Gaziantep University
Discipline

Restorative Dentistry

Gaziantep University

134

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çeşitli bitkisel özütlerin dental erozyonu önleyici etkilerinin in vitro olarak değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasının amacı, demleme yoluyla çay haline getirilen, MMP aktivitesini inhibe edebilme özelliğine sahip 5 farklı bitki özünün dentin erozyonunu önleme üzerindeki etkisinin in vitro olarak değerlendirilmesidir. Bu amaçla her biri çekilmiş sığır dişlerinden elde edilen 20 dentin örneğinden oluşan 7 deney grubu [distile su (negatif kontrol), florlu gargara (pozitif kontrol), yeşil çay, kuşburnu, karanfil, nar kabuğu ve üzüm çekirdeği] oluşturulmuştur. Her eroziv atak öncesi 5 dk bitki çayı uygulaması olacak şekilde örnekler 3 gün boyunca günde 3 kez demineralizasyon (%0,3'lük sitrik asit, pH 2,45, 5 dk) ve remineralizasyon (yapay tükürük, 60 dk) siklusuna maruz bırakılmıştır. Deney süreçleri sonunda, dentin örneklerinin tamamının nanoindentasyon ölçümü ile elde edilen sertlik verileri ile birlikte AFM cihazı kullanılarak yüzey pürüzlülüğü ve maksimum derinlik değerleri incelenmiştir. Yüzeyde meydana gelen morfolojik değişiklikler ise SEM ile analiz edilmiştir. Tüm veriler, deney grupları arasında yapılan karşılaştırmalarında Kruskal-Wallis testi, grup içi değerlendirmelerde ise Friedman testi kullanılarak incelenmiş, anlamlılık, p< 0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Elde edilen verilere göre, en yüksek mikrosertlik değeri, karanfil grubunda görülürken, en düşük mikrosertlik değeri ise üzüm grubuna ait örneklerdedir. Tüm gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunurken, en fazla mikrosertlik değişimi de yine karanfil grubunda görülmüştür. En yüksek yüzey pürüzlülüğü değerleri, flor ve karanfil gruplarında; en az yüzey pürüzlülüğü değeri ise, üzüm grubunda görülmüş, ancak gruplar arasında istatistiksel anlamlılık bulunmamıştır. En fazla maksimum derinlik değeri, karanfil grubunda; en az maksimum derinlik değeri, kuşburnu grubunda elde edilmiş ve bu iki değer arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Nar, Colgate ve kuşburnu gruplarına ait AFM ve SEM görüntülerinde makromoleküler çökeltiler izlenmiştir. Sonuçlara göre, karanfil grubunun yüzey analizlerinde diğer tüm gruplara göre daha iyi sonuçlar gösterdiği, ayrıca karanfil ile birlikte yeşil çayın da dentin erozyonunu önlemede etkili olduğu bulunmuştur.

Ayça Sarıalioğlu Güngör
Bezmialem Vakıf University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Güncel diş renkli restoratif dolgu materyallerine farklı uygulama prosedüründeki ev tipi beyazlatma ajanları uygulandıktan sonra fiziksel özelliklerinin in vitro olarak incelenmesi

Bu tez çalışmasında, güncel diş renkli restoratif dolgu materyallerine, farklı uygulama prosedüründeki ev tipi beyazlatma ajanları uygulandıktan sonra fiziksel özelliklerinin in vitro olarak incelenmesi amaçlandı. Ormocer nano-hibrid üniversal kompozit rezin (Admira Fusion, Voco, Almanya); Cam karbomer dolgu (GCP Cam karbomer, GCP Dental, Hollanda); yüksek viskoziteli cam iyonomer siman dolgu ( Equia Forte, GC Dental, Japonya) ve TCD matriks bazlı kompozit rezin (Topaz, Kulzer, Japonya) kullanılarak her materyalden 30 adet, toplamda 120 örnek, 10x2 mm'lik metal kalıp içerisinde üretici firma talimatlarına uygun olarak hazırlandı. Admira Fusion ve Topaz'dan hazırlanan örnekler LED ışık cihazı (Valo Cordless, Ultradent, ABD) ile 20 saniye polimerize edildi. Sırasıyla 400, 600, 800 ve 1000'grenlik silikon karbid zımparalarla, polisaj cihazı (Minitech 233, Presi, Fransa) kullanılarak su soğutması altında ön düzleştirmeleri yapıldı. Elmas partikülleri içeren polisaj lastiği (Dimanto, Voco, Almanya) ile tüm örneklerin su soğutması altında polisajı yapıldı. Equia Forte'den hazırlanan örneklere rezin bazlı yüzey örtücüsü (Equia Forte Coat, GC Dental, Japonya) sürülerek 20 saniye LED ışık cihazı ile polimerize edildi. Cam karbomer ile hazırlanan örneklere ise bitim materyali (GCP gloss, GCP Dental, Hollanda) sürüldükten sonra 90 sn boyunca GCP CarboLED ışık cihazı (GCP Dental, Hollanda) uygulandı. Tüm örnekler yapay tükürük kullanılarak termal yaşlandırma cihazında (SD Mechatronik Thermocycler, SD Mechatronik, Almanya) 10.000 siklus uygulanarak yaşlandırma işlemine tabi tutuldu. Renk ölçümleri bir spektrofotometre (Vita EasyShade Advance 4.0, Vita Zahnfabric, Almanya) ile; yüzey pürüzlülükleri ise konvansiyonel profilometre (MarSurf M 300 C, Mahr Gmbh, Almanya) cihazı kullanılarak yapıldı. Ayrıca mikrosertlik test cihazı (Shimadzu Mikrosertlik Test Cihazı HMV-2 Serisi, Shimadzu, Japonya) ile mikrosertlik ölçümleri yapıldı ve ortalamaları alınıp kaydedildi. Her restoratif materyalden hazırlanan örnekler rastgele üç gruba ayrıldı (n=10). Gruplardan ilki kontrol grubu olup hiçbir beyazlatma prosedürü uygulanmadı. Diğer iki gruptan birine % 10 karbamid peroksit (KP) içeren ajan (Opalescence PF % 10, Ultradent, ABD) günde 8 saat; diğerine % 45 KP içeren ajan (Opalescence Quick PF % 45, Ultradent, ABD) günde 30 dakika 14 gün boyunca üretici firma talimatlarına uygun olarak uygulandı. Beyazlatma prosedürü sırasında örnekler 37ºC'lik etüvde yapay tükürük solüsyonu bulunan metal küvette bekletildi. Beyazlatma prosedürü bittikten sonra, tüm örneklerin yüzey pürüzlülüğü ölçümü, renk analizi ve mikrosertlik ölçümleri tekrar yapıldı. Verilerin istatiksel analizi, Windows için SPSS (SPSS Inc., Chicago, Illinois, ABD) 15.0 versiyon paket programı kullanılarak yapıldı. Verilerin analizi için parametrik tek yönlü varyans analizi(ANOVA), Dunnet, Bonferroni testleri ve Student's t testi kullanıldı. Anlamlılık p< 0.05 düzeyinde değerlendirildi. Admira Fusion'un yüzey mikrosertliği (VMH), total renk değişimi (ΔE) ve yüzey pürüzlülüğü değerlerinin (Ra) uygulanan beyazlatma prosedürlerinden etkilenmediği belirlendi. GCP cam karbomer'e % 10 KP uygulamasından sonra VMH ve Ra değerlerinde bir değişim gözlenmezken; ΔE değerinin arttığı ve klinik olarak kabul edilebilir sınırın üzerine çıktığı görüldü. % 45 KP ile yapılan beyazlatma uygulamasından ise tüm parametrelerde olumsuz etkilendi ve klinik olarak kabul edilebilir değerlerin üzerinde sonuçlar elde edildi. Equia Forte'ye % 10 KP uygulamasından sonra VMH ve Ra değerlerinde bir değişim kaydedilmezken; ΔE değerinin arttığı ve klinik olarak kabul edilebilir sınırın üzerine çıktığı görüldü. % 45 KP uygulamasından sonra ise ΔE ve Ra değerlerinde bir farklılık belirlenmezken; VMH değerinin arttığı görüldü. Topaz'a % 10 KP uygulamasından sonra yüzey VMH ve ΔE değerlerinde azalma tespit edildiği; Ra'nın etkilenmediği görüldü. % 45 KP uygulamasından sonra Ra ve ΔE değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamazken; VMH'nın azaldığı tespit edildi. % 10 ve % 45 KP içeren ajanlarla ev tipi beyazlatma prosedürü uygulandığında önceden varolan Admira Fusion ile yapılmış dolgular eğer diş rengi ile uyumlu ise restorasyonların değiştirilmelerine gerek olmayabilir. Diğer tüm restoratif materyallerin ise beyazlatma uygulamaları sonrası en az bir parametresi olumsuz etkilendiğinden önceden varolan restorasyonların beyazlatma sonrasında değiştirilmeleri önerilebilir. Anahtar kelimeler: ev tipi beyazlatma, cam karbomer, ormocer, TCD- üretan, yüksek viskoziteli cam iyonomer siman, yapay tükürük, termal yaşlandırma.

Cam iyonomer çimentolarıDental materyallerDental restorasyon+5
Gökçe Dönmez Kıran
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Silika ve floroapatitle güçlendirilmiş cam karbomer dolgu materyalinin 1 yıllık ın vıvo klinik değerlendirilmesi

Bu in vivo çalışmanın amacı, silika ve floroapatitle güçlendirilmiş cam karbomer dolgu materyalinin klinik takibinin 1 yıllık süre sonunda değerlendirilmesidir. Bu çalışmada 36 hastaya toplam 100 adet [46 sınıf I, 54 sınıf II] restorasyon yapıldı. Tüm kaviteler geleneksel yöntemle açıldı. Restorasyonların yarısı nano kompozit rezin [Tokuyama Estelite, Tokuyama Dental, Japonya] ile diğer yarısı ise cam karbomer dolgu materyali [GCP Dental, Hollanda] ile restore edildi. Kavitelerin izolasyonu rubber-dam ile sağlandı. Kompozit restorasyonların yerleştirilmesinden önce selektif etch yöntemine göre mine kenarları pürüzlendirildi ve üniversal adeziv sistemi uygulandı. Kompozit rezin kaviteye 2 mm'lik tabakalar halinde inkremental teknikle uygulandı. Cam karbomer ise yüzey örtücüsü ile beraber parmak basıncı uygulanarak bulk teknikle yerleştirildi. Kompozit ile yapılan restorasyonların polimerizasyonu LED ışık cihazıyla gerçekleştirildi. Cam karbomer restorasyonların sertleşmesi materyalin kendisine özel ışık cihazıyla gerçekleştirildi. Restorasyonlar, birinci hafta, 6 ay ve 12 ayın sonunda modifiye USPHS kriterleri kullanılarak değerlendirildi. Veriler Fisher's Exact Ki-Kare testi, Fisher Freeman Halton Testi ve Continuity [Yates] Düzeltmesi kullanılarak değerlendirildi. Parametrelerin grup içi karşılaştırmalarında ise Wilcoxon işaret testi kullanıldı. Anlamlılık p< 0.05 düzeyinde değerlendirildi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, dolgu materyalleri birbiriyle kıyaslandığında, sadece 12. ayda kavite kenarındaki renklenme skorunda fark bulundu. Kenar uyumu açısından ise her iki materyal arasında sadece 6. ayda istatistiksel olarak anlamlı fark gözlendi [p<0.05]. Diğer tüm kriterler için materyaller arasında klinik performansları açısından anlamlı bir fark bulunmadı [p>0.05]. Tokuyama Estelite'dan farklı olarak cam karbomer dolgu materyali ile yapılan restorasyonlarda retansiyon, anatomik form ve kenar uyumu açısından Charlie skoru gösteren restorasyonlar yenilendi. Bu bulgular ışığında cam karbomer dolgu materyalinin fiziksel özelliklerinin geliştirilmesine ve daha fazla in vivo çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: cam karbomer, cam iyonomer, klinik, kompozit rezin

Zeynep Buket Karakuş
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı oranlardaki titanyum dioksit nanotüplerin bulk fill kompozitin mekanik ve antibakteriyel özellikleri üzerine etkisi

Amaç: Bu tez çalışmasının amacı; farklı oranlarda titanyum dioksit nanotüp eklenmesinin akışkan bulk fill kompozit rezinin, mekanik ve antibakteriyel özellikleri üzerine etkisinin in vitro laboratuvar şartları altında değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Titanyum dioksit nanotüpler, laboratuvar koşullarında hidrotermal yöntemle sentezlendi. Nanotüplerin karakterizasyonu; SEM (Taramalı Elektron Mikroskobu), FTIR (Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi) ve Raman Spektroskopisi kullanılarak değerlendirildi. Akışkan bir bulk fill rezin olan Estelite Bulk Fill Flow'un içerisine; farklı oranlarda (%0,1, %0,5, %1) TiO2 nanotüp eklendi. Kontrol grubuna TiO2 nanotüp eklenmeyerek dört farklı grup oluşturuldu. Akışkan bulk fill kompozitin mekanik özelliklerini değerlendirmek amacıyla; Vicker's mikrosertliği, yüzey pürüzlülüğü, eğme dayanımı gibi testler uygulandı. Eğme dayanımı değerlendirilmesinde, kompozit rezinin kırılan yüzeyleri SEM ile incelendi. Ayrıca nanotüp ilavesinin S.mutans ve L.casei bakterilerine antibakteriyel etkinliğinin değerlendirilmesi, direkt kontakt test uygulanarak yapıldı. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanıldı. Ayrıca Mann Whitney U Testi, Shapiro Wilks, Kruskal Wallis testi, Dunn's testi, Friedman Testi ve Wilcoxon işaret testi kullanıldı ve anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Mekanik testlerin sonuçları değerlendirildiğinde; TiO2 nanotüp eklenmesinin kompozitlerin yüzeyinde hem polisaj öncesi hem de polisaj sonrasında pürüzlülükte değişim yaratmadığı, hem polisaj öncesi hem de polisaj sonrasında kompozit rezin içine %0.5 ve %1 TiO2 nanotüp eklemenin kompozitin mikrosertlik değerlerini arttırdığı, kompozitin alt yüzeylerinde değişim yaratmadığı (p>0.05), kompozit rezinlere polisaj uygulaması sonucunda, bütün gruplarda hem pürüzlülük hem de mikrosertlik değerlerinde artış gözlendiği (p<0.05), titanyum eklenmesinin eğme dayanımında değişiklik meydana getirmediği gözlendi (p>0.05). Antibakteriyel sonuçlar değerlendirildiğinde ise titanyum dioksit nanotüp eklenmesi, akışkan bulk fill kompozit rezinin S.mutans bakterisine karşı, antibakteriyel etki kazandırmadı (p>0.05). L.casei bakterisi içinse; %0.5 TiO2 nanotüp içeren grupta antibakteriyel etkinlik gözlendi (p<0.05). Sonuçlar: Titanyum dioksit nanotüp eklenmesi, akışkan bulk fill kompozit rezinin mekanik özelliklerinde olumsuz etki yaratmadan, üst yüzey mikrosertlik değerinde artış sağladı. Akışkan bulk fill kompozit rezinin L.casei bakterisine karşı antibakteriyel etkinlik elde edildi. Anahtar Kelimeler: nanotüp, akışkan bulk fill kompozit rezin, antibakteriyel ajan, S.mutans, L.casei, üç nokta eğme dayanımı, mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü

Antienfektif ajanlarDental materyallerDental stres analizi+7
Rümeysa Hatice Özlen
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı vital beyazlatma ajanlarının uygulanması sonrasında deneysel nanohidroksiapatit jel kullanımının mine yüzeyinde oluşturduğu fiziksel ve morfolojik değişimlerin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı %40 Hidrojen peroksit içeren iki farklı vital beyazlatma ajanı uygulaması sonrası deneysel nanohidroksiapatit jel kullanımının mine yüzeyinde oluşturduğu fiziksel ve morfolojik değişimlerin incelenmesidir. Çalışmamızda 52 adet çürük, çatlak, hipoplastik defekt içermeyen periodontal nedenler ile çekilmiş insan üst keser dişi kullanıldı. Dişler köklerinden ayrılarak, kuron kısımları bukkal yüzeyi üstte kalacak şekilde akrilik rezine gömülerek yüzey standardizasyonu için polisaj yapıldı. Kitosan ilave edilmiş nanohidroksiapatit (n-HA) tozu üretildi. Elde edilen toz fosfat tamponlu salin solüsyonu ile karıştırılarak jel şekline getirildi. Dişler dört gruba ayrıldı. Gruplara sırası ile Biowhiten İn-office % 40 n-HP (Grup B), Opalescense Boost %40 PF (Grup O), Biowhiten İn-office %40 + n-HA jeli (Grup Bn), Opalescense Boost %40 PF + n-HA jeli (Grup On) ajanları uygulandı. Diş yüzeylerinden beyazlatma öncesi, sonrası ve beyazlatmadan 1 hafta sonra olacak şekilde; renk, yüzey mikrosertliği ve yüzey pürüzlülüğü (Ra) ölçümleri yapıldı. Her gruptan üç örneğin SEM/EDS analizi ve elemental haritalama analizi yapıldı. Mine yüzeylerinin Ca/P oranları değerlendirildi. Yüzey mikrosertliği ve yüzey pürüzlülüğü sonuçları için istatiksel olarak tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, ikili karşılaştırmalarda ise Bonferroni testi kullanıldı. Örneklerin renk değişimi (∆E) açısından incelenmesi için Welch ANOVA testi kullanıldı. Anlamlılık p<0.05düzeyinde değerlendirildi. Grupların beyazlatmadan hemen sonra ve beyazlatmadan 1 hafta sonra ölçülen renk değişimleri, mikrosertlik ve pürüzlülük değerleri arasında fark görülmedi(p>0.05). Bütün gruplarda beyazlatma tedavisi sonrası gözle görülür renk değişimi tespit edildi (p<0.05). Tedavi grupları arasında renk değişimi açısından fark tespit edilmedi (p>0.05). Beyazlatma sonrası test grupları kıyaslandığında, sadece Grup O'da Ra değerinde artış gözlendi (p<0.05). Grup On, Grup O'ya göre istatistiksel olarak daha düşük Ra değeri gösterdi (p<0.05). Beyazlatma işleminden hemen sonra tüm gruplarda mikrosertlik değerinde azalma görüldü (p<0.05). Grup O; beyazlatma işlemi sonrası en düşük mikrosertlik değeri gösterdi (p<0.05). Grup Bn, Grup B'ye göre istatistiksel olarak daha yüksek mikrosertlik değeri gösterdi (p<0.05). Grup On, Grup O'ya göre istatistiksel olarak daha yüksek mikrosertlik değeri gösterdi (p<0.05). SEM görüntüleri sonucu en pürüzlü ve düzensiz yüzey Grup O'da görüldü. Grup On, Grup Bn, Grup B mine yüzeylerinde daha düzenli, pürüzsüz, homojen olmayan partikül birikimi olan alanlar görüldü. EDS analizi sonucu Grup O'da en düşük Ca/P değeri görüldü. n-HA uygulaması sonrası mine yüzeyin Ca/P oranında belirgin artış görüldü. Sonuç olarak, Opalescense Boost PF %40 HP vital beyazlatma ajanı diş yüzeyinde en fazla yüzey pürüzlülüğüne ve en düşük mikrosertlik değerine neden olmuştur. SEM/ EDS analizinde bu grupta gözlenen en düşük Ca/P oranı bu verileri desteklemektedir. Biowhiten In-office %40 n-HP vital beyazlatma ajanının mine yüzeylerine uygulanması sonrası daha yüksek Ca/P gözlendiği ve daha pürüzsüz bir yüzey oluşturduğu gözlendi. Beyazlatma ajanı sonrası kitosan ilave edilmiş deneysel n-HA jeli kullanımının; mine yüzeyinde Ca/P oranını arttırarak, yüzey mikrosertliği ve pürüzlülüğüne olumlu etki ettiği görüldü. Deneysel n-HA jeli kullanımının beyazlatma etkinliği üzerine herhangi bir olumsuz etkisi olmadan diş yüzeyindeki fiziksel ve morfolojik özelliklere olumlu sonuçlar kazandırdığı sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Beyazlatma, hidrojen peroksit, nanohidroksiapatit, mikrosertlik, pürüzlülük, kalsiyum.

