlığı, mesleki eğitim, cam fabrikası.

CamCam sektörüFabrikalar+7
Akgün Yeşiltepe
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Annelerin doğum sonrası konfor ve destek düzeyleri arasındaki ilişki

Annelerin Doğum Sonrası Konfor ve Destek Düzeyleri Arasındaki İlişki Amaç: Bu araştırma annelerin doğum sonu dönemde konfor ve destek düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla planlanmıştır. Materyal ve Metot: İlişkisel tanımlayıcı türde planlanan çalışmanın evrenini Ekim 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında Gaziantep il merkezinde bulunan 11 Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran doğum sonu ilk 8 hafta içerisinde yer alan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 346 anne oluşturmuştur. Çalışmaya katılan annelere 'Tanıtıcı Özellikler', 'Doğum Sonu Destek Ölçeği' ve 'Doğum Sonu Konfor Ölçeği' anket formları uygulanmıştır. Veriler değerlendirilirken aritmetik ortalama, yüzde dağılım, t testi, ANOVA, Kruskal Wallis Many Whitney U, Tukey HSD ve korelasyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Annelerin Doğum Sonu Destek Ölçeği, İhtiyacının Önemi alt boyutu toplam puan ortalaması 185.27±32.24 ve Alınan Destek alt boyut toplam puan ortalaması 140.68±41.23'dür. Doğum Sonu Konfor Ölçeği toplam puan ortalaması 121.78±12.46'dır. Annelerin konfor düzeyleri ile doğum sonu destek ihtiyacının önem düzeyi arasında negatif yönde zayıf (r=-.108, p<.05) alınan destek düzeyi arasında pozitif yönde zayıf (r=.180, p<.05) ilişki saptanmıştır. Sonuç: Annelerin konforları orta düzeyde bulunmuştur. Yakın çevresi, ailesi ve sağlık bakım profesyonelleri tarafından desteklenmesi annelerin doğum sonu dönemdeki konforunu yükseltecektir. Anahtar Kelimeler: Postpartum dönem, anne, konfor, sosyal destek.

AnnelerDoğumGebelik+4
Kübra Semerci
İnönü University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının göç eğilimi ölçeği: Geliştirilmesi, geçerliliği ve güvenilirliği çalışması

Bu çalışma, sağlık çalışanlarının göç eğilimini belirlemeye yönelik bir ölçüm aracı geliştirilmesi amacıyla metodolojik olarak planlanmıştır. Ölçek geliştirme çalışması iki aşamadan oluşmuştur. Birinci aşamada Delphi tekniği ile ölçek maddelerinin oluşturulma çalışması yapılmıştır. İkinci aşamada ise ölçek güvenirlik ve geçerlilik çalışmaları yürütülmüştür. Çalışmanın birinci aşamasında Delphi süreci 20 göç etmiş sağlık çalışanı, 11 akademisyen ve 6 göç danışmanından oluşan toplam 37 uzmanın katılımı ile yapılmıştır. Çalışmanın Delphi süreci toplam 3 turda tamamlanmış olup uzmanların oturumlara katılım yüzdesi sırasıyla; %100, %91.89 ve %70.27 olarak görülmüştür. Çalışmanın ikinci aşamasında yapılan geçerliklik ve güvenirlik analizleri, 181 hemşire, 36 doktor, 34 akademisyen, 14 ebe ve diğer sağlık branşı çalışanlarından oluşan 35 katılımcı ile toplam 300 sağlık çalışanı ile tamamlanmıştır. Ölçeğin geçerlilik ve güvenirlik çalışmasında; tanımlayıcı istatistiksel testlerden sayı, yüzde, ortalama, standart sapma ve frekans dağılımı değerleri, test-tekrar testi, Pearson korelasyon analizi, KMO ve Barlett testi, DFA, açımlayıcı faktör analizi, Cronbach Alfa katsayısı, yapısal birinci düzey çok faktörlü modeli ilişkisi, modelin uyum iyiliği değeri, madde korelasyon analizi uygulanmıştır. Yapılan analizlerde KMO değeri 0.94 ve Bartlett değeri x2=8059.63 (P=0.00) bulunmştur. Ölçeğin alt boyutlarına ait Cronbach Alfa katsayıları incelendiğinde; Göç Motivasyonu alt boyutu 0.96, Göç Farkındalığı 0.86 ve Göçe Hazırlanma alt boyutu 0.92 (p<0.05) bulunmuştur. Geçerlilik güvenirlik çalışması sonucunda toplam 26 maddeden oluşan 5'li likert tipte, Göç Motivasyonu, Göç Farkındalığı ve Göçe Hazırlanma olarak üç alt boyutlu geçerli ve güvenilir bir ölçek elde edilmiştir.

Uluslararası göçİş gücü göçü
İrem Ahenk
İstanbul Kent University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Sakinleştirme girişimlerinin bebeğin öz düzenleme davranışlarına (uyku, ağlama, beslenme) etkisi

Amaç: Bu araştırmanın amacı, annelere sakinleştirme girişimleri (sarmalama, kucakta yan tutma, beyaz gürültü dinletme, sallama) öğretiminin, bebeklerin 3.-23. haftalarda uyku, ağlama ve beslenmeye ilişkin öz düzenleme davranışlarına etkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Sakinleştirme girişimlerinin uygulandığı öntest son test, kontrol gruplu düzeninde olan bu deneysel araştırma, İzmir ili Çamdibi bölgesinde Temmuz 2012- Ocak 2014 tarihleri arasında beş aile sağlığı merkezinde yürütüldü. Araştırmanın yürütüldüğü tarihlerde gebeliğinin 32. haftasını aşan kadınlar araştırmanın evrenini oluşturdu (N=560). Araştırma 21 uygulama ve 21 kontrol grubu anne ve bebeği ile tamamlandı. Araştırma veriler; dört ev ziyareti (gebeliğin 32.haftası, doğumdan sonra 1., 3. ve 23.hafta) ve üç telefon görüşmesinde (7., 11. ve 15. hafta), Anne ve Bebek Tanıtım Formu, Bebek Uyku Günlüğü Formu, Telefon Görüşme Formu ve Bebek Bakımına Yönelik Anne Bilgi Formu ile toplandı. Sakinleştirme girişimleri, uygulama grubu annelere 3. haftada ev ziyaretinde videofilm gösterimi ile öğretildi. Araştırmanın yürütülmesi için; Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Bilimsel Etik Kurulu ve İl Sağlık Müdürlüğü'nden yazılı, katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alındı. Verilerin analizinde, sayı yüzde dağılımı, homojenlik testleri, Wilcoxon, Mann Whitney U, Friedman, ki kare ve Independent t testi ile korelasyon analizi ve doğrusal regresyon analizi kullanıldı. Bulgular: Uygulama ve kontrol grubundaki bebeklerin %52,4'ünün kız olduğu, uygulama grubundaki bebeklerin ortalama 38,85±1,27 gebelik haftasında, kontrol grubu bebeklerin ise 39,42±1,35 gebelik haftasında doğdukları belirlendi. Uygulama ve kontrol grubu bebeklerin doğumda, birinci, üçüncü ve altıncı aydaki kilo ve boy ortalamalarının bebeklerin yaşına uygun olduğu ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılığın olmadığı belirlendi. Uygulama ve kontrol grubu bebeklerin girişim öncesinde (3. hafta), gündüz ve gece olmak üzere, toplam uyuma süresi, ağlama süresi, beslenme sıklığı, gece uyanma sıklığı arasında anlamlı farklılığın olmadığı belirlendi. Sakinleştirme girişimlerinin uygulanmasından sonraki 7., 11. ve 23. izlem haftalarında uygulama grubu bebeklerin kontrol grubu bebeklere göre gece uyanma sıklığının sırası ile 1,68; 2,9 ve 0,91 kez daha az olduğu; toplam uyuma süresinin 40,1 dk, 83,8 dk, 39,09 dk daha fazla olduğu; toplam ağlama süresinin 51,07 dk, 45,05 dk ve 15,96 dk daha az olduğu; beslenme sıklığının sırası ile 3,3; 4,2 ve 2,5 kez az olduğu saptandı. Regresyon analizine göre 7., 11. ve 23. izlem haftalarında uyuma süresini (%36,6, %10,9, %3,4); gece uyanma sıklığını (%1,5, %1,3, %0,4); ağlama süresini (%52,3, %23,4, %14,7 ve beslenme sıklığını (%3.2, %1.7, %1.6) en fazla yordayan ve istatistiksel olarak da anlamlı olan değişkenin sakinleştirme girişimleri olduğu belirlendi. Regresyon analizine göre sakinleştirme girişimlerinin etkisinin en fazla 7. ve 11. haftalarda olduğu belirlendi. Sonuç ve Öneriler: Sakinleştirme girişimlerinin bebeklerin öz düzenleme davranışlarını oluşturmada olumlu etkisinin olduğu, anne ve bebeğe ait değişkenlerin bebeklerin öz düzenleme davranışları üzerinde etkisinin sınırlı olduğu belirlendi. Öz düzenleme davranışlarının her birinin, bir diğer öz düzenleme davranışını değiştiren etkiye sahip olduğu saptandı. Öz düzenleme davranışları üzerinde olumlu etkinin artması için sakinleştirme girişimlerine bebek doğduktan sonra 3. haftadan başlanarak, 16. haftaya kadar uygulanması yararlı olacaktır

Halk sağlığı hemşireliği
Renginar Öztürk Dönmez
Ege University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik hastalığı olan yaşlı bireylerde sağlık okuryazarlığı ve sağlık algısı ilişkisi

