
3.896
Arşivlenen Tez
21
DOI Atanmış
1%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Taban izolasyonlu çelik çerçevelerin yapı-zemin etkileşimi dikkate alınarak sismik davranışlarınınincelenmesi
Bu çalışmada yapı-zemin etkileşimi dikkate alınarak taban izolasyonlu çelik yapıların sismik davranışı araştırılmıştır. Yapısal modellerin sismik analizi için Sonlu Elemanlar Yöntemine dayanan SAP2000 programı yardımıyla sayısal bir model geliştirilmiştir. Gerçekleşmiş olan sismik analizlerde, zemin, sismik izolatör, deprem ve üst yapı özelliklerinin yapı davranışları üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Yapı-zemin etkileşimi analizi için direk analiz yöntemi kullanılmıştır. Analizler serbest titreşim analizi ve zorlanmış titreşim analizi olarak iki durumda gerçekleştirilmiştir. Sayısal integrasyon analiz yöntemini kullanarak zaman tanım alanında gerçekleşmiş olan zorlanmış titreşim analizlerinde, üstyapı ve sismik izolatörlerin davranışının nonlineer, zemin davranışının ise lineer olduğu kabul edilmiştir. Analizlerden elde edilen sonuçlara göre, doğal serbest titreşim periyodu, rölatif deplasman ve taban kesme kuvveti gibi sismik davranış parametreleri incelenmiştir. Ayrıca sismik taban izolasyonu sisteminin performansını elde etmek için, izolatör performans faktörü tanımlanmış olup, bu faktörden yararlanarak değişik zemin tipleri için izolatörün performansı değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, sismik taban izolasyonlu binaların analizi ve tasarımında yapı-zemin etkileşimi etkisi konusununun yönetmeliklerde dikkate alınması için bir temel teşkil edebilmektedir.
Yüksek yapılarda sismik izolatörün kullanım etkisi incelenmesi
Bu çalışmada yüksek yapılarda sismik izolatör kullanım etkisi incelenmektedir. Farklı yüksekliklere sahip hastane yapıları hem ankastre mesnetli hem de sismik izolatörlü olarak SAP2000 yazılımı ile modellenmiştir ve TBDY2018 yönetmeliğine göre Mod Birleştirme ve zaman tanımı alanında doğrusal olmayan deprem analizi gerçekleştirilmiştir ve sismik izolatörlü yapılarda yükseklik etkisi incelenmiştir. Yüksek yapının taşıyıcı sistemi, yüksek betonarme yapılar deprem yüklerine karşı yüksek dayanımını sağlayacak rijit çekirdek sistemi kullanılmıştır. Perde/boşluklu perde ve betonarme çerçevelerinden oluşan sistem seçilmiştir. Modellenen yapılar 20 metre yüksekliğine sahip 5 katlı yapı, 40 metre yüksekliğine sahip 10 katlı yapı, 72 metre yüksekliğine sahip 18 katlı yapı ve 100 metre yüksekliğine sahip 25 katlı yapıdır, ve böylece 5, 10 katlı yapılar yüksek yapı yönetmeliğine girmemektedir ama bu çalışmada normal yapılar ve sismik izolatörlü yapılar aralarında karşılaştırma yapıldığı için ve izolatör kullanımında yükseklik etkisi incelendiği için bütün yapılarda, modellenen tüm binalarda, aynı deprem analizleri gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada kurşun çekirdekli elastomerik izolatör tipi seçilmiştir. Analiz sonuçları, doğal titreşim periyotlarına, kat arası deplasmanlarına, kolonlarda meydana gelen iç kuvvetlere ve taban kesme/reaksiyon kuvvetlerine göre değerlendirilmiştir.
Kohezyonlu zeminlerde kazıklı radye temellerin analizi ve tasarımı
Bu çalışmada, kohezyonlu zemin koşullarında inşa edilen kazıklı radye temel uygulamalarında, kazık grubunun, radye ve kazıklar arasındaki yük paylaşım oranlarına etkisi, analitik yöntemler ve bilgisayar ortamında yapılan sayısal analizler yardımıyla incelenmiştir. Sayısal analizlerde kullanılan farklı yerleşim düzenlerine sahip kazıklar sayesinde kazıklı radye temel uygulamalarına etki eden parametrelerden elde edilen sonuçlar, analitik yöntemler sonucu elde edilen sonuçlarla karşılaştırılmıştır. Bu tez çalışmasında amaç, sonlu elemanlar yöntemine dayalı analizlerle kazıklı radye temellere dair sayısal bir model geliştirmek, kazık sayısına bağlı olarak yük paylaşım oranlarında meydana gelen değişimi incelemek ve analitik yöntemlerle elde edilen sonuçları sayısal analizlerden elde edilen sonuçlarla karşılaştırmaktır. Çalışmanın diğer bir önemli amacı da, geleneksel yaklaşımda kazıklı radye temel uygulamalarındaki yük paylaşımına olan katkısı ihmal edilen radyenin aslında önemli ölçüde katkı sağladığını göstermektir. Ayrıca çalışma, kazık ve radye boyutları ile ilgili bazı tasarım parametrelerinin ve mekanik özelliklerin etkisinin yanı sıra kohezyonlu zeminlere ait bazı önemli mekanik özelliklerin, kazıklı radye temellerde yük-oturma ilişkisi ve yük paylaşım oranı üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır.
Geosentetiklerle güçlendirilmiş inşaat ve yıkıntı atığı dolguların statik ve tekrarlı yükler altındaki davranışının incelenmesi
Bu çalışmada inşaat ve yıkıntı atıklarının statik veya tekrarlı yüklere maruz dolgularda doğal agregalar yerine kullanılabilmesi durumu yapılan laboratuvar deneyleri ile incelenmiştir. Ayrıca çalışmada inşaat ve yıkıntı atığı malzemeden inşa edilecek dolguların, kaliteli doğal agrega malzemeden inşa edilecek dolguların yük deplasman davranışını yakalayabilmesi için gosentetiklerle (geotekstil, geogrid, geocell) iyileştirilmesi de araştırılmıştır. Deneyler inşaat ve yıkıntı atığı malzemeden inşa edilmiş güçlendirmeli ve güçlendirmesiz dolgu tabakaları ve kıyaslamak amacı ile doğal agrega malzemeden inşa edilmiş dolgu tabakaları üzerinde gerçekleştirilmiştir. Deneylerde granüler dolgu tabakası yumuşak zemin üzerine yerleştirilmiş ve ayrı ayrı hem statik hem de tekrarlı yüklemelere tabi tutulmuştur. Deney sonuçları üzerinden istatistiksel analizler (MLR, MNLR ve M5T) yapılarak bazı denklemler elde edilmiştir. Çalışmanın sonucunda inşaat ve yıkıntı atığı malzemenin performansının kaliteli doğal agrega malzemeye göre düşük olduğu ama az bir geosentetik iyileştirme ile doğal agrega dolgulardan daha iyi performans gösterebileceği belirlenmiştir.
Konut sektöründe faaliyet gösteren yükleniciler için porter'ın beş kuvvet modeli ve pest ışığında yatırım kararlarını etkileyen faktörler
İnşaat endüstrisi ülke ekonomileri için lokomotif sektörlerden biridir. Ayrıca konut alt sektörü de inşaat endüstrisi içinde önemli bir paya sahiptir. İnşaat projeleri genellikle maliyeti yüksek yatırımlar olduğundan dolayı yüklenici açısından yatırım kararı, projenin en önemli aşaması olarak görülmekte ve yatırım kararlarında, makro ve mikro ekonomik çeşitli göstergeleri, teknolojik gelişmeleri vb. birçok göstergeyi analiz etmeleri gerekmektedir. Bu çalışmada inşaat sektöründe yatırım kararlarına etki eden faktörler Porter (1980)'in Beş Kuvvet Modeli temel alınarak belirlenmiştir. Çalışma kapsamında çeşitli yapısal modeller geliştirilerek bu modellere yapısal eşitlik modellemesi analizi uygulanmıştır. Analiz edilen modellerde Porter (1980)'in beş kuvveti olan endüstriye yeni girişlerin, alıcıların ve tedarikçilerin pazarlık gücünün rekabet üzerinde pozitif ve anlamlı etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Manisa özelinde yağışların şev stabilitelerine etkisi
Yağışlar, dünyanın her yerinde şevleri tetiklenmesinde önemli bir role sahiptir. Yağışlar şevlerin tetiklenmesinde genellikle ülkemizin kuzeyinde etkili olmakla birlikte uygun koşullar bir araya geldiğinde Manisa gibi farklı bölgelerde de şevleri tetikleyebilmektedir. Son yıllarda gözlemlenen iklim değişikliği ve bunun sonucunda yaşanan yağış rejimi ile yağış şiddet ve sürelerindeki değişimler, yağış infiltrasyonları neticesinde şev stabilite kayıplarına farkındalığı ve ilgiyi arttırmıştır. Doğada şevli zeminler çoğu zaman yarı doygun bir vaziyette bulunmaktadır. Bu çalışma konusu zeminler için benzer durum söz konusudur. Manisa - Salihli civarında doğal durumda doygun olmayan zeminlerin doygunluk seviyelerindeki değişiminin şev kayma güvenliğine etkileri araştırılmıştır. Su içeriğinde değişim neticesinde kayma gözlemlenen zeminlerden numuneler alınmış ve zemin mekaniği açısından numunelerin özellikleri laboratuvar ortamında belirlenmiştir. Daha sonra belirlenen zemin özellikleri için yağış şiddeti ve süresinin mevcut zeminlere etkisi Itesca- Flac yazılımı ile iki boyutlu olarak sonlu farklar yöntemi ile araştırılmıştır. Çalışma sonucunda Manisa – Salihli bölgesindeki inceleme sahası zeminlerin mekanik özellikleri belirlenmiş, ayrıca yağış şiddeti ve süresinin inceleme konusu zeminlerin şev stabilitesine etkileri incelenmiştir. Araştırma neticesinde son 20 yıllık yağış ortalamalarının tek başlarına şevlerde göçme tehlikesi oluşturmadığı sonucuna varılmış olup elde edilen sayısal analiz sonuçları paylaşılmıştır.
Ekstrem yağışlar altındaki bir şevin modellenmesi
Son yıllarda doygun olmayan zeminler üzerinde birçok çalışma yapılmış ve bu çalışmalar sonucunda negatif boşluk suyu basıncı ve emme basıncının stabilite üzerinde önemli bir etkisi olduğu ortaya konmuştur. Suyun şev içerisinde ilerlemesiyle, zemindeki boşluk suyu basıncı artmaktadır. Bu da emmenin sağladığı ilave kayma dayanımını azaltmakta ya da tamamen yok olmasına neden olmaktadır. Bu çalışmada, doygun olmayan şevlerin, 3 farklı zemin türüyle, yağış etkisi altındaki stabiliteleri incelenmiştir. Her zemin türü için şevdeki başlangıç doygunluk derecesi 0,54 olarak tanımlanmış daha sonra bir zemin türü için 0,4 ve 0,5 değerlerinde de analizler yapılmıştır. Analizlerde, sonlu farklar metoduyla çalışan bir paket program kullanılmıştır. İlk olarak zemin türlerini istenilen doygunluk derecelerine getirmek için gerekli veriler sisteme yüklenmiştir. Daha sonra farklı yoğunluk ve sürelerde seçilen yağışlar sırayla farklı mekanik özelliklere ve farklı doygunluk derecelerindeki şevlere uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, emme basıncının stabilite üzerinde önemli bir etkisi olduğu anlaşılmıştır.
