Gaziantep University
Anabilim Dalı

Ortodonti Anabilim Dalı

Gaziantep University

418

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Türkiye'de düzenli yayın yapan diş hekimliği dergilerindeki ortodonti yayınlarının bibliyometrik analizi

Bu çalışmanın amacı, son 15 yılda düzenli yayın yapan ulusal kaynaklı diş hekimliği dergilerindeki ortodonti yayınlarının bibliyometrik analizinin yapılmasıdır. Bu çalışmada 2005-2019 yılları arasında Türkiye'de düzenli yayın yapan diş hekimliği fakültelerinin dergileri, Türkiye Klinikleri Diş Hekimliği Bilimleri Dergisi ve Türk Ortodonti Dergisi (TOD)'ndeki ortodonti yayınları bibliyometrik açıdan incelenmiştir. Ortodonti yayınlarının yarısına yakınının TOD'da yayınlandığı ve toplam yayın sayısının yıllara göre dağılımında ise en yüksek sayının 2010-2014 yılları arasında olduğu saptanmıştır. Yayınlar tür yönünden incelendiğinde tüm dergilerde yayınların en fazla orijinal araştırma, en az ise olgu sunumu şeklinde olduğu görülmüştür. Yayınlar sorumlu yazarın ünvanı yönünden incelendiğinde TOD'daki yayınlarda, ünvanı Doç. Dr. ve Dt. olan yazarların oranı daha düşük iken, ünvanı Yrd. Doç. Dr. / Dr. Öğr. Ü. olan yazarların oranının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ortodonti yayınlarına en çok katkıda bulunan üniversiteler Gazi Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi olurken, en fazla yayın yapan yazarların Türkiye'den sonra Hindistan, Amerika Birleşik Devletleri, Azerbaycan ve Brezilya'dan olduğu belirlenmiştir. Yıllara göre toplam ortodonti yayın sayıları incelendiğinde yıllar arttıkça ortodonti yayın sayılarının da arttığı görülmüştür. Bölümler arası multidisiplinerlikte, ortodonti ile en fazla çalışma yapan bölümlerin, ağız diş ve çene cerrahisi, pedodonti ve protetik diş tedavisi olduğu ve TOD'daki yayınlarda ortodontistlerin daha çok farklı kurumlardaki ortodontistlerle çalışmayı tercih ettiği, aynı kurumda ve farklı bölümlerde uzmanlaşmış diş hekimleriyle daha az çalışma yaptıkları saptanmıştır. Sonuç olarak ülkemizde ortodonti alanındaki yayınların farklı özellikler bakımından incelenebilmesi için ulusal ve uluslararası ortodonti yayınlarının bibliyometrik analizinin yapılmasına ihtiyaç vardır.

BibliyometriBibliyometrik çözümlemeDergiler+3
Gönül Dinç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Açlık ve tokluğun doğal baş pozisyonu üzerine etkisi: Fotoğraf çalışması

Ortodontik teşhis amacıyla kayıt altına alınan hasta fotoğrafları, tedavi planlaması esnasında verdiği hassas bilgiler ile ortodonti rutininde büyük önem taşımaktadır. Yüz profilinin fotoğraf kaydı alınırken, uzun yıllar boyunca Frankfurt Horizontali referansı ile, hastaların baş pozisyonu oryante edilip, kaydedilmiştir. 1950'lerden bu yana literatüre girmiş olan "doğal baş pozisyonu (DBP)" konsepti günden güne popülerleşmektedir. Bu konsept, hastanın günlük yaşantısındaki doğal görünümünü yansıtması ve yüksek tekrarlanabilirlik göstermesi sebebi ile klinisyenler tarafından tercih edilmektedir. Bunun yanında, özellikle ortognatik cerrahi planlamalarında, gerçek düşey çizgiye göre maksilofasiyal projeksiyonların değerlendirilmesinde değerli bilgiler vermektedir. Bu çalışmanın birincil amacı; açlık durumunda (A-T0) ve tokluk durumunda(T-T0) DBP değişimini tespit etmektir. Çalışmanın ikincil amacı ise, açlık ve tokluğun DBP'nin tekrarlanabilirliği üzerine etkisi hakkında bilgi toplamaktır. Çalışmamıza 57 sağlıklı birey (27 kadın, 30 erkek) dahil edilmiştir. DBP'nin elde edilmesinde basit ve klinik pratikte rutin olarak uygulanabilen, şakül varlığında, tripod ile profil fotoğrafı kaydı yöntemi tercih edilmiştir. Katılımcıların sabah (gece boyu açlık sonrasında) açlık fotoğrafı (A-T0) ve aynı gün yemekten 1 saat sonrasında tokluk (T-T0) fotoğrafı kaydedilmiştir. Aynı prosedür 2 hafta sonrasında açlık (A-T1) ve tokluk (T-T1) fotoğrafları kaydedilerek tekrarlanmıştır. Çalışma sonucunda, açlık (ortalama 89,13°) ve tokluk (ortalama 89,75°) durumu DBP üzerine istatiksel olarak anlamlı bir etki göstermemiştir. Bununla beraber, açlık (A-T0 ve A-T1 arası ortalama 1,66°) ve tokluğun (T-T0 ve T-T1 arası ortalama 1,42°) DBP'nin tekrarlanabilirliği üzerine istatiksel olarak anlamlı düzeyde bir değişikliğe yol açmadığı, ancak tokluk esnasında DBP tekrarlanabilirliğinin açlık durumuna nazaran daha iyi olduğu sonucu elde edilmiştir. Yani, ortodontik kayıt amacıyla kliniğimize başvuran hastaların DBP'de fotoğraf kayıtları alındığında, hastanın açlık veya tokluk durumunun DBP üzerinde anlamlı bir etkiye yol açmadığı çalışmamız tarafından ortaya konmuştur.

AçlıkKafaOrtodonti+4
Adile Salehli
Uşak University
2021
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

İskeletsel sınıf I hastalarda maloklüzyonun psikososyal etkisi ile objektif ortodontik tedavi ihtiyacı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Maloklüzyon farkındalığının artması ve dental estetiğin yaşam kalitesi üzerindeki psikososyal etkilerinden dolayı ortodontik tedavi talebi giderek artmaktadır. Dental estetik algısı özneldir; yaş, cinsiyet, sosyal sınıf, eğitim düzeyi, kişilik özellikleri ve toplumsal değer sistemlerinden etkilenmektedir. Ancak eşit sosyodemografik durumla birlikte aynı ölçüde ortodontik tedavi ihtiyacı göz önüne alındığında, neden bazı hastalar psikososyal olarak daha kötü etkilenmektedir sorusunun cevabı tam olarak bilinmemektedir. Çalışmamızın amacı, Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti kliniğine tedavi için başvuran 16-30 yaş aralığındaki hastalarda maloklüzyonun psikososyal etkileri ile objektif tedavi ihtiyacı arasındaki ilişkiyi belirlemek, sert ve yumuşak dokuların hastaların algısına etkisini saptamaktır. Çalışmamıza, Steiner sefalometrik analizleri yapılarak iskeletsel Sınıf I oldukları belirlenen bireyler dahil edilmiştir. Objektif tedavi ihtiyaçları, Ortodontik Tedavi İhtiyacı İndeksi (IOTN-DHC) kullanılarak belirlenmiştir. Bireylerin dental estetiğine ilişkin algıları Dental Estetiğin Psikosoyal Etkisi Anketi (PIDAQ) ile değerlendirilmiştir. Hasta algısına etki edebileceği düşünülen sert ve yumuşak doku ölçümleri Arnett Yumuşak Doku Sefalometrik Analizi (STCA) kullanılarak yapılmıştır. Bireyler; yaş, cinsiyet, IOTN-DHC derecelerine göre gruplara ayrılmış ve gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak incelenmiştir. Çalışmamızda, dental estetiğin bireylerde yarattığı psikososyal etkinin maloklüzyonun şiddetiyle arttığı, ancak hastanın algısında yaş ve cinsiyetin etkili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Cinsiyet ayrımı yapılmaksızın; üst dudak kalınlığı, alt dudak kalınlığı, üst dudak uzunluğu, mandibular yükseklik, total yüz yüksekliği, alt ve üst kesici dişlerin Gerçek Düşey Çizgiye (GDÇ) uzaklığı hastaların tedavi ihtiyacına ilişkin algıları üzerinde etkili bulunmuştur. Sonuç olarak, maloklüzyonun bireylerde yarattığı psikososyal etkiyi yalnızca sosyodemografik faktörlere bağlamak doğru değildir. Sert ve yumuşak doku özellikleri hastaların mevcut maloklüzyonlarını maskeleyerek psikosoyal algılarını etkileyebilmektedir.

MaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf IOrtodonti+3
Duygu Aktaş Ülker
Uşak University
2021
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

İskeletsel maloklüzyonların uyku kalitesine etkisi

Uyku, vücudun dinlenip yenilenmesini sağlayan, ses ve ışık gibi uyaranlarla ortadan kalkabilen, bir hareketsizlik ve bilinçsizlik halidir. Solunum ve uyku kalitesi birbiriyle ilişki içerisindedir. Maloklüzyonlar havayolu boyutlarına etki edebilir ancak iskeletsel maloklüzyonların uyku kalitesine etkisi net olarak bilinmemektedir. Çalışmamızın amacı, Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti kliniğine başvuran 7-13 yaş aralığındaki hastaların iskeletsel maloklüzyonlarının uyku kalitesine etkisini belirlemekti. Çalışmamıza dâhil edilen bireylerin iskeletsel sagittal sınıflamalarının belirlenmesi için SNA, SNB ve ANB değerleri, vertikal değerlendirme için GoGn-SN ve FMA değerleri saptandı. Hastaların uyku kalitelerinin ve davranışsal ve duygusal sorunlarının belirlenmesi için Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi (ÇUAA) ve davranışsal ve duygusal sorun anketinin ebeveynlerce doldurulması istendi. Alınan veriler sonucunda hastalar iskeletsel Sınıf I, Sınıf II ve Sınıf III şeklinde 3 gruba ayrıldı. Gruplar arasındaki sosyodemografik veriler ve ÇUAA skorları farkı istatistiksel olarak değerlendirildi. Her bir iskeletsel sagittal grupta ayrı ayrı; ÇUAA skoruyla vertikal yükseklik, SNA ve SNB arasındaki ilişki belirlendi. Her bir analiz cinsiyet ayrımı yapılmadan ve cinsiyet etkisi incelenerek yaş ve sosyoekonomik düzey göz önünde bulundurularak tekrar edildi. Çalışmamızda, artmış vertikal yüksekliğin ve mandibulanın ön kafa kaidesine göre geride olmasının uyku kalitesini kötü etkilediği ancak yaş, cinsiyet, sosyoekonomik düzey ve iskeletsel sagittal sınıflamanın uyku kalitesinde etkili olmadığı sonucuna ulaşıldı. Davranışsal ve duygusal sorun varlığının uyku kalitesini kötü etkilediği ve bu ilişkinin en fazla Sınıf II bireylerde gözlendiği saptandı. Çalışmamızdan aldığımız verilerde literatüre göre havayolu boyutunu azaltan iskeletsel maloklüzyonlarda uyku kalitesinin olumsuz etkilendiğini saptadık. Bu sebeple iskeletsel maloklüzyonların uyku kalitesine etki edebilecek bir faktör olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.

MaloklüzyonOrtodontiSolunum+3
Çağla Uygur Gülderen
Uşak University
2022
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Konjenital diş eksikliğinde etyolojik faktörlerin belirlenmesi

Konjenital diş eksikliği, doğuştan bir veya daha fazla dişin gelişimsel olarak eksikliği olarak tanımlanır. Toplumumuzda ve dünyada sık görülen dental anomalilerden biridir. Aynı bireyin hem süt hem daimî dentisyonunda görülebilir. Genetik ve çevresel birçok faktörden etkilenir. Çalışmamızda, Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Bölümü'ne başvuran 8-28 yaş aralığında diş eksikliği görülen hastalarda hipodonti etiyolojisinin, sosyoekonomik düzey ile ilişkisinin saptanması, diş eksikliğine sahip bireylerin iskeletsel sagittal özelliklerinin ve en sık eksikliği görülen dişlerin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmamıza dâhil edilen bireylerin iskeletsel sagittal sınıflamalarının belirlenmesi için SNA, SNB ve ANB değerleri saptandı. Bireylerin klinik ve radyografik muayeneleri sonunda eksik dişler belirlendi. Konjenital diş eksikliğinin etiyolojisinin ve sosyoekonomik düzey ile ilişkisinin belirlenebilmesi adına çalışmamıza dâhil edilen diş eksikliği görülen ve görülmeyen bireylere ve ebeveynlerine anket soruları yöneltildi. Çalışmamızda anne-baba olma yaşı ile, annenin sistemik durumu ve hamilelikte geçirdiği hastalıklar ile, bebeklerin doğum kilosu-doğum zamanı ile, diş eksikliği arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler elde edilmedi. Diş eksikliği görülen bireylerin ailelerinde de diş eksikliği görüldüğü bulundu. Orta sosyoekonomik düzeydeki ailelerin çocuklarında çoğunlukla diş eksikliği görülürken düşük sosyoekonomik düzeydeki ailelerin çocuklarında çoğunlukla diş eksikliği görülmediği saptandı. Stresli hamilelik geçiren annelerin çocuklarında çoğunlukla diş eksikliği bulunduğu saptandı. Çocukluk çağında sık antibiyotik kullanan bireylerde diş eksikliğine sık rastlandı. En sık eksikliği görülen dişler üst lateral kesici dişler, ikinci olarak alt ikinci küçük azı dişler, üçüncü olarak üst ikinci küçük azı dişler bulundu. Bir veya iki diş eksikliği görülen bireyler %83,4 oranında bulundu. Konjenital diş eksikliği kadın ve erkeklerde 3:2 oranında görüldü. Çalışmamızdan aldığımız verilere göre, diş eksikliğinin etiyolojisinin birçok faktöre bağlı olması; pedodontist, ortodontist ve cerrahi alanını kapsayan kompleks tedavi ihtiyacı olması nedeniyle daha çok araştırmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Hipodonti, Etiyoloji, Sosyoekonomik Düzey, Konjenital

Diş sürmesiDişlerEtyoloji+3
Damla Dalman
Uşak University
2023
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Sınıf II malokluzyonun geç dönem tedavisinde Forsus ve CS5 sistem sabit fonksiyonel apareylerinin dentofasiyal yapıya etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, post-pubertal dönemde mandibular retrognatiye sahip Sınıf II malokluzyonlu bireylerde Forsus apareyi ve CS5 Sistem sabit fonksiyonel apareylerinin iskeletsel, dentoalveolar ve yumuşak dokuya etkileri karşılaştırılmıştır. Çalışmaya her biri 20 bireyden oluşan iki grup dahil edilmiş, tedavi öncesi ve sonrası lateral sefalometrik radyograflardan elde edilen açısal ve doğrusal ölçümler analiz edilmiştir. Her iki aparey grubunda da maksiller ilerlemenin sınırlandığı, mandibulanın öne yöneldiği ve sagittal uyumda belirgin iyileşme sağlandığı saptanmıştır. ANB açısındaki azalma Forsus grubunda daha fazla bulunmuştur. Co–Gn mesafesi her iki grupta da artarken, Co–A mesafesinde yalnızca CS5 Sistem grubunda azalma izlenmiştir. Üst keserlerde retrüzyon, alt keserlerde protrüzyon meydana gelmiş; mandibular keser proklinasyonu Forsus grubunda daha belirgin olmuştur. Overjet ve overbite değerlerinde anlamlı azalmalar elde edilmiş, Forsus grubunda bu değişikliklerin daha fazla olduğu görülmüştür. Ayrıca U6–PP açısındaki azalma Forsus grubunda anlamlı bulunmuş, CS5 Sistem grubunda ise değişiklik izlenmemiştir. Yumuşak dokuda, her iki aparey de nasolabial açının artmasına ve üst dudak retrüzyonuna yol açmış, Forsus grubunda üst dudak geri konumlanması daha belirgin kaydedilmiştir. Sonuç olarak, Forsus apareyi ve CS5 Sistem, Sınıf II malokluzyonların düzeltilmesinde etkili bulunmuştur. Forsus'un dentoalveolar etkilerinin daha güçlü olduğu, CS5 Sistem'in ise hasta konforu ve kullanım kolaylığı ile klinikte tercih edilebilecek alternatif bir seçenek sunduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sınıf II malokluzyon, Forsus apareyi, CS5 Sistem, sabit fonksiyonel aparey, sefalometri

Zeynep Bastaban
Uşak University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Büyüme ve gelişim dönemindeki sınıf III anomalili çocuklarda reverse headgear ile CS5 sistem kullanımının maksilla ve mandibula üzerindeki etkilerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Sınıf III maloklüzyonların erken dönemde tedavisinde uzun süredir yüz maskesi kullanılmakta olup, yeni geliştirilen CS5 Sistemi ise hasta kooperasyonunu azaltan alternatif bir seçenek olarak sunulmaktadır. Bu çalışmada büyüme gelişim dönemindeki bireylerde yüz maskesi ve CS5 Sisteminin iskeletsel, dental ve yumuşak doku üzerine etkileri karşılaştırılmıştır. Çalışmaya dâhil edilme kriterlerini sağlayan 20 CS5 hasta ile yaş, cinsiyet ve büyüme gelişim dönemine göre benzer 20 yüz maskesi hastası olmak üzere toplam 40 birey alınmıştır. Gruplar arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Tedavi öncesi (T1) ve sonrası (T2) lateral sefalometrik radyografilerde ilgili parametreler değerlendirilmiştir. Ölçümler Dolphin Software Ceph Tracing programı ile yapılmış, veriler R programında analiz edilmiştir (p<0,05). Bulgulara göre yüz maskesi grubunda SNA° ve Co-A ölçümleri ile Co-Gn uzunluğu artış göstermiştir (+3,5 mm). CS5 grubunda Co-Gn değişmemiştir (−0,02 mm) ve gruplar arasında anlamlı fark bulunmuştur. Maksillomandibular ilişki parametreleri (ANB°, Wits, Konveksite) her iki grupta da düzelmiştir. CS5 grubunda mandibular keserlerde belirgin retrüzyon ve dikleşme kaydedilmiş, yüz maskesinde ise sınırlı kalmıştır. Vertikal yönde yüz maskesi grubunda mandibular rotasyon ve Y-aksı artışları daha belirgin izlenmiştir. Yumuşak dokuda yüz maskesi üst dudak desteğini artırırken, CS5 grubunda alt dudak E-düzlemine göre geriye konumlanmıştır. Sonuç olarak; yüz maskesi tedavisi maksiller iskeletsel değişikliklerle, CS5 ise dentoalveoler ve yumuşak doku adaptasyonlarıyla etkili olmuştur. CS5 Sistem, kooperasyonu düşük ve estetik beklentisi yüksek olan hafif–orta şiddetteki olgularda yüz maskesine alternatif bir seçenek olarak değerlendirilebilir. Anahtar Kelimeler: Yüz Maskesi, CS5 Sistemi, Sınıf III Maloklüzyon, Sefalometrik Analiz

Ayça Akgün
Uşak University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Dijital olarak tasarlanmış minivida destekli hibrit ve konvansiyonel diş-doku destekli hızlı üst çene genişletme apareylerinin dentofasiyal yapılar üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, geç adolesan dönemde uygulanan diş-doku destekli konvansiyonel hızlı üst çene genişletme (KRME) apareyi ile mini vida destekli hibrit hızlı üst çene genişletme (HRME) apareyinin dentofasiyal yapılar üzerindeki etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışmaya, Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran ve transversal maksiller darlık tanısı konulan 26 birey dâhil edilmiştir. Hastalar HRME ve KRME gruplarına ayrılmıştır. Tedavi öncesi (T0) ve sonrası (T1) lateral ve posteroanterior sefalometrik radyografiler ile üç boyutlu dijital modeller üzerinden ölçümler yapılmıştır. İstatistiksel analizlerde parametrik veriler için eşleştirilmiş t testi ve bağımsız örneklem t testi, parametrik olmayan veriler için ise Wilcoxon ve Mann-Whitney U testleri kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Her iki aparey grubunda da üst çene genişliğinde anlamlı artış saptanmıştır. Transversal genişleme parametrelerinde HRME ve KRME benzer sonuçlar vermiştir. İskeletsel ve dentoalveolar ölçümlerde gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Yumuşak doku parametrelerinde de belirgin değişiklikler gözlenmemiştir. Geç adolesan dönemde uygulanan hibrit ve konvansiyonel RME apareyleri, üst çene darlığının tedavisinde etkili bulunmuştur. Her iki aparey de transversal yönde anlamlı genişleme sağlarken, hibrit apareylerin konvansiyonel apareylere üstünlüğü bu çalışmada istatistiksel olarak kanıtlanamamıştır. Anahtar Kelimeler: Hızlı üst çene genişletmesi, Diş-doku destekli RME, Diş-kemik destekli RME.

