
15
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Kabul/ilgi ana-baba tutumu ve sınav kaygısı arasındaki ilişkide öz şefkat ve öz düzenlemenin aracı rolü
Bu araştırmanın amacı, ortaöğretime geçiş sürecindeki sekizinci sınıf öğrencilerinin kabul/ilgi ana-baba tutumları ile sınav kaygısı düzeyleri arasındaki ilişkide öz düzenleme ve öz şefkatin aracılık rollerini incelemektir. Araştırmanın değişkenleri olan ana-baba tutumu kabul alt boyutu (dışsal değişken), öz düzenleme ve öz şefkat (aracı değişkenler) ile sınav kaygısı (içsel değişken) arasındaki ilişkiler zincirleme aracılık modeli kapsamında ele alınmıştır. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeline göre yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini Orta Karadeniz Bölgesi'nde yer alan bir ilin çeşitli ortaokullarında öğrenim gören toplam 346 sekizinci sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Ana-Baba Tutum Ölçeği, Türkçe Öz-Anlayış Ölçeği, Özdüzenlemenin Dikkat Kontrolü Ölçeği ve Ayda Sınav Kaygısı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistiklerin yanı sıra Yapısal Eşitlik Modellemesi ve Bootstrap temelli aracılık analizlerinden yararlanılmış; analizler AMOS ve SPSS paket programları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları, ana-baba tutumunun kabul/ilgi altboyutunun sınav kaygısı ile ilişkili olduğunu ve bu ilişkinin büyük ölçüde öz düzenleme ve öz şefkat aracılığıyla ortaya çıktığını göstermektedir. Ana-baba tutumunun "Kabul" şeklinde algılanması arttıkça öğrencilerin öz düzenleme becerilerinin yükseldiği, artan öz düzenlemenin öz şefkat düzeyini güçlendirdiği ve gelişen öz şefkatin hem bilişsel fizyolojik hem de sosyal çevre kaynaklı sınav kaygısını anlamlı biçimde azalttığı belirlenmiştir. Analizler sonucunda, ana-baba tutumu kabul/ilgi altboyutu ile sınav kaygısı arasındaki ilişkide öz düzenleme ve öz şefkatin zincirleme aracılık rolü üstlendiği görülmüştür. Elde edilen bulgular, sınav kaygısının azaltılmasında ebeveyn kabulünü temel alan yaklaşımların yanı sıra öğrencilerin öz düzenleme ve öz şefkat becerilerini geliştirmeye yönelik psiko-eğitsel müdahalelerin önemine işaret etmektedir.
COVID-19 pandemisinden etkilenen bireylerin negatif duygulanım ile başa çıkma stratejileri: Bir meta-regresyon çalışması
Bu çalışmanın temel amacı, COVID-19 pandemisinden etkilenen bireylerin negatif duygulanım (stres, korku, anksiyete, depresyon vb. olumsuz duygular) düzeyleri ile başa çıkma stratejileri arasındaki ilişkiyi meta analiz ve meta regresyon yöntemleri aracılığıyla kapsamlı ve sistematik biçimde ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan kodlama formu aracılığıyla analize dâhil edilmeye uygun çalışmalar taranmış ve çalışmaya 34 adet araştırma dâhil edilmiştir. COVID-19 pandemisinin sonucu olarak insanlardaki psikolojik krizi araştıran çalışmaların sayısının oldukça fazla olduğu bilinmektedir. Ancak bu araştırmalar, birden çok değişkenin varlığı sonucunda birbirlerinden oldukça farklı sonuçlar içermektedir. Bu farklılıklar sonucunda genel bir yorum yapmak ve başa çıkma stratejilerinin hangisinin daha etkin olduğunu ifade etmek mümkün olmamaktadır. Meta analiz ve meta regresyon yöntemiyle tüm araştırmaları sentezleyerek daha doğru ve genel bilgilerin elde edilmesi, bu çalışmanın önemini ortaya koymaktadır. Araştırmaya dâhil edilen çalışmalar arasında yüksek heterojenlik bulunduğundan, uygulanan analizde Rastgele Etkiler Modeli kullanılmıştır. Çalışma örnekleminde yayın yanlılığının test edilmesi amacıyla huni grafiği, Egger'ın doğrusal regresyon testi, Begg testi ve Fail-Safe N testleri uygulanarak detaylı bir analiz yapılması amaçlanmıştır. Verilerin analizinde JASP programı kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına bakıldığında, problem odaklı başa çıkma stratejilerini kullanmanın negatif duygulanımla anlamlı düzeyde ilişkili olduğu ve negatif duygulanımın belirli ölçüde azalmasına katkı sağladığı, kişilerin gündelik hayatlarındaki sorunlara aktif çözümlerle yaklaştığı görülmektedir. Bireysel farklılıklara dayalı olarak duygu odaklı başa çıkma stratejilerinin etki düzeyi değişkenlik gösterebilmektedir. Sosyal destek arayışı ve duygusal ifadelerin yeniden planlanması gibi yöntemler bazı durumlarda koruyucu etkisini gösterebilmekte iken duygulara aşırı yüklenilmesi ve pasif duygusal tepkiler gibi yöntemler de negatif duygulanımı artırabileceği tehlikesinin olduğu görülmektedir. Kaçıngan başa çıkma ile negatif duygulanım arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu bulunmuştur. Kaçıngan davranışlar sonucunda negatif duygulanım düzeyinde önemli derecede bir artış olduğu ifade edilmektedir. Analiz sonuçları, katılımcı türü, araştırma türü, etki yönü, veri toplama yılı ve yayın türü gibi değişkenlerin başa çıkma stratejileri ile negatif duygulanım arasındaki ilişkiye ait etki büyüklükleriyle istatistiksel olarak anlamlı biçimde ilişkili olduğunu göstermiştir. Bu çalışmada yapılan meta analiz ve meta regresyon, dünya genelinde ve Türkiye'de COVID-19 pandemisi, negatif duygulanım ve başa çıkma stratejilerini konu alan araştırmaların genel değerlendirmesinin yapılmasını ve hangi stratejilerin daha etkili olduğunu ortaya koymuştur.
