Ege University
Discipline

Kadın Hastalıkları ve Doğum Hemşireliği Anabilim Dalı

Ege University

10

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

İnfertil kadınların sağlıklı yaşam davranışları üzerine obezitenin etkisinin değerlendirilmesi

Obezite ile infertilite arasında güçlü bir ilişki olduğu ve obezitenin doğurganlığı olumsuz olarak etkilediği bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı, obezitenin infertil kadınların sağlıklı yaşam davranışları üzerine etkisini değerlendirmektir. Gözleme dayalı ve tanımlayıcı olarak planlanan araştırma, 1 Ocak ve 1 Kasım 2018 tarihleri arasında infertilite polikliniğine başvuran ve yaşı 18 ile 40 yıl arasında değişen 317 kadın üzerinde yürütülmüştür. Araştırma verileri, karşılıklı görüşme yöntemi ile, anket formu kullanılarak toplanmıştır. Anket formu; hastaların sosyo-demografik özelliklerini, vücut kitle indekslerini (VKİ), laboratuar bulgularını ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYBDÖ) testlerini içermektedir. İstatistiksel analizler, Sosyal Bilimler için İstatistiksel Paket 25.0 programı ile yapılmış olup anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak dikkate alınmıştır. Çalışmaya katılan hastalarda, VKİ gruplandırmasına göre zayıf (17.7±0.6 kg/m2), normal (22.2±1.7 kg/m2), kilolu (27.3±1.4 kg/m2) ve obez (33.4±3.4 kg/m2) olgularda infertilite süresinin anlamlı olarak uzadığı bulunmuştur. Öte yandan, VKİ değerlerine göre SYBDÖ skorlarında anlamlı bir fark saptanmazken VKİ ile folikül uyarıcı hormon (FSH) ve prolaktin arasında da negatif ve anlamlı bir korelasyon saptanmıştır. Obezite, doğurganlığı olumsuz yönde etkilediği için infertilite tedavisine başvuran kadınlarda VKİ değerleri göz önüne alınmalı, gerekli durumlarda hemşire ve diyetisyen işbirliğinde çalışılmalı; dolayısıyla, tedavi etkinliğinin arttırılması sağlanmalıdır.

Beslenme davranışıKısırlık-kadınObezite+2
Aybüke Kılınç
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Assessing the awareness and level of conciousness about cervical cancer, cervicovaginal smear and hpv: A survey

As in all types of diseases, improving technology and alternative threatment methods affect screening programs, diagnoses and treatment processes in cancer patients. While building the awareness level; either media and/or social relations with relatives or pers make up the perception about the diseases. The human nature can understand everything better by means of disintegration. Due to this, consciousness, cognition and awareness are of importance. These terms are somehow related and strongly correlated to each other. Cervical cancer is the second most common gynecological cancer. The women need to develop their awareness and increase their consciousness level about HPV and cervical cancer so that they would allow HPV vaccines to be administered to them. Based on this hypothesis, I have conducted this thesis to investigate the awaraness of Turkish women living in Afyonkarahisar about HPV and ccaervical cancer. The study cohort included 200 patients who were admitted to the out-patient clinics of the study hospitals. It had been observed that these patients were not aware of HPV and cervical cancer as much as they should be. Moreover, it had been determined that awareness about HPV and cervical cancer was significantly higher in women who graduated from university, had a profession, resided at town centers and used internet. These data indicate that screening programs for cervical cancer in Turkey should target the women who have primary education level, reside in villages, and do not use internet. It should be provided that these women should have easy access to screening and education programs desgined for cervical cancer.

İlknur Yılmaz
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mülteci kadınların ruh sağlığını etkileyen faktörlerin incelenmesi: Afyonkarahisar örneği

