Hakkari University
Discipline

Biology

Hakkari University

4,492

Archived Theses

2

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Saos-2 osteosarkoma hücre hattında baicalein'in Wnt/β-katenin yolağına ve MiR-25 ifadesine etkisi

Osteosarkoma, en sık karşılaşılan primer kemik kanseri olup sıklıkla çocuklarda ve ergenlerde yüksek oranda ortaya çıkmaktadır. Bir flavonoid olan baicalein, biyolojik ve farmasötik etkilerini geniş bir yelpazede göstermektedir ve bunların arasında güçlü anti-tümör aktivitesi son yıllarda büyük ilgi görmektedir. MikroRNA'lar, insan kanserlerinin başlatılması ve ilerlemesinde değişiklikler içeren küçük düzenleyici RNA'ların bir sınıfını oluşturmaktadır. Son zamanlarda mikroRNA-25 (miR-25)'in insan kanserlerinde birçok kritik süreçte yer aldığı bulunmuştur. Bu çalışmada osteosarkoma hücre hattı Saos-2'de baicaleinin ve miR-25'in Wnt/β-katenin sinyal yolağı üzerine etkisi araştırılmıştır. Hücre canlılığı ve apoptoz saptanmış, Wnt/β-katenin sinyal yolağı ile ilişkili β-katenin, GSK-3β, Axin2 ve LRP-5 mRNA ve protein ifadeleri belirlenmiştir. Saos-2 hücrelerinde baicalein IC50 ve AP50 değerleri sırasıyla 35 µM ve 50 µM olarak bulunmuştur. Baicaleinin doza bağlı olarak Saos-2 hücrelerinde proliferasyonu inhibe ettiği ve apoptozu tetiklediği aynı zamanda miR-25 ifadesini artırdığı saptanmıştır. Baicalein uygulaması ve miR-25 mimik tranfeksiyonu β-katenin, Axin2 ve LR5 ifadesinde düşüş meydana getiriken GSK-3β ifadesi artmıştır. Anti-miR-25 uygulaması GSK-3β ve LR5 ifadelerini düşürürken β-katenin ve Axin2 ifadelerinde artış meydana getirmiştir. Bu bulgular, baicaleinin Wnt/β-katenin yolağı ile ilgili genleri miR-25 ifadesini düzenliyerek hedef alabileceğini ve osteosarkoma tedavisi için potansiyel bir Wnt/β-katenin yolağı inhibitörü olabileceğini göstermektedir.

Esra Örenlili Yaylagül
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'deki Ablepharus (Sauria:Scincidae) cinsinin morfolojik ve moleküler yöntemlerle taksonomik incelenmesi

Türkiye'de Ablepharus cinsine dahil sekiz takson [A. bivittatus (Ménétries, 1832), A. budaki budaki Göçmen, Kumlutaş ve Tosunoğlu, 1996, A. budaki anatolicus Schmidtler, 1997, A. chernovi chernovi Darevsky, 1953, A. chernovi eiselti Schmidtler, 1997, A. chernovi isaurensis Schmidtler, 1997, A. chernovi ressli Schmidtler, 1997 ve A. kitaibelii kitaibelii (Bibron ve Bory, 1833)] bulunmaktadır. Ancak bu taksonlar daha sonra moleküler ve morfolojik olarak yeterince sınanmamıştır. Bu nedenle, bu taksonlar çalışmamız sırasında daha detaylı ve bol örnekle incelenmiştir. Bu çalışma sırasında yapılan morfolojik analizlerde 279 örneğe ait 18 metrik, 29 meristik ile 14 indeks ve oran karakteri kullanılmıştır. Bunun yanında her taksona ait toplam 41 örnekten DNA izolasyonu gerçekleştirilmiştir. Daha sonra bir nüklear gen bölgesi (cmos) ve iki mitokondrial gen bölgesi (cyt b ve COI) polimeraz zincir reaksiyonu ile çoğaltılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre A. bivittatus bu cinsin diğer üyelerinden morfolojik ve moleküler açıdan oldukça farklı bulunmuştur. Ayrıca A. chernovi eiselti'nin tür seviyesine çıkarılması ve isaurensis'in de bu türün bir alttürü olduğu düşünülmektedir. A. kitaibelii'nin Trakya ve Marmara'nın güneyinde kalan populasyonlarının A. kitaibelii stepaneki olduğu tespit edilmiştir. Diğer yandan taksonların dağılış alanları tespit edilmiş, örneklerin toplandığı lokalitelerin ekolojik özellikleri, renk-desen özellikleri ve taksonları ayırt etmek için tayin anahtarı oluşturulmuştur.

Emin Bozkurt
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya ilinden toplanan su örneklerinde arcobacter türlerinin izolasyonu ve karakterizasyonu

Bu çalışmada, Kütahya ili ve çevresinde bulunan çeşitli kaynaklardan toplanan su örneklerinde Arcobacter türlerinin varlığı, Arcobacter türlerine eşlik eden refakatçi mikroorganizmaların izolasyonu ve bu iki grup bakterinin biyofilm oluşturma özellikleri değerlendirildi. Kuyu suyu, tatlı su, katı atık suyu, çeşme suyundan izole edilen 98 adet numune incelendi. Moleküler identifikasyonu yapılan örneklerden 6 (%85.7) tanesinin Arcobacter butzleri, 1 (% 14.2) tanesinin ise Arcobacter skirrowii olduğu saptandı. Arcobacter türlerine eşlik eden refakatçi mikroorganizmaların izolasynları yapılarak, mikroskobik morfolojileri değerlendirildi. Yedi adet Arcobacter suşu ve 7 adet refakatçi mikroorganizmanın biyofilm şekillendirme yetenekleri ve primer kolonizasyondaki rolleri araştırıldı. Bu çalışma ile refakatçi mikroorganizmaların Arcobacter türleri ile aynı habitatı paylaşabildikleri ancak zayıf biyofilm yeteneklerinden dolayı primer kolonizasyonda rol alamayacakları sonucuna varıldı. Arcobacter türlerinde ise bir suş dışında tüm suşların zayıf biyofilm şekillendirdikleri saptandı. İdentifikasyonu yapılan 7 adet Arcobacter suşunun 11 farklı antibiyotiğe karşı duyarlılığı incelendi. İncelenen suşların %42'si gentamisine duyarlı, %14.28'i tetrasikline orta duyarlı iken %85.7'sinin tetrasikline dirençli olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Arcobacter türleri, biyofilm oluşumu, refakatçi mikroorganizma.

Mehtap Tunçel
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya ilinde satışa sunulan balların biyoaktivitesi, bu ballardan izole edilen aerob endospor oluşturan basillerin izolasyonu ve bazı özelliklerinin belirlenmesi

Bu çalışmada, Kütahya'da satılan ve menşei çeşitli iller olan süzme ve petekli toplam 44 bal örneği toplanmıştır. Toplanan bal örneklerinin antimikrobiyal aktivitesi agar kuyucuk yöntemiyle belirlenmiştir. Bu yöntemde 7 adet gram negatif bakteri [Escherichia coli, Legionella pneumophila serogrup 1(a), Legionella pneumophila serogrup 1(b), Legionella pneumophila serogrup 2-15(a), Legionella pneumophila serogrup 2-15(b), Legionella spp.(a) ve Legionella spp.(b)] ve 1 adet ise gram pozitif bakteri (Staphylococcus aureus) kullanılmıştır. Bal örnekleri en yüksek aktiviteyi Legionella pneumophila serogrup 2-15(a)'ya karşı göstermiştir. İkinci aşama olarak toplanan bal örneklerinden 67 adet aerob endospor oluşturan mikroorganizma izole edilmiştir. İzolatlar biyokimyasal identifikasyon testlerine tabii tutulmuş ve bunun sonucunda tümünün Bacillus spp. cinsine ait olduğu tespit edilmiştir. İdentifiye edilen izolatların; ağır metal, antibiyotik dirençliliği ve sekonder metabolit üretim yetenekleri araştırılmıştır. Yapılan ağır metal dirençlilik (MİK) deneyinde, ağır metallere karşı en yüksek MİK değeri referans suş (B. subtilis NRRL B-209) ile kıyaslandığında, çalışmamızdaki Basillerin duyarlı oldukları ağır metalleri sıraya koyduğumuzda Co=Cu=Cd>Fe>Pb olduğu görülmüştür. Elde edilen basil izolatlarının %8,95 inin Kanamisine karşı dirençli olduğu belirlenmiştir. Basil izolatlarının sekonder metabolit oluşumunun belirlenmesinde agar blok yöntemi kullanılmıştır. Bu deneyde ise antimikrobiyal aktivite testindekullanılan 8 adet mikroorganizma ile çalışılmıştır. İzolatların oluşturduğu sekonder metabolite karşı en yüksek antimikrobiyal aktiviteyi L. pneumophila Sg 1(b)bakterisi göstermiştir. Anahtar kelimeler: Ağır Metal ve Antibiyotik Dirençliliği,Antimikrobiyal Aktivite, Bal,Bacillus spp.

Nilay Gören
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Çanakkale boğazı denizel bentik diyatome florasının sistematik açıdan ön incelemesi

Bu çalışmada, Türk Boğazlar Sistemi içerisinde bulunan Çanakkale Boğazı'ndan belirlenen 10 noktadan 2013-2016 tarihleri arasında toplanan bentik diyatome kompozisyonu incelenmiştir. Örnekler taksonomik açıdan teşhis edilmiş ve biyocoğrafik olarak incelenmiştir. Toplamda 928 diyatome kabuğu incelenmiştir. Sonuç olarak, 42 cins ve 85 tür tespit edilmiştir. Bu türlerden; Amphora bigibba var. interrupta, A. graeffeana, A. pseudohyalina, Berkeleya antarctica, B. rutilans, Cocconeis guttata, C. irregularis, C. latecostata, Delphineis karstenii, Denticula subtilis, Diploneis aestuari, D. stroemii, Fallacia nyella, F. subforcipata, Fragilaria eichhornii, Glyphodesmis distans, Halamphora staurophora, Haslea brittannica, H. nautica, Lyrella clavata, Mastogloia gieskesii, Navicula pontica, Nitzschia fusiformis, N. reversa, Parlibellus delognei, Plagiotropis lepidoptera var. minor, P. lepidoptera var. proboscidea, Proschkinia complanata, Psammodictyon rudum, Pseudostaurosira perminuta, Seminavis basilica ve Tetramphora rhombica "Türkiye Denizleri Bentik Diyatome Florası" için yeni kayıt olarak rapor edilmiştir.

Ayşe Yıldız
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya ilinde akraba evliliği sıkılığı ve sonuçları

Bu çalışmada, Kütahya ilinde akraba evliliği sıklığı ve bu evliliklerin konjenital malformasyonlar, kendiliğinden düşük ve ölü doğum ile ilişkisi araştırıldı. Araştırmaya Kütahya ilinde akraba evliliği yapan 300 kadın alınmıştır. Çalışma bulguları, kadınların tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı soru formu ile araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği kullanarak Haziran-Eylül 2017 tarihleri arasında toplanmıştır. Kadınların akraba evliliğini seçme nedenleri arasında % 71,3 ailelerin karar vermesi (görücü usulü) ilk sıradadır. Araştırmaya alınan kadınların %62'sinin ilköğretim mezunu olduğu belirlenmiştir. Kütahya ilinde akraba evlilikleri içinde en sık olarak yarım yeğen evliliği %77,4 oranında belirlendi. Katılımcı kadınların %14,3'ü doğmadan önce çocuklarında doğumsal anomali olduğunu bilerek doğumlarını gerçekleştirdikleri belirlenmiştir. Kendi kan gruplarını ve eşlerinin kan gruplarını bilen katılımcı kadınların %4,3'ün de kan uyuşmazlığı tespit edilmiştir. Akraba evliliği yapmış ailelerde mental retardasyon ve psikiatrik bozukluk, doğumsal defekt, yapısal anomali ve metabolik hastalıklar tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan kadınların %63'ünün düşük, %64,7'sinin ölü doğum yapmış olduğu saptanmıştır. Sağlık çalışanlarının akraba evliliği yapmış olan kadınları genetik danışmanlık hakkında bilgilendirmeleri ve yönlendirmeleri, akraba evliliğinin riskleri ve zararları konusunda halkın medya iletişim araçları ile aydınlatılması, kadınların akraba evliliği ile ilgili düşüncelerini inceleyen araştırmaların tekrar edilmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: Akraba evliliği, çocuk ölümü, doğumsal kusurlar, gebelik sonuçları.

