
5,407
Archived Theses
15
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Ahmet Erhan'ın hayatı, sanatı ve eserleri
8 Şubat 1958 yılında Ankara'da dünyaya gelen Ahmet Erhan, 4 Ağustos 2013 yılında erken denilecek yaşta vefat etmiştir. İlk gençlik yıllarında yazmaya başladığı şiirlerini Militan Dergisi'nde yayımlayan Erhan, Behçet Necatigil şiir ödülünü alarak yazın dünyasında adını duyurur. Henüz yirmi iki yaşında tanınır hâle gelen Erhan daha sonraki dönemlerde "Yunus Nadi Armağanı (1992), Cemal Süreya (1998), Behçet Aysan (2005), Halil Kocagöz (1999) ve Melih Cevdet Anday (2008)" şiir ödüllerine sahip olmuştur. Yaşadığı dönem itibariyle kaotik bir sosyal hayata da şahitlik eden Erhan'ın, Alacakaranlıktaki Ülke isimli ilk şiir kitabı bu şahitliğin eseridir. 12 Eylül 1980 Darbesi'nin akabinde 1981 yılında yayımlanan bu kitap, şairin birçok araştırmacı tarafından "darbe şairi" adlandırmasıyla, tek yönlü bir değerlendirmeye maruz kalmasına sebep olmuştur. Şair, pek çok araştırmacı tarafından 1980 dönemi toplumcu gerçekçi şiirin önde gelen isimlerinden kabul edilir. Çalışmanın ilk bölümünde şairin çocukluk ve gençlik yılları, eğitim ve meslek hayatı, ailesi ve arkadaşları, kişiliği, hastalığı, ölümü hakkında bilgi verilecek ve sanatçının sanat, edebiyat ve şiir hakkındaki poetik görüşleri ele alınacaktır. İkinci bölümde sanatçının eserleri hakkında bilgi verilecek, üçüncü bölümde ise şairin şiirleri tematik açıdan incelenerek şairin şiir anlayışı ortaya konmaya çalışılacaktır. Yine aynı bölümde şiirlerindeki bireysel ve toplumsal özellikler örnekler üzerinden değerlendirilecektir.
Vesîletü'n-Necât'ta ad işletimi
Süleyman Çelebî'nin Vesîletü'n-Necât (Mevlid) adlı eseri, Türk edebiyatının en beğenilen, en sevilen, en çok okunan ve en çok istinsah edilen eseridir. Eski Anadolu Türkçesi'nin karakteristik özelliklerini taşıyan Vesîletü'n-Necât, bu tezde ad işletimi (biçimbirimler ve İşlevler) yönünden incelenmiştir. Alan yazınında gelenekselleşmiş bilimsel yöntem ile Vesiletü'n-Necat adlı eser üzerinde bir ad işletimi incelemesini amaçlayan bu çalışma, söz konusu eser üzerine yapılacak ilk dilbilgisel çalışmalardan biri olacaktır. Elde edilen veriler Eski Anadolu Türkçesi dilbilgisi çalışmalarına önemli bir bilimsel katkı sağlayacaktır. Ad işletimi, ad kök ve gövdelerine gelen biçimbirimlerle gerçekleşir. Ad işletimi biçimbirimleri "sözcük türünü değiştirmeyen biçimbirimler", "sözcük türünü değiştiren biçimbirimler" ve "yüklem yapıcı ve yüklemde görevli biçimbirimler" olmak üzere genel olarak üç başlıkta tasnif edilebilir. Bu çalışmada Vesîletü'n-Necât'taki ad işletimi söz konusu yöntemle incelenmiş ve Eski Anadolu Türkçesi için önemli veriler elde edilmiştir.
Türkçede gerektirim
Tümceler arası ilişkilerden biri olan gerektirim, biçimbilimsel anlambilimin bir ögesidir ve sözdizim ve anlambiliminin ara kesitinde yer alır. Gerektirim karşılıklı bir ilişki değildir. (A) tümcesi (B) tümcesini gerektirirken tersi (B) tümcesi (A) tümcesini gerektirmez. Gerektirim genellikle tek yönlü bir ilişki biçimiyken kimi durumlarda çift ve çok yönlü ilişkiler de sergileyebilir. Gerektirim; "⊨" veya " ⇒ " işareti ile sembolize edilir. Bu çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Teorik Art Alandır. Bu bölümde Gerektirim ve Özellikleri (Gerektirim İlişkisinin Ters Yönü, Gerektirimin Niteliği, Gerektirimde Olumsuzlama, Gerektirimde Olası Evren) ve Gerektirimi Oluşturan İlişkiler (Küme İlişkisi, Alt Küme İlişkisi, Kümelerin Kesişimi İlişkisi; Bakışımlı Karşıtlık İlişkisi ve Zaman, Görünüş ve Kiplik İlişkisi) yer almaktadır. İkinci bölüm ise Uygulama bölümüdür. Bu bölümde Adalet Ağaoğlu'nun "Toplu Oyunlar III" adlı tiyatro eserinde Gerektirim Oluşturan İlişkilerin İncelenmesi ile Gerektirim- Karşıolgusallık ve Gerektirim-Önvarsayım Karşılaştırmaları yapılmıştır.
Sabri Esat Siyavuşgil'in hayatı ve eserleri üzerine bir inceleme
Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatının, adını Yedi Meşale topluluğu ile duyuran şairlerinden Sabri Esat Siyavuşgil, Odalar ve Sofalar adlı tek şiir kitabı ve 'Yedi Meşaleci' şair sıfatıyla Türk edebiyatının gölgede kalan isimlerinden birisi olmuştur. Oysaki çeşitli dergi ve mecmualarda yayınlanan pek çok şiiri, dönemin sosyo-kültürel, edebî hayatına ayna tutacak onlarca yazısı vardır. Fakat şiiri erken denilecek bir yaşta bırakmıştır, ancak psikoloji profesörü olarak devam ettirdiği hayatından sanatı çıkartmamıştır. Kültürel değerlendirmeler yaptığı gazete köşesinden hayatının sonuna kadar şiir, edebiyat ve sanatın her alanıyla ilgili yazıların yayımlamıştır. Meslekî tercihini açıklarken şiire atfettiği değer, şiiri bir manifesto, nutuk ya da bir aydınlanma aracı olarak gören dönem şairlerinin çok dışında bir yerdedir. Onun şiirlerinde farklı bir dünyanın kapıları aralanır, evler, odalar, merdivenler ve dahi bir sürü nesne alçak bir tınıyla konuşur, esner, gerinir. Evrenin devinimini şiirsel bir üslupla ve konu genişliği içinde yaşadığı dönemin anlayışında farklılık yaratacak şekilde aktarmıştır. Şairin şiirleri, şiirlerinde ele aldığı dünya, kültür-sanat-edebiyat ile ilgili çok çeşitli yerlerde yazdığı yazılar çalışmanın konusudur.
Devrim sonrası İran kültür politikasının toplumsal yaşamdaki izleri
İran kadim geçmişi, dışı kapalı kültürel yapısı, teokratik yönetim şekli, jeopolitik konumu, iddialı politik hedefleri ve izlediği Batı karşıtı siyaseti ile Orta Doğu'nun önde gelen ülkelerinden biridir. İran bu yapısı itibari ile her dönem ulusal ve uluslararası düzeyde önemli gelişmelere gebe bir devlet konumundadır. Bu yönüyle de dünya gündeminde güncelliğini korumaktadır. İran Türkiye'nin komşusu olmasının ötesinde Kafkasya ve Orta ve Doğu Asya'ya açılan kapısı konumundadır. Bundan dolayı İran ile kurulacak ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkiler ile İran'a yönelik belirlenecek politika ve tutumlarda etkili ve doğru karar verebilmek için İran'ı her yönüyle tanımak gerekmektedir. Bu çalışmada İran kültür politikasının hedefleri, ilkeleri ve amaçları tespit edilerek toplumsal yaşam üzerindeki izleri üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde günümüz İran'ının anlaşılabilmesi adına konunun ihtiyacı doğrultusunda İslam Devrimi'ne kadar İran'ın tarihî süreci kronolojik bir sıra ile ele alınmıştır. İkinci bölümde İran İslam Devrimi'ne giden süreç, öncesi ve sonrası ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Devrim sonrası Humeyni ve ulemanın geri planda kalacağı düşünülse de Humeyni kendisini merkezde konumlandırmış dolayısıyla da ulema güçlenmiştir. Humeyni'nin görüşleri kapsamında şekillenen yeni İslami rejim meşruiyetini Devrim öncesi İslami olmayan, özellikle Pehlevi ve Monarşi dönemini reddiyeyle sağlamıştır. Üçüncü bölümde İran kültür politikası ve İran kültür politikasının toplumsal yaşam üzerindeki etkileri/izleri analiz edilmiştir. İran'da 1979'da kültürel anlamda tam bir makas değişikliğin yaşandığı bir devrim gerçekleşmiştir. İran'ın devrim ile birlikte yaşadığı toplumsal ve siyasal değişim birçok bilimsel çalışmanın da konusu olmuştur. İran kültür politikalarının devletin resmî ideolojisi hâline gelen "Velayet-i Fakih" teorisi ve Humeyni'nin görüşleri doğrultusunda belirlendiği ve toplumsal yaşama bu çerçevede yansıtılmaya çalışıldığı ancak İran İslam Cumhuriyeti açısından istenilen düzeyde etkili olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İran, Kültür, Kültür Politikası, Toplumsal Yaşam.
12 Mart romanlarında öteki
Sosyal bir varlık olan insanın kendini tanımlaması ve tanıması ötekini keşfetmesine bağlıdır. Ben kendini ötekine göre konumlandırır ve inşa eder. Rönesans'tan itibaren Aydınlanma, Sanayi Devrimi vb. modernleşme süreçleri beraberinde coğrafyaların milletlerin sosyokültürel açıdan birbirlerinden ayrılmalarını hızlandırmıştır. Özellikle liberal ve kapitalist ekonomilerin hammadde ve pazar arayışı, Doğu ve Batı kültürlerini, kendilerini diğerlerine göre tanımlaması sonucunu yaratmıştır. Doğu- Batı ayrışması şeklinde belirmeye başlayan bu durum, daha sonra genişleyerek ve türevlenerek daha mikro alanlara da sıçramıştır. Kıtalar arası ötekileştirme/ötekileşme olgusu mahalleler ve hatta sokaklar arası ötekileştirmeye/ötekileşmeye kadar uzanır. Dünyadaki bu sosyolojik ve ideolojik ekonomik gelişmelerden Tanzimat'la birlikte modernleşmeye başlayan Osmanlı'nın da etkilenmemesi kaçınılamaz. Yaşanan endüstriyel gelişmelerin ardından kendi lehine siyasi üstünlük kuran Batı karşısında kendisini geride kalmış fark etmesinden itibaren Osmanlı da bu değişime ayak uydurmak adına birtakım girişimlerde bulunur. Tanzimat'ı takiben Islahat Fermanı, Meşrutiyet ve dahi Cumhuriyet, Türk toplumunun taammüden yönünü Batı'ya çevirdiğinin resmidir. Ne var ki bir medeniyetten başka bir medeniyete geçiş arzusu beraberinde toplumsal kırılmaları ve dolayısıyla çatışmaları da getirir. Özellikle Cumhuriyet sonrası erken modernleşen toplumsal kitleler ile görece muhafazakâr kitle arasında uçurumlar oluşmaya başlar. Diğer taraftan sosyalizm, komünizm, faşizm liberalizm vb. sosyal ya da ekonomik tabanlı ideoloji arayışları bu ayrışmayı daha da hızlandırır. Türk siyasi tarihinde yaşanan ve demokrasiyi kesintiye uğratan 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül Darbeleri de bu çerçevede değerlendirilebilir. 12 Mart Muhtırası sürecinde ideolojik nedenlerle ortaya çıkan öğrenci ve işçi hareketlerinin yol açtığı şiddetli çatışma ortamı edebî eserlere de yansır. Çünkü bu ideolojik çatışmaların zirveye çıktığı nokta 12 Mart sürecidir. 12 Mart romanları dönemi aydınlatma ve ötekilikleri anlamlandırma konusunda önemlidir. Dönemi ele alan romanlar, siyasi ortamı, devlet birey ilişkisini, sağ-sol çatışmasını realist bir bakış açısıyla yansıtır. İdeolojik zıtlıkların beslediği ötekilikler, sokak çatışmalarının anarşi ortamına dönüşmesine sebep olur. Devrimci romancılar, devrimci güçlerin maruz kaldığı ötekiliği, devletin sağ ideolojinin yanında olduğu fikrini yapıtlarına taşırlar. Buna karşın sağcı romancılar devrimci mücadelenin dış güçlerin güdümünde hareket ederek devleti yıkmaya çalıştığı fikrini savunur. Çalışmamızda 12 Mart romanlarında yer alan ötekiliğin sebepleri ve sonuçları, ideolojik, iktisadi, kültürel, dinî ötekilikler bakımından incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Öteki, 12 Mart Muhtırası, Devrim, Komünizm, Oryantalizm, Sağ-Sol Çatışması.