Kutay Demirel
Uşak University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Kompanse iskeletsel sınıf III vakalarda Dynaflex (CS5) apareyi ile konvansiyonel sınıf III elastik uygulamasının dentofasial yapıya etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, kompanse iskeletsel Sınıf III maloklüzyona sahip bireylerde kullanılan DynaFlex CS5 Sistemi ile konvansiyonel Sınıf III elastik uygulamasının dentofasiyal yapılara etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Materyal ve Metot: Araştırmaya 15–19 yaş aralığında, post-peak dönemde büyüme-gelişimi tamamlanmış ve daimi dişlenme döneminde olan toplam 40 birey dâhil edilmiştir. Katılımcılar rastgele iki gruba ayrılmış; 20 hasta CS5 Sistemi, 20 hasta ise Sınıf III elastikler ile tedavi edilmiştir. Her iki grupta da sabit ortodontik tedavi protokolü uygulanmış, tedavi öncesi (T1) ve tedavi sonrası (T2) lateral sefalometrik filmler Dolphin Imaging Software kullanılarak analiz edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmeler SPSS programı ile yapılmıştır. Bulgular: CS5 Sistemi grubunda maksillada anlamlı öne hareket (SNA ve A-N⊥ artışı), üst keserlerde protrüzyon ve üst dudak konumunda ilerleme gözlenmiştir. Elastik grubunda ise sagittal düzelme daha çok mandibulanın saat yönünde rotasyonu ve alt keserlerin retrüzyonu ile sağlanmıştır. Her iki grupta da pozitif overjet ve Sınıf I molar ilişkisi elde edilmiştir. Sonuçlar: CS5 Sistemi, daha belirgin maksiller ilerletme ve yumuşak doku iyileşmeleri sağlarken; konvansiyonel elastikler sagittal düzeltmeyi mandibular rotasyon yoluyla gerçekleştirmiştir. Her iki yöntem de kompanse Sınıf III maloklüzyon tedavisinde etkili olmakla birlikte, biyomekanik etkiler bakımından farklılık göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Sınıf III maloklüzyon, CS5, DynaFlex, Sınıf III elastik, sefalometri, ortodontik kamuflaj Tez Danışmanı: Prof. Dr. İbrahim Erhan GELGÖR

Selin Yüksel
Uşak University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Malokluzyonlu adölesanlarda gülümseme estetiğinin yaşam kalitesine etkisinin, farklı diş hekimliği uzmanlıklarının estetik algısı ile ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmada, farklı malokluzyona sahip adölesanların gülümseme estetiği ile ilişkili yaşam kalitesinin, dental estetik, tedavi ihtiyacı ve diş hekimliğinin farklı alanlardaki uzmanlarının gülümseme estetiği algısı ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Sınıf 1(n=19), Sınıf 2(n=22) ve Sınıf 3(n=19) malokluzyonlu, hafif, orta veya şiddetli çapraşıklığa sahip, ortalama yaşları 14,27±1,92 yıl olan toplam 60 hasta ile; Ortodonti(n=5), Protetik Diş Tedavisi(n=5) ve Restoratif Diş Tedavisi(n=5) alanlarından, ortalama uzmanlık süreleri 13,8±9,54 yıl olan toplam 15 uzman dahil edilmiştir. Hastalar muayene edilmiş, dental estetikleri (IOTN-AC) ve tedavi ihtiyaçları (ICON) belirlenmiştir. Muayene sonrası adölesanlara 'Gülümseme Estetiği ile İlişkili Yaşam Kalitesi Ölçeği (SERQoL)' uygulanmış, gülümseme fotoğrafları çekilmiştir. Gülümseme fotoğrafları uzmanlar tarafından Q-sort yöntemi ile puanlanmıştır. Her hastanın ortalama IOTN-AC, ICON, SERQoL ve Q-sort puanları hesaplanmıştır. Tüm ölçümler iki hafta sonra tekrarlanmıştır. Gözlemciler arası uyum ve test-tekrar testi uyumu ölçümlerinin güvenilirliği yüksek bulunmuştur. Sınıf 1 malokluzyon grubunun, Q-sort puanları en yüksek; IOTN-AC ve ICON puanları en düşük bulunmuştur. Farklı uzmanların verdikleri gülümseme estetiği (Q-sort) puanları, Angle sınıflamasına göre benzerdir. Bireyler çapraşıklık miktarına göre değerlendirildiğinde, hafif çapraşıklığa sahip hastalar tüm uzmanlardan en yüksek gülümseme estetiği puanlarını almıştır. Malokluzyon grupları arasında, Angle sınıflaması ile değerlendirildiğinde ortalama yaşam kalitesi puanlarında farklılık yoktur; çapraşıklığa göre değerlendirildiklerinde, çapraşıklık şiddeti arttıkça yaşam kaliteleri olumsuz etkilenmiştir. Adölesanlarda Sınıf 2 malokluzyon varlığında, yaş arttıkça yaşam kalitesinin malokluzyondan etkilenme derecesi artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Malokluzyon, Gülümseme Estetiği, Yaşam Kalitesi, Q-sort

Dental estetikDiş hekimleriDiş hekimliği+6
Pelin Tuncer
Hacettepe University
2022
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Erken dönemde yüz maskesi uygulanmış iskeletsel sınıf III maloklüzyonlu bireylerde ortognatik cerrahi ihtiyacının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, erken dönemde uygulanan yüz maskesi tedavisinin büyüme gelişim sonrası ortognatik cerrahi ihtiyacını azaltıp azaltmadığının belirlenmesi ve iskeletsel, dental ve yumuşak doku yapılarında meydana getirdiği değişikliklerin ve tedavi sonrası uzun dönem sonuçlarının değerlendirilmesidir. Bireyler ve Yöntem: Çalışmaya büyüme gelişim döneminde yüz maskesi tedavisi uygulanmış ortalama yaşı 20,16 ± 1,67 yıl olan 22 hasta (9 kız, 13 erkek) dahil edilmiştir. Bireylerin tedavi öncesi (T0), yüz maskesi uygulaması sonrası (T1) ve uzun dönem takip sonrası (T2) lateral sefalometrik radyografileri değerlendirilmiştir. Uzun dönem takip sonrası alınan ağız içi ve ağız dışı fotoğraflar, dental modeller, panoramik, lateral sefalometrik ve anteroposterior radyografiler ile oluşturulan vaka sunumları 3 öğretim üyesi tarafından değerlendirilerek ortognatik cerrahi ihtiyacına karar verilmiştir. Bu karara göre bireyler cerrahi gereksinimi olan ve olmayan olarak iki alt gruba ayrılarak karşılaştırılmıştır. Bulgular: Maksillada yüz maskesi ile öne doğru hareket meydana gelmiş ve bu değişim uzun takip döneminde stabil kalmıştır. Mandibulada tedavi ile değişim görülmezken, uzun dönemde büyüme meydana geldiği saptanmıştır. ANB açısı ve overjette yüz maskesi ile iyileşme görülmüş fakat overjet miktarındaki değişim uzun dönemde nispeten stabil kalırken, ANB açısındaki değişim korunamamıştır. Üst keserlerde yüz maskesi etkisi ve takip döneminde sabit tedavinin etkisiyle proklinasyon görülmüştür. Alt keserlerde tedavi sürecinde dikleşme görülmüş, takip döneminde ise neredeyse başlangıç pozisyonlarına geri dönmüşlerdir. Araştırmaya dahil edilen bireylerin %27,27'sinin ortognatik cerrahi tedavi ihtiyacı olduğu tespit edilmiştir. Cerrahi gereksinimi olan ve olmayan alt gruplar arasında tedavi öncesi gonial açı, SNB açısı ve IMPA açısında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Sonuç: Yüz maskesi tedavisinin uzun dönemde ortognatik cerrahi ihtiyacını önemli ölçüde azalttığı, tedavide elde edilen sonuçların takip döneminde korunduğu gözlemlenmiştir.

MaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf IIIMaskeler+3
Ayşenur Seir Bıçkı
Hacettepe University
2022
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Maksiller darlıkla birlikte obstruktif uyku apne sendromu olan çocuklarda hızlı maksiller genişletme tedavisinin retrospektif değerlendirilmesi

Giriş: Bu retrospektif çalışmanın amacı maksiller darlıkla birlikte obstrüktif uyku apne sendromu olan çocuk hastalarda, hızlı üst çene genişletme tedavisinin (RME) iskeletsel ve dental yapılarda oluşturduğu değişimler ile uyku apnesi üzerine olan etkilerini değerlendirmektir. Bireyler ve Yöntem: Çalışmaya ortalama yaşları 12,22±1,95 yıl olan 14 (5 kadın, 9 erkek) çocuk hasta dahil edildi. Konvansiyonel bonded maksiller ekspansiyon apareyi ile tedavi edilen hastaların arşiv kayıtlarındaki tedavi başı (T0) ve ekspansiyon sonrası retansiyon sonunda (T1) alınan dental alçı model, lateral sefalometrik, postero-anterior sefalometrik film analizleri, polisomnografi ve Pediatrik Uyku Anketi verileri üzerinde sırasıyla dental, iskeletsel, havayolu, uyku testi ve risk değerlendirmeleri yapıldı. T0 ve T1 karşılaştırmaları için iki eş arasındaki farkın anlamlılık testi, Wilcoxon ve Mann-Whitney U testleri kullanıldı. Bulgular: Ekspansiyon sonrası üst intermolar mesafe referans noktalarına göre ortalama 4,46- 5,61 mm arttı (p 0,001). SNA açısı ortalama 0,43 arttı (p 0,01), A noktası ortalama 1,34 mm öne (p 0,001), 1,64 mm (p 0,01) aşağı hareket etti. SNB açısı ortalama 0,46 arttı (p 0,01), B noktası 1,84 mm aşağı hareket etti (p 0,01). SN/MD açısı 0,5 arttı (p 0,05). ANS-Me ve S -Go mesafeleri sırasıyla ortalama 2,93 mm (p 0,01) ve 2,98 mm arttı (p 0,001). N-Me mesafesi 5,1 mm arttı (p 0,05). Üst ve alt hava yolu mesafeleri sırasıyla ortalama 2,48 mm ve 2,98 mm arttı (p 0,001). Vertikal hava yolu uzunluğu ortalama 2,67 mm arttı (p 0,001). Yumuşak damak uzunluğu ve dil uzunlukları sırasıyla ortalama 1,2 mm (p 0,05) ve 8,89 mm arttı (p 0,001). Maksiller tranvers genişlik 2,98 mm arttı (p 0,05). Nazal kavite genişlik ve yüksekliği sırasıyla ortalama 2,99 mm ve 0,85 mm arttı (p 0,001). AHI, Supin AHİ, hipopne süresi, horlama süresi ve sırasıyla ortalama 9,14/sa (p 0,001) ve 4,4/sa, 3,5/sa, 1,65/sa (p 0,01) azaldı. Uyku verimliliği ve oksijen saturasyonu (SpO2) sırasıyla %10,25 ve ortalama %1,16 arttı (p 0,001). Pediatrik Uyku Anketi risk skoru 0,34 azaldı (p 0,001). Sonuç: RME tedavisi sonrası maksiller iskeletsel ve dentoalveoler yapıların transvers yön boyutlarında artışlar görüldü. Nazal kavite transvers yön genişliği ve sagittal hava yolu genişlikleri arttı. Polisomnografik verilerden AHİ değerinde %64, Supin AHİ değerinde %78 oranında azalmalar ile birlikte uyku apnesinde iyileşme sağlandı. Anahtar kelimeler: Maksiller Darlık, Hızlı Üst Çene Genişletme Tedavisi, Uyku Apnesi

Alveolar kenar artırılmasıMaksillaRetrospektif çalışmalar+3
Mustafa Kızılırmak
Hacettepe University
2022
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Dudak damak yarıklı hastalarda sefalometrik referans noktalarının hekim ve yapay zeka tarafından belirlendiği bilgisayar destekli sefalometrik analiz yöntemlerinin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmanın amacı dudak damak yarıklı hastalarda yapay zeka ile otomatik sefalometrik analiz yapan OrthoDx programı ile hekimin referans noktalarını belirlediği Dolphin programı ölçümlerini kıyaslamak ve OrthoDx' in dudak damak yarıklı hastalarda uygulanabilirliğini test etmektir. Bireyler ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı hasta arşivinden seçilmiş ortalama yaş 9,176±4,726 yıl olan 188 dudak damak yarıklı hastanın lateral sefalometrik radyografileri çalışmaya dahil edilmiştir. 20 açısal, 8 doğrusal toplam 28 sefalometrik parametre kullanılmıştır. Araştırmacının Dolphin programı kullanarak yaptığı ölçümler referans ölçümleri olarak kabul edilmiş ve yapay zeka destekli OrthoDx programı ölçümleri ile hekim müdahalesiz ve hekim müdahaleli olarak karşılaştırılmıştır. Bulgular: Karşılaştırma sonucunda OrthoDx programının yaptığı ölçümlerde; Yüz Derinliği, Yüz Ekseni, Konik açı değerlerinde sınıf içi korelasyon katsayısı uyumu düşük gözlenmiştir. ANB açısı, FMA açısı, Mandibular düzlem açısı ve L1-NB mesafesi değerlerinde ölçümler arasındaki uyum çok yüksek çıkmış ve istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç: Yapay zeka tabanlı OrthoDx programının mevcut sürümünde, dudak ve damak yarıklı hastalarda sefalometrik nokta tanımlama ve işaretleme için hekimin gözetiminde kullanılması şartıyla umut verici bir araç olduğu görülmektedir.

Bilgisayar destekli analizReferans değerlerSefalometri+3
Hazal Karagöz
Hacettepe University
2022
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Solunum paterninin kraniyofasiyal gelişim ve maloklüzyona etkisi hakkında diş hekimleri ve kulak burun boğaz uzmanlarının farkındalığının değerlendirilmesi

Amaç: Kraniyofasiyal gelişim, genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle şekillenen karmaşık bir biyolojik süreçtir. Solunum paternleri bu gelişimde belirleyici bir rol oynayarak dentofasiyal morfolojiyi doğrudan etkilemektedir. Bu çalışma, Türkiye genelinde görev yapan diş hekimleri ve Kulak Burun Boğaz (KBB) uzmanlarının ağız solunumunun kraniyofasiyal gelişim üzerindeki etkilerine yönelik bilgi, farkındalık ve klinik yaklaşım düzeylerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte tasarlanan bu çalışmaya 96 diş hekimi ve 79 KBB uzmanı katılmıştır. Katılımcılara demografik bilgiler, ağız solunumunun etkileri, erken tanı yaklaşımları ve multidisipliner yönlendirme süreçlerine dair yapılandırılmış bir anket uygulanmıştır. Verilerin analizinde NCSS 2007 programı kullanılmış; tanımlayıcı istatistiklere ek olarak grup karşılaştırmalarında Pearson Ki-Kare testi uygulanmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,001 ve p<0,05 olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Her iki grubun teorik bilgi düzeyi yüksek olmasına rağmen bu farkındalık, klinik uygulamalara yeterince yansımamaktadır. Diş hekimlerinin yalnızca %51'i ağız solunumu saptadığında hastayı KBB uzmanına yönlendirdiğini belirtirken, KBB uzmanlarının %79,7'si maksiller darlık tespit ettiğinde yönlendirme yaptığını ifade etmiştir. Ayrıca, KBB uzmanlarının %88,6'sı adenotonsillektomi sonrası ortodontik yönlendirme yapmadığını bildirmiştir. Diş hekimlerinin; retrognatizm (p=0,006), prognatizm (p=0,012), diş çapraşıklığı (p=0,001), diestema (p=0,001), anterior açık kapanış (p=0,001), çapraz kapanış (p=0,001) ve gecikmiş diş sürmesi (p=0,041) durumlarında ortodontiste yönlendirme oranı, KBB uzmanlarına göre anlamlı düzeyde daha yüksektir. Öte yandan, KBB uzmanlarının çene eklem sesi (p=0,001), bruksizm (p=0,001) ve çene deviasyonu (p=0,014) gibi fonksiyonel semptomlarda yönlendirme oranı daha yüksektir. Ayrıca, KBB uzmanlarının yönlendirme davranışları; yaş grubu (p=0,006), çalışılan kurum (p=0,001) ve mesleki deneyim yılına (p=0,001) göre anlamlı farklılık göstermektedir. Sonuç: Bu çalışma ağız solunumunun erken teşhis edilerek uygun tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınmasının maloklüzyon ve iskeletsel değişikliklerin önlenmesinde kritik bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Multidisipliner iş birliği ve etkili yönlendirme süreçleri, kraniyofasiyal gelişimde kalıcı bozuklukların engellenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Kraniyofasiyal gelişim, ağız solunumu, maloklüzyon, maksiller darlık, multidisipliner yaklaşım

