
2.335
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Kentlerde dikey bahçe uygulamalarının sürdürülebilir kalkınmaya etkisi: İstanbul kent meydanları üzerinden öneriler
Dikey bahçe; akarsularda, nehir kenarlarında, kayalarda, mağaralarda ve dağlık bölgelerde doğal olarak yetişen bitkilerin, nüfus yoğunluğunun artışıyla kentlerde kişi başına düşen yeşil alanın azalması ve meydana gelen çevresel sorunlar neticesinde dikey bahçelerin taşıyıcı sistemler yardımıyla bitkisel alanların bina cephelerine tasarlanması düşüncesi ile ortaya çıkmış bir tasarım olgusudur. Kentlerdeki hızlı nüfus artışı sonucu meydana gelen yapılaşma ve kentleşme sonucunda kişi başına düşen yeşil alan miktarının azalmasına yol açmıştır. Bu durum, sürdürülebilir kentler kazanmak için yapılan araştırmaları önemli kılmıştır. Dikey bitkilendirmenin; binaların yazın soğuk, kışın sıcak olmasını sağlayarak ısı kaybını azaltmak, doğal bir ısı ve ses yalıtımını sağlamak, havadaki kiri tozu temizlemek, kent iklimini dengede tutmak, kentte doğa ile iç içe bir yaşam ortamı oluşturmak, kentin sosyal ortamlarına katkıda bulunmak, kentliler için yeni bir istihdam alanı yaratmak ve kentin estetik değerlerini yükseltmek başta olmak üzere pek çok faydaları bulunmaktadır. Dikey bahçelerin özellikle kent meydanlarına da çok büyük katkısı bulunmaktadır. Araştırma materyali olarak İstanbul Kenti'nde; Beyoğlu, Üsküdar ve Kadıköy İlçeleri seçilmiştir. Dikey bahçelerin bu ilçelerde uygulanabilecek alanlar ve öneri dikey bahçe tasarımlarının hazırlanması konusunda bu çalışma yapılmıştır. Bu araştırma iki aşamalı olarak yürütülmüştür. Çalışmanın birinci aşamasında, konu ile alakalı literatür taramaları yapılmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında ise; araştırma alanı olarak seçilen ilçelerdeki meydanlar incelenmiştir. Tez kapsamında İstanbul'da uygulanabilecek dikey bahçelerin işlevleri çevresel, sosyal ve ekonomik açıdan değerlendirilerek, kentin ve uygulanan meydanın sürdürülebilirliğine katkı sağlayacak önerilerin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Sürdürülebilirlik açısından sağlıklı kentler için, dünyada doğru bir şekilde uygulanmış dikey bahçe örneklerinde görüldüğü gibi doğal bitki örtüsüne dayalı sürdürülebilir düşey yeşil sitem tasarımlarının oluşturulması gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı meydanlarda uygulanabilecek olan ve uygulanacak meydana farklı bir perspektif kazandırdığı düşünülen dikey bahçelerin yaygınlaştırılması adına; İstanbul Kenti'nin trafik ve yaya yoğunluğunun olduğu meydanlarda uygulanabilecek cepheleri tespit edip ve bu amaçla bölge ve çevre koşullarına uygun dikey bahçe önerileri sunmaktır. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, Kentsel sürdürülebilirlik, Meydan, Dikey bahçeler
Türkiye'de inşaat projelerinde çalışanların risk azaltıcı önlemler karşısında iş sağlığı ve güvenliği algılarının değerlendirilmesi
İnşaat sektörü, gelişmekte olan ülkelerde ekonomiye yön veren önemli bir sektördür. Ekonomik anlamda etkin bir role sahip olan inşaat sektörü, iş sağlığı ve güvenliği bakımından her zaman en fazla riski barındıran faaliyet alanlarından biri olmuştur. İnşaat sektörünün kendine has özellikleri sebebiyle sağlık gözetimi öteki sektörlere kıyasla daha güçtür. Proje esaslı ve kesintili bir biçimde faaliyetlerini sürdüren inşaat sektöründe, iş görenlerin sağlık ve emniyet konularına odaklanmaları oldukça zordur. Son senelerde Türkiye'de İş Sağlığı ve Güvenliği konusunda gerçekleşen düzenlemelere bağlı olarak İş kazalarının yaşanma sıklığında düzelmelerin olduğu dikkat çekmektedir. Fakat Türkiye hâlâ hem genel kaza sıklığı hem de ölümle neticelenen kaza sıklığı bakımından Avrupa'da en kötü performansı sergilemektedir. İnşaat projelerinde hukuksal, teknik ve yönetimsel bazı önlemlerle iş kazaları belli bir oranda düşürülmeye çalışılsa da, alınan bu önlemler iş kazası sıklığını asgari seviyeye düşürmek için yeterli gelmemektedir. Çalışmada inşaat projelerindeki risklerin azaltılması için nasıl bir yol izlenmesi gerektiği, inşaat projelerinde çalışanların risk azaltıcı önlemler karşısında iş sağlığı ve güvenliği algıları ve projelerde risk yönetim süreçlerinin iyileştirilmesinde öne çıkan faktörler ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Çalışmanın amacı, projede çalışanların risk azaltıcı önlemler karşısında iş sağlığı ve güvenliği algılarını belirlemek ve projelere ilişkin risk yönetim süreçlerinde eksik ve hatalı yönlerin tespit edilerek gerekli önemlerin alınmasını sağlamaktır.
Modern bir barınma sorunsalı: Dünyada ve Türkiye'de ev-olmayanlar
Bu çalışma, mevcut konut rejiminin eleştirisi için özgün kavramsal çerçevelere ihtiyaç duyulduğu fikrine dayanmaktadır. Konut tartışmalarının kat edilmiş güzergahlarının pek çoğu güncel konut rejiminin özgül şartlarını anlamaktan uzaktır. Dolayısıyla çalışmada bu olası kavramsal çerçevelerden birisi oluşturulmaya çalışılmıştır. Kavramsal çözümleme günümüz konut rejiminin barınmayı kapitalist ekonominin yapılandırıcı bir unsuru olarak aşırı derecede regüle edilmiş, fazlasıyla profesyonelleşmiş bir iş kolu ürününe ve metaya dönüştürdüğü fikrini ve bu fikrin barınma ihtiyacının sadece konut üretimi ile giderilmesi gerektiğine ikna olmuş bir toplumsallıkla desteklenmekte ve sürdürülmekte olduğu gerçekliğini temel almaktadır. Çalışmanın iddiası şudur ki konut ve ev kavramlarına dair inşa edilmiş olan normatif zihin dünyası neyin ev olmadığının tespiti üzerinden sürdürülebilmekte ve meşrulaştırılmaktadır. Buna bağlı olarak, çalışmada normatif konut rejiminin ve bunu sahiplenen kitlelerin belirgin barınma pratiklerini dışlama ve kriminalize etme biçimleri incelenmektedir. Bu pratiklerin tümü metin içerisinde ev-olmayanlar olarak kavramsallaştırılmıştır. Çalışma içerisinde konut kavramında vücut bulan ailesel, yerleşik, elverişli ve yasal niteliklerini taşımayan pek çok barınma pratiği, inşa edilmiş bu nitelikleri yapı-söküme, ihlale uğratma becerisi ve doğrudan reddi üzerinden incelenmiştir. Çalışmanın ana odaklarından birisi konut rejiminin baskın hegemonyasına rağmen bu rejimin dışarısında yer alan bir barınma pratikleri setinin çoğul ve yaygın bir şekilde mevcut olduğudur. Üstelik dışlanan ve kriminalize edilen tüm bu pratikler bütününün barınma kavramını anlamlı bir çerçevede sorunsallaştırabilmek için işlevsel olduğu da metin içerisinde çözümlenmeye çalışılmıştır. Çalışmada öncelikli olarak ev-olmayanlar başlığı altında ailesellik, yerleşiklik, elverişlilik ve yasallık ekseninde barınma rejiminden dışlanan pratikler incelenmiştir. Ardından kategorik olarak ev-olmayan bir pratik olarak evsizlik üzerine detaylı bir kavramsal tartışma sunulmaktadır. Her iki bölüm de konut rejimi ve evsizliğe dair güncel paradigmayı en kapsamlı düzeyde deneyimleyen Anglosakson coğrafya temel alınarak incelenmiştir. Çalışmanın sonunda ise ortaya konan kavramsal çerçeve üzerinden Türkiye değerlendirilmiş, Türkiye'de ev-olmayanların ve evsizlik pratiklerinin Anglosakson coğrafya üzerinden yapılan inceleme ile benzerliklerine ve farklılıklarına değinilmiştir.
İstanbul'daki endüstriyel miras kapsamındaki yapıların müze yapılarına dönüştürülmesinin sosyo-kültürel sürdürülebilirliğe katkısı
Endüstrileşme her kentte olduğu gibi İstanbul'da da hızlı bir yapılaşmaya sebep olmuştur. Artan nüfus, gelişen teknoloji ve sanayileşme sonucunda doğal kaynakların hızla tüketilmesi kaçınılmaz olmuştur. Sosyal ve çevresel sorunların çözümü disiplinler arası bir kavram olan sürdürülebilirliktir. Kent için önem arz eden yapıların hemen hepsi inşa edildiği dönem ve işlevi doğrultusunda ideal kurguyla en uygun yere yerleştirilmiştir. Değişen ve gelişen çevre ile birlikte yapının ve işlevinin gereksinimleri de değişmektedir. Yeni gereksinimleri karşılayamayan yapılar terk edilmeye mahkumdur. Endüstri Devrimi'yle hızla inşa edilen yapılar bir süre sonra işlev ömürlerini tamamlayarak terk edilmişlerdir. İnşa edildikleri dönemi yansıtan bu yapılar endüstriyel miras kapsamında değerlendirilmektedir. Geçmişten izler taşıyan yapıların strüktürel ömürlerini tamamlamadan terk edilmeleri âtıl yapı stoğu oluşmasına sebep olmaktadır. Bu noktada güncel olan yeniden işlevlendirme, sürdürülebilir bir yaklaşım olarak karşımıza çıkmaktadır. Önceleri Avrupa'da çokça örneği olan yeniden işlevlendirmenin kültürel mirasın aktarılmasında önemli bir yaklaşım olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Son dönemde Türkiye'de de örneklerine rastlanan, tarihi yapıların yeniden kullanımında verilecek yeni fonksiyon, yapının konumu, mekânsal özellikleri ve çevresi ile bağdaşması gereklidir, ayrıca topluma; sosyal, ekonomik ve kültürel açıdan faydalı olmalıdır. Bu çalışma, yeniden işlevlendirmenin sürdürülebilir kalkınmaya ve sosyo-kültürel sürdürülebilirliğe katkılarını incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda; geniş kapsamlı bir literatür taramasının ardından genel kavramlar ortaya konularak çalışmanın kapsamı belirlenmiştir. Bu kapsama dahil edilen örnek yapılar incelenerek tespitler yapılmıştır. Müze işleviyle hem yapının kendisinin hem de içinde bir döneme ya da bir konuya ait ürünlerin sergilenebilmesi sosyo-kültürel açıdan olumlu bir yaklaşım olarak görülmüştür. Bu çalışma, kapsamı doğrultusunda kendinden sonra yapılacak çalışmalara kaynak olmayı hedeflemektedir.
Kentsel dönüşümün tarihi yapılar üzerinde etkisinin incelenmesi: Diyarbakır Suriçi örneği
Kentlerin gelişmesinden kaynaklı olarak sanayileşmesi ve insan gücünün kullanılması, kentlere göçlerin artmasına neden olmuştur. Yaşanan göç, doğal afet ve savaş gibi durumlar kentlerin yaşam faaliyetlerinin zamanla aksadığını göstermektedir. Kentlerde oluşan ekonomik, sosyal ve fiziksel değişimler yaşam alanlarını etkilemektedir. Kentsel dönüşüm kavramı, toplum yaşantısının aksaması sonucu ortaya çıkmış ve başta Avrupa olmak üzere bütün dünyaya yayılmıştır. Kentsel dönüşüm kavramı Avrupa ülkelerinde yıllar önce uygulanmışken, ülkemizde bu uygulamanın hala eksikleri ve hukuki boyutu tartışılmaktadır. Uygulamanın yapılacağı bölgelerde yaşam standartlarının incelenmesi, altyapı, eğitim, yenilikçi yaklaşım, sosyal, ekonomik ve çevresel faktörler dikkate alınıp uygulanmalıdır. Bölgede bulunan hak sahipleri, STK, yerel yönetimler ve kamu kuruluşları bir arada bulunup dönüşüm sürecinde rol almalıdırlar. Diyarbakır Suriçi bölgesi, kentsel dönüşümün son yıllarda uygulandığı önemli bölgelerden biridir. Yaşanan terör olaylarından sonra bölgede bulunan mahalleler can güvenliği için boşaltılmıştır. Bölge tamamıyla temizlendikten sonra zarar gören evlerin ve tarihi yapıların onarılarak yeniden toplum yaşantısına kazandırılması hedeflenmiştir. Yapılan dönüşümün tarihi mekânlar üzerinde etkisini inceleyip, çalışmalarda gelinen son durum değerlendirip ele alınacaktır. Ülkemizde yapılan kentsel dönüşüm uygulamasının bütün adımları bu tezde incelenecektir.
İstanbul' daki sürdürülebilir sağlık yapılarının leed kriterleri kapsamında incelenmesi
Dünyadaki yaşam destek yöntemleri fazlasıyla aşınıp ekolojik felaket göstergeleri arttıkça, ileriye yönelik çıkış yolunun ekonomik artış olduğu düşünülmektedir. Kaynak kullanımlarındaki artışla, hızlı büyümenin fazlalaşmasından dolayı küreselleşme çevreye zarar veriyor. Üretim ve tüketim mekanizmamız sanayi döneminden itibaren oldukça fazla miktarda yenilenemeyen doğal kaynağı bitirmiş durumdadır. Bunun sonucunda ise ekosistemler ve canlılar tehlikeli bir hızla yok olmakla birlikte kendi doğal kaynaklarımızı sömürüyoruz ve natürel hayatın kendisini yeniden yapılandırma kapasitesini fazlasıyla aşan bir süratle atık meydana getiriyoruz. Günümüzde hızlı bir şekilde artan popülasyonun, modernleşmenin, şehirleşmenin, sanayileşmenin, eğitim düzeyinin yükselişi, hızla ilerleyen sağlık bilincinin, tıp teknolojilerinin hızla gelişmesi vb. faktörlerin sağlık sektörüne olan ilgiyi çoğaltmasıyla birlikte, sağlık için ayrılmış olan az miktardaki kaynakların etkin ve istenilen biçimde kullanılıyor olması ihtiyacı önemini daha fazla artırmıştır. Sonuçta bu verilerden yola çıkılarak, nitelikten taviz vermeden sağlık hizmetlerinin rantabilitesini daha fazla yükseltmek adına sürdürülebilir ilkelerin yaşama geçirilmesi, yeşil hastanelerin önemli bir hal almasına sebep olmuştur. Buradaki tez çalışmasında, elde edilen veriler doğrultusunda, İstanbul'daki sürdürülebilir sağlık yapıları, Leed kriterleri kapsamında incelenecektir.