Defterdar Sarı Mehmed Paşa'nın Kitâb-ı Güldeste adlı eserinin Berlin Prusya Şehir Kitaplığı nüshası [İnceleme-metin-tıpkıbasım]
Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş meselesine çok ihtimam gösteren ve dönemin şartlarını detaylı bir şekilde analiz ederek kalkınma fikirlerini ileri süren nadir rastlanan devlet adamlarından biridir. Defalarca defterdarlık makamına getirilen Mehmed Paşa, yeterli deneyim ve tecrübelere sahip bir devlet adamıdır. Buradan yola çıkarak devlet işlerini yürütmek ve idare etmek amacıyla yazılan eserler, toplu bir halde olmadığından dolayı Defterdar Mehmed Paşa bu kitabını kamuya hizmet ve yöneticilere rehber olmak adına yazmıştır. Klasik Türk edebiyatında nesirle yazılan birçok siyasetnâme eserleri bulunmaktadır. Bu çalışmada, Defterdar Sarı Mehmed Paşa tarafından yazılan hem nasihatname hem de siyasetnâme tarzında, 92 varak ve 9 babdan müteşekkil olan "Kitâb-ı Güldeste" adlı eser incelenmiş ve transkripsiyonu yapılmıştır. Çalışmamızda eserin nüshaları arasından Berlin Prusya Şehir Kitaplığı 153 numarada bulunan nüsha esas alınmıştır. Dört bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde Defterdar Sarı Mehmed Paşa'nın hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde siyasetnâme hakkında genel bilgi, Türk-İslam ve Osmanlı medeniyetinde siyasetnâmenin yeri örnekleri ile verilmiştir. Üçüncü bölümde eserin incelemesi yapılarak; eserin telif tarihi, telif sebebi, muhtevası, eserde geçen ayet, hadis ve özlü sözler, eserin dil, üslûp, imla hususiyeti ve nüshaları hakkında bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümde ise eserin transkripsiyon alfabesi ile eski yazıdan yeni yazıya çevirisi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Deferdar Sarı Mehmed Paşa, Siyâsetnâme, 18. Yüzyıl, Kitâb-ı Güldeste, Osmanlı Devleti.
Nuruosmaniye Kütüphanesi No:4959'da kayıtlı şiir mecmuası (İnceleme-metin)
Bu çalışmanın konusu, Nuruosmaniye Kütüphanesi No: 4959'da kayıtlı olan ve 595 varaktan oluşan şiir mecmuasıdır. Varak sayısı ve derkenarlarıyla hacimce dikkatleri çeken bir mecmuadır. Mehmed Fennî Efendi'nin (?–1715) ferağ kaydına göre 1102/1690-91'de tamamlanmış olan bu mecmua ta'lik hattıyla yazılmıştır. Mecmuadaki şiirlerin büyük çoğunluğu Türkçedir. Bu şiirlerle birlikte mecmua, Arapça ve Farsça şiirler de içermektedir. Türkçe manzumesi bulunan, özellikle 17. yüzyıla ait şairlere yer verilmiştir, ayrıca 15 ve 16. yüzyıl şairleri ile yaşadığı dönem belli olmayan şairler de mecmuada yer almaktadır. Bu çalışma, mecmuada yer alan toplamda 3612 adet Türkçe manzumenin transkripsiyon harfleri ile yeniden yazımından oluşmaktadır. Mecmuadaki ilk 144 manzume Nev'î-zâde 'Atâyî'ye aittir. Bunun dışında mecmuada Âlî (Hüseyin Ali Çelebi), 'Âli Efendi (Gelibolulu Mustafa), Arzî (Mehmed Dede), Azmi-zâde Hâletî, Bağdatlı Rûhî, Bahâyî (Şeyhülislam), Bâkî, Beyânî, Cem'î (Mehmed Efendi), Cevrî (İbrahim Çelebi), Dânişî, Dîvânî (Semâî), Fâsih, Fehîm-i Kadîm, Fennî Çelebi, Fevrî (Ahmed), Feyzî Çelebi (Topkapılı-zâde Mustafa Çelebi), Feyzî (Ebû Sa'id-zâde Feyzullah Efendi), Firâkî, Fuzûlî, Gani-zâde Nâdirî, Gubârî, Güftî (Edirnevî), Hâşimî (Bursevî), 'Îdî (Bayram), İlâhî, 'İsmetî (Mehmed İsmet Çelebi), Kaf-zâde Fâ'izî, Mezâkî, Münîrî, Nâbî, Nâilî-i Kadîm, Necâtî, Nefèî, Nehcî (Seyyid Mustafa Dede), Nesîb (Seyyid Yûsuf), Neşâtî, Nihânî (Nacak Fâzıl), Nûşî, Riyâzî, Rızâyî (Mehmed Ali Çelebi), Rüşdî (Mehmed Efendi), Sâbir Pârsâ, Seyyid Sabrî (Mehmed Şerif), Sabûhî (Şeyh Ahmed Dede), Senâ'î, Sırrî Çelebi (İbrahim Efendi), Subhî (Bursalı Mehmed Ali), Şehrî (Malatyalı Ali), Şeyhülislam Yahyâ Efendi, Şi'rî Beg, Tıflî, 'Ulvî (Derzi-zâde), Va'dî (Ahmed Efendi), Vecdî, Veysî, Zekî ve Zihnî olmak üzere toplam 59 şaire ait manzumelere yer verilmiştir.
Kemal Varol'un romanlarında baba imgesi
Kemal Varol, edebiyatımızda birçok türde eser vermiştir. Şiirle başladığı edebi, hayatına roman, hikâye ve derleme türleri ile devam etmiştir. Eserlerinde kahramanların sosyal ilişkileri ve hayatları, ebeveynleri ile ilişkileri üzerinde durmuştur. Bu çalışmada psikanalizde ve edebiyatta yer edinen baba imgesi, babanın yeri ve baba-çocuk ilişkisi romanlardan hareketle incelenmeye çalışılmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın amacı Kemal Varol'un romanlarında baba imgesinin nasıl kullanıldığını değerlendirmektir. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak psikanalizde baba imgesine Sigmund Freud ve Jacques Lacan'ın kavramları doğrultusunda değinilmiştir. Kuramsal çerçeve oluşturulduktan sonra Kemal Varol'un romanlarında baba imgesi, Sigmund Freud ve Jacques Lacan'ın kavramları üzerinden tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada Kemal Varol'un Jar, Ucunda Ölüm Var, Âşıklar Bayramı, Kara Sis ve Babamın Bağlaması romanları üzerinde durulmuştur. Ele alınan romanlarda baba imgesi incelenmeye çalışılmıştır.
Maytrısimit'te duygu fiilleri
Bu çalışmada ilk olarak fiilin ne olduğu açıklanıp fiil sınıflandırmalarına yer verilecek, daha sonra mental fiiller daha önce konu hakkında yapılan çalışmalar doğrultusunda açıklanacak, sınıflandırılacak ve bu sınıflandırmanın bir basamağı olan duygu fiilleri hakkında bilgi ve bu fiillerin neler olduğuna ve metnin bağlamından hareketle neler olabileceğine değinilecektir. Tüm bunlar Eski Uygur Türkçesi ile yazılmış bir tiyatro eseri olan ve bu özelliği sayesinde içerisinde birçok fiil barındıran ''Maytrısimit'' adlı eserde incelenecektir.
Spor haber metinleri üzerine karşılaştırmalı metindilbilimsel bir inceleme
Bu çalışmada, ulusal bir gazete arşivinden seçilen spor haber metinlerinin metindilbilimsel ölçütler kullanılarak çözümlemesinin yapılması ve ardından karşılaştırmaya gidilmesi amaçlanmıştır. Seçilen metinlerin aynı alandan ve farklı yazarlar tarafından yazılmış olmasına dikkat edilmiştir. Böylece benzer aşamalardan geçerek üretilen metinlerin metin yazarlarının üslubuyla nasıl birbirinden ayrıldığı ve metni nasıl farklılaştırdığı da görülmüş olacaktır. Çalışmanın birinci bölümünü kuramsal hazırlık oluşturmaktadır. Kuramsal hazırlık bölümünde metindilbilime gelene kadarki süreçte sözbilim ve biçembilimin metindilbilim için olan öneminden bahsedilmiş ardından metindilbilimin tarihçesi verilerek dilbilimin bir dalı olarak nasıl gelişmeye başladığı daha sonra bu alana kimlerin katkı verdiği anlatılmıştır. Metindilbilimin ortaya çıkışı konusunda özellikle Alman dilbilimcilerin büyük gayretleri olmuştur. Alain de Beaugrande ve Wolfgang Ullrich Dressler ise metindilbilim için temel teşkil eden ve metni anlama noktasında büyük kolaylık sağlayan yedi metinsellik ölçütü belirleyerek metnin yapısına dair birçok soruya cevap vermişlerdir. Beaugrande ve Dressler'in belirlemiş oldukları metinsellik ölçütlerinin açıklanmasıyla birlikte metindilbilimin yapısının nelerden oluştuğu ve bu yapıların metne olan katkılarının da açıklaması yapılmıştır. İkinci bölümde haberin ne olduğu, haber metni türlerinin nelerden oluştuğu açıklanmıştır. Bunlar içerisinde bilgi iletici veya açıklayıcı metin türü olan haber metinleri üzerinde durularak çalışmanın üçüncü bölümüne geçilmiştir. Uygulama bölümü olan üçüncü bölümde ise spor haber metinleri metindilbilimsel ölçütler kullanılarak çözümlenmiş ardından çözümlenen metinler karşılaştırılmıştır. Karşılaştırmalı genel değerlendirme ile metinlerin birbirinden farklılaşan ve benzer olan özellikleri sıralanmıştır.
Gülten Akın'ın şiir dili üzerine bir araştırma
Çalışmamızda, şiir ve düzyazılarıyla yaptığı katkılarla 21. yüzyıl şairlerinden Gülten Akın'ın şiir dilini inceledik. Bu incelemeyi yaparken öncelikle şiir dilinin neliği üzerinde durduk ve şiir dilini diğer türlerdeki dillerden ayıran özellikleri inceledik. Gülten Akın'ın Türk Dil Kurumundan ödül alan "Sığda"dan, "Kırmızı Karanfil"den ve "Ağıtlar ve Türküler" adlı kitaplardan örnekler vererek şiiri şiir yapan unsurun dil olduğunu saptamaya çalıştık. Şiirin söz diziminin nesirdeki dizimden farklılığını vurgulayarak şiiri kurmada sentaksın önemine değindik. Şiirde biçimsel özellikleri incelemek için ayrı, imge ve metaforu incelemek için ayrı başlıklar açıldı. Bulgular incelenirken Gülten Akın'ın Türkçenin bütün imkânlarından faydalandığına ulaştık ve bunu ifade etmeye çalıştık. Halk söyleyişlerini, deyimleri, yöre ağızlarının örneklerini, mecazı ve yeni sözcükler türetmeyi ihmal etmeyen Gülten Akın'ın şiir dilini inceledikten sonra elde edilen veriler, bizi şiir dilinin standart dilden ayrıldığı sonucuna ulaştırdı. İncelemeleri yaparken standart dilden sapmalar da bize yardımcı oldu.
Dede Korkut'ta gösterim
Deixis,"işaretlemek, gönderimde bulunmak" anlamlarına gelen Antik Yunancadan alıntı bir sözcüktür. Deixis terimi, Türkçede gösterim terimi olarak yaygınlaşmaktadır. Gösterim; ana dili öğreme, ikinci yabancı dil öğrenme, dillerarası çeviri, iletişim çözümlemeleri ve söylem-metin çözümlemeleri alanlarında anlam belirsizliklerini önlemek, ortadan kaldırmak açısından büyük önem taşır. Bu tür dilsel sorunları en aza indirgemek gösterimin görevidir. Gösterim, önceleyin felsefede dizinsel ifadeler (indexicals) olarak tartışılagelen bir kavram olmuştur. Felsefî yaklaşımlardan ayrışıp başlı başına dilbilimsel bir alan olan gösterimin dilbilimsel serüveni 19. yüzyılda başlamıştır. Gösterim, dilbilimin alt alanı olan edimbilim (pragmatics)in konusudur. Dilbilimciler gösterim konusu için anlambilimsel ve edimbilimsel araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmalar büyük bir tipolojik araştırma niteliğinde olmayıp yeterli düzeye ulaşamamıştır. Bu çalışmada Türkçe ve yabancı alanyazın taraması yapılıp gösterim tanımlaması sunulmuştur. Daha sonra gösterim kuramı sınıflandırmalarına yer verilip Yule (1996) ve Levinson (2003)'ın gösterim kuramının alanyazınında önem arz eden yeri belirtilmiştir. Edimbilimsel bir konu olan gösterim kuramı; Türk dilinin, edebiyatının, tarihinin, kültürünün ve birçok yönden zenginliklerini bünyesinde barındıran Türkoloji için önem arz eden Dede Korkut'ta uygulanmıştır.
Arap harfli Moğolca sözlüklerde Türkçe üzerinden Moğolcaya geçen Arapça ve Farsça sözcükler
Diller arasında gerçekleşen etkileşim ve temasın birçok etki ve sonuçları vardır. Diller arasındaki yakınlaşma bu durumun büyük ölçüdeki etki alanını oluşturur. Söz konusu alanla ilgilenen Toplumdilbilim ve Etkileşimdilbilim bireylerdeki çokdilli/ikidilli durumunu ele alan ve inceleyen bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Konuşurların dilsel etkileşimleri diller içerisindeki farklılaşmayı ve değişimi sağlayarak bireylerin birden fazla dili bilmesi ya da öğrenmesini sağlamıştır. Yapılan çalışmada da bu durum ele alınarak Arap harfli Moğolca sözlüklerde ödünçlenen Arapça ve Farsça yapıların incelenmesi ve aynı zamanda bu diller arasındaki ilişkisel bağın ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Elde edilen bulgular dahilinde diller arasındaki temasın ve yakınlaşmanın coğrafik yakınlaşmanın bir sonucu olduğu ve ödünçlenen her yapının kendi içerisinde bir sürecin sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışma dahilinde kopyalanan yapıların kullanım sıklığı üzerinde durularak incelenmiş ve literatüre katkı sağlanmıştır.
