Hacettepe University
Discipline

Civil Law

Hacettepe University

42

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

42 Theses
Master'sOpen AccessTR

Türk özel hukuk sisteminde intihal

Bireylerin uzun uğraş ve çabaları neticesinde ortaya koydukları eserlerinin başka kişiler tarafından kaynak gösterilmeksizin kullanılması, bu kişilerin eser üretimini ve üretmeye ilişkin ilgi ve isteklerini haklı olarak azaltmaktadır. Bu kullanımlar, yalnızca eser sahiplerini değil, bu eserlerden faydalanan toplumları da olumsuz yönde etkilemektedir. Akademik çalışmaların amacı, toplumları ileriye sevk edecek yeni adımlar atmak, buluşlar gerçekleştirmektir. Ancak özüne herhangi bir ilavede bulunulmaksızın başka bir kişinin ismiyle yeniden piyasaya sürülen eserler, topluma herhangi bir fayda sağlamayacaktır. Bu noktada bir eserin kısmi veya bir bütün halinde, alıntı kurallarına uyulmaksızın kopyalanması yoluyla gerçekleştirilen intihal eylemi ne yazık ki ülkemizde sıklıkla gerçekleştirilmektedir. Çalışmamızda eser sahipliği, eser sahiplerinin sınırları, intihal kavramı, intihale uğrayan eser sahibinin başvurabileceği hukuki, idari ve cezai yollar aktarılmış, doktrin ve Yargıtay uygulaması ile etraflıca değerlendirilmiştir.

Fikir ve Sanat Eserleri KanunuFikri mülkiyet hukukuFikri ve sınai mülkiyet hakları+3
Zeynep Cansu Kolaylı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Oturma hakkı (TMK md. 823-825)

Oturma hakkı; hak sahibine konut olarak kullanmaya elverişli bir taşınmazı ya da onun bir bölümünü malikle ya da tek başına kullanma hakkı veren, devredilemeyen ve haczedilemeyen, mirasçılara geçemeyen düzenli bir kişisel irtifak hakkıdır. Hakkın sahibi bir gerçek kişidir. Hak sahibi taşınmazda ailesi ve ev halkıyla birlikte yaşayabilir. Hukukumuzda intifa hakkı gibi daha geniş yetkiler sağlayan bir ayni hakkın bulunması oturma hakkının uygulamasını zayıflatmaktadır. Hâlbuki oturma hakkı sağladığı yetkinin azlığıyla orantılı olarak hak sahibine intifa hakkından daha az yükümlülük yüklemektedir. Bu sebeple hem sözleşmeye hem kanuna dayalı kurulan hallerde oturma hakkı pek çok durumda hem malik hem hak sahibi bakımından intifa hakkından daha avantajlı olabilir. Bu çalışma oturma hakkının uygulamasının, özellikle yaşlı ebeveynlerin korunması bağlamında yaygınlaşmasını sağlamak, hakka ilişkin tartışmalı hususlara çözüm önerisi getirmek amacıyla hazırlanmıştır. Bu kapsamda ilk bölümde irtifak hakkı kavramı ve irtifak hakkının türleri; oturma hakkının tanımı, özellikleri, mülkiyet hakkı ile ilişkisi ve benzer hukuki kurumlarla karşılaştırılması ile oturma hakkının tarihi kökenlerine yer verilmektedir. İkinci bölümde oturma hakkının çeşitleri ve unsurları itibariyle tanıtılması amaçlanmaktadır. Buna ek olarak oturma hakkının kurulmasına dayanak olan hukuki sebepler ve hakkın kurulmasının bu hukuki sebeplere göre gösterdiği özellikler incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise hakkın kapsamı üzerinde durulmakta, hak konusu üzerinde oturma hakkı ile bağdaşmayan hakların bulunmasının etkileri ile tarafların hak ve borçları tespit edilmeye çalışılmaktadır. Bu bölümde son olarak hakkı sona erdiren sebepler ve bu sebeplere göre hakkın sona ermesinin sonuçları ele alınmaktadır.

Duygu Dağlıoğlu
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fikrî Hukukta eser sahibinin malî hakları ve malî hakların ihlalinde açılabilecek hukuk davaları

1952 tarihinde yürürlüğe giren 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda; fikrî bir çaba ve faaliyetin ürünü olan, "sahibinin hususiyetini taşıyan", "ilim ve edebiyat, musikî, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak kanunda sayılı olan eser gruplarından birine dâhil olan" bir eser üzerinde, eser sahibinin manevi ve malî hakları hem düzenlenmekte, hem de korunmaktadır. "Fikir ve sanat eserleri üzerinde sahiplerinin malî ve manevi menfaatleri bu kanun dairesinde himaye görür" denilmek suretiyle FSEK'te eser sahibinin manevi haklarının (m.14-17) ve malî haklarının (m.20-25) söz konusu kanun hükümleri uyarınca korunacağı açıkça belirtilmiştir. Bu tezde 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda düzenlenen eser kavramı, eserin unsurları ve türleri ile eser sahipliği, eser sahipliğine tanınan malî haklar ile malî hakların ihlali durumunda açılabilecek hukuk davaları üzerinde durulacaktır. Tezin amacı eser ve eser sahibi kavramının genel unsurlarını ortaya koymak, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahiplerinin malî haklarını, malî haklardan yararlanma şartlarını incelemek, malî hakların ihlali halinde ihlal durumunun etkileri ile ihlal halinde açılabilecek hukuk davalarının usullerini, yargı yollarını ve yaptırımlarını, hukuk hayatına ilişkin olayları ve sorunları yargı kararları ve doktrindeki görüşler ışığında çözüme ulaştırmaktır.

DavalarEser sahibiFikir ve Sanat Eserleri Kanunu+3
Aytül Özkan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kişilik hakkı açısından tıbbi genetik analizler

Genetik analizler kişinin kalıtımsal yapısını ortaya çıkararak, o kişinin sağlık ve hayat beklentileri yönünden etkili ve önemli kişisel verilere ulaşılmasını mümkün kılar. Kişinin gelecekteki sağlık durumunu da belirleyecek bazı fiziksel ve ruhsal özelliklerini içeren bu veriler kişinin özel hayat alanına dâhildir. Dolayısıyla, bu bilgilerin açıklanması, sigorta alanında veya iş hayatında ayrımcılık amaçlı kullanılması kişilik hakkı ihlâllerine sebep olur. Diğer yandan, genetik bir analizin uygulanması için kullanılacak biyolojik materyalin, kişinin bedeninden alınması gerekmektedir. Bu durum ise, kişinin vücut bütünlüğü ve dokunulmazlığı kapsamında bir kişilik hakkı ihlâli ortaya çıkarabilir.Günümüzde genetik analizlerin yaygın kullanımı ve bunun karşısında yaşanan kişilik hakkı ihlâlleri, konuya hukuki bir çerçeve çizme zorunluluğu doğurmuştur. Bu kapsamda, özellikle, genetik analizlerin uygulanmasında aranacak hukuka uygunluk koşulları ve hukuka aykırılık durumunda karşılaşılacak yaptırımların tespit edilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmada Türk hukukunda konuya değinen hukuki düzenlemeler kadar, uluslararası belgelerde yer alan temel ilkeler ve özellikle İsviçre ve Alman hukuklarındaki düzenlemeler de dikkate alınarak, ihtiyaç duyulan hukuki çerçeve çizilmeye çalışılmıştır.

GenetikGenetik-medikalHukuka uygunluk+7
Meral Gürbüz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukukunda geçici imkânsızlık

İmkânsızlık kurumu Türk Borçlar Hukuku sisteminin "ifa engelleri" alt başlığı altında gerek 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nda gerekse 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı yeni Türk Borçlar Kanunu'nda hüküm altına alınmıştır. Söz konusu hükümlerin tamamı imkânsızlığın kesin ve sürekli olduğu durumlara ilişkindir. Buna karşılık imkânsızlığın belirli bir süreliğine var olduğu ve ileride ortadan kalkacağının bilindiği durumları ifade eden geçici imkânsızlığa ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durum, geçici imkânsızlığın söz konusu olduğu hallerde hangi hükümlerin uygulama alanı bulacağı noktasında birçok tartışmayı da beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada ilk olarak imkânsızlık kavramı ve türleri ele alınarak benzer bir kavram olan "aşırı ifa güçlüğü" ile aralarındaki fark ortaya konulmuştur. Ardından ikinci bölümde hangi hallerde geçici imkânsızlığın söz konusu olduğu çeşitli ihtimallere göre incelenmiş, benzer kavramlarla olan farkları belirtilerek bazı özel sözleşme tipleri bakımından uygulamada ortaya çıkabilecek sorunlar tespit edilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise geçici imkânsızlık halinde uygulanacak çözüm önerilerinin neler olduğu doktrinde ileri sürülen görüşler çerçevesinde tartışılmış ve geçici imkânsızlığın yapısına uygun bir çözüm önerisi getirilmeye çalışılmıştır.

Geçici ifa imkansızlığıKanunlar 6098 sayılıTürk borçlar hukuku+2
Umut Ulusoy
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Taşınmaz malikinin sorumluluğu

Tezimizin konusunu oluşturan ve Türk Medeni Kanununun 730. maddesinde düzenlenen "Taşınmaz Malikinin Sorumluluğu", uygulama alanı oldukça geniş bir sorumluluk türüdür. Bu sorumlulukta, taşınmaz malikine kurtuluş kanıtı getirme imkânı verilmediğinden kusursuz sorumluluğun bir hali olarak kabul edilmektedir. Taşınmaz malikinin sorumluluğu Medeni Kanunda düzenlenmiş ise de koşulları Borçlar Kanununa göre belirlenmiştir. Bu nedenle çalışma konumuzu ele alırken Sorumluluk Hukuku prensiplerinden hareket edilmiştir. Tezimiz, üç bölüm olarak hazırlanmıştır. Birinci bölümde, öncelikle sorumluluğun tarihsel gelişimi, hukuki niteliği ve esasları ile özellikle diğer kusursuz sorumluluk halleriyle karşılaştırılması yapılmış, sorumluluğun uygulama alanı incelenmiştir. İkinci bölümde, hukuka aykırı eylemlerden kaynaklanan sorumluluk koşulları ile "Fedakârlığın Denkleştirilmesi" ilkesinin uygulama alanı bulduğu hukuka uygun ancak kaçınılmaz taşkınlıklardan kaynaklanan sorumluluk koşulları iki başlık altında irdelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise, Taşınmaz malikinin sorumluluğunun hukuki sonuçları, açılabilecek davalar, davanın tarafları, ispat yükü ve zamanaşımı ile sorumlulukların yarışması ele alınmıştır. Çalışmamızda özellikle, unsurları ve kapsamları itibariyle birbirine benzeyen "Çevreyi Kirletenin Sorumluluğu" ile taşınmaz malikinin sorumluluğu kıyaslaması yapılarak farkları ortaya koyulmuş; davalısı kamu tüzel kişileri veya idare olan uyuşmazlıklarda mülkiyet hakkını ihlal edebilecek nitelikteki taşkınlıklar sebebiyle uygulamada ortaya çıkan sorunların çözüme kavuşturulması amaçlanmıştır.