Bir mimari miras olarak Haliç İskeleleri ve 19.yüzyıldaHaliç Vadisi'nin sanayileşmesindeki rolleri
BİR MİMARİ MİRAS OLARAK HALİÇ İSKELELERİ VE 19.YÜZYILDA HALİÇ VADİSİ'NİN SANAYİLEŞMESİNDEKİ ROLLERİ 15. yüzyıldan 21. yüzyıla kadar geçen sürede Haliç kıyıları sayfiye yeri olarak kullanılıyordu. Halkın sandal sefası yaptığı ve mesire alanı olarak kullandığı bu mekân sanayileşme sürecinde (19. yüzyılda) bu işlevini yitirirken doğal yapısı da bozulmuştur. Gravür ve yazma eserlere baktığımızda Haliç'in saraylar, yalılarla süslü olduğu, bu yalı ve sarayların arka cephelerinde bahçeler bulunduğu görülmektedir. Pek çok yerli ve yabancı seyyahlar ve bilim adamları bölgede görkemli bağ ve bahçelerin olduğunu eserlerinde anlatmaktadır. Ayrıca resimlerde kıyı şeridinin de denize girintiler yaparak uzandığı görülmektedir. Günümüzde doldurularak düzleştirilen haliç kıyılarını yeni düzenlemelerle halkın kullanımına açan bazı çalışmalar yapılmışsa da çok başarılı olmamıştır. Geçmişte oldukça ihtişamlı olan ve çok rağbet edilen, dilden dile anlatılan, üstüne şiirler yazılan o Haliç denizi ve kıyı alanları ile günümüzde, kullanım yönünden, maalesef, rekreasyonel ihtiyaçlara tam anlamıyla cevap verememektedir. İstanbul'un en eski yerleşimlerinden biri olan Haliç bölgesinin; doğal yapısı, taşıdığı tarihi, sosyal ve kültürel değerler ayrıca kıyı şeridindeki açık alanlarda meydana gelen değişimler nedeni ile her zaman ilgi odağı olması bu alanın tez çalışmasında örnek alan olarak seçilmesinde etkili olmuştur. Haliç Bölgesi'nin kıyı gerisinde yer alan tarihi mekânlar ile uygulanan projelerin bütüncül olarak ele alınmaması birbirinden kopuk sonuçlar doğurmuştur. Bu tezin amacı; Bir mimari miras olarak Haliç iskeleleri ve 19.yüzyılda Haliç Vadisi'nin sanayileşmesindeki rollerinin incelenmesidir. Anahtar Kelimeler: Haliç, İskele, Kültürel Miras, Mimari, Osmanlı
Yaşamsal konfor bağlamında sürdürülebilir konaklama mekânlarının tasarımı için bir model önerisi
Günümüzün en önemli dinamiklerinden teknoloji ile bilgi, insanlığın yaşamsal konforunu giderek artırmakta ve medya iletişim kanalları vasıtasıyla da tüm dünyaya hızlıca yayılmaktadır. Teknolojide ulaşılan seviye ve bilgi çağının nimetlerinden faydalanan insanlık, beri yandan da yeryüzümde var olan doğal kaynakların giderek tükenmeye başladığını, iklim değişikliğini, endüstrileşmenin ekosistemde yarattığı problemleri de idrak etmeye başlamıştır. Bu bağlamda insanlığın ortak geleceği ve yaşamsal süreklilik için birçok alanda yenilikçi, doğanın kaynak olarak görülmediği, temiz enerjinin kullanıldığı, dönüşebilir kaynak kullanımını özendiren yaklaşımlar benimsenmektedir. Dolaysıyla bu yaklaşıma mimarlık, tasarım ve planlama gibi disiplinlerde de çözüm üretme çabası içerisindedir. Ebetteki bu çaba yeni bir arayış gerektirse de insanlığın geçirdiği evrimlerden ve ait olunan coğrafyadan uzak olmayan, kültürel geleneğin sürdürülebildiği bir yaklaşım içerisinde ele alınmalıdır. Geçmişten günümüze yerleşim alanları mimari ile planlanarak şekillenmiş, gelişmiş ve büyümüşlerdir. Bu planlamada alt ve üst yapı hizmetleri ile kamusal yapılar yerleşimin ana karakterini belirlerken, insanlığın en temel ihtiyacı barınma gereksinimi gerçekleştirdiği barınaklar en büyük alanı kapsarlar. Günümüzde hızla büyüyen ve cazibe merkezi olan kentler yerleşik barınma sorununa yeni yaklaşımlar ile çözmeye çalışırken seyahat halinde ya da kısa süreli barınan kitlelerinde de ihtiyaç duyduğu konaklama tesissileri için çözümler bulmak zorundadır. Seyahat insanlık tarihi ile süregelen bir eylemdir. Dolayısıyla da konaklama tesisleri bu eylemin sürdürüldüğü bir yapı türüdür. Bu yapı türü dünyada olduğu gibi ülkemizde de işlevini çağlar boyu devam ettirmiş, kronolojik sıralama ile ele alındığında da önemli ticaret yolları üzerinde bazen kervansaray bazen de büyük şehirlerde han, bekar odası ve daha sonra da otel olarak mekânsal karşılık bulmuştur. Hatta bazı büyük şehirlerde bu konaklama yapıları kent imgesi yapılara dönüşerek inşa edildiği muhitin mekânsal gelişimi de etkilemişlerdir. Konaklama yapıları kullanıcısına seyahat ettiği merkezde sadece dinlenme ve uyuma eylemine cevap verebilecek nitelikte tasarlanmamışlardır. Bu yapılar aynı zamanda yeme içme, geçmiş dönemde bineğin dinlendirdiği günümüzde ise aracını park edebildiği spor, toplantı, balo salonları bulunan birden çok restoranı barındıran, alışveriş üniteleri ile kullanıcısına hizmet veren nitelikte olanları da bulunmaktadır. Bilgi iletişim çağının bütün nimetlerini yaşadığımız günümüzde teknoloji artık mekânın bir parçasıdır bu bağlamda da teknoloji ile donatılan mekanlarda akıllı bina sistemleri, değişen konfor paradigmaları ile uyumlu gelişmekte mekânsal erişilebilirlikten başlayarak gerek yaya gerekse otopark hizmetleri, kişiye özel tasarlanmış mekânlar, özelleştirilmiş ve teknoloji sayesinde kolay ulaşılabilen ve sürdürülebilir bir sistem önerisini bulunmak bu çalışmanın amacıdır. Önerilen sistem doğanın içerisinde, doğa ile uyumlu belirlenmiş alanlarda üretim ve hobilere göre sınıflandırılan kitlelerin mobil konutlarda küçük mekan büyük çevre felsefesi ile kolektif bir yaşamın mümkün olabileceğini sorgulamaktır. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, Konaklama Tesisleri, Konfor Paradigması, Erişilebilirlik, Sürdürülebilir Mimari
MİMARLIKTA GÜÇ VE SEMBOLİZM KAVRAMI, TARİHSEL DEĞİŞİMİ VE YAPISAL OLARAK KENTLERİN OLUŞUM VE GELİŞİMLERİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİNİN İNCELENMESİ
Bu çalışmanın konusu; mimari yapıların gelişim evrelerinde ve oluşumunda, kentleri oluşturan bireylerin barınma amaçlı olarak ortaya çıkardıkları yapıların, tarihsel süreç içerisinde oluşturduğu gelişim evrelerini incelemek ve açığa çıkan yapı formları ve tarzlarını kültürel çerçevede ele alarak bunu etkileyen gücün neler olduğunu ortaya koyan, yaşamımız boyunca hayatımızı etkileyen ana unsurlardan iklim, yönetim modeli, sanat gibi unsurların etkileriyle değişen mimarlığı, bilimsel bir çalışmayla ortaya konabilmesini kapsamaktadır. Bu çalışmanın özünde yapı üretimi süreci içerisinde, yapıların niteliklerini incelerken bunların nelerden etkilediğini ve bu gücün yapılarda nasıl bir yansıması olduğunun incelenmesini kapsamaktadır. Bu tez çalışmasıyla ilgili araştırmalarımı sebep ve sonuç ilişkileriyle ortaya çıkarırken mimari yapı üretimini etkileyen unsurların çok yönlü faktörleri açıklanmıştır. Mimari yapı üretiminde simgesel niteliklerin neler olduğu ve bunların ekonomik özgürlükler karşısında nasıl değiştiğinin ve ekonomik gücün sınıfsal ayrım üzerindeki kentleşme modellerinin neler olduğu gibi genel kent kuramından, yönetim modellerinin hiyerarşik düzenlerini de kapsayan ve bu bağlamda yapıları, kentleşme modellerini, simgesel mimari özelliklerin nasıl etkilediğini ortaya koyarak sebep sonuç ilişkileriyle değerlendirilen bir araştırmayı kapsamaktadır. Bu araştırma ile mimarlığın ilk yapı olan megaron ile ifade edilen tipolojisinden başlayarak günümüz modern ve Postmodern kentlerin yapı üretimi karşısındaki değişimlerinin temel faktör olan ekonomik kavramlar ile birbirlerine benzedikleri ve yerellik kavramı olan vernekülerliğin her geçen gün ortadan kaybolduğu küresel bir kent modeline doğru geçişlerin olduğu süreçlere açıklık getirilmiştir. Bu kavramların açıklanabilmesi ve ortaya konabilmesi için bu çalışmayla, mimarlık tarihine bakarak bir yol izlenmesi ulaşılmak istenilenin daha anlaşılabilir bir metodu olarak ortaya konmuştur. Globalleşmenin etkisi ve gelişen teknolojik endüstriyel üretim hayatımızın merkezine geçerek tek dünya kentine doğru giden süreçte bütün farklı özelliklerin kaybolup benzeştiğinin mimari yapılar üzerinden anlatılması ancak bu şekilde açıklanabilir bir yol olabilmektedir. Çünkü mimarlığın temelinde sanat olduğu kadar mühendislik, teknik ve teknolojik alt yapı olduğu kadar da kültürel yaşam yatmaktadır. Kültür benzeşimi yapıların hem dış hem de fonksiyon kullanım özellikleriyle net bir şekilde görülebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mimarlıkta Güç, Kentlerde Güç Faktörü, Gücün Yapı Formuna Etkisi, Ekonomik Gücün Mimari Etkisi, Simgesel Güç, İkonik Güç
İstanbul metropoliten alanının kuzeybatı yönündeki büyüme sürecinin sürdürülebilir kalkınma bağlamında değerlendirilmesi
Sanayi Devrimi'yle birlikte gelişen teknoloji; üretim faaliyetlerinde insan gücünden makine gücüne geçişi sağlamış, üretimde yaşanan bu köklü dönüşüm ise kısa zaman içerisinde tüm dünyaya yayılarak, ülkelerin ekonomik ve toplumsal yapısını büyük ölçüde etkilemiştir. Makinelerin gelişimi üretimi, ulaşım ve demiryolu faaliyetlerinin gelişimi ise hammadde teminini kolaylaştırmıştır. Böylelikle kentlerde hızla gelişmeye başlayan sanayi faaliyetleri, işlerini kaybeden kırsal kesim için istihdam sağlamış ve kırdan kente göçü beraberinde getirmiştir. Ülkemizde bu süreçten en çok etkilenen kent İstanbul olmakla birlikte, 1950'li yıllardan sonra İstanbul nüfusunda göç nedeniyle hızlı bir artış yaşanmıştır. Hızlı nüfus artışıyla ortaya çıkan gereksinimlerin planlı bir şekilde karşılanamaması, barınma ihtiyacının giderilmesinde yasadışı yapılaşmaları geliştirmiştir. Yasadışı yapılaşma süreci, sanayi ve ulaşım faaliyetlerinde yaşanan gelişmelerle birlikte kent çeperinde hızla yayılmaya devam etmiştir. 1980'lerden sonra İstanbul'da planlama sürecine girilmiş ve büyümenin kontrollü sağlanması hedeflenmiştir. Bu dönemden sonra geliştirilen planların bir kısmı uygulanırken bir kısmı farklı gerekçelerle yürürlükten kaldırılmıştır. Planlarda belirtilen en önemli konulardan biri İstanbul'un, güney yönünde doğu-batı ekseninde gelişmesi gerektiğidir. Kuzey yöndeki orman alanları, tarım alanları ve su havzaları imardan kaçınılması gereken bölgeler ilan edilmiştir. Ancak özel girişimler, devlet desteği ve yerel yönetim kararları ile yapılan projeler kentin kuzey yönde büyümesine zemin hazırlamıştır. Bu büyüme kent genelinde bir takım çevresel, sosyal ve ekonomik etkilere sebep olmuştur. Bu çalışmanın amacı; kentin kuzeybatı yönündeki büyüme sürecini sürdürülebilir kalkınma bağlamında değerlendirerek olası çevresel, ekonomik ve sosyal etkilerini ortaya koymaktır. Çalışma sırasında kentin büyüme eksenleri literatür taramasında sırasıyla ele alınarak, kuzeybatı yönündeki mekânsal büyümenin başlamasına sebep olan etkenler ve devam eden süreç alanyazın taraması ile tespit edilip bulgular bölümünde değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonucunda, kuzeybatı yönündeki büyüme sürecinin ekonomik, sosyal ve çevresel kalkınma arasında dengeli bir biçimde ilerleme kaydetmediği sonucuna varılmıştır.
Toplu konutun tarihsel gelişimi ve İstanbul kent dokusunda toplu konutun yeri
TOPLU KONUTUN TARİHSEL GELİŞİMİ VE İSTANBUL KENT DOKUSUNDA TOPLU KONUTUN YERİ Barınma insanoğlunun en temel ihtiyaç ve haklarının başında gelmektedir. Barınma, toplumun tüm katmanları tarafından kolayca ulaşılabilir olmalıdır. Batı ülkelerinde görülen sanayi çalışmalar ve Endüstri Devrimi sonrası çağdaşlaşan şehirlerde konut edinimi ve düşük gelir grubunun barınma sorunu; ekonomik, siyasi ve toplumsal pek çok faktörün de etkisiyle "sosyal konut sorunu" olarak değerlendirilmektedir. Endüstri Devrimi beraberinde çağdaş standartları edinen İngiltere, Almanya, Fransa gibi pek çok ülkede konut sorunu 1800'lü yılların başlarında görülmeye başlanmıştır. Bu ülkelerde barınma sorununa dair çalışmalar yaklaşık 200 yıldır yürütülmektedir. Üretilen çözümlerin hepsi detaylı planlamalar halinde, yalnızca konut üretimini değil bununla birlikte farklı pek çok unsuru da hesaba katarak hazırlanmıştır. Türkiye'de barınma sorunu 1950'li yıllarda büyük kentlerin aldığı yoğun göçler ve bununla birlikte nüfus artışının hız kazanmasıyla başlamıştır. Bu sorunu çözmek adına batıda bu sorun karşısında alınan önlemler, yapılan çalışmalar incelenerek Türkiye'de de konut politikaları oluşturulmaya başlanmıştır. Konut sorununu geçmişten günümüze en çok yaşayan sınıf, düşük gelirli işçi sınıfıdır. Avrupa ülkelerinde bu sorunun çözümü için devletler çalışmalar yapmış gerek sosyal konut kredileri gerekse düşük kiralı konutlar gibi çalışmalarla vatandaşın barınacak yer ihtiyacını insani ölçülerde karşılamışlardır. Günümüze gelindiğinde, kiralık sosyal konut kavramının işlerliğinin olmadığı görülmektedir. Yapılan çalışmada geçmişten günümüze konut kavramı irdelenecek ve günümüzde yaşanan değişimlerle birlikte yeni konut tipleri incelenerek toplu konutların olumlu yönleri ortaya konulacaktır.
Politik dönemlerin etkisiyle vkhutemas ve bauhaus okulları; imgeler ve mekan
Mimarlık, dünyadaki diğer ideolojik düşünceler gibi insanın dünyaya bir düzen verme ihtiyacının entelektüel bir ürünü olarak değerlendirilebilir. Mimarlar bu sebeple içinde bulunmuş oldukları dönemin tüm politik ve ekonomik düzeninden etkilenip onları etkileyebilir. İçinde bulunmuş oldukları dönemin şartlarına uygun olan çözümü estetik, fonksiyon, teknik gibi birçok disiplin ile bir araya getirerek bir çözüm yolu bulmak ve bu işleyişteki sirkülasyonu en uygun hale getirmek nihayetinde mimarlara düşmüştür. Bu sebepten politikanın etki çemberiyle mimarlığın sorun çözme ve yenilik getirme çemberini kesiştirebiliriz. Dünya üzerinde gerçekleşen savaşlardan, ekonomik buhranlardan veya ideolojik kavgalardan etkilenen toplumlar kıtlık, açlık ve hastalıkla mücadele ederken sanat ve mimarini insanlar üzerinde yönlendirici ve iyileştirici bir etki bırakmıştır. Süreç içinde bunun deneyim aktarımı ve var olana ekleme gibi birçok etkisinin olduğu yadsınamaz. Bu sorun çözme ve deneyim aktarımı, okulların yeni metodlar geliştirmesine katkıda bulunmuştur. Bunun en büyük sebeplerinden birisi, mevcut durum içerisindeki en iyiyi bulmaya yönelmektir. Bu çalışma, 1. Dünya Savaşı sonrası dönemin Avrupa'sında süreçten oldukça etkilenmiş kendine has iki mimarlık okulunun dönemin şartlarında nasıl var olmaya çalıştığını ve ne tür bir eğitim metoduyla ayakta durduğunu incelemiş olup süreçteki mekân ve politiği vurgulamıştır. Bu sebeple eğitim metotlarının bu süreci ne kadar etkilediği ve mekânın bu etkinin neresinde olduğunu ölçmek amaçlanmıştır.