Örtük büyüme ve örtük sınıf modelleri: Bireysel iyi oluş durumu üzerine prospektif bir alan uygulaması
Bu çalışmada, birey-içi ve bireyler-arası değişim eğrilerini tanımlama, bu eğrileri açıklamada kullanılabilecek yordayıcı değişkenleri belirleme ve bu eğrilerde kategorik farklılıklar var ise bu farklılıkların örtük gelişim sınıfları olup olmadığını test etmede kullanılabilecek birey merkezli boylamsal bir ölçme yöntemi çalışılmıştır. Bu amaçla Örtük Büyüme ve Örtük Sınıf Büyüme modelleri tanıtılmış, bu modeller ile yapılabilecek psikometrik analizleri içeren ölçme yöntemi üç aşamalı olarak tasarlanmış ve tekrarlı gözlemleri içeren bir araştırmada toplanan bireysel iyi oluş verilerine uygulanarak bulgulara sunduğu katkılar açısından tartışılmıştır. Bireysel iyi oluş verileri, 154 üniversite öğrencisinin bireysel iyi oluş durumlarının bir akademik dönem boyunca gösterdiği değişim örüntülerinin çalışıldığı dört haftalık tekrarlı gözlemleri içeren boylamsal bir uygulamadan alınmıştır. Analizin ilk iki aşaması, sürekli örtük değişkenleri içeren Örtük Büyüme Modelleri ile gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada verideki değişime en iyi uyum sağlayan değişim eğrisi şeklinin belirlenmesi için koşulsuz modeller (doğrusal-Model 0 ve kuadratik-Model I) tanımlanmıştır. Değişim eğrisi şekli için Model 0'ın veriye daha iyi uyum gösterdiği belirlenmiş ve bireysel iyi oluş değişim eğrisi şeklinin doğrusal olduğu, dört haftalık zaman dilimi içinde azalma eğilimi gösterdiği ve büyüme faktörlerine (kesişim ve eğim) ait varyansların anlamlı olduğu belirlenmiştir. İkinci aşamada, bu varyans kaynaklarını incelemek amacıyla zamanla değişen uyku kalitesi, dayanıklılık (yılmazlık) ve stres değişkenleri yordayıcı değişkenler olarak doğrusal modele eklenerek koşullu modeller oluşturulmuş ve bu yordayıcı değişkenlerin dört zaman noktası üzerindeki etkileri kontrol edilmiştir. Tanımlanan ilk koşullu modelde (Model II) sadece uyku kalitesinin etkisi kontrol edilirken, ikinci modelde (Model III) uyku kalitesi ve dayanıklılık değişkenlerinin etkisi ve üçüncü modelde (Model IV) uyku kalitesi, dayanıklılık ve stres değişkenlerinin etkisi birlikte kontrol edilmiştir. Hesaplanan model uyum indeksleri, parametre kestirimlerine ait standart hata değerleri ve açıklanan varyans oranları Model IV'ün veriye en iyi uyum sağlayan model olduğunu göstermiştir. Bulgular, bireysel iyi oluş değişiminin zaman içinde azalma gösterdiğini (Model 0) ve yordayıcı değişkenlerin etkisi kontrol edildiğinde (Model IV) bu azalmanın hızının zaman içinde arttığını göstermektedir. Üçüncü aşamada, örneklem içerisinde örtük gelişim sınıflarının var olup olmadığının belirlenmesinde sürekli ve kategorik örtük değişkenleri birlikte modellemeye izin veren Örtük Sınıf Büyüme Analizi kullanılmıştır. Örtük gelişim sınıfları içindeki sınıf-içi varyansın eşit olduğu varsayılarak bireysel iyi oluş değişim eğrileri için bir sınıflı, iki sınıflı ve üç sınıflı modeller test edilmiştir. Bir sınıflı modele bir sınıf daha eklenmesi ile model uyumunda iyileşme gözlendiği ancak iki sınıflı modele bir sınıf daha eklemenin model uyumunu iyileştirmediği gözlenmiştir. Bireysel iyi oluş değişim eğrilerini tanımlamada, örneklemde homojen örtük sınıfların olma durumu modele eklenince, Model IV'te gözlenen azalmanın sadece birinci örtük sınıfta yer alan bireylerde gözlendiği bulunmuştur. Birinci örtük sınıfta yer alan bireylerin bireysel iyi oluş başlangıç ortalamasının daha düşük olduğu ve ikinci örtük sınıftan bu noktada farklılaştığı gözlenmiştir. Araştırmanın sonuçları en genelde, bireysel iyi oluş durumları ile ilgili bireysel değişimin, hızının ve bu değişimi ve hızını etkileyen özelliklerin gücünün örneklemdeki tüm bireyler için aynı olmadığını göstermektedir. Bu çalışmanın sonuçları, değişim örüntülerinin tanımlanmasında ve bu örüntülerdeki birey-içi ve bireyler-arası farklılıkların nicelleştirilmesinde boylamsal ölçme modelleri kullanılmasının önemini ve boylamsal istatistiksel yöntemleri içeren psikometrik modellerin yapılan çıkarımlara getireceği katkıları örneklendirir niteliktedir.
Kategorik bireysel farklılıkların izlendiği ölçme modelleri için örtük sınıf ve geçiş modelleri: Psikolojik dayanıklılık üzerine boylamsal bir uygulama
Boylamsal çalışmaların, eğitim bilimleri ve sosyal bilimler gibi, merkezinde "değişim" kavramının olduğu alanlarda popülerliği gittikçe artmaktadır. Değişim kavramı, niteliksel veya niceliksel olarak ele alınabilmektedir: niceliksel değişim bir derece veya miktardaki değişimi (örn., test puanlarındaki artış/azalış) ifade ederken niteliksel değişim bir form veya türdeki değişimi (örn., problem çözme stratejilerindeki değişim) ifade etmektedir. Sürekli değişkenlerdeki değişimin değerlendirilmesiyle ilgili yöntemler ve uygulamalar daha yaygın olsa da kategorik değişkenlerdeki değişimin modellenmesinde kullanabilecek istatistiksel tekniklerle ilgili tanıtıcı bilgi ve uygulama örnekleri sunan çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Değişken türü fark etmeksizin, boylamsal çalışmaların teorik, yöntemsel ve analitik konular ile bunların uyumunu hedefleyen bir yaklaşımla tasarlanması oldukça önemlidir. Bu konuları dikkate alarak tasarlanan bu çalışmada, kategorik örtük değişkenlerin zaman içindeki değişimini modelleme amaçlı geliştirilmiş olan, örtük sınıf analizinin boylamsal veri için uzantısı olan örtük geçiş analizi modellerinin, ölçme ve değerlendirme alanında izleme amaçlı yapılan uygulamalarda daha yaygın kullanımına katkı sağlayabilecek bir yöntem ve uygulama örneği sunulmuştur. Çalışmada, ölçmeye konu olan örtük özellik ve göstergeleri olarak alınan gözlenen değişkenler arasındaki ilişkilerin örtük sınıf modelleri ile nasıl tanımlanacağı, alternatif geçiş modellerinin nasıl kurulacağı ve hesaplanacağı, elde edilen bulguların nasıl yorumlanacağı konularını içeren bir yöntem oluşturma süreci yer almaktadır. Madde