
84
Arşivlenen Tez
2
DOI Atanmış
2%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Halk ekonomisi ve geleneksel mutfak kültürü bağlamında kaz
Halk ekonomisi, halkın; kendine has geçim kaynaklarını yaratmak ve bu noktadaki gereksinimlerini gidermek maksadıyla meydana getirdiği geleneksel ögeleri içine alan bir halkbilimi dalıdır. Bu kapsamda, halk; kendine göre belirlediği birtakım kurallardan hareketle, üretim etkinliklerini ve tüketim faaliyetlerini yönetebilmektedir. Bahse konu durumun bir devamı olarak, halk; bir yandan kendi geleneksel kültür değerlerinden faydalanabilmekte, diğer yandan da dış kültürlerin klasik tavırlarından etkilenebilmektedir. Bu açıdan bakıldığında, halk kültürünün en temel ögelerinden biri halini alan halk ekonomisi; kültürel yapının aslî belirleyicilerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Geleneksel mutfak kültürü ise halkın; yeme-içme davranışlarını, beslenme alışkanlıklarını, mutfak uygulamalarını ve bunlara dair inanışlarını esas alan bir halkbilimi dalıdır. Bir başka ifadeyle, geleneksel mutfak kültürü, halkın; ürettiği yiyecek ve içecek mahsullerinin hazırlanmalarında, saklanmalarında, korunmalarında, sunulmalarında ve tüketilmelerinde tuttuğu yolları, yöntemleri, usulleri, teknikleri ve bu çerçevede kullandığı araçları, gereçleri, aletleri ve edevatları derleyip değerlendirmeyi hedefleyen bir sistemi temel almaktadır. Dolayısıyla geleneksel mutfak kültürünün kapsamına, halkın; geleneksel metotlarla edinerek, geçmişten bugüne kadar ilerletmek suretiyle uyguladığı; ülkelere, bölgelere ve yörelere göre farklılıklar sergileyen mutfak anlayışları yer almaktadır. Bu çalışmada, geçmişten bugüne kadar süregelen önemli bir kültürel miras unsuru olması münasebetiyle, kaz yetiştiriciliğinin; halk ekonomisi ve geleneksel mutfak kültürü bağlamında, çok çeşitli cepheleri göz önüne alınmak suretiyle tetkik ve analiz edilmesi hedeflenmiştir. Bahsedilen çerçevede, kaz, halk nezdindeki geleneksel ekonomi kültürü ve geleneksel mutfak kültürü doğrultularında gerçekleştirilen; bakılma, beslenme, yetiştirilme, üretilme, tüketilme, pazarlanma, kesilme, hazırlanma, kurutulma, dondurulma, saklanma, korunma, sunulma ve benzeri prensipler kapsamında ele alınmıştır. İlgili hususlardan hareketle, kaz kültürü; halkbiliminin tarihsel ve işlevsel verileri ışığında, halkta karşılık bulan ekonomik etkinlikleri ve mutfak faaliyetleri doğrultusundaki değişim ve dönüşüm süreçlerine istinaden incelenerek; Türk Halkbilimi alanına kazandırılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler Halk Ekonomisi, Geleneksel Mutfak Kültürü, Kaz, Kazcılık, Kaz Yetiştiriciliği, Kaz Besiciliği, Kaz Kültürü.
Kuzeybatı Bursa masalları
"Kuzeybatı Bursa Masalları" adlı bu çalışmada Bursa şehrinde ve köylerinde yaşayan kaynak kişilerden derlenen 61 masal metni incelenmiştir. Bu incelemede masalların yapı, tip ve motif özellikleri tahlil edilmiştir. Kaynak kişiler özenle seçilerek ve bizzat görüşülerek masallar video kayıt sistemi ile derlenmiştir. Bursa sahasında derlenen halk anlatılarından masal özelliklerini taşıyanlar ayırılarak masallar tespit edilmiştir. Bu amaç doğrultusunda çalışma üç bölüme ayrılmış ve Giriş kısmında; Bursa masal geleneğinin araştırma amacı ve önemine değinilmiştir. Birinci bölümde masal kavramı, masalların özellikleri ve masallarda yer alan unsurlar, örneklerle açıklanmıştır. İkinci bölümde araştırma alanımız olan Bursa ilinin sosyo-kültürel özellikleri; tarihî, demografik ve ekonomik yapısından yola çıkarak ortaya konulmuş, ardından Bursa üzerine hazırlanan tez çalışmalarına yer verilmiştir. Üçüncü bölümde Bursa masallarının formel unsurları, halk kültürü unsurları ve arasözlerinin yapısal incelemesine yer verilmiştir. Ardından derlenen masal metinlerinin tip tasnifi yapılarak motif unsurları tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde Bursa ilinin anlatıcı-dinleyici bağlamı, sosyo-kültürel özelliklere göre işlevsel açılardan karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Son olarak ekler kısmında ağız özelliklerine göre masal metinleri sıralanmıştır. Bu sıralama sonunda masal metinlerinde geçen yöreye ve ağız özelliklerine özgü kelimelerden oluşan bir sözlük hazırlanmıştır.
Gâvur dağı (Amanoslar) yöresinde hikâyeli türküler: Osmaniye ve ilçeleri
Toplumları ayakta tutan, geleceğe taşıyan en önemli unsur kültürdür. Toplumların yarattığı bu kültür unsurlarından biri halk türküleridir. Dünyada yaşayan her toplum gibi Türklerin de kendine has, zengin bir kültürü bulunmaktadır. Bu kültür unsurlarından biri ise halk türküleridir. Anadolu'da türkü ve hikâye geleneğinin en canlı olduğu yerlerden biri yıllarca göçerevli bir yaşam sürmüş olan Osmaniye'dir. Bu çalışmada, yörenin tespit edebildiğimiz geleneksel hikâyeli türküleri ve bestesi kendine ait olan icracıların türküleri derlenerek kayıt altına alınmış; kayıt altına alınan bu hikâyeli türküler halkbilimi kuramlarından bağlam ve metin merkezli kuramlar başta olmak üzere tarih, sosyal psikoloji, dinler tarihi, müzikoloji, etnomüzikoloji gibi farklı disiplinlerin verilerinden faydalanılarak disiplinler arası bir yaklaşımla bütüncül olarak ele alıp incelenmiştir. Tezin birinci bölümünde çalışmanın amacı ve öneminden, alanı ve sınırlıklarından, başvurulan yöntem ve tekniklerden bahsedildikten sonra türkülerin yaratıldığı, icra edildiği kültürel yapının daha iyi anlaşılması için çalışma sahamız Osmaniye'nin tarihi, sosyo-kültürel özellikleri hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir. Aynı bölümün sonunda ise Türkiye'de ve yörede hikâyeli türküler üzerine yapılmış belli başlı çalışmalardan bahsedilmiştir. Tezin ikinci bölümünde kültürün tanımı, türkülerin Türk toplumundaki yeri ve önemi, türkü derleme çalışmaları, türkü, bozlak, hikâyeli türkü ve hikâyeli türkü-balat ilişkisi hakkında bilgiler verilmiştir. Türkülerin yaratılmasında, aktarılmasında, yaygınlaşmasında âşıkların önemli bir rolü bulunmaktadır. Çalışma sahamızda ise bu âşıkların başında Karacaoğlan ve Dadaloğlu gelmektedir. Tezin üçüncü bölümünde bu gerçekten hareketle Osmaniye'deki âşıklık geleneği, Karacaoğlan ve Dadaloğlu Geleneği hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Aynı bölümün devamında ise hikâyeli türkülerin icra ortamlarına değinilmiştir. Tezin dördüncü bölümünde derlenen hikâyeli türkülerin varyantlaşması, yapısal, tematik, ezgisel, işlevsel, dil anlatım hususiyetleri açıklanmıştır. Beşinci bölümde derlenen hikâyeli türkülerdeki mitolojik unsurlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Altıncı bölümde derlenen hikâyeli türküler "icracı, dinleyici, bağlam" ana başlıkları altında Performans Teori doğrultusunda yorumlanmıştır. Sonuç bölümünde Osmaniye'deki hikâyeli türküler hakkında ulaştığımız sonuçlara; Metinler kısmında ise 450 hikâyeli türkü metnine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler Gâvur Dağı, Çukurova, Hikâyeli türkü, Bozlak, Türkü
Türk kültüründe Battalname Kültü
Epik destanlar, bir toplumun hayatında önemli rol oynamış veya oynamış kabul edilen kahramanların kültleşmesi süreciyle birlikte gerçekliğine inanılarak anlatılan ve ritüelistik özellikler taşıyan anlatılardır. Türklerin Anadolu coğrafyasındaki epik destanlarının ilki Battal Gazi destanıdır. Bu destan sözlü kültür ortamında ortaya çıkmış, meclislerde okunmak üzere hazırlanmış metinlerle yazıya geçirilmiştir. Yazıya geçirilen bu metinlerle manzum ve mensur birçok Battalname ortaya çıkmıştır. Battalnameler, Müslüman Türklerin maddî ve manevî fetihlerini konu edinmesinden ve sade dille vücut bulmasından dolayı, devletin en uzak köylerinden sarayına, ordusundan edebiyat dünyasına kadar her muhitinde ilgi görmüş ve okunmuştur. Bu ilgi günümüze kadar gelmiş ve Battalname Türk kültüründe bir kült meydana getirmiştir. Türk kültüründe Battalname kültünü ortaya koymak amacıyla hazırlanan bu tezde Manisa İl Halk Kütüphanesinde bulunan, Miladi 1730 yılında yazılmış ve 640 sayfa olan el yazması Battalname'nin transkripsiyonlu metni hazırlanmıştır. Metin, Alex Olrik'in Epik Yasaları'na göre incelenmiş ve Battalname'nin bu yasalara uyduğu görülmüştür. Bu metinden hareketle Türk kültüründe Battalname kültünün sosyal boyutu İşlevsel Halkbilimi Kuramı, bireysel boyutu ise Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi bağlamında incelenmiştir.
Yaşayan kültürel miras müzeciliği: Ünye örneği
Kültür, insanlığın tüm zamanlarını içerisinde barındıran; geçmişten bugüne dönüşerek gelmiş ve halen bu dönüşümünü sürdüren bir kavramdır. Kültürel Miras kavramı, UNESCO'nun 1972'de düzenlediği, "Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansı'nda ortaya atılmış ve kültürel mirasın "Dünya Miras Sözleşmesi'ne konu olan yapıtların, tüm insanlığın ortak mirasının bir parçasını oluşturduğu kabul edilmiştir. Yaşayan Kültürel Miras (YKM) kavramı ise 2003 yılında UNESCO (United Nations Edicational, Scientificand Cultural Organization) tarafından hazırlanan ve imzalanan "Yaşayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi" ile net olarak şu şekilde tanımlanmıştır; "Yaşayan kültürel miras toplulukların, grupların ve kimi durumlarda bireylerin, kültürel miraslarının bir parçası olarak tanımladıkları uygulamalar, temsiller, anlatımlar, bilgiler, beceriler ve bunlara ilişkin araçlar, gereçler ve kültürel mekânlar anlamına gelir. " Somut Olmayan Kültürel Miras (SOKÜM) kavramı, karşılık geldiği anlam itibari ile 'Yaşayan Kültürel Miras (YKM)' olarak da adlandırılabilir. Türkiye'de yerleşmiş olan 'Somut Olmayan Kültürel Miras' kavramının İngilizce karşılığı 'Intangible Cultural Heritage'dır. 'Intangible' kelimesi 'canlı, elle tutulmayan, maddi olmayan, yaşayan, kültürde soyut vaziyette var olan' gibi anlamlar taşımaktadır. Dolayısıyla yaşayan ve aktarılan geleneksel bilgileri ifade ettiği söylenebilir. Bu çalışmanın konusuna ve tezine daha uygun olduğu düşünüldüğünden yaşayan kültürel miras ifadesi tercih edilmiştir. Türkiye'nin bu sözleşmeye 2006 yılında taraf olmasının ardından, yaşayan kültürel mirasa yönelik tanımlamalar, özellikle halkbilimciler ile yön bulmuş ve sonrasında farklı disiplinlerin de ilgi odağı haline gelmiştir. Kültürel Mirasın, halkların yaradılışından bugüne tüm kazandıklarının bir koleksiyonu olduğuna inanan halkbilimciler, 2000'li yılların başlarında müzelerin bu koleksiyonları saklayan depolardan daha fazlası olduğunu iddia etmişlerdir. Yaşayan Kültürel Müzeleri, kent kültürünün maddi ve manevi birikimlerinin daha anlaşılabilir olmasında, salt maddi mirasların değil, manevi mirasların da zengin bilgi potansiyellerini araştıran ve aktaran kurumlardır. Kent kültürünün, kimliğinin ve markasının araştırılmasında ve aktarımında, yaşayan kültürel miras çok yönlü işlevlere sahiptir. Bu çalışmada 24 Mayıs 2013 yılında Ünye Müze Evi adıyla hizmet veren geleneksel Karadeniz evinin, 2016 yılında Yaşayan Kültürel Miras Müzesi'ne dönüşümünden sonraki süreci ele alınacaktır. Aynı zamanda Türkiye'de faaliyet gösteren benzer müzeler de dikkate alınarak, yaşayan kültürel miras müzeciliğinin çok yönlü ve işlevli boyutu analiz edilecektir.
Türk halk kültüründe damat "Samsun'un Tekkeköy ilçesi örneği"
Bu çalışmanın amacı Samsun'un Tekkeköy ilçesi Türk halk kültüründe damat(-lık) kurumu ve kimliğinin erkek kimliğinin inşasındaki rolünü ortaya koymaktır. Bu doğrultuda öncelikle Samsun'un Tekkeköy ilçesi Türk halk kültüründeki evlilik anlayışı ortaya koyularak yöredeki erkekliğin inşa sürecinin tamamlanmasındaki damat kimliği ve folklorunun algısal, davranışsal, icra, inanç ve maddi yönleri ele alınmıştır. Çalışma, Samsun'un Tekkeköy ilçesinde yapılmış olan saha araştırması sonucu elde edilen veriler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Araştırmada, Samsun'un Tekkeköy İlçesi'nde erkeklik kimliğinin inşasında damatlık kurumunun bu inşanın tamamlanmasında belirleyici rolü olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler Erkeklik, Evlilik, Damat Folkloru, Tekkeköy
Ignacz Kunos'un derlediği Türk masalları'nın Propp metoduyla incelenmesi
Bir ulusun yapı taşlarından biri de hiç şüphesiz masallardır. Ulusal bir özelliği olmayan bu ürünlerin kaynağı belli değildir. Ancak kaynağı neresi olursa olsun toplumlar bu ürünleri kendi kültürel özelliklerine uydurmuşlar ve Türk masalları, İran masalları, Alman masalları, Rus masalları gibi adlarla birbirlerinden ayrılmışlardır. Masalların bugün anlatı geleneğimizin kaybolmaya yüz tutan türlerinden birisi olması son derece üzüntü vericidir. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde artık bireyin yalnızlaşması ve toplumdan kopmasıyla giderek değerini kaybeden bu türü yeniden canlandırmak ve kültürümüzün önemli bir parçası olan masalları kuşaktan kuşağa aktararak değerlerimizi, geleneklerimizi, örf ve adetlerimizi benimsetmek görevlerimizin başında gelmelidir. Ulusların ortak değerlerinden biri olarak kabul edilen masalların ortak yönlerini tespit etmek ve bu yönüyle yapılan çalışmalara bir fayda sağlamak için masalları yapısal yönden incelemenin önemli olduğu bir gerçektir. Masallarla ilgili yapılan sınıflandırma çalışmalarından biri olan Vladimir Propp'un yapısalcı yaklaşımı kullanılarak Ignacz Kúnos'un iki ciltten oluşan Osmanlı-Türk Halk Edebiyatı Derlemesi (Oszmán-Török Népköltészet Gyűjteménye) adlı kitabındaki masalların Propp metoduyla incelemesi yapılacaktır. Amaç, kitapta yer alan masalların Propp metoduyla şifrelerinin çözümlenmesidir. İlk bölümde anonim halk edebiyatı ürünlerinden biri olan masalın ne olduğu, Türkiye'de yapılan masal çalışmaları; ikinci bölümde Macar Türkoloji çalışmaları, Ignacz Kúnos'un hayatı, eserleri ve Türk halk edebiyatına katkıları; üçüncü bölümde Propp yöntemi hakkında bilgiler yer almaktadır. Dördüncü bölümde iki ciltlik eserdeki 98 masalın epizotları ve çözümlemeleri verilecektir. Beşinci bölümde 1887 ve 1889 yıllarında derlenen bu masalların değerlendirmesi yapılacaktır. Kaynakçanın ardından Ignacz Kúnos'un iki ciltten oluşan Osmanlı-Türk Halk Edebiyatı Derlemesi (Oszmán-Török Népköltészet Gyűjteménye) adlı eserinin önsözünün Macarcadan Türkçeye Emine ULUTAN tarafından çevirisi ek olarak verilecektir. Anahtar Kelimeler: Masal, Propp yöntemi, Ignacz Kúnos'un derlemeleri.
