
1.225
Arşivlenen Tez
2
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Galen'in mantık anlayışı ve mantık-tıp ilişkisi
Bu çalışmada, Galen'in mantık anlayışı ve mantık ile tıp sanatı arasında kurmuş olduğu ilişki incelenmektedir. Galen, mantık ilmini ele alırken kendisinden önceki mantık geleneklerinden faydalanmış ve onları objektif bir tavırla değerlendirmiştir. Aynı şekilde tıp sanatında da kendisinden önceki tıp ekollerini eleştirel bir tavırla ele almıştır. Bu değerlendirmeler ve incelemeler sonucunda tıp sanatının ancak mantıkî temeller üzerine inşa edildiğinde tam manasıyla başarılı olabileceği sonucuna varmıştır. Bu açıdan Galen, tıp sanatını bir beden, mantık ilmini ise bu bedenin her tarafına dağılmış ve onu diri tutan sinirler gibi düşünmektedir. Dolayısıyla çalışmamızda Galen'in tıp sanatıyla ilgili eserleri bu bakış açısıyla incelenmektedir. Galen'in mantığı pratik amaçlar doğrultusunda ele alması ve mantık ilmini kullanarak tıp sanatına rasyonel bir boyut kazandırmasını göz önünde bulundurarak çalışmamızı giriş, üç bölüm ve bir sonuç halinde oluşturduk. Giriş bölümünde, çalışmanın konusu, amacı, önemi, sınırları, yöntemi ve çalışmada başvurulan birincil ve ikincil kaynaklar özel olarak ele alınmaktadır. Özellikle yöntem kısmında çalışma boyunca karşılaşılan ve çalışmanın içeriği ve formuyla ilgili hususlar tartışılmaktadır. Birinci bölümde, öncelikle mantık ve tıp sanatı ilişkisinin arka planı daha sonra ise Galen'le birlikte oluşan farklılıklara değinilmektedir. Bu farklılıklara değinildikten sonra Galen'in bilgi ve yöntem anlayışına ışık tutulmakta ve ilim elde etme noktasında yanlış yöntemlere başvuran filozof ve hekimlere yönelik eleştirilerine yer verilmektedir. Ayrıca Türkçede Galen ile ilgili yapılacak akademik çalışmalara zemin hazırlamak amacıyla başta felsefe, mantık, ahlak ve tıp olmak üzere bütün eserleri içerikleriyle birlikte ele alınmaktadır. İkinci bölümde, Galen'in mantık anlayışının daha iyi anlaşılabilmesi için Aristoteles ve Stoa mantığına değinilmekte, Galen'in mantık anlayışının bu iki mantık geleneğiyle benzer ve farklı yönlerine dikkat çekilmekte ve Galen'in mantık ilmine olan katkıları vurgulanmaktadır. Ayrıca dördüncü şeklin aidiyeti problemi açıklığa kavuşturulmaya çalışılmaktadır. Üçüncü bölümde, öncelikle Galen'le birlikte bir bütün halinde ele alınmaya başlanan mantık ve tıp sanatı ilişkisi ile Galen'in tedavi noktasında mantıktan faydalanma yöntemine ve şekline değinilmektedir. Daha sonra ise Galen'in tıp sanatıyla ilgili eserlerinden yola çıkılarak bu eserlerde mevcut olan mantık konularıyla ilgili örnekler sistemli bir şekilde sunulmaktadır. Sonuç bölümünde ise Galen'in mantık anlayışı ve mantık-tıp ilişkisi hususunda elde edilen bulgular zikredilmektedir.
Değerler eğitiminde öğrencilere örnek bir model "Hz. Muhammed"
Günümüzde değerler eğitimi çeşitli alanlarda insanların ilgisini çekmekte ve bundan dolayı konuya farklı açılardan yaklaşan çeşitli çalışmalar ortaya koyulmaktadır. Yapılan araştırmalara bakıldığında, cahiliye dönemindeki bir takım çirkin ve kötü alışkanlıklardan kurtulan insanların, evrensel değerleri edindiği İslâm toplumunun inşasında kullanılan Kur'an ve sünnetin ortaya koymuş olduğu ilkelerin irdelendiği çalışmaların yeterince olmadığı görülmüştür. Oysa Kur'ân-ı Kerim ve insanlığa örnek bir model olan Hz. Muhammed (s.a.v), bu alanda zengin içeriğiyle araştırmacılara büyük katkı sunmaktadır ve bu yüzden de araştırılması gerekmektedir. Öte yandan, Hz. Peygamber (s.a.v)'in güzel ahlâkının örnek alınması ve O'nun yaşadığı gibi yaşamaya çalışmak, insanların dünyada ve âhirette huzurlu, onurlu ve mutlu bir hayat yaşayabilmeleri için gereklidir. Bundan dolayı bu çalışmada O'nun insanlığa sunduğu örnek hayatını, -özellikle değerler eğitimi ile ilgilenen eğitimcilerin faydalanması için- evrensel ahlâki değerler açısından aktarmaya çalıştık. İlk bölümde değerler ve değerler eğitimi üzerinde durduk. Ardından İslâm dininde değerler ve değerler eğitimini inceledik. İkinci bölümde de Hz. Muhammed (s.a.v)'in örnekliğinde, Milli Eğitim Bakanlığı'nın belirlemiş olduğu öğretim programlarındaki kök değerleri, Kur'an-ı Kerim ve hadisler çerçevesinde inceleyerek ayrıntılı bir şekilde açıklamaya çalıştık. Böylece değerler eğitimi üzerinde çalışan akademisyenlere, eğitimcilere, öğrencilere ve bu alanla ilgilenen herkesin istifade edebileceği bir çalışma ortaya koyduk.
Süryani Kadim Kilisesinde din eğitimi
Çalışmamızın konusu Süryani Kadim Kilisesinde Din Eğitimi'dir. Hıristiyanlığın ilk inanlıları olarak kabul edilen Süryani Kadim Kilisesinin din eğitimi ve eğitim unsurları dikkate alınarak inceleme yapılmıştır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Süryanilerin tarihi ve kökenleri ele alınmış tarihsel süreçte Süryani Kilisesi'nden kopan diğer kiliseler hakkında da kısaca bilgi verilmiştir. Tarihsel süreç İsa Mesih ve havarilerinden başlatılarak konsiller dönemiyle devam etmiştir. Günümüze yakın olan Osmanlı Devleti'nde ve Cumhuriyet döneminde siyasi politikaların Süryani Kadim Kilisesindeki etkisi göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Süryani Kadim Kilisesindeki din eğitiminin kurumsal bağlamı ele alınarak formal ve informal eğitim şekliyle tasnif edilip açıklanmıştır. Tarihsel süreç tasniflerinden sonra din eğitiminde aktif olan öğreten ve öğrenenlerin hiyerarşik düzeyleri değerlendirilmiştir. Bu hiyerarşideki din adamları ve sahip olması gereken özellikleri belirtilmiştir. Süryani Kadim Kilisesindeki öğretim sürecinde kullanılan araçların, metinlerin din eğitimindeki önemi açıklanmıştır. Son konu başlığı ise din eğitiminde kullanılan ders programları ve yöntemler olup sonuç ile çalışma sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Süryani Kadim Kilisesi, Manastır, Malfono, Öğrenci, Sakrament
Süryani Kadim Kilisesi'nde ruhbanlık
Çalışmanın konusu "Süryani Kadim Kilisesi'nde Ruhbanlık"tır. Çalışmada erken dönem Hıristiyanlığına dayanan, en eski kiliselerden biri olan Süryani Kadim Kilisesi'nde ruhbanlık konu edinmiştir. Ülkemizde Süryani Kadim Kilisesi ruhbanlığı üzerine yapılan müstakil bir çalışma bulunmamaktadır. Süryani Kadim Kilisesi, erken dönem Hıristiyanlığından gelen ruhbanlık yapısını günümüze kadar korumuştur. Günümüzde bu kadim kiliseyi anlayabilmek, aynı zamanda Hıristiyanlığın kökenlerini de anlayabilmek açısından önemlidir. Bunun yanında Süryani Kadim Kilisesi'de ruhbanlık sakramentinin devam etmesi, bu kiliseye ayrı bir önem kazandırmaktadır. Süryani Kadim Kilisesi'nde ruhbanlığın geçmişten günümüze kadar gelişim dönemlerini ele almak çalışmamızın temel hedeflerindendir. Ruhbanlık, Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde ortaya çıkmış bu dinin en eski ve köklü yapılarından biridir. İlk dönemlerden itibaren ruhbanların benimsedikleri hayat tarzını disiplin altına alınmasıyla manastırlar ortaya çıkmıştır. Bu nedenle manastırlar, Hıristiyanlığın köklü kuruluşlarından biri olmuştur. Süryaniler mimari açıdan büyük manastırlar kurmuş, bu manastırlarda yetişen ruhbanlar Süryani Hıristiyanlığının manevi, sosyal ve kültürel yaşamında önemli görevler üstlenmişlerdir. Çalışmada Kilise hiyerarşisinde ruhbanlık ele alınırken Süryani Kadim Kilisesi Terfi ve Atama Kitabı'na (Kirotuniyas) uygun olarak en alt basamak olan Şemmaslık (Diyakozluk) ve onun altındaki rütbelerden başlanmıştır. Ruhbanlığın üst sınıfı olan rütbelerden bahsedilirken güncel bilgi ve belgelerden yaralanılmıştır. Buradaki amaç ruhbanlık rütbelerinin daha iyi anlaşılmasıdır. Ayrıca ruhbanlık sakrementinde olmayan kadın ruhbanlar hakkında da bilgiler verilmiştir. Çünkü hiyerarşik yapıda olmamalarına rağmen Süryani Kadim Kilisesi'nde kadın ruhbanlar da önemli bir yer tutmaktadır. Çalışmada Süryani Kadim Kilisesi'nde ruhbanlık fikrinin tarihsel süreç içerisinden günümüze kadar oluşumu ve günümüzde ruhbanlık hiyerarşik yapısını ortaya çıkarmak hedeflenmiştir. Bütün bu amaç ve hedefler neticesinde Süryani Kadim Kilisesi'nde ruhbanlık, ayrıntılı bir şekilde, sıkıca örgütlenmiş, geçmişteki özgün koşullardan kaynaklı, tümüyle kendine has kilise hiyerarşisine sahip olduğu gözlemlenmiştir. Bu yapı diğer Hıristiyan oluşumları doğrudan veya dolaylı etkilemiştir.
Hinduizm'de yaratılış: Evren ve insan algısı
Bu çalışmanın konusu "Hinduizm'de Yaratılış: Evren ve İnsan Algısı"dır. Çalışmada Hinduizm'de evren ve insan algısı yaratılış fikrinden hareketle ele alınmıştır. Konu evrenin ve insanın yaratılışı ile sınırlandırılmıştır. Burada temel amaç yaratılış fikrinin evren ve insan algısını biçimlendirdiğini bütünsel bir şekilde ortaya koymaktır. Evren ve insan algısı dünya hayatı ve ölüm sonrası hayatı da biçimlendirir. Dolayısıyla çalışmada yaratılış fikrinden hareketle ölüm sonrası hayat fikrini sunma bir diğer hedeftir. Çalışmada Hinduizm'de yaratılış fikri ile ilgili olan kutsal kitap külliyatı ile yaratılış fikrine dayalı olan kaynaklardan yararlanılmıştır. Hinduizm'de evren ve insan algısını şekillendiren yaratılışın dört safhada gerçekleştiği sonucuna varılmıştır. Hinduizm'de beş temel yaratılış elementi vardır. Bu elementler evrenin ve insanın maddi formlarını oluşturur. İnsanın maddi yönü olan beden yaratılış elementlerinden oluşur. Bu elementler ruhtan doğar. Dolayısıyla yaratılış elementleri olumsuz ve kötü değildir. Hinduizm'in temel öğretilerini belirleyen Upanişadlar felsefesidir. Upanişadlarda evren ve insan algısını, dolayısıyla ölüm sonrası hayat fikrini biçimlendiren en temel kavramlar Brahman, Atman, karma, samsara ve mokşadır. Atman ve Brahman birliği idrakı samsara çarkından kurtuluşu sağlar. Samsara çarkından kurtuluş mutlak özgürlük mokşaya ulaştırırır. Hinduizm'de insan ve evren ruhgöçüne tabidir. Evren belirli kalpa çağlarında yok olur ve tekrar yaratılır. Yaratılış fikri dünyaya yüklenen anlamı ve insanın dünya hayatına bakışını belirler. Dolayısıyla yaratılış fikri bireyi kurtuluşa götüren dini uygulamalara yansır. Hinduizm'de dini ritüel ve pratikler yaratılıştaki saf hale dönmeyi amaçlayan uygulamalardır. Yaratılıştaki saf hale gelme mutlak özgürlük mokşaya ulaştırır.
Sosyokültürel açıdan din görevlilerinin toplumdaki imajı (Kayseri/Kocasinan Örneği)
Din insanlığın varoluşundan beri varlığını devam ettiren bir olgudur.Tarihin derinliklerine gidildiğinde dinsiz bir toplumun olmadığı görülecektir.Din, ancak varlığını ona inanan insanların bulunduğu sosyokültürel çevredesomut hale gelir. İslam'da en önemli ibadet namazdır. Namazın eda edildiği,insanların bir araya gelip, olumlu toplumsal etkileşimin ve sosyalbütünleşmenin oluştuğu kutsal mekan camilerdir. Camilerde merkezdebulunan kişi din görevlisidir. Din görevlisi dinin temsilcisi olarak görülür.Günümüzde meydana gelen hızlı değişim ve dönüşüm bağlamında güncelanlamda toplumun zihin dünyasındaki din görevlisi imajı, araştırmamızınkonusunu oluşturmaktadır.Bu çalışma teorik ve amprik olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.Teorik kısımda ilk olarak araştırmamızın amacı, önemi, metot, varsayımlarve konu hakkında yapılmış çalışmalar ele alınmıştır. Daha sonraaraştırmanın temel kavramları açıklanmış, din-toplum ilişkisi, din görevlisi-toplum ilişkisi sosyokültürel bağlamda değerlendirilmiştir. İmajıngünümüzdeki önemi ve teorik açıdan din görevlilerinin imajı konusu elealınmıştır.Amprik kısımda ise 112 denekle yapılan anket çalışması dingörevlilerinin toplumdaki imajı bağlamında değerlendirmeye tabi tutulmuştur.Sonuç bölümünde ise sonuç ve öneriler bölümü yer almış oluparaştırma tamamlanmıştır.Anahtar Kavramlar:Toplum, Din Görevlisi, Sosyokültürel Yapı ve İmaj.