Elif Bulut
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Antep turpu (Raphanus sativus L.) ve fındık turpu (Raphanus sativus L. var. radicula)'nun bazı tek yıllık ve çok yıllık yabancı otlar üzerindeki allelopatik etkilerinin belirlenmesi

Bu çalışma, Antep turpu (Raphanus sativus L.) ve fındık turpu (Raphanus sativus L. var. radikula) bitkilerinden sıvı azot kullanılarak elde edilen ekstraktların üç farklı yabancı otun (Avena sterilis L., Echinochloa crus-galli (L.) P. Beauv. ve Sorghum halepense (L.) Pers çimlenmesi ve fide gelişimi üzerindeki allelopatik etkileri değerlendirmek ve turp türlerinin farklı kısımlarından (kök, gövde ve tüm bitki) elde edilen ekstraktların allelopatik içeriklerini saptamak amacıyla yapılmıştır. Ekstraksiyon işlemi sırasında turp çeşitlerine ait bitki parçaları sıvı azot yardımı ile dondurulmuş ve daha sonra ezilerek toz haline getirilmiştir. Turp tozlarından belirli dozlarda (% 0,% 1,% 2,% 4,% 8,% 16) hazırlanan sulu çözeltiler, yabancı ot tohumlarına uygulanmıştır. Tohumlar, 15 gün boyunca 25°C'de inkübatörde tutulmuştur. Deneyler, her konsantrasyon için altı tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Uygulama sonunda, yabancı ot tohumlarının çimlenme yüzdesi, kök ve gövde boyu ölçülerek değerlendirilmiştir. Tüm ekstraktların doz artışına bağlı olarak yabancı otların çimlenme ve fide gelişimini olumsuz yönde etkilediği ortaya konmuştur. Test edilen parametrelerinden en yüksek allelopatik etkiler yabancı otların kök uzamasından elde edilmiştir. A. sterilis üzerinde elde edilen en yüksek etkiler Antep turpu kök ekstraktı tarafından sağlanırken, E. crus-galli ve S. halepense bitkilerinin en fazla oranda fındık turpu gövde ve tüm bitki (kök+gövde) ekstraktından etkilendiği ortaya çıkmıştır. Yapılan kimyasal analiz sonucunda ekstraktlarda allelopatik etkinin kaynağı olabilecek potansiyeldeki maddeler tespit edilmiştir. Çalışmada seçilen bitkiler ve kullanılan ekstraksiyon metodunun ileride yapılacak allelopatik çalışmalara ve biyoherbisit araştırmalarına ışık tutabilmesi amaçlanmıştır.

Duygu Şişek
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Faklı kaynaklardan Enterococcus faecalis ve Enterococcus faecium izolasyonu, moleküller tanısı ve genotiplendirilmesi

Bu çalışmada, Kütahya ilinde tavuk (35 adet), kıyma (35 adet) ve peynir (35 adet) örneklerinde Enterococcus faecalis ve Enterococcus faecium izolasyonu ve identifikasyonu yapıldı. İzole edilen suşlar ve Evliya Çelebi Hastanesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'ndan temin edilen insan orijinli E. faecalis ve E. faecium bakterilerinin genotipik benzerlikleri araştırıldı. Tavuk kanat örneklerinden izole edilen suşlardan %22,8'si E. faecalis ve %5,7'si E. faecium, kıyma örneklerinden izole edilen suşlardan %14,3'ü E. faecalis ve %20'si E. faecium, peynir örneklerinden izole edilen suşlardan %20'si E. faecalis ve %2,9'u E. faecium olarak identifiye edildi. Gıda kaynaklı 30 Enterokok suşu (20 E. faecalis ve 10 E. faecium) ve hastaneden temin edilen insan kaynaklı 10 Enterokok suşu (5 E. faecalis and 5 E. faecium) olmak üzere toplamda 40 Enterokok suşu genotiplendirildi. E. faecalis ve E. faecium suşlarının genetik çeşitliliği RAPD-PCR yöntemiyle M13 primeri kullanılarak araştırıldı. Araştırılan bütün izolatlar M13 primeri ile bant oluşturdu ve sonuçlar UPGMA küme analiz programıyla değerlendirildi. E. faecalis suşları profillerinin küme analizleri sonucunda %70'ten fazla benzerlik gösteren 2 grup ve benzersiz 14 tip içeren 26 farklı tip gözlemlendi. E. faecium suşları profillerinin küme analizleri sonucunda %70'ten fazla benzerlik gösteren 5 grup ve 10 benzersiz tip içeren 15 farklı tip gözlemlendi.

Kerem Diken
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Doğal populasyonlarından toplanan Amaranthus retroflexus L. tohumlarında dormansi

Amaranthus retroflexus L. Türkiye' de tarım arazilerinde yaygın olarak görülen yabancı ot türlerinden biridir. Bu çalışmada, A. retroflexus tohumlarının dormansi durumları araştırılmıştır. Olgun tohumlar, 2014 yılında, Bandırma/ Balıkesir, Bursa, Kütahya ve Ulubey / Uşak' da doğal olarak yetişen populasyonlardan toplanmıştır. Tohumların dormansi ve çimlenme potansiyelleri H2O (25, 30, 35 ve 40 °C) ve GA3, GA4+7, KNO2 (25 ve 35°C) içeren ortamlarda, daimi karanlık ve aydınlık koşullarda test edilmiştir. Tohumlar, karanlıkta H2O ortamında, tüm sıcaklık derecelerinde dormantdır. Işıkta, tohumlar sadece 35 °C de inkübe edildiğinde dormansi ortadan kalmıştır. Bu da dormansinin ortadan kalkması için hem ışık hem de yüksek sıcaklığa (35 °C) ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. GA4+7 dormansinin ortadan kalkmasında GA3' den daha etkilidir. GA4+7 varlığında çimlenme 25 °C aydınlık ortamda karanlık ortama göre daha fazladır ve populasyonlar arasında farklılık göstermiştir. 25 °C' de en yüksek çimlenme Uşak' dan toplanan tohumlarda görülmüştür. Karanlıkta 35 °C' de, GA4+7' nin ışık ihtiyacını ortadan kaldırması ile birlikte tüm populasyonlarda çimlenme % 80' den fazladır. 25 °C karanlık ortamda KNO2' ye verilen cevapta populasyonlar arasında farklılıklar görülmüştür. KNO2' ye en iyi cevap veren Kütahya populasyonudur. KNO2 varlığında, 25 °C aydınlık ve 35 °C karanlıkta tüm populasyonlarda görülen çimlenme %80' in üzerindedir. Bunlara ek olarak, kuru ortamda tohum olgunlaşmasından sonra geçen zaman da dormansinin ortadan kalkmasında etkilidir. 2014 yılı Türkiye' de ve dünyada 21. yüzyılın en sıcak yıllarından biri olmuştur. 2014 yılı sıcaklık verilerine göre, tohum toplanan lokalitelerin yıllık ortalama sıcaklıkları düşükten yükseğe doğru sıralanmıştır (Uşak < Kütahya < Bandırma < Bursa). A. retroflexus populasyonlarının dormansi seviyelerinde görülen farklılıklar ana bitkilerin yetiştikleri iklim koşullalı göz önüne alınarak tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Amaranth sp, dormansi, kırmızı köklü tilki kuyruğu, küresel ısınma, yabancı ot.

Hamdi Kaya
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

1800 MHz manyetik alanın sıçanlarda kolon mikroflorası ve patolojisi üzerine etkileri ile kolondaki bazı gen mutasyonlarının belirlenmesi

Bu çalışmanın amacı, 1800 MHz manyetik alanın sıçanlarda kolonda Bacteroides ve Fusobacterium miktarları ve kolon patolojisi üzerine etkileri ile kolondaki KRAS ve p53 gen mutasyonlarının belirlenmesidir. Çalışmada kontrol, sham, elektromanyetik alan (EMA) uygulanan grup olmak üzere üç grup hazırlandı. 1800 MHz RF (radyofrekans) radyasyonu oluşturmak için bir elektromanyetik enerji jeneratörü kullanıldı. EMA grubundaki sıçanlar 12 hafta boyunca günde 45 dk (7 gün/hafta) elektromanyetik alana maruz kaldılar. Kontrol ve sham grupları arasında histopatolojik olarak fark gözlenmedi. EMA grubunda mukoza epitelinde aşınma ve yer yer dökülmeler gözlendi. Bez yapısı bozulmuştu ve mukozada ödem ve inflamatuvar hücre infiltrasyonu gözlendi. EMA grubunda kollagen miktarında artış olduğu ve fibrozis olayının geliştiği ve goblet hücre sayısı istatistiksel açıdan anlamlı bir azalma gösterdiği saptanmıştır (P<0.05). Fusobacterium miktarındaki artış, EMA grubunda kontrollere göre önemli derecede yüksek bulundu. Bacteroides miktarı açısından ise gruplar arasında farklılık tespit edilmedi. Kolon dokusunda KRAS ve Tp53 mutasyon analizinde tüm örneklerin yabanıl tip olduğu bulundu. EMA uygulanan grup ile kontrol grupları arasında anlamlı bir fark gözlenmedi. Sonuç olarak, 1800 MHz EMA uygulaması kolonda histopatolojik olarak hasara sebep olmuştur. Ayrıca Fusobacterium miktarında da artış gözlenmiştir. Bu tez Dumlupınar Üniversitesi 2014-81 numaralı Bilimsel Araştırmalar Projesi (BAP) ile desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: 1800 MHz, Elektromanyetik Alan, Bacteroides, Fusobacterium, Kolon, KRAS, Sıçan, Tp53.

Ezgi Ece
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Güney Ege bölgesi koprafaj staphylininae (Coleoptera:Staphylinidae) türlerinin fenolojisi ve vertikal dağılışı üzerinde araştırmalar

Bu tezin arazi çalışması Türkiye'nin Güney Ege Bölgesinde bulunan; Afyonkarahisar, Aydın, Denizli, Muğla ve Uşak illerinde, gübre yemli düşürme tuzakları kullanılarak, Eylül 2013 – Ağustos 2014 tarihleri arasında, 2 aylık periyotlar ile farklı yüksekliklerde seçilen 22 lokalitede yapılmıştır. Çalışma neticesinde Staphylininae (Coleoptera:Staphylinidae) altfamilyasına ait 566 bireyden 8 cinse ait 53 türün dağılış gösterdiği belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre Ocypus (Pseudocypus) excisus, (Müller G., 1950); Philonthus (Philonthus) splendens splendens, Fabricius, 1793; P. splendens sideropterus, Kolanati, 1846; Quedius (Raphirus) plancus, Erichson, 1840 tür ve alttürlerinin daha önceden lokalite belirtilmediği Türkiye'de bulunduğu bildirilmiş olup ilk defa bu çalışmada ayrıntılı olarak lokalite kaydı verilmiştir. Bu çalışma ile tespit edilen türlerin dominantlık, sıklık yüzdesi, Sorensen ve Jaccard benzerlik indeksleri yapılmıştır; Philonthus carbonarius (Gravenhorst, 1802) %15,24 lük oranı ile en dominant, Philonthus carbonarius (Gravenhorst, 1802) %8,08 lik oranı ile en sık rastlanan türler olarak belirlenmiştir. 9. İstasyon (Muğla) ile 11. İstasyon (Aydın) Sorensen ve Jaccard benzerlik indeksleri sonucunda birbirine en benzer istasyonlar olarak belirlenmiştir. Her bir türün fenolojisi, vertikal ve lokalite kayıtları ayrıntılı belirtilmiş olup Paleartik ve Türkiye yayılışları verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ege bölgesi, fenoloji, staphylininae, Türkiye, vertikal dağılış.

Özge Çizmeci
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya ilinde ticari olarak tüketime sunulan çeşitli gıda ürünlerinde arcobacter türlerinin m-PCR ile saptanması ve biyofilm özelliklerinin belirlenmesi

Bu çalışmada, Kütahya ilinde ticari olarak tüketime sunulan çeşitli gıda ürünlerinde Arcobacter spp. taşıyıcılığı, antibiyotik duyarlılıkları ve biyofilm oluşturma yeteneklerinin belirlenmesi amaçlandı. Bu kapsamda, 35 adet kıyma, 35 adet tavuk eti, 35 adet peynir ve 10 adet su örneği incelendi. Yapılan çalışma sonucunda, tavukta ve suda, sırası ile 6 (%17.1) ve 1 (%10) adet Arcobacter spp. identifiye edildi. Tavuk ve suda identifiye edilen Arcobacter spp.'lerin 6 (%17.1)'sının Arcobacter butzleri ve tavukta identifiye edilen Arcobacter spp.'lerin 1 (%10)'inin Arcobacter cryaerophilus olduğu konvansiyonel ve moleküler yöntemler kullanılarak tespit edildi. Arcobacter suşlarının tamamı streptomisin, gentamisin ve tetrasikline karşı duyarlı, eritromisine ise orta duyarlı bulundu. Arcobacter suşları siproflaksasine, sefalotine ve ampisiline sırasıyla %71.4, %71.4 ve % 28.5 oranında dirençli bulundu. Yedi adet Arobacter suşunun aerobik ve mikroaerofilik olarak farklı konsantrasyonlarda biyofilm oluşturma kapasiteleri incelendi. Suşlar, aerobik olarak, 0.07 başlangıç konsantrasyonunda zayıf biyofilm şekillendirdi. Konsantrasyonun arttırılması (0.15) aerobik koşullarda biyofilm oluşumu üzerine sadece bir adet suşta olumlu etki gösterdi. Suşlar mikroaerofilik olarak, 0.07 başlangıç konsantrasyonunda da zayıf biyofilm şekillendirdi. Konsantrasyonun arttırlması (0.15) ile mikroaerofilik koşullarda 3 suşun biyofilm oluşumu zayıftan ortaya, 2 suşun ki ise zayıftan güçlüye dönüştü.