ve birey düzeyi kesitsel ve boylamsal çıkarımların elde edilmesi için tasarlanmış olan bu süreç beş aşamada tamamlanmıştır. Bu aşamalar ve uygulamaları, üniversite öğrencilerinin yaşadıkları zorluklar ve psikolojik dayanıklılık düzeyleriyle ilgili beş maddenin bulunduğu bir ölçme aracı kullanılarak tekrarlı ölçümlerin alındığı bir çalışmadan alınan veri seti ile çalışılmıştır. Veri, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğrenim gören ve çalışmanın çevrimiçi uygulamasına katılmaya gönüllü olan öğrencilerden (n=360) zaman noktaları arası eşit olacak şekilde (dört hafta arayla) üç zaman noktasında aynı ölçme araçları kullanılarak toplanmıştır. Analiz sürecinin ön adımı, betimleyici istatistiklerin hesaplandığı Adım-0'ın tamamlanmasının ardından, Adım-1'de, her bir zaman noktası için, psikolojik dayanıklılık örtük özelliği için bir sınıflı modelden beş sınıflı modele kadar olmak üzere farklı sınıf sayılarına sahip örtük sınıf model alternatifleri test edilmiştir. Model uyum indeksleri ve çalışmada yararlanılan ve psikolojik dayanıklılığının dört alt kategorisi olabileceğini öneren teorik model ile bir arada değerlendirildiğinde, üç zaman noktası için de beklendiği gibi dört dayanıklılık sınıfının ortaya çıktığı görülmüştür. Bu sınıflar, zorluk ve dayanıklılık düzeyine göre, Dayanıklılık, Yeterlik, Uyumsuzluk ve Savunmasızlık olarak adlandırılmıştır. Adım-2'de, bireyler her bir zaman noktası için, en yüksek olasılığa sahip oldukları sınıflara atanarak bu sınıflardaki bireylerin oranlarının t zamanından t+1 zamanına olacak şekilde çapraz tabloları oluşturulmuştur ve sonuçlar göstermiştir ki, zaman noktaları arası gözlenen geçiş örüntüleri çeşitlilik göstermektedir. Adım-3'te, boylamsal ölçme değişmezliği, tam değişmezlik ve değişebilirlik modelleri ile test edilmiş ve sınıfların anlamlarının (özelliklerinin) zaman noktaları arası aynı kaldığı bulunmuştur. Adım-4'te, dört alternatif örtük geçiş modeli kurulmuş ve test edilmiştir: (1) yalnızca birinci-düzey etkileri içeren model, (2) durağan geçişleri içeren model, (3) birinci ve ikinci düzey etkileri içeren model ve (4) değişen ve kalan olmak üzere iki sınıflı ikinci düzey bir örtük sınıf değişkeni içeren model. Bu modellerden veriye en iyi uyum sağlayan, durağan geçişlerin tanımlandığı Model-2 olmuştur. Bu modelin kestirimleri, düşük zorluk düzeyine sahip sınıflardaki bireylerin (yani Yeterlik ve Savunmasızlık) aynı sınıflarda kalma eğiliminde olduğunu ve yüksek zorluk düzeyine sahip sınıflardaki bireylerin (yani Dayanıklılık ve Uyumsuzluk) düşük zorluk düzeyindeki sınıflara doğru geçme eğiliminde olduğu bulgularını sunmuştur. Bu çalışmanın odağında kategorik değişkenlerdeki değişimin incelenmesinde kullanılan örtük geçiş analizi hakkında kapsamlı bir yöntem ve uygulama çalışması yapmak olsa da elde edilen bulgular öğretmen adaylarının dayanıklılık sınıflarındaki değişim örüntüleri hakkında önemli ipuçları barındırmaktadır. Bu çalışmada, psikolojik dayanıklılık örtük özelliğini ölçmek için toplanan tekrarlı verilere uygulanmış olan yöntem uygulaması ve içerdiği istatistiksel analizler, bağımlı değişkenin kategorik olarak alındığı ve zamana bağlı birey-içi değişimlerin beklendiği eğitim ve psikolojide yapılan ölçme ve değerlendirme araştırmalarında kullanılabilir niteliktedir. Hedeflenen yapı ve teorik çerçevesi dikkate alınarak, alternatif modeller ve uzantıları (yardımcı değişkenlerin modele eklenmesi, çok gruplu analizler vb.) yönteme eklemeler yapılarak çalışılabilir.
Yedinci sınıf seviye belirleme sınavı matematik sorularının üst düzey zihinsel becerileri ölçme düzeyi
Bu çalışmanın amacı, 7. sınıf Seviye Belirleme Sınavı matematik sorularının üst düzey zihinsel becerileri ölçme düzeyini, öğretmenler ve alan uzmanlarının görüşlerine göre saptamaktır.Bu çalışmanın araştırma grubunu, 2008-2009 eğitim-öğretim yılında, Bayburt ilinde görev yapan 30 matematik öğretmeni ve Türkiye'nin çeşitli üniversitelerinde görev yapmakta olan 30 matematik eğitimi alan uzmanı oluşturmaktadır. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından geliştirilen ?Seviye Belirleme Sınavı 7. Sınıf Matematik Testi Üst Düzey Zihinsel Becerileri Belirleme Ölçeği? ile sağlanmıştır. Belirlenen altı alt boyuttaki (problem çözme, analiz, sentez, değerlendirme, eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme) düzeyleri içeren 39 üst düzey zihinsel becerinin matematik kazanımları açısından önem düzeyine ilişkin görüşleri ve 2008 yılı 7. sınıf Seviye Belirleme Sınavı Matematik testinde yer alan soruların üst düzey zihinsel beceri düzeyine ilişkin görüşleri yüzde ve frekanslarla ifade edilmiş, öğretmenlerin ve alan uzmanlarının görüşleri karşılaştırılmıştır. Ölçek güvenirliği açısından incelendiğinde; testin iç tutarlılık katsayısı (Cronbach ?) 0,94 olarak hesaplanmıştır. Öğretmenlerin ve alan uzmanlarının önem düzeyine ilişkin görüşlerinin karşılaştırılması Cramer V katsayısı ile saptanmıştır.Araştırma sonucunda, yüzde ve frekans değerleri %50 ve üzerinde olan görüşler göz önünde bulundurularak öğretmenler ve alan uzmanlarının hemfikir olduğu durumlara bakıldığında 2008 Seviye Belirleme Sınavı matematik sorularında üst düzey zihinsel becerileri ölçen soru bulunmadığı tespit edilmiştir. Öğretmenler ve alan uzmanlarının, ilgili üst düzey zihinsel becerilere, 7. sınıf matematik kazanımları açısından verdikleri önem düzeyi arasında çok büyük farklılıklar olmamasına rağmen alan uzmanlarının üst düzey zihinsel becerilere kazanımlar açısından verdikleri önem daha fazladır.Sonuç olarak soruların, üst düzey zihinsel becerilerle ve kazanımlarla orantılı olarak dağılım göstermesine dikkat edilmelidir. Seviye Belirleme Sınavı sorularının araştırmamıza temel oluşturan bilişsel alanın her düzeyini özellikle de üst düzey zihinsel becerileri ölçen sorularla oluşturulması geleceğimizin garantisi olan gençlerden daha fazla verim sağlayabilmemiz için bir önkoşul olmalıdır.