Fedakarlığın denkleştirilmesiGayrimenkullerHukuki sorumluluk+4
Oğuzhan Karahan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Anahtar teslim inşaat sözleşmesi

Günümüzde inşaat sektörü, artan nüfus ve teknolojiye bağlı olarak sürekli gelişmektedir. Bu alanda uzmanlık gerektiren büyük çaplı projeler, ön plâna çıkmaktadır. Ancak bu projeler, karmaşık yapıda olup büyük riskleri ve sorunları beraberinde getirirler. Bu sorunların var olan inşaat sözleşmesi modelleriyle aşılması, taraflar için kimi zaman zor olmaktadır. Bu bakımdan iş sahipleri, sözleşme özgürlüğü kapsamında, daha profesyonel sonuç alabilecekleri, inşa eserinin kurulumu kadar sorunsuz işletilmesinin de sağlandığı ve sonraki süreçte tesiste ortaya çıkabilecek problemleri en aza indirebilecekleri sözleşme ilişkisi kurma arayışına girmişlerdir. Bu arayışın bir sonucu olarak taraflar, yeni bir inşaat sözleşmesi modeli olarak anahtar teslim inşaat sözleşmesini oluşturmuşlardır. Anahtar teslim inşaat sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmeyen isimsiz bir sözleşmedir.

Anahtar teslimi inşaat sözleşmesiSatış sözleşmeleriSözleşmeler+2
İpek Betül Aldemir Toprak
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Taşınmazlar üzerinde mülkiyeti devir amacı güden işlemlerde muvazaa

Hukuksal işlemlerin en önemli unsurlarından olan irade ve açıklamasının bir birine uygunluğu, işlemin geçerliliğini doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda irade ve açıklamasının bir birine uygunluğu, işlemin geçerli bir biçimde kurulmasında varlığı zorunlu olan bir koşuldur. İşte muvazaada irade ve açıklama arasında irade sahibi ve karşı tarafça bilerek meydana getirilen bir uygunsuzluk durumu söz konusudur. Muvazaanın konusunu oluşturan hukuksal işlem hüküm ve sonuçlarını doğurmamaktadır. Bu durum özellikle taşınmaz mülkiyetinin devri amacı güden işlemlerde özellik göstermektedir. Taşınmaz mülkiyetinin devri amacı güden görünürdeki işlem tarafların gerçek iradelerine uymaması, gizli işlem de resmi şekle aykırı olması nedeniyle geçersizdir.

Erhan Çavuşoğlu
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Bir kamu vesayeti organı olarak vasi ve vasinin hukuki sorumluluğu

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun Aile Hukuku kitabının üçüncü kısmında düzenlenmiş olan vesayet kurumu, esas itibariyle velayet kurumunun kanun yoluyla ihdas edilmiş hukuki bir ikamesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kişisel ve ekonomik menfaatlerini koruma gücünden mahrum ve velayet koruması altında bulunmayan küçükler ile ergin olmakla birlikte velayet altına alınamayan korunmaya muhtaç durumdaki kişilerin korunmasını amaçlayan vesayet kurumu, koruma görevini birtakım organlar vasıtasıyla yerine getirmektedir. Bu çalışmada genel itibariyle vesayet kurumu ve vesayet hukukuna egemen olan ilkelere ilişkin değerlendirmelerin yanı sıra vesayet kurumunun asli nitelikli organı olarak vasi ve vasinin görevlerine ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Bu bağlamda TMK'da detaylı şekilde düzenlenmiş olan vasinin görevlerinin yanı sıra anılan görevlerden dolayı vasinin hukuki sorumluluğu incelenmeye çalışılmıştır. Ayrıca kanun koyucu tarafından ihdas edilmiş olması ve bu bakımdan bir kamu hukuku kurumu olmasından dolayı devletin hukuki sorumluluğuna dair değerlendirmelere de yer verilmiştir. Uygulamada vasi ile vesayet altına alınan kişi arasındaki akrabalık ve benzeri nitelikteki organik bağlar nedeniyle vasinin hukuki sorumluluğunun etkili şekilde uygulanması söz konusu olmamaktadır. Bununla birlikte devletin sorumluluğu hususu vesayet hukuku bağlmanıda en etkin sorumluluk türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu surette çalışmanın sonuç kısmında vesayet kurumunun TMK'da öngörüldüğü şekilde etkin bir işlevselliğe kavuşturulması için önerilere de yer verilmiştir.

Aile hukukuHukuki sorumlulukKanunlar 4721 sayılı+4
Burak Tuncay
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin sona ermesi: Irak ve Türkiye karşılaştırması

Bu tezin birbirine sınır komşusu olan iki ülkenin, Türkiye ve Irak'ın konut ve çatılı işyeri kiralama usulünde birbirlerine benzer noktaları ve farklı yönlerini ortaya çıkarmak amacıyla yazılmıştır. Coğrafi olarak çok yakın olsalar da iki ülkenin hukuk sistemleri farklıdır. Bunun sebebi ise her iki ülkenin başka ülkelerin hukuk sistemlerinden faydalanmış olmasıdır. Örneğin, Türkiye, İsviçre Hukuk Sistemini baz alırken, Irak Fransa'nın hukuk sistemini uygulamaktadır. Türkiye'deki sistemde konut ve işyeri kiralanmasının sonlanması için fesih bildiriminden yararlanılabilir. Buna ek olarak, kiralayanlar dava yoluyla kendi haklarını savunabilirler. Kiralama yapılmadan önce sözleşme kiracı ve kiraya veren arasında kurulur. Kiralamanın sonlanması için bu sözleşme kurallarına göre hareket edilmesi gerekir. Irak'ta uygulanan sistemde ise mülk sahibi, sözleşme kurallarına göre sahip olduğu hakları kullanmakta özgürdür. Her iki ülkenin farklı sistemler uyguluyor olması, sonuçlarında da farklılık göstermesi anlamına gelmektedir. Bu tez iki ülkenin mülk kiralama konusunda kanunlar doğrultusunda uygulanan sistemleri kıyaslamaktadır.

IrakIrak hukukuKarşılaştırmalı hukuk+6
Aras Abdulazeez Omar
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Özel Hukukunda ecrimisil tazminatı

Bu çalışmamızda Türk Hukukunda oldukça yaygın bir uyuşmazlık olarak karşımıza çıkan ve çok uzun zamandır çeşitli açılardan tartışılmakta olan ve uzun süren bu tartışmalara rağmen ortak bir çözüme kavuşturulamamış ecrimisil tazminatı kurumunun hukuki niteliğini özel hukuk bakımından ele aldık. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde ecrimisil tazminatının Türk Hukukundaki tarihi gelişimini, hukuki niteliğini ve bu tazminat kapsamında önem arz eden hukukî kavramları ele aldık. İkinci bölümde ise ecrimisil tazminatının talep edilmesi ve ecrimisil tazminatı talep edilip edilemeyeceği hususunda tartışmalı olan bazı özel durumlara inceledik.

EcrimisilHaksız fiilTürk özel hukuku+3
Mustafa Fikri Gemici
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukukunda ceza koşulu

Ceza koşulu, zaman içinde borç ilişkilerinin artması ve tarafların birbirine duyduğu güvenin azalması ile uygulamada sıklıkla başvurulan bir teminat yöntemi haline gelmiştir. Çalışmamızda Türk hukukunda ceza koşulu, TBK temel alınarak incelenmiştir. İnceleme yapılırken doktrindeki önemli görüşlere ve güncel Yargıtay kararlarına da yer verilmiştir. Çalışmamız giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Bu kapsamda birinci bölümde, ceza koşulu kavramı, tanımı, tarihçesi ve unsurları açıklanarak ceza koşulunun amacı ve uygulama alanları incelenmiştir. İkinci bölümde, ceza koşulunun türleri açıklanmış ve her bir tür kendi içinde unsurları ile ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, ceza koşulunun zarar ile ilişkisi, aşırı ceza koşulunun indirimi ve usul işlemleri incelenmiştir. Devamında, ceza koşulunun tacirler bakımından TTK'ya göre incelemesi yapılmış ve ceza koşulunun sona erdiği hâller izah edilmiştir.

CezaCezai şartSeçimlik ceza koşulu+4
Sezin Bozatlı
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda destekten yoksun kalma tazminatı

Destekten yoksun kalma tazminatı ölen kişinin desteğinden yoksun kalanların talep ettiği bir tazminat türüdür. Bu tazminatta, kişini ölenle arasındaki desteklik ilişkisini, desteğin ölümünden dolayı zarar gördüğünü, desteğin bakımına muhtaç olduğunu kanıtlaması gerekir.

Destekten yoksun kalma tazminatıMaddi tazminatMaddi zarar+4
Yasemin Dönmez Piri
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Bağlantılı haklar

Bu tezde, Türk Hukukunda bugüne kadar çok az incelenmiş olan bir konu, bağlantılı haklar konusu incelenmiştir. Türk Hukukunda bağlantılı haklar iki başlık halinde incelenmektedir. Bunlardan birincisi Komşu Haklar diğeri ise film yapımcılarının haklarıdır. Komşu haklar ise icracı sanatçılar, fonogram yapımcıları ve radyo televizyon kuruluşlarının haklarından oluşur. Bu çalışmada öncelikle fikri haklar ve bağlantılı haklar tarihi süreç olarak incelenmiştir. Ardından, kavram olarak anlatılmış, bağlantılı hakların, hukuki niteliği ve hükümleri değerlendirilmiştir. Bağlantılı haklar üzerindeki sınırlama ve istisnaların incelenmesinin ardından, bağlantılı hakların korunması anlatılmıştır. Son bölümde ise bağlantılı hakların korunması, davalar ve zamanaşımı incelenmiştir. Bu incelemeler sonunda, gerek eser sahibinin gerekse bağlantılı hak sahiplerinin haklarının korunmasının gerekliliği ve bunun için uluslararası düzenlemelerin zorunluluğu ve zorlukları dile getirilmiştir.