Şeyma Şahin Güner
Ordu University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Ortodontik tedavi öncesinde farklı motivasyonlara sahip hastaların tedaviye yönelik psikolojik etki ve algılar

Amaç: Ortodontik tedaviye yönelik talepler, estetik, fonksiyonel veya sosyal kaygılar gibi çeşitli motivasyonlardan kaynaklanmaktadır. Bu çalışma, bireylerin farklı motivasyonlara bağlı olarak ortodontik tedaviye dair psikososyal etkilerini değerlendirmeyi ve tedavi algılarındaki farklılıkları incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya, Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran, 12-35 yaş aralığındaki 453 birey dahil edilmiştir. Katılımcılara, demografik bilgileri, ortodontik tedaviye yönelik motivasyonları ve tedaviye dair algıları değerlendiren bir anket uygulanmıştır. Tedaviye yönelik motivasyonlar dört ana grupta ele alınmıştır: (1) Oklüzyon fonksiyonunu iyileştirmek, (2) Diş estetiğini geliştirmek, (3) Yüz estetiğini iyileştirmek, (4) Aile, arkadaş veya diş hekimlerinin önerilerini takip etmek. Bireylerin psikososyal etkilerini değerlendirmek amacıyla Dental Estetiğin Psikososyal Etkileri Anketi (PIDAQ) kullanılmıştır. İstatistiksel analizler, NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007 (Kaysville, Utah, USA) yazılımı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, tanımlayıcı istatistiksel yöntemler (Ortalama, Standart Sapma, Medyan, Frekans ve Oran) kullanılmıştır. Grup karşılaştırmaları için Bağımsız Örneklem T Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (One-Way ANOVA) uygulanmıştır. Anlamlılık düzeyi olarak p<0,01 ve p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Ortodontik tedaviye yönelik motivasyonların, bireylerin psikososyal etkilerini ve estetik algılarını anlamlı derecede etkilediği bulunmuştur. "Diş estetiğini geliştirmek" motivasyonuna sahip bireylerin sosyal etki (p=0,023), psikolojik etki (p=0,001) ve estetik kaygı (p=0,001) alt boyutlarında daha yüksek puanlar aldığı belirlenmiştir. "Oklüzyon fonksiyonunu iyileştirmek" motivasyonu olan bireylerin ise PIDAQ ölçeğinin hiçbir alt boyutunda anlamlı bir farklılık göstermediği saptanmıştır (p>0,05). "Aile, arkadaşlar veya diş hekimlerinin önerilerini takip etmek" motivasyonuna sahip bireylerin psikolojik etki (p=0,012) ve estetik algı (p=0,001) boyutlarında daha düşük puanlar aldığı görülmüştür. Ayrıca, ortodontik tedaviye karşı ilgi duyan ve tedavi hakkında bilgi edinmeye istekli bireylerin sosyal etki (p=0,001) ve psikolojik etki (p=0,001) puanlarında anlamlı farklılıklar olduğu, ancak dental özgüven üzerinde belirgin bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Sonuç: Ortodontik tedaviye yönelik psikososyal etkiler bireylerin motivasyonlarına göre değişkenlik göstermektedir. Estetik kaygıları ön planda olan bireylerin sosyal etki, psikolojik etki ve estetik algılarının daha yüksek olduğu; fonksiyonel kaygılarla tedavi arayışına giren bireylerin ise bu etkileri daha az hissettiği gözlemlenmiştir. Bu bağlamda, ortodontik tedaviye yönelimde bireysel ve çevresel faktörlerin dikkate alınmasının tedavi sürecinde memnuniyet ve uyumu artırabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ortodontik Tedavi, Motivasyon, Estetik

Merve Köklü
Ordu University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Farklı dik yön boyutlarına sahip hastaların ortodontik tedavi sonrası mandibular trabeküler yapı adaptasyonlarının fraktal analiz yöntemi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma, farklı dik yön boyutlarına sahip bireylerde ortodontik tedavi sonrası mandibular trabeküler kemiğin adaptasyonunu fraktal analiz (FA) yöntemi ile değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, servikal vertebral maturasyonu tamamlanmış, ortodontik tedavi gören ve sistemik hastalığı bulunmayan 125 birey dahil edilmiştir. Katılımcılar, dik yön boyutlarına göre üç gruba ayrılmıştır: dik yön boyutu azalmış (SN-GoMe<26, 42 birey), normal (2636, 41 birey) bireyler. Panoramik radyografiler sabit ortodontik tedavi öncesi (T0) ve sabit ortodontik tedavi sonrası (T1) olmak üzere iki kez değerlendirilmiştir. Mandibuladan seçilen çalışma alanlarında (ROI) FA yöntemi uygulanmış ve fraktal boyut değerleri karşılaştırılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar kullanılmıştır. Grup karşılaştırmalarında Tek Yönlü ANOVA testi kullanılmıştır. Takip karşılaştırmalarında Paired Sample T testi kullanılmıştır. Bulgular: Ortodontik tedavi öncesi ve sonrası fraktal boyut değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Ayrıca, dik yön boyutlarına göre yapılan değerlendirmede gruplar arasında Fraktal değerleri (FD) açısından anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir (p>0,05). Tedavi süresi ve yaş değişkenleri de FD üzerinde belirgin bir etkiye sahip olmamıştır. Sonuç: Ortodontik tedavi öncesi ve sonrası mandibuladan seçilen 6 ROI üzerinden yapılan FA ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ayrıca farklı dik yön boyutlarına (azalmış, normal, artmış) sahip gruplar arasında da bu alanlardaki FD açısından anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Tedavi süresi ve yaş değişkenlerinin de FD üzerinde belirgin bir etkisi gözlenmemiştir. Bu bulgular, ortodontik tedavinin mandibular trabeküler kemik yapısında, belirlenen bu spesifik alanlarda anlamlı bir yeniden yapılanmaya neden olmadığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Dik Yön Boyutu, Fraktal Analiz, Kemik Adaptasyonu, Mandibular Trabeküler Yapı, Ortodonti

Nursu Becet
Ordu University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Türk toplumundaki bireylerin diş boyutları ile yüz oranları arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Amaç: Türk popülasyonunda diş boyutları ile yüz oranları arasındaki ilişkiyi kapsamlı şekilde değerlendirmektir. Diş boyutları ile göz küresi genişliği, burun genişliği, maksiller genişlik ve intermolar mesafe gibi yüz ölçümleri arasındaki korelasyonları inceleyerek aralarındaki ilişkiyi tespit etmeyi hedeflemiştir. Böylece klinisyenlere, diş ve yüz özelliklerinde ideal estetik uyum elde etmek için gerekli olabilecek interdental aşındırma, restoratif prosedürler veya diğer müdahaleler konusunda karar vermelerinde yardımcı olabilecek veriler sağlamayı amaçlamıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, Ocak 2018 ile Temmuz 2024 tarihleri arasında Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda ortodontik tedavi gören bireylerden alınan intraoral taramalar ve ekstraoral radyografiler üzerinde retrospektif olarak yürütülmüştür. Dahil etme kriterleri kapsamında, daha önce ortodontik tedavi görmemiş, restorasyonu, çürüğü veya dental anomalisi bulunmayan ve dengeli yüz görünümüne sahip bireyler seçilmiştir. Dijital intraoral taramalar 3Shape TRIOS 3 tarayıcısı ile yapılmış, ölçümler ise Orthoanalyzer yazılımı ile analiz edilmiştir. Yüz oranlarını değerlendirmek için sefalometrik ve anteroposterior radyografiler kullanılmıştır. İstatistiksel analizler, grup karşılaştırmaları için One-Way ANOVA ve değişkenler arası ilişkileri değerlendirmek için Pearson Korelasyon testi ile yapılmış; analizler NCSS 2007 yazılımı ile gerçekleştirilmiş ve anlamlılık düzeyi p<0,01 ve p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışma, ortalama yaşı 18,31 yıl olan 136 erkek ve 168 kadından oluşan toplam 304 kişiden elde edilen verileri içermiştir. Mandibular genişlik, maksiller genişlik, yüz genişliği, intermolar mesafe ve burun genişliği gibi ayrıntılı demografik ve morfometrik veriler toplanmıştır. Sonuçlarda, bireylerde ANB açılarıyla tanımlanan farklı iskelet sınıfları arasında diş boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ancak analizler, çeşitli yüz ölçümleri ile diş boyutları arasındaki ilişkilerde bazı eğilimler göstermiştir ve yüz morfolojisinin diş yapıları üzerinde etkili olabileceğine dair veriler sağlamıştır. Bu bulgular, yüz ve diş estetiği arasındaki ilişkinin karmaşık olduğunu ve yüz oranlarının diş boyutları üzerinde belirli bir etki gösterebileceğini, fakat bu etkinin farklı iskelet sınıflarında homojen olmadığını düşündürmüştür. Sonuç: Bu çalışma, Türk toplumunda diş ve yüz yapıları arasındaki ilişkinin anlaşılmasına önemli katkılar sunmuştur. Yüz ölçümlerinin diş boyutlarını etkileyebileceğini, ancak bu etkilerin tüm iskelet sınıflarında tutarlı olmadığını ortaya koymuştur. Ayrıca elde edilen veriler, klinik uygulamalarda Abay oranı gibi yeni geliştirilen oranın kullanılmasına yönelik bilimsel bir temel oluşturmuştur. Elde edilen sonuçlar, klinisyenler için kritik bir referans noktası oluşturarak, hastalarının hem diş hem de yüz özellikleriyle uyumlu optimum estetik sonuçlar elde etmeye yönelik ortodontik ve restoratif tedavilerin planlanmasında yol gösterici olabileceğini düşündürmüştür. Anahtar kelimeler: Abay Oranı, Diş boyutları, Diş morfolojisi, Estetik uyum, İskelet sınıflandırması, Yüz oranları

Feridun Abay
Ordu University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Sınıf 2 Divizyon 1 maloklüzyona sahip bireylerde kas fonksiyon düzenleyici apareylerin dentofasiyal yapılar ve üst havayolu üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Giriş: Bu çalışmanın amacı Sınıf II bölüm 1 maloklüzyona sahip hastaların tedavisinde kullanılan kas fonksiyon düzenleyici apareylerin iskeletsel, dental yapılarda ve üst havayolu üzerinde oluşturduğu etkilerin kontrol grubu ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. Bireyler ve Yöntem: Çalışmaya 30 hasta dahil edilmiştir. Tedavi grubunu oluşturacak şekilde Sınıf II bölüm 1 maloklüzyona sahip ortalama yaşları 9,3 ± 0,7 yıl olan 15 bireye kas düzenleyici apareyler olarak tanımladığımız Myobrace apareyleri uygulanmış, ortalama yaşları 8,85 ± 0,7 yıl olan 15 birey (kontrol grubu) de herhangi bir tedavi uygulanmadan takip edilmiştir. Tedavi ve takip süreleri öncesi (T0) ve sonrasında (T1) panoramik, lateral sefalometrik, posteroanterior ve el-bilek filmleri alınmış, dental modeller elde edilmiştir. Bulgular: Sefalometrik değerlendirmeler sonucunda myobrace grubunda kontrol grubuna göre SNA ve ANS-PNS/SN açılarında azalma, Co-Gn mesafesinde artış saptanmıştır. Myobrace grubunda kontrol grubuna göre overjet miktarı, ANB açısı ve Witts değerinde azalma saptanmıştır. Myobrace grubunda üst keserlerde dikleşme, kontrol grubunda üst keserlerde ekstrüzyon saptanmıştır. Mandibuler dentoalveolar bulgularda her iki grupta da L1-NB mesafesinin artış saptanmıştır. Yüzün büyüme yönüne ait ölçümlerdeki değişimler her iki grup için benzer bulunmuştur. Myobrace grubunda MAS, IAS mesafelerinde artış görülmüş ancak grupları arasında anlamlılık saptanmamıştır. Myobrace grubunda C3-H mesafesinde artış, Kontrol grubunda PNS- H mesafesinde artış saptanmıştır. Sonuçlar: Çalışmamızın sonucunda myobrace apareyinin Sınıf II Bölüm 1 malokluzyona sahip bireylerde kullanımında; myobrace apareyi ile myofonksiyonel tedavinin sonuçlarının maksilla ve mandibula üzerinde daha çok dentoalveolar olduğu ve hava yolunda anlamlı artışa neden olmadığı belirlenmiştir.

Maloklüzyon-angle sınıf IIOrtodontiOrtodontik aygıtlar
Merve Karaışık Soysal
Hacettepe University
2020
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Üst havayolu ölçümlerinde kullanılan farklı sınırlar arasındaki korelasyonun değerlendirilmesi

Giriş: Bu çalışmanın amacı, orofaringeal havayolu değerlendirmelerinde kullanılan farklı alt ve üst sınırlar arasında, hacim ve minimum aksiyal alan (MAA) ölçümlerinin korelasyonunu değerlendirmektir. Bireyler ve Yöntem: Bu çalışmaya, Hacettepe Üniversitesi Ortodonti bölüm arşivinden, ortognatik cerrahi planlaması amacıyla alınmış 49 konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüsü dahil edilmiştir (32 kadın, 17 erkek; ortalama yaş= 20,9 ± 5,22). Dolphin3D (Dolphin Imaging & Management Solutions, Chatsworth, California, ABD) programı kullanılarak, 4 farklı üst (palatal düzlem, PNS noktasından geçen horizontal düzlem, PNS-Ba düzlemi, PNS ve 1. servikal vertebranın alt iç sınırından geçen düzlem) ve 8 farklı alt sınır (2.,3. ve 4. servikal vertebraların en alt ön noktasından, epiglottisin en üst noktasından, vallecula'dan geçen horizontal düzlemler, 4.servikal vertebranın en ön alt noktası ile hyoid kemiğin üst ön köşesinden geçen düzlem, 3.servikal vertebranın en alt ön noktası ve menton'dan geçen düzlem, 4.servikal vertebranın en üst ön noktasından ve menton'dan geçen düzlem) ile oluşturulan 32 farklı havayolu segmentasyonunda, hacim ve MAA ölçümleri yapılmıştır. Bütün ölçümler aynı araştırmacı tarafından, 2 hafta ara ile ikişer kez yapılmıştır. Bulgular: Hacim ölçümleri ortalama 0,997 ve minimum aksiyal alan ölçümleri ortalama 0,999 sınıf içi korelasyon katsayısı ile ölçümler arasında mükemmel gözlemci içi güvenilirlik göstermiştir. 32 farklı havayolu segmentasyonunda yapılan hacim ölçümleri birbirleri ile 0,896-0,999 aralığında, MAA ölçümleri birbirleri ile 0,859-1,00 aralığında değişen korelasyon katsayıları ile yüksek düzeyde pozitif yönlü korelasyon göstermişlerdir. Sonuçlar: Bu çalışmada havayolu segmentasyonu için kullanılan alt ve üst sınırlar birbirleri ile yüksek düzeyde korelasyon göstermişlerdir. Yapılacak üst havayolu çalışmalarında ihtiyaçlar doğrultusunda, çalışmamızda incelemiş olduğumuz alt ve üst sınırların güvenli bir şekilde kullanılabileceği bulunmuştur.

AntibiyotiklerHidroksiizokaproik asitKalsiyum hidroksit+3
Gediz Aksöz
Hacettepe University
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Üç boyutlu yazıcı kullanılarak oluşturulan transfer kaşıklarının klinik güvenilirliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Dijital ortamda pozisyonlandırılan braketlerin, üç boyutlu yazıcıyla elde edilen transfer kaşığı vasıtasıyla ağız içine aktarımının klinik olarak güvenilirliğinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran, araştırma için gerekli kriterleri taşıyan 2 erkek 3 kadın hastaya birinci ve ikinci molar tüpleri dahil 139 braket indirekt yöntemle yapıştırılmıştır. Hastaların ağız içi taranmasıyla elde edilen dijital modelleri üzerinde braketler sanal ortamda, ideal konumlarında pozisyonlandırılmıştır. Braketleri ağız içerisine aktaracak transfer kaşıkları dijital ortamda tasarlanmış ve üç boyutlu yazıcı yardımıyla elde edilmiştir. Braketler kaşık içindeki oluklarına yerleştirilmiş ve ışıkla polimerize olan rezin (Transbond XT, 3M, Unitek Monrovia, Kaliforniya, ABD) yardımıyla hasta ağzına aktarılmıştır. Yapıştırma sonrası tekrar ağız içi tarama yapılarak hastaların ikinci kayıtları elde edilmiştir. Başlangıçta braketlerin ideal konumda pozisyonlandırıldığı dijital modeller ile braketleme sonrası taramayla elde edilen modeller çakıştırılmış ve farklar incelenmiştir. Transfer kaşıklarının tasarımı için Ortho Analyzer ve Appliance Designer (3Shape, Kopenhag, Danimarka) yazılımı kullanılmıştır. Çakıştırma için GOM Inspect (GOM Software 2018 Hotfix 6, Braunschweig, Almanya) kullanılmıştır. İstatistiksel değerlendirme için braketlerin çakıştırılmalarında belirlenen farkların değerlendirilmesinde Kruskal-Wallis testi kullanılmış, ardından diş grupları kendi aralarında Mann-Whitney U testi ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Total değerler incelendiğinde premolar diş grubunun tork değerinde meydana gelen fark miktarı ortalama 1,25° olarak bulunmuş ve meydana gelen fark, limit olarak belirlenen 1°'nin üstüne çıkmıştır. Vertikal, mesiodistal, bukkolingual ve tork değerleri incelendiğinde premolar diş grubunda diğer gruplara göre anlamlı bir farklılık mevcuttur (p<0,05). Alt çene kendi içerisinde incelendiğinde kesici diş grubunda vertikal, bukkolingual, tork ve tip değerlerinde kanin ve molar diş grubuna göre anlamlı bir farklılık meydana gelmiştir (p<0,05). Premolar diş grubunda meydana gelen tork değerinin ortalamasındaki farklılık klinik olarak belirlenen limitin üstünde yer almaktadır. Üst çene kendi içerisinde değerlendirildiğinde premolar diş grubunda vertikal, bukkolingual ve tork değerlerinde molar diş grubuna göre anlamlı bir farklılık ortaya çıkmıştır (p<0,05). Premolar diş grubunda bulunan tork ve rotasyon değerleri ortalaması klinik olarak güvenli limitin üstünde yer almaktadır. Sonuç: Braketlerin total değerlendirilmesinde premolar diş grubunun tork değerinde meydana gelen değişim klinik güvenilirlik limitinin üstünde bulunmuştur. Lineer ölçümlerde vertikal yönde meydana gelen değişimin mesiodistal ve bukkolingual yöne göre daha fazla olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: İndirekt Bonding; 3 boyutlu dental model; Transfer Kaşığı; Transfer Güvenilirliği