Güven Turan şiirlerine tematik bir yaklaşım
Bu çalışmada 1960 kuşağının önde gelen isimlerinden, şiir, roman, öykü gibi çeşitli alanlarda eserler yazan ve halen yazmaya devam eden Güven Turan'ın şiirleri tematik olarak incelenmiştir. Çalışmanın amacı Güven Turan şiirlerinin epistemolojik, tematik ve estetik alt yapısının belirlenmesidir. Şairin şiir tekniklerinden yararlanma şekli ve şiirlerinde öne çıkan temalar üzerinde durularak, şairin şiirlerine estetik değerini ne şekilde kazandırdığı belirlenmiştir. Şiir metninin çok anlamlılığı nedeniyle çalışmada şiirlere anlam kazandırmak amacıyla farklı disiplinlerden yararlanılmıştır. Giriş bölümünde Güven Turan'ın estetik altyapısını belirlemek için 1960'lı yıllar Türk şiirindeki akımlar ve şairin bu akımlara karşı tutumu üzerinde durulmuştur. Şairin hayatı ve edebi kişiliği de bu bölümde ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Daha sonra da şiire ve şaire dair görüşleri dikkate alınarak şiirlerinin alt yapısını oluşturan unsurlar tespit edilmiştir. Şiirlerin incelendiği ana bölüm olan ikinci bölümde Güven Turan'ın doğa, mevsimler, aşk-cinsellik, çocukluğa özlem, kaçış, kentler ve zaman temaları üzerinde yoğunlaşarak şiir evrenini oluşturduğu görülmüştür. Şiirlerinde sıklıkla vurguladığı bu temalar başlıklar halinde incelenerek bu temaların nasıl işlendiği ortaya konmuştur. Son bölümde elde edilen bulgulardan hareketle Güven Turan'ın Türk şiirindeki yeri belirlenmiştir.
Vesîletü'n-Necât'ta eylem işletimi
Süleyman Çelebi'nin Vesîletü'n-Necât (Mevlid) adlı eseri, Türk edebiyatının en çok bilinen ve okunan eseridir. Eski Anadolu Türkçesi'nin karakteristik özelliklerini taşıyan Vesîletü'Necât, bu tezde eylem işletimi yönünden incelenmiştir. Alan yazınında gelenekselleşmiş bilimsel yöntem ile Vesîletü'n-Necât adlı eser üzerinde bir eylem işletimi incelemesini amaçlayan bu çalışma, söz konusu eser üzerine yapılacak ilk dilbilgisel çalışmalardan biri olacaktır. Elde edilen veriler Eski Anadolu Türkçesi dilbilgisi çalışmalarına önemli bir bilimsel katkı sağlayacaktır. Eylem işletimi, eylem kök ve gövdelerine gelen biçimbirimlerle gerçekleşmektedir. Eylem işletimi, Boz (2015) tarafından "sözcük türünü değiştirmeyen biçimbirimler", "sözcük türünü değiştiren biçimbirimler" ve "yüklem yapıcı ve yüklemde görevli biçimbirimler" olmak üzere genel olarak üç başlıkta tasnif edilmiştir. Bu çalışmada Vesîletü'n-Necât'taki eylem işletimi söz konusu yöntemle incelenmiş ve Eski Anadolu Türkçesi için önemli veriler elde edilmiştir.
Kültür aktarıcısı olarak bir çizgi filmin halk bilimi açısından incelenmesi: Aybek örneği
İnsanlığın ilk çağlarından günümüze kadar ortak olgular çevresinde bir araya gelmiş olan bireyler belli toplulukları/milletleri oluşturmuştur. Bireylerin bir araya gelerek oluşturmuş olduğu bu toplulukların var olmasına katkı sağlan en önemli etken ise sahip oldukları ortak değerler kümesidir. Ortak değer yargıları ortak kültürün temelini oluşturmakta ve devamında ise her topluluğa/millete özgü kültür ögelerini ortaya çıkarmaktadır. Bu kültür ögeleri yıllar içerisinde sözlü ve yazılı ortam vasıtası ile sonraki nesillere aktarılmıştır. Günümüz dünyasında teknolojinin gelişimi ile dijital mecralar ön plana çıkmaya başlamış olup aynı zamanda 'dijital kültür ortamı' olarak adlandırılan yeni bir kültür ortamını doğurmuştur. Çizgi film sektörü de dijital kültür ortamı içerisinde yer alan bir sektördür. Radyo ve Televizyon Kurulu ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunu'nda yer alan ve 2011 senesinde yürürlüğe giren 14. Maddede bahsedildiği şekliyle : "Genel ve tematik içerikli yayın yapan televizyon kuruluşlarının, çocuk yayınlarında çizgi filmlere yer vermeleri hâlinde, çizgi filmlerin en az yüzde yirmisinin, diğer çocuk programlarının en az yüzde kırkının Türkçe dilinde üretilmiş yapım olması ve Türk kültürünü yansıtması zorunludur" ifadeleri ile Türk kültürünün çizgi filmler aracılığı ile aktarılmasının önü açılmıştır. Çizgi filmler, kültürel kavramları görsel olarak işleyerek, izleyicilere somut bir şekilde sunmaktadır. Yapılmış olan bu araştırmada dijital kültür ortamı içerisinde var olan çizgi filmlerin kültür aktarımındaki yeri ve önemi incelenmiş olup bu inceleme 2020 senesinde yayın hayatına başlayan, Han yapım tarafından hazırlanan ve TRT Çocuk kanalında yayınlanan 26 bölümlük bir seriye sahip olan Aybek çizgi filmi özelinde gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çizgi film, Aybek, kültür aktarımı, dijital kültür ortamı.
Türkçede kesinlik
İnsanlar, yüzyıllardır kesinlik arayışı içerisinde olmuş ve bu arayış, başta felsefe olmak üzere hukuk, matematik, mantık ve dilbilim gibi birçok bilim alanının araştırma konusu hâline gelmiştir. Günlük yaşamın içinde de oldukça etkili olan kesinlik, iletişimde doğru anlaşılmayı sağlayarak ve karar verme süreçlerini kolaylaştırarak güçlü bir güven duygusu sağlamaktadır. İnsan doğasında bulunan merak, keşfetme arzusu, yaşamı anlamlandırma ve belirsizlikleri giderme çabası yüzyıllardır süregelerek bilgi edinme sürecinin temelini oluşturmuş, bu sebeple kesinlik ile bilgi doğrudan ilişkilendirilmiştir. Bilgi düzeyindeki derecelerden biri olan kesinlik; şüphe duyulmayan, emin olunan ve hiçbir tereddüdü içinde barındırmayan bilgiyi göstermektedir. Konuşur ifadesini daha açık ve seçik bir şekilde aktarmak için kesinlik işaretleyicilerini kullanmaktadır. Bu işaretleyiciler, iletişim anında konuşur ve dinleyici arasındaki bilgi alışverişinde yanlış anlaşılmaların önüne geçerek dilin gücünü ve etkisini artırmakta, istenen mesajı karşı tarafa doğru ve kesin bir şekilde iletilmesine yardımcı olmaktadır. Bu tez çalışmasında, öncelikle kesinlik kavramı geniş bir bakış açısıyla ele alınarak teorik alt yapı oluşturulmuş, ardından Türkiye Türkçesinde kullanılan kesinlik işaretleyicileri "Salkım Hanım'ın Taneleri" adlı film senaryosu üzerinde tespit edilmeye çalışılmıştır. Yapılan taramanın sonucunda kesinlik anlam alanını işaretleyen biçimbirimsel, biçim-sözdizimsel, sözlüksel-sözdizimsel (Adlar/Eylemler (Yüklem), Belirteçler, Ünlemler) olmak üzere birçok işaretleyici bulunmuş, diyalog içerisinde nasıl ve ne şekilde kullanıldığı gösterilmeye çalışılmıştır.
Cumhuriyet dönemi Türk romanında estetik ve tematik kaynak olarak resim
En eski sanat dallarından biri olan resim, yine onun kadar temelleri eskiye dayanan edebiyatın her zaman ilgisini çekmiştir. Yazarların tematik evreni genişletme arzusuyla farklı disiplinlerden yararlanması bilinen bir durumdur. Ancak başlangıç düzeyinde en çok etkileşim içinde olan sanat türleri edebiyat ve resimdir. Yazarların resme yaklaşımları ve onu ele alış biçimleri ise edebiyat ve resim arasındaki ilişkiyi giderek çeşitlendirir. Edebî eser basit bir nesne değildir. O, çok sayıda anlam ve ilişkinin bir araya getirdiği karmaşık bir organizasyondur. Hatta bu yönüyle insanın en sofistike ediminin edebiyat olduğu söylenebilir. Resimle kurduğu ilişki de edebiyatın yarattığı anlam katmanlarının en önemlilerinden birisidir. Çalışmamızda incelediğimiz yazarlar da, eserlerinde kendilerini ve çevresinde olup bitenleri anlamak, onları daha gerçekçi ve vurucu biçimde anlatmak için resim sanatından fazlasıyla yararlanmışlardır. Bazı eserlerde resim, bir tablonun roman kahramanı üzerindeki etkisi olarak karşımıza çıkarken, bazı eserlerde roman kahramanı bizzat ressam olur. Kimi zamansa yazarlar, gravür, portre, tezhip, minyatür gibi resim sanatı içinde değerlendirilen geleneksel türleri kültürel belleği canlandırmak vb. işlevlerde kullanır. Bunlara bağlı olarak çalışmada resim sanatının etkin bir şekilde kullanıldığı, çeşitli dönemlerden seçilmiş temsil kabiliyeti yüksek romanlar üzerinden Cumhuriyet Dönemi romanının resimle ilişkisi tespite çalışılacaktır.
Kent ve grup folkloru bağlamında Eskişehir'de oynanan dijital oyunlar
Kent toplumunda, teknolojinin gelişmesiyle dijitalleşen çağda birey, kendisine yeni kültür ortamları oluşturmaktadır. Eskişehir kent merkezinde video oyunlarının dijital kültür ürünü olarak ele alınması, oyunların değişimi ve dönüşümü, oluşturduğu kültürel gruplar ele alınmıştır. Bu araştırmada, Eskişehir kent merkezinde yer alan oyun grupların video oyunlarını oynama nedenleri ve oynadıkları mekânlar, sanal oyun grupları ve sanal topluluklardaki anonimlik tespit edilmiştir. Elde edilen tespitlere ek olarak, video oyunları jargonu ve gündelik hayatta kullanımı, video oyun oyuncularının dijital platformlarda içerik üreticiliği yapmaları video oyun folkloru bağlamında değerlendirilmiştir. Kent merkezinde, video oyunu oyuncularının oluşturdukları kültürel gruplar halkbilimi açısından ele alınarak incelenmiştir. Çalışma kapsamında veriler, Eskişehir kent merkezinde yapılan saha çalışmasında gözlem ve mülakat teknikleri kullanılarak elde edilmiştir. Video oyunlarının halkbilimi çalışmaları açısından yeni bir saha, derleme alanı olarak kabul edilmesi ve bu tür çalışmaların kent toplumunda oluşan kültürün icrası, gelenekselleşmeye başlamasına yönelik tespitler yer almaktadır. Dijital/video oyun folkloru bağlamında oyun gruplarının kendilerine ait jargon geliştirmeleri, Türkçede meydana gelen dil değişmeleri, dijital oyunlarda bulunan sosyalleşme, eğlenme, ortak çıkar, boş zaman değerlendirmesi oynanma nedenleri olarak tespit edilmiştir.
Dijitalleşmenin kültür tüketimine etkisi bağlamında dijital yerliler ve dijital göçmenlerin karşılaştırmalı analizi: Eskişehir örneği
Çalışmanın temel amacı, dijital dönüşümün kültürel tüketim alışkanlıkları üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Dijital yerliler ve dijital göçmenler arasındaki farklar belirlenerek, iki grubun kültür tüketiminde teknoloji kullanımının yarattığı değişiklikler karşılaştırılmalı olarak analiz edilmiştir. Çalışma, Eskişehir il merkezinde yaşayan bireylerin boş zaman, duygu, eğitim, alışveriş ve mahremiyet konularındaki kültürel tüketim pratiklerini ortaya koymayı hedeflemiştir. Çalışmanın verileri, saha araştırması ile gözlem ve mülakat yöntemleri ile elde edilmiş, analizler ise netnografik araştırma yöntemi ile halk bilimi açısından ele alınarak incelenmiştir. Bu sayede kuşaklar arası bir bakış açısı ile iki farklı grubun dijital dönüşüm sonrasında kültür tüketimi davranışları arasındaki farklılıklar detaylı bir şekilde ortaya konulmuştur. Elde edilen verilerin analiziyle ortaya çıkan sonuçta, dijital yerlilerin kendilerine ait oluşturdukları kültür içerisinde dijital göçmenlerin uyum sağlama konusunda zorluklar çektiği tespit edilmiştir. Aynı şekilde dijital yerlilerin ise içinde bulundukları kültürü değil de geleneksel döneme duyulan istek ve ihtiyaç durumlarının ortaya çıktığı gözlemlenmiştir. Dijital yerliler ve dijital göçmenler arasındaki farklar, dijital dönüşüm süreçlerinin sosyo-kültürel yapılar üzerindeki etkilerini daha iyi anlamak için kritik öneme sahiptir. Dijital dönüşümün yönetiminde kuşaklar arası farklılıkların göz önünde bulundurulması halk bilimi açısından önemlidir. Bu bağlamda dijital göçmenlerin dijital dünyaya entegrasyonunu kolaylaştırmak amacı ile eğitim ve farkındalık programlarının geliştirilmesi bir öneri olarak sunulmaktadır. Ayrıca, dijital yerliler açısından ise kültürel değerlerin korunması ve aktarılması amacı ile bilinçlendirilmesi önem arz etmektedir.