Hidrodinamik kuvvetlere maruz kalan ceket tip platformlar için uygun topoloji araştırması
Bu çalışmada, açık denizlerde tercih edilen ceket tip platformların maruz kaldıkları özellikle dalga ve rüzgar gibi yapı üzerinde yıkıcı etkiler oluşturabilecek çevresel kuvvetlere karşı yapı modelleri oluşturularak stabilitesi en fazla ve maliyeti en az tasarımın belirlenmesi hedeflenmiştir. Üç farklı ceket tip platform modeli oluşturularak, bu platformların boyutlandırılması yapılmış, kullanılacak malzeme cinsleri belirlenmiştir. Platformu oluşturan elemanlar için çapları 300 ve 600 arasında değişen çelik boru profiller tercih edilmiştir. Dalga parametreleri olan dalga yüksekliği (H), dalga periyodu (T) ile su derinliği (d) sırasıyla 5m, 11s ve 55m olarak seçilmiştir. Bu değerlere göre geçerli olan dalga teorisi tespit edilmiştir. Zamana ve derinliğe bağlı olarak değişen akışkan partikülü hız ve ivme değerleri tespit edilen Stokes 2. Mertebe Dalga Teorisi ve geçiş derinliği koşullarına uygun şekilde hesaplanmıştır. Hesaplanan hız ve ivme değerleri Morison Denkleminde kullanılarak yanal hidrodinamik kuvvet olan FH değerleri belirlenmiştir. Deniz tabanından serbest su yüzeyine doğru artan hidrodinamik kuvvetin ceket tip platform düğüm noktalarındaki değerleri yük dengelemesi ile hesaplanmıştır. Elde edilen kuvvetler Sap2000 paket programı ile Zaman Tanım Alanında Analiz yapılarak düğüm noktalarına atanmıştır. Platform modelinde kullanılan dikme, enleme ve diyagonal çubuklarda dalga periyodu boyunca meydana gelebilecek en büyük yer değiştirme ve gerilme değerleri kayıt altına alınmıştır. Stabilitenin belirleyici parametreleri olarak kullanılan yer değiştirme ve gerilme değerlerinin çıktı olarak alındığı data seti dikme, enleme ve diyagonal elemanlar için ayrı ayrı oluşturularak girdi kabul edilen çap, et kalınlığı ve hidrodinamik kuvvet arasındaki ilişki incelenmiştir. Regresyon analizi ile elde edilen sonuçlar ortaya konulmuş ve kurulan ilişkinin performansı değerlendirilmiştir. Değişen topolojiye bağlı olarak girdiler ve çıktılar arasındaki ilişkinin de değiştiği tespit edilmiştir. Kullanılan modeller içerisinde daha az malzeme ile daha stabilitesi yüksek bir tasarımın nasıl gerçekleştirileceği yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ceket Tip Platform, Stokes 2. Mertebe Dalga Teorisi, Stabilite Analizi, Morison Denklemi, Regresyon analizi
Afganistan Herat şehri özelinde kanalizasyon sistemi tasarımı ve optimizasyonu
Artan nüfusun getirdiği üst yapıdaki artışla beraber alt yapı sistemlerinde paralel olarak projelendirilmesi ve uygulanması bakımından artış görülmektedir. Kanalizasyon sistemlerinin tasarımında mevcut piyasa göz önünde bulundurulduğunda maliyet konusu mühendislik problemi olarak görülmektedir. Literatürde ise bu sistemlerin optimizasyonu için çeşitli yöntemler uygulanmıştır. Bu yöntemler uygulanırken hidrolik kısıtlara bağlı olarak maliyeti optimum sonuca ulaştırma amaçlanmıştır. Bu çalışmada mevcut kanalizasyon sistemi olmayan Afganistan Herat şehrine kanalizasyon sistemi tasarımı projelendirilmesi yapılıp, bu sistemin maliyeti literatürde kanalizasyon tasarımı problemine daha önce uygulanmamış olan çoklu evren optimizasyonu (MVO) tekniğiyle bir çözüm yaklaşımı geliştirilmiştir. Bu çözüm yaklaşımı işlemi sırasında kısıtlar ve kısıt yönetimi uygulanmıştır. Uygulanan yöntem sonucunda elde edilen sonuçlar bölümünde verilmiştir.
Farklı sismik izolatör tipleri ile tasarlanan betonarme yapıların davranışlarının incelenmesi
Bu çalışmada, yapıların sismik performansını iyileştirmek için kullanılan sismik izolatörlerin, farklı betonarme yapılar üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Özellikle hastane ve veri merkezi gibi kritik yapılarda tercih edilen bu sistemler, yapının temel seviyesinde konumlandırılarak üstyapının zemin hareketlerinden izole edilmesini ve deprem kuvvetlerinin sönümlenmesini sağlamaktadır. Çalışmada, farklı zemin koşullarında iki ayrı betonarme yapının performans hedefleri, kurşun çekirdekli kauçuk ve eğri yüzeyli sürtünmeli sarkaç tipi izolatörler kullanılarak değerlendirilmiştir. Yapı modeli ve sismik izolatör tasarımları, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 2018, TSEN 1337-1 ve TSEN 15129 standartları esas alınarak tasarlanmıştır. Zaman tanım alanında analizleri için seçilen deprem kayıtları, Seismosignal ve Seismomatch programları kullanılarak düzenlenmiş, yapıların modellenmesi ve analizleri SAP2000 ve Protastructure 2025 programları ile gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarında, iki farklı yapının sismik davranışları, kullanılan izolasyon sistemlerinin birbirlerine göre üstünlükleri ve sınırlamaları ile zemin-yapı etkileşiminin performans üzerindeki etkileri sistematik bir şekilde incelenmiştir.
Manisa ili için sürdürülebilir kent içi ulaşımda mikromobilite incelemesi ve güzergah planlama
İnsanoğlu birtakım temel ihtiyaçlar dâhilinde, geçmişten günümüze sürekli bir noktadan başka bir noktaya yer değiştirme içerisindedir. Konforlu, hızlı, ekonomik ve güvenilir bir ulaşım sağlama isteği, bu hizmetin her daim gelişime açık olmasını sağlamıştır. Bu gelişimi sürdürülebilir şekilde sağlamak, kaynakları koruyup gelecek nesillere aktarmak, sürdürülebilir ulaşım ağını arttırmak ile gerçekleşmektedir. Çalışmada, Manisa ili sürdürülebilir kent içi ulaşımda mikromobilite incelemesi ve güzergâh planlaması yapılmıştır. Kent merkezinde mevcut olan bisiklet yollarına ek, mikromobilite yol ağı tasarlanmıştır. Kentin genel özellikleri, iklimi, topografik yapısı, demografik özellikleri ve ulaşım alternatifleri göz önüne alınarak, mikromobilite yol tasarımına uygun olduğu tespit edilip, çeşitli tasarımlar yapılmıştır. Kısa ve orta mesafelerde motorlu taşıt kullanımını azaltmak için tasarlanan mikromobilite yolu tasarımı için halk anketine başvurulmuştur. Önerilen iki güzergâhtan ikincisi popüler olarak tercih edilmiştir. Ayrıca, kent sakinlerinin mikromobilite taşıtlarına bakış açısını öğrenmek için oluşturulan anket, grafiklerle değerlendirilmiştir. Tasarlanan güzergâh incelenerek yol genişliğine göre sekiz tip oluşturulup, eğim kriterlerine bakılmıştır. Eğimin yönetmelik şartlarını taşıdığı görülmüştür. Tüm tipler için ayrı ayrı mevcut tip kesitler çizilmiştir. Refüj, kaldırım ve taşıt yolları daraltması yapılarak tasarlanan mikromobilite yolu tip kesiti de gösterilmiştir. Güzergâhın yaklaşık maliyeti hesaplanmıştır. Sonuç olarak, sürdürülebilir çevre dostu ve ekonomik olan, toplu taşıma ile uyumlu, motorlu taşıt trafik yoğunluğunu azaltacak bu mikromobilite yol tasarımının kent merkezine uygulanması, kentin özellikleri ile uyuşmakta ve yaklaşık hesaplamalar yapıldığında yönetmeliğe uygunluğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Mikromobilite, Bisiklet, E-skuter, Sürdürülebilirlik, Ulaşım, Manisa ili
Serbest basınç mukavemetinin matrik emme ile değişiminin incelenmesi
Zemin mekaniği ve geoteknik dünya üzerindeki tüm canlıları etkilemekte olan çalışmalar yürütmekte olup tüm canlıların daha kontrol edilebilir bir ortamda yaşama bilgi sunmaktadır. Büyük çalışma alanı olan geoteknik alanında oluşturulan çalışmanın kısa bilgilendirmesi aşağıda bulunmaktadır; Suya doygun olmayan zeminler üzerine yapılan bu çalışma zemindeki matrik emme miktarı ve zeminin belli bir su içeriğindeki dayanımına gerçekçi bir yaklaşım sağlayabilmektir. Bu yaklaşım için öncelikle zemini iyi anlamak ve yorumlayabilmek gerekmektedir, bunun için zeminin karakteristik özelliklerini doğru bir şekilde tespit edilmesi gerekir. Zeminin özellikleri tespiti sonrası karşılaşılan probleme adım atılabilir. Yeryüzünde çok çeşitli zemin problemleriyle karşılaşılmaktadr, bu problemleri sıralarsak onlarca başlık gerekecek, yapılan bu çalışma doğrultusunda bir kaç örnek sırasıyla şev stabilitesi, zemin şişmeleri, heyelanlar, zemin oturması gibi çeşitli zemin problemleri sıralanabilir. Bu çalışma sonucunda karşılaşılabilecek bazı problemlere bir yaklaşım olması için zemindeki matrik emmenin dayanıma etkisi ve zemin içerisindeki su muhtevasının zemin dayanımını üzerindeki etkileri incelendi. Bu inceleme için laboratuvar ortamında oluşturulan örnekler üzerine çalışmalar gerçekleştirildi. İnceleme için iki adet farklı deney uygulanması gerekmektedir, ve her iki deneyde de 2 şer farklı gurupta 6 ve 8 er adet deney olup toplamda 28 adet deney gerçekleştirilmiştir. 1. Deney Filtre kağıdı metoduyla zeminin martik emme özelliğinin değerlendirilmesi için 1. Grupta %80 kum -%20kil ve su içeriği değişken miktarda olacak şekilde 8 adet ve 2. Grupta %90 kum -%10kil ve su içeriği değişken miktarda olacak şekilde 8 adet deney yapılmıştır. 2. Deney Serbest basınç deneyiyle zemindeki su muhtevası durumıuna göre zeminin dayanımını ölçmek için 1. Grupta %80 kum -%20kil ve su içeriği değişken miktarda olacak şekilde 6 adet ve 2. Grupta %90 kum -%10kil ve su içeriği değişken miktarda olacak şekilde 6 adet deney yapılmıştır. Yapılan iki deney grubu için kullanılan zemin örnekleri kum-kil karışımı numuneler olup kum-kil miktarı sabit tutulup su muhtevası değiştirilip deneyler yapılmıştır ve bu deneyler neticesinde zeminin su içeri arttığında zeminin dayanımının çok net bir şekilde düştüğü görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Şevler, Matrik Emme, Serbest Basınç Mukavemeti 2024, 72 sayfa
Modern kentsel yağmursuyu drenaj uygulaması: Adana ili örneği
Bu çalışmada, Adana ili için 25 yıl tekerrürlü yağışın verileri kullanılarak 1 saatlik yağışın simülasyonu gerçekleştirilmiştir. Yapılaşmanın yüksek olduğu ve geçmişte dere yatağı olan Çukurova ilçesi, Hayal Park havzasındaki 157 hektarlık alan, 122 su tutma alt havzasına ayrılarak çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Hesaplamalarda PCSWMM paket programı kullanılmıştır. Yağış modeli olarak kısa süreli yağışlarda etkili sonuçlar verdiği bilinen Kiefer & Chu (Chicago) Modeli kullanılmıştır. Mevcut yağmursuyu drenaj sistemi irdelenerek eksiklikler ve yeterlilikler tespit edilmiştir. Bununla ilgili yağış anında yaşanan taşmalar, borular ve muayene bacalarındaki piyozometrik kotlar, debi ve hızlar gibi hidrolik karakteristikler elde edilmiştir. Mevcut yağmursuyu drenaj sisteminin yeterli ve verimli hale gelmesi için klasik yöntem yağmursuyu sistemi kullanılarak boru çapları ve muayene bacaları yeniden hesaplanmış, bununla ilgili maliyet analizleri gerçekleştirilmiştir. Bu sistemin alternatifi olarak sürdürülebilir modern yağmursuyu yönetim sisteminin tasarım ve uygulamalarından biri olan bekletme havuzları mevcut yağmursuyu altyapı sistemine entegre edilerek hesaplamalar yeniden yapılmıştır. Klasik ve modern yağmursuyu uygulamaları maliyet ve sürdürülebilirlik açısından karşılaştırılmış; bekletme havuzu kullanılmasının su taşmaları gibi yaşanan olumsuzlukları engellediği ve sistemin maliyetinde %15'lik tasarruf sağladığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Bekletme havuzu, Kentsel drenaj, Modern yağmursuyu uygulamaları, PCSWMM, Rasyonel metot, Yağmursuyu.
Türk inşaat sektöründe ücret ve performans bileşenleri ve ücrette adalet algısı
İnsan kaynağı, emek-yoğun üretimlerden biri olan proje tipi üretimler için anahtar kaynakların başında gelmektedir. İnsan gücünün motivasyonunun ve verimliliğinin sağlanması proje başarısı açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı; Türk inşaat sektöründe faaliyet gösteren teknik elemanların motivasyonunu ve verimliliğini arttırabilecek bir ücretlendirme sistemi oluşturulabilmesi için ücretlerine etki eden faktörlerin analiz edilmesidir. Çalışma sonuçları kişinin demografik özelliklerinin ve şirket/proje özelliklerinin teknik elemanların ücretlerinde etkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca çalışanların mevcut ücret sistemlerinden dolayı örgütsel adalet algılarının düşük olduğu gözlemlenmiştir. Çalışmanın sonucunda ücret ve performans bileşenleri belirlenmiş ve hem sektörel, hem de akademik öneriler sunulmuştur.