Kronik hastalığı olan yaşlı bireylerde sağlık okuryazarlığı ve sağlık algısı ilişkisini incelemek için yürütülen tanımlayıcı ve ilişkisel tipteki bu çalışma; Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Dahiliye, Göğüs hastalıkları ve Gastroentoloji kliniklerinde yatarak tedavi gören 65 ve üzeri yaş grubundaki 550 bireyle yürütülmüştür. Araştırma verileri; bireylerin tanıtıcı özelliklerini belirlemek için yöneltilen 30 sorudan oluşan anket formuyla elde edilmiştir. Bireylerin sağlık okuryazarlığı düzeyleri geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılan Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği kullanılarak belirlenmiştir. Çalışma verileri görüşme tekniği kullanılarak bireylerle yüzyüze konuşarak toplanmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS 15 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamındaki bireylerin; % 54.9'unun kadın, %69.6'sının evli ve %39.6'sının 65-74 yaş grubunda olduğu saptanmıştır. Bireylerin eğitim durumları incelendiğinde; % 46.4 'ünün ilkokul mezunu olduğu tespit edilmiştir. Bu bireylerin %44.0'ünün şehirde yaşadığı, %51.1'inin çalıştığı, %55.7'sinin gelirinin giderinden az olduğu ve bireylerin sadece %0.4'ünün sağlık güvencesinin olmadığı saptanmıştır. Bireylerin %71.7'sinin eşiyle yaşadığı ve sadece %0.4'ünün bakımevi/huzurevinde yaşadığı bulunmuştur. Bu bireylerin beden kitle indeksi (BKI) değerleri incelendiğinde; %43.4'ünün zayıf olduğu tespit edilmiştir. Araştırma kapsamındaki bireylerin %39.1'inin sigara kullandığı ve sigara kullanan bu bireylerden %22.4'ünün günde 1 paketten az sigara içtiği, %32.5'inin alkol kullandığı ve %18.0'inin haftada 2 günden az alkol kullandığı saptanmıştır. Sağlık hizmetlerine erişmede bireylerin %51.3'ünün çok zorluk çektiği, sağlığı algılama durumlarını incelediğimizde; %34.7'sinin sağlığını orta olarak algıladığı ve 'Yaşam kalitenizi nasıl değerlendiriyorsunuz?' sorusu bireylere sorulduğunda, %35.3'ünün orta olarak ifade ettiği saptanmıştır. Kronik hastalığı olan bireylerin %32.5'inin 5-10 yıldır kronik hastalıkla beraber yaşadığı, %82.5'inin ilaç kullandığı saptanmıştır. Bireylerin %37.1'inin 1-3 kez hastaneye yattığı ve hastanede yatan bireylerden %31.6'sının 1-2 hafta hastanede kaldığı, ayrıca bireylerin %73.3'ünün acil servise başvurduğu ve acil servise başvuran bireylerin %32.5'inin başvuru sıklığının 1-3 kez olduğuu görülmüştür. Araştırma kapsamındaki bireylerin sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalaması 87.96±13.89'dır. Ölçek maddelerinin puan ortalamalarının 28.60±5.03 ile 17.73±3.28 arasında olduğu saptanmıştır. En düşük puan ortalamasının uygulama alt ölçeği (17.73±3.28) olduğu belirlenmiştir. En yüksek puan ortalamasına ise 28.60±5.03 ile değerbiçme alt ölçeği sahiptir. Ölçekten yaşlı bireyler min:51, max:125 puan almış olup değişim aralığı 74'dür. Standart sapma 13.89, varyans ise 192.99 olarak saptanmıştır. Alt ölçeklerin madde puan ortalamaları incelendiğinde; uygulama alt ölçeğinin puan ortalamasının 17.73±3.28 (min:9, max:25), erişim 18.48±3.30 (min:9,max:25), anlama 23.12±4.52 (min:12,max:35), değerbiçme 28.60±5.03 (min:15,max:40); ve ölçek toplam puan ortalamasının 17.73±3.28 ile 28.60±5.03 arasında olduğu belirlendi. En düşük ortalamaya sahip olan alt ölçeğin uygulama ve en yüksek ortalamaya sahip olan alt ölçeğin ise değerbiçme olduğu belirlendi. Araştırma kapsamındaki kadınların sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalamasının erkeklere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Aynı şekilde 65-74 yaş arası bireylerin ölçek puan ortalamasının diğer yaş gruplarındaki bireylerin puan ortalamalarına göre anlamlı bir farklılık saptandı. Bireylerin yaşları arttıkça sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalamaları düşmektedir. Evli bireylerin ölçek puan ortalamaları daha yüksektir. Bu bireylerden lise ve üzeri eğitim almış grubun sağlık okuryazarlığı puan ortalaması en yüksek bulunmuştur; bu sonuca bakılarak eğitim düzeyi arttıkça bireylerin sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalamaları da artmaktadır. Araştırmaya katılan bireylerin en uzun süre yaşadıkları yere göre kırsal kesimden kentsel yöne gidildikçe ölçek puan ortalaması artmaktadır. Çalışan bireylerin puan ortalaması daha yüksek bulundu. Meslek grupları ile sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalamalarına bakılacak olursa; ev hanımları ve devlet memurlarında en yüksek ortalama görüldü. Gelir durumu ile sağlık okuryazarlığı ölçeği puanlarının ortalaması arasında istatiksel olarak fark saptandı. Gelirini giderinden fazla olarak ifade eden bireylerin oluşturduğu grubun puan ortalaması en yüksek bulundu. Sosyal güvenlik kurumuna bağlı olma durumları ile sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalamaları da istatiksel olarak birbirleriyle ilişkilidir. Yeşil-Kart, Bağ-Kurlu bireylerin puan ortalamaları birbirleriyle benzer ve düşük, Emekli sandığı ve özel sağlık sigortalı bireylerinde birbiriyle benzer ve daha yüksek olduğu saptandı. Bu araştırma sonuçlarına göre, eşleriyle beraber yaşayan bireylerin puan ortalamalarının daha yüksek olduğu görüldü. Bireylerin BKI değerleri, sigara/alkol kullanma durumları ve sigara/alkol kullanma sıklıkları ile sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalamalası değerlendirildiğinde, istatiksel açıdan fark saptanmadı. Bireylerin sağlıklarını algılama durumları ve yaşam kalitelerini değerlendirme durumları ile sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark gözlendi ve sağlıklarını iyi ve çok iyi algılayan bireyler ile yaşam kaitesinin iyi ve çok iyi olarak değerlendiren bireylerin puan ortalamaları daha yüksek bulundu. Sağlık hizmetlerine erişmede hiç zorluk yaşamadığını ifade eden bireylerin oluşturduğu grubunda benzer şekilde sağlık okuryzarlığı ölçeği puan ortalamaları daha yüksek saptandı. Araştırma kapsamındaki kronik hastalığa sahip olan bireylerin, kronik hastalık sayıları ve kronik hastalık süresi ile sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir ilişki gözlenmedi. Ancak ilaç kullanma durumlarına bakıldığında ise; ilaç kullanmayan bireylerin ölçek puan ortalaması daha yüksek bulundu. Aynı şekilde hastaneye yatmayan bireylerin sağlık okuryazarlığı ölçek puan ortalamaları daha yüksek ve hastaneye yatma sayısı arttıkça puan ortalamalarının düştüğü saptandı. Benzer bir şekilde acil servise başvurmayan bireylerin sağlık okuryazarlığı ölçek puan ortalamaları daha yüksek bulundu ve acil servise başvurma sayısı arttıkça puan ortalamasının düştüğü görüldü. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda; daha genç yaşta olma, eğitim ve gelir düzeyinin yüksek olması, sosyal güvencenin olması, evli ve eşiyle birlikte yaşama, sağlık algılamasının yüksek ve yaşam kalitesinin iyi olarak değerlendirilmesi, ilaç kullanımının olmaması veya sınırlı olması ve sağlık kurumuna daha az başvurma gibi faktörlerin sağlık okuryazarlığını olumlu yönde sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın daha büyük örneklem gruplarında ve daha uzun sürede tekrarlanması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Sağlık okuryazarlığı, sağlık algısı, kronik hastalık.

Zuhal Çimen
Ege University · Institute of Health Sciences
2015
10
DoctorateOpen AccessTR

Hemşirenin yürüttüğü eğitim ve İzlem programının çocukların güneşten korunma davranışlarına etkisi

Giriş: Yaşam boyu güneşe maruziyetin yaklaşık %25'i 18 yaş öncesinde oluşmaktadır. Çocukluk döneminde maruz kalınan ultraviyole radyasyon dozu ile erişkinlik döneminde ortaya çıkan deri kanserleri arasındaki anlamlı ilişki, bu dönemde uygulanacak güneşten korunma davranışlarının önemine dikkat çekmektedir. Koruyucu sağlık davranışlarını kazandırmada, okul çağı çocuklar kolay ulaşılabilir bir konumdadır. Araştırmada amaç, hemşirenin yürüttüğü eğitim ve izlem programının çocukların güneşten korunma davranışlarına etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Randomize kontrollü prospektif deneysel izlem araştırması, Şubat-Ekim 2014'te gerçekleştirildi. Araştırma, İzmir ili Karşıyaka ilçesindeki 25 okuldan amaca uygun olasılıksız örnekleme yöntemi ile seçilen orta ekonomik düzeydeki ailelerin çocuklarının öğrenim gördüğü iki okulda yürütüldü. Araştırma öncesinde Fitzpatrick sınıflaması ile 260 çocuğa risk değerlendirmesi yapıldı. Riskli bulunan 144 çocuktan ebeveyni ve kendisine ait yazılı izni olanlar; yaş, cinsiyet ve deri fototipine göre randomize edildi. Randomizasyonda; tabakalama ve bloklama kullanılarak, deney (n:40) ve kontrol (n:40) grubuna atama yapıldı. Araştırmada %5 hata ve %80 güvenle etki büyüklüğü 0.73 olarak belirlendi. Teoriler üstü modele dayandırılan çalışmada; veriler tanıtıcı veri formu, güneşten korunma değişim aşamaları, güneşten korunma davranış ölçeği, çocuk ve ebeveyn güneşten korunma değişim aşaması formları, karar dengesi ölçeği, güneşten korunma öz yeterlilik ölçeği ile yüz yüze görüşülerek toplandı. Ölçeklerin, Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışmaları Aygün ve Ergün (2013) tarafından yürütülmüştür. Deney grubuna, güneşten korunma davranışları konusunda altı oturumda eğitim verildi. Eğitim sonrası (15.gün,1.ay,2.ay) hatırlatma eğitimleri düzenlendi. Programın başlangıcında ve sonunda çocukların güneşten korunma davranışları, karar dengesi ve öz yeterlilikleri değerlendirildi. Veriler bağımsız iki örnek t testi ve tek yönlü varyans analizi, Wilcoxon işaretli sıralar testi, Mann Whitney U testi ve ki-kare analizleri ile değerlendirildi. Çocuklar ve velilerinden, okul yönetimlerinden, yerel etik kuruldan ve ölçeklerin sahibinden yazılı onamlar alındı. Bulgular: Çocukların %50'si kız olup, yaş ortalaması 8.27±0.44 idi. Deri fototipleri açısından çocukların %22.5'i tip I, %41.2'si tip II, %36.3'sı tip III olarak değerlendirildi. Deney grubunun, güneşten korunma davranış ölçeği puan ortalaması araştırma öncesi 19.25±5.44 iken, araştırma sonrası dönemde anlamlı düzeyde yükseldi (33.05±4.23, p<.001). Deney grubunun, güneşten korunma öz yeterlilik puan ortalaması araştırma öncesi 20.50±6.68 iken, araştırma sonrası 35.85±4.70 bulundu (p<.001). Deney grubunun, araştırma öncesi güneşten korunma karar dengesi algılanan yarar alt boyutu puan ortalaması 11.82±3.69 iken, araştırma sonrası 16.32±2.81 saptandı (p<.001). Deney grubunun, araştırma öncesi güneşten korunma karar dengesi algılanan zarar alt boyutu puan ortalaması 8.87±2.91 iken, araştırma sonrası anlamlı düzeyde azaldı (8.55±4.72, p<.001). Kontrol grubu çocukların güneşten korunma davranışları, öz yeterlilik düzeyleri ve karar dengesi yarar ve zarar alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı bir değişim saptanmadı (p>0.05). Hem deney hem kontrol grubun ön izlemi ile son izlemi arasında güneşten korunma davranışları değişim aşamaları açısından saptanan farklar -güneş koruyucu ürün kullanımı (χ2=68.83, p<.001), güneşten koruyucu giysi kullanımı (χ2=50.61, p<.001), güneş gözlüğü kullanımı (χ2=61.41, p<.001), gölgede kalma (χ2=62.22,p<.001), geniş kenarlı şapka kullanma (χ2=65.13, p<.001)- istatistiksel olarak çok anlamlı bulundu. Doğrusal regresyon sonucuna göre; son izlemde güneşten korunma öz yeterlilik puan ortalaması, güneşten korunma karar dengesi yarar ve zarar alt boyutları puan ortalamalarının çocukların güneşten korunma davranışlarını etkileyen değişkenler olduğu belirlendi (p<.05). Sonuç: Bu çalışma, güneşten korunmaya yönelik hemşirenin eğitim ve izlem programı ile çocukların güneş koruyucu ürün ve giysi kullanma, şapka ve güneş gözlüğü takma ve gölgede kalma gibi güneşten korunma davranışlarını arttırdığı, öz yeterlilik ve karar dengesi algısını geliştirdiğine ilişkin kanıtlar sağlamıştır. Okul sağlık hizmetlerinde, hemşireler bu programdan örnek bir model olarak yararlanarak öğrencilerin sağlığının korunması ve geliştirilmesine katkı sağlayabilirler. Anahtar sözcükler: Teoriler üstü model; çocuk; güneşten korunma; öz yeterlilik; karar dengesi; hemşire