Alî Şîr Nevâyî'nin Leylî vü Mecnûn'u (Diliçi çeviri-açıklamalı notlar-lügatçe)
Farsçanın edebî dil olduğu ve Türkçe yazmanın küçümsendiği bir ortamda yetişen, Farsça bir dîvân tertip edecek kadar Farsçaya ve Fars şiirinin dünyasına hâkim olan Alî Şîr Nevâyî; Çağatay Türkçesini klasik bir yazı dili hâline getirmiş, Türk diliyle de şâheserler yazılabileceğinin somut bir örneği olmuştur. Farsçanın ifade kabiliyetini Türkçe karşısında yetersiz gören Nevâyî, genç Türk şairlere Türkçe yazmalarını tavsiye ederek onlara bir dil, millet ve kültür bilinci aşılamaya çalışmıştır. Böylesi büyük bir şairin şiirleri, daha kendisi hayattayken hayranları tarafından derlenip bir dîvân hâline getirilmiş, istinsah edilip çoğaltılmış, bu şiirlere pek çok şair tarafından nazireler yazılmış ve başka coğrafyalardaki hayranlarının anlayabilmesi için Oğuz Türkçesine uyarlanmıştır. Nevâyî'nin manzum ve mensur Türkçe eserlerinin hepsi, Türkiye'de çeviri yazılı metin hâlinde neşredilmiştir. Bu eserlerin bir kısmı Türkiye Türkçesine aktarılıp günümüz okurlarının istifadesine sunulsa da Türkiye'de hâlâ Nevâyî'nin diliçi çevirisi yapılmamış önemli eserleri bulunmaktadır. Bu tez çalışmasının konusu, Nevâyî'nin Türkiye'de henüz diliçi çevirisi yapılmamış olan Leylî vü Mecnûn mesnevîsidir. Klasik Türk edebiyatının Anadolu sahası şairleri, 15. asırdan son döneme kadar Nevâyî'den etkilendiği için onun şiirlerini anlayabilmek, geleneği anlama açısından oldukça önemlidir. Ancak hem Nevâyî'nin kullandığı Çağatay (Doğu) Türkçesinin, Oğuz (Batı) Türkçesine göre farklı oluşu hem de Nevâyî'nin yaşadığı Horasan ve Mâverâünnehr bölgelerindeki sosyokültürel unsurlar, bu metinlerin günümüz insanı tarafından anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. Bu çalışmada Leylî vü Mecnûn'un çeviri yazılı metni gözden geçirilerek her bir beytinin diliçi çevirisinin ortaya konması amaçlanmıştır. Diliçi çeviride anlaşılmayan ögeler için dipnotlarda açıklamalı notlar verilmeye gayret edilmiştir. Mesnevî hakkında genel bilgilere değinilerek mesnevîdeki bazı hususiyetler tespit edilmeye çalışılmıştır. Tez çalışmasının sonuna, eserde geçen bazı deyimler ile her sözlükte yer almayan bazı kelime ve kelime gruplarının sözlüğü eklenmiştir.
Mehmet Emin Yurdakul'un "Türk Sazı" adlı şiir kitabının söz dizimi (cümlenin ögeleri)
Döneminde, halkın dertlerini dile getirerek birçok yeniliğe imza atan Mehmet Emin Yurdakul, yayımladığı Türk Sazı adlı şiir kitabıyla Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada bahsi geçen eserdeki cümlelerin ögelerini incelemek ve tespit edilen veriler neticesinde şairin dil ve üslup özelliklerini belirlemek amaçlanmıştır. İki ana bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde, Mehmet Emin Yurdakul'un hayatı, edebî şahsiyeti ve eserleri ile ilgili bilgiler verilip Cümle başlığı altında cümlenin ögeleriyle ilgili kavramlar örneklerle açıklanmıştır. İkinci bölümde ise Türk Sazı'nda yer alan şiirlerin cümle ögeleri incelenmiş ayrıca çalışma, her şiirin altında yer alan öge tablosu ile desteklenmiştir. Son olarak ulaşılan bulgular, sonuç bölümünde nicel verilerle ele alınarak değerlendirilmektedir. Çalışmada faydalanılan kaynaklar ise kaynakça bölümünde verilmiştir. Çalışmamızın hem Mehmet Emin Yurdakul hem de cümlenin ögeleri konusunda, alanındaki boşluğu dolduracağını ümit etmekteyiz.
Edebiyat sosyolojisi bağlamında Çetin Altan tiyatroları
Bu çalışmada Çetin Altan'ın " Çemberler, Tahterevalli, Dilekçe, Beybaba, Mor Defter, Yedinci Köpek, Suçlular, Islıkçı, Telefon Kimin İçin Çalıyor " adlı oyunları tiyatronun toplum ile ilişkisinden faydalanılarak çözümlenmiştir.1950'li yıllardan sonra Türkiye'nin toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel yaşamında meydana gelen değişimlerin yarattığı sorunların metinlere yansıdığı gözlemlenmiştir. Bu veriler ışığında tiyatro metinlerinin toplumsal yaşama dair bilgi edinmede edebiyat sosyolojisi açısından önemli veriler içerdiği saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Çetin Altan, tiyatro, toplum, oyun, modernizm
Mehemmed Eli Ferzane bayatılar: Giriş-inceleme-metin-dizin
Bu çalışma, 1365 / 1987 yılında Tahran?da Mehemmed Eli Ferzane tarafından halk edebiyatı derlemesi olarak ?Bayatılar? adıyla yayınlanan eserin incelemesi esas alınarak oluşturulmuştur. Çalılşma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Güney Azerbaycan?ın tarihi, dili, eserin yazarı ve bayatılar hakkında genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, eserin fonetik ve morfolojik yönden tahlili yapılmıştır. Üçüncü bölümde Arap harfleriyle yazılı olan eserin Latin harflerine aktarımı yapılmıştır. Son bölümde ise kapsamlı bir dizin-sözlük oluşturulmuştur. Anahtar kelimeler: Ferzane, Güney Azerbaycan, bayatı, mani
Yahya Kemal Beyatlı'nın 'Kendi Gök Kubbemiz' adlı şiir kitabının söz dizimi
Yahya Kemal Beyatlı'nın `Kendi Gök Kubbemiz? Adlı Şiir Kitabının Sözdizimi? isimli tezimiz, giriş ve iki ana bölüm şeklinde düzenlendi. Giriş bölümünde, Yahya Kemal?in hayatı, sanatı-edebi kişiliği, eserleri ve eserlerin içeriği ile ilgili bilgi verildi. I. bölümde, cümle, cümlenin ögeleri ve cümle çeşitleri adlı konular ele alındı. Bu konular hakkında, gramercilerin birbirinden farklı görüşlerin olduğu tespit edildi ve ilgili yerlerde bu konular hakkında gerekli açıklamalar yapıldı. Ve her konuyla ilgili şiir kitabından örnekler verilerek konu pekiştirildi. II. bölümde, şiir kitabında yer alan 1090 adet cümle, ögelerine ayrıldı ve bu 1090 adet cümlenin cümle çeşitleri bulundu. Her şiirin hemen ardından, o şiirin ögeler ve cümle çeşitleri tablosu yapıldı. Ayrıca şiirin anlaşılmasına yardımcı olması için seçme sözlük hazırladı ve son olarak da yararlanılan kaynaklar, kaynakça bölümünde gösterildi. Anahtar Kelimeler: Cümle, Cümlenin Ögeleri, Cümle Çeşitleri, Yahya Kemal
Seyfullâh Nizâmoğlu Dîvânı: İnceleme-tenkitli metin
Seyfullâh Nizâmoğlu, XVI. yüzyılda yaşamış bir şairdir. Şairin mürettep bir dîvânı bulunmaktadır. Bu çalışma, Seyfullâh Nizâmoğlu dîvânı üzerine yapılan detaylı bilimsel inceleme çalışmasıdır. Seyfullâh Nizâmoğlu Dîvânı'nın 17 yazma nüshası ve 3 külliyatı vardır. Biz bu nüshalardan 12 tanesini göz önünde tutarak yaptığımız karşılaştırma sonucu kurduğumuz "Tenkitli Metin"de sırasıyla 7 kaside, 248 gazel, 27 musammat, 1 kıt'a, 8 rubâî, 1 muamma ve 30 mesnevi 23 müfred ve 51 hece vezniyle yazılan şiir tespit etmiş bulunmaktayız. Dîvân üzerine yapılan incelemede, Seyfullâh Nizâmoğlu Dîvânı'nında dini ve tasavvufi konuların işlendiği görülmüştür. Anahtar Sözcükler Seyfullâh Nizâmoğlu, Dîvân şiiri, Tasavvuf, XVI. yüzyıl, tenkitli metin
Türkiye Türkçesi ağızlarında ölüm kavram alanına ait söz varlığı
Bir dilde, aynı yer ve zaman diliminde dilin konuşurları arasında konuşma farklılıkları bulunması doğaldır. Seslik farklılıklar başta olmak üzere biçimsel farklılıklar, söz varlığı düzeyinde çeşitlenmeler ve hatta bazı durumlarda söz dizimsel farklılaşmalar ağızları oluşturur. Bu noktada ağızlar, bir üst dilin konuşulduğu coğrafyanın daha küçük yerleşim birimlerinde varlığını sürdüren, yazı diline kıyasla birbirinden az çok ayrılan konuşma biçimleri olarak genel itibarıyla tanımlanabilir. Yaklaşık bir asır öncesinde diyalektolojik farkındalığı oluşmaya başlayan Türkiye Türkçesi ağızları üzerine bu zamana değin pek çok araştırma ve çalışma yapılmıştır. Derleme faaliyetlerinin yaygın olduğu bu araştırmalar arasında müstakil bir konu üzerine yapılan ağız çalışmalarının sayısı oldukça azdır. Bu nedenle var olan çalışmalara ek olarak hazırlanan ve "ölüm" temasının esas alındığı bu çalışmada, Türkiye Türkçesi ağızlarında yakın tarihsel süreçte kullanılmış ya da hâlihazırda kullanılmaya devam eden ölüm kavram alanına ilişkin mevcut söz varlığının dokümantasyonu ve incelemesi yapılmıştır. Var olan çalışmalar esas alınarak derlenen söz varlığı unsurlarının özgün biçimlerine bağlı kalınmış, bunlar ilgili bulundukları başlıklar altında sınıflandırmaya tabi tutulmuştur. Çalışmada yer alan söz varlığı unsurları arasında madde başı olarak verilen sözcükler ve diğer söz varlığı unsurları köken bilgisi itibarıyla araştırılmaya çalışılmış, tarihsel süreç içerisindeki gelişimleri dikkate alınmış ve bu doğrultuda tanım ve izahı yapılarak hemen ardından ağız çalışmalarından temin edilen ilgili bağlamlar alfabetik sırayla sunulmuştur.
Refik Halid Karay'ın eserlerindeki hayvan unsurları
Hayvanlar, aynı gezegeni paylaştığımız yaşam ortaklarımızdır. En eski tarihi bulgulardan günümüze kadar bakıldığında hayvanların insanlığın yaşamındaki önemi dikkat çekmektedir. Vahşi ve yırtıcı olan hayvanlara karşı duyulan korku, insanların buluşlar yapmasını sağlamış ve medeniyete uzanan yolda önemli bir etken olmuştur. Kimi zaman İnsanlar hayvanlarla dostluk etmiş kimi zaman ise hayatı kolaylaştırmak adına çeşitli alanlarda hayvanlardan faydalanmıştır. Hayvanların yaşamımızdaki önemli yeri, bu durumun sanata yansımasını sağlamıştır. Duvar resimlerinde, heykellerde arkeolojik kazılarda bulunan günlük yaşam ürünlerinde hayvan figürlerinin izlerine rastlanmaktadır. Destanlar, efsaneler, masallar hayvan unsurları ile doludur. Günümüze yaklaştıkça her edebi dönemde, edebi ürünlerde hayvanlara yer verildiği görülmektedir. Hayvanlar edebi ürünlerde; savaş esnasında sahibiyle mücadele veren bir dost, kişinin yiğitliğini kanıtlamak amacıyla yenmesi gereken güçlü bir varlık, haberci, uysal, çalışkan, azimli, lider, sinsi, kötü niyetli gibi yönleriyle ele alınmış ve bunlar gibi pek çok kavramın simgesi olacak şekilde kullanılmıştır. Ömrü boyunca çok sayıda eser veren Refik Halid Karay'ın eserlerinde hayvanları kullanma sıklığı dikkat çekicidir. Kendisi de farklı hayvanların bakımını üstlenmiş olan yazar, çok çeşitli hayvan adlarını eserlerinde kullanmış, hayvanları kullanarak soyut kavramları somutlaştırmıştır. Yazarın eserlerinde hayvanları günlük yaşamın bir parçası, binek hayvanı, etinden faydalanılan bir varlık şeklinde kullandığını gördüğümüz gibi dostluk, sinsilik, cesaret, güçlülük, art niyetlilik, ağırkanlılık, sevimlilik, güzellik, çeviklik gibi soyut kavramları karşılayacak şekilde kullandığı da görmekteyiz. Yaptığımız araştırma sonucunda hayvanların insan yaşamında aslında ne kadar önemli bir yeri olduğu saptanmıştır. Bu tez ile Refik Halid Karay'ın eserlerinde hayvanları kullanma biçimini tespit etmek amaçlanmıştır. Bununla birlikte insanlarla ortak yaşam alanını paylaşan hayvanlara şefkat ve saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulamak, bir nebze olsun farkındalık kazandırmak da hedeflenmektedir.