Bağlantılı haklarFikri mülkiyet hukukuFikri ve sınai mülkiyet hakları
Mustafa Şahin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

İnternet ortamında kişilik haklarının ihlâli ve korunması

Tezimizin konusunu, İnternet ortamında gerçekleştirilen kişilik hakkı ihlâlleri ve bu ihlâller karşısında başvurulabilecek korunma yöntemleri oluşturmaktadır. Kişilik hakkı ihlâlleri son yıllarda ortaya çıkan bir ihlâl olmamakla birlikte bilim ve teknolojinin gelişmesine paralel olarak İnternet ortamına taşmıştır. Bu durum ise zaten çözümü güç olan meseleleri daha da içinden çıkılmaz hale getirmiştir.Kişilik hakları konusunda tanım vermenin zorluğu bir tarafa bırakıldığında; kişilik haklarını, doğumla kazanılan, kişinin kendi iradesiyle dahi vazgeçmesinin mümkün olmadığı, herkese karşı ileri sürülebilen, kendisine sıkı sıkıya bağlı, maddi, manevi, iktisadi değerler gibi değerlerin bütünü olarak ifade edilebilir.Kişilik hakları İnternet ortamında çeşitli şekillerde ihlâl edilmektedir. Tabi bu haklardan hepsinin İnternet ortamında ihlâl edilmesi hakların doğası gereği mümkün değildir. Örneğin bir kimsenin hayat hakkının ya da vücut bütünlüğü hakkının İnternet ortamında ihlâl edilmesine olanak yoktur. Çünkü bu haklar ancak fiili bir saldırı neticesinde ihlâl edilebilir. Oysa İnternet ortamındaki kişilik haklarının ihlâl edilmesindeki temel özellik, ihlâlin sanal ortamda gerçekleştirilmesidir.İnternetin sahip olduğu hız ve tıkanmadan çalışabilme kabiliyeti bir takım teknik unsurların varlığına bağlıdır. Bu unsurları İnternetin yapısal unsurları olarak adlandırabiliriz. İnternetin yapısal unsurları; TCP/IP, web teknolojisi, intranet ve extranetlerdir. Bu unsurlardan en önemlisi TCP/IP'dir. TCP/IP, İnternet ağına dâhil olan bilgisayarların herhangi bir sorunla karşılaşmaksızın veri alışverişini gerçekleştirebilmeleri için getirilen kurallardır.Günümüz dünyasının artık vazgeçilmezlerinden birisi haline gelen İnternet, sayılamayacak ve sınıflandırılamayacak kadar çok alanlarda ve amaçlarla kullanılmaktadır. Buna rağmen, İnternettin yaygın olarak kullanılan işlevlerini belirtmekte fayda vardır. İnternet; FTP, e-posta, posta listeleri, haber grupları, e-bültenler, haber ağları, sohbet, bilgisayar ilan panoları gibi iletişim yöntemlerinin kullanılmasına olanak sağlar.İnternet ortamında kişilik haklarının ihlâli birçok şekilde gerçekleşebilir. Günümüzde, İnternet ortamında gerçekleştirilen kişilik hakkı ihlâllerinin en çok görülen şekli web sitesindeki yayınlardır. Bu yayınlarda da kişinin şeref ve haysiyetine yönelik saldırılar ile kişinin meslekî ve ekonomik haklarına yapılan saldırılar ağırlıktadır. Alan adı ihlâlleri, e-postalar, spamlar aracılığıyla gerçekleştirilen saldırılar, fake mail, spoofing, phishing, pharming yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilen saldırılar, Truva atları, bukalemunlar, ağ virüs ve solucanları kullanılarak gerçekleştirilen saldırılar da kişilik haklarının ihlâline yönelen saldırılarda önemli bir yere sahiptir.İnternet ortamında gerçekleştirilen kişilik hakları ihlâllerinin yaygınlığı İnternet servis sağlayıcıların sorumluluğunu gündeme getirmiştir. İnternet servis sağlayıcılar sözleşmeden doğan sorumluluklarının yanında hukuki ve cezai sorumlulukları da vardır.İnternet ortamında kişilik haklarının ihlâli daha çok haksız fiil niteliğindedir. Bu bakımdan İnternet ortamında kişilik haklarını ihlâl eden kimselerin sorumluluğu da haksız fiil esaslarına göre tayin edilir.İnternet ortamında kişilik hakları ihlâl edilen kimse cezai soruşturma ve kovuşturma için ilgili makamlara başvurabileceği gibi bir takım davaları da açabilir. Bu davalar TMK m. 25'te ifade edilen önleme, durdurma, tespit, maddi, manevi tazminat ve vekâletsiz iş görme davasıdır. Bu davalar neticesinde kararın üçüncü kişilere bildirilmesi de istenebilir.

Bilgisayar suçlarıKişilikKişilik hakkı+4
Habip Oğuz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Vekalet sözleşmesinde tarafların borçları

Vekalet, vekilin, vekalet verenin yararına ve iradesine uygun olmak üzere bir iş görme borcunu üstlendiği sözleşme türüdür. İş görme sözleşmelerinden bir tanesi olan vekalet sözleşmesinde, vekilin ve müvekkilin vekalet sözleşmesi kapsamında borçlarının değerlendirildiği tezimiz, üç ana bölümden oluşmaktadır.Tezimizin birinci bölümünde vekalet sözleşmesinin tanımı, unsurları, özellikleri ile hukuki niteliği incelenmiş ve daha sonra vekalet sözleşmesinin diğer iş görme sözleşmeleri ve temsille karşılaştırması yapılmıştır.Vekil, vekalet sözleşmesi gereği başkası adına işler yapmakla yetkilendirilmiş olan kişidir. Tezimizin ikinci bölümünde vekalet sözleşmesinde vekilin borçları irdelenmiştir.Vekalet sözleşmesinde, vekilin karşısında olan kişi müvekkildir. Müvekkil, kendisini vekil ile temsil ettiren kişi; yani başka bir kişiyi vekil eden kişidir. Tezimizin üçüncü bölümünde ise vekalet sözleşmesinde müvekkilin borçları değerlendirilmiştir.Tez çalışmamızın sonuç kısmında ise, bu çalışma kapsamında ulaşılan sonuçlar özet halinde sunulmuştur.

Vekalet hakkıVekaletnameVekil
Özlem Demir Yüce
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

İstisna sözleşmesinde müteahhidin ayıba karşı tekeffül borcu

İstisna sözleşmesi, sosyal hayatta sıkça karşılaşılan bir akit çeşididir. Özellikle teknolojinin gelişmesine bağlı olarak bu durum hayatın hemen her noktasında kendisini hissettirmektedir. Bu bağlamda çalışmamızda, ayıplı bir eser dolayısıyla iş sahibinin sahip olduğu seçimlik haklar ve bu hakları kullanabilmesi için yerine getirmesi gereken yükümlülükler ele alınmıştır.Her ne kadar Borçlar Kanunu ile birlikte, aynı zamanda 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu na tabi yapım ve hizmet işlerinde uygulanan Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması hakkında Kanunu nda da bu konu ile ilgili düzenlemeler yer alsa da, çalışmamızda, yalnızca Borçlar Kanunu ndaki hükümleri incelemiş, sadece gerekli yerlerde diğer mevzuata değinilmiştir. Çalışmamız telif edilirken, yeri geldiğinde tartışmalı noktalar, doktrindeki yazarların görüşleri verilmek suretiyle bir neticeye bağlanmaya çalışılmış; bu neticelere ulaşırken, uygulamayı oluşturan Yargıtay ın kararlarından da bahsedilmiştir.Tezin birinci bölümünde, genel olarak istisna sözleşmesi incelenmiştir. Bu bölümde öncelikle istisna akdinin unsurları ele alınmıştır. Daha sonra ise istisna akdinin taraflarını oluşturan müteahhit ve iş sahibi verilmiştir.İkinci bölümde müteahhidin ayıba karşı tekeffül borcunun tanımı yapılarak diğer bazı sözleşmelerdeki ayıba karşı tekeffül yükümlülükleri ile karşılaştırmalar yapılmıştır.Üçüncü ve dördüncü bölümlerde sırasıyla müteahhidin ayıba karşı tekeffülden sorumlu tutulması için gerekli şartlar ile bu şartlarla birlikte iş sahibinin de yerine getirmesi gereken yükümlülükler ele alınmıştır.Çalışmamızın beşinci bölümünde ayıplı bir eser nedeniyle iş sahibinin sahip olduğu haklar ayrıntılı olarak anlatılırken; son ve altıncı bölümde ise, müteahhidin bu borcunun sona ereceği durumlar verilmiştir.

Cem Doğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda tapuya kayıtlı olmayan taşınmaz malların olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılması

Tapuya kayıtlı olmayan bir taşınmaz malın, olağanüstü zamanaşımı hükümleri çerçevesinde, bu taşınmaza zilyet olan kişi adına tapu kütüğüne tescil edilmesi belli şartların yerine getirilmesi ile mümkündür. Bu şartlar, mevzuatımızda esas olarak Medeni Kanun ve Kadastro Kanununda düzenlenmiştir. Ancak bu düzenlemelerin yeterli olmadığı noktalarda devreye, yargı kararları ve doktrin girerek eksik kalan hususların tamamlanmasına çalışılmıştır.Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, bir taşınmazın olağanüstü zamanaşımı yoluyla mülkiyetini kazanmak için, bu taşınmazın tapuya kayıtlı olmaması gerekir. Yine bu taşınmazın kendi adına tescilini isteyen kimse, sözkonusu taşınmaza yirmi yıl süreyle davasız ve aralıksız olarak zilyet olmalıdır. Tapuya kayıtlı olmayan bir taşınmaza, bu şartlarla zilyet olan kimse, bu taşınmazın kendi adına tapuya tescilini mahkemeden talep edebilir. Mahkeme yaptığı incelemede, sözkonusu şartların yerine getirilip getirilmediğini tespit eder. Eğer şartların oluşmadığını düşünüyorsa mahkeme davayı reddeder; ancak zilyedin talebi, sözkonusu şartları içeriyorsa mahkeme bu taşınmazın zilyet adına, tapuya tesciline karar verir. Böylece tapuya kayıtlı olmayan bir taşınmazı, yirmi yıl boyunca zilyetliğinde bulunduran kişi, bu taşınmazın mülkiyetini olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanmış olur.Anahtar Kelimeler:1- Olağanüstü2- Zamanaşımı3- Taşınmaz Mal4- Tapu5- Tescil

Atakan Çömek
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Küçüklerin evlat edinilmesi

Tezimizin konusunu oluşturan ?Küçüklerin evlat edinilmesi? Türk MedeniKanunun 305-312. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bir küçüğün evlatedinilebilmesi için üç genel koşul aranmıştır. Bunlardan ilki, evlat edinen tarafındanküçüğün bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması, ikincisi evlat edinmenin mutlakaküçüğün yararına bulunması, üçüncüsü ise evlat edinenin diğer çocuklarınınyararlarının hakkaniyete aykırı bir şekilde zedelenmemesidir. Bu şartlar çocuğunyararına olmayacak evlat edinmeleri engellemek için getirilmiştir.Küçüklerin yararlarının korunması ilkesi, aile hukukunun temel kurallarındanolup küçüklerin evlat edinilmesinde temel koşul olarak uygulanacaktır. Küçüklerinevlat edinilmesinin tez konusu olarak seçilmesindeki amaç toplumun geleceğininteminatı olan çocukların, bedensel, sosyal ve zihinsel gelişiminin sağlıklı olmasınaçocuğun bir aile yuvasına kavuşmasına ve ihtiyaçlarının sağlanması yönüyle hizmeteden evlat edinme kurumuna açıklık kazandırmaktır.