Özüm Erkin
Ege University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesanların fiziksel aktivite durumları ile egzersiz özyeterlilik düzeylerinin ve davranış aşamalarının incelenmesi

Amaç: Bu araştırma adölesanların fiziksel aktivite düzeyleri ile egzersiz düzeylerinin ve egzersiz davranış aşamalarının incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma Aralık 2015 - Ocak 2017 tarihleri arasında Muş Anadolu Lisesi'ndeki adölesanlarda gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı türde yapılan araştırmanın evrenini; Muş Anadolu Lisesi'nde öğretim gören 529 öğrenci oluşturmaktadır. Herhangi bir örnekleme yöntemine gidilmemiş olup araştırmanın örneklemini araştırmaya katılmayı kabul eden 500 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak 'Kişisel Bilgi Formu', 'Egzersiz Öz-etkililik Ölçeği, 'Egzersiz Değişim Aşaması Kısa Soru Formu' ve 'Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (kısa form) kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kurul onayı ile kurum izinleri alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelik ortalama, Kruskall Wallis, Shapiro Wilk ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan adölesanların %37.5'inin orta düzeyde aktif olduğu belirlenmiştir. Adölesanların %75.4'ünün ailesinde fiziksel aktivite yapılmadığı belirlenmiştir. Adölesanların büyük kısmının düşünme öncesi aşamada (hayır, egzersiz yapmıyorum ve 6 ay içinde düzenli olarak egzersiz yapmaya başlama niyetinde değilim beyanında bulunanlar) olduğu, sadece %35.6'sının (hareket: 18.80 + sürdürme: 16.80) istenilen düzeyde düzenli olarak fiziksel aktivite yaptığı belirlenmiştir. Adölesanların öz etkililik puan ortalamasının orta düzeyde (13.64±6.06) olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Adölesanların hem egzersiz değişim aşamaları hem de fiziksel aktivite düzeyleri arttıkça özetkililik puan ortalamalarının yükseldiği saptanmıştır. Hemşirelerin fiziksel aktivitenin arttırılması konusunda okullarda yapacağı eğitimlerde, adölesanların özetkililiklerini arttırmaya çalışmalı aynı zamanda eğitimleri adölesanların içinde bulundukları davranış aşamalarına göre vermelidir.

EgzersizErgenlerFiziksel aktivite+1
Mücahide Öner
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Diz osteoartritli bireylerde fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı Erzurum ilindeki diz osteoartritli bireylerin yaşam kalitesi ile fonksiyonel durumları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Materyal ve Metod: Araştırmanın evrenini Ağustos-Kasım 2015 tarihleri arasında Erzurum Atatürk Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Geliştirme Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniğine başvuran 50 yaş üzerindeki diz osteoartrit tanısı konmuş bireyler oluşturmaktadır. Örneklem seçimine gidilmeyip çalışmaya katılmayı kabul eden 129 diz osteoartritli birey ile çalışma yürütülmüştür. Bireylerin sosyo-demografik özelliklerini ve hastalığa ilişkin özelliklerini belirlemek amacı ile literatür doğrultusunda oluşturulan soru formu ve Diz İncinme ve Osteoartrit Sonuç Skoru ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi SPSS 22.00 istatistik paket programında frekans, yüzde, t testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Dunnet T3 Post Hoc testi kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Bu çalışma sonucunda bireylerin fonksiyonel durumunu belirleyen Diz İncinme ve Osteoartrit Sonuç Skoru'nun Fonksiyon, Günlük Yaşam alt boyut puan ortalaması 46.61±16.17 ve Fonksiyon, Spor Ve Boş Zaman Değerlendirme Aktiviteleri alt boyut puan ortalaması 29.49±23.73 olarak bulunmuştur. Bireylerin Yaşam Kalitesi alt boyut puan ortalaması 34.15±18.11 bulunmuştur. Bireylerde fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Sonuç: Bireylerde ağrının varlığı yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bireylerde fonksiyonel durum iyileştikçe yaşam kalitesi de yükselmektedir. Anahtar Kelimeler: Diz osteoartrit, fonksiyonel durum, yaşam kalitesi

HemşirelikOsteoartritOsteoartrit-diz+1
Leyla Adıgüzel
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Okullardaki adölesanların yaşadıkları güçlükler ve yaşam kalitelerinin belirlenmesi

ÖZET Okullardaki Adölesanların Yaşadıkları Güçlükler ve Yaşam Kalitelerinin Belirlenmesi Amaç: Bu araştırma okul çağındaki adölesanların yaşadıkları güçlükler ve yaşam kalitelerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı olarak yapılan araştırma, Ocak 2016- Ocak 2017 tarihlerinde, Atatürk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü'ne bağlı olarak, Erzurum merkeze bağlı üç büyük ortaokulda, 344 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan soru formu, Güçler ve Güçlükler Anketi, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Veriler bilgisayar ortamında SPSS 22.00 paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırma etik ilkeler doğrultusunda tamamlanmıştır. Bulgular: Yapılan değerlendirmeler incelendiğinde; öğrencilerin % 50,6'sı 13 yaşında, % 52'si erkek, % 53.5'inin 7. Sınıfta olduğu görülmüştür. ÇİYKÖ için toplam puan ortalaması 81.58±13.65 ve GGA için toplam puan ortalaması 25.02±4.813 olarak bulunmuştur. Güçlükler Anketi puanları alt boyutu "dikkat eksikliği ve hiperaktivite" ile Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyutları 'fiziksel sağlık, sosyal işlevsellik, okul işlevselliği' alt boyutları arasındaki ilişki anlamlı bulunmamıştır. Ayrıca Güçlükler Anketi puanları alt boyutu olan 'davranım sorunları' ve Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyutlarından 'fiziksel sağlık' alt boyutu dışındaki tüm alt boyutlar arasında ve 'ÇİYKO toplam puanı ve Toplam Güçlük puanı' arasındaki korelasyon değerlerinin tümü doğru yönde anlamlı olduğu saptanmıştır. Sonuç: Adölesan dönemde yaşanılan güçlükler arttıkça, öğrencilerin yaşam kalitelerinin bu durumdan olumsuz yönde etkilenmekte olduğu görülmüştür. Bu sonuç doğrultusunda, okul dönemindeki adölesanların yaşadıkları sorunların belirlenmesi ve yaşam kalitelerinin artırılmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Adölesan, güçler ve güçlükler, okul sağlığı, yaşam kalitesi

ErgenlerLise öğrencileriOkullar+4
Ayla Hendekci
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Hipertansiyon hastalarına verilen web tabanlı ve yüz yüze eğitimin öz-etkililik ve sağlık okuryazarlığına etkisinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışma; hipertansiyon hastalarına verilen web tabanlı ve yüz yüze eğitimin öz-etkililik ve sağlık okuryazarlığına etkisinin karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma ön test-son test yarı deneme modeli kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Ocak 2015-Haziran 2016 tarihleri arasında Ceylanoğlu Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 1226 hipertansiyonlu hasta oluşturmuştur. Araştırmanını örneklemini ise evrenden olasılıksız rastlantısal örnekleme yöntemi ile seçilen, araştırma kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 140 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Tanımlayıcı Özellik Formu", "Hipertansiyon Bilgi Testi", "Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği" ve "Hipertansiyonda Öz-Etkililik Ölçeği"kullanılmıştır. Girişimler, web eğitim grubuna 2 hafta ara ile 6 defa web sayfasına eğitimler ve videolar yüklenerek, yüz yüze eğitim grubuna ise 2 haftada bir ev ziyaretleri yapılarak altı defa eğitim verilerek tamamlanmıştır. Eğitimler bittikten yaklaşık üç ay sonra her iki eğitim grubuna da veri toplama araçları tekrar uygulanarak son test verileri toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; ki-kare testi, yüzdelik dağılım, bağımsız gruplarda t testi ve eşleştirilmiş gruplarda t testi kullanılmıştır. Bulgular: Web eğitim grubundaki kişilerin Sağlık Okuryazarlığı ve Hipertansiyonda Öz-Etkililik Ölçeği toplam puan ortalamalarının son testlerde ön teste göre yükseldiği saptanmıştır (p<0.001). Yüz yüze eğitim grubundaki kişilerin Sağlık Okuryazarlığı ve Hipertansiyonda Öz-Etkililik Ölçeği toplam puan ortalamalarının son testlerde ön teste göre yükseldiği belirlenmiştir (p<0.001). Web ve yüz yüze eğitim grupları eğitim türlerine göre karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel olarak bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Hipertansiyon hastalarının eğitim türü fark etmeksizin verilen eğitimlerle sağlık okuryazarlığı ve öz-etkilik düzeyleri yükselmiştir. Sonuç: Hipertansiyon hastalarına verilen web tabanlı ve yüz yüze eğitimin sağlık okuryazarlığı ve öz-etkililik düzeyleri üzerinde pozitif yönde etkisi olduğu belirlenmiş; ancak iki eğitim yöntemi arasında herhangi bir farklılık bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Hipertansiyon, sağlık okuryazarlığı, öz-etkililik, web eğitim, yüz yüze eğitim

Hasta eğitimiHastalarHipertansiyon+3
Nihan Türkoğlu
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Birinci basamakta çalışan hemşirelerin iletişim becerileri ile mesleki doyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırma birinci basamakta çalışan hemşirelerin iletişim becerileri ile mesleki doyumları arasında ilişkinin incelenmesi amacı ile yapıldı. Materyal ve Metod: Araştırma, Eylül 2016- Ocak 2017 tarihleri arasında tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini Palandöken, Aziziye ve Yakutiye TSM ve bu merkezlere bağlı ASM'lerde görev yapmakta olan 158 hemşire oluşturdu. Araştırmanın örneklemini araştırmaya katılmayı kabul eden 111 hemşire oluşturdu. Araştırma verileri hemşirelerin yaş, cinsiyet, eğitim durumu, medeni hali, gelir düzeyi, mesleki çalışma yılı ve sosyo-ekonomik düzeyi bilgilerini içeren "Soru Formu", "Mesleki Doyum Ölçeği" ve "İletişim Becerileri Envanteri" kullanıldı. Veriler ASM ve TSM de görev yapan hemşirelerden formlar ile yüzyüze görüşülmesi yolu ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde, korelasyon analizi, regresyon analizi, Durbin Watson testi, t testi, Kruskal Wallis H testi, Dunnet T3 Post Hoc testi, Mann Whitney U testi kullanıldı. Bulgular: Hemşirelerin mesleki doyum ölçeği ile iletişim becerileri envanteri arasında MDÖ'nin niteliklere uygunluk boyutu İBE'nin zihinsel boyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı. Ancak MDÖ'nin niteliklere uygunluk boyutu ile İBE'nin duygusal boyutu arasında pozitif yönde zayıf ve iletişim becerileri envanteri toplam puanları ile İBE'nin davranışsal boyutlar arasında pozitif yönde çok zayıf istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu bulundu. İletişim becerileri envanterinin iletişim becerileri toplam puanı değişkeni, hemşirelerin mesleki doyum ile düşük düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (R=0.436, R2=0.191, p<0.05) Sonuç: Araştırma sonuçlarına göre mesleki iş doyumu ile iletişim becerileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Hemşirelerin iş doyumunu artırmak için iş yerinde iletişim becerilerini geliştilmelerine yönelik eğitimlerin düzenlenmesi, sürekliliğinin sağlanması ve katılımları için teşvik edilmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, iletişim, mesleki iş doyumu