Ahmed Râsih Efendi'nin Fâlü's-Sa'âde adlı eseri (inceleme-metin)
Bu çalışmada 17. yüzyılın ikinci yarısı ile 18. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Balıkesirli Ahmed Râsih'in Fâlü's-Sa'âde adlı eseri transkribe edilerek eserin ortaya konulması, içerik özellikleri ile dil ve anlatım özellikleri hakkında bilgi verilmesiyle eserin tanıtılması amaçlanmıştır. Tezin giriş bölümü; nesir, nesir çeşitleri ve klasik Türk edebiyatında nesrin yeri hakkındadır. Bu bölümde nesrin çeşitli tanımlarına yer verilerek nesir türleri hakkında açıklamalar yapılmıştır. Ayrıca klasik Türk edebiyatında 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar nesir alanındaki gelişmelerle bu dönemlerdeki önemli isim ve eserlere yer verilmiştir. Birinci bölüm, 17. yüzyılın sonu ile 18. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Râsih ve eserleri hakkındadır. Tezkirelerdeki bilgilerden hareketle Râsih'in hayatı ve özelliklerine dair açıklamalara yer verilerek eserleri kısaca tanıtılmaya çalışılmıştır. İkinci bölüm; eserin muhteva ve şekil özellikleri ile ilgilidir. Muhteva ve şekil özellikleri başlığı altında çeşitli alt başlıklarla eserin yazılış sebebi, nüshaları ve fiziksel özellikleri, üslup ve dil hususiyetleri, içerik tahlili, eserde müellifin yararlandığı kaynaklar, eserde yer alan manzum ürünler, ayet ve hadisler ile Hz. Peygamber ve dört halife ele alınmıştır. Eserde Hz. Peygamber, bütün özellikleriyle tanıtıldıktan sonra diğer peygamberlerle karşılaştırılmıştır. Yine eserde, dört halifenin özellikleri ve onlarla ilgili nazil olan ayet ve rivayet edilen hadislere oldukça geniş bir şekilde yer verilmiştir. Üçüncü bölümde metnin transkripsiyonu yapıldıktan sonra ve sonuç ve kaynakça bölümlerine yer verilmiştir.
Attila İlhan'ın şiirlerinde ontolojik metaforlar
Dil; sürekli değişen, gelişen, çok yönlü ve kendi içerisinde sistematik bir düzene sahip olan canlı bir yapıdır. İnsan zihninde bilişsel düzeyde karşılık bulan kavramlar, farklı değişkenlere bağlı olarak anlamsal düzeyde değişebilmekte ve genişleyebilmektedir. Dilde yer alan anlamlandırma ve aktarma çabası, anlam biliminin çalışma alanına da kaynaklık etmektedir. Sözcükler arasında yer alan anlamsal aktarımlar, epistemik ve ontolojik uygunluklar; yeni anlamların dile kazandırılmasında ve ifade gücünün artırılmasında öne çıkan dilsel bir özelliktir. Buradan yola çıkılarak metaforlar, yeni bir anlamlandırma çabası olarak görülebilir. Metafor, Grekçe "meta: öte" ve "pherin: taşımak" kelimelerinden oluşan, klasik görüşe göre bir söz sanatı; çağdaş metafor görüşüne göre ise bir kavramı başka bir kavramla anlatma ve kavramlar arası bir aktarımdır. Şiiri oluşturan anlam derinliklerine yine şiirde kullanılan imgelerin yeterince anlaşılmasıyla ulaşılabilir. Metaforlar da imgelerin temelinde yer alan duygu, düşünce ve olguların kaynağına ulaşmakta bir araç özelliği gösterirler. Bu anlamda şiir incelemelerinde yapılacak metaforik analizler, şiirin anlam dünyasına nüfuz edebilmeyi kolaylaştırdığı kadar şiir metinlerinde kavrama dayalı dilsel özelliklerin de görülebilmesini sağlayacaktır. Yapılan çalışmaların genelde klasik tarzda şiir yorumlamaları ya da şair, zihniyet, imge, şiir ilişkisine dayalı bağlantıları inceleyen tarzda yapıldığı görülmektedir. Metin incelemelerinde metaforik bulgular, hem metnin derin yapısındaki anlam ilişkilerini görmede hem de şairin duygu ve düşünce dünyasını belirlemede bir seçenek sunmaktadır. Bu çalışmada, Attila İlhan'ın şiirlerinde yer alan ontolojik metaforlar tespit edilmeye çalışılmış; elde edilen metafor örnekleri kaynak alanlarına ve ontolojik metafor çeşitlerine göre sınıflandırılarak incelenmiştir. Toplumcu gerçekçi bir şair olan Attila İlhan, bazı şiirlerinde toplumsal temalara dayalı olarak bireysel duyarlılığını da ön plana çıkaran bir sanatsal söylemi ortaya koymuştur. Şaire ait beş ayrı şiir kitabından elde edilen metafor örnekleri, Lakoff-Johson'un "Metaforlar/Hayat-Anlam ve Dil" adlı eserde ortaya koydukları çağdaş metafor teorisi/görüşü doğrultusunda incelenmiştir. İncelemede, şiirde anlam derinliğini sağlayan imge kullanımının metaforlarla ilişkisi ortaya konmuş; Attila İlhan'ın şiirlerinde yer alan ontolojik metaforların şiirin tema ve anlam dünyasına olan katkısı görülmeye çalışılmıştır. Anahtar Kavramlar: Metafor, ontolojik metaforlar, imge, Attila İlhan.
Nehcü'l-Ferâdîs'in Harezm Türkçesi ve eski Anadolu Türkçesi dönemlerine ait nüshalarında birleşik fiiller üzerine karşılaştırmalı bir inceleme
Söz diziminin bir parçası olan ve ayrıca sözlüksel düzeyde de incelenmesi gereken birleşik fiiller; yapı, işleyiş ve anlamsal yönleriyle dilin önemli unsularından biridir. Bu yapılar, bir eylemi karşılamak amacıyla birden fazla biçim bilgisi unsurunun bir araya getirildiği dil unsurlarıdır. Bu yönüyle dilin ifade gücüne ve kavram karşılama süreçlerine katkı sağlayan öbekleşmelerin başında gelmektedirler. Birleşik fiiller oluşum şekillerine göre genel olarak ana yardımcı fiillerle kurulan birleşik fiiller, deyimleşmiş/kalıplaşmış birleşik fiiller, tasvir fiilleri ve karmaşık fiiller gibi başlıklarda sınıflandırılmaktadır. Birleşik fiillerin, Türk dilinin tarihsel gelişimi içerisinde metinlerde kullanım sıklığı açısından diğer kelime gruplarına nazaran daha önde yer aldığı bilinmektedir. Bu nedenle birleşik fiilller üzerine yapılacak incelemeler hem söz varlığı özelliklerinin hem de söz dizimsel özelliklerin tespiti açısından önem taşımaktadır. Birleşik fiillerin tespiti kadar önemli olan diğer bir önemli konu da bu yapıların tarihsel süreçte kuruluş ve işlev açısından nasıl hareket ettikleridir. Bu konuda Türkçenin tarihi dönemlerinde verilen eserlere dayalı yapılacak karşılaştırmalı çalışmalar birleşik fiil öbekleşmelerinin yapı ve kuruluş açısından seyrinin görülebilmesini sağlayacak somut veriler sunacaktır. Bu çalışmada, Nehcü'l-Ferâdis'in Harezm Türkçesi ile Eski Anadolu Türkçesi nüshalarında yer alan birleşik fillerle ilgili karşılaştırmalı bir inceleme yapılmıştır. Yapılan karşılaştırmada birleşik fiiller kuruluş ve yapılarında yer alan unsurlar açısından incelenmiştir. Tespiti yapılan birleşik filler ana yardımcı fiillerle kurulanlar, deyimleşmiş/kalıplaşmış birleşik fiiller, tasvir fiilleri ve karmaşık fiiller başlıkları altında sınıflandırılıp değerlendirilmişlerdir. Ayrıca tamlayıcılarla genişletilmiş birleşik fiil yapıları da ele alınarak iki dönem arasında benzerlik ve farklılıklar ortaya konmaya çalışılmıştır. Değerlendirme ve tespitler, tablo ve grafiklerle desteklenerek mukayese edilmiştir. Elde edilen veriler, birleşik fiillerin yapısal niteliklerini ortaya koyduğu kadar Türkçenin kaybolmaya yüz tutmuş söz varlığının da gün yüzüne çıkarılmasına olanak sağlamaktadır.
Cahit Irgat ve eserleri üzerine bir inceleme
Cahit Saffet Irgat ve eserleri üzerine olan çalışmamız giriş kısmından ve 3 bölümden oluşacaktır. Birinci bölümde Cahit Irgat'ın biyografisi hakkında genel bilgilere yer verilecektir. Edibin biyografisi üzerine yapılan bu araştırma ile edebiyat tarihimizin bir dönemine ışık tutmak amaçlanır. Türk edebiyatı tarihinde, edebiyatın toplumsal işlevinin son derece ileri boyutlarda algılandığı, toplumu yeniden oluşturmanın aracı görüldüğü Cumhuriyet dönemi edebiyatının 1940'lı yıllarından başlayıp etkin olarak 1971 yılına kadar bu dönemde eser vermiş yazarlar arasında yer alır. Siyasi ve ekonomik anlamda Türkiye'nin en bunalımlı yıllarına şahit olan yazar, yaptıkları ve yazdıklarıyla Türk edebiyatında kendine özgü bir yer edinmiştir. Bu bağlamda ikinci bölümde edebî kişiliği üzerine bir inceleme yapılacaktır. Üçüncü bölümde de yazarın eserleri ele alınacaktır. Cumhuriyet döneminin bu hareketli ve çalkantılı yıllarında toplumcu-gerçekçi anlayışa uygun yapıtlar veren Cahit Irgat'ın eserlerindeki konu ve fikirleri tespit etmeyi, yorumlarını, eleştirilerini ve düşüncelerini belirleyip ortaya çıkarmayı ve bu yoldan ilerleyerek edebiyat tarihçiliğine katkıda bulunmayı öngördük.
Çorum Hasan Paşa Yazma Eserler Kütüphanesi 19 hk 2211 numarada kayıtlı şiir mecmûası (inceleme- metin ve MESTAP'a göre tasnifi)
Mecmû'alar, Klasik Türk edebiyatının ana kaynaklarını destekleyici kaynaklar olmaları bakımından oldukça önemli eserlerdir. Antoloji niteliğindeki bu eserler mürettiblerinin edebî zevki penceresinden oluşturuldukları devre ışık tutmaları bakımından paha biçilmezdir. Tezimizin konusu olan Çorum Hasan Paşa Yazma Eserler Kütüphanesi 19 Hk 2211 numarada kayıtlı Mecmû'a bir şiir mecmû'asıdır. Eser iki ayrı Mecmû'a görünümünde ve toplam 173 varaktan oluşmaktadır. Yaptığımız numaralandırmaya göre toplam 707 şiir/şiir parçasından oluşmaktadır. Mecmû'a'da 15-17. yüzyıllar arasında yaşamış 118 farklı şaire ait şiirlerin olduğu tespit edilmiştir. Nitekim kime ait olduğu tespit edilemeyen 46 şiir/şiir parçası bulunmaktadır. Yaşadığı yüzyıl tespit edilemeyen şairlerin de bu yüzyıllar arasında yaşadığı düşünülmektedir. Çalışmada mecmû'alar hakkında genel bilgiler verilmiş, 19 Hk 2211 numaralı Mecmû'a tanıtılmış ve incelenmiştir. Mecmû'a'nın çeviri yazılı metni verilmiş ve MESTAP'ın önerdiği şekilde dökümü yapılmıştır. Anahtar Kavramlar: Klasik Türk Edebiyatı, Mecmû'a, Mecmû'a-i Eş'âr, MESTAP Bilim Kodu: 31402
Kerem ile Aslı hikâyesi eş metinlerinde Jung'un dört arketipi
Bir milletin maddi manevi tüm değerlerini koruyup gelecek nesillere aktarmasıyla kültür oluşur. Halk anlatmaları da kültür aktarımını sağlayan önemli unsurlardandır. Halk hikâyeleri de halk anlatmalarının önemli bir bölümünü oluşturur. Halk hikâyeleri başlangıçta sözlü olarak aktarılmıştır. Halk hikâyecilik geleneğinde hikâyeler, âşıklar ve meddahlar vasıtasıyla yayılıp şekillenmiştir. Daha sonraki dönemlerde de yazıya geçirilmiştir. Halk hikâyeleri; sevda konulu olanlar, kahramanlık konulu olanlar, hem sevda hem kahramanlık konulu olanlar olarak kendi içinde sınıflara ayrılmaktadır. Kerem ile Aslı hikâyesi, sevda konulu hikâyeler arasında bulunmaktadır. Kerem ile Aslı hikâyesi Türk halk hikâyeleri arasında çokça bilinen bir hikâyedir. Hikâye sadece Türkiye ve Azerbaycan sahasıyla sınırlı kalmamıştır. Bugün tüm Türk dünyasında bilinmekte ve Türklerin gittiği her coğrafyada varlığını korumaktadır. Balkanlar'dan Anadolu'ya, Anadolu'dan Türk Cumhuriyetleri'ne kadar her yerde bilinmektedir. Kerem ile Aslı sevda konusunu içtenlikle işlemiştir. Bu sebeple çok sevilmiş ve sözlü gelenekte anlatıcısının gittiği, gördüğü, gezdiği yerler ile bir etkileşim hâlinde olmuştur. Bundan dolayı da eş metinler çeşitlenmiştir. Bu çalışma Kerem ile Aslı hikâyesinin batı sahasında bilinen eş metinleri ile sınırlandırılmıştır. Çalışmaya yüzlerce yıllık Türk toprağı olan Kerkük'ün de bir varyantı dâhil edilmiştir. Halkın hafızasında önemli yere sahip olan Kerem ile Aslı hikâyesi, Türk halk hikâyecilik geleneğinde görülen motifler yönünden de oldukça zengindir. Bu sebeple bu çalışmada hikâyede geçen motifler ve epizotlar da listelenmiştir. Hikâyenin bu yönlerden zengin olmasından dolayı arketipsel olarak da incelenmesi önem arz etmektedir. Tezimizin son kısmını "Analitikal Psikoloji"nin kurucularından Carl Gustav Jung'un "ilk örnek" dediği, kolektif bilinçdışını gelecek nesillere aktaran "arketip"lerinin Kerem ile Aslı hikâyesi üzerindeki incelemesi oluşturmaktadır. Bu hikâyede Jung'un, öne çıkan dört arketipi olan "anne", "anima-animus", "persona" ve "gölge" arketipleri esas alınmış ve Kerem ile Aslı hikâyesinde tespit edilmeye çalışılmıştır.