Günümüzde birçok insan yaşamlarını sürdürdükleri yeri terk edip başka bir yerlere göç etmektedirler. Son zamanlarda uluslararası alanda zorla yerinden edilme oranındaki artışlar, toplum sağlığı açısından kaygı verici boyuta gelmiştir. Göç sonrası ruh sağlığını etkileyen faktörler, mülteci ruh sağlığının önemli belirleyicileridir. Sosyoekonomik zorluklar, sosyal ve kişiler arası zorluklar, iltica süreci ve göç politikalarıyla ilgili yaşanan stresler, mültecilerin ruh sağlığını etkilemektedir. Mülteci kadınların sağlığının korunması ve geliştirilmesinde sağlık personelinin ve özellikle hemşirelerin görev ve sorumlulukları vardır. Psikolojik bakım verilmesi, hemşireliğin her alanında temel olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmanın amacı mülteci kadınların ruh sağlığını etkileyen faktörleri incelemektir. Bu kesitsel araştırma 24 Haziran- 29 Ağustos 2019 tarihleri arasında Afyonkarahisar ilinde ikamet eden toplam 380 (190 Türk, 190 mülteci) kadınla çalışma yapılmıştır. Veriler anket formu ile tercüman eşleğinde toplanmıştır. Anket formu kadınların sosyodemografik ve göçe ilişkin özelliklerini sorgulayan sorular ile Depresyon-Anksiyete-Stres Ölçeği (DASS- 21), Yaşam Doyum Ölçeği ve Yaşam Kalitesi Ölçeğinden (SF-36) oluşmaktadır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, t testi, One-Way ANOVA, Mann Whitney U, Kruskal Wallis Varyans kullanılmıştır. Ayrıca Türk ve Mülteci kadınların ruh sağılığını etkileyen faktörlerin belirlenmesi için yapılan çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmamızda mülteci kadınların depresyon, anksiyete, stres puanları Türk kadınlarından daha yüksek; yaşam kalitesi ve yaşam doyumu düzeyleri daha düşüktür (p<0,05). Mülteci kadınların eğitim seviyeleri ve ekonomik durumları daha düşük; gebelik ve düşük sayıları daha yüksektir. Mülteci kadınların ruh sağlığı depresyon, anksiyete ve stres puanları yüksek olması, ailede başka çalışanın olmaması, gebelik sayısının fazla olması ve akrabalarıyla yaşamaları faktörlerden olumsuz etkilemektedir (p<0,05). Afganistan doğumlu olanlar ile şiddette maruz kalan mülteci kadınların ruh sağlığı, yaşam doyumu ve yaşam kalitesi düzeyleri daha olumsuz durumdadır (p<0,05). Mülteci kadınların sağlığının korunması ve geliştirilmesinde sağlık personelinin görev ve sorumlulukları vardır. Mülteci kadınların yaşadıkları sosyoekonomik zorluklar onların sağlık hizmetlerinden daha az yararlanmalarına neden olmaktadır. Mülteci kadınların ruh sağlığının korunması ve geliştirilmesi için riskli gruplar olarak kabul edilmeli ve sağlık davranışlarının neler olduğunu öğrenilmelidir.

AfyonkarahisarAnksiyeteDepresyon+4
Nastaran Eslam Parast
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hijyenik ped ambalajı üzerindeki kendi kendine meme muayenesi uyarılarının kız üniversite öğrencileri üzerindeki etkisinin incelenmesi

