
14
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Razınihan ile Mahifiruze Sultan Hikayesi üzerine mukayeseli bir inceleme
Çalışmanın giriş bölümünde, Râzınihân ile Mâhıfirûze Sultan Hikâyesi'ni konu alan ya da dolaylı yoldan da olsa bahseden eserleri gösterdik. Böylece hikâyenin Türk edebiyatındaki yerini tespit etmeye çalıştık. Birinci bölümde hikâyenin yazma ve taşbaskı metinlerini tespit ettik. Hikâyenin Lâtin harflerinde yapılan yayınlarını da değerlendirdik. Süleyman Tevfik Özzeroğlu'nun, Râzınihân ile Mâhıfirûze Sultan Hikâyesi'ni Lâtin harfli baskısının orijinal metinlerine daha yakın olduğunu tespit ettik. İncelememizde üçüncü varyant olarak kullandık. Ancak taşbaskı varyantta, yazma varyanta göre farklılıklar bulunduğunu ve Süleyman Tevfik Özzeroğlu varyantının ise yazıldığı dönem itibariyle değişikliklere uğradığını; "Padişah" kelimesi yerine "vali", "şehzade" kelimesi yerine "beyzade" kullanıldığını tespit ettik. Varyantlar arasındaki bu farklar; sözlü gelenekten yazıya geçirilen hikâyelerin az da olsa değişikliğe uğradığını göstermektedir. Hikâye epizotlarına göre mukayese edilip varyantlar arasıdaki farklılıklar ve aynîlikler tespit edildi. Hikâyenin şiirlerinin incelenmesinde, epizot sırası dikkate alındı ve şiirler arasındaki farklar tablolarla gösterildi. Hikâyenin motifleri, Stith Thompson'un "Motif Index of Folk Literature" isimli eserinden yararlanılarak incelendi ve motiflerin karşılıkları bulunarak katalogdaki yerleri gösterildi. Hikâyedeki kalıp sözler yine bu bölümde gösterildi. Daha sonraki bölümlerde hikâyenin; konusuna göre Türk halk hikâyeleri içinde kahramanı muhayyel olan aşk hikâyesi olduğu ve şekli yapısının biyografik halk hikâyesi olduğu tespit edildi. Son olarak da hikâyenin masal kaynaklı olduğu ve 17. yüzyıldan sonraki bir zamanda teşekkül ettiği sonucuna varıldı.
Formül nazariyesi ve Koblandı Batır Destanı'ndaki formüller
297 ÖZET Kazak halkına ait halk edebiyatı mahsulleri içinde destanların ayrı bir yeri vardır. "Formül Nazariyesi ve Koblandı Batır Destanındaki Formüller" adlı çalışmamızda Kazak halk edebiyatında önemli yer tutan, kahramanlık destanlarından biri olan Koblandı Batır destanı üzerinde durduk. Öncelikle Kazak Türklerinin destancılık geleneği ve Kazak folklorunun önemli verimleri olan jırların ortaya çıkışı, tasnifi ve onların derlenmesi, incelenmesi hakkında bilgi vererek giriş yaptık. Kazak destan anlatım geleneğinde kahramanlık destanlarım en güzel şekilde terennüm eden ve geleneğin temsilcileri olan akınlar ve jıravların vazifelerinden, özelliklerinden bahsettik. Ayrıca Kazak âşıklık geleneği, âşıkların fonksiyonları, usta çırak ilişkisine de değindik. Kazak halkının zengin destanlarından biri olan Koblandı Batır destanının tarihçesi ve nüshalarından bahsettik. Bildiğimiz gibi destan sözlü edebiyat verimi olduğundan dolayı birçok kalıp ifadeler, klişeler, tekrarlar içermektedir. Sözlü şiir yapısı üzerine ilk önce Milman Parry ve Albert Lord tarafından Güney Slav metinleri bir araya getirilerek araştırma yapılmıştır. Parry ve Lord sözlü edebiyatın yapısını ihtiva eden, aynı zamanda kalıp çözümleme yöntemi olarak nitelendirilen bu nazariyeyi Formül Nazariyesi olarak adlandırırlar. Formül Nazariyesi, sözlü anlatım geleneğinde belli formüllere dayanılarak söyleyici tarafından sık sık tekrarlanarak söylenen eserlerin yapısını açıklamaktadır. Aynı zamanda bu nazariye bize yazılı olarak ulaşan sözlü edebiyat ürünlerinin ortaya çıkışım anlatmaktadır. Ayrıca halk dilinin esas unsuru olan formüller, destan söyleyicinin destan söyleme ve ezberleme işini kolaylaştırmaktadır. Onlar söyleyicinin kabiliyetini göstermekte ve taşıdığı anlamlarla esere ayrı bir estetik kazandırmaktadır. Koblandı Batır destanının dil, şekil ve üslup bakımlardan tahlili incelemesi yapıldı. Koblandı Batır destanındaki formülleri bulduk ve onları anlam, yer, dil bakımından tasnif ettik.298 Böylece epos dilinin formül yapısının Kazak destanlarında da muhafaza edildiğini gördük.