Aile hukukuEvlat edinme
Ayşen Otlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Aile konutu

Tezin konusu ?AİLE KONUTU? dur. Tez giriş ve sonuç bölümleri dışında üç bölümden oluşmaktadır.Birinci bölümde; aile konutu kavramı, aile konutunun önemi ve düzenlenme amacı ele alınarak, Türk hukukundaki özellikleri vurgulanmak istenmiştir.İkinci bölümde, aile konutunun ne olduğu belirtildikten sonra, bu konut üzerinde üstün hak sahibi olan eşin, bu hak sahipliğinin niteliğini ve söz konusu haklarını kullanırken hangi hukuki işlemlerin TMK. m. 194 kapsamında, diğer eşin rızasını gerektireceği hususu açıklanmıştır.Üçüncü bölümde, TMK. m. 194 gereği zorunlu olan diğer eşin rızasının hukuki niteliği, rıza vermemenin sonuçları ve rıza vermekten kaçınma halinde, hak sahibi eşin TMK. m. 194/II gereği mahkemeden tek başına yetki talebi ile son bölümde TMK. m. 194/III ile getirilen aile konutu şerhinin hukuki niteliği incelenmiştir.

Aile konutuKonutTürk Hukuku
Ayşegül Nohut
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda evlat edinme

Bu çalışmada, evlât edinme kurumu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre çeşitli yönleri ile incelenmiş ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nde yer alan hükümlere nazaran farklılık gösteren hükümler karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır.Evlât edinme kurumu, Roma hukuku ile İslamiyet öncesi ve sonrası Türk hukukunda değişik aşamalar geçirmiştir. Evlât edinme kurumu, benzer kurumlar olan, beslemelikten, süt evlatlığından, gerçek soybağından ve koruyucu aileden çok farklıdır. Çünkü, evlât edinmeyle, evlât edinenle evlatlık ve onun alt soyu arasında hısımlık ilişkisi doğar. Ayrıca evlat edinme, mahkeme kararı ile kurulur.Türk Medeni Kanunu'nda evlat edinme, küçüklerin evlât edinilmesi ile erginlerin ve kısıtlıların evlât edinilmesi olarak iki şekilde düzenlenmiştir. Evlat edinmede kural, küçüklerin evlat edinilmesi; istisna ergin veya kısıtlıların evlat edinilmesidir. Evlât edinme yaşı, evli kişiler ile evli olmayan kişiler için farklı düzenlemiştir. Evli kişilerin evlât edinebilmeleri, eşlerin otuz yaşını doldurmuş olmalarına veya en az beş yıldan beri evli olmalarına bağlanmıştır. Buna karşılık evli olmayanların evlât edinmesi için otuz yaşını doldurmuş olmaları gerekir. 4721 sayılı Türk Medenî Kanununda da, 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi'nde olduğu gibi, evlât edinecek kişi ile evlatlık arasındaki yaş farkı on sekiz olarak öngörülmüştür. Birlikte evlât edinme hakkı, kural olarak sadece evli olan eşler için kabul edilmiştir. Dolayısıyla, Kanunda sayılan istisnalar hariç, evli eşlerin tek başına evlât edinmeleri mümkün değildir.Evlât edinme ilişkisinin geçerli şekilde kurulabilmesi için kanun koyucunun öngördüğü aslî ve şeklî şartların yerine getirilmesi gerekir. Bu şartlara aykırı hareket edilmesi, evlât edinme ilişkisinin yokluğu veya kaldırılması sonucunu doğurur.Evlât edinme tek yönlü bir miras hakkı doğurur. Türk Medeni Kanununa göre, ana ve babaya ait olan haklar ve yükümlülükler, evlât edinme ile birlikte evlât edinene geçer. Bunun sonucu olarak evlât edinen, evlatlığın mallarını yönetme ve ondan yararlanma hakkını kazanır. Evlat edinme ile, evlatlık ile evlât edinen ve bunlardan biriyle diğerinin koca veya karısı arasında evlenme yasağı meydana gelir.

Evlat edinmeMahkeme kararlarıMiras hakkı
Cengiz Kaya
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Teminat sözleşmelerinde rücu ilişkileri

Çalışmanın amacı, kefalet ve garanti sözleşmeleri ile ipotekte rücu ilişkileri konusunda bilgi vermektir. Öncelikle, konuya genel bir giriş yapılmıştır. Bu amaçla, ilk bölümde, teminat kavramı, teminat sözleşmesi türleri, rücu ve halefiyet konularından söz edilmiştir. Takip eden bölümlerde ise, kefalet ve garanti sözleşmeleri ile ipotekte rücu haklarına ayrı başlıklar altında yer verilmiştir.Kefilin asıl borçluya ve diğer kefillere karşı rücu hakkı, sırayla Borçlar Kanunu'nun 496. ve 488. maddelerinde düzenlenmiştir. Her iki hükümde tanınan rücu hakkı, halefiyet esasına dayanmaktadır. Bununla birlikte kefilin halefiyete dayalı olmayan, diğer sorumlular ile arasındaki iç ilişkiden doğan rücu hakları da bulunmaktadır.Garanti verenin, sorumlu bulunan diğer kişilere karşı rücu hakkı, atipik bir sözleşme olması nedeniyle, kanunda düzenlenmemiştir. Borçlar Hukukunda halefiyet, ancak kanuna dayalı olarak söz konusu olabileceği için, atipik olan garanti sözleşmesinde rücu hakkı halefiyete dayalı olamaz.Garanti verenin rücu hakkı, rücu borçlusu ile arasında kontrgaranti sözleşmesi bulunup bulunmamasına göre bir ayırıma tabi tutulmalıdır. Eğer garanti verenle rücu borçlusu arasında kontrgaranti sözleşmesi bulunmakta ise, rücu hakkının hukuki sebebinin kontrgaranti olacağı kuşkusuzdur.Bununla birlikte, böyle bir kontrgaranti sözleşmesi bulunmasa bile, rücu hakkına ilişkin genel kurallar uyarınca garanti verenin rücu hakkı doğabilecektir. Buna göre, garanti verenin rücu borçlusu ile arasındaki iç ilişkinin niteliğine göre, vekâlet, vekâletsiz iş görme veya sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı rücu hakkı olacaktır.İpotekte rücu hakkının doğumu için, öncelikle ipotek ile temin edilen borcu ödemeden sorumlu birden fazla kişinin bulunması gerekir. İçlerinden birinin ödeme yaparak taşınmazı ipotekten kurtarması halinde, sorumlu bulunan diğerlerine karşı rücu hakkı doğacaktır.İpotekte rücu hakkının varlığına ilişkin tek yasal düzenleme, Türk Medeni Kanunu' nun 884. maddesidir. Bu hüküm gereğince; ``Borçtan şahsen sorumlu olmayan rehinli taşınmaz maliki, borçluya ait koşullar içinde borcu ödeyerek taşınmazın üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını isteyebilir. / Alacak, borcu ödeyen malike geçer.''TMK. m. 884 hükmü dışında başka bir yasal düzenleme olmasa da, ipoteğin temin ettiği alacaktan sorumlu birden fazla kişinin bulunduğu diğer hallerde de, genel rücu hükümleri nedeniyle rücu hakkının varlığı kabul edilmelidir.

Arife Özge Yenice
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Borsada hisse senedi alım satım sözleşmesi ve hakkın intikali

Borsada Hisse Senedi Alım Satım Sözleşmesi Ve Hakkın İntikali, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008.?Borsada Hisse Senedi Alım Satım Sözleşmesi Ve Hakkın İntikali? konulu tezimizin ilk bölümünde, sözleşmenin kavramsal çerçevesi ve tarafları tanıtılmış, Borsa nezdinde sözleşmenin kuruluşu incelenmiştir. Buna göre; menkul kıymet borsalarında hisse senedi alım satım sözleşmesi akdetmek isteyen yatırımcıların, öncelikle SPKn uyarınca kurulan ve Borsa üyelik belgesini haiz bir aracı kurum ile alım satıma aracılık çerçeve sözleşmesi imzalaması gerekmektedir. Anılan sözleşme dairesinde aracı kurum, yatırımcının temsilcisi sıfatıyla, ondan aldığı talimatları Borsa'ya iletmektedir. Borsa sisteminde geçerli kurallar çerçevesinde alım ve satıma yönelik bu talimatların eşleşmesiyle sözleşme kurulmaktadır.Tezin ikinci bölümünde sözleşmenin ifa safhası ve ifa edilmemesi incelenmiştir. Sözleşmenin ifasını sağlayan takas, işlem gününü takip eden ikinci günün sonunda, Takasbank tarafından, MKK nezdindeki takas havuz hesabı ve aracı kuruluş havuz hesapları kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Takas günü hisse senedi ve/veya nakit borcunu ifa etmeyen aracı kuruluş herhangi bir ihtar veya mehile gerek olmaksızın temerrüde düşmektedir. Bu halde, satım işlemine konu hisse senetleri Borsa tarafından re'sen aldırılıp sattırılmak yoluyla ya da aracı kurumun Borsa nezdindeki teminatlarına başvurulmak yoluyla ifa gerçekleştirilmekte; ayrıca aracı kurumdan temerrüt faizi tahsil edilmektedir. Yatırımcının takas gününe kadar aracı kuruma olan hisse senedi veya nakit teslim borcunu ifa etmemesi nedeniyle aracı kurum da temerrüde düşerse yatırımcının borcu her halde para borcuna dönmektedir. Yatırımcının temerrüdüne rağmen aracı kurum temerrüde düşmemişse, yatırımcının temerrüdünün sonuçları İMKB Yönetmeliği'nin 38. ve 39. maddeleri çerçevesinde belirlenmektedir.Üçüncü bölümde, ifa safhasının tamamlanmasıyla birlikte, kaydi hisse senedine bağlı ortaklık haklarının intikali incelenmiştir. MKK kayıtlarının kurucu nitelikte olmadığı tespit edilerek, takas havuz hesabından aracı kuruluş havuz hesabına yapılan aktarımla yatırımcının kaydi hisse senedine bağlı hakları kazandığısonucuna varılmıştır. Öte yandan, SPKn md. 10/A-5 hükmü uyarınca nama yazılı hisse senetlerini devralan kişinin pay defterine kaydında, ilgililerin başvurusuna gerek kalmaksızın MKK nezdinde tutulan kayıtların esas alınacağı hüküm altına alınmıştır. TTK Tasarısı'nda da genel olarak kaydi sistemle uyumlu düzenlemelere yer verilmiş olduğu tespit edilmiştir.Anahtar Sözcükler:1- Borsa'da hisse senedi alım satım sözleşmesinin kuruluşu2- Borsa'da hisse senedi alım satım sözleşmesinin ifası ve ifa edilmemesi3- Kaydi sistemde takas4- Hisse senedine bağlı hakların intikali5- MKK kayıtlarının hukuki niteliği