Dental aygıtlarDental bondingOrtodonti+2
Selçuk Ufuk Sarıbaş
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sınıf III maloklüzyonların tedavisinde mandibulada uygulanan extra alveoler mini vida destekli distalizasyonun dentoalveoler etkilerinin incelenmesi

Amaç: Çalışmamızda, sınıf III maloklüzyona sahip, büyüme ve gelişim dönemi sonlanmış ya da sonlanmak üzere olan bireylerde, alt dental arkın distalizasyonu için köklere paralel konumda yerleştirilen mini vidalardan uygulanan kuvvetlerin, alt dental ark üzerindeki etkilerinin ve alt çene keser dişlerini çevreleyen alveoler kemik dokusundaki değişikliklerin Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) ve lateral sefalometrik filmler üzerinde incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran ve Angle sınıf III maloklüzyona sahip 22 birey (15 kız, 7 erkek) çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmamız tek gruptan oluşmakta olup, tüm bireylere Empower 2 (American Orthodontics, Kaliforniya, ABD) kendinden bağlanan braketler ve sırasıyla 0,014 HANT, 0,016 HANT, 0,016x0,025 HANT, 0,019x0,025 HANT, 0,019x0,025 paslanmaz çelik teller uygulanmıştır. Mini vidalar 0,019x0,025 paslanmaz çelik tele geçilen seans uygulanmış ve distalizasyon kuvveti termoset özellikli elastomerik zincirler yardımıyla aktiflenmiştir. Distalizasyon kuvvetinin başlatıldığı (T0) ve sonlandırıldığı seansta (T1) lateral sefalometrik filmler ve KIBT görüntüleri alınmıştır. Lateral sefalometrik görüntüler üzerinde sert ve yumuşak doku analizleri Dolphin Imaging Software Version 11.95.08.50 (Dolphin Imaging, Kaliforniya, ABD) programı kullanılarak yapılmıştır. Alınan KIBT kayıtları CS 3D Imaging (Carestream Dental LLC, Atalanta, USA) programı kullanılarak görüntülenmiştir. Bu görüntüler Adobe Photoshop CC 2019 20.0.6 (Adobe Inc., California, USA) programına aktarılarak ölçümler yapılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken normallik kontrolü Shaphiro-Wilk testi kullanılarak yapılmıştır. Normal dağılım sağlandığında bağımsız örneklem t-testi yapılmıştır. Bulgular: Sefalometrik film üzerinde yapılan iskeletsel analiz ölçümlerinde, T0 ve T1 dönemleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bulunan tek değer Witts değeridir (3,34, p<0,05). Yapılan dişsel ölçümlerde, IMPA (10,72°, p<0,05), L1-NB açısı (10,41°, p<0,05), L1-NB mesafesi (3,10, p<0,05), Md1-MdOP (6,41°, p<0,05), Md1-Sn (3,75°, p<0,05) değerlerinin, T0 ve T1 dönemlerinde oluşan farkı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ayrıca tedavi sonunda palatal düzlem-oklüzal düzlem açısı 3,54° azalmış, mandibuler düzlem-oklüzal düzlem açısı 2,78° artmış olup bu iki değişim istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Yumuşak doku analizlerinde ise Li-E değeri 2,27 mm ve Li-S değeri 2,03 mm azalmış olup istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Alt çene sağ ve sol kanin dişlerinin mezial yüzeyleri arasından alınan KIBT verilerinde yapılan ölçümlere göre, T0 ve T1 dönemleri arasında, alt çene kanin dişlerinin mezial yüzeyleri arasında kalan bölgenin, 31 numaralı dişin mine-sement sınırının 3 mm altından alınan kesite göre horizontal düzlemde kapladığı alan 4,1±5,19 mm2 azalmış olup istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). 31, 32, 41, 42 numaralı dişlerin her birinin labial ve lingual yüzlerindeki alveoler kretin en tepe noktasından alınan kesitte hesaplanan alveoler kemik ile kök yüzey temas uzunluğu incelendiğinde, 42 numaralı dişin lingual yüzeyi hariç tüm yüzeylerde alveoler kemik ile kök yüzeyi temas uzunluğu anlamlı olarak azalmıştır (p<0,05). Sonuç: Alt dental arkın total distalizasyonunun dentoalveoler etkilerinin incelendiği bu çalışmada, tedavi sonunda alt kesici dişlerin eğimleri azalmış, alt oklüzal düzlem saat yönünün tersine rotasyona uğramıştır. Uygulanan mekanik alt kesici dişleri çevreleyen alveoler kemik desteğinin azalmasını engellemekte yetersiz bulunmuştur. Konu ile ilgili daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Alveolar kemik kaybıDental arkKemik vidaları+4
Hasan Çınarcık
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Yüksek güçteki led ışık cihazının metal braketlerin bağlanma dayanıklılığı üzerine etkilerinin ın vitro olarak değerlendirilmesi

odontik tedavi amacıyla çekilmiş olan premolar dişlere yapıştırılması sırasında kullanılan LED ışık cihazının farklı yoğunluk modu ve sürelerde kullanımının, bağlanma dayanıklılığı üzerine etkilerinin sıyırma testi ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. Gereç-Yöntem: Çalışmada 2017-2018 yıllarında Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı'nda ortodontik tedavi amacıyla çekilmiş 75 adet maksiller premolar diş kullanıldı. Dişler standart şekilde hazırlanan akrilik bloklara bukkal yüzeyleri açıkta kalacak şekilde gömüldü ve örnekler üç gruba ayrıldı (n=25). Braketlerin dişlere yapıştırılmasında kullanılan LED ışık cihazı, 1. gruptaki örneklere standart güç modunda (1000 mW/cm2) 20 sn süre ile, 2. gruptaki örneklere yüksek güç modunda (1400 mW/cm2) 8 sn süre ile, 3. gruptaki örneklere ekstra yüksek güç modunda (3200 mW/cm2) 6 sn süre ile uygulandı. Daha sonra örnekler 24 saat 37 oC suda bekletildi ve termal siklus uygulandı. Universal test cihazı (Shimadzu Autograph, AGS-J 5 kN, Shimadzu Corporation, Tokyo, Japonya) ile sıyırma dayanıklılığı testi uygulandı. Diş ve braket yüzeyleri, stereo mikroskop (X16 magnifikasyon) ile incelenerek «Adeziv Artık İndeksi» ne göre diş yüzeyinde kalan adeziv miktarı skorlandı. Gruplar arasında bağlanma direnci açısından belirgin fark olup olmadığı tek yönlü varyans analizi (One way ANOVA) ile test edilerek; gruplar arasında bağlanma dayanıklılığı açısından belirgin fark olduğunda hangi grubun farklı olduğu Bonferonni testi ile belirlendi. Bulgular: Gruplar arasındaki istatistiksel değerlendirme sonucunda 1.grup (14.061.73) ile 2.grup (19.072.54) ve 1.grup (14.061.73) ile 3.grup (18.013.10) arasında bağlanma dayanımları açısından anlamlı fark bulunurken (p<0.001), 2.grup (19.07  2.54) ile 3.grup (18.01  3.10) arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Gruplar arasında ARI skorlarında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Gruplar arası en fazla skor 1 (%45.3) gözlendi. Sonuç: Yüksek güçte LED ışık kaynaklarının üç farklı yoğunluk modu ve sürelerde kullanımının braketlerin bağlanma dayanıklılığı üzerinde benzer etkileri gözlendi. Her ne kadar 1000 mW/cm2 yoğunlukta 20 sn kullanımı sonrası sağlanan bağlanma dayanıklılığı değeri diğer gruplardan düşük bulunmuş olsa da, literatürde 6 MPa ve üzerindeki bağlanma dayanıklılığının yeterli olduğu bildirildiği için bu farkın klinik olarak bir önemi bulunmamaktadır. Sonuç olarak; yüksek güçte LED ışık kaynaklarının "Ekstra Yüksek Güç Modu"nda 6 saniye kullanılması ile daha kısa sürede etkin bir polimerizasyon gerçekleştiği ve hasta başında geçirilen sürenin azalması nedeniyle iş gücü ve zaman tasarrufu sağladığı düşünülmektedir.

OrtodontiOrtodontik aygıtlarOrtodontik braketler
Derya Baykal
Ege University
2018
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Normodiverjan iskeletsel sınıf 2 vakalarda yumuşak doku kompanzasyonunun değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, normodiverjan iskeletsel Sınıf 2 vakalarda, maksilla ve mandibulanın ön kafa kaidesine göre konumuna bağlı olarak, fasiyal yumuşak dokuların kompanzasyonunu değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, normodiverjan (SN-GoGn 32°±5°) ve 14-16 yaş arası olan 240 vakanın (120 kız, 120 erkek), ortodontik tedavi öncesi alınmış olan sefalometrik filmleri ANB açılarına göre; Grup 1: iskeletsel Sınıf 1 (ANB 2°±2°, SNA 82°±2°, SNB 80°±2°), Grup 2: iskeletsel Sınıf 2, maksiller protrüzyon (ANB˃4°, SNA˃84°, SNB 80°±2°), Grup 3: iskeletsel Sınıf 2, mandibular retrüzyon (ANB˃4°, SNB˂78°, SNA 82°±2°) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Her grupta 40 vaka olacak şekilde kız ve erkek cinsiyetleri ayrı ayrı ele alındı. Yumuşak dokuda 10 adet kalınlık, 2 adet açı, 1 adet yumuşak ve sert doku açı oranı ile muhtemel farlılıklar değerlendirildi. Kullanılan ölçüm sistemlerinin güvenilir ve tekrar edilebilir olduğu çalışmamızda, eşleştirilmiş örneklemler t-testi ve ANOVA kullanılarak verilerin istatistiksel analizi yapıldı. Bulgular: Erkek vakalarda gruplar arası yumuşak doku kalınlık, açı ve açı oranları ölçümlerinin değerlendirilmesinde, Grup 1 ve Grup 2 arasında Pr-Lsp, Pog-Pogˈ (p˂0,05) ve Id-Lip, Me-Meˈ (p˂0,001) değerlerinde; Grup 1 ve Grup 3 arasında B-Bˈ, Pog-Pogˈ, MLA (p˂0,005) ve Id-Lip, Me-Meˈ (p˂0,001) değerlerinde; Grup 2 ve Grup 3 arasında ise A-Aˈ, N-A-Pog/ Nˈ-Sn-Pogˈ (p˂0,05) değerlerinde anlamlı farklılıklar bulundu. Kız vakalarda gruplar arası yumuşak doku kalınlık, açı ve açı oranları ölçümlerinin değerlendirilmesinde ise, Grup 1 ve Grup 2 arasında Pog-Pogˈ, Me-Meˈ (p˂0,05), A-Aˈ (p˂0,005) ve Pr-Lsp, Id-Lip, MLA (p˂0,001) değerlerinde; Grup 1 ve Grup 3 arasında; B-Bˈ (p˂0,005) ve Id-Lip, Pog-Pogˈ, Me-Meˈ, MLA değerlerinde; Grup 2 ve Grup 3 arasında ise Id-Lip (p˂0,05) değerinde anlamlı farklılıklar bulundu. Tüm gruplarda yumuşak doku kalınlık, açı ve açı oranları ölçümlerinde cinsel dimorfizm değerlendirildiğinde, tüm gruplarda Ac-Pn (Grup 1 ve 2 p˂0,05; Grup 3 p˂0,001), A-Aˈ, Pr-Lsp, Id-Lip (p˂0,001) değerlerinde anlamlı farklılıklar bulundu. Ayrıca, Grup 1'de MLA (p˂0,05); Grup 2'de Me-Meˈ (p˂0,05), Glb-Glbˈ (p˂0,001); Grup 3'de ise B-Bˈ (p˂0,05) ve N-A-Pog/Nˈ-Sn-Pogˈ (p˂0,001) değerlerinde farklılıklar mevcuttur. Sonuç: Normodiverjan iskeletsel Sınıf 2 vakalarda yumuşak doku kompanzasyonu, yüzün bazı bölgelerinde, çenelerin ön kafa kaidesine göre konumu ile ilişkilidir. Anahtar kelimeler: İskeletsel Sınıf 2, yumuşak doku, kompanzasyon.

MaksillaMaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf II+2
Nalan Bolat
Ege University
2018
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Renk değiştirebilen ortodontik yapıştırıcı kullanımının braket etrafına taşan kompozit miktarına etkisinin taramalı elektron mikroskobu ile incelenmesi

Amaç: Bu in vitro çalışmada amacımız ortodontide kullanılan biri renkli (GrēnglooTM, Ormco ) diğeri mine renginde olan (TransbondTM XT, 3M Unitek ) iki farklı yapıştırıcının yapıştırma sonrası braket etrafında kalan artık yapıştırıcı miktarlarının elektron mikroskobu ile incelenerek karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 30 adet maksiller premolar diş kullanıldı. Dişlerin, elektron mikroskobunda daha iyi görüntü verebilmeleri için mine sement sınırının altından bukkolingual ve okluzogingival yönde kısaltılarak kök ve lingual bölgeleri uzaklaştırıldı. Hazırlanan örnekler konvansiyonel mine renginde yapıştırıcı ve renk değiştirebilen yapıştırıcı olmak üzere iki gruba ayrıldı (n=15). Dişlerin bukkal yüzeylerine metal premolar braketler (Mini Master ®,Orto Sistem, American Orthodontics, ABD) 1. Grupta ışıkla sertleşen renkli ortodontik yapıştırıcı sistemi (GrēnglooTM, Ormco) ile 2. Grupta grupta ışıkla sertleşen mine renginde ortodontik yapıştırıcı sistemi (Transbond XTTM, 3M Unitek, Monrovia, California) ile yapıştırıldı. Braketler diş yüzeyinden söküm pensi aracılığıyla uzaklaştırıldıktan sonra, tüm diş yüzeyleri taramalı elektron mikroskobu aracılığıyla incelendi ve bilgisayar ortamında görüntüleri kaydedildi. IMAGE J programı kullanılarak görüntüler üzerinde dişe ait alanlar görüntüden uzaklaştırıldı ve toplam yapıştırıcı alanı ölçüldü. Ölçümlerden braketin taban alanı değeri çıkartılarak taşan yapıştırıcı miktarı belirlendi. Yapılan istatistiksel değerlendirmede, taşan adeziv miktarı açısından gruplar arasındaki farkın belirlenebilmesi amacıyla Student's t-testi kullanıldı. Bulgular: TransbondTM XT' deki taşma miktarı (1.92±1.420 mm2) ile GrēnglooTM'daki taşma miktarı (0.95±0.632 mm2) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (t(28)=2.418, p=0.006). Buna göre TransbondTM XT grubunda yapıştırıcı taşma miktarı ( =1,9206) GrēnglooTM ( =0,9506) grubuna göre daha fazladır. Sonuç: Renkli yapıştırıcı kullanımı braket etrafına taşan kompozitin daha iyi temizlenmesini sağlayarak polimerizasyon sonrası braket çevresinde kalan artık yapıştırıcı miktarını azaltmaktadır. Anahtar Kelimeler: ortodontik yapıştırıcı, renk değiştirebilen yapıştırıcı, renkli kompozit, taşkın yapıştırıcı, taramalı elektron mikroskobu, SEM.

Dental bondingDental materyallerDental çimentolar+5
Tuğçe Altaş
Ege University
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tek taraflı dudak damak yarıklı bireylerde alt-RAMEC protokolü ile maksiller protraksiyonun yumuşak ve sert dokular üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi

AMAÇ: Maksiller yetersizliği bulunan tek taraflı dudak damak yarıklı bireylerde Alt-RAMEC protokolü ile yüz maskesi uygulamasının yumuşak ve sert dokular üzerindeki etkilerini ve tedavi süresini, konvansiyonel yüz maskesi uygulaması ile karşılaştırmalı olarak incelemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu prospektif çalışma, 2015-2017 yılları arasında tedavi amacıyla Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvurmuş, tek taraflı dudak damak yarığı ile birlikte iskeletsel ve dişsel Sınıf III düzensizliğe sahip, toplam 30 birey üzerinde yürütülmüştür. Servikal vertebra maturasyon metodu (CVM) ile değerlendirilen hastalar, randomizasyon yöntemi ile seçilerek, her biri 15'er bireyden oluşan, 2 gruba ayrılmıştır. Yaş ortalaması 10,0 ± 0,7 yıl olan I. gruptaki bireylere; konvansiyonel yüz maskesi uygulanırken, yaş ortalaması 10,1 ± 2,4 yıl olan II. gruptaki bireylere; 7 hafta süren Alt-RAMEC protokolü uygulaması Hyrax tipi aparey ile yapıldıktan sonra, yüz maskesi uygulanmıştır. Tedavi öncesi ve sonrası elde edilen lateral sefalometrik röntgenler üzerinde Dolphin Imaging Software Version 11.7 yazılımı kullanılarak açısal ve boyutsal ölçümler yapılmıştır. Her iki grupta tedavi sonucu oluşan iskeletsel, dentoalveoler ve yumuşak doku değişiklikleri ve tedavi süreleri değerlendirilmiştir. BULGULAR: I.ve II. grupta maksiller ölçümlere ait olan değerlendirmelerde SNA açısında, Co-A, A-PTV ve A-FHD ölçümlerinin tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı artış bulunmuştur (p<0,001). Ancak tedavi grupları arasındaki fark değerlendirildiğinde SNA açısında II. grupta gözlenen 5,75° artış, I. gruptakinden (3,13°) istatistiksel olarak anlamlı derecede fazladır (p<0,001). Benzer şekilde, Co-A ( I. grup: 1,92 mm, II. grup: 3,02 mm) (p<0,01) ve A-PTV (I. grup: 2,06 mm, II. grup: 4,21 mm) (p<0,01) ölçümlerinde, Alt-RAMEC protokolünün uygulandığı II. grupta gözlenen artışlar istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Mandibuler ölçümler her iki grup için de benzerdir (p>0,05), II. grupta ANB ve N-A-Pg açılarında ve Wits ölçümünde p<0,001 düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı artış meydana gelmiştir. U1-SN ve U1-L1 açısında, U1-PTV, U6-PTV, U6-FHD ve overjet ölçümlerinde yine II. grupta istatistiksel olarak anlamlı fark meydana gelmiştir (p<0,01, p<0,001). Ss-PTV, ÜD-PTV, ÜD-S doğrusu ölçümlerinde II. grupta istatistiksel olarak anlamlı artış bulunmuştur (p<0,001). Grupların tedavi süreleri arasında I. grupta 7,3 ay ve II. grupta 4,7 ay olacak şekilde p<0,01 düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Her iki grupta da yüz maskesi ortalama 17 saat kullanılmıştır. SONUÇ: Tek taraflı dudak damak yarıklı hastalarda, Alt-RAMEC protokolü sonrası yüz maskesi uygulaması, konvansiyonel yüz maskesi uygulamasına göre daha fazla iskeletsel, dentoalveoler ve yumuşak doku değişiklikleri oluşturur ve tedavi süresi daha kısadır. Anahtar kelimeler: Alt-RAMEC protokolü, Tek taraflı dudak damak yarıkları, Maksiller protraksiyon, Yüz maskesi