AğartmaDiş beyazlatmaHidrojen peroksit+5
Ayşenur Tunç Dicle
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kalınlıklardaki hibrit CAD/CAM materyallerinin ve kullanılan ışık modunun rezin simanların mikrosertliği ve renk stabilitesi üzerine etkisi

Bu araştırmanın amacı farklı kalınlıklardaki iki hibrit CAD/CAM materyalinin ve kullanılan ışık modunun rezin simanların mikrosertliği ve renk stabilitesi üzerine etkisini değerlendirmektir. Bu araştırmada rezin infiltre seramik (Enamic, Vita Zahnfabrik, Bad Sackingen, Almanya) (RİS) ve kompozit rezin nanoseramik (GC Cerasmart, GC, Tokyo, Japonya) (KN) olmak üzere iki farklı hibrit CAD/CAM materyali değerlendirilmiştir. Her bir bloktan 1mm, 2 mm, 3 mm, 4 mm ve 7 mm kalınlığında kesitler alınmıştır. Dual cure konvansiyonel rezin siman (G- Cem LinkForce, GC, Tokyo, Japonya) (KRS) ve dual cure self adeziv rezin siman (G-Cem One, GC, Tokyo, Japonya) (SARS) kullanılarak 400 adet örnek hazırlanmıştır (n:400). Simanlar paslanmaz çelik kalıba (6 mm çap 1 mm yükseklik) yerleştirilmiştir. Siman üzerine yerleştirilen şeffaf bant ile simanın bloklardan izole edilerek, yapışması engellenmiştir. Siman üzerine seramik örnekler yerleştirilmiş ve LED ışık cihazı (Valo Cordless, Ultradent, South Jordan, ABD) ile polimerize edilmiştir. Işık cihazı Standard mod (40 sn) ve High Power mod (32 sn) olarak uygulanmıştır. Rezin siman örnekler hazırlandıktan 24 saat sonra (T1) ve 10.000 siklus termal yaşlandırma sonrası (T2) renk ve mikrosertlik ölçümleri yapılmıştır. Vickers mikrosertlik ölçümleri Shimadzu HMV-2 (Shimadzu Corporation, Kyoto, Japonya) cihazı kullanılarak rezin simanın hem alt hem de üst yüzeyinden 0,49 N kuvvet 15 sn süresince uygulanarak, her yüzey için üç defa ölçüm yapılmıştır ve ölçümlerin ortalaması alınmıştır. Örneklerin renk ölçümü spektrofotometre cihazında (Vita Easyshade Advance 4.0, Vita Zahnfabrik, Bad Sackingen, Almanya), renk parametreleri ve CIE Lab renk sistemi kullanılarak polimerizasyondan 24 saat sonra (T1) ve termal yaşlandırmadan sonra (T2) gerçekleştirilmiştir. Veriler dört yönlü varyans analizi (ANOVA) ile analiz edilmiştir ve ikili karşılaştırmalarda Bonferroni testi kullanılmıştır (p<0.05). Bu tez araştırmasının bulgularında, kompozit nanoseramik ve rezin infilre seramik arasında yapılan karşılaştırmalarda, T1; KRS (1mm, 2mm, 3mm-Standart mod), KRS vi (1mm, 2mm-High Power mod), SARS (1mm, 2mm, 4mm-Standart mod), SARS (1mm, 2mm, 4mm- High Power mod), T2; KRS (2mm- Standart mod), KRS (2 mm-High Power Mod), SARS (1mm, 2mm, 3mm, 4mm- Standart mod), SARS (2mm,4mm- High Power mod) gruplarında alt mikrosertlik değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p0.05). Kompozit nanoseramik ve rezin infilre seramik arasında yapılan karşılaştırmalarda, üst mikrosertlik değerlerinde, high power mod SARS-2mm grubu dışında, istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p0.05). Kompozit nanoseramik ve rezin infiltre seramik arasında yapılan karşılaştırmalarda, KRS (7 mm- Standart Mod), KRS (2mm, 7 mm-High Power Mod), SARS (1mm, 7mm-Standart mod), SARS (3mmHigh power mod) gruplarında E değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p0.05). Farklı materyal kalınlıkları arasında yapılan karşılaştırmalarda, rezin simanların mikrosertlik değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p0.05). Seramik kalınlığı 1 mm'den 7 mm'ye çıktığında her iki seramik tipinde de rezin siman mikrosertliği hem üst hemde alt yüzeyde azalmıştır. Standart mod ve high power mod arasında yapılan karşılaştırmalarda rezin simanların mikrosertlik değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p0.05). Farklı materyal kalınlıkları arasında yapılan karşılaştırmalarda, rezin infiltre seramik üzerinden polimerize edilen self adeziv rezin simanların E değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p 0.05). Standart mod ve high power mod arasında yapılan karşılaştırmalarda, 7 mm rezin infiltre seramik üzerinden polimerize edilen self adeziv rezin simanın E değeri istatistiksel olarak anlamlı fark göstermiştir. High power mod ile polimerize edilen SARS (7mm-RİS) grubu daha düşük E değeri göstermiştir (p0.05). Ancak diğer gruplarda standart mod ve high power mod arasında E değeri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p0.05). Konvansiyonel rezin siman ve self adeziv rezin siman arasında yapılan karşılaştırmalarda mikrosertlik değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p0.05). Konvansiyonel rezin siman ve self adeziv rezin siman arasında yapılan karşılaştırmalarda KN (1mm, 2mm, 4mm-Standart mod), KN (1mm, 3mm, 4mm, 7 mm-High Power mod), RİS (1mm, 2mm,4mm- Standart mod), RİS (1mm, 2mm, 4mm, 7mm-High Power Mod) gruplarında E değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p0.05). Bu tez araştırmasında sonuç olarak, rezin simanların alt ve üst yüzeylerinden ölçülen mikrosertlik değerleri, seramik materyalin kalınlığının artmasıyla azalma eğilimi vii göstermiştir. Termal siklus uygulaması sonrası üst yüzey mikrosertlik değerleri değişmemiştir. Kompozit nanoseramik ve rezin infiltre seramik kullanılması arasında simanların üst mikrosertlik değerleri açısından fark bulunmamıştır. Standart mod ve high power mod arasında yapılan karşılaştırmalarda rezin simanların mikrosertlik değerleri açısından fark bulunmamıştır. Rezin siman renk değişimi karşılaştırmalarında seramik kalınlığı 1 mm'den 7 mm'ye çıktığında RİS-SARS grubu dışında, rezin siman renk değişiminde fark gözlenmediği belirlenmiştir. Tüm gruplarda termal siklus sonrası L değerleri artış göstermiştir. E değerleri ve seramik kalınlığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Anahtar kelimeler: Hibrit seramik, self adeziv rezin siman, konvansiyonel rezin siman, mikrosertlik, renk değişimi

CAD/CAMDental materyallerDental çimentolar+3
Miraç Doğan
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı adeziv sistemler kullanılarak yapılan immediate dentin sealing (hemen dentin kapama) işleminin monolitik zirkon blokların dentine olan bağlanma dayanımı üzerine etkisi

Bu tez çalışmasının amacı; farklı universal adeziv sistemler kullanılarak yapılan immediate dentin sealing işleminin (hemen dentin kapama / IDS), farklı yüzey pürüzlendirme yöntemleri uygulanmış monolitik zirkonya esaslı CAD/CAM blokların dentine olan mikrogerilim bağlanma dayanımını değerlendirmektir. 32 adet sağlam insan alt molar dişi kullanıldı. okluzal koronal 1/3 kron kısmı, yere paralel olacak şekilde bir model trimleme cihazı (MT3 Wet trimmer, Almanya) kullanılarak uzaklaştırıldı. Dişlerin dentin yüzeyleri açığa çıkartıldı. Ardından, IDS işlemi varlığı (IDS var/yok), IDS işlemi için kullanılan universal adeziv sistemlerin tipi (Single Bond Universal/SBU, Clearfil Quick Bond/CUQ, Optibond Universal/OBU) ve monolitik zirkonya esaslı CAD/CAM blokların yüzey pürüzlendirme yöntemlerine göre (tribokimyasal silika kaplama/CoJet ve kumlama/SB) rastgele 8 gruba ayrıldı: 1) Grup CJ: CoJet+IDS yok, 2) Grup CJ+SBU: CoJet+Single Bond Universal, 3) Grup CJ+CUQ: CoJet+Clearfil Universal Bond Quick, 4) Grup CJ+ OBU: CoJet+Optibond Universal, 5) Grup SB:kumlama+IDS yok, 6) Grup SB+ SBU: kumlama+ Single Bond Universal, 7) Grup SB+CUQ: kumlama+Clearfil Universal Bond Quick, 8) Grup SB+OBU: kumlama+ Optibond Universal. IDS işlemi için açığa çıkan dentin yüzeylerine universal adezivler sistemler, üretici talimatları doğrultusunda self-etch modunda uygulandı. Monolitik zirkonya esaslı CAD/CAM bloktan (3M Lava Plus, 3M ESPE,ABD) 4 mm kalınlığında, 10 mm genişliğinde ve 10 mm uzunluğunda örnekler elde edildi. Simantasyon öncesinde, CAD/CAM örneklerinin yüzeylerine, CoJet yönteminde 30 µm silika kaplı alüminyum oksit (Al2O3) partikülleri (CoJet Sand, 3M ESPE, ABD) 2.8 bar basınçta ve SB yönteminde ise 50 µm boyutunda Al2O3 partikülleri 3 bar basınçta, 10 mm mesafeden ve 10 sn süre ile uygulandı. Ardından, CAD/CAM örnekleri, dentin yüzeylerine self-adeziv dual-cure bir rezin siman ( Rely X U200, 3M ESPE, ABD) ile üretici talimatları doğrultusunda simante edildi. Tüm örnekler, 24 saat boyunca 37°C'de distile suda bekletildi ve ardından termal siklus cihazı (SD Mechatronik Termocycler, Almanya) kullanılarak 10.000 termal döngüye (5ºC-55ºC) tabi tutuldu. Zirkonya-dentin çubukları (2x2x8 mm) elde etmek için, bir mikrokesme cihazı (Isomet 1000, Buehler Ltd., Lake Bluff IL, ABD) ile örneklerden dikine kesitler alındı. Bir universal test cihazı (Microtensile Tester, Bisco Inc, ABD) ile 1 mm/dk piston başlığı hızında, örneklerde başarısızlık gelişinceye kadar mikrogerilim bağlanma dayanım testi uygulandı (n=16). Başarısızlık tipleri, 15x büyütme altında stereomikroskop (Leica MZ 21, Leica Microsystems, Türkiye) kullanılarak analiz edildi. Yüzey pürüzlendirme işlemleri sonrası, CAD/CAM blokların yüzey pürüzlülüğü (Ra, µm), kontakt profilometre cihazı (Mahr GmbH, Mahrsurf PS1, Göttingen, Almanya) kullanılarak ölçüldü(n=10). Ayrıca, her yüzey pürüzlendirmesinden birer örnek, yüzey morfolojisi için taramalı elektron mikroskobu (SEM) (Evo LS10, Zeiss, Oberkochen, Almanya) kullanılarak analiz edildi. Yarı-kantitatif kimyasal mikroanalizleri, enerji dağılımlı x-ışını spektroskopisi (EDS) kullanılarak gerçekleştirildi. Morfolojik analizleri için, tüm grupların zirkonya-dentin ara yüzeyleri SEM ile incelendi. İstatistiksel analizlerde, iki yönlü ANOVA ve Bonferroni testi kullanıldı (p<0.05). IDS varlığına göre kıyaslandığında, Grup CJ+OBU, Grup CJ'ye kıyasla istatistiksel olarak daha yüksek ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı gösterirken (p<0.05); Grup CJ+SBU ve Grup CJ+CUQ, Grup CJ'ye göre istatistiksel olarak benzer ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı göstermiştir (p>0.05). Grup SB+SBU, Grup SB+CUQ ve Grup SB+OBU, Grup SB'ye göre istatistiksel olarak benzer ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı göstermiştir (p>0.05). IDS işlemi uygulanan gruplar kıyaslandığında; sırasıyla, Grup CJ+OBU, Grup CJ+CUQ'ya göre ve Grup SB+OBU, Grup SB+CUQ'ya göre istatistiksel olarak daha yüksek ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0.05). Yüzey pürüzlendirme yöntemlerine göre kıyaslandığında, tüm gruplar arasında ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı açısından anlamlı bir fark tespit edilmemiştir (p>0.05) Yüzey pürüzlendirme işlemleri sonrası, kontakt profilometre ölçümlerine göre, her iki yüzey pürüzlendirme yöntemi arasında, ortalama yüzey pürüzlülük değerleri açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Yüzey morfolojilerinin SEM analizleri ile CoJet uygulanan örnekte, SB'ye göre daha pürüzlü ve düzensiz bir görüntü gözlenmiştir. EDS analizlerine göre; SB uygulanan örnek için, Al miktarı daha fazla bulunmuşken; CoJet uygulanan örnek için Si miktarı daha yüksektir. Zirkonya-dentin ara yüzeylerinin SEM analizleri, Grup CJ+OBU ve Grup SB+OBU için uzun rezin tag oluşumları ile beraber kalın ve devamlı bir hibrit tabaka gözlemlendiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, Grup CJ için hibrit tabakada ayrılmalar tespit edilmiştir. Test edilen grupların çoğunda, Grup CJ hariç, sıklıkla karşılaşılan başarısızlık tipi karma başarısızlık olmuştur. CoJet ile yüzey pürüzlendirmesi sonrası, monolitik zirkonya esaslı CAD/CAM bloklarının dentine olan bağlanma dayanımı, Optibond Universal ile IDS işlemi uygulanan grup için, IDS uygulanmayan gruba göre belirgin olarak daha yüksek bulunmuştur. Her iki yüzey pürüzlendirme yöntemi sonrası, Optibond Universal ile IDS işlemi, Clearfil Universal Bond Quick ile IDS işlemine kıyasla, belirgin olarak daha yüksek bağlanma dayanımına neden olmuştur. Anahtar Kelimeler: hemen dentin kapama, CAD/CAM, zirkonya, kumlama, tribokimyasal silika kaplama, bağlanma dayanımı.

CAD/CAMDental bondingDental materyaller+3
Leyla Fazlıoğlu
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı remineralize edici ajanların ve deneysel biyoaktif camın başlangıç mine çürüklerinin mikrosertlik, pürüzlülük, renk ve morfolojik değişimleri üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, farklı remineralizasyon ajanlarının ve deneysel biyoaktif camın çekilmiş dişler üzerinde in vitro olarak oluşturulan başlangıç mine çürüklerine uygulanması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesidir. Bu in vitro deneyde, ortodontik veya periodontal sebeplerle çekilmiş, çürük, çatlak veya hipoplastik kusurlar içermeyen 87 adet daimi insan molar dişi kullanıldı. Tüm numunelere 7 günlük pH döngüsü uygulandı. Her döngü, günde 6 saat demineralizasyon ve 18 saat remineralizasyon şeklinde uygulandı. 87 adet molar dişin 30 adeti Mikro-BT analizi için 50 adeti ise mikrosertlik, pürüzlülük ve renk ölçümü için ayrıldı. Kalan dişlerin 7 tanesine de FE-SEM/EDS analizi yapıldı. Her grupta 10 örnek olacak şekilde beş gruba ayrıldı: Grup C: Kendiliğinden birleşen peptit P11-4 (CurodontTM, Credentis AG, İsviçre), Grup T: CPP-ACP (Tooth Mousse GC, Tokyo, Japonya), Grup B: Deneysel 58S5 Biyoaktif cam, Grup F: %5 NaF vernik (Enamelast, Ultradent Products, Köln, Almanya), Grup K: Non-arıtılmış (Distile su, DW). Her bir grup kendi içinde kontrol, demineralizasyon uygulanan ve remineralizasyon tedavisi uygulanan olmak üzere üç alt gruba ayrıldı. Diş yüzeylerinde başlangıç, demineralizasyon sonrası ve tedaviden sonra renk, yüzey mikrosertliği (Vickers) ve yüzey pürüzlülüğü (Ra) ölçümleri yapıldı. Her bir gruptan birer örnek, alan emisyonlu taramalı elektron mikroskobu/enerji dağılım spektroskopisi (FE-SEM/EDS) analizi ve element haritalama analizi için incelendi. Ayrıca, mine yüzeylerinin Ca/P oranları değerlendirildi. 30 adet örnek Mikro-BT analizi için ayrıldı. Mikro-BT için ayrılan dişlere de başlangıç, demineralizasyon sonrası ve tedavi sonrası olmak üzere aynı şekilde prosedürler uygulandı. Yüzey mikrosertliği, yüzey pürüzlülüğü ve Mikro-BT sonuçları için tekrarlı ölçümlerde varyans analizi kullanılarak istatistiksel analiz yapıldı ve ikili karşılaştırmalarda Bonferroni testi kullanıldı. Örneklerin renk değişimi (∆E) açısından incelenmesi için Tukey testi uygulandı. Tüm istatistiksel analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Mikrosertlik değerlerine baktığımızda, en yüksek mikrosertlik değerleri 301,37±20,40 VHN ile Grup B ve 296,23±12,02 VHN ile Grup C'de gözlenmiştir. Remineralizasyon sonrası pürüzlülük değerleri bütün gruplarda benzer çıkmıştır ve anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Renk ölçümlerine bakıldığında Grup C ve Grup T, Grup K'den belirgin oranda farklıdır (p<0,05). Grup B, Grup F ve Grup K arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmemiştir (p>0,05). FE-SEM/EDS analizi sonuçlarına göre Grup T tedavi grupları içinde en düzensiz yüzeye sahiptir. Ayrıca EDS analizi sonucu elde edilen Ca/P oranına göre de Grup T 1,40 ile diğer gruplara nazaran daha düşük değerler göstermiştir. Mikro-BT sonuçlarına göre Grup K dışında diğer gruplar arasında tedavi sonrası anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, yapılan tüm işlemler değerlendirildiğinde Grup B ve Grup C'nin diğer gruplara kıyasla remineralizasyon açısından daha etkili olduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Remineralizasyon, mikrosertlik, pürüzlülük, biyomimetik, biyoaktif cam

Emre Barış Muhtar
Bezmialem Vakıf University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı self adeziv kompozit rezinlerin fiziksel özellikleri, dentine bağlanma dayanımları ve bakteriyel adezyonlarının in vitro olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; farklı self adeziv akışkan kompozit rezinlerin ve bir konvansiyonel akışkan kompozit rezinin fiziksel özelliklerinin, bakteriyel adezyonlarının ve dentine bağlanma dayanımlarının karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Çalışmada dört farklı self adeziv akışkan kompozit rezin kullanıldı: Vertise Flow (Gup VF), Fusio Liquid Dentin (Grup FL), Constic (Grup Co), Nova Compo SF (Grup NC). Konvansiyonel akışkan kompozit rezin olarak Filtek Ultimate Flowable (Grup FU) tercih edildi. Her grupta 10 adet olacak şekilde disk formunda numuneler hazırlandı. Numunelerin alüminyum oksit partiküllü cila diskleri ile polisajı yapıldı. Hazırlanan numunelerin yüzey mikrosertliği (VHN), yüzey pürüzlülüğü (Ra), 24 saat (∆E1) ve 7 günlük (∆E2) kahve solüsyonunda bekletilme sonrası oluşan renk değişimi ölçümleri yapıldı ve numuneler üzerinde bakterilerin adezyon özellikleri incelendi. Kompozit numunelerin dentin ile bağlanma dayanımının (MPa) ölçülmesi için makaslama bağlanma dayanımı testi kullanıldı. Her grupta 12 numune olacak şekilde toplamda 60 diş kullanıldı. Dentin yüzeyi açığa çıkacak şekilde kuronun bir kısmı uzaklaştırıldı, açığa çıkan yüzeylere polisaj yapıldı. Dentin yüzeyine bir kalıp yardımıyla üretici firmaların talimatları doğrultusunda kompozit rezinler uygulandı. Kompozit ve dentin arasında kırık oluşana kadar kuvvet uygulanarak numunelerin dentine bağlanma dayanımları ölçüldü. Ardından stereomikroskop ile kırık tipleri belirlendi. Her gruptan ikişer numunenin kompozit-dentin arayüz bağlantısı FE-SEM ile incelendi. İstatistiksel olarak normallik analizi Shapiro Wilks testi ile yapıldı. Varyans homojenliğine ise Levene testi ile bakıldı. Gruplar arasındaki fark tek yönlü varyans analizi ile incelendi, ikili karşılaştırmalarda Tukey testi kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Grupların mikrosertlik analizinde en yüksek VHN değerini Grup FU gösterdi (55,54±3,93). Self adeziv kompozit rezinler arasında en yüksek VHN değeri gösteren grup ise Grup Co oldu (42,25±4,65). Diğer self adeziv kompozit rezinlerin VHN değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p>0.05). Yüzey pürüzlülüğü analizinde en yüksek Ra değeri Grup FL'de gözlendi (0,375±0,068). Grup VF, Grup Co ve Grup NC Ra değerleri açısından benzer sonuç gösterdi (p>0.05). 24 saatlik renk değişimi sonunda en düşük ∆E1 değeri Grup FU'da görüldü (3,66±0,72). Bu değer Grup Co ve Grup NC ile istatistiksel olarak benzerdir (p>0.05). En yüksek ∆E1 değeri Grup FL'de görüldü (11,46±1,68). 7 günlük renk değişimini gösteren ∆E2 değerleri arasında tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı fark görüldü (p<0.05). En düşük ∆E2 değeri Grup NC'de görüldü (4,06±0,9). En yüksek ∆E2 değerine sahip olan grup ise Grup FL'dir (19,14±1,93). Bakteriyel adezyon deneylerinde en düşük S.mutans adezyonu Grup FU'da (0,098±0,007), en yüksek S.mutans adezyonu ise grup FL görüldü (0,215±0,008). En düşük L.casei adezyonu grup FU'da (0,101±0,011), en yüksek L.casei adezyonu ise Grup FL görüldü (0,218±0,006). S.mutans üremesini en çok inhibe eden gruplar Grup FL, Grup Co ve Grup NC olarak analiz edildi (p<0.05). S.mutans üremesini en az inhibe eden grup ise Grup VF'dir (p>0.05). L.casei'nin üreme inhibisyonu analizinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p>0.05). Dentine makaslama bağlanma dayanımında en yüksek MPa değerini Grup FU gösteri (14,04±7,02). En düşük MPa değeri ise Grup VF ve Grup FL'de görüldü (4,30±1,50, 5,60±6,95). FE-SEM analizinde devamlı bir hibrit tabaka ve düzenli rezin tag oluşumu yalnızca Grup FU'da gözlemlendi. Kısa rezin taglar ise sadece grup NC'de görüldü. Sonuç olarak, self adeziv kompozit rezinlerin mikrosertlik değerleri konvansiyonel kompozit rezinden daha düşük olsa da tüm grupların pürüzlülük değerleri benzerdir. Ek olarak; renk değişimi, bakteriyel adezyon ve bağlanma dayanımları incelendiğinde gruplar arasında fark görülmedi. Self adeziv kompozit rezinlerin yüzey pürüzlülüğü, renk değişimi ve bakteriyel adezyon verileri kıyaslandığında en başarılı self adeziv kompozit rezinin Nova Compo SF olduğu tespit edildi. Aynı zamanda bu gruptaki kompozit-dentin arayüzünde diğer self adeziv kompozit rezinlerden farklı olarak kısa rezin tagların izlediği bir hibrit tabaka oluşumu görüldü. Anahtar Kelimeler: self adeziv, akışkan kompozit, mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü, renk değişimi, bakteriyel adezyon.

