Erzurum Technical University
Discipline

Department of Turkish Literature

Erzurum Technical University

69

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Mehmed Celâl şiirlerinin çeviriyazı ve incelemesi

MEHMED CELÂL ŞİİRLERİNİN ÇEVİRİYAZI VE İNCELEMESİ Çalışma kapsamında Ara Nesil döneminin tanınmış şairlerinden olan Mehmed Celâl'in 1886-1900 yılları arasında yayımlanmış olan 19 şiir kitabının çevirisi yapılmıştır. Mehmed Celâl Şiirlerinin Çeviriyazı ve İncelemesi başlıklı çalışmamız üç ana bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde; Mehmed Celâl'in hayatı, sanatı, eserleri ve tenkitçiliği hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Mehmed Celâl'in şiirlerinde tema, ahenk unsurları, edebi sanatlar ve nazım şekilleri üzerinde durulmuştur. Tezimizin üçüncü ve asıl bölümü olan ve Mehmed Celâl'in 19 şiir kitabının tam metin şiir çevirisi yapılarak Osmanlı Türkçesinden günümüz Latin harflerine aktarılmıştır. Türk edebiyatına önemli katkılarda bulunmuş ve birçok edebi türde eser kaleme almış olan Ara Nesil şairi Mehmed Celâl'in, Osmanlı Türkçesi ile yazılmış şiir kitaplarının tümünün Latin alfabesine aktarımı yapılmış olup 1886-1900 yılları arasında bu türde yayımlanmış eserleri ayrı ayrı incelenerek değerlendirmelerde bulunulmuştur.

Orhan Demir
Batman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Suret ile mana arasında: Sevmek zamanı'nda metafizik aşka tasavvufi edebî bir yaklaşım

This thesis explores the metaphysical dimensions of love through a Sufi literary lens, focusing on Metin Erksan's 1965 film Time to Love (Sevmek Zamanı). It examines the protagonist Halil's refusal of lived love in favour of an idealised image, situating this narrative choice within a broader Sufi metaphysics of form (surat) and meaning (maʿna), and the transformative journey from 'ishq majazi to 'ishq haqiqi. By weaving together Turkish Sufi poetry with close cinematic analysis, the study reveals how Time to Love both echoes and critiques a native tradition where love is not possession but unveiling. Through comparative readings of Turkish literary and folk motifs of image-based longing, this work argues that Halil's love remains stalled, suspended in stillness, and thus becomes a cautionary tale about modernity's spiritual inertia. The thesis ultimately proposes a poetics of cinematic ontology: a visual language of silence, repetition, and longing that gestures toward the Real but never fully arrives.

Turkish mysticism literature
Fatma Zehra Vural
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Genç vatandaşların izinde: Gürbüz Türk Çocuğu ve Sevgi Bir Kuş dergilerindeki politik söylemler, ideoloji ve iktidar ilişkileri

This thesis inspects the reflections of the ideological aspects of a nation-state's over childhood issue of the political powers of the early Republican era and the AKP government concerning two different periodicals called Gürbüz Türk Çocuğu and Sevgi Bir Kuş. This study argues that the selected children's magazines produced literary texts influenced by the institutional policies of publishers, while they present the political ideology of the existing powers over childhood to the child reader directly or implicitly. The ideal childhood discourses, which were modified according to the changing political power of the period, were intended to be conveyed to the child reader by instrumentalizing the literature at the point of forming a national identity. Therefore, it is significant to examine the literary products in the children's magazine published by the "Children's Protection Agency", one of the official instruments of the state, to see how the discourse of the power changed over time in the context of child policies and the nation-state. Peter Hollindale's critical theory concerning the children's literature and ideology constitutes the basic theoretical background of the thesis; and as a secondary source, I utilized the studies on children's literature and the construction of national identities of states.

MagazinesGürbüz Türk Çocuğu magazineSevgi Bir Kuş+7
Tuğba Kara
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bireyselleşme/özerkleşme istenci üzerinden 19. yüzyıl Osmanlı modernleşmesi

Bu çalışmada, 19. yüzyılda üretilen Tanzimat romanlarının bireyselleşme/özerkleşme istenci üzerinden okunabileceği düşüncesi ele alınmıştır. Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat (1872), Müsâmeretnâme (1872), Hasan Mellah (1874), İntibah (1874) romanları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bir "olay" olarak babasızlık ve aşk, bir "eylem" olarak benlik/nefs, vicdan ve irade savaşı, öznenin intikamı ve intiharı, bir "beyan" olarak öznenin kıssadan hissesi bahsi ile incelenen romanlarda; dönem sonu kuşağının kapıldığı özerk ve öznel var oluş arzusu, bu arzunun karşılaştığı zorluklar ve mücadele sırasında görünür hale gelen zafiyetlere dikkat çekilmiştir. Yapılan bu inceleme ile yalnızca erkek karakterlerin değil, kadın karakterlerin de "kendi" arzuları için benliklerini yeniden tanımlama çabası içerisinde olduklarını göstermek hedeflenmiştir. Böylece dönem romanlarına ilişkin yinelenen bakış açıları yerine farklı bir yaklaşım geliştirerek her türden yetkenin denetimi ve tehdidi karşısında itaate tâbi olmak yerine, etken ve iradi bir varoluş mücadelesinin yürütüldüğüne, karakterlerin edilgin olmadığına dikkat çekilmiştir. Yürütülen bu mücadele ile çağın gerisinde kalan uygulama ve düzenlemeler kadar, davranış ve düşünce modlarının da tasfiyesi için eleştiri ve özeleştiriden yana bir talebin, okuyucu dikkatine sunulduğu bu çalışmada ele alınan bir diğer konudur. Geleneksel zihin yapısına göre biçim verilen özne üretim biçiminin değişmekte olduğuna da işaret eden bu mücadeleler aracılığıyla modern zihin yapısı ile etkileşime giren öznelerin; "eşitlik", "hak", "hürriyet", "özgürlük", "özerklik" ve "adalet" kavramlarını müzakere inisiyatifi aldıkları ve bu inisiyatifin özneden özneye değişebildiği ortaya konmuştur. Romanlardaki erkek ve kadın öznelerin erginleşme niyetlerine yönelik arzuyu netleştiren bu mücadelelerin, aynı zamanda Osmanlı'nın 19. yüzyılda ciddiyet kazanan bekâ savaşımı ile de koşut olduğu tepit edilmiştir. Bu bağlamda, özerk ve öznel var oluş arzusunun yalnızca romanlarda değil, siyasal alanda da gözlemlenebileceği saptanmıştır. Sonuç olarak Osmanlı'nın 19. yüzyılda deneyimlediği sürecin; hem siyasal, hem de sosyo-kültürel alanda özgün bir modernleşme olduğu, bu deneyimden pay alan öznelerin ise gerek "kendi" arzuları için gerek imparatorluk bekâsı adına değerli bir mücadele verdikleri kanıtlanmıştır.

19. yüzyılBireyselleştirmeEski Türk edebiyatı+5
Müge Uzbilek Akkuş
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Ulus ötesi dünya romanları: Türkiye ve sinosferde çeviri ve dolaşım sorunları

This thesis focuses on the international circulation of three literary works characterized by their creative use of mixed/hybridized and the comparison between the original versions and their translations. The thesis analyzes the linguistic, stylistic, cultural challenges of the translations in Turkish and Chinese, speculates on possible reasons affecting the circulation of these world novels. The three world novels are written mostly in English, categorized academically under Anglophone or English literature, often the world literature section in bookstores. The Turkish and Chinese translations published in markets that inherit important literature and culture from previous empires—Ottoman Empire and Qing Dynasty—were multilingual and multicultural with territories that could be considered transnationalized from today's perspective. The three texts are translated with different strategies in the Republic of Turkey, People's Republic of China, and Republic of China(Taiwan). In addition to the themes of the novels themselves and the use of mixed languages, the cultural capitals of the authors, translators, publishers, and critics have also influenced the circulation of these novels.

Comparative literatureCultural capitalNovel+4
Chuan Wang
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Murathan Mungan öykülerinde ulusal erkeklikler

Bu çalışmada Murathan Mungan öykülerindeki krizdeki ulusal erkeklik temsillerinin ulus-devlet ideolojisinin normatif erkeklik ideallerine müdahale içeren erkeklik temsilleri olduğunu tartışıyorum. Bu bağlamda ulus-devletler için cinsiyetli ve itaatli özneler üretme amacının bir parçası haline gelen performativitenin Mungan metinlerinde krizdeki ulusal erkekliklere alternatif oluşturan oluş halinde, sınırları belirsizleşmiş ve hibrit bedenlenme deneyimlerine dayalı insan sonrası erkeklik olanakları sunduğunu gösteriyorum. Mungan öykülerinin yakın okumaya dayalı analizi yoluyla bu çalışmada erkekliğin ulus-devletin öngördüğü gibi sabit bir cinsiyet kategorisi olmadığını ve tartışmasız bir güç ve ayrıcalık konumunu temsil etmediğini öne sürüyorum. Anahtar Kelimeler: Erkeklik, Mungan, Kriz, Performativite, Ulus

EdimsellikErkeklikHikaye+4
Gizem Koçak
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Fesli maymunlar: Son dönem Osmanlı'dan Erken Cumhuriyet'e evrim edebiyatı ve edebiyatın evrimi (1894-1934)

Bu tez, 1894-1934 yılları arasında evrimi konu edinmiş kurmaca metinlere odaklanmaktadır. Kırk sene zarfında yazılmış toplamda beş ana metin üzerinden Osmanlı modernleşmesini tekâmül, terakki, taklit kavramları ve insan-hayvan, insan-maymun ikilikleriyle -aynı zamanda bu ikilikleri sorunsallaştırarak- yeniden düşünmeyi amaçlamaktadır. Her biri tezin bir bölümünü oluşturacak Bir Acibe-i Saydiye (1894), Goriller İçinde (1898), Tekâmül (1898), Maymun'un Defteri (1922) ve İnsan Önce Maymun muydu? (1934) metinlerinin çıkış noktası olan evrim fikirleri ve maymun temsillerine hayvan çalışmaları alanında sorulan sorular ve yürütülen tartışmalarla yaklaşarak, insan-merkezli olmayan Osmanlı edebiyatının imkânları sorgulanmaktadır. Bu çalışma, evrimini tamamlayarak insanlığa erişebilmiş Avrupalı ve Amerikalı karakterler karşısında kendisini oluş hâlindeki bir ara form olarak tahayyül eden, maymun bedeni ve zihniyetine hapsolduğunu hisseden karakterlerden güç alarak Gayatri Spivak'ın meşhur sorusunu "Maymun konuşabilir mi?" şeklinde yeniden sormaktadır. Kongo'da goril avına çıkmış beyaz adamın karşısında bedenen gorilleşen yerlileri, Paris hayvanat bahçesindeki bir goril kafesine hapsolduğunda gorillerle iletişim kurmayı becerebilen Osmanlı münevverini, beyaz Amerikan ırkının tekâmülü için damızlık erkek olarak kullanılan ve kendisini Darwinci panteist bir maymun olarak gören Osmanlı erkeklerinin pişmanlıklarını maduniyet ve hayvan kuramları ile birlikte okumaya çalışmaktadır. Tezin temel argümanlarından ilki, dönemin gazetelerinde hararetli tartışmalara yol açmış Darwinci evrim fikrinin kurmaca alanda da kendini gösterdiği ve bu fikri savunmak veya eleştirmek amacıyla yazılan metinlerin "evrim/tekâmül edebiyatı" başlığı altında fennî edebiyatın bir uzamı olarak sınıflandırmaya açık olduğudur. Bir ikincil argüman, evrim ve devrim arasında gelgitlere maruz kalmış Osmanlı ve Cumhuriyet edebiyatlarının, Darwinci edebiyat evrimi teorisi taslağı sunan Franco Moretti'nin doğal seçilim, adaptasyon, türsel çeşitlilik gibi terimleriyle birlikte okunabileceğidir. Böylelikle bu tez hem edebiyat tarihini hem de bu edebiyatı oluşturan metinleri maymundan insana, doğadan kültüre, gelenekselden moderne evrimleşme fikri üzerinden incelemeye açmaktadır. Anahtar Kelimeler: Evrim edebiyatı, edebi Darwinizm, hayvan çalışmaları, Osmanlı romanı, maymun temsilleri

DarwinizmEvrimFantastik edebiyat+7
Zeynep Nur Şimşek
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

Düzenleri ters yüz eden kadın yazarlar: Türk edebiyatında kadın gotiği 1920-1958

Even with the increasing interest in Turkish Gothic literature, the number of studies is still limited due to realistic literature being at the center of literary production, and literary criticism generally overlooking the originality of the Gothic genre. This dissertation intends to be the first to focus solely on Turkish female Gothic with the aim to investigate why certain female writers have written novels in the Gothic convention. To this end, the scope of the study is limited to the Gothic novels published as books between 1920-1958 by Suat Derviş, Nezihe Muhiddin, Peride Celal, and Kerime Nadir who have been considered as women writers in the same period by various literary circles. Contrary to the general hesitation in the Turkish academia to relate the Gothic mechanisms in novels to historical contextualizations, these writers' works are analyzed with reference to paratexts and intertexts situated in socio-cultural contexts. The textual analyses in this study show that women have written in the Gothic genre for its plurality of meaning, discreetly subverting orders established in private and public spaces. In an attempt to illustrate the originality of this genre, this study thus puts forth an analysis of the interaction between instances of the Turkish female experience and Gothic literature via subversive readings of themes of Romanticism, incest, necrophilia, live burial, and the female vampire.