Alveolar kenar artırılmasıMaksillaMaloklüzyon-angle sınıf III+4
Ege Doğan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Ege Bölgesinde İCON indeksinin ortodontik tedavi ihtiyacının belirlenmesinde geçerliliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, ortodontik tedavi ihtiyacının Ege bölgesindeki bir ortodonti panelinin belirlediği algı ile kıyaslandığında, ICON' un bir ortodontik tedavi ihtiyacı indeksi olarak geçerliliğini araştırmaktır. Gereç-Yöntem: Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı arşivinde yer alan olgular içerisinden belirli kriterler dikkate alınarak seçilen toplam 238 adet olgu çalışmanın gerecini oluşturdu. Araştırmaya dahil edilen olgulardaki tedavi ihtiyacı; tedavi başı ortodontik modellerinin üzerinde kalibre edilmiş kontrol pilotu tarafından ICON indeksiyle değerlendirme yapılarak tespit edildi. Çalışmada tedavi ihtiyacının bölgesel katılımcılar tarafından belirlenmesi aşamasında skorlama yapmak için Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalından 9 gönüllü yer aldı. Değerlendiricilerden 238 modeli, 7 ölçekli Likert Skalası yardımıyla puanlamaları istendi. Tüm olgular üzerinde ICON skor değeri ile değerlendiricilerin oluşturduğu panel skoru arasındaki ilişki değerlendirildi. Tedavi ihtiyacı açısından panel değerlendirmeleri ve ICON skor değerinin ilişkisinin daha ayrıntılı değerlendirilebilmesi için, değerlendiricilerden oluşan panelin skorları doğrultusunda, her çalışma modeli için paneldeki değerlendiricilerin ayrı ayrı verdikleri skorun ortalaması hesaplandıktan sonra çıkan sonuç paneldeki ortalama belirlenen tedavi noktası değeriyle karşılaştırılması sonucu belirlenen 'Altın Standart' ile modeller üzerinde yapılan ICON skorlamasının tedavi ihtiyacı parametresi açısından bir farklılık olup olmadığı değerlendirildi. Kalibrasyonun değerlendirilmesi ve ölçümlerin güvenilirliğinin değerlendirilmesi için Intraclass Correlation Coefficient (ICC) testi kullanılmıştır. Değerlendiricilerin güvenilirliğinin belirlenmesi, ICON ve değerlendirici panelin oluşturduğu verilerin karşılaştırılmasında Weighted Cohen's Kappa testi uygulanmıştır. Bulgular: ICON indeksi kullanımında kalibrasyonunun belirlenmesinde ICC Testi 0,886 olarak bulunmuştur. Bu değer istatistiksel açıdan önemli (p<0.001) bulunmuştur. Buna göre araştırmacı ile tecrübeli öğretim üyesi değerlendirmeleri arasındaki uyum yüksektir. ICON İndeksine ait ölçümlerinin güvenilirliğinin belirlenmesi aşamasında 1. ölçümler ile 2. ölçümler arasındaki farklılık ICC Testi ile değerlendirilmiştir. 1. ve 2. ölçümler arasında ICC 0,956 olarak bulunmuştur. Bu değer istatistiksel açıdan önemli olarak (p<0.001) bulunmuştur. Buna göre, 1. ve 2. ölçümler arasındaki uyumluluk yüksektir. Ölçümlerde değerlendiricilerin uyum ölçümleri 0.716-0.815 arasında değişmektedir. İstatistiksel olarak 9 değerlendiricinin skorlamaları iyi seviyede tekrarlanabilir çıkmıştır. Duyarlılık 0,818, özgüllük 0,978 değerlerinde ve 39.5 kesme noktasında ICON' un genel doğruluğu (%95), ortodonti paneliyle iyi bir uyum sağlamıştır. Panel, kalıpların %67 'sinin ortodontik tedavi gerektirdiğini; ICON skorları, olguların %60' ının tedaviye ihtiyaç duyduğunu belirlemiştir. Sonuç: Değerlendirici panel, ICON indeksine göre daha fazla modelde tedavi gerekliliği belirtmiştir. Ortodonti alanında mesleki tecrübe açısından maloklüzyon algısı ve tedavi gereksinim algısı değerlendirildiğinde, anlamlı bir fark bulunamamıştır. Dolayısıyla tedavi ihtiyacı algısının mesleki tecrübeden bağımsız olduğu bulunmuştur. ICON indeksi, tekrarlanabilirlik, güvenilirlik, uygulama kolaylığı ve hassaslık özelliklerini taşıyan başarılı bir indekstir. ICON indeksinin hastaların ortodontik tedavi ihtiyacını belirlenmesinde kullanılan kesme noktası '43' bölgemizde geçerli bulunmamıştır. ICON indeksinin tedavi ihtiyacı açısından bölgemizin görüşlerini yansıtabilmesi için kesme noktasının 39.5' e optimize edilmesi gerekmektedir.

Halil Toros Bingöl
Ege University
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mekanik vibrasyon kuvvetlerinin diş hareketleri üzerindeki etkisinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi

AMAÇ: Ortodontik tedavinin hızlandırılması hem hekim hem de hasta açısından önemli olan ve üzerinde yoğun olarak çalışılan bir konudur. Piyasada vibrasyon kuvvetleri ile diş hareketini hızlandıran pek çok aparey bulunmaktadır; fakat bunların diş hareketi üzerindeki etkileri kesin ve net değildir. Bu çalışmanın amacı, mekanik vibrasyon kuvvetlerinin diş hareketi üzerindeki stres dağılımına ve diş hareket hızına olan etkisinin üç boyutlu (3D) sonlu elemanlar analizi ile bilgisayar ortamında incelenmesidir. MATERYAL VE METOD: Ortodontik tedavi gereği üst 1. premolar dişlerinin çekilmesine karar verilen sınıf II malokluzyona sahip bir hastanın CBCT görüntüsü kullanılarak 3D model elde edilmiş ve bu model üzerinde Algor Fempro (ALGOR, Inc. 150 Beta Drive Pittsburgh, PA 15238-2932 USA) programı kullanılarak sonlu elemanlar analizi yapılmıştır. Tek bir model üzerinde üç farklı analiz gerçekleştirilmiştir. Çekim sonrasında tedavinin bir aşaması olarak gerçekleştirilen kanin distalizasyonu safhasında kanin dişe 150 g kuvvet, 150 g kuvvet ile beraber 30Hz (0,2 N), 150 g kuvvet ile beraber 111 Hz (0,06 N) uygulanmıştır. Bunun sonucunda uygulanan kuvvetin ve vibrasyonun uygulandığı ilk andaki değişimler değerlendirilerek, gerilme ve yer değiştirme dağılımları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. BULGULAR: Kanin dişine mezialden distale doğru kuvvet uygulanmıştır. Bunun sonucunda bu düzlemde elde edilen toplam yer değiştirme miktarı incelendiğinde; 150 g kuvvet ve 30 Hz uygulanan ikinci analizde en fazla yer değiştirme (0,002885 mm), 150 g kuvvet ve 111 Hz uygulanan üçüncü analizde daha az (0,001787 mm) ve sadece 150 g kuvvet uygulanan birinci analizde ise en az yer değiştirme (0,001030 mm) elde edilmiştir. Birinci analizde kanin dişte distovestibül yönde rotasyon olurken ikinci ve üçüncü analizde distopalatal yönde rotasyon eğilimi gözlemlenmiştir. Sadece kuvvet uygulaması sonucu dişte ekstrüzyon gözlenirken, doğrusal kuvvet ve vibrasyon kuvvetleri birlikte dişte intrüzyona sebep olmuştur. SONUÇ: Çalışmamızda belli aralık değerindeki vibrasyon kuvvetlerinin diş hareketini hızlandırdığı sonucuna varılmıştır. Diş hareketi esnasında uygun olan kuvvet ve vibrasyon değerlerinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi klinik çalışmalara yol göstermesi açısından önemlidir.

Aylin Paşaoğlu
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sınıf ı çapraşıklık tedavisinde aktif kapaklı ve pasif kapaklı kendinden bağlanan braket sistemlerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı Sınıf I çapraşıklık vakalarının tedavilerinde kullanılan aktif kapaklı ve pasif kapaklı kendinden bağlanan braket (KBB) sistemlerinin klinik etkilerinin ve konik ışınlı dental volumetrik tomografi kullanarak üst kesici dişlerin eksen eğimlerinde ve üst çene ön bölgede alveolar kemik kalınlığında meydana gelen değişimlerin karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız iskeletsel ve dişsel Sınıf I malokluzyona sahip 31 birey üzerinde yürütüldü. Çalışmaya katılan bireyler iki gruba ayrıldı. Bir gruba 0.022 inch slot'lu aktif kapaklı Bioquick braketleri, diğer gruba 0.022 inch slot'lu pasif kapaklı Biopassive braketleri uygulandı. Tedavi başında, 4. ay ve 8. ayın sonunda hastaların dijital model kayıtları, tedavi başında ve 8. ayın sonunda lateral sefalometrik röntgenleri ile üst çene CBCT kayıtları alınmıştır. Bulgular: Her iki grupta da üst ve alt düzensizlik indekslerinde önemli düzeyde azalma gözlenmiştir. Üst ve alt diş kavsinin çapraşıklığının çözülme etkinliği açısından karşılaştırıldığında iki braket grubu arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Her iki grupta da üst ve alt diş kavsinin transversal boyutları önemli derecede arttmıştır ancak gruplar arasında anlamlı bir fark oluşturmamıştır. Üst ön uzunluktaki azalma her iki grupta da önemli bulunmamıştır. Gruplar arasındaki fark ise istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Alt ön uzunlukta önemli artış gözlenmiştir ancak gruplar arasında anlamlı bir fark oluşturmamıştır. Sefalometrik film analizlerinde her iki grupta üst ve alt kesici eksen eğimleri ve uzaklıklarında önemli artış gözlenmiştir. Gruplar arasındaki fark ise önemli bulunmamıştır. CBCT ölçümlerinde her iki grupta da üst kesici eksen eğimlerinde artış önemli düzeydedir ancak gruplar arasında anlamlı bir fark oluşturmamıştır. Kemik kalınlığı ölçümlerine göre her iki grupta da labial kemiğin koronal kesitinde ve palatinal kemiğin apikal kesitinde kemik kalınlığında önemli derecede azalma gözlenmiştir. Gruplar arasındaki fark ise anlamlı bulunmamıştır. Sonuç: Seviyeleme etkinliği ve üst kesici dişlerin tork kontrolü bakımından iki braket sistemi arasında bir farklılık bulunmamıştır. Ciddi çapraşıklık vakalarında, KBB sistemi ve geniş ark kombinasyonu kullanılarak çekimsiz tedavi tercih edilecekse ön bölgedeki alveol kemikte dehissens oluşabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar kelimeler: Kendinden bağlanan braket; CBCT; Dijital model

Kamile Gamze Yazıcı
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Işınla sertleşen lıght bond™ ve kimyasal olarak sertleşen rely⋅a⋅bond®ile diş yüzeylerine yapıştırılan braketlerin kopma dirençlerinin in vitro karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızın amacı, ışınla sertleşen Light Bond™ ve kimyasal olarak sertleşen Rely⋅a⋅Bond® sistemleri ile kliniğimizde rutin olarak kullanılan Transbond™ XT Light Cure Adhesive sisteminin bağlanma dayanımlarını karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, ortodontide braket yapıştırılmasında kullanılan üç farklı yapıştırıcı sisteminin; bağ kuvvetleri, kopma mesafeleri, kopma sonrası diş üzerinde kalan yapıştırıcı miktarı ve her grubun ortalama değerine yakın 3'er dişe ait taramalı elektron mikroskobu görüntüleri karşılaştırılmıştır. Çalışmamızda toplam 90 adet sığır alt daimi keser dişi kullanılmıştır.30'ar diş içeren üç grubun bağ kuvvetlerinin ve artık yapıştırıcı indekslerinin karşılaştırılması Kruskal-Wallis analizi ile yapılmıştır. Kruskal-Wallis analizi sonucu fark bulunması durumunda çoklu karşılaştırma testi olarak Dunn-Bonferroni testi kullanılmıştır. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamızın bulgularına göre bağ kuvvetleri Light Bond™ grubunda 19,45 MPa, Rely⋅a⋅Bond® grubunda 18,28 MPa ve Transbond™ XT grubunda 14,73 MPa bulunmuştur. Light Bond™ grubu ile Transbond™ XT ve Rely⋅a⋅Bond® grubu ile Transbond™ XT grubu arasında tutuculuk değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Light Bond™ grubu ile Rely⋅a⋅Bond® grubu arasında tutuculuk değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Rely⋅a⋅Bond® grubu ile Transbond™ XT grubu arasında kopma mesafesi değerleri açısından anlamlı fark vardır. Rely⋅a⋅Bond® grubunun kopma mesafesi değeri daha yüksek bulunmuştur. Diğer gruplar arasında kopma mesafesi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Kopma sonrası diş üzerinde kalan yapıştırıcı artıklarının ARI skorlaması sonucunda Light Bond™ grubunda en sık skor 3, Rely⋅a⋅Bond® grubunda en sık skor 1 ve Transbond™ XT grubunda ise en sık skor 1 bulunmuştur. SEM görüntülerinde; Light Bond™ grubunda, mine içinde sık ve uzun boylu rezin uzantıları izlenmiştir. Rely⋅a⋅Bond® grubunda, kısa ve oldukça uzun boylu heterojen rezin uzantıları izlenmiştir. Bazı bölgelerde Rely⋅a⋅Bond® grubunda rezin uzantılarının Light Bond™ rezin uzantılarından daha uzun olduğu gözlenmiştir. Transbond™ XT grubu görüntülerinde ise, rezin uzantıları kısa ve sık dağılım göstermiştir. Yapıştırıcı penetrasyonun diğer gruplara kıyasla daha düşük olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Light Bond™grubu homojen ve derin yapıştırıcı uzantılarıyla en yüksek bağ kuvvetine sahiptir. Transbond™ XT grubunda %37'lik asitleme aşamasının elimine edilmesi yapıştırıcının penetrasyonunu azaltarak bağ kuvvetinin düşmesine neden olmuştur. Kopma mesafesi değeri en yüksek olan yapıştırıcı Rely⋅a⋅Bond®'un diğer yapıştırıcılara göre daha esnek bir yapıya sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Merve Bulut
Ege University
2017
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Farklı lingual retainer materyallerinin tedavi sonrası stabilite üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı farklı sabit lingual retainerların mandibula ön bölge dişlerinin stabilitesi ve periodontal doku sağlığı üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya çekimsiz ortodontik tedavi görmüş 140 hasta dahil edilmiştir. Grup 1'deki hastalara 0.0175 inç yedi sarmallı paslanmaz çelik retainer tel, Grup 2'deki hastalara 0.022 x 0.016 inç sekiz sarmallı dead-soft retainer tel, Grup 3'teki hastalara 0.038 × 0.016 inç prefabrike paslanmaz çelik tel ve Grup 4'teki hastalara fiber destekli kompozit retainer tel uygulanmıştır. Tedavi öncesinde, tedavi bitiminde, tedaviden 3 ay, 6 ay, 9 ay ve 12 ay sonra hastaların dijital modelleri elde edilmiştir. Stabiliteyi değerlendirmek için Little'ın düzensizlik indeksi, interkanin mesafe ve ark uzunluğu ölçümleri yapılmıştır. Tellerde görülen bağlantı başarısızlıkları ve kırılmalar değerlendirilmiştir. Periodontal dokuların sağlığını değerlendirmek için ise plak indeksi, gingival indeks ve diş taşı indeksi kullanılmıştır. Little düzensizlik indeksi tüm gruplarda anlamlı artış gösterirmiştir. İnterkanin mesafe Grup 1 hariç diğer gruplarda ve ark uzunluğu tüm gruplarda anlamlı azalma göstermiştir. Bir yılın sonunda Little düzensizlik indeksindeki değişim Grup 2 ve Grup 4'te Grup 1 ve Grup 3'ten anlamlı derecede daha fazla bulunmuştur. İnterkanin mesafe değişimleri Grup 2 ve Grup 4'te Grup 1 ve Grup 3'ten anlamlı derecede daha fazla azalmıştır. Ark uzunluğu değişimleri arasında gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Bir yılın sonunda retainer tellerinde oluşan kırılmalar Grup 4'te diğer gruplara göre anlamlı olarak daha fazla görülmüştür. Bağlantı başarısızlıkları (yapışkandan ayrılma) ise Grup 2'de diğer gruplara göre anlamlı olarak daha fazla olmuştur. Plak indeksi, gingival indeks ve diş taşı indeksi tüm gruplarda anlamlı artış göstermiştir. Bir yılın sonunda plak indeksi, gingival indeks ve diş taşı indeksi değişimleri değerlendirildiğinde gruplar arasında anlamlı farklılık olmadığı bulunmuştur.Çalışmadan elde edilen bulgulara göre lingual retainer yapımında 0.0175 inç yedi sarmallı paslanmaz çelik retainer tel ve 0.038 × 0.016 inç prefabrike paslanmaz çelik telden yapılan retainerın kullanılması tavsiye edilmiştir.

