
18
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Bir ağır metal üretim fabrikasında çalışanların iş kazası geçirme sıklığı ve ilişkili etmenler
Bu araştırmanın amacı, Ankara'da bir metal üretim ve montaj fabrikasındaki iş kazalarının nitelik ve nedenlerini belirlemektir. Araştırma sırasında 2007 Ocak ? 2008 Haziran arasında geçirilen iş kazaları sorgulanmıştır.Tüm işçiler 45 sorudan oluşan (45 soru içeren) bir anketi cevaplamışlardır. Sonuçlar bilgisayar kullanılarak değerlendirilmiştir.Çalışanların tamamı erkektir. İşçilerin yaş ortalaması 35,37±8'dir. İşçilerin % 42,4'ü ilkokul mezunudur. İşçilerin % 69,2'i işlerinden memnundurlar. Bu çalışma da, işçilerin % 71,1'ine işveren tarafından ilgili eğitim verildiği tespit edilmiştir. Personel koruyucu malzeme olarak baret, giysi ve ayakkabı kullanımı sıklığı yüksek olarak tespit edilmiştir.2007 Ocak - 2008 Haziran ayları arasındaki iş kazası geçirme sıklığı % 22,4'dür. 20-30 yaşlar arası iş kazası geçirme oranı % 34,4'dür. Bekar işçilerdeki iş kazası oranı % 57,1'dir. % 44,4'lük oranı ile iş kazaları en sık imalat bölümünde oluşmuştur. Başlıca kazalar, sıkışma, ezilme, gözüne çapak kaçması ve işçilerin üzerine parça düşmesidir. Kazaların başlıca nedenleri dikkatsizlik, kişisel koruyucu malzemelerin yetersizliği ve kişisel nedenler olarak belirlenmiştir.İşe başlarken, bölüm değiştirdiğinde işle ilgili gerekli eğitimlerin verilmesi, yaptığı işe uygun kişisel koruyucu malzemeler ve iş kazaları hakkında eğitim verilmesi faydalı olabilir. İş kazaları sonrası iş kazalarının incelenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması benzer kazaların oluşmasını önleyebilir.Anahtar kelimeler: İş Sağlığı, İş Kazaları, İş Güvenliği, Metal Endüstrisi
Bir kamu hastanesinin bazı servislerinde çalışan hemşirelerin hepatit B ve C hastalığı, korunma yolları hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi.
VII.ÖZETHBV ve HCV enfeksiyonları tam tedavisi olmayan, bunedenle bunlar hakkında yeterli seyede bilgi sahibi olmanın ve korunmayollarının iyi bilinmesinin son derece önemli olduğu küresel bir sağlıksorunudur. Kendileri için bir meslek hastalığı olan HBV/HCV enfeksiyonlarıkonusunda sağlık çalışanlarının dahi bilgi eksikliği olduğu konusunda birçok çalışma mevcuttur.Bu çalışmada, GATA Eğitim Hastanesinin Dahili ve Cerrahiservislerinde görev yapan 127 hemşirenin HBV/HCV enfeksiyonları vebunlardan korunma yolları hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesiamaçlanmıştır. Tanımlayıcı tipdeki bu araştırma Ekim 2006'dagerçekleştirilmiştir. Hazırlana soru formları kullanılarak veriler toplanmıştır.Mezuniyet sonrası viral hepatitler konusunda sadece %24,4katılımcının eğitim alması, kan alımından sonra enjektör iğnesinin kılıfı iletekrar kapatılmaması gerektiğini %26,9'nun bilmesi ve viral hepatitler ilekorunma yolları hakkındaki bilgi eksikliği dikkat çekicidir. Araştırmayakatılanların %43,2'si HBV/HCV hakkında bilgilerinin yetersiz olduğunuifade ederek bilgi eksikliği saptamasını doğrulamaktadırlar. Katılımcılarınbilgi düzeyleri dikkate alındığında, hemşirelerin viral hepatitler konusundaeğitimlerinin artırılması, mezuniyet sonrası eğitim planlaması yapılması vekorunma yollarının iyi öğretilmesi yararlı olacaktır.Anahtar Sözcükler: Viral Hepatit, Bilgi Düzeyi, Hemşire, Korunma Yolları.-1-
İşçi sağlığı ve iş güvenliğinde kullanılan kişisel koruyucu donanımlar ve standartları
Ülkemizde her yıl binlerce kisi is kazaları ve meslek hastalıkları sonucu hayatlarını kaybetmekte veya is göremez hale gelmektedir. Uğranılan maddi kayıplar ise 100 milyon doları asmaktadır. ?s kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesinde; is yeri çalısma sartlarının iyilestirilmesi, çalısanların eğitilmesi, makine ve tezgahlardaki operasyon noktalarının koruyucularla kapatılmasının yanında en önemli tedbir olarak, uygun koruyucu özellikteki kisisel koruyucu donanımların uygun islerde ve uygun sekilde kullanılması gelmektedir. Bu çalısma; Türkiye'de ve dünyada is kazaları ve meslek hastalıkları sebebiyle uğranılan maddi ve manevi kayıpları istatistiki verilerle ortaya koymak ve alınması gereken tedbirlerden biri olan kisisel koruyucu donanım kullanımının önemini vurgulamak amacıyla kaynak taraması, inceleme ve değerlendirme seklinde veri toplanarak yapılmıstır. Kisisel koruyucu donanım kullanımında isçileri, is kazaları ve meslek hastalıklarından üst seviyede koruyabilmek için bu malzemelerin, Türk Standardı (TS) ve Avrupa Standardı (EN) normlarına uygun olarak üretilmis olmaları, isçinin yaptığı is esnasında veya çalısmıs olduğu isyeri ortamında maruz kalabileceği is kazası veya meslek hastalıklarına neden olabilecek olumsuzluklara karsı uygun koruyucu özelliklere sahip bulunmaları ve