Hatice Ebru Ayhan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Yoksulluk nafakası

Tez çalışmasının konusunu oluşturan yoksulluk nafakası, TürkHukukunda mevcut nafaka türlerinden bakım nafakası içerisinde yeralmaktadır. Bu nafakanın getirilmiş olmasındaki birinci amaç, boşanmanedeni ile yoksulluğa düşecek olan eşe geçinebilmesi için desteksağlamaktır. kinci amacı ise, eşler arasında evlilik birliği içerisindekiyardımlaşmanın boşanma sonrasında devam etmesini sağlamaktır.Yoksulluk nafakasına hükmolunabilmesi için gerekli koşullar, kanundabelirlenmiştir. Her ne kadar kanun ile belirleme yapılmış olsa da bazı koşullartüm ayrıntıları içermediğinden Yargıtay Kararları ve doktrin ile bu hususlaranetlik kazandırılmıştır.4721 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeler nafaka talebinde kadınerkek arasında eşitlik ilkesini benimsemiştir. Aile birliğini oluşturan eşlere eşitbakım, gözetim hükümlülükleri getirilmiştir. Eşitlik ilkesi yoksulluk nafakasıtalebinde de kendini göstermiş, erkek için mevcut olan kadının hali refahtaolma koşulu kaldırılmıştır.

Esra Şeren Demirel
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

6570 Sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'a göre ihtiyaç sebebiyle kira sözleşmesinin sona erdirilmesi

Kira sözleşmesinin ihtiyaç sebebiyle hangi koşullarda sona erdirilebileceğini belirleyebilmek, böylece kiralayan ve kiracının haklarının sınırını çizerek 6570 sayılı Kanun'un daha iyi anlaşılmasını sağlayabilmek amacıyla 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'a göre ihtiyaç sebebiyle kira sözleşmesinin sona erdirilmesi konusu incelenmektedir.Çalışmamız iki bölümden oluşmakta; ilk bölümde kira sözleşmesi ve 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'un uygulama alanından bahsedilmektedir. İkinci bölüm de ise 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'a göre ihtiyaç sebebiyle kira sözleşmesinin sona erdirilmesi açıklanmaya çalışılmakta; bu kapsamda ilk olarak 6570 sayılı Kanun m.7/I/b hükmüyle düzenlenen konut ihtiyacı sebebine dayanan tahliye davasıyla kira sözleşmesinin sona erdirilmesi, devamında 6570 sayılı Kanun m.7/I/c hükmüyle düzenlenen işyeri ihtiyacı sebebine dayanan tahliye davasıyla kira sözleşmesinin sona erdirilmesi ve en son olarak da 6570 sayılı Kanun m.7/I/d hükmüyle düzenlenen kiralananı iktisap eden kişinin konut veya işyeri ihtiyacı sebebine dayanan tahliye davasıyla kira sözleşmesinin sona erdirilmesi konularına değinilmektedir.

Nur Keskin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda kredi sözleşmelerinin uyarlanması

Ülkemizde sıklıkla yaşanan ekonomik krizler, enflasyon ve devalüasyonolguları gibi ekonomik istikrarsızlık halleri, tarafların özgür iradeleri ile kurduklarısözleşme dengesini bozucu etki yapmaktadır. Bu etki, çoğunlukla özel hukuksistemimizin temel prensibi olan ahde vefa (pacta sund servanda) ilkesi gereği,anılan ekonomik durumdan olumsuz etkilenenin üzerinde kalmaktadır.Sözleşmenin akdedilmesinden sonra ortaya çıkan her ifa güçlüğü, sözleşmeşartlarında bir değişiklik yaratmaz. Ancak öyle bazı haller olabilir ki; sözleşmetaraflarının bir kusuru olmaksızın, sözleşmenin akdedilmesinden sonra ortayaçıkan beklenmeyen haller sözleşmenin ifasını aşırı derecede güçleştirmiştir. Budurumda ifa yükümlüsü olan borçluyu ifaya zorlamak hak ve nesafet ilkeleriyle,dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz.şte bu çalışmada, Türk hukukunda kredi sözleşmeleri bakımındanbeklenmeyen hal olarak kabul edilebilecek durumlar ve bu hallerin gerçekleşmesihalinde, hakimin sözleşmeye müdahale ederek sözleşmeyi yeni koşullarauyarlaması imkanını ve şartları incelenmeye çalışılmıştır.

Fatih Güngör
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

6570 sayılı kanuna göre adi kira sözleşmesinin sona ermesi

Bu yüksek lisans tezinin konusunu `'6570 Sayılı Kanuna Göre Adi KiraSözleşmesinin Sona Ermesi'' oluşturmakta olup bu çalışmada, konubaşlığından da anlaşılacağı üzere ürün kirası dışarıda kalmak üzere adi kirasözleşmesinin sona ermesi yalnızca taşınmazlar açısından ve 6570 SayılıKanun temelinde ele alınmıştır. Her ne kadar inceleme başlıkta belirtilenkonu üzerinden yürütülmüş olsa da adi kira sözleşmesinin sona ermesiöncelikle genel kanun niteliğinde olan Borçlar Kanunun'da düzenlendiğinden,inceleme konuları yeri geldiğince Borçlar Kanunundaki düzenlemelerlekarşılaştırılarak ele alınmıştır.Tez konusunun esasını oluşturan `'6570 Sayılı GKHK'' kanundüzenlendiği tarih itibariyle sosyal ve ekonomik açıdan kiralayana oranladaha güçsüz olan kiracıyı koruma amacı gütmektedir ve bu sosyal korumaamacı nedeniyle de düzenlemeler daha çok kiracının menfaatine ağırlıkveren şekilde kaleme alınmıştır. Ancak zaman içinde gerek yüksek mahkemeiçtihatları gerekse de doktrinsel görüşler açısından sabit hale gelen bir noktaolmuştur ki o da; kiracı lehine bozulan dengenin, kiracıya sağladığı yarardanfahiş oranda farklı olmak üzere kiralayanın mağduriyetine yol açtığıdır. Busonuca özellikle kiracı lehine olan düzenlemelerin, kötüniyetli kullanımlarıtakiben kiralayanın hakkaniyet kuralına aykırı olacak derecede hak kaybınauğraması sebep olmuştur. Hernekadar mevcut düzenlemeler hala kiracıyıaşırı şekilde gözetir nitelikte ise de Borçlar Kanunu tasarısında bu dengenineşitlenmesi amacı güdülmüş olup, Yargı makamları zaman içerisindeki budeğişmeyi dikkate alarak kararları ile fiili olarak sözkonusu bu dengeyieşitlemeye çalışmaktadır.Son olarak belirtmek isteriz ki; adi kira sözleşmesinin sona ermesi, ilgilikanundaki sebepleri takiben birinci paragrafta belirtilen kapsam çerçevesindeve ikinci paragrafta belirtilen menfaatler dengesindeki değişme temelinde elealınmaya çalışılmıştır.

Erinç Özlem Kökten
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Geri alım vaadi ile satım (repo) sözleşmesi

En geniş anlamı ile repo, menkul kıymetin ileride belirli bir tarihte,belirli bir fiyattan geri alma taahhüdü ile satılması olarak tanımlanmaktadır.Repo işlemlerinin, banka ve aracı kurumların kendi aralarında ve diğergerçek ve tüzel kişiler ile gerçekleştirdikleri repo işlemleri ile açık piyasaişlemleri çerçevesinde TCMB ile banka ve aracı kurumlar arasındagerçekleştirilen repo işlemleri olmak üzere iki ayrı boyutu bulunmaktadır.Banka ve aracı kurumların kendi aralarında ve diğer gerçek ve tüzelkişiler ile gerçekleştirdikleri repo işlemlerinde, elindeki nakit fazlasını kısasürede değerlendirmek isteyen yatırımcılar ile kısa vadeli nakit ihtiyacınımenkul kıymetlerini geri almak üzere satmak suretiyle gidermek isteyenyetkili kuruluşlar karşı karşıya gelmektedir.Diğer taraftan, TBMB repo işlemlerini açık piyasa işlemleriçerçevesinde bir para politikası aracı olarak kullanmaktadır. Piyasada geçicilikidite sıkıntısı olduğu durumlarda TCMB menkul kıymet almak, yani repoyapmak suretiyle piyasaya para aktarır, geçici likidite fazlası olan durumlardada menkul kıymet satarak piyasadan para çeker ve bu şekilde piyasadakilikidite düzeyini dengeler.Repo işlemlerinde öncelikle taraflar arasında gerçekleştirilen işlemlereuygulanacak genel esasları belirleyen bir çerçeve sözleşme imzalanmakta,bu esaslar çerçevesinde her münferit repo işlemi ayrı bir anlaşma yapılmaksuretiyle gerçekleştirilmektedir.Öte yandan, repo sözleşmesinin hukuki niteliği konusunda iki farklıgörüş bulunmaktadır. Birinci görüş taraftarlarına göre, repo sözleşmesi bir tür?menkul satımı?ndan ibarettir. Repo sözleşmesinin ?teminatlı ödünçsözleşmesi? niteliğinde olduğunu savunan ikinci görüş taraftarlarına göre ise,repo sözleşmesi ile bir miktar para faiz karşılığında ödünç olarak verilmekteve bu işlemde menkul kıymet, ödünç olarak verilen paranın geri dönmemesiihtimaline karşı teminat işlevi görmektedir.