GothicGothic novelFemale writers+3
Nilüfer Yeşil
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Birinci ağızdan aşk mesnevilerinde duygusal ifade tarzları

Birinci ağızdan aşk mesnevileri, divan şiiri araştırmacıları tarafından çoğunlukla sergüzeşt-name türü altında tasnif edilmiştir. Bu sınıflandırma sebebiyle ilgili metinler üzerinde yapılan araştırmalar, dar bir inceleme alanıyla sınırlandırılmıştır. Ayrıca divan şiirinde aşk üzerine yapılan çalışmalar mercek altına alındığında, aşkın çoğunlukla ideal şekliyle alımlanması ve aşk duygusu incelenirken kullanılan iki boyutlu (mecazi-ilahi) yöntemler, alanının sınırlarını iyice daraltmıştır. Divan şiiri çalışmalarının sınırlarının genişletilmesi, dünya edebiyatında tartışılmaya devam eden farklı bakış açılarının kullanılmasıyla mümkündür. Buradan yola çıkılarak bu tezde, Osmanlı birinci ağız aşk mesnevilerinden Tacizade Cafer Çelebi'nin Heves-nâme'si, Celili'nin Hecr-nâme'si, Dai Mehmed Efendi'nin Nevhatü'l-Uşşâk'ı ve Enderunlu Fazıl'ın Defter-i Aşk'ı öz-anlatılar (self-narratives) kategorisi altında sınıflandırılmıştır. Berlin Araştırma Grubu araştırmacıları arasında yer alan Gabriele Jancke'nin öz-anlatılar üzerine oluşturduğu argümanlarından etkilenilerek oluşturulan söz konusu çalışmada, şairlerin birinci ağızdan kaleme aldıkları aşk mesnevilerinde öne çıkardıkları duygu ifadeleri vasıtasıyla, ait oldukları sosyal ağlarla iletişim kurdukları öne sürülmüştür. Yapılan incelemeler neticesinde duygusal ifadelerin birer kod / norm görevi görerek duygusal senaryo işlevi kazandığı ve ilgili senaryolar aracılığıyla şairlerin, ilişkide oldukları topluluklarla iletişimde oldukları; tersi biçimde şairlerin eserlerinde kendi duygu ifadeleri yerine, ait oldukları sosyal toplulukların belirlediği normları öne çıkararak, duygusal ifade tarzlarının sosyal ilişki ağları aracılığıyla inşa edildiği sonucuna varılmıştır. İfade biçimlerinde gözlenen bu farklılaşma ile aşkın ideal ölçütlerinin dışında farklı şekillerde de kurgulandığı ortaya konulmuştur. Ayrıca şairlerin öne çıkardıkları duygusal ifade tarzlarının farklı şairlerle ortaklaştığı ve ortaklaşan söz konusu duygusal ifadeler etrafında, ilgili şairlerin duygusal topluluklar oluşturdukları tespit edilmiştir.

AşkAşk şiiriCelili+7
Aslı Çiftçi
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Kâbus tasavvurları: Çağdaş İngiliz ve Türk romanlarında distopik kurgunun analizi

This study focuses on contemporary dystopian novels written in English and Turkish literature. As it is a popular tradition among today's readership, the first chapter discusses dystopia as a genre. The second and third chapters provide close readings on Jeanette Winterson's The Stone Gods (2007), Cem Akaş's Y (2018), Doris Lessing's Mara and Dann: An Adventure (1999), and Oya Baydar's Köpekli Çocuklar Gecesi (2019). While it aims to inform the reader about the development of the dystopian genre, this thesis seeks answers to the questions of how we can read these authors from different countries in relation to each other and how they complement each other as writers that use the same genre. While seeking an answer to these questions, the concept of "kinship" proposed by Wai-Chee Dimock is thought to be useful. This thesis proposes that there is kinship through genre between Winterson and Akaş, while Lessing and Baydar form this kinship from a more political and activist position due to the parallels in their personal experiences. In regard to this concept, while discussing Winterson and Akaş through gender and sexuality, this thesis reads Lessing and Baydar together through their eco-dystopia. Through their similarities and distinctions, all four authors contribute to the tradition of the dystopia separately; however, it is also essential to establish a connection and relationship between their works as the authors wrote their works under the traditions of their Anglophone and Turkish literatures. Keywords: contemporary novel, dystopia, eco-dystopia, gender and sexuality, kinship

DystopiaNightmareComparative literature+4
Irmak Ulaş
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Edebiyatın müzikleştirilmesinde medyalararası yaklaşımlar

Bu tez, medyalararasılık teorilerini ve yaklaşımlarını kullanarak, Batı'da ve Türkiye'de edebiyatın müzikleştirilmesinin nasıl gerçekleştiğini karşılaştırmalı bir biçimde incelemektedir. Tezin ilk bölümü medyalararasılık kavramlarına, teorilerine, tipolojilerine ve yaklaşımlarına değinmektedir. Daha sonraki iki bölümde, medyalararasılık tartışmaları bağlamında, Batı'da ve Türk edebiyatında edebiyatın müziğe aktarımının karşılaştırılmalı olarak incelemesi yapılmıştır. "Edebiyatta müzik" yaklaşımlarındaki eksikliğin edebiyatın müziğe aktarımı durumunda açıklamakta eksik kaldığı durumlar üzerinde durulmuştur. Batı'da bu durum incelenirken Paul Gallico'nun The Snow Goose adlı eserinden bölümler sunularak, bu eseri müziğe aktaran Camel'in eseri nasıl kullandığı, edebiyatın müziğe nasıl aktarıldığı ve aktarım sırasında çıkan sorunlara değinilmiştir. Yine bu bağlamda Dalton Trumbo'nun Johnny Got His Gun eserinden esinlenen Metallica grubunun One şarkısı incelenmiştir. Türk edebiyatına odaklanan üçüncü bölümde özellikle şiir türündeki edebi eserlerin müziğe aktarım süreçlerinde ortaya çıkan yatay genişleme problemi ve bunun çözümü üzerinde durulmuştur. Bu aktarıma örnek olarak Nazım Hikmet Ran, Can Yücel, Sabahattin Ali, Orhan Veli Kanık, Ataol Behramoğlu, Atilla İlhan, Murathan Mungan ve Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden faydalanılmıştır. Türk edebiyatının müzikleştirilmesi medyalararasılık yaklaşımlarıyla birlikte çalışıldığında daha önce dikkat çekmeyen problemlerle karşılaşmak mümkün olduğu için bu tez ortaya çıkan sorunlara çözüm önerileri ve yeni metodolojik yaklaşımlar sunmaktadır. Batı kanon edebiyatı ve klasik Batı müziği merkezli medyalararasılık çalışmalarının Türk edebiyatı ve Anadolu rock, Anadolu pop gibi yeni bir alanda uygulanabilirliği sorgulanmıştır.

Edebi eserlerEdebi metinlerEdebiyat+7
Mert Ekrem Ünver
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Modernleşmeyi taşranın gözünden okumak: Nazım Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaraları adlı eserinin anlatıbilimsel incelemesi

This thesis examines the narratological structure and characteristics of Nazım Hikmet Ran's Memleketimden İnsan Manzaraları (Human Landscapes From My Country). The poem is a critique of Turkish modernization followed by the foundation of the Republic due to its ignorance towards the periphery, mainly, the peasants. Not only the events narrated in the text, but also how they are narrated embodies the ideology of the poem. The thesis aims at demonstrating the use of narratology in political and cultural readings not being limited to superficial theme analysis. Theoretically based on Mieke Bal's practice of narratology in cultural readings, this thesis explores the possible ways of analyzing the narratology of the text in a way supporting Hikmet's concern in writing the poem. The poem consists of five books and the thesis focuses on each of them considering a different theme and a different kind of analysis, including the change in the narrator-focalizor, the use of description, the space in relation to characters, the movie-like features of the text, and the snapshot effect created by the narration. The thesis also aims at taking the notion of self-narrative into the scope of analysis of narratology and use it in a way to offer a more individual-focused alternative for reading a non-western modernity to Gregory Jusdanis' model of belatedness and Daryush Shayegan's model of disfiguration.

NarratologyModernizationNazım Hikmet+2
Ece Büşra Türközü
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Canavarlaşarak görünüm kazanan bedenler, hayvani makineler: Halid Ziya Uşaklıgil'in öykülerinde insanötesi (posthüman)

This thesis explores the posthuman figurations in Halid Ziya Uşaklıgil's four short stories, "Sevda-yı Sengîn", "Kadın Pençesi", "Mösyö Kanguru", and "Kırık Oyuncak" in comparative and intermedial contexts. The thesis asks the question of how the boundaries between the human and posthuman are constructed, and whether the posthumanization is strengthened or melted these boundaries. For the answers, we visit ancient Greek mythological figures such as Pygmalion and Medusa and come back to the nineteenth century's narrations that intermingled with dance, cinema, art, and poetry. These art forms and texts help us understand and change today's narratives and social structures that oppress others. This thesis also explores the posthuman entanglement with nature and culture in and out of the realms of fiction/reality achromatically while all sorts of forming in texts bend the fixations.

Gamze Altınyaprak
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

"Bir hikaye anlatıcısı olduğumda, yeni bir dünya keşfettim": Gelenekselden dijitale hikaye anlatıcılığının hikayesi

This thesis explores storytelling from traditional to digital, demonstrating the form of today's storytelling. The main problem of this study is how traditional oral storytelling turns into digital storytelling. For this reason, first of all, we will travel back to the concept of traditional storytelling, meddahs, who are one of the most important storytellers, are examined. In addition to specifying the differences that distinguish digital narratives from traditional narratives in terms of form and content, the interactive nature of digital narratives will be explored. With digitization, the author is not alone in shaping his/her story now, and the writer and the reader communicate together. Thus, this thesis also examines how readers or audiences will be able to interact with the story itself without being passive in the face of the content and be active producers in conveying their own stories.

Digital storytelling
Deniz Demirel
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

İnsanın ötesini anlatmak: Çağdaş Türk edebiyatında ekoanlatıbilim

This study presents eco-critical readings of ecologically conscious contemporary Turkish novels, based on current narratological approaches. Each chapter investigates the textual traces of the relationships between humans and non-human entities, examining how the texts represent the non-human world through narrative structures. It questions how these narrative representations establish emotional and cognitive connections with readers. The first chapter, which demonstrates the theoretical approach of the thesis, briefly explains the shared developments of eco-criticism and narratology, and it provides an overview of ecocritical studies conducted on Turkish literature. The second chapter focuses on the construction of the storyworld and the role of the experimental narrator in Faruk Duman's Sus Barbatus! trilogy. It discusses the role of local experience in environmental texts by establishing a connection between the traditional storytelling practices specific to Turkish local culture and the narrator in the novel. The third chapter analyzes the active roles of the second-person narration and non-human entities in the narrative structure of Sema Kaygusuz's novel Yüzünde Bir Yer (Every Fire You Tend). It examines the use of non-human entities in representing historical traumas. The fourth chapter examines the narrative similarities between Latife Tekin's Zamansız (Timeless) and Deniz Gezgin's YerKuşAğı (EarthBird) together. It establishes a literary kinship between Tekin and Gezgin and discusses how the perceptual processes of the non-human narrators are conveyed in both novels.

NarratologyEcocriticismNovel+3
İsmet Tarık Gölge
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Anlatı bilimi açısından roman - sinema etkileşimi ve bir uygulama: Anayurt Oteli

Sinema ortaya çıktığı andan itibaren diğer sanat dallarından, özellikle edebiyattan etkilenmiştir. Gerek dünya sinemasında gerekse Türk sinemasında birçok roman, öykü ve tiyatro yapıtı sinemaya uyarlanmıştır. Sinema-edebiyat ilişkisi sinema sanatının gelişmesiyle etkileşime dönüşmüştür. Özellikle 1950'lerde Fransız yazınında ortaya çıkan Yeni Roman akımı, romanın sinemasal anlatıma yakınlaştırılmasında doruk noktayı temsil etmektedir. Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan Yusuf Atılgan (1921-1989), az ama nitelikli eserler vermiş bir yazardır. Romanlarında daha çok iletişimsizlik, yalnızlık, yabancılaşma gibi modern bireyin sorunları ve bunların psikolojik yansımalarını işlemiştir. Anayurt Oteli, görselleştirme ve yeniden üretime açık, çağdaş anlatı teknikleriyle örülmüş bir romandır. Ayrıca bu yapıt, hem sinemanın romanı nasıl etkilediğini hem de romanın sinema filmine nasıl dönüştürüldüğünü incelemek için çok uygundur. Bu tezde, romanın sinemasal anlatıma nasıl yaklaştırıldığı, roman- sinema etkileşimi ve romanın filme nasıl dönüştürüldüğü ortaya konmaya çalışılmıştır. Anayurt Oteli romanı ve filmindeki anlatı teknikleri, anlatı zamanının düzeni, anlatı hızı, anlatıdaki tekrarlar, odaklanma, anlatıcı değişimleri incelenerek anlatı biliminin kuramsal yaklaşımından yararlanılmıştır. Gerard Genette'in Narrative Discourse (Anlatı Söylemi) adlı kitabı, bu tezdeki önemli kaynaklardan biri olmuş, "Sıra", "Süre", "Sıklık", "Kip" ve "Ses" şeklindeki alt bölümleme de bu kitaptan alınmıştır. Bu tezde, Yusuf Atılgan'ın Anayurt Oteli (1973) romanı ve Ömer Kavur'un aynı adla 1986 yılında sinemaya uyarladığı filmden hareket edilmiş, Anayurt Oteli'nin "sinema teknikleri" ni kullanan bir roman olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar sözcükler: Anlatı bilimi, roman, sinema, Anayurt Oteli m

Anayurt OteliAtılgan, YusufHikaye+3
Reyhan Tutumlu
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Latife Tekin`in yapıtlarında büyülü gerçekçilik

Latife Tekin (d. 1957), Türk edebiyatına önemli yenilikler getirmiş yazarlardan biridir. 1980 sonrası Türk edebiyatına damgasını vuran Tekin' in ilk dönem yapıtları, köylerden büyük kentlere göç edenleri, yoksulları konu edinir. Türk romanında daha çok, gerçekçi ve toplumcu gerçekçi bir bakış açısıyla yansıtılan bu toplum kesimi, Tekin' in romanlarında "büyülü gerçekçi" bir bakış açısıyla anlatılmıştır. Bu tezin amacı, Latife Tekin' in yapıtlarını büyülü gerçekçilik yönünden değerlendirerek, onun bu tarzın anlatım tekniklerini nasıl kullandığını incelemektir. Yazarın yapıtları, günümüze dek birkaç değerli inceleme dışında kapsamlı olarak değerlendirilmemiştir. İlk romanı Sevgili Arsız Ölüm (1983), yayımlanışının ardından birçok tartışmaya konu olmuştur. Bu tartışmaların bir kısmı, yapıtın "gerçekçi" veya "toplumcu gerçekçi" olup olmadığı üzerinedir. Latife Tekin' in, Gabriel Garcîa Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık" im (1967) taklit ettiği iddiaları ise, bu roman hakkında yapılan tartışmaların diğer bir kısmını oluşturur. 1984 yılında yayımlanan Berci Kristin Çöp Masalları da yine gerçekçilik yönünden değerlendirilmiştir. Tekin, ilk romanında olduğu gibi, bu romanında da köy gerçekliğini ve varoşlardaki yaşamı, sözlü edebiyattan ve Latin Amerika kökenli büyülü gerçekçilikten yararlanarak yansıtmıştır. Tekin, her iki yapıtında da, sözlü edebiyat türlerinin içeriğini ve biçimlerini kullanır; fakat, ikinci yapıtında daha çok bu türlerin melezleştirilmesi söz konusudur. 1989'da yayımlanan Buzdan Kılıçlar 'da ise, büyülü gerçekçiliği eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutarak, ona özgün bir yorum getirir. Büyülü gerçekçi bir bakış açısıyla yazılan bu yapıtlar, gerçekçiliğin veya toplumcu gerçekçiliğin ölçütleriyle değerlendirildiğinde, onların biçimsel özgünlükleri ve içerikleri yeterince incelenmemiş olacaktır. "Taklit" nitelemesi ise, yazarın Latin Amerika kökenli büyülü gerçekçilikten nasıl yararlandığının gözden kaçmasına neden olacaktır. Bu tezde, Tekin'in yukarıda adı geçen üç romanı değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmenin sonucunda, yazarın yapıtlarında gerçekçiliğe veya toplumcu gerçekçiliğe göre kusur olarak gösterilen özelliklerin, onun büyülü gerçekçi anlatım tekniklerini ustaca kullandığının göstergeleri olduğu görülmüştür. Yazarın yapıtlarındaki büyülü gerçekçiliğin ise, "taklit" değil, özgün ve yerli olduğu sonucuna varılmıştır. Tekin, dışardan aldığı tekniği yerli malzeme ile sentezleyerek, özgün ürünler vermiştir; yapıtlarında yerli bir büyülü gerçekçilik söz konusudur. Anahtar sözcükler: toplumcu gerçekçilik, büyülü gerçekçilik, sözlü edebiyat, yerlilik. V