Elif Dizdaroğlu İnce
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Termofilik campylobacter türlerinin çeşitli virülens özelliklerinin saptanması

Termofilik Campylobacter türleri insanlarda zoonotik kaynaklı enteritlere yol açan, gıda kaynaklı bakterilerdir. En önemli bulaş kaynağı olarak tavuk etleri gösterilmektedir. Etkenlerin patogenezinde sitoletal distending toksin (CDT) adı verilen virülens faktörler önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada Kütahya ilinde ticari olarak tüketime sunulan 24 adet tavuk etinde termofilik Campylobacter türlerinin varlığı (Campylobacter jejuni, Campylobacter coli, Campylobacter lari) ve taşıdıkları CDT genleri moleküler olarak ortaya konuldu. Toplanan 24 adet örnekte, 11 adet (%45.8) Campylobacter türü MPZR ile karakterize edildi. Bu etkenler tür bazında değerlendirildiğinde, incelenen örneklerde 7 adet (% 29.2) oranında C.jejuni, 4 adet (%16.6) oranında C.coli varlığı tespit edildi. C.lari ise saptanamadı. Campylobacter yönünden pozitif olduğu MPZR ile doğrulanan örnekler Cdt genleri yönünden yine MPZR değerlendirildiğinde suşların %90.9'unda Cdt A ve Cdt C genleri saptanırken, %81.8'inde Cdt B geni tespit edildi. Cdt genlerinin bakteri türlerine göre dağılımları incelendiğinde C.jejuni'de Cdt A ve Cdt C genlerinin bulunma oranları %85.7,Cdt B geninin ise %71.4 olduğu görüldü. C.coli'de ise bu üç toksin geninin tüm suşlarda var olduğu (%100) tespit edildi. Sonuç olarak, Kütahya ilinde satışa sunulan tavuklarda toksin genleri ihtiva eden Campylobacter türleri saptanmış olup, bu ürünlerin yeterli ısıl işlemi uygulanmadan tüketilmesi durumunda, halk sağlığı için risk taşıyabileceği kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: CDT, Tavuk eti, MPZR, Termofilik Campylobacter.

Merve Çelenk
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçan ileumu ve mesanesi düz kası kasılma ve gevşeme cevapları üzerine sinnamik asitin etki mekanizmasının araştırılması

Sinnamik Asit, Cinnamomi cortex (Tarçın) bitkisinde yaygın olarak bulunan bir fenolik asit türevidir ve adını da tarçın bitkisinden almıştır. Antimikrobial, Antitümöral, Antikanserojen ve Antifungal özelliklerinin olduğu ve vazodilatör etkisi saptanmıştır. Bu çalışma kontrol, atropin, fentolamin, propranolol, nifedipin, tetraetil amonyum ve atropin+fentolamin+propranolol uygulanan gruplar olmak üzere 7 farklı grupta ileum ve mesane için ayrı ayrı gerçekleşmiştir. Çalışmada KCl veya karbakol ile ön-kastırılmış ileum/mesane dokularına farklı antagonist ya da kanal blokörlerinin uygulanması sonrası ilgili dokuların sinnamik aside karşı kasılma-gevşeme cevapları incelenmiştir. Sinnamik asit ileum ve mesanede doza bağlı kasılma ve gevşemeler oluşturmuştur. Atropin ileumu daha fazla kastırırken gevşeme cevaplarını değiştirmemiştir. Mesanede ise kasılma cevaplarını inhibe ederken gevşemeyi arttırmıştır. Fentolamin ileum ve mesanenin kasılma ve gevşeme cevapları değişmemiştir. Propranolol ileumun kasılma cevaplarını inhibe etmiş gevşeme cevapları değişmemiştir. Mesanede ise kasılma cevapları artarken gevşeme yanıtları değişmemiştir. Nifedipin ileumda sinnamik asidin kasılma cevaplarını inhibe ederken gevşeme cevaplarını değiştirmemiş, mesanede kasılma cevaplarını etkilemezken gevşeme cevaplarını arttırmıştır. TEA ileumda kasılma ve gevşeme cevaplarını değiştirmemiş mesanede de kasılma cevaplarını etkilemezken gevşeme cevaplarını arttırmıştır. Aynı anda yapılan adrenerjik ve kolinerjik reseptör blokajı ileumda ve mesanede kasılma ve gevşeme cevaplarını değiştirmiş fakat anlamlı olarak etkilememiştir. Sonuç olarak sıçan ileum ve mesane düz kasları üzerinde uyguladığımız Sinnamik asidin kullandığımız reseptör antagonistleri ve kanal blokörlerinin dışında farklı reseptörler veya yolaklar aracılığı ile de etkide bulunduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Atropin, Fentolamin, İleum, Mesane, Nifedipin, Propranolol, Sinnamik Asit, Tetraetil Amonyum.

Fatih Alan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Balıkesir ili sansarları, Martes pinel, 1792 (Mammalia:Carnivora)'nin biyolojisi, ekolojisi ve taksonomik durumu

Balıkesir ilinde yayılış gösteren Sansarların (Martes), biyolojisi, ekolojisi ve taksonomik özellikleriyle ilgili araştırmalar yapmak amacıyla, 2016 ve 2017 yılları arasında arazi çalışmaları yapılmıştır. İl genelinde ve tür ayırımı yapılmaksızın toplam 32 sansar örneği elde edilmiştir. Örneklerin tamamı Martes foina (Kaya sansarı)'ya ait olup Martes martes (Ağaç sansar) ile ilgili herhangi bir bulguya rastlanılmamıştır. Bu durum, Türkiye'de nesli koruma altında bulunan M. martes'in Balıkesir ilinde neslinin tehlike altında olduğunun bir göstergesidir. Elde edilen M. foina'ya ait örneklerin iç ve dış karakter ölçüleri alınmıştır. Literatür verileri ile örneklerin ölçüleri karşılaştırılmış ve Balıkesir ilinde Martes foina'nın nominatif formunun yayılış gösterdiği saptanmıştır. M. foina ile ilgili ayırıcı özellikler, habitat, beslenme, kürk rengi, ekto parazit ve baculum gibi bazı biyolojik, ekolojik ve taksonomik özellikler kaydedilmiştir. Örneklerin ölçüleri ile elde edildiği lokalitelerin kayıtları verilmiştir. Her iki türe ait koruma stratejisine ait gerekli olan tedbirler, öneriler şeklinde bu çalışmada kaydedilmiştir.

Mehmet Gündüz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya'da bulunan doğal ortam sularından Legionella spp. izolasyonu ve bazı özelliklerinin belirlenmesi

Çalışmada, Kütahya ilinde bulunan doğal ortam sularından toplam 150 adet su örneği (2016 yılı Haziran –Eylül aylarında) toplanmıştır. Su örnekleri filtrasyon işleminden geçirildikten sonra BYCE besiyerine filtreler yerleştirilerek inkübasyona bırakılmıştır. Ardından şüpheli kolonilere Lateks aglütinasyon test kiti uygulanmıştır. Elde edilen 8 Legionella izolatının 6 tanesinin serogrubu 2-15, 2 tanesinin ise Legionella spp. olarak bulunmuştur. İzolatların, ağır metal dirençlilik testleri, antibiyotik dirençlilikleri ve sekonder metabolit üretme yetenekleri araştırılmıştır. İzole edilen Legionella bakterilerinin sekonder metabolit üretme yetenekleri Gram pozitif (B. cereus, B. licheniformis, S. epidermidis ve S. aureus), Gram negatif (E. aerogenes, P. aeruginosa, E. coli ve A. hydrophila), mayalardan (S. cerevisiae ve S. baulardii) kullanılarak agar blok yöntemi ile belirlenmiştir. İzolatların genel olarak sekonder metabolit üretiminin olmadığı ya da çok zayıf olduğu tespit edilmiştir. E. coli ATCC 25922 suşu ağır metal ve antibiyotik direçlilik testinde referans suş olarak kullanılmıştır. Yapılan ağır metal toleranslılık (MİK) deneyinde, ağır metallere karşı en yüksek MİK değeri referans suş ile kıyaslandığında; %100 kurşun ve krom, %12.5 nikel, çinko, kobalt ve bakır ağır metaline karşı dirençli olduğu saptanmıştır. İzolatların demir ve kadmiyum ağır metaline karşı herhangi bir dirence sahip olmadığı saptanmıştır. Antibiyotik dirençlilik testleri disk difüzyon ve mikrodilüsyon yöntemi ile belirlenmiştir. Antibiyotik dirençlilik deneyinde 3 farklı sıcaklık (27°C, 37°C ve 40°C) kullanılmıştır. Kullanılan antibiyotikler Ampisilin, İmipenem, Sefotaksim, Amikasin, Kanamisin, Tetrasiklin, Eritromisin, Ofloksasin, Sulbaktam, Gentamisin, Doksisiklin, Siprofloksasin ve Levofloksasin'dir. Deneyler sonucunda disk difüzyon yöntemine göre en yüksek antibiyotik dirençliliğinin sefotaksime antibiyotiğine karşı olduğu belirlenmiştir. Doksisiklin, Siprofloksasin ve Levofloksasin antibiyotikleri kullanılarak mikrodilüsyon yöntemi ile Legionella izolatlarının Minimal İnhibisyon Konsantrasyonları (MİK) belirlenmiştir. İzolatların hepsinin denenen üç antibiyotiğe karşı duyarlı olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Ağır metal, antibiyotik direçliliği, Legionella spp.

Özlem Saniye Bayraktar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Güney Ege bölgesinde gübrede bulunan Histeridae (Coleoptera) türlerinin fenolojisi ve vertikal dağılışı üzerine araştırmalar

Bu çalışmada, Güney Ege Bölgesi'nde yayılış gösteren gübrede bulunan Histeridae türlerinin belirlenmesi amacıyla 5 ilde 21 istasyon belirlenmiştir. Bu istasyonlardan Eylül 2013 – Ağustos 2014 tarihleri arasında gübre yemli düşürme tuzağı kullanılarak bir yıl boyunca, iki ayda bir örnekleme yapılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda toplamda 605 birey toplanmış ve değerlendirilmiştir. Teşhisler sonucunda Histeridae familyasından 11 cinse ait 24 tür tespit edilmiştir. Bulunan türlerden Saprinus aegialius (Reitter, 1884) Türkiye faunası için yeni kayıttır. Atholus duodecimstriatus duodecimstriatus (Schrank, 1781), Atholus duodecimstriatus quatuordecimstriatus (Gyllenhal, 1808), Carcinops pumilio (Erichson, 1834), Chalcionellus decemstriatus decemstriatus (Rossi, 1792), Hypocacculus metallescens (Erichson, 1834), Hypocaccus rugifrons (Paykull, 1798), Margarinotus ventralis (Marseul, 1854), Platysoma elongatum (Thunberg, 1787), Pholioxenus schatzmayti, ve Saprinus tenuistrius (Marseul, 1855) türleri araştırma bölgesinden ilk kez rapor edilmiştir. Çalışma sonucunda belirlenen türlerin yükseklik ve dağılışında özel tercihleri belirlenmiş, Sorensen ve Jaccard benzerlik indeksleri ile istasyonlar arasındaki farklılıkları bulunmuş, Shannon Wiener benzerlik indeksi ile tür çeşitliliğinin istasyonlar arasındaki farklılıkları hesaplanmış, Türkiye ve Palearktik bölgede yayılışları verilmiştir. Anahtar Kelimeler : Fenoloji, Güney Ege Bölgesi, Histeridae, Vertikal Dağılış, Yeni Kayıt.