Çağla Yeloğlu
Bezmialem Vakıf University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Isıtılmış kompozitlerle simante edilen indirekt inley restorasyonların gap oluşumu ve kırma dayanımının in vitro olarak değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasının amacı, ısıtılmış kompozitler ve geleneksel rezin siman ile simante edilen, CAD/CAM ile üretilmiş indirekt inley restorasyonların gap (boşluk) oluşumunun, direkt kompozitlerle restore edilen dişlerle karşılaştırmalı olarak incelenmesi ve üretilen tüm restorasyonların kırma dayanım değerleri ve kırık tiplerinin doğal dişlerle karşılaştırmalı olarak incelenmesi ve değerlendirilmesidir. Örneklerin hazırlanması için benzer boyutlarda, herhangi bir çürük, çatlak ya da hipoplastik defekt içermeyen, ortodontik ya da periodontal nedenlerle çekim endikasyonu konulmuş 50 adet insan büyük azı dişi seçildi ve her grupta 10 örnek olmak üzere rastgele 5 gruba ayrıldı. Standart inley preparasyonu sonrası Grup 1'deki indirekt restorasyonlarının simantasyonu için dual-cure rezin siman Bifix Hybrid Abutment (VOCO GmbH, Cuxhaven, Almanya) kullanıldı. Grup 2'de simantasyon için VisCalor® ön ısıtmalı kompozit (VOCO GmbH, Cuxhaven, Almanya), üretici talimatlarına göre 30 saniye ısıtılıp kullanıldı. Grup 3'te simantasyon için Filtek One Bulk-Fill Kompozit (3M/ESPE, St. Paul, ABD), VisCalor® Dispenser (VOCO GmbH, Cuxhaven, Almanya) kullanılarak ısıtılarak uygulandı. Grup 4'teki kaviteler direkt rezin kompozit Filtek Z250 (3M/ESPE, St. Paul, ABD) ile inkremental yöntem kullanılarak restore edildi. Grup 5'teki örnekler, kavite açılmadan doğal halinde tutuldu. Çekilen dişler temizlendikten sonra deney aşamasına kadar önce kloramin-T trihidrat solüsyonunda daha sonra da distile su içerisinde saklandı. Basamaklardan biri minede (mine-sement birleşiminin 1-1,5 mm üzerinde), diğeri dentin üzerinde (mine-sement birleşiminin 1-1,5 mm altında) olacak şekilde standardize edilmiş Sınıf II MOD inley kaviteleri hazırlandı. Kavitelerin boyutları oklüzal istmusta 4.0 mm genişliğinde ve 3-3.5 mm derinliğinde, proksimal basamaklarda 5.0 mm genişliğinde hazırlandı. Proksimal basamakların aksiyal pulpa duvarlarına doğru olan derinliği 1.5 mm'dir. Kavite boyutlarının ölçümü için periodontal sond kullanıldı. Kavite duvarları 10 ila 12 derece açılı koniklik elde edilecek şekilde su soğutması altında elmas frezler kullanılarak hazırlandı. İç nokta ve çizgi açıları yuvarlatılıp, mine kenarlarına bizotaj yapılmadan, butt-joint tasarımında hazırlandı. Dişler üzerinde dijital ölçüler alınıp CAD-CAM aracılığıyla rezin nano-seramik bloklar (Grandio Blocs, VOCO GmbH, Cuxhaven, Almanya) kullanılarak indirekt restorasyonlar üretildi ve simante edildi. Tüm dişler, 30 saniye bekleme süresi ve 10 saniye transfer süresi ile 5°C ile 55°C arasında 10.000 döngü olacak şekilde SD Mechatronik Termocycler THE-110 (Feldkirchen-Westerham, Almanya) kullanılarak ısıl döngüye tabi tutuldu. Daha sonra örnekler çiğneme simülatörüne (CS-4.2; SD Mechatronik, Feldkirchen-Westerham, Almanya) yerleştirilip oda sıcaklığında (23 ± 1°C) ve %100 nemde 50.000 döngüye (100 N ve 1.7 Hz) tabi tutuldu. Micro-CT ile gap oluşumu analizi mikrotomografi sistemi SkyScan 1174 (Skyscan, Kartuizersweg, Kontich, Antwerp, Belçika) ile yapıldı. Micro-CT analizi ile numuneler üzerinde herhangi bir bozulma olmayacağı için numuneler üniversal test cihazına (instron) yerleştirilerek, dişlerin santral fossalarına 0,5 mm/sn hızla uygulanan 5 mm çapındaki çelik bilye yardımıyla kırıldı. Kırma dayanım değerleri Newton (N) cinsinden ölçüldü. Kırılan numuneler ışık mikroskobu (SMZ1000, Nikon, Japonya) ile x0.8 büyütme kullanılarak incelenip fotoğraflandı ve kırık tiplerine göre sınıflandırıldı. Gap oluşumu analizi ve kırma dayanımı analizi için normalliğe Shapiro Wilks, varyans homojenliğine Levene testi ile bakıldı. Gruplar arası fark tek yönlü varyans analizi (One way ANOVA) ile belirlendi. Farklılığı yaratan grup Tukey testi ile belirlendi. Gap oluşumu analizinde M (mezial) değerleri içerisinde en yüksek değer (mm3) Grup 3'te (0,572±0,326), en düşük değer (mm3) Grup 1'de (0,162±0,044) gözlendi. D (distal) değerleri içerisinde tüm gruplar istatistiksel olarak benzer gap oluşumu değerlerine sahiptir (p>0.05). Grup 2 ve Grup 3'te M ve D değerleri istatistiksel olarak benzerdir (p<0.05). Kırma dayanımı analizinde en yüksek değer (Newton) Grup 5'te gözlendi (2905,15±492,69). Tip 4 kırıklar %40 oranla en çok Grup 1'de gözlendi. Sadece restorasyonun dahil olduğu hafif tipteki tip 1 kırıklar %60 oranla en çok Grup 3'te gözlendi. Isıtılmış kompozit VisCalor (VOCO GmbH, Cuxhaven, Almanya), indirekt restorasyonların simantasyonunda kullanıldığında geleneksel rezin simanla benzer performansı göstermiş olup alternatif bir simantasyon ajanı olarak kullanımı önerilebilir.

Engin Işık
Bezmialem Vakıf University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı yöntemlerle yapılan beyazlatma tedavilerinin etkinliklerinin in vivo değerlendirilmesi

Bu klinik çalışmada farklı beyazlatma tekniklerinin beyazlatma etkinliklerinin spektrofotometrik analiz yöntemiyle karşılaştırılması amaçlandı. Anterior 6 diş rengi A3 ve üzeri renkte olan, yaşları 18-56 arasında değişen toplam 100 hasta beyazlatma tekniklerine göre 5 gruba ayrıldı (n=20). Grup 1'e ozon ile beyazlatma, Grup 2'ye %40 hidrojen peroksit (H2O2) içerikli beyazlatma ajanı (Opalescence Boost, Ultradent Products) ile kimyasal beyazlatma, Grup 3'e %35 (H2O2) beyazlatma ajanı (Whiteness HP BLUE- FGM Dental Products) ile kimyasal beyazlatma, Grup 4'e %40 (H2O2) içerikli beyazlatma ajanı (Opalescence Boost, Ultradent Products) ile lazer aktivasyonlu beyazlatma ve Grup 5'e %35 (H2O2) içerikli beyazlatma ajanı (Whiteness HP Blue, FGM Dental Products) ile lazer aktivasyonlu beyazlatma işlemi uygulandı. Başlangıç diş rengi, tedavi sonunda elde edilen renk değişimi ve 2 hafta sonraki renk değişimleri spektrofotometre (VITA Easy Shade Advance Digital Dental Instrument, Germany) kullanılarak değerlendirildi. Diş ağrısı, dişeti hassasiyeti ve hasta memnuniyeti çalışmaya katılan bireyler tarafından Visual Analog Skalası (VAS) ile değerlendirildi. Çalışma sonunda hastayı ve hekimi memnun edici düzeyde renk değişimi elde edildi. Tedavi sonrası alınan renk değerlerinin tüm gruplarda başlangıç renk değerlerinden daha açık olduğu ve bu değişimin istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). En düşük renk değişimi Grup 1'de gözlendi. Yine Grup 1'de diş ve dişetinde herhangi bir duyarlılık oluşmadı. Lazer uygulanan gruplarda daha hızlı bir beyazlatma sağlandı.

Derya Sürmelioğlu
Gaziantep University
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı taşıyıcı sistemlerle geliştirilen beyazlatma ajanlarının etkinliklerinin ve uygulandıkları yüzeyler üzerinde meydana getirdikleri etkilerin değerlendirilmesi

Karbopol taşıyıcılı ticari beyazlatma ürünleriyle, kitosan taşıyıcılı beyazlatma ajanlarını kullanarak etkili bir beyazlatma elde edilmesi ve beyazlatma sonucunda oluşan mine yüzeyi mineral içeriği değişimlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Rengi A2 veya daha koyu olan 44 çekilmiş çürüksüz maksillar santral diş rastgele 4 gruba ayrıldı (n=11). Grup 1'e % 6'lık hidrojen peroksit (Opalescence Go ev tipi beyazlatma kiti, Ultradent Products) içerikli beyazlatma ajanı, Grup 2'ye deneysel olarak hazırladığımız kitosan+% 6'lık hidrojen peroksit jel, Grup 3'e % 16'lık karbamid peroksit (Opalescence ev tipi beyazlatma kiti, Ultradent Products) içeren beyazlatma ajanı, , Grup 4'e deneysel olarak hazırladığımız kitosan+ % 16'lık karbamid peroksit jel dişlere 14 gün boyunca her biri belli saat aralıklarında uygulandı. Beyazlatma öncesi, beyazlatma tedavisinin 7. günü ve beyazlatma tedavisinin 14. günü (tedavi bitimi) dişlerin spektrofotometre cihazı (VITA Easy Shade Advance Digital Dental Instrument, Germany) yardımıyla renk ölçümü yapıldı. Dişlerin beyazlatma öncesi ve beyazlatma sonrası SEM-EDX cihazıyla mineral içeriği değişimi değerlendirildi. Çalışma sonunda tüm gruplarda aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark olmaksızın belirgin bir renk değişimi görüldü. Tüm gruplarda başlangıç değerleriyle bitim değerleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir renk değişimi elde edildi ve tüm dişlerin beyazladığı tespit edildi (p<0.05). Yapılan mineral içeriği analizinde tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte demineralizasyon görüldü. En az demineralizasyon ve en etkili beyazlama kitosan+karbamid peroksit içeren grupta görüldü.

Dental mineDiş beyazlatmaDiş demineralizasyonu+5
Burcu Altındiş
Gaziantep University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Tio2/ kitosan içeren beyazlatma jelinin diş yüzey pürüzlülüğü, mikrosertliği ve renk değişimi üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada deneysel ağartma jeli (TiO2 / Kitosan/ %6 Hidrojen peroksit (HP)) ile Opalescence Boost PF (%40 HP) ve Philips Zoom (%25 HP) ağartma maddelerinin diş yüzey pürüzlülüğü, mikrosertliği ve renk değişimi üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yüzey pürüzlülüğü ve mikrosertlik ölçümleri için sığır keser dişlerden 72 örnek (4x4x3 mm) hazırlanarak rastgele 2 gruba ayrıldı (n=36). Renk analizi için ise 36 adet insan premolar dişi kullanıldı. Beyazlatma uygulaması öncesi profilometre ile yüzey pürüzlülüğü, Vicker's test cihazı ile mikrosertlik ölçümü ve spektrofotometre ile renk ölçümü yapıldı. Daha sonra her bir grup beyazlatma uygulaması için rastgele 3 alt gruba ayrıldı (n=12). Grup 1'e deneysel jel (TiO2/ Kitosan/ %6 HP) uygulanarak, D-Light Duo Led cihazı ile aktive edildi (5 dk x 9). Grup 2'de Opalescence Boost PF (%40 HP) beyazlatma jeli kimyasal olarak uygulandı (15 dk x3). Grup 3'e Philips Zoom (%25 HP) uygulanarak Zoom Advanced Power UV ışığı ile aktive edildi (15 dk x 3). Testler, beyazlatma uygulaması sonrası aynı koşullar altında tekrarlandı. İstatistiksel analizde; normal dağılan değişkenler için ANOVA- Bonferroni ve Pair t testi. Normal dağılmayan değişkenler için ise Kruskal Wallis-Dunn ve Wilcoxon testi kullanıldı. p < 0.05 anlamlı kabul edildi. Tüm gruplarda beyazlatma sonrası yüzey pürüzlülük değerlerinde artış görülürken istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p > 0.05). Mikrosertlik değerlerinde ise beyazlatma sonrası istatistiksel olarak anlamlı olmayan azalma görüldü (p > 0.05). Tüm gruplarda etkin beyazlatma tespit edildi ve en düşük etkinlik Grup 2'de, en yüksek etkinlik Grup 3'te görüldü (p < 0.05). Sonuç olarak TiO2 ve kitosan içeren düşük konsantrasyondaki (%6 HP) deneysel jelin etkin beyazlatma sağladığı, diş yüzey pürüzlülüğü ve mikrosertliği üzerinde herhangi bir olumsuz etkiye neden olmadığı tespit edilmiştir.

Diş beyazlatmaHidrojen peroksitKitosan+3
Halime Kolsuz Özçetin
Gaziantep University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı üniversal bond sistemlerinin zamana bağlı sitotoksisitelerinin xCELLigence yöntemi ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, farklı üniversal adeziv sistemlerin, L929 fare fibroblast hücreleri üzerine sitotoksik etkilerinin zamana bağlı değişimini gerçek zamanlı hücre analizi (xCELLigence) yöntemi ile değerlendirilmesidir. Sitotoksisite açısından değerlendirilecek bondlar 6 farklı gruba ayrıldı. Grup 1 Kontrol, Grup 2 G-Premio Bond (GC Europe, Belçika), Grup 3 Üniversal Bond Quick (Kuraray, ABD), Grup 4 Tokuyama Üniversal Bond (Tokuyama, ABD), Grup 5 Prime&Bond Üniversal (Dentsply Sirona, ABD), Grup 6 Single Bond Üniversal (3M ESPE, ABD) şeklinde oluşturuldu. Bütün materyaller 72 saat Dulbecco'nun modifiye Eagle medyumu (DMEM) solusyonunda inkübe edildi. L929 hücre süspansiyonu E-plate 96'nın her bir kuyucuğuna 100 µL olacak şekilde ekildi ve sitotoksisitesine bakılacak olan adeziv sistemler uygulandı. xCELLigence cihazı ile elde edilen değerler 72 saat boyunca her 15 dk'da bir monitörize edildi. Veriler tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Post-Hoc Tukey testi ile değerlendirildi. Sitotoksisite değerleri açısından kullanılan beş farklı üniversal adeziv sistemin karşılaştırılmasında farklı zamanlarda (24s, 48s ve 72s) yapılan ölçümlerde anlamlı fark bulunmuştur (p < 0.05). Karşılaştırılan gruplar arasında en az sitotoksik etkiyi G-Premio Bond; en fazla sitotoksik etkiyi ise Tokuyama Üniversal Bond göstermiştir. Üniversal adeziv sistemler kullanılarak yapılan tedavilerde canlı hücrelere karşı sitotoksik etki gözlemlenebilir. xCELLigence cihazı ile sitotoksisite değerlendirilmesi güvenilir bir yöntem olmakla birlikte farklı sitotoksisite tespit yöntemleri ile de sonuçların uyumluluğu desteklenmelidir.

Dental bondingDental materyallerDental çimentolar+1
Sevim Atılan Yavuz
Gaziantep University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı beyazlatma uygulama sürelerinin diş rengi ve mineral değişimi üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı; farklı sürelerde uygulanan beyazlatma ajanının mine yüzeyinde meydana getirdiği renk ve mineral değişimlerinin değerlendirilmesidir. 60 adet periodontal nedenlerle çekilmiş çürüksüz alt santral diş, mineral (n=24) ve renk değişimi (n=36) için kullanılmak üzere konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ölçümleri sonrası mine ve dentin kalınlıkları açısından standardize edildi. Dişler renk (n=12) ve mineral değişimi (n=8) ölçümleri için farklı beyazlatma sürelerine göre 3 gruba ayrıldı. Mineral değişimi için örnekler beyazlatma uygulaması öncesi ve uygulamadan 2 hafta sonra Taramalı Elektron Mikroskobu-Enerji Dağılımlı X Işını (SEM-EDX, Jeol Inc., Tokyo, Japonya) cihazı ile incelendi. Renk değişimi için ise örneklerin ölçümü spektrofotometre cihazı (VITA EasyShade 4.0, Zahnfabrik, Bad Sackingen, Almanya) ile yapıldı. Tüm grupların beyazlatma uygulaması Opalescence Boost PF %40 jeli (Ultradent Products, Inc., South Jordan, Utah, ABD) ile Grup 1'de 20 dakika (dk), Grup 2'de 40 dk ve Grup 3'te ise 60 dk olmak üzere uygulandı. Beyazlatmanın etkinliğini tespit etmek amacıyla uygulamadan 24 saat, 7 ve 14 gün sonra renk ölçümleri tekrarlandı. Grup içi karşılaştırmada; normal dağılmayan bağımlı değişkenlerin analizinde Friedmann ve Wilcoxon testleri kullanılırken, normal dağılan bağımlı değişkenler için tekrarlayan ölçümlü varyans analizi ve paired t testi kullanıldı. Gruplar arası karşılaştırmada, bağımsız değişkenlerdeki normal dağılımlar için ANOVA ve LSD testleri, normal olmayan dağılımlar için Kruskal-Wallis ve Dunn testleri kullanıldı. p < 0.05 anlamlı kabul edildi. Çalışmada renk değişimi açısından tüm gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görüldü (p < 0.05). Mineral değişimi açısından ise tüm gruplarda fosfat (P), magnezyum (Mg) ve sodyum (Na) elementleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülürken (p < 0.05); kalsiyum (Ca) minerali için anlamlı fark saptanmadı (p > 0.05). Tüm çalışma gruplarında etkin beyazlatma elde edilmiştir. Sonuçlar beyazlatma etkinliği ve mineral değişimi açısından çok yönlü olarak değerlendirildiğinde en ideal beyazlatma süresi 40 dk (Grup 2) olarak tespit edilmiştir.