Özge Akan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

İngiliz Hukukunda ihmal suretiyle işlenen haksız fiiler (tort of negligence)

ÖZET Çalışmanın konusu, İngiliz Haksız Fiiller Hukukunda İhmal Suretiyle İşlenen Haksız Fiiller 'dir (Tort of Negligence). İngiliz Haksız Fiiller Hukuku'nda, bizim hukukumuzda olduğu gibi tek bir haksız fiil kavramı yoktur. Birden fazla haksz fiil türünün bulunduğu haksız fiiller hukuku (Law of Torts) vardır. Bunun nedeni, önceleri haksız fiiller nedeniyle dava açabilmenin kralın fermanlarına dayanmasıdır. Bu fermanlarla düzenlenen haksız fiiller için dava açabilmek mümkündü. Zamanla bu nalsız fiil türlerinin yetersiz kalması nedeniyle yeni haksız fiil türlerine ihtiyaç duyulmuştur. İhmal suretiyle işlenen haksız fiiller, bu açığı kapatmış ve bağımsız bir haksız fiil türü olarak gelişmiştir. İhmal suretiyle işlenen haksız fiiller, kişinin dikkatsiz ve tedbirsiz davranışı ile hukuken varolan özen yükümlülüğünü ihlal ederek zarara neden olmasıdır, ihmal suretiyle işlenen haksız fiiller nedeniyle sorumluluktan söz edebilmek için, öncelikle haksız fiil failinin hukuken özenli davranma yükümlülüğü olmalıdır. Fail, dikkatsiz ve tedbirsiz davranışı ile özenli davranma yükümlülüğünü ihlal etmeli ve zarar olmalıdır. Ayrıca zararla özen yükümlülüğünün ihlali arasında nedensellik bağı olmalıdır. İhmal suretiyle işlenen haksız fiillerin bağımsız bir haksız fiil türü olarak gelişmesinde Donoughue v. Stevenson davası oldukça önemlidir. Bu dava ile ihmal suretiyle işlenen haksız fiillerin unsuru olan özen yükümlülüğünün varlığını belirlemede kullanılacak ölçüt belirlenmiştir. Bu ölçüte göre hukuken aranan özen yükümlülüğünün varlığını tespit için haksız fiil faili ile mağdur arasında yakın bir ilişki olmalıdır ve fail mağdurun zarar göreceğini öngörebilecek durumda olmalıdır.Özen yükümlülüğünün ihlalini belirlemek içinse her olay kendi içincfe değerlendirilmelidir. Zarar doğma riskinin az ya da çok oluşu, riski önlemenin maliyeti, failin ya da mağdurun içinde bulunduğu durum özen yükümlülüğünün ihlalini belirlemede önemlidir. Özen yükümlülüğünün ihlali ile doğacak zarar, maddi zarar olabileceği gibi, salt ekonomik zarar yada manevi zarar da olabilir. Zararla özen yükümlülüğünün ihlali arasındaki nedensellik bağı ise üçüncü kişinin yada mağdurun karşı kusuru dikkate alınarak tespit edilir. Zararının tazmin edilmesi için davacı, iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Davacı / mağdur, davalının/ failin özen yükümlülüğü olduğunu, bunu ihlal ettiğini ve ihlal nedeniyle zararın doğduğunu kanıtlamak durumundadır. Res ipsa loquitor ilkesi, davacının kanıt yükümlülüğünün bir paça hafifletmiştir. Davalı / fail, unsurların olmadığını kanıtlayarak sorumluluktan kurtulabilir.

Burcu Gülseren Özcan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Rekabet yasağı sözleşmeleri

Rekabet kavramı, günlük dilde kullanılan yarışma kavramının karşılığıdır. Genel olarak rekabet, aynı amacı hedefleyenler arasında daha iyi olma düşüncesine dayanan bir mücadeledir. Rekabet etme hakkı hukuk düzeni tarafından korunmaktadır. Ancak serbest rekabet ortamında birbirleriyle yarışan kişilerin ya da işletmelerin arasındaki çıkar çatışmalarının daha sonra düelloya dönüşmesini önlemek amacıyla rekabet hakkı sınırlanabilmektedir.BK.m.348-352 anlamında rekabet yasağı ile, işçinin rekabet hakkını kötüye kullanacak faaliyetleri yasaklanarak, işverenin menfaatlerinin zarar görmesinin engellenmesi sağlanır. Rekabet yasağı kanundan ya da sözleşmeden doğabilir. Hizmet sözleşmesi devam ederken, sadakat borcu gereği işçinin rekabet etmeme borcu vardır, işçi ve işveren isterlerse bu rekabet yasağını hizmet sözleşmesi sonrası için de kararlaştırabilirler. Bu rekabet yasağı, hizmet sözleşmesine konulacak bir hükümle kararlaştırılabileceği gibi ayrı bir rekabet yasağı sözleşmesi ile de kararlaştırılabilir. Geçerli bir rekabet yasağı sözleşmesinden söz edebilmek için, öncelikle taraflar arasında bir hizmet sözleşmesi bulunmalıdır, işçi reşit olmalıdır. Bununla birlikte işçi işverenin belirli sırlarını öğrenme imkânına sahip olmalıdır. Rekabet yasağı işçinin ekonomik geleceğini sınırlandırdığı için; bu sözleşme yer, zaman ve konu bakımından sınırlandırılmalıdır. Bu sözleşmenin geçerli olabilmesi için diğer bir koşul da yazılı şekilde yapılmasıdır. İşçinin rekabet yasağına aykırı hareket etmesi halinde, işveren işçiden gördüğü zararın tazminini talep edebilir. Yasağa aykırı hareket hakkında cezaî şart konulmuşsa; işçi kural olarak cezaî şart miktarını ödeyerek sorumluluktan kurtulur. Ancak zarar bu miktarı geçiyorsa, işveren bu zararın fazlasının tazminini de talep edebilir. İşçinin hareket tarzı ve ihlâl edilen menfaatlerin önemi haklı gösteriyorsa ve yazılı bir sözleşme ile bu hak 182muhafaza edilmişse, işveren kararlaştırılan cezanın ödenmesini, bu miktarıaşan zararın tazminini ve muhalefetin men'ini (aynen ifa) talep edebilir. İşçinin ölümü, tarafların anlaşması ve sözleşmede kararlaştırılan sürenin sona ermesiyle rekabet yasağı ortadan kalkar. Ayrıca yasağın devamında işverenin önemli bir menfaatinin bulunmaması ve hizmet sözleşmesinin işçiden kaynaklanmayan bir sebeple işveren tarafından yahut işverene ait bir kusur dolayısıyla işçi tarafından feshedilmesi halinde de rekabet yasağı sona erer. 183

RekabetRekabet yasağıSözleşmeler+1
Atike Eda Manav
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Mesafeli elektronik sözleşmelerde tüketicilerin kişisel verilerinin korunması

Kişisel verilerin korunması, uluslararası ve ulusal düzenlemelerde yer alan bir alandır. Belirli ya da belirlenebilen bir kişi ile aralarında ilişki kuran bu bilgiler "kişisel veri" olarak tanımlanır. Kişisel veriler, özellikle teknolojinin gelişmesi ve farklı platformların ortaya çıkması ile birlikte daha kapsamlı bir şekilde korunmaya muhtaç hale gelmiştir. Günümüzde ticaretin, elektronik alana taşınması ile birlikte, elektronik ortamda veri oluşturma çoğalmıştır. Güçsüz konumdaki tüketiciler nezdinde elektronik ortama veri aktarmanın artması ile birlikte tüketiciler kişisel verileri nezdinde korunmaya daha çok ihtiyaç duymaktadır. Tüketiciler, web sitesi aracılığı ile gerçekleştirdikleri mesafeli elektronik sözleşmeler ile birlikte isimleri, adresleri, kredi kartı bilgileri dahil olmak üzere birçok kişisel veriyi esasen elektronik ortama aktarırlar. 6698 sayılı KVKK' da veri sahiplerinin ve veri sorumlularını hakları ve yükümlülüklerine ilişkin düzenlemeler yer alır. Bunun yanında veri sahibi olarak tüketicilerin, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun nezdinde de korunması gerekir.

Elektronik sözleşmelerKişisel Verilerin Korunması KanunuKişisel veri+2
Dila Nur Halaçoğlu
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu ihale inşaat sözleşmeleri ve Fıdıc bakımından müteahhidin borçları

İdare üstlenmiş olduğu kamu hizmetlerini gereği gibi yerine getirebilmek ve kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmek için inşa eserlerine ihtiyaç duyar. İnşa eserinin yapımı için yapılacak inşaat sözleşmesinden önce ihale usulü uygulanarak müteahhidin seçilmesi gerekir. İhale sonucunda, belirlenen müteahhidin inşa eseri meydana getirip teslim etme, idarenin de inşa eseri karşılığında ücret ödeme borcu altına girdiği kamu ihale inşaat sözleşmesi yapılmaktadır.Kamu ihale inşaat sözleşmesi özel hukuk sözleşmesi niteliğindedir. Sözleşmenin taraflarından birinin idare olması, sözleşme öncesi ihale usulünün uygulanması bu hususu değiştirmez. Kamu ihale inşaat sözleşmesi borçlar hukuku sözleşmeleri arasında yer alan istisna sözleşmelerine temelde benzemekle birlikte, bu tür sözleşmelerden ayrılan noktaları da bulunmaktadır. İstisna sözleşmesinde ayrılan noktalarda idarenin, kendi lehine üstün hak ve yetkiler getirdiği görülmektedir. İdarenin ücret ödeme borcu karşısında müteahhidin üstlenmiş olduğu borçların ayrıntılı bir biçimde incelenmesi kamu ihale inşaat sözleşmesinin daha net bir biçimde anlaşılmasına ve hak ve borçların adilane dağılımı ile ilgili sorunların ortaya konmasına yardımcı olacaktır.Çalışmada kamu ihale inşaat sözleşmelerinde idare ile müteahhit arasında hak ve borçların adilane dağılımı ilgili sorunlar ortaya konulacak ve ilgili yerlerde BK'da yer alan istisna sözleşmesine ilişkin hükümlere atıfta bulunulacaktır. Bu sorunların çözümüne ilişkin çözüm önerilerinde bulunmak amacıyla uluslararası alanda yaygın bir kullanım alanı olan, hak ve borçların adilane dağılımı bakımından örnek niteliğindeki FIDIC standart sözleşmelerinde müteahhidin borçları da inceleme konusu yapılacaktır. Burada FIDIC standart sözleşmelerinden Kırmızı Kitap'ın (The Red Book) 1987 tarihli 4. baskısı ile 1999 tarihli 5. baskısı ele alınmıştır. Böylece FIDIC standart sözleşmelerinin kendi içindeki gelişim çizgisi de yansıtılacaktır. Ayrıca ülkemizin son dönemde mevzuatını uyumlaştırdığı AB hukuku bakımından da kamu ihale inşaat sözleşmeleri ile ilgili düzenlemelere yer verilecektir. İdare tarafından yapılan inşaat sözleşmelerinde müteahhidin borçlarının nasıl düzenlendiği hem ülkemizdeki hem uluslararası alandaki düzenleme ve uygulamalar göz önüne alınarak inceleme konusu yapılacaktır.Anahtar kelimeler: Kamu ihale inşaat sözleşmesi, Müteahhidin borçları, FIDIC.