Üç boyutlu baskı teknolojisi ile çevre dostu betonların özelliklerinin araştırılması ve geliştirilmesi
Günümüzde, geri dönüşüm konusunda farkındalık yaratmak ve bu durumların çözümüne katkı sağlamak adına, çeşitli atık ve yan ürünlerin (yüksek fırın cürufu, taş unu, kauçuk lastik atığı vb.) betonda kullanımı araştırılmaktadır. Atık malzemeler ve yan ürünlerin; depolanma, bertaraf, maliyet, çevre kirliliği vb. sorunlarına çözüm olması adına, yeni nesil çevre dostu malzemeler geliştirilmesi mümkündür. Atık malzemelerin değerlendirilebileceği yeni alanlar ve yöntemler oluşturmak bilim dünyasının önemli araştırma alanlarından biri haline gelmiştir. Atık malzemeler çeşitli yöntemler kullanılarak geri kazandırılmaya çalışılmaktadır. Doğal kaynakların sınırlı olması, geri dönüşüm uygulamalarının özellikle inşaat sektöründe potansiyel bir hammadde kaynağı olarak kullanılması alternatifini ortaya çıkarmıştır. Betonda atık kullanımının; su yalıtımı, aşınma dayanımı, asit dayanımı gibi durabilite özelliklerini geliştirdiği görülmüştür. Dolayısıyla betonda atık kullanımı geri dönüşüme katkının yanında betonun bazı durabilite özelliklerinin de geliştirilmesi açısından oldukça faydalıdır. Diğer bir yandan, inşaat sektörünün gelişmesi için sadece malzeme bilimi açısından sınırlı olmadan, son zamanlarda geleneksel inşaatın yerini alan Üç Boyutlu (3B) Baskı yöntemiyle metot olarak da gelişmelerin gerçekleştirilmesi ele alınmıştır. Bu üretim süreci, daha az insan müdahalesi ve minimum malzeme israfı ile makul üretim süresinde önemli avantajlar sağlamaktadır. Türkiye'de bu yöntemin uygulanmasını arttırmak, avantajlarından faydalanmak ve geleneksel inşaatın seviye atlaması adına bu konudaki araştırmaların arttırılması oldukça faydalı bir yaklaşım olmuştur. Bu çalışmada CEM-I 42,5 R Portland çimentosu kullanılan beton numuneler 2 farklı tür olarak; biri kauçuk kauçuk lastik atığıyla ve diğeri kauçuk lastik atıksız olmak üzere imal edilmiştir. Beton numuneler standart yöntemden ziyade 3B baskı yöntemiyle üretilmiştir. İmal edilen numunelerin çeşitli durabilite özelliklerinin incelenmesi için farklı testler ve metotlar uygulanmıştır. Asit-sülfat dirençlerinin incelenmesi için asit ve sülfat ortamlarına 30 gün boyunca maruz bırakılmış, su emme miktarının incelenmesi için 28 gün boyunca suda bekletilmiş, donma-çözünme dayanımının incelenmesi için 50 gün süresince iklimlendirme kabininde bekletilmiş ve bu testlerin ardından ilgili numunelerin 28 günlük basınç dayanımları karşılaştırılmıştır. Ardından elde edilen betonlardan daha ufak parçalar kullanılarak Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) analizi uygulanmıştır. Son olarak ilgili numunelerin SEM (taramalı elektron mikroskobu) analizi ile mikro yapıları incelenmiştir. Bütün bu analizler sonucu 3B baskı yöntemi ile üretilen betonun (3DPC) kauçuk lastik atığı ilavesinde boşluk yapısındaki değişim, ilgili durabilite özellikleri ve mikro yapısı araştırılması hedeflenmiştir.
Atık mermer ve cam tozunun asfalt karışımlarda filler olarak kullanımının araştırılması
Endüstriyel atık olarak ortaya çıkan çeşitli ürünlerin depolanması veya doğaya terk edilmesi büyük zorluklar yaratmakta ve çevre kirliliği de dahil olmak üzere birçok soruna neden olmaktadır. Günümüzde, çeşitli ürünlerin üretimi sırasında oluşan atıkların farklı alanlarda değerlendirilmesi ve ileri dönüşümü üzerine yoğun bir şekilde çalışılmalar yapılmaktadır. Esnek üstyapıda meydana gelen bozulmaların önüne geçebilmek ve deformasyonları en aza indirmek için bitümlü sıcak karışımlara farklı malzemelerin eklenmesi ile ilgili birçok çalışma bulunmaktadır. Böylece atık malzemelerin bitümlü sıcak karışımlarda kullanımı da alternatif bir alan oluşturmaktadır. Kullanılan malzemelerin karışım özelliklerini geliştirmesinin deneylerle belirlenmesi sonucunda atık malzemelerin hem bertarafı hem de çevresel sorunlara çözüm geliştirilmesi sağlanacaktır. Bu çalışmada, atık mermer ve atık cam tozu olmak üzere iki farklı endüstriyel malzemenin asfalt karışımlarda farklı içeriklerde filler olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Optimum bitüm içeriğini belirlemek için %4,0, 4,5, 5,0, 5,5 ve 6,0 oranlarında bitüm kullanılarak Marshall numuneleri hazırlanmıştır. Hazırlanan numunelere Marshall tasarım metodu deneyleri uygulanarak optimum bitüm yüzdesi %4,25 olarak belirlenmiştir. Optimum bitüm içeriğindeki numunelere, belirlenen gradasyondaki filler malzemesi miktarının % 0, 25, 50, 75 ve 100'ü olmak üzere farklı oranlarda endüstriyel atık malzeme olarak temin edilen mermer ve cam tozu ikame olarak kullanılmıştır. Hazırlanan numuneler Marshall Stabilite Deneyi ile mekanik özellikleri açısından incelenmiştir. Deney sonuçlarına göre, kullanılan atık mermer ve cam tozunun bitümlü sıcak karışım kaplamalarda filler muadili olarak kullanılabileceği görülmüştür.
Kumlu zeminlerin boşluk yapısına pulsu (plate) şekilli mika danelerinin etkisi
İri daneli zeminlerin mekanik özelliklerini dane boyutu, dane minerolojisi, dane yüzey pürüzlülüğü, boşluk oranı, dane şekli, gerilme koşulları, su içeriği gibi birçok faktör etkilemektedir. İri daneli zeminlerin davranışının daha iyi anlaşılabilmesi için birçok çalışma yapılmış olmasına rağmen farklı dane şekline sahip danelerin bir arada bulunduğu zeminlerin davranışının daha iyi anlaşılabilmesi için ilave çalışma ve araştırmalara ihtiyaç vardır. Yapraksı ve yapraksı olmayan danelerin bir arada bulunduğu zeminlerde yapraksı şekle sahip danelerinin bir arada bulunduğu zeminlerin genel davranışını etkilediği bilinmektedir. Yapraksı danelerin diğer daneler arasındaki mikro düzeydeki oryantasyonunun boşluk oranı, sıkışma potansiyeli, dayanım özellikleri gibi makro düzeydeki genel zemin davranışını etkileme mekanizması hakkında literatürde bazı hipotezler mevcuttur. Yapraksı danelerin mikro düzeydeki oryantasyon özelliklerinin makro düzeydeki yansıması hakkında, çalışma kapsamında gerçekleştirilecek görüntü alma ve işleme tekniklerinin kullanılacağı gözlem ve ölçümler ile ilave bilgi ve kanıtlar elde edilecektir. Yapraksı ve yapraksı olmayan danelerin bir arada olduğu ve belirli koşullarda hazırlanmış zemin numuneleri üzerinde görüntü alma ve işleme tekniklerinden tomography, X-RAY Tomography, EMR, kesit fotoğraflama gibi gözlem ve ölçümleri içeren deneysel bir çalışma programı planlanmıştır. Görüntü alma ve işleme teknikleri ile danelerin yerleşimini ve oryantasyonunun üç farklı durum için belirlenmesi planlanmıştır. Birinci durumda zemin danelerinin oryantasyon özellikleri genel geostatik koşullar için araştırılacaktır. İkinci durumda geostatik koşullar ile kaymanın gerçekleştiği koşullar arasındaki durum için zemin danelerinin oryantasyon özellikleri araştırılacaktır. Üçüncü durumda ise kayma koşulları altındaki zemin danelerinin oryantasyon özellikleri araştırılacaktır Bu çalışma ile yukarıda da ifade edildiği gibi, X-RAY Tomography, EMR, kesit fotoğraflama gibi görüntüleme ve görüntü işleme teknikleri kullanılarak, geostatik, geostatik-kayma arası koşullar ve kayma koşulları olmak üzere üç farklı durum için zemin danelerinin mikro düzeydeki oryantasyon özelliklerinin belirlenmesi ve mikro düzeydeki dane oryantasyon özelliklerinin makro düzeydeki zemin davranışlarına etkisinin açıklanması hakkında literatüre katkı sağlanması planlanmaktadır.
Yer altı suyu-yer üstü suyu etkileşim modeli: Silifke-Göksu deltası örneği
Yer altı suyu ile yer üstü suyu arasındaki etkileşim oldukça karmaşıktır ve bu etkileşimi özellikle de eş zamanlı olarak simüle etmek zorlu bir süreçtir. Bu nedenle yakın zamana kadar iki sistem birbirinden ayrı olarak çalışılmış ve hidrolojik modeller genelde yer üstü veya yer altı su kaynaklarından sadece birine odaklanarak geliştirilmiştir. Bu çalışmada içerisinde nehir, drenaj kanalları, sulak alan ve lagün gibi çeşitli yer üstü suları bulunan Göksu Deltasında yer altı suyu ile yer üstü suyu arasındaki etkileşim araştırılmıştır. Bunun için yer altı ile yer üstü sularını eş zamanlı olarak modelleyebilen GSFLOW (Ground-water Surface-water Flow) birleşik akım modeli kullanılmıştır. GSFLOW, Yağış-Akış Modelleme Sistemi PRMS (Precipitation-Runoff Modeling System) ile Modüler Yer Altı Suyu Akım Modeli MODLFOW-2005'in (Modular Ground-Water Flow Model) birleştirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Entegrasyon öncesinde PRMS ile MODFLOW-2005 modelleri kurulmuş ve kalibrasyonları yapılmış, daha sonra GSFLOW kalibre edilmiştir. MODFLOW-2005'in kalibrasyonu kararlı akım şartlarında, modellenen ve ölçülen yer altı su seviyelerinin karşılaştırılmasıyla yapılmıştır. Bunun için arazide belirlenen 18 adet kuyuda bir yıl boyunca statik su seviyeleri ölçülmüştür. Modelleme sonucunda araştırma alanında yer altı ile yer üstü suları arasında sürekli ve dinamik bir etkileşim olduğu sonucuna varılmıştır. Alanı daha iyi temsil edecek şekilde ve daha fazla sayıda kuyuda ölçüm yapılması, arazinin jeolojik enkesitinin belirlenmesi, ayrıntılı topoğrafya haritalarının oluşturulması ve Deltada henüz faaliyete geçmiş olan yeni sulama projesinin de dahil edilerek çalışmanın geliştirilmesi önerilmiştir.
Şehir limanlarında kamyon kapı beklemesi kaynaklı çevresel etkilerin azaltılması için kamyon randevu sisteminin geliştirilmesi ve optimizasyonu
Şehir Limanları İçin Kamyon Kapı Bekleme Sürelerinin Azaltılması Ve Dolayısıyla Araç Emisyonlarının Da Azaltılarak Daha Ekonomik Ve Çevreci Bir Araç Randevu Sisteminin Planlanması Hedeflenmektedir.