Hayvan folkloru bağlamında Türk dünyası ekolojik destanları
Günümüzde insanın doğayla olan ilişkilerinin sorgulanması son iki yüzyılda insansonrası sürecin başlamasında neden olmuştur. İnsanın doğa ve hayvanlar karşısındaki tek taraflı, tüketime ve tahakküme dayalı anlayışı ekolojik sorunlarla birlikte insanmerkezciliği gün geçtikçe daha fazla gündeme getirmiştir. İnsanmerkezci dünyanın sorgulandığı bu süreçte doğamerkezci ve türlerarası birçok yaklaşım ortaya çıkmıştır. Pek çok disiplin gibi halkbilimi de insansonrası düzene geçişte kendine yer bulmuştur. Ekolojik sorunlara çözüm için başvurulan geleneksel ekolojik bilginin ve halkın ekolojik bilincinin incelenmesinin yanı sıra insansonrası hayvan folkloru da türlerarası bir yaklaşımla halkbilimi disiplininde ortaya çıkmıştır. İnsan binlerce yıllık düşünsel serüveninde doğadan soyutlanarak kendi mantıklı gerekçeleriyle yarattığı yapay dünyanın en üstüne otursa da halk felsefesinin sahip olduğu kültürel refleks ve bunun kültürel ifadeleri insanın doğayla olan etkileşiminde uyarıcı, eğitici ve yapıcı işlevlere sahip olmuştur. Halkın var olma ve yaşama çabasının yanında var etme ve yaşatma çabasının da dışavurumsal ifadelerini her türlü halkbilimi malzemesinde görmek mümkündür. Ekolojik ve türlerarası dünya görüşü ve halk felsefesini yansıtan kültürel kodlar tüm yönleriyle destanlarda yer almaktadır. Ekolojik destanlar olarak kabul edebileceğimiz bu tür destanlar geçmişte halkın anayasaları niteliğinde olduğu gibi günümüzde de türlerarası ve ekolojik bilincin pekişmesini sağlayarak insansonrası dünya görüşüne ve ekolojik düzene katkı sağlama potansiyeline sahiptirler. Bu çalışmada tarih öncesi dönemlerden günümüze dek insanın doğayla ve buna bağlı olarak hayvanla kurduğu iletişim ve etkileşim süreçlerine bağlı ortaya çıkan düşünsel eğilimler doğrultusunda, Türk halk felsefesinin kültürel ifadeleri olan Türk dünyası ekolojik destanları halkbilimsel olarak incelenecektir. Aynı zamanda "insansonrası hayvan folkloru" ve "ekolojik destan" kavramlarının Türk halkbilimi çalışmalarına tanıtılması ve Türk halkbiliminde yer edinmesi amaçlanmıştır. Bu sayede çalışma, binlerce yıllık birikimle şekillenen Türk halk felsefesinin kültürel ifadelerini çağdaş yaklaşım, kavram ve kuramlar bağlamında yeniden değerlendirerek hem farklı bir bakış açısı hem de mevcut insanmerkezci sorunlara çözüm önerisi sunmaktadır.
Tekinsiz filmler: Alper Mestçi'nin gözünden korku anlatılarını izlemek
Korku, yeryüzünde 'canlılığın' ortaya çıkışından bu yana var olan kadim duygulardan biridir. Hissettirdikleriyle insanı kaçınmaktan tapınmaya kadar götüren, gücünü ise, hayatta kalma içgüdüsünden alan bu duygu, deyim yerindeyse ilk andan itibaren insan hayatında kendine yer bulmayı başarmıştır. Sanatta, sinemada ve edebiyatta bir tür olarak yerini sağlamlaştıran korku, görsel sanatın bir kolu olan sinema alanında Türkiye'de yirmi birinci yüzyıl başlarında ivme kazanmıştır. Temel kaynağını halk inançlarından alan ve genç bir kitleye hitap eden Türk korku sineması, sözlü kültür ürünlerini beyaz perdede görsel hikâyelere dönüştürmekle beraber izleyiciye korunaklı ortamda istediği duyguyu yaşama imkânı da sunmaktadır. Bu araştırmada, Türk korku sinemasında korku anlatılarından esinlenilerek korku deneyiminin gerçekleştirilmesi çalışılmıştır. Çalışmanın konusu olan filmlerin yönetmeniyle farklı yaş ve meslek gruplarına mensup yetmiş iki kişiyle yapılan görüşmelerde filmlere ilham olan ve kaynak kişilerin dinledikleri korku anlatıları derlenmiştir. Türk halk inançları içerisinde yaygın olarak görülen ve filmlerin de temel korku unsurunu oluşturan cin konulu korku anlatılarından örnekler seçilmiştir. Türk kültüründe aşina olunan bu anlatıların, sözün perdeye aktarımı yoluyla izleyiciye sunduğu yüzleşme tercihi ve verilmek istenen mesajlar tekinsiz kavramı ışığında analiz edilmiştir. Anahtar Sözcükler Korku Anlatıları, Türk Korku Sineması, Tekinsiz, Alper Mestçi
Edebiyat ve ekonomi ilişkisi kapsamında kitap fuarları
Bu çalışmanın amacı kültürel ekonomik bir alan olarak edebiyatın, kitap fuarları temelinde ekonomik niteliklerini tarihi ve güncel noktaları ile tespit etmektir. Çalışmada edebiyat sosyolojisi, edebiyat eleştirisi ve edebiyat felsefesi tabanlı yaklaşımlar ile kültürel ekonomik yaklaşımlar çerçevesinde edebiyata ekonomik bir işlev yüklenmiş, 'kalıplaşmış' ve geçerliliğini yitirmiş yöntemler ağında duran Türk edebiyat biliminin mevcut durumu çözümlenmeye çalışılmıştır. Yazarın, ekonomik beklentisinin olmadığına inanılan tarihsel 'sanatçı' konumunun yanına, ekonomik beklentisi olan 'üretici/satıcı' sıfatını nasıl bir süreç ile eklediğinin tahlilleri yapılmış, bu aşamada tüm gelişim evreleri ile verilmeye çalışılan fuar yapılanmalarının oynadığı rollerin etkileri gösterilmiştir. Felsefi düşünce ekolleri tabanında 'değer' kavramı ile sanatın ekonomik eleştirisi tabanında 'emtia' kavramı, yazarın yarattığı ekonomik potansiyeller çemberinde tartışılmış, edebiyatın bütüncül ve parçalı olarak yarattığı ekonomik 'değer' sanatsal 'değer' ile karşılaştırılmıştır. Hem edebiyatın hem edebiyattaki tüm eser sahiplerinin evrensel olarak dolaşımını başlattığı bilginin ekonomisi (enformasyon-medya ekonomisi ekseninde) gösterilmeye ve bunun gerek teknolojik, gerek geleneksel olarak katkı payları ayrıştırılmaya çalışılmıştır. Edebiyatın yalnızca estetik kaygılara hitap eden, kronolojik/birikimli bir eserler kataloğu ve bunların incelenmesi/yorumlanması ile ilgilenen bir bilim olmadığı, ekonomik/iktisadi işlevinin, nitelik ve içeriklerinin de olduğu belgelenmiştir. Kitap fuarları örneklemi ile edebiyatın yaratıcı ekonomi ve kültürel ekonomi kapsamında ülke ekonomisine sunduğu ciddi derecedeki katkılar istatistiki veriler ile haritalandırılmıştır. Dünya yayıncılık endüstrisi karşısında Türkiye yayıncılık endüstrisinin durumu farklı ülkeler ile karşılaştırılmalı olarak verilmiş, Türkiye yayıncılık/kitap endüstrisinin mevcut sorunları (vergi, telif, korsan, okuma oranları vd.) yayıncılık kurullarının önerileri ve Türkiye'de uygulanan kültürel politikalar çerçevesinde tartışılmıştır. Edebiyatın kültürel ekonomik etkinliğinin en belirgin olgusu olarak kitap fuarlarının eğitim, turizm, okuma yazma oranları, kent kültürü ve markalaşması, sesli (dijital/engelsiz) kitap yayıncılığı, reklamcılık, korsan kitap piyasası gibi alanlara olan etkileri ve değişkenleri tespit edilmiş, teknolojik gelişmeler ile kitap endüstrisinin gelecekteki ihtimal dâhilinde alabileceği durumların eleştirisi yapılmıştır.
Serikbol Qondıbay'ın "Arğıkazak Mifologiyası" adlı eserinde mit kavramsallaşması ve Kazak mitoloji tasarımı
Mit, belirli bir tarihte, belirli bir coğrafi alanda, belirli bir politik, sosyal, kültürel ve ekonomik durumda yaşayan insan toplumunun yaşadığı çevre hakkında, nasıl ortaya çıktığı ve insanları etkileyen içsel kuvvetler hakkında, evrendeki toplumun yeri ve derecesi hakkında anlaşılır bir klişe ile ilgilidir. Bu çalışmada kullanacağımız kitap, dört ciltten oluşmaktadır. Kitaplarda genel olarak, Kazak dilinin iç ve dış yeteneklerini ve mitoloji yoluyla tarihimizin ilk aşamalarının gelişim sırasını kullanarak yeniden yapılandırma yolları, Kazakların gökbilimsel mitolojik konuları, Kazaklarda kadın imajı, yılan ve ejderha kültü, bazı hayvan totemleri, ikizler mitolojisi, kılıç kültü gibi konular yer almaktadır. Tezimiz, giriş ve onu takip eden üç ana bölümden oluşmaktadır. Akabinde sonuç ve kaynakça bölümleri gelmektedir. Giriş bölümünde Serikbol Qondıbay'ın hayatı, eserleri hakkında kısa bir değerlendirme yapıldıktan sonra tezin amacı, konusu, yöntemi ve bölümleri anlatılmıştır. Eserin kavram incelemesinin yapıldığı birinci bölümden sonra ikinci bölümde yazarın oluşturduğu eserde kullandığı yöntemler ele alınmış ve René Guénon ile benzerlikleri ve farklılıkları ile ilgili örnekler üzerinden değerlendirme yapılmıştır. Üçüncü bölümde Qondıbay'ın bu dört ciltlik eserinde birinci cildin çeviri yazısına yer verilmiştir. Çalışma doküman incelemesi yöntemiyle incelenip içerik analizi ile yorumlanmıştır. Çalışmada mitolojik ürün, Bağlam Merkezli Halkbilim Kuramlarından Alan Dundes'in "Metin, Sözel Doku ve Bağlam" adlı çalışmasına göre analiz edilmiştir. Anahtar Sözcükler Kazak, Kazakistan, Mit, Mitoloji, Serikbol Qondıbay
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde fıkraların önemi
Türk Halkbilimi Türkoloji'nin bir parçasıdır. Özelikle de Türk dünyası dediğimiz devasa bir coğrafyada 300 milyonluk bir nüfusun oluşturduğu Türk boylarının çok büyük bir kısmının hayat ve edebiyatında sözlü kültürün ağırlıkta oluşu Türk Halkbilimini, Türkoloji'nin en önemli ve işlevsel disiplini kılmaktadır (Keskin, 2019). Türk Halkbilimi yalnızca bu işlevsel yapısıyla dahi tüm disiplinler içinde kendine bir alan yaratabilecek yeterlikte ve güçtedir. Son yıllarda daha da gelişen ve genişleyen sınırları ile "Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi" ve "Türk Halkbiliminin" disiplinlerarası çalışmaları her geçen gün artmaktadır. Bu iki disiplini yakınlaştıran "kültür ve dil" ilişkisi ise bu çalışmanın özünü oluşturmaktadır. Bir toplumun kültürü, düşünce yapısı, bakış açısı dil ile aktarılır. Dil hem kendini hem de kültürü geliştiren, koruyan, yaşatan bir güce ve etkiye sahiptir. Dilin bu özelliği dil öğretimi alanında da kendini göstermektedir. Bu alan yalnızca dilin öğretimini değil aynı zamanda kültürel etkileşimi/aktarımı da gerçekleştirmektedir. Avrupa Ortak Öneriler Çerçeve Metnine göre; dil öğrenen bireyler çok dilli olur ve kültürlerarası bilinç geliştirir. Bireyin bir dilde kazanmış olduğu kültürel ve dilbilgisel yeterlik öğrenmiş olduğu diğer dilleri de şekillendirmekte ve aynı zamanda kültürlerarası bilinç, beceri ve yöntemsel bilgiler kazanmasını sağlamaktadır. Bu da bireyin çok dil öğrenmesinin yanında yeni kültürel deneyimlere açık olmasını da sağlamaktadır. Türkçenin ve milli kültürün varoluşu, gelişimi ve aktarımı/etkileşimi için oldukça büyük etkiye sahip olan "Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi" alanında kullanılan materyaller ve materyal içerikleri maddi ve manevi kültürel unsurları aktarmada büyük önem taşımaktadır. Maddi ve manevi kültürel unsurları bünyesinde taşıyan fıkraların materyaller içerisindeki kullanım alanının sınırlı olması bu çalışmanın problemini oluşturmaktadır. Fıkralar bünyesinde taşıdığı açık ve gizil mesajlarla, maddi ve manevi değerlerle, kültürel unsurlarla dil öğretiminde bu unsurları öğretme, içselleştirme, aktarma işlevinde bulunmasıyla güçlü bir etki ve öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı da fıkranın taşıdığı bu maddi ve manevi tüm kültürel unsurları uygun ve doğru bir kullanım ile her iki alana da yeni ve farklı bakış açıları kazandırarak yaşayan bu kültür hazinesinin önemini vurgulamaktır.