Zonguldak ve Bartın çevrelerinde halk bilimi ve edebiyatı
Herber'in "Bir millet halkının dili ve sözlü edebiyatı üzerine kurulmuş, kendine has kültürel hürriyete sahip olduğu takdirde var olur." Gerçeğinden hareketle çalışmamıza başladık. Araştırmamız, sosyal bilimlerin içinde yer alan hemen hemen bütün bilim dallarıyla iç içe olmayı gerektiren yoğun bir malzemeyi bize sağladı. Bu malzemeyi halk bilimi ve halk edebiyatı alanlarında titizlikle inceledikten sonra sınıflandırdık. Bizden önce bu konuda yayınlanmış eserleri ve tezleri de inceleyerek malzememize göre bölümlerimizi tespit ettik. Zonguldak ve Bartın çevresinde Halk bilimi ve bulabildiğimiz kadarıyla halk edebiyatı ürünlerini derleyip düzenlediğimiz çalışmamızı gelecek nesillerin istifadesine sunmayı hedefledik.
Köroğlu Destanı`nın Ayvaz Kolu
Ayvaz, Köroğlu Destanı içinde yer alan genç kahramanlardan biridir. Çocuk yaşta Köroğlu tarafından kaçırılarak Çamlıbel'e getirilen Ayvaz, Köroğlu'nun evlâtlığı, en yakın arkadaşı, aynı zamanda vârisi olur. Bütün bunların yanı sıra Çamlıbei'de beylerin meclisinde şakilik ve Köroğlu'nun hizmetkârlığını da yapmaktadır. Ayvaz'ın maceraları, bazı rivayetlerde Köroğlu veya kırk yiğidin etrafında yaşanan olaylar içinde verilirken, onun merkezî durumda bulunduğu müstakil kollar, epizotlar da mevcuttur. Köroğlu Destanı'nın Batı versiyonu kollar hâlinde sözlü gelenekte yaşamaktadır; fakat Doğu versiyonunda Köroğlu'nun babasından, en küçük torunu Cihangir'e kadar uzanan kolların yanı sıra müstakil dairelerin varlığı söz konusudur. Ayvaz, Köroğlu Destanı'nın aslî kollarından biridir. Onun etrafında teşekkül etmiş olan bazı anlatmalar, destanın ilk oluştuğu dönemlere kadar götürülebilir. Ayvaz'ın tarihî şahsiyeti hakkında elimizde yeterli bilgi bulunmamaktadır; ancak o, Türklerdeki evlât edinme geleneğini yansıtması bakımından önemlidir. Tezimizin giriş bölümünde Köroğlu Destanı'nın teşekkül ettiği devir hakkında kısaca bilgi vermeye çalıştık. Ayrıca destan metnini tespit ve yayın çalışmaları, destanın anlatım geleneği içindeki yeri ve Ayvaz ile ilgili kollar üzerinde durduk. Birinci bölümde, Köroğlu Destanı'nın Doğu ve Batı versiyonlarına ait varyantlardan ulaşabildiklerimizin özetlerini sunduk. ikinci bölümde Köroğlu Destanı'nın Ayvaz koluna ait Batı ve Doğu rivayetlerini karşılaştırarak inceledik. Bu sırada Köroğlu'nun Ayvaz ile ilgili olarak söylemiş olduğu şiirlere de yer verdik. Üçüncü bölümde, "Ayvaz" kelimesinin anlamı, Ayvaz'ın tarihî kişiliği, Köroğlu Destanı'nda Ayvaz'ın kimliği üzerinde durduk. Tezimizin sonunda Köroğlu Destanının Ayvaz kolu hakkında genel bir değerlendirme yaptık ve kaynakça bölümüne yer verdik.