RealizmRomanTekin, Latife+2
Canan Öktemgil Turgut
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Kemal Tahir`in Türk romanı düşüncesi

Kemal Tahir (1910-1973), edebiyatın ve düşünce hayatının özgünlükten çok taklitle yürüdüğü bir ülkede, sanatı ve düşünceleriyle genel eğilimlerin dışında kalabilmiş birkaç yazardan biridir. Yazarın romancılığını iki döneme ayrılabiliriz. Kemal Tabir' in 1930'lu yılların başında Geçit dergisinde Anadolu üstüne yayımladığı yazı dizisi, 1941 yılında Tan gazetesinde tefrika edilen Göl İnsanları hikâyeleri ve 13 yıl kaldığı Anadolu hapisanelerinde Türk köylüsü hakkında yaptığı gözlemlere dayanarak yazdığı romanları, yaşamını Türk insanının gerçeğini aramaya adamış bir romancının birinci dönemini temsil eder. Yazan, 1960'lı yılların başında Osmanlı tarihi çalışmalarına yönlendiren de, yaşamının son on yılında gerçek bir entellektüel tutkuya dönüşen bu arayıştır. Bu çalışmalar sonucunda, Kemal Tahir' in Osmanlı tarihi konusundaki politik yorumlarında gerçekleşen dönüşüm, yaşamının ikinci dönemini başlatır. Yorgun Savaşçı (1965) romanının yayımlanmasıyla birlikte kesin olarak başlayan ikinci dönemde, Osmanlı devletinin siyasal ve kültürel mirasını sahiplenen bir söylemi benimseyen Kemal Tahir, birtakım tartışmalı görüşler ortaya atmıştır. Türk toplumunun Batılı toplumlardan farklı olduğu iddiasını temellendiren bu görüşler, Kemal Tahir' in Türk romanı düşüncesinin ideolojik arka plânım oluşturur. "Kişinin dramı"na karşı "toplumun dramı"nın ön plâna çıkarılması ve Türk romancısına sosyal bilimler alanında araştırmalar yapma zorunluluğu yüklenmesi, Kemal Tahir' in Türk romanı düşüncesinin temel dayanaklarıdır. Bu çalışmanın amacı, Kemal Tahir'in Türk romanı düşüncesinin kuramsal geçerliliğini sorgulamaktır.Anahtar Sözcükler: Roman Kuramı, Türk Romanı Düşüncesi, Kuramsal Geçerlilik, "Yerli" Roman.

Kemal TahirRomanTürk edebiyatı+1
Seçkin Sevim
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Adnan Benk ve Türkiye`de modern edebiyat eleştirisi

Adnan Benk (1922-1998), modern Türk edebiyatının önde gelen eleştirmenleri arasında yer alır. Benk, İstanbul Üniversitesi Fransız ve Roman Dilleri Bölümü'nü 1946 yılında bitirmesinin ardından, 1947 yılından itibaren eleştiri yazıları ve incelemeler yayımlamaya başlamıştır. Yazılarını çoğunlukla 1950 ve 1960 yılları arasında gazete ve dergilerde yayımlamış, etkileyici üslûbu ve yoğun bilgi birikimiyle, edebiyat, güzel sanatlar, müzik, sinema ve tiyatro gibi farklı sanat dalları üzerine eleştirel inceleme ve denemeler yazmıştır. Bazı yazılarında Türk edebiyatının önde gelen eleştirmen ve yazarları ile çeşitli tartışmalara giren Benk, yazılarının geniş bir konu yelpazesine dayanması ve canlı bir üslûba sahip olması nedeniyle hem döneminin hem de bugünün edebiyatçıları tarafından son derece özgün bir yazar olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada Adnan Benk'in eleştiri yazılarındaki süreklilik ve değişim, modern Türk edebiyat eleştirisinin öznel ve nesnel yaklaşımlar olarak nitelenebilecek ana eğilimleriyle birlikte incelenmektedir. Tezin ilk bölümünde Benk'in eleştiri, sanat ve kültür anlayışı ile üslûbu incelenmiş, eleştiri anlayışının kaynakları tartışılmıştır. Nesnel eleştiri yanlısı olan Benk, yapıtların bir bütün olarak ele alınması ve öncelikle edebîlik açısından değerlendirilmesi gerektiğini savunur. Adnan Benk'in kendine özgü bir mizahı ve tartışmacı üslûbu yazılarında başarıyla kullandığı görülmektedir. Tezin ikinci bölümünde ise Adnan Benk'in eleştiri anlayışı, modern Türk edebiyat eleştirisinde öznel yaklaşımı savunan Nurullah Ataç ve nesnel yaklaşımın temsilcisi sayılabilecek olan Berna Moran ile karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırma sonucunda Benk'in, Ataç'ın esprili ve alaycı üslûbuna yakın bir yazı tarzının olduğu, ancak eleştiri anlayışı bakımından Berna Moran'ın yazılarında belirginleşen nesnel bakışı savunduğu görülmektedir. Dolayısıyla, Adnan Benk'in savunduğu nesnel eleştiri anlayışının yazılarında görülen kişisel üslûp ve öznel yargılar ile yer yer çeliştiği söylenebilir. Anahtar Sözcükler: eleştiri, nesnellik, öznellik, yöntem

Edebi eleştiriEleştiriEleştirmenler+4
Nuri Aksu
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Oktay Arayıcı`nın oyunlarında İroni çeşitlemesi

ÖZET Türk Tiyatrosunun önemli oyun yazarlarından biri olan Oktay Arayıcı, oyunlarında, Epik tiyatro ve Geleneksel tiyatrodaki yadırgatma yönteminden yararlanmıştır. Arayıcı'nın Bir Ölümün Toplumsal Anatomisi, Seferi Ramazan Bey'in Nafile Dünyası, Rumuz Goncagül ve Tanilli Dosyası (Geçit) adlı oyunlarında yadırgatma yönteminin nasıl kullanıldığı, Epik ve Geleneksel tiyatronun özelliklerinden nasıl yararlandığı incelendiğinde yazarın, mesaja dikkat çekmek için Epik tiyatrodan, anlatıma tat katmak içinse Geleneksel tiyatronun anlatım özelliklerinden yararlandığı görülebilir. Oktay Arayıcı'nın kendine özgü bir ironik bakış açısının olduğunu söyleyebiliriz. Yazarın oyuna yaklaşımında, oyuncunun rolüne yaklaşımında ve seyircinin oyuna yaklaşımında, ironinin ortaya çıktığını görebiliriz. Oktay Arayıcı, oyunlarında ciddi ve kesin mesajlar vermekle birlikte, yaklaşımı hoşgörülü ve insanidir. Oyunlardaki eleştiri, yaşam koşullarına yöneliktir. Oyun kişilerinin bilmeden hatalar yapmaları ise hoşgörülebilir insani zaaflar olarak verilmektedir. Bu nedenle yazarın, hoşgörülü ve sakalı bir ironi anlayışının olduğunu söyleyebiliriz. Oyuncular, Epik tiyatro anlayışına göre seyirciye kesin mesajlar iletmekle birlikte, Geleneksel tiyatronun alaycı, şakacı ve oyunsu tavrı ile rollerine yaklaştıklarından ironinin ortaya çıkmasına neden olmaktadırlar. Oktay Arayıcı'nın oyunlarında seyirci, bilme ile bilememe, farkında olma ile olamama arasında ironik bir konumda bırakılır. Seyirci, mesajı alır belki de alamaz ve ikircikli kalır ya da oyun olarak algılamakla yetinir. Bu durum her oyunda farklı bir ironik durumun ortaya çıkmasına neden olur. Oktay Arayıcı'nın, yazarı, seyirciyi ve oyuncuyu içine alan ve her oyununda farklı biçimlerde ortaya çıkan bir ironi anlayışının olduğunu söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra Epik tiyatrodan ve Geleneksel tiyatrodan yararlanma biçiminin çağdaşları ile benzer özellikler taşıdığını da söyleyebiliriz. Anahtar sözcükler: Epik Tiyatro, Geleneksel Tiyatro, İroni, Yadırgatma. 111

Arayıcı, OktayTiyatroTiyatro oyunları+2
Refika Altıkulaç
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşar Kemal`in İstanbul`una çevreci bir yolculuk

ÖZET Yaşar Kemal (d. 1923) bir Çukurova romancısı olarak bilinmektedir. Ne var ki, Yaşar Kemal'in insan ve doğa ilişkisine bakışındaki evrensel açıyı bütünüyle kavramada yazarın eleştirmenler tarafından çoğunlukla göz ardı edilen, başta Deniz Küstü (1978) olmak üzere, İstanbul'u konu alan yapıtları çok önemli bir yer tutar. Bu tezde, "çevreci eleştiri" ile birlikte "ekopsikoloji", "ekoferninizm" ve "Derin Çevrecilik" akımlarının yaklaşımları göz önünde bulundurularak Yaşar Kemal'in Deniz Küstü' de karakterlerle çevreleri arasındaki ilişkiyi nasıl kurduğu derinlemesine irdelenmiştir. Yazarın diğer İstanbul konulu yapıtlarından uzun öyküsü Kuşlar da Gitti (1978), kısa öyküleri "Ağır Akan Su" (1970), "Hırsız" (1987), "Kalemler" (1987) ve "Lodosun Kokusu" (1981), röportaj derlemeleri Allahın Askerleri (1978) ve Bir Bulut Kaynıyor (1974) ile "Anadoludan Gelenler" (1959) ve "Menekşenin Balıkçıları" (1982) adlı makaleleri de Deniz Küstü'yle kurdukları metinlerarası ilişkiler bakımından incelenmiştir. Tezde, Yaşar Kemal'in Deniz Küstü' de karakterlerin kendilerine ve çevrelerine karşı yabancılaşma süreçlerini sergilediği, buna bağlı olarak insanın çevresiyle etkileşiminin karşılıklı olduğunu vurguladığı gösterilmiştir. Deniz Küstü de kişilerin imgelem güçleri ve duygudaşlık yetileri yoluyla yaşam alanına olumlu işlevler yükleyerek yaşamın sürmesini olanaklı kıldıkları sergilenmiştir. Aynı zamanda, yazarın sözlü gelenekteki kimi teknikleri roman türünün araçlarına göre yeniden yorumladığı ve bunları okuyucuyu da içine alacak biçimde bir tür yadırgatma yöntemi amacıyla kullandığı gözlemlenmiştir. anahtar sözcükler: İstanbul, deniz, çevreci eleştiri, yabancılaşma

Kemal, YaşarRomanTürk romanı+5
Günil Özlem Ayaydın
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Melih Cevdet Anday şiirinde zaman

ÖZET Melih Cevdet Anday'ın (1915-2002) şiirinde Zaman' in önemi eleştirmenler tarafından sıklıkla dile getirilse de, bu konuda yapılmış kapsamlı bir çalışma yoktur. Bu tez Anday şiirindeki farklı Zaman tasarımlarını çözümlemek için hazırlanmıştır. Anday'ın "Garip"ten sonra yazdığı toplumcu şiirlerindeki Zaman tasannu belirgin olarak "Olsun da Gör'" şiirinde görülebilir. Bu şiirdeki Zaman tasarımını belirleyen varolan dünyanın olumsuzluklarının giderildiği bir "altın çağ ütopyası" dır. Şiirdeki özne, kendini "altın çağ"a doğru ilerleyen tarihin içinde görür. Kolları Bağlı Odysseus kitabında insanın doğayla uyum içinde yaşadığı dönemler model olarak alınır ve o dönemlerin "sürekli zaman" anlayışına özlem dile getirilir. "Sürekli zaman" anlayışında tarih düşüncesi dışarıda bırakılmıştır ama özne. kendini tarihin mantığından kurtaramaz ve bu yüzden kitaptaki Zaman tasannu süreksizdir. "Göçebe Denizin Üstünde" şiirindeki özne, geçmiş ve gelecek düşüncesinden sıynlıp "sürekli bir şimdiki zaman" içinde yaşamak isteğini ifade eder. Yine bu anlayışın süreği olan "Troya Önünde Atlar" şiirinde de özne kendini "gelecek"ten kurtarmak ister. Ancak bu şiirlerdeki özne, kendi dışında geçip giden Zaman' ıh aynrnındadır ve bu durumdan rahatsızlık duyar. Bu şiirlerdeki Zaman tasannu geçmişin saklandığı "bellek"i dışarıda bıraktığı ve insanın varlığı "gelecek"i zorunlu kıldığı için olanaksızdır. Anday, Raziye romanında belleksiz ve gelecek kaygısına sahip olmayan Raziye tipini yaratarak bu olanaksız Zaman tasanınım kurmaca evrende olanaklı kılar. "Öğle Uykusundan Uyanırken" metnindeki özne ise Zaman'ı yok edip bengilikte yaşadığına inanır. "Güneşte" şirindeki özne kendi dışında akıp giden bir Zaman'ın varlığını kabul eder ve bu durum diğer şiirlerdeki öznenin aksine bir rahatsızlık olarak alınmaz Anahtar Sözcükler: Zaman, Bellek, Çevrimsel Zaman, Tarih

Anday, Melih CevdetBellekTarih+3
Yalçın Armağan
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Bilge Karasu`nun Gece`sine metin ve okur odaklı bir yaklaşım

Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan Bilge Karasu (1930-1995), Troya'da Ölüm Vardı (1963), Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı (1970) ve Göçmüş Kediler Bahçesi (1979) gibi nitelikli öykü kitaplarından sonra, ilk romanı Gece (1985) ile okuruyla buluşmuştur. Çağdaş Türk romanı içinde olduğu kadar, kendi yapıtları arasında da farklı bir yeri olan ve 1991 yılında Pegasus Edebiyat Ödülü'ne değer görülen Gecenin yayımlandığı yıldan bu yana yeterince incelenmediği gözlenmiştir. "Çok katmanlı" yapısı, "yazar-anlatıcı-okur" ilişkisini ele alış biçimi ve geleneksel romanlarla arasındaki mesafe, metnin "çetin" olarak nitelendirilmesine yol açmıştır. Bu tezde, Gece metnindeki kurmaca ve üst kurmaca çerçeveler İrdelenmiş ve daha önce ayrıntılı bir biçimde üzerinde durulmayan bu çerçevelerin birbiriyle olan ilişkilerine yakından bakılmıştır. Başlarda üst kurmaca düzlemde gördüğümüz "yazar" söyleminin, metin kişilerinin söylemlerine karışması sonucunda yapılaştığı ve otoritesini yitirdiği gözlenmiştir. Okurun nasıl "içeri" alındığı ve kahramanlaştırıldığı, metnin biçim ve içeriği aynı anda ele alınarak aydınlatılmaya çalışılmıştır. Bu tezin amacı, Gece'ye tek ve değişmez yorumlar getirmek değil, metin-okur ilişkileri çerçevesinde, metnin çoğul anlam dünyasını açığa çıkarmaktır. Tezin sonucunda, metnin birinci, ikinci ve üçüncü bölümlerinde yavaş yavaş artan karanlığın, son bölümde kendini "gece"ye bıraktığı görülür. Gece metninin, yapıntılaştıkça üst-söylem üreten ve sonunda yere düşen bir ayna gibi paramparça olan kurmaca bir yazara sahip olduğu anlaşılır. Metnin son sözleri, bu parçalanışı kuran "yazar"ı açığa çıkarır ve yapıtlaştınr. Bu "yazar", metinde anlatılan baskıcıların kullandıkları teknikleri okur karşısında kullanmıştır; dolayısıyla okur, metnin "kişi"si haline gelmiştir. anahtar sözcükler: kurmaca, kurmaca yazar, okur, üst-kurgu, üst-söylem, yapıtlaşma, iktidar, Gece. iv

GeceKarasu, BilgeKurmaca+4
Jale Özata
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Dönemi tarihî romanları 1923-1946: "eski" kahramanların yeni söylemleri

Bu tez, 1923 ila 1946 arası yani Cumhuriyet'in kuruluşundan çok partili hayata geçiş dönemine kadar yazılmış tarihî romanların niteliksel ve niceliksel olarak incelenmesinden oluşmaktadır. Bu dönemde yazılan tarihî romanlar için yaygın olan görüş bunların Türk Tarih Tezi'nin etkisiyle oluşturulduğu ve ağırlıklı olarak Orta Asya Türk tarihini işlediği yönündedir. Ancak inceleme sonucunda tarihî romanların ağırlıklı olarak konusunun Osmanlı Devleti olduğu görülmektedir. Ayrıca "tarihî" oldukları savlanan bu kahramanlar, romanların yazıldığı zamanın düşün dünyasını birebir yansıtmaktadır. O halde bu kahramanlar ne ölçüde tarihî olabilirler? Yapılan inceleme sonucunda Cumhuriyet dönemi tarihî roman yazarlarının kusursuz bir kahraman yaratma edimine giriştikleri ve tarihî roman kahramanını da bu edimin bir parçası olarak gördükleri anlaşılmaktadır. Dolayısıyla yazar tarihî roman kahramanını, ulus-devlet oluşturma ve bilinci yaratma sürecinde edilgenleştirerek kendi amacı için araçsallaştırır. Sonuçta tarihî olduğu öne sürülen kahraman, 19. ve 20. yüzyılın ideolojik kavramları ve politik kavramlarıyla konuşturulur. Bütün bunlara ek olarak bugüne kadar tarihî roman konusunda yapılmış bibliyografik çalışmaların maddi yetersizliği ve yanlışlığı, edebiyat incelemelerinde 1923-1946 arasında yazılan tarihî romanların olgular üzerinden değil tamamen hâkim ideoloji olan Türkçülük üzerinden değerlendirildiğini göstermektedir. M. Turhan Tan, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Enver Behnan Şapolyo, İskender Fahrettin Sertelli, Ziya Şakir Soku ve Apdullah Ziya Kozanoğlu gibi tarihî roman yazarlarının ürettiği tarihî romanların ilk baskı tarihlerinin bilinmemesi dönem hakkında yapılan genellemeleri geçersiz kılmaktadır. Tezin konusunu oluşturan dönemde yazılmış tarihî romanların popüler ve yaygın olduğu yönündeki tartışmalar ise baskı sayısı gibi olgular üzerinden değerlendirildiğinde gerçekçi görünmemektedir. Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Dönemi Tarihî Romanları, Kahramanın Edilgenliği, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, M. Turhan Tan, Ziya Şakir Soku, İskender Fahrettin Sertelli, Apdullah Ziya Kozanoğlu, Enver Behnan Şapolyo.

Cumhuriyet DönemiKahramanlarSöylem+1
İsmail Uygun
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Orhan Pamuk'un romanlarında erkeğin iktidarı

Postmodernist Türk romanının en önemli temsilcilerinden biri olan Orhan Pamuk'un romanlarında erkeğin iktidarı daha önce hiçbir çalışmada bütünlüklü bir şekilde ele alınmamıştır. Pamuk'un romanlarındaki kadın karakterler ve kadının nasıl temsil edildiği meselesi, iki tezde ve birçok makalede inceleme konusu yapılmasına rağmen bu süreçte erkek karakterler ve onların kadınlar üzerindeki hegemonyası göz ardı edilmiştir. Edebiyat araştırmalarında tespit edilen bu eksikliği kapatmak "Orhan Pamuk'un Romanlarında Erkeğin İktidarı" başlıklı bu tezin temel amacıdır. Çalışmanın daha bütünlüklü bir şekilde yürütülmesi ve yapılan değerlendirmelerin daha objektif sonuçlar verebilmesi adına Orhan Pamuk'un bütün romanları (Cevdet Bey ve Oğulları, Sessiz Ev, Beyaz Kale, Kara Kitap, Yeni Hayat, Benim Adım Kırmız, Kar ve Masumiyet Müzesi) bu incelemeye dâhil edilmiştir. Tezin "Kuramsal Arka Plan" başlıklı birinci bölümünde "erkeklik" ve "hegemonik erkeklik" tartışmalarının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmak adına toplumsal cinsiyet kuramının ne olduğu ve kuramın dünyadaki ve Türkiye'deki gelişimi ele alınmıştır. "Orhan Pamuk'un Romanlarında Erkek Olmak" adlı ikinci bölümde ise edebiyat araştırmalarında arka plana atılan erkek karakterler ana odak olarak alınmış; erkek kimliğinin ve iktidarının oluşumunda, gelişiminde ve aktarılmasında, geleneksel toplum ve aile yapısının etkisi, kamusal alandaki pratikler ve bu süreçte iki cinsiyetin birbiriyle olan etkileşiminin rolü üzerinde durulmuştur. Ayrıca erkekliğin ve erkek iktidarının inşa sürecinde kadın karakterlerin metin içerisinde nasıl konumlandırıldığına ve hegemonik erkeklik ilişkileri çerçevesinde sözü edilen romanlarda üstlendiği rollere de değinilmiştir. Tüm bu incelemelerin sonucunda ise Orhan Pamuk'un Türk romanına getirdiği farklı bakış açısına rağmen erkek kimliğinin ve iktidarının inşası sürecinde hâlâ geleneksel roman anlayışını sürdürdüğü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Orhan Pamuk, toplumsal cinsiyet, erkeklik, hegemonik erkeklik, iktidar

Cinsel kimlikErkeklerErkeklik+4
Müzeyyen Sağlam
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Bâburnâme: Bir birey olarak bâbur ve yeni bir nasihatnâme türü

XV.-XVI. yüzyılda Timurlu soyundan gelen bir mirza olan Bâbur, 1494-1530 yılları arasındaki yaşamını günümüzde bilinen adıyla Bâburnâme adlı hatıratında kaleme almıştır. Hatırat, Bâbur'un hayatındaki askeri, siyasi ve kültürel alandaki birçok olayın yıllara göre bölümlenmiş birer anlatımıdır. Bugüne kadar akademik sahada çoğunlukla tarih ve dilbilim üzerine çalışmalara konu olan Bâburnâme, bu tez ile birlikte edebiyat açısından ele alınmıştır. Oysa Bâbur'un edebiyat ile kurduğu bağ son derece güçlüdür. Bunu edebiyat alanında yazdığı eserlerin yanı sıra, hatıratında okuduğunu belirttiği, alıntılar yaptığı edebiyat eserlerinden de gözlemleyebilmek mümkündür. Bu bağlamda tezde, Bâbur'un hatıratından yola çıkarak onun hükümdarlık algısının adab literatürü başta olmak üzere, edebiyat metinlerinden ne derece etkilendiği ve Bâbur'un bu etkiyi ne biçimde kullanıp dönüştürdüğü tartışılmıştır. Böylece edebiyatın, bir hükümdarın dünya görüşünü nasıl ve ne açıdan etkilediği ortaya konmuştur. Bu sayede Bâburnâme'nin bir hatırat olmanın yanı sıra, bireysel deneyimlere dayanan yeni bir tür nasihatnâme olduğu da ortaya konmuştur.

BaburnameGazi Zahirüddin Muhammed BaburHatırat+1
Ercan Akyol
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet ve estetik özerklik bağlamında Türk edebiyatında delilik ve kadın

Bu çalışmada, akıl karşıtlığında konumlandırılan ve norm dışılığı gösterme işlevi yüklenen bir üst kavram olarak ele alınan deliliğin, Türk edebiyatında kadınlıkla neden ve nasıl ilişkilendirildiği irdelenmiştir. Deliliğin edebiyattaki cinsiyetlendirilme biçimleri, 19. yüzyıldan başlayarak Türk modernleşmesine bağlı paradigma değişimleriyle birlikte ele alınmıştır. Böylece siyasi koşullar, modern psikiyatrinin gelişimi, kadın hareketinin durumu ve toplumsal cinsiyet politikalarının dönüşümü gibi aralarında yakın ilişki bulunan toplumsal değişkenlerin belirlediği normların edebiyata olan etkileri dönemsel olarak belirginleştirilmiştir. 1890'lardan itibaren özellikle erkek yazarların yapıtlarında, dönemin histeri ve dejenerasyon gibi psikiyatrik iddialarından da yararlanılarak çizilmiş, serbest aşk ve cinsellik yüzünden deliren kadın karakterlerin yaygınlığı dikkati çekmektedir. Tekrarlanan bu imgenin, Osmanlı modernleşmesiyle gündeme gelen ve toplumsal değişim tartışmalarının merkezinde yer alan kadınların eşitlik ve hak mücadelelerine karşı, otoriteyi kaybetmeye yönelik örtük ataerkil endişelerin edebî yansıması olduğu anlaşılır. Öte yandan kadın deliliğini konu edinen dönemin kadın yazarlarının erkeklerden farklı olarak meseleye kadınların toplumsal konumlarındaki sorunlar açısından da yaklaştıkları tespit edilmiştir. Kadın deliliğinin, erkeğin akıl ve iradesi yanında, daha genel seviyede toplumsal düzen için de tehlikeli sayılan kadın cinselliği (fitne) ile bağlantılandırılışının, Cumhuriyet modernleşmesi sonrası milliyetçilikle biçimlenen toplumsal cinsiyet rolleriyle de varlığını sürdürdüğü görülmektedir. Bunun yanı sıra Cumhuriyet sonrası "akıllanırken" erkekleşen ve gizemini kaybettiği düşünülen yeni kadın tipine karşı eril arzunun nostaljisi hâline gelen geleneksel kadın güzelliği ve cinsel cazibe yine delilikle diriltilmeye çalışılır. 1960 sonrası ise dönemin yükselişe geçen sol siyasetine paralel biçimde, edebiyatta da toplumcu gerçekçi estetik hâkimdir. Estetik özerkliği savunan modernist girişimler, psikopatoloji çerçevesinde eleştirilmekte ve burjuva hastalığı olarak medikalize edilen bu karşı estetiğin öncülerinden olan kadın yazarlar, uygulanan cinsiyet hiyerarşisi nedeniyle de kendilerini kanıtlama açısından çifte bir zorlukla karşılaşmaktadırlar. Bununla birlikte hem estetik/entelektüel alanda hem de bireysel olarak özerklik peşindeki kadın yazarları yüceltmek adına onları delilikle nitelendirip bu kez romantize etmenin de edebî özgünlüklerinin silikleşmesine yol açtığı belirlenmiştir. Bu nedenle adları günümüzde de sıklıkla delilikle yan yana getirilen ve çağdaş kadın yazarlara örnek oluşturan Leylâ Erbil, Sevim Burak ve Tezer Özlü'nün eleştirel açıdan fazla irdelenmemiş, edebî sınırları farklı biçimlerde zorladıkları düşünülen birer yapıtına ağırlık verilerek ayrıntılı analizleri yapılmış, böylece her birinin delilikle kurduğu özgül estetik ilişki sorgulanmıştır. Anahtar sözcükler: Delilik, Türk Edebiyatı, Toplumsal Cinsiyet, Türk Modernleşmesi, Estetik Özerklik, Kadın Yazar

Cinsel kimlikDelilikEstetik+4
Hilal Aydın
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Halide Edib Adıvar'ın hikâyelerinde kadınlar

Halide Edib Adıvar (1882-1964) hikâyelerinde kadınları ele alan ve onların toplumsal sorunlarını dile getirip tartışan bir yazardır. Halide Edib Adıvar'dan önce Tanzimat döneminde kadınları ele alan erkek yazarlar ve daha sonra gelen kadın yazarlar Fatma Aliye Hanım (1862-1936), Emine Semiye Hanım (1868-1944) ve Güzide Sabri Aygün (1883-1946) eserlerinde kadınların sorunlarını ele almıştır. Halide Edib Adıvar da gazete ve dergilere yazdığı yazılarda ve hikâyelerde kadın ile ilgili sorunları gündelik, siyasi ve toplumsal hayatın içinden gerçekçi bir dille ortaya koymuştur. Tezde temel olarak, Halide Edib Adıvar'ın hikâyelerinde kadın tiplerini ve kadın sorununu nasıl ele aldığı irdelenmiştir. Halide Edib Adıvar'ın kadın konusuna bakışını anlamak için gazete ve dergilerde yayımladığı düşünce yazıları da incelenmiştir. Harap Mabetler (1910), Dağa Çıkan Kurt (1922) ve Kubbede Kalan Hoş Sada (1974)'daki hikâyelerinde tarihsel süreçteki siyasal, toplumsal ve kültürel değişime göre kadının hikâyelerdeki dönüşümü irdelenmiştir. Bu nedenle, Halide Edib Adıvar'ın düşünce yazılarındaki kadın sorunu bağlamında dile getirdiği görüşleri hikâyelerindeki kadınlara yansıtıp yansıtmadığı sorgulanmış ve yazarın düşünceleri ile yazınsal metinleri arasındaki ilişki karşılaştırılmıştır. Halide Edib Adıvar hikâyelerinde kadınların rolleri modernleşmeyle ve siyasal koşullarla değişime uğramıştır. Çaresiz kadın tipinden, modernleşmeyle ve savaşla ikileme düşen ancak sonunda güçlü ve ideal olan kadının oluşumuna doğru bir yöneliş saptanmıştır. Anahtar sözcükler: Hikâye, kadınlar, modernleşme, Halide Edib Adıvar.