Meme kanseri kadınlarda ilk sırada görülen ve ölümle sonuçlanabilen kanser türüdür. Dünyada yapılan çalışmalarda kadınların kendi kendine meme muayenesi (KKMM) yapma ve bilme durumlarının yeterli seviyede olmadığı bilinmektedir. Bu çalışmada hijyenik kadın pedleri yazılı ve görsel olarak hazırlanmış ambalajlardan oluşan eğitim aracı olarak kullanılmış, meme kanseri ve KKMM konusunda farkındalık oluşturması amaçlanmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı nitelikte olup, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören 600 kız öğrenci ile yürütülmüştür. Veriler SPSS 22 Windows paket programı ile değerlendirilmiştir. Verilerin analizi yapılırken tanımlayıcı istatistikler kullanılmış ve çalışmanın ölçek puanlarını etkileyen değişkenler, Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis Test testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Çalışma verileri Tanıtım Formu, Meme Kanseri Taramalarında Champion'un Sağlık İnanç Modeli Ölçeği (CSİMÖ) ve Değerlendirme Formu ile elde edilmiştir. Çalışma katılan öğrencilerin yaş ortalaması 20,6±1,8, ilk adet yaşları 13,3±1,1'dir. Veri değerlendirmesinde, öğrencilerin %63,3'ünün KKMM 'den haberi olmasına rağmen %85,7'sinin düzenli olarak KKMM uygulamadığı, düzenli KKMM yapan öğrencilerin sayısının ise düşük (%14,3) olduğu, %29,5'inin KKMM'yi ne zaman yapılacağını bilmediği belirlenmiştir. Öğrencilerin %13,7'sinin ailesinde meme kanseri öyküsü olduğu saptanmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin motivasyon ve yararlar algıları daha yüksek bulunurken, engeller algısının daha düşük olduğu tespit edilmiştir(p<0.05). Ayrıca öğrencilerin öz-etkililik algısı her grupta farklılık gösterirken, ciddiyet ve motivasyon algısının değişmediği tespit edilmiştir (p>0.05). Hijyenik ped uygulaması tanıtılan öğrencilerin %91'i ambalajdaki yazıları okuduklarında KKMM'yi uygulayacağını, %96'sı hijyenik ped uygulamasının meme kanseri ve KKMM farkındalığı uyandıracağını ve %98'i bu uygulamanın yaygınlaştırılması gerektiğini söylemiştir. Bu verilere göre, öğrencilerin meme kanseri ve KKMM hakkında yeterli bilgi düzeyine sahip olmadığı, öğrencilerin KKMM uygulamayı bilmediği, Hijyenik ped ambalajındaki uyarıların meme kanseri ve KKMM ile ilgili farkındalık uyandıracağı belirlendi. Kadın sağlığını korumak, sağlık davranışını oluşturmak, meme kanserinde erken tanı sağlamak, meme kanseri ve KKMM ile ilgili farkındalık oluşturmak için hijyenik ped uygulamasının yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hijyenik Ped, Kendi Kendine Meme Muayenesi, Meme Kanseri

Ambalaj tasarımHijyenik pedlerKızlar+2
Ebru Polat
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Emzirme tutumu ve emzirme öz-yeterlilik algısının annenin doğum sonu yaşam kalitesine etkisi

Bu araştırmanın amacı emzirme tutumu ve emzirme öz- yeterlilik algısının doğum sonu yaşam kalitesine etkisini belirlemektir. Tanımlayıcı olarak planlanan araştırmaya Ocak- Haziran 2019 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı poliklinik başvurmuş 125 anne dahil edilmiştir. Veriler anne Kişisel Bilgi Formu, Emzirme Tutumunu Değerlendirme Ölçeği (ETDÖ), Postpartum Emzirme Öz-yeterlilik Algısı Ölçeği (EÖYÖ), Doğum Sonu Yaşam Kalitesi Ölçeği (DSYKÖ) kullanılarak anket tekniğiyle toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 18.0 windows paket programı, sayı, yüzde dağılımı ve aritmetik ortalama kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişki normal dağılıp dağılmadığı Shapiro- Wilk testiyle analiz edilmiştir, p˂0,05 olduğu için non parametrik test kullanılmıştır. Bir değişkene ilişkin iki grubun karşılaştırılmasında Mann- Whitney U Testi kullanılmıştır. Bir değişkene ilişkin iki ya da daha fazla grubun karşılaştırılmasında Kruskal- Wallis H Testi kullanılmıştır. Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği (EÖYÖ) puan ortalaması 60,02± 8,8 bulunmuştur. Annelerin Doğum Sonu Yaşam Kalitesi Ölçeği (DSYKÖ) memnuniyet boyutu Cronbach's Alpha değeri 0,94; DSYKÖ önem boyutu Cronbach's Alpha değeri 0,95 olarak bulunmuştur. Çalışmamıza katılan annelerin emzirme öz-yeterliliği yüksek olduğu bulunmuştur. Çalışmamıza katılan annelerin emzirme tutumlarının olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Çalışmamızda doğum öncesi bakım alan ve almayan anneler ile emzirme tutumları puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur(p<0,05). Annelerin son doğum şekli, doğum öncesi bakım alma durumları, algılanan gelir durumları gibi sosyo demografik özellikler ile doğum sonu yaşam kalitesi arasında istatistiksel olarak bir ilişki bulunmuştur(p<0,05). Annelerin emzirme tutumu ve emzirme öz-yeterlilik algısı ile doğum sonu yaşam kalitesi arasında orta kuvvette pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Doğum sonu yaşam kalitesi ile alt boyutları arasında pozitif yönde kuvvetli bir ilişki bulunmuştur. Emzirme girişimlerinin uygulanması ve izlemi ile annenin ve bebeğin sağlığının korunması sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Anne Sütü, Emzirme Tutumu, Emzirme Öz yeterlilik Algısı, Doğum Sonu Yaşam Kalitesi