Diş beyazlatmaDiş renk değişikliğiMineraller+1
Zeyneb Merve Özdemir
Gaziantep University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Polikistik over sendromlu hastaların tükürük içeriklerinin mikrobiyolojik olarak incelenmesi ve çürük insidansı açısından değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, doğurganlık çağındaki kadınlarda sık görülen Polikistik Over Sendromu (PKOS)'nun tükürük, diş ve dişeti üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Çalışmaya, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'nda PKOS tanısı almış/almamış ve Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Anabilim Dalı'nda insülün direnci tanısı almış/almamış toplamda 100 birey dahil edildi (n=100). Devamında bireylerin, belli parametrelerde standardizasyonu sağlamak amacıyla, biyokimyasal parametrelerinin sonuçlarına retrospektif olarak ulaşılarak; bireyler, PKOS'lu ve insülin direnci olan (PKOSİD+) , PKOS'lu ve insülin direnci olmayan (PKOSİD-), PKOS olmayan ve insülin direnci olan (KontrolİD+), PKOS ve insülin direnci olmayan (KontrolİD-) şeklinde 4 gruba ayrıldı (n=25). Alınan anamnez ile grupların sosyodemografik verileri değerlendirildi. Diş ve diş eti sağlığı değerlendirmesi için DMFT (Decayed, Missing, Filled Teeth) indeksi ve periodontal indeksler kullanılırken, tükürük pH'sı ölçümü için pH metre kullanıldı. Ayrıca tükürükteki Streptococcus mutans (S.Mutans) sayıları real-time Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR) yöntemi ile incelendi. İstatistiksel analizde; normal dağılan değişkenler için tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve LSD testleri, normal dağılmayan değişkenler için ise Kruskal-Wallis ve pairwise testi kullanıldı. Kategorik değişkenlerin gruplar arası karşılaştırılmasında Pearson Ki-kare test, gerekli görüldüğü durumlarda Fisher's exact test kullanıldı. Normal dağılım gösteren sayısal değişkenlerin korelasyon hesaplamasında Pearson korelasyon testi kullanılırken, normal dağılım göstermeyen sayısal değişkenlerde Spearman rho testi kullanıldı. p<0.05 anlamlı kabul edildi. Gruplar arası karşılaştırmada, DMFT indeks, S. Mutans, tükürük pH, periodontal indekslerden plak indeksi (Pİ) - gingival indeks (Gİ) ve sosyodemografik veri değerleri açısından anlamlı fark tespit edildi (p<0.05). Karşılaştırılan gruplar arasında en yüksek DMFT indeksi, S. Mutans, Pİ ve Gİ değerleri PKOSİD(+) grubunda, en düşük ise KontrolİD(-) grubunda tespit edilirken, en düşük tükürük pH değeri PKOSİD(+) grubunda bulundu. PKOSİD(+) grubunda S. Mutans ve DMFT indeks değerleri arasında anlamlı ilişki gözlendi (p<0.05). Tüm gruplarda uyarılmamış tükürük akış hızı ile S. Mutans arasında anlamlı ilişki tespit edildi (p<0.05). Sonuç olarak multifaktöriyel bir sendrom olan PKOS hastalarının tükürüklerinde S. Mutans ve DMFT indeks değerleri yüksek bulunmuş ve bu duruma sosyodemografik, tükürük ve periodontal parametrelerin etkisi olduğu tespit edilmiştir. PKOS ve oral mikroflora patogenezinde merkezi rol oynayan insülin direncinin araştırdığımız parametreler üzerinde etkili olduğu saptanmıştır.

Diş çürükleriHidrojen iyon konsantrasyonuMikrobiyoloji+4
Necla Ezgi Yeniçeri
Gaziantep University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı remineralizasyon ajanlarının vital beyazlatma sonrası dişlerin renk stabilitesi ve yüzey özellikleri üzerine etkisi

Çalışmamızın amacı vital beyazlatma işlemlerinden sonra uygulanan remineralizasyon ajanlarının, dişin renk stabilitesi ve yüzey özellikleri üzerine olan etkisinin incelenmesidir. Çalışmamızda 96 adet insan kesici dişinin kron kısmı kullanılmıştır. Başlangıçta iki gruba ayrılan örneklere ev ve ofis tipi beyazlatma ajanları uygulanarak, beyazlatma sonrası remineralizasyon ajanlarına göre biri kontrol grubu olan altı alt gruba ayrılmıştır (n=8). Beyazlatma prosedüründen sonra kontrol grubuna remineralizasyon ajanı uygulanmamış, diğer grupların her birine Gelato APF Gel, Remin Pro, Tooth Mousse, MI Paste Plus, Curodont Protect uygulanmıştır. Seanslar arasında örnekler yapay tükürükte bekletilmiştir. Yüzey pürüzlülüğü başlangıçta, beyazlatma ajanları uygulandıktan sonra, remineralizasyon ajanları uygulandıktan sonra; renk ölçümü yine başlangıçta, beyazlatma ajanları uygulandıktan sonra renklendirici solüsyonda bekletildikten sonra yapılmıştır. Yüzey pürüzlülük ölçümünde kontak tip profilometre, renk ölçümünde ise temas tipi dental spektrofotometre kullanılmış; taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve atomik kuvvet mikroskobu (AFM) incelemeleri yapılmıştır. Verilerin karşılaştırılmasında tek yönlü varyans (one-way ANOVA) analizi, farklılığın gruplar arası karşılaştırılmasında Post-hoc LSD testi kullanılmıştır. İşlemler sonrası pürüzlülük değerlerinin karşılaştırılmasında Paired Sample T Test kullanıldı. İki bağımsız grubun karşılaştırılma işleminde (Ev ve ofis tipi beyazlatma uygulamasının renk ve pürüzlülük üzerine etkisi) bağımsız t-testi kullanılmştır. İstatistiksel analiz %95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Ofis ve ev tipi beyazlatma sonrası bütün gruplarda yüzey pürüzlülüğü artmış, remineralizasyon ajanı uygulamasıyla ise kontrol grubu da dahil bütün gruplarda pürüzlülük azalmıştır. Ofis ve ev tipi beyazlatma sonrası renk değişimi benzer (p>0.05); yüzey pürüzlülük değişimleri ise farklı bulunmuştur (p<0.05). Remineralizasyon ajanı uygulaması sonrası grupların yüzey pürüzlülük ve renk değişim değerleri istatistiksel olarak farklı bulunmuştur (p<0.05). Beyazlatma sonrası remineralizasyon ajanı uygulamasıyla yüzey pürüzlülüğünde meydana gelen azalma miktarı kullanılan ajanlara göre Curodont Protect > Gelato APF Gel > Remin Pro > MI Paste Plus > Tooth Mousse > Kontrol grubu şeklinde sıralanırken; renklendirici solüsyonda bekletildikten sonraki renk değişimleri ise Curodont Protect < Gelato APF Gel < Remin Pro < MI Paste Plus < Tooth Mousse < Kontrol grubu şeklinde sıralanmıştır. AFM analizleri sonucu beyazlatmanın yüzeyde oluşan pürüzlülüğü artırdığı ve remineralizasyon ajanlarının beyazlatma sonrasında kullanılmasıyla bu pürüzlülüğün azaldığı sonucuna varılmıştır. Çalışmamızın bulguları doğrultusunda farklı beyazlatma teknikleri sonrası kullanılan çeşitli remineralizasyon ajanlarıyla beyazlatma sonrası oluşan yüzey pürüzlülüğündeki artışın azaltılabileceği ve renk stabilitesini korumak amacıyla bu ajanlardan faydalanılabileceği snucuna varılmıştır.

Diş beyazlatmaDiş remineralizasyonuDiş renk değişikliği+2
Kübra Bilge
Fırat University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Işıkla sertleşen pulpa kaplama materyalinin ratlarda subkutan dokudaki biyouyumluluğunun değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı pulpa kaplama tedavisinde kullanılan rezin içerikli TheraCal LC materyalinin subkutan dokudaki biyouyumluluğunun diğer bir pulpa kaplama materyali olan ProRoot MTA ile karşılaştırılmasıdır. Bu tez çalışmasında biyouyumluluğunun incelenmesi amacıyla ağırlığı 450-700 gr arasında değişen 4 aylık 18 adet erkek wistar rat kullanıldı. İç çapı 1.5 mm olan polietilen tüp içine materyallerin yerleştirilmesi için 10 mm uzunluğunda kesildi. Her bir deney hayvanının dorsal bölgelerine ProRoot MTA ve TheraCal LC'yi içeren ve kontrol grubu olmak üzere boş bırakılan 3 adet tüp yerleştirilmesi amaçlandı. Üretici talimatları doğrultusunda hazırlanan ProRoot MTA ağız spatülü yardımıyla polietilen tüp içinde boşluk kalmayacak şekilde yerleştirildi. TheraCal LC ise tüp içerisine kendi şırıngası ile gönderilerek ışıkla sertleştirildi ve kontrol grubu olacak tüpler de boş bırakıldı. Bu tüpler ratların dorsal bölgelerine subkutan dokuya implante edildi. Operasyondan 7 gün sonra 6 adet, 30 gün sonunda 6 adet ve 90 gün sonunda 6 adet rata dekapitasyon ile ötenazi işlemi yapıldı ve implant materyalleri bir miktar sağlıklı çevre doku ile birlikte çıkartıldı. Çıkartılan örneklerin fiksasyonu 24-48 saat süre ile %10 tamponlanmış formalin solüsyonu içerisinde bekletilerek yapıldı. Her bir polietilen tüp çevresindeki bağ dokudan örnekler alınarak, örnekler parafin bloklara gömüldü ve 5 µm kesitler alınarak hematoksilen eosin ile boyama işlemi yapıldı. Histolojik incelemeler 40'lık, 100'lük, 200'lük ve 400'lük büyütmeler altında ışık mikroskobunda (Olympus Bx50) yapılmıştır. Histolojik değerlendirmeler esnasında polietilen tüp çevresinde açık olan bölgedeki doku reaksiyonları skorlanmıştır. Yedi günlük periyot için kontrol, ProRoot MTA ve TheraCal LC grup skorlarının ortalaması sırasıyla 2.00, 2.33 ve 1.67 olarak bulundu. Yapılan istatistiksel değerlendirmeye göre bu periotta inflamatuar reaksiyon şiddetleri açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p>0.05). Otuz günlük periyot için kontrol, ProRoot MTA ve TheraCal LC grup skorlarının ortalaması sırasıyla 0.33, 1.00 ve 1.17 olarak bulundu. Yapılan istatistiksel değerlendirmeye bu periyotta gruplar arasında fark yoktu (p>0.05). Doksan günlük periyot için kontrol, ProRoot MTA ve TheraCal LC grup skorlarının ortalaması sırasıyla 0.00, 0.17 ve 0.00 olarak bulundu. Bu periyotta yapılan istatistiksel değerlendirmeye göre gruplar arasında fark yoktu (p>0.05). Her 3 grupta periyotlar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p≤0.05). Otuzuncu günden itibaren belirlenen inflamasyon şiddeti 7. günde belirlenenden daha azdı ve 90. günde ise daha da azalmıştı. Bu çalışmanın bulgularına göre TheraCal LC ve ProRoot MTA'nın sebep olduğu inflamatuar yanıt zamanla azalma gösterdi, bu kuafaj materyallerinin biyouyumlu oldukları söylenebilir. Anahtar Sözcükler: Kuafaj, MTA, Theracal LC, Biyouyumluluk, Subkutan

BiyouyumlulukDental materyallerDental pulpaya başlık geçirmek+1
Emine Sak Mortaş
Karadeniz Technical University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı solüsyonların güncel posterior kompozitlerin yüzey yapısı ve çözünürlüklerine etkisi

Amaç: Çalışmamızın amacı; günlük rutin beslenme sonucu ağız içi ortama alınan farklı asidik sıvıların; posterior restorasyonlarda kullanılan güncel kompozitlerin yüzey özellikleri ve çözünürlükleri üzerine etkisinin, Atomik kuvvet mikroskobu (Atomic Force Microscopy- AFM) ve Taramalı Elektron Mikroskobu (Scaning Electron Mycroscope- SEM) kullanarak değerlendirilmesi, aynı zamanda hassas terazi kullanımı ile çözünen madde kaybının tespit edilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda; bir adet mikrohibrit Clearfıl Majesty Posterior ( Kuraray , Okayama, Japonya ) kompozit rezin bir adet supra-nano hibrit Estelite Sigma Quick (Tokuyama, Tokyo, Japonya) kompozit rezin, bir adet mikrohibrit kompozit rezin G-Aenial Posterior (GC Corporation, Tokyo, Japonya) olmak üzere Restoratif Diş Tedavisinde sıklıkla tercih edilen güncel üç farklı kompozit rezin materyal kullanılmıştır. Tüm kompozit örnekleri iki mm derinliğinde ve sekiz mm çapındaki plastik kalıplarda üretici firmanın önerileri doğrultusunda toplamda 84 adet olacak şekilde hazırlanmıştır. Kompozit rezinlerin içerisinde bekletileceği solüsyonlar %15 lik tartarik asit, %85'lik laktik asit ve %10'luk sitrik asit ve distile su olarak belirlenmiş; örnekler dört farklı likit içerisinde yedi gün süreyle bekletilmiştir. Çalışmamızda hazırlanan kompozit disk örneklerinin suda çözünürlük seviyelerini belirlemek üzere, ISO 4049:2009 spesifikasyonunda bildirilen standart formül temel alınmıştır. Örneklerin yüzey pürüzlülük değerleri AFM cihazı ile ölçülmüş; pürüzlenen yüzeyler SEM cihazı ile görüntülenmiştir. Bulgular: AFM ve SEM cihazı kullanarak yaptığımız çalışmamızda en düşük başlangıç/son yüzey pürüzlülük değerinin G-eanial posterior kompozit rezin grubu materyalinde gerçekleştiği görülmüştür. Kullanılan tüm kompozitler solüsyonlardan etkilenmekle beraber, laktik asit ve tartarik asit solüsyonunda bekletilen Clearfıl Majesty Posterior grubu kompozitlerin çözünürlük miktarı değeri Estelite Sigma Quick ve G-Aenial Posterior grubu kompozitlere göre anlamlı derecede yüksek çıktığı tespit edilmiştir. (p<0,005) Sonuç: Oral kavite, farklı içsel ve dışsal faktörlerin etkisiyle restoratif materyallerin estetiğini, işlevini ve uzun ömürlülüğünü tehlikeye atabileceği karmaşık bir ortamdır. Bu açıdan önemli bir paya sahip olan "beslenme alışkanlıkları" kompozit rezinler üzerinde çözünürlük ve yüzey yapısı değişikliklerine olmaktadır. Çalışmamızda kullandığımız tüm kompozit rezin materyallerin asidik likitlerden yüzey pürüzlülüğü ve çözünürlük açısından farklı oranlarda etkilendiği görülmüştür.

Dental materyallerDental restorasyonDiyet+3
Özgün Kokoz Çitaker
Dicle University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gıda taklidi yapan likidlerin farklı estetik restorasyonların yüzey sertliği ve renk değişimine etkisi

Amaç: Çalışmamızın amacı; estetik restoratif materyallerin ağız içerisinde maruz kaldıkları gıdalar nedeniyle meydana gelen yüzey sertliği ve renk değişimlerini gıda taklidi likitler kullanarak incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, mikrohibrit esaslı Filtekᵀᴹ Z250, nanohibrit esaslı Clerfil Majesty Eshtetic ve nanofil esaslı Filtek Ultimate estetik restoratif materyalleri kullanıldı. Çalışmanın başlangıcında, 8mm çap ve 2mm kalınlığa sahip plastik kalıplar kullanılarak her bir materyalden 40 adet olacak şekilde toplam 120 adet örnek hazırlandı. Örneklerin yüzey sertlik değerlerinin ölçümünde Vickers sertlik ölçüm cihazı, renk değişiminin ölçümünde ise spektrofotometre cihazı kullanıldı. Başlangıç ölçümlerinin ardından gıda taklidi yapan dört farklı likitte (heptan, etanol, sitrik asit ve distile su) bir hafta süreyle bekletilen örnekler üzerinde yüzey sertliği ve renk ölçümleri ikinci kez tekrarlandı. Örneklerin yüzey sertliği ve renk değişim değerleri, ISO 4049:2009 spesifikasyonuna göre hesaplandı. Bulgular: Gıdaları taklit eden likitlerde bekletilme sonrasında restoratif materyaller arasında yüzey sertliğinde en az değişim yaşanan ve renk stabilitesi en yüksek olan materyalin nanohibrit esaslı Clearfil Majesty Esthetic kompozit rezin olduğu belirlendi. Yüzey sertliğinde en çok azalma nanofil esaslı Filtek Ultimate kompozit rezinde görülürken, en fazla renk değişikliği sergileyen materyalin mikrohibrit doldurucu içeriğine sahip Filtek Z250 kompozit rezin olduğu bulgusuna ulaşıldı. Sonuç: Ağız içi ortamda çiğneme sırasında oluşan kuvvetlere, sıcaklık değişimlerine ve gıdaların içeriğindeki kimyasal maddelere maruz kalan restoratif materyallerin zaman içerisinde yüzey sertliği ve çözünürlük değerlerinde değişim meydana gelebilmektedir. Çalışmamızın sonucunda; kullanılan restoratif materyallerin farklı gıda taklidi likitlerden yüzey sertliği ve çözünürlük değerleri açısından değişik miktarda etkilendiği görüldü. Anahtar Kelimeler: Kompozit rezin, gıda taklidi likitler, yüzey sertliği, renk değişimi.

BesinlerDental materyallerDental restorasyon+4
Gamze Polat
Dicle University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ağız gargaralarının kompozit rezinlerin renk değişimi ve çözünürlüğü üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı güncel ağız gargaralarının kompozit rezinlerin renk değişimi ve çözünürlükleri üzerine etkilerini karşılaştırarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda nanofil, nanohibrit ve mikrohibrit tipte üç farklı kompozit rezin(Filtek Ultimate, Estelite Sigma Quick, Filtek Z250) kullanıldı. Her kompozit materyalinden 40 adet olmak üzere toplam 120 adet örnek hazırlandı. Kompozit rezinler, yuvarlak disk şeklinde 10 mm x 2 mm ebatında plastik kalıplara yerleştirildi, LED ışık cihazı ile polimerizasyonları sağlandı. Hazırlanan örneklerin, polisaj diski ve cila lastiği ile bitirme-cila işlemleri yapıldıktan sonra distile suda bekletildi. Renk stabilitesi amacıyla ilk renk ölçümleri VITA Easyshade® V (VITA, Almanya) kullanılarak gerçekleştirildi. Çözünürlük ölçümü için ise örneklerin kuru ağırlıkları tartıldıktan sonra çap ve kalınlıkları kumpasla ölçülerek kaydedildi. Ardından her gruptan örnekler üç farklı gargaraya(Kloroben, Listerin Advanced White, Colgate Plax) 14 gün süresince günde 2 kez 2 dakika boyunca daldırıldı. 14 gün sonunda tüm örneklerin renk ve ağırlık ölçümleri tekrarlandı. İstatistiksel yöntem olarak Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testleri kullanıldı. Bulgular: Renk ölçümleri sonucu tüm örneklerde anlamlı seviyede renk değişimi saptandı (p<0,05). Solüsyon grupları arasında renk değişimi bakımından anlamlı farklılık tespit edilirken en düşük renk değişimi miktarı Colgate Plax solüsyonunda görüldü. Kompozit grupları arasında yapılan karşılaştırma sonucunda Filtek Ultimate en az renk değişimine uğrayan kompozit grubu olarak belirlendi. Çözünürlük ölçümleri sonucu ise tüm örneklerde pozitif çözünürlük değeri kaydedildi. Kompozit grupları arasında çözünürlük bakımından anlamlı farklılı görülmemesine karşın Kloroben, Listerin Advanced White ve Colgate Plax gargaralarında kontrol grubuna göre daha yüksek çözünürlük miktarı tespit edildi. Sonuç: Çalışmamız sonucunda değerlendirilen tüm kompozit gruplarında, ağız gargaralarına daldırma sonrası materyal bağımlı olarak değişen miktarlarda, kabul edilebilir seviyenin üzerinde renk değişimi ve çözünürlük tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Kompozit rezin, gargara, renk değişimi, çözünürlük

Ağız sağlığıDental materyallerDiş renk değişikliği+4
Tuğba Bilge Büber
Dicle University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı pH değerlerine sahip adeziv materyallerin sitotoksisitelerinin hücre kültürü ortamında değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı pH değerlerine sahip adeziv sistemlerin, L929 Fare Fibroblast hücreleri üzerine sitotoksik etkilerinin değerlendirilmesidir. Materyal Metot: Sitotoksisite açısından değerlendirilecek adezivlere All-Bond Universal (Bisco), G-Premio Bond (GC), Bond Force II (Tokuyama), Clearfil Universal Bond Quick (Kuraray) herhangi bir polimerizasyon işlemi uygulanmamıştır ve adezivler farklı dilüsyonlarda (%0,1, %0,01, %0,001 ve %0,0001) kullanılmıştır. L929 hücreleri her bir kuyucuğa 3x103 hücre yer alacak şekilde 90 µl besiyeri içinde ekim yapıldıktan sonra 10 µl adeziv materyal ilave edildi. Materyallerin toksisite değerleri 24, 48 ve 72 saatlik inkübasyonun ardından MTT testi kullanılarak ölçüldü. Bulgular: Verilerin değerlendirilmesi için iki yönlü varyans analizi, anlamlı bulunan gruplarda ise Bonferroni post-testi kullanılmıştır. Farklı zaman dilimleri ve konsantrasyonlarda sitotoksisite değerleri ölçülen adeziv sistemler arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde toksisite farkı tespit edilmiştir (p <0.05). Karşılaştırılan gruplar arasında tüm zaman dilimi ve dilüsyonlarda en çok sitotoksik etkiyi All Bond Universal (ABU) göstermiştir. Yüksek dozlarda en biyouyumlu materyal Tokuyama Bond Force II (TBFII) olurken daha düşük dozlarda (%0,001, %0,0001) 24 ve 48. saatler sonunda Clearfil Universal Bond Quick (CUBQ) en biyouyumlu materyal olarak görülmüştür. Sonuç: Kullanılan tüm adeziv materyallerin belirli bir sitotoksisiteye sahip olduğu ve bu toksisitenin zamana ve konsantrasyona bağlı olarak değişkenlik gösterdiği tespit edilmiştir.