Adıvar, Halide EdipEdebiyatKadınlar+2
Hilal Gaye İnce
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Bilge Karasu yazınında Yerin Ruhu: Göçmüş Kediler Bahçesi'nin anlatı dünyaları

Bu tez, Bilge Karasu'nun Göçmüş Kediler Bahçesi adlı eserinde yer alan on üç öykünün anlatıbilimsel yöntemle incelemesini yapmaktadır. Öykülerin analizinde anlatıbilimde yeni bir yaklaşım olarak kabul edilen anlatının uzamsal boyutu dikkate alınmıştır. Dolayısıyla üzerinde odaklanılan üç temel soru şunlardır: Öykülerde uzam nasıl tasarlanmıştır? Tasarım sonucu meydana getirilen bu kurmaca dünyaların olayörgüsüne katkısı nedir? Anlatı dünyalarının anlatı kişileri ve okuyucu üzerindeki etkileri nelerdir? Öykülerin uzamsal boyutuyla değerlendirilmesi, ilginç sonuçlar elde edilmesini sağlamıştır. Bunlardan en önemlisi, Karasu'nun mesafelendirmenin dereceleri üzerine kurduğu derin anlamlardır. Yazar, mesafeler üzerinden "ben" ve "öteki" dizgesi içerisinde yer alan ikili karşıtlıkları yakınlaştırıp uzaklaştırmakta, farklılıkların birleşme olanaklarını araştırmaktadır. Böylece toplumsal, psikolojik ve ontolojik açıdan "orada" olan, "öteki" olarak adlandırılan her şey ile buluşma, kavuşma alanları yaratılmıştır. Bu alanlar öykü içerisinde bir "ara yer" olarak kabul edebileceğimiz Bahçe ve öykü dışında metnin kendisidir.

AnlatıEdebiyatHikaye+3
Sinem Şahin Yeşil
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal yapıdan zihinsel yapıya Oğuz Atay'da özne ve dil'in yaratımı

Oğuz Atay'ın, Tutunamayanlar (1971–72) ve Tehlikeli Oyunlar (1973) romanlarındaki önemli bir hamlesi, Türkiye'nin entelektüel meselelerini ve yazarlık kurumunun açmazlarını, duygularının çelişkisine kapılan ve bu hâldeyken kendisiyle hesaplaşma içine giren "tutunamayanlar" tipi vasıtasıyla aşmaya yönelmesidir. Bu tezin, Oğuz Atay'ın roman kişilerini kurduğu temelleri soruşturan birinci bölümünde, mikro–sosyolojik düşünceye, yani Émile Durkheim'a karşı Jean–Gabriel de Tarde'ın zihinler–arası hareketlerin belirlenim yasalarını esas alan toplum kavrayışına müracaat edilmiştir. Bu noktada, Oğuz Atay'ın özneyi, birtakım söylem ve ideolojilere bağımlı hâlde üretilen hazır formülasyonların, kanaatlerin veya soyut kavramların temsilleri olarak değil, duygulanabilme kabiliyetine sahip toplumsal tipler olarak yarattığı iddia edilmiştir. Öte yandan, ayrıca "tutunamayanlar" tipinin Türk modernitesinin özgül koşulları etrafında üretilmiş bir özne olduğu düşüncesi de öne sürülecektir. Böylece Oğuz Atay, ülkenin kolektif kimliğinin, toplumsal yapısının çatışmalarını roman kişilerin zihinlerinde gerçekleşen çatışmalar olarak değerlendirmiş ve böylece kişilerine duygusal bir içerik kazandırmıştır. Oğuz Atay'ın metinlerinde söylem, dilsel temsilin kendi imkânsızlığını yine aynı dili kullanarak aşmak üzere yapılanır. Tezin ikinci bölümünde ise, özne ve dilin anlam ve temsil sorunlarına ilişkin düşünceler ile söz konusu metinleri birlikte okumak üzere psikanaliz disiplini çalıştırılmıştır. Ancak, ilgili disipline karşı eleştiriler saklı tutulmuş, psikanalizin aykırı bir kimliğine, Sigmund Freud'a karşı Jacques Lacan'ın teorisine bir alan açılmıştır. Burada ise, Oğuz Atay'ın merkezî anlam rejimlerini boşa çıkarma stratejisi olarak kullandığı yöntemlere odaklanılmış, bir özne ve anlatı dilinin yaratımının üst–kurmaca aracılığıyla nasıl birbirine ilişkin temalar ürettiğine dair bir arka plân getirilmiştir. Burada, okuryazarlık çabasını ve roman yazımını sorguya açan bu metinlerdeki üst–dil oyunlarının, ülkenin kültürel belleğinin bir izdüşümü olarak kurulduğu ve dolayısıyla, romanların meseleleri ve kurgusu arasındaki üst–kurmaca niteliklerin ortak bir tepkiselliğe karşılık geldiği tespit edilmiştir. Son tahlilde, Oğuz Atay'ı bir "yazar/entelektüel" olarak tanımlama fikri üzerinden, söz konusu romanlarda kendisinin "Türkiye'nin ruhu" kavrayışında beliren temel meseleleri öne çıkarılacaktır. Böylece bu tez, ülkenin toplumsal yapısından insanlarının zihinsel yapısına doğru özne, dil, anlam ve temsil sorunlarını, birer roman sorunu olarak tartışmaya açma amacını güdecektir. Anahtar Sözcükler: Tutunamayanlar, Tehlikeli Oyunlar, toplumsal tip, temsil

Atay, OğuzDilEdebiyat+5
Çağdaş Yusuf Akbulut
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Gazavâtnâme türünün romans-epikten biyografiye dönüşümü

Gazavâtnâmeler kahramanlık ve savaş temalı metinler olduğu gerekçesiyle araştırmacılar tarafından destan türü altında sınıflandırılmıştır. Gazavâtnâmeler Osmanlı Devleti'nin kuruluş sürecini yansıtan anlatılar olarak ele alınırken epik ve romans türlerine ilişkin özellikler içeren bu metinlerin edebî yönden yeterince incelenmediği görülmektedir. Gazavâtnâmelerin yalnızca Osmanlı Devleti'nin kuruluş sürecini yansıtan metinler olarak ele alınması, bu anlatıların sözlü anlatı geleneğinde nasıl bir yeri olduğunun göz ardı edilmesine neden olmuştur. Bu tez çalışmasında Battalnâme, Dânişmendnâme, Saltuknâme ve Gazavât-ı Hayreddin Paşa'nın mensur nüshaları karşılaştırmalı bir biçimde okunarak metinlerin olay örgüsü, motifler ve kişiler açısından ne ölçüde birbirleriyle benzerlikler içerdiği üzerinde durulmuştur. Seçilmiş dört mensur gazavâtnâmenin kurgusal yapılarındaki ortaklıkların açığa çıkarılması anlatıların hem epik ve romans türleriyle ne kadar ilişkili olduklarının anlaşılabilmesi, hem de ortak bir sözlü anlatı geleneğinden etkilenerek üretilip üretilmediğinin keşfedilebilmesine yardımcı olmaktadır. Dört anlatının ortak ve farklı yönleri ele alındıktan sonra, anlatılardaki metinlerarası göndermelere odaklanılarak seçilmiş metinlerin Arap ve Fars epik anlatılarıyla ne ölçüde ilişkili oldukları araştırılmıştır Mensur gazavâtnâmeleri Avrupa edebî türleriyle karşılaştırmayı hedefleyen bu tez çalışması kesin ve genel geçer ölçütler belirlemeyi hedeflememektedir. Başka bir deyişle bu çalışmada gazâ düşüncesi yerine türe odaklanılarak anlatıların farklı bir okuma yöntemiyle değerlendirilmesinin ne kadar mümkün olduğu üzerinde durulmuştur. Bu karşılaştırmalı okuma denemesi sonucunda Battalnâme, Dânişmendnâme ve Saltuknâme'nin romans-epik türünü yansıtan metinler oldukları, Gazavât-ı Hayreddin Paşa'da ise romans-epikten biyografiye doğru bir dönüşümün gerçekleştiği ileri sürülmüştür. Anahtar Kelimeler: Gazavâtnâme, Epik, Romans, Biyografi, Karşılaştırmalı Edebiyat

BiyografiDestanlarEdebiyat+6
Meriç Kurtuluş
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

II. Mehmet Dönemi: "Osmanlı Padişahı" ve Dîvân Edebiyatı inşası arasındaki ilişki

Fatih Sultan Mehmet olarak da anılan II. Mehmet, Halil İnalcık ve onu izleyen diğer Osmanlı tarihçileri tarafından bu döneme ilişkin, 15. yüzyıl, yapılan çalışmalarda Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu ve "Osmanlı Padişahı" olarak anılan hükümdar imgesinin yaratıcısı olarak anılmaktadır. Dolayısıyla bu yüzyılda "Osmanlı Padişahı"nın bütünlüklü imgesi askeri, politik ve kültürel alanlar vasıtasıyla karşılıklı ve birbirini tamamlayan şekilde biçimlendirilmiştir. Patrimonyal türde bir topluluk olması dolayısıyla Osmanlılar, kültürel alandaki başarı ve ilerlemeleri, "Osmanlı Padişahı" imgesindeki yeri ve önemini askeri ya da politik beceri ve zaferler ile eş tutmaktadır. Bu bağlamda "Osmanlı Padişahı"nın imgesi ile ilgili olarak iki önemli nokta ortaya çıkmaktadır: Birincisi, bu imgenin yaratım sürecinde edebiyatın askeri, politik ve ekonomik alandaki yaratım süreci ile yakın ilişki kurması. İkincisi, "Osmanlı Padişahı" ile edebiyat sahası arasınki bu ilişkinin karşılıklı ve etkileşimli bir doğaya sahip olması. Böylece 15. Yüzyılda, "Osmanlı Padişahı" ile Dîvân Edebiyatının kendine özgü ilişkisi ve hatta benzer yazgıları ile Osmanlı edebiyatını domine etmiştir. Bu duruma uygun olarak, bu çalışmamda, "Osmanlı Padişahı" imgesi ile edebiyat sahasının karşılıklı ve düzenleniş açısından ilişkili yapısına "Acem etkisi" ve kaside formunun yükselişi, yani 15. Yüzyılın edebî trend ve eğilimleri üzerinden gösterilmiştir. Anahtar sözcükler: Divan Edebiyatı, Osmanlı Padişahı, Fatih Sarayı, hükümdarlık algısı, kaside

Divan edebiyatıEdebiyatKaside+6
Melike Aysu Akcan Altıntaş
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk romanında gayrimüslime bakış: 1900 – 1960

Türk romanında 1900–1960 yılları arasında yayımlanan eserlerden seçilen örnekler yoluyla gayrimüslim karakterlerin ele alınışına odaklanan bu çalışma, aynı süreçte gayrimüslimler bağlamında öne çıkan siyasi, toplumsal ve ekonomik gelişmeleri de irdelemekte, böylelikle edebî ürünlerin tarihsel bağlam içerisinde anlamlandırılmasını amaçlamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'nun birçok alanda avantajlı konumda gösterilen gayrimüslim tebaası, Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle birlikte azınlık statüsüne yerleştirilirken bu statünün hukuki zeminini oluşturan Lozan Antlaşması bu noktada dikkat çekici hâle gelir. Bu bakımdan bu çalışma, Antlaşma'nın imzalandığı 1923 yılını teorik olarak merkezine almaktadır. Çalışma, 1923 yılını hazırlayan süreçte ve Cumhuriyet dönemindeki iktidar değişimleriyle geçirilen evrelerde öne çıkan gelişmeleri ve gayrimüslimler bakımından kırılma noktası niteliği taşıyan toplumsal olayları göz önüne alarak roman türündeki eserlerin, içerdiği gayrimüslim karakterler ve gayrimüslim kimliğine ilişkin söylemler üzerinden bu dönüşüm süreçlerinde nasıl reaksiyonlar gösterdiğini ortaya koyma gayreti taşımaktadır. Yirmi beş yazara ait toplam otuz roman yoluyla yürütülen incelemede, ideolojik olarak çok geniş bir yelpazeden seçilen eserlerde, gayrimüslimler söz konusu olduğunda –farklı ve hatta aykırı söylemi yansıtan metinlere rastlanabiliyorsa da– çoğu kez resmî söylemle örtüşen çıkarımlarda bulunulduğu görülür. Bunun yanında, romanlarda gayrimüslim karakterlere ilişkin öne çıkan ötekileştirme biçimlerinin genellikle birbiriyle örtüştüğü ve bir bütünlük sergilediği gözlemlenmektedir. Ötekileştirici söylemin kapsam ve içeriğini de irdeleyen bu tez çalışması, yirminci yüzyılın başından Demokrat Parti İktidarı'nın sonuna kadar devam eden bir süreçte, gayrimüslimlerle ilgili olarak romandaki söylemlerle siyasi ve toplumsal düzeydeki söylemlerin ilişkisini detaylı olarak ele almayı hedeflemektedir.