isçiler tarafından kullanma usullerine uygun sekilde ve devamlı olarak kullanılmaları gerekmektedir. ?sçi sağlığı ve is güvenliğinin temel amacına uygun olarak, isçiler üzerinde kullanım bilinci olusturarak, kisisel koruyucu donanımların isçiler tarafından yaptıkları is ve çalıstıkları ortamlarda maruz kalabilecekleri is kazası ve meslek hastalıkları risklerine karsı uygun ve sürekli bir sekilde kullanımlarının sağlanması halinde, ülkemizde meydana gelen is kazaları ve meslek hastalıklarının büyük ölçüde önlenebileceği, çekilen acıların ve uğranılan maddi, manevi zararların azalacağı ve ülkemizin is kazaları ve meslek hastalıkları sınıflamasında Avrupa sampiyonu ve dünya üçüncüsü sıralamasının gerilere doğru düseceği değerlendirilmektedir. Anahtar kelimeler: ?s kazaları, meslek hastalıkları, kisisel koruyucu donanımlar
Bir sağlık meslek yüksek okulu öğrencilerinin mesleki eğitim uygulamaları sırasında geçirdikleri yaralanmalar ve ilişkili etmenler
Bu araştırma öğrencilerin meslek dersleri uygulamaları sırasında karşılaştıkları yaralanmalar ile ilişkili etmenlerin belirlenmesi, meslek hastalıkları hakkında bilinçlilik düzeyinin arttırılması amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki bu araştırma, Mayıs 2007 tarihinde, eğitim alan sınıf öğrencilerinde yapılmıştır. Araştırmaya katılmayı kabul edenlere sosyodemografik özellikleri ve Spielberger (1970) tarafından geliştirilen, Lecompte ve Öner (1985) tarafından Türkçe'ye uyarlanan "Sürekli Kaygı Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Veriler ortalama ± standart sapma ve yüzdelikler olarak verilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde t testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. İncelenen literatür bilgisi doğrultusunda hazırlanan anket formu ile öğrencilerin bireysel özellikleri, yaralanma özelliklerini sorgulayan anket ve kaygı düzeylerini sorgulayan anket uygulanmıştır. Yüz yüze görüşme yöntemi ile öğrencilerin tamamına ulaşılmıştır. Araştırma anketi, 2007 yılında GATA Sağlık Meslek Yüksek Okulunda okuyan 150 kişisi 1. sınıf, 80 kişisi 2. sınıftan oluşan toplam 230 öğrenciye uygulanmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 17-21 arasındadır. Algılanan sağlık durumu iyi olarak ifade edilmiştir (%82,1). Durumluk kaygı düzeyi ortalama 50,50+8,198, sürekli kaygı düzeyi 35,50+8,020`dir. Durumluk kaygı seviyesi yüksek düzeydedir (%86,1). Öğrencilerin %23,9'u yaralanma geçirmiştir. %87,3'ü 9:00 ve 12:00 saatleri arasında uygulama yaparken yaralanmışlardır. %32,7'si acil kliniğinde %51,4'ü acele hareket etmek sebebiyle, %69,1'i el bölgesinden kesilme sonucu açık yara meydana geldiğini ifade etmiştir. Yaralananların sürekli kaygı seviyesi daha yüksektir. 230 öğrencinin %23,9'u uygulama sırasında yaralandığını belirtmiştir. Yaralanma durumunun sınıflara göre dağılımında istatistiksel farklılık saptanmıştır (p=0,015). Durumluk kaygı düzeyinin sınıflara göre dağılımında istatistiksel anlamda farklılık saptanmıştır (p=0,049). Çalışmamızda öğrencilerin %49,1'i ampul kırarken yaralandığını belirtmiştir. Öğrencileri %78,7'si acil bakım teknikerliği mesleğini stresli bulmaktadır. Yaralanma durumu ile iletişim sorunu arasındaki ilişkide anlamlı istatistiksel farklılık saptanmıştır (p=0,046). Öğrencilerin sürekli kaygı düzeyleri ile yaralanmaları arasında anlamlı ilişki bulunmaktadır (P=0,020). Yaralanan 55 öğrencinin %40'ının sürekli kaygı seviyesi yüksektir. Sürekli kaygı düzeyi ile iletişim sorunu arasında anlamlı istatistiksel farklılık saptanmıştır (p=0,022). Uyku problemi ile anlık kaygı ve sürekli kaygı düzeyleri arasında anlamlı istatistiksel farklılık saptanmıştır (p=0,012), (p=0,048). Sürekli kaygı düzeyi ile spor yapma alışkanlığı arasında ilişkide anlamlı istatistiksel farklılık saptanmıştır (p=0,007). Yaralanma durumu ile meslek hastalıkları eğitimi arasındaki ilişkide anlamlı istatistiksel farklılık saptanmıştır(p=0,021). Meslek hastalıkları konusundaki hassaslıklarının değerlendirilmesi ve düzeylerinin gözden geçirilmesi için konunun birinci sınıfta anlatılması ve uygulama sorumluları tarafından sürekli kontrol edilerek alışkanlık haline getirilmesi sağlanmalıdır. Meslek hastalıkları konusundaki hassaslıklarının değerlendirilmesi ve düzeylerinin gözden geçirilmesi için konunun birinci sınıfta anlatılması ve uygulama sorumluları tarafından sürekli kontrol edilerek alışkanlık haline getirilmesi sağlanmalıdır. Sağlık personeli için bir risk olan meslek uygulamalarını yaparken yaralanmaları ve meslek hastalıkları hususunda bilinçlenmeleri ve gerekli korunma tedbirlerinin alınması; doğru ve tam rapor sisteminin geliştirilmesi için enfeksiyon kontrol komitesi ve iş güvenliği birimlerinin kurulması ve geliştirilmesi uygun olur.