Tuba Tunç
Dicle University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Rezin içerikli cam iyonomer simanların sitotoksisitelerinin hücre kültürü yöntemi ile incelenmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı çeşitli rezin içerikli güncel cam iyonomer simanların sitotoksik özelliklerinin, in vitro ortamda hücre kültürü ile incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya güncel olarak üretilen rezin içerikli cam iyonomer simanlar dahil edilmiştir. Çalışmamızda dördü rezin içerikli Ionosit Baseliner (DMG, America), Nord Liner (Dr. Müller, Germany), Glass Line (GOeasy, Germany), Ionoseal (VOCO, Germany); biri geleneksel Espe Ketac Molar Easymix (3M, USA) olmak üzere toplam beş çeşit siman kullanılmıştır. Bu çalışmada tüm materyaller, 5mm çapında ve 2mm kalınlıkta olan teflon kalıplarda üretici firmanın önerileri doğrultusunda sertleştirilmiştir. Her bir restorasyon materyalinden 7'şer adet disk kullanılmıştır. Dulbecco's Modified Eagle Medium (DMEM) solüsyonu negatif kontrol grubu olarak kullanılmıştır. In vitro sitotoksisite testi, malzemelere maruz kalan fare fibroblast (L929) hücreleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. 24 ve 48 saat kuyucuklarda bekletilen materyallerin sitotoksisite ölçümü MTT (3- [4, 5dimethylthiazol-2-yl]-2,5- diphenyltetrazolium bromide) testi kullanılarak yapılmış ve elde edilen canlılık verilerinin (%) istatistiksel değerlendirmesi için Graphpad Prism10 paket programı ile Student T testi, iki yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tukey testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılığı p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Nord Liner ve Ionoseal materyallerinde elde edilen canlılık değerleri farklılık göstermemektedir (p=0,765). Zamana bağlı hücre canlılığı ortalama değerleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Doz etkisi hücre canlılığı ortalama değerleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Materyal, doz ve zaman etkileşimi hücre canlılığı ortalama değerleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Burada en yüksek hücre canlılık değeri 108,47 ile Espe Ketac Molar Easymix materyalinde, %25 dozda ve 24 saatte elde edilmiştir. En düşük canlılık değeri ise 7,14 ile Glass Line materyalinde %100 dozda ve 24 saatte elde edilmiştir. Sonuç: Test edilen materyallerden Nord Liner ve Ionoseal materyallerinin benzer canlılık oranlarıyla anlamlı bir sitotoksik etki yaratmadığı; tüm materyallerin zamanla ve doz bağımlı sitotoksik etkiyi arttırdığı görülmüştür. Anahtar kelimeler: Sitotoksisite, rezin cam iyonomer, hücre kültürü, MTT, biyouyumluluk

Şeyda Saçan
Dicle University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Beyazlatıcı diş macunlarının üniversal renkli kompozitlerin renk ve yüzey özelliklerine etkisinin incelenmesi

Çalışmamızın amacı tek renk kompozit materyal olarak piyasaya sürülen Omnichroma, Charisma Topaz ONE ve kontrol kompoziti olarak Estelite Sigma Quick kompozit rezinlerinde, farklı etken maddelere sahip beyazlatıcı diş macunlarının oluşturduğu renk değişimini ve yüzey pürüzlülüğünü değerlendirmektir. Çalışmamızda kullanılan diş macunları ise Colgate Optic White Expert, Flash White Smile Beyazlatıcı Diş Macunu ve kontrol macunu olarak ise İpana Sağlıklı Gülüşler Diş Macunudur. Çalışmamızda n=8 olmak üzere 9 grup belirlenmiştir. Tüm kompozit örnekler için yapılan renk ölçümü ve yüzey pürüzlülüğü ölçümü için sırasıyla Vita Easyshade Advance ve Perthometer M2 profilometre cihazı kullanılmıştır. Örneklerin başlangıç renk ölçümü ve yüzey pürüzlülüğü değerleri kaydedildikten sonra, örnekler kahve solüsyonu içinde bekletilmiştir. Kahvede bekletilen örnekler şarj edilebilir diş fırçası ve fırça başlığı kullanılarak fırçalama işlemi yapılmıştır ve SEM görüntüleri alınmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS 24.0 programı kullanılmıştır. Normal dağılım gösteren üç ve üzeri grup karşılaştırmalarında One-Way Anova testi kullanılmıştır. Ölçümlerin üç zamana bağlı değişimlerini incelemek için Repeated Measures testi, iki zaman bağlı değişimlerini ise Paired Samples T testi kullanılmış ve anlamlılık p<0.01 ve p<0.05 düzeylerinde değerlendirilmiştir. Farklı diş macunu uygulaması sonucu oluşan renk değişim değerleri (ΔE002) açısından test edilen materyaller değerlendirildiğinde, COW ve İPN diş macununda ΔE002 CTO>OM>ESQ olarak sıralanırken, FLS diş macununda ise ESQ>OM>CTO olarak sıralanmıştır. Farklı diş macunu uygulaması sonrası, macunların materyallerde meydana getirdiği yüzey pürüzlülüğü değişiklikleri değerlendirildiğinde ise, tüm kompozit gruplarında diş macunları açısından anlamlı fark bulunmamıştır.

Diş beyazlatmaDiş macunlarıDiş renk değişikliği+6
Elif Soslu Bulut
Bolu Abant İzzet Baysal University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Self cured universal adezivin farklı yüzey işlemleri sonrası tamir bağlanma dayanımının incelenmesi

Çalışmamızın amacı yaşlandırılmış bir nanohibrit kompozit rezinin tamirinde, self cured universal adezivin farklı yüzey işlemleri ve adeziv sistemler kullanarak tamir bağlanma dayanımını araştırmak, test sonrasında oluşan başarısızlık tipini incelemek ve nanohibrit kompozit rezin için etkili bir tamir protokolü bulmaktır. Bu in vitro çalışmada Harmonize™ nanohibrit universal kompozit (Kerr Corp.,Orange CA, ABD) kullanılarak hazırlanan 160 adet kompozit disk örneği polimerizasyonu takiben 37 °C distile suda 24 saat bekletildikten sonra 4 aşamalı OptiDisc™ (Kerr Corp.,Orange CA, ABD) ile cilalanmıştır. Daha sonra termal siklus cihazında sırasıyla 5°C ve 55°C (±2°C) sıcaklığındaki banyolarda transfer süresi 5 s ve bekleme süresi 30 s olacak şekilde 5000 devir bekletilmiştir. Bu çalışmada Tokuyama Universal Bond, Prime Bond Universal, Gluma Bond Universal ve Clearfil SE Bond 2 adeziv sistemleri kullanılmış ve her adeziv sistem yüzey işlemlerine göre kontrol, frez, silan ve Er,Cr:YSGG lazer olmak üzere 4 alt gruba ayrılmıştır (n=10). Adeziv uygulamasını takiben her örneğin üzerine plastik kalıplar (3x4 mm) yardımıyla kompozit materyal uygulanıp ışıkla polimerize edilmiştir. Makaslama bağlanma dayanım testi, üniversal test cihazında 1 mm/dk piston başlığı hızı ile ve kırılma oluşuncaya kadar kuvvet uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Makaslama bağlanma dayanımı testi yapıldıktan sonra tüm örneklerin kırık yüzeylerinin mikromorfolojisi stereomikroskop kullanılarak (Nikon SMZ 800, Nikon Corporation, Tokyo, Japan) incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen veriler IBM SPSS Statistics for Windows (Version 20.0) programı ile yapılmış olup ve istatistik analizlerde anlamlılık düzeyi 0,05 (p-value) olarak dikkate alınmıştır. Sayısal değişkenlerin normallik testi Kolmogorov Smirnov ve Shapiro-Wilk testi ile kontrol edilmiştir. Sayısal değişkenlerin normal dağılım gösterdiği durumlarda İki Yönlü Varyans Analizi, farklılığın hangi ikili gruplardan kaynaklandığını tespit edebilmek için ise Tukey testi kullanılmıştır. Elde edilen veriler yüzey işlemleri ve adeziv sistemlere göre değerlendirildiğinde; uygulanan silan yüzey işlemine ait bağlanma dayanım ortalamasının kontrol, frez ve lazer işlemlerine göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu (sırasıyla p<0,001, p=0,035 ve p=0,022), Tokuyama Universal adeziv sistemine ait bağlanma dayanım ortalamasının ise Gluma Bond Universal, Prime&Bond Universal ve Clearfil SE Bond adeziv sistemlerine göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla p<0,001, p=0,043 ve p<0,001). Çalışmanın sonuçlarına göre, universal adezivler ile kompozit restorasyonların tamirinde bağlanma dayanımını artırmak için ilave bir silan adımı uygulanması önerilmektedir. Yeni geliştirilmiş bir adeziv sistem olan Tokuyama Universal Bond'un bağlanma dayanımıyla ilgili yeterli sayıda çalışma bulunmamakta ve etkinliğinin tam olarak değerlendirilmesi için daha fazla sayıda in vitro ve in vivo çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: bağlanma dayanımı, Er,Cr:YSGG lazer, kompozit tamiri, self cured universal adeziv, silan

Dental bondingDental restorasyonDental stres analizi+2
Ecem Doğan
Bolu Abant İzzet Baysal University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dört farklı adeziv materyalin antibakteriyel etkilerinin farklı zaman periyotlarında karşılaştırılarak değerlendirilmesi

Amaç: Çürüğün geleneksel mekanik yöntemlerle temizlenmesi, prepare edilen kavite yüzeylerindeki mikroorganizmaların tamamen elimine edilmesini sağlayamamaktadır. Zaman içerisinde sekonder çürük oluşumuna yol açan bu mikroorganizmaların eliminasyonu için, birtakım antibakteriyel ajanlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmanın amacı, antibakteriyel içerikli dört farklı adeziv materyal, antibakteriyel içeriğe sahip olmayan bir adeziv ajan ve antibakteriyel etkili vankomisin emdirilmiş antibiyogram diskinin farklı zaman periyotlarındaki antimikrobiyal etkinliklerinin disk difüzyon yöntemiyle karşılaştırmasının yapılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda; standart, liyofilize, Streptococcus mutans (ATCC 25175), Lactobacillus acidophilus (RSKK 03037) ve Enterococcus faecalis (ATCC 29212) bakteri suşları kullanıldı. Araştırmamızın ilk aşamasında; S.mutans ve E.faecalis suşlarının Brain-Heart Infusion sıvı besiyerine, L.acidophilus suşunun ise MRS Broth besiyerine ekimi yapılarak 37 oC'de CO2'li etüvde 24-48 saat inkübasyona bırakıldı. Katı besiyerlerine pasajları yapılan bakteri kolonileri steril eküvyon ile alınarak, 3ml FTS ve 0.5 McFarland bulanıklığında (1,5x108 CFU/ml) bakteri süspansiyonları hazırlandı. Bu çözeltilerden yine steril eküvyonlarla alınan bakteriler, katı agar plaklarının tüm yüzeylerine yayıldı. İkinci aşamada ise; standart, 5mm çapında, steril ve boş antibiyogram disklerine sırasıyla 30 mikrolitre miktarlarında Clearfil SE Protect Bond Primer, Gluma 2 Bond, Peak Universal Bond, FL Bond II ve Clearfil SE Bond adeziv ajanları 2 emdirildi. Kontrol grubu olarak 30mg Vankomisin emdirilmiş antibiyogram diskleri kullanıldı. Hazırlanan diskler, her bir petri kabına 4 farklı adeziv ajanı ve iki adet kontrol grubu olacak şekilde, 2.5-3cm aralıklarla agar plakların üzerine yerleştirildi. Her mikroorganizma için 10 ayrı petri kabında aynı işlemler tekrarlandı. Kullanılan adeziv ajanların 24 ve 48. saatteki antibakteriyel etkileri değerlendirilip, bakteriyel inhibisyon zon çapları ölçüldü. Tanımlayıcı istatistik olarak ortalama ve standart sapmanın verildiği bu çalışmada; sürekli değişkenlerin normallik dağılım varsayımına uygunluğu Kolmogorov-Smirnow Testi, homojenliği ise Levene Testi ile değerlendirildi. Bağımsız gruplara ait ortalamalar arası farklılıkların karşılaştırılmasında Tek Yönlü Varyans Analizi (One Way ANOVA), gruplar arası çoklu karşılaştırmalarda ise Bonferroni Testi kullanıldı. Bulgular: Clearfil SE Protect Bond Primer'in en yüksek antibakteriyel etkinliğe sahip adeziv olduğu ve kontrol grubuyla birlikte en çok Streptococcus mutans mikroorganizmasına karşı etkili olduğu belirlendi. Clearfil SE Bond materyali kullanılan mikroorganizmalara karşı hiçbir antibakteriyel etki göstermezken, diğer materyallerin en yüksek antibakteriyel etkiyi her iki ölçüm periyodunda da Enterococcus faecalis mikroorganizmasına karşı sergilediği tespit edildi. Kullanılan tüm adeziv ajanların 48. saatteki antibakteriyel etkilerinin istatistiksel açıdan anlamlı olmamakla birlikte 24. saattekine oranla daha fazla olduğu görüldü. Sonuç: Bu çalışmanın bulgularına göre; Clearfil SE Protect Bond'un her üç bakteri üzerine en güçlü antibakteriyel etki göstermesi, kavitasyon oluşmuş mine ve dentin çürüklerinde adeziv ajan olarak kullanımını ön plana çıkarmıştır. Bununla birlikte çalışmanın negatif kontrol grubunu oluşturan Clearfil SE Bond adezivinin, Streptococcus mutans, Lactobacillus acidophilus ve Enterococcus faecalis bakterileri üzerine antibakteriyel etki göstermemesi diş çürüğü tedavisinde antibakteriyel içerikli adeziv kullanmanın önemli olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Adeziv ajanlar, Antibakteriyel etki, Disk difüzyon yöntemi

AdezyonlarAntibakteriyel ajanlarDental materyaller+1
Samican Ünal
Dicle University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Güncel remineralizasyon ajanlarının mine üzerine etkisinin farklı yöntemlerle değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda ; başlangıç çürük lezyonlarının zencefil, üzüm çekirdeği özü ve biberiye gibi doğal medikamentler ile kazein ve hidroksiapatit içeren materyallerin remineralizasyon kapasitesini kantitatif olarak in vitro koşullarda değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 42 adet mine örneği Grup-I (%10 Kazein Fosfopeptit Amorf Kalsiyum Fosfat [CPP-ACP], GC Tooth Mousse, Grup-II (Biberiye Yağı), Grup-III (zencefil+bal), Grup-IV (zencefil+bal+kakao), Grup-V (üzüm çekirdeği özü) ve Grup-VI (kontrol grubu; remineralizasyon solüsyonu) olarak altı gruba ayrıldı. Başlangıç yüzey mikrosertlik ve DIAGNOdent analizleri yapılan mine örnekleri yapay çürük lezyonu oluşturmak amacıyla 72 saat demineralizasyon solüsyonunda bekletildi. Demineralizasyon sonrasında yüzey mikrosertlik ve DIAGNOdent analizleri kaydedildi. Yapay çürük lezyonu oluşturulan mine örneklerine altı günlük pH döngüsü sürecinde gruplandırılan remineralizasyon ajanları uygulandı. Bu döngü sonrasında da yüzey mikrosertlik ve DIAGNOdent ölçüleri yapılarak kaydedildi. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 25.0 programı kullanılarak analiz edildi. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma) kullanılmıştır. Sayısal verilerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro Wilk testi ile test edildi. Normal dağılım gösteren değişkenlerin altı grup karşılaştırılmasında ANOVA testi ile Student Newman-Keuls testi uygulandı. Normal dağılmayan değişkenlerin altı grup karşılaştırılmasında Kruskal Wallis ve Wilcoxen Signed Rank testi kullanıldı. Bağımlı ölçümlerin karşılaştırılmasında Friedman iki yönlü varyans analizi yapıldı. Sonuçlar, p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda DIAGNOdent ölçümlerinde tüm gruplarda remineralizasyon gözlenmekle beraber gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Yüzey mikrosertlik ölçümlerinde ise tüm deney materyalleri florürlü diş kreminden anlamlı derecede daha fazla remineralizasyon göstermiş olup en başarılı grup olarak üzüm çekirdeği özü bulunmuştur (p≤0.05). Yüzey mikrosertlik ölçümlerinde ise pozitif kontrol grubu ile karşılaştırıldığında gruplar arasında belirgin istatistiksel farklılıklar bulunmaktadır (p≤0.05). Etkinlikleri incelenen grupların remineralizasyon kapasiteleri üzüm çekirdeği özü > zencefil+bal+kakao>zencefil+bal> biberiye yağı > GC tooth mousse şeklinde sıralanmaktadır. Sonuç: Altı gün sonunda başlangıç çürük lezyonlarının remineralize olabildiği bu çalışmanın şartlarında biberiye, zencefil + bal + kakao, üzüm çekirdeği özü materyallerinin, remineralizasyon amacıyla kullanılabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: biberiye, yüzey mikrosertlik, DIAGNOdent, remineralizasyon, üzüm çekirdeği özü, zencefil.

BiberiyeDental mineDişler+4
Simge Gümüş
Dicle University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gülüş tasarımını etkileyen faktörlerin, farklı meslek gruplarında oluşturduğu estetik algının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, gülüş tasarımını etkileyen faktörlerin, farklı meslek gruplarında oluşturduğu estetik algının karşılaştırılarak değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız için, bir kadın ve bir erkeğe ait, sadece ağız ve dişleri içeren poz gülümseme fotoğrafı üzerinde, dijital olarak, diş eti görünürlüğü, insizal embraşür, bukkal koridor, keserlerin görünürlüğü, orta hat, gülümseme hattı, dudakların vermilyon yüksekliği, altın oran ve diastema gibi gülüş tasarımını etkileyen faktörlerde farklı düzeylerde değişiklikler oluşturularak elde edilen, modifiye 42 adet fotoğrafın yanısıra tanımlayıcı soruların da yer aldığı anket formu hazırlandı. Gönüllü katılımcılardan, her bir fotoğrafı estetik açıdan değerlendirerek beğenilerine en uygun seçeneği VAS ve Likert ölçeği üzerinde işaretlemeleri istendi. Veriler, Shapiro Wilk's, Two-Way ANOVA, Kruskal Wallis ve Post-Hoc Çoklu Karşılaştırma Testi ile analiz edildi. Bulgular: Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgulara göre güzel sanatlar fakültesi mezunları diğer katılımcılara oranla görüntü farklılıklarına daha olumlu yaklaşmışlardır. Restoratif diş tedavisi uzmanları, tüm katılımcılar tarafından en çok beğenilen gülümseme kriterlerine, diğer katılımcılara oranla daha yüksek skorlar verirken, tüm katılımcılar tarafından en az beğenilen kriterlere ise en düşük skorlar vermiş, ideal kabul edilen değerlere paralel cevaplar vermişlerdir. Erkek ve kadın model için; altın oran, insizal embraşürler ve orta hat değiştirilmediğinde, diş eti santral dişi 1 mm örttüğünde, dudak vermilyon yüksekliği 2 mm arttırıldığında, maksiller anterior dişlerin insizallerinden çizilen çizgi alt dudak kurvatürüne paralel olduğunda, santrallerin görünürlüğü 3 mm iken ve diastema oluşturulmadığında daha estetik bulunmuştur. Öte yandan bütün meslek gruplarında, en az beğeni alan görüntüler, altın oranın %60' dan küçük , bukkal koridor genişliğinin %28, santrallerin görünürlüğünün 5 mm ve diş eti görünürlülüğünün 3 mm olduğu görüntülerdir. Bunun yanısıra dudak vermilyon yüksekliğinin değiştirilmediği, gülümseme arkının ters olduğu, insizal embraşürlerin olmadığı ya da azalmış-artmış olduğu , orta hatttın 2,5 mm sola kaydırıldığı ve diastemanın oluşturulduğu fotoğrafların hiç bir meslek grubu tarafından beğenilmediği gözlenmiştir. Sonuç: Hekime başvuran hastanın beklentileri kadar, hekimin genel kabul görmüş kriterlere hakim oluşu ve uygulamadaki deneyimi de başarılı bir gülümseme estetiği için önemlidir. Estetik anlayışı üzerinde meslek ve eğitimin her zaman aynı şekilde etki göstermediğini bulguladığımız çalışmamız sonucunda, bireylerin kişisel beğenilerinin literatür bilgisiyle desteklendiğinde, estetik diş hekimliğinde, tanı ve tedavi açısından en doğru sonuca varılacağını düşünmekteyiz.