2007 türk deprem yönetmeliğine göre tasarlanan yapıların TBDY2018'e göre performans analizi
Deprem kuşağında yer alan ülkemizde, ilk deprem yönetmeliği 1947 yılında yürürlüğe girmiş, ardından sırasıyla 1953, 1961, 1968, 1975, 1998, 2007 ve 2018 yıllarında yeni yönetmelikleri yayımlanmıştır. Günümüzde geçerli olan Türk Bina Deprem Yönetmeliğinde, Bölüm 15'te belirtilen kurallar ışığında, mevcut yapıların deprem performansı, doğrusal elastik veya doğrusal olmayan analiz yöntemleri kullanılarak değerlendirilebilmektedir. Bu tez çalışması, İzmir ili Buca ilçesinde bulunan üç, altı ve dokuz katlı konut binalarının deprem performansını, 2007 yılına ait Deprem Binalarına Yönelik Yapı ve Deprem Yönetmeliği (DBYBHY 2007) ve Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 2018 (TBDY 2018) kapsamında incelemiştir. Yapıların deprem performans analizi, zaman tanım alanında doğrusal olmayan analiz yöntemi kullanılarak ETABS programı ile gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda, yapıların performans seviyesinin "Sınırlı Hasar" olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada, perde duvarlı taşıyıcı sistemin, geleneksel çerçeveli sisteme kıyasla daha düşük taban kesme kuvveti, kat kesme kuvveti, kat ivmeleri ve göreli kat ötelemeleri gibi dinamik parametrelerde belirgin iyileşmeler sağladığı gözlemlenmiştir. Bu durum, perdeli sistemlerin deprem etkilerine karşı daha etkili bir şekilde davrandığını göstermektedir. Yapı modelleri, DD-2 deprem seviyesi dikkate alınarak oluşturulmuş ve TBDY 2018'in Bölüm 15'inde belirtilen kurallar çerçevesinde değerlendirilmiştir. Beton ve çelik malzemelerin özellikleri, tahribatlı ve tahribatsız numune analizleri ile saptanmıştır. Doğrusal olmayan davranışı üç boyutlu olarak modellemek için kolon ve kirişlerde yığılı plastik mafsal modeli, perdelerde ise yayılı plastik mafsal modeli tanımlanarak, modelde kullanılmıştır. Moment-eğrilik ilişkileri XTRACT analiz programı ile hesaplanmış ve plastik dönme değerleri Göçme Öncesi (GÖ) ve Kontrollü Hasar (KH) performans sınırlarına göre belirlenmiştir. Zaman Tanım Alanında Doğrusal Olmayan Analiz (ZTDOA) yöntemi uygulanırken, PEER deprem veritabanından seçilen deprem kayıtları kullanılmış ve bu kayıtlar DD- 2 deprem seviyesine uygun şekilde detaylo olarak ölçeklendirilmiştir. Analizlerde, 11 adet farklı deprem kaydı, toplamda (X, Y doğrultularında) 22 adet kullanılmış ve bu kayıtlar SeismoMatch programı ile ölçeklendirilmiştir. TBDY 2018'e göre yapılan analiz değerlendirmeleri sonucunda, yapının DD-2 deprem seviyesinde "Kontrollü Hasar Performans Düzeyi"ni sağladığı ve betonarme kiriş, kolon elemanlarının hiçbiri göçme veya ileri hasar bölgesine geçmemiş, ancak bazı kolon ve perdelerde belirgin hasar tespit edilmiştir. Özellikle binanın ilk iki katındaki kolonların bir kısmı belirgin hasar bölgesinde bulunurken, perdelerin büyük çoğunluğu sınırlı hasar bölgesinde kalmıştır. Özet olarak, perdeli-çerçeveli sistemlerin deprem etkilerini daha iyi karşıladığı ve yapı elemanlarının hasar seviyelerini önemli ölçüde azalttığı görülmüştür. Bu bulgular, betonarme çok katlı yapıların tasarımında perde elemanlarının kullanılmasının yapı performansını artırdığını ve deprem etkilerine karşı daha güvenli ve sünek bir davranış için çözüm sunduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Betonarme yapı, Mevcut Yapı Deprem performans analizi, Zaman tanım alanında doğrusal olmayan analiz, ETABS, XTRACT, Hasar durumları, Plastik mafsal, Perdeli taşıyıcı sistem
Betonarme bina inşaatlarında iş ölçümü ile verimlilik analizi yapılması
İnşaat sektöründe yapı yaklaşık maliyeti belirlenirken ve iş programı hazırlanırken pratik olması amacıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na ait Birim Fiyat Analizleri sıklıkla tercih edilen bir kaynak olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma kapsamında betonarme bina inşaatlarında yaygın olarak kullanılan 11 adet iş kaleminin iş ölçümü yöntemi ile adam saat değerleri hesaplanmış ve bu çalışmaya ek olarak taşeronlardan deneyime bağlı olarak adam saat değerleri ile ilgili bilgi toplanmıştır. İş ölçümü ve taşeron deneyimleri sonucu hesaplanan işgücü verimlilikleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı verileri ile karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı verilerinin güncel teknolojiye göre revize edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Çift yönlü akışkan-yapı etkileşim modellemesinin açık deniz sistemlerine uygulanması
Günümüz dünyasının en büyük problemi enerji teminidir. Ülkeler arası rekabet ve ekonominin en önemli belirleyicisidir. Açık deniz yapıları bu ihtiyaca cevap verebilecek niteliktedir. Gerek petrol ve doğalgaz gibi tüketilebilir kaynakların çıkarılabilmesi, gerekse rüzgar dalga gibi yenilenebilir enerjisi kaynaklarından faydalanabilmek için açık deniz yapılarına yönelim artmıştır. Arsa maliyetleri ve kara rezervlerinin azalması, enerji üretim tesislerinin inşasının karadan denize doğru kaymasını sağlamıştır. Enerji üretimi için en bilinen ve uygulanan açık deniz yapısı tipi platformlu kafes sistemlerdir. Platformlar deniz tabanı ile olan bağlantı tiplerine göre; sabit, gergi ayaklı ve yüzen tipler olarak farklı bölümlere ayrılabilir. Bu tez çalışmasında deniz tabanına sabit, üç ayaklı ve dört ayaklı iki farklı kafes tipi platform üç farklı model olarak ABAQUS sonlu elemanlar programında tasarlandı. Katı modeller ABAQUS/Explicit çözücüsünde, akışkan modeller ise programın ABAQUS/Cae kısmında tasarlanıp rüzgar ve dalga yükleri etki ettirildi. Çalışmada tasarlanan dört ayaklı modellerin bir tanesinde taşıyıcı profillerin bir parçası çıkartılıp, diğer iki modelle benzer koşullar altında aynı etkiye maruz bırakılarak karşılaştırılmış ve sonuçlar incelenmiştir. Açık deniz yapıları gemi yanaşmaları ya da ticari geçişler sırasında zaman zaman hasar görebilmektedir. Böyle bir senaryo varsayılarak platformların birinde profil kaybı sonrası hizmet vermeye devam ettiği durum da incelenmiştir. Program analizi ve elle yapılan tahkikler ile sonuçlar karşılaştırılmış, platformların zamana göre deplasman ve gerilme değerleri karşılaştırılmıştır. Yapıların doğal frekans değerleri ile ilgili mod şekilleri, maksimum gerilme ve deplasman değerleri incelenmiştir. Yapısal çıktıların yanında dalga serbest yüzey hareketiyle beraber yapıya etki eden dalga kuvvetleri yarı analitik ve nümerik olarak elde edilerek nümerik analiz tahkik edilmiştir.
Hidrofoil savak akımının deneysel ve sayısal analizi
Açık kanal içerisine yerleştirilmiş NACA0018, NACA0021 ve NACA0024 hidrofoil savak yapıları üzerinden geçen türbülanslı akımın karakteristik özellikleri farklı akım koşullarında deneysel ve sayısal olarak incelenmiştir. Akım alanındaki hızlar Lazer Doppler Anemometresi ve Parçacık Görüntülemeli Hız Ölçüm Tekniği ile ölçülmüştür. Akımın hareketini idare eden temel denklemler, ANSYS-Fluent programı yardımıyla, Standard k-e, Renormalization group k-e, Realizable k-e, Modified k-w, Shear Stress Transport ve Reynolds Stress Model türbülans modelleri kullanılarak sayısal olarak çözülmüştür. Türbülans modellerinin performansı Ortalama Karesel Hata yöntemi ile niceliksel olarak test edilmiştir. Akımın su yüzü profilleri Akışkan Hacimleri Yöntemi ile sayısal olarak hesap edilmiştir. Farklı akım ve yapı koşullarında deneysel ve sayısal akım ve hız profilleri, türbülans karakteristikleri, yapı üzerindeki basınç dağılımları ve hidrofoil savaklar için deneysel debi katsayıları belirlenmiştir. Deneysel ve sayısal bulguların karşılaştırılmasından, her üç hidrofoil savak için de Standart k- modelinin hız ve akım profillerinin belirlenmesinde en başarılı türbülans modeli olduğu görülmüştür.
DBYBHY 2007 ve 6306 sayılı RYTY karşılaştırılması: Namık Kemal İlköğretim Okulu
6306 sayılı Riskli Yapı Tespit Yönetmeliği 28498 sayılı 15.12.2012 tarihli Resmi Gazete de yayınlanmıştır, Deprem Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik (TDY2007) ise 06/03/2007 tarihli ve 26454 sayılı Resmi Gazetesinde yayınlanmıştır. Mevcut binaların deprem performansı bakımından yeterliliği ve çıkan sonuçlara göre güçlendirme esasları TDY2007, bölüm 7'de belirlenmiştir. Eğitim binası olarak kullanılan Mersin İli Yenişehir ilçesi Namık Kemal İlköğretim Okulu Binası DBYBHY 2007 ve 6306 SAYILI RYTY'ye göre performans kriterleri kendi içinde farklılıklar belirtilerek değerlendirilmiştir. DBYBHY 2007 doğrultusunda güçlendirme projesi hazırlanmıştır.
Modeling of seawater intrusion in the coastal aquifer: A case study of Bosaso Plain in Somalia
Seawater intrusion is process that damage groundwater quality in the coastal regions. Groundwater overexploitation in the Bosaso Plain has resulted in seawater intrusion problem. Groundwater modelling were considered to study the effects of possible seawater intrusion into the Bosaso Plain. In this study, we present a three-dimensional variable–density numerical model developed with the SEAWAT code, which is aimed to predict the extent of seawater intrusion by different groundwater pumping scenarios. Results revealed the higher concentration of electrical conductivity (EC), total dissolved solids (TDS), chloride, sodium, calcium and magnesium along the coastal area which indicated the presence of seawater intrusion in the study area. The SEAWAT model was calibrated using both the average value of heads and TDS concentration for the 2013 field data. Four scenarios were simulated to understand the effects of pumping and climate change to the extent of seawater intrusion for a period of 27 years. The model results show that seawater intrusion significantly affects the groundwater concentrations near the coastline and demonstrated high levels of TDS. The predicted results reveal that increasing pump rate seawater intrusion interface will move about 6.2 km inland by 2040. Results also revealed that a 50% reduction in the pump rate will bring relief to the aquifer by protecting fresh groundwater and preventing any further seawater intrusion. Key Words: Groundwater modeling, seawater intrusion; coastal aquifer, SEAWAT Bosaso Plain, Somalia.
İzmir ili karşıyaka ilçesinin sıvılaşma potansiyelinin değerlendirilmesi
Zemin sıvılaşması dinamik etkiler altında artan boşluk suyu basıncı ile zemin daneleri arasındaki mukavemetin yitirilmesi ile oluşan önemli bir zemin problemi olduğu bilinmektedir. Deprem sırasında zemin davranışlarında istenmeyen ve beklenmeyen ani göçmeler, büyük deplasmanlar, yanal yayılmalar oluşabilmektedir. Bu nedenle sıvılaşmanın boyutunun tespit edilmesi oldukça önemlidir. Bu çalışma kapsamında Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği çerçevesinde İzmir İli Karşıyaka ilçesi imar sınırları içerisinde bulunan mahallelerin yerel zemin karakteristik özellikleri ve farklı deprem senaryoları ile meydana gelebilecek sıvılaşma potansiyeli Karşıyaka ilçesi için toplamda 181 adet zemin etüt raporu 440 adet zemin sondajı araştırılmıştır. Araştırma sonucunda yapılan analizlerle bölgenin zemin karakterizasyonu ve farklı deprem senaryolarında oluşabilecek sıvılaşma potansiyeli, (Vs)30, SPT deneyine göre (N60)30 verileri ile zeminin kıvamı, sertliği, sıkılığı ve yeraltı su seviyesinin varlığı ve bulunduğu derinlik hakkında haritalandırma çalışmaları yapılmıştır. Çalışmalar yapılırken SDS değeri, yerel zemin sınıfı koşullarına göre değişiklik gösterebileceğinden bölgenin ortalama SDS katsayısının yaklaşık olarak 1.1 olduğu tespit edilmiş ve farklı yerel zemin sınıfları için de SDS değeri sabit tutulmuştur. Yapılan analizler, farklı deprem senaryoları altında gerçekleştirilmiş ve bu senaryoların bölgenin sıvılaşma potansiyeline etkisi, özellikle de depremin enerji değişimiyle olan ilişkisi araştırılmıştır. Çalışma alanında beklendiği üzere sahile yakın bölgelerde sıvılaşmaya bağlı oturma ve sıvılaşma boyutu dramatik derecede olduğu gözlemlenmiştir. Sahile yakın bölgelerde ve olası sıvılaşma potansiyeline karşı oluşabilecek maddi ve manevi kayıplar açısından bu alanlar için önlem alınması şiddetle tavsiye edilir. İlçe için oluşturulması planlanan imar planı değişiklikleri, kentsel yenileme süreçlerinde verilecek kararlarda, sıvılaşma nedeniyle oluşabilecek hasarların önlenmesi için oluşturulmuş olan haritaların göz önünde bulundurulması fayda sağlayacaktır.