Yalvaç Ural'ın hayatı ve eserleri üzerine bir çalışma
Giresun'da adak inancı ve adak yerleri
Giresun'da Adak İnancı ve Adak yerleri adı altında hazırladığımız tez, adak kavramının dayandığı kökenleri, yayılanını ve gelişimini inceledikten sonra uygula ma alanları ile uygulama sebeplerini de ihtiva eden saha araştırmasından teşekkül etmiştir. Giresun'un tarihi ve coğrafyası üzerinde durulduktan sonra "adak" kavramına zemin teşkil eden "Eski Türk İnançlarına Genel Bir Bakış" başlığı altında Gök-Tanrı inancı, ayrıca diğer kültler ve "adak"la olan ilgileri ele alınmıştır. Adağın İslami çer çevedeki gelişiminde önemli bir faktör olan "veli kültü" ayrıca incelenmiştir. Bütün bunlardan sonra "adak" kavramı ve adak yerlerinin belli başlı özellik leri üzerinde durulmuştur. Yukarıda anlatılan teorik bilgilerin ışığında, Giresun'daki adak yerleri birçok özellikleri üzerinde durularak derlenmiştir. Derleme yapılırken adak yerlerinde tespit edilen eski Türk inançları ve veli kültü verileri ortaya konulmuştur. Bu veriler en son bölümde, bir çizelge ile adak yerlerine göre verilmiştir. Ekler bölümünde incelenen adak yerlerinin fotoğrafları sırasıyla yer almakta dır. Tezimiz sosyal açıdan önem arz eden adak kavramının özelliklerini ortaya koyması ve bu kavramla ilgili bir takım hurafelerin belirlenmesi açısından önemlidir. Ayrıca evliya kültüne bağlı adak yerlerinin incelenmesi sonucu Türk-İslam sentezi nin ve milli kültürümüzün temeli olan velilerimizin fonksiyonları ortaya konulmuş tur.
Seyyid Nizamoğlu Divanı
Seyyid Nizamoğlu ( ? - 1601) onaltıncı yüzyıla damgasını vurmuş şair mutasavvıflardandır. Nizamoğlu canlı ve samimi üslubuyla Türk Tasavvuf Edebiyatı'nın muhterem isimlerinden biri olmuştur. Yunus'un 13. yüzyıldaki birleştirici görevini S. Nizamoğlu 16. yüzyılda devralmıştır. İstanbul'da doğmuştur. Doğum tarihi bilinmemektedir. Babası Bağdat'tan İstanbul'a gelen Şeyh Seyyid Nizamüddin'dir. Araştırmamız, Seyyid Nizamoğlu Divanı üzerine olmuştur. Nizamoğlu'nun Divanı'nın edisyon kritiğini ilmi bir metotla yapmaya çalıştık. Şairin Divanı üzerinde çeşitli çalışmalar yapılmıştır, fakat Divan'ın çeşitli nüshalarından yola çıkarak incelemeli bir çalışma bugüne kadar yapılmamıştır. Çalışmamızla bu eksikliği gidermeye çalıştık. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır: I. bölümde şairin hayatı ve edebi kişiliği üzerinde duruldu, II. bölümde ise Divan'ın tenkitli metni verildi. Bu çalışmada Divan'ın üç nüshası esas alındı. Bu nüshalar Milli Kütüphanedeki müretteb iki yazma ile İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinden temin ettiğimiz yazmadır. Çalışmamız tertipli, hacimli ve en eski nüshalar üzerinde yapıldı. Seyyid Nizamoğlu'nun yaşadığı 16. asır Türkler için zirve asır olmuştur. Osmanlı'nın fermanının krallar tarafından öpülüp baş üstüne konulduğu asırdır. Osmanlı bu asırda ulaşabileceği son hudutlara gelmiştir. Osmanlı kültürü ise olgunluğunun zirvesindedir. Dünya ticaret yollan değişmeye, iktisadi güçler yeni dengeler aramaya başlamıştır. Bu gelişmeler Osmanlı'nın önüne yeni mes'eleler getirmiştir. 