Sözsüz folklor bağlamında Ayvalık örneği
Türk kültürü içerisinde sözlü, yazılı ve dijital kültür ortamlarının yanında bir diğer kültür ortamı da sözsüzdür. Sözsüz kültür ortamında yaratılan unsurlar, pek çok farklı ihtiyaçtan kaynaklı olarak kültür içerisinde belirli işlevlerde kullanılmaktadırlar. Jest ve mimik gibi davranışların, kıyafetlerin, oynanan oyunların, renklerin ve farklı sözsüz unsurların içerisinde yer aldığı sözsüz folklorda bu unsurlar birer kültür ögesidir. Kültürel özelliğine değinilse de yabancı kaynaklarda, sıklıkla incelenen ve geçmişten günümüze kadar derlenmiş olan sözsüz davranış ya da iletişim amacıyla da kullanılan unsurlarının bir kısmı; Türk halkbilimi çalışmalarında göstergebilim, halk hekimliği, töre ve gelenekler gibi alanlarda araştırma konusu olmasına rağmen 'sözsüz folklor' bağlamında incelenmemiştir. Bu çalışmada, Ayvalık ilçesinde tespit edilen sözsüz folklor unsurlarından örneklerle; sözsüz folklorun tanıtılması ve incelenmesi, sözsüz kültür ortamının varlığından söz edilmesi ve Türkiye'de sınırlı sayıda sadece iletişim bağlamında incelenen sözsüz unsurların, aslında sözsüz folklor unsurları olduklarının gösterilmesi hedeflenmiştir. Bununla birlikte sözsüz folklorun mahiyeti ve sahip olduğu niteliklerin açıklanması ve Türk Halkbilimi çalışmaları içerisinde bir inceleme alanı olduğunun gösterilmesi amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler Sözsüz Folklor, Sözsüz İletişim, Sözsüz Davranış, Sözsüz Kültür, İşlev
Küreselleşme ve somut olmayan kültürel miras ilişkisi: Azerbaycan örneği
Yirminci yüzyılın sonlarında küreselleşme kapsamında politik, ekonomik, sosyo-kültürel, teknolojik ve çevresel alanlarda ortaya çıkan gelişmeler toplumların alışkanlıkları, yaşam tarzları ve gereksinimleri üzerinde önemli değişim ve dönüşümler meydana getirmiştir. Küreselleşmenin etkisiyle milletlerin veya toplumların yaşam tarzı olarak ifade edilen yerel kültürler ile küresel kültür arasındaki etkileşim giderek sorunlu ve karmaşık bir hale gelmiştir. Egemen kültür veya kültürlerin yerel kültürler üzerindeki hegemonyası sonucu yerel kültürler üzerinde bir tehdit oluşması, insanların tek bir kültüre yönlendirilmesi ve dünya genelinde kültürel tektürleşmenin ortaya çıkması, küreselleşmenin kültürel açıdan ortaya çıkardığı olumsuz sonuçlar olarak değerlendirilebilir. Bu tez çalışmasında ilk olarak konu kapsamında küreselleşme ve somut olmayan kültürel miras ilişkisine dair değerlendirmeler yapılmış ve konu üzerine yapılan ilgili çalışmalardan bahsedilmiştir. Daha sonra küreselleşme ve somut olmayan kültürel miras ile ilgili kavram ve terimler incelenmiş, somut olmayan kültürel miras alanındaki UNESCO- 2003 sözleşmesinden bahsedilmiş, hızla küreselleşen ve değişen dünyada küreselleşmenin kültürel boyutu ile somut olmayan kültürel miras ilişkisi sorgulanmıştır. Bu ilişki, Azerbaycan örneğinden hareketle UNESCO- Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi kapsamında halkbilimi ve kültürel miras yönetimi perspektifleri açısından çözümlenmiş, somut olmayan kültürel miras alanları, kültür politikaları ve yönetimi kapsamında koruma ve yaşatılma çabaları, ulusal ve uluslararası bilgi ve deneyim belleğinden faydalanılarak değerlendirilmiştir. Ayrıca somut olmayan kültürel miras alanındaki etkiler, farklılaşmalar, gerçekleştirilen ve gerçekleştirilebilecek önlem ve planlamalar örneklerle ele alınmış, somut olmayan kültürel mirasın korunması ve yaşatılmasına yönelik çözüm ve öneriler sunulmuştur.
Türk dünyası masalları tip katalogu
Masallar tarihsel süreç içerisinde insanlığın geçirdiği dönüşüm, değişim ve gelişimi en çok yansıtan sözlü kültür ürünlerinden bir tanesidir. Bir başka deyişle insanoğlunun başından geçen olayların veya durumların dile dökülmüş yansımalarıdır. Masallar her bir sözlü kültür ürünü gibi "olaylar", "kahramanlar" ve "sembol tipler" üzerine oturtulmuş, belli kalıpla oluşmuş ürünlerdir. Bu yapısıyla kimi zaman edebi türlerden farklı olarak olağanüstü, zamanı ve mekânı belirsiz, üslûp ve anlatımıyla karşımıza çıkmakla birlikte kimi zaman ise olağan hayattaki unsurları barındırması ile kendi dünyasını oluşturmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'den ve Türk Dünyasından seçilen masalların tiplerini ve versiyonları tespit etmek suretiyle, masalların motif yapısı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın temel amacını, tiplerin ve masal versiyonlarının önemini vurgulamak suretiyle versiyonları derlendikleri yerlere ve zamana göre sıralamak oluşturmaktadır. Çalışmada öncelikle "Masal Kavramı", "Tip Kavramı" "Yayılma ve Versiyon Kavramı" ve "Motif Kavramı" hakkında kısaca bilgi verilmiş, ardından çalışmada yararlanılacak kuramlar ve bu kuramların çalışmadaki önemi üzerinde durulmuştur. Çalışmanın temelini "Masal Tiplerinin Tespiti" oluşturmaktadır. Masallardan hareketle belirlenen bu tipler, masalın bütününü nasıl ve ne biçimde oluşturduğunu açıklayabilmek ve bunları sağlam bir zemine oturtmak amacıyla "Türk Dünyası Masallarında Tespit Edilen Tipler" adlı ikinci bölümde ayrıntılı olarak incelenmeye çalışılmıştır. Elde edilen bulgulardan yola çıkarak masallara ilişkin çıkarımların yapıldığı "Sonuç" bölümünün ardından, çalışmaya ışık tutan eserlerin yer aldığı "Kaynakça" ya yer verilmiştir.
Çikolatanın tarihinde İsviçre ve İsviçre kültür ekonomisinde çikolata
Ülkelerin ekonomik kalkınma güçleri, son yıllarda, kültürel özellikleriyle doğru orantılı olarak şekillenmeye başladığı için ekonomi ve dolayısıyla tüketim unsuru olan yeme içme kültürü, Türk Halkbilimi alanında çalışılması gereken bir konu hâline gelmiştir. Buna bağlı olarak günümüzde toplumların yeme içme kültürleri içerisinde yoğun olarak yer alan çikolata da araştırılması gereken bir konu olmuştur. Çikolatanın tarihi 3000 yıl kadar önceki zamanlarda, Meksika'nın güneyindeki alçak alanlara yayılmış ormanlarda yaşayan Olmeklerle başlamıştır ve Olmekler'in komşuları olan Mayalar ve Aztekler, Olmekler'den öğrendikleri çikolatayı öncelikle kültür belleklerinde 'tanrıların yiyeceği' olarak kodlamışlar daha sonra kakao çekirdeklerini ticaret amaçlı kullanarak ekonomik açıdan çikolatayı ele almaya başlamışlardır. Günümüzde çikolata denilince akla ilk olarak Avrupa ülkeleri özellikle de İsviçre gelmektedir. İsviçre yılda kişi başına 11 kilo çikolata tüketerek dünya sıralamasında birinci sıradadır ve bu tüketimi İsviçre kültür ekonomisi ile birleştirerek avantaja çevirmiştir. Özellikle tarihsel süreçte çikolata sektörüne markaların katmış olduğu yenilikler ve kültürel çalışmalar aracılığıyla çikolata İsviçre'nin imgesi hâline gelmiştir. Bu bağlamda İsviçre'de yaratıcı endüstrilerin çalışmalarına ve dönemsel etkinliklere yer verilmiştir. Çalışmamızda bu kapsamda üç saha çalışması yapılmıştır ve bunlardan ilki 'Cailler Maison'dur. 'Cailler Maison' İsviçre'de en çok ziyaret edilen müzeler listesinde üçüncü sırada yer alan bir fabrikadır. Dönemsel bir etkinlik olan 'Le Rallye du Chocolat' ise yıl içerisinde farklı dönemler ve şehirlerde düzenlenen, üzerinde henüz araştırma yapılmamış olan çikolata mitingidir. Çikolata kapsamında eski bir faaliyet olan 'Cenevre Çikolata Festivali' başka bir ifadeyle 'Festichoc' 2005 yılından beri düzenlenmektedir ve yıllar içerisinde bu festival ekonomik gelir kaynağı hâline gelmiştir. Bu çalışma, kültürünü ekonomiye yansıtması konusunda başarı göstermiş ve gelişmiş bir Avrupa ülkesi olan İsviçre'nin çikolata bağlamındaki ekonomik faaliyetlerini incelemek üzere; Temel Kavramlar ve Yaklaşımlar, Çikolatanın Tarihî Kökeni, Çikolatanın Avrupa'ya Gelişi, Çikolatanın Tarihinde İsviçre ve İsviçre'yi Çikolata Ülkesi Yapan Markalar ve Çikolatanın İsviçre Kültür Belleği ve Ekonomisindeki Yeri olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızda yukarıda bahsi geçen araştırma sahaları incelenerek çikolatanın, İsviçre'deki kültürel ekonomik boyutu ve İsviçre kültür belleğindeki yeri tespit edilmiş, böylece Türkiye'deki kültür ekonomisi çalışmalarına katkı sağlaması ve yeni çalışma alanları ortaya çıkarması amaçlanmıştır. Çikolata, İsviçre kültür belleğinde 19. yüzyıldan itibaren yer alabilmişken Türkiye kültür belleğinde baklava, mesir macunu gibi yöresel ürünler daimî olarak bulunmaktadır. Çalışmamız yöresel ürünlerden ekonomik gelir elde edebilmek için yukarıda ifade edilen dönemsel etkinliklerin Türkiye'de de düzenlenmesi ve üretim alanlarının turistik mekânlar hâline getirilerek ekonomik kazanç elde edilmesi noktasında Türkiye'deki yaratıcı endüstrilere örnek olabilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Bunun için alanında profesyonel olan markaların sektöre sağlayacağı yeniliklere ve yatırımlara da ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Sözcükler Kültür ekonomisi, çikolata, fabrika, müze, festival ve etkinlik, İsviçre, Türkiye, baklava, mesir macunu.
Yaşayan kültürel miras müzeciliği kapsamında Türkiye'deki oyun ve oyuncak müzelerinin kültürel ve eğitsel boyutu
Halkbilimin alt alanı olan çocuk folkloru kapsamındaki oyun ve oyuncak müzeleri, kültürel ve etnografik yönüyle halkbilim, öğretim yönüyle eğitim bilimlerinde önemli bir araştırma konusudur. Oyun ve oyuncak müzelerinin yapısal analizinin yapılması, halkbilim ve eğitim kuramları açısından işlevlerinin tartışılması, oyun ve oyuncak müzelerinin alan çalışması yoluyla çözümlenmesi ve yaşayan kültürel miras perspektifi ile oyun-oyuncak müzelerini birleştiren bir yapı önerilmesi bu tezin amacını oluşturmaktadır. Araştırma sonunda, Türkiye'deki oyun ve oyuncak müzelerinin mevcut durumlarına dair değerlendirme yapılarak çözüm önerileri sunulması ve yaşayan kültürel miras perspektifinin oyun ve oyuncak müzelerinde hangi yöntemlerle sürdürülebileceğinin araştırılması planlanmaktadır. Tüm dünyada formal eğitimi destekleyici ve bağımsız eğitim kurumları olarak her eğitim düzeyinde yararlanılan oyun ve oyuncak müzeleri Türkiye'de yirmi bir tanedir. Bu müzelerin uluslararası anlamda ve her yönden kendilerini geliştirmeleri ve yenilemeleri için bir rapor oluşturmak ve mevcut durumlarını saptamaya yönelik çalışmalar yapmak büyük önem arz etmektedir. Bu çalışma, oyun ve oyuncak müzelerine yapılan alan çalışması sonucunda elde edilen bulgular analiz edilerek oluşturulmuştur. Çalışmanın 'Giriş' bölümünde araştırmanın konusu, amacı ve yöntemi açıklanmış, oyun ve oyuncak müzeleri üzerine Türkiye'de ve dünyada yapılan ve bu çalışmaya kaynak oluşturan araştırmalar yöntem, yaklaşım ve kuram bakımından özetlenmiştir. Birinci bölümün birinci kısmında, yaşayan kültürel miras, yaşayan kültürel miras müzeciliği, çağdaş müzecilik, oyun, oyuncak, oyun ve oyuncak müzeciliği kavramları, dünyada ve Türkiye'de oyun ve oyuncak müzeciliğinin tarihsel gelişimi, oyun ve oyuncak müzelerinin konusu ve malzemesi, oyun ve oyuncak müzelerinin yöntem, yaklaşım ve çıktıları açıklanmıştır. Bu bölümün ikinci kısmında çözümleme yaklaşım ve yöntemleri, ilgili araştırmalar ve tezin iskeletini oluşturan çözümleme yaklaşımı sunulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde, Türkiye'deki oyun ve oyuncak müzelerinin yapısal çözümlemesi yapılmıştır. Ziyaret edilen müzeler, listesi verilen kriterler ışığında analiz edilerek, her analizin hemen ardından çözüm önerileri ve örnek modeller sunulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde oyun ve oyuncak müzelerinin işlevsel çözümlemesi yapılarak, sosyo-kültürel, ekonomik, eğitsel ve siyasi işlevleri tartışılmıştır. Çalışmanın sonuç bölümünde ise genel bir durum tespiti yapılarak, sorunlar tartışılmış ve çözüm önerileri sunulmuştur
Türkiye'deki Türk halkbilimi lisans programları ile Amerika Birleşik Devletleri'ndeki folklor lisans programlarının içerik açısından karşılaştırılması
Bu araĢtırmada, Türkiye'de halkbilimi alanında eğitim veren lisans programları ile Amerika BirleĢik Devletleri'ndeki folklor alanında eğitim veren lisans programlarının içerik açısından karĢılaĢtırılması amaçlanmaktadır. AraĢtırmada nitel araĢtırma yöntemlerinden doküman analizi yöntemi kullanılmıĢtır. AraĢtırma, Hacettepe Üniversitesi Türk Halkbilimi, Gazi Üniversitesi Türk Halkbilimi, Cumhuriyet Üniversitesi Türk Halkbilimi ve NevĢehir Hacı BektaĢ-ı Veli Türk Halkbilimi lisans öğretim programlarının içerik kısımları ile Harvard Üniversitesi Folklor & Mitoloji, Indiana Üniversitesi Folklor & Etnomüzikoloji ile Oregon Üniversitesi Folklor lisans öğretim programlarının içerik kısımlarından oluĢmaktadır. AraĢtırmada veri analiz yöntemi olarak betimsel analiz kullanılmıĢtır. AraĢtırmadan elde edilen bulgular incelendiğinde, Türkiye'de Türk Halkbilimi alanında eğitim veren lisans eğitim programlarının birbiriyle oldukça benzer olduğu ortaya çıkarken ABD'de folklor alanında eğitim veren lisans öğretim programlarında birbirinden farklı derslerin ve ders içeriklerinin bulunduğu gözlemlenmiĢtir. Türkiye'de Türk Halkbilimi alanında eğitim veren lisans öğretim pr ogramlarında zorunlu derslerin oldukça geniĢ yer tuttuğu gözlemlenmiĢtir. Özellikle lisans eğitiminin ilk dört döneminde seçmeli ders seçenekleri yok denecek kadar azdır. ABD'de folklor alanında eğitim veren lisans öğretim programlarında seçmeli veya zorunlu ders ayrımının olmadığı gözlemlenmiĢtir. ABD'de folklor alanında eğitim veren lisans öğretim programlarının ders sayılarının çok olması ve öğretim programları arasında benzer ders ve ders içeriklerinin az olması sebebiyle daha fazla seçenek ve özgürlüğe sahip olduğu ifade edilebilmektedir
Kamusal kültür politikaları ve yönetiminin Türk gölge tiyatrosu Karagöz'e etkilerinin incelenmesi
Birçok fazla uzamı ve yerlemi işaret eden, hem göğe olabildiğince yükselen hem de yeryüzüne alabildiğince yayılan kültürün pek çok tümleyeni vardır. Bu yüzden kültür konusunda kesin yanıtlara ulaşmak ya da kesin tanılar koymak oldukça zordur. Kültür; yaş, ırk, cinsiyet, kırsal ve kentsel... özellikleri değişebilen insan topluluklarının kendisi için bir hayat tarzı belirlemesi ve bunu sağlayacak unsurları geliştirmesi şeklinde açığa çıkar ve bu tercihlerde zamanın değişen parametreleri devreye girer. Ekonomi, bilim ve teknoloji, ideolojik faktörler, liderlik faktörü, politik faktör, demografik etki, çeşitli nüfus kategorilerindeki değer değişiklikleri, eğitim, iletişim, sosyal hareketler ve dış dünya hareketleri… gibi sayısız parametreler kültür üzerinde olumlu- olumsuz pek çok etki oluşturur. Zamana bağlı olarak kimi parametrelerin kültür üzerindeki etkisi, daha baskın kimisinin ise daha cılız bir hal alır. Bu parametrelerde baskın öge hangisi ise insan, insan yaşayışı ve insanın oluşturduğu maddi ve manevi değerler onun penceresinden tanımlanır. Zaman ilerledikçe kahramanlar önemini yitirir, kahramanı kimin anlattığı önem kazanır. Tarih yazıcılığı derslerinden biri, kimin sesinin baskın olduğuna göre, tarihi olayların farklı çeşitlenmelerinin olmasıdır ve bu farklı hikâyelerin anlatılması, farklı gelecek ihtimallerini doğurur. Bu çalışmanın temel belirlenim alanı gelenek kültürünün sürdürülebilirliği, merkezi yönetimlerce uygulanan kültür politikalarının gelenek kültürünü nasıl şekillendirdiği ve dolayısıyla nasıl etkilediği incelenecektir. Bu çalışmanın somutlaşması için ise gelenek kültürünün önemli temsilcilerinden biri olan 'Karagöz' aracılığıyla değişen olgu ve olaylar aktarılacaktır. Farklı kamu kurumlarının (Halkevleri, Köy Enstitüleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı, MİFAD, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, TRT, Devlet Opera ve Balesi, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü...vb.) Karagöz'ün geçmişten bugüne taşınmasında ki etkileri ve işlevleri değerlendirilecektir. Dolayısıyla Karagöz'ün yaşatılması ve korunması amacıyla devletin kültürel politikaları ve yönetimi alanındaki süreklilikler, değişmeler ve bunların nedenleriyle gelenek üzerindeki etkileri belirlenecek ve yorumlanacaktır.