Seda Eşe
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kütahya ili su kaynaklarındaki siyanür miktarlarının belirlenmesi ve siyanürün sazan balığı (Cyprinus carpio) türünün bazı biyokimyasal, hematolojik ve histopatolojik parametreleri üzerine etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada önemli bir kirletici olan siyanürün Kütahya İli sınırları içindeki bazı su kaynaklarındaki miktarları belirlenmiş ve siyanürün aynalı sazan (Cyprinus carpio) balıklarının hemogram düzeyleri, bazı enzim aktiviteleri, lipid peroksidasyonu, histomorfolojik ve immunhistokimyasal parametreleri üzerine olan etkileri araştırılmıştır. Kütahya İli çevresinde analizi yapılan toplam 158 istasyondan iki istasyon dışında diğer istasyonların içme suları için belirlenen eşik düzeyleri aşmadığı görülmüştür. Siyanürün toksik etkilerini belirlemek amacıyla yapılan deneylerde siyanür kaynağı olarak sodyum siyanür kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan toplam 96 balık 15 gün süre ile alıştırma sürecine tabi tutulmuş ve ardından 3 ve 15 gün süre ile 0,1 mg/L ve 0,2 mg/L siyanür konsantrasyonlarına maruz bırakılmışlardır. On beş gün süre ile 0,2 mg/L konsantrasyonda siyanüre maruz kalan sazan balıklarının hemoglobin ve hematokrit değerleri dışında, incelenen kan parametrelerinin önemli derecede etkilenmediği tespit edilmiştir. Siyanüre maruz kalan balıkların katalaz, süperoksit dismutaz ve karbonik anhidraz aktivitelerinin bazı dokularda inhibisyona uğradığı, bazı dokularda ise arttığı tespit edilmiştir. Siyanür maruziyeti ile hücre hasarının önemli belirteçlerinden olan malondialdehit seviyelerinin genelde yükseldiği görülmüştür. Siyanüre maruz kalan balıkların karaciğer dokularında lipid birikimi, lenfosit infiltrasyonu, fibrosis ve rejenerasyon, deri epitelinde ve solungaç filamentlerinde ise hiperplazi, hücre agregatları ve goblet hücreleri tespit edilmiştir. Ayrıca, 0,1 mg/L ve 0,2 mg/L konsantrasyonlarında siyanüre maruz bırakılan sazan balıklarının incelenen tün dokularında apoptoziste görev alan Bcl-2 ekspresyonlarının azaldığı, kaspaz-3 ekspresyonlarının ise arttığı görülmüştür.

Cyprinus carpio
Mustafa Kavasoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçan trakeası düz kası kasılma ve gevşeme cevapları üzerine sinnamik asitin etki mekamizmasının araştırılması

Sinnamik Asit, Cinnamomi cortex (Tarçın) bitkisinde yaygın olarak bulunan bir fenolik asit türevidir ve adını da tarçın bitkisinden almıştır. Antimikrobial, Antitümöral, Antikanserojen ve Antifungal özelliklerinin olduğu ve vazodilatör etkisi saptanmıştır. Bu çalışma kontrol, atropin, fentolamin, propranolol, nifedipin, tetraetil amonyum ve atropin+ fentolamin+propranolol uygulanan gruplar olmak üzere 7 farklı grupta trakea için ayrı ayrı gerçekleşmiştir. Çalışmada KCl veya karbakol ile ön-kastırılmış trakea dokularına farklı antagonist ya da kanal blokörlerinin uygulanması sonrası ilgili dokuların sinnamik aside karşı kasılma-gevşeme cevapları incelenmiştir. Sinnamik asitintrakeadadoza bağlı kasılma ve gevşeme cevapları gözlenmiştir. Atropin ile yapılan birinci ve ikinci protokol çalışmalarında farklı sonuçlar alınmış, KCl varlığında atropin önemli derecede farklılığa sebep olmamışken karbakol varlığında önemli derecede kasılmalara neden olmuştur.Fentolamin ile yapılan çalışmalarda KCl varlığında gevşemelere neden olurken karbakol varlığında kasılmalaraneden olmuştur. Propranolol ile yapılan çalışmalarda hem KCl hem de karbakol varlığında kasılma ve gevşeme cevapları kontrole kıyasla önemli derecede değişim göstermemiştir. Nifedipin ile yapılan çalışmalarda hem KCl varlığında hem de karbakol varlığında kasılmalara neden olmuştur. Tetraetil amonyum ile yapılan çalışmalarda KCl varlığında kasılma ve gevşeme gözlenmezken karbakol varlığında kasılmalara neden olmuştur. Fentolamin ile yürütmüş olduğumuz çalışmalarda, KCl varlığında gevşemeler gözlenmişken, karbakol varlığında ise kasılmalara neden olmuştur.Atopin, fentolamin ve propranolol karışımından oluşan grup çalışmalarında ise kontrol grubu çalışmalarına kıyasla kasılma gevşeme cevapları KCl varlığında değişmemişken karbakol varlığında kasılmalara neden olmuştur.Sonuç olarak sıçan trakea düz kasları üzerinde uyguladığımız Sinnamik asidin kullandığımız reseptör antagonistleri ve kanal blokörlerinin dışında farklı reseptörler veya yolaklar aracılığı ile de etkide bulunduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Atropin, Fentolamin, Trakea, Nifedipin, Propranolol, Sinnamik Asit, Tetraetil Amonyum.

Emre Kundakcı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Havasal aerob endospor oluşturan basillerin izolasyonu ve bazı özelliklerinin araştırılması

Bu çalışmada, Balıkesir ilinin Bigadiç ilçesinin 5 ayrı yerinden toplanan havasal örneklerden 14 adet aerob endospor oluşturan Basil izole edilmiştir. İzole edilen Basillus izolatları biyokimyasal ve VITEK identifikasyon sisitemi ile identifiye edilmiştir. İzolatların 4'ü B. subtilis, 4'ü B. pumilus, 1'er adet B. polymyxa, B. megaterium, B. brevis, B. licheniformis ve 2 izolat ise identifiye edilememiştir. İzole edilen suşların ağır metal ve antibiyotik dirençliliği bunun yanında sekonder metabolit üretimi araştırılmıştır. Ağır metal dirençlilik testi, agar dilüsyon yöntemi ile yapılmıştır. Minimal İnhibisyon Konsantrasyonu (MİK) deneyinde, ağır metallere karşı en yüksek MİK değeri referans suş (B. subtilis NRRL B-209) ile kıyaslanmıştır. Elde edilen izolatların referans suşa göre, ağır metal yüzde dirençlilik değerlerine bakıldığında; %100 bakır ve kadminyum'a, karşı olduğu tespit edilmiştir. İzolatların antibiyotik dirençliliklerine disk difüzyon yöntemi ile belirlenmiştir. Buna göre izolatların antibiyotiklerden oksasiline (%100), ampisiline (%50) ve eritromisine (%7.1) oranında dirençli olduğu tespit edilmiştir. Basil izolatlarının sekonder metabolit üretme yeteneklerinin belirlenmesinde Gram negatif bakterilerden Legionella pneumophila serogrup 2-15 ve Legionella spp. izolatları kullanılmıştır. Basil izolatlarının sekonder metabolit üretme yetenekleri sadece bu iki gram negatif bakteri üzerinde agar blok yöntemi ile belirlenmiştir. Basil izolatların Legionella spp.'e karşı antimikrobiyal aktivite oluşturmazken, Legionella pneumophila serogrup 2-15 karşı farklı etki spektrumunda antimikrobiyal aktivite göstermiştir.

Esra Toru Altın
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya ili merkez ilçesinin adli açıdan önemli olan calliphoridae (Diptera) faunasının belirlenmesi

Bu çalışma ile ilk kez Kütahya ilinde Calliphoridae familyası türlerinin faunası, süksesyonu ve fenolojileri detaylı olarak belirlenmiştir. Çalışma bölgesi olarak Dumlupınar Üniversitesine ait olan Evliya Çelebi Yerleşkesi seçilmiştir. Tezin arazi çalışması Haziran 2012 ile Mayıs 2013 tarihleri arasında 12 ay süre ile yapılmıştır. Calliphoridae familyasının Calliphora, Chrysomya ve Lucilia cinslerine ait toplanan 757 birey elde edilmiştir. Bu çalışmada planlı çürümeye bırakılmış domuz leşi üzerine gelen Calliphoridae familyasına bağlı toplam 4 tür tespit edilmiştir.

Hasan Ari
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçan ileumu düz kası kasılma-gevşeme cevapları üzerine ammonium pyrrolidine dithiocarbamate' nin etki mekanizmasının araştırılması

Amonyum Pirolidin Dityokarbamat (APDTC) NF-κB' nin en güçlü inhibitörüdür. Bu özelliğine ek olarak antitümöral, antioksidan, antikanserojenik, antiviral, metal şelatörü ve düz kas hücrelerindeki apoptozu inhibe edici etkileri saptanmıştır. Çalışmamızda ise APDTC' nin ileum longitudinal düz kasındaki etki mekanizmasının araştırılması amaçlanmıştır. Adrenerjik reseptörler, kolinerjik reseptörler, L-tipi kalsiyum kanalları ve potasyum kanalları farklı gruplarda bloke edilerek bu mekanizmada hangi kanal ve reseptörlerin ne derece etkili olduğu saptanacaktır. Bu çalışmada asetilkolin ile ön kasılmış ileum dokularında kontrol, atropin, fentolamin, propranolol, nifedipin, tetraetilamonyum (TEA) ve atropin+ fentolamin+ propranolol uygulanması sonrası APDTC' ye karşı kasılma gevşeme cevapları incelenmiştir. APDTC ileum üzerinde gevşeme cevabı oluşturmuştur. Atropin APDTC'nin gevşetici cevabını değiştirmemiştir. Fentolamin APDTC' nin gevşetici etkisini değiştirmemiştir. Ama asetilkolinle oluşturulan kasılmayı anlamlı olarak inhibe etmiştir. Propranolol APDTC'nin gevşetici etkisini değiştirmemiştir. Asetilkolinle oluşturulmuş kasılma cevabı üzerine propranolol varlığında APDTC gevşetici etki göstermiştir. Nifedipin APDTC' nin gevşetici cevabını değiştirmemiştir. TEA APDTC' nin gevşetici etkisini değiştirmemiştir. TEA asetilkolinle oluşturulmuş kasılma cevabını daha da arttırmıştır. NANK durumunu belirlemek için aynı anda yapılan adrenerjik ve kolinerjik reseptör blokajı APDTC' nin gevşetici etkisini daha da arttırmıştır. APDTC'nin NANK sistem üzerinde etkili olmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak sıçan ileum düz kası üzerine uyguladığımız APDTC' nin kullandığımız reseptör antagonistleri ve kanal blokörlerinin dışında farklı reseptörler ve yolaklar aracığıyla etkide bulunduğu düşünülmektedir.

Merve Aras
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Satışa sunulan bazı bitki türlerinin biyolojik özelliklerinin belirlenmesi

Bu çalışmada yeşil kahve (Coffee arabica)'nin, menengiç kahvesi(Pistacia spp.)'nin çekirdekleri, şerbetçi otu (Humulus spp. )'nun ve yeşil çay (Camellia sinensis)' ın kurutulmuş yaprakları kullanılmış olup bitki örnekleri çeşitli aktarlardan temin edilmiştir. İncelenen bitki kısımlarının su, kloroform, etil asetat, aseton, etanol ve metanolekstraktları hazırlanmıştır. Elde edilen ekstraktlarınantimikrobiyal aktiviteleri mikrodilüsyon yöntemi Minimal İnhibisyon Konsantrasyonu (MİK) ile belirlenmiştir. Antimikrobiyal aktivite çalışmasında test edilen mikroorganizmalar gram pozitif mikroorganizmalardan Staphylococcus epidermidis, Bacilluspumilus ve Enterococcus faecalis gram negatif mikroorganizmalardan Escherichia coli, Enterobacter aerogenes, maya olan Candida albicans, küf olan Aspergillus fumigatus kullanılmıştır. Antimikrobiyal aktivite testinde kullanılmak üzere çalışmada, Kütahya ilinde bulunan (Yolcalı ve Gediz mevkinden) doğal ortam sularından toplam 50 adet su örneği (2016 yılı Mayıs – Eylül aylarında) toplanmıştır. Su örnekleri filtrasyon işleminden sonra inkübasyonabırakılmıştır. İnkübasyon işleminden sonra şüpheli koloniler Lateks aglütinasyon test kiti ile serogrupları belirlenmiştir. Su örneklerinden 1 adet Legionella spp. izole edilmiştir. Elde edilen bu izolat, bitkilerin antimikrobiyal aktivite çalışmasında kullanılmıştır. Çalışılan bitkilerden yeşil kahvenin genel olarak su, kloroform etilasetat ve aseton ekstrelerinde test edilen mikroorganizmaların tümüne karşı iyi ve orta derecede aktivite gösterdiği görülmüştür. Yeşil çayın elde edilen su ekstresinde hariç diğer ekstrelerde tüm test edilen mikroorganizmalara karşı iyi ve orta derecede antimikrobiyal aktivite belirlenmiştir. Menengiç kahvesinin çekirdeklerinin etanol, kloroform aseton ekstresinde denenen tüm mikroorganizmalara karşı iyi ve orta seviyede antimikrobiyal etkinlik gözlemlenmiştir. Şerbetçi otu bitkisinin yapraklarının etanol ekstresi hariç denenen tüm ekstraktların test edilen tüm mikroorganizmalara karşı iyi ve orta derecede antimikrobiyal aktivite belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Antimikrobiyal aktivite, Legionella spp., Menengiç kahvesi, MİK, Şerbetçi otu, Yeşil çay, Yeşil kahve.