Bir kamu kurumunda görevli personelin karıştığı özel araç kazalarının değerlendirilmesi
Kazaların içerisinde yer alan ve sonuçları itibariyle yarattığı kayıplarla önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelen trafik kazaları, toplumların sağlığına ve gelişmesine yönelik küresel bir tehdittir. Maddi ve manevi sonuçları ile daima kamuoyunun gündeminde ve ön sıralarda yer almaktadır. Bu trafik kazaları sadece büyük ölçüde yaralanmalara, sakatlıklara ve ölümlere değil aynı zamanda önemli ekonomik kayıplara da neden olmaktadır. Bu çalışmada 01.01.2005? 31.12.2006 döneminde kurum personelinin özel araçları ile karıştıkları kazaların risk faktörlerinin incelenmesi bakımından çalışılmış ve trafik kazalarının önlenmesi için öneriler geliştirilmiştir. Yapılan araştırmada; kazaya karışan sürücülerin, kendi hataları % 31,3 oranla ön sıralarda yer almakta, kaza nedenlerinde % 39,6 oranında karşı tarafın hatası da yine sürücü hatası olarak dikkat çekmektedir. Sürücülerden genellikle % 33,3'ünün 25-29 yaş aralığındaki genç ve % 36,3'ünün 0-6 yıl sürücü belgesine sahip, yeterli sürüş tecrübesine sahip olmayan sürücülerin kaza yaptığı görülmektedir. 45 Kaza yapanların; % 12,5'inin uykusuz, % 18,8'inin dalgın olduğu, % 54,6'sının seyahat süresince hiç mola vermediği, % 41,1'inin seyahate çıktığı ilk iki saat içerisinde kaza yaptığı, % 62'sinin hiç trafik cezası almadığı ve trafik cezası alanların % 27,1'inin aşırı hız nedeniyle ceza aldığı, aşırı hız nedeniyle % 9,4'ünün kaza yaptığı, % 88,8'inin daha önce hiç kaza yapmadığı ve % 67,2'sinin kaza yaptığı yolu üç ve daha fazla kullandığı halde kaza yaptığı elde edilen bulgulardan anlaşılmaktadır. Kurum personelinin trafik kazalarına karışmasını önlemek için; yola çıkmadan önce; uykusuz ve yorgun araç kullanılmaması, emniyet kemeri kullanımının alışkanlık haline getirilmesi, gece yolculuğundan kaçınılarak trafiğin az yoğun olduğu saatlerde yolculuk yapılması, sürekli kullanılan yol dahi olsa yolun nitelikleri değişebileceğinden sürücüde bir güven duygusu olmaması gerektiği, önceden seyahat edilmemiş yollarda daha dikkatli ve hız kurallarına mutlaka uyulması, hatalı sollama yapılmaması, mola verilmesinin alışkanlık haline getirilmesi gibi konularda uyarılarda bulunulmalıdır. Anahtar Kelimeler :Trafik, Kazalar
özel bir sağlık kuruluşunda çalışan hemşire ve hastabakıcılarda bel ağrısı sıklığı ve ilgili olabilecek bazı risk faktörlerinin incelenmesi
Bu çalısma Ankara' da özel bir saglık kurulusunda çalısan ve yardımcı saglık personeli olarak nitelendirilen hemsire ve hastabakıcılarda bel agrısı sıklıgı ve bel agrısı olusumunu etkileyen bazı risk faktörleri ile iliskisinin incelenmesi amacıyla yapılmıstır. Arastırmada bayındır hastanesi Kavaklıdere ve Sögütözü subelerinde çalısan 195 hemsire, 14 saglık memuru ve 46 hastabakıcı incelenmistir. Bayındır Hastanesi Sögütözü binasında 84 doktor, 205 hemsire, 37 hastabakıcı ve 408 idari personel (tıp teknisyeni, hasta danısmanı, biyolog, eczacı vb) olmak üzere toplam 697 personel görev yapmaktadır. Kavaklıdere binasında ise 35 doktor, 36 hemsire, 15 hastabakıcı ve 89 idari personel olmak üzere toplam 175 personel görev yapmaktadır. Bayındır Hastanesi Kavaklıdere binasında sadece poliklinik hizmeti, Sögütözü binasında ise hem poliklinik hizmeti, hem de yatan hasta hizmeti verilmekte olup iki bina arasında nadiren yer degisikligi yapılabilmektedir. Çalısmada veri kaynagı olarak çalısanların sosyo-demografik özellikleri, hastanede bulundukları sırada meslekleri geregi yaptıkları islerin nitelikleri ve mevcut kas-iskelet sistemi hastalıkları ve bel agrısı yakınmasını varlıgını belirlemeye yönelik olarak bir anket formu kullanılmıstır. Verilerin istatiksel çözümlemesinde tanımlayıcı istatistikler yanında ki-kare testi uygulanmıstır. Verilerin analizi spss- 11.0 programında yapılmıstır. Arastırma sonucunda bel agrısı görülme sıklıgı; hemsirelerde %70.4, hastabakıcılarda %73.9 olmak üzere tüm grupta % 71.4 olarak bulunmustur. Bel agrısı olanların % 74.6' sının 1-3 yıl arasında bir süredir bel agrısı çektigi belirlenmistir. ncelenenlerde bel agrısı hakkında egitim alanlarda bel agrısı görülme sıklıgı %63.0, bel agrısı hakkında egitim almayanlarda ise %79.5 olarak saptanmıstır. Egitim alanlarda bel agrısı görülme sıklıgı almayanlardan düsük ve fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmustur (p<0.05). Yüksek topuklu ayakkabı giydigini belirtenlerde bel agrısı görülme sıklıgı %81.6 olarak belirlenirken, yüksek topuklu ayakkabı giymeyenlerde %68.2 olarak tespit edilmistir. Yüksek topuklu ayakkabı giyenlerde bel agrısı görülme sıklıgı ortalamanın üzerinde tespit edilmis ve yüksek topuklu ayakkabı giyme ile bel agrısı arasında anlamlı bir iliski tespit edilmistir. Çalısmamızda incelenenlerde halen sigara içenlerde bel agrısı görülme sıklıgı %79.4, daha önce içip bırakanlarda %71.8, hiç içmeyenlerde ise %63.3 olarak saptanmıstır. Sigara içenlerde bel agrısı görülme sıklıgı, içmeyenlerden anlamlı olarak yüksek bulunmusturBel agrısı nedeniyle doktora basvurma sıklıgı % 29.7 olarak tespit edilmistir. Bel agrısı nedeni ile ilgili konulan tanıların basında % 65.4 ile kas ve bagların zorlanması tanısı gelmektedir. Saglık personelinde bel agrısı görülme sıklıgını azaltmaya yönelik olarak egitim programları düzenlenmesi, gün içinde sıkça yaptıkları ve bel agrısına neden olabilecek hareketleri kolayca yapmalarını saglayacak alet kullanımının yaygınlastırılmasının, bel agrısı görülme sıklıgını azaltmada önemli müdahaleler olacagı düsünülmektedir. Anahtar kelimeler: bel agrısı, saglık personeli, çalısma kosulları