Ankara Milli Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu 06 Mil Yz A 3616 numarada kayıtlı Şiir Mecmû'ası (İnceleme-metin ve MESTAP'a göre tasnifi)
Mecmûʻâlar; tarih, edebiyat, tıp, güzel sanatlar, din, sosyal yaşam ve insanlık gibi pek çok alanda insanlara kaynaklık eden eserlerdir. Böyle önemli eserlerin incelenip gün yüzüne çıkarılması da alan yazını için oldukça önemlidir. İncelediğimiz Mecmûʻa, Ankara Milli Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu'nda 06 Mil Yz A 3616 yer numarasında Mecmûʻa-i Eş'âr adı ile kayıtlıdır. Eser, dinî unsurlar ihtiva etmektedir. İçerisinde 4 mesnevi, halk şiiri nazım şekillerinden koşma biçimiyle ilâhî türünde yazılmış 9 adet koşma, divan şiiri nazım şekliyle yazılmış olan 7 gazel ve biçimi tespit edilemeyen 1 adet ilâhî bulunmaktadır. Mensur kısımlarda ise akıl baliğ olanların bilmesi gereken farzlar, vacipler ve delilleri, Allah hakkında bilinmesi gereken farz ve vacipler, peygamberler, din ve iman vd. hakkında bilinmesi gereken vacipler ve Şeyh Hasan Basrî'den rivayet olunan 54 farz risâlesi bulunmaktadır. Eserin dil özelliklerinden 17. yy.da meydana getirildiği düşünülmektedir. Çalışmamızda mecmûʻalar hakkında bilgiler verilmiş, Türk edebiyatında mecmûʻaların öneminden bahsedilmiş ve konu edilen 06 Mil Yz A 3616 numaralı yazma tanıtılarak incelenmiştir. İnceleme sonucu elde edilen veriler, çeviriyazılı metin şeklinde verilmiştir. Anahtar Kavramlar: Klasik Türk Edebiyatı, Mecmûʻa, Mecmûʻa-i Eşʻâr, İlâhî, Mesnevi.
Mecmûʿa-i eşʿâr (Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi Y-410) (İnceleme, metin ve MESTAP'a göre tasnifi)
Mecmûʿalar, edebiyat tarihi açısından kaynak eserler olması bakımından önem arz etmektedir. Bununla birlikte şairlerin dîvânlarında yer almayan şiirlerine mecmûʿalarda rastlanılmaktadır. Bu şiirleri gün yüzüne çıkarmak o dönemin edebi zevk ve beğenileri hakkında bilgi edinilmesini sağlamaktadır. Bu çalışmada, Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi Y-410 numarada kayıtlı Mecmûʿa-i Eşʿâr'da yer alan 1a-45b sayfaları arasındaki şiirlerin transkripsiyonu ve incelemesi yapılmıştır. Eser 45 varaktan oluşan ve taʿlik hatla kaleme alınmış el yazması bir eserdir. Eserin müstensihi ve istinsah tarihi belli değildir. Mecmûʿa-i Eşʿâr'daki şiirler genel olarak 15-18. yüzyıl arasında yaşayan şairlere aittir. Bu şairler arasında; ʿAbîdî, Ahdî, Azîzî, Bâkî, Behiştî, Beyânî, Cenâbî, Cevrî Çelebi, Cihânî, Emrî, Figânî, Firâkî, Gâzâli, Hâfız, Hamîdî, Halîlî, Hayretî, Hilâlî, Hüdâyî, Kamî, Kudsî-zâde Mehmed Şeyhî Efendi, Lâmiʿî, Latîfî, Levhî, Meylî, Misâlî, Muhibbî, Murâdî, Necâtî, Nefʿi, Nevʿî, Nizâmî, Rahmî, Revânî, Riyâzî, Sâdık, Sâʿi, Selîmî, Tabʿî, ʿUlvî, Vâlihî, Yahyâ, Zâtî, Zînetî ve ismi tespit edilemeyen bir şair olmak üzere 45 şair bulunmaktadır. Mecmûʿa'da; 81 gazel, 10 kaside, 6 müfred, 4 müseddes, 3 tarih, 3 kıtʿa, 2 rubâʿî, 1 muhammes, 1 koşma, 1 tercî-i bend, 1 terkîb-i bend yer almaktadır. Mecmûʿa'daki şiirlerin şekil ve içerik özellikleri incelenerek metnin transkripsiyonuna yer verilmiştir. Mecmûʿa'da yer alan şiirler, şairlerin dîvânlarıyla karşılaştırılarak farklılıklar dipnotlarda belirtilmiştir. Çalışmada, Y-410 numarada kayıtlı Mecmûʿa'nın çeviri yazılı metni verildikten sonra MESTAP'a göre tasnifine yer verilmiştir.
Eski Anadolu Türkçesinde kadın ile ilgili sözvarlığı
Kadın teriminin işlevlerinden biri biyolojik cinsiyeti ifade etmek ise de kadınlık bir bakıma her şeyden önce toplumsal bir statüye işaret eder. Kadınlık, insanlığın ve toplumun her alanında, yüzyıllar boyunca varlığını hissettiren bir olgu olma niteliğini sürdüregelmiştir. Kadın gerek günümüzde gerek tarihî metinlerde çeşitli açılardan tanımlanmış ve hatta sınıflandırılmıştır. Kadına dair hemen her olguyu çeşitli metinsel türler içinde tanıklamak mümkündür ve kadın için toplum tarafından gerek olumlu veya olumsuz anlam içerikleriyle gerek yansız içeriklerle çeşitli adlandırmalar, tanımlamalar yapılmıştır. Çok farklı sınıflarda şekillenen kadına yönelik sözvarlığı unsurları kadını çeşitli düzeylerde farklı yaklaşımlarla ifade etmekte, tanımlamakta veya nitelendirmektedir. Türkoloji alanında, kadın kavram alanına ait sözvarlığına dair çeşitli araştırma ve inceleme çalışmaları mevcuttur. Genel itibarıyla 13. ve 15. yüzyıllar arasını kapsayan Eski Anadolu Türkçesi döneminden günümüze ulaşmış pek çok eser türde ve içerikte eser bulunmakta olup bu eserler üzerine de yapılan birçok araştırma bulunmaktadır. Ancak bilhassa Türkiye Türkçesini de özel olarak ilgilendirmesi yönüyle Türkçenin en önemli tarihî dönemlerinden biri durumundaki bu dönemde kadın temasını odağına alan sözvarlığı düzeyindeki araştırma ve inceleme faaliyetleri oldukça sınırlıdır. Bu çalışmada, ilgili dönemin belirlenen eserleri "kadın" temasına yönelik sözvarlığı yönleriyle ele alınmış olup kadını tanımlayan dil unsurları ve ayrıca kadının her yönünün dile etkisi araştırılarak kadına ait sözvarlığı derlenmiştir. Bu çalışma kapsamında taranmış eserler üzerinden ulaşılan verilerle, kadın temasını doğrudan veya dolaylı olarak belirten 13 ayrı kategori altında pek çok başlık tasarlanmıştır. Kadın kavram alanıyla ilişkili olarak tespitedilen sözcük ve öbekler başta olmak üzere her türlü sözvarlığı unsuru sesbilgisel, biçimbilgisel veya sözdizimsel düzeylerde temel incelemeye tabi tutulmuştur. Bunların yanı sıra, tanıklanan sözvarlığı unsurlarıyla ilgili sosyolojik ve gerektiğinde varoluşsal değerlendirmeler, yorumlamalar sunulmaya, aktarılmaya çalışılmıştır. Böylelikle, Eski Anadolu Türkçesinde verilmiş eserler üzerinden ilgili dönemde kadının ve kadınlığın nasıl değerlendirildiği, kadına nasıl yaklaşıldığı gibi hususlar irdelenmiş, ayrıca ilgili sözvarlığının nasıl sınıflandırılacağına yönelik çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Tüm bunlarla, 13-15. yüzyıllar arasında, Eski Anadolu Türkçesinin yazıldığı coğrafyada kadın olgusunun ve kadınlıkla ilgili pek çok hususun gerek toplum nezdinde gerek eserlerde nasıl bir yer bulduğu, bunların metinlere ve yaşayışa nasıl yansıdğı, o dönemin kadın algısıyla ilgili ipuçlarının neler olabileceği gibi çeşitli noktalarda veriler sunulmaya çalışılmıştır. Bu sayede, elde edilen tüm bu verilerin farklı disiplinler kapsamında da işlenip değerlendirilebilecek malzemeye dönüşme potansiyeli taşıması da bu çalışmayla amaçlananlar arasındadır. Böylelikle bu çalışma, genel olarak Türk toplumunda ve yaşantısında, daha geniş ölçekte Türk sosyolojisinde kadına ve kadınlığa yönelik ayrıntıların ortaya çıkarılmasında ufak bir katkı sağlamış olacaktır. Anahtar Kavramlar: Eski Anadolu Türkçesi, kadın, sözvarlığı. Bilim Kodu: 30103
Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinde yol, yolcu ve yolculuk teması
Cumhuriyet yılları, Türk Edebiyatı'nda muhtelif dönüşümlerin, siyasi ve sosyal inkılapların edebiyatımızı da etkilediği dönemlerdendir. Atatürk'ün önderliğinde başlatılan bu süreç yeni bir dönemin işaret fişeği olmuştur. Bu yeni süreçte farklı edebi temalar, yine çeşitli hallerde edebiyatımızda yer almıştır. Yol, Yolcu, Yolculuk teması da Cumhuriyet Dönemi Türk şiiri içinde yer alan en kıymetli temalardandır. Cumhuriyet yılları, Türk Edebiyatı'nda çeşitli anlayışların görüldüğü, zengin bir içerik sunmaktadır. Cumhuriyet döneminde, Tanzimat yıllarından beri devam edegelen batılılaşma ile ehemmiyet kazanan modernleşme, yalnızlaşma, dünyevileşme gibi unsurlarla geleneksel edebiyatımızdan bir kopuş başladığı fikri hâkimdir. Fakat yalnızlaşmanın getirdiği bir atmosfer ile bireyde oluşan bir yol özlemi ya da yolculuk hasleti edebiyatımızda yer yer hüküm sürmeye başlamıştır. Buradan hareketle geleneksel edebiyatta da yer yer karşılaştığımız yol, yolcu, yolculuk motifi Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde de yer tutmaya başlamıştır. Tezimizin muhtevası, Cumhuriyet Dönemi Türk şiirini kapsamaktadır. Amacımız, dönemdeki şairlerden hareketle yol, yolcu ve yolculuk kavramının şiirimize yansımasını irdelemektir. Cumhuriyet dönemi boyunca eser veren şairlerin pek çoğu yol ve yolculuğa dair şiirler yazmıştır. Buna karşın hâlihazırda bu temanın literatürde az rastlanan bir durum olması ise tezimizin önemini gözler önüne sermesi açısından kıymetli bir yer tutmaktadır. Tez çalışmamızın yöntemi tarama, derleme ve inceleme olarak belirlenmiştir. Öncelikle döneme ait bu temayı işleyen şiirler taranıp derlenmiştir. Farklı sosyokültürel çevreden şairlerin yol, yolcu ve yolculuk kavramına şiirlerinde yer verdiği tespit edilmiştir. Haliyle ortaya kapsamlı bir doküman çıkmıştır. Kavramların içerdiği muhteva kapsamlı olduğundan tezin içeriği, şiirlerinde yol, yolcu ve yolculuk kavramını hassaten seçen şairlerden sadece bir kısmını dâhil ederek sınırlandırılmıştır. Tez çalışmamızda özgün ve nitelikli bir bilimsel eser ortaya çıkarmak maksadıyla çalışmamızın kapsam olarak çok dağınıklık göstermemesi için nitelikli örneklemlere yer verilmiştir. Tezin içeriğini en iyi yansıtan şiirlere yer verilmesine özen gösterilmiştir. Yol, yolcu ve yolculuk kavramını özgün bir şekilde eserlerinde yer vermeleri, dönemin öncülerinden olmaları ve seçilen şairlerin dönemin ruhunu yansıtan bir çeşitlilik göstermesi, bu şairlerin bilimsel çalışmamızda yer almasında temel kriterler olarak belirlenmiştir. Bilimsel çalışmamız üç temel bölümden müteşekkildir. Tezin ilk bölümünde "Şiire Genel Bir Bakış" yapılmaktadır. Tezin ikinci bölümünde, "Tematik Unsurlar" ayrı ayrı ele alınmıştır. Tezin üçüncü bölümünde ise "Cumhuriyet Dönemi Türk Şiir'inde Yol, Yolcu, Yolculuk Şiirleri" incelenmiştir. Bu çalışma ile alan yazında, Cumhuriyet Dönemi Türk Şiir'inde Yol, Yolcu, Yolculuk kavramı ve bu temaların şiirimizde açmış olduğu ufukların literatürdeki önemli bir boşluğu dolduracağı hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Yol, Yolcu, Yolculuk, Cumhuriyet, Türk Şiiri. Bilim Kodu: 30201
Ercüment Ekrem Talû'nun eserlerinde halk kültürünün yansımaları