FIDICKamu İhale Kanunuİnşaat sözleşmeleri
Mehmet Ali Tangör
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Haksız fiilin ve haksız fiilden doğan maddi tazminatın unsurları

Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, sorumluluk hukukunda önemli bir yeri olan haksız fiil sorumluluğunda maddi tazminat ve unsurları incelenmiştir. Maddi tazminatın belirlenmesinde, kabul edilen istikrarlı bir uygulama olmaması nedeniyle uygulamada bu konuya ilişkin problemlerle karşılaşılmaktadır. Çalışma kapsamında bu problemler değerlendirme konusu yapılmıştır. Haksız fiillerde maddi tazminat, haksız fiilin yaptırımıdır. Nitekim söz konusu tazminat ile, bir kimsenin hukuka aykırı ve kusurlu davranışıyla başka bir kimseye vermiş olduğu maddi zararın giderilmesi amaçlanmaktadır. Bu nedenle maddi tazminatın belirlenebilmesi için öncelikle maddi zararın belirlenmesi gerekmektedir. Maddi zararın belirlenmesinde, zararın kapsamı, hesaplanma anı ve denkleştirmeye konu olacak zararlar bakımından, gerek hukukçular gerekse Yargıtay kararları bakımından çelişkiler bulunmaktadır. Çalışma boyunca Yargıtay'ın söz konusu uyuşmazlıkla ilgili kararlarına yer verilerek, öncelikle sorumluluğun doğması için gerekli şartlar açıklanmakta, bu şartlarından biri olan maddi zararın kapsamı belirlenmekte, bu zarara göre tespit edilecek maddi tazminat miktarını etkileyen faktörler değerlendirildikten sonra maddi tazminatın hüküm ve sonuçları tespit edilmektedir. Gerçekten, bir kimse, başka bir kimsenin hukuka aykırı fiiliyle uğradığı zarara katlatmak zorunda değildir. Bu nedenle, söz konusu zarar sorumlu kişi tarafından tazmin edilmelidir. Bu noktada, haksız fiil nedeniyle bir kimsenin hem gerçekleşen hem de hayatın olağan akışına göre gerçekleşmesi beklenen zararlarının, özenli ve dikkatli bir incelemeyle tespit edilmesi gerekmektedir. Ancak böyle bir tespite dayanarak belirlenecek tazminat, zarar göreni tatmin edebilir.

Borçlar KanunuHaksız fiilMaddi tazminat+3
Aylin Toker
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Velayetin kaldırılması

Velayet, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap, İkinci Kısım, Birinci Bölüm, Altıncı Ayırım başlığı altında 335 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Velayetin, farklı birçok tanımı yapılmıştır ve tarih boyunca insanlığın gelişimi ile velayet konusundaki tanımlamalar ve anlayış değişmiş, çağdaşlaşmıştır. Velayet, ana ve babanın birlikte kullandığı, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir haktır ve velayette çocuğun menfaatleri ön plandadır. Velayet sürelidir ve velayet devam ettiği süre içerisinde ana ve babaya, çocuğun şahsı, malvarlığı ve temsili konularında birtakım haklar tanır ve yükümlülükler yükler.Kanun koyucu, velayetin düzenlenmesinin gerektiği hallerde hakimin velayete müdahale etmesinin şartlarını ve usullerini belirlemiştir. Eğer velayetin kullanılmasında, hakimin düzenleme yoluna gitmesi, bazı tedbirler alması, çocuğu bir kuruma ya da ailenin yanına yerleştirmesi gibi koruyucu önlemlere başvurması yetersiz kalacak derecede sorun var ise, diğer bir ifadeyle Türk Medeni Kanunu'nun 348. maddesinde öngörülen şartlardan biri gerçekleşmişse, hakim velayetin kaldırılmasına karar verecektir. Velayetin kaldırılması kararından mevcut ve doğacak tüm çocuklar etkileneceği gibi, bu karar ile ana ve babanın hak ve yükümlülükleri de etkilenecektir.Velayet ile ilgili olarak, velayetin kaldırılması, iadesi ve düzenlenmesine ilişkin hususlar dava konusu edilebileceği gibi; velayet altındaki çocuk hakkında koruma tedbiri alınmasına ya da nafaka taleplerine ilişkin konular da dava konusu edilebilmektedir. Bu davalara ilişkin usul ve esaslar ilgili mevzuatlarda düzenlenmiştir. Dava konusu edilen uyuşmazlıklarla ilgili olarak Yüksek Mahkeme kararları hem yol gösterici hem de velayet hukukundaki gelişimi yansıtan güzel birer örnek niteliğindedir.

Medeni KanunTürk Medeni KanunuVesayet
Mehmet Atıf Öztürk
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni tıbbi yöntemlerin hukuka uygunluğu

Tıp bilimindeki hızlı değişim ve gelişmeler, geleneksel tıbbi yöntemler yerine yeni tıbbi yöntemlerin uygulanmasını ve bunlarla ilgili araştırmalar yapılmasını zorunlu hale getirmektedir. Yeni tıbbi yöntemler, tedavi amaçlı tıbbi denemeler ve bilimsel amaçlı tıbbi denemeler yani klinik araştırmalar şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Bu yolla insan üzerinde yapılan denemelerin hukuka uygunluğunun sağlanması için, geleneksel tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluğu için aranan şartlardan daha sıkı ve özel şartların aranması gerekmektedir. Zira denemelerin insan üzerinde gerçekleştirilmesi, vücut bütünlüğü, sağlık hakkı gibi kişilik haklarını zedeleyebilmekte; ancak geleneksel tıbbi müdahaleleri hukuka uygun hale getiren tıp biliminin kabul görmüş usul ve esaslarına göre yapılmış olma, tedavi amacı ve tıbbi zorunluluk taşıma gibi şartlara uygun düşmemektedir.Tıp biliminin bugün geldiği seviyeyi şimdiye kadar yapılan araştırma ve denemelere borçlu olduğu düşünülürse, yeni tıbbi yöntemlerin uygulanmasına karşı çıkmak mümkün gözükmemektedir. Ancak üzerinde bu yöntemlerin uygulanmasına izin veren gönüllü kimselerin, araştırma yapan hekime, araştırmayı destekleyen kurum ve kuruluşlara karşı korunması gerekmektedir. Bu nedenle yeni tıbbi yöntemlerin hukuka uygunluğu için bir takım özel şartlar aranmaktadır. Uzman hekim tarafından gerçekleştirilme, kapsamlı ve ayrıntılı aydınlatma, aydınlatılmış rıza alınması, fayda ve risk değerlendirmesinin yapılmış olması, etik kurul denetiminden geçirilmiş olma gibi şartlarla, yeni tıbbi yöntemlerin uygulanması hukuka uygun hale gelebilmektedir.Yeni tıbbi yöntemlerin hukuka uygunluğu bakımından uluslararası ve ulusal düzenlemeler çerçevesinde aranan şartlar ve bu şartlara ilişkin değerlendirmeler yapılması ve bu yolla yeni tıbbi yöntemlerin uygulanacağı kimselerin korunması büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada da geleneksel tıbbi müdahalelerle yeni tıbbi yöntemler karşılaştırılmakta, yeni tıbbi müdahalelere ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemelerdeki hukuka uygunluk sebepleri incelenerek eksiklikler tespit edilmeye çalışılmaktadır.Anahtar Kelimeler: Tedavi Amaçlı Tıbbi Deneme, Bilimsel Amaçlı Tıbbi Deneme, Hekimlik Sözleşmesi, Aydınlatma, Rıza

Hukuka uygunlukTıbbi araştırmalar
Mehmet Emin Özgül
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Çerçeve sözleşmeler

Çerçeve Sözleşmeler başlığını taşıyan bu çalışmamızda, çerçeve sözleşmeler, borçlar hukukunun temel ilkeleri esas alınarak incelenmiş ve çerçeve sözleşmelerin klasik borçlar hukuku sözleşmeleri karşısındaki durumu değerlendirilmiştir. Ayrıca bu çalışmada, çerçeve sözleşmelerin kendisine has yapısal özelliklerine değinilerek, onların, ülkemizde ve uygulandıkları diğer Kara Avrupa'sı hukuk düzenlerinde, gerek ekonomik gerek hukuki açıdan ne tür amaçların gerçekleşmesine hizmet ettiği açıklanmıştır. Tezimiz dört bölümden oluşmaktadır.Tezimizin birinci bölümü, sözleşme özgürlüğü ilkesine ayrılmıştır. Bu bölümde öncelikle, sözleşme özgürlüğü ilkesinin fikri temeli ve bu ilkeyi doğuran sosyo-ekonomik koşullar açıklanmıştır. Birinci bölüm, Kara Avrupa'sı hukuk sistemini benimsemiş ülkelerde ve bu kapsamda ülkemizde, özel hukuk alanında temel prensip kabul edilen sözleşme özgürlüğü ilkesinin tanımı, sınırları ve özellikle, sözleşme özgürlüğü ilkesinin görünüm şekillerinden birini oluşturan sözleşme düzenleme özgürlüğüne ilişkin açıklamalarla sona erdirilmiştir.Tezimizin ikinci bölümünde, ilk olarak çerçeve sözleşme kavramının sınırları belirlenmiş, çerçeve sözleşmeler, tüm unsurlarını kapsayacak biçimde tanımlanmış bunun ardından çerçeve sözleşmelerin hukuki niteliği hakkındaki görüşlerimize yer verilmiştir. Tezimizin ilk bölümü çerçeve sözleşmelerin türleri, amacı ve ekonomik fonksiyonuna ilişkin açıklamalarla tamamlanmıştır.Tezimizin üçüncü bölümünde, çerçeve sözleşmelerin kuruluşu ve şekline ilişkin açıklamalarda bulunulduktan sonra, çerçeve sözleşmelerin içeriği hakkındaki açıklamalara yer verilmiştir.Tezimizin dördüncü ve son bölümünde, çerçeve sözleşmelerin benzer kavramlarla karşılaştırılması bahsi ile çerçeve sözleşmelerde karşılaşılacak ifa engelleri ve çerçeve sözleşmelerin sona ermesi konusu incelenmiştir.