Yapay zekâ destekli iş güvenliği modellemesi
Bu tez çalışmasında, iş sağlığı ve güvenliği (İSG) alanında kazaları önlemek için proaktif bir yaklaşım geliştirilmesi amaçlanmış ve yapay zekâ (YZ) tabanlı bir modelleme önerilmiştir. Geleneksel İSG yöntemleri genellikle reaktif nitelik taşımakta ve kazalar meydana geldikten sonra önlemler alınmaktadır. Bu tezde sunulan model ile iş yerlerinde meydana gelebilecek potansiyel tehlikelerin ve güvensiz durumların anlık tespit edilmesi, muhtemel kazaların ise önceden önlemesi hedeflenmektedir. Çalışmanın temel amacı, kişisel koruyucu donanım (KKD) kullanımını otomatik olarak izleyen bir bilgisayarlı görü sistemi geliştirmektir. Bu amaçla, "You Only Look Once (YOLOv5)" algoritması kullanılarak bir nesne tespiti modeli oluşturulmuştur. Modeli eğitmek için, "insan", "kask", "yelek" ve "eldiven" sınıflarını içeren 2512 görüntüden oluşan bir veri seti hazırlanmıştır. Görüntüler, eğitim (%70), doğrulama (%20) ve test (%10) kümelerine ayrılarak etiketleme sürecinden geçirilmiştir. Bu süreç, sistemin görsel girdilerden öğrenmesini ve doğru sınıflandırmalar yapmasını sağlayacak temel adım olmuştur. Eğitim, 100 devir (epoch) boyunca, kayıp fonksiyonlarını azaltmayı ve ortalama duyarlılık (mAP) metriklerini iyileştirmeyi hedefleyerek yürütülmüştür. Sonuçlar, modelin mAP@0.5'te %86,6 başarı oranına ulaştığını göstermektedir. Kask (%97,8) ve yelek (%96,5) sınıflarında, kesinlik ve geri çağırma oranları %97'nin üzerinde gerçekleşmiştir. Bu, bulgu modelin bu ekipmanları tespit etmede yüksek performans sergilediğini ortaya koymaktadır. Ancak eldiven tespiti (%56,5), nesnelerin küçük boyutu, farklı türleri ve sıkça örtülü olması nedeniyle daha düşük bir performans göstermiştir. Bu durum, modelin pratik uygulamadaki sınırlılıklarını ve geliştirilmesi gereken yönlerini açıkça ortaya koymaktadır. Geliştirilen sistem, mevcut güvenlik kameralarına entegre edilerek KKD ihlallerini gerçek zamanlı olarak tespit edebilir. Veri setinin çeşitlendirilmesi, farklı aydınlatma koşullarının ve farklı KKD türlerinin eklenmesi, modelin doğruluğunu artırabilecektir. Ayrıca, sistemin etik boyutları (örneğin, çalışan mahremiyetinin korunması ve yanlış tespitlerin yol açabileceği hukuki sorumluluklar) ayrıntılı biçimde ele alınmalıdır. İleride yapılacak saha testleri ve sektörlerde gerçekleştirilecek uyarlamalar, "sıfır kaza" hedefine ulaşmada önemli bir adım olacaktır.
Ankara Büyükşehir Belediyesinde görev yapan itfaiye çalışanlarının iş tutumları ile iş doyumlarının analizi
Ankara Büyükşehir Belediyesinde Görev Yapan İtfaiye Çalışanlarının İş Tutumları İle İş Doyumlarının Analizi İş, yaşamak için gerekli olan parayı kazanmakta kullanılan bir alet olma niteliğinin yanında; sosyal kimliğin kazanılıp geliştirildiği, başarı, kariyer ve kişisel tatmin gibi birçok duyguyu birlikte yaşatan bir ortamdır. Bu yüzden çalışmak ve bir işe sahip olmak insan yaşamında çok önemli bir yere sahiptir. Ancak, çalışma koşulları ile birlikte kişinin yaptığı işin özellikleri ve örgütsel yapı, işin sevilerek yapılmasıyla birlikte bireyin olumlu duygular yüklenmesine veya çalışma hayatının birey üzerinde çeşitli olumsuzluklar doğurmasına sebep olabilmektedir. Birey-iş ilişkisi sürecinde ortaya çıkan olumlu veya olumsuz tutumlar ile bunların öncelik ve ağırlıkları ise yapılan iş doyumu tespit çalışmalarıyla ortaya konmaktadır. İş doyumu, işgörenin işini ya da iş yaşamını değerlendirmesi sonucunda duyumsamış olduğu haz ya da ulaştığı olumlu duygusal durum olarak tanımlanmaktadır. İş doyumu; işin işgören için önemi ve işgörenin işten beklentileri ile elde ettikleri arasında algılanan ilişkinin bir fonksiyonu olarak kabul edilmektedir. İş doyumu, aynı zamanda yaşam doyumunun da belirleyicisidir. Dünyada 17. yüzyıldan sonra organize olmaya başlayan itfaiye teşkilatlan, günümüzde modern teknolojiye sahip bir şekilde pek çok- 241 - toplumsal görevi yerine getirmektedirler. İtfaiye çalışanları, bilindik görevleri yangın söndürme dışında, sel, deprem, toprak kayması ve kazalar sonrasında kurtarma başta olmak üzere pek çok toplumsal hizmet ve fayda üretmektedir. Aralıksız görev yapan ve büyük ölçüde insan gücüne dayanan itfaiye hizmetinde insan unsuru hizmetin kalitesine, etkenliğine ve başarısına doğrudan tesir etmektedir. Bu bağlamda, itfaiyecilerin tutum ve niteliklerinin diğer birçok çalışana göre daha önemli olduğu söylenebilir. Bunun nedeni; cesaret, sabır, soğuk kanlılık, fiziksel ve psikolojik dayanıklılık, yardımseverlik, anlayış, insan sevgisi, yüksek moral gibi tutum ve özelliklerin düzeyinin bu mesleğin icrasında çok önemli olmasıdır. Bununla birlikte, belirtilen tutum ve davranışların çoğunun duygusal kökenli veya duygularla alakalı olması, mesleğin iş doyumu ile ilişkisinin boyutunu ortaya koymakta ve bu kişilerin tutum ifadelerinin değerlendirilmesini zorunlu hale getirmektedir. Bu sebeple, ülkemizde üzerinde pek fazla inceleme yapılmamış olan itfaiye çalışanlarının iş tutumları ile iş doyumlarının analizi çalışma konusu olarak belirlenmiştir. Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Teşkilatında görev yapan 606 itfaiyeciden 415'ine yönelik olarak gerçekleştirilen araştırmada, iş doyumunu ölçmek için İş Betimlemesi Ölçeği (Job Descriptive Index) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, itfaiyecilerin iş doyumu düzeylerinin; yaş ve eğitim durumu gibi kişisel nitelikler yanında, mesleğe özel bazı konulara yönelik tutum ifadelerindeki farklılıklar ile de ilişkili olduğu belirlenmiştir.