İstanbul'daki sürdürülebilir yüksek ofis yapılarının karşılaştırılmalı analizi: Maslak-Levent bölgesi örneği
Endüstri devrimiyle yaşanan gelişmelerle, çevre sorunları ciddi bir konu haline gelmiştir. Oluşan tahribatlarla birlikte insan sağlığı ve ekolojik denge tehlike altına girmiştir. Doğal kaynakların hızlıca tüketilmesi, iklim değişiklikleri, yetersiz kaynaklar, çarpık kentleşme, ormansızlaşma gibi birçok çevre sorunu meydana gelmeye başlamıştır. 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren tahribatların günümüz ve gelecek nesiller adına onarılması için sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma kavramları ortaya çıkmıştır. Yapılan araştırmalar doğrultusunda dünyada tüketilen enerjinin büyük bir kısmının inşaat sektörüne ait olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte sürdürülebilir mimarlık önemli bir konu haline gelmiştir. Binalarda kullanılan enerjinin tüketimini azaltmaya yarayan her önlem yaşam koşullarının daha iyi hale getirilmesi açısından oldukça önemlidir. Sanayi devrimi sadece çevresel sorunları değil, yeni çevresel sorunlara sebep olabilecek yüksek yapılaşmayı ortaya çıkarmıştır. Yüksek yapıların tasarımından yapım ve kullanım süreçlerine kadar normal yapılara oranla daha fazla kaynak tükettiği bir gerçektir. Yüksek yapıların tasarımındaki büyük ölçekleri ciddi oranda bir nüfusu içerisinde barındırmaktadır, bu nedenle kente yaptığı etkiler ve çevresel yükleri diğer yapılara göre daha fazladır. Metrekare sıkıntısından kaynaklı yapımı kaçınılmaz olan yüksek yapıların, bulunduğu çevreye en az zararla yapılması için çalışılmalıdır. Bu yapı tiplerinde sürdürülebilirlik kavramı diğer yapılara oranla daha çok dikkate alınmalıdır. Sürdürülebilir yüksek yapı dendiğinde varlığının her döneminde kaynak kullanımına duyarlı, çevre kirliliğine neden olmayan, kullanıcıların sağlık ve konforuna katkı sağlayan yapılar olarak akla gelmelidir. Bugünün toplumsal ihtiyaçlarını düşünürken gelecek kuşaklara ve doğaya zarar vermeden doğru ve bilinçli planlama yaparak gerçekleştirilen uygulamalar sürdürülebilirliğin hedeflerindendir. Bu çalışmada, sürdürülebilirlik kavramı, sürdürülebilir mimarlık ilkeleri ve sürdürülebilir yüksek ofis yapıları tanımlanmış, bu ilkeler çerçevesinde dünyada bulunan sürdürülebilirlik açısından önemli olan yüksek ofis yapıları incelenmiştir. İstanbul'da Maslak-Levent aksında bulunan LEED sertifikalı sürdürülebilir yüksek ofis yapıları belirlenip literatür araştırması yapılmıştır ve yapıların puan kartları karşılaştırılmıştır. Çalışma kapsamında incelenen sürdürülebilir yüksek ofis yapılarının, yapılan ve yapılacak olan farklı fonksiyon ve yükseklikteki yapılara örnek olması amaçlanmıştır. Sürdürülebilirlik adına yapılacak her türlü uygulamanın gelecek kuşaklar için hayati önem taşıdığı unutulmamalıdır.
Kent ile kiyi arasindaki endüstriyel miras tesislerinin yeniden işlevlendirilmesi örneği: Tersane İstanbul
Endüstri mirası, toplumsal ve ekonomik değerlere sahip tarihi yapılar olarak önem taşımaktadır. Ancak zaman içinde toplumsal ihtiyaçların ve üretim teknolojilerinin değişimi nedeniyle bu yapılar özgün işlevlerini kaybetme tehlikesiyle karşılaşmaktadır. İşte bu noktada yeniden işlevlendirme stratejileri oldukça önemli bir müdahale yaklaşımı olarak ortaya çıkmaktadır. Yeniden işlevlendirme, tarihi yapıların yeni ve çağdaş işlevler kazanarak dönüştürülmesini ifade etmekte ve bu süreç zaman zaman sürdürülebilirlik tartışmalarının da odak noktası halini almaktadır. Türkiye özelinde bir değerlendirme yapıldığında endüstri mirası konusunda zengin bir deneyim bulunduğu görülmektedir. Farklı şehirlerde farklı tiplerdeki yapılar, çeşitli müdahale yaklaşımları ve tasarım stratejileri ile korunmuş ve yeniden işlevlendirilmiştir. Bu bilgilerden hareketle hazırlanan bu çalışma, Türkiye tarihinin önemli bir parçası olan Tersane İstanbul'un işlevini yitirdikten sonra atıl kalmasını, zaman içinde uğradığı değişimleri ve kent yaşamına olan etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Aynı zamanda bu araştırma, endüstriyel mirasın yeniden işlevlendirilmesi konusuna da odaklanmaktadır. Araştırmanın yöntemi, nitel verilerden faydalanarak gerçekleştirilmiştir. Literatür taraması sürecinde Yüksek Öğrenim Kurumu (YÖK) web sitesi, ULAKBİLİM Dergipark, Academia ve Google Scholar gibi veri tabanları incelenmiş ve kapsamlı bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ilk olarak Endüstri Devrimi sonrası endüstriyel yapılar ve kentlerde meydana gelen mekansal değişimler ele alınmıştır. İlgili bölümün son kısmında ise endüstriyel yapıların mimari özellikleri değerlendirilmiştir. İkinci bölümde, endüstriyel miras kavramı kentsel kimlik bağlamında incelenmiş ve korunmasına dair kavramlar ve uygulamalar değerlendirilmiştir. Kıyı kullanımının tarihsel süreçte nasıl değiştiği de bu bölümde ele alınmıştır. Son olarak, yeniden işlevlendirmenin ne olduğu ve bu bağlamda gerçekleştirilecek çalışmaların gerekçeleri ve örnekleri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Tersane İstanbul'un tarihi ve endüstrileşmesi konusu da bu bölümde incelenmiş, Haliç Tersanesi ve Tersane İstanbul projesinin detaylarına yer verilmiştir.
Tünel kalıp sistemleriyle yapılan binalardaki akustik konforun incelenmesi; İstanbul 5 Levent örneği
Bu tez çalışması, İstanbul 5 Levent Konutları örneği üzerinden tünel kalıp sistemiyle inşa edilmiş binaların ses yalıtımını incelemeyi amaçlamaktadır. Tünel kalıp sistemi, hızlı inşaat süreci ve yapısal sağlamlık gibi avantajlarla tercih edilse de, ses yalıtımı performansı konusunda yapılan araştırmalar sınırlıdır. Bu çalışma, bina sakinlerinin akustik deneyimlerini, ses iletimini ve mevcut ses sorunlarını değerlendirerek tünel kalıp sistemi kullanılan yapılarda ses yalıtımının etkinliğini incelemeyi hedeflemektedir. Araştırma, 5 Levent Konutları'ndaki bina sakinlerine uygulanan bir anketle gerçekleştirilmiş olup, anket soruları sakinlerin ses yalıtımıyla ilgili deneyimlerini, rahatsızlık seviyelerini ve bina içindeki akustik durumu incelemeyi amaçlamaktadır. Elde edilen veriler, bina sakinlerinin ses yalıtımına dair beklentilerini ve yaşadıkları sorunları anlamaya yöneliktir. Sonuç olarak, bu tez, tünel kalıp sistemlerinin ses yalıtımı üzerindeki etkilerini değerlendirerek bu alanda yapılabilecek iyileştirmelere dair öneriler geliştirmeyi amaçlamaktadır.
Yapılarda sürdürülebilir beton kullanımı
Sanayi devrimiyle birlikte Dünya'da nüfusun artması ile kırsal alanlardan kentlere hızlı bir göç başlamıştır. Kentlerde yoğun yapılaşma, çarpık kentleşme gibi durumlar daha çok konut, yol, köprü vb. ihtiyaçları doğurmuştur. Betonun yapılaşmada en çok kullanılan malzeme olması doğal çevrenin bozulmasında en büyük etkendir. Günümüzde inşaat sektörü, çevresel etkileri nedeniyle önemli sürdürülebilirlik zorluklarıyla karşı karşıyadır. Bu kapsamda, sürdürülebilir beton kullanımı, enerji tüketimini ve karbon salınımını azaltmak için önemli bir çözüm olarak ortaya çıkmaktadır. Sürdürülebilir beton, geri dönüştürülmüş malzemeler, düşük karbonlu bağlayıcılar ve doğal katkı maddelerinin kullanılmasıyla üretilir. Böylece, hammadde tüketimi azaltılırken atıkların yeniden değerlendirilmesi sağlanır. Bu tez, binanın yapım sistemlerini, betonun inşaat sektöründeki yerini, binalarda sürdürülebilir betonun kullanımını ele almakta ve sürdürülebilir betonun ekonomik, ekolojik ve sosyal avantajlarını detaylı bir şekilde incelemektedir. Sürdürülebilir beton üretiminde kullanılan uçucu kül, atık su ve geri dönüştürülmüş agregalar gibi alternatif malzemeler açıklanmıştır. Sürdürülebilir betonun, enerji verimliliği ve dayanıklılık gibi yapısal avantajlarının yanı sıra, maliyet analizi ve uzun vadeli ekonomik etkileri de ele alınmıştır. Sürdürülebilir betonun yaygın kullanımı, inşaat sektöründe önemli bir değişim ve çevresel iyileşme potansiyeli taşımaktadır. Bu tez, sürdürülebilir betonun daha geniş alanda benimsenmesi için teşvik sistemleri ve politikaları geliştirme önerileri sunmaktadır.
Yeniden işlevlendirilen tarihi hanların teknolojik sürdürülebilirlik ile entegrasyonu
Bu tez kapsamında Liman Han, Han 1772 ve Beta Yeni Han yapıları sürdürülebilir mimarlık ilkeleri kapsamında teknolojik sürdürülebilirlik ile entegrasyonu bağlamında incelenmiştir. Analiz süreci, doğal koşulların korunması, kentsel tasarım ve arsa planlaması ile insan sağlığı ve konforu için tasarım olarak tanımlanan üç ana başlıkta gerçekleştirilmiştir. Her bir yeniden işlevlendirilen han, bu ilkelere göre belirlenen kriterlere göre incelenmiş ve böylece hanların sürdürülebilirlik performansı elde edilen verilerle ortaya koyulmuştur. Değerlendirme yaklaşımı, akademik literatürde bulunan sürdürülebilir mimarlık ilkelerinin performans göstergelerine dönüşümü ile bu analizi mümkün kılmıştır. Bu bağlamada doğal koşulların korunması, yapının bulunduğu bölgeyle ilkim uyumunu ve gün ışığından verim alma gibi etkenler ile hanların yerleşim düzeni, çevresel etkileri ve kent dokusu ile oluşan bağını irdelemiştir. Kentsel tasarım ve arsa planlaması kriterinin alt başlıkları olarak karma kullanımlı gelişimi destekleme ve toplu taşımacılık ve yaya ulaşımını destekleme kriterleri de incelenmiştir. Tez kapsamında insan sağlığı ve konforu için tasarım boyutunda, iç mekân konfor koşulları değerlendirilmiştir. Değerlendirmeler sonucu elde edilen veriler doğrultusunda teknolojik sürdürülebilirlik için kriterler belirlenmiş ve bir değerlendirme sistemi oluşturulmuştur. Analizler sonucunda, referans olarak seçilen bu üç hanın teknolojik sürdürülebilirlik performansının yeterli, yetersiz ve iyileştirilebilir kısımları belirlenmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda ihtiyaçlar dahilinde teknolojik sürdürülebilirlik odaklı çözüm önerileri geliştirilmiştir. Önerilen çözümler enerji verimliliğini destekleyen, maliyet yükünü azaltan ve çevresiyle uyumlu yapı olma özelliğini hedeflemektedir. Çalışmanın çıktısı, seçilen referans hanlar özelinde geliştirilen önerilerin genellemesiyle oluşturulan bir teknolojik sürdürülebilirlik modelidir. Bu model, her ölçekteki tarihi ve modern yapıya uyarlanabilecek sistematik bir çerçevedir. Geliştirilen teknolojik sürdürülebilirlik öneri sistemi yeniden işlevlendirilen projelerde bir kontrol listesi gibi kullanılabilmektedir. Sonuç olarak geliştirilen bu teknolojik sürdürülebilirlik öneri sistemi hem teori hem de pratik açıdan önemli bir model olarak sunulmuştur. Tez çalışması, literatürde bulunan sürdürülebilirlik kriterlerinin modern çağın ihtiyaçları ile birleştirilerek yenilikçi bir değerlendirme yöntemi belirlemiştir. Anahtar kelimeler: Tarihi Yarımada, Teknolojik Sürdürülebilirlik, Kullanıcı Konforu, Yeniden İşlevlendirme.
Kültür varlığı yapılarda çevresel titreşim etkileri altında oluşan hasarların tespit edilmesi, sınıflandırılması ve korunmasına yönelik yöntem araştırması
Bu çalışma, kültür mirası yapıları etkileyen çevresel titreşimlerin oluşturduğu yapısal riskleri incelemekte ve bu etkilerin değerlendirilmesine yönelik bütüncül bir yaklaşım sunmaktadır. İstanbul Tarihi Yarımada gibi yoğun kent dokusuna sahip tarihi bölgelerde, özellikle ulaşım kaynaklı titreşimlerin (örneğin raylı sistemler ve karayolu trafiği vs.) uzun vadede kültür varlıklarının üzerinde oluşturduğu hasarlar önemli bir koruma sorunu teşkil etmektedir. Bu bağlamda, tez kapsamında belirlenen araştırma problemi, tarihi yapıların çevresel titreşim kaynaklı etkiler karşısındaki kırılganlıklarını tespit etmek ve bu etkilerin koruma süreçlerine katkı sağlayacak bilimsel bir yöntem geliştirmektir. Çalışma, İstanbul Tarihi Yarımada'da yer alan ve kültürel miras değeri taşıyan bazı yapıların yakın çevresinde gerçekleştirilen mikrotremor ölçümlerine dayanmaktadır. Gürültüden arındırılmış bu veriler, uygun yazılımlar kullanılarak analiz edilmiş ve yapısal tepkiler uluslararası standartlarla karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler, literatürde yapılan çalışmalarla mukayese edilerek ve özellikle Alay Köşkü ve Beyazıt Camii haziresi gibi yapılar üzerinde titreşimin oluşturduğu etkilerin, yapının malzeme özellikleri, zemin-yapı etkileşimi ve yapısal sistemle doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Bulgular, çevresel titreşimlerin yapılar üzerinde kısa vadede görünür bir hasar yaratmasa da, uzun vadeli birikimli etkilerle çatlak oluşumlarına, malzeme bozulmalarına ve yapısal zayıflamalara neden olabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte, mevcut koruma politikalarının çoğunlukla statik risklere odaklandığını; dinamik etkilerin ise yeterince dikkate alınmadığını ortaya koymakta ve bu boşluğun giderilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Tez kapsamında, kültürel miras yapılarına yönelik koruma stratejilerinin, çevresel titreşim kaynaklı dinamik etkiler göz önünde bulundurularak geliştirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu doğrultuda, risklerin izlenmesi, değerlendirilmesi ve karar alma süreçlerine dâhil edilmesini hedefleyen öneri, mimarlık, mühendislik ve koruma disiplinleri arasında bütüncül bir iş birliği zemini oluşturmayı amaçlamaktadır.