Hemşire-hasta ilişkileriHemşirelerHemşirelik+5
Melek Atasayı
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıkla ilgili bölümlerde okuyan üniversite öğrencilerinin obeziteye ilişkin önyargılarının belirlenmesi

Sağlıkla İlgili Bölümlerde Okuyan Üniversite Öğrencilerinin Obeziteye İlişkin Önyargılarının Belirlenmesi Amaç: Bu araştırma sağlık ilgili bölümlerde okuyan üniversite öğrencilerinin obeziteye ilişkin önyargılarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma Ekim 2016- Haziran 2017 tarihleri arasında, tanımlayıcı türde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini 2016-2017 eğitim-öğretim yılı, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu ile Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nun sağlık bölümlerinde okuyan tüm öğrenciler (1200) oluşturmuştur. Örnekleme yöntemine gidilmemiş olup çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 729 öğrencinin tümü örnekleme alınmıştır. Veri toplama aracı olarak anket formu ve GAMS-27 Obezite Önyargı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kurul onayı ile kurum izinleri alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, sayı, yüzde, Cronbach α, Kruskall Wallis, Mann Whitney-U, Spearman Korelasyon analizi ve Shapiro Wilk Testi kullanılmıştır. Bulgular: Öğrencilerin obezite önyargı ölçeği puan ortalaması 75.54±10.43 olup önyargıya eğilimli oldukları saptanmıştır. Obez bireylere yönelik önyargısız olduğunu beyan eden öğrencilerin puan ortalaması ( =75.91±10.07), önyargılı olduğunu beyan eden öğrencilerin puan ortalamasından ( =73.60±12.03) yüksektir. Kendini şişman olarak tanımlayan ve Beden Kitle İndeksi sınıflamasına göre şişman bulunan öğrencilerin (=76.49±11.02), en yüksek puan ortalamasına sahip olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin obezite önyargı ölçeği puan ortalaması ile sosyo-demografik özelliklerden sadece cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Çalışmanın sonucuna göre sağlıkla ilgili bölümlerde okuyan üniversite öğrencilerinin obeziteye ilişkin önyargılarının sağlık hizmeti sunumuna olan etkisi düşünüldüğünde, obezite önyargısını azaltmaya yönelik eğitim müdahalelerinin gerekliliği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, obezite, obezite önyargısı, sağlık hizmeti.

ObeziteSağlık eğitimiSağlık hizmetleri+5
Metin Yıldız
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarına verilen eğitiminin öz bakım gücü ve yaşam kalitesine etkisi

ÖZET Hemodiyaliz Hastalarına Verilen Eğitiminin Öz Bakım Gücü ve Yaşam Kalitesine Etkisi Amaç: Bu araştırma, hemodiyaliz tedavisi alan hastalara verilen eğitimin öz bakım gücü ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma ön test son test tek gruplu düzenek (yarı deneysel) araştırma türünde yapılmıştır. Ocak 2016– Ekim 2017 tarihleri arasında Iğdır Devlet Hastanesi hemodiyaliz servisinde diyaliz tedavisi alan hastalar ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Iğdır Devlet Hastanesindeki hemodiyaliz servisinde araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden ve kronik böbrek yetmezliği tedavisi olan 65 hasta oluşturmuştur (N=65). Araştırmanın örneklemini ise, her hangi bir örnekleme yöntemine başvurulmadan araştırma evreninin tamamı olup 65 hasta oluşturmuştur. Hastaların vefatı, göç etmeleri ve anket doldurmak istememeleri gibi sebeplerden dolayı araştırma 55 hasta ile tamamlanmıştır (n=55). Araştırmada veri toplama aracı olarak "Soru Formu", "Öz Bakım Gücü Ölçeği" ve "KDQOL-36" kullanılarak, 3 ay boyunca eğitim materyali ile eğitimler verilerek eğitim öncesi ve sonrası veriler toplanmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kurul onayı ve kurum izinleri alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayılar, yüzdelikler, en az ve en çok değerler ile ortalama, standart sapma, Will Coxon testi, McNemar Testi, Korelasyon Analizi, Bağımsız Guruplarda t Testi, Varyans Analizi, Kruskall Wallis analizi ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların ortalama 57 yaşında, %85'inin çocuğu olduğu, çoğunlukla erkek, evli olduğu çekirdek ailede yaşayan, okuryazar olmayan, gelirinin giderini karşılamayan ve büyük çoğunluğunun sosyal güvencesinin bulunduğu hastalıkları hakkında eğitim almadıkları, diyete uyumunun olmadığı, ilaç tedavisine uyumunun olduğu ve tuz tüketiminin bulunduğu, günlük ortalama 4 saat ve haftalık ortalama 3 seans hemodiyaliz tedavisi aldıkları belirlenmiştir. Araştırmaya katılan hastaların KDQOL-36 Ölçeği ön test-son testte en yüksek puan ortalamasını "Semptom/Problem Listesi" ve "Böbrek Hastalığının Etkisi" alt boyutlarında aldıkları saptanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların KDQOL-36 Ölçeği alt boyut puan ortalamalarının ön test-son test olarak karşılaştırıldığında yapılan eğitimler sonrasında son test puan ortalamalarının bütün alt boyutlarda yükselme olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan hemodiyaliz hastalarının ön test-son test öz bakım gücü puan ortalamalarının orta düzeyde olduğu ve yapılan eğitim girişimlerinin Öz Bakım Gücü Ölçeğinin "ortalama toplam puanı" ile "Ruhsal Durum alt boyutu" hariç diğer alt boyutlarda puan ortalamalarını arttırdığı saptanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların; hastalık ve hemodiyaliz tedavisine yönelik eğitim alma, ilaca uyum, diyet uyum ve tuz tüketim oranlarının Öz Bakım Gücü Ölçeği ortalama toplam puanı arasında anlamlı fark olduğu (p<0.05); ancak hastaların cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, aile tipi ve gelir durumunun "Öz Bakım Gücü Ölçeği" ortalama toplam puanı arasında anlamlı farkın olmadığı (p>0.05) saptanmıştır. Sonuç: Araştırmaya katılan hemodiyaliz hastalarının öz bakım gücünün orta düzeyde ve yaşam kalitelerinin orta düzeyde olduğu; KBY hastalarına verilen eğitimin hastaların öz bakım gücü ve yaşam kalitesini arttığı belirlenmiştir. Hemodiyaliz tedavisi alan hastalara yönelik uygulamalı eğitimlerin sürekliliği ile hastaların öz-bakım gücünü ve yaşam kalitesini arttırmasına yönelik çalışmaların tekrar edilmesi önerilir. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, hemşirelik, kronik böbrek yetmezliği, özbakım gücü, yaşam kalitesi.

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronikHasta eğitimi+4
Zeynep Birge
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kolorektal kanser kaderciliği ile duyarlılık ve engel algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Kolorektal Kanser Kaderciliği ile Duyarlılık ve Engel Algısı Arasındaki İlişkinin İncelenmesi Amaç: Kolorektal Kanser Kaderciliği Skalasının Türk Dilinde geçerlik ve güvenirliğini saptamak ve geçerli çıkması durumunda kolorektal kanser taramalarına katılımda kadercilik, duyarlılık ve engel algısı arasındaki ilişkiyi ve etkileyen etmenleri incelemektir. Materyal Metot: Birinci aşaması metodolojik ikinci aşaması tanımlayıcı türde yürütülen bu araştırma, Haziran 2016-Aralık 2017 tarihleri arasında Kars'ın Yenişehir ASM bölgesinde gerçekleştirilmiştir. Birinci bölümün örneklemi 200, ikinci bölümün örneklemi 336 kişi olup, çalışmada iki demografik form ve dört ölçek kullanılmıştır. Veriler, SPSS 17 paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde sayılar, yüzdelikler, ortalama ve standart sapmaların yanı sıra, faktör analizi Cronbach α katsayısı ve madde toplam korelasyon analizleri yapılmıştır. Bulgular: Çalışmanın birinci aşamasında skalanın Türkçe versiyonunun da tek alt boyutlu olduğu, tüm maddelerde 0.30'un üzerinde ve açıklanan varyansı %34.77 olduğu belirlenmiştir. Skala'nın Cronbach αkatsayısı 0.80 olarak belirlendi. Çalışmanın ikinci aşamasında gelir seviyesi, meslek, KRK bilgilerinin nereden öğrenildiği, KRK taramalarının kaç yaşında yapıldığı ve ailede kanser öyküsünün riski artırdığını bilme türüne göre; kadercilik, duyarlılık ve engel algısı puanları anlamlı olarak değişmektedir (p<0.05). Eğitim düzeyi, daha önce KRK taramalarına katılma, gelecekte taramalara katılmayı düşünme; kadercilik ve duyarlılık algısı puanları anlamlı olarak değişmektedir (p<0.05). KRK taramalarının ücretsiz olduğunu bilme, KRK taramalarının nerede yapıldığını bilme, taze sebze ve meyve tüketme, obezitenin riski artırdığını bilme durumuna göre kadercilik ve engel algısı puanları anlamlı olarak değişmektedir (p<0.05). Sonuç: Kolorektal Kanser Kaderciliği Skalasının Türk dilinde geçerli ve güvenilirdir. Gelir düzeyinin, mesleğin, KRK bilgilerinin nereden öğrenildiğinin, taramaların kaç yaşında yapıldığının, ailedeki kanserin riski artırdığını bilmenin kadercilik, engel ve duyarlılık algılarını etkileyen ortak faktörler olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Duyarlılık, engel, geçerlik, güvenirlik, hemşirelik, kadercilik ve kolorektal kanser

DuyarlılıkEngel algısıGüvenilirlik ve geçerlilik+6
Muhammet Ali Aydın
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bilinçsiz ve reçetesiz ilaç kullanımı ile sağlık sorumluluğu arasındaki ilişki

Ill ÖZET Bu araştırma bireylerin bilinçsiz ve reçetesiz ilaç kullanımı ile sağlık sorumluluğu düzeylerini belirlemek, bunların birbirleriyle olan ilişkilerini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte olarak planlanmış ve yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Erzurum il sınırlan içerisinde bulunan Yenişehir Sağlık Ocağının hizmet verdiği bölgede ikamet eden 50.000 kişi oluşturmuştur. Araştırma evrenini oluşturan 50 bin kişiden Yamane tarafından geliştirilen ve İdil tarafından Türkçe'ye uyarlanan (alfa=0.05 için) Minimum Örnek Büyüklüğü esas alınarak 397 kişi örneklemi oluşturmuştur. Bu 397 kişi Yenişehir sağlık ocağının hizmet verdiği 7 mahalleye bölünerek her birinden alınması gereken örnek büyüklüğü 59 olarak saptanmıştır. Her bir mahalleye düşen örnek büyüklüğünü tam sayıya ulaştırmak için, alınması gereken kişi sayısı 60'a çıkarılmıştır. Daha sonra rastgele seçilen evlerden bir birey araştırmaya alınarak, birey sayısı 420 ye ulaşılıncaya kadar anket uygulanmıştır. Daha sonra cevaplama hataları ve yanlış verilerden dolayı 9 anket formu çıkarılarak 411 kişinin anket formu değerlendirilmiştir. Bireylerin tanıtıcı özellikleri ve sağlık sorumluluğu düzeyleri belirlenerek, bu bireylerin ilaç kullanım ilkelerine uyma ve reçetesiz ilaç kullanımı ile ilgili davranışların saptanabilmesine yönelik sorulara yer verilerek, elde edilen veriler; korelasyon, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ileri analizde Duncan, Student t-test, Ki-kare testi, yüzde dağılımları ile analiz edilmiştir. Çalışmada, bireylerin sağlık sorumluluğu düzeyinin düşük olduğu ve yaş, eğitim, medeni durum, hayatın büyük bölümünün geçtiği yer, meslek gurupları gibi tanıtıcı özelliklerinin sağlık sorumluluğu düzeyleri üzerine etkili olduğu saptanmıştır. Bireylerin %68'inin reçetesiz ilaç kullandıkları ve reçetesiz olarak en fazla ağrı kesici-ateş düşürücü aldıkları belirlenmiştir.IV İlaç kullanım ilkeleri ile ilgili davranışlar ve reçetesiz ilaç kullanımına göre sağlık sorumluluğu düzeyi incelendiğinde; bireylerin sağlık Sorumluluğu düzeyinin, ilacı zamanında eczaneden alma, önerilen sıklıkta, dozda ve sürede alma, açlık-tokluk ilkesine uyma, son kullanım tarihlerine dikkat etme, başkalarından ilaç alma ve başkalarına ilaç verme ve eczaneden reçetesiz ilaç alma gibi parametreler üzerine önemli bir etkisinin olduğu saptanmıştır. İlaç kullanım ilkelerine uyma ve reçetesiz ilaç kullanımını etkileyen en önemli faktörün eğitim durumu olduğu; ayrıca cinsiyet, yaş, medeni durum, kronik hastalığın olup olmaması ve gelir durumunun reçetesiz ilaç kullanımı üzerine önemli bir etkisi olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, bireylerin sağlık sorumluluğu düzeyi ve tanıtıcı özellikler ile bilinçsiz ve özellikle reçetesiz ilaç kullanımı arasında önemli bir ilişki olduğu belirlenmiştir.