Türkiye'de dünyada ve Avrupa Birliği'ne üye ülkelerde iş sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili organizasyonların, düzenlemelerin ve uyum çalışmalarının karşılaştırmalı bir incelemesi
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa ülkeleri arasında her alanda çok daha sıkı işbirliğinin sağlanması gereği ortaya çıkmıştır. Bunun ilk adımı 1951 yılında imzalanan Paris Antlaşması ile kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu'dur. Bu adımla başlayan entegrasyon süreci 1957 yılında imzalanan Roma Antlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (AAET-EURATOM) kurulmasıyla devam etmiştir. Türkiye'nin Batılılaşma ve Avrupa devletleri ile aynı kurumlarda yer alma politikalarının bir sonucu olarak, o zamanki adıyla AET'ye üyelik için başvuru ve görüşmeler 1959 yılından itibaren başlamıştır. Bu tarihten itibaren başlayan süreç sonunda Türkiye ile AET'ye üye devletler 1963 yılında Ankara Anlaşması olarak bilinen bir anlaşma imzaladılar. 1963 yılında Ankara'da imzalanan Ortaklık Anlaşması, esas olarak AET'yi kuran Roma Antlaşmasının hükümlerine paralel olarak hazırlanmıştır. Türkiye, 1987 yılında AB'ye tam üye olmak için başvurmuştur. AB ile Türkiye arasında Gümrük Birliği ise 1 Ocak 1996'dan itibaren yürürlüğe girmiştir. Sanayi devriminin başlangıcındaki "Ne pahasına olursa olsun üretim" anlayışından "Sağlıklı Üretim" anlayışına doğru önemli adımlar atılmıştır. İş Sağlığı ve İş Güvenliği Hizmetleri de bu anlayışa paralel gelişim göstermiştir. Ancak gelişmiş olarak tanımladığımız ülkeler dışında bu anlayışın yerleştiğini kabul etmek olanaklı değildir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), iş Sağlığı ve iş Güvenliği Hizmetlerini, işyerinde kiralanmış işçinin gereksinimlerine dönük bir hizmet olarak göstermektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) toplum çalışmalarına sunulan bir hizmet olarak bakmaktadır. Avrupa Birliğine üye ülkelerde iş Sağlığı ve iş Güvenliği Hizmetleri uzmanlaşmış bir yapıya sahiptir ve tüm işçilere ulaştırılması istenmiştir. Bunun yanında Avrupa Birliği 1989 yılında çıkartmış olduğu çerçeve yasası ile işverenleri, işyerinde çalışanların sağlık ve güvenliğini korumak amacı ile her türlü ölçümün yapılması konusunda sorumlu tutmuştur.-263- Helsinki Zirvesinde Türkiye'nin, Avrupa Birliğine tam üyeliğine karar verilip teyit edilmesi ile Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinde yeni bir dönem başlamıştır. Bu çerçevede Avrupa Birliğinin temel yükümlülüğü olan mali yardım tüzüğü; 26 Şubat 2001 ve Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB) 8 Mart 2001 tarihinde onaylanarak resmiyet kazanmıştır. Türkiye'nin ise yükümlülüğü olan Ulusal Program uzun bir hazırlık dönemi sonucunda tamamlanmış ve 19 Mart 2001 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilmiştir. Bu çalışmayla Ulusal Program ile Katılım Ortaklığı Belgesi genel olarak karşılaştırılmış, işçi Sağlığı ve iş Güvenliği yönünden gelişmiş ülkeler ile az gelişmiş ülkeler ve Türkiye arasındaki farklılıklar ve nedenlerin ne olduğu, Avrupa Birliğine üye ülkelerde Birliğe uyum çerçevesinde İş Sağlığı ve İş Güvenliğine yönelik düzenlemelerin neler olduğu incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Bunun yanında AB mevzuatı ile Türkiye mevzuatı bazı konularda çeşitli açılardan karşılaştırılıp, değerlendirilmiştir. Bu tez çalışmasının temel amacı; Türkiye'de, Dünyada ve Avrupa Birliğine Üye Ülkelerde İş Sağlığı ve İş Güvenliği İle İlgili Organizasyonların, Düzenlemelerin ve Yapılan Uyum Çalışmalarının Belirli Bir Çerçeve içerisinde Karşılaştırılmalı İncelenmesi ve Değerlendirilmesidir. Bu amaca ulaşmak için; Çalışma ilk olarak "uluslar üstü" bir organ olarak Avrupa Topluluğu/Birliği'nin yapısal sisteminin kapsamlı bir resmini çizer. İkinci olarak, 1963 tarihli Ankara Anlaşması ve 1970 tarihli Katma Protokole özel önem vererek, Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin özelliklerinin ve kronolojisinin bir analizini yapar. Üçüncü olarak çalışma, Türkiye'de, Dünyada ve Avrupa Birliği'ne Üye Ülkelerde iş Sağlığı ve iş Güvenliği İle İlgili Kuruluşlar, Politikalar, Mevzuat ve Uygulamaların neler olduğunu inceler. Son olarak Avrupa Birliği'ne Üye Ülkelerde ve Türkiye'de Birliğe Uyum Çerçevesinde İş Sağlığı ve İş Güvenliğine Yönelik Düzenlemeleri, Programları Çeşitli Ülkeler Açısından Karşılaştırır ve Değerlendirir.