Çoktan seçmeli, yapılandırılmış grid ve kavram haritası tekniklerinin öğrenci başarısını ölçme açısından etkililiğinin incelenmesi ve öğrencilerin bu tekniklere ilişkin görüşleri
Bu çalışmanın amacı aynı kazanımları ölçmek üzere geliştirilmiş çoktan seçmeli, yapılandırılmış grid ve kavram haritası tekniklerinin öğrenci başarısını ölçme açısından etkililiğini incelemek ve öğrencilerin bu tekniklere ilişkin görüşlerinin neler olduğunu belirlemektir. Araştırma 2007-2008 eğitim öğretim yılında İstanbul ili Üsküdar ilçesinde bulunan bir ilköğretim okulunun 5. sınıfında okumakta olan 147 öğrenci üzerinde yürütülmüştür. Çalışma da 5. sınıf fen ve teknoloji dersi ?Canlılar Dünyasını Gezelim, Tanıyalım? ünitesi kapsamında yer alan ilk dört konu ele alınmıştır. 20 maddelik çoktan seçmeli test, 20 maddelik yapılandırılmış grid ve 2 tane kavram haritaları kullanılmıştır. Öğrencilerin farklı yapılardaki bu tekniklere ilişkin görüşlerini almak için açık uçlu 6 sorudan oluşan bir anket geliştirilmiştir. Öğrencilere sırasıyla çoktan seçmeli test, yapılandırılmış grid ve kavram haritası uygulanmıştır.Uygulamalar tamamlandıktan sonra nitel verileri toplamak için geliştirilmiş olan anket uygulanarak öğrencilerin bu tekniklere ilişkin görüşleri belirlenmiştir.Araştırmada nicel veriler varyans analizi ve korelasyon teknikleriyle ile test edilmiş, nitel veriler ise içerik analizi yardımıyla çözümlenmiştir. Araştırma sonunda farklı yapıdaki testlerin öğrenci başarısı açısından anlamlı bir fark yaratmadığı gözlemlenmiştir. Öğrencilerin bu üç ölçme tekniğinden aldıkları başarı puanları arasında cinsiyet açısından da anlamlı bir farklılık olmadığı saptanmıştır. Öğrencilerin çoktan seçmeli ve yapılandırılmış grid tekniklerine ilişkin olumlu görüşlere sahip oldukları, kavram haritası ile ilgili ise olumlu görüşlere sahip olmadıkları gözlemlenmiştir. Tekniklere ilişkin görüşler incelendiğinde öğrencilerin % 63'ü en çok hoşlandığı teknik olarak çoktan seçmeliyi; % 45'i en çok zorlandıkları teknik olarak kavram haritasını;% 66'sı başarı beklentilerinin en yüksek olduğu teknik olarak çoktan seçmeliyi; %39'u en az karşılaştıkları sınav türü olarak yapılandırılmış gridi; % 82'si en sık karşılaştıkları sınav türü olarak çoktan seçmeliyi;%63'ü yapılacak sınavlarda kullanılmasını istedikleri teknik olarak çoktan seçmeli maddeleri tercih ettiklerini belirtmişlerdir.
Üniversite öğrencilerinin akademik sahtekârlık eğilimlerinin ölçülmesine yönelik bir ölçek geliştirme çalışması
Kopya çekme, intihal yapma gibi davranışları da içine alan akademik sahtekârlık, eğitim-öğretim sürecinin her basamağında olduğu gibi üniversitelerde de görülmektedir. Sık yaşanan ve günden güne artış gösteren bu davranış öğrenciler tarafından normal bir davranış olarak kabul edilmektedir. Eğitim öğretim süreci içinde bu türden davranışları önlemenin ilk adımı, belirtilen davranışları gösterme eğilimine sahip olan öğrencileri belirlemektir. İlgili literatür incelendiğinde, bu davranışları gösterme eğiliminde olan öğrencilerin tespit edilmesinde kullanılacak bir ölçme aracının bulunmadığı gözlenmiştir. Bu eksikliği gidermek amacıyla, bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin akademik sahtekârlık eğilim düzeylerini ölçebilecek niteliklere sahip likert tipi bir ölçek geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla, ilgili literatür taraması ve öğrencilerden elde dilen bilgiler doğrultusunda, ilgili niteliği ölçmek amacıyla yazılan pozitif ve negatif yönlü denemelik 40 madde öncelikle alan uzmanlarının görüşüne sunulmuş, daha sonra istenilen düzenlemeler yapılmak suretiyle, seçilen 25 maddeden oluşan deneme formu Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nin farklı fakülte ve yüksekokullarında öğrenim gören öğrencilere uygulanmıştır.Elde edilen veriler ölçek geliştirme sürecinin adımlarına uygun olarak analiz edilmiştir. Madde-ölçek korelasyonuna dayalı madde analizi ve alt-üst grup ortalamaları farkına dayalı madde analizi sonucunda deneme uygulamasına tabi tutulan tüm maddelerin nihai ölçekte yer alabilir nitelikte olduğu görülmüştür. Açıklayıcı faktör analizine göre ölçeğin deneme formunda yer alan 25 maddenin dört temel faktör altında toplandığı görülürken doğrulayıcı faktör analizi neticesinde birinci faktörde yer alan 3 maddenin ölçek kapsamından çıkarılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Ölçeğin nihai formu 22 maddeden oluşmaktadır. Ölçeğin birinci faktörü ?kopya çekme eğilimi?, ikinci faktörü ?ödev, proje gibi çalışmalarda sahtekârlık eğilimi ? genel?, üçüncü faktörü ?araştırma yapma ve raporlaştırma sürecinde sahtekârlık eğilimi? ve dördüncü faktörü ?atıflara yönelik sahtekârlık eğilimi? biçiminde isimlendirilmiştir.Ölçeğin bütününe ait Cronbach alfa iç tutarlılık güvenirlik katsayısı 0.90, alt boyutlara ilişkin iç tutarlılık güvenirlik katsayıları ise birinci faktörden dördüncü faktöre doğru sırasıyla 0.71, 0.821, 0.785 ve 0.766'dır. Ölçeğin 15 günlük arayla 20 kişilik bir gruba iki kez uygulanması neticesinde elde edilen test-tekrar test güvenirlik katsayısı ise 0.88'dir.Ölçeğin geçerliği için öncelikle uzman kanısına başvurulmuş ve ölçek kapsamında yer alan maddelerin ölçekle ölçülmek istenen özellikleri ölçebilecek düzeyde olduğuna ilişkin ilk bulgular elde edilmiştir. Ölçeğin yapı geçerliği açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi ile test edilmiş ve ölçeğin dört faktörlü bir yapıya sahip olduğu tespit edilmiştir. Ölçeğin iç ölçüte dayalı geçerliği ise alt-üst grup ortalamaları farkına dayalı t-testi ile test edilmiş ve yapılan analiz sonucunda ölçeğin ölçülmeye çalışılan özelliğe sahip olanlar ile olmayanları ayırabildiği sonucuna ulaşılmıştır.Sonuç olarak üniversite öğrencilerinin akademik sahtekârlık eğilimlerini ölçebilecek, toplam 4 alt boyut ve 22 maddeden oluşan geçerliği ve güvenirliği kanıtlanmış bir ölçek elde edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Akademik sahtekârlık, kopya çekme, intihal, ölçek geliştirme, üniversite öğrencileri.