16. asır Osmanlı için olgunluk çağı olduğu gibi durgunluğa geçiş çağı da olmuştur. 16. yy'daki asra damgasını vuran padişahlar ise şunlardır: II. Bayezid alim ve aynı zamanda şair; Yavuz Sultan Selim, istişareyi temel ilke edinmiş, titiz ve disiplinli, Kanuni Sultan Süleyman ciddi, vakur, azim ve irade sahibi; II. Selim, mükemmel tahsil görmüş bir hükümdar; III. Murad 29 yaşında, neşeli, halim, merhametli ve adil ve Sultan III. Mehmet, Peygamber Efendimiz zikredilince ayağa fırlayan mübarek zat..XVI. asır Türk edebiyatının klasik devri olmuştur. Bu yüzyılda asra damgasını vuran şairler yetişmiştir. Bunlar Baki, Fuzuli, Lami, Hayali, Nev'i, Rahi, Pir Sultan, Köroğlu, Nizamoğlu'nu sayabiliriz.Nizamoğlu, çıkışın zirvesi ve inişin başlangıcı olan bir asırda yaşamıştır. Devrinin tanınmış mutasavvıflarından olmuştur. Osmanlı hükümdarlarından III. Murat Han devrinde (1574-1595) ismini duyurmuştur. Aruz ve hece ile yazdığı şiirlerinde, Seyyid Nizamoğlu; Seyyid Seyfi, Nizamoğlu, Seyyid Seyfullah, Seyfullah, Seyfı, Nizamoğlu Seyfullah mahlaslarını kullanmıştır. Hayatı boyunca ilimle uğraşmış bir alimdir. Silivrikapısı'na doğru giden yol üzerindeki tekkesinde uzun süre irşad ile meşgul olmuştur. Seyyid Nizamoğlu, Caferiyye mezhebindendir. Ayrıca Halvetiyye tarikatına müntesiptir. Bağlı bulunduğu mezhepten dolayı şiirlerinde ehl-i beyit sevgisine çok fazla yer vermektedir. Seyyid Nizamoğlu tarikat silsilesini Hz. Ali'yle başlatır ve şiirlerinde Hz.Ali'den kendi piri Şeyh Sanander'e kadar tarikat silsilesinin halkalarını zikreder. Ayrıca Nizamoğlu kendisinin Peygamberimizin soyundan geldiğini söylemektedir. Divanı'nın çoğu yerinde bu konuya dem vurmuştur. Seyyid Nizamoğlu Divanı'nın hem hece veznini ve hem de aruz veznini kullanmıştır; fakat aruz veznine daha çok müracaat etmiştir. Sade bir dille, söz oyunlarına baş vurmadan samimi düşüncelerini kelime teşbihinde anlatmıştır. Şiirlerinin konusunu genellikle ehl-i beyit sevgisi, imani hakikatlar, tarikat gibi dini konulardan seçmiştir. Divanındaki şiirlerini genellikle "gazel" nazım şekliyle yazmıştır. Münacat, na't, ilahi gibi şiirlere yer vermiştir. Tam ve zengin kafiye yanında hece vezniyle yazdığı şiirlerinde yarım kafiye kullanmıştır. Seyyid Nizamoğlu'nun Divanı dışında belli başlı şu eserleri de mevcuttur: 1. Tacname 2. Miftah-ı Vahdet-i Vücud 3. Camiü'l-Avarif 4. Şeref-i Siyadet 5. Ma'denü'l-Maarif 6. Esrarü'l Arifin Bu çalışmamızla zirve bir asrın alim zatlarından sadece birinin, Seyyid Nizamoğlu'nun, edebi ve manevi şahsiyetine ayna tuttuk.