Geleneksel Nuer Dini
Çalışmanın konusu Geleneksel Nuer Dinidir. Nuer halkı Sudan'ın ikinci en büyük etnik grubudur. Bu halkın sahip olduğu gelenek, inanç ve yaşam bütününe Nuer Dini denmektedir. En belirgin inançları yaratıcı ve düzen koyucu Tanrı olarak gördükleri Kwoth'tur. Bununla birlikte ruh inancı Kwoth inancının etrafında şekillenerek dinin önemli bir kısmında yer almaktadır. Nuer Dininde ruhlar aşağı ve yukarı ruhlar olarak sınıflandırılır. Bunların özellikleri, insan ve Kwoth ile olan ilişkileri Nuer Dini'nde çeşitli ritüllleri ve uygulamaları şekillendirmiştir. Bunlarla birlikte atasal ruh klasik bir Afrika inancı olarak Nuer Dini'nde kolvik ruh inancı ile ortaya çıkmaktadır. Nuer Dini'nin bütünlüğünü tamamlayan inançlar, geleneksel uygulamalar ve ritüellerde kendini göstermektedir. Bunlar kurban, geçiş törenleri, doğum ve ölüm ile ilgili bazı ayin ve ritüellerdir. Kurban sadece Kwoth için yapılan temel bir ibadettir. Çok önemli sorunları çözmek için veya önemli bir geleneğin yerine getirilmesi sırasında yapılır. Kurbanın önemi Nuerlerin sığırlarla olan ilişkisine dayanmaktadır. Geçiş, doğum ve ölüm gibi ritüeller mutlaka bir kurban ile gerçekleşir. Nuer Dini işlenirken tarihi süreçte Hıristiyanlaşan Nuerler konu dışında bırakılmaktadır. Ayrıca inanç ve pratiklerin vurgulanmasında siyasi, ekonomik ve bazı sosyal yapılanmalar işlenmemektedir. Nuer Dini için en kapsamlı kaynak Edward E. Evans-Pritchard'ın çalışmalarıdır. Evans-Pritchard yapmış olduğu antropolojik alan çalışmalarında Nuer inancının temel öğelerini, özelliklerini ve etkenlerini farklı eserlerde sunmuştur. Böylece aynı yazarın birçok eseri arasında karşılaştırma ve sentez yapma olanağı bulunmaktadır. Çalışmanın amacı Nuer Dini'ni temel öğeleri ile birlikte ele almaktır. Özellikle Tanrı fikri çalışmanın merkezindedir. Geleneksel Afrika inançları üzerinde yapılan daha önceki çalışmalarda genel yaklaşım bu dinlerin çok tanrılı olmasıdır. Kullanılan referanslardan kaynaklı bu durum tezin bir sorunsalı haline gelmektedir. Nuerlerin Tanrı fikri detaylı işlenmiş ve sonuç olarak tek tanrılı oldukları anlaşılmaktadır. Ayrıca Nuerler kendi etnik dilleri olan Nuer dilini kullanmaktadırlar. Dolayısıyla Nuer Dini'nin de kendine özgü bir terminolojisi vardır. Çalışmanın özgün ve objektif olabilmesi için bu dinin terim ve ifadeleri kendi ana dillerinden örneklerle verilmektedir. Nuer Dini yaşayan bir dindir ve tek Tanrı inancına sahiptir. Bununla birlikte aralarında bir hiyerarşinin görüldüğü ruh inancı bulunmaktadır. Ruhlar insanın günlük hayatını etkileyen antopomorfik özellikte varlıklardır. Ancak insan hayatının idamesi ve yeryüzü hayatının düzeni Tanrı Kwoth'un kurmuş olduğuna inanılan gelenekle sağlanmaktadır. Din adamları yoktur. Ancak bunun yerine toplumun saygın kişileri bazı dini vazifeleri yerine getirmekle toplumu yönlendirmektedir. Dinin belirlenmiş bir zamanda veya yerde yapılması, gereken düzenli bir ibadeti yoktur. Ancak Nuer halkına göre insan doğumdan ölüme kadar hayatının önemli safhalarında belirli ritüellerden geçmelidir. Bu ritüellerde dua ve kurban ile Tanrı Kwoth'a ibadet edilir. Kan davası, evlilik töreni, cenaze töreni, erginlenme töreni gibi uygulamalarda belirli ritüeller ve ayinler yapılarak insanlar Tanrıya yakarır ve O'na ibadet maksatlı kurbanlar sunar.
Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergileri ekseninde Din-devlet-siyaset tartışmaları
Bu çalışma, Cumhuriyet'in kuruluş arifesinde din-devlet ilişkilerini içerentartışmaları kendi bağlamı içinde inceleyerek ne'liğini ortaya koymayı ve günümüzene derecede etki ettiğini anlama ve açıklamayı hedeflemektedir.Araştırmamızın temel kaynağı olan, önceleri Sırat-ı Müstakim daha sonralarıda Sebilürreşad adıyla yayımlanan dergilerin 1911-1924 yılları arasında çıkansayılarındaki din-devlet-siyaset tartışmalarının ele alınıp incelenmesi, Osmanlıİmparatorluğunun son dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş dönemininanlaşılabilmesi ve günümüze ışık tutması açısından büyük önem taşımaktadır.Çalışmamızın ilk bölümünde, araştırmamıza zemin teşkil etmesi bakımından,din, devlet ve siyaset kavramlarının anlam alanları ortaya konmuştur. İslamdünyasındaki din-devlet ilişkisi modelini kısaca tanıtmak amacıyla, İsal'da din, devletve siyasetin yeri, değişen paradigmaların İslam dünyasına yansıması ve din-devlet-siyaset ilişkilerine etkisi ve bu bağlamda ortaya çıkan Osmanlıcılık, İslamcılık,Türkçülük ve Batıcılık ekolleri incelenmeye çalışılmıştır.Tezin ikinci bölümü olan son bölümünde ise, öncelikle Sırat-ı Müstakimdergisinde, sonrasında da Sebilürreşad dergisinde gündeme gelen din-devlet-siyaset tartışmaları ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Plotinus'da ilahi değişmezlik doktrini
Bu tez Plotinus'da ilahi değişmezliğin nasıl anlaşıldığı hakkındadır. İlahi değişmezlik doktrini, felsefe tarihinde birçok filozofça ele alınmış ve tanrısallığın değişim, dönüşüm, oluş ve bozuluştan uzak olduğunu ifade eden bir konu olmuştur. Sokrates öncesi filozoflarda da görülen bu mesele, özellikle Platon ve Plotinus'da detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Bu tezde Sokrates öncesi filozofların ilk ilke anlayışlarıyla beraber Aristoteles'in ve Platon'un felsefesinde değişim ve değişmezliğin ne olduğu incelenmiştir. Daha sonra kendisinden önceki filozoflardan etkilenen Plotinus'da ilahi olanın yani Bir'in değişmezliği konusu ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Felsefi olarak ilahi değişmezliği Plotinus olmadan çalışmak mümkün olmayacağından ve Türkçe literatürde bu konuda doğrudan bir çalışma bulunmadığından ilahi değişmezliğin bu bağlamda çalışılmasının önemli bir boşluğu doldurması muhtemeldir. Tezimizde Plotinus'un bu konuyu üç hipostaz [Bir (Hen), Akıl (Nous) ve Ruh] bağlamında ele aldığı görülmüştür. Buna göre Bir'den diğer hipostazların ve dolayısıyla çokluğun meydana gelişi taşma teorisiyle izah edilmiştir. Bu teori, Bir'de herhangi bir değişme olmaksızın diğer bütün şeylerin ondan nasıl türediğini açıklamaktadır. Tezin sonucunda Plotinus'un Bir'inin mükemmel, tam, basit ve yetkin oluşundan kaynaklı olarak hiçbir şeye ihtiyaç duymaması nedeniyle, varlığında değişime neden olacak her hangi bir durumun meydana gelmediği görülmüştür. Öyle ki Plotinus'un felsefesinde Bir düşünmemekte ve kendini bilmemektedir. Aynı zamanda Plotinus'a göre Bir hakkında konuşmak da mümkün değildir. Bütün bunlar, Plotinus'un felsefe tarihinde alışılagelmiş olan tanrı anlayışlarının ötesinde bir tanrı tasavvuru geliştirdiğini göstermiştir.
Din eğitimi açısından dinî bilgi ve davranış arasındaki ilişki
Bilgi, süje ile obje arasındaki ilişkiden meydana gelen bir ürün olarak tanımlansa da farklı alanlardaki etkinliğinden dolayı farklı disiplinler içerisinde farklı boyutları ile ele alınmıştır. Pozitif bilimlerde bilimsel bilgi, felsefede felsefi bilgi, gündelik hayat içerisinde yer alan gündelik bilgi gibi türler arasında dinî bilgi farklı bir etki alanına sahip özel bir bilgi türü olarak kabul edilmiştir. Gerek kaynağı gerekse yaptırım gücü ile diğer bilgi türlerinden ayrılmaktadır. Kendisine ait farklı özellikleri taşıması, dinî davranış meydan getirme olasılığını artırmakla beraber bu işleyişin çok basit olmadığı aksine birçok şarta bağlı olduğu da ifade edilebilir. Davranışlar; uyarıcı, tepki ve organizmanın iç yaşantılarından oluşan üçlü bir süreç sonunda meydana gelirler. Her davranış aynı zamanda bir öğrenmedir. Öğrenmeler dışarıdan gözlenebilen ve gözlenemeyen öğrenmeler şeklinde ikiye ayrılır. Bazı öğrenmeler ölçülebilen davranışlar olarak dışarıya yansırken, bazı öğrenmeler bilişsel ve duyuşsal (duygusal) alanda doğrudan ölçülemeyen davranışlar meydana getirirler. Dinî bilgi bir boyutu ile amele diğer bir boyutu ile inanca taalluk etmektedir. İnanca taalluk eden boyutunun davranış üzerinde katmanlı bir etkiye sahip olduğu ifade edilebilir. Bu ikinci boyutun doğrudan gözlemlenememesi yaptığı etkinin çerçevesini çizmeyi güçleştirmektedir. Davranışın oluşum sürecinde, uyarıcının yani bilginin yaptığı etki tanımlanabilir bir etki iken, insanın iç yaşantılarının sebep olduğu etki daha karmaşık bir özellik taşımaktadır. Organizmanın iç yaşantıları aracılığı ile güdülenmesi ve güçlü bir inanca sahip olması, onun vereceği tepkiyi yani davranışı büyük oranda şekillendirmektedir. Aynı şekilde gelen bilginin niteliği ile organizmanın sahip olduğu inancın paralel olması, davranışın üzerinde olumlu yönde etki yapmaktadır. Kişi hangi inanca sahipse o inanca mutabık bilgileri öğrendiğinde o bilgiler hem bir anlam kazanır hem de davranışa yönelik motivasyonu artırmış olur. İçten gelen iman saiki ve buna bağlı olarak bilginin kutsal kabul edilmesi müminin davranış geliştirmesinde iki önemli faktör olmaktadır. Bu sebeple dinî bilgi dindar olmayan bir insan için bir anlam ifade etmezken, aynı şekilde seküler bilgi de dindar bir kişi için çoğu zaman bir anlam ifade etmeyebilir. İnsan davranışlarının temelinde bir başka faktörde toplumsal olarak nesilden nesile tevarüs eden bir kısım ahlakî değerlerdir. Farkında olunmadan taşınan ahlakî değerler sonradan öğrenilecek davranışlar üzerinde olumlu ya da olumsuz bir etkiye sahip olabilirler. Dinî veya ahlakî bilgi, önceden öğrenilmiş davranış ile paralellik arz ediyorsa öğrenme hızlı ve etkin olacaktır. Aksi takdirde kutsal bir otorite dayanmış olsa bile dinî bilgi istenen davranışı meydana getiremeyecektir. Dinî bilginin öğrenilmesi kişide her zaman bir davranış meydana getirmemektedir. Söz konusu dinî bilgi tebliğ muhtevalı bir öğretim sürecinin yanı sıra uzun aşamalı, bilişsel ve duyuşsal alanı da kapsayan etkin bir eğitim sürecine de konu olmalıdır.