AlgıAnnelerEmzirme+4
Gülsen Yıldırım
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sezaryenle doğum yapan kadınların sezaryene ilişkin bilgi düzeyleri

ÖZETBu çalışma sezaryenle doğum yapan kadınların sezaryene ilişkin bilgidüzeylerini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini Akdeniz Üniversitesi Hastanesi ve Özel An-DevaHastanesi'nde sezaryenle doğum yapan 152 kadın (Akdeniz Üniversitesi Hastanesi:82, Özel An-Deva Hastanesi: 70) oluşturmuştur. Veriler kadınların sezaryeneperioperatif hazırlık ve sezaryenin avantaj ve dezavantajlarını bilme durumlarınıdeğerlendirmek üzere hazırlanan anket formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerinanalizi, SPSS-12 paket programı kullanılarak, Student's t test, ANOVA ve ki-karetesti ile yapılmıştır.Yapılan bu çalışmada, katılımcıların yaşları 16-45 arasında değişmekte olup,yaş ortalaması 28.5 (±5.15)'tir. Veriler, kadınların sezaryene hazırlıkla ilgili olarakbilgi sahibi oldukları ancak komplikasyonların önlemesine yönelik derin solunumegzersizi gibi uygulamalar hakkında yeterince bilgi ve beceri sahibi olmadıklarınıgöstermektedir. Araştırmada katılımcılar tarafından sezaryenin avantajları daha fazlabilinirken, dezavantajların daha az bilindiği ortaya çıkmıştır. Eğitim, yaş, çalışmadurumu, geçmiş doğum deneyimi ve sezaryen ile doğum yapacağını öğrenme zamanıile sezaryene ilişkin bilgi sahibi olma arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiolduğu saptanmıştır.Sezaryenle doğum yapan kadınların sezaryene ilişkin bilgi düzeylerininbelirlenmesi amacıyla yapılan bu çalışmanın sonuçları doğrultusunda, sezaryeneperioperatif hazırlık ve sezaryenin avantaj ve dezavantajlarını içeren eğitim vedanışmanlık hizmetlerine yönelik uygun önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Sezaryen, Perioperatif Hazırlık, Avantaj, Dezavantaj.i

Keziban Özcan
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Epidural anestezinin normal doğum üzerine etkileri

ÖZETDoğum, normal fizyolojik bir süreç olmasına rağmen her kadında rahatsızedici bir ağrıya neden olur. Doğumun başarıyla geçmesi, sonuçlanması ve ağrılarınen aza indirilmesi için uygun bir ağrı yönetimine gereksinim vardır. Vajinaldoğumda ağrı kontrolü için günümüzde en çok kullanılan ve tercih edilen anestezişekli epidural anestezidir. Olumsuz etkilerin azaltılması, giderilmesi ve iyi birobstetrik bakım için obstetrik anestezi ve analjezinin bilinmesi klinik önem taşır. Buçalışmada epidural anestezinin anne ve fetüs üzerine etkilerinin belirlenmesiamacıyla toplam 102 gebe çalışmaya alınmıştır. 51 gebeye epidural anesteziuygulanırken, 51 gebeye ise hiç anestezi uygulanmamıştır.Yapılan bu çalışma sonunda; epidural anestezi ile doğum yapanların epiduralanestezi ile doğum yapmayanlara oranla epidural anestezi hakkında daha fazlabilgiye sahip oldukları ve bu bilgileri en çok medyadan aldıkları saptanmıştır.Epidural anesteziyi tercih nedenleri arasında ağrısız doğum yapmak isteği ilk sıradayer almaktadır. Epidural anestezi işlemi öncesinde katılımcıların heyecan yaşadığıbelirlenmiştir. Katılımcılar doğum eylemi sonrasında epidural anestezi ile doğumyapmaktan çok memnun olduğunu ifade etmiştir. Epidural anestezinin doğumeyleminin süresini uzattığı, annede yorgunluğa neden olduğu, oksijen ve oksitosingereksinimini arttırdığı, ancak müdahaleli doğum ve sezaryen riskini arttırmadığı veyaşam bulgularını fazla etkilemediği saptanmıştır. En çok görülen yan etki sedasyonve bulantıdır. Apgar 1. dakika ve 5. dakika skorları yönünden her iki grup arasındafark olmadığı tespit edilmiştir. Araştırma sonunda tüm gebelerin doğum öncesidönemde epidural anestezinin avantajları ve dezavantajları, komplikasyonları, endikeve kontraendike olduğu durumlar hakkında danışmanlık alabilecekleri bir prenataleğitim merkezinin geliştirilmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Epidural Anestezi, Doğum Eylemi, Ağrı, Komplikasyoniv