Dental estetikDiş hekimliğiEstetik+4
Dilan Ayluçtarhan Ayçiçek
Dicle University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı estetik restoratif materyallerde yüzey pürüzlülüğünün streptokok mutans adezyonuna etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, klinikte rutin olarak kullandığımız diş rengindeki restoratif materyallerine farklı bitirme ve polisaj disk sistemleri uygulandıktan sonra göstermiş olduğu yüzey pürüzlülük değerlerini ve materyal yüzeyine adezyon gösteren streptokok mutans sayısını belirleyip, yüzey pürüzlülüğü ile S.mutans adezyonu arasındaki ilişkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada kullandığımız dört farklı kompozit rezinlerle (nanofil esaslı 3M Filtek™ Ultimate Universal Restorative, mikrohibrit esaslı 3M Filtek™ Z250, nanohibrit esaslı Tokuyama Estelite Asteria ve nanoseramik esaslı Dentsply Ceram.x Duo) iki farklı rezinle modifiye cam iyonomer siman (3M Photac Fil Quick Aplicap, GC Fuji 2 LC Capsule) materyallerinin her birinden 21 adet olacak şekilde toplam 126 adet örnek 8mm çapında 2mm kalınlıkta disk şekilde hazırlandı. Kontrol grubu olarak kullanılan polistren materyalinden ise 7 adet örnek SEPAR Plastik AŞ.'den hazır olarak alındı. Her test materyalinden hazırlanan 21 adet örnek 7'şerli üç gruba ayrılarak her bir gruba farklı bitirme ve polisaj disk seti (3M Sof-Lex, Kerr Optidisk, Shofu SuperSnap) üretici firmaların talimatları uyarınca uygulandı. Yüzey pürüzlülükleri ölçülen örneklerin üzerlerinde bakteri adezyonunu kolaylaştırmak için müsin içeren yapay tükürükte 1 saat bekletilerek materyal yüzeyinde pelikıl oluşumu sağlandı. Pelikıl oluşumundan sonra örneklere S.mutans içeren solüsyonlar eklendi ve 35-37°C'de 24 saat inkübasyona bırakıldı. 24 saatin sonunda restoratif örneklere adezyon gösteren S.mutanslar sayıldı. Bulgular: Yüzey pürüzlülük değerleri bakımından materyaller arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilirken (p<0.05), bitim ve polisaj disk setleri arasındaki farklılık anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Tüm bitirme ve polisaj disk setlerinde en fazla yüzey pürüzlülüğü gösteren materyal; RMCİS olan 3M Photac Fil Quick Aplicap'ken, en az yüzey pürüzlülüğünü; nanohibrid esaslı Tokuyama Estelite Asteria kompozit rezini göstermiştir. Bakteri adezyonu bakımından materyaller arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunurken (p<0.05), bitirme ve polisaj disk setleri arasında anlamlı bir fark yoktur (p>0.05). Tüm bitirme ve polisaj disk setlerinde en fazla S.mutans adezyonuna maruz kalan materyal; nanoseramik esaslı Dentsply Ceram.x Duo oldurken, en az bakteri tutulumu sergileyen restoratif materyal ise; Tokuyama Estelite Asteria kompozit rezin olmuştur. Sonuç: Bu çalışmanın bulgularına göre, kullandığımız üç farklı bitirme ve polisaj sistemi arasında hem yüzey pürüzlülüğüne hem de S.mutans adezyonuna etki açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Materyallerin yüzey pürüzlülüğü ile S.mutans adezyonu arasında %26.2 oranında düşük güçte pozitif yönlü bir korelasyon tespit edilmiştir (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Kompozit rezin, rezinle modifiye cam iyonomer siman, yüzey pürüzlülüğü, S.mutans adezyonu

AdezyonlarCam iyonomer çimentolarıDental materyaller+5
Mustafa Orkun Ertuğrul
Dicle University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diyarbakır kamu hastanelerinde çalışan diş hekimlerinin COVİD-19 pandemisinden etkilenme düzeyi

Amaç: Bu çalışma, Diyarbakır ili Kamu Hastanelerinde çalışan dişhekimlerinin Covid-19 pandemisi sürecinde, pandemi öncesine oranla son bir hafta içinde yaşadıkları depresyon düzeylerinin belirlenmesi amacıyla planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya Diyarbakır ili Kamu Hastanelerinde çalışan toplam 200 diş hekimi dahil edildi. Katılımcılara sosyo-demografik veriler ve Beck Depresyon Ölçeğini içeren toplam 30 soruluk bir anket uygulandı. Beck Depresyon Ölçeğine göre oluşan skorlar: 0-9 puan normal; 10-16 puan hafif düzeyde depresyon, 17-29 puan orta düzeyde depresyon, 30-63 puan şiddetli düzeyde depresyon şeklinde değerlendirildi. Elde edilen veriler, IBM SPSS 21 paket programı kullanılarak analizi yapıldı. Shapiro Wilk's testinden yararlanılarak değişkenlerin normal dağılımdan gelme durumları hesaplandı. Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken; Mann Whitney U ve Kruskal Wallis-H Testlerinden yararlanıldı. Anlamlı farklılıkların görülmesi halinde, Post-Hoc Çoklu Karşılaştırma Testiyle değerlendirme yapıldı. Sonuçlar yorumlanırken p <0.05 olması durumunda anlamlı farklılığın olduğu kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmamızda, Beck depresyon ölçüm skoru bakımından; cinsiyet, medeni durum, çalışılan kurum, pandemiyle ilgili bilgilendirme eğitimi ve Covid-19 hastalığına yakalanma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. Beck skoru bakımından yaş grupları arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulunmaktaydı. 40 yaş üstünde olanların Beck skoru 20-40 yaş arasında olanlara göre anlamlı derecede düşüktü. Mesleki unvanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktaydı. Öğretim üyesi olanların Beck skoru araştırma görevlisi olanlara göre anlamlı derecede düşüktü. Filyasyonda çalışma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktaydı. Filyasyonda çalışmayanların skoru, çalışanlara göre anlamlı derecede düşüktü. Bu dönemde psikolojik destek veya ilaç alma ihtiyacı hissetme durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktaydı. Sonuç: Katılımcıların Beck skoru ortalaması 15.03 olarak belirlenmiştir. Çalışmamız bulgularına göre, Diyarbakır ili Kamu Hastanelerinde çalışan diş hekimlerinin Covid-19 pandemi sürecinde hafif düzeyde etkilendiği söylenebilir. İçinde bulunduğumuz Covid-19 pandemi sürecinde diş hekimliği eğitim-öğretim ve klinik hizmetleri kapsamında acil eylem planlarının ve çapraz enfeksiyon kontrol protokollerinin optimize edilmesinin önemi ortaya çıkmaktadır. Anahtar kelime: Covid-19 Pandemisi, Diş Hekimliği, Beck Depresyon Ölçeği.

Beck Depresyon ÖlçeğiCOVID 19Diyarbakır+5
Cihad Yıldız
Dicle University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin bireylerde çürük prevalansının karşılaştırılarak değerlendirilmesi

Amaç: Diş çürüğü toplumda her yaşta görülebilen, genel sağlık durumunu olumsuz yönde etkileyen bir halk sağlığı sorunudur. Tarih öncesi dönemlerde insanları etkilemeye başlayan bu sorun modern çağın getirmiş olduğu beslenme değişiklikleriyle birlikte toplumu etkilemeye devam etmektedir. Çalışmamızda, 2020 yılı içerisinde herhangi bir sebeple Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran, 38275 hastadan panoramik filmi mevcut olan 16 yaş ve üzeri toplam 400 erişkin bireyin; çürük prevalansının karşılaştırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Rastgele örnekleme yöntemiyle belirlenen panoramik filmlerde tespit edilen sekonder çürük, diş kaybı ve restorasyon sayılarıyla oluşturulan DMF-T indeksleri cinsiyet, yaş grubu, mevcut restorasyon tipi, bulunduğu çene ve hangi diş grubuna ait olduğu hususunda sınıflandırmaya tabi tutulmuştur. Çalışma, 27.01.2021 tarihli (Toplantı sayısı: 1 / Karar No: 1) Etik Kurul onayı ile başlatılmıştır. Panoramik filmler, bilgisayar ekranı üzerinde iki farklı gözlemci tarafından incelenmiş olup 20 yaş dişleri değerlendirme dışı tutulmuştur. Restorasyonlu diş sayısının çürük diş sayısına ilave edilmediği çalışmada elde edilen sonuçlar, Pearson ki-kare testiyle analiz edilmiştir. Bulgular: Sekonder çürük görülme sıklığının; cinsiyet, yaş grubu ve mevcut restorasyon tipi değişikliğinden etkilenmediği ve bu değişkenler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı tespit edilmiştir. Diş kaybı miktarı; cinsiyet farklılığından etkilenmezken, yaş grubu ve bulunduğu çene açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar sergilemiştir. Restorasyonlu diş sayısı incelendiğinde; cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken yaş grupları ve diş grupları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Sonuç: Diş çürüğünün erken teşhisi, başarılı bir tedavinin temel şartıdır. Çalışmamızın sonucunda; hastaların yaşının artmasıyla birlikte, diş kayıp miktarının da arttığı, fakat restorasyonlu diş miktarının azaldığı görülmüştür. Bu sonuçtan hareketle, toplumun genelini içine alacak nitelikteki koruyucu tedbirlerle toplum ağız-diş sağlığınının daha iyi seviyelere gelmesine yardımcı olunacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Diş çürüğü prevalansı, sekonder çürük, diş kaybı, restorasyon türü.

Dental restorasyonDiş kaybıDiş çürükleri+3
Musa Acartürk
Dicle University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Alternatif posterior restoratif materyallerin yüzey sertliklerinin karşılaştırılması

Çalışmamızın amacı posterior dişlerde restorasyon materyali olarak kullanılan Fuji II LC capsule (Rezin Modifiye Cam İyonomer Siman), Equia Forte HT (Yüksek Viskoziteli Cam İyonomer Siman) ve Cention N (Alkasit) materyallerinin yüzey mikrosertliklerinin (Vickers) incelenmesidir. Fuji II LC capsule, Equia Forte HT, Cention N ışıkla sertleştirme ve Cention N kendiliğinden sertleşme olmak üzere 4 gruba ayrılıp, n=10 olmak üzere 40 örnek (5 mm çap, 2 mm yükseklik) hazırlandı. Örneklerin 10.000 döngülük termal yaşlandırma öncesi ve sonrasında Vickers mikrosertlik ölçümleri yapıldı ve SEM görüntüleri alındı. Normal dağılıma sahip olan değişkenlerin bağımlı ikili grupların incelenmesinde Bağımlı Örneklem T (Paired T) testi, varsayımın karşılanmadığı durumlarda Wilcoxon Signed Rank testi kullanıldı. Bağımsız ikiden çok gruba ve normal dağılıma sahip değişkenlerin incelenmesi için ANOVA, normal dağılım varsayımı karşılanmadığı durumlarda Kruskal Wallis testi uygulandı ve Post Hoc Bonferroni analizi yapıldı. p<0.05 olduğunda istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Termal yaşlandırma öncesi mikrosertlik değerlerinde Fuji II LC capsule ve Equia Forte HT gruplarının, Cention N ışıkla sertleştirme ve Cention N kendiliğinden sertleşme gruplarından yüksek olduğu görüldü. (p<0.05) Termal yaşlandırma sonrası en yüksek mikrosertlik değerini Equia Forte HT sergiledi. Termal yaşlandırma sonrası tüm grupların mikrosertlik değerlerinde düşüş görülürken en fazla düşüş Fuji II LC capsule grubunda gözlendi. ANAHTAR KELİMELER: Rezin Modifiye Cam İyonomer, Yüksek Viskoziteli Cam İyonomer, Alkasit, Yüzey Mikrosertliği.

AlkasitCam iyonomer çimentolarıDental materyaller+2
Merve Öztürk Keleş
Bolu Abant İzzet Baysal University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gömülü üçüncü molar dişlerin ikinci molar dişlerde oluşturduğu etkilerin KIBT ve panoramik radyografi ile incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı gömülü üçüncü molar dişlerin komşu dişlerde neden olduğu çürük, eksternal kök rezorpsiyonu ve periodontal kemik yıkımını panoramik ve KIBT görüntülerini karşılaştırmalı olarak inceleyerek, bu iki yöntem arasındaki korelasyonu değerlendirmektir. Materyal ve Metod: Bu çalışmada 205 hastaya ait 388 adet gömülü üçüncü molar dişin OPG ve KIBT görüntülerinin tamamı değerlendirildi. Gömülü üçüncü molar dişler Pell & Gregory ve Archer ve Kruger sınıflandırma kriterlerine göre ayrımlanırken, ikinci molar dişte oluşturduğu distal çürük, marjinal kemik kaybı ve eksternal kök rezorpsiyonu panoramik ve KIBT üzerinden incelendi. Bulgular: 205 hastada 388 adet gömülü dişin değerlendirilmiş, distal çürük görülme oranının panoramik radyografilerde %27,5, KIBT'te ise %31 olduğu bulgulanmıştır (p<0,05). KIBT'te izlenen ikinci molarlarda eksternal kök rezorpsiyonu oluşumu, panoramik radyografilerin %18,8 inde görülmemiştir (p<0,05). Marjinal kemik kaybı ise KIBT'te, panoramik röntgenden %9,8 oranında daha fazla gözlenmiştir (p<0,05). Her üç patoloji de Sınıf 2 pozisyonda en yüksek oranda gözlenirken, distal çürük en yüksek oranda pozisyon B konumunda gözlenmiştir. Alt ve üst çene için yapılan incelemelerde her üç patolojinin oranı KIBT değerlendirmesinde panoramik radyografiden yüksek bulunmuştur. Sonuç: KIBT; her ne kadar radyasyon dozu ve maliyet açısından dezavantajlı olsa da distal çürük, marjinal kemik kaybı ve eksternal kök rezorpsiyonu patolojilerinin tespitinde panoramik röntgene kıyasla daha etkili olduğu görülmüştür. Tetkik istenirken bu durumun kar-zarar analizi açısından bir kriter olarak göz önünde bulundurulabileceği, böylelikle patolojilerin gözden kaçmasının önüne geçilebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: gömülü molar diş, distal çürük, eksternal kök rezorpsiyonu, marjinal kemik kaybı, KIBT, panoramik radyografi

Azı dişi-üçüncüAzı dişleriDiş çürükleri+3
Hazal Kısa
Dicle University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı solüsyonlarda bekletilen kompozit rezinlerde ilave polimerizasyon işleminin renk değişimine etkisi

Amaç: Bu çalışmamızda farklı doldurucu içeriğe sahip kompozit rezinlerin standart ve ilave polimerizasyon işlemlerinden sonra çeşitli renklendirici solüsyonların içerisinde bekletilerek renklenme miktarlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Filtekᵀᴹ Z250 (3M ESPE), G-aenial Anterior (GC) ve Neo Spectraᵀᴹ ST HV (Dentsply Sirona) olmak üzere farklı içeriğe sahip üç çeşit kompozit rezin kullanılmıştır. İki mm derinliğinde 8mm çapında kalıplar kullanılarak ve her bir grup için 10 adet (n:10) olacak şekilde toplamda 240 adet kompozit rezinden örnekler hazırlandı. Örneklerin polimerizasyonu LED ışık cihazı (Woodpecker Led-G, Çin) kullanılarak 20 sn süreyle yapıldı. Bitirme ve cila işlemleri Super-Snap (Shofu, JAPONYA) bitirme diskleriyle yapıldıktan sonra örneklerin yarısına ilave polimerizasyon işlemi gerçekleştirildi. Daha sonra bütün örnekler distile su içerisinde 24 saat süreyle 37°C'de etüvde (Mikrotest MST 55, Ostim Ankara) bekletildi. Distile sudan çıkarılan örneklerin ilk renk ölçümü spektrofotometre cihazıyla [VITA Easyshade V (Vita Zahnfabrik, Bad Sackingen, Germany)] yapıldı. İlk ölçümden sonra 100 gözenekli plastik kaplara yerleştirilen örneklerin üzerine poşet çay (Lipton, Rize, Türkiye), filtre edilmiş kahve (Nescafe Classic, Nestle, Türkiye), klorheksidin içerikli gargara (Kloroben gargara, % 0.12 klorheksidin glukonat, Drogsan, Ankara, Türkiye) ve kırmızı şarap (Buzbağ Klasik, öküzgüzü-boğazkere, %13 alkol, 2021 Elazığ, Türkiye) eklendi. Bir hafta sonra örnekler etüv cihazından çıkarıldıktan sonra distile suda yıkandı ve ikinci ölçümler yapıldı. Bulgular: Solüsyon gruplarının sebep olduğu renkleşme değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05). En fazla renk değişikliğine sebep olan solüsyonun şarap olduğu ve bunu sırasıyla kahve ve çayın takip ettiği izlendi. Kompozit gruplarının sebep olduğu renkleşme değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamakla birlikte (p>0,05), en düşük renk değişikliği sergileyen kompozit rezin materyalinin mikrohibrit esaslı Filtekᵀᴹ Z250 olduğu belirlendi. Standart ve ilave polimerizasyonun sebep olduğu renkleşme değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamakla birlikte (p>0,05), ilave polimerizasyon işleminin materyallerin renk değiştirme miktarını olumlu yönde etkilediği tespit edildi. Sonuç: Bu çalışmanın bulgularına göre; kullanılan renklendirici solüsyonlar içerisinde kompozit rezinlerde en fazla renklenmeye neden olan solüsyonun kırmızı şarap olduğu bunu sırasıyla kahve, çay ve klorheksidin içerikli gargara şeklinde olduğu görülmüştür. Bununla beraber ilave polimerizasyon işleminin kompozit rezinlerde renklenmeyi azalttığı sonucuna varılmıştır.

Diş renk değişikliğiDişlerKompozit reçineler+3
Bahattin Yaşın
Dicle University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gıda taklidi likidlerin farklı estetik restorasyonların yüzey yapısı ve çözünürlüklerine etkisi

Amaç: Çalışmamızın amacı; restoratif materyallerin ağız içerisinde maruz kaldıkları gıdalara bağlı olarak, oluşan yüzey pürüzlülükleri ve çözünürlüklerini FDA tarafından belirlenen gıda taklidi likitler kullanarak incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, bir adet universal kompomer (Dyract XP, Dentsply), bir adet geleneksel mikrohibrit kompozit (Filtekᵀᴹ Z250, 3M ESPE), bir adet nanohibrit kompozit (G-Aenial Anterior, GC) ve bir adet yüksek viskoziteli cam iyonomer siman (ChemFill Rock, Dentsply) olmak üzere toplam dört adet estetik restoratif materyal kullanıldı. 8mm çapa ve 2mm kalınlığa sahip kalıplar kullanılarak, toplam 160 adet örnek hazırlandı. Çözünürlük değerlerini belirlemek için, örneklerin başlangıç ağırlıkları hassas terazide tartılarak mikrogram cinsinden kaydedildi (M1). Örneklerin başlangıç yüzey pürüzlülük değerleri, AFM cihazı kullanılarak ölçüldü. Örnekler gıda taklidi dört farklı likit içerisinde (etanol, heptan, sitrik asit ve distile su) 7 gün süreyle bekletildi. Solüsyonlardan çıkarılmasının ardından desikatörde bekletilerek ağırlıkları sabitlenen örneklerin ikinci ağırlıkları, M3 olarak kaydedildi. Ardından ikinci yüzey pürüzlülük değerleri ölçüldü. Örneklerin çözünürlük değerleri, ISO 4049:2009 spesifikasyonuna göre hesaplandı. Bulgular: Tüm gıda taklidi solüsyonlarda bekletilen materyaller arasında, en yüksek çözünürlük ve pürüzlülük artışı sergileyen materyalin ChemFil Rock yüksek viskoziteli cam iyonomer siman olduğu belirlendi. Bu materyalde en yüksek yüzey pürüzlülük değer artışına ve çözünürlüğe sebep olan solüsyonun ise sitrik asit olduğu tespit edildi (p<0,005). Sonuç: Restoratif materyaller ağız içi ortamda, gıdaların içeriğindeki kimyasallar maddelere, çiğneme sırasında oluşan kuvvetlere ve devamlı sıcaklık değişimine maruz kalmakta ve dolayısıyla yüzey özellikleri ve çözünürlük değerleri değişkenlik göstermektedir. Çalışmamızda kullandığımız tüm restoratif materyallerin, gıda taklidi likitlerden yüzey pürüzlülüğü ve çözünürlük açısından farklı oranlarda etkilendiği görüldü. Anahtar Kelimeler: Estetik restoratif materyaller, gıda taklidi likitler, yüzey pürüzlülüğü, çözünürlük.

Cam iyonomer çimentolarıDental estetikDental materyaller+7
Abdurrahman Yalçın
Dicle University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Radyasyon uygulamasının, kompozit rezinlerin bağlanma dayanımı ve mikrosızıntısına etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Dişlere direkt radyasyon uygulamasının, klinikte kullanılan estetik restoratif materyallerin bağlanma dayanımı ve mikrosızıntısı üzerine etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda periodontal veya ortodontik nedenlerle çekimine karar verilmiş 120 adet 20 yaş dişi kullanıldı. İki gruba bölünen dişlerde; ilk grupta bulunan 60 dişte mikrosızıntı, ikinci gruptaki 60 dişte bağlanma dayanımına bakıldı. Radyasyon uygulanacak deney grubu örneklerine (n=60) günde 2Gy/d haftada 5 gün olmak üzere toplamda 60 Gray radyasyon verildi. Mikrosızıntı değerlerine bakılacak bütün dişlere Class II (mezio-okluzal) kaviteler açıldı. Açılan kaviteler, üç farklı kompozit rezin materyaliyle restore edildi. Elde edilen örneklerden alınan kesitler, stereomikroskop yardımıyla incelendi ve mikrosızıntı değerleri karşılaştırıldı. Bağlanma dayanımı test edilecek dişlerin tüberkülleri kesilerek fissürleri sıfırlandı. Okluzal yüzeye yerleştirilen teflon kalıpların her birinin içerisine farklı bir kompozit rezin yerleştirilerek polimerize edildi. Radyasyon uygulanan ve uygulanmayan diş dokularına üç farklı kompozit rezinin bağlanma dayanımı, makaslama bağlanma test cihazı yardımıyla değerlendirildi. Bulgular: Örneklere radyasyon uygulanması sonrasında hem mikrosızıntı hem de bağlanma dayanımı değerlerinde anlamlı derecede farklılıklar gözlendi. Bütün restoratif materyallerde radyasyon uygulanması sonrasında mikrosızıntı değerleri artmakla birlikte; radyasyon uygulanmış deney grubu örnekleri arasında oklüzal bölgede en yüksek mikrosızıntı skoru sergileyen materyalin mikrohibrit esaslı Filtek Z250 kompozit rezin olduğu, servikal bölgede ise hibrit esaslı Charisma Classic kompozit rezinin belirlendi. En düşük bağlanma dayanımı değerleri hibrit esaslı Charisma Classic kompozit rezinde izlendi. Bununla birlikte en fazla görülen kopma tipinin adeziv kopma olduğu tespit edildi. Sonuç: Radyasyon uygulaması, estetik restoratif materyallerin mikrosızıntısının artmasına, bağlanma dayanımlarının azalmasına neden olmaktadır. En yüksek bağlanma değerine sahip olan Filtek Z250 kompozit rezin materyali, en yüksek mikrosızıntı değerini okluzal bölgede sergiledi. Anahtar Kelimeler: Radyoterapi, kompozit rezin, mikrosızıntı, bağlanma dayanımı.