Değişen kent formları, mekansal algılar ve ilişkiler: Sıhhiye Ankara üzerine bir okuma
People subconsciously communicate with their environment. When interruptions concerning the reflection of citizens, culture, and daily routines on an urban place which can also be called a social product have begun to surface, the establishment of communication between the place and its users can be asserted to have become a failure. Consequently, the place's users do not clearly perceive the urban place; accordingly, the urban place loses its semantic value over time. The aim of the thesis research is reading a place spatially to understand how urban forms change and pose effects on human behaviors. Sıhhiye, Ankara, which is both stratified as an urban form and in terms of its sociological structure, and has a historical value in urban memory, was decided to be analyzed as the case area. Both conventional methods; iv photographic analysis and map reading which help to analyze and understand historical developments, interventions, and to make sense of spatial peculiarities of a hundred-year period, and a modern method, space syntax, a computer-based approach to analyze today, were employed to spatially read the site; Sıhhiye, Ankara. These methods helped to perceive the site from different perspectives to draw objective conclusions signifying the process through which the space has lost or preserved its semantic value via the process of spatial reading. Through the implementation of these methods, the spatial perception and transformation of the site was analyzed, and urban potential for the city was revealed. The findings drawn from the analyses set forth that Sıhhiye Square and its surrounding environment have lost their historical spatial value, and that although it once served as a gate to Yenişehir where the square had strong communication with people, the thesis shows that the site started to lose its characteristics as a "gate" and evolved to become an ordinary part of the city due to the spatial arrangements made to speed up traffic owing to the effect of increasing population and technology during the years that followed. According to the space syntax results, the area still has the potential to become pedestrian friendly and in terms of transportation, it can be considered not only as a hub, but also as a place where the city and citizens can have a breathing space. Consequently, Sıhhiye Square, which constantly reproduces, can be replanned in a way that it will both preserve its heritage and respond to citizen's needs, retaining; and even increasing its easily perceived spatial identity. Keywords: spatial perception, legibility of place, urban morphology, social space
The interface conditions of architectural diagrams: "Non-plan manifesto" and its diagram practices
In architectural discourse, diagrams have always been part of the thinking processes, and they have an interface condition to support the rise of the latest ideas. However, with the 1960s progressing towards the 1970s, the subject of diagram revivals with new forms of diagram practices of visionary architectural figures, following their novel anxieties. The thesis aims to track this change in diagram practices and examines diagram's distinct roles in the architectural thinking processes with their varied interface conditions. Cedric Price, Paul Barker, Peter Hall, and Reyner Banham intended to cover the common anxieties of the decade with a manifesto: Non-Plan: An Experiment in Freedom in 1969 and explained why designers need a tool that ensures change. As a method of tracing these changing practices in architectural diagrams, the thesis mentions Non-Plan as it triggered the use of diagrams to promote change. The thesis searches the shift in the use of architectural diagrams and their changing roles. To point out the changing roles of diagrams, it mentions precedent diagram practices via giving reference to Anthony Vidler's Modernist Diagram discussion. It mentions Modernist Diagram via diagram practices of Jean-Nicolas-Louis Durand and Rudolf Wittkower and finds that Modernist Diagrams derive knowledge from exact drawings of built objects and those diagrams are tools for analytical observation of the architectural objects. However, diagram practices of Non-Plan, by referring to exact drawings, negates plan practices due to the constraints of plan implementations as they're unable to adapt to changing conditions. The thesis examines the diagrams of Non-Plan from the diagram practices of Yona Friedman and Cedric Price. Those diagrams are interfaces apt for changing; they propose a deliberate incompleteness, a tactic to support the rise of the latest ideas. It is found that Non-Plan diagrams do not relate to an exact condition of a built object; it is an interface that pushes the limits of the thinking processes.
Examining the relationship of education and movement through walkable learning processes of k12 campus schools: The case of Ankara Zafer College
The idea of education, which varies depending on cultural, historical, and geographic contexts, has been institutionalized through schools in order to prepare students for adult life. The K12 Education System, used under the current Turkish Education System after studying the European model, strives to support students' academic, social, and emotional growth. However, Turkey's K12 educational procedures fall far too short of conducting comprehensive school-wide studies, especially in the sense of kinesthetic learning necessities of specific age groups. The limitations on student movement caused by educational procedures that are fixed in the classroom environment hinder the benefits that can be achieved through movement. Zafer College Campus is chosen as a case study for this thesis as a result of its in-between spaces of classrooms which enable students to experience and observe other methods of learning among themselves, by their own bodies and through environmental interaction. This examination, which explores Zafer College as a case study and analyzes the school environment through walking, which is the most fundamental physical action for all living things, provides conceptual words for the perfect educational environment. As a result the spatial qualities of the campus, the program of the school and students' movement are overlapped in a design matrix in order to propose a framework for walking / movement-based learning space design.
Fluid frontiers: Mapping the visible and invisible spatial traces of conflict and care in the Aegean Sea
This thesis reconsiders the Aegean Sea and its waterscape between Türkiye's western coast and the eastern islands of Greece within the context of political, geographical, and social transformations that took place between 1923 and 2023, through the representational forms and research tools of architecture. In this study, the border is not treated as a fixed and linear division, but as a multilayered spatial condition shaped by historical events, everyday practices, and relations of mutual dependency. The thesis invites a rethinking of the notion of care within the architectural discipline, not only through intervention or design, but also through spatial tracing, constructing narratives, and producing visual representations. Care is approached as a spatial mode of relation that encompasses not only human needs but also attentiveness and commitment to geographical, ecological, and cultural continuity. In this context, architectural care practices are understood not as the physical production of structures but as means to render the concealed visible, to bear witness, to foster solidarity, and to recontextualize what remains unspoken or overlooked. Critical cartography is adopted as a representational strategy that shapes the methodological framework of the research, suggesting that the border can be interpreted not only as a site of political division but also as a zone of encounter and commonality. The maps produced aim not only to represent what is present, but also to uncover what has been suppressed or marginalized; they consider vulnerabilities, silences, and absences as representational spaces for their own right. Accordingly, the study examines the spatial consequences of contemporary irregular migration, ecological discontinuities, and the enduring injustices rooted in the post-exchange period by developing a layered mapping practice that reveals spatial operations, including displacement, misplacement, and replacement. In doing so, it proposes an alternative spatial reading of the border region that expands the representational capacities of architecture and rethinks the disciplinary boundaries that shape its engagement with contested territories.
Unconventional ways to not forget atrocity with spatial experiences: The case of bosnian war
Conflicts between different ethnic groups have resulted in loss of countless lives, exposure to violence and displacement throughout history, as well as in the present day. Belief that someone's group is privileged and superior, while members of other groups are "others" is a primary cause of such conflicts. Bosnian War, which occurred between 1992 and 1995 and which the thesis studies as a case study, is one of such conflicts. While the literature contains studies on war memory and remembrance, this thesis specifically examines the question: "What are alternative ways to avoid forgetting collective atrocity in spatial experiences?" The objective of the research is to explore unconventional ways to not forget an ethnic conflict based massive losses. In thesis context the research, aims to analyze and understand victims with their war and post war experiences. In order to achieve that, memories, oral histories, and experiences are documented as gathered through face to face conversations, published sources, online sources, and museum materials. Additionally, the case site is visited by the author and everyday urban life and practices of people living in the context is observed and photographed. This thesis also questions effect of conventional memorials on not forgetting.
Kamu yapı yaklaşık maliyetlerinde kullanılan birim fiyatların incelenmesi
İnşaat sektörü, ulaştırma, alt-yapı ve üst-yapı olmak üzere her türlü yapım işidir. Yapılı çevreyi şekillendiren, tüm dünyada ekonomisinde olduğu gibi Türkiye ekonomisinde de önemli bir paya sahip olan bu sektörün büyük çoğunluğunu binalar ve kamu yatırımları oluşturmaktadır. İhale öncesi hesaplanan yaklaşık maliyetin proje bitiminde hesaplanan maliyete yakın olması proje yönetiminin başarısını göstermektedir. Kamu kurumlarının proje yönetimindeki başarısı, ülke ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır. Başarılı proje yönetiminin tespitine yönelik tez kapsamında öncelikli olarak proje yönetimi, maliyet yönetimi, kamu kurumlarının proje yönetimi, kamu yapım işleri yaklaşık maliyet hesaplama yöntemleri, kamu birim fiyatları gibi konuları inceleyen literatür taraması yapılmıştır. Literatür taramasından sonrada yapı yaklaşık maliyetinin hazırlanmasında etkin rol oynayan kamu kurumlarına ait birim fiyat poz analizlerinin, piyasada kullanılan analizlerle karşılaştırılıp farklılıkları ortaya konmuştur. Son olarak da Antalya ilinde inşaat sektörü bazında faaliyet gösteren yüklenici, taşeron, malzeme tedarikçisi, usta ve işçilerle görüşülerek analizlerdeki miktarların tutarlılığı değerlendirilmiştir. Yapılan çalışma sonucunda yaklaşık maliyet hazırlarken kullanılan kamu birim fiyatlarının büyük bir kısmının piyasa koşullarını yansıtmadığı görülmüştür.
Konut yapımında kullanılan malzemelerin insanlar üzerindeki kalite algısına yönelik bir araştırma
Bu araştırma ile konutların üretimini yapan müteahhitler ve konutları satın alan müşterilerin genel kalite beklentilerinin ve malzeme özelindeki kalite beklentilerinin ortaya konup karşılaştırılması hedeflenmiştir. Antalya ili, Alanya ilçesinde 9 müteahhit ve 14 müşteri olmak üzere 2 farklı grupla yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Her gruba biri genel biri araştırma konusu özelinde 2 soru yöneltilmiştir. İlk sorulardan alınan görüşlerin 6 ana tema ve onların altında 18 alt temadan oluştuğu belirlenmiştir. İkinci sorular ise konutlarda kullanılan malzeme gruplarını oluşturan 13 başlık altında tek tek ele alınmıştır. Konutları inşa eden müteahhitler ve konutları satın alan müşteri grubunun konut yapımında kullanılan malzemelerden kalite, maliyet ve performans beklentilerinin görüşler doğrultusunda ölçülmesi sağlanmıştır. Sonrasında bu ölçümlerin değerlendirilip, hangi malzemeler için örtüştüğü, hangi malzemeler arasında farklılıklar bulunduğu ortaya konmuştur. Böylelikle büyük bir maliyet, zaman ve doğal kaynak kullanımı ile üretilen konut ve konut malzemelerinin tasarrufu artırılacaktır. Beklentilerin daha çok karşılandığı, daha kaliteli ve aynı zamanda daha az maliyetli konutların üretiminin sağlanması amaçlanmaktadır.
Kentsel dönüşümün mimari alanda ekonomik ve sosyal sonuçları (Antalya-Alanya Bölgesi)
Bu tez, Türkiye'nin Antalya-Alanya bölgesindeki kentsel dönüşümün karmaşık dinamiklerini değerlendirir. Çalışma, kentsel dönüşümün tarihsel, ekonomik ve sosyal boyutlarını ve toplum ile şehir yaşamı üzerindeki etkilerini inceler. Geleneksel doğrusal ekonomik modellerden daha sürdürülebilir döngüsel ekonomik yaklaşımlara olan geçişe vurgu yaparak, tez kentsel yeniden gelişim bağlamında inşaat ve yıkım atıklarının yönetimini ele alır. Kapsamlı araştırma yöntemi, kentleşme, küreselleşme ve günlük yaşam gibi anahtar kentsel kavramlar üzerine bir edebiyat incelemesi içerir ve kentsel dönüşümün çok boyutlu bir anlayışını sunar. Tez, devam eden kentsel dönüşüm projeleri ve belirlenen alanlar hakkında detaylı bilgiler sunarak, bunların şehrin yapısı ve nüfus dinamikleri üzerindeki etkilerini vurgular. Çalışmanın önemli bir bileşeni, halkın algısını ve kentsel dönüşümün yerel topluluklar üzerindeki etkilerini ölçen bir anket analizidir. Tez, gelecekteki kentsel yeniden gelişim projeleri için bir dizi öneri ile sonuçlanır ve halk katılımının, sürdürülebilir uygulamaların ve kapsamlı planlamanın önemini vurgular. Ekonomik hedeflerin sosyal ve kültürel düşüncelerle uyumlu bir şekilde entegrasyonunu çağırır, yerel toplulukların arzuları ve ihtiyaçları ile uyumlu bir bütünsel gelişmeyi sağlar.
Alanya'da yabancılara konut satışının artmasının bölge konut sektörüne etkisi: Nitel bir araştırma
Ülkemizde yabancılara yapılan konut satışları her geçen sene artış göstermektedir. Yabancıların ülkemizden taşınmaz satın alması ile ortaya çıkan konut talebi inşaat sektörünün hareketlenmesine ve yoğun bir yapılaşma sürecine girilmesine sebep olmuştur. Ülkemizde yabancıların konut satın aldığı illerin başında gelen Antalya'nın bir ilçesi olan Alanya'da son yıllarda konut üretimi ve satışı anlamında hareketli günler yaşanmaktadır. İlçede yaşanan bu gelişmeler bölgede kapsamlı ve çok boyutlu bir araştırmanın gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda öncelikle Türkiye'de yabancılara yapılan konut satışları incelenmiş ve çalışmanın arka planı oluşturulmuştur. TÜİK'ten elde edilen verilerden faydalanılarak 2013-2022 yılları arasında en çok konut satın alınan iller listelenmiş ve değerlendirmeler yapılmıştır. Yabancılara en çok konut satışının yapıldığı illerin başında İstanbul ve Antalya'nın geldiği tespit edilmiştir. Araştırma bölgesi olarak Antalya'da yabancıya yönelik konut satışının en fazla olduğu ilçe olan Alanya seçilmiştir. İlçe iklimsel özellikleri, tarihi dokusu ve gelişmiş turizm faaliyetleri ile dikkat çekmektedir. Bu özelliklere bağlı olarak artış gösteren yabancıya yönelik konut satışları araştırmaya değer bulunmuştur. Meydana gelen tüm bu gelişmeler Alanya'da konut sektörünü bölgesel bağlamda incelemenin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu tez çalışmasında Alanya ilçesinde konut sektörünün mevcut durumu ortaya konmuş ve gelecekle ilgili değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışmada, araştırma konusunun özelliklerine uygun olan, zamana ve mekana göre değişen sosyal olayların incelenmesinde kullanılan nitel araştırma yönteminden faydalanılmıştır. Bu yöntemde amaç sınırları belirlenmiş bir alan içinde yaşanan olayların ortaya çıkma nedenini araştırmak ve o bölgede yaşayanların olaylardan nasıl etkilendiğini incelemektir. Bu yöntemde çalışmanın yapıldığı alan çerçevesinde genelleme yapılmaktadır. Çalışmada kullanılacak verileri elde etme noktasında nitel araştırma yöntemlerinden biri olan yarı yapılandırılmış mülakat kullanılmıştır. Konut üretimi ve satışında rol oynayan 3 farklı katılımcı grubundan 23 kişiyle Mart- Mayıs 2023 tarihleri arasında yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Uygulama çalışmasında katılımcılarla yapılan görüşmelerden elde edilen verilere göre döviz kurunda yaşanan gelişmelere bağlı olarak Türk Lirasının değer kaybetmesi ve yerli vatandaşın alım gücünün düşmesiyle piyasada satılan konutların büyük bir kısmını yabancıların satın aldığı tespit edilmiştir. Yabancılardan gelen konut talebiyle inşaat sektörünün hareketlendiği ve yoğun bir yapılaşma sürecine girildiği belirtilmiştir. Konutların daha çok yabancılara satıldığını tespit eden müteahhitler projelerde yabancıların istek ve talepleri doğrultusunda üretim yapmaya başladıklarını ifade etmiştir. Talebin bu yönde olması ve daha fazla bağımsız bölüm elde edilmesi sebebiyle daha kazançlı olan bu yaklaşımın olumsuz yanlarının da olduğu sonucuna varılmıştır. Konut talebini karşılamak için yeşil alanların yapılaşmaya açılması ile birlikte bölge dokusunun zarar gördüğü belirtilmiştir. Bir diğer taraftan bağımsız bölüm sayısının artmasıyla ilçede ulaşım, kanalizasyon, su gibi altyapı hizmetlerinde problemlerin ortaya çıktığı ifade edilmiştir. Yabancılara hitap eden konutların üretiminin artmasıyla yerliye yönelik konut sıkıntısının ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Yeni projelerde yabancıların talepleri doğrultusunda üretim yapılması sebebiyle yerli vatandaşa hitap eden konutların sayısının azaldığı belirtilmiştir. Türkiye'de yabancılara yönelik gayrimenkul satışları ile çok sayıda çalışma yapılmıştır ancak yabancıların konut satın aldığı illerin başında gelen Antalya'nın Alanya ilçesi özelinde bir çalışma bulunmamaktadır. Son yıllarda yabancıların kalıcı olarak yerleştiği ve konut satın aldığı bir bölge olan Alanya'da yabancıların konut sektörüne etkisinin konu edildiği bu çalışmanın literatüre katkı sağlaması beklenmektedir.