Hafize Demirok
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Doğum eyleminde uygulanan vajinal muayene sıklığının maternal ve neonatal sonuçları

Bu çalışma, Trabzon il merkezinde bulunan üç farklı hastanenin kadın hastalıkları ve doğum kliniklerinde doğum eyleminde uygulanan vajinal muayene sıklığının maternal ve neonatal sonuçlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Çalışmaya vajinal doğum yapan 328 kadın dahil edildi. Veriler, "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Travayda Vajinal Muayene Deneyimleri Ölçeği" kullanılarak toplandı. Verilerin istatistiksel analizinde; yüzdelik, ortalama, standart sapma, medyan, minimum ve maksimum değerler, Bağımsız Gruplarda t testi, Mann-Whitney U testi, Tek Yönlü Anova Analizi, Kruskal Wallis Varyans Analizi, Ki-Kare ve Binary regresyon analizleri kullanıldı. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 28.50±5.256 yıldır. Kadınların travayda vajinal muayene deneyim ölçeğinden aldıkları puan ortalaması 74.18±10.078 puandır. Kadınların travayda kalış süresinin 449.27±459.752 dakika olduğu, çoğunluğunun aktif fazda doğumhaneye başvurduğu, doğum eylemi süresince 1-4 kez sıklıkta ve 2-3 farklı sağlık personeli tarafından vajinal muayene yapıldığı saptandı. Yaşı genç, primipar, latent fazda doğumhaneye başvuran ve travay süresi uzun olan kadınların daha sık vajinal muayene yapıldığı belirlendi (p<0.05). Kadınların eğitim düzeyinin, çalışma durumunun, aile tipinin, en uzun yaşanılan yerin ve BKI'nin vajinal muayene sıklığı ile ilişkili olmadığı saptandı (p>0.05). Kadınların çoğunluğunda epizyotomi, perineal hasar ve yumuşak doğum kanalında ödem olmadığı ve doğum sonu dönemde GÜS enfeksiyonu gelişmediği, bebeklerin çoğunluğunda mekonyum aspirasyonu, YDYB ve neonatal enfeksiyon olmadığı belirlendi. BKI değeri normal olanların olmayanlara göre, primipar olanların multiparlara göre GÜS enfeksiyon belirtisi görülme riskinin daha fazla olduğu, vajinal muayene yapan personel sayısı arttıkça ise neonatal enfeksiyon görülme riskinin daha fazla olduğu saptandı (p>0.05). Sonuç olarak, vajinal muayene sıklığı ile primipar olma, travayda kalış süresi ve vajinal muayene yapan personel sayısı gibi değişkenler arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptandı. İncelenen diğer maternal/neonatal değişkenler ile vajinal muayene sıklığı arasında ise anlamlı bir ilişki olmadığı belirlendi. Ayrıca kadınların vajinal muayene deneyimlerinin olumlu olduğu saptandı.

Ana-çocuk sağlığıAnnelerBebek-yenidoğmuş+4
Ebru Küçük
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Abdominal histerektomi sonrası refleksolojinin iyilik haline etkisi