Zeynep Güngörmüş
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Covid-19 servis ve yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin uyku kalitesi ve psikolojik iyi oluşları arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışma Covid-19 sürecinde servis ve yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin uyku kalitesi ve psikolojik iyi oluşları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı araştırma ilkelerine uygun olarak yapılan bu çalışma Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Covid servis ve covid yoğun bakımlarda çalışan 155 hemşire ile Kasım-Aralık 2020 tarihlerinde yapılmıştır. Araştırmada veriler; kişisel veri formu, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Psikolojik İyi Oluş Ölçeği kullanılarak google form üzerinden toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS for Windows 22 paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde, sayı, yüzdelik, ortalama, standart sapma, bağımsız gruplarda t testi, varyans analizi, ileri analizde LSD, Pearson korelasyon testi kullanılmıştır. Bu çalışma için etik kurul izinleri alınmıştır. Bulgular: Hemşirelerin yaş ortalaması 29.77±7.39'dir. Hemşirelerin %58,1'i Covid yoğun bakımda görev yapmaktadır. Hemşirelerin Pittsburgh Uyku Kalite İndeks 'inden aldıkları puan 9.74±3,01 olarak bulunmuştur. 20-25 yaş grubundaki hemşirelerin uyku kalitesi daha iyi bulunmuştur (p=0.001). Evli olanların uyku kalitesi daha kötü bulunmuştur (p=0.008). Lisans mezunu olanların uyku kalitesi daha iyi bulunmuştur (p=0.002). Çalışırken koruyucu ekipmanların hepsini kullananların uyku kalitesi daha kötü bulunmuştur (0.049). Hemşirelerin Psikolojik İyi Oluş Ölçeğinden aldıkları puan 36.76±8,66 olarak bulunmuştur. Yüksek lisans mezunu olanların Psikolojik İyi oluşlarının yüksek olduğu bulunmuştur (p=0.002). Nöbet sonrası 3-6 saat uyuyanların psikolojik iyi oluşları daha yüksek bulunmuştur (p=0.013). Pittsburgh Uyku Kalite İndeks Puanı ve Psikolojik İyi Oluş Ölçek Puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki bulunmuştur (p=0.000). Sonuç: Hemşirelerin uyku kalitelerinin kötü olduğu, psikolojik iyi oluşlarının orta düzeyde olduğu belirtilmiştir. Hemşirelerin uyku kalitelerinin kötü olmasının psikolojik iyi oluşlarını olumsuz etkilediği ortaya konmuştur.

COVID 19HemşirelerHemşirelik+6
Songül Kaynak
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemi sürecinde hemşirelerin teknoloji kullanım sıklığının bakım odaklı hasta etkileşimi ve hemşireler arası iş birliği üzerine etkisi

Amaç: Çalışmanın amacı pandemi sürecinde hemşirelerin teknoloji kullanım sıklığının bakım odaklı hasta etkileşimi ve hemşireler arası iş birliği üzerine etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı-kesitsel türde olup, bir Eğitim Araştırma Hastanesinde çalışan hemşireler ile 24 Ocak 2022 ve 29 Nisan 2022 tarihlerinde yapılmıştır. Çalışma verileri 400 hemşire ile sonlandırılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul ve kurum izni alınmıştır. Çalışmada ''Tanımlayıcı Bilgi Formu'', ''Bakım Odaklı Hemşire Hasta Etkileşimi Hemşire Versiyonu Kısa Formu'', ''Hemşire-Hemşire İşbirliği Ölçeği'' kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi SPSS Statistics 22.0 paket programı kullanılarak tanımlayıcı istatistikler, Pearson Korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların %63.2'si kadın, yaş ortalamaları 33.9±6.4, %26.3'ü covid birimlerinde çalışmaktadır. Katılımcıların %64.75'inin üç veya daha fazla akıllı telefonda zaman geçirdiği, %57.8'inin pandemi döneminde temel gereksinimlerini internetten alışveriş yaparak karşılama sıklığını, %48'inin telefon ile temas sıklığını, %48.3'ünün internette geçirdiği zamanın arttığı saptanmıştır. Katılımcılar Bakım Odaklı Hemşire Hasta Etkileşimi Hemşire Versiyonu Kısa Formunda ortalama önemlilik boyutunda 101.26±10.15, yeterlilik boyutunda 96.10±11.37 uygulanabilirlik boyutunda 86.47±14.46 puan alındığı saptanmıştır. Bilgisayarda geçirilen zamanın artması bakım odaklı hemşire hasta etkileşimine verilen önemi azaltmaktadır (p<0.05). Mekanik ventilatör ve akıllı telefonda geçirilen zaman ile bakım odaklı hemşire hasta etkileşimi uygulanabilirlik boyutunda ilişkinin olduğu, mekanik ventilatör ile pozitif, akıllı telefon kullanımı ile negatif yönlü ilişkisinin olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hemşire-Hemşire İşbirliği Ölçeğinin puan ortalaması 3.09±0.41 saptanmış olup ölçeğin en düşük puan ortalaması iletişim alt boyutunda alınmıştır (2.84±0.40). Mekanik ventilatör ve hasta izlem monitöründe geçirilen zamanın hemşireler arası iş birliği üzerine etkisinin olduğu, mekanik ventilatör ile pozitif ancak hasta izlem monitörizasyonunda harcanan zaman ile negatif yönlü ilişkisinin olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Teknoloji kullanımının bakım odaklı hemşire hasta etkileşimi ve hemşirelerin meslektaşları ile olan iş birliği üzerine olumlu ve olumsuz etkisinin olduğu saptanmıştır. Hemşireler arası iletişimi ve etkileşimi arttırmaya yönelik faaliyetler düzenlenebilir. Ayrıca pandemi gibi afet durumlarında problemli teknoloji kullanımının önüne geçmeyi sağlayacak müdahaleler önerilebilir.

COVID 19EtkileşimHasta bakımı+7
Emre Şengün
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gebe kadınların ebeveynlik öz-yeterliliklerinin prenatal uyumlarına etkisi

Araştırma gebe kadınların ebeveynlik öz yeterliliklerinin prenatal uyumlarına etkisini belirlemek amacıyla ilişkisel tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, Malatya ili Toplum Sağlığı Merkezi'ne bağlı 10 Aile Sağlığı Merkezinde 11 Kasım 2013 – 30 Ocak 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Malatya Toplum Sağlığı Merkezi'ne bağlı 10 Aile Sağlığı Merkezinin hizmet verdiği bölgedeki 1-3 yaş arası çocuğu ve gebeliğinin son trimesterinde olan 220 kadın oluşturmuştur. Evrenin tümünün araştırmaya alınması hedeflendiği için herhangi bir örnekleme yöntemi kullanılmamıştır. Araştırmaya 212 gebe kadın katılmış ve evrenin %95' ine ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan demografi özellikleri içeren tanıtıcı anket formu, prenatal kendini değerlendirme ölçeği, anne babalık becerilerinde özyeterlik ölçeği kullanılmıştır. Veriler; 25 Temmuz-1 Aralık 2014 tarihleri arasında haftanın 5 iş günü mesai saatleri içerisinde Aile Sağlığı Merkezlerine gelen gebe kadınlara, yüz yüze görüşme tekniğiyle araştırmacı tarafından sorular okunup cevapların kaydedilmesi ile toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, Bağımsız gruplarda t testi, ANOVA ve Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada gebelerin prenatal uyum ve ebeveynlik öz yeterliklerinin orta düzeye yakın olduğu bulunmuştur. Prenatal kendini değerlendirme ile anne babalık becerilerinde öz yeterlik arasında pozitif yönde ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca gebe kadınların prenatal uyum ve anne babalık becerilerinde öz yeterlik düzeylerinde yaş, evlilik süresi, eğitim düzeyi, çalışma durumu, sosyal güvence durumu, gebeliği isteme durumu, çocuk sayısı, gebeliği hakkında bilgi alma durumunun, etkili olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda gebelerin ebeveynlik öz yeterlikleri artırılarak prenatal uyum geliştirilebilir. Anahtar kelimeler: Gebelik, Gebeliğe uyum, Prenatal kendini değerlendirme, öz-yeterlik.

AnnelerGebelikGebelik komplikasyonları+4
Hilal Yıldırım
İnönü University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerin stres düzeyleri ve anne bebek temas engelleri ile anne bebek bağlanması arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Bebeği Yatan Annelerin Stres Düzeyleri ve Anne Bebek Temas Engelleri ile Anne Bebek Bağlanması Arasındaki İlişkinin Belirlenmesi Amaç: Yoğun bakım ünitesinde annenin bebeğin bakımına dahil olması çocuğun bilişsel gelişimi ve psikolojik uyumu için önemlidir. Bu nedenle çalışmanın amacı, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerin stres düzeyleri ve anne bebek temas engelleri ile anne bebek bağlanması arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Yöntem: Çalışma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte yürütülmüştür. Araştırmada örneklem seçimine gidilmeden, verilerin toplandığı tarihler arasında bebeği yenidoğan yoğun bakımda yatan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 111 anneye ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında anneyi ve bebeği tanıtıcı bilgi formu, anne-baba stres ölçeği, anne-bebek temas engelleri ölçeği ve anne-bebek bağlanma ölçeği kullanılmıştır. Formlar annelerle yüz yüze görüşme esnasında anneler tarafından doldurulmuştur. Bulgular: Çalışmaya katılan annelerin yaş ortalaması 29,48±5,01 yıl'dır. Çalışmada annelerin en çok bebeklerinin görünümü ve davranışlarından dolayı stres yaşadıkları, annelerin anne-bebek temas engelleri ölçeğinden (50,84±11,87) yüksek puan aldıkları ve anne-bebek bağlanma ölçeğinden düşük puan (1,36±2,53) aldıkları belirlenmiştir. Çalışmada annelerin algıladıkları temas engelleri ile bağlanma düzeyleri arasında pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki saptanmıştır (p<0,01). Ayrıca annelerin algıladıkları temas engelleri arttıkça stres düzeyinin de arttığı belirlenmiştir. Sonuç: Annelerin bebekleri ile olan temasını arttırmak için kanguru bakımı ya da genel sağlık durumu uygun olan bebeklerde emzirmenin artırılması önerilmektedir. Annenin bebeği ile olan teması stres düzeyini azaltarak anne-bebek bağlanmasını arttıracaktır. Anahtar Kelimeler: Anne, Anne Bebek Bağlanması, Bebek, Stres, Temas Engelleri, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi

Ana-babaya bağlanmaAnnelerBağlanma+5
Ramazan Gündüzalp
Erzurum Technical University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Meme kanseri tanısı almış kadınların eş şiddeti durumları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Amaç: Çalışmada bir şehir hastanesi cerrahi onkoloji servisinde yatan meme kanseri tanısı almış kadınların eş şiddeti durumları ve etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmada tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte araştırma deseni benimsenmiştir. Araştırma, bir şehir hastanesi cerrahi onkoloji servisinde Mart-Ağustos 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma, 213 kadın hastaya uygun olarak hazırlanmış formlar kullanılarak ve sözel ifadeleri yorumlanarak değerlendirilmiştir. Bu çalışmada veri toplama araçları olarak "Demografik Form" ve "Kadına Yönelik Eş Şiddet Ölçeği" kullanılmıştır. SPSS for Windows 22 paket programıyla veriler analiz edilmiştir. Araştırma etik izin ve hastalardan yazılı onam alınmıştır. Bulgular: Kadınların fiziksel şiddete uğrama durumları 41 kişi %19,3, duygusal/sözel şiddete uğrama durumları 213 kişi %100, ekonomik şiddete uğrama durumları 98 kişi %46, cinsel şiddete uğrama durumu ise 64 kişi %30,1 olarak saptanmıştır. Kadına Yönelik Eş Şiddet Ölçeğine göre katılımcıların eşlerinden gördükleri şiddetin puan ortalaması 74,45 olarak belirlenmiştir. Demografik yapılarına göre incelenen hastalarda yükseköğretim ve üzerinde eğitim alanların şiddet görme oranlarının, okuma yazma bilenlere, ilköğretim ve lise mezunlarına göre daha düşük olduğu belirlenmiştir. Ayrıca lise mezunu olanların şiddet oranları da okuma yazma bilen ve ilköğretim mezunlarından düşüktür. Kentte yaşayan hastaların şiddet görme oranları ise kırsal kesim ve köyde yaşayan hastalara göre daha düşük olduğu belirlenmiştir. Çalışmayan katılımcıların şiddet ölçek puanı ortalaması çalışan katılımcılara göre daha yüksektir. Hastalığı nedeniyle kemoterapi alan ve ameliyat olanların şiddet görme oranları yüksektir. Sonuç: Bu bulgular göz önüne alınarak meme kanseri tanısı almış kadın hastaların eşlerinden ya da yakın partnerlerinden gördükleri şiddetin boyutu oldukça fazla bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Kanser, Şiddet.

Songül Özkaya
Erzurum Technical University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik girişimlerinin lise öğrencilerinin testis kanserine yönelik sağlık inançları ve erken tanı davranışlarına etkisi

Hemşirelik Girişimlerinin Lise Öğrencilerinin Testis Kanserine Yönelik Sağlık İnançları ve Erken Tanı Davranışlarına Etkisi Amaç: Bu çalışma lise öğrencilerinde hemşirelik girişimlerinin testis kanserine yönelik inançları ve kendi kendine testis muayenesi yapma üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel tipte olan çalışma Eylül 2022 – Eylül 2024 tarihleri arasında Erzurum merkez ilçelerinde karma eğitim veren iki lisede yürütülmüştür. Araştırma priori güç analizi yapılarak 64 öğrenci deney ve 64 öğrenci kontrol grubu olmak üzere toplam 128 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Veriler Sosyo-Demografik ve Kendi Kendine Testis Muayenesi ile ilgili Özellikler Bilgi Formu, Testis Kanseri Taramalarına Yönelik Champion' un Sağlık İnanç Modeli Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde ki kare testi, iki eş ve iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi kullanılmıştır. Çalışmaya başlamadan önce etik kurul izni ile İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nden, öğrenci ve velilerinden izin alınmıştır. Bulgular: Yapılan girişimler sonrası deney grubundaki lise öğrencilerinin testis kanseri erken tanısına yönelik algılanan duyarlılık ve ciddiyet bulgularında anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Kendi kendine testis muayenesine yönelik yarar ve öz etkililik algılarında fark saptanmışken engel algısında fark saptanmamıştır. Deney ve kontrol gruplarının eğitim sonrası birinci ay izleminde kendi kendine testis muayenesi yapma durumları incelendiğinde, deney grubundaki bireylerin %32,8'i düzenli kendi kendine testis muayenesi yaparken bu oran kontrol grubunda %7,8'dir ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda lise öğrencilerinin testis kanseri erken tanı davranışlarının geliştirilmesi için sağlık inanç modelinin kullanıldığı girişimlerin planlanması ve sağlık eğitimlerinin yaygınlaştırılması önerilmektedir.

Cahit Yılmaz
Erzurum Technical University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İntertrokanterik kırığı ameliyatı olan hastalara verilen taburculuk eğitiminin taburculuğa hazır oluşluk ve cerrahi iyileşmeye etkisi

Daha sonrİntertrokanterik Kırığı Ameliyatı Olan Hastalara Verilen Taburculuk Eğitiminin Taburculuğa Hazır Oluşluk ve Cerrahi İyileşmeye Etkisi Amaç: Bu araştırma, intertrokanterik femur kırığı ameliyatı olan hastalara verilen taburculuk eğitiminin cerrahi iyileşme ve taburculuğa hazır oluşluğa üzerine etkisinin olup olmadığını belirlemek amacıyla yapılıştır. Yöntem: Araştırma deneysel çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırma, Mayıs 2023 -Temmuz 2024 tarihleri arasında Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi ve Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesinin ortopedi kliniklerinde intertrokanterik femur kırığı ameliyatı olan, araştırma kriterlerini karşılayan ve onamları alınan 60 hasta ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri, Sosyodemografik form, Toronto Yara Semptom Değerlendirme Sistemi, Taburcu Olmaya Hazır Olma Ölçeği ve cerrahi iyileşmeyi değerlendirmeye yönelik Hasta Değerlendirme Formu ile toplanmıştır. Veriler; taburculuk öncesi, taburculuk sonrası ikinci, dördüncü ve sekizinci hafta olmak üzere dört aşamada toplanmıştır. İlk aşamada tüm hastalara hasta tanıtım ve hasta değerlendirme formu yüz yüze uygulandı. Sonrasında girişim grubuna taburculuk eğitimi verilmiş ve eğitim konularını içeren kitapçık yanlarına verilmiştir. Kontrol grubu hastaları ise klinik standartlara göre izlenmiştir. Taburculuk sonrası ikinci, dördüncü ve sekizinci haftada iki hasta grubu da telefonla ulaşılarak hasta değerlendirme formu doldurulmuştur. Verilerin analiz edilmesinde; frekans ve yüzde analizleri, ki kare analizi, standart sapma ve grup içi tekrarlı test ortalama puanlarının karşılaştırılmasında ise tekrarlı ölçümler için Anova testi kullanılmıştır. Bulgular: Girişim ve kontrol grubu hastalarının grup içi taburculuk öncesi, taburculuk sonrası ikinci, dördüncü ve sekizinci haftada cerrahi iyileşme puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. (p<0,05). Gruplar arası taburculuk sonrası ikinci, dördüncü ve sekizinci haftada cerrahi iyileşme puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Taburcu olmaya hazır olma öz değerlendirme ölçeği ve alt boyutları arasında girişim ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda intertrokanterik femur kırığı olan hastalara verilen taburculuk eğitiminin, hastaların taburculuğa hazır oluşluk ve cerrahi iyileşme süreçleri üzerinde girişim ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturmadığı belirlendi. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, İntertrokanterik kırık, Taburculuk eğitimi, Yara iyileşmesia doldurulacaktır

Zeynep Bal
Erzurum Technical University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde siberkondri ve sağlık anksiyetesi arasındaki ilişkinin incelenmesi

ÖZET YÜKSEK LİSANS TEZİ Üniversite Öğrencilerinde Siberkondri ve Sağlık Anksiyetesi Arasındaki İlişkinin İncelenmesi Amaç: Bu araştırma; üniversite öğrencilerinde siberkondri ve sağlık anksiyetesi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte tasarlanmıştır. Araştırma, Ekim 2023-Haziran 2024 tarihleri arasında Erzurum Teknik Üniversitesi'nde öğrenim gören 1296 öğrenci ile yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında, "Kişisel Bilgi Formu", 'Siberkondri Ciddiyet Ölçeği' ve 'Sağlık Anksiyetesi Envanteri' kullanılmıştır. Veriler, gerekli izinler alındıktan sonra yüz yüze anket toplama yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin analizinde; frekans, yüzde, pearson momentler çarpımı korelasyon analizi ve lineer regresyon analizi kullanılmış olup bu analizler bilgisayarda SPSS 22.00 istatistik paket programı ile yapılmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan öğrencilerin Siberkondri Ciddiyet Ölçeği puan ortalamasının 85.26±19.60, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği puan ortalamasının ise 32.36±5.51 olduğu bulunmuştur. Ayrıca, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ile Siberkondri Ciddiyet Ölçeği arasında doğru yönde p<0.05 önem düzeyinde anlamlı ilişki belirlenmiştir. Aynı zamanda, yapılan ileri analizler sonucunda standardize edilmiş regresyon katsayısına () göre yordayıcı değişkenine göre, Siberkondri Ciddiyet Ölçeğinin toplam varyansının %8'ini açıklamaktadır. Regresyon katsayılarının anlamlılığına ilişkin t testi sonuçları incelendiğinde Sağlık Anksiyetesi üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu görülmektedir. Sonuç: Siberkondri ciddiyet ölçeğinden alınan puana göre, öğrencilerin puanlarının ortalama düzeyde olduğu bulunmuştur. Sağlık anksiyetesi ölçeğinden alınan puana göre de, öğrencilerin puanlarının ortalamanın üzerinde olduğu belirlenmiştir. Sağlık Anksiyetesi Ölçeği puanları arttıkça Siberkondri Ciddiyet Ölçeği puanlarının da arttığı yani aralarında pozitif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, öğrencilerin internet üzerinden sağlık bilgisi arayışlarını yönetmelerine yardımcı olacak farkındalık programlarının geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, İnternet bağımlılığı, Sağlık anksiyetesi, Siberkondri, üniversite öğrencileri

Halk sağlığıHemşirelikSağlık anksiyetesi+3
Arzu Akay
Erzurum Technical University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabeti olan bireylerin hastalık uyumu ve öz yönetiminin değerlendirilmesi