Din eğitimi perspektifinden dijital çağda bireyin kendini anlamlandırma süreci "Gerçek ve sanal kimliklerin oluşumları ve etkileşimleri"
Araştırmamızın amacı, din eğitimi alan bireylerin gerçek ve sanal dünyaları arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkinin kimlik bütünlüğü üzerindeki etkisini anlamaktır. Özellikle sanal dünyada edinilen kimliklerin gerçek hayata nasıl yansıdığı ve dini kimliklerle uyumlu olup olmadığı, bireylerin kimlik karmaşalarını aşmaları açısından önemlidir. Araştırma, din eğitimi alan bireylerin sanal dünyadaki kimliklerinin gerçek hayattaki dini kimlikleriyle ilişkisini anlamak için bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. Bu sayede araştırmacılara, eğitimcilere ve danışmanlara rehberlik edilmesi hedeflenmektedir. Çalışma kapsamında nitel araştırma yöntemi ve yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Diyarbakır'da yaşayan 30-50 yaş arası ilk orta yetişkin grubuyla yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Araştırma evreni, sosyal medya kullanan ve Y kuşağı olarak adlandırılan bireylerden oluşmaktadır. Araştırmamızın sonucunda din eğitiminin bireylere dini kimliklerini anlamaları ve güçlendirmeleri konusunda rehberlik ettiği ortaya çıkmıştır. Medyanın ve özellikle sosyal medyanın insan üzerindeki etkisinin eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Sanal dünyanın, bireylerin kendini ifade etme ve var olma ihtiyacını karşılayabileceği, ancak gerçek dünyadaki deneyimlerin öneminin unutulmaması gerektiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca, sosyal medya kullanımının narsisistik eğilimleri tetikleyebileceği ve bireylerin ahlaki sorumluluklarını gözetmeleri gerektiği sonucuna varılmıştır. Din eğitiminin, insanlara ahlaki değerleri ve bu değerlerin dijital dünyada nasıl uygulanacağını öğretebileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Yetişkin din eğitiminde peygamber kıssalarının eğitsel değerler yönünden incelenmesi
Bu çalışma, yetişkin din eğitiminde peygamber kıssalarının eğitsel değerler yönünden incelenmesi amacıyla ortaya koyulmuştur. Hz. Muhammed döneminden günümüze kadar eğitimde etkili bir yöntem olarak yer alan peygamber kıssaları üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Din eğitiminde peygamber kıssalarının eğitsel ve pedagojik değerini incelemeye yönelik yapılan çalışmaların önemli bir kısmı çocukluk ve gençlik dönemi üzerine olduğu ve yetişkinlere yönelik yeterli düzeyde ele alınmadığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda yetişkinlerin psiko-sosyal gelişim özellikleri göz önünde bulundurularak din eğitimi ihtiyaçları analiz edilmiş ve Kur'an-ı Kerim'de yer alan peygamber kıssaları bu doğrultuda değerlendirilmeye tabi tutulmuştur. Peygamber kıssalarında yetişkinlerin dini bilgi edinme ihtiyaçlarına yönelik tespit edilen eğitsel değerler, başlıklar altında incelenerek ele alınmıştır.
Danıel C. Dennett ve yeni ateizm
Bu tez yeni ateizm temsilcilerinden Daniel C. Dennett'ın bilinç ve dine ilişkin evrimci yaklaşımı hakkındadır. Yeni ateizm günümüzde natüralist evrimci yaklaşımlarıyla dine ve Tanrı fikrine karşı sert tavırlarıyla bilinen bir ateizm türüdür. Bu çalışmada öncelikle ilk bölümde yeni ateizmin ne olduğu, temel iddiaları ve öne çıkan temsilcileri hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra ikinci bölümde Dennett'ın bilinç anlayışı açıklanmıştır. Dennett ruhu ya da zihni ayrı bir metafizik töz olarak kabul eden düalist anlayışların aksine zihni materyalist bir şekilde yorumlar. Onun hetero-fenomenolojik yaklaşımına göre zihin, beynin işlevsel etkinliklerinden başka bir şey değildir. Böylece o bu görüşüyle bilincin gizemini ortadan kaldırmakla Tanrı ve ruhun da varlığına giden yolları kapatacağını düşünür. Son bölümde ise Dennett'ın dine evrimci yaklaşımı irdelenmiştir. Dennett dinin doğal bir fenomen olduğunu ve bilimsel bir şekilde açıklanabileceğini iddia etmektedir. Bunu da kendisinden önceki yeni ateistlerden biri olan R. Dawkins'in 'mem kuramına' dayandırır. Onlara göre genler nasıl ki kendini eşleyebiliyorsa toplumsal anlamda bazı kültürel birimler olarak memler de kendilerini eşleyebilmektedir. Din de bu şekilde nesiller boyunca aktarılmıştır. Bu nedenle din aslında bir hakikate sahip değildir ve ortadan kaldırılması gereken zararlı memlerden biridir. Bütün bunlar her ne kadar bilimci bir tavırla meseleye yaklaştığını iddia etse de Dennett'ın bilinç ve din kuramını din felsefesinde bir çalışma alanı yapmaktadır. Çalışmada Dennett'ın ateist bilinç ve din kuramına birçok şekilde eleştirilerin yapıldığı da görülmüştür. J. Searle ve R. Swinburne gibi düşünürlerin Dennett'ın bilinç kuramının indirgemeciliğini eleştirdiği görülmüştür. Ayrıca onun dine yaklaşımının oldukça sığ olduğu, mem kuramının birebir gerçekliği yansıtmadığı şeklinde eleştirilerin olduğu da fark edilmiştir. Bütün bunların neticesinde Dennett'ın görüşleri üzerinden yeni ateizmin natüralist bilimci tavırlarıyla din ve Tanrı hakkında verdikleri hükümlerin tartışmalı olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Din Felsefesi, Yeni ateizm, Daniel C. Dennett, Evrim, Bilinç, Mem.
Spinoza'da vahiy ve mucize
Bu tez, Spinoza'nın felsefesinde vahiy ve mucizenin nasıl anlaşıldığı hakkındadır. Spinoza, 17. yüzyılda rasyonalist bir filozof olarak Tanrı'nın tek töz olduğunu kabul etmiştir. Böyle bir Tanrı tasavvuru içerisinde vahiy ve mucizenin nasıl anlaşılacağını belirlemek oldukça mühimdir. Bu nedenle tezin birinci bölümünde Spinoza'nın zorunlu varlık olarak var ettiklerine içkin olan Tanrı anlayışına ve onun panteist mi panenteist mi olduğu hakkındaki tartışmalara yer verilmiştir. Spinoza kendi döneminde dinler hakkında önemli bir araştırmacı ve eleştirmen olarak özellikle kutsal metinlerdeki vahiy ve mucize anlayışıyla doğrudan ilgili olmuştur. Tezin ikinci bölümünde vahiy meselesinin bir bilgi problemi olarak ele alındığı ve peygamberlerin hayal gücünün bu vahyi mümkün kıldığı görülmüştür. Bu konuda onun, Meşşaî gelenekle bir benzerliği olduğunu da vurgulamak gerekir. Spinoza'ya göre Tanrı, her peygamberin mizacına göre vahiy indirmiştir. Ancak o rasyonalist söylemiyle vahyin bir bilgi kaynağı olmadığını ve peygamberlerin sadece ahlaki anlamda örnek alınabileceğine dikkat çekmektedir. Spinoza'nın mucizeye bakışı da klasik görüşten farklıdır. Üçüncü bölümde ele alınan bu konuda, Spinoza'ya göre mucizelerin ilahî kanunlara aykırı olarak meydana gelmediği görülmüştür. Ona göre Tanrısal yasa içerisindeki doğa olayları mucize olarak görülmelidir. Çünkü mucizeler olağanüstü olaylar değil, Tanrı'nın ilk başta ortaya koymuş olduğu sebep sonuç silsilesi neticesinde meydana gelen olaylardır. Spinoza'nın evreni determinist bir yapıdadır. Sonuç olarak, Spinoza'nın Tanrı, vahiy ve mucize konuları hakkındaki görüşlerine bakıldığında onun aklı öne çıkaran bir yöntemle meseleleri ele aldığı ve kendisinde sonra da düşünce tarihinde etkili olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Din Felsefesi, Spinoza, Tanrı, Panteizm, Panenteizm, Peygamber, Vahiy, Mucize.
İbn Sina'da Vahiy
İbn Sina Allah ile alem arasındaki ayrımı sudur düşüncesi ile açıklar. Bu ayrım varlık veren-varlık alan ayrımıdır. Allah ( Zorunlu Varlık ) varlık verendir. Allah Sebeplerin Sebebi, İlkelerin İlkesi'dir. Bu nedenle Allah El-Evvel'dir. İnsanın ben diye nitelediği şey nefsidir. İbn Sînâ buna İnsani Nefs der. İnsani nefs pratik ve teorik akıl olarak ayrılır. Teorik akıl, pratik aklın bedeni yönetmesi için gerekli bilgileri verir. Teorik akıl Sudur düşüncesindeki onuncu akıl olan Faal akılın yardımı ile insan ve Allah arasındaki bilgilenmeyi gerçekleştirir. İnsanın faal akıl yolu ile bilgi edinebilmesi için teorik aklını bil-fiil hale getirmesi gerekir. Bu, soyut, külli, akli bilginin alınabilmesinin yoludur. Peygamberin teorik aklı her an bil-fiil olduğu için gerçek bilgiye her zaman ulaşabilir. Peygamber soyut, külli ve akli bilgiyi biçimlendirir, halka örnekleme yolu ile iletir. Peygamber önce bilir sonra algılar. Diğer insanlar ise önce algılar sonra bilir.
İbn sina'da aşk kavramı
İbn Sina'da aşk kavramını incelediğimiz bu tezimizin konusu, İbn Sina'nın felsefî sisteminde aşk kavramına yüklediği anlamları çıkararak, bu kavramın O'nun ontolojisi ve epistemolojisi açısından; özellikle de Tanrı-insan, Tanrı-âlem ilişkisi açısından ne ifade ettiğini ortaya koymaktır. Tez, giriş, iki ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Tezimizin I. Bölümünde önce ilkçağ felsefesinde, bu bölümün ikinci kısmında ise İslam filozoflarında aşk kavramının nasıl anlaşıldığını ortaya koyduk. Platon bir şeyin eksikliğinden hareketle en mükemmel olana (Tanrı'ya) yol bulma arzusu olarak aşkı tasvir etmektedir. Aristoteles ise aşkı iki açıdan incelemiştir: ontolojik ve psikolojik. Ontolojik açıdan aşk, İlk Hareket Ettirici'nin hareketi arzu ve aşkın sebebidir. Psikolojik anlamda aşk, karşılıklı yarara, seçkinci bir mükemmelliğe ve anlamlı bir eşitliğe dayanır. Plotinos, aşkın sadece ruhta meydana gelen bir duygudan ibaret olmadığını, varlığın meydana gelişinin sebebi olduğunu ileri sürmektedir. I. Bölümün ikinci kısmında Kindî, Fârâbî, İbn Miskeveyh ve İhvan-ı Safa' nın birbirine benzer görüşleri ileri sürdüğü görülmektedir. Buna göre Tanrı Aşk, Âşık ve Mâşuktur ve tüm her şey O'na yönelir, O'na benzemeye çalışır. Tezimin 2. bölümünde İbn Sina da aşkı, Aristoteles gibi ontolojik ve psikolojik olarak iki açıdan ele alır. O'na göre ontolojik açıdan aşk, varlığa gelişin sebebidir. Zorunlu Varlık'tan aşağıya doğru bir zorunluluk, aşağıdan yani varlıklardan yukarı doğru ise arzu ve aşk vardır. Psikolojik açıdan incelenen aşk, Aristoteles'in görüşlerine benzemektedir. Âşık, kendine benzer ve uygun olanla yetkinleşmek ister. Sonuç olarak İbn Sina'da aşk kavramı, ilkçağ yunan filozoflarının aşkla ilgili görüşleriyle ayrıntılarda benzeşiyor olsa da genel çerçevede özgün bir yapı teşkil etmektedir. İbn Sina'ya göre ilkçağ yunan filozoflarından ayrı olarak âlemde bir gaye ve hikmet vardır. Her şey Tanrı'dan gelmiştir ve insanlar da Tanrı'yı bilme derecesine göre yetkinliğe ulaşmaktadır. Nihaî gaye ise kişinin gerçek mutluluk olan Tanrı'yı bilme arzusu ve aşkıyla yetkin olmasıdır.
İbn Sînâ'da Ölümsüzlük Düşüncesi
İbn Sînâ'ya göre insan, ruh ve beden diye ontolojik bakımdan birbirinden tamamen farklı iki cevherin ilişkisinden meydana gelmiş bir varlıktır. Ruhla beden arasındaki ilişki kaynağını Tanrı'dan alan zorunlu bir ilişkidir. Yani her bir beden yaratılınca, onun kendi mizacına uygun bir ruh yaratılır. Ruhsuz bir beden olmadığı gibi, her bedenin ruhu da ayrıdır. Dolayısıyla tenasüh anlamsızdır. Filozofumuza göre beden, ölümle birlikte kendi unsurlarına ayrışarak toprak olur. Ancak ruh, ölümsüzdür. Çünkü ruh, bir cisim olan bedenle kaim olmayıp beden, ruh için bir âlet olmaktan öteye geçemez. Böylece, İbn Sînâ felsefesinde ?cevher ruhun ölümsüzlüğü? ilkesi bütün eskatolojik problemlerin çözümü için bir giriş olmaktadır. İbn Sînâ, ruhun, bedenle birlikte bulunduğu durumuyla, bedenden ayrıldıktan sonraki durumu arasında sıkı bir ilişkinin olduğunu söyler. Ona göre, bedenin ölümünden sonra baki kalan ruh, idrak eden bir cevher olması dolayısıyla ya haz duyar ya da elem duyar. Onun haz duyması mutluluğu, elem duyması ise bedbahtlığıdır. Onun için başka bir durum söz konusu değildir. Buradan anlaşılmaktadır ki ölüm sonrası mutluluk veya bedbahtlık bedene değil, ruha ait olacaktır. Çünkü ruh, bedenden ayrıldıktan sonra bir zat olarak kendi varlığının bilincindedir. Öyle görünüyor ki İbn Sînâ, ölüm sonrası hayat anlayışını, bedeni dışarıda bırakıp sadece ruha ait diye temellendirmiştir. Ancak o, en önemli eserlerinde ölüm sonrası hayatın hem ruh hem de beden için olacağını ifade etmektedir. O halde diyebiliriz ki İbn Sînâ, farklı yaklaşımlarına rağmen ölüm sonrası hayatın hem ruh hem de beden için olacağını kabul etmektedir.