Araştırma, abdominal histerektomi ameliyatı sonrası uygulanan refleksolojinin, ağrı, anksiyete, yaşam bulguları, yorgunluk, kas gerginliği, gevşeme ve memnuniyet düzeyleri üzerine etkisini belirlemek amacı ile randomize kontrollü deneysel olarak yapılmıştır. Araştırma, Eylül 2013–Eylül 2014 tarihleri arasında, Ege Üniversitesi Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı yoğun bakım ünitesi ve jinekoloji servisinde yatmakta olan, abdominal histerektomi operasyonu geçirmiş kadınlara uygulanmıştır. Araştırmanın örneklemini, seçim kriterlerine uyan 32'i uygulama, 31'i kontrol olmak üzere toplam 63 kadın oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında; hasta tanıtım formu, post operatif günlük izlem formu, durumluluk ve sürekli kaygı envanteri (Spielberger State- Trait Anxiety Inventory-STAI), ağrı, yorgunluk şiddetinin, kas gerginliği, gevşeme ve memnuniyet düzeylerinin değerlendirilmesinde "visiual analog skalası" kullanılmıştır. Uygulama ve kontrol grubundaki kadınlar, postoperatif dönemde üç gün boyunca takip edilmiştir. Uygulama ve kontrol grupları geldikleri haftaya göre refleksoloji ve kontrol gruplarına ayrılarak randomize edilmiştir. Bir hafta kontrol grubu, bir hafta uygulama grubu seçilmiştir. Aynı zamanda, uygulama ve kontrol grubundaki kadınlar, Ramsey sedasyon skalasına ve hasta bağımlılık düzeylerine göre seçilerek randomizasyon sağlanmıştır. Ameliyat sonrası kontrol grubundaki kadınlar, sadece hasta kontrollü analjezik tedavisi (HKA) alırken, uygulama grubundaki kadınlara HKA tedavisine ek olarak ayak refleksolojisi uygulanmıştır. Refleksoloji ameliyat sonrası yoğun bakım ünitesinde bulunan, Ramsay sedasyon skalası 2 puan olan her bir hasta için, günde bir defa olmak üzere uygulanmış, ameliyat sonrası 2. ve 3. günde aynı saatte, servise geçen hastalara aynı işlemler tekrar edilmiştir. Refleksoloji uygulama grubundaki kadınlara, her bir ayağa 10'ar dakika olmak üzere, belirlenmiş alanlara toplam 20 dakika olacak şekilde uygulanmıştır. Kadınlara uygulama öncesi (0.dakika), uygulamadan hemen sonra (30. dakika) ve uygulamadan yarım saat sonra değerlendirme ölçekleri uygulanarak (60.dakika), ağrı, durumluluk anksiyete, yorgunluk, kas gerginliği, gevşeme ve memnuniyet düzeyleri değerlendirilmiştir. Ayrıca, sempatik aktivitenin değerlendirilmesi için kan basıncı, nabız ve solunum düzeyleri ölçülmüştür. Herhangi bir girişim de bulunulmayan kontrol grubundaki kadınların, ameliyat sonrası 1., 2. ve 3.günde uygulama grubunda belirtilen şekilde aynı saatlerde, tansiyon, nabız, solunum sayısı, ağrı, anksiyete, yorgunluk, kas gerginliği, gevşeme ve memnuniyet düzeyleri değerlendirilmiştir. Araştırmada verilerin analizinde; frekans, yüzde, pearson kikare ve fisher'ın kesin ki-kare testi, tekrarlayan ölçümlerde varyans analizi, Bonferroni düzeltmeli t testi, Friedman Varyans Analizi, Bonferroni düzeltmeli wilcoxon işaretli sıralar testi, bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney U Testi kullanılmıştır. Kadınların sosyo-demografik özelliklerine göre dağılımı incelendiğinde; kadınların yaş ortalamasının 47.23±4.71 yaş olduğu, uygulama grubunda yer alan kadınların %31.2'sinin ortaokul/ lise mezunu olduğu, %78.1'inin evli olduğu, kontrol grubundaki kadınların %38.7'sinin ortaokul/ lise mezunu olduğu, %77.4'ünün evli olduğu saptanmıştır. Uygulama grubundaki kadınların %59.4'ünün "Myom+Menoraji" tanısı aldığı ve %81.3'üne "TAH+BSO" yapıldığı, kontrol grubundaki kadınların %51.6'sının "Myom+Menoraji" tanısı aldığı ve %80.6'ına "TAH+BSO" yapıldığı saptanmıştır. Araştırma sonucunda, uygulama ve kontrol grubu arasında, sistolik kan basıncı, diastolik kan basıncı, nabız ve solunum ortalamalarında, belli zamanlarda anlamlı farklılıklar olduğu saptanmıştır (p<0.05). Üç günlük izlem sonucunda, refleksoloji uygulamasından hemen sonra (30.dakika) ve refleksolojiden uygulamasından yarım saat sonrasında (60.dakika), ağrı, yorgunluk, kas gerginliği, durumluluk anksiyete puan ortalamalarında, uygulama ve kontrol grubu arasında anlamlı farklılık olduğu ve uygulama grubunda kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde azalma olduğu saptanmıştır (p<0.05). Belirtilen sürelerde, gevşeme ve memnuniyet puan ortalamalarında da, uygulama ve kontrol grubu arasında anlamlı fark olduğu, uygulama grubunun gevşeme ve memnuniyet düzeylerinin kontrol grubunda göre anlamlı ölçüde arttığı saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, ayak refleksolojisinin, abdominal histerektomi olmuş kadınlarda, ağrı, anksiyete, yorgunluk, kas gerginliği düzeylerinde azalmaya, gevşeme, memnuniyet düzeylerinde artmaya yol açtığı ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Dolayısıyla, abdominal histerektomi sonrası uygulanan, ayak refleksolojisinin yoğun bakım ve jinekoloji servislerinde yatan kadınların, ameliyat sonrası iyilik halini artıran etkili bir hemşirelik girişimi olduğu saptanmıştır.