Dental bondingGingivaOrtodonti+2
Şule Nur Metli
Necmettin Erbakan University
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Angle sınıf III bireylerde fonksiyonel tedavinin nazofarengeal hava yolu ve kraniyoservikal postür üzerine etkilerinin incelenmesi

Çalışmamızın amacı Angle Sınıf III bireylerde yapılan fonksiyonel tedavilerin büyüme gelişim dönemindeki hastalarda, iskeletsel, dişsel, yumuşak doku değişimlerinin yanı sıra nazofarengeal havayolu ve kraniyoservikal postür üzerine olan etkilerini sefalometrik olarak incelemek ve karşılaştırmaktır. Bu retrospektif çalışmada, Sınıf III monoblok ve Clark Sınıf III twin-blok apareyi benzeri ile tedavi edilen gruplar 2 ana grubu oluştururken, tedavi edilmemiş Sınıf III bireylerden elde edilmiş longitudinal materyal kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Birinci grup monoblok ile tedavi edilen 11 bireyden (ortalama yaş 11,14±1,43), ikinci grup twin-blok ile tedavi edilen 12 bireyden (ortalama yaş 11,42±1,24), kontrol grubu ise tedavi edilmemiş 8 bireyden (ortalama yaş 9,94±1,94) oluşmaktadır. Bireylerin seçiminde tüm bireylerin fonksiyonel Sınıf III malokluzyona ve ön çapraz kapanışa sahip olmasına, Angle Sınıf III molar ve/veya kanin ilişki göstermesine, gelişim paterninin high angle olmamasına, büyüme dönemi içinde olmasına ve geçmiş ortodontik tedavi hikayesi olmamasına dikkat edilmiştir. Birinci grup, ortalama 14,5 ay süre ile monoblok ile tedavi edilirken, ikinci grup ortalama 14 ay süre ile twin-blok ile tedavi edilmiştir. Tedavi etkilerini değerlendirmek için Grup 1 ve 2'de fonksiyonel aparey uygulanmadan önce (T1) ve aparey çıkarıldıktan sonra (T2); Grup 3'te ise tedavi uygulanmadığı için yalnızca büyüme gelişimin etkilerini takibi amacıyla ortalama 10 ay süre ara ile elde edilmiş T1 ve T2 materyalleri kullanılmıştır. Lateral sefalometrik röntgenlerde yapılan ölçümlerin değerlendirilmesinde T1-T2 periyotları arası değişimlerin karşılaştırılmasında Eşleştirilmiş T-testi kullanılmış, gruplara göre ölçümlerin karşılaştırılmasında Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) yapılmıştır. Varyans analizini takiben farklı grupları belirlemede Duncan testi kullanılmış ve hesaplamalarda istatistik anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Sınıf III monoblok ve twin-blok apareyleri ile SNA değerinde anlamlı bir artış ve SNB değerinde anlamlı bir azalma kaydedilmesi ile birlikte ANB değerinde anlamlı bir artış kaydedilirken; Sınıf III monoblok apareyi ile maksilla (A-Tvert. değeri) anlamlı bir şekilde öne gelirken, Sınıf III twin-blok apareyi ile mandibula (B-Tvert. değeri) anlamlı bir şekilde geri gelmiştir. Tedavi edilmiş her iki grupta da üst kesici dişlerde devrilme hareketi ile gerçekleşen protrüzyon ve proklinasyon meydana gelirken, alt kesici dişlerde anlamlı bir retrüzyon ve retroklinasyon meydana gelmemiştir. Hem tedavi hem de kontrol grubunda hava yoluna ait doğrusal ölçüm miktarları artmış, fakat bu artış tedavi grubunda daha anlamlı bulunmuştur. Hava yoluna ait alan ölçüm sonuçlarına göre monoblok ve twin-blok grubunda anlamlı bir artış, kontrol grubunda ise anlamlı olmayan bir artış kaydedilmiştir. Kraniyoservikal açıların ölçümlerinde monoblok ve twin- blok grubunda anlamlı artışlar görülürken, kontrol grubunda anlamlı bir değişiklik görülmemiştir. Bu değişiklik tedavi gruplarında başın ekstansiyonu ile sonuçlanmakta, Angle Sınıf III maloklüzyonun tedavisi ve kalıcılığı açısından önemli olmaktadır. Bu postüral değişiklikler ile birlikte monoblok ve twin-blok gruplarındaki nazofarengeal hava yolu alanındaki artış beraber değerlendirildiğinde, büyüme gelişim döneminde fonksiyonel tedavinin etkilerinin postüral ve nazofarengeal hava yolu alanındaki değişimler açısından önemi net olarak görülmektedir.

DuruşFarenksMaloklüzyon+4
Emre Ayyıldız
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Konjenital diş eksikliği olan bireylerde 20 yaş diş eksikliği prevelansının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, konjenital diş eksikliği olan bireylerde 20 yaş diş eksikliğinin görülme sıklığını tesbit etmektir. Çalışmaya farklı diş eksiklikleri olan 12-18 yaşları arasında bulunan 617 birey dahil edilmiş ve bunlar panoramik filmler üzerinde yapılan çalışma sonucu konjenital diş eksikliği, 20 yaş diş eksikliği, total diş eksikliği olmak üzere 3 alt gruba ayrılmıştır. Vakaların sefalometrik radyografları üzerinden GoGn/SN, SNA, SNB, ANB değerleri ölçülmüş ve sagittal-vertikal yön sınıflamaları yapılmıştır. Bu gruplar hem kendi içlerinde hem kendi aralarında maloklüzyon sınıflaması, dik yön yüz yapısı, diş eksikliği sayısı, diş eksikliği bölgesi ve cinsiyetlerine göre alt gruplara ayrılmış, bu alt gruplar kendi içlerinde incelenmiş ve aralarında karşılaştırılmıştır. Diş eksikliği gruplarında en sık görülen 20 yaş diş eksikliğidir. Bunu total diş eksikliği ve konjenital diş eksikliği takip etmektedir. Tüm gruplar içerisinde en çok diş eksikliği kızlarda görülmektedir. Diş eksikliği grupları ve maloklüzyon sınıflamaları arasında herhangi bir farklılık bulunmamıştır. Diş eksikliği grupları ve dik yön sınıflamaları arasında farklılık bulunmuştur. Özellikle 20 yaş diş eksikliği olan vakalarda Hiperdiverjan yüz yapısı daha yaygınken, Normodiverjan yüz yapısı daha az görülmüştür. Farklı diş eksikliği olan grupların kraniyofasiyal yapıları değişkenlik göstermektedir. Total diş eksikliği vakalarında 20 yaş diş eksikliği oranının kadranlara göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Bu durum, total diş eksikliği olan hastalarda 20 yaş diş eksikliğinin belirli bölgelerde daha sık görülebileceğini göstermektedir. Yine totatl diş eksikliğinde 20 yaş diş eksikliği grubuna nazaran, 20 yaşların eksikliği daha çok görülmüştür. Bu çalışmada çıkan sonuçlar, diş eksikliğinin fonksiyonel matrix ile ilişkisi açısından değerlendirilmelidir. Bu bilgiler, total diş eksikliği olan hastaların tedavi planlamasında eksik dişlerin konumuna ve dağılımına dikkat edilmesini sağlamalıdır.

Azı dişi-üçüncüDişlerHipodonti+3
Rukiye Göçer
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ortodonti hastalarında konjenital diş eksikliği prevelansı: Epidemiyolojik çalışma

Bu retrospektif çalışmanın amacı; Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı arşivinde bulunan, 1981 yılı ile 2021 yılı arasında başvuran 10 ile 16 yaş arasındaki X (1965- 1979), Y (1980-1999), Z (2000- ) jenerasyonlarına ait bireylerin panoramik radyografilerinin incelenerek, konjenital diş eksikliği oranını istatistiksel olarak belirlemektir. Bu çalışmada 413 bireyin (265 kadın; 148 erkek) panoramik radyografileri incelenmiş ve diş eksikliği prevalansı %28,9 (hipodonti % 27,9; oligodonti %1,0) olarak saptanmıştır. Bu çalışmada agenezis vakalarının %62,93'ünü kadınlar, %37,07'sini erkekler oluşturmaktadır. Kadınlarda diş agenezisinin erkeklerden daha fazla saptanmasına rağmen, bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). En çok konjenital olarak eksik olan dişler sırasıyla; sağ maksiller, sol maksiller, sol mandibular ve sağ mandibular üçüncü molar dişler, mandibular ikinci premolar dişler, maksiller lateral dişler ve üst birinci premolar dişler olarak bulunmuştur. Bu çalışmada Angle Sınıf I, Sınıf II ve Sınıf III maloklüzyonlarında diş eksikliği görülme prevelansı sırasıyla %9,1, %11,7 ve %7,7'dir. Diş eksikliği miktarı ile Angle sınıflamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamasına (p>0,05) rağmen; en fazla diş eksikliği Angle Sınıf II maloklüzyon vakalarında bulunmuştur. Bu çalışmada X jenerasyonuna ait 70 bireyin diş agenezisi incelendiğinde 16 bireyde (%13,4) konjenital diş eksikliği tespit edilmiştir. Y jenerasyonuna ait 169 bireyin diş agenezisi incelendiğinde 47 bireyde (%39,5) konjenital diş eksikliği tespit edilmiştir. Z jenerasyonuna ait 174 bireyin diş agenezisi incelendiğinde 56 bireyde (% 47) konjenital diş eksikliği tespit edilmiştir. Bu çalışmaya katılan X, Y ve Z jenerasyonuna ait bireylerin diş eksikliği miktarı ile jenerayonlar arasında, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamasına (p>0,05) rağmen; Y jenerasyonuna ait bireylerin diş eksikliği miktarının X jenerasyonuna göre daha fazla, Z jenerasyonuna ait bireylerin diş eksikliği miktarının hem Y jenerasyonundan hem de X jenerasyonundan daha fazla olduğu saptanmıştır. Bu çalışmaya katılan X, Y ve Z jenerasyonuna ait bireylerin üçüncü molar agenezisi miktarı ile jenerayonlar arasında, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamasına (p>0,05) rağmen; Y jenerasyonuna ait bireylerin üçüncü molar agenezisi miktarının X jenerasyonuna göre daha fazla, Z jenerasyonuna ait bireylerin üçüncü molar agenezisi miktarının hem Y jenerasyonundan hem de X jenerasyonundan daha fazla olduğu bulunmuştur. Bu çalışmanın bulguları göz önüne alındığında; üçüncü molar diş agenezisiyle jenerasyonlar arasındaki diş eksikliği miktarındaki artışın, insanlığın evrim sürecinin devam ettiğine ait teorileri destekleyebileceği sonucuna varılmıştır.

HipodontiKonjenital anomalilerOrtodonti+7
Gözde Gür
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Rehber eşliğinde minivida uygulamasının hasta konforu ve klinik başarı açısından etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı direkt minivida uygulamasına göre rehber eşliğinde minivida uygulamasının etkinliğini hasta konforu ve klinik başarı açısından karşılaştırmaktır. Yöntem: Split-mouth tasarlanan çalışmamıza üst birinci premolar çekim endikasyonuna sahip maksimum ankraj gereksinimi bulunan 34 hasta dahil edilmiştir. Hastaların ikinci premolar ve birinci molar diş kökleri arasına kanin distalizasyonu aşamasında 1,5 mm çap ve 8 mm uzunluğundaki minividalar ankraj amacıyla uygulanmıştır. Basit randomizasyon yöntemiyle hangi tarafta rehber eşliğinde minivida uygulanacağına karar verilmiştir. Rehber, 0.021x0.025 ve 0.019x0.025 inç paslanmaz çelik teller ve 0.022 slot double tüp kullanılarak manuel olarak hazırlanmıştır. Direkt ve rehber eşliğinde minivida uygulamalarının süre, konfor ve tekrarlanabilirlik açısından etkinliğini karşılaştırmak amacıyla minivida uygulamasından hemen sonra hastalara ilk izlenim anketi doldurtulmuştur. Ağrı düzeyini değerlendirmek için hastalardan bir ay boyunca VAS değerleri alınmıştır. Ayrıca her iki uygulamaya ait klinik işlem süreleri kaydedilmiştir. Minividaların başarı oranını değerlendirmek amacıyla hastalar kanin distalizasyonu boyunca takip edilmiştir. Veriler istatiksel olarak analiz edilmiştir. Bulgular: İlk izlenim anketi kapsamında sadece algılanan süre parametresi açısından uygulamalar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,001). Algılanan süreye benzer şekilde klinik işlem süresi de rehber eşliğinde minivida uygulamasında daha fazla bulunmuştur (p<0,05). Her iki uygulama arasında VAS değerleri ve minivida başarı oranları açısından anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Sonuç: Rehber eşliğinde minivida uygulaması konfor, tekrarlanabilirlik ve ağrı açısından direkt uygulamaya benzer sonuçlar göstermiştir. Rehber kullanımı minivida başarı oranını anlamlı derecede etkilememiştir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, başarı, konfor, minivida, rehber

AğrıKonforMini vidalar+2
Alp İlgenli
Pamukkale University
2023
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Mikro-osteoperforasyon uygulama sıklığının kanin distalizasyonu aşamasında etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı kanin distalizasyonu boyunca farklı mikro osteoperforasyon (MOP) uygulama sıklığının ortodontik diş hareketi, kök rezorbsiyonu, ağrı hassasiyeti ve periodontal sağlık üzerine etkilerini incelemektir. Yöntem: Split-mouth çalışmamıza dahil edilen 33 hasta MOP uygulama sıklıklarına göre üç gruba (4, 8 ve 12 hafta) ayrılmıştır. MOP uygulanmayan taraf kontrol kabul edilmiştir. Kanin distalizasyonu miktarı dijital modeller kullanılarak ölçülmüş ve kök rezorbsiyonunu değerlendirmek için panoramik radyografiler alınmıştır. Ağrı düzeyi 4 haftada bir işlem günü, 1., 7., 14. ve 28. gün VAS ile değerlendirilmiştir. Periodontal sağlığı değerlendirmek için plak indeksi, gingival indeks ve cep derinliği ölçümleri yapılmıştır. Çalışmamızda veriler Mann Whitney U, Kruskall Wallis ve Ki-kare testleri kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Kontrol tarafı ile kıyaslandığında farklı sıklıklarda MOP uygulanan gruplar arasında distalizasyon miktarı ve kök rezorbsiyonu açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. MOP uygulamasının son ay haricinde hastaların işlem günü ağrı düzeyini anlamlı derecede arttırdığı tespit edilmiştir. Ayrıca 8 haftada bir MOP uygulanan grubun ikinci uygulamadan 1 gün sonra ağrı düzeyinde anlamlı derecede artış gözlenmiştir. Gruplar arasında periodontal ölçümler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Sonuç: MOP uygulama sıklığı kanin distalizasyonu sırasında diş hareketi miktarını, kök rezorbsiyonunu ve periodontal sağlığı etkilememiştir. MOP uygulaması ilk günlerde hafif ağrıya yol açsa da ağrının hızla azaldığı hatta birinci günün sonunda tamamen kaybolduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kanin distalizasyonu, mikro-osteoperforasyon, sıklık

AğrıDiş hareketleriKök rezorpsiyonu+3
Merve Çakır
Pamukkale University
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı şekillerde üretilen dijital indirekt bonding plaklarının braket konumu doğruluğu açısından klinik olarak değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı dijital teknik kullanılarak direkt ve indirekt şekilde üretilen bonding plaklarını braket konum doğruluğu açısından klinik olarak karşılaştırmaktır. Çalışmaya tüm daimi dişleri sürmüş 28 hasta dahil edilmiş ve split-mouth çalışma dizaynı ile braketler konumlandırılmıştır. Dijital ortamda braketlerin pozisyonlandırıldığı ilk model ve bonding işlemi gerçekleştirildikten sonra elde edilen braketli dijital modeller GOM Inspect programı kullanılarak çakıştırılmış ve braketlerde meydana gelen lineer ve açısal transfer hataları hesaplanmıştır. Çalışmamız sonucunda elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Direkt ve indirekt dijital teknikle yapıştırılan braketlerde meydana gelen lineer transfer hatası değerleri, bukkolingual yönde en düşük, insizogingival yönde en yüksek bulunurken; açısal transfer hata değerleri rotasyon ölçümlerinde en düşük, tork ölçümlerinde en yüksek değerleri göstermiştir. Her iki teknikte de açısal transfer hataları lineer transfer hatalarından daha fazla bulunmuştur. İnsizogingival, bukkolingual ve rotasyon ölçümünde meydana gelen transfer hatası; indirekt teknik ile yapıştırılan braketlerde direkt teknikle yapıştırılan braketlere göre anlamlı derecede daha yüksektir. Her iki teknikte de braketlerin çoğunluğu meziodistal yönde meziale, insizogingival yönde insizale ve bukkolingual yönde bukkale doğru yer değiştirmiştir. Açısal ölçümlerde de braketlerin çoğu meziale doğru tipping ve rotasyon yapmıştır. Direkt dijital teknikle yapıştırılan braketlerin çoğu palatinal kron torku alırken, indirekt dijital teknikle uygulanan braketlerin çoğu bukkal kron torku almıştır. Farklı şekillerde elde edilen dijital transfer plaklar braket konum doğruluğu açısından güvenilir sonuçlar gösterse bile direkt teknikle elde edilen transfer plaklar daha başarılı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Braket, Dijital indirekt bonding, Transfer plağı

KonumlandırmaOrtodontiOrtodontik aygıtlar+2
Ezgi Çakır
Pamukkale University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Şeffaf plaklar ile konvansiyonel braketlerin alt keser dişlerin çapraşıklıklarının düzeltilmesindeki etkinliklerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, anterior bölgede Little düzensizlik indeksi (LDI) ≥6 mm olan çapraşıklık vakalarında, şeffaf plak ve konvansiyonel sabit braket tedavilerinin klinik etkinliklerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı 62 birey (31 şeffaf plak, 31 sabit sistem) dâhil edilmiştir. Katılımcıların tamamında tedavi öncesi ve tedavi bitiminde ağıziçi dijital taramalar (TRIOS, 3Shape) alınmıştır. Elde edilen dijital modeller üzerinde Ortho Analyzer yazılımı kullanılarak Little düzensizlik indeksi (LDI), interkanin mesafesi, birinci ve ikinci premolar ile birinci molar arası genişlikler ve ark uzunluğu ölçülmüştür. Tüm ölçümler aynı araştırmacı tarafından gerçekleştirilmiş, ölçüm tekrarlanabilirliği değerlendirilmiş ve yüksek güvenilirlik düzeyi sağlanmıştır (ICC ≈ 0,95–0,99). Elde edilen veriler parametrik olmayan istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Çalışmada yaş ve cinsiyet değişkenleri gruplar arası olası etkileri değerlendirmek amacıyla bağımsız değişkenler olarak eklenmiştir. Bulgular: Başlangıçta gruplar cinsiyet dağılımı açısından benzerdi (erkek %61,3; kadın %38,7). Şeffaf plak grubunun yaş ortalaması sabit sistem grubuna göre anlamlı derecede daha yüksekti (25,45 ± 7,97'ye karşı 17,42 ± 2,55; p = 0,01). Başlangıç ölçümlerinde sabit sistem grubunun LDI değeri daha yüksek bulunmuştur (10,12 ± 2,52'ye karşı 8,70 ± 2,23; p = 0,01). Ayrıca birinci ve ikinci premolar palatinal tüberkülleri arası mesafeler başlangıçta şeffaf plak grubunda daha genişti (her ikisi için p = 0,01). Tedavi bitiminde her iki grupta da LDI anlamlı biçimde ≈ 0'a düşmüştür (şeffaf plak: 0,45 ± 0,69; sabit sistem: 0,03 ± 0,06; her ikisi için p = 0,01). Transversal ve sagittal ölçümler karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır (bitiş LDI: p = 0,12; diğer genişlik/uzunluk ölçütleri: p > 0,05). Grup içi analizlerde LDI dışındaki genişlik ve ark uzunluğu değişimleri istatistiksel olarak anlamlı değildir (p > 0,05). Sonuç: Orta şiddette alt anterior çapraşıklığın düzeltilmesinde, şeffaf plaklar ile sabit ortodontik tedaviler benzer klinik etkinlik göstermiştir. Her iki tedavi yaklaşımı da LDI'yı tedavi sonunda minimal düzeye indirmiştir. Demografik değişkenler (yaş ve cinsiyet) belirleyici bir faktör olarak saptanmamış; postoperatif ölçümlerde gruplar arasında anlamlı fark izlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: Şeffaf plak, sabit ortodontik tedavi, Little düzensizlik indeksi, dijital model analizleri, interkanin genişliği, ark uzunluğu.