Yahudiler için Kudüs ve dinî anlamı
Yeryüzünde Kudüs gibi, insanların yarısından fazlasının kutsallık atfettiği başka bir yer olmadığı söylenebilir. Kudüs'ün başta tarihi ve dinî olmak üzere sosyo-kültürel ve siyasi açıdan büyük bir öneme sahip olduğu konusunda şüphe yoktur. Kentin tarihsel süreçte yaşamış olduğu değişimler de bu önemi açıkça ortaya koymaktadır. Bu durum Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet'in Kudüs'e yüklediği derin anlamlar ve devletlerin burası için sürdürdükleri mücadelelerin bir sonucu olarak ifade edilebilir. Ancak çalışma, Kudüs'ün sadece Yahudiler için ifade ettiği anlamı tespit etmeye yönelik olarak hazırlanmıştır. Vadedilmiş toprakların merkezi kabul edilen Kudüs, Yahudiler için her dönem özlem duyulan, kendisi için mücadele edilen ve nihayetinde sahip olunan yer olmuştur. Dolayısıyla "Yahudiler için Kudüs ve Dinî Anlamı" çalışmanın konusu olarak belirlenmiştir. Çalışmanın amacına yönelik olarak; Kudüs'ün Yahudi inancındaki dinî anlamı, Yahudilerin Kudüs algısı ve kente atfettikleri değerin temelinde yatan dinî etkenler ortaya konulmuştur. Kudüs'ün Yahudiler için anlamının tespiti için önce temel kaynaklar Tanah ve Talmud'tan yararlanılmıştır. Yahudi geleneği, dünyanın Kudüs'ten başlayarak yaratıldığını ve Hz. Âdem'in yaratılmasında kentten toprak alındığını belirtip Kudüs'ün önemini ve kutsallığını varoluş anından itibaren başlatmaktadır. Ancak Kudüs'ün, Davud dönemi ve sonrasında Yahudiler için somut anlam ifade ettiği, Davud döneminde siyasi merkez olduğu, Süleyman'ın inşa ettiği Mabed ile dinî anlam kazandığı sonucuna varılmıştır. Babil Krallığı'nın Kudüs'ü ve Mabed'i yıkıp halkı sürgüne göndermesiyle Kudüs'ten ayrı kalan Yahudilerin Kudüs'e özlem duyması ve değer atfetmesi kentin kutsallığının tamamlanmasını sağladığı tespit edilmiştir.
Lise öğrencilerinin Tanrı algılarının bağlanma kuramı çerçevesinden incelenmesi
Bağlanma teorisi, bebek ve anne arasındaki ilişki türünün hayati öneme sahip olduğu ve kişilik üzerinde kalıcı yaşam boyu süren bir etkisi olduğunu varsayar. Bağlanma teorisinde genel olarak güvenli, kararsız ve kaçıngan bağlanma olmak üzere üç ayrı bağlanma türünün olduğu görülür. Bağlanma teorisi ile Tanrı algısı incelendiğinde bu iki olgu arasında önemli bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu konuda iki temel hipotez ortaya atılmıştır; telafi ve ikame hipotezi. Telafi hipotezi, Kirkpatrick, ebeveynleriyle güvenli bağlanma gerçekleştiremeyen bireylerin, bu eksikliği "sevgi dolu, kişisel ve ulaşılabilir bir Tanrı'ya inanarak telafi etmeye eğilimli olduklarını belirtmiştir. İkame hipotezi, bağlanma ilişkisinin kalıcı olduğu ilk kurulan örüntülerin yaşam boyu devam ettiğini belirtmektedir. Araştırma, bağlanma kuramının lise öğrencilerinin Tanrı algısı üzerinde ne tür etkilere sahip olduğunu incelenmektedir. Diyarbakır ilinde lise öğrenimi gören 748 öğrenciye uygulanmıştır. Tanrı'ya Bağlanma Envanteri, Yetişkin Bağlanma Ölçeği, Tanrı'ya Bağlanma Ölçeği, Sosyal Karşılaştırma Ölçeği ve sosyo demografik bilgileri edinmek amacıyla kişisel bilgi formu uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar, temel varsayımımız olan ikame hipotezini doğrulamaktadır. Güvenli bağlanan bireyler, Tanrıyla güvenli, güvensiz bağlanan bireylerin ise Tanrıyla da güvensiz bir bağ kurdukları görülmüştür. Sosyo-demografik faktörlerin Tanrı'ya bağlanma üzerinde önemli bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Kadınların erkeklere kıyasla Tanrı'ya daha güvenli bağlandıkları belirlenmiştir. Demokratik aile tutumuna sahip bireylerin, otoriter tutum sergilenen bireylere kıyasla Tanrı ile daha güvenli bağlandıkları görüldü. Namaz kılma sıklığı arttıkça, Tanrı'ya olan güvenli bağlanma davranışları da artmaktadır. Bunun yanında, dua etmenin kaygılı ve kaçıngan bağlanma tarzlarını azalttığı ve Tanrı'ya daha güvenli bir bağlanma sağladığı ortaya çıkmıştır. Katılımcıların, dini gruplara katılım sıklığının artması ile Tanrı'ya daha güvenli bağlandıkları tespit edilmiştir.
Jean-Paul Sartre'da varoluşçu ateizm
Bu tez, Sartre'ın varoluşçu ateizmi hakkındadır. Varoluşçuluk günümüzde halen etkisini sürdüren akımlardan biridir. Varoluşçuluk genel olarak birey merkezli oluşu ve varoluşun özden önceliği ilkesi ile öne çıkmaktadır. Özellikle varoluşun özden önceliği mevzusu Sartre'ın felsefesinin de kilit noktalarından biri olmuştur. Bu tezin ilk bölümünde öncelikle varoluşçuluğun ne olduğu ve kısaca tarihçesine yeri verildi. Ardından varoluşçuluğun iki farklı kanadı olan teist ve ateist varoluşçuluğun farkları ve onları temsil eden önemli düşünürler tanıtıldı. İkinci bölümde ise Sartre'ın kullandığı fenomenolojik yöntem işlendi. Fenomenolojik yöntemin, şeyleri olduğu gibi kavrama etkinliği olduğu ortaya kondu. Ardından Sartre'ın ontoloji anlayışı açıklandı. Buna göre varlığı temelde ikiye ayıran Sartre' göre göre varlık, kendinde-varlık ve kendi-için varlık olarak tanımlanmıştır. Kendinde-varlık, nesneler dünyasını, kendi-için varlık da insanı sembolize etmektedir. Ancak Sartre'ın, bu iki varlık türünü çok keskin ifadelerle ayırmış ve adeta bunun telafisi olarak da hiçlik kavramını ortaya atmıştır. Ona göre birbirinden tamamen bağımsız görünen bu iki varlık hiçlik vasıtasıyla etkileşim kurabilmektedir. Felsefesini özgürlük üzerine kuran Sartre'a göre insan, özgürlük olmaksızın düşünülemez. İnsan varsa ancak özgür olarak vardır aksi mümkün değildir çünkü özgürlük ona göre insanın asli bir özelliğidir. Sartre'a göre insan özgürlüğe mahkumdur. Bu mahkûmiyet, olumsuz psikolojik durumlara neden olmakta ve onun felsefesinde bu durumun adı bulantı hali olarak nitelendirilmektedir. İnsan çaresizlik, umutsuzluk ve kaygı gibi duygu durumlarından dolayı bulantı halini yaşar. Üçüncü bölümde, Sartre'ın din ve Tanrı anlayışının nasıl olduğu ve dine yönelik eleştirileri ortaya kondu. Son olarak da Sartre'ın kendisine yönelik yapılan eleştirilerin neler olduğu ve haklılık paylarının olup olmadığı incelendi. Eleştirilerin odağında özellikle etik anlayışının belirsiz oluşu ve insanı hem özgürlüğe hem de sonsuz sorumluluğa mahkum etmesi vardır. Bu eleştirilere katılmakla birlikte, yine de ortaya koyduğu felsefenin çok değerli olduğunu belirtmekte fayda var.
İsa Mesih'in çarmıhı ve ölümü meselesi
Çalışmanın konusu İsa Mesih'in Çarmıhı ve ölümü meselesidir. Bu çalışma Kur'ân'da çok farklı hususlarda dile getirilen İsa Mesih'in çarmıha gerilmesi ve ölümü meselesiyle sınırlandırılmıştır. Çalışmada İsa'nın hayatını İncillere göre tanımak, çile haftasının önemli konularına değinmek ve hem Hıristiyan hem de Kur'an açısından İsa'nın çarmıh ve ölüm başlıklarının anlam ve boyutlarının araştırılması hedeflenmiştir. Çalışmanın amacı hem İnciller ve Hıristiyanlık hem de Kur'ân ve yorumları açısından çarmıh ve ölüm meselesini karşılaştırmalı şekilde ortaya koymak, böylece Kur'an'ın Hz. İsa'sı, onun çarmıhı ve ölümü hakkındaki kendine has olan anlatım tarzını göstermektir. Çalışmanın sonunda İncillere göre İsa Mesih çarmıha gerildiğ, üç gün sonra dirildiği, yaklaşık kırk gün boyunca havarileriyle beraber kalıp Tanrı'nın sağına yükseldiği, Kur'an'a göre ise Hz. İsa Yahudi veya Romalılar tarafından çarmıha gerilmediği, öldürülmediği ve keyfiyeti sadece Allah'ın bildiği bir şekilde semaya ya da Allah'ın katına alındığı sonucuna varılmıştır. Konu, bu hususlara dikkat edilerek üç bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde İsa Mesih'in hayatı boyunca önemli olan bilgi ve olaylar üzerinden incelenmiştir. Annesi Meryem ve İsa'nın öğretileri ve mucizeleri Hıristiyanlık perspektifinde kanonik ve apokrif İncillerden hareketle ortaya konmuştur. İkinci bölümün konusu İsa Mesih'in çarmıhı ve ölümü olmuştur. Hıristiyan inanç ve kabullerinden hareketle çarmıh ve ölüm konusu yanında bunlarla doğrudan ilişkisi olan doğumu, vaftizi ve son haftasında gerçekleşen son akşam yemeği, tutuklanması, yargılanması, çarmıha gerilişi ve ölümü, üçüncü günde dirilişi ve göğe yükselişi konuları ele alınmıştır. Böylece konunun Kur'an'daki biçiminin Hıristiyanlığa cevap niteliğinin anlaşılması için alt yapı oluşturulmuştur. Üçüncü bölümde çarmıh ve ölüm konusu Kur'ân'dan hareketle, ancak yer yer Hıristiyanlıktaki anlamıyla karşılaştırmalı şekilde ortaya konmuştur. Hz. İsa'nın dirilişi, göğe yükselişi ve ikinci gelişi gibi konular da farklı görüşler doğrultusunda ele alınmıştır. İki dinin temel kaynaklarının çarmıh ve ölüm konusunda aksi bilgiler ihtiva ettiği, fakat benzer ya da yakın özelliklere sahip olduklarına dair görüşlerin ise daha çok Hadis rivayetlerinden kaynaklandığı görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Kur'ân, İnciller, İsa Mesih, İsa'nın Çarmıhı ve Ölümü
Ali Fuad Başgil'in materyalizme bakışı ve eleştirileri
Ali Fuad Basgil'in Materyalizme Bakısı Elestirisi? isimli çalısmamız, Türkiye'de Cumhuriyet öncesiyle baslayan, Cumhuriyet sonrası dönemde de etkilerini göstererek devam eden materyalist akımlar karsısında, Ali Fuad Basgil'in ortaya koymus oldugu maneviyatçı (Spritüalist) yaklasımın incelenmesine yöneliktir. Arastırmamız giris bölümü ve üç bölümden olusmaktadır. Giris kısmında materyalizm ve Türkiye'ye girisi hakkında bir sunustan sonra arastırmanın konusu, önemi, metodu, kapsamı ve sınırlılıkları belirtilmistir. Birinci bölümde; ?Materyalizm nedir? Çesitleri nelerdir?? sorularına cevap aranmıs ve materyalizmin tarihi gelisimi üzerinde durulmustur. kinci bölümde; Ali Fuad Basgil'in Materyalizme ve materyalist düsüncelere bakıs açısı ve sınıflandırması ele alınıp incelenmistir. Bu bölümde ayrıca; Basgil'in materyalist düsünceleri tenkidi incelenmis ve bu düsüncelerden kaynaklanan sorunlar ile Ali Fuad Basgil'in bu sorunlar karsısında gelistirdigi çözüm yolları incelenmistir. Üçüncü bölümde; Materyalist düsünceler karsısında Ali Fuad Basgil'in Spritüalist felsefesi ortaya konulmustur. Bu baglamda Basgil'in; Ruh ve Maneviyatçılık, Din, Ahlak, lim, Maneviyatçı Demokrasi ve Milliyetçilik anlayısı incelenmistir. Sonuç bölümünde ise genel bir degerlendirme ve ulasılan sonuçlar yer almaktadır.