Değiştirilebilir çekirdek plakalı burkulması önlenmiş çaprazların geliştirilmesi
Sismik olarak aktif bölgelerde yer alan yapıların deprem enerjisini etkin bir şekilde sönümlemesi kritik bir rol oynamaktadır. Burkulması önlenmiş çaprazlar (BÖÇ), bu konuda üstün performans gösteren pasif enerji sönümleyicilerindendir. Ancak, yaygın kullanılan geleneksel beton veya harç dolgulu BÖÇ tasarımları, ek ağırlık, nakliye zorlukları ve deprem sonrası hasar tespiti ile onarım süreçlerinde ciddi dezavantajlara sahiptir. Hasarın yoğunlaştığı çekirdek plakanın incelenmesi veya değiştirilmesinin mümkün olmaması, burkulmayı önleyen mekanizmanın (BÖM) yeniden kullanılabilirliğini engellemektedir. Bu tez çalışması kapsamında, tamamı çelik malzemeden oluşan, hasar alan çekirdek plakasının kolayca değiştirilebildiği ve BÖM'ün yeniden kullanılabildiği yenilikçi bir yenilenebilir BÖÇ konseptinin geliştirilmesi, deneysel ve nümerik olarak araştırılması hedeflenmiştir. Bu amaçla Manisa Celal Bayar Üniversitesi Yapı ve Deprem Mühendisliği Laboratuvarı'nda 15 adet tam ölçekli BÖÇ numunesi üzerinde iki aşamalı deneysel program yürütülmüştür. Yarı çerçeve deney düzeneğinde, AISC 341-22 esaslı çevrimsel yükler altında 5 farklı BÖM konfigürasyonu ve 5 farklı bulon aralığının performansı test edilmiştir. Bu deneysel çalışmalara ek olarak, Sonlu elemanlar yöntemi kullanan bilgisayar yazılımı ile BÖM tasarımını optimize etmek amacıyla nümerik analizler yapılmıştır. Elde edilen test sonuçlarına göre, geliştirilen BÖÇ konsepti AISC 341-22 yeterlilik kriterlerini fazlasıyla karşılamış ve yönetmelik limitinin iki katı olan %4 eksenel birim şekil değiştirme seviyesine kadar kararlı ve simetrik histeretik davranış sergilemiştir. Tez çalışmasının sonucu olarak, BÖM ve bağlantı plakalarının yeniden kullanılabilirliği ile çekirdek plakasının değiştirilebilirliği fikri doğrulanmış ve optimum BÖM tasarımı için öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: burkulması önlenmiş çapraz, değiştirilebilir çekirdek plakası, yeniden kullanılabilir burkulmayı önleme mekanizması, kesit optimizasyonu, deneysel çalışma, sonlu elemanlar analizi
Ayrık eleman modeli ile farklı dane şekilleri için zeminlerin mekanik davranışlarının nümerik simülasyonları
Granüler kumlu zeminlerde mikro ölçekteki dane şekli, dane yönelimi gibi özellikler makro ölçekte zemin davranışına etki etmektedir. Mikro özelliklerin makro ölçekli zemin özellikleri üzerindeki etkilerini inceleyen literatürde çok değerli deneysel çalışmalar bulunmaktadır. Ancak, bu deneysel çalışmalar sınırlı olup belirli koşullar altında gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada yapraksı ve küresel şekilli danelerin bir arada bulunduğu bir üç eksenli deney numunesi ayrık elemanlar metodu kullanılarak sayısal olarak modellenmiştir. Oluşturulan üç eksenli sayısal model ile yapraksı danelerin yöneliminin makro düzeydeki zemin özelliklerine etkileri incelenmiştir. Modelde yer alan yapraksı daneler ile küre şekilli danelerin çap oranları 4 tür. İlk olarak ayrık elemanlarda oluşturulan sayısal model parametreleri gerçek deneysel sonuçlar ile uyumlu olacak şekilde Efektif modül (E), rijitlik oranı (kr) ve sürtünme katsayısı (µ) değerleri kalibre edilmiştir. Efektif modül (E), rijitlik oranı (kr) ve sürtünme katsayısı (µ) değerleri sırası ile 2x107, 1.08 ve 0.30 olarak belirlenmiştir. Belirlenen kalibrasyon parametreleri kullanılarak yapraksı danelerin 45°, 60°, 220° ve 340° yönelim açıları (elevation ve tilt açıları) ile makro davranışa etkileri incelenmiştir. Ayrık elemanlarda oluşturulan sayısal modeller ile yapılan analizler sonucunda yapraksı dane yönelimlerinin makro düzeydeki içsel sürtünme açısında 9-10 derecelik bir değişime neden olabileceği görülmüştür.
Manisa özelinde raylı sistem ve elektrikli otobüs fizibilite değerlendirmesi
Manisa'da nüfus artışı, kent merkezine yığılma, özel araç kullanımının yoğunluğu ve mevcut ulaşım altyapısının kapasite sınırına ulaşması gibi etkenler, yoğun bir trafik baskısı oluşturmuştur. Toplu taşıma altyapısının güçlendirilmesine yönelik kararların, ekonomik ve teknik açıdan gerçekçi fizibilite analizlerine dayanması büyük önem taşımaktadır. Tez çalışmasında, Manisa merkez ilçelerinde bulunan Şehir Hastanesi ve Manisa Celal Bayar Üniversitesinin Muradiye'de yer alan ana yerleşkesi arasındaki şehir çeperinden geçerek ulaşım ihtiyacının yıllar sonrası için modellenmesi yapılarak alternatifler sunulmaktadır. İki farklı toplu taşıma sistemi, elektrikli otobüs kullanımı ve raylı sistem kullanımı incelenmiştir. İncelenen bu toplu taşıma çeşitleri için sistem, kapasite, yatırım maliyeti, işletme giderleri, bakım gereksinimi, sefer aralığı, enerji tüketimi, erişilebilirlik, altyapı gereksinimleri ve finansal sürdürülebilirlik konularında incelenerek karşılaştırılmıştır. Hali hazırda TCDD tarafından kullanılan ve Manisa merkezinden geçen demir yolunun, yüksek hızlı tren alt yapısının Manisa'ya gelmesinden sonra boşa çıkacağı varsayımı yapılmaktadır. Bu varsayımla mevcut demir yolu alt yapısını kullanarak, raylı sistem alt yapı yatırım maliyetlerinin düşürülmesi ile yeni bir ulaşım sistemi kurulması durumunda ne kadar avantaj sağlayacağı incelenmektedir. Çalışmada, Manisa Büyükşehir Belediyesi ve Manisa Ulaşım Hizmetleri A.Ş tarafından sağlanan 2024–2025 yıllarına ait yolculuk verileri, bilet fiyatları, mevcut sefer planları, zirve saat dağılımları ve hat kullanımları kapsamlı biçimde analiz edilmektedir. Ekonomik fizibilite analizinde her iki sistem için 2 yıl proje, finansman ve kurulum süreci olarak düşünülmüş, daha sonrası için 20 yıllık yolculuk projeksiyonu ile bilet gelirlerinin yıllık artışı, yolculuk sayılarının yıllık artışı, işletme giderlerinin güncellenmesi, euro bazlı gelir hesaplamaları, kredi kullanım koşulları, yatırım geri ödeme süreleri ve gelir–gider dengelerine ilişkin farklı alternatifler modellenmiştir. Analizler, elektrikli otobüslerin kısa vadede düşük maliyetle uygulanabilir olduğunu, sefer sıklığının esnek biçimde arttırılabileceğini, mevcut yol altyapısını kullanması nedeniyle kentsel müdahale gerektirmediğini göstermektedir. Buna karşın raylı sistemin yüksek yolcu kapasitesi, güvenilir ve trafik sıkışıklığına takılmama gibi ulaşım avantajı bulunmakla birlikte; ilk yatırım maliyeti, bakım-onarım ihtiyacı, altyapı gereksinimleri ve uzun yatırım geri dönüş süresi dikkate alındığında riskli bir yatırım olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte TCDD'nin mevcut demir yolu altyapısının kullanılması, raylı sistem maliyetlerini önemli ölçüde azaltma potansiyeli olduğu görülmüştür.
Mevcut betonarme bir binanın farklı güçlendirme yöntemleri kullanılarak performansının değerlendirilmesi
Mevcut kamu tipi binaların deprem performans araştırmaları, bu yapıların olası deprem senaryoları altında hedeflenen kullanım seviyelerini sağlayıp sağlayamadığını belirlemek amacıyla yapılmaktadır. Özellikle hastaneler, yurtlar, okullar ve idari binalar gibi deprem sonrası hemen hizmet vermesi gereken yapılarda, performans düzeyleri Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği-2018 (TBDY-2018) hükümlerine göre genellikle Sınırlı Hasar (SH) veya Kontrollü Hasar (KH) olarak hedeflenmektedir. Bu araştırmalarda; öncelikle yerinde yapılan donatı tespitleri, beton dayanımı ölçümleri, projelerin incelenmesi ve yapısal modelleme ile binanın mevcut durumu belirlenmektedir. Ardından doğrusal veya doğrusal olmayan analiz yöntemleri ile deprem etkisi altındaki davranış simüle edilmektedir. Elde edilen sonuçlar, göreli kat ötelemesi, kesit hasar durumları ve plastik mafsal oluşumları açısından değerlendirilerek, yapının mevcut haliyle performans hedeflerini sağlayıp sağlamadığı ortaya konmaktadır. Yetersiz kalan durumlarda ise uygun güçlendirme yöntemleri önerilmektedir. Bu tez çalışmasında, yurt tipi mevcut betonarme bir binanın deprem performansı, doğrusal olmayan statik itme analizi yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Mevcut binadaki taşıyıcı sistem elemanlarında oluşan hasar durumları belirlendikten sonra, binanın deprem performansına ulaşılmıştır. Binanın her iki deprem düzeyi için (DD1-Kontrollü Hasar ve DD3-Sınırlı Hasar) sağlaması beklenen performans seviyelerini karşılamadığı için güçlendirme ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Mevcut bina öncelikle Karbon Lifli Polimer (FRP) kullanılarak gevrek davranış gösteren elemanların kesme ve süneklik kapasitelerinin arttırılması amaçlanmıştır. Ardından, klasik güçlendirme yöntemlerinden olan kolon mantolama ve betonarme perde eklenmesi ile binanın deprem performansının artırılması hedeflenmiştir. Bu yöntemde, mimari şartlar ve binada ek burulma düzensizliği oluşturulmamasına özen gösterilmiştir. Mevcut betonarme binanın taşıyıcı sistem güvenliğini sağlamak amacıyla uygulanan iki farklı güçlendirme yöntemi için doğrusal olmayan analizler her bir doğrultuda gerçekleştirilmiştir. Elde edilen kapasite eğrileri karşılaştırmalı olarak verilmiştir. Mevcut binada ve güçlendirilmiş binalarda oluşan hasar durumları ve performans seviyeleri ayrıntılı olarak sunulmuştur. Tez çalışmasının son aşamasında, güçlendirilmiş binaların maliyet hesabı yapılarak, toplam maliyet üzerinden karşılaştırma yapılmıştır. Maliyet çalışması ile mevcut bina için hangi güçlendirme yönteminin daha avantajlı olacağına dair sonuçlar ve öneriler kısmında yorumlarda bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Deprem Performansı, Doğrusal Olmayan Analiz, Güçlendirme Yöntemi, Hasar Durumları, Mevcut Betonarme Bina
Bitkisel katkı kullanımının bitümlü bağlayıcıların özellikleri üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Günümüzde yük ve yolcu taşımacılığı çoğunlukla karayolları ile gerçekleşmektedir. Karayollarının %80'ini petrol alt ürünü olan bitüm malzemesi oluşturmaktadır. Zamanla kullanıma bağlı olarak yollarda oluşan bozulmalara karşı bitümümün özelliklerini iyileştirmek için farklı katkı malzemeleri kullanılarak bitümün özelliklerini iyileştirmeye yönelik çalışmalar yapılmıştır. Kullanılan katkı malzemelerinin bitkisel olması hem maddi hem de ekolojik açıdan önem arz etmektedir. Bu çalışmada 50/70 penetrasyon değerine sahip saf bitüme bitkisel katkı malzemeleri eklenerek modifiye bitüm numuneleri üretilmiştir. Üretilen modifiye bitümlü bağlayıcılara yapılan deneylerin sonuçlarına bakılarak, bitüm modifiyeri olarak kullanılan bitkisel katkı malzemelerinin bitümün özellikleri üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Yapılan tez çalışmasında, literatür çalışmaları incelenmiş ve daha önce yapılan çalışmaların sonuçları göz önüne alınarak karıştırma koşulları belirlenmiştir. Bitüme ağırlığınca %2-4-6-8-10 oranlarında, ayrı ayrı pirina ve Aloe vera jeli eklenerek, 160°C'de ve 1000 rpm hızda 60 dakika boyunca karıştırılarak modifiye bitüm numuneleri oluşturulmuştur. Oluşturulan modifiye bitüm numunelerine penetrasyon deneyi, yumuşama noktası tayin deneyi, Brookfield viskozite deneyi, ince film halinde ısıtma deneyi (RTFOT) ve Marshall tasarım deneyi yapılmış ve deney sonuçlarına bakılarak, bitümü modifiye etmek için kullanılan bitkisel katkı malzemelerinin, bitüm modifikasyonu sonrasında saf bitüme kıyasla bitümlü bağlayıcının özellikleri üzerinde oluşturduğu etkiler tespit edilmiştir.