ÖZET YÜKSEK LİSANS TEZİ Tip 2 Diyabeti Olan Bireylerin Hastalık Uyumu ve Öz Yönetiminin Değerlendirilmesi Amaç: Tip 2 Diyabetli bireylerin hastalığa uyumunu ve öz yönetimini değerlendirmek, aralarındaki ilişkiyi incelemek ve bu parametreleri etkileyen faktörleri değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı tipte yapılan bu araştırma 1 Aralık 2023-17 Temmuz 2024 tarihleri arasında, Erzurum Şehir Hastanesi Endokrin Polikliniği'nde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini polikliniğe başvuran Tip 2 diyabet tanısı almış hastalar oluşturmuştur. Güç analizi yapılarak örneklem büyüklüğü 283 kişi olarak belirlenmiştir. Araştırma verileri Tanıtıcı Bilgi Formu, Kronik Hastalıklara Uyum Ölçeği ve Tip 2 Diyabet Öz Yönetim Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. İstatistiksel analizler IBM SPSS 26 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin analizinde yüzdelik, Bağımsız Gruplarda t Testi, Varyans Analizi, Pearson Korelasyon Analizi ve Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Tip 2 diyabetli bireylerin Kronik Hastalıklara Uyum Ölçeği ortalama puanının 82,06±11,12, Diyabet Öz Yönetim Ölçeği ortalama puanının 61,16±12,91 olduğu tespit edilmiştir. Kronik Hastalıklara Uyum Ölçeği ortalama puanı ve alt boyut ortalama puanları ile Tip 2 Diyabet Öz Yönetim Ölçeği ortalama puanı ve alt boyutları ortalama puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü ve orta düzeyli bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,05). Katılımcıların öğrenim düzeyi, sosyal destek varlığı, tedavi şekli, hastalık ile ilgili eğitim alma durumu, metabolik değişkenlere göre hem Kronik Hastalıklara Uyum Ölçeği ve hem de Tip 2 Diyabet Öz Yönetim Ölçeği'nden aldıkları ortalama puanların istatistiksel olarak farklılık gösterdiği belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç: Tip 2 diyabetli bireylerin hastalığa uyumlarının ve öz yönetimlerinin iyi düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Kronik hastalığa uyum arttıkça diyabet öz yönetiminin arttığı belirlenmiştir. Cinsiyet, yaş, öğrenim düzeyi, aile tipi, çocuk sayısı, meslek, sosyal destek alma, tedavi şekli, hastaneye yatma durumu, komplikasyon varlığı, hastalıkla ilgili eğitim alma durumu, açlık kan şekeri, sistolik kan basıncı, bel çevresi, HDL düzeyi gibi faktörler kronik hastalığa uyum ve diyabet öz yönetimini etkileyen faktörler olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hastalığa Uyum, Hemşire, Öz Yönetim, Tip 2 Diyabet

Tuba Budak
Erzurum Technical University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Aile Sağlığı Merkezi çalışanlarının sağlıkta şiddete maruz kalma durumları ve iletişim becerilerinin belirlenmesi

Amaç: Sağlıkta şiddet ile ilgili birçok çalışma bulunmasına rağmen aile sağlığı merkezlerinde çalışan sağlık çalışanlarının şiddete maruziyeti ile ilgili yapılmış çalışma sayısı çok azdır. Bu çalışma aile sağlığı merkezlerinde çalışan sağlık çalışanlarının şiddete maruz kalma durumlarını, iletişim becerileri ile şiddete maruz kalma arasında ilişki olup olmadığı, bir ilişki var ise ilişkinin yönüne uygun olarak strateji ve öneriler geliştirmek amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte yürütülmüştür. Araştırmada örneklem seçimine gidilmeden, 11.11.2022 ile 02.02.2024 tarihleri arasında Erzurum ili merkez ilçelerinde bulunan aile sağlığı merkezlerinde çalışan sağlık çalışanlarıyla yapılmıştır. Araştırmaya gönüllü 214 sağlık çalışanına ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında tanıtıcı bilgi formu, şiddet soruları ve sağlık çalışanlarının iletişim becerileri ölçeği formu kullanılmıştır. Formlar sağlık çalışanları tarafından yüz yüze görüşme sırasında doldurulmuştur. Bulgular: Çalışmada aile sağlığı merkezi çalışanlarının %89,7'si şiddete maruz kaldığını, şiddet türünün ise sırasıyla sözel şiddet %52,79, psikolojik şiddet %29,61, fiziksel şiddet %10,06, ekonomik şiddet %5,87 ve cinsel şiddet %1,68 olduğu belirlenmiştir. Sağlık çalışanlarının iletişim becerileri toplam ortalaması 92,69±12,67 puan olarak belirlenmiştir. Sağlık çalışanlarının iletişim becerilerine baktığımızda empati alt boyutundan 26,52±4,08, bilgilendirici iletişim alt boyutundan 31,69±4,43, saygı alt boyutundan 16,22±2,47, sosyal beceri alt boyutundan 18,26±3,57 puan ortalaması aldığı görülmektedir. Sonuç: Aile sağlığı merkezinde çalışan sağlık çalışanlarının büyük kısmı şiddet görmektedir. En fazla görülen şiddet türü sözel şiddettir ve en fazla şiddete uğrayan meslek grubu hemşirelerdir. Sağlık çalışanlarının iletişim becerileri ortalaması yüksek bulunmuştur. Şiddet ile iletişim becerileri ilişkisi anlamlı bulunmamıştır.

Nedim Ersoy
Erzurum Technical University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yoksul kadınlarda sağlık algısı, kadercilik ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışmadaki amaç yoksul kadınlarda sağlık algısı, kadercilik ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının belirlenerek, sağlık algısı ve kaderciliğin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına etkisinin incelenmesidir. Yöntem: Tanımlayıcı tipte olan çalışma Erzurum ilindeki Kayakyolu Aile Sağlığı Merkezi, Osmangazi Aile Sağlığı Merkezi ve Ceylanoğlu Aile Sağlığı Merkezi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Erzurum ilindeki Kayakyolu, Osmangazi ve Ceylanoğlu Aile Sağlığı Merkezi bölgelerinde ikamet eden yoksul kadınlardan oluşmaktadır. Çalışma Nisan 2022-Eylül 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Kadın sayısının belirlenmesinde evreni belli olmayan örneklem seçim yöntemi kullanılarak örneklem hacmi 384 olarak belirlenmiştir. Çalışmanın verileri Sosyo-Demografik Özellikler Bilgi Formu, Sağlık Algısı Ölçeği, Sağlık Kaderciliği Skalası ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II ile toplanmıştır. Verilerin analizinde bağımsız gruplarda t testi, varyans analizi, korelasyon ve doğrusal regresyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Yoksul kadınların %64,6'sı 32 yaş altındaki katılımcılardan oluşmaktadır. Katılımcıların %52,9'u bekar, %57,3 üniversite mezunu ve %82,8'inin kronik hastalığı vardır. Katılımcıların %45,8'i sağlık durumlarını iyi olarak değerlendirmektedir. Katılımcıların Sağlık Algısı Ölçeği puan ortalaması 41,19±6,84, Sağlık Kaderciliği Skalası puan ortalaması 49,17±7,82 ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçek puanı 123,33±20,58 bulunmuştur. Sonuç: Yoksul kadınlarda sağlık algısı artıkça sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının olumlu yönde arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Sağlık kaderciliğinin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını ise olumsuz etkilediği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kadercilik, Sağlık Algısı, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları, Yoksullu

Fadime Meydan Akkurt
Erzurum Technical University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin human papillomavirüs (HPV) enfeksiyonu ve aşılarına ilişkin bilgi düzeyleri ve sağlık inançları

Amaç: Bu çalışmanın amacı kadın üniversite öğrencilerinin Human Papillomavirüs (HPV) enfeksiyonu ve aşılarına ilişkin bilgi düzeyleri ve sağlık inançlarının değerlendirilmesidir. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı, kesitsel olarak yapılmış ve olasılıksız örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini bir üniversitede öğrenim görmekte olan 329 kadın öğrenci oluşturmuştur. Çalışma için gerekli etik kurul onayı bir üniversitenin Sağlık Bilimleri Fakültesi Etik Kurulu'ndan alınmıştır. Araştırma, Eylül 2023 -Kasım 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bu üniversite Sağlık Bilimleri Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Edebiyat Fakültesi, Fen Fakültesi, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi ile Spor Bilimleri Fakültesinden oluşmaktadır. Çalışmaya katılan her bireye çalışma öncesi bilgilendirme yapılmış ve sözlü onam alınmıştır. Veri toplama araçları olarak Tanıtıcı Bilgi Formu, "Human Papillomavirüs (HPV) Enfeksiyonu Bilgi Skalası" ve "Human Papilloma Virüs Enfeksiyonu ve Aşılamasına İlişkin Sağlık İnanç Modeli Ölçeği" olmak üzere üç form kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS for Windows 22 paket programı ile yapılmıştır. Bulgular:Katılımcıların %51,4'ü HPV enfeksiyonunu ve %59,9'u HPV aşısını daha önceden duymuştur. Katılımcıların %76,9'u HPV aşısını yaptırmak istememektedir ve %59,7'si bilgisi olmadığı için HPV aşısını yaptırmak istememektedir. Katılımcıların yaş ortalaması 20.83±2.68 ve son bir yılda sağlık kurumuna başvuru ortalaması 6.30±8.06'dır. Katılımcılar (HPV) Enfeksiyonu Bilgi Skalası toplamından 2.71±2.23 puan almışlardır. Skaladan alınan puanlar 0-8 arasında değişmektedir. Sonuç: Bu bulgular göz önüne alınarak çalışmaya katılan kadın öğrencilerin HPV 'ye yönelik bilgi düzeyleri zayıf bulunmuştur.Bu konuda duyarlılıklarının düşük olduğu saptanmıştır. Bu nedenle öğrencilere serviks kanseri, pap smear testi, HPV aşısı ve HPV ile ilgili eğitim programlarının planlanması ve hayata geçirilmesi sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, HPV, Serviks Kanseri, Üniversite Öğrencileri

Esra Kanar İnce
Erzurum Technical University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk izlem merkezi çalışanlarının çocuk istismarı ve ihmal konusundaki deneyimleri: Bir kalitatif çalışma

Amaç: Çalışmada Çocuk İzlem Merkezi'nde adli görüşme sürecinde yer alan sağlık personellerinin yaşadıkları deneyimler, sorunlar ve baş etme yöntemlerini belirlemek amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmada tanımlayıcı fenomenolojik yaklaşımlı niteliksel araştırma deseni benimsenmiştir. Araştırma, Erzurum Şehir Hastanesi bünyesinde yer alan Çocuk İzlem Merkezi'nde Temmuz 2023 – Mart 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada altı adli görüşmeci ile çalışılmıştır. Adli görüşmecilerin çalışma alanları ve görüşme süreçlerine uygun olacak şekilde hazırlanmış görüşme formundan yararlanılarak görüşmecilerle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış ve görüşme kayıtları Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Yapılan görüşmelerin incelenmesi sonucunda tekrar eden dört ana tema ve her bir temanın altında değişen sayılarda toplam on alt tema belirlenmiştir. Bu temalar; istismar hakkında genel görüşler, mesleki deneyimler, adli görüşme sürecinde karşılaşılan sorunlar ve yaşanılan duygusal sorunlar şeklindedir. Her bir ana tema için katılımcıların söylemlerinden somut alıntılar verilmiştir. Sonuç: Çocuk istismarına yol açan en önemli faktörler olarak aile ihmali ve sevgisizlik tanımlanmıştır. Katılımcılar güvensizlik, ön yargılı olma ve agresiflik gibi duygusal aynı zamanda ağrı, mide bulantısı, uyku bozuklukları gibi psikosomatik belirtiler yaşadıklarını bildirmişlerdir. Bu stresle baş etmek için dikkati başka yöne çekme yöntemlerini kullanmaktadırlar.