Gülsüm Narin Yeşilyaprak
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya Yöresinde Kum Sineği (Diptera: Psychodidae) Türlerinin Araştırılması

Bu çalışma Kütahya yöresinde kum sineği (Diptera: Psychodidae) varlığının belirlenmesi üzerine gerçekleştirilmiştir. Arazi çalışması 2017 yılı Mayıs ve Ağustos ayları içerisinde Kütahya ili ve Simav ve Altıntaş ilçelerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma için 11 lokasyon belirlenmiş ancak gidilen lokasyonların 5'inde kum sineği yakalanmıştır. Bu çalışmada 2 adet CDC ışıklı tuzağı kullanılarak 32 gün boyunca örnek toplama işlemi gerçekleştirilmiştir. Olumsuz mevsimsel aktivitelerin yaşanması toplanan örneklem sayısını etkilemiştir. En çok kum sineği Temmuz ayı içerisinde gerçekleştirilen arazi çalışmalarında yakalanmıştır. Arazi çalışması içersinde toplamda 77 (19'u erkek 58'i dişi) kum sineği yakalanabilmiştir. Yakalanan kum sinekleri; Phlebotomus simici (36-%46,7), Phlebotomus perfiliewi (22-%28,5), Phlebotomus tobbi (3-%3,8), Phlebotomus neclectus/syriacus (5-%6,4), Phlebotomus sergenti (2-%2,5) ve Sergentomyia dentata (9-%11,6) türlerinde olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kum sineği, Psychodidae, Phlebotomus, Sergentomyia.

FaunaKütahyaPhlebotomus+2
Hakan Burhan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Kampüsü örümceklerinin (araneae) düşürme tuzakları ile ekolojik ve faunistik açıdan incelenmesi

Bu çalışmada Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Kampüsü'nde bulunan örümcek türleri belirlenmiştir. Tez kapsamında üniversite kampüsünde birbirinden farklı olan 9 habitat şeçilmiştir. Çalışmanın arazisi 2012 yılı Nisan-Ekim ayları arasında 45 lokaliteden yapılmıştır. Çalışmalar sonunda, Gnaphosidae familyasından 15 (Callilepis cretica (Roewer, 1928), Civizelotes caucasius (L. Koch, 1866), Drassodes lapidosus (Walckenaer, 1802), D. pubescens (Thorell, 1856), D. villosus (Thorell, 1856), Drassyllus crimeaensis Kovblyuk, 2003, Haplodrassus signifer (C. L. Koch, 1839), Nomisia exornata (C. L. Koch, 1839), Trachyzelotes malkini Platnick & Murphy, 1984, Zelotes balcanicus Deltshev, 2006, Z. fulvaster (Simon, 1878), Z. longipes (L. Koch, 1866), Z. mundus (Kulczyński, 1897), Z. prishutovae Ponomarev & Tsvetkov, 2006 ve Z. strandi (Nosek, 1905); Lycosidae familyasından 8 (Alopecosa albofasciata (Brullé, 1832), A. cuneata (Clerck, 1757), A. cursor (Hahn, 1831), A. sulzeri (Pavesi, 1873), Hogna radiata (Latreille, 1817), Pardosa purbeckensis F.O.P.-Cambridge, 1895, Trochosa robusta (Simon, 1876) ve T. ruricola (De Geer, 1778); Dysderidae familyasından 1 (Dysdera crocata C. L. Koch, 1838); Thomisidae familyasından 3 (Cozyptila thaleri Marusik & Kovblyuk, 2005, Xysticus kochi Thorell, 1872 ve X. thessalicus Simon, 1916); Nemesiidae familyasından 2 (Brachythele varrialei (Dalmas, 1920) ve Nemesia pannonica Herman, 1879); Palpimanidae familyasından 1 (Palpimanus gibbulus Dufour, 1820); Agelenidae familyasından 1 (Tegenaria argaeica Nosek, 1905) ve Zodariidae familyasından da 1 (Zodarion thoni Nosek, 1905) olmak üzere toplam 8 familyaya ait 32 tür tespit edilmiştir. Teşhisi yapılan bu türlerden A. sulzeri (Pavesi, 1873), N. pannonica Herman, 1879, Z. balcanicus Deltshev, 2006, Z. fulvaster (Simon, 1878) ve Z. mundus (Kulczyński, 1897) türleri Türkiye için ilk defa kaydedilen türlerdir.

Fatih Acar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çinko kontaminasyonunun Lythrum salicaria L. gelişimi üzerine etkisi

Bu çalışmada, Lythrum salicaria L. bitkisinin Zn ağır metalinin fitoremediasyonunda kullanılabilirliği araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, L. salicaria fidelerinin en fazla Zn'yi biriktirdiği (12 098,33 mg/kg) Zn konsantrasyonunun 30 mg/L olduğu ve solüsyonlardaki çinko artışı ile nisbi kök uzaması, gövde uzaması ve taze ağırlık artışları arasında istatistiksel olarak negatif bir korelasyon olduğu tespit edilmiştir (r = -0,89; r = -0,93 ve r = -0,96, sırasıyla). Bitkinin en iyi gelişim gösterdiği 30 mg/L Zn içeren solüsyonun pH artışı ile fidelerin nisbi kök uzaması, gövde uzaması ve taze ağırlığı arasında istatistiki açıdan bir ilişki tespit edilmemiştir (r = 0,32; r = 0,16 ve r = 0,21, sırasıyla). L. salicaria fidelerinin Zn'yi en iyi pH 7'de akümüle ettiği bulunmuştur (13 893,5 mg/kg). Buna karşılık, bitkinin en iyi kök gelişiminin 30 mg Zn/L pH 6'da, en iyi gövde gelişiminin ve taze ağırlık artışının ise pH 7'de olduğu belirlenmiştir. Bitkinin çinkoyu en fazla biriktirdiği organları sırasıyla kök > gövde > yaprak iken, TF=0,15 ve BCF=1,14 olarak hesaplanmıştır.

Onur Meşeli
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçan mesanesi düz kası kasılma-gevşeme cevapları üzerine ammonium pyrrolidine dithiocarbamate'nin etki mekanizmasının araştırılması

NF-κB'nin spesifik inhibitörü olan amonyum pirolidin dityokarbamat (PDTC), anti-viral, anti-apoptotik,anti-inflamatuar ve antioksidan etkileri birçok çalışmada kanıtlanmış bir tiyol bileşiğidir. APDTC'nin bu etkileri hangi yollardan meydana getirdiği hakkında yeterli literatür bulunmamaktadır. Bizim çalışmamızda APDTC' nin in vitro sıçan mesane düz kasındaki etki mekanizmasının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda 70 adet Wistar albino cinsi erkek sıçan kullanıldı. Anestezi altında servikal dislokasyon yöntemi ile ötenazi edilen sıçanların abdomenleri açılarak mesaneleri izole edildi. Mesaneler etrafındaki bağ dokular uzaklaştırıldıktan sonra içerisinde Krebs solüsyonu bulunan organ banyosuna yerleştirildi. Uygun bir protokol ile banyoya KCl, ACh, APDTC, Atropin, Fentolamin,Propranolol, Nifedipine, TEA uygulandı. Elde edilen veriler Kruskal Wallis ve Mann-Whitney U testleri uygulanarak değerlendirildi. ACh ile indüklenen mesane düz kasında APDTC gevşeme yanıtı meydana getirdi. Kolinerjik reseptör blokeri Atropin, β-adrenerjik reseptör blokeri Propranolol, L-tipi kalsiyum kanal blokeri nifedipin ve atropin+ fentolamin+ propranolol'den oluşan mix APDTC'nin oluşturduğu gevşeme yanıtını değiştirmemiştir. Potasyum kanal blokeri TEA varlığında APDTC kasılma yanıtı oluşturmuş ama bu anlamlı derecede bir yanıt olmamıştır. α-adrenerjik reseptör blokeri Fentolamin varlığında APDTC anlamlı kasılma yanıtı meydana getirmiştir. Sonuç olarak sıçan mesanesi düz kasında APDTC'nin etkisini α-adrenerjik reseptörler ve NANK sistemi vasıtasıyla gösterdiği düşünülmektedir.

Aysun Erdoğan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçan trakea düz kası kasılma gevşeme cevapları üzerine ammonium pyrrolidine dithiocarbamate'ın etki mekanizmasının araştırılması

Amonyum pirolidin dityokarbamat (APDTC), enfeksiyonları önleyici, oksidasyonu düzenleyici, hücre ölümünü engelleyici, viruslere etkileri kanıtlanmış NF-κB'nin baskılayıcı tiyol bileşiğidir. Medikal etikte zararlı uygulamalardan sakınılması, etken madde araştıırmalarına önem verilmesi önerilmektedir. Cerrahi sonrası bakımda solunum sistemini rahatlatan tedaviler önemlidir. APDTC fonksiyonlarının insan ve hayvan vücudunda nasıl düzenlendiğine dair araştırmalar yetersizdir. Araştırmamızda APDTC'ın sıçan trakea düz kasındaki fonksiyonunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Wistar albino cinsi erkek 70sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar servikal dislokasyonla anestezi altında ötenazi yapılmış, trakeaları ayrıştırılmıştır, bağ dokuları ayrıldıktan sonra Krebs solüsyonuna koyulmuştur. İçerisine, KCl, ACh, APDTC, Atropin, Fentolamin, Propranolol, Nifedipine, TEA eklenmiştir. Sonuçta APDTC'ın ACh ile uyarılan trakea düz kasında gevşeme oluşturduğu, fakat bu relaksasyonun istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı saptanmıştır. Çalışmamızda EC50 dozunun etkisiz olduğu görülmüştür. Bu cevabı kolinerjik-adrener etki ortaya çıkaran almaçlar, L-tipi Ca kanalları, K kanallarını uyaran substantlar farklılaştırmamıştır. APDTC'ınbu kanalları etkilemediğini düşünülmüştür. İleri araştırmaların yapılması, farklı dozlarının kullanılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: APDTC, trakea, adrenerjik, kolinerjik, kalsiyum kanalları, potasyum kanalları.

Merve Aktaş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçan aortu düz kası kasılma gevşeme cevapları üzerine ammonium pyrrolidine dithiocarbamate'ın etki mekanizmasının araştırılması

Amonyum Pirolidin Dityokarbamat (APDTC) NF-κB' nin inhibitörüdür. Bunun yanında antitümöral, antioksidan, antikanserojenik, antiviral özelliklere sahip olup düz kas hücrelerinde apoptozu inhibe edici etkisi saptanmıştır. Deneylerimizde, amonyum pirolidin dityokarbamat' ın etki mekanizmasının sıçan aort düz kasında araştırılması amaçlanmıştır. Bazı adrenerjik ve kolinerjik reseptörler, L-tipi kalsiyum kanalları ve potasyum kanalları 7 farklı grupta bloke edilerek, APDTC'nin etki mekanizmasında hangi kanal ve reseptörleri kullanıp kullanmadığı, ne derece etkili oldukları belirlenecektir. KCl ile canlılığı kontrol edilmiş, L-NAME ile NO sentezi engellenmiş, fenilefrin ile ön kasılma meydana getirilmiş aort preparatlarında APDTC, atropin, fentolamin, propranolol, nifedipin, tetraetilamonyum (TEA) ve mix (atropin+fentolamin+propranolol) uygulanması sonrası kasılma gevşeme cevapları incelenmiştir. Elde edilen veriler Kruskal Wallis ve Mann-Whitney U testlerinde değerlendirildi. APDTC aort düz kasında gevşeme yanıtı oluşturmuştur. Kolinerjik reseptör blokeri Atropin, α-adrenerjik reseptör blokeri Fentolamin, β-adrenerjik reseptör blokeri Propranolol, L-tipi kalsiyum kanal blokeri nifedipin ve potasyum kanal blokeri TEA APDTC'nin oluşturduğu gevşeme cevabını değiştirmemiştir.Atropin + fentolamin + propranolol'den oluşan mix grubunda APDTC anlamlı kasılma cevabı oluşturmuştur. APDTC'nin bu sistemlerde farklı mekanizmalar üzerinden etkili olabileceği saptanmıştır.

Zeynep Keleş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Epilobium hirsutum L. bitkisinin fitoremediasyon kapasitesinin araştırılması ve in vitro şartlarda çoğaltımı

Bu çalışmada, çinkonun Epilobium hirsutum bitkisinin kök ve gövde büyümesi, yaprak sayısı ve taze ağırlığı olmak üzere büyüme parametreleri üzerine etkisi ve bitkinin çinkonun fitoremediasyonundaki kullanılabilirliği araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, Zn konsantrasyonu ile bitkinin kök uzunluğu, gövde uzunluğu, yaprak sayısı ve taze ağırlığı arasında istatistiksel olarak negatif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (r= -0,75; r= -0,74; r= -0,84 ve r= -0,86, sırasıyla). Ayrıca, E. hirsutum bitkisinin en iyi gelişim gösterdiği Zn konsantrasyonun 30 mg/L olduğu bulunmuştur. Farklı çinko konsantrasyonlarında yetiştirilen E. hirsutum fidelerinin akümüle ettiği çinko miktarları karşılaştırıldığında ise, 30 mg Zn/L konsantrasyonunda yetiştirilen fidelerin en fazla çinkoyu akümüle ettiği bulunmuştur (14 894,90 mg/kg). Ayrıca, pH 6'nın, 30 mg/L çinko içeren çözeltide yetiştirilen fideler için en iyi pH seviyesi olduğu tespit edildi. Çinko analiz sonuçları, bitki dokularında Zn dağılımının, kökte 50 813.89 mg/kg, sürgünde 4 173.88 mg/kg ve yaprakta 697.0 mg/kg olduğunu göstermiştir. Bitki doku kültürü çalışmalarının amacı, E. hirsutum bitkisinin doku kültürü yöntemleri ile çoğaltılması ve su kültürü koşullarına en uygun adaptasyon koşullarının belirlenmesidir. In vitro çimlendirilen tohumlardan elde edilen fideler mikroçoğaltımda eksplant kaynağı olarak kullanılmıştır. E. hirsutum türünde sürgün oluşturmada en başarılı ortamların 1 mg BAP/L+1 mg NAA/L ve 1 mg BAP/L+1 mg IBA/L içeren besin ortamları olduğu tespit edilmiştir. En yüksek kök oluşumu ise 1 mg IBA/L (32,9±6,71 kök sayısı/eksplant) içeren MS besin ortamında elde edilmiştir. Köklenen sürgünler su kültürü ortamına başarılı bir şekilde aktarılmış ve fidelerin bu ortama adaptasyonu sağlanmıştır.