İzolatörlü ve betonarme perde ile güçlendirilmiş bir yapının deprem etkilerinin karşılaştırılması
Türkiye'nin maruz kaldığı en büyük depremlerden biri olan Kahramanmaraş depremi 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelmiştir. 7.7 Mw büyüklüğündeki bu deprem yüksek oranda Can kaybına ve genel olarak binalarda ve altyapıda ciddi hasarlara neden olmuştur. Bu hasar gören yapılar arasında, bölgede bulunan okullar da yer almaktadır. Deprem sonucunda pek çok okul binası hasar almıştır. Bu çalışmada Hatay ilinde ağır hasar gören bir okul binasının performans analizi yapılmıştır. Analiz kapsamında yapı SAP2000 yazılımı kullanılarak modellenmiş ve zaman tanım alanında doğrusal olmayan analiz gerçekleştirilmiştir. Binanın performans analizi güçlendirilmemiş model, mevcut güçlendirme perdesi modeli, perde eklenerek güçlendirilmiş model ve sismik izolatör kullanılan model olmak üzere dört farklı durumda gerçekleştirilmiştir. Performans analizi sonuçları, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği'ne göre, gerçek deprem kayıtları yapıya uygulandığında, hem güçlendirilmemiş modelin hem de mevcut güçlendirme perdesi modelinin çökmeye maruz kaldığı, perde duvar eklenerek güçlendirilen modelin ise hasar kontrolü aşamasında olduğu tespit edilmiştir. Buna karşın, sismik izolatör kullanılan modelin Kesintisiz Kullanım durumunda kaldığı gözlemlenmiştir. Farklı modelleri için doğal titreşim periyodu, kat deplasmanları, taban kesme kuvvetleri ve kolonlarda meydana gelen iç kuvvetler detaylı bir şekilde değerlendirilmiştir.
Atık maske lifi kullanımının asfalt karışım performansına etkisinin incelenmesi
Gün geçtikçe artan küresel ısınma, çevresel kirlilik ve doğal kaynakların tükenmesi gibi sorunlar, sürdürülebilirlik çalışmalarını her zamankinden daha önemli hale getirmiştir. Ulaştırma sektöründe de asfalt kaplama malzemelerinde, çevre dostu ve sürdürülebilir uygulamaların geliştirilmesi öncelikli hedefler arasında yer almaktadır. Bu doğrultuda, atık malzemelerin ileri dönüşümü hem çevreyi koruma hem de yol kaplamalarının dayanıklılığını artırma amacıyla önemli bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında, bitümlü sıcak karışımlarda lif katkı malzemesi olarak tek kullanımlık atık yüz maskelerinin kullanılabilirliği incelenmiştir. Tam faktöriyel deney tasarımı kullanılarak, farklı oranlarda (%0,05, %0,1, %0,15 ve %0,2) ve farklı uzunluklarda (10 mm, 15 mm ve 20 mm) kesilmiş maskeler deneysel çalışmalarda değerlendirilmiştir. Toplamda 36 adet Marshall numunesi hazırlanmış ve elde edilen sonuçlar referans numunelerle karşılaştırılmıştır. SPSS yazılımı kullanılarak yapılan ANOVA (Varyans Analizi) ile bağımsız değişkenlerin (lif oranı, lif uzunluğu), karışımın performansı üzerindeki etkileri istatistiksel olarak incelenmiştir. Marshall stabilite değeri en yüksek olan karışıma dolaylı çekme testi uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda, belirli oran ve uzunlukta maskelerin eklenmesinin karışımın dayanıklılığını artırdığı gözlemlenmiştir. Varyans analizi, %95 güven düzeyinde lif uzunluğu değişkeninin Marshall dayanımı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğunu ortaya koyarken; lif oranı ve lif oranı-lif uzunluğu etkileşiminin anlamlı bir etkiye sahip olmadığı belirlenmiştir. Marshall stabilite deneyi sonuçlarına göre, %0,1 oranında ve 15 mm uzunluğunda maske liflerinin eklenmesi, diğer numunelere kıyasla daha yüksek dayanım artışı sağlamıştır. Referans numunesinden yaklaşık %10 daha fazla dayanım göstermiştir. Bu karışım aynı zamanda dolaylı çekme testi sonuçlarına göre 20°C sıcaklıkta kırılma enerji yoğunluğunda artış sağlamıştır.
Soğuk şekillendirilmiş hafif çelik elemanlardan teşkil edilen konut yapısının incelenmesi
Bu tez çalışmasında, hafif çelik yapı sistemlerinin Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 2018 (TBDY 2018) kapsamında değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Artan yapı ihtiyacına paralel olarak, hızlı, ekonomik, sürdürülebilir ve depreme dayanıklı yapı sistemlerine olan ilgi her geçen gün artmaktadır. Bu bağlamda, soğuk şekillendirilmiş çelik profillerle oluşturulan hafif çelik yapılar, hem teknik hem de yapım süreci açısından önemli avantajlar sunmaktadır. Çalışmada, TBDY 2018'da doğrudan tanımlanmamış olan hafif çelik sistemlerin mevcut yönetmelik hükümleri çerçevesinde nasıl değerlendirilebileceği araştırılmıştır. Öncelikle literatür taraması yapılmış, ardından yönetmelik hükümleri incelenmiş ve hafif çelik sistemlere uyarlanabilirliği tartışılmıştır. Uygulama kısmında ise, örnek bir hafif çelik bina modeli SAP2000 yazılımı ile oluşturularak statik ve deprem analizleri gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçları, hafif çelik yapıların deprem davranışını değerlendirmek üzere ele alınmış ve TBDY 2018'un bu sistemler üzerindeki yeterliliği tartışılmıştır. Elde edilen bulgular, hafif çelik yapı sistemlerinin TBDY 2018 kapsamında yer alması gereken özel tasarım kriterlerine işaret etmektedir. Bu bağlamda, çalışmanın hem akademik literatüre hem de mühendislik uygulamalarına katkı sağlaması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hafif çelik yapılar, TBDY 2018, SAP2000, deprem analizi, soğuk şekillendirilmiş çelik, taşıyıcı sistem
Endüstriyel atıkların betonda kullanımı ve çevre dostu betonların araştırılması ve geliştirilmesi
Endüstriyel atık, sanayi ve imalat süreçleri sırasında ortaya çıkan yan ürünler, kullanılmayan malzemeler, üretim artıkları ve çeşitli kimyasal maddelerden oluşan atıklardır. Bu atıklar, üretim faaliyetlerinin türüne bağlı olarak çok çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir ve genellikle çevresel, sağlık ve güvenlik açısından yönetilmesi gereken önemli sorunlar doğurabilir. Endüstriyel atıkların geri dönüştürülmesi ve yeniden kullanılması, hammadde maliyetlerini düşürebilir ve ekonomik değer yaratabilir. Örneğin, geri dönüştürülmüş veya yeniden kullanılmış reçineler ile beton üretimi yapılarak ekonomik ve güvenli çevre dostu yapılar inşa edilebilir. Günümüz beton teknolojisinde, endüstriyel olan ya da endüstriyel olmayan atık ya da atıl malzemelerin mineral ve kimyasal katkı maddeleri ile birlikte kullanılmasıyla, basınç dayanımı ve dayanıklılıktan ödün vermeden beton imali yapılabilmektedir. Bu çalışmada rüzgar enerjisi endüstrisinde kullanılan epoksi reçine atıkların betonda kullanılabilirliği değerlendirilecektir. Çalışma neticesinde olumlu sonuçlar alınması, atıkların çevresel yüklerini azaltmak ve betonun performansını iyileştirmek için umut verici bir yaklaşımdır. Bu tür uygulamalar, sürdürülebilir inşaat ve yeşil bina uygulamalarının önemli bir parçasını oluşturarak, gelecekte daha çevre dostu ve ekonomik yapılar inşa edilmesine katkıda bulunacaktır.
Endüstriyel reçine atıkların betonda agrega olarakkullanımı ve sürdürülebilir beton üretimi ve geliştirilmesi
İleri mühendislik uygulamalarında, özellikle rüzgâr türbini kanatlarında yaygın olarak kullanılan lif takviyeli polimer (FRP) kompozitlerin üretim ve kullanım miktarlarının artması, başta epoksi esaslı malzemeler olmak üzere, kullanım ömrü sonunda ortaya çıkan büyük miktarda kompozit atığı beraberinde getirmiştir. Epoksi reçinelerin yüksek derecede çapraz bağlı termoset yapıları, bu malzemelerin yeniden eritilmesini veya yeniden şekillendirilmesini mümkün kılmamakta ve bu durum geri dönüşüm süreçlerini önemli ölçüde zorlaştırmaktadır. Mekanik geri dönüşüm, atığın fiziksel olarak küçültülerek çimento esaslı kompozitlerde toz veya kısa lif formunda yeniden kullanılmasını sağlayan, düşük enerji tüketimli ve çevre dostu bir yöntemdir. Bu çalışmada, rüzgâr türbini kanadı üretiminde oluşan epoksi reçine atıklarının çimento harçlarında ince agrega olarak kullanım potansiyeli araştırılmıştır. Mekanik olarak öğütülen epoksi atıkları, çimento matrisi ile aderansı artırmak amacıyla silan esaslı yüzey modifikasyonuna tabi tutulmuş ve ince agrega yerine kütlece %1, %4, %7 ve %10 oranlarında kullanılmıştır. Üretilen harçlarda yoğunluk, yayılma özellikleri, eğilme dayanımı, basınç dayanımı, su emme davranışı, ultrases geçiş hızı (UGH), alkali silika reaksiyonu (ASR) direnci ve yüksek sıcaklık altındaki performans özellikleri deneysel olarak değerlendirilmiştir. Deney sonuçları, epoksi atığı ikamesi arttıkça harçların işlenebilirliğinin, birim hacim ağırlığının ve mekanik dayanımının azaldığını gösterirken, düşük ikame oranlarında (%1–4) kayıpların sınırlı kaldığı belirlenmiştir. Ayrıca, silan modifikasyonu su emmeyi kısmen iyileştirmiş, yüksek sıcaklık davranışı referans numuneye benzer kalmış ve epoksi atığı ASR genleşmelerini baskılamıştır. Sonuç olarak, epoksi reçine atığının %1–4 oranında ince agrega yerine kullanımı, mekanik geri dönüşüm ve yüzey modifikasyonu ile birleştiğinde, çimento esaslı malzemelerde sürdürülebilir ve teknik kullanım potansiyelini önemli ölçüde artırmaktadır.
Lif takviyeli kompozitler ile güçlendirilen dolgu duvarların deneysel olarak incelenmesi
Dolgu duvarlar genellikle taşıyıcı sistem tasarımına dahil edilmemekle birlikte, deprem performansı üzerinde belirleyici etkilere sahiptir. Bu çalışmada, tek açıklıklı çelik çerçeve içine örülen dört adet tam ölçekli tuğla duvar numunesi üzerinde tekrarlı tersinir yatay yükleme testleri gerçekleştirilmiştir. Numunelerden biri yalın tuğla (REF-2), biri geleneksel çimento esaslı sıvalı duvar (REF), diğer ikisi ise Fabric-Reinforced Cementitious Matrix- Kumaş Donatılı Çimentolu Matris (FRCM) ile güçlendirilmiş ve farklı sıva tipleri (hidrolik kireç esaslı – FRCM-2, çimento esaslı – CBSM-FRCM) ile kaplanmıştır. Deneysel bulgular, sıva tipi ve FRCM güçlendirmenin yapısal performans üzerinde kritik rol oynadığını ortaya koymuştur. CBSM-FRCM numunesi, en yüksek yatay yük taşıma kapasitesi, rijitlik ve enerji tüketimi değerlerine ulaşmış; itme ve çekme yönlerinde referans numunelere kıyasla katlanarak artan performans sergilemiştir. FRCM-2 numunesi ise en yüksek süneklik kapasitesine ulaşmış, böylece yüksek deformasyon kabiliyeti açısından öne çıkmıştır. Geleneksel sıvalı REF numunesi yalın REF-2'ye göre anlamlı bir iyileşme sağlamış olsa da kapasite ve deformasyon açısından güçlendirilmiş sistemlerin gerisinde kalmıştır. Sonuç olarak, çimento esaslı sıvaların aderans ve dayanım özellikleri sayesinde taşıma kapasitesi ve enerji tüketiminde üstünlük sağladığı; hidrolik kireç esaslı sıvaların ise sünekliği artırarak deformasyon kapasitesini geliştirdiği belirlenmiştir. Bu bulgular, deprem performansının artırılmasında hem sıva tipinin hem de FRCM güçlendirme uygulamalarının kritik öneme sahip olduğunu göstermektedir.