Ziya Gökalp'e göre din ve değişim
Ziya Gökalp, Türk toplumunun çeşitli sorunlarıyla ilgilenen ve bu konularda görüş bildiren öncü bir bilim insanı ve sosyologdur. Modern Türkiye'nin kuruluşundaki etkisi sebebi ile de ayrıca önemli bir kişiliktir ve bu önemini günümüzde de korumaktadır ve fikirleri hala tartışılmaktadır. Bu araştırmada, Gökalp'in ?din? ve ?değişim? konusuna bakışı, Gökalp'in din ve değişim konularını nasıl ele aldığı hususları incelenmiştir. Araştırmada incelendiği gibi Gökalp, dinin işlevlerini toplumsal bağlamda ele almıştır. O'na göre, din dinamik olarak değerlendirilmeli ve dogmatik, donuk biçimde ele alınmamalıdır. Bunlar toplumsal bilinçte gömülü olan ?örf? ile temellendirilmelidir. Buna göre Gökalp dini ele almada örf kurumundan yararlanmıştır. Bu bağlamda Gökalp, ?İçtimai Usulü Fıkıh? isimli bir teori geliştirmiştir. Bu teoride Gökalp dini hukuk olan şeriatın iki esasa dayandığını ileri sürmüştür: Nasslar ve Örf. Birincisi açık, sabit ve değişmez. İkincisi ise zamana göre değişebilir konumdadır. Araştırmada, dini konular ve onların metodolojik imkanı da incelenmiştir. Bu bağlamda din ve değişim arasındaki ilişki ele alınmıştır. Buna göre anlaşılmıştır ki, Gökalp yorumlarını dînî değil, sosyolojik temellendirmelere göre yapmıştır.
Hinduizm'de Trimurti (Brahma, Vişnu, Şiva) sembolizmi
Bu çalışmanın konusu "Hinduizm'de Trimurti (Brahma, Vişnu, Şiva) Sembolizmi"dir. Konu Brahma, Vişnu ve Şiva'nın sembolik yönleriyle sınırlandırılmıştır. Hinduizm'de Trimurti üyelerinin sembolik temellerinin Hindu teoloji ve mitolojisine dayandığını göstermek çalışmanın temel amacıdır. İlk olarak sembol, sembolizm ve dini sembolizm konularına ışık tutulmuştur. Ayrıca kutsal üçlemedeki figürlerin sembolizminin daha iyi anlaşılabilmesi için de teolojik ve mitolojik yönlerine ana hatlarıyla değinilmiştir. Çalışmada kutsal üçlemenin sembolizmi teleojik, ikonografik, ritüelistik açılardan ve festivallerdeki pratik uygulamalar açısından ele alınmıştır. Tüm bu bağlamlarda kutsal üçlemeye yönelik ikonografik, nesnel, sözel ve uygulamalı tüm semboller metinsel ve mitik temelleri göz önüne alınarak ayrıntılarıyla incelenmiştir. Böylece bu çalışmanın Hindu kutsal üçlemesinin sembolik açıdan bir incelemesi olarak literatüre katkı sağlaması amaçlanmıştır.
Hıristiyan kurtuluş doktrini
Bu çalışmanın konusu "Hıristiyan Kurtuluş Doktrini"dir. Kurtuluş doktrini; Tanrı'nın ilahi doğasını, insanın kurtuluşuna dair ezeli amacını ve bu amaç doğrultusunda şekillenen ilahi kurtuluş tasarısını içerir. Bu ilahi tasarı, Hıristiyan kutsal tarihi içinde çizgisel zaman boyunca geçirdiği aşamalarla birlikte, nihayetinde Mesih'in mistik bedeninde birleşerek kurtuluşa ulaşmayı hedefleyen bütüncül bir teolojik yapı sunmaktadır. Araştırma, Dinler Tarihi disiplini çerçevesinde, tarihsel-teolojik bir yaklaşımla yürütülmüş; tarihsel, metinsel, fenomenolojik ve antropolojik yöntemler birlikte kullanılmıştır. Başta Kutsal Kitap metinleri ve Kilise Babaları'nın eserleri olmak üzere, klasik ve modern kaynaklar incelenmiş; Batı teolojisinin önde gelen düşünürleri ile Türk akademik literatüründen elde edilen veriler sentezlenmiştir. Çalışma, Hıristiyan inanç sistemi sınırları içinde kalarak Tanrı'nın kurtuluş tasarısının tarih içindeki tezahürünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Pavlus'un "Mesih sırrı" olarak tanımladığı bu ilahi tasarı, kutsal metinlerin bütünlüğü içinde temellendirilmiştir. Patristik dönemden Orta Çağ ve modern döneme kadar doktrinin tarihsel gelişimi ortaya konulmuştur. Bu tarihsel arka plana dayanarak Hıristiyan kurtuluş doktrininin teolojik yapısı incelenmiş; Tanrı'nın kurtuluş tasarısı, İsa Mesih mekezli yaratılıştan kurtuluşa kadar sistematik bir biçimde değerlendirilmiştir. Ayrıca, bu teolojik yapının Hıristiyan bireyin yaşamına, kilise pratiğine ve toplumsal düzene yansımaları ele alınmıştır. Sakramentler aracılığıyla kurtuluşun somutlaşması, Kilise'nin Mesih'in mistik bedeni olarak konumlandırılması ve ahlaki yaşamla olan ilişkisi bu bağlamda incelenmiştir.
Fen lisesi öğrencilerinin ahlaki tutum ile akademik başarı ilişkisi hakkındaki görüşleri
Bu çalışmada, fen lisesi öğrencilerinin ahlaki tutum ile akademik başarı ilişkisi hakkındaki görüşleri ile ahlaki niteliklerin akademik başarıya etkileri ele alınmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda ahlak eğitimi ve akademik başarı ile ilgili hususlar ayrı ayrı ele alınmış, ergenlik dönemi bireylerinin eğitim süreçlerinde bu iki alanın anlam ve önemine değinilmiştir. Çalışmanın teorik kısmında ahlak eğitimi, akademik başarı ve ergenlik dönemi özellikleri ayrı ayrı ele alınmıştır. Alan araştırması kısmında Diyarbakır ilinde akademik başarı puanı sıralaması olarak ilk üç sırada olan fen liselerindeki öğrenciler ile görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerde öğrencilere ahlaki nitelikler ile akademik başarı arasında bir ilişki olup olmadığı, varsa nasıl bir ilişki olduğu, en çok hangi ahlaki niteliklerin kendi akademik başarılarına katkı sağladığı, çalışmanın, iradeli olmanın, sabırlı ve sorumluluk sahibi olmanın akademik başarıya etkilerinin neler olduğu, tevekkül etmenin akademik başarıya ve akademik kaygılara nasıl etki ettiği, ilim öğrenme isteğine sahip olup olmadıkları, rol model aldıkları kişilerin kimler olduğu ve İslam dininde öne çıkan şahsiyetleri rol model alıp almadıkları gibi sorular sorulmuştur. Mülakatlardan elde edilen veriler, betimsel analiz, içerik analizi ve söylem analizlerine tabi tutulmuştur. Literatür taraması yapılarak benzer çalışmaların sonuçları ile birlikte değerlendirilerek yorumlanmıştır. Araştırmamızdan elde ettiğimiz sonuçlar, ahlak eğitimi ile akademik başarı arasında olumlu bir ilişki olduğu yönündedir. Araştırmaya katılan fen lisesi öğrencilerinin çoğunluğunun ahlaki tutum ile akademik başarı arasında doğru orantılı bir ilişki olduğu görüşünde oldukları tespit edilmiştir.
İlahiyat öğrencilerine göre öğretmenlik uygulaması
Bu araştırma, Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi son sınıf öğrencilerinin öğretmenlik uygulaması sürecindeki algılarını ve yaşadıkları sorunları merkeze almaktadır. Her yıl yüzlerce ilahiyat öğrencisi öğretmen kimliğiyle mesleğe adım atmakta ve ilk mesleki deneyimlerini öğretmenlik uygulaması sürecinde yaşamaktadırlar. Bu yönüyle araştırma, staj deneyimlerini geniş bir örneklemle ve nicel yöntemlerle inceleyerek alana katkı sunmayı hedeflemektedir. Araştırmada nicel yaklaşımlardan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Elde edilen veriler 2023-2024 yılında 411 son sınıf öğrencisinden dört alt boyutlu 5'li Likert tipi ölçme aracı ile toplanmıştır. Toplanan veriler SPSS programında t-testi ve ANOVA gibi istatistiksel teknikler kullanılarak çözümlenmiştir. Genel bulgular, öğrencilerin uygulama öğretmenlerine (X̄=4,11) ve akademisyenlere (X̄=3,95) yönelik kişisel algılarının olumlu olduğunu gösterse de, sürecin işleyişinde bazı pedagojik ve sosyal sorunlar barındırdığını da ortaya koymaktadır. Özellikle akademisyenlerin ders gözlem sıklığının yetersizliği (X̄=2,78), uygulama öğretmenlerinin yeterli ders anlatma fırsatı sunmaması (X̄=3,02) ve adayların okulda sosyal kabul görmeyerek kendilerini "fazlalık" hissetmeleri (X̄=3,02) sürecin en zayıf halkaları olarak öne çıkmaktadır. Adayların en çok zorlandıkları alanların başında ise sınıf yönetimi (X̄=2,74) ve zaman yönetimi (X̄=2,63) gibi pratik beceriler gelmektedir. Bu bulgular, adayların sahada en çok ihtiyaç duydukları desteği yeterince alamadıklarını göstermektedir. Ayrıca, algıların cinsiyet, yaş ve doğum yeri gibi değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar gösterdiği de tespit edilmiştir. Sonuç olarak araştırma, fakültede edinilen teorik bilginin sahaya aktarımında bir teori-pratik uyumsuzluğu olduğunu ortaya koymaktadır. Bu teori-pratik kopukluğu; sahadaki akademik rehberliğin zayıf kalmasından, öğrencilerin pratik becerileri kazanırken zorlanmasından ve okul ortamında mesleki olarak kabul görme konusunda yaşadıkları sorunlardan kaynaklanmaktadır. Bu doğrultuda, öğretmen yetiştirme programlarının niteliğini artırmak için fakülte-okul arasındaki paydaş iş birliğinin güçlendirilmesi ve pedagojik formasyon derslerinin içeriğinin daha fazla uygulama odaklı yapılandırılması elzemdir.
Hindu bireysel ve toplumsal kimlik inşasında Samskaraların rolü
Bu tez, Hindu samskaralarının bireylerin kamusal alandaki varoluş sürecindeki etkilerini ve toplumsal kimlik ile aidiyetin kuruluşundaki rollerini, ritüel ve geçiş ritüelleri bağlamında incelemektedir. Hinduizm'deki samskaralar, bireylerin yaşam döngüsünde önemli dönüm noktalarını simgeleyen, kutsal ritüellerle şekillenen uygulamalardır. Tez, bu ritüellerin bireylerin hem kişisel hem de toplumsal düzeyde kimliklerini inşa etmelerine nasıl katkıda bulunduğunu ve toplumsal aidiyetin güçlenmesindeki rolünü ele almaktadır. Çalışma, doğum, erginlik, evlilik ve ölüm gibi geçiş ritüellerinin, bireyleri toplumsal yapılarla ilişkilendirerek kültürel ve dini aidiyet duygusunu pekiştirdiğini vurgulamaktadır. Samskaralar, bireyleri toplumla bağlantı kurmaya iter ve onlara yerini, rollerini hatırlatır. Aynı zamanda bireylerin toplumsal normlar, değerler ve inançlar doğrultusunda davranışlarını biçimlendiren güçlü bir kültürel yapı oluşturur. Bu çalışma, Hindu ritüellerinin bireylerin kişisel kimliklerinin yanı sıra, toplumsal aidiyetlerini nasıl dönüştürdüğünü ve bu süreçlerin toplumlar arası etkileşimlerdeki rolünü anlamayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda, samskaraların sosyal yapılar üzerindeki etkisi, kültürler arası benzerlikler ve farklılıklar çerçevesinde de ele alınmaktadır. Bu çalışma, Hindu samskaralarını; toplumsal yapı üzerindeki etkili, sosyal bağları güçlendiren ve toplumsal aidiyetin oluşması sürecinde önemli bir fenomen olarak göstermektedir. Tez, Hinduların kamusal alandaki varlıklarını, dini ve kültürel bağlamda daha derinlemesine incelemekte ve samskaraların toplumsal aidiyet duygusunun gelişimindeki rolünü ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Yahudilik'te kadına bakış: Nidda örneği
Bu çalışmanın konusu "Yahudilik'te Kadına Bakış: Nidda Örneği"dir. Konu, Yahudilik'te kadının regl döneminde ritüel anlamda kirli sayılarak insanlara ve nesnelere kirliliği bulaştırması ve kutsal alan ile ilişkisine ket vurulması bağlamında değerlendirilmiştir. Yahudilik'te hassasiyetle üzerinde durulan aile saflığı ile regl dönemi ilişkisi üzerinde durulmuştur. Konu, Yahudi geleneğinde kadına dair gelişen olumsuz algı ile sınırlandırılmıştır. Ritüel kirliliğin başkaca sebepleri de bulunmakla birlikte işlenilen konu itibariyle kadının özel hali olarak nitelendirilen nidda dönemi kirliliği üzerinde durulmuştur. Yahudi geleneğinde kadına dair gelişen olumsuz algının bir tezahürü olan nidda dönemi yasaklarının daha iyi anlaşılabilmesi maksadıyla çalışmanın birinci bölümünde Yahudilik'te kadının konumu, olumsuz anlatılar ekseninde işlenmiştir. Akabinde kadının konumuna kaynaklık eden yaratılış anlatısı ile aile ve ibadet hayatında kadın yansımalarına değinilmiştir. Yahudi kadının regl döneminde uyması gereken katı kurallar, uymadığı takdirde karşılaşacağı yaptırımlar ve kirlilikten arınma ritüelinin bir parçası olan mikve çalışmanın ikinci bölümünde ele alınmıştır. Böylece bu çalışma, Yahudi geleneğinin oluşturduğu olumsuz kadın algısı etrafında şekillenen nidda yasaları ile kadının katı temas kuralları aracılığıyla aile hayatından ve kutsal alandan uzaklaştırılmasının temelleri anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda Yahudi kadınının fıtri özelliğinden dolayı asırlardır ötekileşmesi problemine kaynaklık eden temel etkenin bizzat din değil, eril otoritenin zihninin bir yansıması olduğu ortaya konulmuştur. Böylelikle Yahudilik'te kadın çalışmaları literatürüne katkı sağlanması amaçlanmıştır.