Kullanıcı deneyimleri bağlamında Alanya Belediyesi yeni hizmet binasının doğal aydınlatma kriterleri üzerinden incelenmesi
Bu tez çalışması, artan enerji tüketimi ve kullanıcı konforu bağlamında yapıların doğal aydınlatma performansını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda, 2025 yılı itibariyle hizmet vermeye başlayan Alanya Belediyesi Yeni Hizmet Binası örneklem olarak ele alınmıştır. Çalışmanın temel amacı, kamusal bir yapının sürdürülebilirlik kapsamında doğal aydınlatma koşullarını kullanıcı deneyimleri aracılığıyla incelemek ve mimari tasarım ile günışığı standartları arasındaki ilişkinin kullanıcı memnuniyetine yansımalarını ortaya koymaktır. Araştırmada, Sürdürülebilir Mimarlık ilkeleri içerisinde önemli bir ölçüt olan doğal aydınlatmanın yalnızca fiziksel ve teknik parametrelerle değil, aynı zamanda bireylerin algı, konfor ve psikolojik tepkileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bu doğrultuda, kullanıcıların doğal ışığa ilişkin memnuniyet düzeyleri, TS EN 17037+A1:2021 "Binalarda Günışığı Standardı" temel alınarak hazırlanmış yapılandırılmış bir anket aracılığıyla ölçülmüştür. Araştırmanın örneklem grubunu, Alanya Belediyesi Yeni Hizmet Binası'nı aktif olarak kullanan, yapıyı deneyimlemiş 147 kullanıcı oluşturmaktadır. Elde edilen veriler, SPSS 26.0 istatistik programı ile analiz edilmiş; frekans, betimleyici ve karşılaştırmalı analiz yöntemleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışma bulguları, yapı kullanıcılarının doğal aydınlatma düzeyi ve günışığı konforuna ilişkin değerlendirmelerinin mimari kararlar ve tasarım ilkeleriyle doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca, araştırma bulguları, günışığının sadece enerji verimliliği açısından değil, aynı zamanda kullanıcı sağlığı ve psikolojik iyilik hali açısından da dikkate alınması gereken temel bir tasarım kriteri olduğunu ortaya koymaktadır. Bu yönüyle çalışma, sürdürülebilirlik temelli mimari tasarım ilkeleri doğrultusunda yapılan uygulamaların doğal aydınlatma koşulları baz alınarak kullanıcı memnuniyeti üzerindeki etkilerine dair özgün ve kullanıcı odaklı veriler sunmakta; hem literatüre hem de mimarlık uygulayıcılarına katkı sağlamayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Doğal Aydınlatma, Kullanıcı Deneyimi, Sürdürülebilir Mimarlık, Günışığı Performansı, Kamusal Yapılar, Alanya Belediyesi
Yeni dünya düzeninin kent modelleri: Kompakt kentler- eko kentler- akıllı kentler- 15 dk'lık kentler
Yirminci yüzyılın sonlarından itibaren hız kazanan Küreselleşme süreci, teknolojik gelişmelerin ivme kazanmasıyla birlikte yaşamın hemen her alanını Dijitalleşme ekseninde yeniden biçimlenmiştir. Dijitalleşme; üretim süreçlerinden hizmet sektörüne, yönetim mekanizmalarından bireylerin gündelik yaşam pratiklerine kadar tüm toplumsal dokuyu kapsamlı biçimde etkilemiştir. Bu dönüşümün kentler üzerindeki etkisi yoğunlaşmış; geleneksel kent modellerinin değişen gereksinimlere yanıt vermekte yetersiz kalması, kentleri yeni arayışlara yöneltmiştir. Bu süreçte ekonomik, çevresel, sosyo-kültürel, siyasal-yönetsel ve teknolojik boyutların birlikte şekillendirdiği çağdaş kent yaklaşımları ortaya çıkmış ve bu yaklaşımlar literatürde "Yeni Dünya Düzeninin Kent Modelleri" olarak ele alınmıştır. Bu çalışmada; Yeni Dünya Düzeninin Kent Modelleri olarak; Kompakt Kent, Eko Kent, Akıllı Kent ve 15 Dk'lık Kent Modelleri örnekleri ile birlikte ele alınmıştır. Küreselleşme ve Dijitalleşmenin ele alınan kent modelleri üzerindeki etkileri beş "temel etki boyutu" (ekonomik, çevresel, sosyo-kültürel, siyasal-yönetsel ve teknolojik) çerçevesinde karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Araştırmada literatür taramasına dayalı veri toplama sürecinin ardından, nitel araştırma kapsamında içerik analizi yöntemi uygulanmış; beş temel boyutu temsil eden anahtar kelimeler üzerinden frekans dağılımı ve betimleme çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, çoklu karşılaştırmalı analiz yöntemiyle değerlendirilerek kent modellerinin farklı boyutlardaki öncelikleri ortaya konulmuştur. Analizler, Yeni Dünya Düzeninin kentleşme süreçlerini beş temel etki boyutu çerçevesinde çok yönlü dönüştürdüğünü; kent modellerinin birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan yaklaşımlar olduğunu ve kentlerin sosyal etkileşimin üretildiği çok katmanlı sistemler olduğunu göstermektedir.
Cittaslow (Sakin Şehir) kriterlerinin sınıflandırılması ve Alanya'nın bu bağlamda değerlendirilmesi
Küreselleşmenin etkisiyle şehirlerin ekonomik büyüme ve rekabet odaklı gelişimi, yerel kimlik, çevresel denge ve yaşam kalitesi gibi önemli değerlerin geri planda kalmasına yol açmıştır. Bu bağlamda, İtalya kökenli Cittaslow (Sakin Şehir) hareketi, yaşam kalitesini artırmayı, yerel kültürü ve çevresel sürdürülebilirliği korumayı hedefleyen kapsamlı bir kent politikası modeli olarak ortaya çıkmıştır. Bu tezde, Cittaslow kavramı tarihsel gelişimi ve temel politika kriterleri doğrultusunda detaylı biçimde incelenmiş; bu teorik temel üzerine dayanarak, sürdürülebilir kentleşme çerçevesinde özgün bir Cittaslow model önerisi geliştirilmiştir. Önerilen model, yerel yönetimlerin ve toplumun aktif katılımını esas alarak çevresel sürdürülebilirlik, sosyal entegrasyon ve kültürel kimlik korumasını bütüncül şekilde ele almakta; özellikle Türkiye'de turizm baskısının yüksek olduğu kentlerde uygulanabilir bir stratejik yaklaşım sunmaktadır. Model önerisinin ardından, Alanya kenti özelinde gerçekleştirilen kapsamlı değerlendirme ile, modelin kentteki sosyo-ekonomik ve çevresel koşullara uyarlanabilirliği analiz edilmiştir. Bu değerlendirme, modelin Alanya'nın sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sağlayabileceğini ve yerel kimliğin korunmasında etkin rol oynayabileceğini ortaya koyarken, kentin hızlı büyüme ve turizm kaynaklı baskılarının uygulama sürecinde önemli zorluklar oluşturabileceğine işaret etmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma kapsamında geliştirilen Cittaslow modeli, Türkiye'de sürdürülebilir kent gelişimi için stratejik bir araç olarak değerlendirilmekte olup, modelin başarısı için yerel aktörler arasında güçlü iş birliği, kapsayıcı planlama ve toplumsal bilinçlendirme süreçlerinin hayati olduğu vurgulanmıştır. Gelecekte farklı kentlerde yapılacak uygulama ve karşılaştırmalı araştırmalar, Cittaslow yaklaşımının Türkiye bağlamındaki etkisini daha somut biçimde ortaya koyacaktır.
Rethinking cultural heritage in the digital age: Developing a sustainable conceptual framework
Cultural heritage has traditionally been understood as the physical remnants of former cultures, such as monuments, artifacts, and historical sites. Accordingly, heritage management has focused on conserving these tangible resources. However, recent perspectives recognize that heritage is also social and cultural, including traditions, practices, and collective memories, making it a dynamic process rather than a static legacy. At the same time, advancements in digital technologies have transformed how cultural heritage is recorded and disseminated. Tools such as digital archives, virtual museums, 3D reconstructions, and online platforms have increased public access, while also raising challenges related to authenticity, ownership, governance, and long-term sustainability. This study explores how cultural heritage can be managed sustainably in the digital age by developing a conceptual model that integrates digital transformation, governance systems, and community participation. Using a qualitative and conceptual approach, the study examines the evolution of heritage and the impact of digital technologies, identifying tensions between preservation, accessibility, and cultural identity. Findings show that cultural heritage exists in hybrid environments where tangible and intangible aspects interact with digital technologies. Managing these environments requires adaptive and inclusive governance models. Accordingly, the study proposes a governance model that integrates digital accessibility, stakeholder engagement, and long-term sustainability, offering both conceptual insight and practical guidance for preserving cultural heritage in an increasingly digital world.
Kerkük konut mimarisinde çevre koşullarına uygun mimari tasarım yöntem önerisi
Dünyada her ortama ve iklime uygun ideal bir bina yoktur, her yerin kendine özgü koşulları vardır ve bina bulunduğu konuma ve hakim iklime göre tasarlanmaktadır. Mimar doğaya uygun olanı, sanki doğadan kaynaklanıyormuş gibi oluşturur; bundan yola çıkarak görevim bulunduğu yerin kültürüne ve iklimine duyarlı bir yapı oluşturmaktır" Norman Foster. Konut tasarımı genellikle sosyal, ekonomik ve doğal faktörlerden etkilenmektedir. Ancak bu faktörlerin etki derecesi yaşanılan yerin koşullarına göre değişmektedir. Doğal faktörler arasında yer alan iklim koşulları, her dönemde yapının inşasını etkilese de tasarım aşamasında genellikle geri planda kalmıştır. Ancak bazı tasarımlarda iklim belirleyici bir faktördür ve tasarıma doğrudan yön verir; Kerkük'ün geleneksel evleri buna bir örnektir. Kerkük'te en önemli çevresel faktörlerden biri olan iklim koşulları, günümüz binalarının tasarımında eski binalarda görülen hassasiyetle yönetilmemektedir. Kerkük'te olduğu gibi ülkenin her bölgesinde de halka yeterli konforu sağlayamayan yapılar ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın amacı, Kerkük'teki geleneksel konutların iklime duyarlı tasarım parametreleri olan bina formu ve konut yapısının ısıtma ve soğutma enerji harcamalarına etkisinin araştırılmasıdır. Entegre edilen pasif sistemlerin konfor koşullarını sağlama etkinliği, yapıların analizleriyle birlikte değerlendirilerek, sürdürülebilir mimarlık ve tasarım kriterlerini bütüncül bir yaklaşımla ortaya koymayı amaçlamaktadır. Yerel mimari verilerden bilgiler elde etmeye odaklanılarak bu yaklaşım benimsenmiştir. Bu nedenle, "Geleneksel Kerkük Evi" mimarisine, çevre dostu tasarım kriterlerinin etkileri analiz edilmiş ve ideal bir sürdürülebilir tasarım önerisi geliştirilmiştir. Bu çalışmada başlangıç olarak sürdürülebilirlik kavramı ve mimarlık arasındaki bağlantı incelenmiştir. Sonrasında, ekolojik değerlerin önemi vurgulanarak, sürdürülebilir çevrenin oluşturulması için adımlar atılması gerektiği ifade edilmiştir. Çevre dostu tasarım standartları belirlenmiş ve bu standartların mimari tasarımlarda nasıl uygulanacağı değerlendirilmiştir. İkinci bölümde modern evlerde kullanılan, konut sakinlerine konfor ve lüks sağlarken, boşa harcanan enerjiden de tasarruf sağlayan akıllı teknolojiler ve çözümler incelenmiştir. Üçüncü bölümde, Kerkük'teki eski geleneksel evlerde kullanılan sürdürülebilir yöntemler detaylı bir şekilde incelenmiştir. Eski konutların kompakt yapısı, doğal havalandırma sistemleri, ısı yalıtımı ve inşaatında kullanılan doğal malzemeler, aynı zamanda farklı sosyal sınıflar arasında sosyal eşitlik ve mahremiyetin önemini vurgulamaktadır ve en son geleneksel evlerdeki doğal havalandırma ile akıllı evlerdeki yapay havalandırma arasındaki farkları incelemiştir. Dördüncü bölümün ilk kısmında, savaş sonrası Irak'ta yapılan yeni konut projeleri detaylı şekilde analiz edilmiş ve bu projelerin avantajları ve dezavantajları üzerinde durulmuştur; ardından, geleneksel ve modern konutlar arasında bir karşılaştırma yapılmıştır. İkinci kısmında ise, Kerkük evinin belirlenen kriterlere göre geleneksel konut ölçeğinde değerlendirmeleri yapılarak sürdürülebilirliğin mimaride uygulanabilirliği incelenmeye çalışılmış ve değerlendirmeler yoluyla geleneksel konutların sürdürülebilir özellikleri belirlenmiştir; akıllı ev teknolojisini dikkate alan, modernlik ile geleneği dengeleyen, çağın ihtiyaçlarına cevap verebilecek ideal bir modele ulaşmayı amaçlayan modern bir ev önerisi geliştirilmiştir. Böylece, Irak'ın zorlu iklim koşullarına yönelik ve enerji, hizmet eksikliği gibi olağanüstü durumları karşısında da akıllı çözümler üretilmiştir. Bu çalışma, Kerkük'ün geleneksel mimarisinde yer alan bilgilerin, sürdürülebilir çağdaş mimariye ilham ve destek sağlayabileceğini, ayrıca geleneksel mirasın gelecek için nasıl yeniden yorumlanabileceğini vurgulamaktadır. Geleneksel mimari ilkelerinin geliştirilip modern teknolojilerle birleştirerek çevresel ve fiziksel çevre ile dost, aynı zamanda gerekli konfor şartarlı sağlayan mekanlar yaratmasına imkan tanımaktadır.
İnsan ve mekan algısı üzerinden fenomenolojik okumalar
Mekânı sadece somut değil aynı zamanda soyut olarak da algılayan insan, mekânın tüm bileşenlerinin farkına varmaktadır. Temelde insanın geçmiş deneyimlerine, yaşadığı kültüre ve çevresine bağlı olan bu algı, mekân içerisindeki faktörlere maruz kalan insanların her birinin mekânı farklı yorumlamasına neden olmaktadır. Algının fiziksel, sosyolojik, psikolojik ve fenomenolojik olarak şekillenmesi bu farklı yorumlamaların genel bir bütünü oluşturmasını sağlamaktadır. Fiziksel ögelerin yapıya olan etkisi, sosyolojik açıdan yapının değeri ve psikolojik açıdan yapının birey bazında değerlendirilmesi sağlanmaktadır. Yapıyı gerek biçimsel gerek estetik yönleri ile değerlendiren birey duyusal algılarının ve psikolojik etkilerin kapsamında yapıyı ele almaktadır. Fenomenolojik yaklaşımlar ve gestalt ilkeleri bu durumu psikolojik açıdan açıklamaktadır. Gestalt ilkelerine göre mekânın yorumlanması, mimarinin algılanma şeklinin tasarımcılar tarafından fark edilmesi açısından önemli bir yere sahiptir. Yapıda yaşadığı deneyimlerden izler arayan insan mekânın içerisindeki etkenlere bağlı olarak mekânı değerlendirmektedir. Mimari fenomenoloji kavramı ile bağlantılı olan bu durum yapıda tercih edilen üslubun önemli olduğuna vurgu yapmaktadır. Mimari mekânın inşası gibi mekânın atmosferinin de inşası mümkündür. Kullanıcı mekânda kendi algı ve anlam dünyası doğrultusunda tasarımcının mekân kurgusunu anlayıp yorumlayabilmektedir. Tasarımcının yapıda kullandığı ögelerin zihinde farklı yorumlanması ile alınan sonuç sayesinde mekân yeni anlamlar kazanmaktadır. Mekânın tasarımcı tarafından kullanıcı odaklı tasarlanması, bu etkilerin özelliklerinin tasarımda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunun anlaşılması açısından dikkat edilmesi gereken bir unsurdur. İnsanların dikkatini çeken, ödüller alan, bölgeyle özdeşleşerek mihenk taşı haline gelmiş olan ve binlerce ziyaretçisi olan yapılar tasarımcının kullanıcı odaklı tasarımı sayesinde gerçekleşmiştir.