Elektrikli araç filoları işletiminde pil değişim stratejisinin etkinliğinin incelenmesi
daha sonra doldurulacaktır
Soma termik santrali uçucu küllerinin ve kuvars atık tozlarının beton parkelerin mekanik özellikleri üzerindeki etkisinin incelenmesi, sürdürülebilirlik açısından değerlendirilmesi
Dünya üzerinde her geçen gün teknolojinin gelişmesi ve yaşam koşullarının değişmesiyle toplumların ve hatta ülkelerin ihtiyaçlarının artması beraberinde sanayileşme ve kentleşmenin gelişmesine ve artmasına sebep olmuş ve bu duruma bağlı olarak çevre, doğa kirliliği, ekosistemin bozulması gibi artık global olan sorunlarla karşı karşıya gelinmiştir. Bu gelişmelerle birlikte ülkelerin enerji ihtiyacı da artmaktadır. Sürdürülebilir üretime destek olmak için atık malzemelerin kullanım alanlarının arttırılması amacıyla farklı sektörlerde alternatif ürün olarak kullanılması çevre kirliliği sorununu bir miktar çözebilir ve atık malzemelerin depolanması, transfer edilmesi ve bertaraf edilmesi gibi maliyetli işlerin ortadan kalkmasıyla daha ekonomik üretim yapılmasına olanak sağlar. Yapı sektöründe dayanıklı, verimli, ekonomik, işlevsel ve kullanım alanlarının artması gibi sebeplerle beton parke taşlarının kullanımı oldukça fazladır. Beton parke taşı yapımında çimentoya ikame olarak termik santral atığı olan uçucu kül kullanılması, ince agregaya ikame olarak kuvars kullanarak yüzey malzemesi üreten fabrikaların kuvars atığının kullanılması doğal kaynakların korunması, ekonomik yarar ve çevresel sorunların azalması gibi pek çok konuda etkili olacaktır. Bu çalışmada Manisa ilinde faaliyet gösteren Soma Termik Santrali elektrik enerjisi üretimi santralinden elde edilen uçucu külünün beton parke taşlarında çimento yerine farklı yüzdelerle ikamesi, yüzey malzemesi üreten fabrikadan alınan kuvars atık tozunun beton parke taşlarında ince agrega yerine farklı yüzdelerle ikamesi ile beton parke numuneleri hazırlanarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Hazırlanan 12 farklı karışım ve her karışım için 24 adet olmak üzere toplam 288 beton parke taşından her deney için 3 adet kullanmak üzere her bir karışım için 12 adet beton parke taşı numunesi seçilmiş ve numunelerin uygunluk kriterlerini sağlayıp sağlamadığını tespit etmek amacıyla hazırlanan numunelere boyut ve görünüş, su emme oranı tayini, yarmada çekme dayanımı deneyi, aşınmaya karşı direnç tayini ve donma çözünme direnci tayini deneyleri yapılmıştır.
Okul binalarında güçlendirme, yıkım-yeniden yapım kararı için bir değerlendirme modeli oluşturulması
Türkiye, coğrafi konumunun doğal bir sonucu olarak deprem, heyelan, çığ ve sel gibi afetleri sık sık yaşamaktadır. Afet olaylarının meydana gelmesini önlemek ve sıklığını azaltmak neredeyse imkansızdır. Bu konuda yapılabilecek şey, meydana gelmesi muhtemel doğa olayının niteliğini anlamak ve yol açabileceği kayıp ve zararların etkilerini azaltmaya yönelik çalışmalar yapmak olmalıdır. Dünyanın aktif deprem kuşakları üzerinde yer alan ülkemiz de dahil olmak üzere pek çok ülkede, mevcut yapı stokunun önemli bir kısmı depreme karşı yeterince dayanıklı değildir. Bu binalardan bazıları yapısal açıdan – yönetmelik koşulları – yetersiz iken, bazıları ekonomik ömrünü tamamlamış veya işlevsel olarak kullanıcı beklentilerini karşılamaktan oldukça uzak olabilmektedir. Bahse konu bu binalar için güçlendirme veya yıkım-yeniden inşa kararıyla karşı karşıya kalınmaktadır. Alınacak bu karar genellikle ekonomik verilere dayalı olarak gerçekleşmektedir. Tez araştırmasına konu edilen bu çalışma, güçlendirme gereksinimi olan okul binaları için bir değerlendirme modeli önermektedir. Model, depreme karşı güçlendirme gereksinimi olan mevcut okul binaları için, Yapısal/Fiziksel, İşlevsel/Mimari, Çevresel/Enerji ve Ekonomik seviyede toplam 4 (dört) performans göstergesi ve bu göstergelere bağlı 23 (yirmi üç) alt kriterlerle ilişkili olarak değerlendirme ve yüzdesel bir ağırlık ile durum tespiti yapılmasına imkân tanımaktadır. Çalışma beş ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; araştırma konusuna dair genel bilgiler ile birlikte araştırmanın amacı, önemi ve kapsamı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca araştırma konusuna dair güncel literatür taramasına yer verilmiştir. İkinci bölümde; güçlendirme kavramı ve güçlendirmeye duyulan gereksinim açıklanarak, kamu binalarının durumundan bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde karar verme kavramı ile çok kriterli karar verme yöntemleri hakkında bilgilere yer verilmiştir. Dördüncü bölüm; önerilen tez araştırma modelinin yapısı ve modeli oluşturan bileşenlerin tanımlanarak, kavramsal çerçevenin oluşturulduğu, modelin ortaya konulduğu bölümdür. Bu bölümde, karar destek modelinin oluşturulması için kullanılan yöntem, ölçek, alan ve anket çalışmalarına dair bilgiler detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Temel performans göstergeleri (Yapısal/Fiziksel, İşlevsel/Mimari, Çevresel/Enerji ve Ekonomik) olarak tanımlanan ve alt kriterlerin önem ağırlıklarının belirlenmesine yönelik hazırlanan, alanında son derece uzman kişilerin bilgi, deneyim ve tecrübelerinden yararlanılarak gerçekleştirilen anket sonuçları, AHP adımları ile Super Decisions yazılımına işlenmiş, böylece önerilen Y.İ.Ç.E. (Yapısal-Y, İşlevsel-İ, Çevresel-Ç, Ekonomik-E) değerlendirme modeli için kullanılacak katsayı değerleri elde edilmiştir. Ayrıca her bir alt kritere ait mevcut durum seviyelerinin belirlenmesine yönelik, likert (5'li) ölçeği yardımıyla hazırlanan skor sayı puanları belirlenmiştir. Beşinci ve son bölümde; önerilen değerlendirme modeli örnek okul binalarına (kamu binaları) uygulanmış, uygulamaya konu her binaya ait bilgiler yardımıyla, mevcut durumları için, Yapısal Performans Puanı (Y.P.P.), İşlevsel Performans Puanı (İ.P.P.), Çevresel Performans Puanı (Ç.P.P.) ve Ekonomik Performans Puanı (E.P.P.) hesaplanabilmiştir. Ayrıca temel performans göstergelerine dair önem ağırlıkları yardımıyla bina Y.İ.Ç.E. puanı de belirlenmiştir. Deprem performans analizi sonuçlarına göre güçlendirme gereksinimi olan binaların Yapısal, İşlevsel, Çevresel ve Ekonomik göstergelere dayalı mevcut durum performans seviyelerinin belirlenmesine yönelik bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Güçlendirme gereksinimi olan okul binaları için verilecek GÜÇLENDİRME veya YIKIM-YENİDEN İNŞA kararının alınmasında, mevcut yöntemlerin yanında, tez araştırmasıyla ortaya konulan karar destek modeli "Y.İ.Ç.E." Puanının' da kullanılabileceği ortaya konulmuştur.
Kesme donatısız betonarme kirişlerin kesme etkisindeki davranışlarının incelenmesi
Betonarme elemanların kesme etkisindeki davranışları, günümüz yapı mühendisliğinin en güncel araştırma konularından biridir. Özellikle kesme kuvvetine maruz kalan kesme donatısız kirişlerde oluşan kırılma ve dayanım mekanizmalarının nasıl geliştiği hakkında henüz tam anlamıyla fikir birliğine varılabilmiş değildir. Bu çalışmada dört farklı kesme açıklığı/faydalı derinlik (a/d=2.0, 2.51, 3.13, 4.0) oranı ve farklı beton sınıfına sahip 15 adet betonarme kiriş numuneleri, dört noktalı eğilme deneyine tabi tutulmuştur. Kiriş numunelerinin deney sırasında gerçekleşen çatlakların gelişimleri detaylı olarak takip edilmiş ve yük-deplasman grafikleri elde edilmiştir. Deneylerden her numune için elde edilen maksimum kesme kuvveti, literatürde mevcut üç adet standartta önerilen ve bazı araştırmacıların önerdiği bağıntılar kullanılarak hesaplanan sonuçlar ile karşılaştırılmıştır. Bu çalışmada yapılan deneylerde; kesme kuvveti etkisi altındaki kesme donatısız betonarme kirişlerin davranışını etkileyen en önemli değişkenlerden birinin (a/d) oranı olduğu gözlenmiştir. Beton basınç dayanımının kesme dayanımı ve kırılma yükü ile ilişkisinin tahmin edilenden daha karmaşık olduğu ve bu nedenle beton basınç dayanımının betonarme kirişlerin kesme davranışına etkisinin daha rasyonel bir şekilde belirlenebilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğu sonucuna varılmıştır.
Atık cam katkılı betonların incelenmesi
Bu çalışmada, geri dönüşümde de kullanılabilen cam atıkların beton karışımında agreganın belirli oranlarında kullanılabilirliği araştırılmıştır. Cam tamamen doğadan elde edilmiş ve yüzde yüz geri dönüştürülebilen bir malzemedir. Yüzyıllardır insanoğlu camın keşfinden sonra bu geri dönüşüm özelliği sayesinde enerji kaynaklarını daha verimli kullanmayı hedeflemişlerdir. Bu çalışmada cam atıkları, iki etaplı olarak beton agregasının yerine kullanılarak hazırlanan numunelerdeki basınç ve çekmede eğilme dayanımları gözlenmiştir. Deneyler göstermiştir ki kullanılan cam atıkların yüzdeleri arttıkça beton mekanik özellikleri olumsuz etkilenmektedir. Bununla birlikte, ağırlıkça %10 civarında atık camın özellikle ince gradasyonlarda kullanılması enerji verimliliğini artırmak için uygulanabilir bir yöntem olarak gözükmektedir. Anahtar Kelimeler: Atık cam, Cam katkılı beton, Betonlarda atık cam kullanımı
Dolgu duvarların inşasında ve güçlendirilmesinde sürdürülebilir çimento esaslı kompozit betonun (ECC) kullanımının analitik olarak incelenmesi
Beton, çimento, su ve agreganın belirli oranlarda karıştırılmasıyla elde edilen temel bir yapı malzemesidir. Bilimsel araştırmalar sonucunda çevreci ve sürdürülebilir beton türleri geliştirilebilmektedir. Çimento esaslı kompozit beton (Engineered Cementitious Composite- ECC), yüksek süneklik ve çatlak kontrolü sağlayan yenilikçi bir beton türü olarak bu kapsamda öne çıkmaktadır. Yapısal performans açısından ECC, özellikle yüksek dayanım ve uzun ömürlü kullanım avantajları sunmaktadır. Tez çalışmasında, yeni dolgu duvarların tasarımında yatay kapasitenin ve enerji sönümlemenin artırılması, mevcut dolgu duvarların ise pratik bir şekilde güçlendirilmesine yönelik ECC malzemesinin kullanımı araştırılmıştır. Yapısal sistemlerde dolgu duvarların taşıyıcılık özelliği genellikle göz ardı edilmekte ve yalnızca düşey yük olarak hesaplara dahil edilmektedir. Ancak bilimsel araştırmalar ve saha gözlemleri dolgu duvarların yatay yükler açısından yapısal sistemde önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Çalışma kapsamında öncelikle sürdürülebilir ECC üzerine detaylı bir literatür araştırması yapılmış, tasarıma yönelik karışım içerikleri belirlenmiştir. Sürdürülebilir bir ECC karışımı için basınç ve eğilme testleri sonucunda mekanik özellikler açısından maksimum değere sahip, birim hacim ağırlığı optimum olan karışım analitik çalışmalara esas olarak seçilmiştir. Analitik çalışmalar kapsamında, mekanik ve fiziksel özellikleri belirlenen sürdürülebilir ECC kullanılarak SAP2000 yazılımı ile çerçeve analizleri gerçekleştirilmiştir. Analizlerde, yeni inşa edilecek dolgu duvarlarda ECC'den üretilmiş birim eleman kullanımı ve mevcut dolgu duvarlarda ECC ile güçlendirmenin etkisi statik itme analizi ile incelenmiştir.