EdebiyatGayrimüslimlerMilliyetçilik+5
Naim Atabağsoy
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ahmet Vefik Paşa'nın çevirilerinde Osmanlılaşan Moliere

Bu çalışmada, Ahmet Vefik Paşa'nın Moliere'den yaptığı beş çeviri-uyarlamayı çoğuldizgeci bir bakış açısıyla incelemek amaçlanmıştır. Bu çerçevede, 1879- 1882 yıllan arasında Ahmet Vefik tarafından yazılmış olan Zor Nikâhı, Don Civanı, Dudu Kuşları, Tariüf Ve Adamcıl adlı oyunlar, Moliere'in 1659-1666 yıllan arasında yazmış olduğu, Le Mariage Force, Dom Juan ou Le Festin de Pierre, Les PHcieuses Ridicules, Le Tartuffe ou L 'Imposteur ve Le Misanthrope adlı özgün yapıtlarla karşılaşünlmışrır. Bu oyunlar çerçevesinde, özellikle politik, dinî ve ahlakî uzantılan olan kimi sahneleri, paragraflan, cümleleri ve sözcükleri Ahmet Vefik'in erek metine aktarmadığım ya da anlamı değiştirerek aktardığım öne sürmek mümkündür. Dolaylı politik uzantısı olan ve görece "tehlikesiz" noktalarda ise Ahmet Vefik'in çeşitli "yerel kaydırma"lar kullanarak erek kültürün "kabul edilebilirlik" çeviri normlarına yalan durduğu söylenebilir. "Repertuvafa yeni bir tür ve yeni yapıtlar kazandırma amacında bir "kültür planlayıcısı" olarak Ahmet Vefik'in tiyatronun erek kültür tarafından benimsenmesi ve sahiplenilmesi çerçevesinde yapıtlar verdiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Tanzimat, tiyatro, çoğuldizge, çeviri v

Melahat Gül Uluğtekin
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Leyla Erbil`in romanlarında cinsellik

1950'den bu yana edebiyat dünyasının içinde yer alan Leylâ Erbil (193 1-), çağdaş Türk edebiyatının en özgün yazarlarından biridir. Erbil, cesur ve yenilikçi yazarlık tavrıyla dikkat çekmiş ve yapıtlarında her zaman toplumsal ve siyasal sorunlara duyarlılık göstermiştir. Ayrıca Erbil, romanlarında ve öykülerinde yeni biçimler ve teknikler geliştirmiştir. Çağdaş Türk toplumunun toplumsal ve siyasal sorunlarını sıra dışı bir duyarlılıkla irdeleyen Erbil'in yapıtlarında cinselliğin özel bir yeri vardır. Erbil, yapıtlarında cinselliği toplumsal ve psikolojik boyutlarıyla ele alır. Bu tezde Erbil'in Tuhaf Bir Kadın (1971), Karanlığın Günü (1985), Mektup Aşkları (1988) ve Cüce (2001) adlı romanları cinsellik sorunsalı açısından değerlendiriliyor. Tezin "Cinsel Kimliğin Oluşumu" başlıklı birinci bölümünde Tuhaf Bir Kadın, Karanlığın Günü ve Mektup Aşkları adlı romanlar ele alınarak cinsel kimliğin oluşumunda geçmiş yaşantıların, aile ve yakın çevreyle kurulan ilişkilerin etkisi irdeleniyor. Cüce bu konuda yeterli veri içermediği için burada ele alınmıyor. Tezin "Cinselliğin Deneyimlenmesi" başlıklı ikinci bölümünde, karakterlerin diğer cinsle kurdukları ilişkiler ve cinsel yaşanılan ilk üç romanda tartışılıyor. Cüce' de ise cinselliğin doğal ve kültürel boyutları inceleniyor. Tezin "Kamusal Alanda Cinsellik" başlıklı son bölümü iki alt bölümden oluşuyor: "Kadın Yazarlık Durumu" ve "Medyada Cinsellik Sömürüsü". Birinci alt bölümde kadın yazarın toplumdaki konumu, farklı yazarlık tavırları ve yazarlık mesleğiyle ilgili sorunlar irdeleniyor. İkinci alt bölümde ise Karanlığın Günü'den örneklerle medyanın cinselliği nasıl sömürdüğü üzerinde duruluyor. Leylâ Erbil'in romanlarında cinsellik konusunun temel bir sorunsal olduğu, ısrarlı ve kendi içinde tutarlı bir şekilde ele alındığı dikkat çeker. Erbil, bütün romanlarında yarattığı karakterlerin geçmişleri, özellikle çocukluk dönemleri ve aile ilişkileri üzerinde durur. Geçmiş yaşantıların karakterlerin yetişkinlik dönemlerinde de etkili olduğu görülür. Leylâ Erbil, yetkin edebiyatçı tavrından taviz vermediği yenilikçi yapıtlarında cinselliğin yaşanışına ilişkin sorunları derinlemesine irdelemiştir. anahtar sözcükler: cinsellik, çocukluk, kadın yazar, medya,

Cinsel kimlikCinsellikErbil, Leyla+3
Hülya Dündar
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Sûrnâmelerde 1582 şenliği

III. Murad'ın oğlu Şehzade Mehmed'in sünneti dolayısıyla 1582 yılında İstanbul'da büyük bir şenlik düzenlenmiştir. Bu görkemli şenlik pek çok edebî esere konu olmakla kalmamış, yeni bir edebî türün ortaya çıkmasına da vesile olmuştur. Surname adı verilen ve saray şenlikleri ile ilgili bu edebî türün ilk örnekleri Gelibolulu Âlî'nin Câıni'u 'l-Buhur Der Mecâlis-i Sûr'u ve İntizâmî'nin Sürname-i Hümâyûn'udar. Sûrnâmeler, 1 6. yüzyılda Osmanlı Devleti 'nde halkın gündelik hayatından saray göreneklerine, üretim ilişkilerinden çeşitli sanatsal formlara dek pek çok konuda önemli bilgi kaynaklarıdır. Bu metinler, içlerinde barındırdıkları malzemenin zenginliğiyle birçok araştırmacının dikkatini çekmiştir. Yapılan çalışmalarda, genellikle şenliğin kendisi üzerinde durulmuştur. Bu şenliğin sûrnâmelerde edebî ürünlere nasıl dönüştüğü üzerinde ise yeterince durulmamıştır. Bu tezde, Osmanlı şenlik geleneğine bağlı olarak ortaya çıkan surname türü genel özellikleriyle tanıtılmış ve bu türün ilk örnekleri olan Câmi'u'l-Buhur Der Mecâlis-i Sûr ve Sûrnâme-i Hümâyûn, 1582 şenliğini ele alış biçimleri bakımından incelenmiştir. Surname yazarlarının şenliği birer edebî metne nasıl dönüştürdükleri, kullandıkları anlatım biçimleri ve benimsedikleri söylem ele alınmıştır. Tezde, sûrnâmelerin, hem edebî pratikler hem de şenliklerin edebiyatla ilişkisine dair içerdikleri veriler bakımından, yazıldıkları devrin dil ve edebiyat anlayışını yansıttıkları belirlenmiştir. Gösterilerin kayda geçirilmesinde her iki surname yazarının da edebî bir dil oluşturma kaygısı güttüğü, söyleyişte özgünlük aradığı gözlemlenmiştir. İntizâmî ve Gelibolulu Âlî, eserlerinde aynı şenliği anlatmalarına karşın, ortaya çıkan metinler birbirinden çok farklıdır. İki surname yazarının şenliğe farklı şekillerde yaklaştıkları ve metinlerdeki anlatım biçimi ve söylemin bu farklı yaklaşımları yansıttığı ortaya koyulmuştur. anahtar sözcükler: Osmanlı, surname, söylem, 1582 şenliği iv

Osmanlı DevletiOsmanlı DönemiSurnameler+2
Gülsüm Ezgi Korkmaz
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Pargalı İbrahim Paşa çevresindeki edebî yaşam

Pargali İbrahim Paşa Çevresindeki Edebî Yaşam" başlıklı bu çalışmada, İbrahim Paşa ve edebî çevresi, Osmanlı hamilik geleneği bağlamında ele alınmaktadır. Frenk, Makbul ve Makdul lakaplanyla da anılan İbrahim Paşa, kölelikten gelmiş ve Kanunî Sultan Süleyman'ın güvenini kazanarak hızla yükselmiştir. Kanûnî'nin kız kardeşiyle evlenen İbrahim Paşa, Osmanlı tarihinde ilk olarak Serasker Sultan unvanını almıştır. Pargalı İbrahim Paşa'nın ancak Kanûnî'nin himayesiyle yükseldiği açıktır. Bu doğrultuda, Osmanlı hamilik geleneğinin devletin yönetim kadrolarının belirlenmesi bakımından büyük önem taşıdığı görülmektedir. Osmanlı İmparatorluğu, en üst noktada hanedanı simgeleyen padişah olmak koşuluyla, ona "sadakat bağı ile bağlı" elit bir yönetici sınıfın idaresi altındadır (Unan, 5). Osmanlı'nın bu patrimonyal devlet yapısı, hanedanını ve onu simgeleyen padişahı yüceltmeye ve öngörülen devlet yapısını toplum ve kültür yaşamına sindirmeye yöneliktir. Bu çalışmada, Osmanlı toplumunda kültür ve sanat hamiliğinin de patrimonyal devlet yapısını destekleyen, işlevsel bir yönü olduğu ileri sürülmektedir. Buna göre, sanatçılar yapıtlarıyla Osmanlı hanedanının görkemini yansıtmakta, sanatçıları himaye eden kişiler ise Osmanlı'nın görkemini vurgulayacak yapıtları finanse ederek kendi siyasi konumlarını güvence altına almakta ve İmparatorluğa bağlılıklarını kanıtlamaktadırlar. Yapılan incelemeler sonucunda, Osmanlı'da hamilik geleneğinin devletin idari yapısını yansıtan ve toplum yaşamının her alanının olduğu gibi sanat alanın da barındırdığı saltanat ideolojisini desteklemeye yönelik işlevsel bir görev üstlendiği anlaşılmaktadır. Patrimonyal devlet yapısının korunması amacıyla, hamilik geleneğinin kurumsallaşmış bir sistem olarak işlediği görülmektedir. Patronlar bu sistemin sadık koruyucuları olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanunî döneminin en önemli hamilerinden birisi ise kuşkusuz İbrahim Paşa'dır. İbrahim Paşa'nın sanat ve edebiyat patronluğunun incelenmesi, dönemin edebî çevrelerinin nasıl işlediğinin anlaşılmasının ötesinde, devletin patrimonyal yapısını model alan hamilik sisteminin sanat alanına nasıl yansıdığını ve önemini ortaya koymaktadır. İbrahim Paşa eksenindeki edebî çevre ve Paşa'nın patronaj ilişkileri, o dönemde kişinin konumunu ve toplumdaki itibarını koruması için sistemin bir parçası haline gelmenin zorunluluğunu göstermektedir. Söz konusu zorunluluğun önemi, bu çalışmada ele alınan şair ve patronların aralarındaki çekişmeler üzerinden daha iyi anlaşılmaktadır. anahtar sözcükler: Pargalı İbrahim Paşa, Edebi Çevre, Hamilik, İdeoloji.

Edebi incelemeEdebi sanatlarHamilik+2
Esma Tezcan
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Ayaşlı ile Kiracıları`nda anlatıcı sorunsalı

ÖZET Bir imparatorluğun çöküşüne ve bir ulus-devletin kuruluşuna tanıklık eden yazarlardan biri olan Memduh Şevket Esendal'ın (1884-1952) Ay aslı ile Kiracıları adlı romanı, Türk edebiyatının en önemli yapıtlarından biri sayılır. İlk olarak Vakit gazetesinde tefrika edilen roman, 1934 yılında kitap olarak basılmıştır. Ayaşlı ile Kiracıları, 1942 yılında CHP Roman Ödülü yarışmasında beşincilik aldıktan sonra yazar ve eleştirmenlerin dikkatini çeker. Bugüne kadar roman, daha çok dilinin yalınlığı ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında yaşanan toplumsal değişimleri yansıttığı gibi açılardan ele alınmış, ancak romanın yorumlanmasında belirleyici olan anlatıcının konumu irdelenmemiştir. Bu tezde, romanın şekillenmesinde kilit konumda bulunan Anlatıcı karakterinin işlevi, kültürel, sınıfsal ve anlatısal açılardan değerlendirilmiştir. Romanda bir banka memuru, rastlantı sonucunda taşındığı bir apartmanın dokuz odalı katında birlikte yaşadığı kişileri ve tanık olduğu olayları anı biçiminde anlatır. Samimi bir söylemle anılarını yazmaya başlayan Anlatıcı, pansiyon olarak değerlendirilebilecek bu mekânda yaşayan kişileri yakından tanıdıkça, burada bulunuşundan rahatsızlık duymaya başlar. Roman, Anlatıcı'nın bakış açısına giren kişilerle gittikçe genişler; ancak, bu genişleyen yapı içinde ahlakî bakımdan gittikçe çürüyen bir zeminin açığa çıktığı görülür. Eğlenceye, esrara, kumara, paraya düşkünlük, dedikoduculuk, çıkarcılık, bencillik, sorumsuzluk ve sevgisizlik ortamında ahlâkî değerlerin romandaki birçok karakter tarafından yok sayılması, roman boyunca Anlatıcı'nın tanık olduğu durumlardır. Eşlerin birbirini aldattığı, çocukların ihmal edildiği bu ortamda, ortalama okurun kabul edebileceği bir yaşantı söz konusu değildir. Anlatıcı ise, çalışkan, dürüst, saygın, eşitlikçi ve samimidir. O, yüksek bir bürokrat ve aydın olarak bu insanlar arasında ayrıksı bir konumdadır. Anlatıcı'nın romanın sonunda yaptığı mutlu ve saygın evlilik, pansiyondaki insanlardan ve onların temsil ettiği değerlerden farklı olduğunu bir kez daha gösterir. Romanda, Anlatıcı, iki farklı anlatım biçimini kullanır. Birincisi, pasif bir gözlemci gibi seyirlik bir dünyayı gözler önüne serer; ikincisi, gözlemlediği bu dünyadaki olumsuzlukları kendi değer sistemi açısından fazla vurgulamadan eleştirir. Anlatıcı, değer yargılarında bulunmuyor izlenimini yaratarak tarafsız olduğuna okuyucuyu inandırmaya çalışır. Böylece, romanın anlatısal yapısının yakından incelenmesi, ahlâkî duruş ve kültürel statü bakımından Anlatıcı ile apartman sakinleri arasındaki ayrımı açığa çıkarır. Anahtar sözcükler: ahlâk, anlatıcı, bürokrasi, sınıf m

AhlakAnlatıcılar tipolojisiBürokrasi+3
Sevim Gözcü
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Aşk-ı Memnun`da cennet imgeleri

Halit Ziya Uşaklıgil (1868-1945): 'in Aşk-ı Memnu (1900) adlı yapıtı, bazı eleştirmenlerce Türk edebiyatında "ilk gerçek roman" olarak kabul edilir. Teknik ve psikolojik gerçekçilik bakımlarından üstün bulunan Aşk-ı Memnu, roman kişilerinin yaşam öykülerinin sağlam nedensellik bağlarıyla kurgulanmış olması ve bu çerçevede kalıtım ile toplumsal koşulların oynadığı önemli rol nedeniyle doğalcı bir roman olarak görülmüştür. Öte yandan romanın, toplumdan uzak oluşu ve üslûbunun hayalî öğeler içermesi, doğalcı edebiyat bakımından bir kusur olarak görülmüştür. Aşk-ı Memnu' da zengin bir metinsel yaratım bulunduğu gözlemlenmektedir. Bu çerçevede, cennet imgeleri ve sözlü kültürün soyut figürlerine özgü karakter betimlemeleri önemli bir yer tutmaktadır. Ancak bu anlatım öğeleri, roman kurgusu içinde belli bir amaca hizmet etmekte; cinsellik ve namus eksenlerindeki karşıtlıkların çözülmesine ve ideal figürlerin eleştirilmesine yardımcı olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Halit Ziya Uşaklıgil'in cennet imgelerinden yararlanmış olması, yapıtın doğalcı boyutunu zedeleyen bir durum değildir. Bu çalışmada, Aşk-ı Memnu' da. roman kişilerinin isimleri ile gerçek ya da düşsel bahçe betimlemelerinde, Yahudi/Hristiyan ve İslâm geleneklerinde yer alan mitsel cennet anlatısına gönderme yapan öğeler bulunduğu ortaya çıkartıldı. Ayrıntılarda gizlenmiş olan bu göndermelerle roman kişileri arasında ilişkiler kurulduğunda, cinsellikle ilgili ahlâk değerlerinin parodileştirildiği görüldü. Yazar, dış etkilerden arınmış, masum yönleriyle vurgulanan bir kızın, babasına duyduğu aşkın sorunlu niteliğine dikkat çekmek için, baba ile kızı cennet tablosuna yerleştirir. Buna karşılık, kocasını aldatan kadın ise aslında erdemli bir hayatı özlemekte ve bu hayat cennet imgesiyle canlandmlmaktadır. Bunlara ek olarak, Aşk-ı Memnu' da yaradılıştan gelen cinsel dürtüler ve yasak çiğneme eğiliminin vurgulanması, cennet mitine yapılan göndermelerle birlikte değerlendirildiğinde romanın, cennet bahçesi anlatısının ana izleğiyle bağ kurduğu görülür. anahtar sözcükler: cennet, doğalcılık, ahlâk, mit in