Ukrayna gastronomi festivalleri
Küreselleşen dünyada turizm, artık ülkelerin önemli gelir kalemi ve prestiji haline gelmiştir. Turizm pastasından payını artırmak isteyen ülkeler sahip oldukları potansiyeli çeşitlendirmeye çalışmaktadırlar. Gastronomi turizmi, bu çeşitlendirmenin öğelerinden biridir. Gastronomi festivalleri de gastronominin en önemli etkinlikleridir. Bu çalışmada Ukrayna'daki gastronomi festivalleri incelenmiş, işlevleri ortaya konmuş ve olumlu olumsuz yönleri tartışılmıştır. Çalışmada Ukrayna'nın 1991 yılında bağımsızlığı kazanmasıyla siyasi ve kültürel olarak gelişimine ivme kazandırdığı çeşitli örneklerle açıklanmış, bu bağımsızlığın festivaller üzerindeki etkisi anlatılmıştır. Çalışmanın sonunda Ukrayna'daki Gastronomi Festivallerinin Ukrayna'nın tanıtımına ve kültürüne büyük yarar getirdiği saptanmış, Ukrayna toplumunun özellikle festivallere ev sahipliği yapan bölgelerin ekonomik, sosyal, psikolojik, çevresel ve kültürel yönden işlevleri incelenmiş, Gastronomi Festivalleri ile ilgili detaylı bilgiler ve görseller sunulmuştur.
Zonguldak havalisinde madenfolklorunda memoratlar
1829'da Zonguldak'ın Ereğli ilçesinde Kestaneci köyünden Uzun Mehmet tarafından taşkömürü bulunmuştur. Bulunan taşkömürü rezervlerinin işlenmesiyle Türkiye'de taşkömürü işletmeciliği başlar. Böylelikle Zonguldak tarihin birçok sahnesine şahit olmakla birlikte Cumhuriyet'in ilanından sonra kurulan ilk şehir olarak emeğin başkenti kimliğine sahip olur. Zonguldak, taşkömürü maden işçisi folklorunu ve bu folklor çevresinde gelişen bir kültürü barındırır. Bu kültür burada meslek folklorunu da oluşturmaktadır. Çalışmada meslek folkloru bağlamında alan çalışmasından derlenen bilgiler etrafında ve gözlemler sonucunda başlıklar oluşturulmuştur. Zonguldak'taki kömür ocakları birçok memoratın oluşmasında etkilidir. Bu memoratlar işçilerin ocak sahibi dedikleri olağanüstü varlıkla ilgili çeşitli anlatılardan ibarettir. Görülen odur ki, işçilerin bir tür önlem olarak yerine getirdikleri inançların oluşmasında ve devam etmesinde anlatılan memoratlar etkili olmuştur. Ayrıca memoratlar iş güvenliği açısından da işçilerin önlem almasını sağlamaktadır. Bu güvenlik önlemleri memoratın açık ve kapalı işlevleri bağlamında değerlendirilebilir. Bugün madende çalışan işçilerin birçoğu bu anlatıların ve inançların batıl olduğunu; ocak sahibi denilen olağanüstü iyeyi gördüklerini söyleyenlere ise de gören kişinin uykusuz olması gibi fizyolojik sebeplerden ötürü halüsinasyon görmüş olabileceğini ifade etmektedir. Memorat anlatımında kaynak kişiler çoğu zaman ya bu anlatılanlara inanılmadığı için anlatmak istemediklerini ya da dillendirip tekrar bu olayları yaşamak istemedikleri için anlatmak istemediklerini ifade etmişlerdir. Emeğin başkenti olan Zonguldak ve havalisinin taşkömürü ocaklarıyla ilgili saha çalışmamızda derlediğimiz memoratlar ve meslek folkloru bağlamında derlenen anlatılar ve diğer başlıklar bu çalışmanın içeriğini oluşturmaktadır.
Köroğlu'nun İran Türkleri anlatmaları üzerine bir inceleme
"Köroğlu'nun İran Türkleri Anlatmaları Üzerine Bir İnceleme" adını taşıyan bu çalışma, İran Türkleri âşık muhitlerinde âşıklar tarafından anlatılan Köroğlu Destanı'nın 11 kolunun, J. M. Adam, A. J. Greimas ve P. Larivaille tarafından ortaya konulan ve anlatının sözdizimi veya beşli şema adı verilen metot ve A. J. Greimas tarafından ortaya konulan eyleyenler metodu kullanılarak ele alınıp çözümlenmesidir. Çalışmamızda incelediğimiz metinlerin daha iyi tahlil edilebilmesi için öncelikle söz konusu metinlerin yaratım ve aktarım yeri olan İran'da yaşayan Türklerin tarihi, coğrafyası ve nüfusu hakkında verdiğimiz kısa bilginin yanı sıra, ilk olarak İran'da derlenen ve Köroğlu Destanı'nın bilim dünyasına tanıtılmasına vesile olan metinden başlayarak günümüze kadarki süreçte Köroğlu'nun İran Türkleri anlatmaları üzerine yapılan derleme ve inceleme çalışmaları hakkındaki bilgi ile sonrasında İran Türkleri âşık muhitlerinde destan anlatma gelenekleri ve anlattıkları Köroğlu Destanı listelendikten sonra çalışmamıza dâhil ettiğimiz metinler, yapısal olarak incelenmiştir. Bu incelemede ilgili metinler, "Kurgu Aşamaları" başlığı altında "Başlangıç durumu, Dönüştürücü öğe (Düğüm), Eylemler dizisi, Dengeleyici/Düzenleyici öğe (Çözüm) ve Bitiş durumu" olmak üzere beş alt başlıkta ve "Eyleyenler ve Oyuncular" başlığı altında ele alınmış ve kolların yapısal çözümlemesi yapılmış ve söz konusu metinlerin özetleri verilmiştir.
Kırım'ın Kırk Batırı destanının motif bakımından incelenmesi
Destanları bir milletin bilinçaltı olarak nitelendirilebiliriz. Bu bilinçaltının tam olarak açığa çıkarılması ve doğru değerlendirilmesi için de destanlardaki motiflerin sağlıklı bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. Bu tez çalışması, "Kırım'ın Kırk Batırı Destanının Motif Yapısı Üzerine Bir İnceleme" adını taşımaktadır. Tez çalışmasında, yukarıda belirtilen düşünceden yola çıkılarak bir Kazak destanı olan Kırım'ın Kırk Batırı destanındaki anlatmaların olay örgüleri çıkarılmış; anlatmalardaki motiflerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yine bu çalışmanın, Kırım'ın Kırk Batırı destanındaki motiflerle diğer Türk destanlarındaki motiflerin bezerliklerinin ortaya çıkarılmasına hizmet edeceği düşünülmektedir. Bu tez çalışmasında ele aldığı "nesne"nin kendi içinde yer alan ögelerinin birbiriyle olan ilişkilerinden oluşmuş bir "dizgi" olduğunu kabul eden "Yapısalcı Kuram"dan yararlanılmıştır. Destanda geçen motifler tespit edildikten sonra, Stith Thompson'un hazırladığı Motif Index of Folk Literatür adlı eserdeki motiflere göre listelenmiştir. Kitapta yer alan her destan ayrı ayrı ele alınmıştır. Ortak bir motif tasnifine gidilmemiştir. Tez çalışmasının sonunda destanlarda kullanılan motiflerin hem kendi içlerinde hem de Türk dünyasındaki birçok destanla benzerlikler gösterdiğini; "ad verme, çocuksuzluk sorunu, kahramanın yurdunu terk etmesi ve daha güçlü bir şekilde yurduna tekrar dönmesi, öç alma" gibi motiflerin çok yaygın kullanıldığını ve bu durumun da Türk anlatı geleneğindeki ortak anlayış ve tahayyülü açıkça ortaya koyduğunu görmekteyiz. Anahtar kelimeler: Kırım'ın Kırk Batırı, destan, motif, Kazak destanları
Karacaoğlan ve Mahtumkulu'nda sevgiliye ait güzellik unsurları üzerine mukayeseli bir inceleme
Bu çalışmada geçmişten günümüze kadar Türkmenistan'ın en büyük şairlerinden biri sayılan Mahtumkulu'nun şiirleri ile Anadolu sahası âşık şiirinin önemli şairlerinden olan Karacaoğlan'ın şiirlerindeki sevgilinin güzellik unsurları incelenmiş ve yorumlanmıştır. Bu çalışma ön söz, giriş, birinci bölüm, ikinci bölüm ve sonuç bölümünden oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde Karacaoğlan ve Mahtumkulu'nun yaşamından ve edebî kişiliğinden, birinci bölümünde Karacaoğlan'ın şiirlerindeki sevgilinin güzellik unsurlarının nasıl ele alındığından, ikinci bölümünde Mahtumkulu'nun şiirlerindeki sevgilinin güzellik unsurlarının nasıl ele alındığından ve sonuç bölümünde de bu iki şairin şiirlerinde görülen ortaklıklar ve farklılıklardan bahsedilmiş, kaynakça bölümüyle çalışma tamamlanmıştır. Çalışmada kaynak eserler olarak Himmet Biray'ın hazırladığı Mahtumkulu Divanı, Saim Sakaoğlu'nun hazırladığı Karaca Oğlan adlı eser ile Abdurrahman Güzel'in hazırladığı Mahtumkulu Divanı seçilmiştir.
Türk halk kültüründe su
Dünya tarihinin ilk gününden itibaren doğada var olan her şeyin hayatta kalması için ihtiyaç duyduğu başlıca unsur sudur. Susuz bir hayatın sürdürülebilmesi imkânsızdır. Bu durum yaşamsal bir gereklilik olan suya diğer doğa unsurlarına kıyasla bir üstünlük sağlamıştır. Bu üstünlük zamanla kutsallığa dönüşmüş ve doğal bir gereksinim olan su, inançlara bağlı kültürel bir değer haline gelmiştir. Dünya kültürlerinin pek çoğunda suya bakış ve suyun işlevi benzerdir. Su, hangi inancın öğesi olursa olsun daima yaratımın, arınmanın, kutsallığın, tanrısallığın ve ölümün simgesi olmuştur. Sahip olduğu bu simgesel anlamlar, suyu pek çok inanç sisteminin ana öğesi haline getirmiştir. Dünya mitolojilerinde ve semavi dinlerde suyun üstlendiği roller ve bu roller dolayısıyla sahip olduğu anlamlar evrensellik kazanmış ve su simgeciliği denilen ve suyun bir kült olmasına yardımcı olan kavramı meydana getirmiştir. Su, Türk dünyası için hem bir yaşam hem de bir kültür hazinesidir. Türk halk kültüründe suyun yerini konu edinen bu çalışmada, Türk inanç sistemine ait inanış ve uygulamalar üzerinden Türklerin suya bakışı tahlil edilmiştir. Çalışmada, metin merkezli araştırma yöntemlerinden faydalanılmış, elde edilen veriler karşılaştırmalı yönteme başvurarak, işlevsel açıdan değerlendirilmiştir. Çalışmam, Türk boylarının mitolojilerinden edebi ürünlerine kadar birçok alanda suyun yerini tespit ve tahlil etme amacı ile hazırlanmıştır. Bu çalışmanın bizden sonra yapılacak olan inanç temelli kültür araştırmalarına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Türk kültürü, Su, İnanç, Halk İnanışı, Edebiyat.
Kazak şâir Şákárim ve şiirleri üzerine bir inceleme
XIX. yüzyılın ikinci yarısında doğan Şákárim Qudayberdiuly, Kazak millî edebiyatının temsilcileri arasında yer almakta ve Kazak ulusal kimliğini yansıtmakta en ön sıralarda bulunmaktadır. Kazak ve Türk Dünyası edebiyatları için önemli bir şahsiyet olan Şakarim'in önemini kavrayabilmek amacıyla bir çalışma yapmaya karar verdik. Çalışmamızda Şákárim'in toplamda yüz yirmi beş şiirini Türkiye Türkçesine aktardık ve çeşitli açılardan incelemesini yaptık. Şiirleri incelerken Şakarim'in ansiklopedik kişiliğine ve engin entelektüel birikimine şahit olduk. Giriş kısmında Şákárim'in hayatı, onun üzerine Kazakistan ve Türkiye'de yapılan çalışmalar, edebî şahsiyeti, dili ve üslubunu inceleyip, eserlerinin muhtevasından bahsettik. "Şákárim'in Şiirlerinin İncelemesi" başlıklı birinci bölümün alt başlığı "Din"dir. Burada, Şákárim'in din ve tasavvufu şiirlerinde nasıl işlediğini ortaya koyduk. Din, iman, Kur'ân, peygamber kavramlarının şiirde nasıl yer aldığını örneklerle gösterdik. İkinci alt başlık "Toplum"dur. Başlık altında yerli ve yabancı tarihî, efsânevî kahramanlar, şâirler Dede Korkut, Naduluşe, Nuşirevan, Hâfız-ı Şirazî, Fuzulî, Tolstoy vb. inceledik. Yine bu başlıkta resmî yayınlar olan gazete ve dergilere yer verilmiş, giyim kuşam adları, yemek, silah isimlerini irdeledik. Üçüncü alt başlık "İnsan"dır. Burada sevgili, sevgilinin dış görünüşü, saçı, kaşı, kirpikleri, boyu, sevgili karşısında aşığın durumu vs. Şákárim'in gözünden anlattık. Bu bölümün son alt başlığı "Tabiat"tır. Hayvanın değerini bilen Kazaklar deveyi saltanat; atı övünç; ineği kanaat ve koyunu da hazine olarak değerlendirip, büyük ve küçükbaş hayvanlara "Tórt túlik" adı vermiştir. Bu başlık altında at, koyun, kurt, tilki, aslan, oğlak, kartal, laçın, çalı kuşu gibi hayvanlara ve çeşitli bitkilere Şákárim'in bakış açısını yansıttık.