Mevcut yapıların performans analizi ve güçlendirilmesinde 3D lazer tarama ile yapı bilgi modellemesi teknolojisinin kullanımının örneklerle incelenmesi
Deprem, doğa kaynaklı afete dönüşme potansiyeli yüksek bir tehlikedir. Bu durum şehirlerde mevcut yapı stokunun güncel teknolojiler kullanılarak hızlı ve hassas bir şekilde incelenmesi ve deprem risk analizlerinin yapılması konusunu ön plana çıkarmıştır. Ülke olarak derin bir üzüntü yaşadığımız ve asrın felaketi olarak tanımlanan Kahramanmaraş merkezli depremlerde farklı kullanım sınıfı ve taşıyıcı sistem özelliklerine sahip birçok yapıda; az – orta – ağır hasarlar meydana gelmiştir. Bu depremler mevcut yapı stokunun hızlı ve güncel teknolojiler kullanılarak değerlendirilmesi konusunu bir kez daha gündeme getirmiştir. Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY 2018) 'ne göre betonarme, çelik, yığma ve prefabrik yapıların performans değerlendirilmesi yapılabilmektedir. Bu kapsamda incelenmesi gereken mevcut yapı stoku oldukça geniştir. Bu değerlendirmelerin doğru bir şekilde yapılabilmesi için modelleme aşamasının hassasiyetle tamamlanmış olması ve yapının muhtemel beklenen etkilere karşı, gerçek duruma en yakın analizlerinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Yapıların deprem risk analizleri öncesinde mevcut yapı modelinin hassas bir şekilde elde edilmesi analiz sonuçlarının güvenilirliği açısından oldukça önemlidir. Bu çerçevede 3D Lazer Tarama teknolojisi literatürde teknolojik bir yaklaşım olarak benimsenmektedir. Ancak bu teknolojinin betonarme, çelik, prefabrik ve yığma yapıların deprem risk analizi çalışmalarında kullanımı sınırlıdır. Günümüzde bu teknoloji daha çok tarihi yapıların belgelendirilmesi çalışmalarında tercih edilmektedir. Tez çalışması kapsamında 3D Lazer Tarama yöntemiyle nokta bulutu verileri elde edilen betonarme, çelik, prefabrik ve yığma örnek yapıların verilerinin işlenmesi aşamasından yapı analiz modeli elde edilmesi aşamasına kadar ki tüm süreçleri detaylandırılmıştır. Bu süreçlerin minimum hata ve pratik bir şekilde tamamlanabilmesi için Yapı Bilgi Modellemesi araçlarını esas alan önerilerde bulunulmuştur. Tez çalışması ile 3D Lazer Tarama teknolojisine entegre Yapı Bilgi Modellemesi araçları kullanılarak mevcut yapıların deprem risk analizlerinin hızlı ve hassas yapılabilmesi, statik güvenilirlik açısından mevcut yapısal sistemde var olan kusurların tespiti için yapılan saha uygulamalarına ve akademik araştırmalara katkı sunulabilmesi hedeflenmiştir.
Kırşehir il merkezinde jet grout yöntemi ile zemin iyileştirilmesinin belirlenmesi ve örnek bir iyileştirme uygulamasının incelemesi
Bu çalışma, Kırşehir İli Merkez İlçesi'nde jet grout uygulamasının zemin koşullarına uygunluğunu belirlemek amacıyla, öncelikle 25 m derinliğe kadar sondaj çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Çalışma alanındaki zemin, kumlu-kil özellikli birimlerden oluşmakta olup, 1,50 m ile 21,00 m derinlikleri arasında koyu kahverengi kumlu-kil tabakası hakimdir. Kendini tutamayan nitelikteki zeminde, farklı sondaj kuyularında yapılan ölçümler sonucunda 2–3 m derinliklerinde yeraltı suyu seviyesine rastlanmıştır. Yapılan deneysel analizler sonucunda yerel zemin sınıfı ZE olarak belirlenmiştir. Ayrıca, hesaplanan oturma miktarının kabul edilebilir limitlerin üzerinde olduğu; temel zemini oluşturan yumuşak-orta katı kıvamlı, doğal nemli ve plastisite özelliği yüksek kil tabakasının düşük taşıma gücüne sahip olduğu ve farklı oturma sorunları (17–25 cm) oluşturabileceği saptanmıştır. Bu kapsamda, yapı temelinin altındaki siltli-killi tabaka üzerine jet grout yöntemiyle iyileştirme yapılması önerilmiştir. Toplam 194,33 m² alan için, 60 cm çapında ve 10 m boyunda toplam 77 adet jet grout kolon imal edilmiştir. Uygulamanın tüm aşamaları kontrollü şekilde yürütülmüş; imalat öncesinde 1–2 m boyunda deneme kolonları oluşturulmuş ve bu kolonların çapları kazılarak projeye uygunluğu denetlenmiştir.
Kırşehir il milli eğitim müdürlüğüne bağlı mevcut betonarme binaların deprem performans analizinin yapılması ve güçlendirme uygulamaları
Son yıllarda ülkemizde meydana gelen depremler, mevcut yapı stoklarının depreme karşı dayanıklılığının sorgulanmasını zorunlu kılmıştır. Özellikle Türkiye'nin büyük bir kısmının aktif fay hatları üzerinde yer alması sonucunda meydana gelecek depremlerde can ve mal kaybını minimum seviyeye indirmek adına, mevcut binaların performanslarının değerlendirilmesini ve güçlendirilmesini kaçınılmaz hâle getirmiştir. Bu çalışma, deprem performans analizi sonucu güçlendirme ihtiyacı olan iki adet betonarme okul binasının deprem performanslarının iyileştirilmesini sağlamak için yapılan müdahaleleri, müdahaleler sırasında hangi adımların izlendiğini ve sahada uygulama aşamalarının gösterilmesini amaçlamaktadır. Araştırma, Kırşehir'de bulunan iki okul binasının güçlendirme yöntemlerini incelemektedir. Öncelikle, farklı geometrilere sahip bu yapıların mevcut durumları belirlenmiş; zemin etüt çalışmaları, alınan numuneler üzerindeki testler ve yapısal özellikler doğrultusunda STA4CAD yazılımı kullanılarak detaylı analizler gerçekleştirilmiştir. Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY-2018) çerçevesinde yapılan değerlendirmeler sonucunda, binaların olası deprem senaryoları altındaki performans seviyeleri belirlenmiş ve her iki yapının da güçlendirilmesi gerektiği tespit edilmiştir. Güçlendirme yöntemlerinin seçimi sırasında fayda-maliyet oranı gibi kritik parametreler göz önünde bulundurulmuş, ekonomik verimlilik ile yapısal güvenlik arasındaki denge sağlanmaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında, mevcut yapısal analiz varsayımlarının sonuçlar üzerindeki etkisi detaylı bir şekilde ortaya konmuş; bu kapsamda yapılan değerlendirmelerin sadece incelenen yapılar için değil, benzer özelliklere sahip kamu binaları için de yol gösterici olması hedeflenmiştir. Bu araştırma, sadece örnek yapıların güvenliğini artırmayı değil, aynı zamanda benzer özelliklere sahip kamu yapılarının değerlendirilmesine ışık tutmayı, yerel yönetimler ve mühendisler için sürdürülebilir bir güçlendirme yaklaşımı geliştirmeyi amaçlamaktadır.
Doğu Akdeniz, Seyhan, Ceyhan ve Asi havzalarında farklı yöntemler kullanılarak kuraklık analizi
Bu çalışmada, Türkiye'nin güneyinde yer alan Doğu Akdeniz, Seyhan, Ceyhan ve Asi Havzaları'nı içine alan bölgede kuraklık analizi yapılmıştır. Toplamda 35 meteoroloji ve 56 akım gözlem istasyonunun verileri analiz edilmiştir. Kuraklık indeksi olarak Keşif Kuraklık İndeksi (KKİ), Ondalıklar Kuraklık İndeksi (OKİ), Akım Kuraklık İndeksi (AKİ) ve Bütünleşik Kuraklık İndeksi (BKİ) kullanılmıştır. Sonuçlara göre bütün istasyonların potansiyel evapotranspirasyon (PET) değerleri son yıllarda artmıştır. Bazı meteoroloji ve bazı akım gözlem istasyonlarının kuraklık indeks değerlerinde α=0.1 önemlilik seviyesinde azalan gidiş yakalanmıştır. AKİ sonuçlarına göre en kurak yıl 2001 yılıdır. En düşük kuraklık indeks değerleri Karaisalı, Silifke, İskenderun, Yumurtalık, Tomarza ve Mut istasyonlarında görülmüştür. KKİ sonuçlarına göre havza genelinde hafif kuraklık yaşanmıştır. Bölgesel kuraklık frekans analizi sonucunda kuraklık indeksi değerleri ile yapılan büyüme eğrileri elde edilmiştir.
Zemin iyileştirmede rijit kolon etkisinin araştırılması
Bu çalışmada taş kolon, derin karışım ve jet grout gibi zemin iyileştirme yöntemleriyle oluşturulan rijit kolonların davranışı sayısal analizler yardımıyla araştırılmıştır. Sayısal analizlerde rijit kolonlarla ilgili detaylı parametrik çalışma yapılarak, farklı tasarım parametrelerinin (derinlik iyileştirme oranı, alan yerleşim oranı ve kolon rijitliği gibi) kompozit temel sistemi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Sayısal analizlerde, sonlu elemanlar yöntemine dayalı PLAXIS bilgisayar yazılımı kullanılmıştır. Ayrıca tez kapsamında, literatürde yer alan derin karışım kolon yöntemi ile iyileştirilmiş bir arazi uygulamasının üç boyutlu sayısal analizleri gerçekleştirilmiş ve analiz sonuçları ile arazi ölçümleri karşılaştırılarak sayısal analizlerin doğruluğu gösterilmiştir. Aynı geometrik model ve zemin parametreleri kullanılarak farklı rijitliklere sahip taş kolon, derin karışım ve jet grout kolonları üç boyutlu olarak modellenmiştir. Bu analizlerde farklı rijitliğe sahip kolonların kompozit temel sistem davranışına olan etkisi araştırılmıştır. Bu araştırma sonuçlarından, doğru ve güvenilir analizler yapıldığı takdirde uygulamada daha ekonomik, daha hızlı ve kolay yöntemler ile proje kriterlerinin sağlanabileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Rijit kolon, Yüzen rijit kolon, Derin karışım kolon, Taş kolon, Jet grout kolon.
Axisymmetric bending and flexural vibration analysis of heterogeneous (FGM) circular plates
In this research, an effective numerical approach is applied to the axisymmetric bending and flexural vibration analysis of two-directional functionally graded (2D-FG) thick circular and annular plates with variable thickness. The material properties are assumed to vary continuously both in thickness and radial directions. The effect of shear deformation is considered in the formulation. The governing equations are converted to a set of ordinary differential equations (ODEs). Obtained canonical equations are solved numerically by the Complementary Functions Method (CFM). For the dynamic analysis, the CFM is combined with the Laplace transform. A powerful inverse algorithm is applied to retransfer the results from the Laplace space to the time domain. The damping model of Kelvin is used in the damped forced vibration analysis. The main purpose is to infuse this method to the bending and dynamic analysis of a wide range of solid circular or annular plates, with linear or non-linear thickness profiles, radially Functionally Graded (FG), FG in the thickness direction or 2D-FG, without any restrictions. The influence of material variation exponents and thickness profiles on the considered problems are investigated. Several examples are presented and results are verified with those obtained by finite element method and available published literature. Excellent agreement is observed.
Şev stabilitesi ve şev hareketlerine karşı alınacak önlemler
Bir şevin bütünsel stabilitesini; şevin yüksekliği, eğim açısı, şev üzerinde bulunan yükün değeri ve konumu, zemin davranışı ve özellikleri, kaymayı önleyici yapının varlığı etkilemektedir. Bu çalışmada, bir şev modeli üzerinde bu etkileri incelemek için parametrik çalışma kapsamında bir dizi analiz gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarında şev güvenliği değeri her durum için ayrı ayrı karşılaştırılmalı olarak incelenmiş ve sonuçlar grafiklerle sunulmuştur. Çalışmanın devamında vaka incelemesine yer verilmiştir. Üzerinde yol inşaatı bulunan ve kayma potansiyeli yüksek olan şev ele alınmıştır. Arazi ve laboratuvar çalışmalarından elde edilen verilerle Plaxis ve Slide programları kullanılarak arazi mevcut durumu simüle edilmiştir. Analiz sonuçlarının arazinin mevcut durumunu yansıttığı görülmüştür. Şev hareketini önlemeye yönelik örnek uygulama ve yapılabilecek diğer çalışmalara değinilmiştir.