Tanzimat döneminin öncü isimlerinden Recaizade Mahmut Ekrem'in oğlu olan Ercüment Ekrem Talû (1888-1956), kültür düzeyi yüksek bir aile ortamında yetişmiştir. Yetiştiği bu çevre onun, küçük yaşlardan itibaren çok iyi bir eğitim almasına olanak sağlamıştır. Galatasaray lisesinde okuması ve Tevfik Fikret gibi döneminin önde gelen isimlerinden dersler alması, ona nitelikli bir eğitim hayatının kapılarını açmıştır. Yazı hayatına Meşrutiyetten evvel başlamış, Cumhuriyet yıllarında da yazmaya devam etmiştir. Ömrünün sonuna kadar aralıksız yazmaya devam eden Talû, öncelikle basın-yayın alanında adını duyurmuştur. Gazetecilik alanında Ahmet Mithat yolundan giden yazar, basın- yayın hayatında da değeri azımsanmayacak mahiyette olan velud bir kişiliktir. Döneminin neredeyse bütün gazete ve dergilerinde çalışmış, peş peşe yazdığı yazılarıyla da okuyucusu tarafından büyük bir ilgiyle takip edilmiştir. Gazetecilik kimliğinde yakaladığı bu başarının yanı sıra edebiyat alanında da önemli simalardan biri olan Talû; roman, hikâye, şiir, tiyatro, fıkra ve anı gibi pek çok farklı türde eserler vermiştir. Yaşadığı dönemde çok okunan ve kıymeti bilinen bir yazardır. Edebi sahada daha çok mizahi hikayeleriyle ünlenmiş, seri şeklinde oluşturduğu Meşhedî'nin Hikayeleri adlı eserinde yarattığı "Meşhedi Cafer" karakteriyle de döneminde büyük bir yankı uyandırmıştır. Bu hikayeler onun mizah üstadı olarak anılmasına vesile olmuştur. Genel olarak eserlerinde kadının toplumsal yeri, yanlış batılılaşma gibi pek çok sosyal ve siyasal konuya değinen yazarın kurtuluş savaşını konu alan birkaç eseri de mevcuttur. Hikâye ve romanlarında kullandığı üslup ve nüktedan yapısıyla adeta döneminin Evliya Çelebi'si olarak görülen Ercüment Ekrem, eserlerinde Geleneksel Türk Tiyatrosunun anlatı tekniklerini başarılı bir şekilde kullanmış, atasözü ve deyimler gibi kalıplaşmış sözlerin kullanımıyla dikkat çekmiştir. Eserlerinde geleneksel unsurlar ve halk inanışlarına oldukça yer veren yazar, eserlerini oluştururken meddah tarzı anlatım üslubunu başarı bir şekilde kullanmıştır. Çalışmamız, Ercüment Ekrem Talû'nun hikâye ve romanlarında; geleneksel anlatım üslubu, yeme-içme alışkanlıkları, çeşitli inanışlar ve geleneksel anlatı unsurları etrafında incelenerek, söz konusu eserlerde tespit edilen örnekler uygun başlıklar altında sunulmuştur. Anahtar Kelimler: Ercüment Ekrem Talû, Geleneksel Anlatı Üslubu, Mizah, Hikâye, Roman, Türk Edebiyatı. Bilim Kodu:
Kıbrıs Hür Söz Gazetesinde Türk edebiyatı ve edebiyatçıları (1946-1951)
Gazeteler geçmişten günümüze birçok edebî ve sosyolojik eserlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Gerek haber verme amacı olan gerekse edebî eserlerin yayımlanma safhasında öncülük eden gazeteler, edebiyatın ve edebiyatçının gelişimine katkı sağlamıştır. Birçok yazar, fikir yazılarını öncelikle gazetelerde yayımlama fırsatı bulmuştur. Şairler de şiirlerini ilk olarak gazetelerde yayımlamış, böylece kendilerini gerçekleştirme serüveninde gazetelere sığınmışlardır. Roman yazarları için de bu böyledir. Nitekim "tefrika" olarak bilinen romanların bölümleri gazetelerde yayımlanmış ve gazeteler romanların müstakil olarak basılmasına olanak sağlamıştır. Bu bağlamda gazetelerin yalnızca haber verme özelliği değil, aynı zamanda edebiyat zemininin sağlamlaşması hususundaki katkıları da net bir şekilde görülür. Kıbrıs'ta yayımlanan ve yayımlandığı yerin hem sözü hem sesi hem de edebî bir kılavuzu olan Hür Söz gazetesi, süreli yayınların anlam ve öneminin ifadesi bağlamında araştırılmaya değerdir. Hür Söz gazetesi 1946-1958 yılları arasında Kıbrıs'ta M. Fevzi Ali Rıza imtiyaz sahipliğiyle yayımlanmıştır. Günlük olarak çıkarılan 2-4 sayfa aralığında büyük boy şeklinde basılan bu gazete, döneminin sosyal, kültürel, ekonomik yaşamını yansıtmanın yanı sıra edebî türlere de içerisinde yer vermiştir.
Kıbrıs Bozkurt gazetesinde Türk edebiyatı ve edebiyatçıları (1951-1954)
Kıbrıs, tarih boyunca bulunduğu jeopolitik konum dolayısıyla birçok halkın ve devletin ilgisini çekmiştir. Kıbrıs, 1571 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirilmiştir. 307 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetilen Kıbrıs'ın idaresi, 1878 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere arasında yapılan gizli bir antlaşmayla İngiltere'ye verilmiştir. Kıbrıs'ın idaresi 1878 yılında İngiltere'ye verilse de Kıbrıs hukuken Osmanlı toprağı sayılmaktadır. Buna rağmen adadaki Rum nüfus arttıkça Kıbrıslı Türkler adada azınlıkta kalmıştır. Rumlar özellikle Helenizm, Megali İdea ve Enosis gibi politikaların hedeflerine ulaşmasını hızlandırmak amacıyla basın çalışmalarına Türklerden önce başlamıştır. Rum aydınlarının amaçlarını gerçekleştirmek adına girdiği çabanın farkında olan Kıbrıslı Türk aydınlar da gazete çıkarma girişiminde bulunmuştur. Kıbrıs Türk toplumunun varlığını ve etkisini uluslararası alanda duyurmak, haklarını ve çıkarlarını savunmak, adanın Yunanistan tarafından ilhak edilmesine karşı çıkmak Kıbrıs Türk basınındaki gazetelerin genel amaçları olarak sayılabilir. Gazeteler bu amaçları gerçekleştirmeye çalışırken Osmanlı Hükümeti ile ilişkileri zaman zaman bozulsa da Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkileri iyi olmuş, gazeteler Türkiye'ye hep bir bağlılık duymuş, Atatürk ilke ve inkılâplarının takipçisi olmuştur. İşte bu gazetelerden biri de Bozkurt gazetesidir. Çalışmamız 1951-1988 yılları arasında çıkarılan Bozkurt gazetesinin 1951-1954 yılları arasındaki sayıları ile sınırlandırılmıştır. Bu sayılarda gazetede tespit edilen Türk edebiyatı içerisinde değerlendirilebilecek edebî metinlerle bunların yazar ve şairleri belirlenmiştir. Bu aşamada Bozkurt gazetesindeki Atatürk sevgisi, Türkiye Cumhuriyeti'ne ve Türkiye sanatçılarına bağlılık göze çarpmıştır. Türkiye Türkleri için önemli olan gün ve olayların Bozkurt gazetesindeki yansımaları da çalışmanın içine dahil edilmiştir. Bilimsel çalışmamız beş temel bölümden oluşmaktadır. Tezin ilk bölümünde "Bozkurt Gazetesi" hakkında genel bilgiler verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde, "Gazetede Yazıları ile Öne Çıkan Edebiyatçılar" üzerinde durulmuştur. Tezin üçüncü bölümünde "Kıbrıs Türklerinin Atatürk Sevgisi" ne dikkat çekilmiştir. Tezin dördüncü bölümünde "Bozkurt Gazetesinde Milli ve Özel Günler" e değinilmiştir. Tezin beşinci bölümünde ise "Bozkurt'ta Adı Geçen Kitap ve Dergiler" ele alınmıştır. Ana bölümler dışında gazetenin 1951-1954 sayılarının incelenmesi neticesinde edebi metinlerin belirlenmesiyle oluşturulan fihrist de teze eklenmiştir.
Modern kentte evlilik: Çorum örneği
İnsan hayatının üç önemli geçiş dönemi vardır bunlar; doğum, evlenme ve ölümdür. Bu dönemler, yaşamın farklı bir aşamasına geçildiğinin bir ifadesidir. Geçiş dönemi uygulama ve pratikleri üzerine, gerek dünya çapında gerekse Türkiye sahasında birçok çalışmanın yapıldığı bilinmektedir. İçinde bulunulan kültürel birikime, yöreye göre farklı şekillerde icra edilen pratikler kendi içinde zengin bir tablo oluşturmaktadır. Bu dönemlerden biri olan evlilik geçiş dönemi de, bulunduğu kültüre ve coğrafyaya bağlı olarak geçmişten günümüze çeşitli biçimlerde şekillendirilmiş ve icra edilmiştir. Zaman içerisinde değişerek ve dönüşerek sözlü veya yazılı olarak aktarılan kültürel unsurlar kimi zaman da yeni yaratmalarla günümüze gelmiştir. Bu değişim ve dönüşümün temel nedenleri arasında kırsal yaşamdan kent hayatına geçişten söz etmek mümkündür. Mekâna bağlı olarak yaşanan değişimler, yaşam pratikleri üzerinde etkili olduğu kadar kültürün değişim ve dönüşümüne de zemin oluşturmuştur. Çünkü mekân kolektif bilincin ve belleğin hamisidir. Mekânın hafızası kültürün uygulanış biçimini kolaylaştırdığı gibi mekânın değişimi de unutkanlığını ortaya çıkarır. Elbette değişim ve dönüşümün yalnız bu faktörler doğrultusunda gerçekleşmediğini söylemek mümkündür. Teknolojinin gelişmesi, modern yaşamın gerektirdiği gibi yaşama isteği, ürünlerin metalaştırılması ve kültürel unsurların endüstri ile biçimlendirilmesi de değişim ve dönüşüme neden olan unsurlar arasındadır. Özellikle bireyin kentte kim olarak algılandığı, tüketiminin yönlendirilmesi, tüketim alışkanlıklarının belirlenmesi üzerinde etkili olan kültür endüstrisi, moda ve popülerlik arasında geleneği yeniden şekillendirmiştir. Çalışmada, bu doğrultuda yaşanan gelişmeler Çorum il merkezi geçiş dönemi evlilik uygulama ve pratikleri ile ilişkilendirilerek açıklanmaya çalışılmıştır. Başta yazılı kaynaklar olmak üzere Hitit Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu izni ile çalışmaya mülakat ve gözlem yöntemleriyle gerçekleştirilen görüşmeler kaynaklık etmiştir. Yapılan araştırma sonucunda, geleneğin moda ve popülerite arasında şekillendirildiği, modernitenin yaşam pratikleri üzerinde etkili olduğu buna bağlı olarak kültür endüstrisinin geleneği metalaşmış bir ürüne dönüştürdüğü, bireyin kültür anlayışının bu doğrultuda değiştirildiği söylenebilir. Elbette zamana, mekâna veya olağan seyrine bağlı olarak yaşanan değişimler olacaktır. Ancak, kültürel uygulama ve pratiklerin yapılış gayesinin dışında endüstriyel bağlamda gerçekleştirilmesi geleneğin özünün ve aslının unutulmasına da yol açacaktır. Başta bireye has olan unutuş biçiminin zamanla kolektif unutuşa yol açabileceği ön görülmektedir. Bu bağlamda bireysel çabalar, ulusal ve uluslararası uzlaşmalarla yerel kültürel renklerin, birikimin ve hafızanın yok olmaması yönünde birçok çalışmanın yapıldığı bilinmektedir. Bu anlamda yerel kültürlerin günden güne küresel kültür akıntılarıyla farklı bir yöne evrildiği ve yeni uygulama alanlarıyla bu akıntıların toplumda daha görünür olduğu çalışmada geçiş dönemi evlilik uygulamaları üzerinden değerlendirilmiştir.
Türk destanlarında dağ kutsalının zaman ve mekân bağlamında değerlendirilmesi
Dağ kültü, birçok toplumda yaygın olan önemli bir kültürel ögedir. Türk kültüründe, mitolojisinde, inanç sisteminde ve anlatı geleneğinde yer kaplamış kutsallardandır. Tanrının gökyüzünde olması sebebiyle, dağlar, yükseklikleri ile ona yakın kabul edilir. İnsanlar tarafından tapınma, ritüel, korunma gibi işlevler yüklenir. Kahramanlar ve efsanevi figürler, maceralarını dağlarda yaşar. Dağları aşarak bilgelik ve güç arayışlarında ilerler ve kutsal topraklarına varmak için dağların zirvelerini hedefler. Yükseklikleri ve Tanrıya yakınlıkları açısından önemlidir. Güç, kutsallık, iye ve ata ruhunu barındıran, kahramanların yoldaşı/sığınağı olan kutsal mekânlardır. Bu özellikler dağların bir kutsal mabet olarak görüldüğünü ortaya koyarken, ata toprağı olması da zamanın döngüselliğini gösterir. Öyle ki, destanlarda karşımıza çıkan ata topraklarına olan hasret, ilksel zamana duyulan özlemden gelir. Dağlara doğru yapılan her yolculuk kahramanı ataları ile bir araya getirir. Ata ruhları ile bağdaştırılan dağların kutsal sayılarak kurban kesilmesi, dualar edilmesi ve sığınak haline gelmesi belirtilen niteliklerden ileri gelir. Aynı zamanda, önemli ritüel merkezi sayılan dağların Tanrının evi olması inancı da yaygın bir gerçektir. İnsanlar için dağlar yerin ve göğün birleşme noktasıdır. Bu birleşme toplumun kutsal ile aralarındaki mesafeyi ortadan kaldırır ve insan ile Tanrıyı dualarda, ritüellerde bir araya getirir. Kutsal/ilksel zamanda Tanrı ile birlikte yaşayan insan, dağa çıktığında o anı tekrar yaşar. Dağa yönelen kişi kendini Tanrıya yakın, Tanrıdan bir parça ve ölümsüz hisseder. Böylece dağlar kutsal mekân olarak kabul edilir ve zamanla bir "dağ kültü" oluşur. Dağdan hareketle inşa edilen mabetler; zigguratlar, obolar, kiliseler, sinagoglar ve piramitler ondan ilham alınarak şekillenir.