Türk edebiyatında ve halk inançlarında asa
Türk edebiyatında ve halk inançlarında asa, maddî ve manevî yanı da bulunan bir kültür unsurumuzdur. Asa, insanlarda maddî yönden ziyade manevî bir sembolü tedaî ettirmektedir. Maddî olarak da geçmişte ve günümüzde dayanak manasında kullanılmıştır. Asâ (baston) karşılığında, Dedem Korkud'un Kitabı'nda tay, tayan, tayanak kelimesi geçmektedir. Diğer bazı eski kaynaklarda ise asanın aynı şekilde kaydedildiğini görüyoruz. Asâ aynı zamanda güç, kuvvet ve otoriteyi temsil etmektedir. Tarihte padişah ve hükümdarların elinde güç sembolü olarak tasvir ve kaydedilmektedir. Asâ bu anlamlarının yanı sıra hak, adalet ve doğruluk sembolü olarak da bilinmektedir. Bilhassa Türk tasavvuf edebiyatında önemli bu yer tutmuştur. Türkler için sosyal statüyü belirlemiştir. Cingiz Han döneminde alem vazifesi görmüştür. Aynı zamanda hilafet eşyaları içinde yer alır. Asanın yazılı kültünde muin, kebz, mütteka gibi pek çok karşılığı vardır. Gerek asâ, gerek baston ve diğer karşılıkları Türk edebiyatının her türünde, manzum ve mensur eserlerimizde, şair ve yazarlarımıza ilham kaynağı olmuştur. Meddahlığın en önemli eşyasıdır. Bilmece, ninni, mani, atasözü ve deyimlerimizde türlü vesilelerle işlenmiştir. El sanatları içinde de önemlidir. Bugün kaybolmaya yüz tutmuş kültür hazinelerimiz içinde yer alan asâ, pek çok din ve inançlarda da aynı manalarda mevcuttur.
Eşrefoğlu Rumi Divanı (inceleme)
Çalışmamız, XV. yy tasavvuf şâirlerinden Eşrefoglu Rûmî'nin hayatı, eserleri ve Dîvânı'ndaki dinî-tasavvuf î unsurların tahlili üzerinedir. Çalışma, girişten başka iki ana bölüm ve bu ana bölümlere bağlı alt başlıklardan meydana gelmiştir. Girişte kısaca XIII. -XV. yy Anadolusu ' nun siyâsi, sosyal ve kültü rel durumu verilmiştir. I. Bölümde Eşref oğlu 'nun menkabevî ve tarihî hayatı ile eserleri incelenmiştir. II. Bölümde ise Eşrefoglu Rûmî Dıvânı'nmda bulunan dinî-tasavvuf î motiflerin tahlilî yapılmıştır. Çalışmanın esasını II. Bölümde yer alan tahlil oluş turmaktadır. Tahlilde ele alman unsurlar din ve tasavvuf olmak üzere iki ana başlık etrafında toplanmıştır. "Din" başlığı altında; a) İtikat b) İbâdet c) Diğer Dinî Unsurlar d) Ahlâkî Unsurlar işlenmiştir. Bu unsurlar da kendi içlerinde, itikat esasları, ibâdet esasları, diğer dinî unsurlar ve ahlâkî unsurlar olarak incelenmiştir. iv"Tasavvuf" bahsinde ise; a) Tasavvufla İlgili Unsurlar b) Bazx Mutasavvıflar başlıkları altında tasavvuf! unsurlar ve Dîvân'da geçen mutasavvıflar verilmiştir. "Tasavvufla İlgili Unsurlar" bölümünde; vahdet-i vücûd, tecellî, merâtib-i erbaa, kendini bilmek vb. incelenmiştir. Bazı Mutasavvıflar başlığı altında ise Dîvânda geçen dört mutasavvıf (1. Ethem, H. Mansûr, A. Geylânî, Şeyh San'an) kısaca anlatılmıştır. Çalışmanın sonunda, sonuç ve bibliyografya yer almak tadır. Şiirlerinde nefsin terbiyesini esas alan Eşrefoğlu Rûmî, dinî akidelerden çok tasavvufî akidelere yer vermiştir. Ve bunu da samimi bir üslûpla bizlere kadar ulaştırmıştır.