Ahmet Akif Aldanmaz
Aydın Adnan Menderes University
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ortodontik tedavi sonrası retansiyon amacıyla kullanılan sabit lingual retainerlardan, essix plaklardan ve hawley apareylerinden salınan Bisfenol-A seviyelerinin karşılaştırılması

Amaç: Bisfenol-A (BPA), plastik ve epoksi reçinelerde bulunan bir kimyasaldır ve polikarbonat plastiklerin kullanımının artmasıyla maruziyet de artmıştır. 1996'da diş hekimliği materyallerinde BPA salınımı tespit edilmiş ve sonrasında konu üzerine çok sayıda çalışma yapılmıştır. Kan ve idrarda ölçülebilir düzeyde BPA bulunmazken, tükürük örneklerinde bulunmuştur, ancak günlük alım dozunun altındadır. Diş hekimliğinde BPA salınımına neden olan materyaller arasında kompozit adezivler, akrilikler ve ısıya maruz kalan essix plaklar bulunmaktadır. Bu çalışma, ortodontik tedavi sonrası farklı retansiyon yöntemleri kullanan hastalardaki BPA seviyelerini karşılaştırmayı amaçlar. Gereç-Yöntem: Bu araştırma, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde gerçekleştirilmiş olup, 120 gönüllü katılımcı randomize olarak dört gruba ayrılmıştır. Gruplara sırasıyla bis-GMA içeren kompozit ile retainer, bis-GMA içermeyen kompozit ile retainer, essix plak ve hawley apareyi uygulanmıştır. Katılımcılardan dört ayrı zamanda tükürük örnekleri alınarak BPA seviyeleri ölçülmüştür. Örnekler debonding işlemi yapıldıktan bir gün sonra (T0), retansiyon apareyi uygulandıktan 1 saat sonra (T1), 1 hafta sonra (T2) ve 1 ay sonra (T3) alınmıştır. Laboratuvar analizleri ve istatistiksel değerlendirmeler gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Bis-GMA içeren kompozit ile uygulanan retainer grubunda ve Bis-GMA içermeyen kompozit ile uygulanan retainer grubunda T0-T1, T0-T2, T1-T3, T2-T3 zamanları arasındaki istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p=0,001). Essix plak grubunda ve hawley grubunda ise T0-T1, T0-T2, T1-T2, T1-T3, T2-T3 arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,001). Tüm gruplarda en yüksek BPA seviyesi T2 zamanında bulunmuştur. Gruplar arası karşılaştırmada T1 ve T2 zamanlarında ortalama BPA seviyesi; Grup1-Grup4, Grup2-Grup3, Grup2-Grup4 arasında birbirinden istatistiksel olarak farklı bulunmuştur (p=0,001). En yüksek BPA seviyesi Bis-GMA içeren kompozit ile uygulanan retainer ve Bis-GMA içermeyen kompozit ile uygulanan retainer grubunda bulunmuş olmakla beraber bu iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Sonuç: Sonuçlar, tüm gruplarda retansiyon apareyi uygulamasından sonra tükürükteki BPA seviyelerinde anlamlı artışlar olduğunu göstermektedir. Bis-GMA içeren ve içermeyen kompozitlerle yapılan retainer gruplarında en fazla BPA artışı görülmüştür. Essix plak ve hawley apareylerinde de tükürükte BPA seviyesinde artışlar tespit edilmiştir. Retansiyon apareylerinin kullanımından 1 ay sonra BPA seviyelerinde düşüşler gözlemlenmiştir. Çalışma, günlük alım dozunun altında kalan BPA seviyelerinde artışlar tespit etse de, insan sağlığı üzerindeki potansiyel etkileri nedeniyle endişe verici bulunmaktadır. BPA içermeyen malzemelerin kullanımı ve retansiyon apareylerinin daha az maruz kalınacak şekilde tasarlanması önerilmektedir. Ayrıca, BPA maruziyetinden korunmak için hasta ve sağlık personeli tarafından ek tedbirler alınması gerekmektedir.

Pelin Deniz
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Geç adolesan ve genç erişkinlerde mikroimplant destekli hızlı maksiller genişletmeyi takiben iskeletsel etkilerin ve alveolar kemik kaybının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu retrospektif çalışmanın amacı, geç adolesan ve genç erişkinlerde mikroimplant destekli hızlı maksiller genişletmenin (MARPE) iskeletsel ve dental etkileri ile alveolar kemik kaybını konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile değerlendirmektir. Gereç-Yöntem: MARPE ile tedavi görmüş servikal vertebral maturasyonu (CSM) 4. evreden yüksek 21 bireyin (7 erkek ve 14 kadın) MARPE'den önce (T0) ve sonra 3. ayda (T1) alınmış KIBT görüntüleri arşivden şeçilmiştir. Görüntüler üzerinde iskeletsel, dental ve alveolar kemik ölçümleri yapılmış, T0 ile T1 karşılaştırılmıştır. Bağımlı değişkenler için paired sample t-testi, bağımsız değişkenler için independent sample t-testi, korelasyon değerlendirmesi için Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: T0 ve T1 ölçümleri arasında iskeletsel ve dental ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. Tedavi sonunda midpalatal suturda anteriorda posteriordan fazla genişleme olurken, dental genişleme palatal genişlemeden daha fazla olmasına rağmen aralarında istatistiksel anlamlılık bulunmamıştır (p=0,459). Palatal genişleme miktarı ile dental genişleme miktarı ilişkisi ve alveolar kemik inklinasyonu farkı ile diş inklinasyonu farkı arasındaki ilişki değerlendirilmiş ve anlamlı fark bulunmamıştır. T0 ve T1 arasında bukkal kortikal kemik kalınlığı azalmıştır ancak bu azalma istatistiksel olarak anlamlı değildir. Genişletme sonrası bukkal alveolar kemik yüksekliği önemli ölçüde azalmış, bukkal alveolar yükseklik ve alveolar kemik yüksekliği değerleri arasında negatif korelasyon görülmüştür. T0 ve T1 arasında dehiscence miktarlarında artış bulunmuştur ancak dehiscence ve fenestrasyon miktarındaki artış istatistiksel olarak anlamlı düzeyde değildir. Sonuç: MARPE ile tedavide maksilla iskeletsel olarak horizontal düzlemde V şeklinde, koronal düzlemde paralele yakın ters V şeklinde açılma göstermektedir. Destek dişlerdeki inklinasyon artışı bukkale tipping ile değil alveolar kemik eğilmesi ile ilişkilidir. MARPE sonucu bukkal alveolar kemikte vertikal kayıp bulunmuş, horizontal kayıp görülmemiştir. MARPE alveolar kemik defektine neden olmamaktadır. Geç adolesan ve genç erişkinlerde MARPE genişletme için tercih edilebilir bir yöntemdir. Anahtar Kelimeler: konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, MARPE, iskeletsel genişletme

Alveolar kemikAlveolar kemik kaybıAlveolar kenar artırılması+4
Mehçure Nur Albayrak Erdoğan
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Prepubertal dönemde hyrax ve hafızalı genişletme apareyleri uygulanan hastalarda gelişen stres ve ağrının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı prepubertal dönemde üst çene darlığına sahip hastalarda hafızalı genişletme apareyi ve hyrax apareyi uygulamasında gelişen stres ve ağrının fizyolojik ve psikometrik yöntemler ile değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya yaşları 6 ile 11 yıl arasında değişen, üst çenede transveral yönde darlık tespit edilen 19 kız 20 erkek toplam 39 hasta dahil edilmiştir. Bu koşulları sağlayan hastalardan kapalı zarf yöntemi ile seçilen 19 hastaya hafızalı genişletme apareyi, 20 hastaya hyrax apareyi uygulanmıştır. Hyrax apareyinin vidası yeterli genişletme ve aşırı düzeltme elde edilene kadar eşit gün aralıklarında haftada 2 kez aktive edilmiştir. Hafızalı genişletme apareyi ise tedavi başlangıcında aktive edilip genişletme ve aşırı düzeltme elde edilene kadar aktif kalıp tedavi sonucunda aktivasyon durdurulmuştur. Her iki grupta tedavi gören hastalardan 8 farklı zaman diliminde alınan tükütük örneklerinde kortizol ve substans P düzeyi değerlendirilmiş ve psikometrik testler ile ağrı ve kaygı düzeyi incelenmiştir. Bulgular: VAS ağrı skorları, kortizol, substans P ve anlık-sürekli kaygı değerlerinin gruplar arasında ve her bir grubun zaman içindeki değişimi incelenmiştir. İkili grup karşılaştırmaları sonucunda T4, T5, T6 ve T7 noktalarında kortizol düzeyi hyrax grubunda hafızalı genişletme grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Substans p düzeyi tüm zaman noktalarında hyrax grubunda hafızalı genişletme grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). VAS ağrı skorları, anlık ve sürekli kaygı değerleri tüm zaman noktalarında gruplar arası karşılaştırmada benzer bulunmuştur (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızın sonıuçlarına göre hafızalı genişletme apareyi ve hyrax apareyinin hastalarda kortizol, substans p, anlık-sürekli kaygı ve ağrı skorlarında değişime yol açtığı tespit edilmiştir. Hafızalı genişletme apareyi uygulanan hastalarda hyrax apareyi ile tedavi edilen hastalara göre ağrı ve kaygı bulgularında farklılık olduğu gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Ağrı, Kortizol, Hafızalı üst çene genişletmesi, Anlık-sürekli kaygı

Alveolar kenar artırılmasıAnksiyeteAğrı+5
Eda Şahin Özant
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Tek taraflı gömülü kanin hastalarında dentoalveoler yapıların konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; tek taraflı gömülü kanin vakalarında konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) yöntemi kullanılarak eksternal kök rezorpsiyonu (EKR), dentoalveoler, iskeletsel yapıların incelenmesi ve gömülü kanin dişin konumunun bu yapılar üzerindeki etkisinin değerlendirilmesidir. Retrospektif ve split-mouth olarak tasarlanan çalışmamıza yaş ortalaması 15.58±4.25 olan 54 hastanın (35 kadın ve 19 erkek) tedavi öncesi KIBT görüntüleri dahil edilmiştir. Çalışmamızda gömülü kanin dişin olduğu taraf çalışma grubunu ve sürmüş kanin dişin olduğu taraf kontrol grubunu oluşturmaktadır. Gömülü kanin tarafı palatinal ve bukkal konumda gömülü olmak üzere 2 alt gruba ayrılmıştır. Maksiller dişler, dental ark ve iskeletsel bileşenlere ait nitel ve nicel değişkenler ile gömülü kanin dişlerle ilişkili kök rezorpsiyonları KIBT görüntüleri üzerinde değerlendirilmiştir. Çalışmamızda gömülü kanin tarafındaki santral ve lateral dişlerde EKR görülme oranı sürmüş kanin tarafına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (sırasıyla, p=0.002, p<0.001). Gömülü ve sürmüş kanin tarafları arasında santral ve lateral dişlerde EKR şiddeti bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (sırasıyla, p=0.033, p<0.001). Gömülü kanin tarafındaki kanin diş folikül genişliği daha yüksek bulunurken, maksiller ark uzunluğu, maksiller transversal genişlik, maksiller iskelet genişlik ve nazal kavite genişliği değerleri sürmüş kanin tarafına göre daha düşük bulunmuştur (sırasıyla, p<0.001, p=0.002, p=0.006, p=0.005, p=0.001). Çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlara göre, maksiller kaninlerin gömülü olması komşu dişlerde kök rezorpsiyonu insidansını ve şiddetini arttırmaktadır. Gömülü kanin dişlerin erken teşhisi, ilerleyen yaşlarda kök rezorpsiyonu ve olası diş kayıplarının önlenmesinde etkili olabilir. Anahtar Kelimeler: Gömülü kanin, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, kök rezorpsiyonu.

Dentoalveolar yapıDiş rezorpsiyonuDiş-gömülü+5
Soukrıe Sekertzı
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Maksilla ve mandibulada bukkal ve palatal bölgede mini vida yapılan alanlardaki yapışık dişeti kalınlığının farklı yaş ve cinsiyet ile ı̇lişkisi

Amaç: Ortodontik tedavilerde ankraj kontrolü için sıklıkla mini vidalar kullanılmaktadır. Mini vida başarısını etkileyen önemli faktörlerden birisi diş eti kalınlığıdır. Diş eti kalınlığı bireyler arasında ve ağız içindeki farklı bölgelerde yaş ve cinsiyete göre değişkenlik göstermektedir. Bu çalışmanın amacı; sıklıkla mini vida uygulanan bölgelerdeki diş eti kalınlığının yaş, cinsiyet ve bölgelere göre değişimini incelemek, uygulanacak mini vidanın boyutunun seçilmesine rehberlik etmektir. Materyal-Method: Çalışmamızda Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na muayene için başvuran 224 hastada transgingival sondalama yöntemi ile diş eti kalınlığı ölçümleri yapılmıştır. 14-20 ve 21-27 yaş aralığında olmak üzere 56 kadın ve 56 erkek çalışmaya dahil edilmiştir. Ölçümler her bireyde mandibula bukkal bölge ve maksilla bukkal bölge interdental alanda mukogingival birleşim noktasından, maksilla palatinal bölgede gingival tepeden 4 mm ve 8 mm mesafede interdental alandan yapılmıştır. Bulgular: Cinsiyetler arası karşılaştırmalarda maksilla bukkal bölgede diş eti kalınlığı erkeklerde kadınlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha kalın bulunmuştur (p<0.005). Yaşa göre karşılaştırmalarda maksilla bukkal ve palatinal bölgede diş eti kalınlığı küçük yaş grubu bireylerde büyük yaş grubu bireylere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha incedir (p<0.05). Bölgeler arası karşılaştırmalarda dişeti kalınlığı mandibula bukkalde en kalın molar bölgede, maksilla bukkalde en kalın keser bölgede, maksilla palatinal 4 mm mesafede en kalın premolar bölgede, maksilla palatinal 8 mm mesafede en kalın molar bölgede bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre mini vida uygulanan farklı bölgelerde yaş ve cinsiyete bağlı olarak diş eti kalınlığı değişiklik göstermektedir. Klinik uygulamalarda mini vida boyutunun seçiminde değişen diş eti kalınlığı dikkate alınmalıdır.

CinsiyetGingivaKemik vidaları+6
Cem Günaltay
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Pubertal dönemde rapid maksiller ekspansiyon ile tedavi edilen hastalarda kemik remodelinginin diş eti oluğu sıvısında incelenmesi

Amaç: Bu prospektif klinik çalışmanın amacı, rapid maksiller ekspansiyonun (RME) 3 aylık ve 6 aylık retansiyon dönemleri sonrasında kemik remodelingini diş eti oluğu sıvısında (DOS) değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya maksiller darlığı bulunan, yaşları 12-15 arasında değişen pubertal dönemdeki 15 kız 8 erkek toplam 23 birey dahil edilmiştir. Modifiye hyrax vidasından oluşan banded tip RME apareyi ağız içine uygulandıktan hemen sonra hyrax vidası sabah akşam ¼ dönüşle günde 2 kez çevrilerek RME protolü uygulanmaya başlanmıştır. Sağ maksiller 1. molar dişlerinden kağıt stripler kullanılarak 4 farklı zaman diliminde (T0: Aparey yerleştirilmeden önce, T1: Aktif fazdan sonra, T2: 3 aylık retansiyon dönemi sonu, T3: 6 aylık retansiyon dönemi sonu) DOS örnekleri alınıp ardından sondlama derinliği, gingival indeks, plak indeksi ve sondlamada kanama yüzdesi kaydedilmiştir. Elde edilen DOS örneklerinde ELISA kitleri kullanılarak BALP, OPG, RANKL ve TNF-α düzeyleri belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda DOS'taki BALP ve OPG seviyelerinin gerilim ve basınç bölgelerinde zaman içinde değişim göstermediği ve her bir zaman noktasında bölgeler arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). RANKL seviyesinin T1 zamanında basınç bölgesi olan bukkal bölgede istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı bulunmuştur (p=0.042). T0, T2 ve T3 zamanlarında palatinal bölgenin TNF-α düzeyi, bukkal bölgeye göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla p=0.005, p=0.042 ve p=0.006). Sonuç: Çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlara göre, 3 aylık ve 6 aylık retansiyon dönemleri ile RME'nin kemik metabolik aktivitelerini gösteren biyomarkerlar arasında bir ilişki gözlenmemiştir. Farklı retansiyon süreleri ve daha büyük örneklem hacmine sahip ileri çalışmalar yapılması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Ekspansiyon, Remodeling, Retansiyon.