4-6 yaş kuran kurslarında oyunun çocukların dini gelişimine etkisi: Öğretici görüşleri
Bu araştırma, Kur'an kursu öğreticilerinin perspektifinden hareketle 4-6 yaş grubu çocukların dini gelişim süreçlerinde oyunun rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda "oyun" kavramı, çocukların kendiliğinden geliştirdikleri doğal oyun davranışlarından ziyade, öğreticiler tarafından belirli öğrenme hedeflerini gerçekleştirmek amacıyla yapılandırılan ve pedagojik sürece entegre edilen oyun temelli etkinlikler olarak ele alınmıştır. Öğreticiler, oyunun çocukların bilgi, beceri ve değerleri içselleştirmelerinde doğal bir öğrenme ortamı sunduğunu ve bu nedenle din eğitimi açısından etkili bir yöntem teşkil ettiğini ifade etmektedir. Araştırma, açımlayıcı sıralı karma desen kapsamında yürütülmüştür. İlk aşamada, Türkiye genelinde görev yapan 202 öğreticiye 31 maddelik beşli Likert tipi bir ölçek uygulanmıştır. Ölçek geliştirme sürecinde içerik geçerliği uzman görüşleri doğrultusunda sağlanmış, maddelerin teorik çerçeveye uygunluğu güvence altına alınmıştır. Nicel analizlerde betimsel istatistikler, öğreticilerin oyun temelli din eğitimine yönelik tutumlarının yüksek düzeyde olduğunu göstermiştir. Açımlayıcı Faktör Analizi sonucunda ölçeğin çok boyutlu bir yapıya sahip olduğu; maddelerin faktör yüklerinin kabul edilebilir sınırlar içinde yer aldığı belirlenmiştir. Ölçeğin Cronbach's alpha değeri .948 olup yüksek iç tutarlılığa işaret etmektedir. Demografik değişkenlere göre yapılan karşılaştırmalarda yalnızca kıdem değişkeninde anlamlı farklılık görülmüş; diğer değişkenlerde homojen bir tutum dağılımı tespit edilmiştir. İkinci aşamada nicel örneklemden seçilen 50 öğreticiyle yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Tematik analiz sonucunda yaşa uygunluk, değerler eğitimi, soyut dini kavramların somutlaştırılması, motivasyon artışı, oyun temelli değerlendirme ve materyal kullanımı gibi temalar ortaya çıkmıştır. Öğreticiler, oyunun Allah sevgisi, sabır, paylaşma ve yardımlaşma gibi dini ve ahlaki değerlerin kazandırılmasında etkili olduğunu vurgulamış; soyut kavramların ise drama, kukla ve hikâye gibi oyunlaştırılmış yöntemlerle daha anlaşılır hâle geldiğini belirtmişlerdir. Ayrıca oyunun çocukların derse ilgisini artırdığı, öğrenmenin kalıcılığına katkı sağladığı ve doğal bir değerlendirme aracı işlevi gördüğü ifade edilmiştir.
Aron Ha Berit, Tallit ve Kadiş Duasının Yahudi yaşamına etkisi
Bu çalışmanın konusu "Aron Ha Berit, Tallit ve Kadiş Duası'nın Yahudi Yaşamına Olan Etkisi"dir. Çalışmada Aron Ha Berit, Tallit ve Kadiş sembolleri sırasıyla ele alınarak Yahudi inancının ruhu, yaşanma biçimi ve tarihi bütünsel bir şekilde anlamak amaçlanmıştır. İnanç sistemlerinin görsel dili olan dini semboller, anlaşılması istenen bir dinde araştırılması gereken öncelikli konulardandır. Çalışmada ele alınan bu semboller Yahudi tarihinde, inancında, ibadetlerinde ve sosyal hayatlarında önemli bir yere sahiptir. Aron Ha Berit, Tanrı ile İsrailoğulları arasında yapılan ahdin simgesi ve Yahudi halkının Tanrı'ya olan bağlılıklarını simgeler. Aynı zamanda Aron Ha Berit, Yahudilik'te Mabed'in oluşmasında etkili, Tanrı'yı onlara yakın hissettiren en önemli sembollerdendir. Aron Ha Berit hem tarihsel hem toplumsal hem de günümüz Yahudiliğinin teşekkülü açısından önemli bir yere sahiptir. Yahudi ibadetlerinde ilk göze çarpan tallitin kullanımı, Tanrı'nın emrine dayanmaktadır. Yahudi kimliği ve toplumsal birliğin önemli bir simgesi olan tallit, kişinin hem fiziksel hem manevi bir bağlantı kurarak Tanrı ile olan ilişkisinin derinleşmesini sağlar. Kadiş Duası ise cenaze törenleri ve anma günlerinde okunur. Ölen kişinin ruhu için Tanrı'dan merhamet dileme ve yaşamın geçici doğasına karşı bir kabul anlamı taşır. Kadiş Duası sadece ölen kişi için değil aynı zamanda Tanrı'ya olan sadakati ve bireylerin dini sorumluluklarını yerine getirme noktasında bir hatırlatıcı ve toplumsal birliği pekiştirmeye yardımcı olur. Çalışmada ele alınan Aron Ha Berit ile Yahudiliğin tarihsel kökenleri, tallit ile ritüel ve günlük yaşamları, Kadiş Duası ile litürji, dua ve toplumsal yas pratikleri incelenerek Yahudilik bir bütün olarak ele alınmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler Yahudilik, Sembol, Aron Ha Berit, Tallit, Kadiş
Seçmeli derslere gelinen süreçte Türkiye'de din eğitimi politikalarında paradigma değişimi (Temel dini bilgiler dersi örneği)
Bu araştırmada, Türkiye'nin din eğitimi politikalarında yeni bir yönelim ve uygulama alanı olarak seçmeli din derslerinin temel nitelikleri konu edilmiştir. Bununla birlikte seçmeli din derslerinin temel niteliklerini daha sağlıklı bir zeminde analiz ve tespite katkı sunacağı düşünülen, tarihsel ve ideolojik arka plan da araştırmaya konu edilmiştir. Bu çerçevede araştırmada, Cumhuriyet tarihi içerisinde ortaya konulan din ve din eğitimi politikaları, süreç içerisinde işe koşulan din derslerinde ön plana çıkan temel hususlar, DKAB dersleri ile ilgili tartışma alanları ve nihayet seçmeli din derslerine yönelik toplumsal beklentiler, ilgili literatür üzerinden ortaya konulmuştur. Seçmeli din derslerinin temel niteliklerini tespite yönelik analizde, Temel Dini Bilgiler dersi örneklem alanı olarak belirlenmiş, derse ait içerik, nitel içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiş ve elde edilen bulgular, belirlenen kategoriler içerisinde değerlendirilmiştir. Sonuç olarak değişen din eğitimi politikaları çerçevesinde Seçmeli din derslerinde, DKAB derslerine nispeten yeni bir dini anlayışla, Kur'an ve Sünneti merkeze alarak belirli bir dünya görüşünün öğretime konu edildiği, birçok yeni konuya yer verildiği ve bütün bu yönleriyle derslerin, toplumsal beklentileri önemli oranda karşıladığı tespit edilmiştir.
Geleneksel Gikuyu Dini
Çalışmanın konusu "Geleneksel Gikuyu Dini"dir. Çalışmanın amacı doğrultusunda Gikuyu Dini'ni geleneksel yapısında barındırdığı temel inançları ve argümanları ele alınmıştır. Bu noktada Gikuyuların geleneksel yapısının henüz bozulmadığı ilkel haliyle yorumlanmaya ve anlatılmaya çalışılmış, dolayısıyla sadece kendi geleneksel inanç unsurları çalışılmıştır. Gikuyuların inanç ve uygulamaların bütünlüğüne bakıldığında Geleneksel Gikuyu Dini'nde, ruhsal ile ruhsal olmayanın iç içe yaşadığı bir âlem tasavvuru olduğu tespit edilmiştir. Gikuyuların sahip olduğu mitler düşünceyi destekleyen en önemli veriler arasındadır. Mitlerin barındırdığı figürlerin ve olayların yaşama aktarılmasına bakıldığında Gikuyuların dini temel üç yapı üzerinde inşa edildiği görülmüştür. Bunlardan birincisi mitoloji, ikincisi Yüce Tanrı Ngai, üçüncüsü insan olmuştur. Bu üç unsurun birbirleri ile olan ilişkisi göz önünde bulundurularak Gikuyuların inanç sisteminin teorik boyutu bir bütün olarak ele alınmıştır. Mitolojinin Gikuyularda hala canlı, yaşayan ve yaşatan önemli bir unsur olmasının sonucu olarak Yüce Tanrı Ngai'nin yaratılıştaki pozisyonu aynı şekilde devam etmiştir. Böylelikle tek Tanrı inancına sahip Gikuyularda insan hayatını yönlendiren ve yöneten Ngai olmuştur. Gelenek ile dinin bir bütün olduğu Gikuyularda insanın doğum-yaşam-ölüm döngüsü de dini bir anlayış içerisinde gelişmiştir. Ölüm sonrası hayat ise yeraltı dünyasında ruhsal bir varlık olarak devam ederken, atasal ruh olmaya hak kazananlar ngoma olarak adlandırılarak yeryüzü ile iletişim ve etkileşimi devam edebilmiştir. Gikuyu Dini'nde inancın pratik yönü olan uygulamalar ikinci bölümün konusu olmuştur. Kendi inanç sistemlerinin gereği olarak ortaya koydukları ibadetler inanç sisteminin üç temel yapıtaşına, yani mitoloji, Ngai ve insanın oluşturduğu inançsal yapıya uygun olarak geliştiği saptanmıştır. Ayrıca Gikuyu yaşam alanında görülen uygulamaların amacına ve barındırdıkları ritüellere göre ibadet amaçlı temel uygulamalar ile dini içerikli sosyal uygulamalar olarak iki alt başlıkta çalışılmıştır. Gikuyuların dini ve geleneği iç içe yaşamalarından dolayı bu ayrımın yapılmasıyla Gikuyu Dini'nin tüm yönleriyle ele alınması sağlamıştır.
Hz. Muhammed'in hitabetinin mantık bilimi açısından tahlili (Vedâ Hutbesi örneği)
Çalışmamız giriş hariç toplamda üç bölümden oluşmaktadır. Girişte çalışmamızın konusu, amacı ve önemi ele alınmaktadır. Birinci bölümde öncelikle hitabet sanatının mantık ilmindeki yeri ve önemi incelenmekte ve daha sonra hitabet sanatının tanımı, tarihçesi, konusu ve amacı ele alınmaktadır. Ayrıca hitabet sanatının yapısı, hitabet sanatında kullanılan önerme türlerine ve hitabet sanatının çeşitlerine de değinilmektedir. İkinci bölümde ise Hz. Muhammed'in hitabeti ve hitabetinin kaynağı detaylı olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca bu bölümde Hz. Muhammed'in de muhataplarına hitap ederken kullandığı beden dili ve takınmış olduğu tavır üzerinde durulmakta ve hitabette neleri gözettiği, hitabetin hangi inceliklerini kullandığı ele alınmaktadır. Son bölümde ise öncelikle Vedâ hutbesinin tarihi, yeri ve katılımcılarıyla ilgili bilgiler verilmekte daha sonra da Hz. Muhammed'in Vedâ hutbesi mantiki açıdan tahlil edilmektedir. Çalışmamızın asıl uygulama alanı olan bu bölümde Vedâ hutbesi metni mantiki açıdan tahlil edilirken kullanılan önerme türleri ve akıl yürütmeler tek tek tespit edilmeye çalışılmaktadır.