Öğrencilerin ölçme değerlendirme sürecine katılması: Akran değerlendirme ve öz değerlendirme
Bu çalışmanın amacı akran ve öz değerlendirmenin Yüksek Öğretim Hazırlık Sınıflarında uygulanabilirliğini belirlemektir. Öğretmenlerin öğrencilerini etkin bir şekilde ölçme değerlendirme sürecine dahil edip edemeyeceği sorusu akran ve öz değerlendirme çalışmalarıyla cevaplanmaya çalışılmıştır.Araştırmaya Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Dil Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Hazırlık Sınıfları A ve B sınıflarında öğrenim gören 64 orta-üst düzey İngilizce bilgisine sahip öğrenci katılmıştır. Öğrencilerin akran ve öz değerlendirmeye yönelik görüşlerini belirleyebilmek amacıyla akran ve öz değerlendirme eğitimi öncesinde ve sonrasında öğrencilere ölçek uygulanmıştır. Akran ve öz değerlendirme eğitimi sonrasında öğrencilerle birlikte geliştirilen akran değerlendirme formu öğrencilere dağıtılmış ve sınıf arkadaşlarının sunumlarını bu forma göre değerlendirmeleri istenmiş ve elde edilen sonuçlar öğretmenin yapmış olduğu değerlendirmelerle karşılaştırılmıştır. Akran ve öz değerlendirme eğitimi verilen A sınıfı ile hiçbir eğitim verilmeyen ve çalışma yapılmayan B sınıfı öğrencilerinin puanları karşılaştırılarak akran ve öz değerlendirmenin öğrencilerin sunum becerilerini geliştirmelerine katkısı olup olmadığı araştırılmıştır.Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 13.0 istatistik paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Öğrencilerin görüşlerinde eğitim ve uygulama öncesinde ve sonrasında fark oluşup oluşmadığını belirlemek amacıyla İlişkili Örneklemler T-testi uygulanmıştır. Öğretmen puanları ile öğrencilerin sınıf arkadaşlarının sunumlarına vermiş oldukları puanlar arasında herhangi bir ilişki olup olmadığını belirlemek için Pearson Momentler Korelasyon katsayısı bulunmuştur. Son olarak ta uygulama yapılan grup ile yapılmayan gruptaki öğrencilerin sunumlardan almış oldukları puanlar arasında anlamlı bir fark olup olmadığını bulmak için İlişkisiz Örneklemler T-testi uygulanmıştır.Elde edilen bulgulara göre öğrencilerin akran ve öz değerlendirmeye karşı olumlu görüş bildirdikleri saptanmıştır. Yapılan eğitim ve uygulamalar öğrencilerin görüşlerinde anlamlı bir fark yaratmış ve öğrencilerin akranlarını ve kendilerini değerlendirmeye istekli oldukları sonucuna varılmıştır. Ayrıca, akranlarının puanları ile öğretmen puanları arasında yüksek korelasyon bulunmuştur. İki grubun karşılaştırılmasından çıkan sonuç ise anlamlı bulunmamıştır.Anahtar kelimeler: Akran değerlendirme, Öz değerlendirme, Öğrenen özerkliği, Sunumlar
Öğrencilerin çoktan seçmeli, yazılı yoklama ve performans görevleri ile ölçülen fen ve teknoloji dersi başarıları ve öğrencilerin performans görevlerine ilişkin görüşleri
Bu araştırmanın temel amacı, farklı ölçme yaklaşımlarının (çoktan seçmeli, yazılı yoklama ve performans görevi) öğrencilerin fen başarılarını nasıl etkilediği ve öğrencilerin performans görevlerine ilişkin görüşlerinin neler olduğunu incelemektir. Bu araştırma ilişkisel tarama modeli türündedir. Araştırma; 2007-2008 eğitim-öğretim yılı Düzce ili, Kaynaşlı ilçesinde yer alan üç ilköğretim okulunun 5. sınıfında okuyan, toplam 173 öğrenciyle gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin beşinci sınıf Fen ve Teknoloji dersi başarılarını ölçmek için "Canlılar Dünyasını Gezelim ve Tanıyalım" ünitesindeki ilk üç konuda yer alan kazanımlar dikkate alınmıştır. Bu kazanımların ölçülmesi için çoktan seçmeli, yazılı yoklama ile performans görevlerinden yararlanılmıştır. Performans görevlerinin puanlanabilmesi için dereceli puanlama anahtarı geliştirilmiştir. Öğrencilerin farklı test formatları hakkında görüşlerini almak için kapalı uçlu sorulardan oluşan bir anket ve açık uçlu sorulardan oluşan yarı yapılandırılmış bir görüşme formu geliştirilmiştir. Süreçte ilk olarak öğrencilere performans görevleri verilmiş ve bu görevlerin öğretmenlerce puanlanması sağlanmıştır. Daha sonra öğrencilere çoktan seçmeli test ve yazılı yoklama sınavı uygulanmıştır. Sürecin sonunda anket ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak öğrencilerin görüşleri alınmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler tek yönlü varyans analizi ve pearson momentler çarpımı korelasyonu ile anket ve açık uçlu sorulardan elde edilen verilerse betimsel analiz ve içerik analizi tekniğiyle çözümlenmiştir. Bulgular, öğrencilerin çoktan seçmeli test başarısının performans görevi ve yazılı yoklama sınavları başarısına göre daha yüksek olduğunu göstermiştir. Her üç değerlendirme türü arasında orta düzeyde bir ilişki olduğu gözlenmiş, bununla beraber en yüksek ilişki miktarının çoktan seçmeli ile yazılı yoklama sınavı arasında olduğu gözlenmiştir. Kız ve erkeklerin her üç değerlendirme türündeki başarıları arasında anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Öğrencilerin yeni değerlendirme yöntemlerinden performans görevlerine ilişkin olumlu görüşlere sahip oldukları gözlenmiştir.