Feride Şahin
Erzurum Technical University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite çalışanlarında kardiyovasküler hastalık risk faktörleri bilgi düzeyinin belirlenmesi

Üniversite Çalışanlarında Kardiyovasküler Hastalık Risk Faktörleri Bilgi Düzeyinin Belirlenmesi Amaç: Bu çalışmanın amacı üniversitede çalışan erişkinlerde kardiyovasküler hastalıklar risk faktörleri bilgi düzeyinin belirlenmesidir. Yöntem: Araştırma bir üniversitede çalışan akademik ve idare personel olan toplam personel sayısı evren olarak kabul edilmiştir. Araştırma, kesitsel tipte bir araştırmadır. Çalışmaya bir üniversitenin personeli olan, görme, işitme, bilişsel ve mental sorunu olmayan, çalışmaya katılmaya gönüllü olan bireyler dâhil edilmiştir. Evren büyüklüğü (306 toplam akademik personel ve 262 toplam idari personel) bilinenden örneklem hesaplama formülü ile %95 güvenirlik ve %5 hata payı ile örnek büyüklüğü hesabı yapılarak 231 kişi bulunmuştur. Araştırmaya 250 kişi katılmıştır. Araştırma bir üniversitede 1 Şubat 2022-13 Eylül 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak Tanıtıcı Bilgi Formu, Beslenme Soru Formu ve Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların %50'si akademik personeldir, %76.8'i 40 yaş ve altındadır, %63.2'si erkektir ve %70'i evlidir. Katılımcıların yaş ortalaması 36.22±7.10, olup BKI 26.25±7.76, boy 171.06±10.01 ve kilo 76.20±13.45'dir. Katılımcıların %52.8'inin geliri giderine denktir, %88.4'ünün kronik bir hastalığı yoktur ve olanlarında %17.21'inde diabetes mellitus vardır. Katılımcıların %80'inin ailesinde kardiyovasküler hastalık tanısı almış birey bulunmamaktadır. Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi puan ortalaması farkı akademik ve idari personel arasında istatistiksel olarak anlamlıdır. Akademik personelin puan ortalaması daha yüksektir. Eğitim düzeyi, gelir düzeyi, sigara kullanma ve aile sağlık çalışanı olma durumuna göre Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi ölçek toplam puan ortalaması farkı istatistiksel olarak anlamlıdır. Sonuç: Katılımcıların kardiyovasküler hastalık riskine dair bilgileri orta düzeyde bulunmuştur. Araştırma sonuçları, katılımcılar kardiyovasküler risk faktörleri konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıklarını göstermiştir. Katılımcıların, kalp sağlığı için önemli olan risk faktörleri hakkında farkındalık düzeyleri sınırlıdır. Anahtar Kelimeler: Bilgi, Kardiyovasküler Hastalık, Risk Faktörleri

Gamze Aybüke Yalçın
Erzurum Technical University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

2-4 yaş çocuklarda ağız sağlığının yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Bu araştırma, 2-4 yaş aralığındaki çocuklarda ağız sağlığı ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte yürütülen bu çalışma, 2024-2025 yılları arasında Erzincan ili Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, rastgele seçilen 250 çocuktan oluşan çocuk ve ebeveynleri oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak demografik bilgi formu, erken çocukluk çağı ağız sağlığı etki ölçeği ve erken çocukluk çağı yaşam ölçeği kullanılmıştır. Veriler, SPSS for Windows 22 paket programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çocukların ağız sağlığı durumları ile yaşam kalitesi arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Yapılan korelasyon analizinde, diş çürüğü varlığı ile yaşam kalitesi puanları arasında negatif yönlü ve orta düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r = -0.46, p<0.05). Diş çürüğü bulunan ve ağız hijyeni yetersiz olan çocukların Erken Çocukluk Çağı Ağız Sağlığı Etki Ölçeği puanlarının, sağlıklı çocuklara kıyasla daha düşük olduğu saptanmıştır. Ebeveynlerin eğitim düzeyinin yükselmesi ve düzenli diş hekimi kontrollerinin yapılması, çocukların yaşam kalitesi puanlarını olumlu yönde etkilemiştir. Analiz sonuçları, çürük varlığının çocukların yaşam kalitesi üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Sonuç: Araştırma sonuçları, erken çocukluk döneminde ağız sağlığının hem çocukların hem de ailelerin yaşam kalitesi üzerinde kritik bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Bu bulgular doğrultusunda, ebeveynlere yönelik eğitim programlarının artırılması, düzenli ağız sağlığı kontrollerinin yaygınlaştırılması ve toplum temelli koruyucu ağız sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağız Sağlığı, Erken Çocukluk, Halk Sağlığı Hemşireliği Yaşam Kalitesi

Halk sağlığı hemşireliği
Rukiye Elif Yacan
Erzurum Technical University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Uzun yol şoförlerinde kardiyovasküler hastalık risk farkındalığı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi

Amaç: Uzun yol şoförlerinde kardiyovasküler hastalık risk farkındalığı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitesinin belirlenmesidir. Yöntem: Tanımlayıcı tipte olan çalışma Eylül 2022-Nisan 2025 tarihleri arasında 386 uzun yol şoförü üzerinde yürütülmüştür. Çalışmanın verileri Sosyo-Demografik Özellikler Bilgi Formu, Kardiyovasküler Hastalık Risk Farkındalığı Değerlendirme Ölçeği, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II ve Yaşam Kalitesi Değerlendirme Ölçeği-Kısa Form ile toplanmıştır. Verilerin analizinde bağımsız gruplarda t testi, varyans analizi ve pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların Kardiyovasküler Hastalık Risk Farkındalığı Ölçeği puanı 33,30±8,03, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II puanı ise 116,31±29,06'dır. Yaşam kalitesi alt boyut puan ortalamaları sırasıyla; Fiziksel Fonksiyon 72,02±19,41, Fiziksel Rol Güçlüğü 49,94±40,61, Emosyonel Rol Güçlüğü 42,92±35,19, Enerji/Vitalite 54,87±22,30, Ruhsal Sağlık 60,28±21,07, Sosyal İşlevsellik 64,44±27,41, Ağrı 65,36±26,75 ve Genel Sağlık 54,03±19,76'dır. Kardiyovasküler Risk Farkındalığı ile Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları arasında orta düzeyde, pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Fiziksel Fonksiyon, Fiziksel Rol Güçlüğü ve Sosyal İşlevsellik puanları her iki ölçekle de anlamlı pozitif ilişki göstermiştir. Emosyonel Rol Güçlüğü, Enerji/Vitalite, Ruhsal Sağlık, Ağrı ve Genel Sağlık puanları ise yalnızca Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları ile anlamlı ilişkili bulunmuştur. Sonuç: Uzun yol şoförlerinde kardiyovasküler risk farkındalıklarının, sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının ve yaşam kalitelerinin orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Sağlığı geliştirici programların planlanarak uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Kardiyovasküler hastalık, Risk algısı, Sağlıklı yaşam biçimi, Uzun mesafe şoförü, Yaşam kalitesi

Muhammet Hellaç
Erzurum Technical University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hematolojik kanser hastalarında sağlık okuryazarlığının hastalık algısı üzerindeki etkisi

Amaç: Bu araştırmanın amacı, hematolojik kanser tanısı almış bireylerin sağlık okuryazarlığının hastalık algısı üzerindeki etkisini incelemek ve bu değişkenlerin sosyodemografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir. Yöntem: Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tipteki bu araştırma, Temmuz 2023 - Temmuz 2025 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi, Erzurum'da bir üniversite hastanesinin hematoloji kliniğinde Ekim 2023 - Ekim 2024 tarihleri arasında tedavi gören ve dahil edilme kriterlerini karşılayan 227 hematolojik kanser hastası oluşturmuştur. Veriler, Hasta Tanıtım Anketi, Kanser Hastalarında Hastalık Algısı Ölçeği ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 ile toplanmıştır. Bulgular: Katılımcıların %64,3'ünün geliri giderinden az olup, %58'i sorunlu veya yetersiz sağlık okuryazarlığı düzeyindedir. Eğitim, gelir, yaşanılan yer ve çalışma durumu hastalık algısı ve sağlık okuryazarlığı ile anlamlı ilişki göstermiştir (p<0.05). Yaş arttıkça hastalık algısı artarken, sağlık okuryazarlığı düzeyi azalmıştır. Sağlık okuryazarlığı ile "Hastalık Hakkındaki Görüşler" (r=-0.361) ve "Olası Nedenler" (r=-0.516) alt boyutları arasında anlamlı negatif korelasyon bulunmuştur. Regresyon analizleri sağlık okuryazarlığının, hastalık algısını anlamlı düzeyde yordadığını göstermiştir (R²= %9.2 – %26.3 arası). Ayrıca, bilgi sahibi olmayan bireylerin hastalık algısı daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Araştırma bulguları, sağlık okuryazarlığı düzeyinin hastalık algısı üzerinde anlamlı ve yönlendirici bir etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Eğitim düzeyi, gelir durumu, yaşanılan yer, yaş ve sağlık sistemine aşinalık gibi sosyo-demografik faktörlerin hem sağlık okuryazarlığı hem de hastalık algısı üzerinde belirleyici olduğu saptanmıştır. Sağlık okuryazarlığı düzeyinin artması, bireylerin hastalıkla ilgili inanç ve değerlendirmelerini daha gerçekçi ve rasyonel temellere oturtmalarına katkı sağlamaktadır. Bu doğrultuda, bireylerin sağlık hizmetlerinden etkin biçimde yararlanabilmeleri ve hastalık süreçlerini daha sağlıklı algılayabilmeleri için sağlık okuryazarlığı düzeylerinin artırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Hastalık Algısı, Hematoloji, Hemşirelik, Onkoloji, Sağlık Okuryazarlığı

Elanur Muti
Erzurum Technical University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde besin etiketi okuma, sürdürülebilir beslenme tutumu ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: : Bu çalışmanın amacı yetişkin bireylerin besin etiketi okuma durumunun sürdürülebilir beslenmeyle ve yaşam kalitesi arasında bir ilişkisi olup olmadığını saptamaktır. Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırma olup Erzurum ili Pazaryolu ilçesinde bulunan 18-35 yaş arasındaki yetişkin bireylerle 10.01.2025-25.06.2025 tarihleri arasında yapılmıştır. Veri kaybı riski için 400 kişi ile çalışılmıştır. Bu çalışmada veriler spss for Windows 22 ile analiz edilmiştir. Bulgular: Analiz sonuçları, sürdürülebilir ve sağlıklı beslenme davranışları ile besin etiketi okuma tutumu, fiziksel yaşam kalitesi ve mental yaşam kalitesi arasında pozitif yönlü ve düşük düzeyde anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir (p<0.05). Ayrıca fiziksel ve mental yaşam kalitesi arasında da pozitif ve anlamlı bir ilişki vardır. Yaş değişkeni ile ölçek puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Fiziksel yaşam kalitesi için model varyansın %9.2'sini, mental yaşam kalitesi için ise %10.5'ini açıklamaktadır. Her iki değişken de yaşam kalitesinin her iki boyutunu pozitif yönde yordamaktadır (p<0.001). Fiziksel boyut için model anlamlı bulunmuş (F(2,397)=20.02, p<.001) ve varyansın %9.2'sini açıklamıştır (Adj. R²=.087). Hem SSBD (β=.17, p<.001) hem de BEOT (β=.19, p<.001) fiziksel yaşam kalitesini pozitif yönde yordamıştır. Benzer şekilde mental boyut için de model anlamlı bulunmuş (F(2, 397)=23.18, p<.001) ve varyansın %10.5'ini açıklamıştır (Adj. R²=.100). Sonuç: Bu araştırmanın sonuçları, sürdürülebilir ve sağlıklı beslenme davranışları ile besin etiketi okuma tutumunun, bireylerin hem fiziksel hem de mental yaşam kaliteleri üzerinde anlamlı ve pozitif etkiler yarattığını göstermektedir. Elde edilen bulgular, beslenme davranışlarının yalnızca bireysel sağlık için değil, aynı zamanda yaşam kalitesinin çok boyutlu yapısının desteklenmesi açısından da kritik bir rol oynadığını ortaya koymaktadır.

İlknur Alkuş
Erzurum Technical University · Institute of Health Sciences
2025
00