AhlakAşk-ı MemnuCennet+4
Süreyya Elif Aksoy
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Melih Cevdet Anday tiyatrosunda şiirsel adalet

ÖZET Bu çalışmanın birinci bölümünde şiirsel adalet kavramının tanımı, ayrıca Antik ve Klasik tiyatro anlayışında kavramın genel olarak nasıl yorumlandığı üzerinde durulmuş ve kavramın içeriği Kral Oidipus oyunu örneklenerek açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde şiirsel adalet kavramının Romantizm ve Gerçekçilik akımları ile birlikte farklı yorumlanmaya başlanmasından söz edilmiştir. Modern ve modern sonrası tiyatro sanatının şiirsel adalet kavramına yaklaşımının genel bir özeti verilmiştir. Üçüncü bölümde modern Türk tiyatrosunda şiirsel adalet kavramının yorumlanışı; 1915-2002 yıllan arasında yaşamış olan Melih Cevdet Anday'ın özgün tiyatro oyunları ele alınarak açıklanmıştır. Yazılış sıralarına göre incelenen bu oyunlar: Yılanlar, İçerdekiler, Mikado 'nun Çöpleri, Yarın Başka Koruda, Dikkat Köpek Var, Ölüler Konuşmak İsterler, Müfettişler ve Ölümsüzler Ya Da Bir Cinayetin Söylencesi başlıklı oyunlardır. Bu oyunların incelenmesi sonucunda, hem Türk hem de Dünya tiyatrosu tarihinde sıklıkla rastlanmayan çok özel bir şiirsel adalet düşüncesinin Melih Cevdet Anday tarafından tasarlandığı sonucu ortaya çıkarılmıştır. Bu adalet anlayışı; kötülüğün nedenlerinin ortadan kaldırılması ile dünyayı iyilikle donatmak biçiminde geliştirilmiş bir adalet anlayışıdır. Anahtar Kelimeler: Antik Tiyatro, Kral Oidipus, Modern Tiyatro, Adalet iii

AdaletAnday, Melih CevdetModern tiyatro+2
Yeşim Gökçe
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Oktay Rifat şiirinde Güneş'in üç hali

ÖZET Oktay Rifat'ın (1914-1988) Perçemli Sokak (1956) adlı yapıtından itibaren geçirdiği şiirsel dönüşüm "dil"den "algı"ya doğru izlenebilecek bir sürece karşılık gelir. Bu kitabından itibaren Rifat şiirlerinde "güneş"in, önce bir analoji nesnesi olarak "benzerliklere" indirgenerek, Çobanıl Şiirler (1976) adlı yapıtından itibaren ise, bir doğa olgusu olarak "algı"ya indirgenerek kullanılmış olduğu görülmektedir. Rifat'ın doğayı benzerliklere indirgeyerek kullanımı hem arkaik toplumların anlamlandırma biçimlerine hem de despotik toplumların anlamlandırma biçimlerine karşılık gelecek tarzda bir üslûba dönüşmüştür. Perçemli Sokak'tan itibaren benzerlik ilişkileri "özdeşlik ilkesi" ve "eğretileme" kavramları doğrultusunda izlenebilir. Rifat'ın "kendisine benzetilen"le "benzeyen"i bir arada konumlandırdığı şiirlerinde benzerliklere indirgenmiş bir "çoğulluk" ürettiği tespit edilmiştir. Çünkü Rifat'ın bu şiirlerinde güneş, kendisine niteliklerinden herhangi biri aracılığıyla benzeyen şeylerle "özdeş" tutularak ele alınmıştır. Rifat şiirlerinde yer alış biçimlerine göre, "güneş-çoban", "güneş-baba", "meme-güneş", "güneş-dan", "güneş-kılıç" ve "güneş-anı" özdeşlikleri bu anlamda tipiktir. Güneşin benzerliklere indirgenerek kullanımı istisnaî olarak şairin Çobanıl Şiirler sonrası yapıtlarında da görülebilir: Bu istisna şiirler, Elifti (1980) içinde yer alan "Denklem" ve "Kaval" başlıklı şiirler ile Denize Doğru Konuşma (1982) içinde yer alan "Gün Doğuyor" başlıklı şiirdir. Rifat'ın 1973 yılında yayımlanan Yeni Şiirler'i içindeki "sultan şiirleri"nde öne çıkan ise eğretilemeli kullanımdır. Bu şiirlerde güneş, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Osmanlı şiirinin genel yapısını verebilecek bir kavram olarak öne sürdüğü "saray istiaresi" ile ilişki içindedir. "Saray istiaresi" kavramının "güneş"in nitelikleriyle "sultan"ın nitelikleri arasında kurulan benzerlik ilişkilerine dayalı olması, Rifat'ın "sultan şiirleri"yle öne çıkardığı sultanın şiirsel kullanımıyla yakınlık kurulabilmesine olanak tanımıştır. "Güneşin yakıcılığı" ile "sultanın öldürücülüğü" arasında kurulan ve "saray istiâresi"nin içeriğiyle uyumlu koşutluk, Rifat şiirinde sultanı niteleyen "cellat", yavuz", "sırtlan" ve "aslan" sözcükleriyle oluşturulan eğretilemelerle "tekil" bir söylem üretecek biçimde yeniden üretilmiştir. Bu "tekil söylem"e "1509 Depremi" başlıklı şiirde geçen "turuncu kuş" ifadesi, Ahmet Paşa'nın (ö. 1496-7) "Güneş Kasidesi"nde görülen "sultan imajıyla" uygunluk göstermesi bakımından eklemlenebilir. Oktay Rifat'ın Çobanıl Şiirler'inden itibaren ise, "özdeşlik ilkesi" ve "eğretileme" kullanımından "düzdeğişmece" kullanımının başat olduğu bir şiire yöneldiği öne sürülebilir. Düzdeğişmeceli uygulamalarda güneşin, kendisine benzeyen şeylerle değil, doğada aldığı farklı görünümlerine karşılık gelen doğal niteliklerinden herhangi biriyle temsil edildiği görülmektedir. Güneşin doğada aldığı farklı görünümlere indirgenerek düzdeğişmeceli kullanımı ise, "çoğul" bir söylemin üretilebilmesine olanak tanımıştır. anahtar sözcükler: özdeşlik ilkesi, eğretileme, düzdeğişmece, çoğulluk, tekillik

Alphan Akgül
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Fatma Aliye Hanım'ın romanlarında kadın sorunu

ÖZET Fatma Aliye Hanım (1862-1936) Osmanlı İmparatorluğu'nda "kadın sorunu"nu romanlarında tartışan ilk Müslüman Türk kadın romancı olması bakımından oldukça önemli bir isimdir. Fatma Aliye Hanım'a kadar kadın ve kadın ile ilgili problemler sadece erkeklerin tartıştıkları bir alan iken ilk defa Fatma Aliye Hanım romanları ile daha önceki Osmanlı romanlarında çizilen kadın tipine alternatif örnek bir "kadın tipi" ortaya koymuştur. Tezde, Fatma Aliye Hanım' in romanlarında, kadın sorununa nasıl yaklaştığı ortaya koyulmuştur. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde başlayan kadın hareketinin, "feminizm"den ne ölçüde etkilendiği tam olarak tespit edilemese de, feminizmin ve Osmanlı kadınlarının talepleri, Fatma Aliye Hanım'ın romanlarında, kadın konusuna bakış açısının anlaşılması dolayısıyla bu çalışmanın ilgi alanındadır. Fatma Aliye Hanım'ın, tezin bölüm başlıkları ile yakından ilgili makaleleri de tez sırasında kullanılmış ancak temel olarak yazarın romanlarına bağlı kalınmıştır. Fatma Aliye Hanım'ın Ahmet Mithat Efendi ile yazdığı Hayâl ve Hakikat (1891) adlı roman da çalışma sırasında kullanılmış ancak tezin ortaya konulmasında Muhâzarât (1892), Refet (1896), Udî (1898), Levâyih-i Hayât (1898) ve Enîn (1910) adlı romanlar incelenmiştir. Fatma Aliye Hanım'ın romanları ilk bakışta yüzeysel olarak feminist okumaya yatkın romanlar olarak görülse de bu çalışmanın sonucunda, Fatma Aliye Hanım'ın feminist bir yazar olduğunu ve romanlarının da feminist edebiyatın ürünü olduğunu söylemenin yanlış olduğu kanıtlanmıştır. Fatma Aliye Hanım, romanlarında kadın sorunlarını ele alsa da konuyu kendi toplumsal, dinî ve kültürel değerleri doğrultusunda yorumladığı, ayrıca Fatma Aliye Hanım'ın toplumsal konumu dolayısıyla sorun algısının farklı olduğu görülmüştür. Sonuç olarak Fatma Aliye Hanım'ın, romanlarında değindiği sorunlara getirdiği çözümlerin İslam'a dayanması dolayısıyla, muhafazakâr Müslüman bir kadın yazar olarak tanımlanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Kadın ve Edebiyat, Osmanlı Kadın Hareketi, Feminizm, Aile

Firdevs Canbaz
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Tıflî hikâyelerinin türsel gelişimi

Tıflî hikâyeleri, çoğu örneği 19. yüzyıl İstanbul'unda basılmış mensur hikâyelerden oluşan bir yapıtlar grubudur. "Tıflî Hikâyelerinin Türsel Gelişimi" adlı çalışmamızın savı, Tıflî hikâyelerini tarihsel bir oluşum, gelişim ve yokoluş süreci bağlamında ele alırsak başlı başına bir edebî türle karşılaşacağımızda. Şu an bilinen külliyatı "Bursalı'nın Kahvehanesi", Hançerîi Hikâye-i Garibesi, Hikâye-i Cevrî Çelebi, Hikâye-i Tayyârzâde, "Hikâyet" (Sansar Mustafa hikâyesi), İki Biraderler Hikâyesi, Leîâ 'ifnâme, Meşhur Tıflî Efendi ile Kanlı Bektâş 'in Hikâyesi ve "Tıflî Efendi Hikâyesi" metinlerinden ve bu metinlerin farklı versiyonlarından oluşan Tıflî hikâyelerinin zaman içinde birçok değişim geçirdiği gözlemlenmektedir. Bu değişimler, burada farklı başlıklar altında, karşılaştırmalı bir biçimde ve hem Osmanlı tarihiyle, hem de edebiyat kuramıyla ilgili diğer kaynakların ışığında değerlendirilmiştir. İlk olarak, hikâyelerin dışsal ve dilsel bazı özellikleri üzerinde durulmuştur. Dışsal özellikler bağlamında, baskıda kullanılan teknoloji ve sayfa sayısı ve boyutu gibi öğeler üzerinde durulmuş, dilsel özellikler bağlamında ise bunların, yansıttıkları toplumsal kesimler ve sözlü dil- yazı dili ilişkisi bağlamındaki konumlan gibi özellikleri ele alınmıştır. Bunun ardından, hikâyelerde karşımıza çıkan dünya görüşünün farklı boyutları irdelenmiştir. Bu bağlamda, hikâyelerde karşımıza çıkan toplumsal sınıflar, eğlence türleri, erkek-kadın ilişkileri ve erdem anlayışları gibi öğeler incelenmiştir. Son olarak da, hikâyelerin edebî ya da biçimsel gerçekçilik, tarihsel gerçekliğe uygunluk iddiası ve toplumsal güncellik açılarından ne gibi bir konumda olduğu üzerinde durulmuştur. Tıflî hikâyelerinin zaman içinde bu farklı açılardan gösterdikleri değişimler, hikâyeleri üç aşamaya ayırmamızı mümkün kılmaktadır. Bu aşamalar çalışmanın sonunda edebî tür kuramı bağlamında ele alınmış ve türsel bir gelişimin başlıca aşamaları olarak yorumlanmıştır. Tıflî hikâyeleri, birçok edebî gelenekten etkilenmiş olmakla birlikte kendine özgü bir edebî tür oluşturmaktadır. anahtar sözcükler: gerçekçilik, Osmanlı edebiyatı, roman, tür

David Selim Sayers
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Can Yücel`in Shakespeare çevirilerinde "Sadakat"

Bu çalışmanın amacı Can Yücel'in William Shakespeare'den yaptığı üç oyununçevirilerini, Raymond van den Broeck önerdiği çevirinin analitik işlevini sorgulayanyöntem temel alarak çözümlemektedir. Bu yöntem çerçevesinde poetika, ideoloji, dilsöylem evreni dizgeleri hem kaynak hem de erek metin için çözümlenmiş, CanYücel'in çeviri ilkelerinin yanı sıra bu dizgelerin çeviri sürecine etkileri de erekmetinlerin çözümlemeleri sırasında dikkate alınmıştır. Bu verilerin ışığında CanYücel tarafında çevrilen Bahar Noktası (1980), Fırtına (1991) ve Hamlet (1992) ileShakespeare tarafından yazılan A Midsummer Night's Dream (1595- 1596), TheTempest (1610-1611) ve Hamlet (1600-1601) oyunları karşılaştırmalı çözümlemeyöntemi içinde ele alınmıştır. Sonuç olarak, Can Yücel'in kaynak oyunların özünü vebiçimini değiştirmeden Türkçe'ye aktarma kaygısı taşıdığı görülmüştür. Ayrıcakaynak metinlerin aslında birer tiyatro metni olduğunu, dolayısıyla sahnelenmeişlevlerini göz ardı etmeyen Can Yücel'in bu çalışmaya uygun olarak kaynakoyunları erek dilde de sahnelenebilir metinler olarak çevirdiği sonucuna varılmıştır.?Sadakat? kavramı ise bu süreçte yeni bir anlam kazanmış, hem Raymond van denBroeck'un önerdiği yöntem, hem de Can Yücel'in çeviri ilkeleri çerçevesinde?sadık? metinler olduğu saptanmıştır.