Gebelerde dini başa çıkmada geçmiş din eğitimi yaşantılarının etkisi
Türkiye'de yapılan din eğitimi ve din psikolojisi çalışmalarına baktığımızda dini başa çıkma ile birçok değişkenin ilişkisinin incelenmiş olduğunu görüyoruz. Ancak din eğitimi ile dini başa çıkma ilişkisine yönelik bir çalışma bulunmamaktadır. Çalışmamız bu boşluğu doldurma amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda, geçmiş din eğitimi yaşantılarının dini başa çıkma davranışlarına etkisini araştırmayı amaçladık. Gebelik gerek fizyolojik gerekse psikolojik olarak uyum-adaptasyon gerektiren stresli bir süreçtir. Dini başa çıkma davranışlarını ölçmek için uygun bir dönem olduğu düşünülmüştür. Din, bireylere olayları anlamlandırma, olumlu anlam yükleme ve uyum sağlama konusunda yardımcı bir faktördür. Olaylarla başa çıkma çabası sırasında başvurulan dini referanslı davranışlar dini başa çıkmayı ifade eder. Din eğitimi bireylere dini bilgiyi, doğru kaynaklardan, doğru yöntemlerle verilmesini amaçlayan bir disiplindir. Doğru bilgi ve yöntemlerle edinilen dini bilginin kişinin beden, ruh, duygu ve zekâ gelişimine katkı sağlayacağı açıktır. Araştırmamızın yöntemi nicel yöntemlerden ilişkisel tarama yöntemidir. Demografik sorular, din eğitimi soruları ve dini başa çıkma ölçeğinden oluşan anketimizin verileri SPSS programı ile analiz edilmiştir. Anketimiz 131 kişiye uygulanmış olup veriler normal dağılım göstermediğinden non-parametrik testler kullanılmıştır. Test olarak Man-Withney U Testi ve Kruskal Wallis H Testi kullanılmıştır. Araştırmamız neticesinde dini başa çıkma puanları ile geniş aile tipi arasında ilişki bulunmuştur. Dini başa çıkma ile kuran kursuna bir kez gitme, seçmeli din dersi almış olma arasında ilişki görülmüştür. Dini başa çıkma ve düşük riski olması arasında anlamlı sonuçlara ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Din Eğitimi, Dini Başa Çıkma, Gebelik
Din eğitiminde teknoloji ve materyal kullanımının akademik başarı ve öğrenmede kalıcılığa etkisi
Bu çalışmanın amacı, din eğitiminde teknoloji ve materyallerden yararlanmanın akademik başarı ve öğrenmede kalıcılığa etkisini tetkik etmektir. Çalışma, 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Diyarbakır ili Yenişehir ilçesinde yer alan "Şehit Başkomiser Fatih Özdil İmam Hatip Ortaokulundan 110 öğrenciyle gerçekleştirilmiştir. Yöntem olarak kontrollü ön test-son test deneysel desen modeli kullanılmıştır. Random usulüyle 6/A, 7/B ve 8/D sınıfı öğrencileri deney grubu; 6/C, 7/A ve 8/B sınıfı öğrencileri kontrol grubu olarak seçilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen anket ve başarı testleri kullanılmıştır. Aynı konular, aynı sürede, kontrol grubu öğrencilerine klasik yöntemlerle; deney grubu öğrencilerine teknoloji ve materyal kullanılarak anlatılmıştır. Öğrencilere uygulamadan önce ön test, uygulamadan sonra son test uygulanarak akademik başarıları ölçülmüştür. Son testten 8 hafta sonra da kalıcılık testi uygulanarak öğrenilenlerin kalıcılığı ölçülmüştür. Demografik açıdan öğrenciler arasında anlamlı bir fark bulunup bulunmadığını, bu özelliklerin öğrencilerin akademik başarılarını etkileyip etkilemediğini tespit etmek amacıyla öğrencilere anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 18 istatistik programından yaralanılarak çözümlenmiş ve değerlendirilmiştir. Çalışmada, din eğitiminde teknoloji ve materyal kullanılarak işlenen din derslerinin, klasik yöntemlerle işlenen din derslerine kıyasla akademik başarı ve öğrenmede kalıcılığı anlamlı düzeyde arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Din Eğitimi, Materyal, Teknoloji, Akademik Başarı, Kalıcı Öğrenme
Sosyal hayata katkısı açısından din eğitimi
Dinlerin birçoğu toplumsal yaşamı düzenleme amacı taşır. Fertlerin uyması gereken sosyal kurallar dinin bir parçası kabul edilirken, bu kuralların bireylere aktarılması da din eğitiminin görevi olarak kabul edilmektedir. Çünkü din eğitiminin görevi yalnızca dinin teolojik ve metafizik yönlerinin değil, ahlaki ve sosyal davranışlarla ilgili kuralların da öğretilmesidir. Bireyin sağlıklı bir sosyal hayatının olması, milli birlik ve beraberlik bilincinin oluşması, sosyal barışa katkı sağlaması, toplumsal ahlak ve değerleri öğrenmesi çoğunlukla aldığı din eğitimine bağlıdır. Bu noktada bireyin doğru tutum ve davranışları kazanmasında en etkili kurum olan yaygın ve örgün din eğitimi kurumları daha bir önemli hale gelmektedir. Bu nedenle din eğitiminin sosyal yaşama katkısını ve etkisini bilimsel olarak incelemek önemlidir. Bu çalışmada disiplinler arası anlayış gereği ilgili bilimlerin verileri ve önerileri göz önünde bulundurularak din eğitiminin sosyal hayata katkısı ele alınmıştır. Genelde eğitim, özelde ise din eğitimi sosyalleşme sürecinde bireylerin yaşamına katkı sağlar mı? Sağlar ise hangi açılardan katkı sağlar? Toplumsal birlikteliğin oluşumunda dine, eğitime, din eğitimine ne tür görevler düşmektedir? Gibi sorulara cevap aranarak özellikle günümüz din eğitimine sosyal hayata katkısı açısından bir açılım sağlamaya çalışılmıştır.
John M. Hull'ın "Çocuklarla Teolojik Konuşmalar: Ebeveyn ve Öğretmenler için Bazı Tavsiyeler" adlı kitabının din eğitimi açısından değerlendirilmesi
Bu tezde çocuğun gelişim alanlarından bilişsel, dil, dini duygu ve Allah tasavvuru başlıkları, çocuk teolojisi, John M. Hull'ın hayatı ve kitabının değerlendirilmesi konuları çalışılmıştır. Tez; giriş, iki bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın problemi, amacı, önemi ve yönteminden detaylı bir şekilde bahsedilerek çocuk teolojisi konusunun genel bir çerçevesi çizilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, çocuğun yukarıda belirttiğimiz gelişim alanları araştırılmış ve bireyin doğuştan gelen bir inanma potansiyeli ve eğiliminin olduğu tespiti yapılmıştır. Bunun yanı sıra çocuk teolojisi meselesi daha kapsamlı bir şekilde incelenmiş, söz konusu teolojinin çocuk merkezli bir yaklaşım olup çocukların kendi teolojilerini üretebilecek özgün bireyler olarak ele alınması fikrine dayandığı ifade edilmiş ve bu teolojinin takip ettiği metotla ulaşmak istediği hedefler belirtilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise ilk olarak Hull'ın hayatı ele alınmış, daha sonra kitabın niceliksel bir yöntemle ana hatları çizilmiş ve son olarak çocuk teolojisi açısından değerlendirilmesi gerçekleştirilerek bu doğrultuda diyalog örneklerinden elde edilen verilerle çocukların somut dönemlerinde Allah hakkında rahatlıkla konuştukları gözlemlenmiştir. Sonuç kısmında ise bu teolojinin hem erken çocukluk dönemindeki din eğitimi çalışmaları hem de çocukların sosyal, kişisel, kültürel gelişimleri ve kelime haznelerinin zenginleştirilmesi açısından faydalı olabileceği üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler Din Eğitimi, Çocuk Teolojisi, Godly Play, Gift to the Child, John M. Hull
Türkiye'de yaşayan Suriyeli ortaokul öğrencilerinin din eğitimi Şanlıurfa örneği
Bu çalışmada ülkemizde Türkiye'de mülteci konumunda bulunan Suriyeli öğrencilerin eğitimi aşamasında karşılaşmış oldukları sosyo-kültürel, ekonomik ve dilsel problemleri üzerinde durulmuş ve bu öğrencilerin din eğitimi almasının bu duruma katkıları araştırılmıştır. Araştırmanın evrenini Şanlıurfa merkez ve Viranşehir ve Harran ilçelerinde ortaokul düzeyinde eğitim alan öğrenciler oluşturmaktadır. Basit Tesadüfi örnekleme sistemi yapılan örneklemede Şanlıurfa ili merkez ve Viranşehir ilçesindeki ortaokul düzeyinde eğitim veren altı adet devlet okulundaki Suriyeli öğrenciler çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Çalışmaya katılmayı kabul eden toplam 200 öğrenciye anket uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak sosyo demografik veri formu ve Türkiyede Suriyeli öğrencilerin karşılaştıkları zorlukları tespit etmek amacı ile araştırmacı tarafından geliştirilen ölçek kullanılmıştır. Beşli likert puanlama ile tasarlanan ölçek dört altboyuttan luşmaktadır. Verilerin analizinde tanınlayıc istatistiklerden frekans, yüzde aritmetik ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Öğrencilerin sosoyo demografik verileri ile ölçek alt boyutları arasındaki farklılığın değerlendirilmesinde bağımsız örneklem t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Çalışmaya katılan Suriyeli öğrencilerin Türkiyede'deki eğitimlerinde karşılaştıkları zorlukların başında dil sorunu gelmektedir. Türkçeyi iyi kullanamayan öğrencilerin ölçeğin her dört boyutunda da, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük puan aldıkları tespit edilmiştir (p<0,05). Suriyeli öğrencilerin Türkiye'de ikamet etme süreleri arttıkça eğitimlerinde daha az sorun yaşadığı tespit edilmiştir. Ayrıca Suriyeli öğrencilerin din eğitimine ve din dersi öğretmenlerine daha fazla ilgi gösterdikleri tespit edilmiştir. Türkiyede okuyan Suriyeli mültecilerin dil ve uyum problemlerinden kaynaklı sorun yaşadığı çalışmanın önemli bir sonucudur. Suriyeli öğrencilerin din dersi ve din dersi öğretmenlerine göstermiş oldukları ilginin onların Türkiye'deki eğitim hayatına olumlu katkı sunacağı sonucuna varılmıştır.
Eğitici bir eş olarak Hz. Muhammed
Allah, ilahi mesajlarla insanlığa yol göstermiş ve onlara rehberlik etmesi için elçiler göndermiştir. Allah, Kur'an'ı Kerim'de birçok ayette Peygamber'in ideal ahlaka sahip olduğuna dikkat çekmiş ve rol model alınmasını emretmiştir. Peygamber'in aile içi münasebetleri ve bu münasebetler çerçevesinde eğitsel davranışları, Müslümanlara yol gösteren önemli bir örnektir. İslam dini, kadına yönelik haksız uygulamalara karşı çıkmış ve kadının toplumsal yaşamda varoluşuna imkân veren adımlar atmıştır. Kadının, varlığını sürdürebilmesine imkân tanıyan, kendisine verilen haklardan yararlanmasını sağlayan ve kimliğini güçlendiren uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Bu eğitim uygulamaları kadına hak ettiği değeri kazandırmış ve kendilerinden sonra gelen nesilleri de yetiştirmelerini sağlamıştır. Peygamber, kadınların toplumsal hayattaki yerlerini koruyabilmesi için onlara yönelik sistemli eğitim faaliyetleri yürütmüştür. Kadın ve aile kurumuyla alakalı toplumda var olan sorunları ortadan kaldırmak için bireysel ve toplumsal açıdan bir takım eğitim faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Peygamber'in ferdi ve içtima-i eğitim faaliyetleri yürütürken uyguladığı metot ve ilkelerden yararlanılarak bugün de bu hususlarda başarı elde edilebilir. Peygamber, Ezvac-ı Tahirat'a ideal ahlakı öğretmiş ve sosyal hayatta onlara kılavuzluk etmiştir. Peygamber, Ezvac-ı Tahirat'ı eğiterek din eğitimi hususunda kadınlara rehber olmalarını sağlamıştır. Peygamber, Nübüvvet kurumunun gereklilikleri doğrultusunda Ezvac-ı Tahirat'a birçok misyon yüklemiştir. Çünkü; Onlar Peygamber'in aile hayatındaki ideal uygulamalarını en yakından gözlemleyen ve bize aktaran birer zabıt görevini üstlenmiştir. Anahtar Sözcükler Hz. Muhammed, Ezvac-ı Tahirat, Eş, Aile Hayatı, Din Eğitimi
Toplumsal ilişkiler açısından hac ibadetinin analizi
M. Şemseddin Günaltay'ın dini ve toplumsal görüşleri
Toplumumuz iki yüzyıldan beri kendisini bir farklılaşmanın içerisindebulmaktadır. Türk Modernleşmesi olarak adlandırılan bu değişim, bitmiş bir süreç dedeğildir. Hala devam etmektedir. Bu sürecin aktörlerini tanımak, aynı zamanda busüreci anlamamızın anahtarı konumundadır.II. Meşrutiyet Dönemi, Türk fikir hayatının en yoğun tartışmalarına sahne olanbir devirdir. O gün ortaya çıkan akımlar ana hatları itibariyle, gündelik hayattatartışılan çeşitli siyasi yönelimlerin çekirdeğini teşkil etmektedir. Mehmet ŞemseddinGünaltay, düşünsel gelişimi bu zaman diliminde ve sonrasında yaşamışaydınlarımızdandır. Onu farklı kılan şey, hayatı boyunca keskin düşünce virajlarınıalırken gösterdiği cesarettir. O toplumunu kurtarmanın derdinde bir aydındır. Bir taşraçocuğu olarak dünyaya gelmesine rağmen, ilmi kariyerini Ordinaryüs Profesörlüğe,siyasi kariyerini Başbakanlığa taşımayı bilmiştir.Bu çalışma boyunca; M. Şemseddin Günaltay'ın hayatı, eserleri vedönemindeki fikir akımlarından nasıl etkilendiği, toplumsal ve dini düşünceleriincelendi. Sonuç kısmıyla tamamlanan bu çalışma Türkiye'nin yakın geçmişine ışıktutacaktır.
Farabi'nin mutluluk anlayışı
Mutluluk bir yetkinlik olarak ele alındığında her insanın arzu ettiği birdurumdur. Fârâbû bu bireysel arzuyu dini alt yapısı ışığında felsefi olarak dilegetirmiştir. Mutluluk insanın bilgisel yetkinleşmesinden başlayan bilinçli birseçim sürecidir. Kendi yeteneklerinin farkına varan insan onları etkin birşekilde kullanarak mutluluğa giden yolda ilk adımı atar. Mutluluk sosyalortamda pratiğe aktarılmadan elde edilemez. Her bakımdan yetkininsanlardan oluşan toplum erdemli bir toplumdur. Yöneticisi de mutluluğaulaşmak için insanları organize etmekten sorumludur. Mutluluğu metafizikyönü ilahi yardımlarla tamamlanıp bu dünyadaki serüveni biter. Mutlulukgerçek anlamda kendini bilgiyle donatan nefsin öldükten sonra en yetkinolanla, en güzel olanla buluşmasının verdiği gururdur. Aşk ve adalet gereğigelinen en son yetkinliktir.Fârâbû bir üst kişilik gerektirmeden insanın kendi çabasıyla damutluluğa ulaşabileceğini ifade etmektedir. Söz konusu yardımda yineinsanın yetkinlik derecesine göre farklılık gösterir.Son tahlilde mutluluk eğitimle elde edilen özgür irade ile seçilmiş birsürecin sonunda elde edilecek olan manevi bir hazdır.