Çalışanlarda bel ağrısı
-77- OZET Bel ağrısı toplumda yaygın görülen sağlık sorunlarından biridir. Erişkinlerin % 80'i yaşamlarının herhangi bir döneminde bel ağrısından yakınmaktadır. Bel ağrısı; tanı, tedavi giderleri, işgünü ve işgücü kaybı açısından çok önemli bir sağlık sorunudur. Bel ağrısı oluşturan risk etkenleri arasında yaş, cins, fizik kondisyon, kilo, boy, sigara içimi, mesleksel etkiler, psiko-sosyal etkenler sayılabilir. Bu tezde; büro çalışanlarında bel ağrısına neden olan etkenleri sorgulamak amacıyla 250 çalışana anket uygulanmıştır. Çalışanların % 70'i çalışma esnasında bedensel rahatsızlıktan yakınmış olup, rahatsız olanların % 29,5'unu bel ağrısı hissedenler oluşturmuştur. Çalışmamızda; boy uzunluğu, kilo, VKİ, sigara içimi ve iş stresinin bel ağrısı oluşmasında etken olduğu görülmüştür. Çalışanların % 67'si sık sık tekrarlayıcı işler yapmakta, % 83'ü ise iş yerinde stresli bir ortamda çalışmaktadır. Mesai saatlerinin uzun süreli olması ve bu süreyi daha çok oturarak geçirmek zorunda olmalarına rağmen; spor aktivitelerine zaman ayıranlarda, spor yapmayanlara oranla bel ağrısı şikayetlerinde anlamlı bir düşüklük elde edilmiştir. Sonuç olarak çalışmamızda bel ağrısı oluşturabilecek risk etkenleri olarak; iş stresi, tekrarlayıcı hareketler, monotonluk, ergonomik olmayan çalışma ortamı ve duruş bozukluğu saptanmıştır.-78- Bel ağrısını azaltmaya yönelik olarak çalışanların; uygun masa ve sandalye seçimi, büro araç ve gereçlerinin doğru ve etkin kullanımı konusunda bilinçlendirilmeleri, iş stresinin önlenmesi veya en alt düzeye indirgenmesi için sosyal aktivitelere katılmalarının sağlanması gereklidir.Ayrıca işverenler ile daha sağlıklı iletişim kurabilmeleri için uygun zamanlarda ortak zaman paylaşımını arttıracak eğitim ve spor çalışmaları yapılmalıdır. Çalışanlar ve işveren arasındaki iletişimin olumlu olması, hem iş verimini arttıracak hem de başta bel ağrısı olmak üzere bedensel rahatsızlık görülme sıklığını azaltacaktır.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda işverenin hukuki sorumluluğu
Sanayileşmenin işyerlerinde çalışma ortamı ve çalışanları olumsuz yönde etkilemesi, başlangıçta fazla önemsemeyen işçi sağlığı ve iş güvenliği, olgusunun iş verimini ve işletmeyi tehlikeye sokmasıyla önem kazanmıştır. Bu aşamada yapılan çalışmalar sonucunda iş yerlerinde çalışma düzenini ve koşullarını kapsayan bir takım kurallar ve kanunlar çıkarılmıştır. Ülkemizde de, işverenin gözetme borcu ile işletmede gerekli tedbirleri alma borcunu, gereği gibi yerine getirmemesi sebibiyle işçinin uğradığı, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle, ortaya çıkan zararından, (Sigortalı işçi işin sigortaca ödenmeyen kısmından, sigortalı olmayan işçilerin ise tüm zararlarından) işverenin sorumlu olduğu kabul edilmektedir. Bu konuyla ilgili iki farklı görüş vardır. Bunlardan birincisi kusurlu sorumluluğu savunan görüş: Bunlara göre iş kazası ve meslek hastalığına uğrayan sigortalı, sigortaca karşılanmayan zararı için açacağı davayı 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun akdi sorumluluğu düzenleyen 96 ve 332'nci maddelerine dayandırabileceklerini, diğer görüştekiler ise"kusursuz sorumluluğu" savunmaktadırlar. Bunlara göre iş kazası ve meslek hastalığından doğan sorumluluğu kusur sorumluluğu olarak nitelendirmek iş hukukuna ve hizmet akdinin işçiyi korumaya yönelik, sosyal ve koruyucu özelliği ile bağdaşmayacağını, sorumluluğunun kaynağına 1475 sayılı iş kanunu'nun 73'ncü maddesindeki işçiyi korumaya yönelik önlemler alma yükümlülüğünden aldığını işverenin bu alandaki sorumluluğunun da kusursuz sorumluluk olacağı düşüncesindedirler. Bizde bu çalışmamızda konuyla ilgili temel kavramlardan olan işçi sağlığı ve iş güvenliği, iş kazası ve meslek hastalığı tanımı ve unsurlarını açıkladıktan sonra işverenin sorumluluğunun hukuki niteliğini ve kusurlu kusursuz sorumluluğu savunan farklı yazarların görüşü ile Yargıtaym bu konudaki uygulamalarını karar örnekleri ile yansıtmaya çalıştık.
Parlayıcı ve patlayıcı maddelerin özellikleri ve bu madelere karşı alınacak işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri
Control and responsibilities of the employer in the field of occupational health and safety
The most important function of the state in the employee health and security of work field, is to prevent profesional accidents or to minimise it. Also. state should create laws related to the security of work and control the implementation of the rules and regulation and put sanctions if neccesary. State has adjusted this field by the constitution, laws and regulations or by laws which are prepared in compatible with the main laws. These rules and regulations are enough to remain the heath of workers and to prevent professional accidents but it is neccessary to force them to implement the arragements. In our law system; creation of new laws to propect worker heath and security of work, updating of these rules and regulations and controling of implementation of them was given to state as a duty. The controling system of the employers from the point of worker heath and security of work can be classified such as: States control, domestic control inside the companies and control of the holder of the right. States control includes Ministiry of Working and Social Security. There are three subcatagories in the state control: Work control committee of the ministiry. social insurances institutions control and control of profecional chambers over the rules and regulations. Control system inside the institutions which can be accepted as outside the state, was performed by the committee of Employee Heath and security of work which established in the ménagements. Outside the above mentioned control mechanisms, there is control of holder of the employers, that is very important. The dept of the employer to take measures against the employee heath and security of work generally occures because of the responsibility of the employers over the workers. This responsibility is valid for the events during the working hours to secure the life, soil unity and to keep the heath conditions. If the employer does not behave in compatable with his responsibility then he'll get difficulties before the law. First of all, because of the ordering nature of the regulations in the employee heath and security of work field as a rule, the parts can not ignore the implementation of measures by the bilateral agreements. So, if the servicing agreement of the employers does not cover. Employee heath and security of work traditions, then this agreement can not be accepted as a valid one. Secondly, altough the workers lobour depends on the employers government, the employer will be responsible before the oblegee in the case of lack of security of work. Also a worker can cancel the working contact with the condition of a valid reason. In the employee health and security of work field • the emloyers. primiarly, are responsible from the area that the social insurunce institution is not in action to componsate. A worker can demand metarial or mural indemnity in the case of insuring at work or geting a professional diseas. In addition to this, if a worker died at work from an illnes caused by his job, the relatives who or the victims can demand the indemnity of being lack of support and mural indemnity from the employers. Beside the above mentioned legal responsibility, the employer has also, executive and criminal responsibilities. Among the executive responsibilities of the employer, there are sanctions of the law such as closing the ménagement stoping the work, and keeping the workers out of the work. In the criminal responsibility, for ever legal event, the related articles of the law would be implemented to each action. Sometimes the inspectors are authoritized to give time employers to adjust the incomplete part of the working conditions which is neccessary before the implementation of the criminal acticles of the rules. For the employers, escaping from the responsibilities possible only under the conditions that those had to be an effective reason; like the guilt of the victim, or a fault of a third person or the victim can not cut the relationship between the event an employer's position. This situation only reduce the ratio of responsibility of the employer according to the nature of the event. It is not enough to put laws into effect to prevent work accidents and professional diseas. It is neccessary to implement mentioned laws. A law system for security of work can not do anything even if it is the most excellant are without an effective the implementation control mechanism. To implement the law system of working life, it is required to create control mechanism immediately. When we observe the difficulties of working law in performance and inadeqacy in the implementation, we can easly see the neccesity of researches to find alternative systems. The reasons which weakened the effectiveness of the control mechanism should be removed that to reach the aim in that issue. Generally, reasons decreas the effectiveness of control mechanism are lack of enough authority of inspectors for interpretation, there are a few lawsuit against the employers, the pro-payment institution which prevent the lawsuit for the real compensation the unadequacy of dissadeness of the law. the scarcity of the members of the control mechanism, unconsciousness of workers and their institutions in the system,, the longness of the lawsuits in our law system, the broucratic obstacles and like that... The investigations showed that, although there were law system which regulates the employee heath and security of work, the situation is critical and important attantion should be given to the control of implementation of the mentioned laws. When the risk of professional disease and accidents minimised, by the control mechanism, the responsibility of the employers also diminished. Taking the measures for security of work will increase the cost in the shot run, howewer, the lack of professional disease and work accidents or fewness of them will decrease the cost over the long run. This development will prevent the criminal responsibility of the employer and also will be more profitable in the long run period.