Dental stres analiziDental sızmaKompozit reçineler+3
Adem Özeler
Dicle University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessEN

The evaluation of residual monomer release after polymerization of four different composite resin

Aim: The aim of this study is to measure and evaluate the amount of released residual monomer (Bis-GMA UDMA ve TEGDMA) after polymerization from four different nanofiller composite material during different time slots by High Performance Liquid Chromatography (HPLC) technique . Material and Method: In our study, four different composite resin materials with nano filler content were used (Grandio, Filtek™ Ultimate Universal, Clearfıl Majesty Posterior ve Tetric EvoCeram). A total of 40 sample discs were prepared and polished such a way that 10 pieces of each material would be used. Each disc has a diameter of 5mm and a height of 2mm. Samples were placed in amber glass bottles containing 75% ethanol / 25% water solution. On the 1st, 15th and 30th days, 1mL samples were taken for measurement and transferred to a 1.5mL glass vials. Thus total of 120 samples were prepared and used during the experiment. 6 different solutions of the monomers were prepared and the HPLC instrument was calibrated and chromatographic conditions were established. Retention times of pure monomers were determined. The samples were analyzed by HPLC and chromatograms were obtained. Shapiro-Wilk test was used for normal distribution. The One Way Anova test was used to compare the amount of residual monomer release between different brands. Tukey HSD test was used to determine which brand and which monomer made the difference. Bonferroni test was used for dual comparisons in repeated experiements. During the evaluation of these test, p <0.05 was considered statistically significant. Results: The retention times of the Bis-GMA, UDMA and TEGDMA standard monomers obtained 5.3, 4.9 and 4.4 minutes, respectively. Bis-GMA and UDMA were released from all of the materials used in our study. However TEGDMA release was not observed only from the Tetric EvoCeram material. There are significant differences in the total monomer release of all composite resins in terms of time.It was found that the maximum amount of release for each of the 3 monomers was on the 15th day. Conclusion: In all time periods, it was determined that residual monomer release occurred from the materials. Residual monomers can damage the pulp through the dentine tubules. It can cause local or systemic toxicity by absorbing or swallowing soft tissues. Protective measures sould be applied such as methods to provide maximum polymerization, the use of pulp protective materials and the use of composite resins with increased filler content . Keywords: nanofiller composite resin, residual monomer, high performance liquid chromatography, biocompatibility

Ezgi Sonkaya
Dicle University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Beş farklı tek aşamalı self etch adezivlerin hücre kültürü ortamında sitotoksisitelerinin değerlendirilmesi

Diş hekimliğinde kullanılan adeziv rezinlerin, restorasyonları diş dokusuna güçlü bir şekilde bağlaması ve canlı dokular üzerine toksik etkili olmaması gerekmektedir. Günümüzde klinik kullanımı gittikçe artan self-etch adeziv sistemlerin sitotoksik etkisinin belirlenmesinde, genellikle materyalin hücreler ile direkt temasta olduğu in-vitro sitotoksisite testleri kullanılmaktadır. Bu yöntemlerde; test edilen materyalin hücre canlılığı, morfolojisi, membran bütünlüğü ve metabolik aktivite üzerinde meydana getirdiği değişiklikler değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı; diş hekimliğinde yaygın olarak kullanılan, polimerize edilmemiş beş farklı tek aşamalı self-etch adezivin [Prime&Bond One Select (PB-OS), Optibond All-in-One (OB-AIO), G-bond (GB), Clearfil Universal Bond (CUB), Single Bond Universal (SBU)] sitotoksik potansiyellerinin, hücre kültürü ortamında direkt temas yöntemiyle kalitatif ve kantitatif olarak karşılaştırılmasıdır. Araştırmamızın ilk aşamasında; adeziv materyaller maymun böbrek epitelyal hücrelerine [CCL81(Vero)] direkt temas yöntemi ile uygulandı. Hücrelerin yoğunluğu ve morfolojilerindeki değişim ile birlikte, kültür ortamında oluşan reaksiyon zonları tanımlanarak sitotoksisite kalitatif olarak değerlendirildi. Sonuç olarak; SBU, CUB, GB ve OB-AIO gruplarında, test materyali etrafında veya altında 1cm'yi aşan zon oluşumu belirlendi. PB-OS grubunda ise zon sınırları 1cm'ye yakın bulundu. İkinci aşamada ise; test materyallerinin dört farklı dilüsyonu (%1, %0.1, %0.01 ve %0.001) L929 fare fibroblast hücre kültürü ortamına ilave edildi. Üç farklı zaman periyodunda (24, 48 ve 72 saat) inkübe edilen test materyallerinin hücre proliferasyonuna etkileri MTT testi ile değerlendirildi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde; 24 saatlik inkübasyon süreci sonunda CUB'nin, 48 saatlik inkübasyon süreci sonunda GB ve SBU'nun, 72 saatlik inkübasyon süreci sonunda ise OB-AIO'nun en sitotoksik materyaller olduğu belirlendi. Tüm adezivlerin sitotoksik etkisinin doza bağımlı olarak anlamlı derecede arttığı ve zamana bağlı olarak değişiklik gösterdiği gözlemlendi.

Dental bondingDental materyallerDental çimentolar+4
Zehra Süsgün Yıldırım
Dicle University
2016
00
DoctorateOpen AccessEN

Comparison shear bond strenght of bulk composite and posterior composites with different surface treatments

Aim; Acid and laser etching is applied on the dentin surface to increase the bond strength. In this study, the effects of both the layering methods and the etching methods on dentin bonding strength of composites were investigated. Materials and Methods; In our study, 180 noncarious and unrestored third molar teeth were used. All of the teeth were embeded to the auto polimerisan acryl in the rectangular plastic mold which were at the 3cm and 6cm edges and 4cm long as occlusal surface facing paralel with ground. The samples were randomly divided into three main groups (n = 60). Group 1 acid etching Group 2 Laser (Er: YAG) etching, and Group 3 control group. After that each group divided 4 sub groups. Four different restorative fillings materials were used on dentin surfaces of the samples in the subgroubs. The restorative filling materials were polymerized on the dentin surface by placing them in silicone transparent molds 3 mm in diameter and 4 mm in height. 3M P60, 3M Bulk fill,Tetric N Ceram and Tetric N Ceram Bulk fill restorative materials were used. Self-etch Universal Single Bond was used. In the Instron Universal test machine power applied as 1mm/minute speed till restoration broken from sample. Data recorded as a MPa. Fracture tips established on the broken samples surface with stereo microscope 40X magnification. Results; It was found that in 3M posterior and bulk fill groups while acid etching had higher shear bond strength compared to laser-etching statistically, laser-etching had higher shear bond strength compared to non-etching statistically (p<0,05). No statistically significant differance was found between laser etching,acid etching and control groups in Tetric N Ceram and Tetric N Ceram bulk fill applied samples. In this study, the difference between Tetric N Ceram and Tetric N Ceram bulk fill in the laser treated groups was found to be statistically significant (p<0,05). Conclusion; Laser etching may be used as an alternative to acid etching. Bulk fill method may be used in clinics in terms of bonding strength as an alternative to layering method. Keywords; Er:YAG, bond strength, bulk fill

Dental bondingDental materialsDental restoration+4
Mahmut Karacan
Dicle University · Institute of Health Sciences
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

2017 yılında Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine müracaat eden 16 yaş üstü bireylerde sekonder çürük prevalansının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı Dicle Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Kliniği'ne Diyarbakır ili ve çevre illerden gelen 16 yaş üzerindeki hastaların cinsiyet, hasta yaş grubu, restorasyon türü, restorasyon tipi, diş grubu, çene tipi, restorasyon yaşı ile sekonder çürük oluşum ilişkisinin incelenmesi ve sekonder çürük prevalansının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yönem: Dicle Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Kliniği'ne gelen 16 yaş ve üzeri toplam 400 hasta kaydı cinsiyet, hasta yaş grubu, restorasyon türü, restorasyon tipi, diş grubu, çene tipi, restorasyon yaşı açısından incelenmiş ve bu kayıtlar üzerinden epidemiyolojik bir çalışma planlanmıştır. Bu epidemiyolojik çalışma için 23.06.2017 tarihli (Toplantı Sayısı: 6 / Karar No: 4 doğrultusunda) Etik Kurul Karar Onayı ile çalışmamız başlamıştır. Hastaların ağız içi muayeneleri ünit reflektörü ışığından yararlanılarak standart ağız aynaları ve künt uçlu sonlar yardımıyla yapıldı. Hastaların genel radyografik değerlendirilmesinde dijital panaromik film ve rvg periapikal film sonuçları incelendi. Hasta yaş gruplarını seçerken daha önce yapılan araştırma sonuçları ile bir karşılaştırma yapabilmek için 16 yaş ve üzeri hastalar çalışmaya dahil edildi. Çalışmamızın sonuçları Pearson ki-kare testiyle değerlendirildi. Bulgular: Sekonder çürük prevalansının değerlendirildiği ki-kare test sonuçlarına göre hasta yaş grubu, restorasyon türü, restorasyon tipi, diş grubu, restorasyon yaşı ile sekonder çürük arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05); cinsiyet ve çene tipi ile sekonder çürük arasında anlamsız ilişki bulundu (p>0,05). Sekonder çürük ile anlamlı ilişki bulunan gruplar arasında istatistiksel analizler yapıldı. İstatistiksel sonuçlara göre kompozit grubunda daha fazla sekonder çürük görülmüştür. Çene tipi ile sekonder çürük grupları arasında anlamsız ilişki görülmüştür (p>0,05). Restorasyon tipi ile sekonder çürük arasında ki anlamlı ilişkinin M.O.D. ile D.O. kavitelerde en yüksek olduğu görülmüştür. Hasta yaş grupları içinde 36-45 yaş grubu ile sekonder çürük arasında anlamsız ilişki görülmüştür (p>0.05). Diğer yaş grupları ile sekonder çürük arasında çok anlamlı ilişki görülmüştür (0,01) . Çalışmada restorasyon türü ve restorasyon yaşı ile sekonder çürük arasında istatistiksel analiz sonuçlarına göre çok anlamlı ilişki görülmüştür (p<0.01). Sonuç: Diş hekimliğinde zamanında kesin ve doğru yapılan bir tanı, başarılı bir tedavinin ilk adımıdır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, sekonder çürük oluşumunun amalgamda kompozite göre önemli derecede az olduğu görüldü. Çalışmada 16-25 ve 26-35 yaş grupları toplam hasta grubunun % 74'ünü oluşturmaktadır. Bu durum çürük insidansının yüksek olduğu yaşlarda ideal restoratif materyal seçimine ve restorasyon yapım aşamalarına dikkat edilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Sekonder çürük, hasta yaşı, amalgam, kompozit, cinsiyet.

Dental materyallerDiş çürükleriDiş çürütücü ajanlar+5
Candan Aydın Hoş
Dicle University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessEN

Comparative evaluation of antimicrobial efficacy and fluorid release of glass ionomer based seven different restorative material

Aim: In dental practice, restorative materials that can release fluoride are effective in preventing decay. The aim of this study was to evaluate 1 high viscosity glass ionomer cement (EQUIA/GC), 2 resin modified glass ionomer (Fuji II LC/GC, Photac Fil Quick Aplicap/3M), 2 glass ionomer (Ketac Molar Easymix/3M, Fuji II/GC), and 2 compomers (Freedom/SDI, Dyract XP/ DENTSPLY) through a comparison of fluoride release and antimicrobial effects. Material and Method: A total of 210 samples were prepared, as 10 for each of the 7 materials for fluoride release and 20 for each material for the antimicrobial effect tests. To measure fluoride release, 5ml distilled water and 5ml TISAB II were added to the samples, which were then incubated at 37˚C. The fluoride levels of the material were measured using the selective electrode on days 1, 3, 7, 14 and 28. To compare the antimicrobial effects, 20 samples were separated 2 groups and implanted in culture media containing S.Mutans and L.Acidophylus. Measurements were taken on days 2, 4 and 6. The Friedman test was applied to measurements that were repeated 5 times in 7 different groups. In the comparison of 7 different groups, the Kruskal Wallis test was used. In the calculation of correlations between continuous measurement variables, Pearson correlation coefficient was used. Results were evaluated at statistical significance level of p<0.05. Results: All the materials released fluoride and difference between them was determined to be statistically significant (p<0.05). The antimicrobial effect values of the materials against S. Mutans and L. Acidophylus were evaluated with Kruskal Wallis test and Bonferroni correction for multiple comparisons. A statistically significant difference was determined between the materials on all the measurement days. Conclusion: All the materials were observed to release fluoride. With the exception of the compomers, all the other materials showed an antimicrobial effect against S. Mutans and L. Acidophylus. Key Words: Glass ionomer cement, resin modified ionomer cement, compomer, fluoride, antimicrobial effect

Anti infective agentsGlass ionomer cementsDental materials+4
Savaş Sağmak
Dicle University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Antibakteriyel madde içeren adezivler ile antibakteriyel madde içermeyen adezivlerin hücre kültürü ortamında sitotoksisite açısından değerlendirilmesi

Amaç: Bu tezin amacı; antibakteriyel bileşen içeren adeziv sistemler ile antibakteriyel bileşen içermeyen adeziv sistemlerin, sitotoksisite açısından kıyaslanarak değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda beş farklı adeziv sistem, hücre kültürü ortamında direkt temas yöntemiyle biyouyumluluk açısından karşılaştırılarak değerlendirildi. Test materyallerinin dört farklı dilüasyonu ( %1, %0.1, %0.01, %0.001) L929 fare fibroblast hücre kültürü ortamına ilave edildikten sonra; üç farklı zaman periyodunda (24-48-72 saat) inkübe edilen test materyallerinin, hücre proliferasyonuna etkileri, XTT testi ile değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizinde, , iki yönlü varyans analizi ve Bonferoni post-testinden yararlanıldı. Bulgular: Gluma self etch adeziv sistemin yüksek dozlarının hücre canlılığını kontrole göre anlamlı ölçüde azalttığı ,doz arttıkça hücre canlılığında istatistiksel olarak anlamlı ölçüde farklılık olmadığı görülmüştür. Öte yandan, bütün inkübasyon sürelerinde en yüksek dozda bile toksik etki düşük bulunmuştur. Clearfil SE Bond ve adeziv sistem, tüm inkübasyon sürelerinde, en yüksek dozda(%1) kontrole göre anlamlı ölçüde hücre canlılığını azaltmıştır. Peak Universal adeziv sistem, tüm dozlarda kontrole göre anlamlı ölçüde hücre canlılığını azaltmıştır. Gluma 2 Bond'un en yüksek dozda(%1) hücre canlılığını anlamlı ölçüde azalttığı, bu azalmanın zaman bağımlı olarak arttığı görülmektedir. Clearfil Protect Bond adeziv sistemin; tüm inkübasyon süreleri için, %1 ve %0,1 dozlarının hücre canlılığını anlamlı ölçüde azalttığı görülmektedir. Materyallerin hem 48 hem de 72 saatlik inkübasyonda anlamlılık dereceleri farklı olsa da benzer etkileri olduğu saptanmıştır. Sonuç: Adeziv sistemlere eklenen antibakteriyel bileşenlerin biyouyumluluğa olumsuz bir etkisi olmamıştır. En yüksek dozun hem antibakteriyel içeriğe sahip adeziv sistemlerde hem de antibakteriyel içeriğe sahip olmayan adeziv sistemlerde en toksik dozu oluşturduğu, bunun inkübasyon süresi ile artış gösterdiği gözlenmiştir.

Derya Türel
Dicle University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı sürelerde sertleştirilmiş kalsiyum silikat bazlı kuafaj materyallerinin kanla kontaminasyonunun makaslama bağlanma dayanımına etkisinin incelenmesi

Bu tez çalışmasının amacı piyasada yaygın olarak kullanılan kuafaj materyalleri olan MTA ve Biodentin'in farklı sertleşme süreleri (24, 48, 72 ve 96 saat) sonrasında kanla kontaminasyonunun bir self etch adeziv rezinle makaslama bağlanma dayanımı (MBD)'na etkisinin incelenmesidir. Bu çalışma için 192 adet akrilik bloğa 5 mm çapında, 2 mm yüksekliğinde yuvalar hazırlandı. Blokların yarısı üretici talimatlarına göre hazırlanan ProRoot MTA, diğer yarısı ise Biodentin ile dolduruldu. MTA ve Biodentin grupları 4 farklı sertleşme süresine göre (24, 48, 72 ve 96 saat) 4 gruba ayrılarak 37°C'de ve %100 nemli ortamda sertleştirildi. Her bir kuafaj materyalinin farklı sertleşme süreleriyle oluşturulan gruplar kontaminasyonlu ve kontaminasyonsuz olarak 2 alt gruba (n:12) ayrıldı. Kontamine olmayan gruplarda, herbir sertleşme süresinden sonra örnek yüzeylerine bir self etch adeziv rezin (Clearfil Liner Bond, Kuraray Inc.) ve bir rezin bazlı kompozit (Filtek P60, 3M ESPE) üretici talimatlarına göre uygulanarak ışıkla polimerize edildi. Kontamine olan gruplarda ise farklı sertleşme sürelerinden sonra örnek yüzeyleri 20 saniye kanla kontamine edildikten sonra suyla yıkandı ve pamuk peletle kurulandıktan sonra adeziv rezin ve kompozit uygulaması yapıldı. Materyallerin makaslama bağlanma dayanımı değerleri üniversal bir test makinesi kullanılarak ölçüldü. Veriler 2 yönlü ANOVA test analizine tabi tutuldu. Her bir grup için bir örnekten SEM görüntüleri alınarak yüzey değişimleri incelendi. Bu çalışmanın bulgularına göre, kontamine olmamış MTA ve Biodentin gruplarında her bir materyalin zamana bağlı olarak 24, 48, 72 ve 96 saatlik sertleşme süreleri arasındaki bağlanma dayanım değerleri arasında anlamlı bir fark görülmedi (p>0.05). 72 ve 96 saatlik kontamine olmayan gruplarda ProRoot MTA, Biodentin'e göre istatistiksel olarak daha yüksek makaslama bağlanma dayanımı gösterdi (p<0.05). Kan kontaminasyonu, ProRoot MTA ve Biodentine'in makaslama bağlanma değerlerinde kontamine olmayan gruplarına göre önemli oranda azalmaya neden oldu (p<0.05). 96 saatlik kontamine gruplarda ProRoot MTA, Biodentin'e göre istatistiksel olarak daha yüksek makaslama bağlanma dayanımı gösterdi (p<0.05). Bunun yanında MTA'nın sertleşme süresinin uzamasıyla birlikte (72 ve 96 saatler) kanla kontamine olan gruplarda MBD değerleri klinik olarak kabul edilebilir bağlanma dayanımı değerlerine yakındı. Bu çalışmada kan kontaminasyonunun kuafaj materyallerinin makaslama bağlanma dayanımını azalttığı tespit edilmiştir. Bu nedenle restoratif tedavilerin yapılmadan önce, kuafaj materyallerinin sertleşme sürelerinin uzun tutulması ve kanla kontaminasyonunu mümkün olduğu kadar önleyici klinik tedbirlerin alınması önerilir. Anahtar Kelimeler: Biodentin, Kalsiyum Silikat Bazlı Kuafaj Materyalleri, Kan Kontaminasyonu, MTA, Pulpa Kuafajı

Dental materyallerDental pulpaya başlık geçirmekDental stres analizi+1
Hasan Fatih Yavuz
Karadeniz Technical University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Fiber tipinin, yaşlandırmanın ve kompozit kalınlığının optik özelliklere etkisi