Ekonomik analizFranchisingOpsiyon+2
Hayriye Şen Doğramacı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
11
DoctorateOpen AccessTR

Türk ve Afgan hukukunda iradeyi sakatlayan sebeplerden yanılma ve sözleşmeye etkisi

Hem Türk ve hem Afgan hukukunda sözleşmelerin, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulmasına rağmen, tarafların irade açıklamaları, gerçek irade ve rızalarına dayanması gerekmektedir. Aksi takdirde sözleşmeler tam geçerliliğini kazanamaz. Dolayısıyla, kişi var olan iradesini yanlış bir şekilde dış alemine beyan ederse veya iradesi yanlış bir tasavvura dayanarak teşkil edilmişse, irade sakatlığı söz konu olduğu için sözleşmenin iptal-feshi mümkün. Türk hukukunda sözleşmenin kurulması ve yorumlanmasında güven ilkesi kabul edildiği için, yanılma söz konu olduğu durumlarda sözleşme, kurulup hukuki sonuçları da her iki tarafa için ortaya çıkar. Ancak yanılan için iptal hakkı öngörülmüş, yanılan yanıldığını öğrenince bir yıl içerisinde sözleşmeye bağlı olmadığını karşı tarafa bildirerek (iptal hakkını kullanarak) sözleşmeyi geçmişe ektili olarak baştan itibaren kesin hükümsüz hale getirebilir. Buna karşı, Afgan hukukunda sözleşmenin kurulmasında zahiri irade (beyan) kabul edildiği için, yanılma halinde sözleşme, kural olarak geçerli kabul edilmektedir. Ancak yanılan için sözleşmeyi ileriye etkili olarak ortadan kaldırabilmek için fesih hakkı öngörülmektedir. Bunun tek bir istisnası olarak, özel durumunda sözleşmenin konusu olan şeyinde yanılma söz konu ise, sözleşme batıldır. Çalışmamızda Türk ve Afgan hukukunda yanılmanın sözleşmelere etkisi, Türk hukukundaki var olan güven ilkesi ve Afgan hukukundaki var olan zahiri irade (beyan) çerçevesinde incelenecektir. Bu çalışmada yanılma Türk hukuku açısından incelenmişse her zaman "iptal" terimi kullanılır, Afgan hukuku açısından incelenmişse "fesih" terimi kullanılır. Ancak, "iptal-fesih" birlikte kullanılmışsa, açıklanan bilgi ve konu her iki hukuk sistemi açısındandır.

Sayed Abbas Mosavı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Amerikan ve Türk hukukuna göre manevi tazminatın belirlenmesinde sistemler

Günümüzde kişilik hakkının en etkin korunduğu hukuki kurumlardan biri olan manevi tazminatın belirlenmesi neredeyse tüm hukuk sistemlerinde önemli bir sorundur. Bu nedenle manevi tazminatın mahiyeti ve belirlenmesine ilişkin sorunların çözümü farklı bakış açılarıyla desteklenen bir araştırma ile mümkün olacaktır. Çalışmada, bu amaçla, Türk ve Amerikan Hukuklarında manevi tazminat kurumunun ele alınışı ve uygulamada karşılaşılan sorunlar irdelenmiştir. Manevi tazminat kurumunun öncelikle bu iki farklı hukuk sistemindeki yeri ayrı ayrı ele alınmıştır. Aynı şekilde bu hukuk sistemlerinin manevi zarar kavramına yaklaşımı belirlenmiş ve böylece manevi tazminat kurumunun içerdiği amaç ve fonksiyonu açıklanmıştır. Son olarak, karşılaştırmalı hukuk yöntemine başvurulmuş ve manevi tazminat türleri bağlamında Türk ve Amerikan Hukuklarındaki benzerlik ve farklılıklar incelenmiştir.

Amerikan hukukuKişilik hakkıManevi tazminat+2
Oğuzhan Uslu
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk

Günümüz dünyasında ekonomik ve sosyal konjonktür borçluları yardımcı kişilere başvurmaya zorlamaktadır. Tezin çalışma alanı Türk Borçlar Kanunu'nun 116. maddesinde düzenlenmiş olan yardımcı kişinin fiillerinden sorumluluk kurumudur. Tezin amacı ve asıl odak noktası Türk Hukuku (TBK 116) ekseninde sorumluluğun şartları ve tartışmalı hususlar olacaktır. Özellikle de Yargı kararları ve doktrin arasındaki çekişme sunulacaktır. Aynı zamanda İsviçre Borçlar Kanunu art. 101) ve Alman Medeni Kanunu (§278) da incelenecektir. Bu kapsamda, sayısız yargı kararı ele alınacaktır. Tezde ilk bölüm, sorumluluğu genel hatlarıyla inceleyecektir. İkinci bölümde sorumluluğun şartları sunulacaktır. Nihayet, üçüncü bölüm sorumluluğun hüküm ve sonuçlarını ortaya koyacaktır. Anahtar Kelimeler: Çalışan, İfa Yardımcısı, Kullanma Yardımcısı, Muavin şahıs, Muavin şahsın fiillerinden sorumluluk, Sorumluluk, TBK 116, Üçüncü Kişilerden Sorumluluk, Yardımcı, Yardımcı Kişi, Yardımcı Kişinin Fiillerinden Sorumluluk

Cezai sorumlulukHukuki sorumlulukMesleki sorumluluk+5
Yağmur Öykü Yönet
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Birden fazla kişinin haksız fiilden kaynaklanan sorumluluğu

Bir kişinin başka birisine kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille zarar vermesi durumunda, bu kişinin haksız fiil sorumluluğu söz konusu olur. Toplum düzenini sağlamak ve kişilerin birbirlerine hukuka aykırı davranışlarla zarar vermelerini önlemek amacıyla haksız fiil sorumluluğu Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde düzenlemiştir. Müteselsil sorumluluk, birden fazla kişinin aynı veya farklı hukuki sebeplerle tek ve aynı zarara sebebiyet verdikleri durumda söz konusu olan bir sorumluluktur. Müteselsil borçluluğun bir alt türü olan müteselsil sorumluluk Türk Borçlar Kanunu'nun 61. ve 62. maddelerinde düzenlenmiştir. Müteselsil sorumluluğun düzenlenmesinin amacı zarar görenin durumunu güçlendirmek, zararını daha kolay bir şekilde tazmin edebilmesini sağlamaktır. Müteselsil sorumluluğun iki yönü vardır. Birincisi zarar gören ile tazminat sorumluları arasındaki dış ilişkidir. Dış ilişkide zarar görenin zararının tazmin edilmesini dilediği zarar verenden talep edebilme hakkı vardır. Her bir zarar veren tek başına sorumluymuş gibi bu zararı gidermek durumundadır. Zarar verenlerin bu sorumluluğu zararın tamamı giderilinceye kadar devam eder. Diğer bir deyişle zarar gören zararının tamamını tazmin edinceye kadar her bir sorumluya başvurma hakkına sahiptir. Müteselsil sorumluluğun ikinci yönü ise zarar verenler arasındaki iç ilişkidir. Zarar gören tatmin edildikten sonra zarar verenlerin tazminatı kendi aralarında nasıl paylaştıracağı iç ilişkinin konusudur. Zarar görene kendi payından fazla ödeme yapan zarar veren diğer zarar verenlere karşı rücu hakkını kazanacaktır. İç ilişkide zarar, zarar verenlerin payları oranında paylaştırılır. Çalışmamızda bu hususlar öğreti ve Yargıtay görüşleri dikkate alınarak incelenmiştir. Anahtar Sözcükler Borçlar Kanunu, Borçlar Hukuku, Haksız Fiil Sorumluluğu, Müteselsil Sorumluluk.

Borçlar KanunuBorçlar hukukuHaksız fiil+2
Nıyamaddın Afandıyev
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Karşılaştırmalı hukuk bakımından evlat edinme ve sonuçları

Evlat edinme, ana ve baba ile çocuk arasında soybağı kurulmasını sağlayan, aile hukuku alanındaki en önemli sosyal kurumlardan biridir. Çocukların korunması, onların sıcak bir yuvaya sahip olması ve çocuğu olmayan ailelerin evlat hasretinin giderilmesi ile çocuğun yüksek yararı amaçlarının gerçekleştirilmesi için başvurulan en uygun yoldur. Taşıdığı bu önem, hem Türk hukukunda hem diğer ülke hukuklarında hem de uluslararası alanda evlat edinmeye ilişkin düzenlemelerin gelişerek ve değişerek artmasını sağlamaktadır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde genel olarak evlat edinme kurumu incelenecektir. Bu bağlamda, evlat edinmenin tarihi, hukuki niteliği, türleri ve bu türlere göre aranan maddi ve şekli şartlar açıklanacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, evlat edinme ilişkisinin kurulmasından sonra ortaya çıkan kişisel ve mali duruma ilişkin sonuçlara yer verilecektir. Evlat edinmeyle, evlat edinen ve evlatlık arasında soybağı ilişkisi kurulduğu için velayet hakkı, evlatlığın önadı ve soyadı önemli değişikliklere uğramaktadır. Bu alanda verilen Yargıtay kararlarına ayrıntılı olarak yer verilecektir. Çalışmanın son bölümünde ise evlat edinmenin sona ermesi, özellikle evlatlık ilişkisinin kaldırılması ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Evlat edinmeyle ortaya çıkan uluslararası sorunların taşıdığı önem dolayısıyla, bu alandaki kanunlar ihtilafı kurallarına yer verilecektir. Çalışmanın önem ve katkısını ortaya koymak amacıyla, İsviçre, Alman ve Amerikan hukuklarında evlat edinmeye ilişkin düzenlemeler karşılaştırılacaktır. Anahtar Sözcükler: Evlat Edinme, Soybağı , Çocukların Korunması, Çocuğun Yüksek Yararı, Aile Hukuku.

Aile hukukuEvlat edinmeKarşılaştırmalı hukuk+1
Gözde Çağlayan Aygün
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Rekabet yasağı sözleşmesi

Modern ekonomik ve hukuki sistemlerde serbest rekabet kural; bunun sınırlandırılması istisna olduğundan, iş sözleşmesinin sona ermesini takip eden rekabet yasağı, müşteri çevresini eski işçisinin rekabeti riskine karşı korumak isteyen işverenlere tanınan istisnai bir imkândır. Tezde, Türk Borçlar Kanunu'nun 348 ? 350 maddelerinde düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesinin haksız rekabet ve sır saklama sözleşmelerinden farklılıkları, sözleşmenin özel geçerlilik koşulları, bağlayıcılık sınırları, yürürlük şartları ve sözleşmenin ihlaline bağlanan sonuçlar, bu perspektifle ele alınmıştır. İlk bölümde rekabet yasağı sözleşmesinin ilgili olduğu kavramlar karşılaştırmalı hukuktaki güncel gelişmeler ışığında ele alınarak tanımlanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde sözleşmenin konusu, geçerlilik koşulları, üçüncü bölümde ise sözleşmenin yürürlüğe girmesi, hükümleri ve sona ermesi yasal düzenlemeler ve uygulama doğrultusunda, ilk bölümde tanımlanan ilkeler çerçevesinde incelenmiştir.

Rekabet yasağı
Ertan Mitap
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00