Farklı test formatları ile ölçülen yabancı dil başarısının öğrencilerin tutumları, kaygı düzeyleri ve öğrenme stilleri ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, öğrencilerin farklı ölçme yaklaşımları (çoktan seçmeli, açık uçlu ve yapılandırılmış grid) kullanılarak ölçülen başarılarının; öğrenme stilleri, İngilizce dersine yönelik tutumları ve kaygı düzeyleri ile ilişkisini araştırmak ve söz konusu üç değişkenin başarıya etkisini incelemektir. Bu araştırma ilişkisel tarama modeli türündendir. Araştırma; 2008-2009 eğitim öğretim yılında öğrenim gören 75 10. sınıf öğrencisiyle gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin durumlarını belirlemeye yönelik üç farklı ölçek uygulanmıştır: önce öğrencilerin dil öğrenmeye karşı tutumlarını belirlemek için Aydoslu (2005) tarafından geliştirilen ?İngilizce dersine yönelik tutum ölçeği? uygulanmış ve tutumları tespit edilmiştir. Daha sonra öğrencilerin öğrenme stillerini belirlemek üzere Oxford (1993) tarafından geliştirilmiş, ?Stil Analiz Ölçeği? (Style Analysis Survey, SAS) uygulanmış ve hangi öğrenme stiline yatkın oldukları tespit edilmiştir. Son olarak öğrencilere Horwitz (1986) tarafından geliştirilen ?İngilizce Dersine Yönelik Kaygı Ölçeği? uygulanarak kaygı düzeyleri belirlenmiştir. Daha sonra üç tür başarı sınavı uygulanmış, bu sınavlarda ?Indoor and Outdoor Activities? ünitesinin kazanımları dikkate alınmıştır. Bu kazanımların ölçülmesinde çoktan seçmeli, açık uçlu ve yapılandırılmış grid ölçme yaklaşımları kullanılmıştır. Elde edilen puanlar standart ?T? puanına dönüştürülerek başarı puanı olarak kullanılmıştır.Araştırmada Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı, tek yönlü varyans analizi ve karışık ölçümler için iki faktörlü ANOVA (split Plot) analizinden yararlanılmıştır.Araştırmada şu sonuçlara ulaşılmıştır: İngilizce dersine yönelik tutum olumlu yönde arttıkça başarının da arttığı görülmüştür. İngilizce dersine yönelik kaygı arttıkça başarının düştüğü görülmüştür. Üç farklı ölçme tekniği ile elde edilen başarı puan ortalaması baz alındığında, görsel ve hareketli öğrenme stiline sahip öğrencilerin, işitsel ve baskın olmayan stile sahip olan öğrencilerden daha başarılı oldukları belirlenmiştir. Açık uçlu maddelerle yapılan sınavda elde edilen başarının sahip olunan öğrenme stillerine bağlı olarak değişmediği, ancak çoktan seçmeli ve grid yöntemi ile yapılan sınavdan elde edilen başarının öğrenme stillerine bağlı olarak değiştiği sonucuna ulaşılmış, hareketli stil grubu öğrencilerin çoktan seçmeli yöntem ile yapılan sınavlarda; görsel stildeki öğrencilerin ise grid testinde daha başarılı oldukları görülmüştür.
Öğretmen adaylarının ölçme ve değerlendirme yeterlik algılarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, AİBÜ Eğitim Fakültesinde öğrenim gören öğretmen adaylarının ölçme ve değerlendirmeye yönelik yeterlik algılarını ve bu algıların cinsiyet, öğretim türü ve öğrenim görülen alan değişkenleri bakımından farklılık gösterip göstermediğini tespit etmektir.Tarama modelinde gerçekleştirilen bu araştırmanın katılımcıları 2009?2010 eğitim-öğretim yılında Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesinin çeşitli bölümlerinin dördüncü sınıfında öğrenim gören 627 (435 kız, 192 erkek) öğretmen adayıdır.Öğretmen adaylarının ölçme ve değerlendirmeye yönelik yeterlik algılarının belirlenmesinde Nartgün (2008) tarafından geliştirilen, ?Ölçme ve Değerlendirme Genel Yeterlik Algısı Ölçeği? kullanılmıştır. Ölçek, ?Temel Kavramlar? boyutu 6 madde, ?Ölçme Teknikleri? boyutu 9 madde, ?İstatistiksel Çözümleme ve Raporlaştırma? boyutu 9 madde olmak üzere toplam 24 maddeden oluşmaktadır. İlgili ölçek 5 dereceli Likert tipi bir ölçektir. Ölçekte yer alan maddelere ilişkin seçenekler, ?çok yeterliyim? ve ?çok yetersizim? arasında değişmektedir. Uygulama neticesinde elde edilen veriler SPSS 15.00 programına işlenmiş ve çözümlenmiştir. Araştırmanın birinci alt probleminin çözümlenmesinde ortalama, standart sapma değerleri kullanılmıştır. Araştırmanın ikinci ve üçüncü alt probleminin çözümlenmesi ilişkisiz gruplarda t testi, dördüncü alt problemin çözümlenmesi ise tek yönlü varyans analizi istatistiksel teknikleri ile gerçekleştirilmiştir.Araştırma kapsamında ulaşılan sonuçlar aşağıda verilmiştir.Yeterlik algıları bir bütün olarak incelendiğinde öğretmen adaylarının ?Temel Kavramlar? ve ?Ölçme Teknikleri? boyutlarında kendilerini yeterli; ?İstatistiksel Çözümleme ve Raporlaştırma? boyutunda ise kendilerini orta düzeyde yeterli algıladıkları görülmüştür. Ölçeğin bütünü dikkate alındığında ise öğretmen adaylarının ölçme ve değerlendirmeye yönelik olarak kendilerini orta düzeyde yeterli algıladıkları görülmektedir.Cinsiyet değişkeni bakımından yapılan karşılaştırmalarda hem her bir alt boyutta hem de ölçeğin bütünü bazında erkek ve kız öğretmen adayları arasında manidar farklılıklar bulunmuştur. Ulaşılan sonuçlar erkek öğretmen adaylarının kız öğretmen adaylarına göre kendilerini daha yeterli algıladıklarını göstermektedir.