Nergiz Erdaş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Amaranthus retroflexus L. tohumlarının dormansi durumuna iklim koşullarının etkisi

DaAna bitkilerin yetiştiği çevrenin, bitkinin genetik ve gelişimsel karakterleri yanında, tohum dormansi ve çimlenme üzerine önemli etkisi vardır. Türkiye' deki tarım alanlarında istilacı bir yabancı ot türü olan Amaranthus retroflexus L.' da çevre koşullarının fide çıkışı, fenoloji, tohumlarda dormansi ve çimlenme üzerine etkileri araştırılmıştır. Olgun tohumlar, yıllık ortalama sıcaklığı 9,3-20,6 °C olan lokalitelerde doğal olarak yetişen 8 popülasyondan toplanmıştır. F1 tohumlarının üretimi 2016-2017 yılında Kütahya' da doğal koşullarda gerçekleştirilmiştir. Tohumlar Kasım 2016' da toprağa gömülmüş ve deney tam şansa bağlı deneme planına göre dizayn edilmiştir. Fide çıkışı ve bitki gelişimi takip edilmiş, hasat tarihinde vejetatif ve generatif dokuların kuru ağırlığı belirlenmiştir. Ana ve F1 tohumlarının dormansi ve çimlenme potansiyelleri H2O ve GA içeren ortamlarda, 25 ve 35 °C' de test edilmiştir. Arazide fide çıkışı, soğuk bir mevsimin ardından Nisan' ın ilk haftasında başlamış ve Mayıs' ın son haftasında maksimuma ulaşmıştır. Fide çıkış oranı popülasyonlar arasında farklıdır ve bu farklılık tohumların toprağa gömüldükleri çevre koşullarından bağımsız olarak, tohum popülasyonlarının başlangıçtaki dormansi durumları ile ilişkilidir. Yüksek fide çıkışına sahip popülasyonlar, laboratuvar deneylerinde %50 çimlenme oranına daha kısa sürede ulaşmış ve yüksek çimlenme göstermiştir. Popülasyonlar aynı zamanda morfolojik karakterlerde fenotipik plastisite göstermiştir. F1 tohumları ana tohumlardan daha dormant olsa da, aydınlık ortamda sıcaklığa verdiği cevap ana tohumlarla benzerdir. Sonuçlar, bu popülasyonların tohum davranışlarının adapte oldukları çevre koşulları ile ilgili olduğunu göstermektedir. Yabancı otlardaki geniş genetik farklılıklar göz önüne alındığında, A. retroflexus iklim değişikliklerine rekabet halinde olduğu ve genetik farklılıkları az olan tarımsal bitkiler' den daha hızlı adapte olabilir. Bu durum potansiyel olarak ülkemizdeki tarımsal üretim için ekonomik sorunlar yaratabilir. ha sonra doldurulacaktır.

Emeti Köse
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkmen Dağının Kütahya ili Türkmen Şefliği bölgesi civarındaki adaçayı (Salvia tomentosa L.) bitkisinin yayılış durumu ve biyokütlesinin belirlenmesi

TÜRKMEN DAĞININ KÜTAHYA İLİ TÜRKMEN ŞEFLİĞİ BÖLGESİ CİVARINDAKİ ADAÇAYI (Salvia tomentosa L.) BİTKİSİNİN YAYILIŞ DURUMU VE BİYOKÜTLESİNİN BELİRLENMESİ Ufuk TUNA Biyoloji, Yüksek Lisans Tezi, 2019 Tez Danışmanı: Dr. Öğr. Üyesi Süleyman TOPAL ÖZET Çalışmamızda Kütahya Türkmen dağının Türkmen Şefliği bölgesi civarında yayılış gösteren adaçayı (Salvia tomentosa L.) türünün yayılış durumu ve biyokütlesinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, 2016 yılı vejetasyon süresince sözü edilen bölgeden, rastgele örnekleme alanları seçilerek her bir örnekleme alanındaki birey sayısı ve bunların tartılması suretiyle biyokütle analizleri için gerekli bilgiler elde edilmiştir. Bu arazi çalışmalarında toplamda 52 adet örnek alan belirlenmiş olup bu örnek alanlarının koordinat, yükselti bakı ve eğimleri de belirlenerek örnekleme alan karnelerine bu bilgiler not edilmiştir. Bu örneklemeler sonucunda, günümüz itibariyle, adaçayı türünün çalıştığımız bölgenin hangi mevkilerinde nasıl bir yayılış durumu gösterdiği ve bu türe ait biyokütle analizi yapılarak kayıt altına alınması sağlanmıştır. Bu araştırma sonuçları sayesinde, ilerleyen yıllarda yine aynı amaçla yapılacak müteakip çalışmalarla, adaçayı bitkisinin zamana bağlı olarak söz konusu bölgedeki yayılış durumu ve biyokütle yoğunluğunun kıyaslanması mümkün olabilecektir. Anahtar Kelimeler: Adaçayı-Boşşalba, Salvia tomentosa, Yayılış durumu, Biyokütle, Türkmendağı, Türkmen Şefliği Civarı

Ufuk Tuna
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kırıkkale ilindeki Paederinae (Coleoptera: Staphylinidae) altfamilyası türleri üzerinde taksonomik ve faunistik araştırmalar

daha sonra doldurulacaktır.Bu çalışmada, Haziran 2016- Nisan 2019 tarihleri arasında İç Anadolu bölgesinde bulunan Kırıkakle ilinde yapılan arazi çalışmaları sonucunda, Paederinae (Coleoptera: Staphylinidae) altfamilyasına bağlı 11 cins içinde yer alan toplam 17 tür kaydedilmiştir. Leptobium yagmuri Anlaş, 2017 türü Ankara'dan ve T. inexcisus Assing, 2009 türü ise Kastamonu'dan tanımlanmış türler olup her iki tür de deskripsiyonu yapıldıktan sonra ilk defa rapor edilmiştir. Araştırma sonucunda kaydedilen 17 türden Astenus thoracicus (Baudi di Selve, 1857), Leptobium. gracile (Gravenhorst, 1802) ve Lobrathium rugipenne (Hochhuth, 1851) hariç diğer 14 tür Kırıkkale için yeni kayıt özelliği taşımaktadır. Achenium scimbaliodes Koch, 1937 ve Tetartopeus. inexcisus Assing, 2009 türleri ise İç Anadolu Bölgesi'nden ilk defa bildirilmiştir. Karaman ilinden yakın zamanda Türkiye için ilk kayıt olarak verilmiş olan Astenus pulchellus (Heer, 1839) türü aynı zamanda Kırıkkale ilinden de kaydedilmiştir. Ek olarak, çalışma sonucunda saptanmış olan türlere ait ekolojik ve zoocoğrafik bilgiler de sunulmuştur.

Serkan Yaman
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bitki doku kültürü yöntemi ile elde edilen bazı bitki türlerinin antimikrobiyal aktivitelerinin belirlenmesi

Tıbbi bitkilerin bitki doku kültürü yöntemleri ile üretimi konusunda yapılacak çalışmalar son derece önemlidir. Bu tez çalışmasında Valeriana officinalis L., Prunella vulgaris L. ve Taraxacum officinale L. tıbbi bitkilerinin yaprak eksplantlarına uygulanan farklı konsantrasyon ve kombinasyonlardaki bitki büyüme düzenleyicilerinin kallus ve kök oluşumlarına etkileri araştırılmıştır. Daha sonra elde edilen rejeneratların antimikrobiyal aktiviteleri araştırılmıştır. Bitkilere ait kurutulmuş adventif kök ve kalluslardan elde edilen ekstrelerin Staphylococcus aureus, Pseudomonas aeruginosa, Enterococcus faecalis, Escherichia coli bakterileri ve Candida kruseii fungusu üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Antimikrobiyal aktivite testi sonuçlarına göre; P. vulgaris adventif kökleri ve kallusları Pseudomonas aeruginosa ve Escherichia coli bakterileri; V. officinalis adventif kökleri Pseudomonas aeruginosa, Escherichia coli bakterileri ve Candida kruseii fungusu; T. officinale kalluslarının ise Staphylococcus aureus bakterisi ve Candida kruseii fungusu üzerinde antimikrobiyal etkiye sahip oldukları belirlenmiştir. Farklı konsantrasyon ve kombinasyondaki bitki büyüme düzenleyicilerinin antimikrobiyal aktivite üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir.

Halit Özkan İçigen
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Genetically modified plants and their position among the agricultural products

The transformation in the agricultural sector; in which modern biotechnology has been used most which enabling the gene transfer from one species to another and giving new genetic characteristics by interfering with the existing genetic structure, has been positively reflected on human life and many other areas. These changes have also led to various ethical problems and economic conflicts. In the field of modern biotechnology, which is among the most important issues in the world; studies that are carried out in our country and their results, our country's existing potential, needs and opportunities related to usage of biotechnology should be evaluated as a whole and policies that can be carried out correctly and effectively should be established and implemented. The studies that are carried out in line with these policies and existing legal regulations' compliance with the international protocols and the European Union acquis should be monitored and evaluated. In this study, the current situation of genetically modified agricultural products in our country and in the world, has been investigated and it is aimed to evaluate the state policies by analyzing the legal regulations under this title.

Ayşe Özgül Arvas
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya Gümüşdağı mevkiinde Censiyan'ın (Gentiana lutea L.) yayılış alanları ve yetişme ortamı özelliklerinin belirlenmesi.

KÜTAHYA GÜMÜŞDAĞI MEVKİİNDE CENSİYAN'IN (Gentiana lutea L.) YAYILIŞ ALANLARI VE YETİŞME ORTAMI ÖZELLİKLERİ'NİN BELİRLENMESİ Cihan KÖSE Biyoloji, Yüksek Lisans Tezi, 2019 Tez Danışmanı: Dr. Öğretim Üyesi Süleyman TOPAL ÖZET Bu araştırma 2012-2019 yılları arasında Türkiye'de nadir yayılış gösteren Gentiana lııtea L. 'nın Kütahya Gümüşdağı Radar mevkiisinde ki yayılış alanı ve yetişme ortamın özelliklerinin belirlenmesi maksadıyla yapılmıştır. Kütahya il merkezinin güneyinde doğu-batı yönlerinde uzanan Gümüşdağı dağ silsilesinin en yüksek iki noktası Karlıktepe ve Nalbanttepe'dir. Bu kısımlarda çok nemli orman bitki örtüsü vardır. Alpin orman zonunda ve üzerinde doğal yayılışı olan bu bitkinin, insan eliyle usulsüz ve yasadışı yollarla sökülmesi ve yoğun olarak küçük ve büyükbaş hayvan otlatılması sebepleriyle bitki popülasyonunda yeterli gelişme sağlanamamıştır. Bu çalışmada Gentiana lutea L.'nin sahada doğal yayılış alanları, morfolojik özellikleri, ekolojik tespitler ve sahadaki durumu ile ilgili bulgular verilmiştir. Bu alanın titizlikle koruma altına alınması şiddetle önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gentiana lutea L., Kütahya.