Performansa dayalı cephe sistemleri ve parametrik tasarımın günışığı açısından incelenmesi
Günümüzde enerji üretimi ve tüketimi artmaktadır. Endüstriyel faaliyetler, ulaşım, tarım faaliyetleri ve enerji üretimi gibi nedenlerden dolayı oldukça yüksek miktarda sera gazı emisyonu olmaktadır. Sera gazı emisyonunun atmosferde birikmesi sonucu küresel ısınma meydana gelmektedir. Bununla mücadele edebilmek için fosil yakıtlarının kullanımı azaltılabilir. Türkiye'deki toplam enerjinin %20'si ulaşım, %37'si bina ve %43'ü endüstri alanında kullanılmaktadır. Eğer küresel ısınmanın önüne geçmek isteniyorsa binalar daha az enerji tüketilecek şekilde tasarlanmalıdır. Dijital teknikler mimari tasarımla beraber kullanılmaya başlanmıştır. Böylece karmaşık formların modellemesi kolaylaşabilmiş ve enerji verimliliği için analizlerin yapılabilmesine olanak sağlamıştır. Bu çalışmanın ilk bölümünde tezin problemi, amacı, önemi ve yöntemi üzerinde durulmuştur. İkinci bölümünde performansa dayalı tasarım ve cephe sistemlerinden bahsedilmiştir. Günümüzde enerjinin üretimi ve tüketimi hayati bir yere sahiptir. Binaların daha az enerji tüketecek şekilde tasarlanması önemli bir hale gelir. Bu durum mimarları, yeni tasarım yöntemleri arayışına yöneltmiştir. Performansa dayalı tasarım, bina performansının tasarım için önemli bir faktör olduğu tasarım yöntemidir. Geleneksel CAD simülasyon süreçlerinden farklıdır. Performansa dayalı simülasyonlar kullanarak tasarım modeli doğrudan değiştirilebilir. Enerji kayıplarının büyük bir bölümü bina yüzeyinde gerçekleşir. Bundan dolayı performansa dayalı cephe tasarımlarından adaptif cephe, kinetik cephe, çift cidarlı cephe ve akıllı cephe üzerinde durulmuştur. Bu cephelerin kullanıldığı yapılar incelenmiştir. Bu tez çalışmasının üçüncü bölümünde parametrik tasarım üzerinde durulmuştur. İlk olarak matematikte kullanılan parametre kelimesi değişken anlamına gelmektedir. Daha sonradan bu kelime tasarımcılar tarafından da kullanılmaya başlanmıştır. Önceden bir model oluşturulduktan sonra mimar parametrelerden herhangi birisini değiştirmek isterse değiştirilen parametreye göre en başa dönüp modeli tekrardan oluşturması gerekir. Bu durum zaman kaybına neden olur. Zamanla teknolojinin gelişmesiyle mimarlık alanında yeni yazılımlar kullanılmaya başlanmıştır. Grasshopper, Dynamo gibi parametrik tasarıma olanak sağlayan yazılımlar piyasaya sürüldü. Geçmişte her ne kadar sketchpad gibi parametrik temelli tasarım programları kullanılsa da Dynamo, Grasshopper gibi yazılımların piyasaya sürülmesiyle parametrik modelleme mimari alanda yaygınlaşmaya başladı. Dünyanın birçok yerinde parametrik modelleme tasarımcılar tarafından kullanıldı. Dördüncü bölümünde parametrik tasarım metoduyla tasarlanan uygulanmış mimari örnekler incelenmiştir. Farklı ölçeklere ve işlevlere sahip çalışmalar seçilmiştir. Bu tez çalışmasının son bölümünde analiz çalışması yapılmıştır. Bu bölümde İstanbul Gelişim Tower olarak adlandırılan K blok kule binası ve eski Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi D blok seçilmiştir. Bu blokların modellenmesinde Rhinoceros, parametrik cephenin modellenmesinde Grasshopper, binaların günışığı analizlerinde ise Honeybee programından yararlanılmıştır. Grasshopper programının eklentisi Honeybee kullanılarak binaların mevcut cephelerinin günışığı analizleri yapılmıştır. Binaların analizler için seçilen noktaların aydınlık düzeyleri tablolaştırılmıştır. Mevcut cepheler yerine parametrik bir metot kullanılarak cephe tasarlansaydı günışığı analizi nasıl olurdu sorusuna cevap verebilmek için Grasshopper kullanarak parametrik cephe denemeleri yapılmıştır. Zengin çeşitliliğe olanak tanıyan cephe varyasyonları tezin ilgili bölümlerinde modüller kullanılarak cephe tasarımı gerçekleştirilmiştir. Bu cephe tasarımları yine Grasshopper yazılımı kullanılarak binaların boyutlarına göre modellendi. Bu sefer parametrik cepheye göre modellenmiş binaların günışığı analizi yapılmıştır. Seçilen noktaların aydınlık düzeylerine göre analizlerin sonuçları birbirleriyle karşılaştırılmıştır.
İklim değişikliği ve iklimle dengeli çevre tasarım ilkeleri
Günümüzde dolaylı veya dolaysız olarak insan yararı için üretilen enerjinin çoğu yenilenemez enerji kaynaklarından sağlanmaktadır. Ancak yıllarca yenilenemez enerji kaynaklarından üretilen enerji atmosferdeki sera gazlarının yoğunluğunda artışlar meydana getirmiş ve bu artışlar sonucu iklimde olumsuz değişiklikler gerçekleşmiş ve gerçekleşmeye devam etmektedir. İklimdeki gerçekleşen bu olumsuz değişiklikler, başta insanlar olmak üzere tüm canlıların yaşamlarını etkilemektedir. Dolayısı ile uzun yıllardır dünya gündeminde yer alan iklim değişikliğinin nedenleri, sonuçları ve iklim değişikliğin yavaşlatılmasına karşı alınacak önlemler üzerine ulusal ve uluslararası çalışmalar yürütülmektedir. Ülkelerin yenilenemez enerji kaynakları yerine yenilenebilir enerji kaynakları kullanması üzerinde durulmaktadır. Atmosferdeki sera gaz emisyonundaki artışın dolayısıyla da iklimdeki değişikliklerin en önemli sebebi insan etkisi olduğu yapılan araştırmalar ile tespit edilmiştir. Yapı endüstrisi de en fazla sera gaz emisyonuna neden olan sektörlerden biridir. Bu nedenle küresel bir sorun olan iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması için, enerji, su ve diğer doğal kaynakların etkili bir şekilde kullanılması, yenilenemez enerji kaynak kullanımının minimuma indirilmesi, yapı endüstrisinde maksimum enerji tasarrufu sağlayan, iklimle dengeli tasarım anlayışının benimsenerek, zorunlu hale getirilmesi gibi uygulamaların gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada doğal kaynaklardan yararlanarak, iklimsel konfor ve enerji korunumu ilkeleri doğrultusunda iklimle uyumlu çevre tasarımı parametreleri araştırılarak, gelecekte yapılacak çalışmalara referans olması için Bakırköy bölgesindeki 278 ada- 94 parsel için iklimle dengeli çevre tasarımı modeli uygulanmıştır.
Sürdürülebilirlik ve konut yapıları özelinde ulusal yeşil sertifika sistemi
Dengesini kaybeden ekosistemler ve bozulan yaşam döngüleri dünyamız doğal kaynaklarının hızlı ve sorumsuzca tüketilmesinin kaçınılmaz sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaşam alanlarının kendilerini yenileme özelliklerinin olumsuz etkilenmesi nedeniyle yok oluşa sürüklenen canlılar küresel sorunlar ile karşı karşıya kalmakta ve nesillerin sağlıklı devamı konusunda ciddi endişeler oluşmaktadır. Bu durumda çıkış noktası olarak "sürdürülebilirlik" yaklaşımı yaşam devamlılığı açısından hayati önem taşımaktadır. Bu sebeple tükenen enerji kaynaklarına dayalı ekonomik, sosyal ve çevresel öğeler de sürdürülebilirlik imkân ve arayışına yönelmektedir. Sürdürülebilirlik kavramı pratikte değişik alanlarda, değişik aktörlerce ve değişik ölçeklerde gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Sürdürülebilirlik kavramının farklı disiplinleri içeren yapısı sebebi ile kavrama yaklaşırken alan ve ölçek belirlenmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Kavrama mimarlık yönünden yaklaşıldığında ise sürdürülebilir tasarım ilkeleri, sürdürülebilir kentler ve çevre dostu binalar bağlamındaki çalışmalar ön plana çıkmaktadır. Sürdürülebilir tasarım ilkeleri paralelinde yapıların yaşam döngüleri boyunca çevreye olan etkilerinin en aza indirgenmesi amacı ile bina değerlendirme sistemleri oluşturulmuştur. Birçok ülkede yasal mevzuat ile de desteklenen yeşil bina değerlendirme sistemleri yapıların tasarım aşamasından, yapım, inşa ve işletmeye alınmasına kadar olan tüm süreci kapsamaktadır. Yapıların sahip oldukları özelliklerin değerlendirilmesi sonucunda yapıların sertifikalandırılmasına dayalı bu sistemler sağlıklı, dayanıklı, güvenli yaşam alanları için çevre dostu yapıları desteklemektedir. Bu çalışmada; sürdürülebilirlik temelli ilkeleri olan mimari yaklaşımların bina ölçeğinde ele alınmasına yönelik sertifikalandırma sistemlerinden LEED Sertifikalandırma Sistemi ile ilk "Ulusal Yeşil Sertifika Sistemi/YeS-TR", konut yapıları özelinde karşılaştırılmış ve Türkiye Mimarlık Politikası içerisinde yer alan Sürdürülebilir Kalkınma İlkeleri kapsamındaki boyutu tartışılmıştır. Yapılı çevrenin dönüştürülmesi ve yeniden yapılandırılması konusunda atılan adımların yerel ve ulusal düzeyde mikro ölçekte sürdürülebilir bina tasarım ve bina değerlendirme kriterleri ile makro ölçekte belirlenen politika ve kurumsal düzenlemeler içerisindeki yeri araştırılmıştır. Sürdürülebilir mimarlık, sürdürülebilir tasarım, sürdürülebilir kentler ve yeşil binalar özelinde ulusal değerlendirme sistemi ve mevzuatı kapsamının geliştirilen stratejik yaklaşımların içindeki yeri tartışılmıştır. Böylece bu çalışma bina ölçeğinde "sürdürülebilirlik arayışında" farklı disiplinler ile koordineli olarak sürdürülebilir bir gelecek için atılacak adımlar konusunda farkındalık yaratacaktır.
İstanbul mevlevihaneleri semahanelerinin doğal aydınlatma açısından incelenmesi
Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin öğretilerine dayanan Mevlevilik tarikatının mimari yapıları olan mevlevihaneler, özellikle de semahaneler üzerindeki doğal aydınlatma etkisini incelemektedir. Mevlevilik, insanın içsel yolculuğunu ve evrensel aşkı esas alan tasavvufi bir anlayıştır. Bu anlayışın mekânsal karşılığı olan semahaneler, mistik ayinlerin icra edildiği, ruhsal atmosferin mimari ile bütünleştiği özel alanlardır. Çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır: Tarihsel ve kuramsal çerçeve: Mevleviliğin gelişimi, mevlevihane yapılarının genel özellikleri ve bu yapılarda doğal aydınlatmanın nasıl ele alındığı incelenmiştir. İstanbul'daki önemli asitane tipi mevlevihaneler (Galata, Yenikapı, Bahariye, Kasımpaşa) üzerinden semahanelerin mimari düzeni ve mekânsal kurgusu detaylandırılmıştır. Işığın yapı fiziğindeki yeri, konfor koşulları, hesaplama yöntemleri anlatılmış; DialuxEvo 13.0 programı kullanılarak 3D modellemeler yapılmıştır. Bu analizlerde TS-EN 12464-1 standardı referans alınmıştır. Elde edilen veriler ışığında, semahane yapılarında doğal ışığın tasarım kriteri olarak önemli bir rol oynadığı ortaya konmuş, günümüzde bu yapıların farklı işlevlerde kullanımı sırasında aydınlatma konforunun sağlanması için öneriler geliştirilmiştir. Ayrıca, gelecekteki restorasyon çalışmalarına katkı sunmayı hedeflemiştir. Bu çalışma, hem Mevleviliğin ruhani yönünü hem de mimari yapıların teknik boyutlarını bir araya getirerek sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Mevlevihane, Semahane, Mevlevilik, Doğal Aydınlatma, Yapı Fiziği
Kültürel mirasın korunmasına yönelik coğrafi bilgi sistemleri (CBS) tabanlı afet risk analizi: Çatalca Ferhat Paşa Camii
Kültürel miras, bir toplumun üyelerine ortak geçmişlerini yansıtan; kimlik, kültür ve tarihine ilişkin somut ve somut olmayan tüm değerleri kapsar. Tarihten günümüze insanlık için bir köprü niteliği taşıyan bu değerler, korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması gereken, paha biçilmesi güç hazineler olarak kabul edilmektedir. Ancak kültürel mirasın korunmasında çeşitli güçlüklerle karşılaşılmaktadır. Yapının konumu, zemin özellikleri, yanlış kullanım ve onarımlar, savaşlar ile doğal afetler gibi iç ve dış etkenler, kültürel mirasın hasara uğramasına neden olabilmektedir. Tez çalışmasının, kültür varlıklarını tehdit eden, zarar veren unsurlardan mevcut afet risklerin ortaya konulması ve bu risklerin tarihî yapıya olan etkisi, şu an ve gelecek dönemde inşa edilecek olan miras niteliğindeki varlıkların afete dayanıklı planlama yapılması aşamasında bilgi sağlaması amaçlanmıştır. Bu tez çalışmasında, İstanbul ili Çatalca ilçesinde yer alan Mimar Sinan eseri Ferhat Paşa Camii'nin, bulunduğu coğrafî konumu mahalle ölçeğinde afet riski açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda gerçekleştirilen afet riski analizlerinde Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) araçlarıyla Ağırlıklı Çakıştırma yöntemi kullanılmıştır. Analiz sürecinde, doğal ve yapılı çevre faktörleri olmak üzere sekiz temel faktör dikkate alınarak mekânsal analizler yapılmıştır. Afet riski analizleri sonucunda, tarihî yapının bulunduğu konumun ve mahalle genelinin büyük çoğunluğu orta düzeyde risk taşıyan dezavantajlı alanlar içerisinde yer aldığı belirlenmiştir. Çalışma kapsamında Ferhat Paşa Camii'nin tarihî, geçirdiği müdahaleler ve maruz kaldığı hasarlar incelenmiş; kültürel miras içerisindeki yeri, önemi ve anlamı tartışılmıştır. Ayrıca, yapının afet risklerine karşı daha dirençli hâle getirilebilmesi amacıyla afet riski analizleri gerçekleştirilmiş ve elde edilen bulgular doğrultusunda afetlere dayanıklı planlamalar için çeşitli öneriler sunulmuştur. Çalışma alanın afet riski analizi kapsamında CBS yardımıyla örnek bir model oluşturulmuş ve sekiz parametre bu model üzerinde değişken olarak tanımlanmıştır. İleride yapılacak yeni çalışmalar için, bu tez kapsamında oluşturulan parametreler ve bu parametrelerden elde edilen bilgiler çerçevesinde geliştirilen model bir yöntem olarak kullanılabilir.