Kaygusuz Abdal'ın Mesnevi-i İsmişah adlı eseri (İnceleme-metin)
Kaygusuz Abdal, bazı araştırmacılara göre 14. yüzyıl sonu 15. yüzyıl başında bazı araştırmacılara göre ise 15. yüzyılda yaşamış dînî-tasavvufî halk edebiyatı şairlerindendir. Kaygusuz Abdal, şiirlerinde hem âşık edebiyatı hem divan edebiyatı nazım şekillerini kullanmıştır. Onun söylediği şiirler alan araştırmalarıyla, nesilde nesile sözlü geleneğe uygun aktarılarak veya akademik çalışmalarla günümüze ulaştırılmıştır ve aradan yüzyıllar geçmesine rağmen Kaygusuz'un şiirleri halen okunmaya devam etmektedir. Nazım, nesir ve nazım-nesir karışık pek çok eseri bulunan Kaygusuz'un eserlerine dair pek çok araştırma ve inceleme yapılmıştır. Kaygusuz Abdal üzerine kapsamlı çalışmaları yapan isimlerin başında Abdurrahman Güzel gelmektedir. Güzel'in yanı sıra Kaygusuz Abdal'ın eserleri, şiir algısı üzerine akademik makaleler yazılmış, araştırmalar, yüksek lisans düzeyinde çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalardan biri tezimize de konu olan Kaygusuz Abdal'ın mesnevisi ile ilgilidir. Çalışma Zeynep Oktay'ın Kaygusuz Abdal's Mesnevî-İ Baba Kaygusuz: Crıtıcal Edition and Textual Analysis başlığını taşıyan yüksek lisans tezidir. Oktay'ın bu çalışmasını alma sebebimiz, tezinde Kaygusuz Abdal'ın mesnevilerinin nüshalarını karşılaştırmış olmasıdır. Tezimize konu olan yazma Kaygusuz'un mesnevisinin bir nüshasıdır. Bu nüsha, İstanbul Atatürk Kitaplığında bulunmakta ve sonunda 19. yüzyıl sonunda yazıya geçirildiği bilgisi yer almaktadır. Nüshanın başlığı Kaygusuz Abdal Kaddesırru İsmişah'tır. Yazmanın sonunda yer alan Pîrim Hazret-i Hacı Hasan Mestan Şâh-ı Himmet ʿâliyesiyle temâm oldı ve Eser hâmı kumrızâde Turmuş El-Antaki ifadesi müstensih hakkındaki bilgiyi vermektedir. Tezimizde incelenen yazma, Abdurrahman Güzel ve Zeynep Oktay'ın Kaygusuz'un mesnevileri üzerine yapılan çalışmalarıyla beyit farklılıkları açısından karşılaştırılmıştır. Aynı zamanda metin, transkripte şekilde Latin harflerine aktarılmıştır. Nüshada tespit edilen söz sanatları, nazım türleri, halk bilimi unsurları tezin diğer bölümlerini oluşturmaktadır.
Sevinç Çokum'un öykülerinde bir imge unsuru olarak çiçekler ve renkler
Çiçekler ve renkler, hayatın her alanında rastlayabileceğimiz, istifade edebileceğimiz imgelerdir. Her ikisine de gerek müstakil çalışma konuları söz konusu olduğunda gerekse hayatın olağan akışı içerisinde kişisel tercihler olarak rastlayabiliriz. Her iki imge üzerine de yapılmış birçok çalışma mevcuttur. Hem çiçekler hem de renkler bilimsel çalışmaların ve insanların özel, kişisel yaşamlarında yadsınamaz bir hüviyet taşımaktadırlar. Elbette çiçekler ve renkler, çeşitli bilim dallarında ayrı ayrı konu olarak ele alınmış ve çalışılmıştır. Çiçeklerden, bitki bilimi (botanik) ve tıbbi çalışmalar başta olmak üzere pek çok bilim dalında istifade edilmektedir. Renkler ise, resim sanatı ve renk teorisi olarak literatürde yer edinen çalışma başlıklarının temelidir. Çiçekler ve renkler imge unusuru olarak da gerek ayrı ayrı gerek birlikte edebiyata, sanata yansımıştır. Sanatta renklerin ifade gücü oldukça önemlidir. Türk halk geleneğinde öne çıkan pek çok renk mevcuttur. Çiçekler ise, bilimsel çalışmaların merkezine alınmasının yanı sıra günlük yaşamda da insanlar tarafından görsel olarak sıklıkla tercih edilmektedir. Çiçekler ve renklerin edebî eserlere yansıdığı görülmektedir. İmge unsuru olarak her ikisi de pek çok şeyi ifade etme görevi görürler. Çiçeklerin ve renklerin bilimsel çalışmalara ayrı ayrı konu olabilecek niteliği taşıdıkları bilinmektedir. Türk öykü ve roman yazarı olan Sevinç Çokum'un öykülerinde çiçekler ve renkler ayrı bir önem taşımaktadır. Sevinç Çokum, çiçekler ve renklerden oldukça sık istifade etmiştir. Sevinç Çokum'un öykü kitaplarında, üslubunda sıklıkla çiçek ve renk detaylarına yer vermesi, her ikisini de aynı öykü başlığı altığında kullanması dikkat çekmektedir. Çiçekler ve renkleri kullanarak ele aldığı öykülerde kişilerin halet-i ruhiyelerini, olayların seyrini ifade etmiştir. Sevinç Çokum'un öyküleri söz konusu olduğunda çiçeklerin ve renklerin yeri mühim bir yer taşımaktadır. Bu tez çalışması ile Sevinç Çokum'un öykülerinde yer alan çiçeklerin ve renklerin öykü içerisinde tespit edilmesi amaçlanmıştır.
Hacıbektaş İlçe Halk Kütüphanesi 196 numarada kayıtlı şiir mecmuasının transkripsiyonlu metni ve MESTAP'a göre tasnifi
Klasik Türk Edebiyatının en önemli eserlerinden birisi de şüphesiz günümüze kadar pek çok örneği ulaşmış olan mecmualardır. Mecmualar bir derleyici tarafından meydana getirilen, kaleme alan kişinin zevk ve ilgilerine uygun bir şekilde oluşturulmuş eserlerdir. Bu eserler edebî nitelikleriyle edebiyatımıza yeni içerikler sunmaktadır. Mecmualar sadece edebi yönüyle değil divanlarda yer almayan birçok şiiri, bilgiyi ve şairin adını içermesi hasebiyle edebiyatımızın zenginleşmesine katkı sağlamaktadır. Bu tezde Hacıbektaş İlçe Halk Kütüphanesi 196 numarada Kayıtlı Şiir Mecmuasının Tenkitli Metni ve MESTAP'a Göre Tasnifi çalışılmıştır. Mecmuamız toplam 204 varaktan oluşmaktadır. Mecmuanın sadece şiir kısımları ele alınmış olup 1b-112a arasında yer alan şiirlerin incelemesi yapılmıştır. Toplam 93 varakta şiir bulunmaktadır. Bu şiirlerin incelemesi ve transkripsiyonlu metni MESTAP projesine uygun şekilde çalışılmıştır. Mecmuada incelenilen bölümlerde yer alan şairler genellikle 13-15. yüzyıllarda yaşamış şairlerdir. Çalışmamızda bu şairleri ve şairlerin şiirlerini içermektedir. Mecmuada hangi yüzyıla ait olduğu tespit edilemeyen şairlerinde tahminen bu yüzyıllarda yaşadığı düşünülmektedir. Tespit edilen toplam 28 şairi ve 179 şiiri içeren bu çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde mecmuanın tanıtımı ve değerlendirilmesi yapılmaktadır. İkinci bölümde metnin Latin harfleriyle yapılmış transkripsiyonlu şekli yer almaktadır. Üçüncü bölümde proje kapmasında MESTAP tablosu yer almaktadır.
Erken Cumhuriyet dönemi (1923-1950) Türk hikâyeciliğinde çocuk kavramı
1923-1950 yılları arasındaki Türk hikâyeciliğinde, Cumhuriyet'in kuruluşunun getirdiği toplumsal ve kültürel dönüşümün izleri, çocuk kavramının temsilinde de kendini gösterir. Bu dönemde, Batı edebiyatının etkisinde kalan yazarlar, çocuk figürünü gerçekçi ve psikolojik derinliğe sahip bir şekilde tasvir etmeye çalışırken, aynı zamanda geleneksel Türk edebiyatının etkilerini de sürdürmüşlerdir. Çalışma, bu dönem hikâyelerinde, çocuğun toplumsal değişimler karşısındaki konumunu, aile yapısındaki yerini, eğitim ve yetiştirme yöntemlerinin etkisini ve çocukluğun bireysel ve toplumsal anlamını araştırarak, bu dönemde çocuk figürünün nasıl şekillendiğini, nasıl bir kimliğe büründüğünü ve hangi değerleri temsil ettiğini analiz eder. Çalışmada, dönemin önemli hikâyecilerinin eserleri incelenerek, çocuk kavramının toplumsal sorunlar, millîyetçilik, eğitim, aile, yoksulluk, savaş gibi temaların çerçevesinde nasıl işlendiğini, çocuk karakterlerinin hangi sembolik anlamları taşıdığını ve dönem edebiyatının genel akımına nasıl bir katkı sağladığını ortaya koymayı amaçlar. Bu analiz, dönemin sosyal ve kültürel yapısını, çocuk kavramının geçirdiği değişimi ve edebiyatın toplumsal aynası olma özelliğini daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. Anahtar Kavramlar: Erken Cumhuriyet Dönemi, Türk Hikâyeciliğinde Çocuk, Çocuk, Çocuk Kavramı.
Ebvabü'l-Cinan (İnceleme-metin-dizin)
Bu çalışma, yazma eserlerin dil, kültür ve edebiyat tarihi açısından önemini vurgulamak ve Türkoloji alanına katkı sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Yazma eserler, geçmişten günümüze aktarılan dil verileri, edebî zevk ve kültürel etkileşimler hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Bu bağlamda, özellikle transkripsiyon, dil incelemesi ve dizin çalışmalarıyla günümüz araştırmalarına kazandırılan eserler, Türk dili ve edebiyatı çalışmalarına büyük bir zenginlik katmaktadır. Bu doğrultuda, çalışmada 1709 yılında tarihî Yarkent şehrinde Çağatay Türkçesi ile kaleme alınan ve Tataristan Kazan Üniversitesi Oryantal El Yazmaları Koleksiyonu Türk-Tatar El Yazmaları bölümüne kayıtlı olan Ebvâbü'l-Cinân adlı yazma eser, Arap harflerinden Latin harflerine aktarılmış ve transkribe edilmiştir. Ayrıca, eserin dil özellikleri yazım, ses bilgisi ve şekil bilgisi açısından detaylı bir şekilde incelenmiş, dizin çalışması ile metindeki kelime hazinesi ortaya konmuştur. Eserin yazım, ses ve biçim bilgisi açısından değerlendirilmesi, dönemin dil yapısının anlaşılmasına katkı sağlamaktadır. Metnin Latin harflerine aktarımı ve transkripsiyon yöntemiyle bilimsel olarak erişilebilir hâle getirilmesi, hem tarihî Türk dili araştırmaları hem de Çağatay Türkçesi çalışmalarına önemli bir kaynak sunmayı hedeflemektedir.
Yunus Emre'nin eserlerinde söz varlığı
"Yunus Emre'nin Eserlerinde Söz Varlığı İncelemesi" isimli bu çalışmada Yunus Emre'nin Divân'ı ve Risâletü'n-Nushiyye adlı eserleri incelenmiştir. Çalışmanın temelini bu eserlerde yer alan isim türündeki sözcükler oluşturmaktadır. Çalışmanın amaçları, Yunus Emre'deki isimleri ayrıntılı bir şekilde incelemek, şairin düşünce yapısı hakkında fikir sahibi olmak, eserlerden hareketle dönemin kültürel, siyasî ve sosyal yaşamını anlamak, şairin kullandığı sözcük çeşitliliğini ortaya koymak ve bu isimlerin metin bağlamındaki anlamlarına değinmektir. Bu doğrultuda, eserlerdeki isim türündeki sözcükler betimleme (tasvirî) yöntemi ve istatistikî yöntemle ele alınmıştır. Elde edilen veriler ışığında Yunus Emre'nin söz varlığı unsurları yorumlanmış ve şairin kullandığı sözcüklerin zenginliği ortaya konulmuştur. Çalışma giriş bölümü, materyal ve metod bölümü, inceleme bölümü ve sonuç bölümünden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, Yunus Emre'nin hayatı, eserleri ve edebî kişiliği hakkında bilgiler verilmiştir. Materyal ve metod kısmında ise çalışmanın amacı, yöntemi ve sınırlılıkları ortaya konulmuştur. Üçüncü bölüm, çalışmanın ana unsurunu teşkil eden inceleme kısmıdır; bu bölümde kelimeler tematik başlıklar altında değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde, söz varlığının diğer unsurları başlığı altında atasözleri, deyimler, kalıp sözler, ikilemeler ve fiiller ele alınmıştır. Beşinci bölümde, elde edilen sayısal veriler tablolar aracılığıyla sunulmuştur. Sonuç bölümünde ise genel değerlendirmelere yer verilmiştir.