Öğrenim görülen öğretim türü değişkeni bakımından yapılan karşılaştırmalar neticesinde ?Temel Kavramlar? boyutunda birinci öğretimde öğrenim gören öğretmen adayları kendilerini ikinci öğretimde öğrenim görenlere göre daha yeterli algılamaktadırlar. Diğer alt boyutlar ve ölçeğin geneli bazında öğrenim görülen öğretim türü değişkeni bakımından gruplar arasında manidar bir farklılık bulunmamaktadır.Öğretmen adaylarının yeterlik algıları hem her bir alt boyut hem de ölçeğin bütünü bazında öğrenim görülen alan değişkeni bakımından manidar farklılıklar göstermektedir. Elde edilen sonuçlar özellikle Fen Bilgisi Öğretmenliği Anabilim Dalında öğrenim gören öğretmen adaylarının diğer bölümlerdeki öğretmen adaylarına göre kendilerini daha yeterli gördüklerini; Özel Eğitim Öğretmenliği bölümünde öğrenim gören öğretmen adaylarının ise kendilerini daha az yeterli gördüklerini göstermektedir.Araştırmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
İlköğretim ikinci kademe öğrencilerinin SBS puanları ve akademik başarı puanları değişimlerinin izlenmesi ve SBS puanlarının kestirilmesi
Bu çalışmada, ilköğretim 6., 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin, akademik başarı puanlarının ve Seviye Belirleme Sınavından (SBS) elde ettikleri puanların değişiminin izlenmesi ve bu puanların SBS puanlarını ne derecede açıkladığının öğrenilmesi amaçlanmıştır. Araştırma örneklemini, Kayseri ili Melikgazi ilçesinde bulunan 5 ilköğretim okulunda okuyan, 2008 yılı 6. sınıf, 2009 yılı 7. sınıf ve 2010 yılı 8. sınıf SBS'ye giren 610 öğrenci oluşturmuştur. Araştırma, 3 yıllık SBS alt test ve tam puanları ve aynı yıllara ait yılsonu akademik başarı puanları analiz edilerek yapılmıştır. Analizlerde, SPSS programı üzerinden tekrarlı ölçümler için iki yönlü varyans analizi ve Regrasyon analizi kullanılmıştır.Analizler sonunda ulaşılan temel sonuçlar şunlardır;1-SBS alt test ve tam puanlarında sınıf düzeylerine göre oluşan puan değişimlerinde genellikle kızların daha başarılı olduğu gözlenmiştir. Ayrıca 7. sınıf SBS puanlarının 6. ve 8. sınıf SBS puanlarından düşük olduğu görülmüştür.2-Yılsonu akademik başarı puanlarının sınıf düzeylerine göre yükseldiği ve anlamlı görülen farkların kızların lehine olduğu gözlenmiştir.3-Tüm derslerde SBS alt test puanlarının en iyi yordayıcılarının, aynı sınıfın ve aynı dersin yılsonu akademik başarı puanı veya bir önceki sınıfın SBS alt test puanı olduğu bulunmuştur.
PISA 2006 öğrenci anketi madde yanlılığının sıralı lojistik regresyon ve Poly-SIBTEST yöntemleri ile test edilmesi
Bu çalışmada, PISA 2006 kapsamında uygulanan öğrenci anketinin kültürel ve dilsel farklılıklara ( İngilizce- Türkçe) göre değişen madde fonksiyonu gösterip göstermediği, Avustralya, Yeni Zelanda, Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye örneklemleri üzerinde karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.Araştırmanın örneklemini, PISA uygulamasına katılan 57 ülke ve yaklaşık 400000 öğrenci içinden seçilen 14170 öğrenci ile Avustralya, 4823 öğrenci ile Yeni Zelanda, 5605 öğrenci ile ABD ve 4942 öğrenci ile Türkiye oluşturmaktadır. Çalışmada değişen madde fonksiyonunun olası nedenleri olarak kültürel ve dilsel farklılıklar ele alındığından dolayı benzer ve farklı kültürel - dilsel özelliklere sahip bu dört ülke verisi üzerinde çalışma yapılmıştır. Çalışmada Avustralya referans ülke alınmış ve diğer ülkeler ile aynı dil- benzer kültür (Avustralya- Yeni Zelanda, aynı dil-farklı kültür (Avustralya- Amerika) ve farklı dil-farklı kültür ( Avustralya- Türkiye) karşılaştırması yapılmıştır.Araştırmanın birinci aşamasında, öğrenci anketinin faktör yapısı doğrulayıcı faktör analizi yöntemiyle incelenmiştir. İkinci aşamada ise sıralı lojistik regresyon ve poly-SIBTEST analizleri ile anket maddelerinin farklı kültürler ve diller arasında değişen madde fonksiyonu gösterip göstermediği araştırılmıştır.Doğrulayıcı Faktör Analizi sonuçları ölçme modelinin tüm kültürlerde aynı faktör yapısına sahip olduğunu göstermiştir. Sıralı Lojistik Regresyon ve Poly-SIBTEST bulguları ülkeler arasında farklı fonksiyonlaşan maddelerin olduğunu ortaya koymuştur. Bu yöntemler değişen madde fonksiyonu belirlemede uyum gösterirken değişen madde fonksiyonu düzeylerinde farklılık göstermişlerdir.Analizler sonucunda ülkeler arasında dilsel ve kültürel farklılıklar arttıkça değişen madde fonksiyonu gösteren maddelerin sayısının arttığı gözlenmiştir. Maddelerin kültürel ve dilsel farklılıklardan ötürü değişen madde fonksiyonu gösterebileceği sonucuna varılmıştır. Bu testlerin farklı kültür ve dillerdeki öğrencilere uygulanmasında madde yanlılığı olabileceği gerçeği gözönünde bulundurulmalıdır.