Biyomimikri uygulamalarının organizma, davranış ve ekosistem seviyelerinde yapı tasarımına etkilerinin değerlendirilmesi
Doğa ile iç içe yaşayan insan, doğayı gözlemleyerek ondan ilham almış ve doğadaki canlıların davranışlarını anlamaya çalışmıştır. Doğa, geçmişten günümüze kadar insanoğlu için ilham kaynağı olmuştur. İnsanoğlu, bir şeyler yaratırken doğayı taklit etmiş ve değerlendirmiştir. Bu gözlemler, başlangıçta doğanın biçimsel taklidine yönelik tasarımlara yol açarken, zamanla doğanın mükemmel düzenini ve işleyişini anlamaya yönelik bir çabaya dönüşmüştür. İnsanoğlu, doğanın prensiplerini kavrayarak bu bilgileri kendi yaşam alanlarında kullanmak için uyarlamıştır. Biyomimikri, doğadaki canlıların evrimsel süreçlerde geliştirdiği çözümleri inceleyerek insan yaşamını iyileştirecek sürdürülebilir tasarımlar oluşturmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda, doğada gözlemlenen sorunlara doğanın sunduğu yanıtların mimari tasarımlara nasıl entegre edileceği ele alınmaktadır. Doğadaki organizmalar, davranışlar ve ekosistemler, tasarıma yön vererek sürdürülebilir çözümler üretir ve biyomimikri anlayışının temelini oluşturmaktadır. Bu tezde, doğa, insan ve mimarlık arasındaki ilişki incelenmiş; biyomimikri kavramının tanımı, tarihçesi ve önemi açıklanmıştır. Daha sonra, biyomimikrinin mimarlık ilişkisi ve bu anlayışla biyomimikrinin tarihsel gelişimi incelenmiştir. Biyomimikri yaklaşımları temelde iki kategoriye ayrılır: Problem Temelli Yaklaşım ve Çözüm Temelli Yaklaşım'dır. Çalışma, biyomimikrinin üç seviyesi; organizma, davranış ve ekosistem üzerinden doğadaki öğelerden nasıl ilham alındığını ve bu ilhamların yapı tasarımlarına nasıl dönüştüğünü incelemekte ve her seviyenin mimarlıkta nasıl kullanıldığı örneklerle açıklanmıştır. Bu üç seviyedeki biyomimikri uygulamalarının, sürdürülebilirlik hedeflerine nasıl katkı sağladığı ve çevre ile uyumlu yapılar yaratma noktasında nasıl etkili olduğu incelenmiştir. Sonuç olarak, biyomimikri yaklaşımlarının mimarlıkta sürdürülebilir tasarımlar yaratmadaki potansiyeli ortaya konmuş ve doğadan ilham alınarak gerçekleştirilen projelerin, çevreyle uyumlu yapılar oluşturulmasına nasıl katkı sağladığı gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Biyomimikri, Organizma, Davranış, Ekosistem, Sürdürülebilirlik, Doğa, Tasarım
Rekabetçi FPS oyunu haritalarında yürüyüş temelli yer-kurma deneyimleri: Valorant örneği
Bu çalışma, FPS (Birinci Şahıs Nişancı) video oyunlarında oyuncunun yürüme eyleminin, tasarlanmış oyun alanı olan haritaları nasıl anlamlı ve deneyimlenen bir "yer"e dönüştürdüğünü VALORANT örneği üzerinden incelemektedir. Oyunun anlatısal ve rekabetçi yapısı, oyuncunun yürüyüşü aracılığıyla "yer"i deneyimleme ve kurma biçimini yönlendirmektedir. Çalışmanın kuramsal altyapısı; yerin nasıl kurulduğunu yürüyüş pratiği üzerinden anlamaya yöneliktir. Konu edilen yer kavramı, aktörlerin aidiyet beslediği çevrelerdir. Bu çevreler, insanmerkezcilik sonrası düşünce doğrultusunda "biz"in, insan ve insan-olmayan aktörlerin birbirleri için olanaklılıkları üzerinden kurulmaktadır. Yürüyüş, patikaları beraberinde getiren bir kavram olarak yeryüzünü şekillendiren bir pratiktir. Eylem-nesne-amaç okuması, yürümenin bileşenlerini sunarak eylemlerin bir nesne ile veya nesneye, bir amaç doğrultusunda gerçekleştiğini göstermektedir. Dolayısıyla yürüme eylemi, aktörlerle kurulan bir birliktelik içinde "biz" kavramını, "birlikte-yürümek" olarak yeniden anlamlandırmaktadır. Gündelik hayatta gerçekleşen bu yürüyerek yer-kurma pratiği, video oyunlarında da gözlemlenmektedir: Oyuncu, takım arkadaşları ve rakipler, avatar, ekipmanlar ve çevresel unsurların oluşturduğu "biz", "birlikte-yürüyerek" yer-kurma deneyiminin merkezinde yer almaktadır. VALORANT'ın anlatısal derinliğe sahip haritaları ve takım temelli taktiksel yapısı, gerçekleştirilen iki farklı bireysel oyun deneyiminin görselleştirilmesi yoluyla incelenmiş; böylece yürüyüşün sanal ortamda yerin inşasına nasıl aracılık ettiği açığa çıkmıştır.
İstanbul'un mirasını sürdürmek: İBB Miras'ın kültürel mirasın korunmasındaki dönüştürücü rolü
The research examines Istanbul's historical preservation while studying the transformative aspects of IBB Miras' sustainable approaches to conservation work. It begins with a worldwide assessment through the examination of governmental and non-governmental heritage organizations in four renowned heritage countries: Italy, Spain, Germany, and France. The research moves to Turkey to analyze how the General Directorate of Foundations (Vakıflar Genel Müdürlüğü) and non-governmental bodies implement their heritage conservation efforts. The principal analysis focuses on IBB Miras, but the thesis also examines specialized units under the Istanbul Metropolitan Municipality that were established in 2019. IBB Miras stands apart from institutions centered on major landmark monuments because it approaches smaller historical buildings that have been discarded by society. The institution revitalizes unattended sites through its considerate restoration and adaptive reuse projects. The research analyzes Istanbul's historic site conservation process by studying IBB Miras, which serves as a key force in developing sustainable preservation methods. The study embarks from a worldwide standpoint to study governmental and non-governmental heritage commitments through analyses of Italy, Spain and Germany, and France. The research investigates five noteworthy restoration projects carried out by IBB Miras, which include Botter Apartment (Casa Botter), Beyoğlu Cinema, Müze Gazhane, and Bulgur Palas. The evaluation of each case includes its historical background alongside observations of the condition before work began and details about architectural decisions made during restoration, along with metrics of cultural value contributed to its new purpose. The presented cases demonstrate that IBB Miras implements its dedication to cultural sustainability while maintaining building conservation efforts. .Key Words: IBB Miras, Botter Apartment (Casa Botter), Beyoğlu Cinema, Müze Gazhane, Bulgur Palas.
Cezayir mağribi mimarisinde süslemenin sembolik anlamları: el-mechouar sarayının, elhamra sarayı bağlamında karşılaştırmalı incelenmesi
ÖZET Büyük Mağrip, Afrika, Doğu ve Batı'nın kesişim noktasında yer alan bir coğrafya olarak, Orta Çağdan modern çağa kadar hüküm süren Berberi hanedanlıklarının ardışık yönetimleriyle derinlemesine şekillenmiştir, özellikle Cezayir tarihini derinden etkileyen Berberi hanedanlıklarının ardışık yönetimleriyle biçimlenmiştir. Rüstemîler, Fâtımîler, Zirîdler, Hammadîler, Murâbıtlar, Muvahhidler, Merînîler ve Ziyânîler her biri, yerel geleneklere kök salmış; aynı zamanda Doğu'dan ve Endülüs'ten gelen etkilerle zenginleşmiş, Mağrip'e özgü mimari bir kimliğin oluşumuna katkıda bulunmuştur. Bu tarihî zenginlik, stil çeşitliliği ve süsleme sanatındaki ustalıkla kendini gösteren özgün ve otantik bir mimari sanatın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Cezayir'deki bu Mağribi miras, sadece anıtsal yapılarda değil, mimarinin süsleme detaylarında da güçlü bir şekilde ifade bulmuştur. Taş, alçı, ahşap ve seramik gibi malzemelere büyük bir incelikle işlenen geometrik, bitkisel ve hat motifleri, yalnızca estetik amaçlı değil aynı zamanda kutsal, siyasal ve kozmolojik anlamlar içeren karmaşık bir sembolik dilin ürünüdür. Kodlanmış ve sistematikleştirilmiş bu süsleme tipolojileri, estetik ile maneviyatın birleştiği bir dünya görüşünü yansıtır.
Farklı iklim bölgelerinde doğal havalandırma yöntemlerinin TOKİ tip konutları üzerinden analizi
Gün geçtikçe artan enerji tüketimi; küresel anlamda bir kirliliğe ve enerji kaynaklarının yüksek oranda azalmasına yol açmaktadır. Dünya genelinde enerji tüketiminin büyük bir kısmı yapı üretim sürecinde gerçekleşmektedir. Binalarda özellikle iklimlendirme için gereksinim duyulan enerji miktarı mekanik sistemlerce karşılandığında önemli ölçüde enerji tüketimine sebep olmaktadır. Enerji tüketimini azaltmak için ısıtma, soğutma yükleri ile enerji harcayan yapıların karşıtı olacak şekilde çevre dostu, yeşil sertifikalı, enerji etkin bina tasarımları hız kazanmaktadır. Böylece yenilenebilir kaynaklarca desteklenen sistemler yapı üretim sürecinde tasarım girdisi olarak değerlendirilmektedir. Tez çalışması kapsamında; yapı tasarımına girdi olarak veri oluşturabilmek için doğal havalandırmanın farklı iklim bölgelerindeki mekânsal etkisi konu edinilmiştir. Bu doğrultuda; doğal havalandırmada kullanılan rüzgârın toplu konut özelinde iç mekâna olan etkisini ve enerji kullanımındaki rolünü araştırmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye'de en çok uygulanan TOKİ (Toplu Konut İdaresi)' ye ait 2+1 plan düzenine sahip tip konut projesi seçilmiş; beş farklı iklim bölgesine ait rüzgâr testleri, Solidworks programında yer alan Flow Simulation eklentisi kullanılarak yapılmıştır. Simülasyon sürecinde rüzgâr analizleri yapılırken çevre yapılar tarafında oluşan hava akımı etkisi göz ardı edilmiş, iç mekânlardaki hava sirkülasyonlarına odaklanılmıştır. Çalışmada öncelikle kavramsal alt yapıyı oluşturmak için detaylı literatür taraması yapılarak, enerji etkin tasarım kavramı ve kriterleri üzerinde durulmuştur. Enerji etkinlik kriterlerinin içinde yer alan doğal havalandırma sistemine değinilmiş, doğal havalandırmanın temel prensibi olan rüzgârın yapılar ile olan ilişki ve hava akımının oluşması için gerekli stratejiler aktarılmıştır. Binalarda pasif sistemlerin doğal havalandırma kapsamında cephede ve çatıda tasarımlara katkısına yer verilmiştir. Çalışmanın devamında; yapılarda rüzgâr etkisinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesine olanak sağlayan HAD (Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği) simülasyon programları hakkında bilgi verilmiştir. Flow Simulation eklentisi kullanılarak beş farklı iklim bölgesi için yapılan analizler ışığında rüzgârın iç mekâna etkisi karşılaştırılarak değerlendirilmiş, doğal havalandırmanın etkin bir şekilde yapılarda nasıl kullanabileceğine dair değerlendirmeler yapılmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda iklim bölgeleri özelinde yaşama birimlerinde yeterli havalandırma sağlanırken özellikle mutfak biriminin havalandırmasının yetersiz kaldığı tespit edilmiştir. Sıcak iklim bölgesinde ihtiyaç duyulan serinletici etkinin balkon birimlerine alınmadığı soğuk iklim bölgesinde ise ısıtma yükünü artıran çözümlerin olduğu gözlemlenmiştir. Yapılan tespitler doğrultusunda açıklıkların özellikle soğuk iklim bölgesinde direkt hâkim rüzgâra açılmaması ve rüzgârın kontrollü olarak mekâna alınması önerilmektedir. Tasarımlarda bina yönlenişi, formu, açıklıkların boyutları ve konumları rüzgâr enerjisinde yeteri kadar yararlanacak, rüzgârın olumsuz etkilerinden de korunacak şekilde çözümler içermelidir. Anahtar Kelimeler: Doğal Havalandırma, Enerji Etkin Bina, Hava akımı, Solidworks, Pasif İklimlendirme, Rüzgâr
Tarihi yapılarda işlevsel sistemlerin enerji etkin tasarım ölçütleri açısından değerlendirilmesi: Konya'daki Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi kamu yapıları örneği
Isıtma-soğutma, havalandırma-aydınlatma, çatı akaçlama ve temiz-atık su sistemlerinden oluşan işlevsel tesisat sistemleri, insanlık için belge değeri taşıyan ve kültürel mirası oluşturan tarihi yapıların yaşamlarını sürdürebilmeleri ve konfor koşullarının sağlanmasında oldukça önemli rol oynamaktadır. Bu sistemlerin işlevlerini düzgün bir şekilde yerine getirmeleri yapıların sürdürülebilir korunmasına katkı sağlamaktadır. Bu sistemlerin tanınması ve anlaşılması, koruma ve onarım projelerinin doğru bir şekilde hazırlanması ve uygulanması için önemlidir. Tarihi yapılarda dönemin kısıtlı koşullarında, çevresel veriler dikkate alınarak oluşturulmuş işlevsel sistemler kendine özgü enerji etkin özellikler taşımaktadır. Bu yapıların tasarım özellikleri, günümüz teknolojileri kullanılmadan ısıtılması, soğutulması, aydınlatılması ya da havalandırılması için çevre verilerine uygun şekilde oluşturulmuştur. Yapı formu, yapı kabuğu, yapı malzemeleri, yapı detayları gibi özellikler işlevsel sistemleri karşılayacak ve konfor koşullarını sağlayacak şekilde tasarlanmıştır. Tarihi yapıların gösterdiği bu özgün niteliklerin, enerji etkin tasarımın her geçen gün daha da önemli hale geldiği yapı tasarımlarımızda rehber olarak kullanılmasının sağlanabilmesi, enerji etkin tasarım özelliklerinin günümüz yapılarına uyarlanabilmesi ihtimalleri önemlidir. Tez çalışmasında tarihi yapılarda işlevsel sistemlerin tanınması, anlaşılması, enerji etkin tasarım özelliklerinin ortaya çıkarılması, tarihi yapılarda işlevsel sistemlerin enerji etkin tasarım açısından değerlendirilmesine yönelik bir yöntem önerisi geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik tarihi yapılarda işlevsel sistemler, enerji etkin tasarım ve çalışmanın örneklem alanını oluşturan Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi kamu yapıları konularının literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Enerji etkin tasarım ve tarihi yapılarda enerji etkin tasarım ile ilgili olan ulusal ve uluslararası düzenlemeler taranmış, değerlendirme için özgün tablolar oluşturulmuştur. Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi kamu yapılarının sahip olduğu mimari özellikler ve işlevsel sistemler listelenmiş, bu sistemlerin enerji etkin tasarıma katkısının değerlendirilmesi amacıyla tablolar oluşturulmuştur. Örneklem alanı oluşturan yapılar bu tablolara göre değerlendirilmiş, her bir bölüm için puanlandırılmıştır. Aldıkları puanlara göre yapıların işlevsel sistemlerinin ve mimari özelliklerinin gösterdiği enerji etkin tasarım nitelikleri belirlenmiş ve yüzde olarak hesaplanmıştır.
Ilımlı kuru iklim bölgesi mevcut aile sağlığı merkezi enerji etkin iyileştirme önerileri
Yaşam sürecinde içinde bulunulan ekonomik sıkıntılar ve toplumsal bilinçsizlikler çevremizde çeşitli problemlere yol açmaktadır. Bu problemlerin en büyüklerinden bir tanesi de bilinçsiz enerji tüketimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Enerjinin bilinçsiz olarak tüketilmesinin en büyük sebeplerinden bir tanesi de mevcut yapılaşmanın hem inşaat hem de yapı ömrü boyunca enerjiyi gereksiz olarak tüketmesidir. Ancak geçmişte ortaya çıkan enerji krizi ile birlikte enerji etkin bina tasarımı kavramı ortaya çıkmıştır. Bu tasarım biçiminde asıl amaç bina kullanıcısının konfor koşullarını bozmadan, çevreye verilen zararı en aza indirerek enerjinin verimli kullanılması ve maliyetlerin minimuma indirilmesini sağlamaktır. Bu çalışmada Türkiye genelinde uygulanan aile sağlığı merkezileri (ASM) enerji etkin iyileştirme önerisi konu alınmıştır. ASM projesi üzerinden enerji analizi yapılması ve bu analizler sonucunda sunulan önerilerin tasarım kriterleri arasına eklenerek gelecekte planlanacak olan aile sağlığı merkezi projelerinin enerji etkin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle gerekli literatür taraması yapılarak; enerji etkin tasarım, enerji etkin bina tasarım parametreleri ve enerji etkin yapı analizi ile ilgili gerekli kavramlara yer verilmiştir. Çalışmanın devamında analizleri yapılacak olan ılımlı kuru iklim bölgesinde bulunan Konya ili özelinde uygulanan İsmil Aile Sağlığı Merkezi projesi ilgili idari birimlerden elde edilmiştir. Elde edilen projenin mevcut durumu ve iyileştirme önerileri için hazırlanan modeller üzerinden ArchiCAD programı, EcoDesigner STAR eklentisi ve VELUX DayLight Visualiser programları yardımı ile elektrik enerjisi kullanımı, fosil yakıt tüketimi, ısıtma-soğutma yükleri ve aydınlatma analizleri yapılmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda mevcut yapının bina kabuğunda yapılan malzeme iyileştirmelerinin enerji korunumuna yardımcı olduğu, saydam yüzeylerinde yeni tasarım önerisinin aydınlatma ve ısıtma yüklerinde enerji kazanımı sağladığı, ve çatı yüzeyine eklenen fotovoltaik paneller ile elektrik enerjisinin karşılanabileceği tespit edilmiş ve uygulamalarda kullanımı önerilmiştir.