Yargıtay kararları ışığında iş kazalarından doğan maddi manevi tazminat davaları
-81- ÖZET Işkazası, işçinin işverenin otoritesi altında bulunduğu bir sırada ve onun için ifa ettiği bir işten dolayı veya iş dolayısıyla dış bir nedenle ve birdenbire meydana gelen bir olay sonucu uğramış olduğu bir kazadır. İşyerinde işgüvenliği önlemlerinin alınması işverenin başlıca yükümlülüklerinden birisidir. İşçi sağlığı ve işgüvenliğine ilişkin mevzuatımız kanun, tüzük ve yönetmeliklerden oluşmakta ve kamu hukuku veya özel hukuktan kaynaklanan düzenlemeler olarak karşımıza çıkmaktadır. İşçiyi gözetme borcuna aykırı davranan işveren bunun sonucu doğan zararlardan sorumludur. Bu sorumluluğun hukuki niteliği konusunda doktrinde ve içtahatlarda kusur sorumluluğu ve kusursuz sorumluluk olmak üzere iki farklı görüş savunulmaktadır. Yargıtayımız kökleşmiş içtihatlarıyla kusursuz sorumluluk görüşünü savunmaktadır. Ancak Yargıtayın kusursuz sorumluluk görüşünü savunmakla birlikte, işverenin kusurlu olması halinde kusur sorumluluğunu, kusursuz olması halinde ise kusursuz sorumluluk ilkesini uyguladığı görülmektedir. İş kazası sonucu cismani zarara uğrayan işçi.işçinin ölümü halinde de desteğinden yoksun kalanlar, uğradıkları zararların tazminini isteyebilirler. Bu amaçla işverene veya kusuru olması halinde işverenle birlikte üçüncü kişilere karşı maddi-manevi tazminat davası açılabilir. Maddi tazminat, zarar görenin iktisadi durumunu kıymet itibari ile mümkün mertebe eski haline getirmeye, yarayan bir vasıyadır.Maddi tazminat davalalarında önce zararın tesbit edilmesi gerekmektedir.Tazminata hak kazanabilmek için de zararın varlığının ve miktarının-82- isbat edilmesi zorunludur.Çünkü tazminatın azami haddini zarar miktarı belirlemekte ve tazminattan bazı indirimler yapılabilmektedir. Manevi tazminat, manevi zarara uğrayanı tatmin için bir vasıtadır.Amacı ise zarar görenin katlandığı fiziki ve ruhi acı ile bozulan manevi dengenin, buna sebebiyet veren tarafından ödenecek bir miktar para ile düzeltilmesidir. Manevi tazminat davası, işçi veya ölümü halinde yakınları tarafından açılabilmektedir. İş kazası sonucu sakatlanan işçinin manevi tazminat talep edebilmesi için iş kazası yüzünden bir yaralanma veya sakatlığın meydana geldiğini, bir manevi zararın doğduğunu.bedensel zarar ile manevi zarar arasında uygun illiyet bağının bulunduğunu, yaralanmanın hukuka aykırı olduğunu isbatlaması gerekir. Manevi tazminatın miktarının tesbiti, kusurun ve manevi zararın ağırlığı derecesine göre belirlenmektedir.Manevi tazminatın takdiri tamamen hakime ait bir haktır ve yargıç hak ve nesafetle hüküm vermek zorundadır.
Türk inşaat sektöründe sağlık ve güvenliğin tasarım sürecine dahil edilmesinde mimarların rolü
Ülkemizde iş kazalarının en sık meydana geldiği sektörlerden biri inşaat sektörüdür. Bu bağlamda, güvenli tasarım yaklaşımı, inşaat sektöründeki iş kazalarının önlenmesinde önemli bir rol üstlenmektedir. Mimarlık disiplininde sağlık ve güvenlik unsurlarının tasarım sürecine entegre edilmesi, güvenli tasarım uygulamalarının etkinliğini artırarak iş sağlığı ve güvenliğine katkı sağlayacaktır. Bu araştırmanın amacı, Türk inşaat sektöründe sağlık ve güvenliğin tasarım sürecine dahil edilmesinde tasarımcıların rolünü incelemektir. Bu çalışma nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseni ile yürütülmüştür. Çalışmaya 25 mimar katılmıştır. Veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanıp katılımcılar ile detaylı görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen verilerin analizi içerik analizi ile yapılmış tema, kod ve kategoriler belirlenmiştir. Analiz edilen verilere göre güvenliğin tasarım sürecinin erken aşamalarında ele alınması gerektiği vurgulanırken, zaman, maliyet baskısı, mevzuat yetersizlikleri, eğitim eksikliği ve belirsiz sorumluluk alanları gibi engellerin süreci olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Mimarlar, güvenlik odaklı tasarım kararlarının hem iş kazalarını azalttığını hem de verimliliği artırdığını ifade etmiştir. Sonuç olarak, güvenliğin tasarıma etkin entegrasyonu için sistematik eğitim, net görev tanımları, saha gözlemleri ve iş güvenliği uzmanlarının sürece dahil edilmesi temel gereklilikler olarak öne çıkmaktadır.