Amaç: Bu çalışmada farklı tiplerdeki fiberle güçlendirilmiş kompozitin (FGK) ve kompozit kalınlıklarının optik özelliklere etkisi incelenerek, hızlandırılmış UV yaşlandırma işleminden sonra meydana gelen renk değişiminin in vitro olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 120 örnek, üç farklı FGK materyali ile desteklenen 3 farklı kalınlıkta (2, 3 ve 4 mm) kompozit diskler (10 mm çap) şeklinde nanohibrit kompozit(Estelite Sigma Quick, Tokuyama, Tokyo, Japan) ile hazırlanmıştır. Fiber içeren gruplar; polietilen (Ribbond THM), cam (EverStick C&B) ve kuvars (Quartz Splint UD) iken kontrol grubu fibersiz olarak hazırlanmıştır (n=10). FGK gruplarda fiberler 6 mm uzunlukta kesilip kompozit numunelerin tam ortasına yerleştirilmiştir. Kompozit tabakaları ve FGK lar 20 sn süre ile polimerize edilmiş ve örneklerin polisajı yapılmıştır. Örneklere 300 saatlik UV yaşlandırma prosedürü uygulanmıştır (Prowhite Ultraviolet Accelerated Weatherometer). Örneklerin renk ölçümleri yaşlandırma öncesi ve sonrası kolorimetre (ShadeEye Ex, Shofu, Japan) cihazı kullanılarak yapılmıştır. TP00 (translusensi parametresi) ve ∆E00 değerleri her ölçümde kaydedilen L, a, b, C, h değerleri kullanılarak CIEDE00 renk ölçeğine göre hesaplanmıştır. Verilerin analizinde iki yönlü ANOVA posthoc Bonferroni testi, tek yönlü ANOVA posthoc Tukey ve zamana bağlı değişikliklerin değerlendirilmesi için eşleştirilmiş örneklem t testi kullanılmıştır (p< .05). Bulgular: Fiber ve kompozit kalınlığının ∆E00 ve TP00 değerlerine etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.00). TP değerlerinde 2mm kalınlıkta polietilen grubu ile kontrol grubu arasında fark bulunmamıştır (TP1: p=0,12; TP2: p=0,48). 4 mm'de fiberin transluseinsi üzerindeki etkisi ortadan kalkmıştır. Cam grubu haricindeki fiberli gruplar kontrol grubuna göre daha düşük TP00 değerleri göstermişlerdir. UV yaşlandırma sonrası ∆E00 değerleri tüm polietilen fiberli gruplarda eşik değerinin (AT: 1.8) üzerinde bulunmuştur. Yaşlandırma sonrası tüm gruplarda L değerleri ve TP00 değerleri daha düşük, b değerleri ise daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Fiber tipi, kompozit kalınlığı ve yaşlandırma, optik parametreleri etkilemiştir. Cam fiberin TP00'si, polietilen ve kuvars fibere göre daha yüksek bulunmuştur. Yaşlandırma işlemi, materyallerin daha opak, koyu ve sarı görünmesine sebep olmuştur. Kontrol grubuna benzer TP00'sinden dolayı, düşük kompozit kalınlığında polietilen ve kuvars fiberin kullanımı önerilebilir; ancak polietilen fiberin yüksek ∆E00 değeri göz ardı edilmemelidir. Kompozit restorasyonun nihai rengine karar verilirken fiberin tipi ve kompozit kalınlığının etkisi dikkate alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Fiberle güçlendirilmiş kompozit, hızlandırılmış yaşlandırma, kalınlık, translusensi, renk stabilitesi, ribbond, CIEDE2000

Dental materyallerDiş renk değişikliğiKompozit malzemeler+2
Ayşenur Yavuz
Karadeniz Technical University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Orta seviye dental anksiyeteli hastaların posterior bölgedeki oklüzal diş çürüklerinin restorasyonları sırasında dinledikleri müziğin dental anksiyeteleri üzerindeki etkisinin incelenmesi

Bu tez çalışmasında restoratif diş tedavisi yapılan orta seviye dental anksiyeteli hastalara müzik dinletilmesinin, dental anksiyete ve anksiyeteye bağlı olarak değişen bazı fizyolojik parametreler üzerindeki etkisi incelendi. Çalışma için Modifiye Dental Anksiyete Skalası (MDAS) ile orta seviye dental anksiyeteye sahip 70 hasta belirlendi ve rastgele 2 gruba ayrıldı (n=35). İlk gruba restoratif tedavi sırasında müzik dinletilmezken (kontrol grubu), ikinci gruba bireylerin kendi seçtikleri bir müzik eseri dinletildi (deney grubu). Her hastanın tedaviden önce, kavite açıldıktan sonra ve tedavi bitiminde olmak üzere 3 defa nabız, sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, oksijen satürasyon (SpO2) değeri ve vücut sıcaklığı ölçüldü. Her hastadan tedavi başlamadan önce ve bittikten sonra olmak üzere 2 defa tükürük kortizolü numuneleri alındı. Ayrıca tedavi bitiminde hastalara MDAS tekrar uygulandı. Değerlerde meydana gelen değişimler istatistiksel olarak analiz edildi. Deney grubunda kontrol grubuna göre sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, tükürük kortizolü değerlerinde azalma meydana geldiği tespit edildi. Nabız ve MDAS değerlerinde her iki grupta da anlamlı bir azalma görülse de deney grubunda bu azalma istatistiksel olarak daha fazladır. SpO2 ve vücut sıcaklığı değerlerinde ise her iki grupta da anlamlı bir değişim gözlenmedi. Restoratif diş tedavisi sırasında orta seviye dental anksiyeteli hastalara kendi seçtikleri bir müzik eserinin dinletilmesi anksiyetenin azalması bakımından etkili, ekonomik ve pratik bir yöntemdir. Anahtar kelimeler: dental anksiyete, müzik terapisi, MDAS, posterior oklüzal çürük, nabız, kan basıncı, SpO2, vücut sıcaklığı.

AnksiyeteDental anksiyeteDental restorasyon+7
Elif Karapıçak
Karadeniz Technical University
2022
30
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı yapıdaki kor materyallerinin tamir bağlanma dayanımlarının değerlendirilmesi

Farklı yapıdaki 3 akışkan bulk fill kor materyalinin tamir mikrogerilim bağlanma dayanımlarının (μGBD), yaşlandırmanın ve uygulanan ön yüzey işlemlerinin, tamir μGBD'sine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada bulk fill kor materyallerinden (Clearfill DC Core plus, EverX Flow, SDR Flow+) 6x6x4 mm lik örnekler hazırlandı. Örnekler bir LED ışık cihazıyla (Elipar, 3M ESPE, Almanya) polimerize edildi. Hazırlanan örneklere termal yaşlandırma işlemi uygulandı. Ön yüzey işlemlerine göre, 7 gruba ayrıldı; Kontrol, bu gruba her gruba uygulanan zımpara uygulandı, FA; fosforik asit, HFA; hidroflorik asit, K; kumlama, FA+S; fosforik asit+silan, HFA+S; hidroflorik asit +silan, K+S; kumlama+silan. Ayrıca her kor materyalinden başlangıç bağlama dayanımını belirlemek için ön yüzey işlemi veya yaşlandırma işlemi uygulanmadan tamir kompoziti (P60, 3M ESPE, Almanya) uygulandı. Yaşlandırılan ve ön yüzey işlemleri uygulanan örneklere 4 mm yüksekliğinde tamir kompoziti uygulandı. Örnekler 24 saat 37 °C nemli ortamda bekletildikten sonra düşük hızlı kesme cihazı (Micracut 125, Metkon, Bursa,Türkiye) kullanılarak yaklaşık 1 mm²'lik kesitler elde edildi (n=15). Örneklerin mikrogerilim bağlanma dayanımı (μGBD) testi (Microtensile Tester, Bisco, IL, ABD) 1 mm/dk bir hızda gerçekleştirildi ve veriler MPa cinsinden kaydedildi. Veriler 2 yönlü ANOVA ve Tukey HSD testi ile analiz edildi. μGBD ana faktörlerden (kor materyali yapısı, ön yüzey işlemi) istatistiksel olarak anlamlı şekilde etkilendi (p=0.00). Ön yüzey işlemleri arasında K+S tüm gruplara göre istatistiksel olarak daha yüksek μGBD gösterdi (p<0.05) ve kor materyalleri arasında grup K+S de anlamlı bir farklılık gözlenmedi. Kor materyalleri karşılaştırdığında EverX Flow grubunun μGBD değeri genel olarak daha yüksektir (p<0.05). Başlangıç grubuna göre yaşlandırma sonrası bütün gruplarda μGBD değerinde istatistiksel olarak anlamlı düşüş gözlendi (p<0.05). Ön yüzey işlemi grupları arasında en yüksek tamir bağlanma dayanımı değerini kumlama ve silan uygulaması, kor materyalleri arasında da EverX Flow (kısa fiberle güçlendirilmiş kompozit) grubu gösterdi.

Dental bondingDental materyallerDental restorasyon+4
Zuhal Ata
Karadeniz Technical University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Picea orientalıs reçine özütünün kavite dezenfektanı olarak değerlendirilmesi: In vitro çalışma

Bu çalışmada Picea orientalis reçine özütünün kimyasal analizinin yapılması, sahip olduğu antimikrobiyal aktivitenin belirlenmesi ve dentine bağlanma dayanımının tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Picea orientalis reçineleri etanol ile çözelti haline getirildi ve HPLC-DAD metodu ile kimyasal analizi yapıldı. Sonrasında seçilen oral bakteriler üzerinde agar difüzyon test metodu ile antimikrobiyal aktivitesi tespit edildi. Bağlanma dayanım testi için hazırlanan 180 dentin örneği, bir tanesi kontrol grubu olmak üzere, kullanılacak farklı kavite dezenfektanlarına [Klorheksidin glukonat (Ceraxidin-C, Imıcryl) ve Picea orientalis reçine özütü] göre rastgele 3 gruba ayrıldı. Her grup için atanan dentin örnekleri aynı universal adeziv sistem (Single Bond Universal, 3M ESPE) farklı yüzey hazırlama yöntemlerine uygun olarak kullanılacak şekilde (self etch/etch&rinse) 2 alt gruba daha ayrıldı. Tüm gruplar aynı kompozit sistem ile (Estelite Sigma Quick, Tokuyama Dental), çapı 3 mm yüksekliği 4 mm olan şeffaf plastik kalıp kullanılarak restore edildi. Daha sonra grupların yarısı; kısa ve uzun süreli bağlanma dayanımının incelenmesi için yaşlandırma işlemine tabi tutuldu. Reçine özütlerinin kafeik asit, ferulik asit ve t-sinnamik asit içeriği yüksek bulundu. Özütler S. aureus üzerinde yüksek antimikrobiyal aktivite gösterdi. Tüm deney gruplarında yaşlandırılmamış örneklerin bağlanma dayanımı, yaşlandırılmış örneklerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p:0.000; p>0.05). Yaşlandırılmamış örneklerde kontrol grubunun bağlanma dayanımı, klorheksidin (p:0.000) ve Picea orientalis reçine özütü (p:0.000) gruplarından anlamlı şekilde yüksek bulunarak (p<0.05) en yüksek bağlanma değeri elde edildi. Tüm deney gruplarında klorheksidin ve Picea orientalis reçine özütü arasında anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.05). Reçine özütleri zengin fenolik yüksek antioksidan kapasiteye sahiptir ve en yüksek antimikrobiyal aktivite S. aureus üzerinde bulunmaktadır. Reçine özütlerinin dezenfektan olarak kullanılması bağlanma değerlerini olumsuz etkilememektedir. Yaşlandırma işlemi bağlanma değerlerini düşürmektedir.

Bitki özütüDental bondingDental stres analizi+7
Özge Mimir
Karadeniz Technical University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı içeceklerin restoratif materyallerin sertliği ve pürüzlülüğü üzerindeki etkisinin in vitro olarak incelenmesi

Bu çalışmada farklı içeceklerde bekletilen dört farklı restoratif dental materyalin sertlik ve yüzey pürüzlülüğündeki değişimin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada bir adet geleneksel kompozit reçine (Filtek Z250, 3M Espe,St. Paul, MN, ABD), 2 adet bulkfil kompozit (Xtrafill Voco, Cuxhaven, Almanya ve Tetric N Ceram, İvoclar Vivadent,AG Schaan/Liechtenstein, Almanya) ve bir adet cam iyonomer siman (Ketac Molar Easymix, 3M Espe, St. Paul, MN, ABD) kullanılmıştır. Örnekler 4 mm yüksekliğinde 8 mm çapında yuvarlak teflon kalıplar kullanılarak hazırlanmıştır (n=10). Her bir örneğe kalın, orta, ince ve süper ince grenli diskler ile polisaj yapılmıştır. Daha sonra örneklerin başlangıç pürüzlülük ve sertlik değerleri ölçülmüştür. Pürüzlülük testleri için ölçüm uzunluğu 2 mm ve cut off değeri 0.25 mm olarak ayarlandı. Sertlik testleri 200 gr yükün 15 sn boyunca uygulanması ile gerçekleştirildi. Daha sonra her bir materyal grubu kendi içerisinde 3 ayrı içecekte bekletilmek üzere 3 gruba ayrılmıştır. Gruplar kola, çay ve distile suda 30 gün boyunca her gün günde 3 defa ve her seferinde 15 dk olacak şekilde bekletildi. İçeceklerde bekletilmeyen sürelerde tüm örnekler distile suda bekletildi. 30 günlük süre dolduktan sonra örneklerin pürüzlülük ve sertlik testleri aynı parametreler kullanılarak tekrar edildi. Örneklerin başlangıç ve içeceklerde bekletildikten sonraki taramalı elektron mikroskobu alınarak yüzey analizleri yapıldı. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda grupların başlangıç yüzey pürüzlülük ve sertlik değerleri arasında anlamlı olarak fark bulundu (p<0.05). Tüm testler sonucunda yapılan analizde içeceklerde bekletildikten sonra materyallerin pürüzlülük ve sertlik değerlerinde değişim görüldü (p<0.05). İçecekler materyallerin pürüzlülük değerlerinde artış, mikrosertlik değerlerinde düşüşe sebep oldu. İçeceklerden en çok etkilenen materyalin cam iyonomer, en az etkilenen materyalin ise geleneksel kompozit reçine olduğu belirlendi. Günlük hayatta tüketilen içeceklerin materyallerin sertlik ve yüzey pürüzlülüğünde etkili olduğu tespit edildi.

Dental materyallerGazlı alkolsüz içeceklerKompozit malzemeler+3
İrem Nur Çakmak
Karadeniz Technical University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dentin aşırı hassasiyeti deneyimi değerlendirme formunun [Dentine Hypersensitivity Experience Questionnaire (DHEQ)türkçe adaptasyon çalışması

Dt. Saffet Başaran, Dentin Aşırı Hassasiyeti Deneyimi Değerlendirme Formunun [Dentine Hypersensitivity Experience Questionnaire (DHEQ)] Türkçe Adaptasyon Çalışması, Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, 2015. Bu çalışmanın amacı, Dentine Hypersensitivity Experience Questionnaire (DHEQ) değerlendirme formunun Türkçe versiyonunun güvenirlik ve geçerliğini değerlendirmek ve dentin aşırı hassasiyeti derecesi, cinsiyet ve yaşın ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi (OHRQoL) üzerindeki etkisini araştırmaktır. İlk olarak, DHEQ formunun Türkçe'ye tercümesi yapılıp, kültürel adaptasyonu sağlanmıştır. Dentin aşırı hassasiyeti teşhisi konan 251 hasta, değerlendirme formunu doldurmak üzere çalışmaya alınmıştır. DHEQ Türkçe formunun güvenirliği iç tutarlılık ve test-tekrar test yöntemleri kullanılarak değerlendirilmiştir. İçsel yapı geçerliği faktör analizi üzerinden doğrulayıcı faktör analizi (DFA) kullanılarak incelenmiştir. Dışsal geçerlik, DHEQ toplam puanı ve alt ölçek puanlarının, genel ağız sağlığı puanı ve yaşam üzerindeki genel etki bölümü ile korelasyonuna bakılarak test edilmiştir. Ayrımsama geçerliği, toplam ve alt ölçek puanlarını, araştırılan farklı hassasiyet dereceleri ile karşılaştırarak değerlendirilmiştir. Etki ölçeği, iç tutarlılık açısından yüksek değerler almıştır (tüm madde-toplam korelasyonları >0.2 ve Cronbach alfa = 0.95). Test-tekrar test güvenirliği için sınıf içi korelasyon katsayısı 0.73 bulunmuştur. İçsel yapı geçerliği faktör analizi ile hesaplanmıştır. Tüm maddeler >0.4 faktör yüklerine sahiptir. Dışsal geçerlik açısından, etki ölçeği, genel ağız sağlığı puanı ve yaşam üzerindeki genel etki bölümü ile anlamlı şekilde korelasyona sahiptir. İlave olarak, DHEQ Türkçe formu, farklı derecelerde dentin aşırı hassasiyeti olan hastaların ayırt edilmesinde geçerli bulunmuştur. En yüksek derecede (derece 3) aşırı hassasiyet gösteren hastalar için daha yüksek etki skorları gözlenmiştir. Cinsiyet ve yaş açısından, kadınlar ve daha yaşlı hastaların (>40 yaş), anlamlı şekilde daha fazla OHRQoL etkilenmesine sahip olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak bulgularımız, DHEQ Türkçe formunun tatmin edici psikometrik özellikler gösterdiğini ve Türkiye'de dentin aşırı hassasiyeti olan hastalarda uygulanabilir olduğunu ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Yaşam kalitesi, dentin aşırı hassasiyeti, DHEQ, güvenirlik, geçerlik

Saffet Başaran
Başkent University
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Rezin infiltrasyon uygulanmış sağlam ve demineralize minede farklı yüzey pürüzlendirme yöntemlerinin makaslama bağlanma kuvvetine etkisi

Bu in-vitro araştırmanın amacı, rezin infiltrasyon tekniği uygulanmış sağlam veya demineralize mine yüzeyine farklı pürüzlendirme yöntemlerinin; makaslama bağlanma dayanımına etkisini değerlendirmektir. Bu araştırmada 180 adet çekilmiş insan üst keser dişlerinin mine yüzeyleri kullanılmıştır. Örneklerin yarısı deneysel olarak demineralize edilmiş (14 gün, asidik tampon, pH 4.8) diğer yarısı ise sağlam olarak bırakılmıştır. Sağlam (S) ve demineralize (D) örnekler (n=90) ilk olarak iki alt gruba ayrılmıştır (n=45): Rezin infiltrasyon uygulanmış grup (Icon, DMG) (I) ve rezin infiltrasyon uygulaması yapılmamış grup (IY). Daha sonra bu gruplar da pürüzlendirme prosedürlerine göre üç alt gruba daha ayrılmıştır (n=15): 35% Fosforik Asit (FA), %9 Hidroflorik Asit (HFA), Er,Cr:YSGG lazer (L). Rezin infiltrasyon uygulanmış gruplara pürüzlendirme prosedürleri öncesinde termal siklus (5000X, 5°- 55°C) yapılmıştır. Pürüzlendirme prosedürlerini takiben etch and rinse adeziv sistem (Adper Single Bond 2, 3M ESPE) ve mikro hibrit kompozit rezin (Filtek Z250, 3M ESPE) örnek yüzeylerine uygulanmıştır. Tüm örnekler, termal siklus (x5000, 5°-55°C) sonrası makaslama bağlanma kuvveti test cihazında 1mm/dk piston başlığı hızında analiz edilmiştir. Kompozit rezinlerin başarısızlığa uğradığı andaki değer kaydedilmiştir. Başarısızlığa uğramış örnekler başarısızlık tipini belirlemek için stereomikroskop altında X20 büyütmede gözlenmiştir. Veriler, üç yönlü Anova ile analiz edilmiştir ve çoklu karşılaştırmalar Bonferroni testi ile %5 anlamlılık düzeyinde yapılmıştır. Sonuçlar, I gruplarında FA hem sağlam hem de demineralize minede anlamlı şekilde diğer pürüzlendirme gruplarından daha yüksek makaslama bağlanma dayanımı değerleri göstermiştir (p<0,05). L sağlam minede HFA'dan daha yüksek bağlanma dayanımı gösterirken (p<0,05), demineralize grupta HFA ile benzer değerler göstermiştir (p>0,05). vi IY gruplarında; L ve HFA hem sağlam hem de demineralize minede benzer sonuçlar göstermiştir (p>0,05). FA, sağlam minede diğer pürüzlendirme gruplardan daha yüksek bağlanma dayanımı (p<0,05) göstermiştir. FA, IY gruplarında demineralize minede L ile benzer (p>0,05); HFA'dan yüksek (p<0,05) bağlanma dayanımı göstermiştir. I gruplarında; HFA ile pürüzlendirilmiş sağlam mine grubu, demineralize mine grubundan daha düşük bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). FA ve L ile pürüzlendirilmiş sağlam ve demineralize mine grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur (p>0,05). IY gruplarında HFA ve L ile pürüzlendirilmiş demineralize mine grupları, sağlam mine gruplarından daha yüksek bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). FA ile pürüzlendirilmiş sağlam mine grubu demineralize mine grubundan daha yüksek bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). HFA ve L ile pürüzlendirilmiş sağlam mine grupları arasında rezin infiltrasyonu uygulanmış gruplar daha yüksek bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). FA ile pürüzlendirilmiş sağlam mine grupları arasında ise IY grubu, I grubundan daha yüksek bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). Demineralize minede pürüzlendirme yönteminden bağımsız olarak I grupları IY gruplarından daha yüksek bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). Sonuç olarak %35 fosforik asit bağlanma dayanımına zarar vermeden rezin infiltrant uygulanmış mine üzerinde kullanılabilir.

Diş çürükleri
Zümrüt Ceren Özduman
Başkent University
2017
00