Ruşen Öztürk
Ege University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin mesleki gurur ve profesyonel tutumları

Mesleki gurur, hemşirelerin mesleki kimliklerinin güçlenmesini, motivasyonlarının artmasını aynı zamanda iş tatmini ve profesyonelliklerinin artmasını sağlamaktadır. Dolayısıyla kaliteli bakımın sürekliliğini ve mesleği sürdürme isteğinde artışı destekler. Bu çalışmanın amacı, hemşirelerde mesleki gurur düzeyleri ve profesyonel tutumları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu çalışma nicel tanımlayıcı tipte tasarlanmıştır. Çalışmaya Mayıs 2023 – Aralık 2023 tarihleri arasında Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde görev yapan 233 hemşire dâhil edilmiştir. Verilerin toplanmasında, Tanıtıcı Özellikler Soru Formu, Hemşirelerin Mesleki Gurur Ölçeği ve Meslekte Profesyonel Tutum Envanteri kullanılmıştır. Elde edilen veriler, bilgisayar ortamında SPSS 22.0 istatistik programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Değerlendirme yapılırken frekans, yüzde analizlerinden, ortalama ve standart sapma istatistiklerinden faydalanılmıştır. Verilerin normal dağılım düzeyini belirlemek üzere basıklık ve çarpıklık değerleri incelenmiştir. Ölçeklerden elde edilen verilerin arasındaki ilişki pearson korelasyon ve lineer regresyon analizleri ile incelenmiştir. Diğer analizler için bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (anova) ve post hoc (tukey) analizlerinden faydalanılmıştır. Çalışmada istatistiksel anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Hemşirelerin mesleki gurur puan ortalaması 92,3 iv olarak pozitif yönde belirlenmiştir.(27 – 135). Ölçekten alınan puan arttıkça hemşirelerde mesleki gurur düzeyleri de artmaktadır. Ölçeğin çalışmadaki Cronbach's alpha değeri 0,89 olarak belirlenmiştir. Meslekte profesyonel tutum envanteri puan ortalaması 136 olarak hesaplanmıştır. (32 – 160). Envanterin çalışmadaki Cronbach's alpha değeri 0,96 olarak hesaplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda hemşirelerde mesleki gurur arttıkça, profesyonel tutumunda pozitif yönde arttığı tespit edilmiştir. Mesleki gurur ölçeğinin alt boyutları ile profesyonel tutum arasında yapılan regresyon analizi sonucunda öz başarının hemşirelerin profesyonel tutumlarını pozitif yönde arttırdığı belirlenmiştir. Hemşirelerin mesleki gurur ve profesyonel tutum düzeylerini arttırmaya yönelik; bilimsel programlara katılımının teşvik edilmesi, gerekli izinlerin sağlanması, bilimsel araştırma ve yayın yapmak için klinik ve akademisyen hemşirelerin iş birliğinde bulunması önerilmektedir. Hemşireler arasında mentorluk ve mesleki destek programları düzenlenebilir. Bu programlar, deneyimli hemşirelerin yeni mezunlara rehberlik etmesini ve mesleki gelişimlerini desteklemesini sağlayarak mesleki gurur düzeylerini dolayısıyla profesyonelliklerini artırabilir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Profesyonellik, Mesleki Gurur, Tutum, Öz Başarı.

Özden Kurt
Kocaeli Health and Technology University · Institute of Graduate Studies
2024
00