Cihan Köse
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Chlorella vulgaris kullanılarak Cu(II) ve Pb(II) ağır metallerinin biyosorpsiyonu

Ağır metallerin yol açtığı çevre kirliliği ekosistemdeki canlı organizmalar için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Mikroalgler, çevreden toksik ve zararlı maddelerin uzaklaştırılması için kullanılma potansiyeline sahip organizmalardır. Bu çalışmada, batch yöntemi uygulanarak Chlorella vulgaris (chlorophyta)'in Cu(II) ve Pb(II) ağır metallerini biyosorpsiyonu araştırılmıştır. Çalışmada farklı pH değerleri, biyosorbent miktarları, temas süreleri, karıştırma hızları ve sıcaklıklar uygulanarak C.vulgaris mikroalginin Cu(II) ve Pb(II) ağır metallerini giderim kapasiteleri incelenmiş ve optimum koşulların belirlenmesi hedeflenmiştir. Cu(II) ağır metali için en yüksek tutunma verimliliği pH 6, biyosorbent miktarı 5 mg, temas süresi 45 dakika, karıştırma hızı 500 rpm, sıcaklık 60 °C, çözelti derişimi 25 mg/L, çözelti hacmi 25 mL olduğunda elde edilmiştir. Pb(II) ağır metali için en yüksek tutunma verimliliği pH 4, biyosorbent miktarı 5 mg, temas süresi 60 dakika, karıştırma hızı 500 rpm, sıcaklık 25 °C, çözelti derişimi 25 mg/L, çözelti hacmi 25 mL sağlandığında elde edilmiştir. Bu çalışma ile optimum koşullar sağlandığında Chlorella hücrelerinin, Cu ve Pb adsorpsiyonunu yüksek verimlilik ile sağlayabildiği kanısına varılmıştır.

Hasan İlkay Yılmaz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Scenedesmus dimorphus biyofilm kültürlerinde azot açlığının lipid üretimi üzerine etkisi

Bu çalışmada Scenedesmus dimorphus biyofilm kültürlerinde azot (N) stresinin lipid üretimi üzerine etkisi incelenmiştir. Yeşil alglerden (Chlorophyceae) S. dimorphus' un planktonik ve biyofilm formu, %100 N ve %25 N içeren ortamlarda inoküle edilmiştir. Yapılan denemelerde N stresinin ve biyofilm oluşumunun, kuru madde (DCW), klorofil-a ve total lipit miktarlarına olan etkisi incelenmiştir. S. dimorphus mikroalginin biyofilm oluşturma becerisinin incelenebilmesi için laboratuar koşullarına modifiye edilerek Dönen algal biyofilm reaktörü (RABR) kurulmuştur. RABR' ın tasarımında S. dimorphus mikroalginin biyofilm oluşturabilmesi için çeşitli tutunma materyalleri denenmiş ve en yüksek tutunma oranına ve hasat işleminin kolay olması gibi özelliklere sahip olmasından dolayı polietilen halat kullanılmasına karar verilmiştir. Deneme sonucunda elde edilen en yüksek kuru biyokütlenin 0,275 g/m2 olduğu ve bu sonucun %100 N içeren biyofilm formundan elde edildiği belirlenmiştir. Uygulanan azot stresinin total lipit miktarına olan etkisi incelendiğinde, en yüksek DCW içinde % total lipit miktarının 13,81 olduğu ve bu sonucun %25 N içeren biyofilm formundan elde edildiği belirlenmiştir.

Biyofilm sistemleriBiyofilmlerBiyoreaktörler+1
Fatma Kar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Chlorella vulgaris biyofilm kültürlerinde azot açlığının lipid üretimi üzerine etkisi.

Yapılan bu çalışmada Chlorella vulgaris mikroalginin biyofilm formu üzerinde azot (N) stresinin lipit üretimine etkisi araştırılmıştır. C. vulgaris mikroalgi 40 gün süresince %100 N ve %25 N içeren ortamlarda üremeye bırakılmıştır. Laboratuar ortamına uygun olarak tasarladığımız Dönen Algal Biyofilm Reaktörü ile C. vulgaris' in biyofilm oluşturma yeteneğini gözlenmiştir. C. vulgaris' in reaktör üzerinde biyofilm oluşturabilmesi için çeşitli malzemeler denenmiştir. Hasat kolaylığı ve yüksek tutunma gibi kriterler nedeniyle polietilen halatı kullanılmasına karar verilmiştir. Yapılan denemede en yüksek kuru ağırlık değeri 0,359 gr/m2 ile %100 N içeren ortamda elde edilmiştir. En yüksek total lipit miktarı ise 8,02 mg ile azot stresi uygulanmış %25 N içeren biyofilm formunda olduğu belirlenmiştir.

Biyofilm sistemleriBiyofilmlerBiyoreaktörler+1
Ersel Çeçen
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bitki doku kültürü uygulamalarındaki sterilizasyon prosedürlerinde nanopartiküllerin kullanımı

Bitki doku kültürü uygulamaları in vitro steril koşullarda yapılmaktadır. Kültür ortamlarının biyolojik olarak kirlenmeden oluşturulması ve aseptik olarak korunması önemlidir. Kültür ortamındaki mikrobiyal kontaminasyonlar bitkilerin yeterli beslenme ve gelişimlerini engelleyerek deneysel sonuçları etkileyebilir. Kontaminasyonlar çoğunlukla eksplantların yüzeylerinde bulunan mikroorganizmalardır. Bu nedenle eksplantların kültür işlemleri öncesinde sterilizasyon işlemlerinden geçirilmeleri gerekmektedir. Bu amaçla her geçen gün bitkiye toksik etki göstermeyecek, etkili sterilantların keşfine ihtiyaç duyulmaktadır. Son yıllarda, nanomalzemeler özellikle Nanosilver [NS], tıp ve çevre alanlarında antimikrobiyal bir madde olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, Nepeta cataria L. tohumlarının steril olarak in vitro koşullarda çimlendirilmesi için yüzey sterilizasyonu işlemlerinde gümüş nanopartiküllerin (Ag NP) kullanım potansiyeli araştırılmıştır. Bitkinin tohumlarına uygulanacak olan en uygun konsantrasyon ve sürenin belirlenmesi amacıyla, üç (960 ml, 1300 ml ,1600 ml ) farklı konsantrasyon ve üç (5 dk, 10 dk, 15 dk) farklı süre denenmiştir. Yapılan uygulamalar sonucunda en düşük kontaminasyon, 3 dk. %70'lik etil alkolde, ardından 20 dk, 1980 ml konsantrasyonda Ag NP solüsyonunda bekletilen tohumlarda elde edilmiştir. Elde edilen bitkiciklerde herhangi bir toksisite semptomu gözlenmemiştir. Sonuçlar, in vitro steril bitkilerin elde edilmesi için Ag NP lerin kullanılabileceğini bizlere sunmaktadır.

Aslı Aktay
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Akvaryum balıkçılığında yaygın olarak kullanılan ticari yemlerin doktor balık (Garra rufa)'ların büyüme ve bazı biyokimyasal parametreleri üzerine etkilerinin araştırılması

Doktor balık (Garra Rufa) son zamanlarda Alternatif Tıpta yaygın olarak kullanılan bir türdür. Doktor balıklar yaralar, egzama, sedef gibi bazı cilt hastalıların tedavisinde ve bazı cilt bakım merkezlerinde kullanılmaktadır. Doktor balıklara olan talep gittikçe arttığından doğal stoklar artan talebi karşılayamaz hale gelmiş ve 2016 yılında ülkemizde doktor balıkların doğal ortamlardan avlanması yasaklanmıştır. Bu sebeple doktor balıkların yetiştiricilik yolu ile üretilmesi ve artan talebin karşılanması zorunluluğu doğmuştur. Doktor balıkların kullanım alanları dikkate alınırsa, gelecekte yetiştiricilik yolu ile üretimin daha da gelişeceği ve artacağı tahmin edilmektedir. Yapılan bu çalışmada 26±1°C deki su sıcaklığında dört farklı yem (Sardalya ezmesi, Çamlı Alabalık Yemi, Sera Granugreen, Tetra Pro Algae) ile beslenen doktor balıkların mutlak boy artışı (MBA), oransal boy artışı (OBA), mutlak ağırlık artışı (MAA), oransal ağırlık artışı (OAA), günlük canlı ağırlık kazancı (GCAK), spesifik büyüme oranı (SBO), kondisyon faktörü (K) ve yem dönüşüm etkinliği (YDE) incelenmiştir. İlk otuz günlük besleme sonrasında Sera Granugreen marka yemle beslenen doktor balıkların MAA, OAA, GCAK, SBO ve YDE büyüme parametrelerinin diğer guruplara göre önemli derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). İkinci otuz günlük besleme süresi sonunda ise Çamlı Alabalık Yemi ile beslenen grubun MBA, OBA, MAA, OAA, GCAK, SBO ve YDE büyüme parametrelerinin diğer yemlerle beslenen gruplardan önemli derecede yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Farklı yemlerle beslenen doktor balıkların kan parametreleri Lökosit (WBC), Eritrosit (RBC), Hemoglobin (HGB), Hematokrit (HCT), Ortalama eritrosit hacmi (MCV), Ortalama hemoglobin miktarı (MCH), Ortalama hemoglobin konsantrasyonu (MCHC), Ortalama eritrosit dağılım genişliği (RDW), Trombosit (PLT), Ortalama trombosit hacmi (MPV), Trombosit dağılım genişliği (PDW) ve Platokrit (PCT) incelenmiş ve gruplar arasında önemli bir farklılık (Birinci ve üçüncü grup hariç) tespit edilmemiştir. Sardalya ezmesi ile beslenen (Birinci grup) balıkların RBC ve HBG Değerlerinin Sera Granugreen marka yemle (Üçüncü grup) beslenen balıklardan önemli derecede düşük olduğu belirlenmiştir (p<0,05).

Fiziksel büyümeHayvanlarda beslenme
Mehmet Zeybek
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çeşitli tatlı su örneklerinden izole edilen bazı mikroalglerin antimikrobiyal özelliklerinin ve anti-çoğunluk algılama aktivitelerinin belirlenmesi

Bu çalışmada, Kütahya ilindeki çeşitli tatlı su kaynaklarından, katı atık ünitesinden ve mezbaha atık su çıkışından 60 adet su örneği toplanmıştır. Bu örneklerden yeşil alglerin (Chlorophyta) izolasyonu yapılmıştır. Saf olarak elde edilen 7 alg türü (B1, B6, B27, T14, T15, T16, K3) makroskobik, mikroskobik morfolojilerine göre incelenmiş ve moleküler karekterizasyonları yapılmıştır. Yedi alg türünün sekans verileri incelendiğinde 5 tür için tanı konulabilmiştir. B6, B27, T14, K3 türleri Scendesmus sp., T16 ise Stichococcus bacillaris olarak identifiye edilmesine karşın filogenetik çalışmaların genişletilmesi gerekmektedir. İzolasyonu yapılan 7 alg türü uygun koşullarda sıvı besi ortamında çoğaltılarak etanol, metanol, kloroform ve su ekstraktalarının Staphylococcus aureus (ATCC 29213) , Enterococcus faecalis (ATCC 29212), Pseudomonas aeruginosa (ATCC 27853), Candida krusei (ATCC 6258) ve Escherichia coli (ATCC 25922) türleri üzerine antimikrobiyal aktiviteleri, disk difüzyon yöntemi ile belirlenmiştir. Zon çaplarına göre alg türleri değerlendirildiğinde B1 ve T16 alglerinin etanol ekstraktlarının S.aureus türüne karşı oldukça etkili olduğu saptanmıştır. Metanol ekstratında S. aureus türüne karşı en iyi aktiviteyi T16 kodlu alg, kloroform ekstratında ise B1 kodlu alg göstermiştir. Bu sonuçlara göre yedi alg türünün gram pozitif bakterilere karşı etkinliği yüksek iken gram negatif bakterilere karşı etkinliği zayıf olarak saptanmıştır. Ayrıca Choromobacterium violaceum türü üzerine alg ekstraktlarının anti-çoğunluk algılama aktivitesi incelenmiş ve etkinliğin olmadığı kanısına varılmıştır. Bu çalışma kapsamında en iyi sonuç alınan T16 etanol ekstraktlarının hastane orijinli MRSA türleri üzerine olası antimikrobiyal etkinliği de araştırılmıştır. S.aureus üzerine etkili olan etanol ekstraktının MRSA türleri üzerine etkisi olmadığı belirlenmiştir.

Antimikrobiyal aktiviteMikroalglerQuorum sensing
Eda Bozkurt
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Streptozotosin (STZ) ile diyabet yapılmış sıçanların deri yaraları üzerine Equisetum arvense bitki merheminin etkilerinin incelenmesi

Bu araştırma, STZ ile diyabet yapılmış ve diyabet yapılmamış normal sıçanların sırtlarında meydana getirilen deri yaralanmaları üzerine Equisetum arvense bitki merheminin makroskobik ve mikroskobik etkilerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır.Bu çalışmada, 3 ? 4 aylık, 180 ? 240 g ağırlığında 112 erkek Wistar -Albino sıçan kullanılmıştır. Her grup 14 adet sıçandan oluşturulmuş 4 kontrol, 4 deneme olmak üzere toplam 8 grup halinde deneye alınmıştır. Diyabet, Wistar -Albino sıçanlara intra peritonal olarak tek doz STZ (65 mg/kğ) verilmesiyle oluşturuldu. STZ'nin verilmesinden 2 gün sonra açlık kan şekerler 200 mğ/dl ve üzeri ölçülen sıçanlar diyabet kabul edilip çalışmaya dahil edildi. Sıçanların sırtlarında 1.5 cm çapında yara oluşturulup üzerine 7 ? 14 gün boyunca kontrol grupları hariç E. arvense bitki merhem dozları (%5 - %10) sürülmüştür. Deneye alınan gruplarda 7. ve 14. günlerde, makroskobik ve mikroskobik ölçümler ile istatistiksel değerlendirmeler yapılmıştır. Deneyler sonucunda gruplar arasında en iyi makroskobik iyileşmenin 14. gün sonunda normal % 10' luk E. arvense bitki merhemi uygulanan grupta % 99.96 olarak saptanmıştır. Mikroskobik ölçümlerde ise, en iyi dermal ve epidermal rejenerasyonun, anjiogenezisin ve bağ dokusu proliferasyonu kalınlığı artışının 14. gün sonunda % 10'luk E. arvense bitki merhemi uygulanan gruplarda olduğu belirlenmiştir.E. arvense bitki merhemleri uygulanan hem diyabetik hem kontrol gruplarının mikroskobik ve makroskobik sonuçları uygulama yapılmayan gruplara göre daha iyi sonuçlar göstermiştir.