Türk kültüründe alkışlar (Dualar/iyi dilekler) ve kargışlar (Beddualar/kötü dilekler): Metin ve bağlam merkezli bir inceleme
Sahip olduğu maddi ve manevi, bireysel ve toplumsal varlık ve değerlerini koruma, insanoğlunun başlıca içgüdüleri ve temel gereksinimleri arasında yer alagelmiştir. Kendini koruma ve güvende hissetme, bu yöndeki psikolojik ve fizyolojik gereksinimlerini karşılama içgüdüsü, insanı birtakım yollara başvurmaya, çeşitli yöntemleri üretmeye yöneltmiştir. İnsanlık tarihinin hemen her döneminde ve farklı toplumlarda, genel olarak korunma ve güvenlik işlevleriyle kullanıldığı görülen, en basit ifadeyle "dilek, istek, övgü, yakarış ve tapınma sözleri" olan dualar ve beddualar da bu amaçla başvurulan yöntemler arasında yer almaktadır. İnanç ve kültür temelli söylem biçimleri olan duaların ve bedduaların, kendinden üstün, doğaüstü bir güce sığınma anlayışıyla, bireysel, toplumsal ve kültürel nitelikteki çeşitli bağlamlarda, tarih boyunca, her ihtiyaç duyulduğunda kullanıldıkları görülmektedir. Sözün büyülü gücü ve etkisi aracılığıyla elde edilen yararlarla gündelik yaşamın, inançların, değerlerin ve genel olarak kültürün çeşitli alanlarına yayılarak geçmişten günümüze taşınan dualar ve beddualar, kullanım sıklıklarına bağlı olarak, zamanla edebî birer tür haline de dönüşmüşlerdir. Farklı toplumlarda farklı isimlerle anılan bu dilek, istek, övgü ve yakarma sözlerinin Türk kültüründeki karşılıkları ise "alkışlar" ve "kargışlar" olmuştur. Çalışma; Türkiye'de henüz lisansüstü araştırmalara konu edilmediği görülen alkış ve kargış türlerinin Türk kültür tarihindeki başlıca görünümleri ile bu görünümlerindeki temel niteliklerinin belirlenmesine odaklanmıştır. Çalışmada alkışlar ve kargışlar, Türk kültür tarihindeki, gündelik yaşamındaki, ritüellerindeki, edebî tür ve alanlardaki art ve eş zamanlı görünümlerinden hareketle, bütüncül bir yaklaşımla incelenmiştir. İnsanlık tarihinin en erken dönemlerinden itibaren varlığına rastlanılan inanç, düşünce, eylem ve söylem biçimleri olarak konu, antropoloji, sosyoloji ve psikolojiyle, felsefe, mitoloji ve inançlarla, iletişim, dilbilim ve edebiyat incelemesiyle de yakından ilişkilidir. Bu bakımdan konu ele alınırken, insan ve toplumbilimlerinin disiplinlerarası bir kavşağı niteliğindeki halkbiliminin ve onunla yakından ilişkili olduğu bilinen, adı geçen disiplinlerin başlıca yöntem ve kuramlarından mümkün olabildiğince yararlanılmıştır. Bunlar arasından özellikle, konuyu bütün yönleriyle incelemeye olanak veren "Konuşmanın Etnografyası" kuramı, çalışmanın merkezine alınmıştır.
Batı Anadolu'da kabak kemane ve icra geleneği
Çalgı aletleri, ait olduğu toplumun coğrafi, sosyal ve ekonomik şartlarına göre şekillenir ve böylece ait olduğu toplumun kültürel özelliklerini yansıtır. Türk kültürünü yansıtan Türk yaylı çalgılarından birisi de kabak kemanedir. İlk olarak Orta Asya'da kullanıldığı kabul edilen kabak kemanenin sonraki dönemlerde Anadolu sahasında, toplumsal yapının ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendiği düşünülmektedir. Günümüzde, Türkiye'de geleneksel Türk halk müziği içerisinde oldukça önemli bir yeri olan kabak kemanenin, yerel icracılarının ve yapımcılarının yanında, kurumsal anlamda konservatuarlarda, TRT ve Kültür Bakanlığı korolarında pek çok profesyonel icracısı bulunmaktadır. Bu durum, kabak kemanenin Türk halk çalgıları içerisindeki önemini göstermektedir. Batı Anadolu'da Kabak Kemane ve İcra Geleneği adlı doktora çalışması kapsamında yaylı çalgıların tarihsel gelişimini inceleyebilmek için ilk olarak Anadolu sahasında ve dışında yapılan arkelolojik kazılardan elde edilen bulgular incelenmiş ve bu sayede bir yaylı çalgının bu arkeolojik kazılarda tespit edilip edilmediği üzerinde durulmuştur. Daha sonra bir yaylı çalgının ilk defa hangi yazılı kaynaklarda yer aldığı ve bu yaylı çalgının şekil ve yapı özellikleri hakkında fikir sahibi olabilmek için yazılı kaynaklar incelenmiş ve bir değerlendirme yapılmıştır. Kabak kemane benzeri bir çalgının Türk kültür sahasındaki durumunu tespit etmek amacıyla kabak kemane, Türk Dünyası bağlamında benzer çalgılarla karşılaştırılmış ve ortak kültürel unsurlar saptanmıştır. Kabak kemaneden farklı yapıya sahip çalgılar da incelenmiş ve böylece Türk kültür sahasında görülen yaylı çalgılar sınıflandırılmıştır. Çalışmamızın esas konusunu teşkil eden kabak kemane çalgısı; adlandırma, köken, çalgı sınıflandırması, yöreden yöreye farklı kesimler içerisindeki akort, yapı ve icra karşılaştırılması, çalgının repertuvarı, icra tekniği ve tavır özellikleri, kabak kemane icracıları, yerellik ve ulusallık bağlamlarında kabak kemanenin işlevleri değerlendirilmiş ve bazı sonuçlara ulaşılmıştır.
İstanköy-Yunanistan Türklerinin geçiş ritüelleri
Bireyin yaşamındaki dönüm noktalarına eşlik eden ritüellere "geçiş ritüelleri" adı verilmektedir. Geçiş ritüelleri, yer, durum, sosyal statü ve yaşla ilgili olan doğum, erginlenme, evlenme ve ölüm gibi evreleri kapsamaktadır. Bu bağlamda İstanköy Türklerinin geçiş ritüellerini konu edinen bu çalışmada, gözlem (doğal ortamda pasif katılımcı olarak) ve görüşme (yönlendirilmiş görüşme) tekniğiyle elde edilen verilerin yapısal bir incelemesi esas alınmıştır. Elde edilen veriler, "uygulama öncesi", "uygulama sırası" ve "uygulama sonrası" olmak üzere üç aşamalı olarak her geçiş ritüeli kendi içinde birimlere ayrılıp temel özellikleri tespit edilmiştir. Bu özellikler tespit edilirken Türk Dünyasının çeşitli topluluklarından da yararlanılmıştır. Çalışmada geçişritüellerinin millî kimliğin oluşmasında ve korunmasındaki önemi incelenmiştir. İstanköy Türklerinin hem Türkiye'ye yakın bir konumda bulunmaları, hem de adada yaşayan Türklerin birkaç köyde toplu hâlde yaşamaları, geçiş ritüellerindeki uygulamalarda Türk Dünyası ile aralarındaki organik bağın kopmamasına sebep olmuştur. Bu bağ, İstanköy Türklerinin millî kimlik bilinçlerinin oluşumunda etkili olmuş, adada sayısal olarak çoğunluğu elde bulunduran Yunanlar arasında asimile olmamalarını sağlamıştır. Çalışma, "Giriş", üç bölüm, "Sonuç" ve "Kaynakça"dan oluşmaktadır. "Giriş" bölümü, onbir alt başlıktan meydana gelmektedir. Tezin "Giriş" bölümünde Oniki Adaların isimlendirme problemi ele alınmış; Ege adalarının coğrafi özellikleri, tarihi, nüfusu ve ekonomik yapısı, sosyo-kültürel ve dinî hayatı, idari yapısı, güncel sorunları ve çözümleri ile Oniki Ada Türklerinde Türk kimliği konuları ele alınmıştır. Tezin "Birinci Bölüm"ünde öncelikle mit ve ritüel ilişkisi ele alınmış, geçiş ritüelleri hakkında bilgi verilmiştir. "İstanköy Türklerinin Doğum ve Sünnetle İlgili Ritüelleri", "İstanköy Türklerinin Evlilikle İlgili Ritüelleri" ve "İstanköy Türklerinin Ölümle İlgili Ritüelleri" başlıklarını taşıyan birinci, ikinci ve üçüncü bölümde ise, her bir bölüm ayrı ayrı "uygulama öncesi", "uygulama sırası" ve "uygulama sonrası" başlıkları altında yapısal olarak incelenmiştir. Tezin "Sonuç" bölümünde derleme çalışması sonucunda ulaşılan bulgulara genel bir çerçeve oluşturacak şekilde yer verilmiş, çalışmada yararlanılan kaynakların künyeleri ise "Kaynaklar" bölümünde yer almıştır. Anahtar Kelimeler: İstanköy Türkleri, geçiş ritüelleri, doğum, sünnet, evlenme, ölüm, millî kimlik.
İzmir'de yaşayan Balkan Türkleri ve müslümanlarının (Arnavutluk, Bulgaristan, Kosova, Makedonya, Yunanistan) geçiş dönemleri üzerine bir inceleme
"İzmir'de Yaşayan Balkan Türkleri ve Müslümanlarının (Arnavutluk, Bulgaristan, Kosova, Makedonya, Yunanistan) Geçiş Dönemleri Üzerine Bir İnceleme adını taşıyan çalışmamız bir saha araştırması olup İzmir'de yaşayan Arnavutluk ve Kosova'dan göç eden Müslüman Arnavutların; Bulgaristan, Makedonya ve Yunanistan'dan göç eden Türklerin "geçiş dönemi" olarak adlandırılan doğum, evlenme ve ölüm ile ilgili yapmış oldukları uygulamaları içermektedir. Bu sahaların seçilmesindeki amaç İzmir'de bu kitlelerin yoğun olması ve de böyle bir toplu çalışmanın daha önce yapılmamasıdır. Çalışma alanı olarak belirlemiş olduğumuz 11 ilçe ve bu ilçelere bağlı 20 köy ve mahalleden, 100 kaynak kişi ile iletişime geçilmiştir. Kaynak kişilerden elde edilen bilgiler görüşme yöntemi kullanılarak elde edildikten sonra sınıflandırılmıştır. Bu bilgiler öncelik, sonralık sırasına uyularak kullanılmıştır. Hazırlamış olduğumuz çalışma temelde; "Giriş", üç ana bölümü oluşturan "Doğum, Evlenme, Ölüm" bölümleri ve "Sonuç" kısmından oluşmakla birlikte; "Sözlü ve Yazılı Kaynakları", "Özgeçmiş" ve "Türkçe, İngilizce Özetleri" de içermektedir. Tezin giriş kısmı dört başlıktan oluşmakla birlikte, Balkanlar, Balkan Türkleri ve Müslümanları hakkında bilgiler verildikten sonra, çalışmamız için tercih ettiğimiz Arnavutluk, Bulgaristan, Kosova, Makedonya ve Yunanistan sahaları için kısa ve kılavuz niteliğinde Türkiye'de yapılmış olan bilimsel çalışmalarla ilgili bilgiler verilmiştir. Giriş'in son başlığını ise çalışmamızın konu, amaç, yöntem ve kaynak kişiler hakkında veriler bilgiler oluşturmaktadır. Tezin birinci bölümünde beş sahada yapılmış olan doğum ile ilgili uygulamalar anlatılırken ikinci bölümde evlenme, üçüncü bölümde ise ölüm ile ilgili yapılan uygulamalar verilmiştir. Bu bütün ana başlıklar öncesi, sırası ve sonrası şeklinde düzenlenmiştir. Sonuç kısmında ise yaptığımız çalışmalardan elde edilen çıkarımlar sıralanmakla birlikte; bu beş sahada devam eden, dönüşen, gelişen ve icat edilen gelenekler aktarılmıştır. Sonuç kısmının ardından ise Sözlü ve Yazılı Kaynaklar ile çalışmamıza yardımcı olan kişi ve eserler; Özgeçmiş ile kişisel bilgiler; Türkçe ve İngilizce özetlerle çalışmanın esası anlatılmıştır. Anahtar Kelimeler: İzmir, Balkan Türkleri ve Müslümanları, Geçiş Dönemleri, Doğum, Evlenme, Ölüm.
Kemalpaşa Tahtacı kültürü: Çınarköy örneği
Çınarköy, İzmir'in Kemalpaşa ilçesine bağlı bir Tahtacı köyüdür. 1950'li yıllardan önce bir Tahtacı yerleşim bölgesi değilken, Nif Dağı'nın eteklerinde yer alması ve bu bölgenin ormancılık mesleği için uygun bir coğrafyaya sahip olması sebebiyle, Çınarköy geçimini bu meslekten sağlayan Tahtacılar tarafından ilgi görmüş ve 1950'li yıllardan itibaren giderek bir Tahtacı köyü haline gelmiştir. Günümüzde orman işçiliğini büyük ölçüde bırakmış olsalar da, Çınarköylüler Tahtacı inanç pratiklerini ve geleneklerini büyük ölçüde sürdürmeye ve gelecek kuşaklara aktarmaya devam etmektedirler. Literatür tarama, gözlem ve yarı yapılandırılmış görüşme tekniklerine dayanan bu çalışma ile haklarında çok fazla araştırma bulunmayan Çınarköy Tahtacılarının inançları ve geleneklerini açığa çıkarmak hedeflenmektedir ve gelecekte bu kültürle ilgili başka çalışmaların da yapılması umut edilmektedir. Keywords: Animation, Movie, Gender, Walt Disney, Disney
Diyarbakır yöresi alevi ocakları: Tarih, inanç ve gelenek
"Diyarbakır Yöresi Alevi Ocakları: Tarih, İnanç ve Gelenek" adlı bu çalışmamızın Giriş kısmında, çalışmanın konu, kapsam, amaç ve yöntemi hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmamızın I. Bölümü'nde, Alevi inanç sistemi içerisindeki adlandırma sorunlarına tarihî referanslar aracılığıyla çözüm aranmış ve Aleviliğe özgü kavram ve terimler hakkında tespit, değerlendirme ve çözümlemelere yer verilmiştir. II. Bölüm'de yöredeki Alevi toplulukların tarihî geçmişi hakkında yazılı ve sözlü kaynaklar üzerinden tespit ve değerlendirmeler yapılmıştır. Bu bölümde, yöre tarihini konu edinen belge ve kaynakların yanı sıra, devlet arşivlerinden temin edilen Diyarbakır 16. yüzyıl tahrir defteri kayıtları ve saha çalışmalarında şahsî arşivlerden elde ettiğimiz şecerenâme, icâzetnâme ve erkân defteri gibi belgeler sözlü tarih ile karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve bu doğrultuda değerlendirmelere yer verilmiştir. II. Bölüm'de yöredeki Alevi ocakları tarafından gerçekleştirilen ritüeller konu edilmiştir. Yörede icra edilen cem ritüelleri ve diğeri inanç merkezli ritüeller üç ana başlık altında sınıflandırılarak haklarında ayrıntılı olarak bilgi verilmiştir. Çalışmamızın III. Bölümü'nde yöredeki Alevi ocaklarına mensup topluluklar arasında icra edilen cem ritüelleri halk bilimi kuram ve yöntemleri çerçevesinde yapı bakımından çözümlenerek yapısal birimlerine ayrılmış ve formüle edilmiştir. Bu yapısal incelemenin ardından, cem ritüelleri içerisinde yer alan hizmetlerden işlevsel özellikleri ve bunların değişimi hakkında tespit ve değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmamızın Sonuç kısmında ise yapılan tespit, değerlendirme ve incelemeler neticesinde elde edilen bulgu, öneri ve tartışmalara yer verilmiştir. Sonuç kısmının ardından, Kaynakça, Kaynak Kişi Dizini ve Ekler kısmı ile çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Alevi, Diyarbakır, Ocak, Cem, Ritüel.