Elazığ-Harput türküleri
Kemal Ümmi Divanı
Erciyes yöresi masallarında tipler
Teknolojinin hızla ilerlediği, Doğu-Batı kültür alış verişinde toplum değerlerinin hızla değiştiği çağımızda milli ve manevi değerlerin yaşatılması, gelecek nesillere aktarılması, kaçınılmaması gereken bir görevdir. Halk edebiyatı mahsulleri, zaman içerisinde aşınmaya uğrar, kaybolur. Bu nedenle halk edebiyatı ürünlerinin yeniden meydana getirilme si, tekrar yerine konması imkansız bir olaydır. Türk halk kültürünün en değerli hazinelerinden birisi de masallardır. Bu hazinenin farkına varan Türk aydını, bilimsel olarak masal derlemelerine ve incelemelerine girişmiştir. Yapılan bir çok çalışma, masallarımızın değerini ve önemini ortaya koyan çalışmadır. Biz de bu çalışmamızda genel olarak masal türü hakkında yapılan çalışmalardan, değerlendirmelerden hareketle I. bölümde, masalın ne olduğu, kaynağı hakkında ileri sürülen görüşleri, yapılan masal tasnif çalışmalarını ve masalın yapısını incelemeye çalıştık. II.bölümdeyse Erciyes Yöresi (Kayseri, Sivas, Yozgat, Kırşehir, Nevşehir, Niğde ve Aksaray) masallarındaki "tipler" üzerinde duriyfe. Kendi derlemelerimiz yanında, çeşitli yerlerden derlenmiş, kimileri çeşitli dergilerde yayımlanmış, kimiler i öğrenci tezlerinde dil malzemesi olarak kullanılmış, yayımlanmamış ikiyüzü aşkın masaldaki tipleri tespit etmeye çalıştık. Her masalda çeşitli kahramanlar vardır. Olayı veya durumu birinci derecede etkileyen kahramanlar olduğu gibi, olay ve durumun gelişiminde ikinci derecede rol alan kahramanlar da vardır. Biz, değişik masallarda değişik olay ve durumun içinde rol alan kahramanların ortak karakter özelliklerini tespit ederek bunları tip olarak tespit ettik. Mesela, masallarımızda adı ne olursa olsun,zekiliği,partikliği ile ön plâna çıkan kahraman, bir tip olarak isimlendirildiğinde "Keloğlan tipi" olarak isimlendirilmiştir. Bunun gibi, olay ve durura karşısında aynı davranışı gösteren, aynı karakterdeki kahramanların meydana getirdikleri tipleri tespit etmeyeİİ çalıştık. Son bölümdeyse, topladığımız masalların epizotlarını ver dik. Erciyes Yöresi kültür değerlerinin bir kısmı da olsa, Erciyes Yöresi masallarını inceleme imkanı bulduk. Tipleri incelediğimizde gördük ki, iyi kötü mücadelesinde iyi olan her zaman üstün gelmekte. Buda insanımızın iyiye, güzele, doğruya verdiği değeri göstermekte; masallar yoluyla insanımıza "ideal insan" tipini çizmektedir. Halk edebiyatı mahsullerinin incelenmesi, onların çağa uygun biçimde yeni nesillere sunulması, insanımıza yapılacak en iyi yatırımdır.
M. Cemil'in Hande adlı letâif kitabının gülme teorilerine göre incelenmesi
ÖZET Bu çalışma, M. Cemil'in Hande adlı letâif kitabında yer alan fıkraları temel gülme teorileri olan üstünlük, uyumsuzluk ve rahatlama teorilerine göre incelemek maksadıyla hazırlanmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında M. Cemil'in eseri Latin harflerine çevrilmiştir. Daha sonra gülme teorileri ile ilgili bilgiler, yerli ve yabancı çeşitli kaynaklardan yararlanılarak bir araya getirilmiştir. Ardından bu bilgiler gülmenin mizahi nedenlerinden olan fıkralar ile ilişkilendirilmiş ve fıkralarla ilgili genel bilgiler verilmiştir. Üstünlük teorisi en eski ve en yaygın gülme teorisi olarak nitelendirilmektedir. Teorinin başlangıcını, gülmenin bir kişinin diğer insanlar üzerindeki üstünlük duygularının bir ifadesi olduğu görüşü, oluşturur. Temel bileşenleri üstünlük ve birdenbireliktir. İnsanın kendini bir başkasından ya da daha önceki halinden daha iyi görmesinin onu güldürdüğünü ve insanın kendi kendine gülmesini üstünlük duygusundan kaynaklandığını savunur. Uyumsuzluk teorisinde öz olan, üstünlük teorisinde olduğu gibi zafer ya da yenilgi duygusundan ziyade umulmadık, mantıksız, uygunsuz olan bir şeye karşı gösterilen zihinsel bir tepkidir. Uyumsuzluk teorisi nesneler ve bu nesnelerin temel nitelikleri, olaylar vs. arasında belirli kalıpların bulunmasını beklediğimiz düzenli bir dünyada bulunmaktayız. Bu kalıplara uymayan herhangi bir şey başımıza geldiğinde bu durum bizi şaşırtır ve gülmemize sebep olur. Rahatlama teorisine göre mizahın işlevi gerilim ve sıkıntıdan kurtulmayı ve aşırı gerilimin boşalmasını sağlamaktır. Rahatlama geçici olabilir. Toplumun baskılamaya zorladığı birtakım tabu konuları açığa çıkarır. Yine ağır gerilim içindeki kişilerde söz konusu gerilimin kalkması ile bir gülme patlaması ortaya çıkabilir. Bu durumda mizahtaki ana öğe gerilimi ortadan kaldıran rahatlama duygusudur. M. Cemil'in eserinden ve yaşadığı dönemden hareket ederek M. Cemil'le ilgili bilgiler verilmiştir. Çalışmamızın asıl kısmını temel gülme teorilerinin Hande isimli letâif kitabında yer alan fıkralara uyguladığımız kısım oluşturmuştur. Eserde yer alan 112 fıkra, üç temel gülme teorisi esas alınarak incelenmiştir. Neticede, uygulanan bu kuramların her birinin, gülmenin farklı bir boyutunu ele aldığını hiçbirinin yalnız başına gülmeyi açıklayamadığını ancak birlikte ele alındığında belli bir sonuca varılabileceği anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: M. Cemil, Hande, latife, fıkra, gülme teorileri, üstünlük teorisi, uyumsuzluk teorisi, rahatlama teorisi.