PISA 2009 matematik okuryazarlığı alt testinde bulunan maddelerinin Mantel-Haenszel, SIBTEST ve Lojistik Regresyon yöntemleri ile değişen madde fonksiyonunun incelenmesi
Bu çalışmada, PISA 2009 uygulaması Matematik okuryazarlığı alttestinde, cinsiyete ve kültüre göre değişen madde fonksiyonu (DMF) içeren madde bulunup bulunmadığı incelenmiştir. DMF analizleri Mantel Haenszel, Lojistik Regresyon ve SIBTEST yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın veri setini, cinsiyet değişkeni için PISA 2009 uygulamasında Türkiye?de 5. kitapçığın uygulandığı 332 öğrencinin matematik okuryazarlığı alt testindeki maddelere verdikleri cevaplar, kültür değişkeni için ise PISA 2009 uygulamasında Türkiye, Almanya, Finlandiya ve ABD?deki öğrencilerin 5. kitaptaki matematik testine verdikleri cevaplar oluşturmaktadır. Ayrıca Matematik okuryazarlığı alt testine ait betimsel istatistikler ve güvenirlik analizleri hesaplanarak DMF analizinden önce grup dağılımı hakkında genel bilgi edinilmiştir. Cinsiyet değişkenine göre yürütülen DMF analizleri sonucunda MH tekniğinde 2 adet DMF belirlenirken, LR tekniğinde 3 adet DMF, SIBTEST tekniğinde 4 adet DMF gösteren madde belirlenmiştir. Toplamda DMF?li olduğu belirlenen 5 maddenin 4?ü erkekler lehine, sadece bir tane maddenin kızlar lehine avantajlı olduğu söylenebilir. Türkiye ile Almanya?dan katılan öğrencilerden elde edilen veri setlerine göre yapılan MH analizi sonuçlarına göre 10 maddede DMF bulunmuş, bu maddelerin 5?i Almanya için avantajlı diğer maddeler ise Türkiye için avantajlı olduğu görülmüştür. LR analizi sonucunda 10 maddede DMF bulunmuş, bu maddelerin 7 tanesi Almanya lehine 3 tanesi Türkiye lehine avantaj sağlamaktadır. SIBTEST analizi sonucunda 12 maddede DMF bulunmuş ve bu maddelerin 7 tanesi Almanya lehine 5 tanesi ise Türkiye lehine avantaj sağlamaktadır. Türkiye ile Finlandiya?dan katılan öğrencilerden elde edilen veri setlerine göre yapılan MH analizi sonuçlarına göre 12 maddede DMF bulunmuş, bu maddelerin 6 tanesi Finlandiya için avantajlı 6 tanesi ise Türkiye için avantajlı olduğu görülmüştür. LR analizi sonucunda 10 maddede DMF bulunmuş, bu maddelerin tamamı Finlandiya lehine avantaj sağlamaktadır. SIBTEST analizi sonucunda 13 maddede DMF bulunmuş ve bu maddelerin 7 tanesi Finlandiya lehine 6 tanesi ise Türkiye lehine avantaj sağlamaktadır. Türkiye ile ABD?dan katılan öğrencilerden elde edilen veri setlerine göre yapılan MH analizi sonuçlarına göre 11 maddede DMF bulunmuş, bu maddelerin 5 tanesi ABD için avantajlı 6 tanesi ise Türkiye için avantajlı olduğu görülmüştür. LR analizi sonucunda 9 maddede DMF bulunmuş, bu maddelerin 4 tanesi ABD lehine, 5 tanesi ise Türkiye avantaj sağlamaktadır. SIBTEST analizi sonucunda 13 maddede DMF bulunmuş ve bu maddelerin 8 tanesi ABD lehine 5 tanesi ise Türkiye lehine avantaj sağlamaktadır.
Yıl içinde farklı dönemlerde yapılan Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES) puanlarına ilişkin bir test eşitleme çalışması
Bu çalışmanın amacı; 2011 ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde ÖSYM tarafından merkezi olarak yapılan Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES) Puanlarını doğrusal ve eşit yüzdelikli eşitleme yöntemleri ile eşitlemek, araştırma için bu iki yöntemden en uygun olanını belirlemek ve benzer bir araştırma yapılması halinde elde edilen bulgular çerçevesinde bu yöntemlerden en uygununu önermektir. Araştırmanın evrenini, 2011 ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde yapılan ALES?e her iki dönem katılan 21860 kişi oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi, bilgisayar aracılığı ile evrenin %10'u tesadüfi olarak seçilerek belirlenen 2186 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada kullanılan veriler ALES?in sayısal, sözel ve eşit ağırlık boyutlarına ait ham puanlardır. Verilerin analizi dört aşamada gerçekleşmiştir. Birinci aşamada bütün alt testlerin betimsel istatistikleri hesaplanmış; ikinci aşamada testlerin eşitleme koşullarını sağlayıp sağlamadıkları hesaplanmış; üçüncü aşamada doğrusal ve eşit yüzdelikli eşitleme yöntemleri kullanılarak eşitlenmiş puanlar elde edilmiş; dördüncü aşamada ise eşitleme yöntemlerinden hangisinin araştırma için daha uygun olduğu eşitleme yöntemlerinin hata miktarları WMSE katsayısı elde edilerek bulunmuştur. Eşitleme şartlarının sağlanıp sağlanmadığının tespitinde tek boyutlulukla ilgili olarak alt testlerin iç tutarlılık katsayılarına, ortalamalar ve varyanslar arasında fark olup olmadığına bakılmıştır. Araştırmada kullanılan veriler testlerden elde edilen ham puanlardır. ALES sınavına ilişkin madde puanları elde edilemediğinden faktör analizi yapılamamıştır. Bu sebeple tek boyutluluğun göstergesi olarak KR-21 hesaplanmıştır. Boyutlara ait iç tutarlılık katsayılarının yüksek oluşu sebebiyle tüm işlemler alt testlerdeki tüm maddeler dikkate alınarak gerçekleştirilmiştir. 2011 ilkbahar ile sonbahar dönemlerindeki alt testlere ait ham puanlar üzerinde yapılan işlemler neticesinde eşitleme için gerekli olan önkoşulların tamamının sağlandığı görülmüştür. Doğrusal ve eşit yüzdelikli eşitleme yöntemleri her bir alt test için ayrı uygulanmıştır. Birinci alt problemde ham puanlar ile eşitlenmiş puanlar arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Sayısal ve eşit ağırlık alt testlerinde, fark değerleri incelendiğinde uç değerlere doğru gidildikçe sapmalar görüldüğü gözlenmiştir. Sözel alt testinde ise fark değerleri hep negatif çıkmıştır. İkinci alt problemde ise ham puanlar ile eşitlenmiş puanlar arasında pozitif yönlü yüksek bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca ham puanlar ile bu puanlara karşılık gelen eşitlenmiş puanlardan oluşan grafikte dalgalanmalar gözlenmemiştir. Hangi eşitleme yönteminin araştırmaya daha uygun olduğunu belirlemek için WMSE formülü ile hata miktarları hesaplanmış ve araştırmadaki bulgulara ait veriler incelendiğinde eşit yüzdelikli eşitleme yöntemine ait WMSE katsayısının daha düşük olduğu bulunmuştur. Bu araştırmanın sonucunda; sayısal, sözel ve eşit ağırlık boyutlarına ait eşitleme çalışmasında eşit yüzdelikli eşitlemenin daha uygun olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler:Test eşitleme, tek grup deseni, doğrusal eşitleme, eşit yüzdelikli eşitleme.