Yusuf Özay
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Enne ve Porsuk barajı sedimentine bağlı ağır metallerin Cyprinus carpio'nun değişik dokularına biyoakümülasyonunun araştırılması

Bu çalışmada; Enne ve Porsuk Baraj Gölleri (Kütahya/Türkiye) sedimentine bağlı ağır metal seviyeleri ve ağır metallerin Cyprinus carpio'nun farklı dokularına (Kas, deri, solungaç, karaciğer ve bağırsak) biyoakümülasyon oranları araştırılmıştır. Ağır metal (Hg, Cd, Pb, Cu, Zn, Mn, Ni, Fe, Cr, B, Ag ve Se) analizleri Anadolu Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi laboratuarında bulunan İndüktif Eşleşmiş Plazma-Optik Emisyon Spektroskopi (ICP-OES) ile yapılmıştır. Hem Enne hem de Porsuk Baraj Gölleri sedimentinde Hg ve B elementleri tespit edilememiştir. Porsuk Baraj Gölü sedimentine bağlı ağır metal yükünün Enne Baraj Gölü sedimentine bağlı ağır metal yükünden daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Buna uygun olarak, genelde Enne Baraj Gölü sedimenti bulunan akvaryumlarda beslenen balıkların ağır metal akümüle oranı, Porsuk Baraj Gölü sedimenti bulunan akvaryumlarda beslenen balıklarınkinden daha düşük bulunmuştur. Bazı istisnalar olmasına rağmen, genelde kas dokunun ağır metal akümülasyon seviyesi diğer dokulardan daha düşüktür.Anahtar kelimeler: Ağır Metal, Biyoakümülasyon, Enne Barajı, Cyprinus carpio, ICP-OES, Porsuk Barajı, Sediment.

Yaşar Özden
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Zengin besiyerinde bazı dezenfektan özellikli kimyasal maddelerin Escherichia coli'nin OmpC ve OmpF porin protein sentez düzeyine etkisi

Escherichia coli'de 2 temel dış membran porin proteini olan OmpF ve OmpC farklı bir çok çevresel parametre tarafından düzenlenmektedir. Bu çalışmada, zengin besiyerine ilave edilen çeşitli dezenfektan özellikli kimyasal maddelerin (Formaldehit, Etanol, SDS, Çamaşır suyu, Klor ve H2O2) E. coli'nin porin protein sentez düzeyine etkisi ve sentez mekanizmasını kontrol eden faktörler araştırılmıştır.Elde edilen sonuçlara göre çalışılmış olan bütün kimyasal maddeler E. coli'nin büyümesini azaltmıştır. Etanol ve sodyum dedosil sülfatın (SDS)negatif etkisi diğer kimyasal maddelerden daha fazla olmuştur. OmpC ve OmpF porin protein sentezi Formaldehit, Etanol, SDS, çamaşır suyu, Klor ve H2O2 varlığında değişmiştir. Bu çalışma çamaşır suyu, formaldehit ve klorun OmpC ve OmpF porin protein sentezini etkilediğini gösteren ilk rapordur. RpoS, H-NS, EnvZ ve Acp (pta) ın varlığı veya yokluğunun dezenfektan maddeli stres şartlarında E.coli'nin porin protein sentez düzeyinin ayarlanmasında önemli bir rol oynadıkları anlaşılmıştır. Porin protein sentez mekanizmasının daha açık bir şekilde açıklanabilmesi için bu çalışmanın ikili mutantlarla yapılması gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: Porin proteinleri, dezenfektanlar

Hülya Yılmaz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Beymelek Lagünü'ne giren bazı migrator balıkların yağ asidi bileşiminin araştırılması

Bu çalışmada; beslenme periyodu sonunda (Kasım) Beymelek Lagünü'nden (Türkiye'nin Akdeniz sahilinde önemli bir balıkçılık alanı) yakalanan beş ekonomik göçücü balık türünün yağ asidi oranlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada; Mırmır (Lithognathus mormyrus), has kefal (Mugil cephalus), altınbaş kefal (Liza aurata), çiran (Liza ramada) ve mavri (Chelon labrasus) türleri incelenmiştir. Bütün türlerde en çok bulunan yağ asitleri; doymuş yağ asitleri içinde palmitik ve stearik asitler, tek çift bağlı yağ asitleri içinde palmitoleik ve oleik asitler, çoklu doymamış yağ asitleri içinde de linoleik, linolinik, eikosapentaenoik ve dokosaheksaenoik asitlerdir. Doymuş, tekli doymamış ve çoklu doymamış yağ asitleri seviyeleri sırası ile: mırmırda %33.20, %22.83 ve %18.20; has kefalde %38.22, %21.33 ve % 25.49; altınbaş kefalde %33.45, %20.14 ve % 32.30; çiranda %33.66, %19.79 ve %32.11 ve mavride %36.93, %24.97 ve %16.94 olarak bulunmuştur. İncelenen türlerin n3 ve n6 grubu çoklu doymamış yağ asitleri seviyeleri de sırası ile: %14.63- 30.32 ve %1.93-3.95 arasında değişmiştir. M. cephalus ve L. aurata en yüksek n3/n6 grubu çoklu doymamış yağ asitleri oranına sahip türlerdir. Bir acı su ekosistemi olan Beymelek Lagünü'nden yakalanan türlerin n3 grubu çoklu doymamış yağ asidi seviyeleri deniz balıkları kadar yüksektir ve bu balıklar insan beslenmesinde önemli bir n3 grubu çoklu doymamış yağ asidi kaynağı olabilir.Anahtar kelimeler: Akdeniz, Beymelek Lagünü, Yağ Asitleri, Deniz Balıkları, Türkiye.

AkdenizTürkiye
Halil Yılmaz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya bölgesi zoonozlarının epidemiyolojik değerlendirilmesi

Bu çalışmada, 2000-2008 yılları arasında Kütahya ve çevresinde görülen zoonoz vakalarının epidemiyolojik değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma bulgularına göre, 2000-2008 yılları arasında görülen toplam 12285 zoonoz vakasının 1/100000 insidens oranları şu şekildedir; Brucella abortus insanda 0.00190, koyunda 0.000124, sığırda 0.0000126, Mycobacterium bovis, insanda 0.0000142, sığırda 0.00000758, Lyssavirus (Riskli temas vakası) insanda 0.00155, (Hastalık vakası) köpekte 0.0000269, koyunda 0.000000256, tilkide 0.000013, Toxoplazmosis insanda 0.000000197, Salmonella insanda 0.0000211, Sarcoptes scabei insanda 0.000452, Bacillus antracis koyunda 0.0000141,sığırda 0.0000126, geyikte 0.0666, insanda 0.00000118, Clostiridium gondii balıkda 0.0265, Salmonella paratiphy insanda 0.00000237, Pseudomonas mallei atlarda 0.000451, Avian fluenza kanatlılarda 0.000000592 olarak tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Epidemiyolojik, hayvanlar, insanlar, zoonoz.

Epidemiyoloji
Halit Çeliközlü
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Bazı akuatik organizmalara bağlı olarak Felent Çayı (Porsuk-Kütahya)'ndaki kirliliğin tespiti

Bu çalışmada Porsuk Nehri'nin ana kollarından biri olan Felent Çayı'ndaki su kalitesinin belirlenmesi amacıyla epilitik diyatomeler kullanılmıştır. Felent Çayı özellikle tarımsal ve evsel kirliliğe maruz kalmaktadır. Bu çalışmada bazı kimyasal parametreler ile sucul organizmalar Haziran 2006 ile Mayıs 2007 tarihleri arasında incelenmiştir. Sonuçta, akarsu boyunca seçilen beş istasyonda 41 cinse ait toplam 117 diyatome taksonu ile bazı büyük taban omurgasızları üyeleri tespit edilmiştir. Yine Felent Çayı'ndaki su kalitesi OMNIDIA programı kullanılarak incelenmiştir. Sonuçlar IDAP, WAT, CEE ve IPS indeksleri ile ölçülen kimyasal değerler arasında oldukça yüksek korelasyon olduğunu göstermiştir.

Su kirliliğiTürkiye
Cüneyt Nadir Solak
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de halk arasında diabetes mellitus tedavisinde kullanılan arctium lappa ekstrelerinin stz ile hiperglisemi yapılmış sıçanların kan glikoz seviyelerine etkileri

Türkiye'de Arctium lappa özütleri halk tarafından diabetes mellitus tedavisi için kullanılmıştır. Bu yüzden, dekoksiyonla hazırlanmış Arctium lappa kök özütlerinin streptozotosin(STZ) ile uyarılmış diyabetik sıçanların kan glikoz seviyeleri üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Bu çalışmada 210-255gr ağırlığında 49 adet Wistar türü sıçan kullanılmıştır. Çalışmada ikisi kontrol olmak üzere 7 grup hazırlanmıştır. Diyabet, tek doz streptozotosinin(70mg/kg) intraperitonal uygulanmasıyla oluşturulmuştur. STZ uygulanmasından 3 gün sonra 4 gruba 14 günlük tedavi süresince oral olarak 50, 100, 250 ve 500 mg/kg/gün Arctium lappa özütü verilmiştir. Pozitif kontrol grubu olarak kabul edilen gruba, her gün oral olarak 600?g/kg/gün glibenklamid verilmiştir. Özüt verilmesinden 0.5, 1, 2, 4 ve 24 saat sonra ve 1, 5, 8, 11 ve 14. günlerde açlık kan şekerleri ölçülmüştür. Tek doz 100 ve 250 mg/kg özüt verildikten 24 saat sonra kan glikoz seviyelerinde anlamlı bir düşüş gözlenirken 500 mg/kg dozunda anlamlı bir artış gözlemlenmiştir (P<0.001). Çalışmanın sonunda 100 mg/kg dozunda görülen anlamlı düşüş (P<0.001) glibenklamid uygulanan grupla aynı düzeyde olmuştur. 500 mg/kg dozunda özüt uygulanan grupta diyabetik kontrol grubuyla karşılaştırıldığında diyabetik durum kötüleşmiştir (P<0.001). Verilerimiz Arctium lappa' nın kan glikoz seviyelerini doza bağlı olarak anlamlı bir şekilde düşürdüğünün göstergesidir. Sonuç olarak Arctium lappa özütlerinin antidiyabetik aktiviteye sahip olduğu düşünülebilir.

Halil İbrahim Tanrıkulu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya ve çevresindeki Cuscuta türlerinin sistematiği, taksonomisi, korolojisi ve ekolojisi

Ekonomik açıdan değerli kimi bitkilerin yanı sıra diğer birçok bitki üzerinde hasara sebep olan parazitik Cuscuta L. cinsinin, Kütahya ve çevresinde bulunan türlerini tespit etmek amacıyla yapılan bu çalışma kapsamında; 2007- 2008 yılları arasında arazi çalışmaları yapılmış ve ayrıca daha öncedeki yıllarda herbaryum materyali haline getirilmiş örnekler göz önünde bulundurularak, Türkiye Florasında 16 tür ile temsil edilen Cuscuta' nın çalışma alanında bulunun türleri belirlenmiştir ve belirlenen bu türlerin genel özellikleri ve yayılış alanları gibi bilgilere de değinilmiştir.Sonuç olarak; çalışma alanında, Cuscuta cinsine ait Toplamda 9 farklı takson tespit edilmiştir. Bunlardan; C. campestris Yuncker, C. babylonica Aucher Ex Choisy var. elegans Boiss.& Bal, C. europaea Linnaeus, C. palaestina Boiss. subsp. balansae Yuncker, C. approximata Babington var. approximata Babington, C. planiflora Ten. var. tenorii Engelmann, C. brevistyla A. Braun, C. monogyna Vahl. olmak üzere 8'i Kütahya'da, C. campestris Yuncker, C. kotschyana Boiss. subsp. caudata Bornm& Schward, C. palaestina Boiss. subsp. balansae Yuncker, C. approximata Babington var. approximata Babington, C. brevistyla (A. Braun) olmak üzere 5'ininde Eskişehir'de yayılış gösterdiği görülmüştür.

KütahyaTürkiye
Serap Çoban
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2009
00