Şanlıurfa ve çevresinin çocuk oyunları
Oyun, canlıların dünyada var olmasıyla birlikte ortaya çıkmış bir kavramdır. Oyun kavramı sadece insanlara özgü bir kavram değildir. Hayvanların da, oyun oynadıklarını düşünmek garipsenebilir ama çevremizdeki hayvanları gözlemlediğimizde, onların da oyun oynadıklarını görebiliriz. Hayvanların birbirlerini kovalamaları, birbirlerini yere yatırmaları ve bunları yaparken de değişik sesler çıkarmaları onların oyun oynadıklarını ve bundan zevk aldıklarını gösterir. Çocuklar, oyun sayesinde hayal etme yetisi kazanırlar ve aynı zamanda duygularını özgürce ifade etmenin mutluluğunu yaşarlar. Oyun sayesinde çocukların zihinleri ve bedenleri gelişir. Mutluluk, sevinç, acı ve üzüntü ve gibi birçok duyguyu oyun yoluyla öğrenebilir ve kendilerine olan güvenleri gelişir. Çocuklar oyun oynadıkları sırada; doğru-yanlış, haklı-haksız gibi toplumsal ve ahlaki kavramları öğrenirler ve benimserler. Yine çocuklar oyun oynadıkları zaman zarfında oyunla ilgili birtakım kurallara uyarlar ve bu sayede toplumsal kuralları benimsemede zorluk çekmezler. Oyunun çocuklar üzerinde bu kadar güzel ve olumlu sonuçları varken, günümüze baktığımızda artık çocukların eskisi kadar oyun oynamadıklarını gözlemlemekteyiz. Çocuklar artık sokaklarda koşup oynamak yerine; bilgisayar, tablet ve cep telefonlarındaki sanal oyunlara rağbet göstermeye başlamışlardır. Kısacası diyebiliriz ki teknolojinin gelişmesiyle mahalli oyunlar yerini sanal oyunlara bırakmaya başlamıştır. Bu çalışmanın amacı da çocuğun gelişmesinde ve sosyalleşmesinde büyük katkısı olan çocuk oyunlarını ortaya çıkarmak, gelecek nesillere aktarılmasını sağlamaktır. Bu araştırmada Şanlıurfa ili başta olmak üzere bütün ilçelerinde oynanan çocuk oyunları derlenmeye çalışılmıştır. Derlenen oyunlara baktığımızda bazı oyunların sadece Şanlıurfa'da oynandığını, bazı oyunların ise hemen hemen her yörede ortak oynandığını görmekteyiz. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; Oyun Tanımı, Oyun İşlevi, oyun kültür-ilişkisi, Oyunda Önemli Olan Unsurlar, Oyun Kuralları ve Oyunda Ebe Belirleme Yöntemlerine yer verilmiştir. İkinci bölümde Şanlıurfa ve ilçelerinin kentsel özelliklerine ve etnik kökenlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise Şanlıurfa ve ilçelerinde derlenen çocuk oyunlarına ve bu oyunlara ait resimlere yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Şanlıurfa, Oyun, Çocuk oyunu, Çocuk Oyunlarının Tarihi Yapısı, Çocuk Oyunlarının İşlevi, Şanlıurfa Çocuk Oyunları