Alveolar kenar artırılmasıErgenlikGingival oluk sıvı+3
Çimen Güran
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Mandibular ilerletmede kullanılan farklı sabit fonksiyonel apareylerin dentoalvelolar yapılar üzerindeki etkilerinin sonlu elemanlar analiz yöntemi ile değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, yakın dönemde üretilmiş olan ve klinik uygulaması kolay olan PowerScopeR2 (2014 American Orthodontics Corporation, Sheboygan, Wisconsin) apareyinin mandibula, maksilla ve dentoalveolar yapılar üzerindeki etkilerinin in vitro olarak sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi ve klinik rutininde çok kullanılan ForsusTM Fatigue Resistant Device EZ2 (FRD; 3M Unitek, Monrovia, California) ve Herbst (Dentaurum Inc., Newtown) apareyleri ile etkileri arasındaki farkların incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çene kemiklerininin üç boyutlu sonlu elemanlar modeli, büyüme gelişimi tamamlanmış bir bireyden konik ışınlı tomografi ile elde edilmiş ve çalışmanın yapıldığı firmadan temin edilmiştir (Ay tasarım, Ankara). Forsus, PowerScope2 ve Herbst apareyleri, üç ayrı sonlu elemanlar modelinde uygulanıp dişler, dentoalveolar yapılar ve çene kemikleri üzerindeki von Mises gerilme, minimum-maksimum asal gerilme ve yer değiştirme değerleri sonlu elemanlar analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: PowerScope2 apareyi uygulanan modelde alt kesici dişlerde, Forsus ve Herbst apareyi uygulanan modellerden daha fazla protrüzyon gözlenmiştir. Herbst apareyinin uygulandığı modellerde dişlerde von Mises gerilme değerleri diğer iki apareye göre oldukça yüksek gözlenmiştir. Sabit fonksiyonel apareylerin üst çene molar dişlerinde meydana getirdiği distalizasyon miktarı en fazla Herbst apareyinin uygulandığı modelde gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmamızda yüksek von Mises gerilimleri tüm simülasyonlarda kuvvetin iletildiği dişlerde görülmüştür. Yakın dönemde üretilmiş olan ve uygulama açısından diğer iki apareye göre daha kolay olan PowerScope2 apareyinin de diğer iki apareyle benzer etkiler oluşturduğu üst çenede istenmeyen molar dişte bukkal tiping gibi etkilerin ve mandibular retrognatili hastalarda istenmeyen üst çene molar distalizasyonun önlenmesi amacıyla ek önlemler alınması gerektiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Forsus, PowerScope, Herbst, Sonlu elemanlar analizi, Fonksiyonel tedavi

Dentoalveolar yapıMandibulaOrtodonti+3
Mustafa Onur Şengezer
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Üç farklı ağız içi molar distalizasyon yönteminin sonlu elemanlar metoduyla incelenmesi

Giriş ve amaç: Bu çalışmanın amacı, üç farklı molar distalizasyonu yönteminde ortaya çıkan stres değerlerinin ve dişlerde meydana gelen yer değiştirme miktarlarının sonlu elemanlar analizi (SEA) ile incelenmesidir. Gereç ve yöntem: Çalışmada, palatinal bölgeden uygulanan konvansiyonel Pendulum aygıtı, palatinal bölgeden uygulanan mini vida destekli AMDA aygıtı ve bukkal kemiğe uygulanan mini vida ile üç farklı molar distalizasyon senaryosu oluşturulmuştur. Molar dişlere uygulanan distalizasyon kuvvetleri sonucu oluşan stresler ve yer değiştirme değerleri SEA ile incelenmiştir. Bulgular: Her üç senaryoda meydana gelen stres değerlerinin fizyolojik sınırlar içerisinde olduğu ve distalizasyon için uygun olduğu görülmüştür. Tüm senaryolarda birinci molar dişlerde meydana gelen en yüksek Von Mises değerleri kuvvetin uygulandığı bölgede ölçülmüştür. Birinci ve ikinci senaryoda birinci molar dişlerde meydana gelen en yüksek Von Mises değerlerinin palatinal tüberküllerde, üçüncü senaryoda bukkal tüberküllerde olduğu ve tüm senaryolarda en düşük Von Mises değerlerinin bukkal kök uçlarında olduğu görülmüştür. Sonuç: Pendulum ve AMDA ile yapılan distalizasyonda birinci molarlarda distobukkal rotasyon, bukkal mini vida ile yapılan distalizasyonda meziobukkal rotasyon görülmüştür. AMDA ile yapılan distalizasyonda diğer senaryolara göre birinci molarların daha paralel hareket ettiği gözlenmiştir. Bukkal mini vida ile yapılan distalizasyonda diğer senaryolara göre daha fazla molar ekstrüzyonu gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Molar distalizasyonu, Sonlu elemanlar analizi, Pendulum, AMDA, Bukkal mini vida.

Azı dişleriDiş hareketleriKemik vidaları+4
Kifayet Burcu Özdemir
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Sınıf II maloklüzyon tedavisinde kullanılan carriere motion ve herbst apareylerinin 3 boyutlu sonlu elemanlar yöntemi (3 dımensıonal fınıte element method - 3D fem) ile karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Sınıf II maloklüzyon tedavisinde kullanılan Carriere Motion ve Herbst apareylerinin oluşturduğu etkilerin 3 boyutlu sonlu elemanlar yöntemi (3D FEM) ile karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamızda bu iki aparey 3D FEM yöntemiyle incelenmiştir. Her bir aparey için ayrı modelleme ihtiyacı olduğundan 2 modelleme yapılmıştır. Birinci modelde döküm Herbst apareyin modellemesi yapılmıştır. Bilgisayar programında elde edilen modeller üstünde üst çene posterior dişleri ve alt çenede de kaninler ve tüm posterior dişleri kapsayacak krom kobalt döküm splintler dişler üzerine uygulanmıştır. Yapılan çalışmalarda mandibula önde konumlandığında temporal kasın posterior kısmının istirahat halinde 12 N kuvvet ortaya çıkardığı bulunmuş. Bizde bu çalışmalardan referans alarak Herbst apareyinin kuvvetini 12 N olarak uyguladık. İkinci modelde ise Carrier Motion apareyi kullanılmıştır. Paslanmaz çelikten yapılan bar şeklinde aparey üst kanin ve molar dişlere yapıştırılmıştır. Alt çenede ise 7 numaralı dişlere tüp yerleştirilmiş ve essix apareyi uygulanmıştır. Ağız içi üst kaninden alt molar dişe uygulanan lastikler ile kuvvet uygulanmıştır. Yapılan çalışmalarda Carriere Motion apareyi için tavsiye edilen intraoral elastik olan Henry Schein Orthodontics'in force 2 elastiğinin 540 gr kuvvet uyguladığı bulunmuştur. Biz de bu çalışmalardan referans alarak Carriere Motion simülasyonunda 540 gr kuvvet uyguladık. Bulgular: Analiz sonuçlarına göre dişlerde oluşan yer değiştirme miktarı Herbst simülasyonunda daha fazla bulunmuştur. Her iki apareyde de Maksilladaki dişlerde distalizasyon mandibuladaki dişlerde ise mezializasyon oluşmuştur. Herbst simülasyonunda kondil ve diskte oluşan stres miktarı Carriere Motion apareyine göre daha fazla bulunmuştur. Maksiller kemikte de oluşan stres noktaları Carriere Motion simülasyonunda daha çok dentoalveolar bölgedeyken Herbst simülasyonunda ise en yüksek stres noktası zigomatikomaksiller sütur bölgesinde oluşmuştur. Sonuç: Çalışmamızda elde edilen bulgulara göre Herbst apareyinin dental ve iskeletsel etkisi Carriere Motion apareyine göre daha fazla bulunmuştur.

Maloklüzyon-angle sınıf IIOrtodontiOrtodontik aygıtlar+1
Orhun Eren
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Pubertal dönemde hyrax ve hafızalı genişletme apareyleri uygulanan hastalarda gelişen stres ve ağrının değerlendirmesi

ÖZET PUBERTAL DÖNEMDE HYRAX VE HAFIZALI GENİŞLETME APAREYLERİ UYGULANAN HASTALARDA GELİŞEN STRES VE AĞRININ DEĞERLENDİRMESİ Güran O. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Ortodonti Doktora Programı, Doktora Tezi, Aydın, 2024. Amaç: Bu tez çalışmasının amacı, pubertal dönemde hafızalı genişletme apareyi ve hyrax apareyi ile tedavi edilen hastalarda genişletme sırasında gelişen stres ve ağrının incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda yaşları 10-14 yıl arasında, üst çenede transveral yönde darlığı bulunan 18 kız 18 erkek toplam 36 hasta yer almıştır. Kapalı zarf yöntemi ile seçilen 18 hastaya hafızalı genişletme apareyi, 18 hastaya hyrax apareyi uygulanmıştır. Hyrax apareyinin vidası yeterli genişletme elde edilene kadar günde 1 kez aktive edilmiştir. Hafızalı genişletme apareyi ise tedavi başlangıcında aktive edilip yeterli genişletme elde edilene kadar aktif kalmıştır. Hastalardan 8 farklı zaman diliminde alınan tükürük örneklerinde kortizol ve substans P düzeyi değerlendirilmiş, aynı zamanda psikometrik testler ile ağrı ve kaygı düzeyi incelenmiştir. Bulgular: VAS ağrı skorları, kortizol, substans P ve anlık-sürekli kaygı değerlerinin gruplar arasında ve her bir grubun zaman içindeki değişimi incelenmiştir. Kortizol düzeylerinin değerlendirilmesi için gerçekleştirilen varyans analizinde zaman ana etkisinin (p<0,001) anlamlı, grup ana etkisinin (p=0,756) ve zaman-grup etkileşimlerinin (p=0,162) istatistiksel olarak anlamsız olduğu tespit edilmiştir. Substans P değerleri için zaman ana etkisinin (p<0,001) ve zaman-grup etkileşiminin (p=0,030) istatistiksel olarak anlamlı, grup ana etkisinin (p=0,700) anlamsız olduğu görülmüştür. Anlık ve sürekli kaygı değerleri tüm zaman noktalarında gruplar arası karşılaştırmada istatistiksel olarak benzer bulunmuştur (p>0,05). VAS ağrı düzeyinin değerlendirilmesi için gerçekleştirilen tekrarlı ölçümlerde varyans analizi sonucunda zaman ana etkisinin (p<0,001) ve zaman-grup etkileşiminin (p=0,004) istatistiksel olarak anlamlı, grup ana etkisinin (p=0,100) istatistiksel olarak anlamsız olduğu bulunmuştur. Sonuç: Ağrının algılanması bireysel farklılıklar gösterebilir. Uygulanan farklı ortodontik apareylerin ağrı ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerinin anlaşılması tedavi sürecinin başarısı ve devamlılığı için önemlidir. Farklı mekanizmaya sahip genişletme apareylerinin etkilerini karşılaştırdığımız bu çalışmada hafızalı genişletme apareylerinin tedavi sürecini daha konforlu hale getirdiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Anksiyete, Maksiller Ekspansiyon, Kortizol.

Akut ağrıDental anksiyeteHidrokortizon+2
Osman Güran
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Üç farklı iskeletsel ankrajlı total maxiller ark distalizasyon yönteminin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı MKS apareyi, IZC ve MT vidası kullanılarak üç farklı iskeletsel ankrajlı total maksiller ark distalizasyon yönteminin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesidir. Ayrıca kullanılan vidalar ve onu çevreleyen periodontal dokulardaki stres analizlerinin yapılması da amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Kraniyomaksiller kompleks, maksiller dişler, periodontal ligament, alveoler proçes ve uygulanması planlanan mekanikler modellenip sonlu elemanlar analizine hazırlanmıştır. Üç farklı distalizasyon mekaniği ile dokuz farklı senaryo oluşturulmuştur. Maksiller dentisyondaki her dişin x, y ve z eksenindeki yer değişimleri hesaplanmış, vida ve çevre dokuların Von Mises stress dağılımları renk kodu skalasıyla görselleştirilmiştir. Ayrıca dişlerde ve alveol kemiğinde oluşan gerilmeler de incelenmiştir. Bulgular: Molar bölgesinde kron seviyesinde en fazla distalizasyon, MKS grubunda 'birinci senaryoda' görülmüştür. Kök seviyesinde bakıldığında ise en fazla distalizasyon, yine MKS grubunda 'üçüncü senaryoda' görülmüştür. Kesici dişlerde kron seviyesinde en fazla palatinale hareket MT grubunda 'dokuzuncu senaryoda' görülmüştür. Kesici dişlere kök seviyesinde bakıldığında ise en fazla palatinale hareket IZC grubunda 'altıncı senaryoda' gerçekleşmiştir. Sonuç: Distalizasyon esnasında oluşturdukları hareket paternlerindeki farklılıklara rağmen incelenen üç distalizasyon mekaniğinin de etkin bir distalizasyon gerçekleştirdiği görülmüştür. Kuvvetin 3 ve 6 mm apikale kaydırıldığı MKS ve IZC gruplarının senaryolarında kuvvet vektörünün direnç merkezine doğru yakınlaşmasıyla gerçekleşen hareketlerin, düşük üst kesici eğimlerine ve azalmış dik yön boyutlarına sahip Sınıf II bölüm 2 maloklüzyonlu hastaların tedavisinde avantajlı olacağı düşünülmüştür. Birinci, dördüncü ve MT grubu senaryolarda kuvvet ark teli seviyesinden verildiğinde gerçekleşen hareketlerin, yüksek üst kesici eğimlerine ve artmış dik yön boyutlarına sahip Sınıf II bölüm 1 maloklüzyonlu hastaların tedavisinde avantajlı olacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: IZC vidası, MKS apareyi, MT vidası, Sonlu Elemanlar Analizi, Total Maksiller Ark Distalizasyonu

Fırat Oğuz
İnönü University
2024
20
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Farklı dik yön boyutlarına sahip bireylerde interradikular alandaki kemik yoğunluğunun fraktal analiz yöntemiyle değerlendirilmesi.

Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı dik yön büyüme paternine sahip bireylerde ortodontik mini vida uygulamaları için önemli olan interradiküler, infrazigomatik krest (IZC) ve mandibular bukkal shelf (MBS) bölgelerinde kortikal ve trabeküler kemik yoğunluğu ile kemik kalınlıklarını karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Materyal ve metot: Çalışmaya İnönü Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran, Sınıf I iskeletsel ilişkiye sahip hipodiverjan (n=30), normodiverjan (n=30) ve hiperdiverjan (n=30) toplam 90 bireyin KIBT görüntüleri dahil edilmiştir. Maksilla ve mandibulada interradiküler bölgelerde, IZC ve MBS alanlarında kortikal kemik kalınlığı, trabeküler kemik kalınlığı, total alveolar kemik kalınlığı ölçülmüştür. Ayrıca bu bölgelerde kortikal kemik yoğunluğu Hounsfield Unit (HU) ve trabeküler kemik yoğunluğu fraktal analiz (FA) ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Hipodiverjan bireylerde kortikal kemik kalınlığı ve yoğunluğu diğer gruplara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. IZC bölgesinde, MBS 16 DB bölgesi MBS 16 MB bölgesine göre daha kalın kortikal kemik yapısı göstermiştir. MBS bölgesinde distal bölgedeki kortikal kemik kalınlığı, mezial bölgeye göre daha yüksek değerler sergilemiştir. Tüm gruplarda posterior bölgelerden anterior bölgelere doğru gidildikçe trabeküler kemik ve total alveolar kemik kalınlıklarında anlamlı azalma gözlenmiştir. Hiperdiverjan bireylerde hem kortikal kemik kalınlığı hem de yoğunluğu diğer gruplara göre daha düşük bulunmuştur. Sonuç: Mini vida uygulamaları için en uygun hasta grubu hipodiverjan bireyler olarak değerlendirilmiştir. Posterior bölgeler, özellikle mandibulada 46-47 ve 45-46 bölgeleri, yüksek kortikal kemik kalınlığı nedeniyle mini vida uygulamaları için ideal bölgeler olarak belirlenmiştir. Hiperdiverjan bireylerde ise kortikal kemik kalınlığı ve yoğunluğunun düşük olması nedeniyle mini vida uygulamalarında daha dikkatli olunması ve gerekli önlemlerin alınması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mini vida, Kortikal kemik kalınlığı, Fraktal analiz, Hounsfield ünitesi, Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi

Mehman Amıraslanlı
İnönü University
2024
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Hareketli ve sabit fonksiyonel aparey tedavilerinin mandibular kemikteki etkilerinin fraktal analiz yöntemi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, pubertal dönemde olan iskeletsel sınıf II maloklüzyonlu hastaların, hareketli ve sabit fonksiyonel aparey ile tedavisi sonrasında mandibular trabeküler kemikte meydana gelen değişiklikleri panoramik ve lateral sefalometrik radyografiler kullanılarak Fraktal Analiz (FA) yöntemi ile değerlendirmektir. Materyal Metot: İskeletsel sınıf II maloklüzyonu olan, normodiverjan dik yön paternine sahip, pubertal atılım döneminde olan 120 bireyin panaromik ve sefalometrik görüntüleri 4 gruba ayrılmıştır. Çalışma grupları Monoblok apareyi, Twinblok apareyi ve Herbst apareyi ile tedavi gören 30'ar hasta olacak şekilde 3 ayrı tedavi grubundan oluşmaktadır. Kontrol grubu ise tedavi görmemiş 30 bireyden oluşmaktadır. Tüm bireylerde fonksiyonel tedavi sonrası mandibulanın kondil, angulus, korpus ve simfizis bölgelerinde oluşabilecek değişiklikler FA yöntemi ile incelenmiştir. Bulgular: Tedavi gruplarında yer alan tüm bireylerin kondil, korpus ve simfizis bölgelerinin fraktal boyut (FB) değerlerinde istatiksel olarak anlamlı azalma gözlenmiştir (p<0,05). Tüm tedavi gruplarının angulus bölgesi FB değerlerinde ise istatiksel olarak anlamlı bir artış tespit edilmiştir (p<0,001). Kontrol grubunda yer alan bireylerin tedavi başı ve sonu FB değerlerinde istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç: Pubertal dönemde uygulanan sabit ve hareketli fonksiyonel aparey tedavileri mandibulanın kondil bölgesinin yeniden şekillenmesini ve böylelikle daha ileri bir pozisyonda konumlanmasını sağlamaktadır. Bununla beraber mandibulanın konumundan etkilenen masseter kasının liflerinin olduğu angulus bölgesinde rezorpsiyona dirençli bir alan olduğu gözlenmiştir. Hareketli aparey tedavilerinde, posterior dişlerin bölgedeki akrilik kütle ve bu bölgedeki dişlerin ekstrüzyonu için uygulanan selektif mölleme işlemine bağlı, mandibulanın korpus bölgesindeki trabeküler kemik yoğunluğunda azalma meydana gelmiştir. Hareketli ve sabit fonksiyonel tedavilerinin bir yan etkisi olarak gözlemlenen alt keser açılarındaki artışın, keser köklerinin bukkalinde yer alan trabeküler kemik yoğunluğunda azalmaya neden olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Fonksiyonel Apareyler, Fraktal analiz, Trabeküler Kemik, Panoramik Radyografi, Sefalometrik Radyografi.

Mahmut Ayhan Öner
İnönü University
2024
20