Yapıların uyarlanabilir yeniden kullanımı: Konya otogar binası için analizler
"Uyarlanabilir Yeniden Kullanım" kavramı, kaynaklarda farklı şekillerde ele alınsa da temel anlamda "mevcut bir yapının inşa edildiği veya tasarlandığı ilk işlevinden farklı bir amaçla yeniden kullanılması" olarak tanımlanabilmektedir. Bu süreç ilk andan son ana kadar farklı disiplinlerin bir arada çalışmasını gerektirmekle birlikte, ekonomik, sosyal, toplumsal, çevresel ve yasal açıdan birçok faktöre bağlıdır. Bu noktada karşımıza çıkan Konya Otogar Binası'nın, Konya'da otogar işlevinin ilerleyen dönemlerde farklı bir alanda karşılanacak olması sebebiyle kullanılmayarak şehir içinde işlevsiz bir şekilde kalması kaçınılmaz bir hal almaktadır. Çalışmada Konya Otogar Binası'nın uyarlanabilir yeniden kullanım potansiyelinin incelenerek, olası senaryolar üzerinden yeni işlevinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Aynı zamanda mimarların uyarlanabilir yeniden kullanıma ilişkin tutumlarını belirlemek, uyarlanabilir yeniden kullanımın fayda boyutuna ilişkin görüşlerini almak ve yeni işlev seçiminde dikkate alınan kriterleri belirlemek hedeflenmiştir. Çalışma kapsamında uyarlanabilir yeniden kullanıma dair literatür taraması yapılmış ve elde edilen verilerin analizleri doğrultusunda uyarlanabilir yeniden kullanım sürecine dair bir model ortaya koyularak kavramsal çerçeve oluşturulmuştur. Daha sonra Dünya üzerinde farklı bölgelerde bulunan 3 adet kamusal yapının uyarlanabilir yeniden kullanım süreçleri analiz edilerek alan çalışması için bir altlık elde edilmiştir. Alan çalışması ise 2 aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada, otogar tasarım kriterleri ve Konya kentinin otogar geçmişi hakkına bilgiler verilmiş, Konya Otogar Binası'nın yapısal ve mekânsal özellikleri analiz edilerek, fotoğraf ve video çekimleriyle bina belgelenmiş, Konya Otogar Binası'nın işlevini kaybedecek olmasının nedenleri ortaya koyulmuştur. İkinci aşamada ise Konya Otogar Binası'na verilecek olan olası işlevlerin belirlenebilmesi için yerel mimarlarla görüşmeler yapılmıştır. Belirlenen olası işlevlerin avantaj ve dezavantajlarının tespit edilmesi amacıyla akademisyen mimarlarla anket çalışması yapılmış, Konya Otogar Binasına verilecek en uygun işlev bulgular doğrultusunda belirlenmiştir. Sonuçlar ve Öneriler bölümünde ise kavramsal çerçeve aşamasında elde edilen veriler ile birlikte Konya Otogar Binası'nın uyarlanabilir yeniden kullanımına dair değerlendirmelere yer verilmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, kentte eksikliği hissedilen bir işlevi karşılaması, yapının sürekli olarak kullanımını sağlaması, kente katma değer sağlaması ve farklı kesimlerden kullanıcıları bir araya getirerek sosyal ve toplumsal anlamda fayda sağlaması gibi avantajları ile ön plana çıkan "Sosyal Tesis" işlevi, Konya Otogar Binası'na verilmek üzere belirlenmiştir.
Uyum gösteren (adaptif) cepheler: Hareketli güneş kontrol elemanlarının ısıl enerji performansının değerlendirilmesi
Dünya genelinde enerjiye duyulan ihtiyacın ve kontrolsüz kaynak tüketiminin artması iklim değişikliği, küresel ısınma, hava ve su kirliliği, yenilenemeyen enerji kaynaklarının yok olması, doğal çevrenin tahribatı ve ekolojik dengenin bozulması gibi birçok problemi beraberinde getirmektedir. Sürdürülebilirlik, ortaya çıkan olumsuz durumların önlenmesi ve yavaşlatılmasına yönelik çözümleri içeren ve birçok alanda etkili olan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Sürdürülebilirlik kavramının en etkili olduğu alanlardan biri de inşaat sektörüdür. Binalar tasarım sürecinden başlayarak yaşam döngüsü içinde dünyada harcanan enerji ve kaynak tüketiminin büyük bir bölümünden sorumludur. Bu nedenle yapılarda enerji tüketiminin kontrol altına alınması ve enerjinin etkin biçimde kullanılması önemli bir konu haline gelmektedir. Bina kabuğunun en geniş yüzeyini oluşturan cephe sistemleri yapıların çevresel etmenlere karşı dayanımı, iç mekânda kullanıcı konforunun sağlanması ve yapıda enerjinin etkin kullanımı açısından en önemli yapı elemanı olarak yeni arayışların olduğu bir çalışma alanı olmaktadır. Bu arayışların sonucunda ortaya çıkan kavramlardan birisi de son yıllarda yaygınlaşan uyum gösteren (adaptif) cepheler olmuştur. Uyum gösteren cepheler, iç ve dış ortamdan gelen etkilere karşı cevap oluşturarak binanın performansının, kullanıcı konforunun ve enerji tasarrufunun sağlanmasında etkili olmaktadır. Literatürde farklı isim karşımıza çıkan ve üzerinde çalışılan güncel bir konu olması nedeniyle uyum gösteren cephe sistemleri çalışma alanı olarak seçilmiştir. Tez çalışması kapsamında cephe kavramından başlayarak, cephe sistemlerinin tarihsel gelişimi, performans gereksinimleri, sınıflandırmaları ve cephe türleri incelenmiştir. Cephe sistemleri uyum gösteren ve uyum göstermeyen olmak üzere iki ana başlık altında toplanmıştır. Uyum gösteren cephe sistemlerinin tarihsel gelişim süreci, performans gereksinimleri, sınıflandırmaları, türleri ve tanımlamaları üzerine araştırmalar yapılmıştır. Yapılan literatür araştırması ve incelenen örneklerin sonucunda uyum gösteren cephe sistemleri için tez kapsamında öneri bir sınıflandırma tablosu oluşturulmuştur. Ardından literatürde yer alan otuz beş (35) adet uyum gösteren cephe örneği oluşturulan öneri sınıflandırma tablosuna göre değerlendirilmiştir. Yapılan literatür araştırması ve örnek incelemesinin sonucunda uyum gösteren cephelerin en çok tercih edildiği yapı türlerinden birinin "ofis" olduğu belirlenmiştir. Özellikle "güneş" etmenine göre tasarımın ön plana çıktığı ve cephe hareketleri incelendiğinde ise "kayma, katlanma" hareketlerinin sıklıkla uygulandığı görülmüştür. Bu nedenle çalışma kapsamında Antalya'da yer alan çok katlı bir ofis yapısının cephesine uygulanan hareketli güneş kontrol elemanlarının yapının enerji performansı üzerindeki etkisinin DesignBuilder programı aracılığıyla değerlendirilmesine karar verilmiştir. On (10) katlı ve giydirme cepheli bir ofis yapısı örneklem bina olarak tasarlanmış olup güney cephesinde dört (4) parçadan oluşan hareketli güneş kontrol elemanı önerilmiştir. Yatayda ve düşeyde konumlanarak manuel olarak 15'er derecelik açılarla kayma ve katlanma hareketi yapabilen bu modülün yapının ısıtma, soğutma ve toplam enerji yükü üzerindeki etkisi yapılan analizler yardımıyla değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, basit bir hareket prensibine sahip olarak tasarlanan cephe elemanının her ay için farklı konumlarına bakılmış ve en verimli olduğu durumlar değerlendirilmiştir. Cephede güneş kontrol elemanlarının uygulanması durumunda yapıda ihtiyaç duyulan enerji miktarının azaldığı görülmüştür. Antalya'da yer alan ofis yapısının özellikle soğutma için harcadığı enerji miktarının fazla olduğu belirlenmiştir. Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül gibi Antalya'nın en sıcak olduğu aylarda güneş kontrol elemanlarının ofisin soğutma yükü ihtiyacının azaltılmasında etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda güneş kontrol elemanının her ay için en yüksek verim sağladığı konumlarda kullanıldığında yıllık enerji tüketimini oldukça etkili bir biçimde azalttığı görülmüştür.
Pasif ev uygulamasının ılımlı kuru iklim bölgesi özelinde değerlendirilmesi
Sanayi devrimiyle beraber artan çevre sorunları bulunduğumuz yüzyılın en önemli sorunu olmaktadır. Modern yaşamın enerji ihtiyaçlarını karşılamak için fosil yakıtların bilinçsiz tüketimi sonucu doğaya salınan karbon emisyonları atmosfere yayılarak ekolojik dengeye zarar vermektedir. Bunun sonucu olarak küresel ısınma, deniz seviyelerinin yükselmesi, buzulların erimesi, iklim değişikliği gibi dünyamız açısından geri dönüşü olmayan önemli problemlere yol açmaktadır. Enerji kullanımının sektörlere göre dağılımı araştırıldığı zaman azımsanmayacak bir kısmı inşaat sektöründe tüketilmektedir. Binalarda enerji tasarrufu sağlamak amacıyla tasarımda sürdürülebilir düzenlemeler önem kazanmıştır. Bu çalışmada enerji etkin yapı tasarımı olan pasif ev tasarım yaklaşımı doğrultusunda ılımlı kuru iklim bölgesi (Konya ili) özelinde öneri proje sunulması amaçlanmıştır. Belirtilen amaç doğrultusunda pasif ev standartları ile ilgili literatür taraması yapılarak pasif ev standartlarına ait kriter ve değerlere yer verilmiştir. Sonrasında Konya ili için enerji ihtiyacını en aza indirecek pasif ev tasarım kriterleri uygulanarak tasarlanan küçük ölçekli konut proje verileri Pasif Ev Planlama Paketi (PHPP) programına veri girişi yapılarak aktarılmıştır. Daha sonra program sayesinde yapının ısıtma yükü, yapı bileşenlerinin U değerleri gibi veriler elde edilerek pasif ev standartlarına uygun çözümlemeler yapılmıştır. Konya iklimi için gerekli yalıtım kalınlıkları ve tasarım kriterleri belirlenerek pasif ev tasarımı önerilmiştir. Pasif ev standartları sayesinde enerji etkin tasarım ile enerji koruma, güneş enerjisinden yararlanma hedeflenmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda Konya ilinde mevcut yapı tekniklerinden çok uzaklaşmadan bölgeye uygun tasarlanan iyi yalıtım, ısı geçirmez yapı kabuğu, ısı köprüsüz detaylar, yüksek yalıtımlı pencere ve kapı sistemleri ve ısı geri kazanımlı mekanik havalandırma yapılarak yüksek verimli pasif ev tasarlanabildiği sonucuna varılmıştır. Konya ili için tasarlanan küçük ölçekli yapıda pasif ev standartlarının Ülkemizde yaygınlaşması ve bu standartların yapılara aktarılması hedeflenmiştir.
Bina enerji modellemesi yöntemiyle konut yapısı enerji analizi: Ankara Yeşiltepe yapı kooperatifi örneği
Teknolojik gelişmeler, üretim hızını artırırken enerji kaynaklarının hızla tükenmesine ve çevresel etkilere yol açmaktadır. Bu nedenle enerji etkin yapı tasarımı, sürdürülebilir bir çevre için önemlidir. Enerji etkin yapı tasarımında yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek, iklime uygun ve pasif iklimlendirme prensiplerine uygun tasarım yapmak, dönüştürülebilir malzemeler kullanmak, yerel malzemeleri tercih etmek önemlidir. Nüfusun hızla artışıyla birlikte konut ihtiyacı da hızla artarken, konutlarda enerji etkin tasarım önlemleri almak gereklidir. Konut tasarımında güneş ışığından faydalanarak ısıtma, soğutma ve aydınlatma enerji yükünü azaltacak kararlar alınmalıdır. Enerji etkin yapı tasarımında, yapı sektöründeki teknolojik gelişmelerden faydalanılmaktadır. Yapı Bilgi Modellemesi (BIM) ile yapıların inşaat ve işletme süreçleri sanal ortamda simüle edilmektedir. Bina Enerji Modellemesi (BEM) ise BIM modeline enerji verilerini yükleyerek oluşturulmaktadır. BEM, bina geometrisi, iklim verileri, yapı malzemeleri ve mekanik-elektriksel sistemlerin analizini gerçekleştirerek enerji performansını en iyi şekilde değerlendirmektedir. Çalışmanın amacı, enerji etkin olmayan mevcut konut yapılarının enerji performansını analiz etmek ve enerji etkin iyileştirme yöntemleri önermek için BEM yöntemiyle simülasyon yazılımlarını kullanmaktır. Çalışma kapsamında seçilen Ankara Yeşiltepe Yapı Kooperatifi 1. bloka ait geometri, iklim, konum, aktivite, mekanik ve elektrikli sistemler gibi veriler BEM yöntemiyle modellenerek enerji analizi yapılmıştır. Güncel durumun enerji analizinde ortaya çıkan sonuçlar neticesinde enerji etkin iyileştirme senaryoları kurgulanarak teker teker bu senaryoların güncel durumla karşılaştırılması yapılmıştır. Son olarak ise bütün iyileştirme senaryoları uygulanarak yapıda ne kadarlık bir enerji verimliliği sağlandığı ortaya konmuştur. Yapılan çalışmada alınan önlemler ile ısıl konfor koşulların iyileştirilebileceği, ısıtma enerji tüketiminin büyük ölçüde azaltılabileceği, fotovoltaik panellerin kullanımıyla alternatif elektrik enerjisinin binaya entegre edilerek aydınlatma gibi enerji yüklerinin karşılanabileceği ortaya konmuştur.
Yalın üretim stratejileriyle atık oluşumunu önlemeye yönelik hafif çelik yapı üretim önerisi
Hafif çelik yapıların üretimi, etkin malzeme kullanımı ve montaj süresi, işçilik ve nakliye ekonomikliği avantajlarıyla beraber üretim aşamaları, atık oluşumunu azaltma stratejilerine elverişli, güvenli saha ve çevre dostu faaliyetleri kapsamaktadır. Hafif çelik yapı üretimi, sayılan tüm bu özellikler bağlamında müşteri (kullanıcı) memnuniyetini üst düzeyde tutarak, üretim faaliyetlerinde "daha az" kaynak kullanımını ve verimliliği artırmayı amaçlayan yalın üretim için potansiyel oluşturmaktadır. Ancak hafif çelik yapı tasarım, konstrüksiyon ve uygulamalarında ya da yapı sektöründe genel kabul görmüş atık oluşumunu azaltma önlemlerinin uygulanmamasına bağlı olarak hem fiziksel (malzeme) hem de fiziksel olmayan (süre, maliyet) atıklar oluşabilmektedir. Bu atık oluşumları, hafif çelik yapıların üretim verimliliğini olumsuz etkilemenin yanı sıra hafif çelik yapıların ülkemizdeki kullanım payındaki artışın yaşanmasına sınır oluşturmaktadır. Hafif çelik yapı üretimindeki verimliliği olumsuz etkileyen atıkların önlenebilmesi-azaltılabilmesi için hafif çelik yapı üretiminde atık oluşum nedenlerinin tespit edilmesi gerekmektedir. Firma ölçeğindeki gerçekleştirilecek atık bağlamındaki tespitlerle önce ulusal daha sonra da global fayda sağlanacaktır. Atık nedenlerinin tespitine yönelik gerçekleştirilebilecek farklı yöntemler olsa da tez çalışmasında en kısa sürede en etkili sonucu alabilmek amaçlanmıştır. Bu bağlamda, ülkemizdeki hafif çelik yapı üretim firmalarında mevcut durum tespitine yönelik anket çalışması gerçekleştirilmiş ardından, elde edilen veriler atık oluşum nedenleri ve önlenmesine yönelik olarak değerlendirilmiştir. Hafif çelik yapı üretiminin, "değer temelli yaklaşım, atık azaltma, sürekli iyileştirme, tam zamanında üretim ve kalite yönetimini" esas alan teknik ve uygulamalarla verimliliği artırma yoluna giden yalın üretim ile uygulanabilir ve iyileştirilebilir duruma getirilmesi, atıklardan arındırılması ve yalınlaştırılması gerekmektedir. Öte yandan firmalar için hafif çelik yapı üretiminde yalınlaşmayı sağlayacak kılavuz günümüzde mevcut değildir. Hafif çelik yapı üretiminde yalınlaşmayı sağlayan kılavuz eksikliğinin giderilmesi için "(YHÇ) Yapı Üretim Kılavuzu" hazırlanmıştır. Firmaların hafif çelik yapı üretimi gerçekleştirirken, kılavuzdaki uygulamaları adım adım gerçekleştirmenin yanında anket değerlendirme ve önerileri de dikkate alması beklenmektedir. Tez çalışması ile hafif çelik yapı üretim aktörlerinin atık nedenlerine ve önlenmesi/azaltılması konusunda bilinçlendirileceği, hafif çelik yapı üretim verimliliğinin artırılacağı, ülkemizdeki hafif çelik yapı kullanım payında yukarı ivmelenme sağlanacağı ve "sıfır atık" vizyonunun ulaşılabilir kılınacağı öngörülmektedir.