Türk halk anlatmalarında olumsuz tipler -mit, destan, halk hikayesi
Türk halk anlatmalarındaki olumsuz tipleri konu edinen bu çalışma; mit, destan ve halk hikayelerindeki olumsuz tiplerin tespiti, tasnifi ve tahlilini esas almıştır. Çalışmada, bir metni oluşturan yapısal birimlerin organizasyonunu incelemede kullanılan yapısalcı yöntem tercih edilmiştir ve yapısalcı yöntemin uygulanışındaki farklılıklar değerlendirilerek, halk anlatmalarındaki olumsuz tiplerin tespitinde ve tasnifinde faydalanılabilecek özgün bir yöntem oluşturulmuştur. Bu yöntemin tutarlı bir şekilde uygulanabilmesi için çalışma, profesyonel anlatıcılar tarafından icra edilen halk anlatması türleri olan mit, destan ve halk hikayeleriyle sınırlandırılmıştır. Bu bağlamda, Türk boylarına ait mit, destan ve halk hikayelerindeki olumsuz tiplerin, metinler içerisindeki sistemli yapısını ortaya koymak hedeflenmiştir. Çalışmada; Altay, Başkurt, Hakas, Karaçay, Kazak, Kırgız, Özbek, Saha, Tatar, Türkiye (Anadolu), Türkmen ve Uygur Türklerinin sözlü ve yazılı geleneklerindeki mit, destan ve halk hikayelerinden altmış ikisi (boylar ve varyantlarla birlikte) incelenmiş ve bu metinlerde yer alan 303 olumsuz karakter tespit edilmiştir. Tespit edilen olumsuz karakterler metin içerisindeki rollerine bağlı olarak; "casus tip", "düşman tip", "düzmece kahraman tip", "hain tip", "hilekar tip", "masum veya tanrısal aptal tip", "rakip tip" ve "zalim ebeveyn tip" olmak üzere sekiz başlık altında tasnif edilmiştir. Olumsuz karakterler tespit ve tasnif edildikten sonra ortaya çıkan sekiz olumsuz tip hakkında metinlerden örneklerle bilgi verilmiştir. Ayrıca bu tasviri bilgi, sayısal verilere dönüştürülerek tablo ve grafiklerle gösterilmiştir. Böylece, olumsuz tiplerin nitelikleri hakkında objektif bilgi verme fırsatı doğmuştur. Olumsuz tiplerin nitelikleri hakkında bilgi verirken, onların varlık biçimleri, cinsiyetleri ve anlatma türüne bağlı değişim ve dönüşümleri değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra, halk anlatmalarındaki olumsuz karakterlerin metin içi ve metin dışı (birey ve toplum açısından) işlevleri tespit edilmiş ve bu işlevler hakkında örneklerle birlikte bilgi verilmiştir. Özgün bir araştırma yönteminin oluşturulması; Türklere ait mit, destan ve halk hikayelerindeki olumsuz tipleri bütüncül olarak ilk kez ele alınması, halk anlatmalarının şahıs kadrosu hakkında özgün bilgi sunulması ve olumsuz karakterlerin işlevlerinin değerlendirilmesi, çalışmanın kapsamlı ve özgün olmasını sağlamıştır. Bu nedenle, çalışmanın çıktıları hem Türkoloji alanında araştırma yapan bilim insanlarına hem de karakter tipolojisi, kötülük ve cinsiyet konuları hakkında çalışma yapan diğer disiplinlerden bilim insanlarına veri sağlayacak bir mahiyet kazanmıştır.
19. yüzyıl âşık edebiyatı temsilcilerinin eserlerinde geçen ayet ve hadisler
Türk halk edebiyatında önemli bir yere sahip olan âşık edebiyatı, XV. yüzyılda oluşmaya başlamış ve XVII. yüzyılda teşekkülünü tamamlamıştır. XIX. yüzyılda parlak bir dönem yaşayan âşıklık geleneği, bu yüzyılda güçlü temsilciler yetiştirmiştir. Kaynağı İslamiyet öncesine dayanan âşıklık geleneği, Anadolu'da tarikatların ortaya çıkmasıyla yaygınlaşan tasavvuftan etkilenmiştir. XIX. yüzyıl âşıkları eserlerinde kaynak olarak islami ilimlerden faydalanmışlardır. Bu yüzyılda yetişen âşıklar; şiirlerinde Kur'an-ı Kerim ve ayetlerinden, peygamber kıssalarından ve hadislerden bahsetmişlerdir. Bu dönemin âşıkları şiirlerinde savundukları düşünceyi ispatlamak için ayet ve hadisleri iktibasen, telmihen, aynen ya da mealen kullanma yoluna gitmişlerdir. Şiirlerde başta ilahi aşk olmak üzere yaratılış, sabır, tevekkül, zikir, peygamber kıssaları, ölüm, nefis gibi konular işlenmiştir. Çalışmamızda literatür taraması yapılmış ve araştırma konusu ile ilgili yazılı kaynaklar temin edilmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi yapılarak elde edilen veriler toplanmış ve içerik analizine tabi tutulmuştur. XIX. yüzyıl âşık edebiyatı temsilcilerinin eserlerinde geçen sure, ayet ve hadisler tespit edilmiş, şiirlerde kullanılan sure, ayet ve hadislerin açıklamaları verilmiştir. Şiirlerde kullanılan sure, ayet ve hadis sayıları da tespit edilerek ayetlerin ve hadislerin kullanılma nedenleri açıklanmıştır. Yapılan inceleme neticesinde XIX. yüzyılda yetişen âşıklar içerisinden otuz yedi âşık şiirlerinde ayet ve hadislere yer vermiştir. Bu yüzyılda yetişen âşıklar şiirlerinde yetmiş bir sure, yüz elli iki ayet ve yirmi iki hadis kullanmıştır. XIX. yüzyıl âşıkları şiirlerinde en çok A'raf suresi 172. ayet, Bakara suresi 31. ve 117. ayetler, Kehf suresi 65. ayet ve Zuhruf suresi 32. ayeti kullanmışlardır. Şiirlerde en çok kullanılan hadisler ise; Men arefe nefsehû fekad arefe rabbehu, Levlâke levlâk mâ halaktü'l-eflâk, Lâ fetâ illâ Ali la seyfe illâ Zülfikar ve Mûtû kable en temutu şeklindedir. XIX. yüzyıl âşık edebiyatı temsilcilerinin şiirlerinde Kur'an-ı Kerim ve ayetleri, hadisler konu olarak yer edinmiş ve bu dönem âşıkları anlatmak istedikleri düşünceyi ayet ve hadislerle desteklemişlerdir.
Kitâb-ı Dede Korkut'ta diplomatik lisân: Halkbilimi bakımından bir anlam incelemesi
Bu çalışmada, Dede Korkut Hikâyelerinin diline halkbilimi nazariyeleri açısından ve bütüncül bir gözle yaklaşılmıştır. Dede Korkut Hikâyelerinin diline bakarak Oğuzların kültür, inanç ve zihniyeti tespit edilerek kimin, kiminle, niye, ne zaman, nasıl ve neyle çatıştığı veya uzlaştığı konusu ele alınmıştır. Kelimelerin anlamlarını yalnız karşıladıkları nesne, olay, durum, hareket, iş, oluş, kılış, yapış, ediş ve eyleyişler tayin etmezler. Dili konuşan insanların bilgi, görgü, tecrübe ve değerleri de anlamların muhtevasının oluşmasında büyük bir etkiye sahiptir. Değerler dünyasının tayin ettiği normlara riayet etmek gizli bir uzlaşma anlamına gelmektedir. Değerler dünyasının koymuş olduğu kuralların ihlal edilmesi ise toplumda çatışmaya sebep olmaktadır. Değerler dünyası, hâkim olanla tâbi olan arasındaki münasebetlerin seyrini belirleyici bir özellik ve güce sahip olduğu için de ayrıca dikkate değerdir. ?Tahakküm? ve ?direniş?in sistematik bir yapıya kavuşmasında değerler dünyasının büyük payının olduğu görülmektedir. Toplumun işleyişini belirleyen bu kurallar bütünü dilde kalıp şeklinde muhafaza edilmektedir. Dede Korkut Hikâyelerinin dilinin, Oğuzların hayatını ve zihniyetini tam manasıyla yansıtırken; çatışma ve uzlaşmada ikna, inandırma, kandırma, bilgilendirme, eleştirme, protesto etme, meşruiyet sağlama, iletişim kurma ve estetik değer oluşturma gibi işlevleri de yerine getirdiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Halkbiliminde anlam, diplomatik dil, çatışma dili, uzlaşma dili.
Eyüp oyuncakçılığı geleneği ve geleneksel Eyüp oyuncakçısı
İstanbul'da ortaya çıkan ve geçmişini 17. yy'a kadar dayandırabildiğimiz "Eyüp Oyuncakları", sağlıklı ve doğal malzemelerle üretilen, Eyüp semtine has oyuncakçılık geleneğinin ilk adıdır. Bu çalışmada; 17. yy'dan itibaren öyle ya da böyle varlığını koruyan ve dayanağı neredeyse 500 sene olan oyuncakçılık geleneği halk bilimsel bir bakış açısı ile ele alınmıştır. Bu çalışmada öncelikle mekân ve kültür ilişkisi bağlamında oyuncakçılık sektörünün hangi sebepler ile Eyüp'te ortaya çıktığına, tarihsel olarak nasıl bir süreç geçirdiğine ve oyuncak ruhunun tüm Anadolu'ya nasıl sirayet ettiğine odaklanılmıştır. Sadece oyuncak üretimi değil kültür aktarımı açısından da önemli olan Eyüp Oyuncakları, 2005'te bir koruma modeli olarak yeniden canlandırma bağlamında tekrardan görünür olmuş ve Tarihî Eyüp Oyuncakları adı ile anılmıştır. Çalışmada aktarılmaya çalışılan bir diğer konu ise; bu isimle beraber ortaya çıkan proje, yapılan etkinlikler, oyuncakların hem ülke içinde hem de ülke dışında olan yaygın etkisi, oyuncakların kolektif bilinçaltında nasıl yer ettiği, yaşlıların hafızasında nasıl yaşadığıdır. Çalışmada yer verilen bir diğer başlık ise; bu proje ile sadece oyuncak üretimi değil işsiz kadınların istihdamının da göz önünde bulundurulmuş olması ve burada istihdam edilen, aldığı eğitimi daha da geliştirerek ilerleyen Şennur Ülker isimli girişimcinin açtığı Geleneksel Eyüp Oyuncakçısı isimli müze- atölyedir. Burada ortaya çıkan işlerin ne kadar geleneksel olduğu, üretilen oyuncakların folklor ile fakelore arasında hangi noktada durduğu aktarılarak bu geleneğin icat edilmiş bir gelenek olup olmadığı sorgulanmıştır. İstanbul'un Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne girmiş olan bu geleneğin yaşatıldığı müze- atölye içerisindeki deneyim olanakları, hikâyeler ile kültür aktarımına nasıl yön verildiği; tarihsel süreçte kayda geçen oyuncaklar ile burada üretilen oyuncakların farklı ve benzer yönleri; oyuncaklar ile folklorizm arasındaki bağlantı farklı açılardan ele alınarak analiz edilmiştir.
Çok mekânlılık bağlamında Yunus Emre mezarları
Halk bilimi disiplininde çok mekânlılık, anlatı kahramanlarının birden çok yerde doğduğuna veya öldüğüne inanılmasını ifade eden bir kavramdır. Sözlü kültürün bir yaratımı olan pek çok anlatı kahramanı ile ilgili yeteri kadar bilgi bulunmaması, hayatlarıyla ilgili bilginin daha çok sözlü kültür içinde varolması, bu şahsiyetleri belli bir mekâna yerleştirmeyi zorlaştırmaktadır. Anlatı kahramanlarının biyografilerini oluşturan efsane ve menkıbe türü, anlatı kahramanlarının birden fazla yerde doğduğuna veya öldüğüne inanılmasını kolaylaştırmaktadır. Türk kültür tarihinde tarihî ve menkıbevî kişiliği içiçe geçerek akademik tartışmaya konu olmuş çok sayıda çok mekânlı anlatı kahramanı vardır. Bunlardan belki en dikkat çekeni 13. yüzyılda yaşadığı bilinen Yunus Emre (1240-1320)'dir. Hayatı hakkındaki yazılı kaynaklar yetersiz olan Yunus Emre, hakkında üretilen biyografiler ve şiirlerle bir anlatı kahramanıdır. Yunus Emre'nin biyografisi ve şiirlerindeki varyantlaşma mezar yerlerinde de görülmektedir. Türkiye'de 14 yerde mezarı tespit edilen Yunus Emre, çok mekânlı bir anlatı kahramanıdır. Yunus Emre'yi bir anlatı kahramanı olarak kabul edip, mezarları örneğinde halk bilimsel yaklaşımlarla incelemek gerekli ve önemlidir. Bu tezde Yunus Emre, çok mekânlılık kavramı açısından incelenmiş, çok mekânlılığı oluşturan dinamikler Yunus Emre mezarları örneğinden hareketle ortaya konulmuştur. Yunus Emre'ye ait olduğuna inanılan 14 mezar yerinde 2017, 2018 ve 2019 yıllarında yapılan alan çalışmasıyla mekânlarda oluşan Yunus Emre belleği tespit edilmiştir. Daha sonra alandan elde edilen bilgiler, çok mekânlılık bağlamında halk bilimi yaklaşımlarıyla değerlendirilmiştir. Buna bağlı olarak çok mekânlılığı ortaya çıkaran dinamikler, anlatı ve fakelore temelinde gelişme göstermektedir. Mekân ve anlatı ilişkisinde yerelleşme, bellek aktarımı ve rüya anlatılarının etkili olduğu ve çok mekânlılığa olanak sağladıkları görülmüştür. Mekânın fakelore, icat edilmiş gelenek ve folklorizmle olan ilişkisinde ise mezar yeri üzerine yapılan tartışmalar ve mekânlardaki uygulamalarda bu kavramların etkili birer unsur oldukları tespit edilmiştir. Bu çalışmada çok mekânlılık kavramı Yunus Emre mezarları özelinde halk bilimsel bir bakışla değerlendirilip, anlatı ve fakelore eksenindeki ilişkilerin söz konusu olgunun sebeplerini oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu tez aynı zamanda, çok mekânlı anlatı kahramanları ve Yunus Emre üzerine çalışma yapmak isteyen araştırmacılara halk bilimi perspektifinden yeni ve çok yönlü bakış açıları sunmaktadır.