Filibeli Ahmet Hilmi'nin dini ve felsefi düşüncesi
Bu çalışma Ahmet Hilmi'nin dini ve felsefi düşüncesini incelemeyiamaç edinmiştir. Ahmet Hilmi Türk modernleşmesinin oluşum sürecinde,Türk toplumunda yaşanan fikri krizin anlaşılması ve yorumlanmasıkonusunda özel bir yere sahiptir. Filibeli Ahmet Hilmi, 1865 yılındaBulgaristan'ın Filibe şehrinde doğmuştur. Galatasaray Lisesini bitirmiştir.1914 yılında vefat etmiştir. Filibeli Ahmet Hilmi'nin başlıca eserleri şunlardır:Amâkı Hayal, Tarihi slâm, lmi Aklı Fende Maddiyyun Mesleki Dalâleti, Allah'ınkâr Mümkün mü?, Arifler Sofrası, Üss-i slâm, lmi Ahvâli Ruh, ÖksüzTurgut, Muhalefetin flası v.d.'dır.Filibeli Ahmet Hilmi'nin bilgi anlayışına baktığımızda üç tür bilgidenbahseder. Bunlar: Dini, felsefi ve ilmi bilgilerdir. Bilim bir olayın nasıl olduğuile ilgilenir. Bilimin yöntemi akıl, tecrübe, tümevarım ve tümdengelimdir.Felsefe bir olayın sebepleriyle ilgilenir. Hakikatin bilgisini elde etmemizeyardımcı olur. Onun yöntemi akıl yürütmedir. Din, Allah'ın varlığını bir insanınanlaması ve kabul etmesidir. lmin felsefeye; felsefenin ilme ihtiyacı vardır.Felsefe ile ilmin dayanak noktası da din olmalıdır. Filibeli Ahmet Hilmi Allah'ıbulma ve idrak etmede mümkün varlıklardan hareket etmektedir. Ona göreAllah âlemi yoktan yaratmıştır. nsan beden ve ruhtan oluşmuştur. Ancakinsanın özünü ruh oluşturmaktadır. Filibeli Ahmet Hilmi değer anlayışını Din,Ahlâk ve Hukuk üzerine kurmuştur. Ahlâkta görevler esastır. Görevler, Allahiçin yapılmalıdır. Görevler Allah'a dayandırıldığı sürece kutsaldır. O, Allah'ınvarlığını inkâr eden Pozitivizm, Materyalizm gibi akımları tenkit eder.Anahtar Kelimeler: Filibeli Ahmet Hilmi, Din, Felsefe.
Farabi'de siyaset-ahlak ilişkisi
İslam felsefesinde siyaset-ahlak ilişkisine dair ilk sistemli çalışmayı yapanFârâbû'dir. Fârâbû siyaset ve ahlak ile ilgili görüşlerinde klasik Yunanfelsefesinden etkilenmekle birlikte bu konuda orijinal görüşleri olan birfilozoftur.Fârâbû, bilimsel felsefeden farklı olarak kuramsal felsefenin yaklaşımıçerçevesinde metafizik nitelikli felsefe sistemi kurmuştur. Bugün kendilerinehas bilim sıfatıyla özerkliklerini ilan eden siyaset ve ahlak Fârâbû'ninfelsefesinde birbirleriyle iç içe bir görüntü sergiler. Fârâbû'nin siyaset ve ahlakarasında kurmuş olduğu bütünleştirici tutumla amaçladığı, mutlu birey, halkımutlu devlet hatta milletleri mutlu olan bir dünyadır. Ne var ki mutluluğaulaşmanın belli kuralları vardır. Bireyin mutlu olmasının kurallarını ?ahlak ilmi?belirlerken, bireyi ve toplumu mutluluğa götürecek durumları ?siyaset ilmi?belirlemektedir. Bu anlamda siyasal hayat, ahlaki hayatıngerçekleştirilmesinin zorunlu şartıdır. Bununla birlikte, Fârâbû, devletin kökeni,toplumların sınıflandırması, devlet başkanı ve özellikleri, ahlakın geliştirilipeğitilmesi, mutluluk ve fazilet gibi konular üzerinde orijinal görüşler ilerisürmüştür.Pozitivist bilim anlayışı ve Machiavelli'nin siyasal alanda hem teorik hempratik olarak karşılık bulması günümüz siyaset anlayışını oldukçakarmaşıklaştırmıştır. Böyle bir ortamda, Fârâbû'nin siyaset-ahlak arasındakurmuş olduğu bütünleştirici tutumu, günümüz siyaset uygulamalarındaahlaki bir temel oluşturması için düşünen zihinlere ilham olacak niteliktedir.
Felsefe mecmuası ve felsefe ve içtimaiyat mecmuasının tahlil ve tasnifi
Felsefe Mecmuası ve Felsefe ve çtimaiyat Mecmuası'nın Tahlil veTasnifi isimli çalışmamızın temel amacı, dergilerde yer alan felsefi metinlerinçözümlemesinden hareketle, dergilerin yayımlandığı dönemlerdefelsefecilerin hangi konular üzerinde yoğunlaştıklarının ve tartıştıklarınıntespit edilmesi ve dergilerin özel olarak dönemlerindeki, genel olarak da Türkfelsefe geleneğindeki yerinin ve katkılarının belirlenmesidir.Birinci bölümde, söz konusu dergilerdeki felsefi metinlerinçözümlenmesine bir zemin oluşturabilmek ve dergilerin bir bütün olarak Türkfelsefi geleneği içerisindeki yerini görebilmek amacıyla, Batı felsefesinin veslam felsefesinin genel yapısı üzerinde durularak, bu felsefe geleneklerininTürk düşüncesine olan etkileri özetlenmeye çalışılmıştır.kinci bölümde, ?Felsefe Mecmuası? ve ?Felsefe ve çtimaiyatMecmuası?nın içeriği üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede, dergilerin yayınhayatına giriş serüvenleri, metin olarak organizasyonu ve fiziksel görünümleriincelenmiştir.Üçüncü bölümde ise, dergilerdeki felsefi metinlerin çözümlemesiyapılarak, özel olarak yazarlarının ve genel olarak da dergilerin felsefieğilimleri tespit edilmeye çalışılmıştır.Sonuç olarak bu çalışmada, ?Felsefe Mecmuası? ve ?Felsefe veçtimaiyat Mecmuası?nın Türk toplumunun entelektüel boyutuna olan katkılarıbir bütün olarak tespit edilmeye çalışılmıştır.
Nurettin Topçu'da Anadoluculuk düşüncesi
Tük düşünce yapısında en önemli devre hiç şüphesiz geride bıraktığımıziki yüzyılı içerisine alan tarihsel süreçtir. Bu süreç devlet bütünlüğünükoruyarak sınıf atlama ve mevcut kimliği muhafaza etme çabasıdır. Bu sürecive süreçte etkili olan kişileri tanımak günümüzle yakından alakalı olan busüreci anlamamızı kolaylaştıracaktır.Osmanlı devletinin son dönemlerinde ortaya atılan fikirler ve çıkan akımlargünümüze kadar gelen siyasi yapılanmaların temelini oluşturur. Anadoluculukdüşüncesi de bu dönemde Osmanlıcılık, slamcılık ve Turancılık fikirlerininkaotik çıkmazlarında boğulmak istemeyen bir grup Osmanlı aydını tarafındanmütareke yıllarında ortaya atılan bir fikirdir. Anadoluculuk düşüncesi, sınırlarıbelirli bir vatan coğrafyasında oluşan soy, din, dil, tarih ve kader birliğindenmüteşekkil olan bir milliyetçilik tezini savunur.Nurettin Topçu, Cumhuriyetin erken dönemlerinden itibaren düşüncedünyasında yerini alan önemli aydınlarımızdandır. O, Anadoluculukdüşüncesini benimsemekle beraber bu düşüncenin çerçevesini genişletmiştir.Nurettin Topçu'da Anadoluculuk düşüncesi, Anadolu'nun tüm unsurlarınıkapsayan, geçmişle gelecek arasında güçlü bir rabıta kuran ve güçlü ahlakieğilimlere sahip bir yapının yanında tasavvuf ve vahdet-i vücut merkezli,milliyetçi, ruhçu ve mistik düşünce etrafında, slam eksenli, muhafazakâr vegelenekçi milliyetçiliğe dönüşmüştür.Bu çalışma boyunca; Anadoluculuk düşüncesinin tarihi kökenleri, NurettinTopçu'nun hayatı, eserleri, etkilendiği ve döneminin fikirşahıslarakımlarından nasıl etkilendiği, Anadoluculuk düşüncesinin Nurettin Topçu'dageçirdiği evreler ve düşüncenin uygulama alanları incelendi. Sonuç kısmıylatamamlanan bu çalışma yakın geçmişe ışık tutacak ve Anadolu'ya farklı birpencereden bakılmasını sağlayacaktır.
18.yy. fetvalarına göre Osmanlı`da günlük hayat (Behcetül-Fetava) örneği
ÖZETncelemesini yaptığımız 18. yy. fetvalarına göre Osmanlı'da günlükhayat (Behcetü'l- Fetava) örneği konusu, Lale Devri olarak bilinen 1718-1730 yılları arasında Osmanlı'da şeyhülislam olarak görev yapmış olanYenişehirli Abdullah Efendi'nin, Behcetü'l- Fetava adlı eserinde yer alanfetvaları esas alınarak dönemin sosyal hayatının ortaya konulmasını ifadeetmektedir.Yenişehirli Abdullah Efendi'nin, zamanında vuku bulan hadiselerin,dini ve günlük hayatın izlerini taşıyan, soru-cevap şeklinde özel ifadeleriçindeki fetvaları önem arz etmektedir. Bu fetvalar, Osmanlı toplumunun LaleDevri'ndeki günlük hayat kesitini, inançlarını, gelenek ve göreneklerini, kültürve bilim seviyesini, savaşlarını vb. tarih kitaplarından daha muşahhasörneklerle ortaya koymaktadır. Şeyhülislam Abdullah Efendi'nin kitapbasımına ve çoğaltılmasına cevaz veren fetvası, ilim adamına ve dinadamına karşı saygılı olma konusundaki fetvası, din adamlarının kendiarzusuna göre fetva vermemeleri konusundaki fetvası, lale alım satımıhakkındaki fetvası, ran Rafizileri hakkındaki fetvaları ve gayrimüslimlerhakkındaki birçok fetvası hem devrin zihniyetini ortaya koyması açısındanhem de türk toplumunun bugününe ve istikbaline çareler üretmek isteyenleriçin önemlidir.
İbn Haldun'un tasavvufa ve felsefeye yönelttiği eleştiriler
49ÖZET`İbn Haldun'un Tasavvufa ve Felsefeye Yönelttiği Eleştiriler' isimlitezimiz, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır.Giriş kısmında İbn Haldun'un hayatı ve eserleri, yetiştiği kültürel ortamele alınmıştır. Çünkü bir düşünürün hayatının ve yetiştiği ortamın, onun fikiryapısının oluşmasında katkısı olduğunu düşünüyoruz.Birinci bölüm, `İbn Haldun'un Düşünce Yapısı' ismini taşımaktadır. İbnHaldun'un düşünce yapısı çok geniştir. Çalışmamızda, O'nun düşünceyapısının hepsine yer vermek, araştırmamızın sınırlarını aşmak olurdu. Buyüzden bu bölümde İbn Haldun'un düşünce sistemi içinde konumuzla ilgiliolduğunu düşündüğümüz ilimleri sınıflandırmasına yer verdik. Ayrıca aynıbölümde felsefe ve tasavvufun bu sınıflandırmadaki konumlarına da dikkatçekmeye çalıştık.İkinci bölüm çalışmamızın ana konusuna ayrılmıştır. Burada İbnHaldun'un felsefe ve tasavvufa yaptığı eleştirileri ve tutarlılığını ele aldık. Bunoktada felsefeye yaptığı eleştirilerde, onu yok saymaya çalışmak değil de,kendi alanına çekmek olduğu sonucuna vardık. Tasavvufla ilgili ise onunfelsefeleşmesi sorununa karşı çıktığını gördük.Çalışmamız sonuç kısmıyla birlikte tamamlanmıştır. İbn Haldun'la ilgiliyapılan çalışmalara, okumalara bir yenisini eklemek kazancımız olacaktır.Konuyu ele alış tarzı, konuya yaklaşım biçimi ise çalışmamızın farklılığınıortaya koymaktadır.
Kant'ın Tanrı kanıtlamalarına eleştirisi
Tanrı'nın varlığı yalnızca Felsefe Tarihi boyunca değil, insanlığın varoluşundan günümüze kadar üzerine düşünülen ve tartışılan önemli bir meseledir. Geçmişten günümüze çeşitli Tanrı tanımlamaları ve onun varlığına dair deliller ileri sürülmüştür. Bu çalışmanın temel araştırma konusu, bahsi geçen Tanrının varlığına dair ileri sürülen Tanrı kanıtlamalarıdır. Tanrının kanıtlanması meselesi ontolojik, kozmolojik ve fiziko- teolojik olmak üzere üç ayrı delil ekseninde gerçekleşir. Çalışmanın esas hedefi farklı bakış açıları ve hareket noktaları olduğunu belirten bu kanıtlamaların temel iddialarının, düşünce tarihine derin izler bırakmış olan değerli filozof Immanuel Kant tarafından çürütülmesidir. Kant tarafından klasik Tanrı kanıtlamalarının temel iddialarına yöneltilen eleştiriler, kâinatı yaratan ve ona etki eden bir Tanrının varlığının olması veyahut iddia edilen varlığın olmadığını ispatlamaya yönelik değildir. Kant'ın amacı tecrübede bir nesnesi bulunmayan Tanrı kavramının, salt insan aklının doğal süreçleriyle a priori olarak kanıtlanamayacağını göstermektir.