Neslihan Demirkol
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Turgut Uyar'ın huzursuzluğu

Turgut Uyar'ın şiir anlayışı, Dünyanın En Güzel Arabistanı ile birliktedeğişmiştir. Daha önceki kitaplarında özellikle Garip etkisi görülen şair, bu kitabındakinci Yeni hareketinin genel özelliklerine uygun, anlamın geriye itildiği, sözsanatlarının bol kullanıldığı bir şiir anlayışına yönelmiştir. Dünyanın En GüzelArabistanı modern bir sanat yapıtıdır. Ortaya çıkmasını sağlayan temel motivasyon,modernitenin bireyler üzerindeki baskısıdır. Kitaptaki şiirlerde iki mesele özellikle öneçıkartılmıştır: Birinci mesele dinin, geleneksel ahlâkın ve bunları yeniden üretenkurumların birey üzerindeki baskısı, ikinci mesele ise kentleşmenin, büyük kentyaşamının ve modern uygarlığın ürettiği şok yaşantısı ve rahatsızlıktır. Bu duygularınbirey üzerindeki olumsuz etkileri, Dünyanın En Güzel Arabistanı'nın konusu olmaklakalmaz, kitabın yapısı, şiirlerin biçim özellikleri ve imgeler dinamiği üzerinde debelirleyici olur. Bu yüzden, şiirleri kuran dizeler süreksiz, birbiri ile ilişkilendirenanlatılar çizgisellikten yoksun ve kitabı bütün kılan yapı parçalıdır.Dünyanın En Güzel Arabistanı'nda yer alan şiirler birbirlerinden bağımsızbirer bütün olmalarına karşın, birbirleriyle ilişki içindedirler ve ortak bir simge evrenive/veya ortak kişiler etrafında örgütlendiklerinden, birlikte bir bütüne varırlar.Şiirlerde işlenen olaylar, kronolojik bir çizgisellik arz etmezler. Yazar, bu şiirlerdekendisini gizler ve okuru anlatıcıyla baş başa bırakır. Bu şiirlerde öykü, tiyatro gibi şiirdışı türlerin olanakları kullanılmış, anlam geriye itilmiş ve parçaları birleştirme işigenellikle okura bırakılmıştır. Kitapta benimsenen estetik anlayış, Apollonca,kusursuzluğa yönelen bir estetik değil, okurda tamamlanmamışlık, bitmemişlik hissiniuyandıran, Turgut Uyar'ın deyişi ile acemiliğin öne çıktığı bir estetik anlayıştır.Anahtar sözcükler: şiir, modern, kent, ikinci, yeni

Fırat Caner
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni ya da müslüman: Popüler aşk romanlarında feyza olmak

Popüler aşk romanları, ?düşük edebiyat?ın bir parçası olarak görülerekCumhuriyet dönemi edebiyat tartışmalarında genellikle göz ardı edilmiştir. Buçalışma, aslında aşk romanlarının farklı dönemlerde ve koşullarda hem Kemalist hemde müslüman kadın kimliğinin inşası çerçevesinde önemli veriler sağladığınısavlamaktadır. Bu savın ışığında, çalışmanın amacı Kerime Nadir'in (1917-1984)veŞÃ»ler Yüksel Şenler'in, sırasıyla Gelinlik Kız (1943), Saadet Tacı (1966) ve HuzurSokağı (1971) adlı romanlarında yaratılan kadın imgesini ortaya çıkarmak olarakbelirlenmiştir. Çalışmada, romanlardaki aşk ilişkilerini temel alan karşılaştırmalı birinceleme yöntemi benimsenmiş ve bu ilişkilerde kadının nasıl konumlandırıldığısorusuna yanıt aranmıştır. Bu noktada popüler aşk romanlarına getirilen feministyorumlar ve feminist edebiyat eleştirisinin kadın yazarlar hakkındaki görüşleriromanların çözümlenmesinde önemli bir bakış açısı kazandırmıştır. Çalışmasonucunda, farklı dönemlerde, birbirinden ideoloji ve anlatı mesajları bağlamındaçok farklı romanlar yazmış gibi görünen bu iki yazarın, aslında romanlarında aynıkadın imgesini yarattıkları, bu imgenin oluşturulmasında yararlandıkları kodların veyapının benzer olduğu ortaya konulmuştur. Popüler aşk romanları aracılığıylayazarların ideolojilerini okuyucuya nasıl yansıttıkları araştırılırken bu ideolojiktercihin anlatılar üzerindeki biçimleyici etkisi açığa çıkarılmıştır.anahtar sözcükler: Kerime Nadir, ŞÃ»le Yüksel Şenler, popüler aşk romanları,feminist eleştiri, Kemalizm, slam

Arzu Erekli
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiir eleştirisinde Avrupa merkezlilik

Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-62), modern Türk edebiyatı içinde özellikleromanları ve şiirleriyle özgün bir yer edinmiş, yazdığı edebiyat tarihi, makaleler vedenemeler ile Türk edebiyatı çalışmalarına önemli katkılar sağlamıştır. Tanpınaryazdığı yazılarda şiir türüne özel bir önem vermiş, Türk edebiyatının gelişimini Türkşiirini merkeze alarak değerlendirmiştir.Bu tezde Tanpınar'ın şiir, Osmanlı şiiri ve Yahya Kemal üzerine yazdığı yazıve yazı parçaları incelenmekte, Tanpınar'ın ürettiği şiir bilgisi, güzel sanatlar anlayışıve Avrupa merkezci düşünce tarzı değerlendirilmektedir.Tezin ?Tanpınar'ın Şiir Eleştirisine Genel Bir Bakış? başlıklı birincibölümünde, dört alt başlıkta yazarın ?Eleştiri?, ?Şiir?, ?Osmanlı Şiiri? ve ?YahyaKemal? üzerine yazdığı bütün yazılar kronolojik bir şekilde serimlenmektedir.?Tanpınar'ın Şiir Eleştirisinin Bileşenleri? başlıklı ikinci bölüm ise iki altbölümden oluşmaktadır: ?Güzel Sanatlara Göre `Yorumlayan' Eleştiri? ve ?ŞiirDilinde Devamı Kurmak: Seçimcilik?. Birinci alt bölümde Tanpınar'ın şiiri, resim,müzik, heykel, mimari gibi güzel sanatlara ait öğelerle tanımlaması ve şiiri güzelsanatlardan biri olarak görmesi incelenmekte; ikinci alt bölümde ise Tanpınar'ın şiirdili bağlamında Yunus Emre'den Yahya Kemal'e uzanan klasik bir çizgiyi seçimcibir yaklaşımla ayrıştırarak oluşturması ve Tanpınar'ın Avrupa merkezci düşüncetarzı tartışılmaktadır.Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Avrupa ve özellikle Fransız edebiyatı normlarıylaayrıştırarak oluşturduğu bu devam çizgisi, seçilen mısra, beyit ya da şiirleri Avrupamerkezli bir sanat anlayışıyla değerlendirip Avrupalılaştırırken, seçim dışı kalanOsmanlı şiir geleneğini Doğululaştırıp Yahya Kemal dışındaki modern Türk şiiriniikincilleştirmektedir.Anahtar sözcükler: şiir, güzel sanatlar, gelenek, Avrupa merkezcilik

Emrah Pelvanoğlu
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş mesnevînin peşinde

Bu tezde, Nâzım Hikmet'in (1902-1963) Ferhad ile Şirin (1948), Sezai Karakoç'unise (1933- ) Leylâ ile Mecnun (1980) metinleri odağında, söz konusu şair/yazarlarıngeleneksel edebiyata dahil olan bu aşk anlatılarına yönelişleri sorunsallaştırılmış ve buyönelişin niteliği ve nedeni incelenmiştir.Bugüne kadar genellikle, Nâzım Hikmet ve Sezai Karakoç'un geleneksel edebiyatlakurduğu ilişki ?gelenekten yararlanma? gibi genel ve soyut tek bir ifadeyle anlamlandırılmayaçalışılmıştır. Halbuki, tezde geleneğe bakışın çoğul bir niteliğe sahip olduğu gösterilmeyeçalışılmıştır. Bu çoğul nitelik, Nâzım Hikmet'in geleneksel söylemin içerisinden, bu söylemidönüştürerek bir karşı söylem üretmesi, buna karşılık Sezai Karakoç'un geleneksel biredebiyat ürününü hatırlayarak ?yaşanılan an?ın olumsuz içeriğine direnmeye çalışması, sonkertede ise dönüştürdüğü içerikle bir uygarlık dirilişi tasarlaması ile görünürlük kazanır.Örneğin Nâzım Hikmet'in inceleme konusu metninde Ferhad, geleneksel mesnevûlerden farklıolarak, somut sevgiliye duyulan mecazû aşktan Tanrı sevgisine değil, yine her şeyi kuşatanmetafizik niteliğe sahip toplum aşkına ulaşır. Sezai Karakoç ise metnine yaşadığı zamanınbilincini yansıtır ve Leylâ ile Mecnun anlatısına var olduğundan daha çok slamû öğe katar. Buşekilde geleneksel aşk anlatıları, farklı ideolojilere sahip yazarların kendi ideolojileridoğrultusunda yeniden yapılandırmaya çalıştıkları bir mücadele alanına dönüşür.Tezde gösterilmeye çalışılan bir başka nokta ise, çok farklı niteliklere sahip olduklarıdüşünülen her iki şair/yazarın, söz konusu iki metin bağlamında, birçok ortak özelliklerininvar olduğudur. Bu benzer özellikler şöyle somutlanabilir: Nâzım Hikmet ve Sezai Karakoç'unher ne kadar son kertede söyledikleri farklı olsa da, onlar bu söyleyeceklerini anlatmak içinbenzer yöntemler ortaya koymuşlardır.anahtar sözcükler: Nâzım Hikmet, Sezai Karakoç, Ferhad ile Şirin, Leylâ ile Mecnun,kaynak metin

Gökhan Tunç
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Esat Mahmut Karakurt'un roman(s)larında erkek kahramanlar

Esat Mahmut Karakurt (1902-1977), ilk öykü kitabı Aşkın Alevleri'ni 1926yılında yayımladıktan sonra 1960 yılına kadar kaleme aldığı toplam 16 romanıyla, aşk,macera ve casusluk romanları alanında Cumhuriyet dönemine damgasını vurmuş, genişbir kadın okuyucu kitlesine ulaşmış yazarlarımızdandır. Karakurt'un kitapları, tefrikaedildiği gazetelerin tirajını yükseltmiş, birçoğu sekiz ila on baskı yapmıştır. Yapıtlarınınhepsi en az bir kez sinemaya uyarlanmıştır.Gerek Batı edebiyatı gerek Türk edebiyatı incelemelerinde ?yüksek? edebiyatınilgi alanına girmediği için genelde popüler aşk romanları üstüne az sayıda çalışmayapılmış, bunların çoğu ise yalnızca kadın yazar ve kadın kahraman odaklı incelemelerolmuştur. Bu tezde, bu nedenle romanları unutulmaya yüz tutmuş olan Esat MahmutKarakurt'un romanlarındaki erkek kahramanlar ele alınarak, hem yazarı yenidengündeme getirmek, hem de popüler aşk romanı çalışmalarında inceleme nesnesi olarak,erkek yazar ve erkek kahramanların önemine dair bir boşluğu doldurmakamaçlanmaktadır.Tezde, yazarın diğer romanlarına da göndermelerde bulunulmuş, ancak AllahaIsmarladık (1936) ile lk ve Son (1940) romanları ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Tezinkuramsal arka planını, popüler aşk romanlarına feminist ve psikanalitik açıdan özgünyaklaşımlarda bulunan Tania Modleski ve Janice Radway ile daha çok romansların anlatıözelliklerine odaklı çalışmaları olan John G. Cawelti'nin yapıtları oluşturmaktadır.Üç bölümden oluşan tezde, öncelikle, Esat Mahmut Karakurt'un romanlarındakierkek kahramanlara fiziksel özellikleri, eğitim ve meslek durumları, aşk ilişkileri ileideolojik söylemleri bağlamında yaklaşılmıştır. Bunun sonucunda erkek kahramanların,30'lu yaşlarda bekâr, yakışıklı, Avrupai giyinen, mesleklerinde başarılı, kadınlara ve aşkakarşı mesafeli, milliyetçi ve muhafazakâr söyleme sahip erkekler olduğu saptanmıştır.Daha sonra, saptanan özellikler, romans türü ve bu türün kadın okur için ifade ettiğifantezi bağlamında yorumlanmıştır.Anahtar Sözcükler: romans, fantezi, erkek yazar, kadın okur

Senem Timuroğlu Bozkurt
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

II. Selim dönemi sonuna kadar Osmanlı edebi hâmîlik geleneği

ÖZETII. SEL M DÖNEM SONUNA KADAR OSMANLI EDEBÎ HÂMÎL KGELENEĞsen-Durmuş, Tûbâ IşınsuDoktora, Türk Edebiyatı BölümüTez Yöneticisi: Yrd. Doç. Dr. Mehmet KalpaklıKasım, 2006Bu çalışmada II. Selim dönemi sonuna kadar Osmanlı edebû hâmûlikgeleneği ele alınmaktadır. Tezde hâmûliğin tanımı, ortaya çıkışı veimparatorluk düşüncesiyle birlikte gelişimi incelenmiş ve Osmanlı devletindekonunun uygulanmasına gelinceye kadar farklı ve benzer bakış açılarımukayeseli bir zeminde ortaya konmuştur. ?Kuruluş Sürecinde OsmanlıEdebû Hâmûlik Geleneğine Genel bir Bakış?, ?Hâmû ve Eleştirmen: KuruluşSürecinde Osmanlıda Şiirin Takdûmi ve Değerlendirilmesi?, ?HâmûlikSisteminin Sanatçı,Hâmû ve Toplum Açısından Kazanımları? ve ?HâmûlikSistemine Yönelik Eleştirilerin Değerlendirilmesi? başlıkları altında ele alınantezin temel kaynaklarını şuarâ tezkireleri ve Topkapı Sarayı HazineArşivi'nden edinilen orijinal belgeler oluşturmaktadır. Yapılan bu çalışmasonucunda Osmanlıda hâmûlik sisteminin, Osmanlı şiirinin gelişmesinde vezenginlik elde etmesinde çok önemli bir rolü olduğu ortaya çıkmaktadır. Buzenginliğin elde edilmesinde sanat hâmûlerinin hem hâmû hem de eleştirmenolarak varlıkları önemli bir rol oynamaktadır. Bu duruma sanatçı açısındanbakıldığında akla ilk gelen kazanım câizedir. Oysa ki, câize sistemi etrafındaşekillenen polemiklerin, Osmanlıda bu sistemin bir teşrifâtı olduğu düşüncesidikkate alındığında ikinci planda kalması gerektiği ve hâmûlik sisteminin hemhâmûye hem de sanatçıya ?korunma ve otorite? gibi maddiyattan çok dahadeğerli imkanlar sağladığı belirtilebilir.Anahtar Kelimeler: Osmanlı Edebiyâtı, edebû hâmûlik geleneği, şâir-hâmûilişkisi câize.

Tuba Işınsu İsen Durmuş
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00