Tören yemeği ve kültürel mekân ilişkisi: Mevlit geleneği
Toplumsal uygulamalar, birliği ve dayanışmayı sağlar. Her toplumun kendine özgü inanışları ve ritüelleri bulunmaktadır. Dünya üzerinde mekân ve anlam arayışı içinde bulunan insan ritüeller aracılığıyla davranışlarını düzenlemiş ve sistemli bir hâle getirmiştir. Ritüellerde toplumun ortak düşünce ve davranış biçimlerini, ortak hafızalarını görmek mümkündür. Bu çalışmada ritüelleri meydana getiren unsurlar ile birlikte mekân, yemek ve insanla ilişkisi, Türklerde geçiş törenleri, Mevlit törenlerinin geçmişi ve bugünü incelenmiştir. Mevlit törenlerinin çeşitli nedenlerle gerçekleştirildiği görülmüştür. Mevlit törenlerinin icra edildiği yerlerde yiyecek okutulmasının kutsal olana yakınlık kurmak amacıyla yapıldığı gözlemlenmiştir. Mevlit törenleri ile toplumun dini yaşayış biçimi şekillenmiştir. Zaman içerisinde gelenek hâline gelen Mevlit törenleri toplumsal dayanışmanın ve paylaşmanın sağlandığı mekânlar olmuştur. Dinin emekle ve ibadetle yakın ilişkisi Mevlit geleneğinin özünü oluşturduğu saptanmıştır. Mevlit törenlerinin yemek, mekân ve okuyucu unsurlarının somut ve somut olmayan mirasa etkileri tespit edilmiştir. İcra edilen Mevlitlerde tören yemeklerinin işlevinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Mevlit törenlerinin kültürel hafızanın ve geleneksel tecrübenin aktarılmasındaki rolü ele alınmıştır.
Toplumsal uygulamalar açısından Ayaş mutfağı
Toplumlar arasında ortaya çıkan beslenme anlayışları ve kültür unsurlarının, birbirlerinden ayrı düşünülemeyecekleri bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla ulusların sahip oldukları hayat görüşleri doğrultusunda şekil verebildikleri mutfak kültürleri, mevzubahis konuyu UNESCO beraberliğinde imzalanan Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi ile ilişki kurmasını da beraberinde getirmektedir. Eski ve köklü bir geçmişe sahip olan Ankara'nın Ayaş ilçesi mutfak kültürü de farklı disiplinler tarafından incelenmekte ve Somut Olmayan Kültürel Mirasın beş ana başlığına da uygun düşmektedir. Buna istinaden gerek daha önce yapılan çalışmaların yetersizliği gerekse de yapılacak olan yeni çalışmalara ışık tutması düşüncesiyle yürütülen bu tez çalışmasında Ayaş ilçesi mutfak kültürü, Somut Olmayan Kültürel Mirasın 'toplumsal uygulamalar, ritüeller ve şölenler' alt başlığı doğrultusunda ele alınıp incelenmiştir. Dolayısıyla Ayaş ilçesine bağlı Akkaya, Başayaş, Başbereket, Bayat, Bayram, Cuma, Çiğdemci, Evci, Feruz, Gençali, Gökçebağ, Gökler, Hocasinan, Ilıca, İlhanköy, Mahkeme, Oltan, Ortabereket, Pınaryaka, Tekke, Ulupınar, Uluyol ve Yağmurdede mahallelerinde derleme yöntemi kullanılarak alan araştırması yapılmıştır. Kadın, erkek, yetişkin ve yaşlı olmak üzere toplam 53 kaynak kişiyle derleme yapılarak çeşitli uygulamalara da yer verilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucu Ayaş ilçesi mutfak mimarisi, kış hazırlıkları, yemek çeşitleri, törensel yemekleri, sofra adabı ve yemek duaları tespit edilerek elde edilen tüm veriler elektronik ortama kaydedilmiştir. Çalışmanın en önemli kısmını oluşturan ve toplumsal uygulamalar açısından ele alınması amaçlanan Ayaş mutfağının törensel yemekleri ise; doğum, evlenme, ölüm ve uğurlamalar aşamalarından oluşan geçiş dönemleriyle; ramazan ayı, ramazan bayramı, kurban bayramı ve kandilleri içeren kutsal günleriyle; adak sofraları ve Zekeriya sofraları adı altında ele alınan istek-dilek sofralarıyla; çiğdem, nevruz, Hıdırellez, koç katımı, saya gezme, hasat kaldırma, bağ bozumu, toplu sağım, yağmur duaları, dut ve domates festivali gibi çeşitli kutlamaların gerçekleştirildiği mevsimlik törenler ve festivalleriyle, son olarak ferfene geleneği, oduna gitme, temel atma, çatı kapatma gibi insanları bir araya getiren birtakım kadın ve erkek toplantılarıyla yeni bir sınıflandırmaya gidilmiş ve adı geçen törensel yemekler bereket ritüelleriyle birlikte ele alınmaya çalışılmıştır. Bahsi geçen törensel yemeklerin geçmişte nasıl kutlandıkları sorgulanmış, böylece zaman içerisinde uğradıkları değişimler de saptanmıştır. Modernleşme ve beraberinde getirilen teknolojik gelişmelerin, Ayaş mutfak kültürünü de etkisi altına aldığı ve söz konusu yeniliklerin mutfak mimarisinden mutfak araç gereçlerine, çeşitli kutlamalar sırasında gerçekleştirilen uygulamalardan kış hazırlıklarına kadar birtakım değişikliklere yol açtığı da tespit edilmiştir. Yine Türk kültüründe bulunan birtakım kodlamaları yansıtması ve bunları geleceğe aktarması açısından önemli bir yeri olan mutfak kültürüne; sosyalleşme, birey ve grup kimliğini oluşturma ve psikolojik rahatlama gibi çeşitli misyonlar yüklendiği de analiz edilmiştir.
Beşiktaş Jimnastik Kulübü Çarşı Grubu örneği üzerinden taraftar folklorunun incelenmesi
Geçmişi milâttan önceye dayanan, 19. yüzyılın ortalarında kuralları belirlenmeye başlanan ve kurumsallaşan futbol, 21. yüzyıla gelindiğinde dünya genelinde sayıca en çok oyuncuya, taraftara ve izleyiciye sahip olan spor dalı olarak yerini almıştır. Futbolun diğer spor dallarıyla kıyaslanamayacak kadar yoğun bir ilgi gördüğü ve sosyal hayatın her alanına etkili olduğu bir gerçektir. Türkiye'de de benzer bir durum söz konusudur. Sosyal bilimlerin çeşitli alanlarıyla çalışma konusu olarak ele aldığı; futbol, futbol endüstrisi, futbol kulüpleri, kulüp yönetimleri ve taraftar gruplarıyla ilgili akademik çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmaların alanları; spor yönetimi, spor sosyolojisi, pazarlama, halkla ilişkiler, reklamcılık, siyaset bilimi, işletme, ekonomi gibi dallarla sınırlı kalmıştır. Popüler kültürün yanı sıra halk kültürünün de önemli ögelerini barındıran ve sportif etkisinin dışında halk bilimsel boyutu oldukça önemli olan futbol ve futbol taraftarları, halk bilimi alanında birkaç tez ve makaleyle ele alınmıştır. Türkiye'deki futbol literatüründe 'dört büyükler' olarak tâbir edilen takımlardan biri olan Beşiktaş Jimnastik Kulübü, tanınmış ve etkili bir taraftar grubu olan Çarşı'ya sahiptir. Taraftar grubu Çarşı'nın bir araya gelmesini, grubun birlikte hareket etmesini sağlayan ve Çarşı üyelerinin fanatiklik ekseninde beslendiği gurur, minnet, tatmin gibi duygularla ortaya çıkardığı folklorik unsurlar tezin konusunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda tezde futbol taraftarlarının oluşturduğu ortak bilinç, kültürlenme süreci, ritüel, gelenek, sözlü-yazılı kültür ve duygulardan hareketle kolektif davranış biçimlerinin bir "taraftar folkloru" oluşturduğu hipotezinden yola çıkılmıştır. Beşiktaş Jimnastik Kulübü ve taraftar grubu Çarşı örneği üzerinden taraftarlar, yalnızca futbolun bir aktörü olan insan yığını olarak değil; belirli bir amaç ve duygu etrafında toplanmış bir halk birimi ve topluluk olarak ele alınmıştır. Taraftarlar çeşitli duygularla takımlarına bağlanırlar ve bu bağlanma şekilleri de farklılık gösterir. Grup motivasyonunu sağlayan duygular ve bu motivasyondan hareketle ortaya çıkan taraftar üretimleri ve ritüelleri aynı zamanda taraftar folklorunun genetiğini taşıyan çeşitli gelenek, kültür ve değerleri oluşturur. Böylece taraftarlar öğrendiklerini ve ürettiklerini yaşamları boyunca kendilerinden sonraki nesillere aktararak bir kültürel miras taşıyıcılığı da yapar. Bu organik yapılanma içerisinde yaşadığı milletin, kültürün, tarihin, şehrin, semtin izlerini taşır. Bu kapsamda tezde, Beşiktaş Jimnastik Kulübü taraftar grubu Çarşı örneği ile bir halk kitlesi olan taraftarların ortak duygu, düşünce, davranış biçimleriyle inşa ettikleri ve ürettikleri halk bilimsel unsurlar belirlenmeye çalışılmıştır. Kaynak taraması sonucunda elde edilen bilgiler, analizler ve gerçekleştirilen görüşmelerle 'taraftar folkloru' tanımına bilimsel ve akademik bir nitelik kazandırmak amaçlanmıştır.
Ankara ili Bala ilçesi halk hekimliğinde ocaklık geleneği
İnsanlığın topluluk içerisinde yaşamasından bu yana hayatlarını sürdürebilmelerinin başında sağlık konusu gelmiştir. Hastalıklar karşısında çaresiz kalan insan, yaşadığı doğada çeşitli bitkisel, hayvansal ya da madenî materyallerden elde ettiği unsurlarla ilaçlar yapmıştır. Deneme-yanılma yoluyla bir şekilde hayatta kalmanın yolunu bulan insan, doğa unsurlarından doğal ürünler elde etmenin yanında inanca dayalı ritüel ve uygulamalar da meydana getirmiştir. Dolayısıyla insanoğlu bu durumla bilgi ve deneyim elde etmiştir. Din ve inanç, doğadan elde edilen materyallerle birleşmiş ve çeşitli hastalıkların teşhis edilmesinden ziyade doğrudan tedavi edilmesi sağlanmaya çalışılmıştır. Başlangıçta dinî-sihrî güçleri olduğuna inanılan kişilerin tedavi etmesine dayalı yöntem ve uygulamalar bütünü günümüz halkbilim çalışmalarında halk hekimliği uygulamalarıyla sınıflandırılmıştır. Bu çalışma belli başlı amaçlar doğrultusunda ortaya koyulmuştur. Birincisi, Bala'da bulunan halk hekimliğine ilişkin ocaklık geleneği ve söz konusu geleneğe ait uygulama ve pratikleri tespit etmek ve bunları kayıt altına almaktır. Bununla birlikte bir diğer amaç ise, ocaklık geleneğinin eski Türk inanç sisteminde yer alan temel kodlarla açıklamaktır. Çalışma alan araştırmasından elde edilen verilerin zaman zaman diğer yörelerden derlenen verilerle karşılaştırılmasına dayalı bir yöntemle inşa edilmiştir. Çalışmanın ilk iki bölümü halk hekimliğine ve eski Türk inanç sistemine ait temel kavramlar üzerinedir. Son bölümde ise alandan derlenen verilerin aktarılması ve yorumlanmasını içermektedir.
Bursa/Gemlik'te su kültü ve iyeleri
Su, yaratılışın özüdür. Mitlerde anlatılan evrenin toprağı su içerisinden çıktığı gibi insanın özünü oluşturan da sudur. Evrenle bütünleşen su kutsallık kazanmıştır. Gemlik ve köylerinde su kültü ve su iyesi üzerine derleme çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalarda su kültünün; yağmur duasına, halk hekimliğine ve geçiş dönemlerine yansıdığı tespit edilmiştir. Yağmur duasındaki ritüellerin kaynağı bilinmese de eski Türklerdeki yağmur çağırma ritüellerinin günümüze yansıması halidir. Halk hekimliğinde ise insanlar deneme – yanılma sayesinde buldukları tedavi yöntemlerinde su kültü ön plana çıkmıştır. Tedavi yöntemlerinde suyun kutsallığından faydalanıldığı tespit edilmiştir. Ek olarak su, eşik görevi görmektedir. Eşik ise evrenin ve insanın geçişini göstermektedir ve bu geçişte yardımcı olan sudur. Geçiş esnasında kötü ruhlara karşı korunmasız olan kişiyi su korumaktadır. Gemlik'te tespit edilen bir diğer konu ise "su iyeleri"dir. Su iyeleri, koruyucusu olduğu bölgeyi korumaktadır ve bu bölgelere yapılan hakaretlere karşı insanları cezalandırmaktadır. Bu yüzden Gemlik halkı kendilerini korumak için sudan izin alma ya da suyu kirletmeme gibi çeşitli uygulamalara gitmişlerdir. Su iyelerinin insanları cezalandırmalarından yöre halkında çeşitli adlandırmalara sebep olmuştur. Bu adlandırmalar genellikle iyi-kötü olarak farklılaşmıştır. Çalışma yapılan köylerde kötü ve insanlara zarar verdiği düşünülenlere "cin, üç harfli, şeytan, çinka" (Çinka, Laz köylerinde verilen Lazca isimdir.) isimleri verilirken; iyi, güzel ve zarar vermeyenlere ise genellikle "su perisi" adı verdikleri gözlemlenmiştir. Köylerde genellikle akan su (dere, nehir vb.) kenarında var olduğuna inanılan iyelerin, isimleri farklılık gösterse de betimlemeleri benzerlik göstermektedir. Ay ışığında beliren sarı saçlı su iyesi (su perisi) hemen hemen her köyde yer almaktadır. Akan sular dışında insan eliyle yapılan yapıları da su iyeleri korumaktadır. Çeşmelerin, hamamların, değirmenlerin ve su kuyularının koruyucu ruhları su iyeleridir. Su iyelerinin bu bölgelerde var olduğu inancı, insanlar üzerinde belli bir kuralları ve uygulamaları ortaya çıkarmıştır. Gemlik köylerinde ise yer alan uygulamalar yine kendilerini korumak ve iyelerin kendisine zarar vermesini engellemek amacıyla yapılmaktadır. Tezin amacı geçmiş dönemlerde özellikle su iyeleri üzerine tez kapsamında çalışmanın yer almamasıdır ve bu çalışma hem Gemlik hem de su kült ve iyeleri üzerine yapılan nadir çalışmalardan biridir. Gemlik ilçesine bağlı köyler ve beldelere gidilerek derleme (saha çalışması) yapılmıştır.
Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi açısından Bitlis/Ahlat taş işlemeciliği
Taş işlemeciliği, doğal taşların maden ocaklarından çıkartılarak geleneksel yöntemlerle işlenmesine verilen addır. Kültürel miras varlıklarının oluşmasında önemli bir malzeme olan taş üzerine ait olduğu kültürün motiflerinin yapılması sonucunda kültür taşıyıcısı ürünlerden birine dönüşür. Bu kültürel aktarım aracını oluşturan el sanatı taş işçiliği, taş işlemeciliği veya taş süsleme olarak açıklanmaktadır. Bu çalışma, Bitlis/Ahlat ilçesinde bin yıllık geçmişi bulanan, gelenek halini almış, çevresinde inanışlar ve uygulamalar gelişmiş Ahlat taş işlemeciliğinin halk bilimsel bir anlayışla belgelenmesini ve korunması yönünde atılacak adımlara katkı sunmayı amaçlamaktadır. Tarihî taş yapıları ve mezar taşları ile ünlü Ahlat şehri, zengin taş madenleri nedeniyle el sanatına adını vermiştir. 11. yüzyılda Türk milletinin Anadolu'ya gelişiyle şekillenmeye başlayan taş işlemeciliği sanatının etrafında oluşan halk mimarisi örnekleri Bitlis/Ahlat ilçesinin tarihini ve Türk kültüründeki yerini belirlemiştir. Taş işlemeciliğinin tarihsel olarak geçirdiği süreç ve gelişimler bu taş yapıların kitâbeleri ışığında yapıyı yapan ustaların verdiği bilgilerle açıklanmaktadır. Her biri sanat eseri olan Ahlat Taş İşlemeciliği ürünlerini meydana getiren el sanatı geleneğinin gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için uygulanabilecek koruma yaklaşımları bu çalışmada açıklanmıştır. 1972 Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunmasına Dair Sözleşme ile başlayan kültürel mirası koruma yaklaşımları kronolojik olarak açıklanmış, koruma teriminin tanımına yapılan eklemeler detaylandırılmıştır. Bu kapsamda UNESCO'nun 2003 yılında kabul ettiği Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesinde kültürel mirasa getirdiği yeni anlam ve yeni koruma yaklaşımlarının sonuçları taş işlemeciliği özelinde ele alınmıştır. Günümüzde varlığını mahalli bir boyutta sürdüren taş işlemeciliği geleneği SOKÜM Sözleşmesi kapsamında korunmaya ihtiyaç duyan el sanatları içerisinde kendine yer bulmaktadır. Sözleşmenin koruma yaklaşımları ve kültürel miras terimi çerçevesinde Ahlat taş işlemeciliğinin uygulayıcıları ve yöre halkı için anlamı, aktarımında gerçekleştirilen usta çırak ilişkisi, sanattaki değişim, dönüşüm ve sanatın sorunları ele alınmıştır. Ayrıca Ahlat taş işlemeciliğinin geleneksel meslek olarak yaşatılmasının halk mimarisi açısından önemine değinilmiştir.
Çorum Alevileri'nde kamberlik geleneği
Bu çalışmada, Aleviliğin kurumsal bir yapı kazanmasında ve bu yapının sürdürülmesinde önemli bir yere sahip olan cemlerde, önemli bir yeri olan kamber ya da zâkirler üzerinde durulmuştur. Kamberlik geleneğinin Çorum yöresi Aleviliğindeki yerini, kamberlerin başıca icra ortamı olması nedeniyle cemlerden yola çıkarak ele alan çalışmamızın ?birinci bölüm?ünde, cemlerin yapısı ve icra biçimleri, cemlerin sahip olduğu dinsel ve sosyal işlevler ile cemlerdeki on iki hizmet erbabının görevleri, sözlü kaynaklardan elde elden veriler ve yapılan gözlemler ışığında anlatılmıştır. Cemler hakkındaki bu kapsamlı bilgilendirme, kamber ya da zâkirlerin icra ortamları ve işlevleri hakkındaki bilgileri de içermektedir.Tezimizin ?ikinci bölüm?ünde, sözlü geleneğin kamberliğin kökenleri hakkındaki düşünce ve yorumları ile kamberlerin toplumsal statüleri ve işlevleri üzerinde durulmuştur. Çalışmamızın ?üçüncü bölüm?ünde geleneğin kamberlerde aradığı temel özelliklerin yanı sıra, kamberlik mesleğine geçiş süreci, kamberlerin icra ortamları, icra zamanları ve icra biçimleri ele alınmıştır. Çorum yöresi Aleviliğindeki kamberliğin yaşayan boyutuna odaklanan çalışmamızın son bölümü olan ?dördüncü bölüm?de Çorum yöresinde halen yaşayan kamberlere örnekler verilmiş, onların biyografileri ve eğer doğaçlama yeteneğine sahip iseler deyiş örnekleri aktarılmıştır.Çalışmamız sırasında ele ettiğimiz sonuçları içeren ?Sonuç? kısmını, çalışmamızı hazırlarken yararlandığımız yazılı ve sözlü kaynaklarla ilgili bilgileri içeren ?Kaynakça? kısmı izlemiştir. ?Ekler? başlığı altında da görsel malzemeye yer verilmiştir.Anahtar Kelimeler: Alevilik, Çorum, Cem, Kamber, Zakir
Cem zâkirliği ve Aşık Murtaza Şirin
Cem Zâkirliği ve Aşık Murtaza Şirin olarak adlandırdığımız çalışmamız giriş, Cem Töreni ve Zâkirlik, Aşık Murtaza Şirin, sonuç, kaynakça ve ekler olmak üzere altı bölümden oluşmuştur.Birinci bölümde cem töreni ve zâkirlik üzerinde durulmuştur. Bu bölümde cem törenin kökeni, türleri ve cem töreninde on iki hizmet sözlü ve yazılı kaynaklardan faydalanılarak anlatılmıştır. Cem törenindeki on iki hizmetten biri olan zâkirliğin kökeni, görevleri, eğitim süreci üzerine bilgi verilmiştir. Bu bağlamda Murtaza Şirin örneklemesi yapılmıştır. Murtaza Şirin'in zâkirlik yaptığı bir cem töreninin akışı aktarılmıştır ve cem törenlerinin çeşitleri anlatılmıştır.Çalışmamızın ikinci bölümünde Âşık Murtaza Şirin anlatılmıştır. Murtaza Şirin'in doğumu, hayatı, âşıklığa başlaması, mahlas alışı, bağlı olduğu Alevî ocağı, musahip kardeşi, katıldığı şenlik ve programlar, aldığı ödüller hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca bu bölümde Murtaza Şirin'in şiirleri türlerine göre sınıflandırılmış ve incelenmiştir.Çalışmamızın kaynakça bölümünde faydalanılan eserlerin künyesi belirtilmiştir.Sonuç bölümünde ise çalışmamızın sosyal bilimlere getirmiş olduğu katkı üzerinde durulmuştur. Son olarak ekler bölümünde Murtaza Şirin'in seçilen yüz elli şiirine yer verilmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Âşık2.Zâkir3.Cem4.Alevîlik5.Şiir
Sinemada halk hikayelerine metinlerarası bir bakış
Bu çalışmada, sözlü kültürde yer alan halk hikâyeleri ile Türk sinemasında halk hikâyelerini konu edinen filmler arasındaki bağlantı metinlerarasılık teknikleri ile irdelenmiştir.Genellikle yazılı ve sözlü metinler arasında düşünülen metinlerarası ilişkiler sözlü kültür ve görsel metinler arasında pek düşünülmemiş ve incelenmemiştir. Halk hikâyelerinin genel karakteristik özellikleri ile filmler arasında biçim ve teknik açısından birçok benzerlik bulunması yanında halk hikâyelerinin birebir bir filmin olay örgüsünü de oluşturabileceği görülmüştür. Bu olay örgüsü esnasında anlamsal ve biçimsel birçok değişiklik meydana gelmiştir.Bu değişiklerin boyutu da Gerard Genette baştaolmak üzere diğer yazarların yaklaşımları dikkate alınarak halk hikâyelerinin; sinema filmine dönüşüm süreci ve bu süreç sonunda ortaya çıkan filmlerin günümüzün halk anlatısı ihtiyacını karşılayarak kaynak metin olma yoluna gittiği görülmektedir. Bu süreç söz konusu metinlerarasılık yöntemleri ile açıklanmaya çalışılmıştır.
Cumhuriyet döneminde (2005'ten günümüze) Bursa Irgandı Köprüsü'ndeki geleneksel el sanatları üzerine halk bilimsel bir inceleme
El sanatları, milli duyguları, milli karakteri yansıtan en önemli kültürel mirastır ve bir disiplin olarak Halk Bilimin temelini oluşturur.Osmanlıya başkentlik yapmış, tarihi dokusunu günümüze taşımayı başarmış olan Bursa ili, bu özelliğinin yanı sıra kültürel değerleri yaşatmaya çalışan sanatçılarını dünyadaki dört çarşılı köprüden biri olan Tarihi Irgandı Köprüsü ile ev sahipliği yapması bakımından da dikkat çekmektedir.UNESCO Somut olmayan kültürel mirası şu şekilde tanımlamıştır ? Somut olmayan kültürel miras, toplulukların, grupların ve kimi durumlarda bireylerin kültürel miraslarının bir parçası olarak tanımlandıkları uygulamalar, temsiller, anlatımlar, bilgiler, beceriler ve bunlara ilişkin araçlar, gereçler ve kültürel mekânlar? anlamına gelir. Ancak el sanatlarının günümüz Türkiyesinde yeterince tanınmadığı, oysaki bu kıymetli hazinenin değerlendirilip işlenmesi ve bir bütün halinde daha güzel sunumların yapılması gerekmektedir. Böyle bir düşünceyle yola çıkan Osmangazi Belediyesi Tarihi Irgandı Köprüsü'nü yenileyerek Türk kültürüne kazandırmıştır.Bursa Irgandı Köprüsü'nde icra edilen sanatlardan? tezhip? altın anlamındaki Arapça ?zehep? kelimesinden gelir, altınlamak anlamında kullanılır. Altın mürekkebi, boya ve yaldızlarla yapılan süslemedir. Yazma eserlerin ve levhaların süslenmesidir. Tezhip sanatı, geçmişin motiflerini bugünün ilgi çeken çizgileriyle birleştirmiştir.Hat sanatı, Arap harflerinin yazımının elverişliliğinden yola çıkılarak yazının estetikle buluşmasından doğmuştur. Türklerin İslamiyet'i kabulünden sonra Arap harflerini kullanmaya başlamasıyla tanıştığı bu sanat, özellikle Osmanlı döneminde önemli ustaların yetiştiği ve önemli eserlerin Türk kültürüne kazandırıldığı bir sanat haline gelmiştir. Bugün ise hat sanatı ev ve iş yerlerini süsleyen levhalar halini almıştır.Tesbih, müminlerin namaz sonrası Hz. Peygamberin tavsiyesi üzerine yaptıkları bir tür selamlamadır. Bir anlamda namazın memnuniyetini ifade etme biçimdir. Bu sanatın öncü güçleri Osmanlı padişahlarıdır. Padişaha verilen hediyelerin özel olması gerektiği düşüncesinden doğan tesbih sanatı günümüzde de devlet büyüklerine verilen özel hediyeler olarak yaşatılmaya devam etmektedir.Ahşap oyma sanatı, geçmişin ihtişamlı mimarisinde kullanılan; ancak günümüz Türkiyesinde özellikle tarihi dokusunu koruyan mimarilerin restorasyonlarında icra edilmektedir.Bursa bıçağı, Türk kültüründe mücadelenin sembolü olan metallerin yapımında kullanılırken günümüzde Bursa Irgandı Köprüsü'nde çatal, kaşık ve bıçaklara şekil verilerek yeni bir boyut kazanmıştır.Çini sanatı, önceleri sadece mimari eserlerin süslemesinde kullanılırken, günümüzde gençler tarafından beğenilen takıların tasarımında kullanılmaktadır.Sedefçilik, doğal malzemeler kullanılarak icra edilen bir sanattır. Bursa Irgandı Köprüsü'nde sedefçilik çağın ihtiyaçlarına uygun olarak tasarlanan (toka, tarak, kolye, sedef işlemeli sandık?)ürünler verilmesiyle canlılığını korumaktadır.Anahtar Kelimeler: Kültürel Miras, Halk Bilimi, El sanatları, gelenek, Irgandı Köprüsü.
Sanal ortamda mezar ziyaretleri
Geleneksel mezar ziyaretinin ve sanal ortamda mezar ziyaretinin kodları belirlenip, sanal ortamın, geleneksel mezar ziyareti modeline, aşamalarına ve pratiklerine etkisi incelenmiştir.Toplumun büyük bir kısmının geleneksel mezar ziyareti yaptığı, sanal ortamdaki mezar ziyaretlerinin de özellikle yurt dışındaki vatandaşlarca tercih edildiği ve ?sanal ortamda mezar ziyareti?nin yeni bir model olduğu, geleneksel mezar ziyaretinin aşama ve uygulamalarından faydalandığı ve onları değiştirmediği sadece farklı bir bağlamda, farklı araçlarla, geleneğin dönüşerek yaşatıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Kültür, eğitim ve kültür ekonomisi kapsamında bulmacaların işlevleri
Kültürel bellekten değişen üretim ve tüketim ortamları dikkate alınarak nasıl yararlanılabileceği sorusu türlü bağlamlarda cevabını aramakta olan bir sorudur. Bu çalışmada soruya bir cevap olarak, geleneksel kültürün popüler alanda daha görünür, hissedilir olmasına araç olabilecek bir yöntem öne sunulmuştur.Bulmacalar toplumun her kesiminden ilgi görür; okur-yazar olma gerekliliği dışında hiçbir toplumsal ayrımı barındırmaz; gazete, dergi ve internet sitelerini kapsayan tüketim ağları sayesinde kolayca ulaşılabilir olup başlayanın mutlaka sonunu getirmek istediği bir tutkudur.Hemen herkesin kolaylıkla tespit edebileceği bu ilgi, kültür eğitimi ve kültürleme süreçlerine dahil edilerek popüler alanda gelenekselin kullanılamaması sorununa bir çare olabileceği gibi, `bilginin kuşaktan kuşağa geçişini okul dışı olanaklarla sağlamak' anlamında da iyi sonuçlar alınabilecek bir çıkış noktası sunar. Bulmacalarla ilgili tanımlarda bulmacaların bir oyun olarak değerlendirilmesi oyunun en açık işlevlerinden biri olan eğlenceyi vaat eder. Bulmacalar, eğlendirerek öğretme amacının hayli geniş bir uygulama alanıdır.Medyanın bulmacalarda da yansımasını bulan tek tipleştirici etkisi, gene medya eliyle bulmacalar aracılığıyla bir zenginliğe dönüştürülebilir. Çalışmada, `toplulukların, grupların ve kimi durumlarda bireylerin, kültürel miraslarının bir parçası olarak tanımladıkları uygulamalar, temsiller, anlatımlar, bilgiler, beceriler ve bunlara ilişkin araçlar, gereçler ve kültürel mekanlar' anlamına gelen somut olmayan kültürel mirasın bulmaca içeriklerinin zenginleştirilmesi adına başvuru kaynağı olabileceği ortaya konmuştur.Çalışmada bir kavram olarak bulmacalar üzerinde durulduktan sonra bulmacaların dünyadaki ve Türkiye'deki görünümü belirginleştirilmiş, beslendiği kaynaklar; üretim ve tüketim ortamları üzerinde durulmuş; bulmacaların yaygınlığı verilerle desteklenmiş ve türlü bağlamlardaki işlevleri sıralanmıştır. Kültür eğitiminde bulmacaların etkili bir araç olabileceği tezi ortaya atılmış, bu tezi destekleyen örnekler sıralanarak, önerilen içerikler kültür eğitiminde kullanılabilecek bulmacalara uygulanmıştır.
Dede Korkut Hikâyeleri'nde anametinsel dönüşümler
Bir metnin anlamının ve biçiminin başka bir metin içersinde sürerliliğinin farklı boyutlarını inceleyen metinlerarasılık kuramına göre, yeni bir metin oluşturulurken ilk metin ne derece değiştirilirse değiştirilsin, ikinci metnin derinine inildiğinde yine ilk metinle karşılaşılacaktır. Gérard Genette, bir metnin başka bir metne biçimsel ve anlamsal dönüşümünü ?ötemetinsellik? kavramı altında ele almış ve kavramı arametinsellik (metinlerarasılık, intertextualité), yanmetinsellik (paretextualité), anametinsellik (hypertextualité), üstmetinsellik (metatextualité) ve önmetinsellik (architextualité)? şeklinde beş bölüme ayırmıştır. Bu çalışmada, seçilen yazılı ve sözlü ana metinler, Gérard Genette'in metinlerarası ilişkileri açıklamak için önerdiği Palempsest kuramı aracılığıyla ele alınarak, Dede Korkut Hikâyeleri'nin yeni ana metinlere biçimsel ve anlamsal dönüşümü tartışmaya açılacaktır.Anahtar kelimeler:1.Palempsest2.Ötemetinsellik3. Alt metin4.Ana metin