Okulların doğal gaz yakıtlı kazan dairelerinin iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi
İş sağlığı ve güvenliği kanunu, işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların, görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenlemektedir. Okul/kurum müdürlükleri de okul binası ve bahçesi içerisinde okulda görev yapan öğretmen ve diğer çalışanlar ile öğrenim gören öğrencilerin her türlü risk ve tehlikelerden koruyarak güvenliklerini sağlamakla yükümlüdür. Doğal gaz yakıtlı kazan daireleri okul binası içinde bulunan binanın ısıtma sisteminin bulunduğu bölümlerdendir ve bazı risk ve tehlikeleri barındırmaktadır. Bu risk ve tehlikeler göz önünde bulundurularak 28 sorudan oluşan gözlem formu okul/kurum binaları, doğal gaz risk ve tehlikeleri ve ısıtma sistemi risk ve tehlikelerine göre hazırlanmıştır. Hazırlanan gözlem formu doğrultusunda Amasya İli ve ilçelerinde bulunan okul/kurum doğal gaz yakıtlı kazan daireleri gezilerek saha çalışması yapılmıştır. Değerlendirme sonucunda okul/kurumlarda bulunan doğal gaz yakıtlı kazan dairelerinin iş sağlığı ve güvenliği açısından uygunluğuna bakılmıştır. Ayrıca bu sonuca göre iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan ve alınması gereken önlemler hakkında görüş ve öneriler ifade edilmiştir. Görüş ve öneriler doğrultusunda, kazan dairesinde güvenlik şartlarını sağlamak için okul idareleri tarafından iş sağlığı ve güvenliği kapsamında yapılması gerekenler açıklanmıştır.
Konut inşaatlarında kullanılan yapı malzemelerinin kimyası ve iş sağlığı vegüvenliği açısından değerlendirilmesi
Doğası gereği insanlar, çevrelerindeki malzemeleri kullanarak barınak oluşturma eğilimindedir. Kentlerde toplum, sanayi ve teknolojinin gelişmesi, çeşitli istihdam olanakları ve ekonomik başarısızlığın ortaya çıkması ile köylerden kentlere göç eden bir toplum, belirli kriterler gözetmeksizin tasarladıkları mekânlarla kendi sağlıklarını ve çevrelerini tehdit etmektedir. Yaşamlarının önemli bir bölümünü kapalı ortamlarda sürdüren insanlar, farklı farklı hava kirleticileri, iç mekândaki yaşam standartlarının yetersiz olması, mekânın insanların sosyolojik, biyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarına karşılık vermemesi nedeniyle birçok hastalıklara yatkındır. İnsanların zamanlarının %90'ını geçirdiği iç mekân hava kirliliğinin dış mekânlara göre daha yüksek olduğu kanıtlanmıştır. İç ortam hava kirleticileri alerjiye, astıma, kansere ve hatta ölüme neden olur. Bir yapıdaki istenmeyen durumların önüne geçmek için yapının tasarımından başlayarak bazı önlemler alınmalıdır. Yapıyı kullanacak olan bireylerin tasarımın her adımında yer alması, yapı biyolojisi konsepti ile proje hazırlanmasına ve sağlıklı yapılar oluşturulmasına büyük katkı sağlamaktadır. Bu konsept ile insan, bina ve çevre arasında ilişki kurarak, çevresel etkisi en düşük olan projeler oluşturmak mümkündür. Bina biyolojisi kavramı, insan sağlığına uygun yaşam koşulları sağlamak için ideal iç hava kalitesi, nem, aydınlatma, gürültü, elektro-iklimsel konfor, radyasyon ve ısıyı araştırır. Yapı kimyası kavramının doğru uygulanması, kullanıcı için tüm ideal yaşam koşullarının uygulanmasıyla mümkündür. Bu tezin amacı, daha iyi bir yaşam sürmek için konut inşaatlarında yapı kimyası çerçevesinde nelere dikkat edilmesi gerektiğini açıklamak, inşaatta kullanılan malzeme seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalara dikkat çekmek, iç mekânlardaki yanlışlıkları ortadan kaldırmak için uygulanan kimyasal yapı analizi kavramını açıklamaktır. Çevre kirliliği ve sağlıklı bina tasarımında malzeme kavramını açıklamak, seçim kriterlerini değerlendirmek ve iş sağlığı ve güvenliği açısından incelemektir. Anahtar kelimeler: Yapı kimyası, yapı, iş sağlığı, iş güvenliği, malzeme
Radyasyonlu alanlarda çalışan sağlık personellerinde tükenmişlik farkındalığı ve düzeyinin araştırılması
Radyasyon, dalgalar, parçacıklar veya fotonlar adı verilen enerji paketleri şeklinde yayılmaktadırlar. Radyo ve televizyon iletişimini sağlayan radyo dalgaları, tıpta kullanılan röntgen, güneş ışığı vb. günlük hayatımızda alışık olduğumuz radyasyon türlerindendir. Radyoloji ve Nükleer teknolojinin hızla gelişmesi, radyasyonun tıpta kullanımına ilişkin yoğun araştırma ve geliştirme çalışmaları nükleer tıbbın kurulmasına yol açmıştır. Radyoloji ve Nükleer Tıp gibi radyasyon içeren alanlar sadece insanların üzerinde olumlu etkileri değil aynı zamanda olumsuz etkileri de bulunmaktadır. İnsan sağlığını önemli derecede tehdit eden radyasyon özellikle sağlık sektörü çalışanlarında aşırı iş yükü oluşturmakla birlikte bir takım psikolojik durumlara neden olabilmektedir. Radyasyon etkilerinden olan ve sağlık çalışanlarında gözlemlenen psikolojik durumlardan bir tanesi de tükenmişlik sendromu olarak bilinmektedir. Bireylerin bulunduğu iş ortamında kendilerini rahat ve mutlu hissetmelidir. Çünkü birey iş alanında bazı istenmeyen durumlarla karşılaştığında ister istemez kendisini ve çevresindekileri negatif yönden etkilenmektedir. Tükenmişlik belirtileri, maddi ve manevi değerlerin kaybı, sorunların üstesinden gelememe, duyarsızlaşma, kendini sürekli başarısız hissetme, madde kullanım bozukluğu, depresyon ve psikolojik bozukluklardır. Bu belirtilere yönelik önlemler alınmadığında ciddi sonuçlara neden olabilirler. Yapılan bu çalışmada iyonlaştırıcı radyasyon kaynakları ile çalışan sağlık çalışanlarında tükenmişlik farkındalığının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışma hastanelerin çeşitli birimlerinde çalışan 154 sağlık çalışanı üzerinde gerçekleştirilmiş olup elimizde sonuçları SPSS 24.0 programı aracılığı ile analizi yapılmıştır.